# Kelime-i Tevhîd

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/kelime-i-tevhid
**Sayfa:** 178

---

03-10-2001 03-10-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama TEVHİD "Lâ ilâhe illâ Allah" dedi Yüce Allah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.6s

03-10-2001 03-10-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama TEVHİD "Lâ ilâhe illâ Allah" dedi Yüce Allah.

"Muhammedü'r-Rasûlüllah" dedi Yüce Peygamber.

Her ikisini bir araya getiren Allah dostları "Elhamdülillah, elhamdülillah" dediler.

ARA Kendini ararsan ara; kendi içinde.

Rahman'ın sûretini ararsan ara; kendin için de.

Hakk'a kavuşmayı ararsan ara; kendi içinde.

Mevlâ, insan sûretinde tecelli etti.

"Muhammedü'r-Rasûlüllah" dedi Yüce Peygamber.

Her ikisini bir araya getiren Allah dostları "Elhamdülillah, elhamdülillah" dediler.

ARA Kendini ararsan ara; kendi içinde.

Rahman'ın sûretini ararsan ara; kendin için de.

Hakk'a kavuşmayı ararsan ara; kendi içinde.

Mevlâ, insan sûretinde tecelli etti.

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ BİRİNCİ BÖLÜM&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.0s

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ BİRİNCİ BÖLÜM

Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama TEVHİD "Lâ ilâhe illâ Allah" dedi Yüce Allah. "Muhammedün Rasûlüllah" dedi Yüce Peygamber. Her ikisini bir araya getiren Allah dostları dedi ki: "Elhamdülillah, elhamdülillah." ARA Kendini ararsan ara; kendi içinde. Rahman'ın sûretini ararsan ara; kendin için de. Hakk'a kavuşmayı ararsan ara; kendi içinde. Mevlâ, insan sûretinde tecelli etti. İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ BİRİNCİ BÖLÜM

Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama TEVHİD lâ ilâhe illâ allah dedi Hazreti Allah Muhammedür rasûlüllah dedi Hazreti Rasulüllah Her ikisini cem eden ehlûllah Dedi, elhamdülillâh, elhamdülillâh ARA Kendin kendini ararsan ara; kendi içinde Sûret’i Rahman ararsan ara; kendin için de Hakk’a vuslat ararsan ara; kendi içinde Tecelli etti Mevlâ sûret’i insan içinde İ Ç İ N D E K İ L E R ÖNSÖZ B İ R İ N C İ B Ö L Ü M

- “Kelime-i Tevhid” Manası (kısa izahı)

- “Kelime-i Tevhid” zuhur mertebeleri

- “Kelime-i Tevhid”in doğuşu

- “Kelime-i Tevhid”in asli hali

- Kur’anı Keriym’in tercümeleri

- Kelime, lafız ve mana

- İlk kelime lafzı

- Kabe’i seyr ile okumak

- Kabeyi seyrediyorum (Okumaya çalışıyorum)

- Biz Gelelim Seyrimize

- “Kelime-i Tevhid”in hadislerde belirtilen ilk okunuşları 

- “Kelime-i Tevhid”in Ayetlerde belirtilen ilk okunuşları

- Ka’be-i Muazzama hakkında birkaç ayeti kerime

- Hz. Muhammed Mustafa (SAV) hakkında birkaç ayeti kerime

- Kelime-i Tevhid’in zuhur mahalli “Beytül Atik” (Eski ev)

- “Tecelli-i Zat” Beytullah’ın dünyada ilk kuruluşu

- İbrahim (AS) Devri

- Dünya Tefekkür tarihinde büyük inkilablar

- Yeryüzündeki tek din

- Beytullah’a hergün 120 rahmet

- Mescidimde kılınan bir namaz

- “Mescid’il Haram” kitabını okumaya devam (“Makamı İbrahim”)

- Ka’be’nin içi bölümü

- “Kelime-i Tevhid”in harfleri itibariyle oluşması

- “Allah” lafzının oluşumu

- “illâ” lafzının oluşumu

- “İlahe” lafzının oluşması

- “lâ” lafzının oluşumu

- “Mertebe-i Ademiyyet” Tevhidi

- “Mertebe-i İbrahimiyyet” Tevhidi

- “Mertebe-i Museviyyet” Tevhidi

- “Mertebe-i İseviyyet” Tevhidi

- “Merteb-i Muhammediyyet” Tevhidi (Muhammedürrasülüllah)/(Kelime-i Risalet)

- “Kelime-i Risalet”in zuhur mahalli

- Risalet Makamının doğuşu

- “Kelime-i Risalet”in oluşumu

- “Rasül” lafzının oluşumu

- “Muhammed” lafzının oluşumu

- “El Hamd”

- Mecnun’dan bir hikaye

- Küçük bir hatıram

- “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”ten özet

İ K İ N C İ B Ö L Ü M İKİNCİ BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM BEŞİNCİ BÖLÜM (Savaşları)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.1s

İKİNCİ BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM BEŞİNCİ BÖLÜM (Savaşları)

ALTINCI BÖLÜM Ayetlerde “Kelime-i Tevhid”

Fiillerin Tevhidi Ayetleri İsimlerin Tevhidi Ayetleri Sıfatların Tevhidi Ayetleri YEDİNCİ BÖLÜM SEKİZİNCİ BÖLÜM Fiillerin Tevhidi hadisleri İsimlerin Tevhidi Hadisleri Sıfatların Tevhidi Hadisleri ÖNSÖZ 2001 yılının dokuzuncu ayında Kutsal topraklara bu defa Umre niyetiyle beşinci ziyaretimize karar verdiğimizde, oradaki vaktimin çoğunu tefekküre ayırmayı düşünmüştüm.

ALTINCI BÖLÜM Ayetlerde “Kelime-i Tevhid”

Ef’ali Tevhid Ayetleri Esma-i Tevhid Ayetleri Sıfati Tevhid Ayetleri YEDİNCİ BÖLÜM SEKİZİNCİ BÖLÜM Ef’ali Tevhid hadisleri Esma-i Tevhid Hadisleri Sıfati Tevhid Hadisleri ÖNSÖZ 2001 yılının dokuzuncu ayında Kutsal topraklara bu defa Umre niyetiyle beşinci ziyaretimize karar verdiğimizde, oradaki vaktimin çoğunu tefekküre ayırmayı düşünmüştüm.

- “Kelime-i Tevhid”de uruc (yükseliş)

- “Kelime-i Tevhid”in harflerine kısaca bir bakış

- On dokuz (19) sayısının özelliği

- “Kelime-i Tevhid”i söyleyecek mahal

- “lâ” ya ulaşmak

- “ilâhe”ye ulaşmak

- “illâ”ya ulaşmak

- “Allah”a ulaşmak - Tevhidi Ef’al

- Tevhid-i Esma

- Tevhid-i Sıfat

- Tevhid’i Zat

- Batının içinde bulunduğu gerçek hal

- İnsan-ı Kamil

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.9s

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BEŞİNCİ BÖLÜM (Savaşları)

ALTINCI BÖLÜM Ayetlerde “Kelime-i Tevhid”

Fiillerin Tevhidi Ayetleri

İsimlerin Tevhidi Ayetleri

Sıfatların Tevhidi Ayetleri

YEDİNCİ BÖLÜM

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Fiillerin Tevhidi hadisleri

İsimlerin Tevhidi Hadisleri Tevhid İsimleri Hadisleri Adiy Kemal'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- “Kelime-i Risalet”

- “Resul” Kelimesi

- “Muhammed” (SAV) kelimesi

- “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”in değer sayıları

- Mekke-i Mükerreme

- Gönderilen kitaplarda “Kelime-i Tevhid”

- “Kelime-i Tevhid”in Mertebe-i Muhammediyye’ye indirilmesi

- “Kelime-i Tevhid”in Hz. Ali (k.a.v.) Efendimize ve sahabe-i kiram’a telkin edilmesi

- Hz. Ali Efendimizin bu günlere ulaşması

D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M

- “HİCRET” - Hicret’in hakikati

- “Gar-ı Sevr” - Sevr mağarası hakikati

- “Küba Mescidi” ve hakikati

- “Cum’a Mescidi” hakikati

- “Mescid-i Nebevi”

- Kaybettim Kendimi (Şiir)

- “Mescidi Nebevi”de bulunan bazı mevkiler

- İhtişam-ı Rasulullahı gör (Şiir)

- “Mescidi Nebevi”nin diğer bazı özellikleri

- 1. Ağlayan Hurma kütüğü

- 2. Hz. Aişe sütunu

- 3. Hz. Lübabe’nin tevbe sütunu

- 4. Serir sütunu

- 5. Muharras sütunu

- 6. Vüfud sütunu

- 7. Teheccüd sütunu

- 8. Halen imamın namaz kıldırğı mihrab

- 9. Efendimiz (sav.)’in namaz kıldırdığı mihrab

- 10. Halen hutbelerin okunduğu minber

- 11. Müezzinlik

- 12. İç kapı

- 13. İç kapı

- 14. Hz. Peygamber (sav.) Efendimizin kabri

- 15. Hz. Ebubekir Sıddık (RA)’ın kabri

- 16. Hz. Ömer’ül Faruk (RA)’ın kabri

- 17. Üzerinde Ahzab suresi 40. ayet yazılı 1. pencere

- 18. Üzerinde Hucerat suresi 3. ayet yazılı 2. pencere

- 19. Üzerinde Hucerat suresi 2. ayet yazılı 3. pencere

- 20. Cibril Makamı

- 21. Baki kapısı

- 22. Cibril kapısı

- 23. Nisa/kadın kapısı

- 24. Eshab-ı Suffa

- 25. Mihrab

- 26. Bab-üs Selam

- Mescid-i Gamame (Bulut mescidi)

- Ebubekir Sıddık mescidi

- Ömer’ul Faruk mescidi

- Ömer’ul Faruk mescidi

- Hz. Ali (k.a.v.) mescidi

- Ehli Beyt

- Bilali Habeşi mescidi

B E Ş İ N C İ B Ö L Ü M (Savaşları)

- Bedir Savaşı

- Uhud Savaşı

- Hendek Savaşı

A L T I N C I B Ö L Ü M Ayetlerde “Kelime-i Tevhid”

Ef’ali Tevhid Ayetleri

- 1. Yunus suresi 10/90

- 2. Hud suresi 11/14

- 3. Ra’d suresi 13/30

- 4. Enbiya suresi 21/87

- 5. Fatır suresi 35/3

- 6. Saffat suresi 37/35

- 7. Zümer suresi 39/6

- 8. Mü’min suresi 40/3

- 9. Duhan suresi 44/8

Esma-i Tevhid Ayetleri

- 10. Bakara suresi 2/255

- 11. Ali İmran suresi 3/2

- 12. Ali İmran suresi 3/6

- 13. Ali İmran suresi 3/18

- 14. Nisa suresi 4/87

- 15. En’am suresi 6/102

- 16. En’am suresi 6/106

- 17. Ar’af suresi 7/158

- 18. Tevbe suresi 9/31

- 19. Ta-ha suresi 20/8

- 20. Ta-ha suresi 20/98

- 21. Haşr suresi 59/22

- 22. Haşr suresi 59/23

- 23. Tegabun suresi 64/13

Sıfati Tevhid Ayetleri

- 24. Bakara suresi 2/163

- 25. Ali İmran suresi 3/18

- 26. Tevbe suresi 9/129

- 27. Nahl suresi 16/2

- 28. Ta-ha suresi 20/14

- 29. Enbiya suresi 21/25

- 30. Enbiya suresi 23/116

- 31. Neml suresi 27/26

- 32. Kasas suresi 28/70

- 33. Muhammed suresi 47/19

Y E D İ N C İ B Ö L Ü M

- “Hurufu Mukatta’a” (kati harfler)

S E K İ Z İ N C İ B Ö L Ü M

- Hadislerde “Kelime-i Tevhid”

Ef’ali Tevhid hadisleri

- Ramuz 1044

- Ramuz 416

- Ramuz 1057

- Ramuz 1615

- Ramuz 1852

- Ramuz 1853

- Ramuz 1863

- Ramuz 1933

- Ramuz 1993

- Ramuz 2037

- Ramuz 2039

- Ramuz 2044

- Ramuz 2263

- Ramuz 3789

- Ramuz 3790

- Ramuz 3816

- Ramuz 4177

- Ramuz 4475

- Ramuz 4513

- Ramuz 4726

- Ramuz 5293

- Ramuz 5413

- Ramuz 5415

- Ramuz 5416

- Ramuz 6028

- Ramuz 6061

- Sahih-i Buhari

Esma-i Tevhid Hadisleri Tevhid İsimleri Hadisleri Adiy Kemal'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah"tır. (Ramuz 3361)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.1s

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah"tır. (Ramuz 3361)

Deylemî'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah", nimetin sermayesi "elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ölülerinizi "lâ ilâhe illâ allah" söylemekle rızıklandırınız. (Ramuz 3654)

Ukuylî Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Deylemi'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah", nimetin sermayesi "elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ölülerinizi "lâ ilâhe illâ allah" söylemekle rızıklandırınız. (Ramuz 3654)

Ukuyli Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- Ramuz 3361

- Ramuz 3362

- Ramuz 3654

- Ramuz 4866

- Ramuz 5746

Sıfati Tevhid Hadisleri&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.7s

Sıfatî Tevhid Hadisleri

ÖNSÖZ 2001 senesinin dokuzuncu ayında Kutsal topraklara bu defa Umre niyetiyle beşinci ziyaretimize karar verdiğimizde, oradaki vaktimin çoğunu tefekküre ayırmayı düşünmüştüm.

Daha önce bir miktar üzerinde çalışma yaptığım "Kelime-i Tevhid"i orada yeniden ele alarak, yerinde gelen ilham ve idraklerle kaydetmeye çalıştım.

- Ramuz 2290

- Ramuz 4072

- Ramuz 4234

- Ramuz 4256

- Ramuz 4482

- Ramuz 4636

- Ramuz 4657

- Ramuz 4658

- Ramuz 5403

- Ramuz 5414

- A’ma ve aşk

- Son Sözler

- Ka’be-i Muazzama’nın batın krokisi

- Nedir Dediler 

- Tek din İslâmın sembolleri ve hakikatleri 

- Kaynaklar 

Ö N S Ö Z 2001 senesinin dokuzuncu ayında Kutsal topraklara bu defa Umre niyetiyle beşinci ziyaretimize karar verdiğimizde oradaki vaktimin ağırlığını tefekküre ayırmayı düşünmüştüm.

Daha evvelce bir miktar üzerinde çalışma yaptığım “Kelime-i Tevhid”i orada yeniden ele alarak, mahallinde gelen ilham ve idraklerle kaydetmeğe çalıştım.

Daha önce üzerinde bir miktar çalışma yaptığım "Kelime-i Tevhid"i orada yeniden ele alarak, yerinde gelen ilham ve idraklerle kaydetmeye çalıştım.

Medine-i Münevvere'ye ulaştığımızda zamanımın çoğunu Mescid-i Nebevi'de geçirmeye gayret gösterdim. Çoğu zaman namazlardan sonra tenha bir direğin dibine oturur, yanımda bulunan kağıtlarımın üzerine o günkü ilhamlarımı ve konumuzla ilgili hallerimi yazarak oluşturmaya çalışıyordum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Medine-i Münevvere'ye ulaştığımızda zamanımın çoğunu Mescid-i Nebevi'de geçirmeye gayret gösterdim. Çoğu zaman namazlardan sonra tenha bir direğin dibine oturur, yanımda bulunan kağıtlarımın üzerine o günkü ilhamlarımı ve konumuzla ilgili hallerimi yazarak oluşturmaya çalışıyordum.

Medine-i Münevvere'ye ulaştığımızda zamanımın çoğunu Mescid-i Nebevi'de geçirmeye gayret gösterdim. Çoğu zaman namazlardan sonra tenha bir direğin dibine oturur, yanımda bulunan kağıtlarımın üzerine o günkü ilhamlarımı ve konumuzla ilgili hallerimi yazarak oluşturmaya çalışıyordum.

Medine-i Münevvereye ulaştığımızda zamanımın çoğunu Mescid-i Nebevi’de geçirmeğe gayret gösterdim. Çoğu zaman namazlardan sonra tenha bir direğin dibine oturur yanımda bulunan kağıtlarımın üzerine o günkü varidatlarımı ve mevzuumuzla ilgili hallerimi yazarak oluşturmağa çalışıyordum. 

Bu makam “Kelime-i Risalet” makamı idi. Bu makamın sahibi ve alemlerin sultanı Rasulüllah (sav.) uzun müddet buralarda yaşamış, gezmiş dolaşmış, ruhaniyeti ve kokusu, nefesi, nefhası hep buralara sinmiş ve neticede burada ebediyete tevdi edilmişti madde aleminde. O’na bu makamdan başka bir yerde bu kadar yakın olma imkanımız yoktur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu makam "Kelime-i Risalet" makamı idi. Bu makamın sahibi ve âlemlerin sultanı Resulullah (s.a.v.) uzun süre buralarda yaşamış, gezmiş dolaşmış, ruhanî tesirleri ve kokusu, nefesi, nefhası hep buralara sinmiş ve neticede madde âleminde burada sonsuzluğa emanet edilmişti. O'na bu makamdan başka bir yerde bu kadar yakın olma imkânımız yoktur.

Bu makam "Kelime-i Risalet" makamı idi. Bu makamın sahibi ve âlemlerin sultanı Resulullah (s.a.v.) uzun süre buralarda yaşamış, gezmiş dolaşmış, ruhanî tesirleri ve kokusu, nefesi, nefhası hep buralara sinmiş ve neticede madde âleminde burada sonsuzluğa emanet edilmişti. O'na bu makamdan başka bir yerde bu kadar yakın olma imkânımız yoktur.

Bunları düşünerek ve vaktimin darlığını da göz önünde tutarak oradaki günlerimi en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Nihayet burada günlerimiz doldu, gelecek sayfalarda okuyacağınız satırlar oluştuktan sonra onları da yanıma alarak muhabbet ve özlem dolu olarak, "Mertebe-i Muhammedi" ve "Mertebe-i Risalet"ten ayrılmak zorunda kaldık, ama yükümüz muhabbet ve marifet ile doluydu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Bunları düşünerek ve vaktimin darlığını da göz önünde tutarak oradaki günlerimi en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Nihayet burada günlerimiz doldu, gelecek sayfalarda okuyacağınız satırlar oluştuktan sonra onları da yanıma alarak muhabbet ve özlem dolu olarak, "Mertebe-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in makamı) ve "Mertebe-i Risalet"ten (Peygamberlik makamı) ayrılmak zorunda kaldık, ama yükümüz muhabbet ve marifet (Allah'ı bilme) ile doluydu.

Bunları düşünerek ve vaktimin darlığını da göz önünde tutarak oradaki günlerimi en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Nihayet burada günlerimiz doldu, gelecek sayfalarda okuyacağınız satırlar oluştuktan sonra onları da yanıma alarak muhabbet ve özlem dolu olarak, “Mertebe-i Muhammedi” (Hz. Muhammed'in makamı) ve “Mertebe-i Risalet”ten (Peygamberlik makamı) ayrılmak zorunda kaldık, ama yükümüz muhabbet ve marifet (Allah'ı bilme) ile doluydu.

Bunları düşünerek ve vaktimin darlığını da göz önünde tutarak oradaki günlerimi en iyi şekilde değerlendirmeğe çalıştım. Nihayet burada günlerimiz doldu, gelecek sayfalarda okuyacağınız satırlar oluştuktan sonra onları da yanıma alarak muhabbet ve özlem dolu olarak, “Mertebe-i Muhammedi” ve “Mertebe-i Risalet”ten ayrılmak zorunda kaldık, ama yükümüz muhabbet ve marifet ile doluydu. 

“Ayrılmak istemez gönül yardan, “Ayrılmak istemez gönül yardan, Vakti firaktır ne gelir elden.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Ayrılmak istemez gönül yardan, Vakti firaktır ne gelir elden."

diyerek uçağımıza binerek "Kelime-i Tevhid"in ortaya çıktığı yer, zâta ait oluşların kaynağı, âlemlerin merkezi, muhteşem "Ka'be-i Muazzama"ya doğru yola çıktık.

Nihayet oraya ulaşıp otelimize yerleştikten sonra, hemen vakit geçirmeden "Beytullah"a, Allah'ın evine, "O'nu" ziyarete giderek tavaf ve sa'yimizi de yaparak istirahat için otelimize döndük.

diyerek uçağımıza binerek "Kelime-i Tevhid"in ortaya çıktığı yer, zâtî zuhurun kaynağı, âlemlerin merkezi, muhteşem "Ka'be-i Muazzama"ya doğru yola çıktık.

Nihayet oraya ulaşıp otelimize yerleştikten sonra, hemen vakit geçirmeden "Beytullah"a, Allah'ın evine, "O'nu" ziyarete giderek tavaf ve sa'yimizi de yaparak istirahat için otelimize döndük.

 Vakti firaktır ne gelir elden.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Ayrılık vaktidir, elden ne gelir."

diyerek uçağımıza binip "Kelime-i Tevhid"in zuhur yeri, zâtî zuhurun kaynağı, âlemlerin merkezi, muhteşem "Kâbe-i Muazzama"ya doğru yola çıktık.

Nihayet oraya ulaşıp otelimize yerleştikten sonra, hemen vakit kaybetmeden "Beytullah"a, Allah'ın evine, "O'nu" ziyarete giderek tavaf ve sa'yimizi de yaparak istirahat için otelimize döndük.

İşte yine beşinci defa muhteşem ikram şehri Mekke-i Mükerreme'de idik. Böylece "Hazarat-ı Hamse" (beş ilahi varlık mertebesi) mertebelerinin yaşantısı da tamamlanmış oluyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

İşte yine beşinci defa muhteşem ikram şehri Mekke-i Mükerreme'de idik. Böylece "Hazarat-ı Hamse" (beş ilahi varlık mertebesi) mertebelerinin yaşantısı da tamamlanmış oluyordu.

Genellikle "Hacer-ul Esved" köşesinin karşısında bulunan müezzin mahfelinin on ikisinde, yine bir direğin dibinde gözden uzak oturarak "Kelime-i Tevhid"deki seyr ve yolculuğuma devam etmekteydim. Bu geniş konuyu mümkün olduğu kadar açık ve güzel bir şekilde anlayıp tespit etmeye çalışıyordum, çünkü "O" Hadisler bölümünde de belirteceğimiz gibi, bir Hadis-i Şerif'te "lâ ilâhe illâ allah", "benim kelâmımdır", "işte ben oyum" buyuran Yüce Allah Hazretlerinin en açık, en geniş, en öz olarak kendini izah ve ifşa ettiği "zâtî kelâm"dır.

diyerek uçağımıza binerek “Kelime-i Tevhid”in zuhur mahalli, zat-i zuhurun kaynağı, alemlerin merkezi, muhteşem “Ka’be-i Muazzama”ya doğru yola çıktık. 

 Nihayet oraya ulaşıp otelimize yerleştikten sonra, hemen vakit geçirmeden “Beytullah”a Allah’ın evine “O’nu” ziyarete giderek tavaf ve sa’yimizi de yaparak istirahat için otelimize döndük.

 İşte yine beşinci defa muhteşem ikram şehri, Mekke-i Mükerremede idik. Böylece “Hazarat-ı Hamse” mertebelerinin yaşantısı da tamamlanmış oluyordu.

İşte yine beşinci defa muhteşem ikram şehri Mekke-i Mükerreme'de idik. Böylece "Hazarat-ı Hamse" (beş ilahi varlık mertebesi) mertebelerinin yaşantısı da tamamlanmış oluyordu.

Genellikle "Hacer-ul Esved" köşesinin karşısında bulunan müezzin mahfelinin on ikisinde, yine bir direğin dibinde gözden uzak oturarak "Kelime-i Tevhid"deki seyr ve yolculuğuma devam etmekteydim. Bu geniş konuyu mümkün olduğu kadar açık ve güzel bir şekilde anlayıp tespit etmeye çalışıyordum, çünkü "O" Hadisler bölümünde de belirteceğimiz gibi, bir Hadis-i Şerif'te "lâ ilâhe illâ allah", "benim kelâmımdır", "işte ben oyum" buyuran Yüce Allah Hazretlerinin en açık, en geniş, en öz olarak kendini izah ve ifşa ettiği "zâtî kelâm"dır.

 Genellikle “Hacer-ul Esved” köşesinin karşısında bulunan müezzin mahfelinin 12nda, yine bir direğin dibinde gözden ırak oturarak “Kelime-i Tevhid”deki seyr ve yolculuğuma devam etmekteydim. Bu geniş mevzuu mümkün olduğu kadar açık ve güzel bir şekilde anlayıp tesbit etmeğe çalışıyordum, çünkü “O” Hadisler bölümünde de belirteceğimiz gibi, bir Hadis-i Şerifte “lâ ilâhe illâ allah”, “benin kelamımdır”, “işte ben oyum” buyuran Allah-u Teala Hazretlerinin en açık, en geniş, en öz olarak kendini izah ve ifşa ettiği “zat-i kelam”dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Genellikle "Hacer-ul Esved" köşesinin karşısında bulunan müezzin mahfelinin on ikincisinde, yine bir direğin dibinde gözden uzak oturarak "Kelime-i Tevhid"deki seyr ve yolculuğuma devam etmekteydim. Bu geniş konuyu mümkün olduğu kadar açık ve güzel bir şekilde anlayıp tespit etmeye çalışıyordum, çünkü "O" Hadisler bölümünde de belirteceğimiz gibi, bir Hadis-i Şerifte "lâ ilâhe illâ allah", "benim kelâmımdır", "işte ben oyum" buyuran Yüce Allah Hazretlerinin en açık, en geniş, en öz olarak kendini izah ve ifşa ettiği "zâtî kelâm"dır.

 İnsanlığa ilk öğretilen ilahi kelam, zat mertebesi, İslamiyetin ilk şartı, Allah azze ve celle’nin kendi kendini kendiyle, alemlere ifade ettiği, muazzam Kelime-i Tevhid ismiyle anılan “lâ ilâhe illâ allah”tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

İnsanlığa ilk öğretilen ilahi söz, zât mertebesi, İslamiyet'in ilk şartı, Yüce Allah'ın kendisini kendisiyle âlemlere ifade ettiği, muazzam Kelime-i Tevhid ismiyle anılan "lâ ilâhe illâ allah"tır.

İnsanlığa ilk öğretilen ilahi söz, zât mertebesi, İslamiyet'in ilk şartı, Yüce Allah'ın kendisini kendisiyle âlemlere ifade ettiği, muazzam Kelime-i Tevhid ismiyle anılan "lâ ilâhe illâ allah"tır.

Rabb'imin ilhamıyla, O'nun yolunda Mekke günlerimde her gün biraz daha ilerleyerek nihayet bir sonuca varmaya çalıştım. O'nun sonuna ulaşmak imkânsızdır. İnşallah bizden sonra da başkaları o deryada yüzerek yeni incilerini ortaya çıkarmaya çalışırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Rabb'imin ilhamıyla, O'nun yolunda Mekke günlerimde her gün biraz daha ilerleyerek nihayet bir sonuca varmaya çalıştım. O'nun sonuna ulaşmak imkânsızdır. İnşallah bizden sonra da başkaları o deryada yüzerek yeni incilerini ortaya çıkarmaya çalışırlar.

Rabb'imin ilhamıyla, O'nun yolunda Mekke günlerimde her gün biraz daha yol alarak nihayet bir sonuca varmaya çalıştım. O'nun sonuna ulaşmak mümkün değildir. İnşallah bizden sonra da daha başkaları o deryada yüzerek yeni incilerini ortaya çıkarmaya çalışırlar.

 Rabb’ımın ilhamıyla onun yolunda Mekke günlerimde her gün biraz daha yol alarak nihayet bir neticeye varmaya çalıştım. Onun sonuna ulaşmak mümkün değildir. İnşeallah bizden sonra da daha başkaları o deryada yüzerek yeni incilerini ortaya çıkarmaya çalışırlar.

 Sevgili okuyucum: Gayret ve sabır göstererek elindeki bu kitabımı okuyabilirsen belki de hayal mahsulüdür diyerek bir tarafa bırakabilirsin, belki de tekrar, tekrar okuyarak içindekileri anlamaya gayret edebilirsin, işte bu hal sana çok faydalı olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Sevgili okuyucum: Gayret ve sabır göstererek elindeki bu kitabımı okuyabilirsen, aksine hayal ürünüdür diyerek bir tarafa bırakabilirsin, aksine tekrar tekrar okuyarak içindekileri anlamaya gayret edebilirsin, işte bu hal sana çok faydalı olacaktır.

Sevgili okuyucum: Gayret ve sabır göstererek elindeki bu kitabımı okuyabilirsen, aksine hayal ürünüdür diyerek bir tarafa bırakabilirsin, aksine tekrar tekrar okuyarak içindekileri anlamaya gayret edebilirsin, işte bu hal sana çok faydalı olacaktır.

Şunu dikkat etmeye çalış ki, büyük ihtimalle nefsin sana bu kitabı okutmamak için türlü türlü yollardan gelip oyunlar yaparak engel olmaya çalışacaktır, çünkü bu kitap aksine seni gafletten çıkarıp muhabbet ehli yapabilecektir. Bu ise nefsinin sonudur. Bu yüzden her türlü yolla sana engel olmaya çalışacaktır. Dikkatli olmanı, bir de "tok karnına" ve "uykusuz" iken okumamanı tavsiye edeceğim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Şunu dikkat etmeye çalış ki, büyük ihtimalle nefsin sana bu kitabı okutmamak için türlü türlü yollardan gelip oyunlar yaparak engel olmaya çalışacaktır, çünkü bu kitap aksine seni gafletten çıkarıp muhabbet ehli yapabilecektir. Bu ise nefsinin sonudur. Bu yüzden her türlü yolla sana engel olmaya çalışacaktır. Dikkatli olmanı, bir de "tok karnına" ve "uykusuz" iken okumamanı tavsiye edeceğim.

 Şunu dikkat etmeğe çalış, ki büyük ihtimalle nefsin sana bu kitabı okutmamak için türlü türlü yollardan gelip oyunlar yaparak mani olmağa çalışacaktır, çünkü bu kitap belki seni gafletten çıkarıp muhabbet ehli yapabilecektir. Bu ise nefsinin sonudur. Bu yüzden her türlü yolla sana mani olmağa çalışacaktır. Dikkatli olmanı, bir de “tok karnına” ve “uykusuz” iken okumamanı tavsiye edeceğim.

 Allah c.c. lühü, sana bu kitabı okumak için ayırabildiğin zamanının 100 misliyle feyz ve idrak kapıları açsın. Amin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Allah (c.c.) sana bu kitabı okumak için ayırabildiğin zamanının 100 katıyla feyiz ve idrak kapıları açsın. Âmin.

Sevgili okuyucum, bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği ve hizmeti geçen kişileri saygıyla an, geçmişlerine hayır dua et. Allah (c.c.) gönlünde feyiz kapıları açsın.

Allah (c.c.) sana bu kitabı okumak için ayırabildiğin zamanının 100 katıyla feyiz ve idrak kapıları açsın. Âmin.

Sevgili okuyucum, bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği ve hizmeti geçen kişileri saygıyla an, geçmişlerine hayır dua et. Allah (c.c.) gönlünde feyiz kapıları açsın.

İlahi: Bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı öncelikle Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ve bugünlere kadar gelen yüce silsilenin ruhlarına hediye ettim, kabul eyle ya Rabbi. Âmin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İlahi: Bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı öncelikle Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ve bugünlere kadar gelen yüce silsilenin ruhlarına hediye ettim, kabul eyle ya Rabbi. Âmin.

Sevgili okuyucum, bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği ve hizmeti geçen kişileri saygı ile yadet, geçmişlerine hayır dua et. Allah (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın.

İlahi: Bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı evvela Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ve bugünlere kadar gelen yüce silsilenin ruhlarına hediye ettim, kabul eyle ya Rabbi. Âmin.

 Sevgili okuyucum, bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği ve hizmeti geçen kişileri saygı ile yadet, geçmişlerine hayır dua et. Allah (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın.

 İlahi: Bu kitaptan meydan gelecek manevi hasılayı evvela Hz. Muhammed (sav.) Efendimizin ve bugünlere kadar gelen silsile-i âli’nin ruhlarına hediye eyledim kabul eyle ya Rabbi. Amin.

01.03.2002 01.03.2002 Necdet Ardıç Terzi baba Tekirdağ 18-11-2001 Tekirdağ BİRİNCİ BÖLÜM “Kelime-i Tevhid” kısa izahı Bismillahir rahmanir rahiym, İlahi hakikatleri bünyesinde taşıyan ve İslam'ın şiarı (sembolü) ve beş şartından biri olan bu muazzam kelime hakkında bizler, insanlık âlemi olarak çok iyi düşünüp araştırmalar yapmamız, özünde bulunan manaların derinliğini ve yüceliğini idrak ederek anlamamız gerekmektedir. Aksine bu yoldan ilahi hakikati daha iyi ve gerçekçi olarak anlamamız mümkün olabilecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bismillahir rahmanir rahiym. İlahi hakikatleri bünyesinde taşıyan ve İslam'ın sembolü ve beş şartından biri olan bu muazzam kelime hakkında bizler, insanlık âlemi olarak çok iyi düşünüp araştırmalar yapmamız, özünde bulunan manaların derinliğini ve yüceliğini idrak ederek anlamamız gerekmektedir. Aksine bu yoldan ilahi hakikati daha iyi ve gerçekçi olarak anlamamız mümkün olabilecektir.

Necdet Ardıç Terzi baba Tekirdağ 18-11-2001 Tekirdağ BİRİNCİ BÖLÜM “Kelime-i Tevhid” kısa izahı&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 8.0s

Bismillahir rahmanir rahiym. İlahi hakikatleri bünyesinde taşıyan ve İslam'ın şiarı ve beş şartı olan bu muazzam kelime hakkında bizler, insanlık âlemi olarak çok iyi düşünüp araştırmalar yapmamız, özünde bulunan manaların derinliğini ve yüceliğini idrak ederek anlamamız gerekmektedir. Aksine bu yoldan ilahi hakikati daha iyi gerçekçi olarak anlamamız mümkün olabilecektir.

اللهَلَا الَهَ اللَا

Bismillahir rahmanir rahiym, İlahi hakkikatleri bünyesinde taşıyan ve islamın şiarı ve beş şartı olan bu muazzam kelime hakkında bizler, insanlık alemi olarak çok iyi düşünüp araştırmalar yapmamız, özünde bulunan manalar derinliğini ve yüceliğini idrak ederek, anlamamız gerekmektedir. Belki bu yoldan hakikati ilahiyye’yi daha iyi gerçekçi olarak anlamamız mümkün olabilecektir. 

Zatı İlahi öz olarak bu kelime ile kendini ifade etmiştir. O ilahi varlığın ve uluhiyyet deryasının özüne nüfuz etmek, ancak bu yoldan mümkün olabilecektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

İlahi Zât, öz olarak bu kelime ile kendini ifade etmiştir. O ilahi varlığın ve ilâhlık deryasının özüne nüfuz etmek, ancak bu yoldan mümkün olabilecektir.

Şimdi o muazzam ilahi abideyi yavaş yavaş gezip dolaşarak anlamaya ve yeniden başka bir idrakle keşfetmeye çalışalım. Hakikatine ulaştığımızda bilgi ve müşahede (gözlem) ehli olarak neler kazandığımızı, idrakımızın nerelere ulaştığını, huzur dolu bir gönül ile açık olarak görme imkanımız olacaktır.

İlahi Zât, öz olarak bu kelime ile kendini ifade etmiştir. O ilahi varlığın ve ilâhlık deryasının özüne nüfuz etmek, ancak bu yoldan mümkün olabilecektir.

Şimdi o muazzam ilahi abideyi yavaş yavaş gezip dolaşarak anlamaya ve yeniden başka bir idrakle keşfetmeye çalışalım. Hakikatine ulaştığımızda bilgi ve müşahede ehli olarak neler kazandığımızı, idrakımızın nerelere ulaştığını, huzur dolu bir gönül ile açık olarak görme imkanımız olacaktır.

Şimdi o muazzam ilahi abideyi yavaş yavaş gezip dolaşarak anlamaya ve yeniden başka bir idrakle keşfetmeye çalışalım. Hakikatine ulaştığımızda bilgi ve müşahade ehli olarak neler kazandığımızı, idrakımızın nerelere ulaştığını, huzur dolu bir gönül ile açık olarak, görme imkanımız olaracaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Şimdi o muazzam ilahi yapıyı yavaş yavaş gezip dolaşarak anlamaya ve yeniden başka bir idrakle keşfetmeye çalışalım. Hakikatine ulaştığımızda, bilgi ve müşahade (gözlem) ehli olarak neler kazandığımızı, idrakımızın nerelere ulaştığını, huzur dolu bir gönül ile açık olarak görme imkanımız olacaktır.

Azamı Muazzam Kelime-i Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için onun zuhur (ortaya çıkış) kaynağı olan mertebeleri bilmemiz gerekmektedir. Kısa kısa onları da inceledikten sonra o sonsuz deryada yolculuğumuza çıkmaya başlayabiliriz.

Azamı Muazzam Kelime-i Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için onun zuhur kaynağı olan mertebeleri bilmemiz gerekmektedir. Kısa kısa onları da inceledikten sonra o sonsuz deryada yolculuğumuza çıkmaya başlayabiliriz. 

Azamî Muazzam Kelime-i Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için onun ortaya çıkış kaynağı olan mertebeleri bilmemiz gerekmektedir. Kısa kısa onları da inceledikten sonra o sonsuz deryada yolculuğumuza çıkmaya başlayabiliriz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Azamî Muazzam Kelime-i Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için onun ortaya çıkış kaynağı olan mertebeleri bilmemiz gerekmektedir. Kısa kısa onları da inceledikten sonra o sonsuz deryada yolculuğumuza çıkmaya başlayabiliriz.

11-09-2001 Medine-i Münevvere “Kelime-i Tevhid”in zuhur mertebeleri لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ “lâ ilâhe illâ allah”

Sevad-ı Azam (en büyük karaltı, yani mutlak gayb) a'mâiyyet (mutlak bilinmezlik) Zâtü'l-Baht (salt Zât) tecellisi Hüvviyet (O'luk) - Beytullah (Allah'ın evi) - Âlemler ahadiyyet (birlik) inniyyet (benlik) – eniyyet (benlik)

11-09-2001 Medine-i Münevvere “Kelime-i Tevhid”in zuhur mertebeleri لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ “lâ ilâhe illâ allah”

Sevad-ı Azam (en büyük karaltı, yani mutlak gayb) a'mâiyyet (mutlak bilinmezlik) Zâtü'l-Baht (salt Zât) tecellisi Hüvviyet (O'luk) - Beytullah (Allah'ın evi) - Âlemler ahadiyyet (birlik) inniyyet (benlik) – eniyyet (benlik)

11-09-2001 Medine-i Münevvere “Kelime-i Tevhid” zuhur mertebeleri&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

11-09-2001 Medine-i Münevvere "Kelime-i Tevhid"in zuhur mertebeleri

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ

"lâ ilâhe illâ allah"

En büyük karaltı, sırf Zât'ın körlük tecellisi olan Hüviyet'tir (Allah'ın mutlak gayb mertebesi) - Beytullah (Kâbe) - Âlemlerin ahadiyet (Allah'ın birliği) benliği – "ene" benliği. Kur'an ve İnsan kelimesinin tecellisi "lâ ilâhe illâ allah"tır. İlâhlık olarak zuhur eden peygamber "lâ ma'bûde illâ allah" (Allah'tan başka ibadet edilecek yoktur) vahidiyet (Allah'ın tekliği) olarak zuhur eden peygamber Muhammed Habibullah (s.a.v.)'dır.

اللهَلا اله الا

 “lâ ilâhe illâ allah”

Sevadı Azam a’ma’iyyet Zatül Baht tecellisi Hüvviyet - Beytullah - Alemler ahad’iyyet inniy’ yet – ene iyyet Kur’an ve İnsan Kur'an ve İnsan kelimesinin tecellisi "lâ ilâhe illâ allah" ilâhlık olarak zuhur eden peygamberi "la ma'bude illâ allah" vahidiyet olarak zuhur eden peygamberi Muhammed Habibullah (s.a.v.)

(zât)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

(Zât) kelimesinin tecellisi "Allah'tan başka nitelenen yoktur" (la mevsufe illâ allah) rahmaniyet olarak ortaya çıkan peygamberi "Rahman'dan başka nitelenen yoktur" (la mevsufe illa rahman) (sıfat) İsa İbn Meryem Resulullah İsa Ruhullah kelimesinin tecellisi "Allah'tan başka var olan yoktur" (la mevcude illâ allah) rububiyet (terbiye edicilik) olarak ortaya çıkan peygamberi "Rab'den başka var olan yoktur" (la mevcude iller rab) (isimler) Musa-yı Kelim Resulullah

kelimesi tecellisi "Allah'tan başka ilah yoktur" (lâ ilâhe illâ allah) ulûhiyyet (ilahlık) olarak ortaya çıkan peygamberi "Allah'tan başka ibadet edilen yoktur" (la ma’bude illâ allah) vahidiyyet (birlik) Muhammed Habibullah (s.a.v.) (zât)

kelimesinin tecellisi "la mevsufe illâ allah" rahmaniyet olarak zuhur eden peygamberi "la mevsufe illa rahman" (sıfat) İsa İbn Meryem Resulullah İsa Ruhullah kelimesinin tecellisi "la mevcude illâ allah" rububiyet olarak zuhur eden peygamberi "la mevcude iller rab" (isimler) Musa-yı Kelim Resulullah

kelimesi tecellisi “lâ ilâhe illâ allah” uluh’iyyet zuhur edici peygamberi “la ma’bude illâ allah” vahid’iyyet Muhammed Habibullah SAV (zat)

 

kelimesi tecellisi “la mevsufe illâ allah” rahman’iyyet zuhur edici peygamberi “la mevsufe illa rahman” (sıfat) İsebni Meryem Rasullüllah İsa Ruhullah kelimesi tecellisi “la mevcude illâ allah” rubub’iyyet zuhur edici peygamberi “la mevcude iller rab” (esma) Musa-ı Kelim Rasullüllah Musa Kelimullah Musa Kelimullah kelimesi tecellisi "Allah'tan başka fail yoktur" melikiyet zuhur edici peygamberi "Açıkça görünen Melik'ten başka fail yoktur" (fiiller) Halil İbrahim Resulullah İbrahim Halilullah kelimesi tecellisi "Ben Allah'tan başkası değilim" beşeriyet zuhur edici peygamberi (Benlik) Adem Resulullah "Ve ona ruhumdan üfledim" (38/72) Adem Safiyullah "Allah'tan başka ilah yoktur"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Allah'tan başka sıfatlanmış yoktur" kelimesinin tecellisi, rahmaniyetin zuhur edici peygamberi olan "Rahman'dan başka sıfatlanmış yoktur" (sıfat) İsa İbn Meryem Resulullah İsa Ruhullah'tır. "Allah'tan başka mevcut yoktur" kelimesinin tecellisi, rububiyetin zuhur edici peygamberi olan "Rab'den başka mevcut yoktur" (isimler) Musa-yı Kelim Resulullah Musa Kelimullah'tır. "Allah'tan başka fail yoktur" kelimesinin tecellisi, melikiyetin zuhur edici peygamberi olan "Açıkça görünen Melik'ten başka fail yoktur" (fiiller) Halil İbrahim Resulullah İbrahim Halilullah'tır. "Ben Allah'tan başkası değilim" kelimesinin tecellisi, beşeriyetin zuhur edici peygamberi (Benlik) Adem Resulullah'tır. "Ve ona ruhumdan üfledim" (38/72) Adem Safiyullah'tır. "Allah'tan başka ilah yoktur."

kelimesi tecellisi “la faile illâ allah” melik’iyyet zuhur edici peygamberi “la faile illel melikül mübin” (ef’al) Halil İbrahim Rasullüllah İbrahim Halilullah kelimesi tecellisi “la ene illâ allah” beşer’iyyet zuhur edici peygamberi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

"La faile illallah" (Allah'tan başka fail yoktur) kelimesinin tecellisi, melikiyet (hükümranlık) zuhur edici peygamberi İbrahim Halilullah'tır. "La faile illel melikül mübin" (Açıkça hükümran olandan başka fail yoktur) (ef'al) kelimesinin tecellisi de İbrahim Halilullah'tır. "La ene illallah" (Ben'den başka Allah yoktur) kelimesinin tecellisi, beşeriyet zuhur edici peygamberi Adem Rasullullah'tır.

وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي (ene - benlik) Adem Rasullullah.

"Ve ona ruhumdan üfledim" (38/72) ayetinin tecellisi Adem Safiyullah'tır.

"La ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur).

"La mevsufe iller rahmanir rahiym" (Rahman ve Rahim olandan başka vasıflanan yoktur).

وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي (ene - benlik) Adem Rasullüllah

“ve nefahtü fiyhi min ruhî” Adem Safiyullah “ve ona ruhumdan üfledim” (38/72) 

“lâ ilâhe illâllah”

“lâ mevsufe iller rahmanir rahiym”

"Rahman ve Rahim'den başka nitelenen yoktur."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Rahman ve Rahim'den başka nitelenen yoktur."

"Âlemlerin Rabbi Allah'tan başka var olan yoktur."

"Apaçık Melik olan Allah'tan başka fail yoktur."

"Zâhir ve Bâtın olan Allah'tan başka ben yoktur."

Yukarıdan aşağıya "iniş" olarak, bâtın ilmi şeklinde gelen bu tevhid mertebelerinin, gerçek haliyle bu defa aşağıdan yukarıya "yükseliş"e doğru tahakkuk (gerçekleşme) halinde ortaya çıkmaları için yaşanması gerekmekteydi. Böylece yukarıdan aşağıya son fakat aşağıdan yukarıya ilk olarak bâtının (gizlinin) zâhire (açığa) çıkması, Âdem'in "mana Âdem'i" ile başlamıştır.

"Alemlerin Rabbi Allah'tan başka var olan yoktur."

"Apaçık Melik olan Allah'tan başka fail yoktur."

"Zahir ve Batın olan Allah'tan başka ben yoktur."

Yukarıdan aşağıya "iniş" olarak, batın ilmi şeklinde gelen bu tevhid mertebelerinin, gerçek haliyle bu defa aşağıdan yukarıya "yükseliş"e doğru tahakkuk halinde ortaya çıkmaları için yaşanması gerekmekteydi. Böylece yukarıdan aşağıya son fakat aşağıdan yukarıya ilk olarak batının (gizlinin) zahire (açığa) çıkması, Adem'in "mana Adem'i" ile başlamıştır.

“lâ mevcude illâllahur rabbül alemiyn”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'tan başka varlık yoktur."

"Apaçık Melik olan Allah'tan başka fail yoktur."

"Zâhir ve Bâtın olan Allah'tan başka ben yoktur."

Yukarıdan aşağıya "iniş" (nüzul) olarak, bâtın ilmi şeklinde gelen bu tevhid mertebelerinin, gerçek haliyle bu defa aşağıdan yukarıya "yükseliş" (uruc) yönünde tahakkuk ederek ortaya çıkmaları için yaşanması gerekmekteydi. Böylece yukarıdan aşağıya son, fakat aşağıdan yukarıya ilk olarak bâtının (gizlinin) zâhire (açığa) çıkması, Âdem "mânâ Âdem'i" ile başlamıştır.

“lâ faile illâllahül melikül mübiyn”

“lâ ene illâ allahüz zahiru vel batın”

Yukarıdan aşağı “nüzül” batın ilmi olarak gelen bu tevhid mertebelerin, gerçek haliyle bu defa aşağıdan yukarıya “uruc” doğru tahakkuk halinde zuhurları için yaşanması gerekmekteydi. Böylece yukarıdan aşağıya son fakat aşağıdan yukarıya ilk olarak batının (gizlinin) zahire (açığa) çıkması Adem “Adem-i mana” ile başlamıştır. 

O güne kadar zahir tecellisi tamamlanmış, alemler ortaya gelmiş, onda ve ondan sonraları Hz. Rasullüllaha kadar devam eden bir seyr içerisinde de batın tecellisi “Mirac” hakikati ile ilmi ve ayni olmak üzere iki yönden tamamlanmıştır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

O güne kadar görünen tecellisi tamamlanmış, âlemler ortaya çıkmış, onda ve ondan sonraları Hz. Resulullah'a kadar devam eden bir seyir içinde de bâtın tecellisi "Miraç" hakikati ile ilmî ve aynî olmak üzere iki yönden tamamlanmıştır.

O güne kadar görünen tecellisi tamamlanmış, âlemler ortaya çıkmış, onda ve ondan sonraları Hz. Resulullah'a kadar devam eden bir seyir içinde de bâtın tecellisi "Miraç" hakikati ile ilmî ve aynî olmak üzere iki yönden tamamlanmıştır.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime-i Tevhid, Yüce Zât'ın kendi kendini, kendinde kendine açıklamasıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime-i Tevhid, Yüce Zât'ın kendi kendini, kendinde kendine açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyet'in (Allah'ın birliği ve tekliği) kendini toplu olarak bütün mertebeleri ile açıklamasıdır.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime-i Tevhid, Yüce Zât'ın kendi kendini, kendinde kendine açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyet'in kendini toplu olarak bütün mertebeleri ile açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyet'in (Allah'ın birliği ve tekliği) kendini toplu olarak bütün mertebeleri ile açıklamasıdır.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime-i Tevhid, Yüce zatın kendi kendini, kendinde kendine izahıdır. 

Kelime-i Tevhid, Ahaddiyyetin kendini toplu olarak bütün mertebeleri ile izahıdır.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyyet ve abdiyyet mertebelerinin izahıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Kelime-i Tevhid, Ahadiyyet ve kulluk mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyyet (Allah'ın birliği) ve kulluk mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Zât, sıfat, isimler ve fiiller mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinin de açıklamasıdır.

"Kelime-i Tevhid"in doğuşu, Kutsal Zât, henüz bu âlemler yok iken "A'mâiyyetinden" (mutlak gayb mertebesi) "Ahadiyyetine" (Allah'ın birliği mertebesi) tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıktı.

Kelime-i Tevhid, Ahadiyyet (Allah'ın birliği) ve abdiyyet (kulluk) mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Zât, sıfat, esma (isimler) ve ef'al (fiiller) mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, Şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinin de açıklamasıdır.

"Kelime-i Tevhid"in doğuşu Mukaddes Zât, henüz bu âlemler yok iken "A'mâiyyetinden" (mutlak gayb mertebesi) "Ahadiyyetine" (Allah'ın birliği mertebesi) tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıktı.

Biri, hüvviyeti (O'nun mutlak kimliği), ki âlemlerin ana kaynağıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Biri, O'nun mutlak kimliği, ki âlemlerin ana kaynağıdır.

Kelime-i Tevhid, Zât, sıfat, esmâ ve ef'âl mertebelerinin açıklamasıdır.

Kelime-i Tevhid, şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinin de açıklamasıdır.

"Kelime-i Tevhid"in doğuşu, Mukaddes Zât henüz daha bu âlemler yok iken "A'mâiyyetinden" (mutlak gayb hali) "Ahadiyyetine" (biriciklik mertebesi) tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıktı.

Biri, O'nun mutlak kimliği, ki âlemlerin ana kaynağıdır.

Kelime-i Tevhid, Zat, sıfat, esma ve ef’al mertebelerinin izahıdır. 

Kelime-i Tevhid, Şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebelerinin de izahıdır. 

“Kelime-i Tevhid”in doğuşu Zatı Akdes (Mukaddes Zat) henüz daha mükevvenat (bu alemler) yok iken “A’ma’iyyetinden” “Ahadiyyetine” tenezzül ettiğinde iki vasfı zuhur etti. 

Biri, hüvviyeti, ki alemlerin ana kaynağıdır.

İkincisi inniyeti, ki Kur’an ve İnsan’ın ana kaynağıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

İkincisi, "inniyet"tir (benlik, varlığın özü), ki Kur'an'ın ve İnsan'ın ana kaynağıdır.

Daha henüz bu mertebede hiçbir varlık oluşmadığından, "Kelime-i Tevhid" dediğimiz o ilahi kelam dahi yoktu.

Ahadiyyet (Allah'ın birliği ve tekliği), "Vahidiyet (biriciklik) ve Muhiyyet (kuşatıcılık)" mertebesine inince, Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illallah) "Allah" bölümü şekillendi.

İkincisi, "inniyet"tir (benlik, varlığın özü), ki Kur'an'ın ve İnsan'ın ana kaynağıdır.

Daha henüz bu mertebede hiçbir varlık oluşmadığından, "Kelime-i Tevhid" dediğimiz o ilahi kelam dahi yoktu.

Ahadiyyet (Allah'ın birliği ve tekliği), "Vahidiyet (biriciklik) ve Muhiyyet (kuşatıcılık)" mertebesine inince, Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illallah) "Allah" bölümü şekillendi.

Muhiyyet, "Rahmaniyet (rahmet sahibi olma)" mertebesine inince, (illallah) "illâ" bölümü şekillendi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Muhiyyet (Allah'ın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği mertebe), "Rahmaniyet" mertebesine inince, "illâ" bölümü şekillendi.

Rahmaniyet, "Rububiyyet" mertebesine inince, "ilâhe" bölümü şekillendi.

Daha henüz bu mertebede hiçbir varlık oluşmadığından "Kelime-i Tevhid" dediğimiz o ilahi kelam dahi yok idi.

Ahadiyyet (Allah'ın birliği mertebesi), "Vahidiyet (Allah'ın isim ve sıfatlarının çokluk içinde birliği mertebesi) ve Muhiyyet"e tenezzül edince,

Kelime-i Tevhid'in "Allah" bölümü şekillendi.

Rahmaniyet, "Rububiyyet (terbiye edicilik)" mertebesine inince, (lâ ilâhe) "ilâhe" bölümü şekillendi.

Daha henüz bu mertebede hiçbir varlık oluşmadığından “Kelime-i Tevhid” dediğimiz o kelamı ilahi dahi yok idi. 

Ahadiyyet, “Vahidiyet ve Muhiyyet”e tenezzül edince, 

Kelime-i Tevhidin (الله) “Allah” bölümü şekillendi. 

Muhiyyet, “Rahmaniyet”e tenezzzül edince, (َإِلَّا) “illâ” bölümü şekillendi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Muhiyyet (Allah'ın sevgi ve ihsan sıfatı), "Rahmaniyet"e tenezzül edince, "illâ" bölümü şekillendi.

Rahmaniyet, "Rububiyet"e tenezzül edince, "ilâhe" bölümü şekillendi.

Rububiyet, "Melikiyet"e tenezzül edince de "lâ" bölümü şekillendi.

Rablık, "Meliklik" mertebesine indiğinde "lâ" bölümü şekillendi.

Böylece bütün âlemlerde yaşanan iniş, ortaya çıkma olayı, anda da tamamlanmış oldu.

Kelime-i Tevhid'i yukarıdan aşağıya, baştan sona (Allah - illâ - ilâhe - lâ) sırasınca, iniş mertebeleri gereği "Ahadiyet Mertebesi" düzenlenmiş oldu.

Rahmaniyyet, “Rububiyyet”e tenezzül edince, (إِلٰه) “ilâhe” bölümü şekillendi. 

Rububiyyet, “Melikiyyet”e tenezzül edince de (لَا) “lâ” bölümü şekillendi. 

Rablık, "Meliklik" mertebesine indiğinde "lâ" bölümü şekillendi.

Böylece bütün âlemlerde yaşanan (iniş) ortaya çıkma olayı, anda da tamamlanmış oldu.

Kelime-i Tevhid'i yukarıdan aşağıya, baştan sona (Allah - illa - ilahe - la) sırasınca, iniş mertebeleri gereği "Ahadiyyet Mertebesi" düzenlenmiş oldu.

Eğer "Ulûhiyyet Mertebesi" düzenlemiş olsaydı "ben olan Allah" derdi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Eğer "Ulûhiyyet Mertebesi" düzenlemiş olsaydı, "ben olan Allah" derdi.

Nitekim, Kur'an-ı Kerim'in Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde, Musa (a.s.)'a olan hitabında,

Böylece bütün âlemlerde yaşanan (tenezzül) zuhura çıkma hadisesi anda da tamamlanmış oldu.

Kelime-i Tevhidi yukarıdan aşağıya, baştan sona (Allah - illa - ilahe - la) tertibince tenezzül mertebeleri gereği “Mertebe-i Ahadiyyet” düzenlenmiş oldu.

Nitekim, Kur'an-ı Kerim'in Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde, Musa (a.s.)'a olan hitabında,

Böylece bütün alemlerde yaşanan (tenezzül) zuhura çıkma hadisesi anda da tamamlanmış oldu. 

Kelime-i Tevhidi yukarıdan aşağıya, baştan sona (Allah - illa - ilahe - la) tertibince tenezzül mertebeleri gereği “Mertebe-i Ahadiyyet” düzenlenmiş oldu. 

Eğer “Mertebe-i Uluhiyyet” düzenlemiş olsaydı “ben olan Allah” derdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Eğer "İlâhlık Mertebesi" düzenlemiş olsaydı "ben olan Allah" derdi.

Nitekim, Kur'an-ı Kerim Ta-Ha 20/14 ayetinde, Musa (a.s.)'a olan hitabında,

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur; bana ibadet et" buyurduğunda, kendini İlahi Zât mertebesinden açıkça ifade etmektedir.

Kelime-i Tevhid'in iki telaffuz yolu vardır:

Biri, kulun ağzından, sondan başa doğru "lâ ilâhe illâ allah" şekliyle, diğeri ise, Ahadiyet Mertebesi'nden (Allah'ın biricik ve tek olma mertebesi), baştan sona "Allah illâ ilâhe la" şeklindedir.

Nitekim, Kur’anı Kerim Ta-Ha 20/14 ayetinde, Musa AS’a olan hitabında, 

أَنَا فَاعْبُدْنِيعنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّاعإِذْ

“Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur; bana ibadet et” buyurduğunda, kendini İlahi Zât mertebesinden açıkça ifade etmektedir.

Kelime-i Tevhid'in iki telaffuz yolu vardır:

Biri, kulun ağzından, sondan başa doğru “lâ ilâhe illâ allah” şekliyle, Diğeri ise, Ahadiyet Mertebesi'nden (Allah'ın biricik ve tek olma mertebesi), baştan sona “Allah illâ ilâhe la” şeklindedir.

“inneniy enellahu lâ ilâhe illa ene fa’budniy”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Şüphesiz Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur, öyleyse Bana kulluk et."

mealen, "Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur."

Meryem'e ulaştırılarak müjdelenen bu kelime, başlı başına İseviyet mertebesini (İsa'ya ait olma derecesi) işaret eden, çok geniş anlam taşıyan bir kelimedir. Bilindiği gibi İsa (a.s.)'ın lakabı Kelimullah'tır. Daha sonra kelime lafzını en geniş manasıyla Muhammediyye mertebesinde (Hz. Muhammed'e ait olma derecesi) görüyoruz.

mealen, mealen, “Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur.”

Meryem’e ulaştırılarak müjdelenen bu kelime, başlı başına İseviyet mertebesini işaret eden, çok geniş anlam taşıyan bir kelimedir. Bilindiği gibi İsa (a.s.)’ın lakabı Kelimullah’tır. Daha sonra kelime lafzını en geniş manasıyla Muhammediyye mertebesinde görüyoruz.

Kur’an-ı Kerim Kalem Suresi 68/1 ayetinde, ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Kur'an-ı Kerim Kalem Suresi 68/1 ayetinde, ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur; bana ibadet et" buyurduğunda, kendisini "Ulûhiyyet Mertebesi"nden (Allah'ın ilahlık makamından) açıkça ifade etmektedir.

Kelime-i Tevhid'in iki telaffuz yolu vardır:

Biri, kulun ağzından, sondan başa "lâ ilâhe illâ allah" şekliyle; diğeri ise, "Mertebe-i Ahadiyet"ten (Allah'ın biriciklik makamından), baştan sona "Allah illâ ilâhe la" şeklindedir.

“Şüphesiz ben Allahım benden başka ilah yoktur; bana ibadet et” buyurduğunda kendini “Uluhiyyet Mertebe”sinden açık olarak ifade etmektedir. 

Kelime-i Tevhid’in iki telaffuz yolu vardır; 

biri, kulun ağzından, sondan başa “lâ ilâhe illâ allah” şekliyle diğeri ise, “Mertebe-i Ahadiyet”ten, baştan sona “Allah illâ ilâhe la” şekliyledir. 

Her iki halde de “Uluhiyyet Mertebesi” bir başka mertebe tarafından kelama dökülmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Her iki durumda da "İlâhlık Mertebesi" başka bir mertebe tarafından dile getirilmektedir.

Aşağıdan yukarıya, "kulluk mertebesi"nden;

Yukarıdan aşağıya ise, "Ahadiyyet Mertebesi"nden ilan edilmektedir. Böylece Ahadiyyet (Allah'ın birliği) gizli, İlâhlık ise görünen olmuştur.

Bizler ise, Kelime-i Tevhid'i sondan başa doğru okuduğumuz halde farkında olmadan baştan sona doğru okuduğumuzu sanıyoruz. Bu ise, kulluk mertebesinin gereğidir. İyi anlamaya çalışalım.

Her iki durumda da "İlâhlık Mertebesi" başka bir mertebe tarafından dile getirilmektedir.

Aşağıdan yukarıya, "kulluk mertebesi"nden;

Yukarıdan aşağıya ise, "Ahadiyyet Mertebesi"nden ilan edilmektedir. Böylece Ahadiyyet (Allah'ın birliği) gizli, İlâhlık ise görünen olmuştur.

Bizler ise, Kelime-i Tevhid'i sondan başa doğru okuduğumuz halde farkında olmadan baştan sona doğru okuduğumuzu sanıyoruz. Bu ise, kulluk mertebesinin gereğidir. İyi anlamaya çalışalım.

Aşağıdan yukarıya, “kulluk/abdiyyet mertebesi”nden; &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Aşağıdan yukarıya, "kulluk mertebesi"nden;

Yukarıdan aşağıya ise, "Ahadiyyet Mertebesi"nden ilan edilmektedir. Böylece Ahadiyyet (Allah'ın birliği mertebesi) gizli, Uluhiyyet (ilâhlık mertebesi) ise görünen olmuştur.

Bizler ise, Kelime-i Tevhid'i sondan başa doğru okuduğumuz halde farkında olmadan baştan sona doğru okuduğumuzu zannediyoruz. Bu ise, kulluk mertebesinin gereğidir. İyi anlamaya çalışalım.

Kelime-i Tevhid'in (لا إله إلا الله) "lâ ilâhe illâ allah"

Yukarıdan aşağıya ise, “Mertebe-i Ahadiyyet”ten ilan edilmektedir. Böylece Ahadiyyet batın, Uluhiyyet zahir olmuştur. 

Bizler ise, Kelime-i Tevdhid’i sondan başa doğru okuduğumuz halde farkında olmadan baştan sona doğru okuduğumuzu zannediyoruz. Bu ise, kulluk/abdiyyet mertebesi gereğidir. İyi anlamaya çalışalım. 

Kelime-i Tevhid’in (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah”

Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illâ Allah) "lâ" bölümü fiiller âlemini, "ilâhe" bölümü isimler âlemini, "illâ" bölümü sıfatlar âlemini, "Allah" bölümü ise zât âlemini ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illâ Allah) "lâ" bölümü fiiller âlemini, "ilâhe" bölümü isimler âlemini, "illâ" bölümü sıfatlar âlemini, "Allah" bölümü ise zât âlemini ifade etmektedir.

Kul, kulluğu ile henüz bunları bilmediği için aşağıdan yukarıya Kelime-i Tevhid'i zikrederek bu hakikatlerin kendisine açılmasını sağlamaktadır. Yukarıdan aşağıya ise ahadiyetin (Allah'ın birliği) kendi açılımlarını kendi mertebesinde, o mertebenin gereği olarak açığa çıkarıp ilan etmesidir.

Kul, kulluğu ile henüz bunları bilmediği için aşağıdan yukarıya Kelime-i Tevhid'i zikrederek bu hakikatlerin kendisine açılmasını sağlamaktadır. Yukarıdan aşağıya ise ahadiyetin (Allah'ın birliği) kendi açılımlarını kendi mertebesinde, o mertebenin gereği olarak açığa çıkarıp ilan etmesidir.

(لَا) “lâ” bölümü efal alemini, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Lâ" bölümü fiiller âlemini,

"İlâhe" bölümü isimler âlemini,

"İllâ" bölümü sıfatlar âlemini,

"Allah" bölümü ise, zât âlemini ifade etmektedir.

Kul, kulluğu ile henüz bunları bilmediği için aşağıdan yukarıya Kelime-i Tevhidi zikrederek bu hakikatlerin kendisine açılmasını sağlamaktadır. Yukarıdan aşağıya ise ahadiyetin (Allah'ın birliği) kendi açılımlarını kendi mertebesinde, o mertebenin gereği olarak açığa çıkarıp ilan etmesidir.

(إِلٰه) “ilâhe” bölümü esma alemini, 

(َإِلَّا) “illâ” bölümü sıfat alemini , 

(الله) “Allah” bölümü ise, zat alemini ifade etmektedir.

Kul kulluğu ile henüz bunlari bilmediği için aşağıdan yukarıya Kelime-i tevhidi zikrederek bu hakikatlerin kendine açılmasını sağlamaktadir. Yukarıdan aşağıya ise ahadiyetin kendi açılımlarını kendi mertebesinde o mertebenin gereği olarak açığa çıkarıp ilan etmesidir. 

“Kelime-i Tevhid”in asli hali Şimdi çok önemli olan başka bir hususa dikkat etmemiz çok yerinde olacaktır. Şu anda Arapça olarak zikrettiğimiz Kelime-i Tevhid acaba yeryüzünde ne insanlar ne de Arap kavmi henüz yokken, manevi âlemde kendi asıl haliyle hangi üslupta telaffuz ediliyordu? Tabii ki bunu bilmemiz mümkün değildir. Ancak şu yolla bir yaklaşım sağlayabiliriz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şimdi çok önemli olan başka bir hususa dikkat etmemiz çok yerinde olacaktır. Şu anda Arapça olarak zikrettiğimiz Kelime-i Tevhid acaba yeryüzünde ne insanlar ne de Arap kavmi henüz yokken, manevi âlemde kendi asıl haliyle hangi üslupta telaffuz ediliyordu? Tabii ki bunu bilmemiz mümkün değildir. Ancak şu yolla bir yaklaşım sağlayabiliriz.

Mutlak Zât, amaiyette (hiçbir şeyle kayıtlı olmayan mutlak gayb hali) iken ne ismi ne resmi ne de bir vasfı yoktu. O halin de ne olduğunu bilemiyoruz. Sonradan ama "hakikatlerin öz hakikatinden ibarettir" diye izah edilmiştir.

Mutlak Zât, amaiyette (hiçbir şeyle kayıtlı olmayan mutlak gayb hali) iken ne ismi ne resmi ne de bir vasfı yoktu. O halin de ne olduğunu bilemiyoruz. Sonradan ama "hakikatlerin öz hakikatinden ibarettir" diye izah edilmiştir.

Şimdi çok mühim olan bir başka hususa dikkat etmemiz çok yerinde olacaktır. Şu anda lisanı Arabi üzere zikrettiğimiz Kelime-i Tevhid acaba yer yüzünde ne insanlar ve ne de arab kavmi henüz yok iken alemi manada kendi asli haliyle hangi uslupta telaffuz ediliyordu? Tabii ki bunu bilmemiz mümkün değildir. Ancak şu yolla bir yaklaşım sağlayabiliriz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Şimdi çok önemli olan başka bir hususa dikkat etmemiz çok yerinde olacaktır. Şu anda Arapça olarak zikrettiğimiz Kelime-i Tevhid acaba yeryüzünde ne insanlar ne de Arap kavmi henüz yokken, manevi âlemde kendi asıl hâliyle hangi üslupta telaffuz ediliyordu? Tabii ki bunu bilmemiz mümkün değildir. Ancak şu yolla bir yaklaşım sağlayabiliriz.

Mutlak Zât, amaiyette (mutlak gayb mertebesi) iken ne ismi ne resmi ne de bir vasfı yoktu. O hâlin de ne olduğunu bilemiyoruz. Sonradan ama "hakikatlerin öz hakikatinden ibarettir" diye izah edilmiştir.

Zatı mutlak amaiyette iken ne ismi ne resmi ne de bir vasfı yoktu. O halin de ne olduğunu bilemiyoruz. Sonradan ama “hakikatlerin öz hakikatinden ibarettir” diye izah edilmiştir. 

Amaiyetten ahadiyyete, ki “ahadiyyet yüce zatın tecellisinden ibarettir, orada ne isimlerin ne de sıfatların sözü geçer. İsim ve sıfatların tesir sahası da buraya ulaşamaz” diye izah edilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Belirsizlikten birlik mertebesine gelince, ki "birlik mertebesi, Yüce Zât'ın tecellisinden ibarettir, orada ne isimlerin ne de sıfatların sözü geçer. İsim ve sıfatların tesir sahası da buraya ulaşamaz" diye açıklanmıştır.

Amaiyetten (belirsizlikten) ahadiyyete (birlik mertebesine) gelince, ki "ahadiyyet, Yüce Zât'ın tecellisinden ibarettir, orada ne isimlerin ne de sıfatların sözü geçer. İsim ve sıfatların tesir sahası da buraya ulaşamaz" diye açıklanmıştır.

Tenezzülünde (aşağı inişinde) iki vasfımızın belirginleştiği bilinmektedir. Bunlar da hüviyeti (kimliği) ve inniyetidir (benliği). Hüviyetinden beytullah (Allah'ın evi), âlemler; inniyetinden Kur'an ve insanın manaları ortaya çıkmıştır. Ancak o mertebede bunlar tamamen batında (gizli) idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Aşağı inişinde iki vasfımızın belirginleştiği bilinmektedir. Bunlar da kimliği ve benliğidir. Kimliğinden Allah'ın evi, âlemler; benliğinden Kur'an ve insanın manaları ortaya çıkmıştır. Ancak o mertebede bunlar tamamen gizli idi.

Tenezzülünde iki vasfımız belirginleştiği bilinmektedir. Bunlar da hüviyeti ve inniyetidir. Hüviyetinden beytullah, alemler; inniyetinden Kur’an ve insanın manaları zuhur etmiştir. Ancak o mertebede bunlar tamamen batında idi. 

Ahadiyyet “uluhiyet ve vahidiyyete, ki uluhiyet “tüm olarak bu varlığın gerçek yüzleri ile kendi mertebelerinde korumaya uluhiyet adı verilir”, vahidiyet yüce zatın zuhuruna bir tecelli yeri olmaktan ibarettir. Onda zat sıfattır, sıfat da zattır” diye izah edilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ahadiyyet, ulûhiyet ve vahidiyyete denir. Ulûhiyet, tüm olarak bu varlığın gerçek yüzleri ile kendi mertebelerinde korunmasına verilen addır. Vahidiyyet ise Yüce Zât'ın zuhuruna bir tecelli yeri olmaktan ibarettir. Onda Zât sıfattır, sıfat da Zât'tır diye açıklanmıştır.

Ahadiyyet, ulûhiyet ve vahidiyyete denir. Ulûhiyet, tüm olarak bu varlığın gerçek yüzleri ile kendi mertebelerinde korunmasına verilen addır. Vahidiyyet ise Yüce Zât'ın zuhuruna bir tecelli yeri olmaktan ibarettir. Onda Zât sıfattır, sıfat da Zât'tır diye açıklanmıştır.

Tenezzül edince Kur'an, "Ümmü'l-Kitap" (ana kitap) olarak belirginleşmeye, âlemlerde oluşmaya başladı. İşte bu mertebede, yani Zât-ı Mutlak Allah'lık mertebesinde, kendisini şu anda kullandığımız "Allah" lafzı ile bilelim. Ancak bu dahi beşeriyetin anlayışına uygun bir ifadedir. Allah'ın kendi kendini nasıl vasıflandırdığını bilemiyoruz. Çünkü bu, beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Kur'an tenezzül edince, "Ümmü'l-Kitap" (ana kitap) olarak belirginleşmeye, âlemlerde oluşmaya başladı. İşte bu mertebede, yani mutlak İlahi Zât mertebesinde, kendisini şu anda kullandığımız "Allah" lafzı ile bilelim. Ancak bu dahi beşeriyetin anlayışına uygun bir ifadedir. Allah'ın kendi kendini nasıl vasıflandırdığını bilemiyoruz. Çünkü bu, beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

Tenezzül edince Kur’an “ümmül kitap” ana kitap olarak belirginleşmeğe, alemlerde oluşmağa başladı. İşte bu mertebede yani zatı mutlak Allah’lık mertebesinde kendisini şu anda kullandığımız Allah lafzı ile bilelim. Ancak bu dahi beşeriyetin anlayışına uygun bir ifadedir. Allah’ın kendi kendini nasıl vasıflandırdığını bilemiyoruz. Çünkü beşeriyet idarakının çok üstünde bir haldir.

Zatı ilahenin uluhuyet mertebesinden rahmaniyet mertebesine tenezzülü ile (َإِلَّا) “illâ” (ancak) kelimesi meydana geldi. Bu kelimenin rahmaniyet mertebesindeki lafzını da bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idarakının çok üstünde bir haldir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İlahi Zât'ın ulûhiyyet mertebesinden rahmaniyet mertebesine inişi ile "illâ" (ancak) kelimesi meydana geldi. Bu kelimenin rahmaniyet mertebesindeki lafzını da bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

İlahi Zât'ın ulûhiyyet mertebesinden rahmaniyet mertebesine inişi ile "illâ" (ancak) kelimesi meydana geldi. Bu kelimenin rahmaniyet mertebesindeki lafzını da bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

Rahmaniyet; İsimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Rahmaniyet; isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelmesinden ibarettir.

Rahmaniyet'ten Rububiyet'e (Rablık makamına) inen ilahi Zât burada kendini "ilâhe" sözüyle vasıflandırdı. Fakat biz yine bunun da gerçek ifadesini bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

Rahmaniyet; isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelmesinden ibarettir.

Rahmaniyet’ten Rububiyet’e tenezzül eden ilahi Zât burada kendini "ilâhe" sözüyle vasıflandırdı. Fakat biz yine bunun da gerçek ifadesini bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

Rahmaniyet'ten Rububiyet'e inen ilahi Zât burada kendini "ilâhe" sözüyle vasıflandırdı. Fakat biz yine bunun da gerçek ifadesini bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyet idrakinin çok üstünde bir haldir.

Rahmaniyyet; İsimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir. 

Rahmaniyyet’ten Rububiyyete tenezzül eden zatı ilahi burada kendini (إِلٰه) “ilâhe” sözüyle vasıflandırdı. Fakat biz yine bunun da gerçek ifadesini bilemiyoruz. Çünkü burası da beşeriyyet idrakının çok üstünde bir haldir. 

Rububiyyet; Bütün varlıklara verilen isimlerin zuhur ettiği mertebelerin ismidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Rablık; bütün varlıklara verilen isimlerin ortaya çıktığı mertebelerin ismidir.

Rablıktan Melikiyete, yani fiiller âlemine inen ilahi zât, madde âleminde "çokluk" ile ortaya çıktığında bu mertebeyi ( ) "lâ" ile vasıflandırdı. Fakat biz yine de bu kelimenin mutlak zâttaki gerçek telaffuzunu bilemiyoruz.

Melikiyet; bütün isim ve sıfatların kendi hakkını almış olarak faaliyet sahasına gelmeleridir.

Rablık; Bütün varlıklara verilen isimlerin ortaya çıktığı mertebelerin ismidir.

Rablıktan Melikiyete yani fiiller âlemine inen ilahi zât, madde âleminde "çokluk" ile ortaya çıktığında bu mertebeyi ( ) "lâ" ile vasıflandırdı. Fakat biz yine de bu kelimenin mutlak zâttaki gerçek telaffuzunu bilemiyoruz.

Melikiyet; Bütün isim ve sıfatların kendi hakkını almış olarak faaliyet sahasına gelmeleridir.

Rububiyyetten Melikiyyete yani ef’al alemine tenezzül eden zatı ilahi madde aleminde “kesret/çokluk” ile zuhur ettiğinde bu mertebeyi (لَا) “lâ” ile vasıflandırdı. Fakat biz yine de bu kelimenin zatı mutlaktaki gerçek telaffuzunu bilemiyoruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Rablık mertebesinden Meliklik mertebesine, yani fiiller âlemine inen İlahi Zât, madde âleminde "çokluk" ile ortaya çıktığında bu mertebeyi "lâ" ile vasıflandırdı. Fakat biz yine de bu kelimenin mutlak Zât'taki gerçek telaffuzunu bilemiyoruz.

Meliklik; bütün isim ve sıfatların kendi haklarını almış olarak faaliyet sahasına gelmeleridir.

"Lâ ilâhe illâ Allah" kelimesi, ilâhlık mertebesindeki gerçek manevi ve latif halinden, insanın anlayabileceği ve insan dilinin en gelişmiş konuşma sistemi olan Arapça olarak dört inişten sonra anlaşılması kolaylaştırılarak insanlık âlemine bu şekli ve manası ile sunuldu. Eğer Kelime-i Tevhid, öncesiz olarak var olan kendine has şekli ile bizlere verilmiş olsaydı, anlaşılması imkânsız olur, İlahi Zât'ı tanıyıp bilmemiz mümkün olmazdı.

Melikkiyyet; Bütün isim ve sıfatlar kendi hakkını almış olarak faaliyet sahasına gelmeleridir. 

(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” kelimesi uluhiyyet mertebesindeki gerçek manevi ve latif halinden beşerin anlayabileceği ve beşer lisanının en gelişmiş konuşma sistemi olan arapça olarak dört nüzülden sonra anlaşılması kolaylaştırılarak insanlık alemine bu şekli ve manası ile sunuldu. Eğer Kelime-i Tevhid ezelde olan kendine has şekli ile bizlere verilmiş olsaydı, anlaşılması imkansız olur, zatı uluhiyyeti tanıyıp bilmemiz mümkün olmazdı. 

(Lâ ilâhe illâ Allah) kelimesi, ilâhlık mertebesindeki gerçek manevî ve latif halinden, beşerin anlayabileceği ve beşer lisanının en gelişmiş konuşma sistemi olan Arapça olarak, dört inişten sonra anlaşılması kolaylaştırılarak insanlık âlemine bu şekli ve manası ile sunuldu. Eğer Kelime-i Tevhid, öncesiz olarak var olan kendine has şekli ile bizlere verilmiş olsaydı, anlaşılması imkânsız olur, İlahi Zât'ı tanıyıp bilmemiz mümkün olmazdı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

(Lâ ilâhe illâ Allah) kelimesi, ilâhlık mertebesindeki gerçek manevî ve latif halinden, insanın anlayabileceği ve insan dilinin en gelişmiş konuşma sistemi olan Arapça olarak, dört inişten sonra anlaşılması kolaylaştırılarak insanlık âlemine bu şekli ve manası ile sunuldu. Eğer Kelime-i Tevhid, öncesiz olarak var olan kendine has şekli ile bizlere verilmiş olsaydı, anlaşılması imkânsız olur, İlahi Zât'ı tanıyıp bilmemiz mümkün olmazdı.

20-11-2001 İlahi Zât, her tecellisinde o mertebenin gerektirdiği vasıflarla nitelenmiştir. Bütün âlemler bu sisteme tabi olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim ve Kelime-i Tevhid dahi bu sisteme tabi olarak inmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İlahi Zât, her tecellisinde o mertebenin gerektirdiği vasıflarla nitelenmiştir. Bütün âlemler bu sisteme tabi olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim ve Kelime-i Tevhid dahi bu sisteme tabi olarak inmiştir.

İniş; bir mekândan bir mekâna iniş değil, manalarının hafifletilerek yani anlaşılmalarını kolaylaştırmak gayesiyle bir makamdan bir makama, en sonunda insan beyninin kavrayacağı kıvama ulaştırmaktır.

İniş; bir mekândan bir mekâna iniş değil, manalarının hafifletilerek yani anlaşılmalarını kolaylaştırmak gayesiyle bir makamdan bir makama, en sonunda insan beyninin kavrayacağı kıvama ulaştırmaktır.

Tekirdağ Zatı uluhiyyet her tecellisinde o mertebenin gereği ile vasıflanmıştır. Bütün alemler bu sisteme tabi olduğu gibi Kur’anı Keriym ve Kelime-i tevhid dahi, bu sisteme tabi olarak nüzül etmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İlahi Zât, her tecellisinde o mertebenin gereği ile vasıflanmıştır. Bütün âlemler bu sisteme tabi olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim ve Kelime-i Tevhid dahi bu sisteme tabi olarak inmiştir.

İniş; bir mekandan bir mekana iniş değil, manalarının hafifletilerek yani anlaşılmalarını kolaylaştırmak gayesiyle bir makamdan bir makama, en sonunda insan beyninin kavrayacağı kıvama ulaştırmaktır.

Nüzül; Bir mekandan bir mekana iniş değil, manalarının hafifleştirilerek yani anlaşılmalarını kolaylaştırmak gayesi ile bir makamdan bir makama en sonunda insan beyninin kavrayacağı kıvama ulaştırmaktır. 

Kur’anı Keriym’in tercümeleri Kur'an-ı Kerim'in tercümeleri (Yeri gelmişken şu kısa bilgiye de bir göz atalım)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kur'an-ı Kerim'in tercümeleri (Yeri gelmişken şu kısa bilgiye de bir göz atalım)

Kur'an-ı Kerim, İlahi Zât mertebesinde, "Ümmü'l-Kitap"ta "Kur'an" ismi ile Allah'a aitti. Çünkü o mertebede hiçbir görünme ve tecelli (ilahi sıfatların ve isimlerin varlık âleminde belirmesi) olmadığından zaten başka türlü de olamazdı.

Kur'an-ı Kerim, Rahmaniyet (sıfat) mertebesinde "Levh-i Mahfuz"da "Furkan" ismiyle mertebesi gereği Hak tarafından tercüme edildi.

Kur'an-ı Kerim, İlahi Zât mertebesinde, "Ümmü'l-Kitap"ta "Kur'an" ismi ile Allah'a aitti. Çünkü o mertebede hiçbir görünme ve tecelli (ilahi sıfatların ve isimlerin varlık âleminde belirmesi) olmadığından zaten başka türlü de olamazdı.

Kur'an-ı Kerim, Rahmaniyet (sıfat) mertebesinde "Levh-i Mahfuz"da "Furkan" ismiyle mertebesi gereği Hak tarafından tercüme edildi.

Yani "ilâhlık"tan rahmaniyete tenezzül etti (aşağı mertebeye indi).&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Yani "ilâhlık"tan rahmaniyete tenezzül etti (daha aşağı bir mertebeye indi).

Kur'an-ı Kerim, ulûhiyyet mertebesinde, "Ümmü'l-Kitap"ta "Kur'an" ismiyle Allah'a aitti. Çünkü o mertebede hiçbir zuhur ve tecelli olmadığından zaten başka türlü de olamazdı.

Kur'an-ı Kerim, rahmaniyyet (sıfat) mertebesinde "Levh-i Mahfuz"da "Furkan" ismiyle mertebesi gereği Hak tarafından tercüme edildi.

(Yeri gelmişken şu kısa bilgiye de bir göz atalım)

Kur’anı Keriym, Uluhiyyet mertebesinde, “Ümmül Kitap”ta “Kur’an” ismi ile Allah’ca idi. Çünkü o mertebede hiçbir zuhur ve tecelli olmadığından zaten başka türlü de olamazdı. 

Kur’anı Keriym, Rahmaniyyet (sıfat) mertebesinde “Levhi Mahfuz”da “Furkan” ismiyle mertebesi gereği Hakk’caya tercüme edildi. 

Yani “uluhiyyet”ten rahmaniyyet’e tenezzül etti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Yani "ilâhlık"tan rahmaniyyet (Allah'ın rahmet sıfatı) mertebesine indi.

Kur'an-ı Kerim, Rububiyyet (isimler) mertebesinde "Kitabü'l-Mübin" (açık kitap) ismiyle, mertebesinin gereği olarak "Rabb'ca"ya tercüme edildi.

Yani "rahmaniyyet"ten, rububiyyete (terbiye edicilik) indi.

Kur'an-ı Kerim, Melikiyyet (fiiller) (madde) mertebesinde "İmamü'l-Mübin" (en önde, en açık) ismiyle, mertebesinin gereği olarak, başına bir "elif" eklenmesiyle (yani Rabb'ca) "Arapça"ya tercüme edildi.

Kur’anı Keriym, Rububiyyet (esma) mertebesinde “Kitabül Mübin” (beyan olan, açık kitap) ismiyle mertebesi gereği “Rabb”caya tercüme edildi. 

Kur'an-ı Kerim, Rububiyyet (isimler) mertebesinde "Kitabü'l-Mübin" (açık kitap) ismiyle, mertebesinin gereği olarak "Rabb'ca"ya tercüme edildi.

Yani "rahmaniyyet"ten, rububiyyete tenezzül etti (aşağı indi).

Kur'an-ı Kerim, Melikiyyet (fiiller) (madde) mertebesinde "İmamü'l-Mübin" (en önde, en açık) ismiyle, mertebesinin gereği olarak, başına bir "elif" eklenmesiyle (yani Rabb'ca) "Arapça"ya tercüme edildi.

Yani "rububiyyet"ten melikiyyete tenezzül etti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Yani "rububiyyet"ten (Rablık makamından) melikiyyete (mülk ve hükümranlık makamına) indi.

Yani "rahmaniyyet"ten (Rahman olma makamından), rububiyyete (Rablık makamına) indi.

Kur'an-ı Kerim, Melikiyyet (fiiller) (madde) mertebesinde "İmamü'l-Mübin" (en önde, en açık) ismiyle, mertebesinin gereği olarak, başına bir "elif" eklenmesiyle (yani Rab'ca) "Arapça"ya tercüme edildi.

Yani "rububiyyet"ten melikiyyete indi.

Kur'an-ı Kerim'de Fussilet Suresi'nin 41/1, 2, 3. ayetlerinde: "Ha mim. Rahman ve Rahim'den indirilmedir."

Yani “rahmaniyyet”ten, rububiyyet’e tenezzül etti. 

Kur’anı Keriym, Melikiyyet (ef’al) (madde) mertebesinde “İmamül Mübiyn” (en önde, en açık) ismiyle mertebesi gereği, baş tarafına bir () “elif” ilavesiyle (yani Rabb’ca) “Arapça”ya tercüme edildi. 

Yani “rububiyyet”ten melikiyyet’e tenezzül etti. 

Kur’anı Keriym’de Fussilet 41/1, 2, 3. ayetlerinde, Kur'an-ı Kerim'de Fussilet Suresi'nin 41/1, 2, 3. ayetlerinde, حم تنزيل مِنَ الرَّحْمنِ الرَّحيم كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ "Ha mim tenziylün minerrahmanirrahıymi"

"Kitabün fussılet ayatühü kur'anen arebiyyen likavmin ya'lemune"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Kitabün fussılet ayatühü kur'anen arebiyyen likavmin ya'lemune"

mealen, "Ha-mim" (Muhammedî hakikat) bu kitap, Rahman ve Rahim olan Allah'tan, ayetleri her şeyi ayırt edici (açıklayıcı) olarak, bilen (âlim) bir kavim (millet) için Arapça (açık, anlaşılır) bir Kur'an olarak indirilmiştir" buyruldu.

حم تنزيل مِنَ الرَّحْمنِ الرَّحيم

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

mealen, "Ha-mim" (Muhammedî hakikat) bu kitap, Rahman ve Rahim olan Allah'tan, ayetleri her şeyi ayırt edici (açıklayıcı) olarak, bilen (âlim) bir kavim (millet) için Arapça (açık, anlaşılır) bir Kur'an olarak indirilmiştir" buyruldu.

جِيمعحمن الرعحم تنزيل من الر

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

“ha mim tenziylün minerrahmanirrahıymi”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

“ha mim tenziylün minerrahmanirrahıymi”

“kitabün fussılet ayatühü kur’anen arebiyyen likavmin ya’lemune”

Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.

Kur'an-ı Kerim Âl-i İmran 3/31 ayetinde, قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir."

“kitabün fussılet aya­tühü kur’anen arebiyyen likavmin ya’lemune”

mealen, mealen, "Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter."

Kur'an-ı Kerim Âl-i İmran 3/31 ayetinde, قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir."

“ha-mim” (hakikati Muhammedi) bu kitap rahman ve rahiym olan Allah’dan ayetleri herşeyi ayırıcı (tafsil edici) olarak bilen (a’lim) bir kavim (millet) için arabiyyen (arapça/açık, vazıh) kur’an olarak tenzil edilmiştir (indirilmiştir)” buyruldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Hâ-mîm. Bu kitap, Rahmân ve Rahîm olan Allah'tan, bilen bir kavim için ayetleri her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan Arapça bir Kur'an olarak indirilmiştir" buyruldu.

Yukarıda belirtilen ayette bahsettiğimiz dört iniş mertebesi de ifade edilmektedir. Ayetleri çok dikkatli incelememiz gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen ayette bahsettiğimiz dört iniş mertebesi de ifade edilmektedir. Ayetleri çok dikkatli incelememiz gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen ayette bahsini ettiğimiz dört nüzül mertebesi de ifade edilmektedir. Ayetleri çok dikkatli incelememiz gerekmektedir. 

Yukarıda belirtilen ayette bahsettiğimiz dört iniş mertebesi de ifade edilmektedir. Ayetleri çok dikkatli incelememiz gerekmektedir.

“Bilen bir millet için Arapça Kur’an olarak indirilmiştir.” Ne kadar açık değil mi? Yani kendi bünyesinde insanlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için batın âleminde Hak tarafından dört tercümesi yapılmıştır. Yani Arapça tercümesinin anlamı, "Rabb"ca lafzı, "Arap"çadır. Buraya kadar insan idraki karışmamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Bilen bir millet için Arapça Kur'an olarak indirilmiştir." Ne kadar açık değil mi? Yani kendi bünyesinde insanlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için batın âleminde (iç âlemde) Hak tarafından dört tercümesi yapılmıştır. Yani Arapça tercümesinin anlamı, "Rabb"ca lafzı, "Arap"çadır. Buraya kadar insan idraki karışmamıştır.

"Bilen bir millet için Arapça Kur'an olarak indirilmiştir." Ne kadar açık değil mi? Yani kendi bünyesinde insanlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için batın âleminde Hak tarafından dört tercümesi yapılmıştır. Yani Arapça tercümesinin anlamı "Rabb"ca lafzı, "Arap"çadır. Buraya kadar insan idraki karışmamıştır.

“Bilen bir millet için arapça Kur’an olarak indirilmiştir.” Ne kadar açık değil mi?... Yani kendi bünyesinde beşer tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için batın aleminde Hak tarafından dört tercümesi yapılmıştır. Yani Arapça tercümesinin manası “Rabb”ca lafzı, “Arab”çadır. Buraya kadar beşer idrakı karışmamıştır. 

Arapça’dan yapılan diğer beşinci tercümeler ise, beşer kaynaklı olduğundan, beşerin sınırlı idrakı ve lisanındaki yetmezliği yönünden manalar zahire çıkarken çok büyük kayıplara uğramakta, aslından oldukça uzaklara düşmektedir ve sadece madde mertebesini ifade eden anlatımlarla tercüme ve meal yapılmakta “esma, sıfat, zat” mertebelerinin tercümesi yapılamamaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Arapça'dan yapılan diğer beşinci tercümeler ise, insan kaynaklı olduğundan, insanın sınırlı idraki ve dilindeki yetersizliği sebebiyle manalar ortaya çıkarken çok büyük kayıplara uğramakta, aslî metinden oldukça uzaklaşmaktadır ve sadece madde mertebesini ifade eden anlatımlarla tercüme ve meal yapılmakta, "isimler, sıfatlar, zât" mertebelerinin tercümesi yapılamamaktadır.

Arapça'dan yapılan diğer beşinci tercümeler ise, insan kaynaklı olduğundan, insanın sınırlı idraki ve dilindeki yetersizliği sebebiyle manalar ortaya çıkarken çok büyük kayıplara uğramakta, aslî metinden oldukça uzaklaşmaktadır ve sadece madde mertebesini ifade eden anlatımlarla tercüme ve meal yapılmakta, "isimler, sıfatlar, zât" mertebelerinin tercümesi yapılamamaktadır.

Türkçe, Almanca, İngilizce ve diğer dillerce yazılıp okunan Kur'an-ı Kerim sadece fiiller, yani madde mertebesi itibarıyla okunmuş olur ki, bu Kur'an-ı Kerim'in tamamı değildir. Fakat hiç okunmamaktansa böylece beşinci tercümesini de okumak elbette son derece faydalıdır. Dua ve bilgi niteliğinde olur. Okumayanlar ile okuyanlar arasında çok büyük fark vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Türkçe, Almanca, İngilizce ve diğer dillerle yazılıp okunan Kur'an-ı Kerim, sadece fiiller, yani madde mertebesi itibarıyla okunmuş olur ki, bu Kur'an-ı Kerim'in tamamı değildir. Fakat hiç okunmamaktansa böylece beşinci tercümesini de okumak elbette son derece faydalıdır. Dua ve bilgi niteliğinde olur. Okumayanlar ile okuyanlar arasında çok büyük fark vardır.

Türkçe, Almanca, İngilizce ve diğer dillerce yazılıp okunan Kur’anı Keriym sadece ef’al yani madde mertebesi itibariyle okunmuş olur ki, Kur’anı Kerimin tamamı değildir. Fakat hiç okunmamaktansa böylece beşinci tercümesini de okumak tabii ki, son derece faydalıdır. Dua ve bilgi mahiyetinde olur. Okumayanlar ile okuyanlar arasında çok büyük fark vardır. 

Yeri gelmişken, hiç olmaması gereken bir münakaşa mevzuuna da kısaca değinelim. Sanki Kur’anı Keriym mevcud kendine has lisanı kelime ve cümle kurgusu dışında beşinci tercümesi olan beşerin sahip olduğu aklı cüzi ile yaptığı tercümeler (aslı mevkinde gibi) farz olan ve farzla ilgili yerlerde okunabilir mi?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Yeri gelmişken, hiç olmaması gereken bir tartışma konusuna da kısaca değinelim. Sanki Kur'an-ı Kerim, kendine özgü dil, kelime ve cümle yapısı dışında, beşinci tercümesi olan insanın sahip olduğu cüz'î akıl ile yaptığı tercümeler (aslının yerindeymiş gibi) farz olan ve farzla ilgili yerlerde okunabilir mi?

Yeri gelmişken, hiç olmaması gereken bir tartışma konusuna da kısaca değinelim. Sanki Kur'an-ı Kerim, kendine özgü dil, kelime ve cümle yapısı dışında, beşinci tercümesi olan insanın sahip olduğu cüz'î akıl ile yaptığı tercümeler (aslının yerindeymiş gibi) farz olan ve farzla ilgili yerlerde okunabilir mi?

Cevap şudur: Kesinlikle okunamaz, çünkü özünde asıl değil, beşinci kopyası vardır. Bu yüzden asıl yerinde olamaz. Eğer herkes namazda ve farz ibadetlerde kendi dilleri üzerine Kur'an okumuş olsalardı (dünyada 2796 dilin varlığından söz edilmektedir) böylece o miktarda da Kur'an okuma lisanı meydana gelecekti ki, bu da kesret yani çokluktur. İslam dini ise tevhid/birlik dinidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Cevap şudur: Kesinlikle okunamaz, çünkü özünde asıl değil, beşinci kopyası vardır. Bu yüzden asıl yerinde olamaz. Eğer herkes namazda ve farz ibadetlerde kendi dilleri üzerine Kur'an okumuş olsalardı (dünyada 2796 dilin varlığından söz edilmektedir) böylece o miktarda da Kur'an okuma lisanı meydana gelecekti ki, bu da çokluktur. İslam dini ise tevhid/birlik dinidir.

El cevap; Kesinlikle okunamaz, çünkü özünde asıl değil, beşinci kopyası vardır. Bu yüzden asıl yerinde olamaz. Eğer herkes namazda ve farz ibadetlerde kendi lisanları üzerine Kur’an okumuş olsalardı (dünyada 2796 dilin varlığından söz edilmekte) böylece o miktarda da kur’an okuma lisanı meydana gelecekti ki, bu çokluktur. İslam dini ise tevhid/birlik dinidir.

El cevap; Kesinlikle okunamaz, çünkü özünde asıl değil, beşinci kopyası vardır. Bu yüzden asıl yerinde olamaz. Eğer herkes namazda ve farz ibadetlerde kendi lisanları üzerine Kur’an okumuş olsalardı (dünyada 2796 dilin varlığından söz edilmekte) böylece o miktarda da kur’an okuma lisanı meydana gelecekti ki, kesret yani çokluktur. İslam dini ise tevhid/birlik dinidir. 

Ancak tabii ki, her millet kendi lisanı ile dua da eder, farz olmayan ibadetleri de severek yapar. Böylece hem de bilgi sahibi olur, fakat üzerindeki farz hükmü kalkmaz. Çünkü arapça’nın manası Hakk’tan olduğundan ancak o kelime ve semboller ile Hakka ve batın alemine ulaşmak mümkün olabilmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ancak tabii ki, her millet kendi diliyle dua da eder, farz olmayan ibadetleri de severek yapar. Böylece hem de bilgi sahibi olur, fakat üzerindeki farz hükmü kalkmaz. Çünkü Arapçanın manası Hak'tan olduğundan ancak o kelime ve semboller ile Hakka ve bâtın âlemine (iç âlem) ulaşmak mümkün olabilmektedir.

Ancak tabii ki, her millet kendi diliyle dua da eder, farz olmayan ibadetleri de severek yapar. Böylece hem de bilgi sahibi olur, fakat üzerindeki farz hükmü kalkmaz. Çünkü Arapçanın manası Hak'tan olduğundan ancak o kelime ve semboller ile Hakka ve bâtın âlemine (iç âlem) ulaşmak mümkün olabilmektedir.

İnsan tercümesi ile söylenen kelamlar, bâtın âlemine ulaşmadığı için kişiden farziyet hükmü kalkmamaktadır. Böyle bir iddiada bulunmaktan daha cüretli ve daha cahilce, daha lüzumsuz ne olabilir ki?...&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İnsan tercümesi ile söylenen sözler, bâtın âlemine ulaşmadığı için kişiden farziyet hükmü kalkmamaktadır. Böyle bir iddiada bulunmaktan daha cüretli ve daha cahilce, daha lüzumsuz ne olabilir ki?...

Beşer tercümesi ile söylenen sözler, bâtın âlemine ulaşmadığı için kişiden farziyet hükmü kalkmamaktadır. Böyle bir iddiada bulunmaktan daha cüretli ve daha cahilce, daha lüzumsuz ne olabilir ki?...

Beşer tercümesi ile söylenen kelamlar, batın alemine ulaşmadığı için kişiden farziyyet hükmü kalkmamaktadır. Böyle bir iddiada bulunmaktan daha cüretli ve daha cahilce, daha lüzumsuz ne olabilir ki?...

Ezanı Muhammedi ve Kelime-i Tevhid’in de aynı anlayış ve aynı yönden değerlendirilmesi gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Muhammedî ezanın ve Kelime-i Tevhid'in de aynı anlayış ve aynı yönden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu tartışmaları yapanların, bu muazzam meseleye ne kadar dar bir çerçeveden baktıkları ibretle ve dehşetle izlenmektedir.

Onlarda bulunan anlamlar bir tarafa bırakılmış, okuyan kişinin sesi ve makam bilgisi ne derece güzelse okunan şey de o derece güzel kabul edilerek, birinci sıraya alınmaktadır.

Muhammedî ezanın ve Kelime-i Tevhid'in de aynı anlayış ve aynı yönden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu tartışmaları yapanların, bu muazzam meseleye ne kadar dar bir çerçeveden baktıkları ibretle ve dehşetle izlenmektedir.

Onlarda bulunan anlamlar bir tarafa bırakılmış, okuyan kişinin sesi ve makam bilgisi ne derece güzelse okunan şey de o derece güzel kabul edilerek, birinci sıraya alınmaktadır.

Bu münakaşaları yapanların ne kadar dar bir çerçeve içerisinde bu muazzam meseleye baktıkları ibret ve dehşetle izlenmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu tartışmaları yapanların, bu muazzam meseleye ne kadar dar bir çerçeve içinde baktıkları ibret ve dehşetle izlenmektedir.

Onlarda bulunan anlamlar bir tarafa bırakılmış, okuyan kişinin sesi ve makam bilgisi ne kadar güzelse okunan şey de o kadar güzel kabul edilerek, birinci sıraya alınmaktadır.

Burada bütününde değil, sadece bir kelimesinin üstüne dikkatinizi çekmek isterim: “hayye ale’s-salâh hayye ale’l-felâh” bölümünde, (haydin namaza, haydin kurtuluşa) denmiyor da neden “haydin felâha” deniyor? Madem ki Türkçeye çevriliyor, niçin o kelime Arapça aslı üzere kalıyor? Doğrusu çok düşündürücü bir düzenlemedir.

Onlarda bulunan manalar bir tarafa terkedilmiş, okuyan kişinin sesi ve makam bilgisi ne derece güzelse okunan şey de o derece güzel kabul edilerek, birinci sıraya alınmaktadır. 

Burada bütününde değil, sadece bir kelimesinin üstüne dikkatinizi çekmek isterim, “hayye alessalah hayye alel felah” bölümünde, (haydin namaza, haydin kurtuluşa) denmiyor da neden “haydin felaha” deniyor. Madem ki türkçeye çevriliyor niçin o kelime arapça aslı üzere kalıyor? Doğrusu çok düşündürücü bir düzenlemedir. 

Burada bütününde değil, sadece bir kelimesinin üstüne dikkatinizi çekmek isterim: "hayye ale's-salâh hayye ale'l-felâh" bölümünde, "haydin namaza, haydin kurtuluşa" denmiyor da neden "haydin felaha" deniyor? Madem ki Türkçeye çevriliyor, niçin o kelime Arapça aslı üzere kalıyor? Doğrusu çok düşündürücü bir düzenlemedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Burada bütününde değil, sadece bir kelimesinin üstüne dikkatinizi çekmek isterim: "hayye ale's-salâh hayye ale'l-felâh" bölümünde, "haydin namaza, haydin kurtuluşa" denmiyor da neden "haydin felaha" deniyor? Madem ki Türkçeye çevriliyor, niçin o kelime Arapça aslı üzere kalıyor? Doğrusu çok düşündürücü bir düzenlemedir.

Konumuz Muhammedî Ezan olmadığı için daha fazla üstünde durmadım. Bu çevirinin baştan sona hatalı olduğunu, biraz daha gayret edip Türkçe okumak isteyenlere hürmet etmek adına, daha anlaşılır ve daha aslına yakın bir çeviri yapıp bunun okunmasını sağlamaya çalışmak daha gerçekçi olacaktır.

Konumuz Ezan-ı Muhammedî olmadığı için daha fazla üstünde durmadım. Bu çevirinin baştan sona hatalı olduğunu, biraz daha gayret edip Türkçe okumak isteyenlere hürmet etmek adına, daha anlaşılır ve daha aslına yakın bir çeviri yapıp bunun okunmasını sağlamaya çalışmak daha gerçekçi olacaktır.

Mevzumuz Ezanı Muhammedi olmadığı için daha fazla üstünde durmadım. Bu çevirinin baştan sona hatalı olduğunu biraz daha gayret edip türkçe okumak istiyenlere hürmet etmek babında daha anlaşılır ve daha aslına yakın bir çeviri yapıp bunun okunmasını sağlamaya çalışmak daha gerçekçi olacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Konumuz Muhammedî Ezanı olmadığı için daha fazla üzerinde durmadım. Bu çevirinin baştan sona hatalı olduğunu, biraz daha gayret edip Türkçe okumak isteyenlere hürmet etmek adına, daha anlaşılır ve aslına daha yakın bir çeviri yapıp bunun okunmasını sağlamaya çalışmak daha gerçekçi olacaktır.

Biz herkesin kendi şahsı hakkında kendi kendine her türlü şekliyle okuyabileceği kanaatindeyiz ve buna saygılıyız; ancak kendi zevk ve kanaatlerini başkalarına maddi ve manevi baskı yaparak kabul ettirmeye çalışmak, kabul edilebilecek bir şey değildir.

Biz herkesin kendi şahsı hakkında kendi kendine her türlü şekliyle okuyabileceği kanaatındayız ve buna saygılıyız, ancak kendi zevk ve kanaatlarını başkalarına maddi ve manevi baskı yaparak kabul ettirmeye çalışmak, kabul edilebilecek birşey değildir. 

Biz herkesin kendi şahsı hakkında kendi kendine her türlü şekliyle okuyabileceği kanaatindeyiz ve buna saygılıyız, ancak kendi zevk ve kanaatlerini başkalarına maddi ve manevi baskı yaparak kabul ettirmeye çalışmak, kabul edilebilecek bir şey değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Biz herkesin kendi şahsı hakkında kendi kendine her türlü şekliyle okuyabileceği kanaatindeyiz ve buna saygılıyız, ancak kendi zevk ve kanaatlerini başkalarına maddi ve manevi baskı yaparak kabul ettirmeye çalışmak, kabul edilebilecek bir şey değildir.

Kişi sevabıyla, günahıyla kendinden sorumludur. Fiil ve davranışlarında hürdür. Ancak diğer hürriyetlere müdahale hakkı kimseye verilmemiştir. (1)

Kişi sevabıyla, günahıyla kendinden sorumludur. Fiil ve davranışlarında hürdür. Ancak diğer hürriyetlere müdahale hakkı kimseye verilmemiştir. (1)

(Not: (1) Bu hususlarda “Salatı namaz ve ezanı Muhammedi’de bazı hakikatler ve mübarek geceler ve bayramlar” isimli kitaplarımızda da bir miktar daha izahatlar vardır.)

Kişi sevabıyle, günahıyle kendinden sorumludur. Fiil ve davranışlarında hürdür. Ancak diğer hürriyetlere müdahale hakkı kimseye verilmemiştir. (1)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Kişi, sevabıyla, günahıyla kendinden sorumludur. Fiil ve davranışlarında hürdür. Ancak diğer hürriyetlere müdahale hakkı kimseye verilmemiştir.

(Not: Bu hususlarda "Salatı namaz ve ezanı Muhammedi'de bazı hakikatler ve mübarek geceler ve bayramlar" isimli kitaplarımızda da bir miktar daha açıklama vardır.)

12-09-2001 12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime, lafız ve mana Sevgili kardeşim, yukarıdan beri gelen satırları iyi anlamaya çalış; hayal ürünüdür sanma. Sen de o yollardan geçerek Kelime-i Tevhid'i ve bu konuları iyi anlayanlardan olasın.

(Not: (1) Bu hususlarda “Salatı namaz ve ezanı Muhammedi’de bazı hakiketler ve mübarek geceler ve bayramlar” isimli kitaplarımızda da bir miktar daha izahatlar vardır.) 

12-09-2001 12-09-2001 Medine-i Münevvere Kelime, lafız ve mana Sevgili kardeşim, yukarıdan beri gelen satırları iyi anlamaya çalış; hayal ürünüdür sanma. Sen de o yollardan geçerek Kelime-i Tevhid'i ve bu konuları iyi anlayanlardan olasın.

Şimdi, en yüce Kelime-i Tevhid ifadesinde bir başka kapı daha açmaya çalışalım. Türkçe lisanında "lâ ilâhe illâ allah"ın Kelime-i Tevhid ismi ile ifade edildiğini bilmekteyiz. Halbuki onda dört (4) tane ayrı ayrı kelime vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi, her âlem onun içinde ayrı bir kelime ile yerini almıştır. Ancak bu âlemlerin hepsi mutlak zâtın tecellilerinden başka bir şey olmadığından, bütün bunlardan maksat İlahi Zât'ın tanınmasına vesile olduğundan, hepsinin birlik ifadesi olan Kelime-i Tevhid (birlik kelimesi) lafzı ile işaretlenmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Şimdi, en yüce Kelime-i Tevhid ifadesinde bir başka kapı daha açmaya çalışalım. Türkçe dilinde "lâ ilâhe illâ allah"ın Kelime-i Tevhid ismi ile ifade edildiğini bilmekteyiz. Halbuki onda dört (4) ayrı kelime vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi, her âlem onun içinde ayrı bir kelime ile yerini almıştır. Ancak bu âlemlerin hepsi mutlak zâtın tecellilerinden başka bir şey olmadığından, bütün bunlardan maksat İlahi Zât'ın tanınmasına vesile olduğundan, hepsinin birlik ifadesi olan Kelime-i Tevhid (birlik kelimesi) lafzı ile işaretlenmiştir.

Medine-i Münevvere Kelime, lafız ve mana Sevgili kardeşim yukarıdan beri gelen satırları iyi anlamaya çalış, hayal mahsülüdür sanma, sanma ki sen de o yollardan geçerek Kelime-i Tevhidi ve bu mevzuları iyi anlayanlardan olasın. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Medine-i Münevvere Kelime, lafız ve mana Sevgili kardeşim, yukarıdan beri gelen satırları iyi anlamaya çalış; hayal ürünüdür sanma. Sanma ki sen de o yollardan geçerek Kelime-i Tevhidi ve bu konuları iyi anlayanlardan olasın.

Şimdi, Azam-ı Muazzama Kelime-i Tevhid ifadesinde bir başka kapı daha açmaya çalışalım. Türkçe dilinde "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhid ismi ile ifade edildiğini bilmekteyiz. Halbuki onda dört (4) tane ayrı ayrı kelime vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi her âlem onun içinde ayrı bir kelime ile yerini almıştır. Ancak bu âlemlerin hepsi mutlak Zât'ın tecellilerinden başka bir şey olmadığından, bütün bunlardan maksadın İlahi Zât'ın tanınmasına vesile olması sebebiyle, hepsinin birlik ifadesi olan Kelime-i Tevhid (birlik kelimesi) lafzı ile işaretlenmiştir.

Şimdi, Azam-ı Muazzama Kelime-i Tevhid ifadesinde bir başka kapı daha açmaya çalışalım. Tükçe lisanında (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid ismi ile ifade edildiğini bilmekteyiz. Halbuki onda dört (4) tane ayrı ayrı kelime vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi her alem onun içinde ayrı bir kelime ile yerini almıştır. Ancak bu alemlerin hepsi zatı mutlakın tecellilerinden başka birşey olmadığından bütün bunlardan gayenin zatı ilahinin tanınmasına vesile olduğundan hepsinin birlik ifadesi olan Kelim-i Tevhid (birlik kelimesi) lafzı ile işaretlenmiştir.

Bilindiği gibi kelimeler beşer lisanında iki türlüdür. Biri, fiilleri, yapılan işleri belirten, diğeri de isimleri belirten kelimelerdir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bilinmeli ki kelimeler insan dilinde iki türlüdür. Biri, fiilleri, yapılan işleri belirten, diğeri de isimleri belirten kelimelerdir.

İçte olan anlamlar harflerden elbiseler giyerek uygun eşleriyle birleşerek, küçük küçük gruplar halinde insanın dilinden ortaya çıkıp ses olarak havada kanat çırpmaya ve uçuşmaya başlarlar. O anda herhangi bir kulak kafesine giremezlerse havada yoruluncaya, menzilleri tamamlanıncaya kadar uçar ve ölürler. Eğer bir kulak kafesinden ve kapısından girerek kendilerinde olan anlamı girdikleri yere ulaştırabilirlerse ne mutlu; yok o kapıdan girip de anlaşılamazlarsa tekrar geriye dönüp, tükeninceye kadar uçuşlarına devam ederler.

Bilinmeli ki kelimeler insan dilinde iki türlüdür. Biri, fiilleri, yapılan işleri belirten, diğeri de isimleri belirten kelimelerdir.

İçte olan anlamlar harflerden elbiseler giyerek uygun eşleriyle birleşerek, küçük küçük gruplar halinde insanın dilinden ortaya çıkıp ses olarak havada kanat çırpmaya ve uçuşmaya başlarlar. O anda herhangi bir kulak kafesine giremezlerse havada yoruluncaya, menzilleri tamamlanıncaya kadar uçar ve ölürler. Eğer bir kulak kafesinden ve kapısından girerek kendilerinde olan anlamı girdikleri yere ulaştırabilirlerse ne mutlu; yok o kapıdan girip de anlaşılamazlarsa tekrar geriye dönüp, tükeninceye kadar uçuşlarına devam ederler.

Batında olan manalar harflerden elbiseler giyerek uygun eşleriyle birleşerek, küçük küçük gruplar halinde beşerin lisanından zuhura çıkıp ses olarak havada kanat çırpmaya ve uçuşmaya başlarlar. O anda her hangi bir kulak kafesine giremezlerse havada yoruluncaya, menzilleri tamamlanıncaya kadar uçar ve ölürler. Eğer bir kulak kafesinden ve kapısından girerek kendilerinde olan manayı girdiklere yere ulaştırabilirlerse ne mutlu, yok o kapıdan girip de anlaşılamazlarsa tekrar geriye dönüp, tükeninceye kadar uçuşlarına devam ederler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İçte olan anlamlar, harflerden elbiseler giyerek uygun eşleriyle birleşip, küçük küçük gruplar halinde insanın dilinden ortaya çıkıp ses olarak havada kanat çırpmaya ve uçuşmaya başlarlar. O anda herhangi bir kulak kafesine giremezlerse havada yoruluncaya, menzilleri tamamlanıncaya kadar uçar ve ölürler. Eğer bir kulak kafesinden ve kapısından girerek kendilerinde olan anlamı girdikleri yere ulaştırabilirlerse ne mutlu; yok o kapıdan girip de anlaşılamazlarsa tekrar geriye dönüp, tükeninceye kadar uçuşlarına devam ederler.

İşte bir meselenin güzel anlaşılabilmesi için batından çıkan manalara o mananın gerektirdiği en güzel elbiseyi giydirmek gerekmektedir. Böylece harfler hecelere, heceler kelimelere, kelimeler, cümlelere, cümleler, mana gruplarına dönüşerek, iletişim sağlanmış olmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Bir meselenin güzel anlaşılabilmesi için, içsel anlamlardan çıkan manalara o mananın gerektirdiği en güzel ifadeyi vermek gerekmektedir. Böylece harfler hecelere, heceler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler mana gruplarına dönüşerek iletişim sağlanmış olmaktadır.

Bir meselenin güzel anlaşılabilmesi için, içsel anlamlardan çıkan manalara o mananın gerektirdiği en güzel ifadeyi vermek gerekmektedir. Böylece harfler hecelere, heceler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler mana gruplarına dönüşerek iletişim sağlanmış olmaktadır.

Böylece Kelime-i Tevhid'in ne olduğunu iyice anlamamız için kelimenin ve tevhidin ne olduğunu çok iyi anlamamız gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Böylece Kelime-i Tevhid'in ne olduğunu iyice anlamamız için kelimenin ve tevhidin ne olduğunu çok iyi anlamamız gerekmektedir.

"Her bir kelime, ifade ettiği mananın o şekilde ortaya çıkışından başka bir şey değildir," anlayışıyla meseleye baktığımızda çok şeylerin değiştiğini göreceğiz.

Böylece Kelime-i Tevhid'in ne olduğunu iyice anlamamız için kelimenin ve tevhidin ne olduğunu çok iyi anlamamız gerekmektedir.

"Her bir kelime, ifade ettiği mananın o şekilde ortaya çıkışından başka bir şey değildir," anlayışıyla meseleye baktığımızda çok şeylerin değiştiğini göreceğiz.

Böylece Kelime-i Tevhidin ne olduğu iyice anlamamız için kelimenin ve tevhidin ne olduğunu çok iyi anlamamız gerekmektedir. 

“Her bir kelime ifade ettiği mananın o surette zuhurundan başka birşey değildir, ” anlayışıyla meseleye baktığımızda çok şeylerin değiştiğini göreceğiz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Her bir kelime, ifade ettiği anlamın o şekilde ortaya çıkmasından başka bir şey değildir," anlayışıyla meseleye baktığımızda çok şeylerin değiştiğini göreceğiz.

İşte bu anlayış içerisinde Kelime-i Tevhidi iki yönden de ele almamız gerekecektir; onlar da "şekil" ve "lafız"dır. İşte bu iki yön, yani şekil ve lafız, ifade edilen anlamı bünyesinde taşımaktadır.

İşte bu anlayış içinde Kelime-i Tevhidi iki yönden ele almamız gerekecektir; bunlar da "şekil" ve "lafız"dır. İşte bu iki yön, yani şekil ve lafız, ifade edilen anlamı bünyesinde taşımaktadır.

İşte bu anlayış içerisinde Kelime-i Tevhidi iki yöndende ele almamız gerekecektir; onlar da “şekil” ve “lafız”dır. İşte bu iki yön, yani şekil ve lafız ifade edilen manayı bünyesinde taşımaktadır. 

İşte bu anlayış içinde Kelime-i Tevhidi iki yönden ele almamız gerekecektir; bunlar da "şekil" ve "lafız"dır. İşte bu iki yön, yani şekil ve lafız, ifade edilen manayı bünyesinde taşımaktadır.

Hem de hiçbir şey boş değildir. Bütün gördüklerin, ilahi varlığın etrafına uzak, yakın serpiştirdiği kelimeleri, işaretleri yani ayetleridir. Her bir kelimenin bir sureti olduğundan aynı zamanda onlar "sure"lerdir. İşte âlemde her bir kelime bir mana, her mana da bir suret ifade ettiğinden Kur'an'dandırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Hem de hiçbir şey boş değildir. Bütün gördüklerin, ilahi varlığın etrafına uzak, yakın serpiştirdiği kelimeleri, işaretleri yani ayetleridir. Her bir kelimenin bir sureti olduğundan aynı zamanda onlar "sure"lerdir. İşte âlemde her bir kelime bir mana, her mana da bir suret ifade ettiğinden Kur'an'dandırlar.

Hem de hiçbir şey boş değildir. Bütün gördüklerin, ilahi varlığın etrafına uzak, yakın serpiştirdiği kelimeleri, işaretleri yani ayetleridir. Her bir kelimenin bir sureti olduğundan aynı zamanda onlar “sure”lerdir. İşte âlemde her bir kelime bir mana, her mana da bir suret ifade ettiğinden Kur’an'dandırlar.

Hem de ki, hiçbir şey boş değildir. Bütün gördüklerin ilahi varlığın etrafına uzak, yakın serpiştirdiği kelimeleri, işaretleri yani ayetleridir. Her bir kelimenin bir sureti olduğundan aynı zamanda onlar “sure”lerdir. İşte alemde her bir kelime, bir mana, her mana da bir suret ifade ettiğinden Kur’andandırlar. 

Gördüğün alem zahiren “büyük alem” ise de, batınen “küçük alem”dir. Kuran zahiren küçük alem gibi görünüyorsa da, batınen büyük alem “Alemi Kebir”dir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Gördüğün âlem, zâhirde "büyük âlem" olsa da, bâtında "küçük âlem"dir. Kur'an, zâhirde küçük âlem gibi görünüyorsa da, bâtında büyük âlem, yani "Âlem-i Kebir"dir.

Biraz yukarıda şekil ve lafızdan bahsedildi. Bilindiği gibi "Kelime-i Tevhid"in bir de şekli, yani yazıdaki sembol harflerle görüntüsü vardır. İşte bu şekil ve görüntüyü gördüğünde, o şeklin senin beyninde nasıl bir kaydı varsa, o kayıt kadar onu idrak edebilirsin, daha fazlası olmaz. Gördüğün şeklin gerçek anlamına erebilmen için araştırarak onun hakikatini idrak etmen gerekecektir. Aksi halde, o gördüğün şekli aslının çok dışında ve çok uzak bir anlayışla değerlendireceksin ki, böylece o şeklin gerçek anlamını hiçbir zaman anlaman mümkün olmayacaktır.

Gördüğün âlem, görünüşte "büyük âlem" olsa da, özünde "küçük âlem"dir. Kur'an, görünüşte küçük âlem gibi görünüyorsa da, özünde büyük âlem, yani "Âlem-i Kebir"dir.

Biraz yukarıda şekil ve lafızdan bahsedildi. Bilindiği gibi "Kelime-i Tevhid"in bir de şekli, yani yazıdaki sembol harflerle görüntüsü vardır. İşte bu şekil ve görüntüyü gördüğünde, o şeklin senin beyninde nasıl bir kaydı varsa, o kayıt kadar onu idrak edebilirsin, daha fazlası olmaz. Gördüğün şeklin gerçek anlamına erebilmen için araştırarak onun hakikatini idrak etmen gerekecektir. Aksi halde, o gördüğün şekli aslının çok dışında ve çok uzak bir anlayışla değerlendireceksin ki, böylece o şeklin gerçek anlamını hiçbir zaman anlaman mümkün olmayacaktır.

Az yukarıda şekil ve lafızdan bahsedildi. Bilindiği gibi “Kelime-i Tevhid”in bir de şekli, yani yazıdaki sembol harflerle görüntüsü vardır. İşte bu şekil ve görüntüyü gördüğünde o şeklin senin beyninde nasıl kaydı varsa, o kayıt kadar onu idrak edebilirsin, daha fazlası olmaz. Gördüğün şeklin gerçek manasına erebilmen için araştırarak onun hakikatini idrak etmen gerekecektir. Aksi halde o gördüğün şekli aslının çok dışında ve çok uzak bir anlayışla değerlendireceksin ki, böylece o şeklin gerçek manasını hiçbir zaman anlaman mümkün olmayacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Az yukarıda şekil ve lafızdan bahsedildi. Bilindiği gibi "Kelime-i Tevhid"in bir de şekli, yani yazıdaki sembol harflerle görüntüsü vardır. İşte bu şekil ve görüntüyü gördüğünde, o şeklin senin beyninde nasıl bir kaydı varsa, o kayıt kadar onu idrak edebilirsin, daha fazlası olmaz. Gördüğün şeklin gerçek manasına erebilmen için araştırarak onun hakikatini idrak etmen gerekecektir. Aksi halde o gördüğün şekli aslının çok dışında ve çok uzak bir anlayışla değerlendireceksin ki, böylece o şeklin gerçek manasını hiçbir zaman anlaman mümkün olmayacaktır.

Eline Kelime-i Tevhid yazılı bir yazı al, onun derinliğine doğru nüfuz etmeye çalışarak bak bakalım ne göreceksin. Onu küçücük bir satır olarak görme, çünkü onun içinde bütün alemler gizlidir, amma, hem de çok açıktır. Küçük bir misal vererek meseleyi daha iyi anlamaya çalışalım. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Eline Kelime-i Tevhid yazılı bir yazı al, onun derinliğine doğru nüfuz etmeye çalışarak bak bakalım ne göreceksin. Onu küçücük bir satır olarak görme, çünkü onun içinde bütün âlemler gizlidir, aksine, hem de çok açıktır. Küçük bir örnek vererek meseleyi daha iyi anlamaya çalışalım.

Eline Kelime-i Tevhid yazılı bir yazı al, onun derinliğine doğru nüfuz etmeye çalışarak bak bakalım ne göreceksin. Onu küçücük bir satır olarak görme, çünkü onun içinde bütün âlemler gizlidir, aksine, hem de çok açıktır. Küçük bir örnek vererek meseleyi daha iyi anlamaya çalışalım.

Dünya dediğimiz zaman bu kelime (mana) yazılış şekliyle belki kâğıt üzerinde iki (2) cm² yer kaplayacaktır, hakikatte ise, çevresi kırk bin (40.000) km mesafe olan, bir büyük kütleyi ifade etmektedir. Eğer onu gerçek hâliyle bilemiyorsak, küçük bir top gibi tasavvur edeceğiz ki, bu da bizi çok büyük yanlışlığa ve hataya sürükleyecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Dünya dediğimiz zaman bu kelime (anlam) yazılış şekliyle aksine kâğıt üzerinde iki (2) cm² yer kaplayacaktır, hakikatte ise, çevresi kırk bin (40.000) km mesafe olan, büyük bir kütleyi ifade etmektedir. Eğer onu gerçek hâliyle bilemiyorsak, küçük bir top gibi tasavvur edeceğiz ki, bu da bizi çok büyük yanlışlığa ve hataya sürükleyecektir.

Dünya dediğimiz zaman bu kelime (anlam) yazılış şekliyle aksine kağıt üzerinde iki (2) cm² yer kaplayacaktır, hakikatte ise, çevresi kırk bin (40.000) km mesafe olan, büyük bir kütleyi ifade etmektedir. Eğer onu gerçek haliyle bilemiyorsak, küçük bir top gibi tasavvur edeceğiz ki, bu da bizi çok büyük yanlışlığa ve hataya sürükleyecektir.

Dünya dediğimiz zaman bu kelime (mana) yazılış şekliyle belki kağıt üzerinde iki (2) cm 2 yer kaplayacaktır, hakikatte ise, çevresi kırk bin (40.000) km mesafe olan, bir büyük kütleyi ifade etmektedir. Eğer onu gerçek haliyle bilemiyorsak, küçük bir top gibi tasavvur edeceğiz ki, bu da bizi çok büyük yanlışlığa ve hataya sürükleyecektir. 

İşte Kelime-i Tevhid alemde var olan bütün kelimeleri, gerek manaları ve gerek şekilleri itibariyle bünyesinde topladığından bütün alemi o lafız içinde cem etmiştir. Her bölümü başlı başına bir alemi ifade etmektedir. Bu yüzden onu herhangi bir beşer lisanına çevirerek, içindeki manaları tüm hakikatleri ile o çeviriye yüklemek mümkün olamaz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Kelime-i Tevhid, âlemde var olan bütün kelimeleri, gerek manaları gerekse şekilleri itibarıyla bünyesinde topladığından, bütün âlemi o lafız içinde bir araya getirmiştir. Her bölümü başlı başına bir âlemi ifade etmektedir. Bu yüzden onu herhangi bir beşer lisanına çevirerek, içindeki manaları tüm hakikatleriyle o çeviriye yüklemek mümkün olamaz.

Kelime-i Tevhid, âlemde var olan bütün kelimeleri, gerek manaları gerekse şekilleri itibarıyla bünyesinde topladığından, bütün âlemi o lafız içinde bir araya getirmiştir. Her bölümü başlı başına bir âlemi ifade etmektedir. Bu yüzden onu herhangi bir beşer lisanına çevirerek, içindeki manaları tüm hakikatleriyle o çeviriye yüklemek mümkün olamaz.

İnsanların ve cinlerin din bilginleri bir araya gelseler, kıyamete kadar birlikte onu başka bir lisana tercüme etmeye çalışsalar da mutlaka âciz kalacaklardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İnsanların ve cinlerin din bilginleri bir araya gelseler, kıyamete kadar birlikte onu başka bir lisana tercüme etmeye çalışsalar da mutlaka âciz kalacaklardır.

İnsanların ve cinlerin din bilimcileri bir araya gelseler, kıyamete kadar birlikte onu başka bir lisana tercüme etmeye çalışsalar da mutlaka aciz kalacaklardır.

İlk kelime lafzı İlahi tecellinin akışına baktığımızda, ilk kelime lafzını "Ademiyet Mertebesi"nde (insanlık mertebesi) görüyoruz.

İnsanların ve cinlerin din bilimcileri bir araya gelseler kıyamete kadar birlikte onu başka bir lisana tercüme etmeye çalışsalar da mutlaka aciz kalacaklardır. 

İlk kelime lafzı İlk kelime lafzı İlahi tecellinin akışına baktığımızda, ilk kelime lafzını "Ademiyet Mertebesi"nde görüyoruz.

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/37. ayetinde;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/37. ayetinde;

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ "fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi"

mealen, "Adem Rabbinden bazı kelimeler aldı/belledi (ve onlarla Allah'a yalvardı da O da) onun tevbesini kabul etti."

Daha sonra kelime lafzını "İbrahimiyet Mertebesi"nde görüyoruz.

İlahi tecellinin seyrine baktığımızda ilk kelime lafzını "Ademiyet Mertebesi"nde görüyoruz.

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ "fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi"

mealen, "Adem Rabbinden bazı kelimeler aldı/belledi (ve onlarla Allah'a yalvardı da O da) onun tevbesini kabul etti."

Daha sonra kelime lafzını "İbrahimiyet Mertebesi"nde görüyoruz.

 

İlahi tecellinin seyrine baktığımızda ilk kelime lafzını “Mertebe-i Ademiyet” te görüyoruz.

Kur’anı Keriym Bakara 2/37. ayetinde;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/37. ayetinde;

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ

“fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi”

mealen, “De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/80. ayetinde, مَن يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “men yuti irresule fekad eta’allahe”

mealen, “Peygamberlere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.”

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ

“fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi"

mealen, "Rabbi Adem'e bir takım kelimeler öğretti, onlarla tevbe etti." buyuruyor.

Böylece dilin tarihi ilk insan ve ilk peygamber olan Adem (a.s.)'ın "Adem"ce dili ile başlamış oldu. Adem (a.s.) evlatları çoğalınca gittikleri yerlerde, ki iklim ve coğrafya şartlarına göre ihtiyaç duydukları ifadeleri belirtmek için yeni yeni kelimeler ürettiler. Böylece Adem (a.s.)'a verilen "Rabbani" kelimeler, beşeriyet kelimeleri arasında azalarak ve dağılarak hükümsüz hale geldi, yani beşerileşti ve ilahi manaları, beşeri manalara dönüştü.

mealen, mealen, “De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/80. ayetinde, مَن يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “men yuti irresule fekad eta’allahe”

mealen, “Peygamberlere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur.”

Kur'an-ı Kerim Kehf Suresi 18/110. ayetinde, قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَى أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kur'an-ı Kerim Kehf Suresi 18/110. ayetinde, قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَى أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ

“Âdem Rabbinden bazı kelimeler aldı/belledi (ve onlarla Allah’a yalvardı da O da) onun tevbesini kabul etti.”

Daha sonra kelime lafzını “İbrahimiyet Mertebesi”nde görüyoruz.

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/124. ayetinde;

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/124. ayetinde;

“Adem rabbinden bazı kelimeler aldı/belledi (ve onlarla Allah’a yalvardı da o da) onun tevbesini kabul etti.”

Daha sonra kelime lafzına “Mertebe-i İbrahimiyet” te görüyoruz. 

Kur’anı Keriym Bakara 2/124. ayetinde;

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/124. ayetinde;

وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبَّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ “ve izibtela ibrahime rabbühüm bikelimatin feetemmehu”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

“Hani İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etmişti, o da onları tamamlamıştı.”

Daha sonra kelime lafzını "Musa'ya ait mertebe"de görüyoruz. Bilindiği gibi Musa (a.s.)'ın lakabı "Kelimullah"tır.

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/164 ayetinde;

“Hani İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etmişti, o da onları tamamlamıştı.”

mealen, “hani İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etmişti, o da onları tamamlamıştı.”

Daha sonra kelime lafzını "Mertebe-i Museviyet"te (Musa'ya ait mertebe) görüyoruz. Bilindiği gibi Musa (a.s.)'ın lakabı "Kelimullah"tır.

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/164 ayetinde;

َ وُهْنعبِكَلِمَاتِ فَأَتَمَّووَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ 

“ve izibtela ibrahime rabbühüm bikelimatin feetemmehu” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Ve İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etti de o da onları tamamladı."

mealen, "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Kudsi Hadis, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım."

mealen, "Eğer sen olmasaydın, olmasaydın âlemleri yaratmazdım."

Hadis-i şerif, "Allah'ın ilk yarattığı şey kalem ve benim ruhumdur."

mealen, "Allah evvela benim ruhumu ve kalemi yarattı."

Hadis-i şerif, "Ben Allah'tanım, müminler de benim nurumdandır."

mealen, mealen, “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

Hadis-i Kudsi, “Levlake levlak lema halaktül eflak”

mealen, “Eğer sen olmasaydın, olmasaydın âlemleri yaratmazdım.”

Hadis-i şerif, “Evvelü ma halakallahul kalemü ve ruhiy”

mealen, “Allah evvela benim ruhumu ve kalemi yarattı.”

Hadis-i şerif, “Ene minallahi vel mü’minine min nûriy”

mealen, “Ben Allah'tanım ve müminler benim nurumdandır.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

mealen, “Ben Allah'tanım ve müminler benim nurumdandır.”

Hadis-i şerif,

“hani İbrahim'i Rabbi birtakım kelimelerle imtihan etmişti, o da onları tamamlamıştı.”

Daha sonra kelime lafzını “Mertebe-i Museviyet”te görüyoruz. Bilindiği gibi Musa (a.s.)’ın lakabı “Kelimullah”tır.

Kur’an-ı Kerim Nisa 4/164 ayetinde;

وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا

"Allah Musa'ya gerçekten konuştu (kelime ile kelam etti)"

Hadis-i şerif,

“hani İbrahime Rabbı bir takım kelimelerle imtihan etmişti o da onları tamamlamıştı.” 

Daha sonra kelime lafzını “Mertebe-i Museviyet”te görüyoruz. Bilindiği gibi Musa (a.s.)’ın lakabı “Kelimullah”tır. 

Kur’anı Keriym Nisa 4/164 ayetinde; 

مَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًاعوَكُلُّ

"Allah Musa'ya gerçekten konuştu (kelime ile kelam etti)"

Kur'an-ı Kerim Araf Suresi 7/144. ayetinde;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kur'an-ı Kerim Araf Suresi 7/144. ayetinde;

"buyurdu ki, Ey Musa risaletin ve kelamınla seni insanlar arasından seçtim."

“ve kellemallahu musa teklimen”

mealen, Meal olarak:

"Allah O'dur, O'ndan başka ilah yoktur. Hamd, dünyada da ahirette de O'nun içindir! Hüküm de O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/87. ayetinde:

"fenada fizzulimati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke inni küntü minezalimiyne"

"buyurdu ki, Ey Musa risaletin ve kelamınla seni insanlar arasından seçtim."

“ve kellemallahu musa teklimen”

mealen, Meal olarak:

"Allah O'dur, O'ndan başka ilah yoktur. Hamd, dünyada da ahirette de O'nun içindir! Hüküm de O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/87. ayetinde:

"fenada fizzulimati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke inni küntü minezalimiyne"

Meal olarak:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Meal olarak:

"Karanlıklar içinde 'Senden başka ilah yoktur.' Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim, diye seslenmişti." Yunus (a.s.)

“Allah Musa’ya gerçekten konuştu (kelime ile kelam etti)”

Kur’an-ı Kerim Araf Suresi 7/144. ayetinde;

قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ

بِرِسَالَاتِي وَبِكَلَامِي

“kaale ya musa innistafeytüke alennasi birisaleti ve bikelamin”

mealen, “Ey Musa, ben seni insanlardan risaletimle ve kelamımla seçtim.” buyurmaktadır.

"Karanlıklar içinde 'Senden başka ilah yoktur.' Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim, diye seslenmişti." Yunus (a.s.)

“Allah Musa’ya gerçekten konuştu (kelime ile kelam etti)”

Kur’anı Keriym Araf 7/144. ayetinde;

بَاسِعقَالَ يَا مُوسَى إِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّ

بِرِسَالَاتِي وَبِكَلَامِي

“kaale ya musa innistafeytüke alennasi birisaleti ve bikelamin” 

mealen, mealen, “ve Âdem'e bütün isimleri öğretti.” buyurmaktadır.

İlahi kelamdan anladığımıza göre Yüce Allah'ın Âdem'e öğrettiği isimler, öncelikle kendi isimleri olan “Esmaül Hüsna”ları, sonra da yaşamı için gerekli olacak cennette var olan çevre varlıklarının isimleri olmalıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

İlahi kelamdan anladığımıza göre Yüce Allah'ın Âdem'e öğrettiği isimler, öncelikle kendi isimleri olan "Esmaül Hüsna"ları, sonra da yaşamı için gerekli olacak cennette var olan çevre varlıklarının isimleri olmalıdır.

Âdem (a.s.) yeryüzüne indirildiğinde cennette olmayan değişik varlıkları gördü; bunlara da gerek ilham, gerek kendi uygun görmesi ile birer isim üreterek, lisanını geliştirdi.

"buyurdu ki, Ey Musa risaletin ve kelamınla seni insanlar arasından seçtim."

Âdem (a.s.) yeryüzüne indirildiğinde cennette olmayan değişik varlıkları gördü, bunlara da gerek ilham, gerek kendi uygun görmesi ile birer isim üreterek, lisanını geliştirdi.

“buyurdu ki, Ey Musa risaletin ve kelamınla seni insanlar arasından seçtim.”

 

Kur’anı Keriym Araf 7/143. ayetinde;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Kur'an-ı Kerim Araf Suresi 7/143. ayetinde;

وَ لَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِم۪يقَاتِنَا وَ كَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرَان۪ي

mealen, "Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca Musa, "Rabbim bana kendini göster sana bakayım" dedi. Allah "sen beni asla göremezsin" dedi."

Kur'an-ı Kerim Araf Suresi 7/143. ayetinde;

وَلَمَّا جَاءَ مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبَّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنْظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَريني “ve lemma cae musa limikatna ve kellemehu rabbühü kaale rabbi eriniy enzur ileyke kale lenterani”

mealen, “Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca Musa, “Rabbim bana kendini göster sana bakayım” dedi. Allah “sen beni asla göremezsin” dedi.

ولاهومه ربعلَمَّا جَاءَ مُوسَىٰ لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُعولم&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: 'Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım' dedi. Rabbi: 'Beni asla göremezsin' buyurdu."

Meal olarak:

"Doğrusu biz, yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik."

Yine bakın, burada da (5/44 ayetinin rakamında) 5+4+4=13 çıktı. Tevrat'ın da "Hakikat-i Muhammediyye"ye (Hz. Muhammed'in hakikatine) dayandığı açıkça belirtilmektedir.

قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنْظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَريني

 “ve lemma cae musa limikatna ve kellemehu rabbühü kaale rabbi eriniy enzur ileyke kale lenterani” 

mealen, Meal olarak:

"Doğrusu biz, yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik."

Yine bakın, burada da (5/44 ayetinin rakamında) 5+4+4=13 çıktı. Tevrat'ın da "Hakikat-i Muhammediyye"ye (Hz. Muhammed'in hakikatine) dayandığı açıkça belirtilmektedir.

Şimdiki "Talmut" Tevrat'ın üç (3) nüshası vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Şimdiki "Talmut" Tevrat'ın üç (3) nüshası vardır.

Kur'an-ı Kerim'in Araf Suresi 7/157 ayetinde:

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي الدَّورِيَةِ وَالْإِنْجِيلُ

“Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip rabbi onunla konuşunca Musa, “Rabbim bana kendini göster sana bakayım” dedi. Allah “sen beni asla göremezsin” dedi.

Bilinmeli ki Musa (a.s.)’ın lakabı “Kelimullah”tır, yani daha henüz görüş mertebesi meydana gelmemiş ("len terani"), fakat Hak sözü gerçek manasıyla duyma meydana gelmiştir.

Kur'an-ı Kerim'in Araf Suresi 7/157 ayetinde:

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي الدَّورِيَةِ وَالْإِنْجِيلُ

“Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip rabbi onunla konuşunca Musa, “Rabbim bana kendini göster sana bakayım” dedi. Allah “sen beni asla göremezsin” dedi.

Bilindiği gibi Musa (a.s.)’ın lakabı “Kelimullah”tır yani daha henüz görüş mertebesi hasıl olmamış (“len terani”) fakat Hak sözü gerçek manasıyla duyuş hasıl olmuştur. 

Bilindiği gibi Musa (a.s.)'ın lakabı "Kelimullah"tır, yani daha henüz görüş mertebesi oluşmamış ("len terani") fakat Hak sözünü gerçek manasıyla duyma oluşmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Bilindiği gibi Musa (a.s.)'ın lakabı "Kelimullah"tır, yani henüz görüş mertebesi oluşmamış ("len terani") fakat Hak sözünü gerçek manasıyla duyma oluşmuştur.

Daha sonra kelime lafzını "Mertebe-i İseviyet"te (İsa'ya ait mertebede) görüyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/45. ayetinde:

إِذْ قَالَتِ الْمَلَئِكَةُ يَا مَرْيَمَ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

Daha sonra kelime lafzını "Mertebe-i İseviyet"te (İsa'ya ait mertebede) görüyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/45. ayetinde:

إِذْ قَالَتِ الْمَلَئِكَةُ يَا مَرْيَمَ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

Daha sonra kelime lafzını “Mertebe-i İseviyet”te görüyoruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Daha sonra "kelime" lafzını "İseviyet Mertebesi"nde görüyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/45. ayetinde,

قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُإِذْ

اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

"izkaletil melaiketü innallahe yübeşşiruke bikelimetil minhü ismihül mesihü isebne meryeme"

"Melekler demişti ki: Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor; adı Meryem oğlu İsa Mesihtir."

 

Kur’anı Keriym Ali İmran 3/45. ayetinde, 

اللَّهُ يُبَشِّرُكَ بِكَلِمَةٍ مِنْهُعإِذْ قَالَتِ الْمَلَئِكَةُ يَا مَرْيَمَ إِنَّ

اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

“izkaletil melaiketü innallahe yübeşşiruke bikelimetil minhü ismihül mesihü isebne meryeme”

"Melekler demişti ki: Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor; adı Meryem oğlu İsa Mesihtir."

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/171. ayetinde:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/171. ayetinde:

"Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisinden bir ruhtur."

mealen, “melekler demişti ki, ey Meryem Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor adı Meryem oğlu İsa mesihtir.”

Kur’an-ı Kerim Nisa 4/171. ayetinde,

إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللَّهِ

وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ

"Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendisinden bir ruhtur."

mealen, “melekler demişti ki, ey Meryem Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor adı Meryem oğlu İsa mesihtir.” 

Kur’anı Keriym Nisa 4/171. ayetinde,

مَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللَّهِعإِذْ

وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ

 “innemel mesihü isebnü meryeme resullulahi ve kelimetühü elkahe ila meryeme ve ruhun minhü”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"innemel mesihü isebnü meryeme resullulahi ve kelimetühü elkahe ila meryeme ve ruhun minhü"

mealen, "Meryem oğlu İsa mesih Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur."

Meryem'e ulaştırılıp müjdelenen bu kelime, başlı başına İseviyet mertebesini (Hz. İsa'ya ait peygamberlik makamı) işaret eden çok geniş anlam taşıyan bir kelimedir. Bilindiği gibi İsa (a.s.)'ın lakabı Kelimullah'tır (Allah'ın kelimesi). Daha sonra kelime lafzını en geniş manasıyla Muhammediyye mertebesinde (Hz. Muhammed'e ait peygamberlik makamı) görüyoruz.

mealen, “Meryem oğlu İsa mesih Allah’ın peygamberi meryeme ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur.”

Meryeme ulaştırılarak müjdelenen bu kelime başlıbaşına iseviyet mertebesini işaret eden çok geniş anlam taşıyan bir kelimedir. Bilindiği gibi İsa (a.s.)ın lakabı kelimullahtır. Daha sonra kelime lafzını en geniş manasıyla mertebe-i Muhammediyyede göruyoruz.

 

Kur’anı Keriym Kalem 68/1 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kur'an-ı Kerim'in Kalem Suresi 68/1. ayetinde,

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

"Nun'a ve kaleme ve yazılan satırlara and olsun" ayetinden hissemizi alalım.

Nun: "İlahi Kudret"tir, kalem ise İlahi tecellilerdir.

Satırlar ise, bütün âlemde meydana gelen varlıklar ve hareketlerdir. Şekiller ve işaretlerdir. Onlar da "sure" ve "ayetler"dir, ki bu âlem baştan başa bir Hakk kitabıdır.

Hep Hakk kitabıdır eşya sandığın.

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

“Nun’a ve kalem’e ve yazılan satırlara and olsun” ayetinden hissemizi alalım.

Nun: "İlahi Kudret", kalem ise İlahi tecellilerdir.

Satırlar ise, bütün âlemde meydana gelen varlıklar ve hareketlerdir. Şekiller ve işaretlerdir. Onlar da "sure" ve "ayetler"dir, ki bu âlem baştan başa bir Hakk kitabıdır.

Hep Hakk kitabıdır eşya sandığın.

“Nun’a ve kalem’e ve yazılan satırlara and olsun” ayetinden hissemizi alalım.

Nun: "İlahi Kudret", kalem ise İlahi tecellilerdir.

Satırlar ise, bütün âlemde meydana gelen varlıklar ve hareketlerdir. Şekiller ve işaretlerdir. Onlar da "sure" ve "ayetler"dir, ki bu âlem baştan başa bir Hakk kitabıdır.

Hep Hakk kitabıdır eşya sandığın.

“nun vel kalemi ve mayesturune” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Nun ve kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki."

Kur'an-ı Kerim'in Enbiya Suresi 21/107. ayetinde, "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." buyrulmaktadır.

Bu rahmet, en geniş şekilde kelimelerde de vardır.

Hz. Resulullah'a verilen ilk şey "cevamiü'l-kelim"dir (az sözle çok anlam ifade etme yeteneği), yani kelimelere cami olmak ve Esmaü'l-Hüsna'dır. Her isim bir kelime olduğundan, Allah'ın güzel isimlerinin en geniş anlamda zuhur yeri Hz. Resulullah'ın Muhammedi mertebesi olmaktadır. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in bir ismi de Kelamullah'tır (Allah'ın sözü). Ademiyet mertebesinden itibaren verilen ayetlerin geniş anlamda izahları varsa da, yeri olmadığından mealleri ile yetineceğiz. Amacımız, lafzını mertebeleri itibarıyla kısaca belirtmektir.

"Nun ve kalem ve onunla yazılanlara yemin olsun ki"

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/107. ayetinde, وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Bu rahmet, en geniş şekilde kelimelerde de vardır.

Hz. Resulullah'a verilen ilk şey "cevamiü'l-kelim"dir (az sözle çok anlam ifade etme yeteneği), yani kelimelere cami olmak ve Esmaü'l-Hüsna'dır. Her isim bir kelime olduğundan, Allah'ın güzel isimlerinin en geniş anlamda zuhur yeri Hz. Resulullah'ın Muhammedi mertebesi olmaktadır. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in bir ismi de Kelamullah'tır (Allah'ın sözü). Ademiyet mertebesinden itibaren verilen ayetlerin geniş anlamda izahları varsa da, yeri olmadığından mealleri ile yetineceğiz. Amacımız, lafzını mertebeleri itibarıyla kısaca belirtmektir.

mealen, Meal olarak, “Biz her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatsın.” ilahi beyanından anlıyoruz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Meal olarak, "Biz her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatsın," ilahi beyanından anlıyoruz ki:

Musa (a.s.)'a verilen Tevrat kendi dilleri olan İbranice, Davud (a.s.)'a verilen Zebur kendi dilleri olan İbranice, İsa (a.s.)'a verilen İncil ismi Süryanice, kendisi İbranice, Muhammed (a.s.)'a verilen Kur'an-ı Kerim ise kendi dilleri üzere Arapça olarak gönderilmiştir.

Musa (a.s.)’na verilen Tevrat kendi dilleri olan İbranice, Davud (a.s.)’na verilen Zebur kendi dilleri olan İbranice, İsa (a.s.)’na verilen İncil ismi Süryanice, kendisi İbranice, Muhammed (a.s.)’na verilen Kur’an-ı Kerim kendi dilleri üzere Arapça olarak gönderilmiştir.

“nun ve kalem ve onunla yazılanlara (kelime satır andolsun ki)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

"Nun ve kaleme ve onunla yazılanlara andolsun ki."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/107. ayetinde:

"Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn."

Mealen: "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Durumu: Kur'an-ı Kerim Enfâl Suresi 8/17. ayetinde: "Ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinna’llâhe remâ."

Kur’anı Keriym Enbiya 21/107 ayetinde, 

رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينََوَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ

“ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.0s

"Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn"

mealen, "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Hali: Kur'an-ı Kerim Enfal Suresi 8/17 ayetinde,

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى

"Ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinna'llâhe remâ"

mealen "Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı."

Hali: Hadisteki, "Men reânî fekad rae'l-Hakk"

mealen "Beni gören ancak Hakk'ı görmüş olur."

Yaşantısı: Daha evvelce Hakk'ta bâki olan, "bekabillah" (Allah ile beka bulma) hâlinde âlemden habersiz iken, Hakk Yolcusu bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise giydirilip, tekrar eski beşeriyet âlemine gönderilir. Dışı "Şeriat-i Muhammedi" içi "Hakikat-i Muhammedi" ile bezenmiş olduğu hâlde halka çok yumuşak ve şefkatli bir şekilde yaklaşır.

“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn”

mealen, “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

Durumu: Kur’ân-ı Kerîm Enfâl 8/17 ayetinde, وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى “Ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinna’llâhe remâ”

mealen “Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

mealen "Attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı."

Durumu: Hadisteki, "Beni gören ancak Hakk'ı görmüş olur."

Yaşantısı: Daha evvelce Hakk'ta bâki (Allah ile varlığını sürdüren) "bekâ billâh" (Allah ile kalıcılık) hâlinde, âlemden habersiz iken, Hakk Yolcusu bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise giydirilip, tekrar eski beşeriyet âlemine gönderilir. Dışı "Şeriat-ı Muhammedî" (Hz. Muhammed'in şeriatı), içi "Hakîkat-i Muhammedî" (Hz. Muhammed'in hakikati) ile bezenmiş olduğu hâlde halka çok yumuşak ve müşfik bir şekilde yaklaşır.

Durumu: Hadisteki, “Men reânî fekad rae’l-Hak”

mealen “Beni gören ancak Hakk’ı görmüş olur.”

Yaşantısı: Daha evvelce Hakk’ta bâki (Allah ile varlığını sürdüren) “bekâ billâh” (Allah ile kalıcılık) hâlinde, âlemden habersiz iken, sâlik bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise giydirilip, tekrar eski beşeriyet âlemine gönderilir. Dışı “Şeriat-ı Muhammedî” (Hz. Muhammed'in şeriatı), içi “Hakîkat-i Muhammedî” (Hz. Muhammed'in hakikati) ile bezenmiş olduğu hâlde halka çok yumuşak ve müşfik bir şekilde yaklaşır.

mealen, mealen, “Bil ki; muhakkak o lâ ilâhe illâ allah’tır”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

mealen, mealen, “Bil ki; muhakkak o lâ ilâhe illâ allah’tır”

“Muhammed” elbisesiyle ortaya çıkan (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah)

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah”

Kendi hakikatini, risaletini, "Zâtî haberini" “Muhammed” ismiyle açığa çıkarmıştır.

Bu hisler ve yaşam ile biraz daha ilerlediğinde, işte orası “Makam-ı Mahmud” yani “Makam-ı Muhammed”dir.

İşte şimdi sen birinci (1.) pencerenin önündesin, onun üzerinde

“Muhammed” elbisesiyle ortaya çıkan (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah)

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah”

Kendi hakikatini, risaletini, "Zat-i haberini" “Muhammed” ismiyle açığa çıkarmıştır.

Bu hisler ve yaşam ile biraz daha ilerlediğinde, işte orası “Makam-ı Mahmud” yani “Makam-ı Muhammed”dir.

İşte şimdi sen birinci (1.) pencerenin önündesin, onun üzerinde

“ey Muhammed biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Ey Muhammed, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Bu rahmet, en geniş şekilde kelimelerde de vardır.

Hz. Resulullah'a verilen ilk şey "cevamiü'l-kelim"dir, yani kelimelere cami olmak ve esmâü'l-hüsnâ (Allah'ın güzel isimleri). Her isim bir kelime olduğundan, Allah'ın güzel isimlerinin en geniş manada zuhur yeri (ortaya çıkış yeri) Hz. Resulullah'ın Muhammedi mertebesi olmaktadır. Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in bir ismi de kelâmullah'tır (Allah'ın sözü). Âdemiyet mertebesinden (insanlık mertebesi) itibaren verilen âyetlerin geniş manada izahları (açıklamaları) varsa da, yeri olmadığından mealleri ile yetineceğiz. Gayemiz, lafzını (sözünü) mertebeleri itibarıyla kısaca belirtmektir.

 Bu rahmet en geniş şekilde kelimelerde de vardır. 

Hz. Resullulaha verilen ilk şey “cevamiül kelimedir” yani kelimelere cami olmak ve esmaül hüsna. Her isim bir kelime olduğundan Allah’ın güzel isimlerinin en geniş manada zuhur yeri Hz. Resulullah mertebe-i Muhammedi olmaktadır. Ayrıca Kur’anı Keriym’in bir ismi de kelamullahtır. Mertebe-i ademiyetten itibaren verilen ayetlerin geniş manada izahları varsa da yeri olmadığından mealleri ile yetineceğiz. Gayemiz lafzını mertebeleri itibariyle kısaca belirtmektir.

Kur’anı Keriym Bakara 2/31. ayetinde, Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/31. ayetinde, وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا "ve alleme ademel esmail külleha"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/31. ayetinde, "ve alleme ademel esmail külleha"

mealen, "ve Adem'e bütün isimleri öğretti."

İnsanlık tarihinde ilk defa bu ayetin ifadesiyle başlayan ilahi eğitim, kelimeler aracılığıyla isimlerin öğrenilmesiydi. Ademiyet mertebesinde kelime ifadesi, eğitime başlamak hükmündedir. İbrahimiyet mertebesinde kelime ifadesi, imtihan hükmündedir. Kelimullah (Allah'ın kelamı); Allah'ın kelamını isimler mertebesinden duyan Museviyet mertebesi hükmündedir.

mealen, "ve Adem'e bütün isimleri öğretti."

İnsanlık tarihinde ilk defa bu ayetin ifadesiyle başlayan ilahi eğitim, kelimeler aracılığıyla isimlerin öğrenilmesiydi. Ademiyet mertebesinde kelime ifadesi, eğitime başlamak hükmündedir. İbrahimiyet mertebesinde kelime ifadesi, imtihan hükmündedir. Kelimullah (Allah'ın kelamı); Allah'ın kelamını isimler mertebesinden duyan Museviyet mertebesi hükmündedir.

هَاعمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّعوَعْدُ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.7s

"Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti."

İnsanlık tarihinde ilk defa, bu ayetin ifadesiyle başlayan ilahi eğitim, kelimeler vasıtasıyla isimlerin öğrenilmesiydi. Âdemiyet mertebesinde kelime ifadesi, eğitime başlamak hükmündedir. İbrahimiyet mertebesinde kelime ifadesi, imtihan hükmündedir. Kelimullah (Allah'ın kelamı); Allah'ın kelamını isimler mertebesinden duyan Museviyet mertebesi hükmündedir.

“ve alleme ademel esmail külleha” 

mealen, “ve ademe bütün isimleri öğretti.”

İnsanlık tarihinde ilk defa bu ayetin ifadesiyle başlayan ilahi eğitim kelimeler vasıtasıyla isimlerin öğrenilmesiydi. Ademiyet mertebesinde kelime ifadesi eğitime başlamak hükmündedir. İbrahimiyet mertebesinde kelime ifadesi imtihan hükmündedir. Kelimullah; Allah’ın kelamını esma mertebesinden duyan museviyet mertebesi hükmündedir. 

Kelimetullah; Allah’ın sıfat mertebesinden gücünü alan iseviyet mertebesi hükmündedir. Kelamullah alemdeki bütün varlıkların birer kelimenin zuhuru olduğu açık olarak bildirilen Muhammed (a.s.)’de zuhura gelen zati tecellinin ismi kelamullah Kur’andır. Kur’an kıraat edilen zatın efal mertebesinden okunması ve muhammediyet mertebesi hükmündedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Kelimetullah; Allah'ın sıfat mertebesinden gücünü alan İseviyet mertebesi hükmündedir. Kelamullah, âlemdeki bütün varlıkların birer kelimenin zuhuru olduğu açıkça bildirilen Muhammed (a.s.)'de ortaya çıkan zâtî tecellinin ismidir ve Kur'an'dır. Kur'an, kıraat edilen zâtın ef'âl mertebesinden okunması ve Muhammediyet mertebesi hükmündedir.

Kelimetullah; Allah'ın sıfat mertebesinden gücünü alan İseviyet mertebesi hükmündedir. Kelamullah, âlemdeki bütün varlıkların birer kelimenin zuhuru olduğu açıkça bildirilen Muhammed (a.s.)'de ortaya çıkan zâtî tecellinin ismidir ve Kur'an'dır. Kur'an, kıraat edilen zâtın ef'âl mertebesinden okunması ve Muhammediyet mertebesi hükmündedir.

Kelime-i tevhid; Adem (a.s.)'den beri gelmiş geçmiş ve yukarıda belirtilen kelimelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplamış, hatta gelecekteki zuhur ve tecelli kelimelerini dahi bünyesinde toplamış olan ilâhî lafız, dirlik kelimesidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kelime-i tevhid; Adem (a.s.)'den beri gelmiş geçmiş ve yukarıda belirtilen kelimelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplamış, hatta gelecekteki zuhur ve tecelli kelimelerini dahi bünyesinde toplamış olan ilâhî lafız, dirlik kelimesidir.

Kelime-i tevhid; Adem (a.s.)’den beri gelmiş geçmiş ve yukarıda belirtilen kelimelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplamış, hatta gelecekteki zuhur ve tecelli kelimelerini dahi bünyesinde toplamış olan ilahi lafız, dirlik kelimesidir.

Kelime-i tevhid; Adem (a.s.)’den beri gelmiş geçmiş ve yukarıda belirtilen kelimelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplamış hatta gelecekteki zuhur ve tecelli kelimelerini dahi bünyesinde toplamış olan ilahi lafız dirlik kelimesidir.

Hal böyle olunca Kelime-i Tevhid’i herhangi bir lisanda tercüme ederek asli hükmünde kullanmak kesinlikle mümkün olamaz. Çünkü eldeki ve dildeki imkanlar yeterli değildir. Ancak her millet kendi lisanında imkanları nispetinde meal olarak tercüme ederek kullanabilir. Fakat aslı yerini tutamaz. Ve mutlak olarak kabul edilemez. Allah cümlemize zatı ile ilgili hususları anlamak kaabiliyeti ve idrakı versin. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

Hâl böyle olunca, Kelime-i Tevhid'i herhangi bir dilde tercüme ederek asıl hükmünde kullanmak kesinlikle mümkün olamaz. Çünkü eldeki ve dildeki imkânlar yeterli değildir. Ancak her millet kendi dilinde, imkânları oranında meal olarak tercüme ederek kullanabilir. Fakat aslı yerini tutamaz. Ve mutlak olarak kabul edilemez. Allah cümlemize Zât'ı ile ilgili hususları anlama kabiliyeti ve idraki versin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Hâl böyle olunca, Kelime-i Tevhid'i herhangi bir dilde tercüme ederek asıl hükmünde kullanmak kesinlikle mümkün olamaz. Çünkü eldeki ve dildeki imkânlar yeterli değildir. Ancak her millet kendi dilinde, imkânları oranında meal olarak tercüme ederek kullanabilir. Fakat aslı yerini tutamaz. Ve mutlak olarak kabul edilemez. Allah cümlemize Zât'ı ile ilgili hususları anlama kabiliyeti ve idraki versin.

Hâl böyle olunca, Kelime-i Tevhid'i herhangi bir dilde tercüme ederek asıl hükmünde kullanmak kesinlikle mümkün olamaz. Çünkü eldeki ve dildeki imkânlar yeterli değildir. Ancak her millet kendi dilinde, imkânları oranında meal olarak tercüme ederek kullanabilir. Fakat aslı yerini tutamaz. Ve mutlak olarak kabul edilemez. Allah cümlemize Zât'ı ile ilgili hususları anlama kabiliyeti ve idraki versin.

17-08-2001 17-08-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Kâbe'yi seyrederek okumak Kâbe-i Muazzama'yı seyrederek okumaya çalışıyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

17-08-2001 17-08-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Kâbe'yi seyrederek okumak Kâbe-i Muazzama'yı seyrederek okumaya çalışıyorum.

Her köşede aşağıdan yukarıya o köşenin "Kelime-i Tevhidi", üstte "İhlas Suresi", altta "El Hamd Suresi", terasta, عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى "Rahman Arş'a istiva etti" ayeti, tabanda, وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır" ayeti, ortada, "13 mertebe-i ahadiyyet elifi" (Allah'ın birliğini ifade eden 13 mertebeli elif harfi) bulunmaktadır.

Her köşede aşağıdan yukarıya o köşenin "Kelime-i Tevhidi", üstte "İhlas Suresi", altta "El Hamd Suresi", terasta, عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى "alel arşisteva", tabanda, وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ "vesia kürsiyyühüssemavatı vel ard" ayeti, ortada, "13 mertebe-i ahadiyyet elifi"

Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Kabe’i seyr ile okumak Kabe-i Muazzamayı seyr ederek okumaya çalışıyorum. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Muazzama'yı seyrederek okumaya çalışıyorum.

Her köşede aşağıdan yukarıya o köşenin "Kelime-i Tevhidi", üstte "İhlas Suresi", altta "El Hamd Suresi",

terasta, الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىٰ (Rahmân Arş'a kurulmuştur),

"Arş'a istiva etti",

tabanda, وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (O'nun Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır) ayeti, ortada, "13 mertebe-i ahadiyyet elifi" (Allah'ın birliğinin 13 mertebesini temsil eden elif harfi) bulunmaktadır.

Her köşede aşağıdan yukarıya o köşenin “Kelime-i tevhidi”, üstte “ihlas suresi”, altta “el hamd suresi”, 

terasta, عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

 “alel arşisteva”, 

tabanda,جمَوَاتِوَالْأَرْضَعهَ السُّدووَسِعَ كُرْسِيُّ

 “vesia kürsiyyühüssemavatı vel ard” ayeti, ortada, “13 mertebe-i ahadiyyet elifi” 

(1 mertebesi latif 12 mertebesi keşiftir)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

(1 mertebesi latif, 12 mertebesi keşiftir.)

Ölçüleri eni 11, boyu 12, yüksekliği 13, arkadaki (hatim) duvarı ile boyu 15 metredir.

11, Hakk Yolculuğu'nda "Mertebe-i Muhammedi"dir.

12, Hakk Yolculuğu'nun kemali olan "insân-ı kâmil mertebesi"dir.

13 ise bilindiği gibi "Hz. Rasulullah'ın şifre rakamı"dır.

15'ten 4 çıkınca 11 kalır. 4 bilindiği gibi "İslam'ın şifre rakamı"dır.

(1 mertebesi latif, 12 mertebesi keşiftir.)

Ölçüleri eni 11, boyu 12, yüksekliği 13, arkadaki (hatim) duvarı ile boyu 15 metredir.

11, Hakk Yolculuğu'nda "Mertebe-i Muhammedi"dir.

12, Hakk Yolculuğu'nun kemali olan "insân-ı kâmil mertebesi"dir.

13 ise bilindiği gibi "Hz. Rasulullah'ın şifre rakamı"dır.

15'ten 4 çıkınca 11 kalır. 4 bilindiği gibi "İslam'ın şifre rakamı"dır.

Böylece 15 rakamı "Hakikati Muhammedi" ve "İslam'ın sayısı"nı bünyesinde toplamaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Böylece 15 rakamı "Hakikat-i Muhammedi"yi ve "İslam'ın sayısı"nı kendinde barındırır.

Ölçüleri eni 11, boyu 12, yüksekliği 13, arkadaki (hatim) duvarı ile boyu 15 metredir.

11, seyr-i sülûkta (tasavvuf yolculuğunda) "Mertebe-i Muhammedi"dir.

12, seyr-i sülûkun kemali (olgunluğu) olan "İnsân-ı Kâmil mertebesi"dir.

13 ise bilindiği gibi "Hz. Rasulullah'ın şifre rakamı"dır.

15'ten 4 çıkınca 11 kalır. 4 bilindiği gibi "İslam'ın şifre rakamı"dır.

Ölçüleri eni 11, boyu 12, yüksekliği 13, arkadaki (hatim) duvarı ile boyu 15 metredir. 

11 seyri süluk’ta “Mertebe-i Muhammedi”dir. 

12 seyri sülukun kemali “İnsanı Kamil mertebesi”dir.

13 ise bilindiği gibi “Hz. Rasulullah’ın şifre rakamı”dır. 

15 den 4 çıkınca 11 kalır. 4 bilindiği gibi “İslam’ın şifre rakamı”dır. 

Böylece 15 rakamı “Hakikati Muhammedi” ve “İslam’ın sayısı”nı bünyesinde toplamaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Böylece 15 rakamı "Hakikati Muhammedi" ve "İslam'ın sayısı"nı kendi içinde barındırır.

Görüldüğü gibi, İslam'ın sembolü olan kare ve küp, her yönden kusursuz ve en mükemmel geometrik şekildir. Öncesiz olarak kurgulanıp "İslam'ın Simgesi" olarak Yüce Allah tarafından belirlenmiştir. Diğer dinlerin sembollerinin de kaynağı bu kare semboldür.

Görüldüğü gibi İslam’ın sembolü olan, kare ve küp her yönden kusursuz ve en kemalli geometrik şekildir. Ezelde kurgulanıp “İslamın Simgesi” olarak Hak tarafından tespit edilmiştir. Diğer dinlerin sembollerinin de kaynağı bu kare semboldür. (2)

Görüldüğü gibi, İslam'ın sembolü olan kare ve küp, her yönden kusursuz ve en mükemmel geometrik şekildir. Öncesiz olarak kurgulanıp "İslam'ın Simgesi" olarak Yüce Allah tarafından belirlenmiştir. Diğer dinlerin sembollerinin de kaynağı bu kare semboldür.

(Not: (2) Almanya’da 6-1-2001 de bulunduğumuz günlerde çizdiğimiz çizelgede diğer dinlerin sembollerinin kaynağının kare olduğunu ispat etmektedir. Kitabın sonuna ilave edilecektir.) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Çevredeki kubbeler, her bir ilahi ismin atağını kurduğu Zât'ın etrafını çevreleyen kumandalar gibi durmaktadır.

Çevredeki kubbeler her bir esmai ilahi’nin atağını kurduğu zatın etrafını çevreleyen kumandalar gibi durmaktalar.

Çevredeki kubbeler, her bir ilahi ismin atağını kurduğu Zât'ın etrafını çevreleyen kumandalar gibi durmaktadır.

Yer, zemin, tavaf mahalli, erkek-kadın, yani küllî akıl ve küllî nefis mertebelerinin ayrıntı yönüyle beşerî kulluk makamından niyazlarını sundukları hayat ve yaşam sahnesinde gibi görünmektedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Yer, zemin, tavaf mahalli, erkek-kadın, yani küllî akıl ve küllî nefis mertebelerinin ayrıntı yönüyle beşerî kulluk makamından niyazlarını sundukları hayat ve yaşam sahnesinde gibi görünmektedirler.

Birinci kat ve direkleri, "Esma-ül Hüsna"nın zuhurlarıdır.

Yukarı kat ve direkleri ise, "Sıfat-ı Zatiyye" ve "Sıfat-ı Subutiye"nin saltanat yeri gibi görünmektedir.

Yer, zemin, tavaf mahalli, erkek – kadın yani küllî akıl ve küllî nefis mertebelerinin ayrıntı yönüyle beşerî kulluk makamından niyazlarını sundukları hayat ve yaşam sahnesinde gibi görünmektedirler.

Birinci kat ve direkleri, "Esma-ül Hüsna"nın zuhurlarıdır.

Yukarı kat ve direkleri ise, "Sıfat-ı Zatiyye" ve "Sıfat-ı Subutiye"nin saltanat yeri gibi görünmektedir.

Yer, zemin, tavaf mahalli, erkek – kadın yani aklı kül ve nefsi kül mertebelerinin tafsil yönüyle makamı beşeri abdiyyetten niyazlarını sundukları hayat ve yaşam sahnesinde gibi görünmedeler.

Birinci kat ve direkleri, “Esma-ül Hüsna”nın zuhurları. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Birinci kat ve direkleri, "Esma-ül Hüsna"nın (Allah'ın güzel isimlerinin) ortaya çıkışlarıdır.

Yukarı kat ve direkleri ise, "Sıfat-ı Zatiyye" (Allah'ın zâtına ait sıfatlar) ve "Sıfat-ı Subutiye"nin (Allah'ın varlığını gösteren sıfatlar) saltanat yeri gibi görünmektedir.

Eğer oranın üstü teras ise, "lâhut âlemi" (ilahi âlem) Kur'an-ı Kerim'deki Nur Suresi 24/35. ayetinin "Allah göklerin ve yerin nurudur" ifadesinin zuhur mahallidir (ortaya çıktığı yerdir).

Yukarı kat ve direkleri ise, “Sıfat-ı Zatiyye” ve “Sıfat-ı Subutiye”nin saltanat yeri gibi görünmekte. 

Oranın üstü teras ise, “lâhut alemi” Kur’anı Keriymdeki Nur 24/35 ayetinin Eğer oranın üstü teras ise, "lâhut âlemi" Kur'an-ı Kerim'deki Nur Suresi 24/35. ayetinin اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ "Allah göklerin ve yerin nurudur" ifadesinin zuhur mahallidir.

Zemzem, "İlahi Hakikat" ve "Muhammedî Hakikat" pınarıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Zemzem, "İlahi Hakikat" ve "Muhammedî Hakikat" pınarıdır.

Hacer validemizin (o gün için özellikle onlara) ve her zaman için de herkese çok gerekli olan suyun (hayatın) ziyan olmaması hususunda "zem, zem" yani (dur, dur) demesi, bugün için bizlere en çok lazım olan ilahi hakikatin akışını elden kaçırmamak için durdurarak muhafaza altına almamız gerektiğini göstermektedir. Bir taraftan gelip bir taraftan giderse ondan faydalanamamış oluruz.

Hacer validemizin (o gün için özellikle onlara) ve her zaman için de herkese çok gerekli olan suyun (hayatın) ziyan olmaması hususunda "zem, zem" yani (dur, dur) demesi, bugün için bizlere en çok lazım olan ilahi hakikatin akışını elden kaçırmamak için durdurarak muhafaza altına almamız gerektiğini göstermektedir. Bir taraftan gelip bir taraftan giderse ondan faydalanamamış oluruz.

مَوَاتِ وَالأَرضَعاللَهُنُورُالسَّ &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Allah göklerin ve yerin nurudur" ifadesi, Allah'ın nurunun ortaya çıktığı yerdir.

Zemzem, "İlahi Hakikat" ve "Muhammedî Hakikat" pınarıdır.

Hacer validemizin (o gün için özellikle onlara) ve her zaman için de herkese çok gerekli olan suyun (hayatın) ziyan olmaması adına "zem, zem" yani (dur, dur) demesi, bugün için bizlere en çok lazım olan ilahi hakikatin seyrini, akışını elden kaçırmamak için durdurarak muhafaza altına almamız gerektiğini gösterir. Bir taraftan gelip bir taraftan giderse ondan faydalanamamış oluruz.

“allahü nuru’s semavati ve’l ardı” zuhur mahallidir. 

Zem zem, “Hakikati İlahiyye” ve “Hakikati Muhammediyye” pınarıdır. 

Hacer validemizin (o gün için bilhassa onlara) ve her zaman için de herkese çok luzumlu olan su (hayat)ın ziyan olmaması babında “zem, zem” yani (dur, dur) demesi bugün için bizlere en çok lazım olan hakikatı ilahiyenin seyrini akışını elden kaçırmamak için durdurarak muhafaza altına almamız gerekmektedir. Bir taraftan gelip bir taraftan giderse ondan faydalanamamış oluruz. 

İhlas Suresi kendi özel halinde olduğu gibi sağdan sola yani zat mertebesinden ef’al mertebesine doğru olduğu şekilde kabede çevresinde yazılıdır. Çünkü zat kendini böylece vasıflandırmıştır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

İhlas Suresi, kendi özel halinde olduğu gibi, sağdan sola yani zât mertebesinden fiiller mertebesine doğru olacak şekilde Kâbe çevresinde yazılıdır. Çünkü zât, kendisini böylece vasıflandırmıştır.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Köşenin hükmüne göre her köşede belirli ayetleri vardır. Fatiha-i şerife de öyledir. Kapı ön yüzeyinin ortasından başlayıp her köşeyi dolaştıktan sonra yine aynı noktada, şeriat noktasının başladığı yerde bitmektedir.

İhlas Suresi, kendi özel halinde olduğu gibi, sağdan sola yani zât mertebesinden fiiller mertebesine doğru olacak şekilde Kâbe çevresinde yazılıdır. Çünkü zât, kendisini böylece vasıflandırmıştır.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Köşenin hükmüne göre her köşede belirli ayetleri vardır. Fatiha-i şerife de öyledir. Kapı ön yüzeyinin ortasından başlayıp her köşeyi dolaştıktan sonra yine aynı noktada, şeriat noktasının başladığı yerde bitmektedir.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazama Köşenin hükmüne göre her köşede belirli ayetleri vardır. Fatiha-ı şerife de öyledir. Kapı ön yüzeyinin ortasından başlayıp her köşeyi dolaştıktan sonra yine aynı noktada şeriat noktasının başladığı yerde bitmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama. Köşenin hükmüne göre her köşede belirli ayetleri vardır. Fatiha-i şerife de öyledir. Kapı ön yüzeyinin ortasından başlayıp her köşeyi dolaştıktan sonra yine aynı noktada, şeriat noktasının başladığı yerde bitmektedir.

Kâbe'yi seyrediyorum.

(Okumaya çalışıyorum.)

Kelime-i tevhidin zuhur yeri olan yüce Kâbe'de, o âlemde yaşanan yaşamın insanların bildikleri ve bildirdikleri gibi olmadığını, aksine onların çok çok ötesinde olduğunu az da olsa anlamaya çalışıyorum. Şu anda vakit ikindi ile akşam arası, hava hafif kapalı ve bulutlu. Mekke'nin o sıcağı güzel, latif bir esinti ile serinliyor. Bulutlar adeta amaiyeti (mutlak gayb âlemini) getiriyor. Mutlak zâtî amaiyet sanki zuhur yeri olan yüce Kâbe'nin üstünü şemsiye gibi kaplayıp adeta onu gökyüzünde bir nur, bir lamba, bir fanus gibi muhafaza ederek koruması altına almış gibi olmakta, gök ehline açmadığı bu sırlı hakikatini yer ehline açtığını ilan eder şekildedir. Orada gök gürlemeleri, onun azametini ifade etmektedir.

Kabeyi seyrediyorum Kâbe'yi seyrediyorum.

(Okumaya çalışıyorum.)

Kelime-i tevhidin zuhur yeri olan yüce Kâbe'de, o âlemde yaşanan yaşamın insanların bildikleri ve bildirdikleri gibi olmadığını, aksine onların çok çok ötesinde olduğunu az da olsa anlamaya çalışıyorum. Şu anda vakit ikindi ile akşam arası, hava hafif kapalı ve bulutlu. Mekke'nin o sıcağı güzel, latif bir esinti ile serinliyor. Bulutlar adeta amaiyeti (mutlak gayb âlemini) getiriyor. Mutlak zâtî amaiyet sanki zuhur yeri olan yüce Kâbe'nin üstünü şemsiye gibi kaplayıp adeta onu gökyüzünde bir nur, bir lamba, bir fanus gibi muhafaza ederek koruması altına almış gibi olmakta, gök ehline açmadığı bu sırlı hakikatini yer ehline açtığını ilan eder şekildedir. Orada gök gürlemeleri, onun azametini ifade etmektedir.

(Okumaya çalışıyorum)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Kelime-i tevhidin ortaya çıktığı yer olan Kâbe-i Muazzama'da, o âlemde yaşanan yaşamın, insanların bildikleri ve anlattıkları gibi olmadığını, aksine onların çok ötesinde olduğunu az da olsa anlamaya çalışıyorum. Şu anda vakit ikindi ile akşam arası, hava hafif kapalı ve bulutlu. Mekke'nin o sıcağı güzel, latif bir esinti ile serinliyor. Bulutlar adeta amaiyeti (mutlak gayb âlemini) getiriyor. Amaiyet, zâta ait mutlak varlık gibi, ortaya çıktığı yer olan Kâbe-i Muazzama'nın üstünü şemsiye gibi kaplayıp adeta onu gökyüzünde bir nur, bir lamba, bir fanus gibi muhafaza ederek koruması altına almış gibi olmakta, gök ehline açmadığı bu sırlı hakikatini yer ehline açtığını ilan eder şekildedir. Orada gök gürlemeleri, onun azametini ifade etmektedir.

 Kelime-i tevhidin zuhur mahalli olan Kabe-i muazzamada o alemde yaşanan yaşamın hiç de insanların bildikleri ve bildirdikleri gibi olmadığını, onların çok çok ötesinde olduğunu az da olsa anlamaya çalışıyorum. Şu anda vakit ikindi ile akşam arası, hava hafif kapalı ve bulutlu. Mekke’nin o sıcağı güzel latif bir esinti ile serinliyor. Bulutlar adeta amaiyeti getiriyor. A’ma’iyyet zati mutlak sanki zuhur mahalli olan Kabe-i muazzamanın üstünü şemsiye gibi kaplayıp adeta onu gök yüzünde bir nur, bir lamba, bir fanus gibi muhafaza ederek koruması altına almış gibi olmakta, gök ehline açmadığı bu sırlı hakikatini yer ehline açtığını ilan eder şekildedir. Orada gök gürlemeleri, onun azametini ifade etmektedir. 

 Daha evvelce bir şiirimizde belirttiğimiz gibi;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Daha önce bir şiirimizde belirttiğimiz gibi:

Keskince bir bak kapı yönünden
Haber verir sırrın a'ma halinden
Her şey konuşur Rab'bin dilinden
Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Ortada durmuş naz eder sevgili
Bu iş yeni değil, ezelidir ezeli
Kendi varlığımızı bildik bileli
Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Gerçekten bu hakikatler gözlem ve idrak sahiplerine açıktır.

Daha önce bir şiirimizde belirttiğimiz gibi:

Keskince bir bak kapı yönünden Haber verir sırrın a’ma halinden Her şey konuşur Rab'bin dilinden Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Ortada durmuş naz eder sevgili Bu iş yeni değil, ezelidir ezeli Kendi varlığımızı bildik bileli Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Gerçekten bu hakikatler müşahade ehline (gözlem ve idrak sahiplerine) açıktır.

"Hep kitabı Hak'tır eşya sandığın Ol okur kim seyrü evtan eylemiş," diyen zat ne güzel söylemiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Hep kitabı Hak'tır eşya sandığın / Ol okur kim seyrü evtan eylemiş," diyen zat ne güzel söylemiştir.

Kapı yönünden keskin bir bakış, sırrın kör halinden haber verir. Her şey Rabbin dilinden konuşur. Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Ortada durmuş naz eder sevgili. Bu iş yeni değil, ezelîdir, başlangıçsızdır. Kendi varlığımızı bildik bileli. Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Gerçekten bu hakikatler, müşahade ehline (gözlem ve idrak sahiplerine) açıktır.

 Keskince bir bak kapı yönünden Haber verir sırrın a’ma halinden Herşey konuşur Rabb’ın dilinden Siyah örtü neyi örter bilir misin?

 Ortada durmuş naz eder sevgili Bu iş yeni değil ezelidir ezeli Kendi varlığımızı bildik bileli Siyah örtü neyi örter bilir misin?

Gerçekten bu hakikatler müşahade ehline açıktır.

 “Hep kitabı Haktır eşya sandığın Ol okur kim seyrü evtan eylemiş,” diyen zat ne güzel söylemiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Hep kitabı Hak'tır eşya sandığın, Ol okur kim seyr ü evtan eylemiş," diyen zat ne güzel söylemiştir.

Belirtilen mana şudur: Senin "şeyiyyet" yani eşya diye bildiklerin, Hakk'ın kitabından başka bir şey değildir. Bunu okuyabilmek için, vatanları seyir yani seyr-i sülûk (tasavvuf yolculuğu) hakikatini idrak etmiş, belirli safhaları aşarak beşeriyetinden soyunmuş olması gerekir ki, şeyiyyette Hakk'ın mevcut kitabını okuyabilsin.

Belirtilen mana şudur; senin şeyiyyet yani eşya diye bildiklerin Hakkın kitabından başka birşey değildir. Bunu okuyabilmek için vatanları seyr yani seyri suluk hakikatını idrak etmiş belirli safhaları aşarak beşeriyetinden soyunmuş olması gerekir ki şeyiyette Hakkın mevcut kitabını okuyabilsin.

Belirtilen mana şudur: Senin "şeyiyyet" yani eşya diye bildiklerin, Hakk'ın kitabından başka bir şey değildir. Bunu okuyabilmek için, vatanları seyir yani seyr-i sülûk (tasavvuf yolculuğu) hakikatini idrak etmiş, belirli safhaları aşarak beşeriyetinden soyunmuş olması gerekir ki, şeyiyyette Hakk'ın mevcut kitabını okuyabilsin.

Dikkat edelim, burada okunacak olan, ef'al (fiiller) âlemindeki şeyiyyet değil, aksine, maiyetin (varlığın) ahadiyete (birlik), ahadiyetin ulûhiyyete (ilâhlık) olan, Kâbe-i Şerif'te billurlaşan ve zuhura gelen ilâhî hakikatin zâtî tecellilerini okumaktır. Bunun için ise beşerin yapacağı bir şey yoktur. Ancak Hak, kendi kendini ve kendi müşahedelerini seyreder, gerekeni kaleme alır, gerekmeyeni yine geldiği yoldan geri çeker.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Dikkat edelim, burada okunacak olan, fiiller âlemindeki şeyiyet (bir şey olma durumu) değil, aksine, varlığın birliğe, birliğin ilâhlığa olan, Kâbe-i Şerif'te billurlaşan ve ortaya çıkan ilâhî hakikatin zâtî tecellilerini okumaktır. Bunun için ise insanın yapacağı bir şey yoktur. Ancak Hak, kendi kendini ve kendi müşahedelerini seyreder, gerekeni kaleme alır, gerekmeyeni yine geldiği yoldan geri çeker.

Dikkat edelim burada okunacak efal alemindeki şeyiyet değil amaiyetin ahadiyete, ahadiyetin uluhiyete olan Kabe-i şerifte billurlaşan ve zuhura gelen hakikatı ilahiyenin zati tecellilerini okumaktır. Bunun için ise beşerin yapacağı birşey yoktur. Ancak Hak kendi kendini ve kendi müşahedelerini seyreder, gerekeni kaleme alır, gerekmiyeni gene geldiği yoldan geri çeker. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Dikkat edelim, burada okunacak olan, fiiller âlemindeki şeylerin varlığı değil, aksine, varlığın birliğe, birliğin ilâhlığa olan, Kâbe-i Şerif'te billurlaşan ve ortaya çıkan ilâhî hakikatin zâtî tecellilerini okumaktır. Bunun için ise insanın yapacağı bir şey yoktur. Ancak Hak kendi kendini ve kendi müşahedelerini seyreder, gerekeni kaleme alır, gerekmeyeni yine geldiği yoldan geri çeker.

Ey kardeşim, Ey kardeşim, "Hak Zâtı'na Mustafa (s.a.v.) eşyaya yokluktur emin, Din ilimleri bu ikisinden zuhur etmiştir," denmiştir.

Ey kardeşim, Ey kardeşim, "Hak Zâtı'na Mustafa (s.a.v.) eşyaya yokluktur emin, Din ilimleri bu ikisinden zuhur etmiştir," denmiştir.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama İyi anlamaya çalışalım. Bu, Zât'a ait ilimleri Mustafa (s.a.v.)'dan, eşyaya ait ilimleri de diğer peygamberlerden alırsın demektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.4s

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama. İyi anlamaya çalışalım. Bu, zâta ait ilimleri Mustafa (s.a.v.)'dan, eşyaya ait ilimleri de diğer peygamberlerden alırsın demektir.

Ey gönül dostu, lafzen Hz. Muhammed'in ümmeti olduğunu biliyorsan da manen ve bâtınen Hz. Mustafa'nın (s.a.v.) ümmeti olduğunu biliyor musun? Eğer gerçekten onun ümmeti isen hiç korkma, her şeyi okumaya çalış; ondan gelen yardımla, birçok gözün önünde olduğu hâlde göremediğin şeylerin gerçek yüzleri sana açılarak okumaya başlarsın. Allah kolaylık versin.

Ey gönül dostu, lafzen Hz. Muhammed'in ümmeti olduğunu biliyorsan da manen ve bâtınen Hz. Mustafa'nın (s.a.v.) ümmeti olduğunu biliyor musun? Eğer gerçekten onun ümmeti isen hiç korkma, her şeyi okumaya çalış; ondan gelen yardımla, birçok gözün önünde olduğu hâlde göremediğin şeylerin gerçek yüzleri sana açılarak okumaya başlarsın. Allah kolaylık versin.

 “Zatı Hakka Mustafa SAV eşyaya ademdir emin Bu ikisinden zuhur etmiştir ulumiddin,” denmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"Zâtı Hak'ka Mustafa (s.a.v.) eşyaya ademdir emin. Bu ikisinden zuhur etmiştir ulûm-i dîn," denmiştir.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama. İyi anlamaya çalışalım. Bu, zâtî ilimleri Mustafa (s.a.v.)'dan, şeylere ait ilimleri de diğer peygamberlerden alırsın demektir.

Ey gönül dostu, lafzen Hz. Muhammed'in ümmeti olduğunu biliyorsan da, manen ve bâtınen Hz. Mustafa (s.a.v.)'nın ümmeti olduğunu biliyor musun? Eğer gerçekten onun ümmeti isen hiç korkma, her şeyi okumaya çalış; ondan gelen yardımla, birçok şey gözünün önünde olduğu halde göremediğin şeylerin gerçek yüzleri sana açılarak okumaya başlarsın. Allah kolaylık versin.

17-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İyi anlamaya çalışalım. Zati ilimleri Mustafa SAV dan, şeyiyet ilimlerini de diğer peygamberlerden alırsın demektir.

Ey gönül dostu, lafzen Hz. Muhammed’in ümmeti olduğunu biliyorsan da manen ve batınen Hz. Mustafa’nın (SAV) ümmeti olduğunu biliyor musun? Eğer gerçekten onun ümmeti isen hiç korkma, herşeyi okumaya çalış ondan gelen yardımla birçok gözün önünde olduğu halde göremediğin şeylerin gerçek yüzleri sana açılarak okumaya başlarsın. Allah kolaylık versin. 

Biz Gelelim Seyrimize Biz Gelelim Seyrimize İhlas Suresi'nin altında, daha aşağıda Fatiha Suresi yazılıdır ki, bu sure "seb'ul mesani"dir. Yani "yedi ikili" anlamındadır. İlim ehli birçok tefsirini yapmıştır, araştıranlar bulabilirler. Ancak biz böyle bulduk ki; O'nun, yani Fatiha-i Şerife'nin biri "Mertebe-i Uluhiyyet" (İlahi mertebe) hakikatlerini, diğeri ise "Mertebe-i Muhammediyyet" (Muhammedî mertebe) hakikatlerini anlatmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Biz kendi seyrânımıza gelelim. İhlâs Sûresi'nin altında, daha aşağıda Fâtiha Sûresi yazılıdır ki, bu sûre "seb'ul mesânî"dir. Yani "yedi ikili" anlamındadır. İlim ehli birçok tefsirini yapmıştır, araştıranlar bulabilirler. Ancak biz böyle bulduk ki; O'nun, yani Fâtiha-i Şerîfe'nin biri "Mertebe-i Ulûhiyyet" (İlâhî mertebe) hakikatlerini, diğeri ise "Mertebe-i Muhammediyyet" (Muhammedî mertebe) hakikatlerini anlatmaktadır.

Fatiha-i Şerife'nin hem Mekke'de hem de Medine'de nazil olduğu söylenir. Bu yüzden de "Seb-ul Mesani" dendiği rivayet edilir. Mekke'de gelen, "Zat-ı ilahi" hakkında, Medine'de gelen ise "Hakikat-i Muhammediyye"yi ifade eder ve "Hamd Sancağı"nın bayrak direğidir ki, o bayrakta (lâ ilâhe illallah Muhammedür resulullah) yazmaktadır. Bugün de açık olan o bayrağın altında ancak "ehli tevhid" (tevhid ehli) girebilmektedir. Bayrağa yakınlıkları, tevhid hakikatini anlayışları kadardır. Ahirette de bu böyle olacaktır. (Allahu a'lem) Allah daha iyisini bilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Fatiha-i Şerife'nin hem Mekke'de hem de Medine'de indiği söylenir. Bu sebeple de ona "Seb-ul Mesani" (tekrarlanan yedi ayet) dendiği rivayet edilir. Mekke'de inen, "İlahi Zât" hakkında bilgi verirken, Medine'de inen ise "Hakikat-i Muhammediyye"yi (Hz. Muhammed'in hakikati) ifade eder ve "Hamd Sancağı"nın bayrak direğidir ki, o bayrakta "lâ ilâhe illallah Muhammedür resulullah" yazmaktadır. Bugün de açık olan o bayrağın altına ancak "ehli tevhid" (tevhid ehli) girebilmektedir. Bayrağa yakınlıkları, tevhid hakikatini anlayışları kadardır. Ahirette de bu böyle olacaktır. Allah daha iyisini bilir.

İhlas Suresi’nin altında daha aşağıda da Fatiha suresi yazılıdır ki, bu sure “seb’ul mesani”dir. Yani “yedi ikili” manasınadır. İlim ehli birçok tefsirini yapmıştır, araştıranlar bulabilirler. Ancak biz böyle bulduk ki; Onun yani Fatiha-i Şerifenin biri “Mertebe-i Uluhiyyet” hakikatlerini, diğeri ise, “Mertebe-i Muhammediyyet” hakikatlerini anlatmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.7s

İhlas Suresi'nin altında daha aşağıda Fatiha Suresi yazılıdır ki, bu sure "seb'ul mesani"dir. Yani "yedi ikili" anlamındadır. İlim ehli birçok tefsirini yapmıştır, araştıranlar bulabilirler. Ancak biz böyle bulduk ki; onun, yani Fatiha-i Şerife'nin biri "Mertebe-i Uluhiyyet" (İlahi Mertebe) hakikatlerini, diğeri ise "Mertebe-i Muhammediyyet" (Muhammedî Mertebe) hakikatlerini anlatmaktadır.

Fatiha-i Şerife'nin hem Mekke'de hem de Medine'de indiği söylenir. Bu sebeple de "Seb'ul Mesani" dendiği rivayet edilir. Mekke'de inen, "Zat-ı İlahi" hakkında, Medine'de inen ise "Hakikat-i Muhammediyye"yi ifade eder ve "Hamd Sancağı"nın bayrak direğidir ki, o bayrakta (lâ ilâhe illallah Muhammedür resulullah) yazmaktadır. Bugün de açık olan o bayrağın altına ancak "ehli tevhid" (tevhid ehli) girebilmektedir. Bayrağa yakınlıkları, tevhid hakikatini anlayışları kadardır. Ahirette de bu böyle olacaktır. (Allahu a'lem) Allah daha iyisini bilir.

Fatiha-i şerifenin hem Mekke’de, hem de Medine’de nazil olduğu söylenir. Bu yüzden de, “Seb-ul Mesani” dendiği rivayet edilir. Mekke’de gelen, “Zat-ı ilahi” hakkında, Medine’de gelen ise, “Hakikat-i Muhammediyye”yi ifade eder ve “Hamd Sancağının” bayrak direğidir, ki o bayrakta (lâ ilâhe illallah Muhammedür resulullah) yazmaktadır ki; bugün de açık olan o bayrağın altında ancak “ehli tevhid” girebilmektedir, bayrağa yakınlıkları, tevhid hakikatini anlayışları kadardır. Ahirette de bu böyle olacaktır. (Allahu a’lem) Allah daha iyisini bilir.

Uluhiyyet hakikatiyle, Risalet hakikatinin ayrı şeyler olmadığı, Uluhiyyetin ancak risaletle tafsile çıkacağı ikisinin de manalarının fethinin ikisinin de mevcut aynı hakikatler olduğu “Sure-i Elhamd” ile açık olarak belirtilmiştir. Böylece “Sure-i Elham”ı ister uluhiyyet makamından okur, risaletin batında kalır, ister risalet makamından okursun, uluhiyyetin batında kalmış olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İlâhlık hakikatiyle, Risalet hakikatinin ayrı şeyler olmadığı, İlâhlığın ancak risaletle ayrıntıya çıkacağı, ikisinin de anlamlarının açılmasının ikisinin de mevcut aynı hakikatler olduğu "Fâtiha Sûresi" ile açıkça belirtilmiştir. Böylece Fâtiha Sûresi'ni ister ilâhlık makamından oku, risalet bâtında (gizli) kalır; ister risalet makamından okursun, ilâhlık bâtında kalmış olur.

İlâhlık hakikatiyle, Risalet hakikatinin ayrı şeyler olmadığı, İlâhlığın ancak risaletle ayrıntıya çıkacağı, ikisinin de anlamlarının açılmasının ikisinin de mevcut aynı hakikatler olduğu "Fâtiha Sûresi" ile açıkça belirtilmiştir. Böylece Fâtiha Sûresi'ni ister ilâhlık makamından oku, risalet bâtında (gizli) kalır; ister risalet makamından okursun, ilâhlık bâtında kalmış olur.

İçinde hiç açma ile ilgili lafzî bir kelime olmadığı hâlde isminin "Fâtiha" olması, hatmedir (sonuçtur). İlâhlık ve risaletin hakikatlerini apaçık perdesiz olarak ortaya koyduğundan, mana üstün geldiğinden "Hamd" sûresi olduğu hâlde "Fâtiha" olarak şöhret bulmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İçinde açma ile ilgili lafzî bir kelime olmadığı hâlde isminin "Fâtiha" olması, bir sonuçtur. İlâhlık ve risaletin hakikatlerini apaçık ve perdesiz olarak ortaya koyduğundan, mana üstün geldiğinden "Hamd" sûresi olduğu hâlde "Fâtiha" olarak şöhret bulmuştur.

İçinde hiçte açma ile ilgili lafzi bir kelam olmadığı halde isminin “fatiha” olması, hatmidir. Uluhiyyet ve risaletin hakikatlerinin apaçık perdesiz olarak ortaya koyduğundan, mana galip geldiğinden “hamd” suresi olduğu halde “fatiha” olarak şöhret bulmuştur. 

Biraz daha açmaya çalışırsak Hakkın indinde her varlığın olduğu gibi, Fatihayı Şerife’nin de çok şerefli bir şahsiyeti, yeri vardır ve insanlara gönderdiği çok çok özel bir elçisidir. Ayrıca elçisinin de elçisidir. Yeri olmadığı için tefsiri yönünden daha fazla ileri gitmeyelim. Ana hatları ile anlamaya çalışalım. Allah cc. feyz ve bereketinden cümlemizi faydalandırsın ve şefeatçi eylesin. Amin. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Biraz daha açmaya çalışırsak, Hakk'ın katında her varlığın olduğu gibi, Fâtiha-i Şerîfe'nin de çok şerefli bir şahsiyeti, yeri vardır ve insanlara gönderdiği çok özel bir elçisidir. Ayrıca elçisinin de elçisidir. Yeri olmadığı için tefsiri yönünden daha fazla ileri gitmeyelim. Ana hatlarıyla anlamaya çalışalım. Allah (c.c.) feyz ve bereketinden hepimizi faydalandırsın ve şefaatçi kılsın. Âmin.

Biraz daha açmaya çalışırsak, Hakk'ın katında her varlığın olduğu gibi, Fâtiha-i Şerîfe'nin de çok şerefli bir şahsiyeti, yeri vardır ve insanlara gönderdiği çok özel bir elçisidir. Ayrıca elçisinin de elçisidir. Yeri olmadığı için tefsiri yönünden daha fazla ileri gitmeyelim. Ana hatlarıyla anlamaya çalışalım. Allah (c.c.) feyz ve bereketinden hepimizi faydalandırsın ve şefaatçi kılsın. Âmin.

"Sûre-i Fetih" ise, kapısını süslemektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Fetih Suresi ise, kapısını süslemektedir.

Kur'an-ı Kerim Fetih Suresi 48/1 ayetinde, إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا "inna fetahna leke fethan mubiyna"

mealen, "Doğrusu biz sana apaçık bir fetih açtık"

"Zâtıma gelen yolun kapılarını senin için ancak biz açarız, biz" diye haykırmakta, sağ kanadını açıp sağdan gelenleri ki; bu "Ma'rifet mertebesi"dir, içeri almakta, soldan gelmek isteyenleri ise ki; orası "şeriat mertebesi"dir, tekrar geri gönderip, arka taraftan dönerek şeriat, tarikat, hakikat, ma'rifet mertebelerini aşarak kapıya ulaşmalarını sağlar ve oradan layık olanları da gönül âlemine içeri alır.

“Sure-i Fetih” ise, kapısını süslemektedir. 

Kur’anı Keriym Fetih 48/1 ayetinde, Kur'an-ı Kerim Fetih Suresi 48/1 ayetinde, إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا "inna fetahna leke fethan mubiyna"

mealen, "Doğrusu biz sana apaçık bir fetih açtık"

"Zâtıma gelen yolun kapılarını senin için ancak biz açarız, biz" diye haykırmakta, sağ kanadını açıp sağdan gelenleri ki; bu "Ma'rifet mertebesi"dir, içeri almakta, soldan gelmek isteyenleri ise ki; orası "şeriat mertebesi"dir, tekrar geri gönderip, arka taraftan dönerek şeriat, tarikat, hakikat, ma'rifet mertebelerini aşarak kapıya ulaşmalarını sağlar ve oradan layık olanları da gönül âlemine içeri alır.

لاإِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًاعإِذْ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Doğrusu biz sana apaçık bir fetih açtık."

"Zâtıma gelen yolun kapılarını senin için ancak biz açarız, biz" diye haykırmakta, sağ kanadını açıp sağdan gelenleri ki; "Ma'rifet mertebesi"dir, içeri almakta, soldan gelmek isteyenleri ise ki; orası "şeriat mertebesi"dir, tekrar geri gönderip, arka taraftan dönerek şeriat, tarikat, hakikat, ma'rifet mertebelerini aşarak kapıya ulaşmalarını sağlar ve oradan layık olanları da içeriye gönül âlemine alır.

“inna fetahna leke fethan mubiyna”

mealen, “Doğrusu biz sana apaçık bir fetih açtık”

“Zatıma gelen yolun kapılarını senin için ancak biz açarız, biz” diye haykırmakta, sağ kanadını açıp sağdan gelenlerini ki; “Ma’rifet mertebesi”dir içeri almakta, soldan gelmek istiyenleri ise ki; orası “şeriat mertebesi”dir, tekrar geri gönderip , arka taraftan dönerek şeriat, tarikat, hakikat, ma’rifet mertebelerini aşarak kapıya ulaşmalarını sağlar ve oradan layık olanları da içeriye gönül alemine alır.

Çatı’da ise “Rahmaniyyet”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Çatıda ise "Rahmaniyet" vardır.

Kur'an-ı Kerim'in Taha Suresi 20/5 ayetinde, الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى "errahmanü alel arşisteva" ayeti yazmaktadır.

Mealen, "Rahman, Arş üzerine istiva etti/hükümran oldu" demektir.

İçerisini her ne kadar elektrik lambaları aydınlatıyor ise de, iç âlemi arşın nuru aydınlatmaktadır.

Tabanda ise, Ayet-el Kürsi yerini almış, orayı sağlamlaştırmıştır.

Çatıda ise "Rahmaniyet" vardır.

Kur'an-ı Kerim'in Taha Suresi 20/5 ayetinde, الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى "errahmanü alel arşisteva"

mealen, "Rahman, Arş üzerine istiva etti/hükümran oldu" ayeti yazmaktadır.

İçerisini her ne kadar elektrik lambaları aydınlatıyor ise de, iç âlemi arşın nuru aydınlatmaktadır.

Tabanda ise, Ayet-el Kürsi yerini almış, orayı sağlamlaştırmıştır.

Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/255 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/255 ayetinde,

Kur'an-ı Kerim'in Taha Suresi 20/5 ayetinde,

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

"errahmanü alel arşisteva"

mealen, "Rahman, Arş üzerine istiva etti/hükümran oldu" ayeti yazmaktadır.

İçerisini her ne kadar elektrik lambaları aydınlatıyor ise de, iç âlemi arşın nuru aydınlatmaktadır.

Tabanda ise, Ayet-el Kürsi yerini almış, orayı sağlamlaştırmıştır.

Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/255 ayetinde,

Kur’anı Keriym Ta-ha 20/5 ayetinde,

حَمَنَ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىعالر

“errahmanü alel arşisteva” 

mealen, “Rahman, Arş üzerine istiva etti/hükümran oldu” ayeti yazmaktadır. 

İçerisini her ne kadar elektrik lambaları aydınlatıyor ise de, batında arşın nuru aydınlatmaktadır.

 

Taban’da ise, Ayet-el kürsi yerini almış, orayı sağlamlaştırmıştır. 

Kur’anı Keriym Bakara 2/255 ayetinde,

مَوَاتِ وَالأَرضَعهَ السُّدووَسِعَ كُرْسِيُّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

"Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır" ayeti yazılıdır ki; çok sağlam bir kaideye oturmuştur.

İhlas ile Fatiha arası, diğer surelerle süslenmiş bütün Kur'an-ı Kerim çevresine nakşolmuştur. Bir bakıma böylece dışı kelamullah (Allah'ın sözü), içi zatullah (Allah'ın Zâtı) olmuştur. Kelam da Zât'ından ayrı bir şey olmadığına göre dışı dahi Zatullah'tır.

"Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır" ayeti yazılıdır ki; çok sağlam bir kaideye oturmuştur.

İhlas ile Fatiha arası, diğer surelerle süslenmiş bütün Kur'an-ı Kerim çevresine nakşolmuştur. Bir bakıma böylece dışı kelamullah (Allah'ın sözü), içi zatullah (Allah'ın Zâtı) olmuştur. Kelam da Zât'ından ayrı bir şey olmadığına göre dışı dahi Zatullah'tır.

“vesia kürsiyyühüssemavati vel ‘ard” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.0s

"Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır" mealindeki ayet yazılıdır ki, çok sağlam bir temele oturmuştur.

İhlas Suresi ile Fatiha Suresi arası, diğer surelerle süslenmiş bütün Kur'an-ı Kerim çevresine işlenmiştir. Bir bakıma böylece dışı Allah'ın kelamı, içi Allah'ın Zâtı olmuştur. Kelam da Zât'ından ayrı bir şey olmadığına göre dışı dahi Allah'ın Zâtı'dır.

Sakın ha: Beytullah'ı granit kayasından yapılan herhangi bir bina gibi kıyas etme, o taşa ilâhlık isnat ettiğimizi de zannetme, oradaki gerçek mana ve sembolleri iyi değerlendirmeye çalış. İyi bil ki yaşadığımız âlem ve varlıklar, manalarının sembollerle ifade edilmeye çalışılan gerçekleridir.

mealen, “Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır” ayeti yazılıdır ki; çok sağlam bir kaideye oturmuştur.

İhlas ile Fatiha arası, diğer surelerle süslenmis bütün Kur’anı Keriym çevresine nakş olmuştur. Bir bakıma böylece dışı kelamullah, içi zatullah olmuştur. Kelam da zatından ayrı bir şey olmadığına göre dışı dahi Zatullah’tır. 

Sakın haaa: Beytullah-ı granit kayasından yapılan her hangi bir bina gibi kıyas etme, o taşa uluhiyyet isnadında olduğumuzu da zannetme, oradaki gerçek mana ve sembolleri iyi değerlendirmeğe çalış. İyi bil ki yaşadığımız alem ve varlıklar, manalarının sembollerle ifade edilmeğe çalışılan gerçekleridir.

Sakın ha: Beytullah'ı granit kayasından yapılmış herhangi bir bina gibi kıyaslama, o taşa ilâhlık isnat ettiğimizi de sanma, oradaki gerçek mana ve sembolleri iyi değerlendirmeye çalış. İyi bil ki yaşadığımız âlem ve varlıklar, manalarının sembollerle ifade edilmeye çalışılan gerçekleridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Sakın ha: Beytullah'ı granit kayasından yapılmış herhangi bir bina gibi kıyaslama, o taşa ilâhlık isnat ettiğimizi de sanma, oradaki gerçek mana ve sembolleri iyi değerlendirmeye çalış. İyi bil ki yaşadığımız âlem ve varlıklar, manalarının sembollerle ifade edilmeye çalışılan gerçekleridir.

Kur'an-ı Kerim Haşr 59/21 ayetinde, وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Kur’anı Keriym Haşr 59/21 ayetinde,

Kur'an-ı Kerim Haşr 59/21 ayetinde, وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

 

Kur’anı Keriym Haşr 59/21 ayetinde, 

رُونعهُمْ يَتَفَكَّعلَعَلَّاسِعوَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

"Ve tilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun"

mealen, "Bu misalleri insanlar için veriyoruz, umulur ki; tefekkür ederler/düşünürler" ayeti bu hususu çok açık olarak ifade etmektedir.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bu arada; Ka'be-i Muazzama'nın kapı karşı komşusu, orada benim de işaretim, makamım var, diyerek seslendi.

“ve tilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun” 

"Ve tilkel emsalü nadribüha linnasi leallehüm yetefekkerun"

mealen, "Bu misalleri insanlar için veriyoruz, umulur ki; tefekkür ederler/düşünürler" ayeti bu hususu çok açık olarak ifade etmektedir.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bu arada; Ka'be-i Muazzama'nın kapı karşı komşusu, orada benim de işaretim, makamım var, diyerek seslendi.

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/125 ayetinde, وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَهِيمَ مُصَلَّى&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/125 ayetinde, وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَهِيمَ مُصَلَّى

mealen, "Bu misalleri insanlar için veriyoruz, umulur ki; tefekkür ederler/düşünürler" ayeti bu hususu çok açık olarak ifade etmektedir.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bu arada; Ka'be-i Muazzama'nın kapı karşı komşusu, "Orada benim de işaretim, makamım var" diyerek seslendi.

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/125 ayetinde,

mealen, “Bu misalleri insanlara için veriyoruz, umulur ki; tefekkür ederler/düşünürler” ayeti bu hususu çok açık olarak ifade etmektedir.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Bu arada; Ka’be-i Muazzamanın kapı karşı komşusu, orada benim de işaretim makamım var, diyerek seslendi.

Kur’anı Keriym Bakara 2/125 ayetinde,

خِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَهِيمَ مُصَلَّىعوَاتِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

"vettehizu min mekamı ibrahime müsalla"

mealen, "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin dedik" ayetini hatırlattı ve bizi biraz gerilere çekerek eski Kâbe'nin halini araştırmamızı istedi. "Eskiden buraları böyle değildi, çok değişikti, insanlar değiştikçe çevre de değişmeye başladı" dedi. Bu konuya ileride devam etmek üzere ara verip tekrar Kelime-i Tevhid'e dönelim.

“vettehizu min mekamı ibrahime müsalla” 

"vettehizu min mekamı ibrahime müsalla"

mealen, "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin dedik" ayetini hatırlattı ve bizi biraz gerilere çekerek eski Kâbe'nin halini araştırmamızı istedi. "Eskiden buraları böyle değildi, çok değişikti, insanlar değiştikçe çevre de değişmeye başladı" dedi. Bu konuya ileride devam etmek üzere ara verip tekrar Kelime-i Tevhid'e dönelim.

07-12-2001 Tekirdağ "Kelime-i Tevhid"in hadislerde belirtilen ilk okunuşları&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

07-12-2001 Tekirdağ "Kelime-i Tevhid"in hadislerde belirtilen ilk okunuşları

mealen, “İbrahim'in makamını namaz yeri edinin dedik” ayetini hatırlattı ve bizi biraz gerilere çekerek eski Kâbe'nin halini araştırmamızı istedi. “Eskiden buraları böyle değildi, çok değişikti, insanlar değiştikçe çevre de değişmeye başladı” dedi. Bu konuya ileride devam etmek üzere ara verip tekrar Kelime-i Tevhid'e dönelim.

mealen, “İbrahimin makamını namaz yeri edinin dedik” ayetini hatırlattı ve bizi biraz gerilere çekerek eski Ka’benin halini araştırmamızı istedi. “Eskiden buraları böyle değildi, çok değişikti, insanlar değiştikçe çevre de değişmeye başladı” dedi. Bu mevzua ileride devam etmek üzere ara verip tekrar Kelime-i Tevhide dönelim.

07-12-2001 Tekirdağ Tekirdağ Allah (c.c.) Zâtını her kitabında "tek" olarak tevhid inancı üzere ifade etmiştir. Ve Allah katında İslam dininden başka bir din yoktur. Yani diğer dinler veya semavi dinler diye bir şey de yoktur. Sadece Adem (a.s.) ile başlayıp, Muhammed (a.s.) ile sona erdirilen bir tek din vardır ki, bunun da adı İslam'dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Allah (c.c.) Zâtını her kitabında "tek" olarak tevhid inancı üzere ifade etmiştir. Ve Allah katında İslam dininden başka bir din yoktur. Yani diğer dinler veya semavi dinler diye bir şey de yoktur. Sadece Adem (a.s.) ile başlayıp, Muhammed (a.s.) ile sona erdirilen bir tek din vardır ki, bunun da adı İslam'dır.

İbrahimîlik, Musevîlik, Davudîlik, İsevîlik birer ayrı din değil, Allah'ın mutlak tek dininin mertebeleridir.

İbrahimîlik, Musevîlik, Davudîlik, İsevîlik birer ayrı din değil, Allah'ın mutlak tek dininin mertebeleridir.

“Kelime-i Tevhid”in hadislerde belirtilen ilk okunuşları Rumuz-ul ehadis 1957 - Deylemi – Enes (RA) kale Resulullah S.A.V.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

"Kelime-i Tevhid"in hadislerde belirtilen ilk okunuşları Rumuz-ul Ehadis 1957 - Deylemî – Enes (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) buyurdu:

İlk kitapta, Levh-i Mahfuz'da Allah'ın ilk yazdığı şudur: Ben öyle bir Allah'ım ki, benden başka ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur. "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur." Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstahak ilah olmadığına, Muhammed'in ise O'nun kulu ve resulü olduğuna (yürekten) şehadet ederse, cenneti hak etmiştir.

Rumuz-ul Ehadis 1957 - Deylemî – Enes (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) buyurdu:

İlk kitapta, Levh-i Mahfuz'da Allah'ın ilk yazdığı şudur: Ben öyle bir Allah'ım ki, benden başka ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur. "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur." Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstahak ilah olmadığına, Muhammed'in ise O'nun kulu ve resulü olduğuna (yürekten) şehadet ederse, cenneti hak etmiştir.

Kitab-ı evvel, levhi mahfuzda Allah’ın ilk yazdığı. Ben öyle bir Allah’ım ki; benden başka ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur. “inni enellahu lâ ilâhe illa ene” Rahmetim gadabımı geçmiştir, kim Allah’tan başka ibadete layık ve müstehak ilah olmadığına, Muhammed’in ise onun kulu ve resulü olduğuna (yürekten) şehadet ederse cenneti hak etmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

İlk kitap, Levh-i Mahfuz'da Allah'ın ilk yazdığıdır. Ben öyle bir Allah'ım ki; benden başka ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur. "inni enellahu lâ ilâhe illa ene" Rahmetim gazabımı geçmiştir, kim Allah'tan başka ibadete layık ve müstahak ilah olmadığına, Muhammed'in ise O'nun kulu ve resulü olduğuna (yürekten) şehadet ederse cenneti hak etmiştir.

Rumuz'ul Ehadis: 4866 - Ukaylî: Cabir (r.a.) dedi ki Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Rumuz’ul ehadis: 4866 - Ukıyli: Cabir (RA) kale Resulullah S.A.V.

Rumuz'ul Ehadis: 4866 - Ukıyli: Cabir (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Rumuz'ul Ehadis: 4866 - Ukıyli: Cabir (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah, O'nu Ali ile teyit ettim" ibaresi yazılmıştır.

Rumuz'ul Ehadis: 4365 - Selman (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Allah arşı yarattığı zaman, uzunluğu doğu ile batı arası kadar olan nurdan bir kalemle üzerine şunu yazdı: "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah. O'nunla alır, O'nunla veririm. O'nun ümmeti ümmetlerin en üstünüdür. Ümmetinin en faziletlisi ise Ebu Bekir Sıddık'tır."

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah, O'nu Ali ile teyit ettim" ibaresi yazılmıştır.

Rumuz'ul Ehadis: 4365 - Selman (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Allah arşı yarattığı zaman, uzunluğu doğu ile batı arası kadar olan nurdan bir kalemle üzerine şunu yazdı: "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah. O'nunla alır, O'nunla veririm. O'nun ümmeti ümmetlerin en üstünüdür. Ümmetinin en faziletlisi ise Ebu Bekir Sıddık'tır."

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde “lâ ilâhe illallah muhammedün resullulah” O’nu Ali ile teyid ettim, ibaresi yazılmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde “lâ ilâhe illallah muhammedün resullulah” O’nu Ali ile teyit ettim, ifadesi yazılmıştır.

Rumuz’ul Ehadis: 4365 - Selman (R.A.) dedi ki, Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

Allah arşı yarattığı zaman, uzunluğu doğu ile batı arası kadar olan nurdan bir kalemle üzerine şunu yazdı: “lâ ilâhe illallah muhammedün rasullüllah” O’nunla alır, O’nunla veririm. O’nun ümmeti ümmetlerin en üstünüdür. Ümmetinin en faziletlisi ise Ebu Bekir Sıddık’tır.

Rumuz’ul ehadis: 4365 - Selman (RA) kale Rasulüllah S.A.V.

Allah arşı yarattığı zaman uzunluğu maşrikle mağrib arası kadar olan nurdan bir kalemle üzerine şunu yazdı. “lâ ilâhe illallah muhammedün rasullüllah” O’nunla alır onunla veririm. O’nun ümmeti ümmetlerin en üstünüdür. Ümmetinin efdali ise Ebu Bekr Sıddıktır.

 

Rumuzul ehadis: 4636 – Deylemi Ebu Hüreyre. (RA) kale Rasullüllah S.A.V.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Rumuzul Ehadis: 4636 – Deylemî, Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet etti ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben ve benden önceki peygamberler, "Sübhanallahi ve'l-hamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber"den daha üstün bir tesbihte bulunmadık.

Rumuzul Ehadis: 3541 – İbnü'n-Neccar, Enes'ten (r.a.) rivayet etti ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Rumuzul Ehadis: 4636 – Deylemî, Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet etti ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben ve benden önceki peygamberler, "Sübhanallahi ve'l-hamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber"den daha üstün bir tesbihte bulunmadık.

Rumuzul Ehadis: 3541 – İbnü'n-Neccar, Enes'ten (r.a.) rivayet etti ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennete girdim; her iki yanımda altınla yazılmış üç satır gördüm. Birinci satır, "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah" idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Cennete girdim; her iki yanımda altınla yazılmış üç satır gördüm. Birinci satır, "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah" idi.

Ben ve benden önceki peygamberler, “sübhanellahi, velhamdülillahi ve la illalahu, vallahu ekber”den daha üstün bir tesbihte bulunmadık.

Rumuz’ul ehadis: 3541 – İbn’ül Neccar. Enes (RA) dedi ki, Rasullüllah (s.a.v.) buyurdu:

Cennete girdim; her iki yanımda altınla yazılmış üç satır gördüm. Birinci satır, “lâ ilâhe illallah muhammedün rasüllallah” idi.

Ben ve benden önceki peygamberler, “sübhanellahi, velhamdülillahi ve la illalahu, vallahu ekber”den daha üstün bir tesbihte bulunmadık.

Rumuz’ul ehadis: 3541 – İbn’ül Neccar. Enes (RA) kale Rasullüllah S.A.V.

Cennete girdim; her iki yanımda altınla yazılmış üç satır gördüm. Birinci satır, “lâ ilâhe illallah muhammedün rasüllallah” idi. 

İkinci satır, “Yaptığımızı bulduk, yediğimizi kazandık, bıraktıklarımızı ise yitirdik” idi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İkinci satır, “Yaptığımızı bulduk, yediğimizi kazandık, bıraktıklarımızı ise yitirdik” idi.

İkinci satır, "Yaptığımızı bulduk, yediğimizi kazandık, bıraktıklarımızı ise yitirdik" idi.

Üçüncü satır da; "günahkar ümmet bağışlayıcı Rabb" idi.

Rumuz'ül Ehadis: 4177 İlmi Adiy Kemal. Cabir (r.a.) dedi ki, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Davut oğlu Süleyman'ın yüzüğünde "lâ ilâhe illallah muhammedün rasulullah" nakşedilmiştir.

İkinci satır, "Yaptığımızı bulduk, yediğimizi kazandık, bıraktıklarımızı ise yitirdik" idi.

Üçüncü satır da; "günahkar ümmet bağışlayıcı Rabb" idi.

Rumuz'ül Ehadis: 4177 İlmi Adiy Kemal. Cabir (r.a.) dedi ki, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Davut oğlu Süleyman'ın yüzüğünde "lâ ilâhe illallah muhammedün rasulullah" nakşedilmiştir.

Rumuz'ül Ehadis: 4072 İbninneccar. Ali (r.a.) dedi ki, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Rumuz'ül Ehadis: 4072 İbninneccar. Ali (r.a.) dedi ki, Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Yüce Allah buyurmuştur: "lâ ilâhe illallah" benim sözümdür (işte ben O'yum). Kim O'nu söylerse kalemime girmiştir. Kalemime giren ise azabımdan emin olmuştur.

Üçüncü satır da; "günahkar ümmet bağışlayıcı Rabb" idi.

Rumuz’ül ehadis : 4177 İlmi adiy kemal. Cabir (RA) dedi ki, Rasulüllah S.A.V. buyurdu:

Davut oğlu Süleyman'ın yüzüğünde "lâ ilâhe illallah muhammedün rasulüllah" yazılıdır.

Allah azze ve celle buyurmuştur: "lâ ilâhe illallah" benim kelâmımdır (işte ben O'yum). Kim O'nu derse kal'ama girmiştir. Kal'ama giren ise azabımdan emin olmuştur.

Üçüncü satır da; “günahkar ümmet bağışlayıcı Rabb” idi.

Rumuz’ül ehadis : 4177 İlmi adiy kemal. Cabir (RA) kale Rasulüllah S.A.V.

Davut oğlu Süleymanın yüzüğünde “lâ ilâhe illallah muhammedün rasulüllah” nakşedilmiştir.

Rumuz’ül ehadis : 4072 İbninneccar. Ali (RA) kale Rasullüllah S.A.V.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Rumuz'ül Ehâdis: 4072 İbnü'n-Neccâr. Ali (R.A.) dedi ki Resulullah (S.A.V.) buyurdu:

Allah azze ve celle buyurmuştur: "Lâ ilâhe illallah" benim sözümdür (işte ben O'yum). Kim onu söylerse benim kalem'e (korunaklı yere) girmiştir. Benim kalem'e giren ise azabımdan emin olmuştur.

Rumuz'ül Ehâdis: 4331 Tirmizî Ebu Mes'ud (R.A.) dedi ki Resulullah (S.A.V.) buyurdu:

İsra (Miraç) gecesi İbrahim (a.s.) ile karşılaştım. Bana dedi ki: "Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle. Onlara şunu bildir: Cennetin toprağı gül, suyu tatlı, kendisi dümdüz bir yerdir. Ağaçları "Sübhanellahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu ekber"dir.

Allah azze ve celle buyurmuştur. “lâ ilâhe illallah” benim kelamımdır (işte ben O’yum). Kim O’nu derse kal’ama girmiştir. Kal’ama giren ise azabımdan emir olmuştur.

Rumuz’ül ehadis : 4331 Tırmızi Ebu Mes’ud (RA) kale Rasullüllah S.A.V.

Rumuz'ül ehadis: 4331 Tirmizî Ebu Mes'ud (R.A.) dedi ki Resulullah (S.A.V.) buyurdu:

İsra (Mirac) gecesi İbrahim (a.s.) ile karşılaştım, bana dedi ki: "Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle, onlara şunu bildir: Cennetin toprağı gül, suyu tatlı, kendisi dümdüz bir yerdir, ağaçları "sübhanellahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu ekber"dir.

Kâbe ve Mekke tarihi sayfa 39'da: Osman b. Sac'dan rivayet edildiğine göre, "Adem (a.s.) yetmiş defa yaya olarak haccetmiştir. İlk haccını tamamladıktan sonra melekler kendisini (Redm-i Ala) denilen yerde karşılayarak "Haccın mübarek olsun ey Adem! Biz de bundan 2000 sene evvel bu Beyt'i haccetmiştik" dediler."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kâbe ve Mekke tarihi sayfa 39'da: Osman b. Sac'dan rivayet edildiğine göre, "Adem (a.s.) yetmiş defa yaya olarak haccetmiştir. İlk haccını tamamladıktan sonra melekler kendisini (Redm-i Ala) denilen yerde karşılayarak "Haccın mübarek olsun ey Adem! Biz de bundan 2000 sene evvel bu Beyt'i haccetmiştik" dediler."

İsra (Mir’ac) gecesi İbrahim (a.s.) ile karşılaştım, bana dedi ki! “Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle, onlara şunu bildir: Cennetin toprağı gül, suyu tatlı, kendisi dümdüz bir yerdir, ağaçları, “sübhanellahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu ekber”dir.

İsra (Mir’ac) gecesi İbrahim (a.s.) ile karşılaştım, bana dedi ki! “Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle, onlara şunu bildir: Cennetin toprağı gül, suyu tatlı, kendisi dümdüz bir yerdir, ağaçları, “sübhanellahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu ekber”dir.

Ka’be ve Mekke tarihi s.39 da: Osman b. Sac’dan rivayet edildiğine göre, “Adem (a.s.) yetmiş defa yaya olarak haccetmiştir. İlk haccını tamamladıktan sonra melekler kendisini (Redm-i Ala) denilen yerde karşılayarak “Haccın Mübarek olsun ey Adem! Biz de bundan 2000 sene evvel bu Beyti haccetmiştik” dediler.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ka'be ve Mekke Tarihi, sayfa 39'da: Osman b. Sac'dan rivayet edildiğine göre, "Adem (a.s.) yetmiş defa yaya olarak haccetmiştir. İlk haccını tamamladıktan sonra melekler kendisini Redm-i Ala denilen yerde karşılayarak 'Haccın mübarek olsun ey Adem! Biz de bundan 2000 sene evvel bu Beyt'i haccetmiştik' dediler."

İbn-i Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Adem (a.s.) meleklere:

İbn-i Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Adem (a.s.) meleklere:

İbn-i Abbas’dan rivayet edildiğine göre, Adem AS meleklere:

İbn-i Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Adem (a.s.) meleklere:

"Tavaf ederken ne söylüyordunuz?" diye sordu. "Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber diyorduk," cevabını verdiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Tavaf ederken ne söylüyordunuz?" diye sordu. "Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber diyorduk," cevabını verdiler.

Adem (a.s.) onlara: "Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi cümlesini de buna ilave edin," buyurdu. Bundan sonraki tavaflarında melekler bu cümleyi de ilave ettiler.

Adem (a.s.)'dan sonra İbrahim (a.s.) da Beyt'in inşasını tamamlayınca Allah'ın emri üzerine haccetti. Melekler aynı şekilde onunla da karşılaşarak selam verdiler. İbrahim (a.s.) kendilerine:

Adem (a.s.) onlara: "Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi cümlesini de buna ilave edin," buyurdu. Bundan sonraki tavaflarında melekler bu cümleyi de ilave ettiler.

Adem (a.s.)'dan sonra İbrahim (a.s.) da Beyt'in inşasını tamamlayınca Allah'ın emri üzerine haccetti. Melekler aynı şekilde onunla da karşılaşarak selam verdiler. İbrahim (a.s.) kendilerine:

“Tavaf ederken ne söylüyordunuz?” diye sordu. Cevap verdiler “sübhanallahi velhamdülillahi ve “lâ ilâhe illallahu vallahu ekber” diyorduk, cevabını verdiler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Tavaf ederken ne söylüyordunuz?" diye sordu. "Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber diyorduk," cevabını verdiler.

Hz. Adem onlara: "Ve la havle ve la kuvvete illa billahi cümlesini de buna ilave edin," buyurdu. Bundan sonraki tavaflarında melekler bu cümleyi de ilave ettiler.

Adem (a.s.)'dan sonra İbrahim (a.s.) da Beyt'in inşasını tamamlayınca Allah'ın emri üzerine haccetti. Melekler aynı şekilde onunla da karşılaşarak selam verdiler. İbrahim (a.s.) kendilerine:

Hz. Adem onlara: “ve la havle ve la kuvvete illa billahi” cümlesini de buna ilave edin,” buyurdu. Bundan sonraki tavaflarında melekler bu cümleyi de ilave ettiler.

Adem AS’dan sonra İbrahim AS da Beyt’in inşaasını tamamlayınca Allah’ın emri üzerine haccetti. Melekler aynı şekilde Onunla da karşılaşarak selam verdiler. İbrahim (a.s.) kendilerine:

“-Tavaf ederken ne söylüyordunuz?” diye sordu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"-Tavaf ederken ne söylüyordunuz?" diye sordu.

Melekler de:

"-Önceleri tavaf ederken, "Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diyorduk. Adem babanızla karşılaştığımızda bunu kendisine bildirdik. O bize, bu duaya "ve la havle ve la kuvvete illa billahi" cümlesini de eklememizi emretti, biz de ekledik" dediler.

Hz. İbrahim de onlara bu tesbihe "el aliyyil aziym" cümlesini eklemelerini emretti, melekler de onun dediği gibi yaptılar."

"-Tavaf ederken ne söylüyordunuz?" diye sordu.

Melekler de:

"-Önceleri tavaf ederken, "sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diyorduk. Adem babanızla karşılaştığımızda bunu kendisine bildirdik. O bize, bu duaya "ve la havle ve la kuvvete illa billahi" cümlesini de eklememizi emretti, biz de ekledik" dediler.

Hz. İbrahim de onlara bu tesbihe "el aliyyil aziym" cümlesini eklemelerini emretti, melekler de onun dediği gibi yaptılar."

Melekler de:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Melekler de:

“-Önceleri tavaf ederken, “sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber” diyorduk. Adem babanızla karşılaştığımızda bunu kendisine bildirdik. O bize, bu duaya “ve la havle ve la kuvvete illa billahi” cümlesini de eklememizi emretti, biz de ekledik” dediler.

Hz. İbrahim de onlara bu tesbihe, “el aliyyil aziym” cümlesini eklemelerini emretti, melekler de onun dediği gibi yaptılar.”

“-Önceleri tavaf ederken, “sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu” vallahu ekber” diyorduk, Adem babanızla karşılaştığımızda bunu kendisine bildirdik. O bize, bu duayı : “ve la havle ve la kuvvete illa billahi” cümlesini de ilave etmemizi emretti, biz de ilave ettik” dediler. 

 

Hz. İbrahim da onlara bu tesbihe, “el aliyyil aziym” cümlesini ilave etmelerini emretti, melekler de onun dediği gibi yaptılar.”

Bu cümlelere, Hz. Rasullüllah ve onun ümmeti için de “vessalatu vesselamu ala rasullüllahi muhammedin (s.a.v.) allahümme iymanen bike ve tasdiken bi kitabike ve vefaan bi ahdike vettebean lisünneti nebiyyike ve habibike muhammedin s.a.v” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu cümlelere, Hz. Resulullah ve onun ümmeti için de "Allah'ın Resulü Muhammed'e salât ve selâm olsun (s.a.v.). Allah'ım, sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, ahdine vefa göstererek ve peygamberin ve sevgilin Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine uyarak" ifadesi eklendiğinde, kemale ererek tamamı şöyledir:

Bu cümlelere, Hz. Resulullah ve onun ümmeti için de "Allah'ın Resulü Muhammed'e salât ve selâm olsun (s.a.v.). Allah'ım, sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, ahdine vefa göstererek ve peygamberin ve sevgilin Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine uyarak" ifadesi eklenince, kemale ererek tamamı şöyledir:

"Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azametli Allah'a aittir. Allah'ın Resulü Muhammed'e salât ve selâm olsun (s.a.v.). Allah'ım, sana iman ederek, kitabını tasdik ederek, ahdine vefa göstererek ve peygamberin ve sevgilin Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine uyarak" şekliyle Müslümanlar tarafından her tavafta okunmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Allah eksik sıfatlardan uzaktır, övgü Allah'a özgüdür, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azametli Allah'a aittir. Allah'ın Resulü Muhammed'e salât ve selâm olsun (s.a.v.). "Allah'ım, sana iman ederek, kitabını doğrulayarak, ahdine vefa göstererek ve peygamberin ve sevgilin Muhammed'in (s.a.v.) sünnetine uyarak" şeklinde Müslümanlar tarafından her tavafta okunmaktadır.

Bu bölümü ilave edilince kemale ererek tamamı şöyledir:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bu bölüm eklendiğinde kemale ererek tamamı şöyledir:

“Sübhanallahü vel hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym. Vesselatu vesselamu ala rasullillahi muhammedin s.a.v. Allahümme iymanen bike ve tasdiken bi kitabike ve vefaen biahdike vettebaen bisünneti nebiyyike ve habibike muhammedin. s.a.v.” şekliyle Müslümanlar tarafından her tavafta okunmaktadır.

“sübhanallahü vel hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym. vesselatu vesselamu ala rasullillahi muhammedin s.a.v. allahümme iymanen bike ve tasdiken bi kitabike ve vefaen biahdike vettebaen bisünneti nebiyyike ve habibike muhammedin. s.a.v.” şekliyle Müslümanlar tarafından her tavafta okunmaktadır.

Manası : Şanı yüce Allah’ı tesbih ve tenzih ederim. O bütün noksan sıfatlardan uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.) Allah en büyüktür. Emirlerine uymak yasaklardan sakınmak için gereken güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Anlamı: Yüce Allah'ı tesbih ve tenzih ederim. O, bütün eksik sıfatlardan uzaktır. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak için gereken güç ve kuvvet ancak Allah'tandır.

Anlamı: Yüce Allah'ı tesbih ve tenzih ederim. O, bütün eksik sıfatlardan uzaktır. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak için gereken güç ve kuvvet ancak Allah'tandır.

Allah'ım, sana iman ederek, Kitabını tasdik ederek, sana verdiğimiz söz ve ahde bağlı kalarak ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sünnetine uyarak bu ibadeti yapıyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

Allah'ım, sana iman ederek, Kitabını tasdik ederek, sana verdiğimiz söz ve ahde bağlı kalarak ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sünnetine uyarak bu ibadeti yapıyorum.

Allah’ım, sana iman ederek, Kitabını tasdik ederek sana verdiğimiz söz ve ahde bağlı kalarak ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'in sünnetine uyarak bu ibadeti yapıyorum.

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla Hadis-i şerif belirtilmek üzere şimdilik bu kadarla yetinip konu ile ilgili birkaç ayet de belirtmek istiyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla Hadis-i şerif belirtilmek üzere şimdilik bu kadarla yetinip konu ile ilgili birkaç ayet de belirtmek istiyorum.

17-12-2001 Tekirdağ "Kelime-i Tevhid"in Ayetlerde belirtilen ilk okunuşları Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/25 ayetinde, وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Allah’ım, sana iman ederek, Kitabını tasdik ederek sana verdiğimiz söz ve ahde bağlı kalarak ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)in sünnetine uyarak bu ibadeti yapıyorum.

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla Hadis-i şerif belirtilmek üzere şimdilik bu kadarla yetinip mevzu ile ilgili bir kaç ayet de belirtmek istiyorum.

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla Hadis-i şerif belirtilmek üzere şimdilik bu kadarla yetinip konu ile ilgili birkaç ayet de belirtmek istiyorum.

17-12-2001 Tekirdağ "Kelime-i Tevhid"in Ayetlerde belirtilen ilk okunuşları Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/25 ayetinde, وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

17-12-2001 Tekirdağ “Kelime-i Tevhid”in Ayetlerde belirtilen ilk okunuşları Kur’anı Keriym Enbiya 21/25 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

17-12-2001 Tekirdağ "Kelime-i Tevhid"in ayetlerde belirtilen ilk okunuşları Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/25 ayetinde,

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ

أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

"vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi "Vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni"

mealen, "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,' diye vahyetmişizdir."

نُوحَى اِلَيهَِوَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا

ْفاعبدونأَنَاعهَ لَا الَهَ الاَّأاَذْ 

“vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi "Vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni"

mealen, "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,' diye vahyetmişizdir."

Kur'an-ı Kerim Al-i İmran 3/18 ayetinde, شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِۜ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ "Şehidellahu ennehu lâ ilâhe illahu hüve"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/18. ayetinde, شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُولُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِۜ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ "Şehidellahu ennehu lâ ilâhe illahu hüve"

ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni”

mealen, “Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: “Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,” diye vahyetmişizdir.”

ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni” 

mealen, “Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: “Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,” diye vahyetmişizdir.”

 

Kur’anı Keriym Al-i İmran 3/18 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/18 ayetinde şöyle buyurur:

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

وَالْمَلَئِكَةُ وَأُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ

"Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir."

Kur'an-ı Kerim, Kasas Suresi 28/70 ayetinde şöyle buyurur:

هُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ﫫 لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ "Ve O Allah'tır ki, O'ndan başka ilah yoktur."

هوَه لا اله الاعشَهِدَ اللَّهُ أَن

وَالْمَلَئِكَةُ وَأُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ

 “şehidellahu ennehu lâ ilâhe illahu hüve vel melaiketü ve ulul ilmü kaimen bil kısti” 

"Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir."

Kur'an-ı Kerim Kasas Suresi 28/70 ayetinde:

وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ "Ve O Allah'tır ki, O'ndan başka ilah yoktur.

Hamd, dünyada ve ahirette O'nadır. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Hamd, dünyada ve ahirette O'nadır. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.

mealen, "Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir."

Kur'an-ı Kerim Kasas 28/70 ayetinde,

وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

"ve hüvallahü lâ ilâhe illa hüve lehül hamdü fiyl ulü vel ahireti ve lehül hükmü ve ileyhi türca'un"

mealen, “Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O’ndan başka ilah olmadığına şahidlik etmişlerdir.”

 

Kur’anı Keriym Kasas 28/70 ayetinde, 

وطهوَوَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“ve hüvallahü lâ ilâhe illa hüve lehül hamdü fiyl ulü vel ahireti ve lehül hükmü ve ileyhi türca’un” 

mealen, “Allah O’dur,” O’ndan başka ilah yoktur.” Hamd, dünyada da ahirette de O’nun içindir! Hüküm de O’nundur. Yalnız O’na döndürüleceksiniz.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

mealen, “Allah O’dur,” O’ndan başka ilah yoktur.” Hamd, dünyada da ahirette de O’nun içindir! Hüküm de O’nundur. Yalnız O’na döndürüleceksiniz.”

Kur’an-ı Kerim Enbiya 21/87 ayetinde,

فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ

إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

“Karanlıklar içinde senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusun, ben haksızlık edenlerdenim diye seslenmişti.”

Kur’anı Keriym Enbiya 21/87 ayetinde,

أَنْتَ سُبْحَانَكَعلَمَّاَتْ أَنْ لَاَ إِلَهَ إِلَّاوفَنَادَى فِي الظّ

المينعأَنِّي كُنتُ مِنَ الظَّ

“Karanlıklar içinde senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusun, ben haksızlık edenlerdenim diye seslenmişti.”

Kur'an-ı Kerim Fatır suresi 35/3 ayetinde:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Kur'an-ı Kerim, Fâtır Suresi 35/3. ayetinde şöyle buyurur:

"Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?"

"fenada fizzulimati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke inni küntü minezalimiyne"

mealen, "Karanlıklar içinde 'Senden başka ilah yoktur.' Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim, diye seslenmişti." Yunus (a.s.) Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde, Kur'an-ı Kerim'in Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde şöyle buyrulur:

"Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?"

“fenada fizzulimati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke inni küntü minezalimiyne” 

mealen, “Karanlıklar içinde “senden başka ilah yoktur.” Sen münezzehsin doğrusu ben haksızlık edenlerdenim, diye seslendirmişti.” Yunus AS Kur’anı Keriym Ta - Ha 20/14 ayetinde, Kur'an-ı Kerim'in Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde şöyle buyrulur:

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي Meali:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Meali:

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et." (Musa a.s.'a gelen kitaptır.)

Kur'an-ı Kerim'in Neml Suresi 27/26. ayetinde şöyle buyrulur:

"Çok büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur." (Hz. Süleyman'a hüdhüd kuşundan gelen mesajdır.)

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et." (Musa a.s.'a gelen kitaptır.)

Kur'an-ı Kerim'in Neml Suresi 27/26. ayetinde şöyle buyrulur:

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ Meali:

"Çok büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur." (Hz. Süleyman'a hüdhüd kuşundan gelen mesajdır.)

أَنَا فَاعْبُدْنِيعإِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِيعإِذْ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et." (Musa a.s.'a kitaptır.)

Kur'an-ı Kerim Neml Suresi 27/26. ayetinde,

"Çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur." (Hz. Süleyman'a hüdhüd kuşundan.)

“inneniy enellahu lâ ilâhe illa ene fa’budniy mealen: 

“Şüphesiz ben Allah’ım benden başka ilah yoktur bana kulluk et” (Musa AS kitaptır)

Kur’anı Keriym Neml 27/26 ayetinde,

الْعَرشِ الْعَظِيمِ٩هُوَ رَبَّاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

“allahu lâ ilâhe illa hüve rabbül arşil aziymi” 

mealen, “Çok büyük arşın sahibi olan allahtan başka ilah yoktur. (Hz. Süleymana hüd hüd kuşundan)

Ku’anı Keriym Muhammed 47/19 ayetinde, Kur'an-ı Kerim Muhammed Suresi 47/19. ayetinde, فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُوءِ مِنِينَ وَالْمُوءِ مِنَاتِ “fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestagfir lizenbike ve limü’miniyne vel müminati”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Kur'an-ı Kerim Muhammed Suresi 47/19. ayetinde, "fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestagfir lizenbike ve limü’miniyne vel müminati" mealen, "Ey Muhammed, bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile." (Hz. Resulullah'a özel hitap)

mealen, “Ey Muhammed, bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile.” (Hz. Resulullah'a özel hitap)

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla ayet-i kerime belirtmek ve açıklama vermek üzere şimdilik bu kadarla yetinip, Kelime-i Tevhid'in zuhur yeri olan Kâbe-i Muazzama hakkında da birkaç ayet-i kerime belirtmek istiyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla ayet-i kerime belirtmek ve açıklama vermek üzere şimdilik bu kadarla yetinip, Kelime-i Tevhid'in zuhur yeri olan Kâbe-i Muazzama hakkında da birkaç ayet-i kerime belirtmek istiyorum.

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ

وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُوءِ مِنِينَ وَالْمُوءِ مِنَاتِ

"Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile."

اَللَّهَهُ لا اله الاعفَاعْلَمْ أَنَّ

مناتْمِنِينََّوَالْمُوْوَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْ

“fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestagfir lizenbike ve limü’miniyne vel müminati”

mealen, “Ey muhammed bilki Allahtan başka ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile” (Hz. Rasulüllah’a özel hitap) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Meal olarak, "Ey Muhammed, bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile" (Hz. Resulullah'a özel hitap).

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla ayet-i kerime belirtmek ve açıklama vermek üzere şimdilik bu kadarla yetinip, Kelime-i Tevhid'in zuhur mahalli olan Kâbe-i Muazzama hakkında da birkaç ayet-i kerime belirtmek istiyorum.

Kâbe-i Muazzama hakkında birkaç ayet-i kerime Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmran Suresi 3/96. ayetinde şöyle buyurur:

Sonraki bölümlerin birinde Kelime-i Tevhid ile ilgili daha fazla ayeti kerime belirtmek ve izahat vermek üzere şimdilik bu kadarla yetinip, Kelime-i Tevhid’in zuhur mahalli olan Kabe-i Muazzama hakkında da bir kaç ayeti kerime belirtmek istiyorum. 

Ka’be-i Muazzama hakkında birkaç ayeti kerime Kâbe-i Muazzama hakkında birkaç ayet-i kerime Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmran Suresi 3/96. ayetinde şöyle buyurur:

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ "inne evvele beytin vudia linnasi lelleziy bibekkete mübareken ve hüden lil alemiyne"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Doğrusu insanlar için mabed olarak kurulan ilk ev, Mekke'deki o çok mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe'dir."

Kur'an-ı Kerim Âl-i İmran 3/96 ayetinde,

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا

Meal olarak:

"Doğrusu insanlar için mabed olarak kurulan ilk ev, Mekke'deki o çok mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe'dir."

Kur’anı Keriym Al-i İmran 3/96 ayetinde, 

ة مُبَارَكًاعذِىْبَبَكّعاسللعلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّعأُوعإِنْ

وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

"İnsanlar için kurulan ilk ev, Bekke'de bulunan, mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe'dir."

Meal olarak:

"O'nun vechinden başka her şey helak olacaktır, hüküm O'nundur, O'na döndürüleceksiniz."

Yaşantısı: Nefis mertebelerini tamamlayıp, fiillerin birliğine (tevhidi ef'al) ulaşan kişinin özelliği öncelikle kendi varlığında birliği oluşturmasıdır.

Nefs-i Safiye (arınmış nefis) mertebesinde, beşerî varlığından tamamen soyunmuş olarak, hiçlik, yokluk, renksizlik halinde iken, burada hakikati yönünden tekrar kendi özel ve hakkanî kimliğine ulaşmasıdır. Eski birimsel varlığının başka bir idrak ve oluşumla değişmesidir.

“inne evvele beytin vudia linnasi lelleziy bibekkete mübareken ve hüden lil alemiyne”

mealen, Meal olarak:

"O'nun vechinden başka her şey helak olacaktır, hüküm O'nundur, O'na döndürüleceksiniz."

Yaşantısı: Nefis mertebelerini tamamlayıp, fiillerin birliğine (tevhidi ef'al) ulaşan kişinin özelliği öncelikle kendi varlığında birliği oluşturmasıdır.

Nefs-i Safiye (arınmış nefis) mertebesinde, beşerî varlığından tamamen soyunmuş olarak, hiçlik, yokluk, renksizlik halinde iken, burada hakikati yönünden tekrar kendi özel ve hakkanî kimliğine ulaşmasıdır. Eski birimsel varlığının başka bir idrak ve oluşumla değişmesidir.

“Doğrusu insanlar için mabed olarak kurulan ilk ev mekkede ki o çok mübarek ve alemlere hidayet kaynağı olan ka’bedir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Doğrusu, insanlar için ibadet yeri olarak kurulan ilk ev, Mekke'deki o çok mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe'dir.

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/97. ayetinde, جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ "cealellahül ka'betel beytel harame kıyamen linnasi"

mealen, "Allah Kâbe'yi, o haram evi insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı."

 

Kur’anı Keriym Maide 5/97 ayetinde, Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/97. ayetinde, جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ "cealellahül ka'betel beytel harame kıyamen linnasi"

mealen, "Allah Kâbe'yi, o haram evi insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı."

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/127. ayetinde, وَإِذْ يَرْفَعُ ابْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/127. ayetinde, وَإِذْ يَرْفَعُ ابْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ

“cealellahül ka’betel beytel harame kıyamen linnasi”

mealen, “Allah Kâbe'yi, o haram evi, insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı”

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/127 ayetinde,

ْاسعجَعَلَ اللهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ

“cealellahül ka’betel beytel harame kıyamen linnasi”

mealen, “Allah ka’beyi o haram evi insanlar için hayat ve güven kaynağı kıldı”

Kur’anı Keriym Bakara 2/127 ayetinde, 

وَإِذْ يَرْفَعُ ابْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Ve İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltiyordu ve şöyle diyorlardı: 'Rabbimiz, bizden kabul buyur; şüphesiz ki Sen, her şeyi işiten, her şeyi bilensin.'" diye bildirmektedir.

Ey insanoğlu, biraz gerilere gidip oradan aldığın yaşam tecrübesiyle, elindeki imkanları birleştirerek Hakk yolunda ne kadar çok yol alabileceğini bir bilebilseydin.

مِيع الْعَلِيمُعك أنتَ السّعإِذْعلْ مِنْعنَا تَقَبَعرَبُّ

"Ve İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltiyordu ve şöyle diyorlardı: 'Rabbimiz, bizden kabul buyur; şüphesiz ki Sen, her şeyi işiten, her şeyi bilensin.'" diye bildirmektedir.

Ey insanoğlu, biraz gerilere gidip oradan aldığın yaşam tecrübesiyle, elindeki imkanları birleştirerek Hakk yolunda ne kadar çok yol alabileceğini bir bilebilseydin.

 “ve iz yerfeu ibrahimül kava’ıde minel beyti ve ismail “Ve İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltirken şöyle diyorlardı: Rabbimiz, bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, her şeyi duyan ve bilensin.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Ve İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltirken şöyle diyorlardı: Rabbimiz, bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, her şeyi duyan ve bilensin."

Kur'an-ı Kerim, Kureyş Suresi 106/3. ayetinde:

"Bu evin Rabbine ibadet etsinler."

mealen, "hani İbrahim Beyt'in temellerini İsmail ile birlikte yükseltiyordu ve diyordu ki, Rabbimiz bizden kabul buyur, şüphesiz ki sen duyucu ve bilicisin."

Kur'an-ı Kerim, Kureyş Suresi 106/3. ayetinde:

“Bu evin Rabbine ibadet etsinler.”

 rabbena tekabbel minna inneke entessemi’ul aliymü”

mealen, “hani ibrahim beytin temellerini ismail ile birlikte yükseltiyordu ve diyordu ki, rabbimiz bizden kabul buyur, şüphesiz ki sen duyucu ve bilicisin”

Kur’anı Keriym Kureyş 106/3 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Kur'an-ı Kerim'in Kureyş Suresi 106/3. ayetinde,

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ

"fel ya'büdü rabbe hazel beyti"

mealen, "bu evin rabbına ibadet etsinler"

Ka'be-i Şerif hakkında birkaç ayet-i kerime de belirttikten sonra, Kelime-i tevhidin bütün mertebeleri itibarıyla açıklama ve ortaya çıkma yeri olan yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz hakkında da Kur'an-ı Azimüşşan'da belirtilen vasıflarından bir kısmını kısaca belirtmeye çalışalım.

هُذَا الْبَيْتَعفَلْيَعْبُدُوارَبِّ

“fel ya’büdü rabbe hazel beyti”

mealen, “bu evin rabbına ibadet etsinler”

Ka’be-i Şerif hakkında birkaç ayeti kerime de belittikten sonra Kelime-i tevhidin bütün mertebeleri itibariyle izah ve ifşa mahalli olan yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz hakkında da Kur’anı Azimüşşan’da belirtilen vasıflarından bir kısmını kısaca belirtmeye çalışalım. 

Kâbe-i Şerif hakkında birkaç ayet-i kerimeyi de belirttikten sonra, Kelime-i tevhidin bütün mertebeleri itibarıyla açıklama ve ortaya çıkma yeri olan yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz hakkında da Kur'an-ı Azimüşşan'da belirtilen vasıflarından bir kısmını kısaca belirtmeye çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Kâbe-i Şerif hakkında birkaç ayet-i kerimeyi de belirttikten sonra, Kelime-i tevhidin bütün mertebeleri itibarıyla açıklama ve ortaya çıkma yeri olan yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz hakkında da Kur'an-ı Azimüşşan'da belirtilen vasıflarından bir kısmını kısaca belirtmeye çalışalım.

18-12-2001 Tekirdağ Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında birkaç ayet-i kerime Kur'an-ı Kerim, Fetih 48/27 ayetinde,

18-12-2001 Tekirdağ Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında birkaç ayet-i kerime Kur'an-ı Kerim, Fetih 48/27 ayetinde,

18-12-2001 Tekirdağ Hz. Muhammed Mustafa (SAV) hakkında birkaç ayeti kerime Kur’anı Keriym Fetih 48/27 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

18-12-2001 Tekirdağ Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında birkaç ayet-i kerime Kur'an-ı Kerim Fetih 48/27 ayetinde,

لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرَّعْيَا بِالْحَقِّ

"And olsun ki, Allah peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Allah dilerse siz güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz."

Kur'an-ı Kerim, Hakka Suresi 69/40 ayetinde,

لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ آمِنِينَ

عيا بالحقولَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّ

"And olsun ki, Allah peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Allah dilerse siz güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz."

Kur'an-ı Kerim, Hakka Suresi 69/40 ayetinde,

الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللهُ أمنينعلَتَدْخُلُنَّ

“lekad sadekallahu rasülehurrüya bilhakkı lededhulünnel mescidel harame inşeallahü aminiyne”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

“lekad sadekallahu rasülehurrüya bilhakkı lededhulünnel mescidel harame inşeallahü aminiyne”

mealen, “Andolsun ki Allah, peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Allah dilerse siz güven içinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz.”

Kur'an-ı Kerim Hakka 69/40 ayetinde,

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

"Muhakkak ki o, şerefli bir elçinin sözüdür."

mealen, "Muhakkak ki biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."

mealen, “and olsun ki, allah peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Allah dilerse siz güven içinde mescidil harama gireceksiniz”

Kur’anı Keriym Hakka 69/40 ayetinde, 

هَ لَقَوْلِ رَسُولٍ كَرِيمٍعإِذْ

"Muhakkak ki o, şerefli bir elçinin sözüdür."

mealen, "Muhakkak ki biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."

Kur'an-ı Kerim Saff 61/6 ayetinde, "Hani Meryem oğlu İsa şöyle demişti: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim. Fakat onlara apaçık delillerle gelince, 'Bu apaçık bir büyüdür' dediler."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Kur'an-ı Kerim'in Saff Suresi 61/6. ayetinde, "Hani Meryem oğlu İsa şöyle demişti: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim. Fakat onlara apaçık delillerle gelince, 'Bu apaçık bir büyüdür' dediler."

"innehü le kavlü rasulin keriymin"

mealen, "muhakkak ki biz seni şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik"

“innehü le kavlü rasulin keriymin”

mealen, “muhakkak ki biz seni şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”

 

Kur’anı Keriym Saff 61/6 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Ve Meryem oğlu İsa şöyle demişti: 'Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyici olarak size Allah'ın elçisiyim.' Onlara apaçık delillerle geldiğinde ise 'Bu apaçık bir sihirdir' dediler."

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ

وَرِيَّةعمِن التّعمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَى

وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ

لَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌعفَلَمْ

“ve iz kale isebnü meryeme “ve iz kale isebnü meryeme ya beni israile inni rasulüllahi ileyküm müsaddıkan lima beyne yedeyye minettevrati ve mübeşşiran biresulün ye’ti min ba’dismühü ahmedü felemma caehüm bilbeyyinati kalü haza sihrun mübiynün”

mealen, “Hani Meryem oğlu İsa demişti ki: Ey İsrail oğulları, muhakkak ki ben Allah'ın size peygamberiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, adı Ahmed (Peraklit) olacak bir peygamberi müjdeleyenim. Ama o kendilerine açık delillerle gelince, 'Bu apaçık bir büyüdür,' dediler.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Meal olarak, "Hani Meryem oğlu İsa demişti ki: Ey İsrail oğulları, muhakkak ki ben Allah'ın size peygamberiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, adı Ahmed (Peraklit) olacak bir peygamberi müjdeleyenim. Ama o kendilerine açık delillerle gelince, 'Bu apaçık bir büyüdür,' dediler."

"ya beni israile inni rasulüllahi ileyküm müsaddıkan lima beyne yedeyye minettevrati ve mübeşşiran biresulün ye’ti min ba’dismühü ahmedü felemma caehüm bilbeyyinati kalü haza sihrun mübiynün"

ya beni israile inni rasulüllahi ileyküm müsaddıkan lima beyne yedeyye minettevrati ve mübeşşiran biresulün ye’ti min ba’dismühü ahmedü felemma caehüm bilbeyyinati kalü haza sihrun mübiynün”

mealen, “hani meryem oğlu isa demişti ki, ey israil oğulları muhakkak ki, ben allahın size peygamberiyim. Benden önceki tevratı doğrulayan ve benden sonra gelecek adı ahmed (peraklit) olacak bir peygamberi müjdeleyenim. Ama o kendilerine açık delillerle gelince bu apaçık bir büyüdür,” dediler Kur’anı Keriym Hicr 15/87 ayetinde, Kur'an-ı Kerim Hicr 15/87 ayetinde, وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ "ve lekad ateynake seb'an minel mesani vel kur'anel aziyme"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

mealen, “hani Meryem oğlu İsa demişti ki, ey İsrail oğulları muhakkak ki, ben Allah'ın size peygamberiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek adı Ahmed (Peraklit) olacak bir peygamberi müjdeleyenim. Ama o kendilerine açık delillerle gelince bu apaçık bir büyüdür,” dediler. Kur'an-ı Kerim Hicr 15/87 ayetinde, وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ "ve lekad ateynake seb'an minel mesani vel kur'anel aziyme"

mealen, "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve yüce Kur'an'ı verdik."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

mealen, "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve yüce Kur'an'ı verdik."

Kur'an-ı Kerim İsra 17/1 ayetinde, سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَا

وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

“ve lekad ateynake seb’an minel mesani vel kur’anel aziyme”

mealen, “andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve yüce Kur'an'ı verdik”

Kur'an-ı Kerim İsra 17/1 ayetinde, سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَا

َوَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمِ 

 “ve lekad ateynake seb’an minel mesani vel kur’anel aziyme”

mealen, “and olsunki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli fatihayı ve kuranı aziymi verdik” 

Kur’anı Keriym İsra 17/1 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Kur'an-ı Kerim İsra Suresi 17/1 ayetinde,

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا

مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَا

"Sübhânellezî esrâ biabdihî leylen Minelmescidil harâmi ilelmescidil aksâ"

mealen, "Şanı yücedir o Allah'ın ki kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüştür."

Kur'an-ı Kerim Fetih Suresi 48/28 ayetinde, "Hüvellezî ersele resûlehû bil hüdâ ve dînil hakkı Li yüzhirehû aled dîni küllihî ve kefâ billâhi şehîdâ"

ذِي أَسْرَىٰ بِعَبْدِهِ لَيْلًاعسُبْحَانَ الْ

مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَا

“sübhanelleziy esra biahdihi leylen "Sübhânellezî esrâ biabdihî leylen
Minelmescidil harâmi ilelmescidil aksâ"

mealen, "Şanı yücedir o Allah'ın ki kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüştür."

Kur'an-ı Kerim Fetih 48/28 ayetinde, "Hüvellezî ersele resûlehû bil hüdâ ve dînil hakkı
Li yüzhirehû aled dîni küllihî ve kefâ billâhi şehîdâ"

minelmescidil harami ilel mescidil aksa”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kulunu geceleyin götüren Allah'ın şanı yücedir."

Kur'an-ı Kerim, Fetih Suresi 48/28. ayetinde:

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ

لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلَّهُ وَكَفَى بِاللهِ شَهِيداً

"Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter."

mealen, “şanı yücedir o allahın ki kulunu geceleyin mescidil haramdan mescidil aksaya götürmüştür”

 

Kur’anı Keriym Fatih 48/28 ayetinde,

ذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّعهُوَالْ

لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلَّهُ وَكَفَى بِاللهِ شَهِيداً

 “hüvelleziy ersele resulehü bil hüda ve diynil hakkı liyüzhirehu aled diyni küllihi ve kefa billahi şehiden mealen, “bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini hidayet ve hakk din ile gönderen odur. Şahid olarak allah yeter”

Kur’anı Keriym Al-i İmran 3/31 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmran Suresi 3/31. ayetinde şöyle buyurur:

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

Mealen: "De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."

Kur'an-ı Kerim, Nisa Suresi 4/80. ayetinde şöyle buyurur:

بِعَوْنِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُعوَنَّ اللَّهَ فَاتٌوقُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبّ

وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“kul in küntüm tuhibbunellahe fetteki’uniy yuhbibkümullahü ve yağfir leküm zünübeküm vallahü gafurun rahiym mealen, “de ki, allahı seviyorsanız bana uyun allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”

Kur’anı Keriym Nisa 4/80 ayetinde,

سُولٌ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَعمَن يُطِعِ الرّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

"Peygamberlere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur."

Kur'an-ı Kerim Kehf Suresi 18/110. ayetinde:

"De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım; yalnız bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor." (Allah'tan başka ilah yoktur.)

“men yuti irresule fekad eta’allahe”

mealen, “peygamberlere itaat eden, allah itaat etmiş olur.” 

Kur’anı Keriym Kehf 18/110 ayetinde,

مَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْعقل ان

مَا إِلَهُكُمْ إِلَّهُ وَاحِدٌعاَذْعيُوحَىٰ إِلَىٰ

“kul innema ene beşerün misliküm “kul innema ene beşerün misliküm yüha ileyye ennema ilahüküm ilahün vahidün”

mealen, “de ki ben de ancak sizin gibi bir insanım yalnız bana ilahınızın tekbir ilah olduğu vahyediliyor” (lâ ilâhe illâ allah)

Sonraki bölümlerde daha fazla açıklama vermek üzere, Rasulüllah (a.s.) hakkında da şimdilik bu kadar ayet-i kerime ile yetinelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Sonraki bölümlerde daha fazla açıklama vermek üzere, Rasulüllah (a.s.) hakkında da şimdilik bu kadar ayet-i kerime ile yetinelim.

Bunları ifade etmekten maksadımız, Kelime-i Tevhid'in öncesiz ve sonsuz seyrini daha iyi anlayabilmemizi sağlamaya çalışmamız içindir.

yüha ileyye ennema ilahüküm ilahün vahidün

mealen, "de ki ben de ancak sizin gibi bir insanım yalnız bana ilahınızın tekbir ilah olduğu vahyediliyor" (lâ ilâhe illâ allah)

Bunları ifade etmekten maksadımız, Kelime-i Tevhid’in öncesiz ve sonsuz seyrini daha iyi anlayabilmemizi sağlamaya çalışmamız içindir.

yüha ileyye ennema ilahüküm ilahün vahidün”

mealen, “de ki ben de ancak sizin gibi bir insanım yalnız bana ilahınızın tekbir ilah olduğu vahyediliyor” (lâ ilâhe illâ allah)

Sonra ki bölümlerde daha fazla izahat vermek üzere Rasulüllah hakkında da şimdilik bu kadar ayeti kerime ile yetinelim. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Sonraki bölümlerde daha fazla açıklama yapmak üzere, Resulullah hakkında da şimdilik bu kadar ayet-i kerime ile yetinelim.

Bunları ifade etmekten maksadımız, Kelime-i Tevhid'in öncesiz ve sonsuz seyrini daha iyi anlayabilmemizi sağlamaya çalışmamız içindir.

18-09-2001 18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Kelime-i Tevhid'in zuhur mahalli (ortaya çıktığı yer)

"Beytü'l-Atîk" (Eski ev)

Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihi, aynı zamanda "Beytullah" (Beytü'l-Atîk/eski ev) ile de sembol olarak başlamış bulunmaktaydı. Âdem (a.s.) Cennet'ten Seylan adasına, Havva Valide de Hicaz'a indirildiğinde çok yalnız ve gurbette kalmışlardı. Bulundukları yerlerden ayrı ayrı yola çıktılar; farkında olmadan bir güç (melekler) onları bir taraflara yönlendiriyordu.

Bunları ifade etmekten maksadımız Kelime-i Tevhid’in ezel ve ebedi seyrini daha iyi anlayabilmemizi sağlamaya çalışmamız içindir. 

18-09-2001 18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Kelime-i Tevhid'in zuhur mahalli (ortaya çıktığı yer)

"Beytü'l-Atîk" (Eski ev)

Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihi, aynı zamanda "Beytullah" (Beytü'l-Atîk/eski ev) ile de sembol olarak başlamış bulunmaktaydı. Âdem (a.s.) Cennet'ten Seylan adasına, Havva Valide de Hicaz'a indirildiğinde çok yalnız ve gurbette kalmışlardı. Bulundukları yerlerden ayrı ayrı yola çıktılar; farkında olmadan bir güç (melekler) onları bir taraflara yönlendiriyordu.

Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Kelime-i Tevhid’in zuhur mahalli “Beytül Atik” (Eski ev)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Mekke-i Mükerreme, Kâbe-i Muazzama, Kelime-i Tevhid'in zuhur mahalli olan "Beytül Atik" (Eski ev) idi.

Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihi, aynı zamanda "Beytullah" (Beytül Atik/eski ev) ile de sembol olarak başlamış bulunmaktaydı. Âdem (a.s.) Cennet'ten Seylan adasına, Havva Valide de Hicaz'a indirildiğinde çok yalnız ve gurbette kalmışlardı. Bulundukları yerlerden ayrı ayrı yola çıktılar; farkında olmadan bir güç (melekler) onları bir taraflara yönlendiriyordu.

Adem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihi aynı zamanda da “Beytullah” (Beytül Atik/eski ev) ile de sembol olarak başlamış bulunmaktaydı. Adem (a.s.) Cennetten Seylan adasına Havva Valide de Hicaza indirildiğinde çok yalnız gurbette kalmışlardı. Bulundukları yerlerden ayrı ayrı yola çıktılar, farkında olmadan bir güç (melekler) onları bir taraflara yönlendiriyordu. 

Adem (a.s.) durmadan tevbe ederek yoluna devam ediyor ve “yarabbi Muhammed isminin yüzü suyu hürmetine bizi affet,” diyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Adem (a.s.) durmadan tövbe ederek yoluna devam ediyor ve "Yarabbi, Muhammed isminin yüzü suyu hürmetine bizi affet," diyordu.

Yüce Allah, "Ey Adem, sen onu nereden biliyorsun?" deyince; "Yarabbi, cennette onun ismini senin isminle birlikte görmüştüm, sana bu kadar yakın olanın yanında değerinin çok yüce olacağını düşündüm, o yüzden böyle dua ettim," demişti.

Adem (a.s.) durmadan tövbe ederek yoluna devam ediyor ve "Yarabbi, Muhammed isminin yüzü suyu hürmetine bizi affet," diyordu.

Yüce Allah, "Ey Adem, sen onu nereden biliyorsun?" deyince; "Yarabbi, cennette onun ismini senin isminle birlikte görmüştüm, sana bu kadar yakın olanın yanında değerinin çok yüce olacağını düşündüm, o yüzden böyle dua ettim," demişti.

Bir süre sonra duaları kabul edilen Adem ile Havva'nın yolu Arafat'a (Cebel-i Rahme'ye/rahmet tepesine) düşer. Orada buluşurlar, tekrar dünyada nişanlanmaları orada olur, oradan Müzdelife'ye gelir, orada evlenirler. Daha sonra yollarına devam ederek, sonradan Beytullah'ın ve Mekke Şehrinin kurulacağı yere gelirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bir süre sonra duaları kabul edilen Adem ile Havva'nın yolu Arafat'a (Cebel-i Rahme'ye/rahmet tepesine) düşer. Orada buluşurlar, tekrar dünyada nişanlanmaları orada olur, oradan Müzdelife'ye gelir, orada evlenirler. Daha sonra yollarına devam ederek, sonradan Beytullah'ın ve Mekke Şehrinin kurulacağı yere gelirler.

Cenab-ı Hak, "Ey Adem, sen onu nereden biliyorsun?" deyince; "Ey Rabbim, cennette onun ismini senin ismin ile birlikte görmüştüm, sana bu kadar yakın olanın yanında değerinin çok yüce olacağını düşündüm, o yüzden böyle dua ettim," demişti.

Cenabı Hakk, “Ya adem sen onu nereden biliyorsun,” deyince; “ya rabbi cennette onun ismini senin ismin ile birlikte görmüştüm, sana bu kadar yakın olanın yanında değerinin çok yüce olacağını düşündüm, o yüzden böyle dua ettim,” demişti. 

Bir müddet sonra duaları kabul edilen Adem ile Havva’nın yolu Arafat’ta (Cebel-i Rahme’ye/rahmet tepesine) düşer. Orada buluşurlar, tekrar dünyada nişanlanmaları orada olur, oradan Müzdelife’ye gelir, orada evlenirler. Daha sonra yollarına devam ederek, sonradan Beytullah’ın ve Mekke Şehrinin kurulacağı yere gelirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bir müddet sonra duaları kabul edilen Adem ile Havva'nın yolu Arafat'a (Cebel-i Rahme'ye/rahmet tepesine) düşer. Orada buluşurlar, tekrar dünyada nişanlanmaları orada olur, oradan Müzdelife'ye gelir, orada evlenirler. Daha sonra yollarına devam ederek, sonradan Beytullah'ın ve Mekke Şehrinin kurulacağı yere gelirler.

19-09-2001 19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Eski ve ilk hâliyle "Beytül Atik" (eski ev)

19-09-2001 19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Eski ve ilk hâliyle “Beytül Atik” (eski ev)

“Eski ev” (Beytullah) sonradan gelecek bütün mertebeleri de kendi içinde, bâtınında muhafaza etmekteydi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Eski ev" (Beytullah), sonradan gelecek bütün mertebeleri de kendi içinde, bâtınında muhafaza etmekteydi.

Ancak zâhirde olan iki "Ademiyyet" ve "İbrahimiyyet" mertebeleri zuhurda idi.

"Museviyyet", "İseviyyet", "Muhammediyyet" mertebeleri ise, bâtınında idi.

İbrahim (a.s.) Makamı İbrahim'deki ayak izinden yola çıkarak, onu takip eden İshak (a.s.) torunlarından Hz. Süleyman'a Yüce Allah kendisine tecelli yeri bir ev yapmasını "Beytül Makdis/Mukaddes ev" (Mescid-i Aksa) istedi. Süleyman (a.s.) da bunu gerçekleştirdi.

Ancak zâhirde olan iki “Ademiyyet” ve “İbrahimiyyet” mertebeleri zuhurda idi.

“Museviyyet”, “İseviyyet”, “Muhammediyyet” mertebeleri ise, bâtınında idi.

İbrahim (a.s.) Makamı İbrahim'deki ayak izinden yola çıkarak, onu takip eden İshak (a.s.) torunlarından Hz. Süleyman’a Yüce Allah kendisine tecelli yeri bir ev yapmasını “Beytül Makdis/Mukaddes ev” (Mescid-i Aksa) istedi. Süleyman (a.s.) da bunu gerçekleştirdi.

Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Eski ve ilk haliyle “Beytül Atik” (eski ev)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Muazzama, eski ve ilk haliyle "Beytü'l-Atîk" (eski ev) idi.

"Eski ev" (Beytullah), sonradan gelecek bütün mertebeleri de kendi bünyesinde, bâtınında (iç yüzünde) muhafaza etmekteydi.

Ancak zâhirde (dışta) olan iki "Âdemiyyet" (Âdem'e ait olma) ve "İbrâhimiyyet" (İbrâhim'e ait olma) mertebeleri idi; zuhurda (ortaya çıkışta) "Mûsevîyyet" (Mûsâ'ya ait olma), "Îsevîyyet" (Îsâ'ya ait olma) ve "Muhammedîyyet" (Muhammed'e ait olma) mertebeleri ise, bâtınında idi.

İbrâhim (a.s.) Makam-ı İbrâhim'deki ayak izinden yola çıkarak, onu takip eden İshak (a.s.) torunlarından Hz. Süleyman'a, Cenâb-ı Hak kendisine tecelli yeri bir beyt (ev) yapmasını, yani "Beytü'l-Makdis/Mukaddes ev" (Mescid-i Aksâ) yapmasını istedi. Süleyman (a.s.) da bunu gerçekleştirdi.

“Eski ev” (Beytullah) sonradan gelecek bütün mertebeleri de bünyesinde, batınında muhafaza etmekteydi. 

Ancak zahirde olan iki “Ademiyyet” ve “İbrahimiyyet” mertebeleri zuhurda “Museviyyet”, “İseviyyet”, “Muhammediyyet” mertebeleri ise, batınında idi. 

İbrahim (a.s.) Makamı İbrahimde ki ayak izinden yola çıkarak, onu takip eden İshak (a.s.) torunlarından Hz. Süleyman’a Cenabı Hakk kendisine tecelli yeri bir beyt yapmasını “Beytül Makdis/Mukaddes ev” (Mescidil Aksa) istedi. Süleyman (a.s.) da bunu gerçekleştirdi. 

Bu arada hicazdaki “Beytullah” amacı dışında kullanıldığından “Tecelli-i İlahi” oradan “Mescidil Aksa”ya alındı ve Musa (a.s.) şahsında “Tevhid-i Esma” İsa (a.s.) şahsında da “Tevhid-i Sıfat” mertebeleri zuhura çıktı, merkez orası oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bu arada Hicaz'daki "Beytullah" amacı dışında kullanıldığından, İlahi Tecelli oradan Mescid-i Aksa'ya alındı ve Musa (a.s.) şahsında "Tevhid-i Esma" (Allah'ın isimlerinin birliği) ile İsa (a.s.) şahsında da "Tevhid-i Sıfat" (Allah'ın sıfatlarının birliği) mertebeleri ortaya çıktı, merkez orası oldu.

Bu arada Hicaz'daki "Beytullah" amacı dışında kullanıldığından, İlahi Tecelli oradan Mescid-i Aksa'ya alındı ve Musa (a.s.) şahsında "Tevhid-i Esma" (Allah'ın isimlerinin birliği) ile İsa (a.s.) şahsında da "Tevhid-i Sıfat" (Allah'ın sıfatlarının birliği) mertebeleri ortaya çıktı, merkez orası oldu.

Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) dünyaya gelince, Müslümanlar işte bu zorunluluk üzere bir süre Mescid-i Aksa'ya dönerek namaz kılmak zorunda kaldılar. Çünkü o dönemde en büyük tecelli olan "sıfat tecellisi", Mescid-i Aksa üzerinde faaliyette idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) dünyaya gelince, Müslümanlar işte bu zorunluluk üzere bir süre Mescid-i Aksa'ya dönerek namaz kılmak zorunda kaldılar. Çünkü o dönemde en büyük tecelli olan "sıfat tecellisi", Mescid-i Aksa üzerinde faaliyette idi.

Hakikati muhammedi dünyaya gelince müslümanlar işte bu zorunluluk üzere bir müddet “Mescidil Aksa”ya dönerek namaz kılmak zorunda kaldılar. Çünkü o devrede en büyük tecelli olan “sıfat tecelli”si, “Mescidil Aksa” üzerinde faaliyette idi. 

Fakat artık Hz. Rasulüllah’a peygamberlik gelmiş “hakikat-i Muhammedi” zuhura çıkmış olduğundan, dünya batıni, nurani dengelerinde de büyük değişimler olması lazım gelmekteydi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Fakat artık Hz. Resulullah'a peygamberlik gelmiş, "hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) ortaya çıkmış olduğundan, dünyanın bâtınî (içsel), nuranî dengelerinde de büyük değişimler olması gerekmekteydi.

Müslümanların üzerinde "zât tecellisi" (Allah'ın özünün tecellisi) olduğu halde yüzlerini "sıfat tecellisi"ne (Allah'ın sıfatlarının tecellisine) döndürüp, o tarafa secde etmek, elbette ki onlara zor geliyordu. Zaten zaman ve zemin de hazırlanmıştı.

Fakat artık Hz. Resulullah'a peygamberlik gelmiş, "hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) ortaya çıkmış olduğundan, dünyanın bâtınî (içsel), nuranî dengelerinde de büyük değişimler olması gerekmekteydi.

Müslümanların üzerinde "zât tecellisi" (Allah'ın özünün tecellisi) olduğu halde yüzlerini "sıfat tecellisi"ne (Allah'ın sıfatlarının tecellisine) döndürüp, o tarafa secde etmek, elbette ki onlara zor geliyordu. Zaten zaman ve zemin de hazırlanmıştı.

İşte bu arada Kur'an-ı Kerim Bakara 2/144 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İşte bu arada Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 144. ayetinde,

Müslümanların üzerinde "zât tecellisi" (Allah'ın özünün tecellisi) olduğu halde yüzlerini "sıfat tecellisi"ne (Allah'ın sıfatlarının tecellisine) döndürüp, o tarafa secde etmeleri elbette ki onlara zor geliyordu. Zaten zaman ve zemin de hazırlanmıştı.

İşte bu arada Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 144. ayetinde,

فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ

"Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" ilahi beyanıyla, daha önceden bu tecelliyi kabule hazır hale gelmiş olan "Beytullah" "Kâbe-i Muazzama"da (zât tecellisi) başladığından, müminler yüzlerini o tarafa çevirerek, görünen ve görünmeyen zât tecellisi deryasına dalmaya başladılar.

Müslümanların üzerinde “zat tecelli”si olduğu halde yüzlerini “sıfat tecelli”sine döndürüp, o tarafa secde etmek, elbette ki onlara zor geliyordu. Zaten zaman, zemin de hazırlanmıştı. 

İşte bu arada Kuran Keriym Bakara 2/144 ayetinde, 

فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"fevelli vecheke şetral mescidil harami"

mealen, "yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" denilinceye kadar.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Dünya Tefekkür tarihinde büyük inkılaplar Bu ayetin gelişiyle dünyanın iç âlem düzeninde çok büyük değişiklikler olmuştur ve bu değişim, iç ve mana sisteminde hem düşünsel hem de fiilî bir inkılaptır.

"Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" ilahi beyanıyla, daha önceden bu tecelliyi kabule hazır hale gelmiş olan "Beytullah" "Kâbe-i Muazzama"da (zât tecellisi) başladığından, müminler yüzlerini o tarafa çevirerek, görünen ve görünmeyen zât tecellisi deryasına dalmaya başladılar.

Bu yüzden sonradan ismine "kıbleteyn/iki kıbleli mescid" denen bu yerde oluşan olay, sadece o anda orada bulunanların arka taraflarına dönerek namaz kılmaları değil, iç âlemdeki bütün dengelerin değişmesidir ki, bu da insanlık âlemi sürecinde en büyük anlam değişikliğidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bu yüzden sonradan ismine "kıbleteyn/iki kıbleli mescid" denen bu yerde meydana gelen olay, sadece o anda orada bulunanların arka taraflarına dönerek namaz kılmaları değil, iç âlemdeki bütün dengelerin değişmesidir ki, bu da insanlık âlemi sürecinde en büyük anlam değişikliğidir.

“fevelli vecheke şetral mescidil harami”

mealen, “yüzünü mescidil haram tarafına çevir” ilahi beyanıyla daha evvelce, zaten bu tecelliyi (Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellisi) kabule hazır hale gelmiş olan “Beytullah” “Kabe-i Muazzama”da (zât tecellisi) başladığından müminler yüzlerini o tarafa çevirerek, zâhir ve bâtın zât tecellisi deryasına dalmaya başladılar.

“fevelli vecheke şetral mescidil harami”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" ayeti beyan edilinceye kadar.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Dünya Tefekkür tarihinde büyük inkılaplar Bu ayetin gelişiyle dünya bâtın âlemi nizamında çok büyük değişiklikler olmuştur ve bu değişim bâtın ve mana sisteminde hem fikren hem de fiilen bir inkılaptır.

Bu inkılap ile tecelli merkezi tekrar Mekke-i Mükerreme'ye, "Beytullah"a, "Tevhid-i Zât" tecellisi ile döndürülmüştür. Aynı zamanda tecelli-i cami (tüm tecellileri toplayan) olup bütün tecelli safhaları artık buraya akmaya başlamıştır. Zaten belirli bir süre sonra da Müslümanlar tarafından zâhiren de fethedilip, gerçek gayesi istikametinde faaliyet gösterecektir.

mealen, “yüzünü mescidil haram tarafına çevir” beyanı ilahisiyle daha evvelce, zaten bu tecelliyi kabule hazır hale gelmiş olan “Beytullah” “Kabe-i Muazzama”da (zat tecelli)si başladığından müminler yüzlerini o tarafa çevirerek, zahir ve batın zat tecellisi deryasına dalmaya başladılar. 

Bu yüzden sonradan ismine “kıbleteyn/iki kıbleli mescid” denen bu yerde oluşan hadise, sadece o anda orada bulunanların arka taraflarına dönerek, namaz kılmaları değil, batın alemindeki bütün dengelerin değişmesidir ki, bu da insanlık alemi sürecinde en büyük mana değişikliğidir. (3)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu yüzden sonradan ismine "kıbleteyn/iki kıbleli mescid" denen bu yerde meydana gelen olay, sadece o anda orada bulunanların arka taraflarına dönerek namaz kılmaları değil, aksine bâtın âlemindeki bütün dengelerin değişmesidir ki, bu da insanlık âlemi sürecinde en büyük anlam değişikliğidir.

(Not: (3) Kıbleteyn yeri geldiğinde yeteri kadar izahat verilecektir)

(Not: (3) Kıbleteyn yeri geldiğinde yeteri kadar açıklama verilecektir)

İşte "Mescid-i Aksa" tecellisinde olanlar, kendi dönemlerinde en üst seviyede "sıfat tecellisi"ne (Allah'ın sıfatlarının tecellisine) sahipken, bu defa Hz. Resulullah ile "Zât tecellisi"nin (Allah'ın özünün tecellisi) "Beytü'l-Atik"e, yani "Beytullah"a, yani "Kâbe"ye döndürülmesi, onların İslam'a düşman olmalarını meydana getirdi. Tabii ki bu onların sonudur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte "Mescid-i Aksa" tecellisinde olanlar, kendi dönemlerinde en üst seviyede "sıfat tecellisi"ne sahipken, bu defa Hz. Resulullah ile "Zât tecellisi"nin "Beytü'l-Atik"e, yani "Beytullah"a, yani "Kâbe"ye döndürülmesi, onların İslam'a düşman olmalarını meydana getirdi. Tabii ki bu onların sonudur.

Daha önce çizmiş olduğumuz "Kâbe-i Muazzama"nın batın (içsel) krokisinde de çok açık görüldüğü gibi, "Kâbe-i Muazzama"nın dört (4) köşesi İslam'ın dört (4) hakikatini,

Daha önce çizmiş olduğumuz "Kâbe-i Muazzama"nın batın (içsel) krokisinde de çok açık görüldüğü gibi, "Kâbe-i Muazzama"nın dört (4) köşesi İslam'ın dört (4) hakikatini,

İşte “Mescidil Aksa” tecellisinde olanlar kendi devirlerinde en üst seviyede “sıfat tecellisi”ne sahipken bu defa Hz. Resulüllah ile “tecelli-i Zat”ın “Beytül Atik”e “Beytullah” yani “Ka’be”ye döndürülmesi, onların İslam’a düşman olmalarını meydana getirdi. Tabii ki bu onların sonudur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İşte "Mescid-i Aksa" tecellisinde olanlar, kendi dönemlerinde en üst seviyede "sıfat tecellisi"ne (Allah'ın sıfatlarının tecellisine) sahipken, bu defa Hz. Resulullah ile "tecelli-i Zât"ın (Allah'ın Zâtının tecellisinin) "Beytü'l-Atik"e, yani "Beytullah"a, yani "Kâbe"ye döndürülmesi, onların İslam'a düşman olmalarını meydana getirdi. Tabii ki bu onların sonudur.

Daha önce çizmiş olduğumuz "Kâbe-i Muazzama"nın bâtın (iç, gizli) krokisinde de çok açık görüldüğü gibi, "Kâbe-i Muazzama"nın dört (4) köşesi İslam'ın dört (4) hakikatini, "şeriat, tarikat, hakikat, marifet" mertebelerini, "Şeriat, tarikat, hakikat, marifet" mertebelerini, ayrıca "İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet ve Muhammediyyet" mertebelerini, ayrıca "ef'âl (fiiller), esmâ (isimler), sıfat, zât" mertebelerini de simgelemektedir.

Daha evvelce çizmiş olduğumuz “Ka’be-i Muazzama”nın batın krokisinde de çok açık görüldüğü gibi, “Ka’be-i Muazzama”nın dört (4) köşesi İslam’ın dört (4) hakikatini, “şeriat, tarikat, hakikat, marifet” mertebelerini, "Şeriat, tarikat, hakikat, marifet" mertebelerini, ayrıca "İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet ve Muhammediyyet" mertebelerini ayrıca "ef'al (fiiller), esma (isimler), sıfat, zât" mertebelerini de simgelemektedir.

Ayrıca; mahal olarak arkada kalan yarım daire (hicr) kısmı, "Museviyyet" mertebesini, iki tarafı açık geçit, koridor "İseviyyet" mertebesini, kapalı bina Kâbe ise, "Muhammediyyet" mertebelerini, dışarıdaki "Makam-ı İbrahim" dahi "İbrahimiyyet" mertebelerini ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ayrıca; mahal olarak arkada kalan yarım daire (hicr) kısmı, "Musevilik" mertebesini, iki tarafı açık geçit, koridor "İsevilik" mertebesini, kapalı bina Kâbe ise, "Muhammedilik" mertebelerini, dışarıdaki "Makam-ı İbrahim" dahi "İbrahimilik" mertebelerini ifade etmektedir.

Ayrıca "İbrahimilik, Musevilik, İsevilik ve Muhammedilik" mertebelerini, ayrıca "fiiller, isimler, sıfatlar, zât" mertebelerini de simgelemektedir.

ayrıca “İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet ve Muhammediyyet” mertebelerini ayrıca “ef’al, esma, sıfat, zat” mertebelerini de simgelemektedir.

Ayrıca; mahal olarak arkada kalan yarım daire (hicr) kısmı, “Museviyyet”, iki tarafı açık geçit, koridor “İseviyyet”, kapalı bina Ka’be ise, “Muhammediyyet” mertebelerini, dışarıdaki “Makamı İbrahim” dahi “İbrahimiyyet” mertebelerini ifade etmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ayrıca; mahal olarak arkada kalan yarım daire (hicr) kısmı, "Musevilik" mertebesini, iki tarafı açık geçit, koridor "İsevilik" mertebesini, kapalı bina Kâbe ise, "Muhammedîlik" mertebelerini, dışarıdaki "Makam-ı İbrahim" dahi "İbrahimîlik" mertebelerini ifade etmektedir.

Ayrıca; her bir köşede aşağıdan yukarıya "Kelime-i Tevhid" açıkça yazılıdır, onların altında da yani bâtınında da mensup olduğu mertebenin peygamberinin ismi yazılıdır.

Ayrıca; herbir köşede aşağıdan yukarıya “Kelime-i Tevhid” zahiren yazılıdır, onların altında da yani batınında da mensub olduğu mertebenin peygamberinin ismi yazılıdır. 

Ayrıca; her köşede aşağıdan yukarıya "Kelime-i Tevhid" açıkça yazılıdır, onların altında, yani batınında da mensup olduğu mertebenin peygamberinin ismi yazılıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.1s

Ayrıca; her köşede aşağıdan yukarıya "Kelime-i Tevhid" açıkça yazılıdır, onların altında, yani iç yüzünde de ait olduğu mertebenin peygamberinin ismi yazılıdır.

Burada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. "Beytül Atik" (Kâbe'nin bir diğer adı) "Kâbe" şekline dönüştüğünde "Hakikati Muhammed"inin (Hz. Muhammed'in hakikati, evrensel ruhu) gelişiyle önceki iki mertebesinde de değişiklik oldu. Şöyle ki, güney köşe "Rüknü Yemani" (Kâbe'nin Yemen tarafındaki köşesi) evvelce Ademiyyet mertebesinde (Hz. Adem'e ait mertebe) iken sonradan İseviyyet mertebesine (Hz. İsa'ya ait mertebe), doğu köşe "Rüknü Hacerül Esved" (Hacerülesved'in bulunduğu köşe) ise, Muhammediyyet mertebesine (Hz. Muhammed'e ait mertebe) dönüştü.

Burada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. "Beytül Atik" (Kâbe'nin bir diğer adı) "Kâbe" şekline dönüştüğünde "Hakikati Muhammed"inin (Hz. Muhammed'in hakikati, evrensel ruhu) gelişiyle önceki iki mertebesinde de değişiklik oldu. Şöyle ki, güney köşe "Rüknü Yemani" (Kâbe'nin Yemen tarafındaki köşesi) evvelce Ademiyyet mertebesinde (Hz. Adem'e ait mertebe) iken sonradan İseviyyet mertebesine (Hz. İsa'ya ait mertebe), doğu köşe "Rüknü Hacerül Esved" (Hacerülesved'in bulunduğu köşe) ise, Muhammediyyet mertebesine (Hz. Muhammed'e ait mertebe) dönüştü.

Burada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. “Beytül Atik” “Ka’be” şekline dönüştüğünde “Hakikati Muhammed”inin gelişiyle evvelki iki mertebesinde de değişiklik oldu. Şöyle ki, güney köşe “Rüknü Yemani” evvelce Ademiyyet mertebesinde iken sonradan İseviyyet mertebesine, doğu köşe “Rüknü Hacerül Esved” ise, Muhammediyyet mertebesine dönüştü. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Burada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekmektedir. "Beytü'l-Atîk" "Kâbe" şekline dönüştüğünde, "Hakîkat-i Muhammedî"nin gelişiyle önceki iki mertebesinde de değişiklik oldu. Şöyle ki, güney köşe "Rükn-i Yemânî" evvelce Âdemiyyet mertebesinde iken sonradan Îseviyyet mertebesine, doğu köşe "Rükn-i Hacerü'l-Esved" ise, Muhammediyyet mertebesine dönüştü.

"Kâbe-i Muazzama"nın yeni şekliyle rükünleri (köşeleri) şöyle oldu:

Yeni şekli ile “Kabe-i Muazzama”nın rükünleri "Kâbe-i Muazzama"nın yeni şekliyle rükünleri (köşeleri) şöyle oldu:

kuzey köşe, "Rükn-i Irakî" İbrahimîlik, batı köşe, "Rükn-i Şâmî" Musevîlik, güney köşe, "Rükn-i Yemânî" İsevîlik, doğu köşe, "Rükn-i Hacerü'l-Esved" Muhammedîlik mertebeleri oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Kuzey köşe "Rükn-i Irakî" İbrahimîlik, batı köşe "Rükn-i Şâmî" Musevîlik, güney köşe "Rükn-i Yemânî" İsevîlik, doğu köşe "Rükn-i Hacerü'l-Esved" Muhammedîlik mertebeleri oldu.

Böylece Kâbe'nin doğusu, "Hacerü'l-Esved" köşesi, zât köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi "lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-rasûlullah"tır; güneyi, "Rükn-i Yemânî" köşesi, sıfat köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi "lâ ilâhe illallah İsa rasûlullah"tır.

Böylece Kâbe'nin, doğusu, "Hacerü'l-Esved" köşesi, zât köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-rasûlullah"tır, güneyi, "Rükn-i Yemânî" köşesi, sıfat köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah İsa rasûlullah"tır,

kuzey köşe, “Rükni Iraki” İbrahimiyyet, batı köşe, “Rükni Şami” Museviyyet, güney köşe, “Rükni Yemani” İseviyyet, doğu köşe, “Rükni Hacerül Esved” Muhammediyyet mertebeleri oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Kuzey köşe, "Rükn-i Irakî" İbrahimîlik, batı köşe, "Rükn-i Şâmî" Musevîlik, güney köşe, "Rükn-i Yemânî" İsevîlik, doğu köşe, "Rükn-i Hacerü'l-Esved" Muhammedîlik mertebeleri oldu.

Böylece Kâbe'nin doğusu, "Hacerü'l-Esved" köşesi, zât köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-rasûlullah"tır. Güneyi, "Rükn-i Yemânî" köşesi, sıfat köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah İsa rasûlullah"tır. Batısı, "Rükn-i Şâmî" köşesi esmâ köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah Musa rasûlullah"tır. Batısı, "Rükn-i Şâmî" köşesi isimler köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah Musa rasûlullah"tır.

Böylece Ka’be’nin, doğusu, “Hacerül Esved” köşesi, zat köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, “lâ ilâhe illallah Muhammedürrasülullah” dır, güneyi, “Rükni Yemani” köşesi, sıfat köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, “lâ ilâhe illallah İsa rasülullah” dır, batısı, “Rükni Şami” köşesi esma köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, “lâ ilâhe illallah Musa rasülullah” dır, Batısı, "Rükn-i Şâmî" köşesi isimler köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah Musa rasülullah"tır.

Kuzeyi, "Rükn-i Irâkî" köşesi fiiller köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, "lâ ilâhe illallah İbrahim rasülullah"tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kuzeyi, "Irak Köşesi" fiiller köşesi olduğundan, oranın Kelime-i Tevhidi, "Allah'tan başka ilah yoktur, İbrahim Allah'ın elçisidir" şeklindedir.

Ayrıca diğer ifadeleriyle Kelime-i Tevhidler şunlardır:

"Allah'tan başka ilah yoktur, Allah'tan başka ibadet edilecek yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir" Zât tecellisi
"Allah'tan başka ilah yoktur, Allah'tan başka nitelenen yoktur, İsa Allah'ın elçisidir" sıfat tecellisi

Kuzeyi, "Irak Köşesi" fiiller köşesi olduğundan, oranın Kelime-i Tevhidi, "Allah'tan başka ilah yoktur, İbrahim Allah'ın elçisidir" şeklindedir.

Ayrıca diğer ifadeleriyle Kelime-i Tevhidler:

"lâ ilâhe illallah - la ma'bude illallah - Muhammedürrasülullah" Zât tecellisi "la mevsufe illallah - İsa rasülullah" sıfat tecellisi

kuzeyi, “Rükni Iraki” köşesi ef’al köşesi olduğundan oranın Kelime-i Tevhidi, “lâ ilâhe illallah İbrahim rasülullah” dır.

Ayrıca diğer ifadeleri ile Kelime-i Tevhidler “lâ ilâhe illallah - la ma’bude illallah - Muhammedürrasülullah” zat tecellisi “la mevsufe illallah - İsa rasülullah” sıfat tecellisi “la mevcude illallah - Musa rasülullah” esma tecellisi "Allah'tan başka varlık yoktur - Musa Allah'ın elçisidir" ifadesi, isimlerin tecellisi olarak;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ayrıca diğer ifadeleriyle Kelime-i Tevhidler "lâ ilâhe illallah - la ma’bude illallah - Muhammedürrasülullah" zât tecellisi, "la mevsufe illallah - İsa rasülullah" sıfat tecellisi, "la mevcude illallah - Musa rasülullah" ifadesi, isimlerin tecellisi olarak;

"Allah'tan başka fail yoktur - İbrahim Allah'ın elçisidir" ifadesi, fiillerin tecellisi olarak "Ka'be-i Muazzama"da yerlerini almıştır.

"Allah'tan başka fail yoktur - İbrahim Allah'ın elçisidir" ifadesi, fiillerin tecellisi olarak "Ka'be-i Muazzama"da yerlerini almıştır.

Bu ifadelerden amacımız, herhangi bir şeyin tarihsel akışını değil, bâtındaki ilahi hakikatin akışını göstermeye, Kelime-i Tevhid'in safhalarını bir nebze olsun anlayıp anlatmaya çalışmaktır. Allah hepimize kolaylık versin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu ifadelerden amacımız, herhangi bir şeyin tarihsel akışını değil, bâtındaki ilahi hakikatin akışını göstermeye, Kelime-i Tevhid'in safhalarını bir nebze olsun anlayıp anlatmaya çalışmaktır. Allah hepimize kolaylık versin.

18-12-2001 Tekirdağ

“la faile illallah - İbrahim rasülullah” fiillerin tecellisi olarak “Ka’be-i Muazzama”da yerlerini almıştır.

Bu ifadelerden amacımız, tarihi herhangi bir şeyin akışını değil, batındaki ilahi hakikatin akışını göstermeye, Kelime-i Tevhid’in safhalarını biraz olsun anlayıp, anlatmaya çalışmaktır. Allah hepimize kolaylık versin.

18-12-2001 Tekirdağ

“la faile illallah - İbrahim rasülullah” ef’al tecellisi olarak “Ka’be-i Muazzama”da yerlerini almıştır.

Bu ifadelerden gayemiz, tarihi herhangi bir şeyin seyrini değil, batındaki hakikati ilahiyye seyrini seyrettimeğe, Kelime-i Tevhid’in safhalarını biraz olsun anlayıp, anlatmaya çalışmaktır. Allah cümlemize kolaylık versin. 

18-12-2001 Tekirdağ “Tecelli-i Zat” Beytullah’ın dünyada ilk kuruluşu "Zâtın tecellisi" Beytullah'ın dünyada ilk kuruluşu Bu hususta kaynaklar, benzer rivayetler vermektedirler. Gayemiz onun tarihçesini yazmak değil, özet olarak, oluşumunu izah etmektir. "Kâbe ve Mekke Tarihi" isimli kitapta da birçok rivayetler olmasına rağmen biz özet olarak bir tanesini nakletmeye çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

18-12-2001 Tekirdağ “Zâtın Tecellisi” Beytullah'ın dünyada ilk kuruluşu. Bu hususta kaynaklar benzer rivayetler vermektedirler. Gayemiz onun tarihçesini yazmak değil, özet olarak, oluşumunu izah etmektir. "Kâbe ve Mekke Tarihi" isimli kitapta da birçok rivayetler olmasına rağmen biz özet olarak bir tanesini nakletmeye çalışacağız.

Vehb b. Münebbih'ten nakledilen rivayete göre, Hz. Adem yeryüzüne indirilip, üzüntüsünden ağlamaya başlayınca Yüce Allah tevbesini kabul etmiş ve onu teselli etmek için melekler vasıtasıyla şimdiki Beytü'l-Haram'ın bulunduğu yere Cennet Çadırları'ndan bir çadır gönderdi ve Beytullah'ın yerine koydurdu. Çadır kırmızı renkli cennet yakutlarındandı. İçinde cennet altınlarından yapılmış 3 adet kandil de bulunmaktaydı. Bu kandillerde cennet nurundan ışıklar yanıyordu.

Vehb b. Münebbih'ten nakledilen rivayete göre, Hz. Adem yeryüzüne indirilip, üzüntüsünden ağlamaya başlayınca Yüce Allah tevbesini kabul etmiş ve onu teselli etmek için melekler vasıtasıyla şimdiki Beytü'l-Haram'ın bulunduğu yere Cennet Çadırları'ndan bir çadır gönderdi ve Beytullah'ın yerine koydurdu. Çadır kırmızı renkli cennet yakutlarındandı. İçinde cennet altınlarından yapılmış 3 adet kandil de bulunmaktaydı. Bu kandillerde cennet nurundan ışıklar yanıyordu.

Bu hususta kaynaklar, benzer rivayetler vermektedirler. Gayemiz onun tarihçesini yazmak değil, özet olarak, oluşumunu izah etmektir. Ka’be ve Mekke tarihi” isimli kitapta da birçok rivayetler olmasına rağmen biz özet olarak bir tanesini nakletmeye çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bu hususta kaynaklar, benzer rivayetler aktarmaktadır. Amacımız onun tarihçesini yazmak değil, özetle, oluşumunu açıklamaktır. "Kâbe ve Mekke Tarihi" isimli kitapta da birçok rivayet olmasına rağmen biz özet olarak bir tanesini aktarmaya çalışacağız.

Vehb b. Münebbih'ten nakledilen rivayete göre, Hz. Adem yeryüzüne indirilip, üzüntüsünden ağlamaya başlayınca Yüce Allah tevbesini kabul etti ve onu teselli etmek için melekler aracılığıyla şimdiki Beytül Haram'ın bulunduğu yere Cennet Çadırları'ndan bir çadır gönderdi ve beytullah'ın yerine koydurdu. Çadır kırmızı renkli cennet yakutlarındandı. İçinde cennet altınlarından yapılmış 3 adet kandil de bulunmaktaydı. Bu kandillerde cennet nurundan ışıklar yanıyordu.

Vehb. b. Münebbih’den nakledilen rivayete göre, Hz. Adem yeryüzüne indirilip, üzüntüsünden ağlamaya başlayınca Cenabı Allah tevbesini kabul etmiş ve onu teselli etmek için melekler vasıtasıyle şimdiki Beytül Haram’ın bulunduğu yere Cennet Çadırların’dan bir çadır gönderdi ve beytullah’un yerine koydurdu. Çadır kırmızı renkli cennet yakutlarındandı. İçinde cennet altınlarından mamul 3 adet kandil de bulunmaktaydı. Bu kandillerde cennet nurundan ışıklar yanıyordu. 

Adem (a.s.)’ın vefatından sonra oğulları onun çadırının bulunduğu yerde meleklerin açtıkları temel üzerinde taştan ve çamurdan bir beyt inşa ettiler. Yapılan bu beyt Adem As.’ın oğulları ve torunları tarafından tamir edilegelmiş ve Nuh (a.s.) zamanına kadar ayakta kalmıştır. Nuh tufanı olunca bu beyt de temelinden yıkıldı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Âdem (a.s.)'ın vefatından sonra oğulları, onun çadırının bulunduğu yerde, meleklerin açtıkları temel üzerinde taştan ve çamurdan bir ev inşa ettiler. Yapılan bu ev, Âdem (a.s.)'ın oğulları ve torunları tarafından tamir edilegelmiş ve Nuh (a.s.) zamanına kadar ayakta kalmıştır. Nuh tufanı olunca bu ev de temelinden yıkıldı.

Âdem (a.s.)'ın vefatından sonra oğulları, onun çadırının bulunduğu yerde, meleklerin açtıkları temel üzerinde taştan ve çamurdan bir ev inşa ettiler. Yapılan bu ev, Âdem (a.s.)'ın oğulları ve torunları tarafından tamir edilegelmiş ve Nuh (a.s.) zamanına kadar ayakta kalmıştır. Nuh tufanı olunca bu ev de temelinden yıkıldı.

Osman b. Sac'dan gelen bir rivayete göre ise, Beytullah (Allah'ın Evi) Nuh tufanında göğe çıkarılarak temelleri yerde kalmıştır. Beytullah'ın yeri insanlarca bilinmez bulunuyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Osman b. Sac'dan gelen bir rivayete göre ise, Beytullah (Allah'ın Evi) Nuh tufanında göğe çıkarılarak temelleri yerde kalmıştır. Beytullah'ın yeri insanlarca bilinmez bulunuyordu.

Osman b. Sac’dan gelen bir rivayete göre ise, Beytullah Nuh tufanında göğe çıkarılarak temelleri yerde kalmıştır. Beytullah’ın yeri insanlarca bilinmez bulunuyordu.

Osman. b. Sac’dan gelen bir rivayete göre ise, Beytullah Nuh tufanında göğe çıkarılarak temelleri yerde kalmıştır. Beytullah’ın yeri insanlarca mechul bulunuyordu. (4)

(Not: (4) Ka’be ve Mekke tarihi sahife 36/37)

(Not: (4) Kâbe ve Mekke tarihi sayfa 36/37)

O zamanlar Beytü'l-Atîk dört köşe değil, ön yüzeyi iki köşeli, yanlardan iki kapılı, arka tarafı oval bir yapı idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

O zamanlar Beytü'l-Atîk dört köşe değil, ön yüzeyi iki köşeli, yanlardan iki kapılı, arka tarafı oval bir yapı idi.

Seneler geçti, orası hep "Beytü'l-Atîk" – "Beytullah" isimleri ile anılıyordu.

Kurulduğundan beri melekler ve insanlar tarafından devamlı tavaf edildi, yukarıda belirtilen hadislerden öğrendiğimize göre, melekler ve ilk insan olan Âdem (a.s.) ve torunları tarafından "zâtî tecellî" (Allah'ın özünden gelen görünüm) o mahalde "Kelime-i Tevhîd" (lâ ilâhe illâllah) ile ortaya çıkıp âlemlere ilan edilmeye başladı.

Seneler geçti, orası hep "Beytü'l-Atîk" – "Beytullah" isimleri ile anılıyordu.

Kurulduğundan beri melekler ve insanlar tarafından devamlı tavaf edildi, yukarıda belirtilen hadislerden öğrendiğimize göre, melekler ve ilk insan olan Âdem (a.s.) ve torunları tarafından "zâtî tecellî" (Allah'ın özünden gelen görünüm) o mahalde "Kelime-i Tevhîd" (lâ ilâhe illâllah) ile ortaya çıkıp âlemlere ilan edilmeye başladı.

O zamanlar Beytül Atik dört köşe değil, ön yüzeyi iki köşeli, yanlardan iki kapılı, arka tarafı oval bir yapı idi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

O zamanlar Beytül Atik dört köşe değil, ön yüzeyi iki köşeli, yanlardan iki kapılı, arka tarafı oval bir yapı idi.

Seneler geçti, orası hep “Beytül Atik” – “Beytullah” isimleri ile anılıyordu.

Kurulduğundan beri melekler ve insanlar tarafından devamlı tavaf edildi, yukarıda belirtilen hadislerden öğrendiğimize göre, melekler ve ilk insan olan Adem ve torunları tarafından “zâtî tecelli” (Allah'ın özünden gelen tecelli) o mahalde “Kelime-i Tevhid” (lâ ilâhe illâ allah) ile zuhura çıkıp âlemlere ilan edilmeye başladı.

Seneler geçti, orası hep “Beytül Atik” – “Beytullah” isimleri ile anılıyordu.

Kurulduğundan beri melekler ve insanlar tarafından devamlı tavaf edildi, yukarıda belirtilen hadislerden öğrendiğimize göre, melekler ve ilk insan olan Adem ve torunları tarafından “zati tecelli” o mahalde “Kelime-i Tevhid” (lâ ilâhe illâ allah) ile zuhura çıkıp alemlere ilan edilmeye başladı. 

Tufandan sonra o çevrede oluşmuş hayat sona ermiş eski Mekke boşalmıştı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Tufandan sonra o çevrede oluşmuş hayat sona ermiş, eski Mekke boşalmıştı.

Tufandan sonra o çevrede oluşmuş hayat sona ermiş, eski Mekke boşalmıştı.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Devri Nuh (a.s.)'dan İbrahim (a.s.)'a kadar yaklaşık 2000 sene Beytullah'sız kaldı, nihayet "İbrahim Devri" başladı. Daha evvelce Allah ilhamı ile eşi Hacer ile oğlu İsmail'i bıraktığı yerde zaman zaman onları ziyarete geliyordu. Zemzem suyu sebebi ile de orada yeniden yaşam başlamış, küçük topluluklar oluşmuştu.

Tufandan sonra o çevrede oluşmuş hayat sona ermiş, eski Mekke boşalmıştı.

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Devri Nuh (a.s.)'dan İbrahim (a.s.)'a kadar yaklaşık 2000 sene Beytullah'sız kaldı, nihayet "İbrahim Devri" başladı. Daha evvelce Allah ilhamı ile eşi Hacer ile oğlu İsmail'i bıraktığı yerde zaman zaman onları ziyarete geliyordu. Zemzem suyu sebebi ile de orada yeniden yaşam başlamış, küçük topluluklar oluşmuştu.

18-09-2001 18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama "Hacerü'l-Esved" de yerine konulduktan sonra, Beyt'in duvarları yavaş yavaş yükselirken, artık boyları duvar taşlarını yerine koymaya yetmez hale geldiğinden, İbrahim (a.s.) üzerine basarak bir iskele taşı kullanmaya başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

18-09-2001 tarihinde Mekke-i Mükerreme'de Kabe-i Muazzama'da "Hacerü'l-Esved" yerine konulduktan sonra, Beyt'in duvarları yavaş yavaş yükselirken, artık boyları duvar taşlarını yerine koymaya yetmez hale geldiğinden, İbrahim (a.s.) üzerine basarak bir iskele taşı kullanmaya başladı.

Ya kendisindeki "hullet" (dostluk elbisesi) yani "Mertebe-i İbrahimiyyet" (İbrahim'e özgü dostluk mertebesi) ağırlığı yüzünden veya taşın yumuşaklığı yüzünden, iskele taşının üstünde İbrahim (a.s.)'ın ayak izi derin olarak kalmıştır.

Ya kendisindeki "hullet" (dostluk elbisesi) yani "Mertebe-i İbrahimiyyet" (İbrahim'e özgü dostluk mertebesi) ağırlığı yüzünden veya taşın yumuşaklığı yüzünden, iskele taşının üstünde İbrahim (a.s.)'ın ayak izi derin olarak kalmıştır.

Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İbrahim (A.S.) Devri Nuh As.’dan İbrahim As.’a kadar yaklaşık 2000 sene beytullah’sız kaldı, nihayet “Devri İbrahim” başladı. Daha evvelce Allah ilhamı ile eşi Hacer ile oğlu İsmail’i bıraktığı yerde zaman zaman onları ziyarete geliyordu. Zem zem suyu sebebi ile de orada yeniden yaşam başlamış, küçük topluluklar oulşmuştu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Muazzama, İbrahim (a.s.) devrinde, Nuh (a.s.)'dan İbrahim (a.s.)'a kadar yaklaşık 2000 yıl beytullah'sız (Allah'ın evi) kaldı; nihayet "İbrahim Devri" başladı. Daha önceden Allah'ın ilhamıyla eşi Hacer ile oğlu İsmail'i bıraktığı yerde zaman zaman onları ziyarete geliyordu. Zemzem suyu sebebiyle de orada yeniden yaşam başlamış, küçük topluluklar oluşmuştu.

Böylece yine onları ziyarete geldiği bir zamanda büyük bir fırtına oldu, etrafta ne varsa sildi süpürdü. Fırtına dindikten sonra baktılar ki "Beytül Atik" (eski ev) temelleri ortaya çıkmıştı. İbrahim, oğlu İsmail ile yeniden Beytül Atik'i eski temelleri üzerine inşa etmeye başladılar.

Böylece yine onları ziyarete geldiği bir zamanda büyük bir fırtına oldu, etrafta ne varsa sildi süpürdü. Fırtına dindikten sonra baktılar, ki “Beytül Atik/eski ev” temelleri ortaya çıkmıştı. İbrahim oğlu İsmail ile yeniden Beytül Atiği eski temelleri üzerine inşa etmeye başladılar.

Böylece yine onları ziyarete geldiği bir zamanda büyük bir fırtına oldu, etrafta ne varsa sildi süpürdü. Fırtına dindikten sonra baktılar ki "Beytül Atik/eski ev" temelleri ortaya çıkmıştı. İbrahim oğlu İsmail ile yeniden Beytül Atik'i eski temelleri üzerine inşa etmeye başladılar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Böylece yine onları ziyarete geldiği bir zamanda büyük bir fırtına oldu, etrafta ne varsa sildi süpürdü. Fırtına dindikten sonra baktılar ki "Beytül Atik/eski ev" temelleri ortaya çıkmıştı. İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s.) ile yeniden Beytül Atik'i eski temelleri üzerine inşa etmeye başladılar.

Kur'an-ı Kerim bu hadiseyi yukarıda da belirttiğimiz gibi Bakara 2/127 ayetinde, رْفَعُ ابْرهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُﭭوَإِذْ buyurarak haber vermektedir.

Kur'an-ı Kerim bu hadiseyi yukarıda da belirttiğimiz gibi Bakara 2/127 ayetinde, رْفَعُ ابْرهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُﭭوَإِذْ

Kur’anı Keriym bu hadiseyi yukarıda da belirttiğimiz gibi Bakara 2/127 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Kur'an-ı Kerim bu hadiseyi, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Bakara Suresi 2/127. ayetinde şöyle bildirmektedir:

وَإِذْ يَرْفَعُ ابْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

"ve iz yerfeu ibrahimül kava’ıde minel beyti ve ismail rabbena tekabbel minna inneke entessemi’ul aliymü"

Mealen, "Hani İbrahim, İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltiyordu ve diyordu ki: Rabbimiz, bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, her şeyi duyan ve her şeyi bilensin."

وَإِذْ يَرْفَعُ ابْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ

مِيع الْعَلِيمُعك أنتَ السّعإِذْعلْ مِنْعنَا تَقَبَعرَبُّ

 “ve iz yerfeu ibrahimül kava’ıde minel beyti ve ismail rabbena tekabbel minna inneke entessemi’ul aliymü”

mealen, “hani ibrahim beytin temellerini ismail ile birlikte yükseltiyordu ve diyordu ki, rabbimiz bizden kabul buyur, şüphesiz ki sen duyucu ve bilicisin” diye bildirmektedir. 

Ey insan oğlu az gerilere gidip oradan aldığın yaşam tecrübesiyle, elindeki imkanları birleştirerek Hakk yolunda ne kadar çok yol alabileceğini bir bilebilseydin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Ey insanoğlu, biraz gerilere gidip oradan aldığın yaşam tecrübesiyle, elindeki imkanları birleştirerek Hakk yolunda ne kadar çok yol alabileceğini bir bilebilseydin.

İbrahim oğlu İsmail ile Beyt'in duvarlarını yükseltiyorken belirli bir seviyeye ulaşılınca İbrahim oğlu İsmail’den işaret olabilecek değişik bir taş getirmesini istemiş, “Şu köşeye koyalım da tavafa başlama işareti olsun” demiştir.

İbrahim, oğlu İsmail ile Beyt'in duvarlarını yükseltirken belirli bir seviyeye ulaşıldığında, İbrahim oğlu İsmail'den işaret olabilecek değişik bir taş getirmesini istemiş, "Şu köşeye koyalım da tavafa başlama işareti olsun" demiştir.

İbrahim oğlu İsmail ile beytin duvarlarını yükseltiyorken belirli bir seviyeye ulaşılınca İbrahim oğlu İsmail’i işaret olabilecek değişik bir taş getirmesini istemiş, “şu köşeye koyalım da tavafa başlama işareti olsun” istemiş. 

İbrahim, oğlu İsmail ile Beyt'in duvarlarını yükseltirken belirli bir seviyeye ulaşıldığında, İbrahim oğlu İsmail'den işaret olabilecek değişik bir taş getirmesini istemiş, "Şu köşeye koyalım da tavafa başlama işareti olsun" demiştir.

İsmail çevrede dolaşırken Ebu Kubeys dağında Hacerü'l-Esved'i (siyah taş) bulur ve babasına getirir. O taşın önceleri Hacerü'l-Ebyad (beyaz taş) olduğu, sonraları insanların günahlarından karardığı ve bu taşın cennetten çıktığı rivayet edilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İsmail çevrede dolaşırken Ebu Kubeys dağında Hacerü'l-Esved'i (siyah taş) bulur ve babasına getirir. O taşın önceleri Hacerü'l-Ebyad (beyaz taş) olduğu, sonraları insanların günahlarından karardığı ve bu taşın cennetten çıktığı rivayet edilmektedir.

İsmail çevrede dolaşıyorken “Ebu Kubeys” dağında “Hacerül Esved/siyah taş”ı bulur ve babasına getirir. O taşın önceleri “Hacerül Ebyad/beyaz taş” olduğu sonraları insanların günahlarından karardığı ve bu taşın cennetten çıktığı rivayet edilmektedir. 

18-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama “Hacerül Esved” de yerine konduktan sonra yavaş yavaş beytin duvarları yükseliyorken artık boyları duvar taşlarını yerine koymağa yetmez hale geldiğinden üzerine basarak iskele bir taşı İbrahim (a.s.) Kullanmaya başladı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

18-09-2001 tarihinde Mekke-i Mükerreme'de Kâbe-i Muazzama'da "Hacerü'l-Esved" yerine konulduktan sonra beytin duvarları yavaş yavaş yükselirken, artık boyları duvar taşlarını yerine koymaya yetmez hâle geldiğinden, İbrahim (a.s.) üzerine basarak bir iskele taşını kullanmaya başladı.

Ya kendisindeki "hullet/dostluk elbisesi"nin "Mertebe-i İbrahimiyyet"in ağırlığı yüzünden ya da taşın yumuşaklığı yüzünden iskele taşının üstünde İbrahim (a.s.)'ın ayak izi derin olarak kalmıştır.

Ya kendindeki “hullet/dostluk elbisesi”nin “Mertebe-i İbrahimiyyet”in ağırlığı yüzünden veya taşın yumuşaklığı yüzünden iskele taşının üstünde İbrahim As’ın ayak izi derin olarak kalmıştır. 

İşte o taş o günden beri muhafaza edilerek, bugünkü yerinde korunmaktadır ve bu ayak izi, bizi iz sürmeğe yönlendirmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte o taş o günden beri korunarak, bugünkü yerinde muhafaza edilmektedir ve bu ayak izi, bizi iz sürmeye yönlendirmektedir.

Şimdi, burada bir hakikate dikkat çekmek isterim.

O günkü Beytullah'ın uzunluğu yaklaşık 15, genişliği 12, yüksekliği 13 metre idi; önde iki köşe vardı: "Hacerü'l-Esved" köşesi ve diğeri "Rükn-i Yemânî" (Yemen köşesi). Arka tarafı oval olduğundan köşesi yani mertebesi yoktu.

İşte o taş o günden beri korunarak, bugünkü yerinde muhafaza edilmektedir ve bu ayak izi, bizi iz sürmeye yönlendirmektedir.

Şimdi, burada bir hakikate dikkat çekmek isterim.

O günkü Beytullah'ın uzunluğu yaklaşık 15, genişliği 12, yüksekliği 13 metre idi; önde iki köşe vardı: "Hacerü'l-Esved" köşesi ve diğeri "Rükn-i Yemânî" (Yemen köşesi). Arka tarafı oval olduğundan köşesi yani mertebesi yoktu.

Sadece önde iki köşe yani "iki mertebe" bulunmaktaydı; bunlar da "Hacerü'l-Esved" köşesi, "Rükn-i Hacerü'l-Esved" (İbrahimî Mertebe) ve yan köşe olan "Rükn-i Yemânî" ise "Âdemî Mertebe" köşeleri idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Sadece önde iki köşe, yani iki mertebe bulunmaktaydı; bunlar da Hacerü'l-Esved köşesi, Rükn-i Hacerü'l-Esved (İbrahimî Mertebe) ve yan köşe olan Rükn-i Yemânî ise Âdemî Mertebe köşeleri idi.

Şimdi, burada bir hakikate dikkat çekmek isterim.

O günkü Beytullah’ın uzunluğu yaklaşık 15, genişliği 12, yüksekliği 13 metreydi; önde iki köşe, Hacerü'l-Esved köşesi ve diğeri Rükn-i Yemânî (Yemen köşesi) idi. Arka tarafı oval olduğundan köşesi, yani mertebesi yoktu.

Şimdi, burada bir hakikate dikkat çekmek isterim. 

O günkü Beytullah’ın uzunluğu yaklaşık 15, genişliği 12, yüksekliği 13 metre; önde iki köşe “Hacerül Esved” köşesi diğeri “Rüknü yemani” Yemen köşesi idi. Arka tarafı oval olduğundan köşesi yani mertebesi yok idi. 

Sadece önde iki köşe yani “iki mertebe” bulunmakta idi, bunlar da “Hacerul esved” köşesi, “rüknü Hacerul esved” “Mertebe-i İbrahimiyyet”, yan köşe “rüknü Yemani” ise “Mertebe-i Ademiyyet” köşeleri idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Sadece önde iki köşe, yani iki mertebe bulunmaktaydı. Bunlar da Hacerü'l-Esved köşesi, yani "Rükn-ü Hacerü'l-Esved" (İbrahimî Mertebe) ve yan köşe olan "Rükn-ü Yemânî" (Âdemî Mertebe) köşeleri idi.

Çünkü o gün yeryüzüne henüz daha sonra gelecek mertebelerin temsilcileri gönderilmemiş, vakitleri gelmemişti. Bu sebeple Beytullah iki makamlı, iki köşeli idi. Ancak, bâtınen gelecek mertebeler de Beytullah'ın içinde mevcuttu, dışarıda faaliyette değildi ve öndeki Hacerü'l-Esved köşesinin Kelime-i Tevhid'i "Lâ ilâhe illallah İbrahim Resûlullah" şeklindeydi.

Çünkü o gün yer yüzüne henüz daha sonrada gelecek mertebelerin temsilcileri gönderilmemiş, vakitleri gelmemiş idi, bu sebepten “Beytullah” iki makamlı iki köşeli idi. Ancak, batınen gelecek mertebeler de Beytullah’ın içinde mevcud, dışında faaliyette değildi ve öndeki “Hacerul esved” köşesinin Kelime-i Tevhid’i “lâ ilâhe illallah İbrahim Resulüllah” şeklinde idi.

Çünkü o gün yeryüzüne henüz daha sonra gelecek mertebelerin temsilcileri gönderilmemiş, vakitleri gelmemişti; bu sebeple "Beytullah" iki makamlı, iki köşeli idi. Ancak, batınen gelecek mertebeler de Beytullah'ın içinde mevcuttu, dışında faaliyette değildi ve öndeki "Hacerü'l-Esved" köşesinin Kelime-i Tevhid'i "lâ ilâhe illallah İbrahim Resulüllah" şeklindeydi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Çünkü o gün yeryüzüne henüz daha sonra gelecek mertebelerin temsilcileri gönderilmemiş, vakitleri gelmemişti; bu sebeple "Beytullah" iki makamlı, iki köşeli idi. Ancak, batınen gelecek mertebeler de Beytullah'ın içinde mevcuttu, dışarıda faaliyette değildi ve öndeki "Hacerü'l-Esved" köşesinin Kelime-i Tevhid'i "lâ ilâhe illallah İbrahim Resulüllah" şeklindeydi.

Beytullah tamamlanıp da faaliyete geçtikten sonra İbrahim (a.s.) Şam taraflarına, Filistin'e, Sara validenin yanına gitti. Orada İshak isminde bir çocuğu daha oldu. Ondan Yakup, onun da 12 çocuğundan "Benî İsrail/İsrail oğulları" oldu; onlardan da "Mertebe-i Museviyyet" (Musa'ya ait mertebe) ve "İseviyyet" (İsa'ya ait mertebe) meydana geldi.

Beytullah tamamlanıp da faaliyete geçtikten sonra İbrahim (a.s.) Şam taraflarına, Filistin'e, Sara validenin yanına gitti. Orada İshak isminde bir çocuğu daha oldu. Ondan Yakup, onun da 12 çocuğundan "Benî İsrail/İsrail oğulları" oldu; onlardan da "Mertebe-i Museviyyet" (Musa'ya ait mertebe) ve "İseviyyet" (İsa'ya ait mertebe) meydana geldi.

Beytullah tamamlanıp da faaliyete geçtikten sonra İbrahim (a.s.) Şam taraflarına Filistine, Sara validenin yanına gitti. Orada İshak isminde bir çocuğu daha oldu. Ondan Yakup, onun da 12 çocuğundan “Beni İsrail/İsrail oğulları” oldu onlardan da, “Mertebe-i Museviyyet” ve “İseviyyet” meydana geldi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Beytullah tamamlanıp da faaliyete geçtikten sonra İbrahim (a.s.) Şam taraflarına, Filistin'e, Sara validenin yanına gitti. Orada İshak isminde bir çocuğu daha oldu. Ondan Yakup, onun da 12 çocuğundan "Beni İsrail/İsrail oğulları" meydana geldi; onlardan da "Mertebe-i Museviyyet" (Musa'ya ait mertebe) ve "İseviyyet" (İsa'ya ait mertebe) ortaya çıktı.

Bu hadiseleri sizler, tarihi vakıalar olarak bizden daha iyi bilirsiniz veya araştırabilirsiniz. Ancak dikkat çekmeye çalıştığımız, kitabımızın konusu olan "Kelime-i Tevhid"in mertebelerini kısmen de olsa ana hatlarıyla açmaya ve gerçek değerini bulmaya ve ifade etmeye çalışmaktır.

Bu hadiseleri sizler, tarihi vakıalar olarak bizden daha iyi bilirsiniz veya araştırabilirsiniz. Ancak dikkat çekmeğe çalıştığımız, kitabımızın mevzuu olan “Kelime-i Tevhid”in mertebelerini kısmen de olsa ana hatlarıyla açmağa ve gerçek değerini bulmağa ve ifade etmeğe çalışmaktır. 

Bu hadiseleri sizler, tarihî vakıalar olarak bizden daha iyi bilirsiniz veya araştırabilirsiniz. Ancak dikkat çekmeye çalıştığımız, kitabımızın konusu olan "Kelime-i Tevhid"in mertebelerini kısmen de olsa ana hatlarıyla açmaya ve gerçek değerini bulmaya ve ifade etmeye çalışmaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu hadiseleri sizler, tarihî olaylar olarak bizden daha iyi bilirsiniz veya araştırabilirsiniz. Ancak dikkat çekmeye çalıştığımız, kitabımızın konusu olan "Kelime-i Tevhid"in mertebelerini kısmen de olsa ana hatlarıyla açmaya ve gerçek değerini bulmaya ve ifade etmeye çalışmaktır.

Biz yine bıraktığımız yönden İbrahim (a.s.)'a dönelim. Tekrar bir zaman geldi ki; İbrahim (a.s.) yine Hacer ana ve oğlu İsmail ile dolaşmak için Mekke'ye geldi, gördü ki "Beytü'l-Atik/eski ev" "Beytullah" civarında yaşayanların putları ile dolmuş. Orayı bu hâliyle görünce çok üzülmüştü, fakat onlarla başa çıkamadığından kendisine verilen Tevhid dinini ki; "Tevhid-i ef'al"dır ismine "Hanif" denir, bu dini oğluna ve yakınlarına tebliğ ettikten sonra oradan ayrılmış ve gittiği yerde, Filistin'de kalmıştır.

Biz yine bıraktığımız yönden İbrahim (a.s.)'a dönelim. Tekrar bir zaman geldi ki; İbrahim (a.s.) yine Hacer ana ve oğlu İsmail ile dolaşmak için Mekke'ye geldi, gördü ki "Beytü'l-Atik/eski ev" "Beytullah" civarında yaşayanların putları ile dolmuş. Orayı bu hâliyle görünce çok üzülmüştü, fakat onlarla başa çıkamadığından kendisine verilen Tevhid dinini ki; "Tevhid-i ef'al"dır ismine "Hanif" denir, bu dini oğluna ve yakınlarına tebliğ ettikten sonra oradan ayrılmış ve gittiği yerde, Filistin'de kalmıştır.

Biz yine bıraktığımız yönden İbrahim AS’a dönelim. Tekrar bir zaman geldi ki; İbrahim (a.s.) yine Hacer ana ve oğlu İsmail dolaşmak için Mekke’ye geldi, gördü ki “Beytül Atik/eski ev” “Beytullah” civarında yaşayanların putları ile dolmuş. Orasını bu haliyle görünce çok üzülmüştü, fakat onlarla başa çıkamadığından kendisine verilen Tevhid dinini ki; “Tevhid-i ef-al”dır ismine “Hanif” denir, bu dini oğluna ve yakınlarına tebliğ ettikten sonra oradan ayrılmış ve gittiği yerde, Filistin’de kalmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Biz yine bıraktığımız yönden İbrahim (a.s.)'a dönelim. Tekrar bir zaman geldi ki; İbrahim (a.s.) yine Hacer ana ve oğlu İsmail ile dolaşmak için Mekke'ye geldi, gördü ki "Beytül Atik/eski ev" olan "Beytullah" civarında yaşayanların putları ile dolmuş. Orasını bu haliyle görünce çok üzülmüştü, fakat onlarla başa çıkamadığından kendisine verilen Tevhid dinini ki; fiillerin birliği anlamına gelen "Tevhid-i ef'al"dır, ismine "Hanif" denir, bu dini oğluna ve yakınlarına tebliğ ettikten sonra oradan ayrılmış ve gittiği yerde, Filistin'de kalmıştır.

İbrahim (a.s.) 2 dallı bir “kök ağaç” gibidir. Bir dalı “İsmailiyet”ten Muhammediliğe, bir dalı da “İshakiyet”ten Musevilik ve İseviliğe uzanmıştır. Ancak İseviyyet’e kadar uzanan o dal zirveye ulaşamamıştır. Daha sonradan zuhur eden Muhammedilik zirveye ulaşmış, oradan İseviliğe de kollarını uzatarak devreyi her iki yönden de tamamlamıştır. Bu oluşum onlara “Nur-u Muhammedi”nin büyük lutfudur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İbrahim (a.s.) iki dallı bir "kök ağaç" gibidir. Bir dalı "İsmailiyet"ten Muhammediliğe, diğer bir dalı da "İshakiyet"ten Musevilik ve İseviliğe uzanmıştır. Ancak İseviliğe kadar uzanan o dal zirveye ulaşamamıştır. Daha sonradan ortaya çıkan Muhammedilik zirveye ulaşmış, oradan İseviliğe de kollarını uzatarak devreyi her iki yönden de tamamlamıştır. Bu oluşum onlara "Nur-u Muhammedi"nin büyük lütfudur.

İbrahim (a.s.) iki dallı bir "kök ağaç" gibidir. Bir dalı "İsmailiyet"ten Muhammediliğe, diğer bir dalı da "İshakiyet"ten Musevilik ve İseviliğe uzanmıştır. Ancak İseviliğe kadar uzanan o dal zirveye ulaşamamıştır. Daha sonradan ortaya çıkan Muhammedilik zirveye ulaşmış, oradan İseviliğe de kollarını uzatarak devreyi her iki yönden de tamamlamıştır. Bu oluşum onlara "Nur-u Muhammedi"nin büyük lütfudur.

İster İsmailiyet dalından, ister İshakiyet dalından yola çık, sonuçta zirvede "Muhammediyet arşı"na ulaşırsın, çünkü zirve orasıdır. Mi'rac orasıdır. "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resûlüllah" orasıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İster İsmailiyet dalından, ister İshakiyet dalından yola çık, sonuçta zirvede "Muhammediyet arşı"na ulaşırsın, çünkü zirve orasıdır. Mi'rac orasıdır. "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resûlüllah" orasıdır.

İster İsmailiyet dalından, ister İshakiyet dalından yola çık, neticede zirvede “Muhammediyet arşı”na ulaşırsın, çünkü zirve orasıdır. Mi’rac orasıdır. “lâ ilâhe illallah muhammedürrasulüllah” orasıdır.

İster İsmailiyyet dalından, ister İshakiyyet dalından yola çık, neticede zirvede “Muhammediyyet arşı”na ulaşırsın, çünkü zirve orasıdır. Mi’rac orasıdır. “lâ ilâhe illallah muhammedürrasulüllah” orasıdır.

Evvelki sayfalarda belirttiğimiz gibi, melekler tavaf ederken, “sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber” diyorlardı. Adem (a.s.)’de “ve la havle ve la kuvvete illa billah” devamını ilave ettirdi ve kendi de öyle okudu. İbrahim (a.s.)’ de beyt-i bitirdikten sonra tavaf ederken bu kelimelere “el aliyyil aziym” kısmını ilave ederek, içinde Kelime-i Tevhid’in bulunduğu o mübarek cümleleri, melekler ve müminler Hz. Rasulüllah’ın gelişine kadar böyle okudular. Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında yaklaşık 2000 sene olduğu rivayet edilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Evvelki sayfalarda belirttiğimiz gibi, melekler tavaf ederken, “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber” diyorlardı. Adem (a.s.) de “ve la havle ve la kuvvete illa billah” devamını ekletti ve kendisi de öyle okudu. İbrahim (a.s.) de Beyt'i bitirdikten sonra tavaf ederken bu kelimelere “el aliyyil aziym” kısmını ekleyerek, içinde Kelime-i Tevhid’in bulunduğu o mübarek cümleleri, melekler ve müminler Hz. Rasulüllah’ın gelişine kadar böyle okudular. Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında yaklaşık 2000 sene olduğu rivayet edilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Evvelki sayfalarda belirttiğimiz gibi, melekler tavaf ederken, “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber” diyorlardı. Adem (a.s.) de “ve la havle ve la kuvvete illa billah” devamını ekledi ve kendisi de öyle okudu. İbrahim (a.s.) de Beyt'i bitirdikten sonra tavaf ederken bu kelimelere “el aliyyil aziym” kısmını ekleyerek, içinde Kelime-i Tevhid’in bulunduğu o mübarek cümleleri, melekler ve müminler Hz. Rasulüllah’ın gelişine kadar böyle okudular. Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında yaklaşık 2000 sene olduğu rivayet edilir.

Evvelki sayfalarda belirttiğimiz gibi, melekler tavaf ederken, “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber” diyorlardı. Adem (a.s.) de “ve la havle ve la kuvvete illa billah” devamını ekletti ve kendisi de öyle okudu. İbrahim (a.s.) de Beyt'i bitirdikten sonra tavaf ederken bu kelimelere “el aliyyil aziym” kısmını ekleyerek, içinde Kelime-i Tevhid’in bulunduğu o mübarek cümleleri, melekler ve müminler Hz. Rasulüllah’ın gelişine kadar böyle okudular. Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında yaklaşık 2000 sene olduğu rivayet edilir.

Putlarla doldurulmuş olan “beytül atik/eski ev”in görevi geçici olarak bir müddet manen durduruldu, çünkü varlık hikmetinin çok dışında kullanılmaya başlanmıştı. İşte bu yüzden Cenabı Hakk yeni bir tecelli yeri kurdurmak istemişti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Putlarla doldurulmuş olan "Beytü'l-Atîk/Eski Ev"in görevi, geçici olarak bir süre manen durduruldu, çünkü varlık hikmetinin çok dışında kullanılmaya başlanmıştı. Bu sebeple Yüce Allah yeni bir tecelli yeri (ilahi görünümün ortaya çıktığı yer) kurdurmak istemişti.

Putlarla doldurulmuş olan "Beytü'l-Atîk/Eski Ev"in görevi, geçici olarak bir süre manen durduruldu, çünkü varlık hikmetinin çok dışında kullanılmaya başlanmıştı. Bu sebeple Yüce Allah yeni bir tecelli yeri (ilahi görünümün ortaya çıktığı yer) kurdurmak istemişti.

Biz tekrar "Beytullah"ın karşısında olan "Makam-ı İbrahim"de bulunan ayak izine uyarak onu takip edelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Biz tekrar "Beytullah"ın karşısında olan "Makam-ı İbrahim"de bulunan ayak izine uyarak onu takip edelim.

Esasen o ayak izinin orada olması, takip edenleri Hz. Resûlullah'a, oradan da Hakk'a miraç ettirmek içindir; yoksa sadece bir hatırayı anmak, duygusal bir hal yaşamak için değildir.

Biz tekrar “Beytullah”ın karşısında olan “Makam-ı İbrahim”de bulunan ayak izine uyarak onu takip edelim.

Esasen o ayak izinin orada olması, takip edenleri Hz. Rasullullah’a, oradan da Hakk’a miraç ettirmek içindir; yoksa sadece bir hatırayı yâd etmek, duygusal bir hal yaşamak için değildir.

Esasen o ayak izinin orada olması, takip edenleri Hz. Resûlullah'a, oradan da Hakk'a miraç ettirmek içindir; yoksa sadece bir hatırayı anmak, duygusal bir hal yaşamak için değildir.

Biz tekrar “Beytullah”ın karşısında olan “Makamı İbrahim”de bulunan ayak izine uyarak onu takip edelim. 

Esasen o ayak izinin orada olması takip edenleri Hz. Rasullullah’a oradan da Hakk’a mirac ettirmek içindir, yoksa sadece bir hatırayı yadetmek, duygusal bir hal yaşamak için değildir.

Bu yoldan inşaallah Allah’ın mukaddes kıldığı bir başka yere de ulaşıp oradan tekrar Beytullah’a dönmemiz mümkün olabilir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bu yoldan inşallah Allah'ın kutsal kıldığı başka bir yere de ulaşıp oradan tekrar Beytullah'a dönmemiz mümkün olabilir.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Filistin'e döndü; ondan olan İshak "İshaklık Mertebesi"ni, ondan olan Yakup "Yakupluk Mertebesi"ni, ondan olan "İsrailoğulları" da "İsraillik Mertebesi"ni ortaya çıkardılar.

Bu yoldan inşallah Allah'ın kutsal kıldığı başka bir yere de ulaşıp oradan tekrar Beytullah'a dönmemiz mümkün olabilir.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Filistin'e döndü; ondan olan İshak "İshaklık Mertebesi"ni, ondan olan Yakup "Yakupluk Mertebesi"ni, ondan olan "İsrailoğulları" da "İsraillik Mertebesi"ni ortaya çıkardılar.

Nihayet Yüce Allah Davud oğlu Süleyman'a "Mescid-i Aksa"yı (Beytü'l-Makdis/Kutsal ev) "Musevilik Mertebesi" ve daha sonra gelecek olan "İsevilik Mertebesi" için Kudüs'te inşa ettirdi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Nihayet Yüce Allah, Davud oğlu Süleyman'a "Mescid-i Aksa"yı (Beytü'l-Makdis/Kutsal ev) "Musevilik Mertebesi" ve daha sonra gelecek olan "İsevilik Mertebesi" için Kudüs'te inşa ettirdi.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Filistin'e döndü; ondan olan İshak "İshakiyet Mertebesi"ni, ondan olan Yakup "Yakubiyet Mertebesi"ni, ondan olan "Ben-i İsrail" de "İsrailliyet Mertebesi"ni ortaya çıkardılar.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama İbrahim (a.s.) Filistine döndü, ondan olan İshak “Mertebe-i İshakiyeti”, ondan olan Yakup, “Mertebe-i Yakubiyeti”, ondan olan “Ben-i İsrail” de “Mertebe-i İsrailliyet”i zuhura çıkardılar. 

Nihayet Cenabı Hakk Davud oğlu Süleyman’a “Mescidül Aksa” (Beytül Makdis/Mukaddes ev) “Mertebe-i Museviyyet” ve daha sonra da gelecek olan “Mertebe-i İseviyyet” için Kudüs’te inşa ettirdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Nihayet Yüce Allah, Davud oğlu Süleyman'a "Mescid-i Aksa"yı (Beytü'l-Makdis/Mukaddes ev) "Musaî Mertebe" ve daha sonra gelecek olan "İsevî Mertebe" için Kudüs'te inşa ettirdi.

Daha önce Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'ta, Fiillerin Tevhidi İbrahimîlik kanalıyla ortaya çıktığından, Mescid-i Aksa'da ise İsimlerin Tevhidi Musaîlik kanalıyla, Sıfatların Tevhidi de İsevîlik kanalıyla ortaya çıkacaktı. Böylece İlahi Tecelli, görünürde Mekke-i Mükerreme'de bekletilmeye alındı. Çünkü Beytullah geçici bir süre puthane olmuştu. Bu yüzden ilahi isim ve sıfat mertebesi, ayrıca kendi devrinde gerekli olan tecelliler "Kudüs-i Şerif'e" kaydırıldı. Ta ki "Muhammedî Mertebe" (Hz. Muhammed'in makamı) ortaya çıkıp, Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/144. ayetinde,

Daha evvelce Mekke-i Mükerreme’de Beytullah’da; Tevhid-i Ef’al İbrahimiyyet kanalıyla zuhura çıktığından, Mescidül Aksa’da ise, Tevhid-i Esma, Museviyyet kanalıyla Tevhid-i Sıfat, İseviyyet kanalıyla zuhura çıkacaktı. Böylece Tecelli-i İlahi zahiren Mekke-i Mükerreme’de bekletilmeye slındı. Çünkü Beytullah geçici bir süre puthane olmuştu. Bu yüzden ilahi esma ve sıfat mertebesi, ayrıca devrinde gereği olan tecelliler “Kudsü Şerife” kaydırıldı. Ta ki, “Mertebe-i Muhammed” zuhur edip, Kuranı Keriym Bakara 2/144 ayetinde, Daha önce Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'ta, Fiillerin Tevhidi İbrahimîlik kanalıyla ortaya çıktığından, Mescid-i Aksa'da ise İsimlerin Tevhidi Musaîlik kanalıyla, Sıfatların Tevhidi de İsevîlik kanalıyla ortaya çıkacaktı. Böylece İlahi Tecelli, görünürde Mekke-i Mükerreme'de bekletilmeye alındı. Çünkü Beytullah geçici bir süre puthane olmuştu. Bu yüzden ilahi isim ve sıfat mertebesi, ayrıca kendi devrinde gerekli olan tecelliler "Kudüs-i Şerif'e" kaydırıldı. Ta ki "Muhammedî Mertebe" (Hz. Muhammed'in makamı) ortaya çıkıp, Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/144. ayetinde,

فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ

“fevelli vecheke şetral mescidil harami”

mealen, “yüzünü mescidil haram tarafına çevir” beyan edilinceye kadar.

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Dünya Tefekkür tarihinde büyük inkilablar Bu ayetin gelişiyle dünya batın âlemi (iç âlem) nizamında çok büyük değişiklikler olmuştur ve bu değişim batın ve mana sisteminde hem fikren hem de fiilen bir inkılaptır.

“fevelli vecheke şetral mescidil harami”

mealen, “yüzünü mescidil haram tarafına çevir” beyan edilinceye kadar. 

19.09.2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Dünya Tefekkür tarihinde büyük inkilablar Bu ayetin gelişiyle dünya batın alemi nizamında çok büyük değişiklikler olmuştur ve bu değişim batın ve mana sisteminde hem fikren, hem de fiilen bir inkılabtır. 

Bu inkilab ile tecelli merkezi tekrar Mekke-i Mükerreme’ye “Beytullah”a “Tevhid-i Zat” tecellisi ile döndürülmüştür. Ayni zamanda tevcelli-i cami olup bütün tecelli safhaları artık buraya akmaya başlamıştır. Zaten belirli bir süre sonra da müslümanlar tarafından zahiren de feth edilip, gerçek gayesi istikametinde faaliyet gösterecektir.

Bu dönüşüm ile tecelli merkezi tekrar Mekke-i Mükerreme'ye, "Beytullah"a, "Zâtın Birliği" tecellisi ile döndürülmüştür. Aynı zamanda kapsamlı bir tecelli olup, bütün tecelli safhaları artık buraya akmaya başlamıştır. Zaten belirli bir süre sonra da Müslümanlar tarafından görünürde fethedilip, gerçek gayesi doğrultusunda faaliyet gösterecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu dönüşüm ile tecelli merkezi tekrar Mekke-i Mükerreme'ye, "Beytullah"a, "Zâtın Birliği" tecellisi ile döndürülmüştür. Aynı zamanda kapsamlı bir tecelli olup, bütün tecelli safhaları artık buraya akmaya başlamıştır. Zaten belirli bir süre sonra da Müslümanlar tarafından görünürde fethedilip, gerçek gayesi doğrultusunda faaliyet gösterecektir.

Şimdi tekrar biraz gerilere giderek "Beytül Atik/eski ev"in mana âlemindeki değişimine bir göz atalım.

Şimdi tekrar biraz gerilere giderek "Beytül Atik/eski ev"in mana âlemindeki değişimine bir göz atalım.

Şimdi tekrar biraz gerilere giderek “Beytül Atik/eski ev”in mana alemindeki değişimine bir göz atalım. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Şimdi tekrar biraz gerilere giderek "Beytül Atik/eski ev"in mana âlemindeki değişimine bir göz atalım.

Hz. Resûlullah'ın gençlik yıllarında, henüz kendisine tebliğ görevi verilmeden bir müddet evvel Beytullah'ın tamiri gerekiyordu. Kureyş kabilesi buna karar vererek faaliyete başladılar. Bu arada bilindiği gibi Hz. Muhammed (o zamanki ismi "Muhammedü'l-Emîn" idi) hakemlik ederek, Hacerü'l-Esved'i yerine koymuştu. Ancak Beytullah'ı, malzemeleri yetmeyeceği ifadesi ile boyu kısaltılarak bir kısmı dışarıda bırakıldı ve yaklaşık dört köşe şeklinde eni 11, boyu 12, yüksekliği 13 metre ölçülerinde bir binaya dönüştü. Eskiden 15 metre olan boyu 4 metre öne alınarak 11 metrede kaldı.

Hz. Resullüllah’ın gençlik yıllarında henüz daha kendisine tebliğ görevi verilmeden bir müddet evvel Beytullah’ın tamiri gerekiyordu. Kureyş kabilesi buna karar vererek faaliyete başladılar. Bu arada bilindiği gibi Hz. Muhammed (o zaman ki ismi “Muhammedül Emin” idi) hakemlik ederek, yerine koymuştu. Ancak Beytullah’ı malzemeleri yetmeyeceği ifadesi ile boyu kısaltılarak bir kısmı dışarıda bırakıldı ve yaklaşık dört köşe şeklinde eni 11, boyu 12, yüksekliği 13 metre ölçülerde bir binaya dönüştü. Eskiden 15 metre olan boyu 4 metre öne alınarak 11 metrede kaldı. 

Hz. Resûlullah'ın gençlik yıllarında, henüz kendisine tebliğ görevi verilmeden bir süre önce Beytullah'ın tamiri gerekiyordu. Kureyş kabilesi buna karar vererek faaliyete başladı. Bu arada bilindiği gibi Hz. Muhammed (o zamanki ismi "Muhammedü'l-Emîn" idi) hakemlik ederek, Hacerü'l-Esved'i yerine koymuştu. Ancak Beytullah'ı malzemeleri yetmeyeceği ifadesiyle boyu kısaltılarak bir kısmı dışarıda bırakıldı ve yaklaşık dört köşe şeklinde eni 11, boyu 12, yüksekliği 13 metre ölçülerinde bir binaya dönüştü. Eskiden 15 metre olan boyu 4 metre öne alınarak 11 metrede kaldı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Hz. Resûlullah'ın gençlik yıllarında, henüz kendisine tebliğ görevi verilmeden bir süre önce Kâbe'nin tamiri gerekiyordu. Kureyş kabilesi buna karar vererek faaliyete başladı. Bu arada bilindiği gibi Hz. Muhammed (o zamanki ismi "Muhammedü'l-Emîn" idi) hakemlik ederek, Hacerü'l-Esved'i yerine koymuştu. Ancak Kâbe'yi malzemeleri yetmeyeceği ifadesiyle boyu kısaltılarak bir kısmı dışarıda bırakıldı ve yaklaşık dört köşe şeklinde eni 11, boyu 12, yüksekliği 13 metre ölçülerinde bir binaya dönüştü. Eskiden 15 metre olan boyu 4 metre öne alınarak 11 metrede kaldı.

Böylece önde iki (2) köşe, arkada iki (2) köşe olmak üzere dört (4) köşeli oldu. Dışarıda kalan bölüm ise, yarım daire şeklinde bir duvarla muhafaza altına alındı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Böylece önde iki köşe, arkada iki köşe olmak üzere dört köşeli oldu. Dışarıda kalan bölüm ise, yarım daire şeklinde bir duvarla koruma altına alındı.

Böylece önde iki köşe, arkada iki köşe olmak üzere dört köşeli oldu. Dışarıda kalan bölüm ise, yarım daire şeklinde bir duvarla koruma altına alındı.

İşte bu dört köşe halinden sonra Beytullah’ın bir ismine de dört köşe anlamında “Ka’be-i Muazzama” denmeye başlandı.

Böylece önde iki köşe, arkada iki köşe olmak üzere dört köşeli oldu. Dışarıda kalan bölüm ise, yarım daire şeklinde bir duvarla muhafaza altına alındı.

İşte bu dört köşe halinden sonra Beytullah’ın bir ismine de dört köşe anlamında “Ka’be-i Muazzama” denmeye başlandı.

Bu tabiî seyrinde olmuş gibi görünen tamir hadisesini biraz düşünelim. İbrahim (a.s.) o imkânsızlıklar içinde “Beytül Atik”i kendi aslî hali üzere, o tarihten yaklaşık 2500 sene kadar evvel yapabilmişse, Kureyş’in aradan geçen bu kadar uzun süreden sonra ve son derece zengin oldukları bir devrede değil “Beytullah”ın malzeme yetmezliğinden 4 metre içeriye çekilmesi, gerekirse hemen on tane daha benzeri binayı inşa etme güç ve zenginlikleri vardı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Bu doğal akışında olmuş gibi görünen tamir olayını biraz düşünelim. İbrahim (a.s.) o imkânsızlıklar içinde "Beytül Atik"i kendi asıl hali üzere, o tarihten yaklaşık 2500 sene kadar önce yapabilmişse, Kureyş'in aradan geçen bu kadar uzun süreden sonra ve son derece zengin oldukları bir dönemde değil "Beytullah"ın malzeme yetersizliğinden 4 metre içeriye çekilmesi, gerekirse hemen on tane daha benzeri binayı inşa etme güç ve zenginlikleri vardı.

İşte bu dört (4) köşe halinden sonra Beytullah’ın bir ismine de dört köşe anlamında “Ka’be-i Muazzama” denmeye başlandı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İşte bu dört köşe halinden sonra Beytullah'ın bir ismine de dört köşe anlamında "Ka'be-i Muazzama" denmeye başlandı.

Bu doğal akışında olmuş gibi görünen tamir olayını biraz düşünelim. İbrahim (a.s.) o imkânsızlıklar içinde "Beytül Atik"i kendi asıl hali üzere, o tarihten yaklaşık 2500 sene kadar önce yapabilmişse, Kureyş'in aradan geçen bu kadar uzun süreden sonra ve son derece zengin oldukları bir dönemde değil "Beytullah"ın malzeme yetersizliğinden 4 metre içeriye çekilmesi, gerekirse hemen on tane daha benzeri binayı inşa etme güç ve zenginlikleri vardı.

Bu tabii seyrinde olmuş gibi görünen tamir hadisesinin biraz düşünelim. İbrahim (a.s.) o imkansızlıklar içinde “Beytül Atik”i kendi asli hali üzere, o tarihten yaklaşık 2500 sene kadar evvel yapabilmişse, Kureyş’in aradan geçen bu kadar uzun süreden sonra ve son derece zengin oldukları bir devrede değil “Beytullah”ın malzeme yetmezliğinden 4 metre içeriye çekilmesi, gerekirse hemen on tane daha benzeri binayı inşa etme güç ve zenginlikleri vardı. 

O halde bu olguyu çok iyi düşünüp gerçek sebebini idrak etmemiz gerekmektedir. Malzemeleri yetmedi sözü bu olgunun zahiren ifadesi olduğu gibi, batınen de perdesidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

O halde bu olguyu çok iyi düşünüp gerçek sebebini anlamamız gerekmektedir. "Malzemeleri yetmedi" sözü, bu olgunun görünen ifadesi olduğu gibi, içsel olarak da perdesidir.

Bu halin gerçek ifadesi, Kureyş'in Beytullah'ı eski haliyle yapamadığı değil, yaptırılmadığıdır. Şöyle ki, eğer Beytullah eski hali üzere inşa edilmiş olsaydı, o yine eskisi gibi "iki köşeli" yani "iki mertebeli" (Âdem (a.s.) ve İbrahim (a.s.)) mertebelerinin evi olacaktı, dolayısıyla Muhammed (s.a.v.)'in mertebeleri orada temsil edilmeyecekti ki öyle bir şey düşünülemezdi.

O halde bu olguyu çok iyi düşünüp gerçek sebebini anlamamız gerekmektedir. "Malzemeleri yetmedi" sözü, bu olgunun görünen ifadesi olduğu gibi, içsel olarak da perdesidir.

Bu halin gerçek ifadesi, Kureyş'in Beytullah'ı eski haliyle yapamadığı değil, yaptırılmadığıdır. Şöyle ki, eğer Beytullah eski hali üzere inşa edilmiş olsaydı, o yine eskisi gibi "iki köşeli" yani "iki mertebeli" (Âdem (a.s.) ve İbrahim (a.s.)) mertebelerinin evi olacaktı, dolayısıyla Muhammed (s.a.v.)'in mertebeleri orada temsil edilmeyecekti ki öyle bir şey düşünülemezdi.

Bu halin gerçek ifadesi, Küreyş “Beytullah”ı eski haliyle yapamadı değil, yaptırılmadı’dır. Şöyleki, eğer “Beytullah” eski hali üzere inşası gerçekleştirilmiş olsa idi, o yine eskisi gibi “iki (2) köşeli” yani “iki (2)mertebeli” (Adem (a.s.) ve İbrahim (a.s.)) mertebelerinin beyti/evi olacaktı, dolayısı ile “Muhammed SAV” nin mertebeleri orada temsil edilmeyecekti, ki öyle birşey düşünülemezdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 50.0s

Bu durumun gerçek ifadesi, Kureyş'in "Beytullah"ı eski haliyle yapamadığı değil, yaptırılmadığıdır. Şöyle ki, eğer "Beytullah" eski hali üzere inşa edilmiş olsaydı, o yine eskisi gibi "iki (2) köşeli" yani "iki (2) mertebeli" (Adem (a.s.) ve İbrahim (a.s.)) mertebelerinin beyti/evi olacaktı, dolayısıyla "Muhammed (s.a.v.)"in mertebeleri orada temsil edilmeyecekti ki öyle bir şey düşünülemezdi.

Beytullah'ta görünen şekilde gerçekleşen bu değişimin Muhammed (s.a.v.) Efendimize peygamberlik gelişinden yaklaşık beş sene kadar öncesine rastlaması bir tesadüf değil, büyük bir gerçeğin aşama aşama ortaya çıkışının açık delilidir.

Beytullahda zahiren gerçekleşen bu değişimin Muhammed SAV Efendimize peygamberlik gelişinden yaklaşık beş sene kadar evveline de rastlaması bir tesadüf değil, büyük bir gerçeğin safha safha zuhura çıkışının açık delilidir. 

Beytullah'ta görünen bu değişimin, Muhammed (s.a.v.) Efendimize peygamberliğin gelişinden yaklaşık beş sene kadar öncesine rastlaması bir tesadüf değil, büyük bir gerçeğin aşama aşama ortaya çıkışının açık delilidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Beytullah'ta görünen bu değişimin, Muhammed (s.a.v.) Efendimize peygamberliğin gelişinden yaklaşık beş sene kadar öncesine rastlaması bir tesadüf değil, büyük bir gerçeğin aşama aşama ortaya çıkışının açık delilidir.

Aradan geçen iki bin beş yüz (2500) sene kadar bir zaman içinde yapılan tamiratlar hep aynı şekilde devam etti. İçsel olarak da aynı mertebeler devam etmekteydi. Fakat artık devir, zât tecellisi olan "hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) şaşaalı olarak ortaya çıkacağı ve sancağını dikeceği zaman yaklaştığından, bu sebeple Beytullah dahi gereğini yerine getirerek, şeklen kendini ifade edeceği mana haline, görünen ve içsel olarak dönüşmüştür.

Aradan geçen iki bin beş yüz (2500) sene kadar bir zaman içinde yapılan tamiratlar hep aynı şekilde devam etti. İçsel olarak da aynı mertebeler devam etmekteydi. Fakat artık devir, "zât" tecellisi olan "hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) şaşaalı olarak ortaya çıkacağı ve sancağını dikeceği zaman yaklaştığından, bu sebeple Beytullah dahi gereğini yerine getirerek, şeklen kendini ifade edeceği mana haline, görünen ve içsel olarak dönüşmüştür.

Aradan geçen ikibin beşyüz (2500) sene kadar bir zaman içerisinde yapılan tamiratlar hep aynı şekilde devam etti. Batınen de aynı mertebeler devam etmekteydi. Fakat artık devir “zat” tecellisi olan “hakikati muhammediyye”nin şaşaalı olarak ortaya çıkacağı ve sancağını dikeceği zaman yaklaştığından onun için Beytullah dahi gereğini yerine getirerek, şeklen kendini ifade edeceği mana haline, zahir ve batın dönüşmüştür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Aradan geçen iki bin beş yüz (2500) sene kadar bir zaman içinde yapılan tamiratlar hep aynı şekilde devam etti. İçsel olarak da aynı mertebeler devam etmekteydi. Fakat artık devir, "zât" tecellisi olan "hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati, evrensel nuru) şaşaalı olarak ortaya çıkacağı ve sancağını dikeceği zaman yaklaştığından, bu sebeple Beytullah (Kâbe) dahi gereğini yerine getirerek, şeklen kendini ifade edeceği mana haline, görünen ve içsel olarak dönüşmüştür.

Yeryüzündeki tek din "Ka'be-i Muazzama"da Musevilik ve İsevilik mertebelerinin ne işi vardır dersen, aslında "İslam dini" baştan itibaren tek bir dindir. Yeryüzünde İbrahimilik, Musevilik, İsevilik, Muhammedilik gibi şahıslara bağlanan dinler yoktur. Din sadece Allah'ın tek dinidir. Bahsedilen peygamberler o dinin içinde bulunan mertebelerinin temsilcileridir, bunlar ayrı dinler değil, İslam'ın içindeki mertebelerdir. Hal böyle olunca, "zât mertebe"sinin zuhuru olan Muhammediliğin şemsiyesi altındadırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Yeryüzündeki tek din olan "Ka'be-i Muazzama"da Musevilik ve İsevilik mertebelerinin ne işi vardır dersen, aslında "İslam dini" baştan itibaren tek bir dindir. Yeryüzünde İbrahimilik, Musevilik, İsevilik, Muhammedilik gibi şahıslara bağlanan dinler yoktur. Din sadece Allah'ın tek dinidir. Bahsedilen peygamberler o dinin içinde bulunan mertebelerinin temsilcileridir, bunlar ayrı dinler değil, İslam'ın içindeki mertebelerdir. Hal böyle olunca, "zât mertebe"sinin zuhuru olan Muhammediliğin şemsiyesi altındadırlar.

“Ka’be-i Muazzama”da Museviyyet ve İseviyyet mertebelerinin ne işi vardır dersen aslında “İslam dini” baştan itibaren tek bir dindir. Yeryüzünde İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet gibi şahıslara bağlanan dinler yoktur. Din sadece Allah’ın tek dinidir. Bahsedilen peygamberler o dinin içinde bulunan mertebelerinin temsilcileridir, bunlar ayrı dinler değil İslamın içindeki mertebelerdir. Hal böyle olunca “zat mertebe”sinin zuhuru olan Muhammediliğin şemsiyesi altındadırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.5s

"Kâbe-i Muazzama"da Musevilik ve İsevilik mertebelerinin ne işi vardır dersen, aslında "İslam dini" baştan itibaren tek bir dindir. Yeryüzünde İbrahimîlik, Musevilik, İsevilik, Muhammedîlik gibi şahıslara bağlanan dinler yoktur. Din sadece Allah'ın tek dinidir. Bahsedilen peygamberler o dinin içinde bulunan mertebelerinin temsilcileridir; bunlar ayrı dinler değil, İslam'ın içindeki mertebelerdir. Hâl böyle olunca, "zât mertebesi"nin zuhuru olan Muhammedîliğin şemsiyesi altındadırlar.

Bu yüzden “Ka’be-i Muazzama”da her mertebenin temsil makamı mevcuttur, evvelki safhalarda bunlardan kısmen bahsetmiştik. Nasıl ki, ilk, orta, lise, üniversite tek bir eğitim sisteminin kısımları ise, her bir peygamber de o tek ilahi sistemin öğretmenleridir. Bunlardan “Ulülazam” peygamberler baş öğretmenlerdir, okullar onların isimleri üzerine bina edilemez. İnsanlara gönderilen din tek bir dindir, onun da ismi İslam’dır ve genel müdürü “Muhammed Aleyhisselam”dır. Daha evvelki belirttiğimiz ayet ve hadislerde müşterek nokta budur. “Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin” diye vahyettiği “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid’idir ve her mertebede yukarılarda ifade ettiğimiz şekilleriyledir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu yüzden "Ka'be-i Muazzama"da her mertebenin temsil makamı mevcuttur; önceki safhalarda bunlardan kısmen bahsetmiştik. Nasıl ki ilk, orta, lise, üniversite tek bir eğitim sisteminin kısımları ise, her bir peygamber de o tek ilahi sistemin öğretmenleridir. Bunlardan "Ulülazam" peygamberler baş öğretmenlerdir; okullar onların isimleri üzerine bina edilemez. İnsanlara gönderilen din tek bir dindir, onun da ismi İslam'dır ve genel müdürü "Muhammed Aleyhisselam"dır. Daha evvel belirttiğimiz ayet ve hadislerde müşterek nokta budur. "Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin" diye vahyettiği "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhid'idir ve her mertebede yukarıda ifade ettiğimiz şekilleriyledir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu yüzden Kâbe-i Muazzama'da her mertebenin temsil makamı mevcuttur; önceki safhalarda bunlardan kısmen bahsetmiştik. Nasıl ki ilk, orta, lise, üniversite tek bir eğitim sisteminin kısımları ise, her bir peygamber de o tek ilahi sistemin öğretmenleridir. Bunlardan "Ulülazam" peygamberler baş öğretmenlerdir; okullar onların isimleri üzerine bina edilemez. İnsanlara gönderilen din tek bir dindir, onun da ismi İslam'dır ve genel müdürü Muhammed (a.s.)'dır. Daha evvel belirttiğimiz ayet ve hadislerde müşterek nokta budur. "Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin" diye vahyettiği "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhid'idir ve her mertebede yukarıda ifade ettiğimiz şekilleriyledir.

Bu yüzden "Ka'be-i Muazzama"da her mertebenin temsil makamı mevcuttur; önceki safhalarda bunlardan kısmen bahsetmiştik. Nasıl ki ilk, orta, lise, üniversite tek bir eğitim sisteminin kısımları ise, her bir peygamber de o tek ilahi sistemin öğretmenleridir. Bunlardan "Ulülazam" peygamberler baş öğretmenlerdir; okullar onların isimleri üzerine bina edilemez. İnsanlara gönderilen din tek bir dindir, onun da ismi İslam'dır ve genel müdürü "Muhammed Aleyhisselam"dır. Daha evvel belirttiğimiz ayet ve hadislerde müşterek nokta budur. "Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin" diye vahyettiği "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhid'idir ve her mertebede yukarıda ifade ettiğimiz şekilleriyledir.

Şunu da kısaca ilave edelim ki Kelime-i Tevhid’i her peygamber lafzen tamamını kelam etti, ancak, manen hangi mertebeyi temsil ediyor idiyse o kadarı ile idrak etti. O’nun kemalini Hz. Muhammed ve onun kamil varisleri hakkıyle idrak ederek yaşayabildiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Şunu da kısaca ekleyelim ki, Kelime-i Tevhid'i her peygamber lafız olarak tamamını söyledi; ancak, manen hangi mertebeyi temsil ediyorsa o kadarıyla idrak etti. O'nun kemalini Hz. Muhammed ve onun kâmil varisleri hakkıyla idrak ederek yaşayabildiler.

Şunu da kısaca ekleyelim ki, Kelime-i Tevhid'i her peygamber lafız olarak tamamını söyledi; ancak, manen hangi mertebeyi temsil ediyorsa o kadarıyla idrak etti. O'nun kemalini Hz. Muhammed ve onun kâmil varisleri hakkıyla idrak ederek yaşayabildiler.

19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Biz yine yolumuza devam edelim. İşte dünyanın bâtınî, ruhanî tecellileri böyle gelişmiştir. Kelime-i Tevhid'i her mertebesi itibarıyla söyleyip yaşayabilmemiz için bu bâtınî tecellilerin yollarını bilmemiz gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Biz yine yolumuza devam edelim. İşte dünyanın bâtınî, ruhanî tecellileri böyle gelişmiştir. Kelime-i Tevhid'i her mertebesi itibarıyla söyleyip yaşayabilmemiz için bu bâtınî tecellilerin yollarını bilmemiz gerekmektedir.

19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Biz yine yolumuza devam edelim. İşte dünyanın içsel, ruhanî tecellileri böyle gelişmiştir. Kelime-i Tevhid’i her mertebesi itibarıyla söyleyip yaşayabilmemiz için bu içsel tecellilerin yollarını bilmemiz gerekmektedir.

19-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Biz yine yolumuza devam edelim. İşte dünyanın batıni, ruhani tecellileri böyle gelişmiştir. Kelime-i Tevhid’i her mertebesi itibariyla söyleyip yaşayabilmemiz için bu batıni tecellilerin yollarını bilmemiz lazım gelmektedir.

Bir seyri süluk sahibi bütün bu hakikatleri idrak edebilmesi için evvela “Adem” olmanın yollarını arayıp, hayal cennetinden gerçek beden arzı mülküne indikten sonra diğer peygamber hazaratının seyrini takip ederek İbrahimiyyet’e ulaştığında gönül evladı ile gönül ka’besini oluşturduktan sonra kudsiyyete yönelerek “Mescid’il Aksa” hakikatinde Museviyyet’i, daha sonra “Ruhullah” hakikatinde, İseviyet-i idrak edip yaşayarak sonra tekrar yine asli vatanı olan “Ka’be-i Muazzama”daki yerini alarak “Zatullah”a ulaşmış olsun. Bunun tahakkuku için sakın ha İbrahim’in ayak izinden ayrılma.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Bir Hakk Yolcusu, bütün bu hakikatleri idrak edebilmesi için öncelikle "Âdem" olmanın yollarını arayıp, hayal cennetinden gerçek beden arzı mülküne indikten sonra, diğer peygamberlerin seyrini takip ederek İbrahimiyyet'e (Hz. İbrahim'in makamına) ulaştığında, gönül evladı ile gönül Kâbe'sini oluşturduktan sonra kudsiyyete (kutsallığa) yönelerek "Mescid-i Aksa" hakikatinde Museviyyet'i (Hz. Musa'nın makamını), daha sonra "Ruhullah" hakikatinde İseviyyet'i (Hz. İsa'nın makamını) idrak edip yaşayarak, sonra tekrar yine asıl vatanı olan "Kâbe-i Muazzama"daki yerini alarak "Zâtullah"a (Allah'ın Zât'ına) ulaşmış olsun. Bunun gerçekleşmesi için sakın ha İbrahim'in ayak izinden ayrılma.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Bir Hakk Yolcusu, bütün bu hakikatleri idrak edebilmesi için öncelikle "Âdem" olmanın yollarını arayıp, hayal cennetinden gerçek beden arzı mülküne indikten sonra, diğer peygamberlerin seyrini takip ederek İbrahimiyyet'e (Hz. İbrahim'in makamına) ulaştığında, gönül evladı ile gönül Kâbe'sini oluşturduktan sonra kudsiyyete (kutsallığa) yönelerek "Mescid-i Aksa" hakikatinde Museviyyet'i (Hz. Musa'nın makamını), daha sonra "Ruhullah" hakikatinde İseviyyet'i (Hz. İsa'nın makamını) idrak edip yaşayarak, sonra tekrar yine asıl vatanı olan "Kâbe-i Muazzama"daki yerini alarak "Zâtullah"a (Allah'ın Zât'ına) ulaşmış olsun. Bunun gerçekleşmesi için sakın ha İbrahim'in ayak izinden ayrılma.

Bir Hakk Yolcusu, bütün bu hakikatleri idrak edebilmesi için öncelikle "Âdem" olmanın yollarını arayıp, hayal cennetinden gerçek beden arzı mülküne indikten sonra, diğer peygamberlerin seyrini takip ederek İbrahimiyyet'e (Hz. İbrahim'in makamına) ulaştığında, gönül evladı ile gönül Kâbe'sini oluşturduktan sonra kudsiyyete (kutsallığa) yönelerek "Mescid-i Aksa" hakikatinde Museviyyet'i (Hz. Musa'nın makamını), daha sonra "Ruhullah" hakikatinde İseviyyet'i (Hz. İsa'nın makamını) idrak edip yaşayarak, sonra tekrar yine asıl vatanı olan "Kâbe-i Muazzama"daki yerini alarak "Zâtullah"a (Allah'ın Zât'ına) ulaşmış olsun. Bunun gerçekleşmesi için sakın ha İbrahim'in ayak izinden ayrılma.

Ka’be-i Muazzamanın eski uzunluğunun 15, şimdiki 11, boyunun 12, yüksekliğinin 13 olduğunu belirtmiştik. Bunları kısaca açmağa çalışalım 15 - 4=11 kalır. Arkada açıkta kalan boşluğun iki mertebe Museviyyet ve İseviyyet olduğunu söylemiştik, bu iki mertebe de, zahir, batın olmak üzere 4 mertebe eder. Ayrıca o mahallin daha birçok ifadeleri de vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kâbe-i Muazzama'nın eski uzunluğunun 15, şimdiki uzunluğunun 11, eninin 12, yüksekliğinin 13 olduğunu belirtmiştik. Bunları kısaca açıklamaya çalışalım: 15 - 4 = 11 kalır. Arkada açıkta kalan boşluğun iki mertebe Musevilik ve İsevilik olduğunu söylemiştik; bu iki mertebe de, görünen ve görünmeyen olmak üzere 4 mertebe eder. Ayrıca o yerin daha birçok anlamları da vardır.

Kâbe-i Muazzama'nın eski uzunluğunun 15, şimdiki uzunluğunun 11, eninin 12, yüksekliğinin 13 olduğunu belirtmiştik. Bunları kısaca açıklamaya çalışalım: 15 - 4 = 11 kalır. Arkada açıkta kalan boşluğun iki mertebe Musevilik ve İsevilik olduğunu söylemiştik; bu iki mertebe de, görünen ve görünmeyen olmak üzere 4 mertebe eder. Ayrıca o yerin daha birçok anlamları da vardır.

Eninin 11, boyunun 12, yüksekliğinin 13 olması tesadüfî değildir; bu rakamlar hep Muhammedîliği ifade etmektedir. Örneğin, seyr-i sülûk'ta (tasavvuf yolculuğunda) 11 "Muhammedîliği" ifade eder. 12 ise, "insân-ı kâmil"i ifade eder ki, o da Muhammedîlik'tir. 13 ise, zaten bilindiği gibi "Hz. Resulullah'ın şifre rakamı"dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Eninin 11, boyunun 12, yüksekliğinin 13 olması tesadüfî değildir; bu rakamlar hep Muhammedîliği ifade etmektedir. Örneğin, seyr-i sülûk'ta (tasavvuf yolculuğunda) 11 "Muhammedîliği" ifade eder. 12 ise, insân-ı kâmili ifade eder ki, o da Muhammedîlik'tir. 13 ise, zaten bilindiği gibi "Hz. Resulullah'ın şifre rakamı"dır.

Eninin 11, boyunun 12, yüksekliğinin 13 olması tesadüfi değildir, bu rakkamlar hep Muhammediliği ifade etmektedir. Mesela, seyri suluk’da 11 “Muhammediliği” ifade eder. 12 ise, “İnsan-ı kamil”i ifade eder ki, o da Muhammediyyet’tir. 13 ise, zaten bilindiği gibi “Hz. Rasulüllah’ın şifre rakamı”dır. 

Şöyle ki, Ka’be’de her bir “rükün” köşe, bir direk durumundadır ve o direkler Ahadiyyeti tutan “elif”ler’dir. Daha evvelki bilgilerimizde, elif’lerin 12 noktadan meydana geldiğini bilmekteyiz. Fakat, burada bir nokta daha fazla var o nedir? diye sorunca “o nokta, elif’in üzerinde bulunan gizli Ahadiyyet noktasıdır, asılda vardır halka gizlidir”, dedi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Şöyle ki, Kâbe'de her bir "rükün" (köşe), bir direk durumundadır ve o direkler Ahadiyyet'i (Allah'ın birliğini) tutan "elif"lerdir. Daha önceki bilgilerimizde, eliflerin 12 noktadan meydana geldiğini bilmekteyiz. Fakat, burada bir nokta daha fazla var, o nedir? diye sorunca "o nokta, elifin üzerinde bulunan gizli Ahadiyyet noktasıdır, asılda vardır halka gizlidir," dedi.

Şöyle ki, Kâbe'de her bir "rükün" (köşe), bir direk durumundadır ve o direkler Ahadiyyet'i (Allah'ın birliğini) tutan "elif"lerdir. Daha evvelki bilgilerimizde, eliflerin 12 noktadan meydana geldiğini bilmekteyiz. Fakat, burada bir nokta daha fazla var, o nedir? diye sorunca "o nokta, elifin üzerinde bulunan gizli Ahadiyyet noktasıdır, asılda vardır halka gizlidir," dedi.

İşte 13 rakamının Hz. Resûlullah'a izafe edilmesi (nispet edilmesi) bu hakikattendir. Kâbe-i Muazzama'nın yüksekliğinin 13 metre olması bu sırra binâendir. "Kelime-i Tevhid" de 12 harften meydana gelmiştir. 12 harf, 12 mertebeyi ifade etmektedir. 13. nokta ise onlarda gizli Ahadiyyet mertebesinin ifadesidir, iyi anlamaya çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

İşte 13 rakamının Hz. Resûlullah'a nispet edilmesi bu hakikatten kaynaklanır. Kâbe-i Muazzama'nın yüksekliğinin 13 metre olması bu sırra dayanır. "Kelime-i Tevhid" de 12 harften oluşmuştur. 12 harf, 12 mertebeyi ifade etmektedir. 13. nokta ise onlarda gizli olan Ahadiyyet (Allah'ın birliği ve tekliği) mertebesinin ifadesidir, bunu iyi anlamaya çalışalım.

İşte 13 rakamının Hz. Rasullüllah’a nispet edilmesi bu hakikatten kaynaklanır. Ka’be-i Muazzama’nın yüksekliğinin 13 metre olması bu sırra dayanır. “Kelime-i Tevhid”de 12 harften oluşmuştur. 12 harf, 12 mertebeyi ifade etmektedir. 13üncü nokta ise onlarda gizli olan Ahadiyyet mertebesinin ifadesidir, iyi anlamaya çalışalım.

İşte 13 rakamının Hz. Rasullüllah’a izafe edilmesi bu hakikattendir. Ka’be-i Muazzama’nın yüksekliğinin 13 metre olması bu sırra bina’endir. “Kelime-i Tevhid”de 12 harften meydana gelmiştir. 12 harf, 12 mertebeyi ifade etmektedir. 13üncü nokta ise onlarda gizli Ahadiyyet mertebesinin ifadesidir iyi anlamaya çalışalım.

Şurada bir noktaya daha dikkat çekelim. Az geriye giderek Kıble’nin Ka’be’ye döndürülmesiyle, Ka’be-i Muazzama’ya zat tecellisi yavaş yavaş akmaya başladı. İşte Mekkelilerin o günden sonra artık Ka’be’yi Muazzama’yı teslim etmemeleri imkansızdı. Ne zaman ki, Mekke ve Kabe-i Muazzama fethedildi. İşte o anda Nur-u İlahi ile Nur-u Muhammedi orada ayrılmamak üzere zahir batın birleşti ve bu oluşum ilahi programın kemal tahakkuku idi. İnsanlık tarihinin zahir ve batın dönüm noktası Kelime-i Tevhid’in “zuhur mahalli” ile “kelam mahalli”nin buluşmasıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Şimdi bir noktaya daha dikkat çekelim. Biraz geriye giderek Kıble'nin Kâbe'ye döndürülmesiyle, Kâbe-i Muazzama'ya (yüceltilmiş Kâbe) zât tecellisi (Allah'ın özünün tecellisi) yavaş yavaş akmaya başladı. İşte Mekkelilerin o günden sonra artık Kâbe-i Muazzama'yı teslim etmemeleri imkânsızdı. Ne zaman ki, Mekke ve Kâbe-i Muazzama fethedildi. İşte o anda İlahi Nur ile Muhammedî Nur orada ayrılmamak üzere zâhir ve bâtın (görünen ve görünmeyen) olarak birleşti ve bu oluşum ilahi programın tam olarak gerçekleşmesiydi. İnsanlık tarihinin zâhir ve bâtın dönüm noktası Kelime-i Tevhid'in "zuhûr mahalli" (ortaya çıkış yeri) ile "kelâm mahalli"nin (sözün söylendiği yer) buluşmasıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Şimdi bir noktaya daha dikkat çekelim. Biraz geriye giderek Kıble'nin Kâbe'ye döndürülmesiyle, yüceltilmiş Kâbe'ye İlahi Zât'ın tecellisi yavaş yavaş akmaya başladı. İşte Mekkelilerin o günden sonra artık yüceltilmiş Kâbe'yi teslim etmemeleri imkânsızdı. Ne zaman ki, Mekke ve yüceltilmiş Kâbe fethedildi. İşte o anda İlahi Nur ile Muhammedî Nur orada ayrılmamak üzere görünen ve görünmeyen olarak birleşti ve bu oluşum ilahi programın tam olarak gerçekleşmesiydi. İnsanlık tarihinin görünen ve görünmeyen dönüm noktası Kelime-i Tevhid'in "ortaya çıkış yeri" ile "sözün söylendiği yer"in buluşmasıdır.

Şimdi bir noktaya daha dikkat çekelim. Biraz geriye giderek Kıble'nin Kâbe'ye döndürülmesiyle, Kâbe-i Muazzama'ya (yüceltilmiş Kâbe) zât tecellisi (Allah'ın özünün tecellisi) yavaş yavaş akmaya başladı. İşte Mekkelilerin o günden sonra artık Kâbe-i Muazzama'yı teslim etmemeleri imkânsızdı. Ne zaman ki, Mekke ve Kâbe-i Muazzama fethedildi. İşte o anda İlahi Nur ile Muhammedî Nur orada ayrılmamak üzere zâhir ve bâtın (görünen ve görünmeyen) olarak birleşti ve bu oluşum ilahi programın tam olarak gerçekleşmesiydi. İnsanlık tarihinin zâhir ve bâtın dönüm noktası Kelime-i Tevhid'in "zuhûr mahalli" (ortaya çıkış yeri) ile "kelâm mahalli"nin (sözün söylendiği yer) buluşmasıdır.

İşte bu hakikate binaen, yukarıda bahsedilen halin, ziyaret eden kişiler tarafından tekrar yaşanabilmesi için Hacc veya umre ziyaretinde yapılan ilk iş tavaf ve say’dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte bu hakikate dayanarak, yukarıda bahsedilen halin, ziyaret eden kişiler tarafından tekrar yaşanabilmesi için Hac veya umre ziyaretinde yapılan ilk iş tavaf ve say'dır.

Beytullah'a her gün 120 rahmet. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah Beytullah'a her gün 120 rahmet gönderir. Bunun 60'ı tavaf edenlere, 40'ı namaz kılanlara, 20'si de Kâbe'ye bakanlara verilir.

İşte bu hakikate dayanarak, yukarıda bahsedilen halin, ziyaret eden kişiler tarafından tekrar yaşanabilmesi için Hac veya umre ziyaretinde yapılan ilk iş tavaf ve say'dır.

Beytullah'a her gün 120 rahmet Bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah Beytullah'a her gün 120 rahmet gönderir. Bunun 60'ı tavaf edenlere, 40'ı namaz kılanlara, 20'si de Kâbe'ye bakanlara verilir.

Beytullah'a her gün 120 rahmet gönderilmesinin sebebi, orada bulunan Kelime-i Tevhid'in hakikati üzerinedir. 12 mertebe olan "Kelime-i Tevhid" ve "İlahi Seyr"in her mertebesine gönderilen 10 rahmet ile toplam 120 rahmet gönderilmiş olmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Beytullah'a her gün 120 rahmet gönderilmesinin sebebi, orada bulunan Kelime-i Tevhid'in hakikati üzerinedir. 12 mertebe olan "Kelime-i Tevhid" ve "İlahi Seyr"in her mertebesine gönderilen 10 rahmet ile toplam 120 rahmet gönderilmiş olmaktadır.

Beytullah’a her gün 120 rahmet gönderilir. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah Beytullah’a her gün 120 rahmet gönderir. Bunun 60'ı tavaf edenlere, 40'ı namaz kılanlara, 20'si de Kâbe’ye bakanlara verilir.

Beytullah’a hergün 120 rahmet Bir hadisi şerifte Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur: Allahu Teala Beytullah’a hergün 120 rahmet gönderir. Bunun 60 ı tavaf edenlere 40 ı namaz kılanlara 20 si de Ka’be’ye bakanlara verilir. 

Beytullah’a hergün 120 rahmet gönderilmesinin sebebi, orada bulunan Kelime-i Tevhidin hakikati üzerinedir. 12 mertebe olan “Kelime-i Tevhid” ve “İlahi Seyr”in her mertebesine gönderilen 10 rahmet ile toplam 120 rahmet gönderilmiş olmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Beytullah'a her gün 120 rahmet gönderilmesinin sebebi, orada bulunan Kelime-i Tevhid'in hakikati üzerinedir. 12 mertebe olan "Kelime-i Tevhid" ve "İlahi Seyr"in her mertebesine gönderilen 10 rahmet ile toplam 120 rahmet gönderilmiş olmaktadır.

Bunlardan 60'ı tavaf edenlere, yani "seyr ve hareket uruc ehli"ne (yükseliş yolculuğunda olanlara) aittir. Bunlar yukarıdan itibaren "Hazaratı Hamse" (beş ilahi mertebe) mertebesinde ve bir de nefsi safiye (arınmış nefs) mertebesinde olmak üzere 6 mertebeye verilen onar rahmetten oluşan 60 rahmettir. Mertebeleri şöyledir:

Bunlardan 60 ı tavaf edenlere, yani “seyr ve hareket uruc ehli”nedir. Bunlar yukarıdan itibaren “Hazaratı Hamse/5 hazret” mertebesinde ve bir de nefsi safiye mertebesinde olmak üzere 6 mertebeye verilen onardan 60 rahmettir. Mertebeleri şöyledir. 

Bunlardan 60'ı tavaf edenlere, yani "yükseliş ehli olan seyr ve hareket sahipleri"nedir. Bunlar, yukarıdan itibaren "Hazarât-ı Hamse / Beş Hazret" mertebesinde ve bir de nefs-i safiye (arındırılmış nefis) mertebesinde olmak üzere 6 mertebeye verilen onardan 60 rahmettir. Mertebeleri şöyledir:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bunlardan altmışı tavaf edenlere, yani "yükseliş ehli olan seyr ve hareket sahipleri"nedir. Bunlar, yukarıdan itibaren "Hazarât-ı Hamse / Beş Hazret" mertebesinde ve bir de nefs-i safiye (arındırılmış nefis) mertebesinde olmak üzere altı mertebeye verilen onardan altmış rahmettir. Mertebeleri şöyledir:

12 - insân-ı kâmil 11 - Tevhîd-i Zât (Zâtın birliği)

10 - Tevhîd-i Sıfât (Sıfatların birliği)

9 - Tevhîd-i Esmâ (İsimlerin birliği)

12 - İnsân-ı Kâmil 11 - Tevhîd-i Zât (Zâtın birliği)

10 - Tevhîd-i Sıfât (Sıfatların birliği)

9 - Tevhîd-i Esmâ (İsimlerin birliği)

8 - Tevhîd-i Ef'âl (Fiillerin birliği)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

8 - Fiillerin Birliği

7 - Nefs-i Safiyye (arındırılmış nefis) mertebelerinde olanlaradır.

40 rahmet ise ibadet ehline aittir. Bu mertebeler ise, yukarıdan aşağıya doğru şöyledir:

12 - İnsân-ı Kâmil 11 - Zâtın Birliği 10 - Sıfatların Birliği 9 - İsimlerin Birliği 8 - Fiillerin Birliği 7 - Nefs-i Safiyye mertebelerinde olanlaradır.

40 rahmet ise ibadet ehlinedir. Bu mertebeler ise, yukarıdan aşağı 6 - Nefs-i Merdiyye (razı olunmuş nefis) 6 - Nefs-i Merdiyye 5 - Nefs-i Radiyye (razı olan nefis) 4 - Nefs-i Mutmainne (huzura ermiş nefis) 3 - Nefs-i Mülhime (ilham alan nefis) mertebeleridir.

7 - Nefs-i Safiyye mertebelerinde olanlaradır.

40 rahmet ise ibadet ehline aittir. Bu mertebeler ise, yukarıdan aşağıya doğru şöyledir:

12 - İnsanı Kamil 11 - Tevhidi Zat 10 - Tevhidi Sıfat 9 - Tevhidi Esma 8 - Tevhidi Ef’al 7 - Nefsi Safiyye mertebelerinde olanlaradır. 

40 rahmet ise ibadet ehlinedir. Bu mertebeler ise, yukarıdan aşağı 6 - Nefsi Merdiyye 6 - Nefs-i Merdiyye 5 - Nefs-i Radiyye 4 - Nefs-i Mutmainne 3 - Nefs-i Mülhime mertebeleridir.

20 rahmet ise, 2 - Nefs-i Levvâme 1 - Nefs-i Emmâre mertebesinde olanlara verilir ki, bunların bakışları sadece yüzeyseldir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

20 rahmet ise, Nefs-i Levvâme ve Nefs-i Emmâre mertebesinde olanlara verilir ki, bunların bakışları sadece yüzeyseldir.

Nereye bakıp ne gördüklerini bilmeden, taklitçi bir seyir içinde fakat iyi niyetleriyle 20 rahmet alırlar.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Fakat bütün bu hakikatleri idrak etmiş bir irfan ehline 120 rahmetin tamamı verilir. Bu hususta söylenecek daha pek çok şey vardır, yeri olmadığından kısaca kesiyoruz.

Nereye bakıp ne gördüklerini bilmeden, taklitçi bir seyir içinde fakat iyi niyetleriyle 20 rahmet alırlar.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Fakat bütün bu hakikatleri idrak etmiş bir irfan ehline 120 rahmetin tamamı verilir. Bu hususta söylenecek daha pek çok şey vardır, yeri olmadığından kısaca kesiyoruz.

5 - Nefsi Radiyye 4 - Nefsi Mutmainne 3 - Nefsi Mülhime mertebeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

5 - Nefs-i Radiyye, 4 - Nefs-i Mutmainne, 3 - Nefs-i Mülhime mertebeleridir.

Yirmi rahmet ise, 2 - Nefs-i Levvâme, 1 - Nefs-i Emmâre mertebesinde olanlara verilir ki, bunların bakışları sadece yüzeyseldir.

Nereye bakıp ne gördüklerini bilmeden, taklitçi bir gidişat içinde fakat iyi niyetleriyle yirmi rahmet alırlar.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama. Fakat bütün bu hakikatleri idrak etmiş bir irfan ehline yüz yirmi rahmetin tamamı verilir. Bu hususta söylenecek daha pek çok şey vardır, yeri olmadığından kısaca kesiyoruz.

20 rahmet ise, 2 - Nefsi levvame 1 - Nefsi emmare mertebesinde olanlara verilir, ki bunların bakışları sadece sathidir. 

Nereye bakıp ne gördüklerini bilmeden taklidi bir seyr içinde fakat iyi niyetleriyle 20 rahmet alırlar. 

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzam Fakat bütün bu hakikatleri idrak etmiş bir irfan ehline 120 rahmetin tamamı verilir. Bu hususta söylenecek daha pekçok şey vardır, yeri olmadığından kısaca kesiyoruz. 

Mescidimde kılınan bir namaz Mescidimde kılınan bir namaz Bir hadis-i şerifi daha anlamaya çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bir hadis-i şerifi daha anlamaya çalışalım.

Hz. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: "Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescitlerde kılınan on bin (10.000) namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz ise, diğer mescitlerde kılınan yüz bin (100.000) namazdan daha faziletlidir."

Bir başka hadis-i şerifte, "Medine mescidinde kılınan bir namaz başka yerde kılınan on bin namaza, Mescid-i Aksa'da kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza, Kâbe'de kılınan bir namaz ise, başka yerde kılınan yüz bin namaza eşittir," buyruldu. (5)

Hz. Rasulüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki, “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan on bin (10.000) namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise, diğer mescidlerde kılınan yüz bin (100.000) namazdan daha faziletlidir.”

Bir başka hadis-i şerifte, “Medine mescidinde kılınan bir namaz başka yerde kılınan on bin namaza, Mescid-i Aksa’da kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza, Kâbe’de kılınan bir namaz ise, başka yerde kılınan yüz bin namaza eşittir,” buyruldu. (5)

Bir hadisi şerif daha anlamaya çalışalım. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bir hadis-i şerifi daha anlamaya çalışalım.

Hz. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: "Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan on bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz ise, diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir."

Bir başka hadis-i şerifte, "Medine mescidinde kılınan bir namaz başka yerde kılınan on bin namaza, Mescid-i Aksa'da kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza, Kâbe'de kılınan bir namaz ise, başka yerde kılınan yüz bin namaza eşittir," buyruldu. (5)

Hz. Rasulüllah (SAV) Efendimiz buyurdular ki, “Mescidimde kılınan bir namaz Mescidi Haram haric, başka mescidlerde kılınan onbin (10000) namazdan daha faziletlidir. Mescidi Haram’da kılınan bir namaz ise, diğer mescidlerde kılınan yüzbin (100000) namazdan daha faziletlidir.”

Bir başka hadisi şerifte, “Medine mescidinde kılınan bir namaz başka yerde kılınan onbin namaza, Mescid Aksa’da kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza, Ka’be’de kılınan bir namaz ise, başka yerde kılınan yüznbün namaza eşittir,” buyruldu. (5)

(Not: (5) İmamı Gazali, İhyau Ulumiddin Cilt. 1 Sahife 709)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

(Not: (5) İmam Gazali, İhyau Ulumiddin Cilt. 1 Sayfa 709)

Yukarıdaki hadislerde belirtilen sayılar, o mertebelerin değerlerini açıkça ifade etmektedir. Buralarda idrak edilen Kelime-i Tevhid anlayışlarına göre değer ve mertebe kazanmaktadırlar.

Mescid-i Aksa'da isim ve sıfat tevhidleri; Mescid-i Nebevî'de zât tevhidi; Mescid-i Haram'da ise, baştan sona bütün tevhidlerin mertebeleri ve yaşam düzeyleri olduğundan her bir namaz yüz bin (100.000) namaz hükmündedir.

(Not: (5) İmam Gazali, İhyau Ulumiddin Cilt. 1 Sayfa 709)

Yukarıdaki hadislerde belirtilen sayılar, o mertebelerin değerlerini açıkça ifade etmektedir. Buralarda idrak edilen Kelime-i Tevhid anlayışlarına göre değer ve mertebe kazanmaktadırlar.

Mescid-i Aksa'da isim ve sıfat tevhidleri; Mescid-i Nebevî'de zât tevhidi; Mescid-i Haram'da ise, baştan sona bütün tevhidlerin mertebeleri ve yaşam düzeyleri olduğundan her bir namaz yüz bin (100.000) namaz hükmündedir.

Yukarıdaki hadislerde belirtilen sayılar, o mertebelerin değerlerini açık olarak ifade etmektedir. Buralarda idrak edilen Kelime-i Tevhid anlayışlarına göre değer ve mertebe kazanmaktadırlar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Yukarıdaki hadislerde belirtilen sayılar, o mertebelerin değerlerini açıkça ifade etmektedir. Buralarda idrak edilen Kelime-i Tevhid anlayışlarına göre değer ve mertebe kazanmaktadırlar.

Mescid-i Aksa'da esma ve sıfat tevhidleri; Mescid-i Nebevî'de zât tevhidi; Mescid-i Haram'da ise, baştan sona bütün tevhidlerin mertebeleri ve yaşam düzeyleri olduğundan her bir namaz yüz bin (100.000) namaz hükmündedir.

Mescidil Aksa’da esma ve sıfat tevhidleri; Mescidi Nebevi’de zat tevhidi; Mescidil Haram’da ise, baştan sona bütün tevhidlerin mertebeleri ve yaşam düzeyleri olduğundan herbir namaz yüzbin (100000) namaz hükmündedir. 

Şimdi burada da bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir. Yukarıda belirtilen bütün miktarları toplayalım, şöyle ki, 100 + 20 + 10 = 130 bin toplamaktadır. Yine açık olarak görmekteyiz ki, “Hakikati Muhammediyye”nin şifre rakamı tüm kemaliyle karşımızda durmakta, feyzi ilahi oradan dağılmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şimdi burada da bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir. Yukarıda belirtilen bütün miktarları toplayalım: 100 + 20 + 10 = 130 bin toplamaktadır. Yine açık olarak görmekteyiz ki, "Hakikati Muhammediyye"nin şifre rakamı tüm kemaliyle karşımızda durmakta, ilahi feyiz oradan dağılmaktadır.

Şimdi burada da bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir. Yukarıda belirtilen bütün miktarları toplayalım: 100 + 20 + 10 = 130 bin toplamaktadır. Yine açık olarak görmekteyiz ki, "Hakikati Muhammediyye"nin şifre rakamı tüm kemaliyle karşımızda durmakta, ilahi feyiz oradan dağılmaktadır.

"Mescid'il Haram" kitabını okumaya devam.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Mescid-i Haram" kitabını okumaya devam ediyorum.

"Makam-ı İbrahim"

Yine "Mescid-i Haram" kitabını okumaya çalışıyorum. Nasıl bir kitap ise, bütün âlemler görünen ve görünmeyen sayfalara dökülerek yayınlanmış. Açtığımız bölüm yine "Makam-ı İbrahim", oldukça geniş yer verilmiş. Bu okuyuş aslında "müşahade" (gözlemleyerek idrak etme) ve "duyuş"tur.

"Mescid-i Haram" kitabını okumaya devam ediyorum, "Makam-ı İbrahim"

Yine "Mescid-i Haram" kitabını okumaya çalışıyorum; nasıl bir kitap ise, bütün âlemler görünen ve görünmeyen sayfalara dökülerek yayınlanmış. Açtığımız bölüm yine "Makam-ı İbrahim", oldukça geniş yer verilmiş. Bu okuyuş aslında "müşahade" ve "duyuş"tur.

"Makamı İbrahim"

Yine "Mescidil Haram" kitabını okumaya çalışıyorum. Nasıl bir kitap ise, bütün âlemler görünen ve görünmeyen sayfalara dökülerek yayınlanmış. Açtığımız bölüm yine "Makamı İbrahim", oldukça geniş yer verilmiş. Bu okuyuş aslında "müşahade" (gözlemleyerek idrak etme) ve "duyuş"tur.

“Mescid’il Haram” kitabını okumaya devam “Makamı İbrahim”

Yine “Mescidil Haram” kitabını okumaya çalışıyorum, nasıl bir kitap ise, bütün alemler zahir, batın sayfalara dökülerek neşredilmiş açtığımız bölüm yine “Makamı İbrahim”, oldukça geniş yer verilmiş. Bu okuyuş aslında “müşahade” ve “duyuş”tur.

Bu kadar zamandır gece gündüz, sıcak soğuk demeden Zatı Mutlağın (Ka’be’nin) karşısında makamımı kaybetmemek için ve beni iyi tanısınlar, unutmasınlara diye bıkmadan yorulmadan 24 saat ve oruçlu olmak üzere nöbet tutmaktayım, bana uğramadan “Zatı Mutlağa” yol yoktur, diyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu kadar zamandır gece gündüz, sıcak soğuk demeden Mutlak Zât'ın (Kâbe'nin) karşısında makamımı kaybetmemek için ve beni iyi tanısınlar, unutmasınlar diye bıkmadan yorulmadan 24 saat ve oruçlu olmak üzere nöbet tutmaktayım, bana uğramadan "Mutlak Zât'a" yol yoktur, diyordu.

Bu kadar zamandır gece gündüz, sıcak soğuk demeden Mutlak Zât'ın (Kâbe'nin) karşısında makamımı kaybetmemek için ve beni iyi tanısınlar, unutmasınlar diye bıkmadan yorulmadan 24 saat ve oruçlu olmak üzere nöbet tutmaktayım, bana uğramadan "Mutlak Zât'a" yol yoktur, diyordu.

ve devam ederek;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

ve devam ederek;

Benim örtüm sarı metaldir, O'nun (Kâbe'nin) örtüsü ise siyah ipektir. Benim vasfım "Müheyyin" (hayran bırakan), "Heyeman" (şiddetli sevgi)dir. O'nun vasfı ise "Maşuku ezeli"dir (ezelî sevgili). Bu yüzden sararıp soldum, örtüm sarı oldu. Benim boyuma, mertebeme göre merkezimde nurdan bir sütun vardır. İşte orada "lâ ilâhe illallah İbrahim Rasulullah" yazmaktadır. Ve ben Mutlak Zât'ın tam kapısının karşısındayım, bana uğramadan O'na yol yoktur. Ayrıca zemzem kuyusu da hemen yakınımdadır. Onun da bekçiliğini yapmaktayım. Daha evvelce buranın temizliği de bana verilmişti. Görülen bütün temizlik çalışmaları "gönül temizliği dahil" benim nezaretimde olmaktadır, diyordu.

Benim örtüm sarı metaldir, O'nun (Kâbe'nin) örtüsü ise siyah ipektir. Benim vasfım "Müheyyin" (hayran bırakan), "Heyeman" (şiddetli sevgi)dir. O'nun vasfı ise "Maşuku ezeli"dir (ezelî sevgili). Bu yüzden sararıp soldum, örtüm sarı oldu. Benim boyuma, mertebeme göre merkezimde nurdan bir sütun vardır. İşte orada "lâ ilâhe illallah İbrahim Rasulullah" yazmaktadır. Ve ben Mutlak Zât'ın tam kapısının karşısındayım, bana uğramadan O'na yol yoktur. Ayrıca zemzem kuyusu da hemen yakınımdadır. Onun da bekçiliğini yapmaktayım. Daha evvelce buranın temizliği de bana verilmişti. Görülen bütün temizlik çalışmaları "gönül temizliği dahil" benim nezaretimde olmaktadır, diyordu.

ve devam ederek;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

ve devam ederek;

Benim örtüm sarı metaldir, O'nun (Kâbe'nin) örtüsü ise siyah ipektir. Benim vasfım "Müheyyin" "Heyeman", yani şiddetli sevgidir. O'nun vasfı ise "Maşuku ezeli"dir. Bu yüzden sararıp soldum, örtüm sarı oldu. Benim boyuma, mertebeme göre merkezimde nurdan bir sütun vardır. İşte orada "lâ ilâhe illallah İbrahim Rasulullah" yazmaktadır. Ve ben Mutlak Zât'ın tam kapısının karşısındayım, bana uğramadan O'na yol yoktur. Ayrıca zemzem kuyusu da hemen yakınımdadır. Onun da bekçiliğini yapmaktayım. Daha evvelce buranın temizliği de bana verilmişti. Görülen bütün temizlik çalışmaları "gönül temizliği dahil" benim nezaretimde olmaktadır, diyordu.

Benim örtüm, sarı metal, O’nun (Ka’be’nin) ki siyah ipektir. Benim vasfım “Müheyyin” “Heyeman”, şiddetli sevgidir. O’nun vasfı ise, “Maşuku ezeli”dir. Bu yüzden sararıp soldum, örtüm sarı oldu. Benim boyuma, mertebeme göre merkezimde nurdan bir sütun vardır. İşte orada “lâ ilâhe illallah İbrahim Rasulullah” yazmaktadır. Ve ben Zat-ı Mutlağın tam kapısının karşısındayım, bana uğramadan O’na yol yoktur. Ayrıca zem zem kuyusu da hemen yakınımdadır. Onun da bekçiliğini yapmaktayım. Daha evvelce buranın temizliği de bana verilmişti. Görülen bütün temizlik çalışmaları “gönül temizliği dahil” benim nezaretimde olmaktadır, diyordu.

Bu sefer, dalgalanan bayraktaki; “İbrahim” isminin harfleri hareketlenip “lisan-ı hal” ile konuşmağa başladılar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu sefer, dalgalanan bayraktaki "İbrahim" isminin harfleri hareketlenip "hal dili" ile konuşmaya başladılar.

"Elif" dedi ki: "Ben onun bayrak direğiyim ve 13 makamım vardır, ancak onun (Hullet) dostluk bayrağı 8. makamımda dalgalanmaktadır. Ben olmasaydım onun bayrağı dalgalanamazdı."

"Be" derken sıraya girdi, "Ben (ile)yim, birlikteliği ifade etmekteyim, eğer ben olmasaydım (ben) yani (elif) meydana çıkamayacaktır. İbrahim bayrağını dalgalandıramayacaktır," dedi.

Bu sefer, dalgalanan bayraktaki "İbrahim" isminin harfleri hareketlenip "hal dili" ile konuşmaya başladılar.

"Elif" dedi ki: "Ben onun bayrak direğiyim ve 13 makamım vardır, ancak onun (Hullet) dostluk bayrağı 8. makamımda dalgalanmaktadır. Ben olmasaydım onun bayrağı dalgalanamazdı."

"Be" derken sıraya girdi, "Ben (ile)yim, birlikteliği ifade etmekteyim, eğer ben olmasaydım (ben) yani (elif) meydana çıkamayacaktır. İbrahim bayrağını dalgalandıramayacaktır," dedi.

(ُ) “elif” dedi ki: “Ben onun bayrak direğiyim ve 13 makamım vardır, ancak onun (Hullet) dostluk bayrağı 8 inci makamımda dalgalanmaktadır. Ben olmasaydım onun bayrağı dalgalanamazdı.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

(Elif harfi) dedi ki: "Ben onun bayrak direğiyim ve 13 makamım vardır, ancak onun (Hullet) dostluk bayrağı 8. makamımda dalgalanmaktadır. Ben olmasaydım onun bayrağı dalgalanamazdı."

(Be harfi) derken sıraya girdi, "Ben (ile)yim, birlikteliği ifade etmekteyim, eğer ben olmasaydım (ben) yani (elif) meydana çıkamayacaktı. İbrahim bayrağını dalgalandıramayacaktı," dedi.

Hemen arkasından (Rı harfi) sıraya girip söz aldı. "Durun bakalım o kadar ileriye gitmeyin, eğer ben olmasaydım bu hakikatler, 'İbrahim'e ait rahmet' ile sizlerden dahi gelen ilmî ve manevî rahmetler nasıl ortaya çıkacaktı?" dedi.

() “be” derken sıraya girdi, “ben (ile) yim birlikteliği ifade etmekteyim, eğer ben olmasaydım (ben) yani (elif) meydana çıkamayacaktır. İbrahim bayrağını dalgalandıramayacaktır,” dedi.

Hemen arkasından () “rı” sıraya girip söz aldı. “Durun bakalım o kadar ileriye gitmeyin, eğer ben olmasaydım bu hakikatler, “rahmet-i İbrahimiyye” ile sizlerden dahi gelen ilmi ve manevi rahmetler nasıl ortaya çıkacaktı” dedi.

Hemen arkasından "rı" sıraya girip söz aldı. "Durun bakalım, o kadar ileriye gitmeyin, eğer ben olmasaydım bu hakikatler, "rahmet-i İbrahimiyye" ile sizlerden dahi gelen ilmî ve manevî rahmetler nasıl ortaya çıkacaktı?" dedi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Hemen arkasından "rı" sıraya girip söz aldı. "Durun bakalım, o kadar ileriye gitmeyin, eğer ben olmasaydım bu hakikatler, "İbrahimî rahmet" ile sizlerden dahi gelen ilmî ve manevî rahmetler nasıl ortaya çıkacaktı?" dedi.

Bunun üzerine, "mim" o çok güzel "mim" sıraya girerek, "Sakın beni unutmayın, her ne kadar ben sonda isem de hepinizden öndeyim, çünkü ben, "İbrahimiyet Mertebesi"nde mevcut "Muhammedî Makam"ın temsilcisiyim. Eğer ben olmasaydım sizin hiçbirinize ihtiyaç olmayacaktı ve hepinizin varlığı benim varlığımda ayakta duran, varlığını sürdüren bir durumdadır, tartışmanıza gerek yoktur, hepiniz bir bütünün parçalarısınız." dedi.

Bunun üzerine, "mim" o çok güzel "mim" sıraya girerek, "Sakın beni unutmayın, her ne kadar ben sonda isem de hepinizden öndeyim, çünkü ben, "Mertebe-i İbrahimiyyet"te mevcut "Makam-ı Muhammediye"nin temsilcisiyim. Eğer ben olmasaydım sizin hiçbirinize ihtiyaç olmayacaktı ve hepinizin varlığı benim varlığımda kâimdir, münakaşa etmenize gerek yoktur, hepiniz bir bütünün parçalarısınız." dedi.

Bunun üzerine, () “mim” o çok güzel “mim” sıraya girerek, sakın beni unutmayın, her ne kadar ben sonda isem de hepinizden öndeyim, çünkü ben, “Mertebe-i İbrahimiyyet”te mevcut “Makamı Muhammediye”nin temsilcisiyim. Eğer ben olmasaydım sizin hiç birinize ihtiyaç olmayacaktı ve hepinizin varlığı benim varlığımda kaimdir, münakaşa etmenize gerek yoktur, hepiniz bir bütünün parçalarısınız. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bunun üzerine, "mim" o çok güzel "mim" sıraya girerek, sakın beni unutmayın, her ne kadar ben sonda isem de hepinizden öndeyim, çünkü ben, "İbrahimî Mertebe"de mevcut "Muhammedî Makam"ın temsilcisiyim. Eğer ben olmasaydım sizin hiçbirinize ihtiyaç olmayacaktı ve hepinizin varlığı benim varlığımda kâimdir, münakaşa etmenize gerek yoktur, hepiniz bir bütünün parçalarısınız.

Yani Muhammedî Hakikat'te, İbrahimî Mertebe'nin kendi içindeki mertebelerisiniz, deyince bütün harfler tekrar "İbrahim" bayrağının içine girip yerlerini alarak, mutmainlik ve huzur içinde sadece şekillerini zuhura çıkarıp gözler önüne sererek, sessizce dalgalanarak seyredilmeye devam ettiler.

Yani Hakikatı Muhammediyede, Mertebe-i İbrahimiyyet’in kendi içindeki mertebelerisiniz, deyince bütün harfler tekrar “İbrahim” bayrağının içine girip yerlerini alarak, mutmainlik ve huzur içinde sadece şekillerini zuhura çıkarıp gözler önüne sererek, sessizce dalgalanarak seyr edilmeğe devam ettiler.

Yani Muhammedî Hakikat'te, İbrahimî Mertebe'nin kendi içindeki mertebelerisiniz, denilince bütün harfler tekrar "İbrahim" bayrağının içine girip yerlerini alarak, mutmainlik ve huzur içinde sadece şekillerini ortaya çıkarıp gözler önüne sererek, sessizce dalgalanarak seyredilmeye devam ettiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.1s

Yani Muhammedî Hakikat'te, İbrahimî Mertebe'nin kendi içindeki mertebelerisiniz denilince, bütün harfler tekrar "İbrahim" bayrağının içine girip yerlerini alarak, mutmainlik ve huzur içinde sadece şekillerini ortaya çıkarıp gözler önüne sererek, sessizce dalgalanarak seyredilmeye devam ettiler.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Regaib Kandili gecesi Ka'be'nin içi bölümü Kitabın sayfalarını çevirirken "Ka'be'nin içi" bölümüne geldik ki; ben de merakla, hadi hemen içeri girelim dedim ve Makam-ı İbrahim'den yavaş yavaş kapı istikametine doğru yürümeye başladım. Fakat kapıya yaklaştıkça kalabalık artmaya başladı, biraz daha yaklaştıkça bu bedenle içeriye girmenin mümkün olmadığını anladım. Çünkü zaten bu bedenle içeriye girmeye en büyük engeldi.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Regaib Kandili gecesi Ka'be'nin içi bölümü Kitabın sayfalarını çevirirken "Ka'be'nin içi" bölümüne geldik ki; ben de merakla, hadi hemen içeri girelim dedim ve Makam-ı İbrahim'den yavaş yavaş kapı istikametine doğru yürümeye başladım. Fakat kapıya yaklaştıkça kalabalık artmaya başladı, biraz daha yaklaştıkça bu bedenle içeriye girmenin mümkün olmadığını anladım. Çünkü zaten bu bedenle içeriye girmeye en büyük engeldi.

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Regaib Kandili gecesi Ka’be’nin içi bölümü Kitabın sayfalarını çevirirken “Ka’be’nin içi” bölümüne geldik ki; ben de merakla, hadi hemen içeri girelim dedim ve Makamı İbrahim’den yavaş yavaş kapı istikametine doğru yürümeğe başladım. Fakat kapıya yaklaştıkça kalabalık artmağa başladı, biraz daha yaklaştıkça bu bedenle içeriye girmenin mümkün olmadığını anladım. Çünkü zaten bu bedenle içeriye girmeye en büyük mani idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

20-09-2001 Mekke-i Mükerreme, Ka'be-i Muazzama Regaib Kandili gecesi, Ka'be'nin içi bölümü. Kitabın sayfalarını çevirirken "Ka'be'nin içi" bölümüne geldik ki; ben de merakla, hadi hemen içeri girelim dedim ve Makam-ı İbrahim'den yavaş yavaş kapı istikametine doğru yürümeye başladım. Fakat kapıya yaklaştıkça kalabalık artmaya başladı, biraz daha yaklaştıkça bu bedenle içeriye girmenin mümkün olmadığını anladım. Çünkü zaten bu bedenle içeriye girmeye en büyük engeldi.

Ne yapayım diye düşünüyorken ilham kuşu başıma kondu da, ne düşünüyorsun? 13 – 13 dedi. Dedi amma aynı zamanda da müezzin efendi “Allahu Ekber” diye nida etti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Ne yapayım diye düşünüyorken ilham kuşu başıma kondu da, "Ne düşünüyorsun? 13 – 13" dedi. Dedi ama aynı zamanda da müezzin efendi "Allahu Ekber" diye seslendi.

Meğer akşam namazı vaktiymiş, onu kılmak için cemaate uyduk, imam efendi de ilham kuşundan ilham almış olacak ki, Kur'an-ı Kerim Tin Suresi 95/ 1-3 ayetleri وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ ﴿١﴾ وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ ﴿٢﴾ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ ﴿٣﴾ "Vettîni vezzeytûni. Ve tûri sînîne. Ve hâzel beledil emîn." okumaktaydı, adeta araya girmeyi teşvik ediyordu.

Ne yapayım diye düşünüyorken ilham kuşu başıma kondu da, "Ne düşünüyorsun? 13 – 13" dedi. Dedi ama aynı zamanda da müezzin efendi "Allahu Ekber" diye seslendi.

Meğer akşam namazı vaktiymiş, onu kılmak için cemaate uyduk, imam efendi de ilham kuşundan ilham almış olacak ki, Kur'an-ı Kerim Tin Suresi 95/ 1-3 ayetleri وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ ﴿١﴾ وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ ﴿٢﴾ وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَم۪ينِۙ ﴿٣﴾ "Vettîni vezzeytûni. Ve tûri sînîne. Ve hâzel beledil emîn." okumaktaydı, adeta araya girmeyi teşvik ediyordu.

Meğer akşam namazı vaktiymiş, onu eda etmek için cemaate uyduk, imam efendi de ilham kuşundan ilham almış olacak ki, Kuranı Keriym Tin 95/ 1-3 ayetleri&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

Meğer akşam namazı vaktiymiş, onu kılmak için cemaate uyduk, imam efendi de ilham kuşundan ilham almış olacak ki, Kur'an-ı Kerim'den Tin Suresi 95/1-3 ayetlerini

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِ سِينِينَ وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ

"Vettîni vezzeytûni ve tûri sînîne ve hâzel beledil emîn" okumaktaydı, adeta araya girmeyi teşvik ediyordu.

Nihayet selam verildi, cenaze namazı da kılındıktan sonra, ilham kuşu tekrar uçmaya başlayarak 13-13 diye kanat çırpıyordu.

يَتُون وَطُورِ سِينِينَ وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِعوالتين والز

 “vettin vezzeytin ve turisinine ve herel beledil emin” okumakta, adeta araya girmeyi teşvik ediyordu.

 

Nihayet selam verildi cenaze namazı da eda edildikten sonra, ilham kuşu tekrara uçmağa başlayarak 13-13 diye kanat çırpıyordu.

Nihayet selâm verildi, cenaze namazı da kılındıktan sonra, ilham kuşu tekrar uçmaya başlayarak 13-13 diye kanat çırpıyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Nihayet selâm verildi, cenaze namazı da kılındıktan sonra, ilham kuşu tekrar uçmaya başlayarak 13-13 diye kanat çırpıyordu.

Onu takip etmeye başladım, elime nurdan 13 metrelik bir merdiven verdi, alıp Kâbe’nin tenha bir yanına dayayıp yukarıya çatıya çıkmaya başladım. Çatıya çıkınca baktım, aşağıdan yukarıya tam merkezde nurdan bir sütun, etrafı açık; meğer gök ehli aradan girip çıkıyormuş.

On üçüncü bölümü üstte, diğer 12 bölümü de içeride. Aşağı nasıl ineceğim derken baktım bir tabela “nüzul/iniş” yazıyor.

Onu takip etmeye başladım, elime nurdan 13 metrelik bir merdiven verdi, alıp Kâbe’nin tenha bir yanına dayayıp yukarıya çatıya çıkmaya başladım. Çatıya çıkınca baktım, aşağıdan yukarıya tam merkezde nurdan bir sütun, etrafı açık; meğer gök ehli aradan girip çıkıyormuş.

On üçüncü bölümü üstte, diğer 12 bölümü de içeride. Aşağı nasıl ineceğim derken baktım bir tabela “nüzul/iniş” yazıyor.

Onu takibe başladım, elime nurdan 13 metrelik bir merdiven verdi, alıp Ka’be’nin tenha bir yanına dayayıp yukarıya çatıya çıkmaya başladım. Çatıya çıkınca baktım aşağıdan yukarıya tam merkezde nurdan bir sütun etrafı açık, meğer gök ehli aradan girip çıkıyormuş.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Onu takip etmeye başladım, elime nurdan 13 metrelik bir merdiven verdi, alıp Ka'be'nin tenha bir yanına dayayıp yukarıya çatıya çıkmaya başladım. Çatıya çıkınca baktım, aşağıdan yukarıya tam merkezde nurdan bir sütun, etrafı açık; meğer gök ehli aradan girip çıkıyormuş.

On üçüncü bölümü üstte, diğer 12 bölümü de içeride. Aşağı nasıl ineceğim derken baktım, bir tabela "nüzul/iniş" yazıyor.

Nur sütununun o yanına gelip bakınca gördüm ki, her basamağında bir harf ile (M - H - M - M - D - R - R - S - L - L - L - H) diye 12 harfli "Muhammedü'r-Resûlüllah" yazıyordu.

Onüçüncü bölümü üstte, diğer 12 bölümü de içeride. Aşağı nasıl ineceğim derken baktım bir tabela “nüzul/iniş” yazıyor. 

Nur sütununun o yanına gelip bakınca gördüm ki, Nur sütununun o yanına gelip bakınca gördüm ki, (M - H - M - M - D - R - R - S - L - L - L - H) diye her basamağında bir harf ile, 12 harfli “Muhammedü'r-Resûlüllah” yazıyordu.

Sessizce merdivenden süzülerek aşağıya indim ki; o nur sütununun diğer yüzünde ise “uruç/çıkış” 12 harfli “Lâ ilâhe illâ Allah” Kelime-i Tevhid’inin her basamağında bir harfi ve ona tâbi olanı yazmakta idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Sessizce merdivenden süzülerek aşağıya indim; o nur sütununun diğer yüzünde ise "uruç/çıkış" kelimesi, 12 harfli "Lâ ilâhe illâ Allah" Kelime-i Tevhid'inin her basamağında bir harfi ve ona tâbi olanı yazmaktaydı.

İçeride olağanüstü bir hal olduğu seziliyordu. Dışarıdan içerisi görülmüyor fakat içeriden dışarısı tamamen gözüküyordu.

(M - H - M - M - D - R - R - S - L - L - L - H) diye her basamağında bir harf ile, 12 harfli "muhammedürrasulüllah" yazıyordu.

İçeride olağanüstü bir hal olduğu seziliyordu. Dışarıdan içerisi görülmüyor fakat içeriden dışarısı tamamen gözüküyordu.

(M - H - M - M - D - R - R - S - L - L - L - H) diye her basamağında bir harf ile, 12 harfli “muhammedürrasulüllah” yazıyordu.

Sessizce merdivenden süzülerek aşağıya indim ki; o nur sütununun diğer yüzünde ise “uruç/çıkış” 12 harfli “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid’inin her basamağında bir harfi ve mutebesi yazmakta idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Sessizce merdivenden süzülerek aşağıya indim; o nur sütununun diğer yüzünde ise "uruç/çıkış"ı temsil eden, on iki harfli "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhid'inin her basamağında bir harfi ve ona ait olan yazmaktaydı.

İçeride olağanüstü bir hal olduğu seziliyordu. Dışarıdan içerisi görülmüyor fakat içeriden dışarısı tamamen gözüküyordu.

Ortadaki merkez nur sütununun önünde, "Hacer-ül Esved" köşesine doğru olan istikamette, ki orası "Hakikati Muhammedi"dir, "Nuru Muhammedi" duruyordu;

İçeride olağanüstü bir hal olduğu seziliyordu. Dışarıdan içerisi görülmüyor fakat içeriden dışarısı tamamen gözüküyordu. 

Ortadaki merkez nur sütununun önünde “Hacer-ül Esved” köşesine doğru olan istikamette, ki orası “Hakikati Muhammedi”dir, “Nuru Muhammedi” duruyordu;

Ortadaki merkez nur sütununun önünde, Hacer-ül Esved köşesine doğru olan istikamette, ki orası Hakikati Muhammedi'dir, Nuru Muhammedi duruyordu;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ortadaki merkez nur sütununun önünde, Hacer-ül Esved köşesine doğru olan yönde, ki orası Hakikati Muhammedi'dir, Nuru Muhammedi duruyordu;

onun "içeriden" sağ yan köşesinde ise Nuru İsevi;

onun yan köşesinde ise, Nuru Musevi;

onun yan köşesinde ise, Nuru İbrahim duruyordu.

Hep birlikte dediler ki; hoş geldin kardeş, ne güzel zamanda geldin, bu gece Regaib kandilidir, bu sene içerisinde kimlerin gönüllerine Hakikati Muhammedi Nur'u gönül rahimlerine düşürülecek ise, buradan dağıtılır. Birimiz doğuya, birimiz batıya, birimiz kuzeye, birimiz güneye, sen de al bulunduğun yerdekilerin gönüllerine serp dediler.

onun "içeriden" sağ yan köşesinde ise Nuru İsevi;

onun yan köşesinde ise, Nuru Musevi;

onun yan köşesinde ise, Nuru İbrahim duruyordu.

Hep birlikte dediler ki; hoş geldin kardeş, ne güzel zamanda geldin, bu gece Regaib kandilidir, bu sene içerisinde kimlerin gönüllerine Hakikati Muhammedi Nur'u gönül rahimlerine düşürülecek ise, buradan dağıtılır. Birimiz doğuya, birimiz batıya, birimiz kuzeye, birimiz güneye, sen de al bulunduğun yerdekilerin gönüllerine serp dediler.

onun “içeriden” sağ yan köşesinde ise “Nuru İsevi”; &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

Onun "içeriden" sağ yan köşesinde ise "İsa'nın Nuru";

onun yan köşesinde ise, "Musa'nın Nuru";

onun yan köşesinde ise, "İbrahim'in Nuru" duruyordu.

Hep birlikte dediler ki; hoş geldin kardeş, ne güzel zamanda geldin, bu gece Regaib kandilidir, bu sene içerisinde kimlerin gönüllerine "Muhammedî Hakikat Nuru" gönül rahimlerine düşürülecek ise, buradan dağıtılır. Birimiz doğuya, birimiz batıya, birimiz kuzeye, birimiz güneye, sen de al bulunduğun yerdekilerin gönüllerine serp dediler.

onun yan köşesinde ise, “Nuru Musevi”; 

onun yan köşesinde ise, “Nuru İbrahim” duruyordu.

Hep birlikte dediler ki; hoş geldin kardeş, ne güzel zamanda geldin, bu gece Regaib kandilidir, bu sene içerisinde kimlerin gönüllerine “Hakikati Muhammedi Nur”u gönül rahimlerine düşürülecek ise, buradan dağıtılır. Birimiz doğuya, birimiz batıya, birimiz kuzeye, birimiz güneye, sen de al bulunduğun yerdekilerin gönüllerine serp dediler.

Ve az dışarıya bak, dediler: ben de, dışarıya bakınca, dışarıda öyle bir yağmur “rahmeti ilahiyye” zahir, batın yağıyordu ki, bazıları kaçışıyor, fakat çoğunluğu tavaflarına devam ediyordu. Dediler ki; bu akşam 120 rahmet değil 120 bin rahmet vardır. Bunların 60 bini ki bize en yakın olan tavaf ehlinedir, 40 bini az daha uzakta olan ibadet ehlinedir, 20 bini ise, daha uzaktan bize bakanlaradır, dediler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ve "Biraz dışarıya bak" dediler. Ben de dışarıya bakınca, dışarıda öyle bir yağmur, yani "ilahi rahmet" hem açıkça hem de gizlice yağıyordu ki, bazıları kaçışıyor, fakat çoğunluğu tavaflarına devam ediyordu. Dediler ki: "Bu akşam 120 rahmet değil, 120 bin rahmet vardır. Bunların 60 bini bize en yakın olan tavaf edenleredir, 40 bini biraz daha uzakta olan ibadet edenleredir, 20 bini ise daha uzaktan bize bakanlaradır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ve "Biraz dışarıya bak" dediler. Ben de dışarıya bakınca, dışarıda öyle bir yağmur, yani "ilahi rahmet" hem açıkça hem de gizlice yağıyordu ki, bazıları kaçışıyor, fakat çoğunluğu tavaflarına devam ediyordu. Dediler ki: "Bu akşam 120 rahmet değil, 120 bin rahmet vardır. Bunların 60 bini bize en yakın olan tavaf edenleredir, 40 bini biraz daha uzakta olan ibadet edenleredir, 20 bini ise daha uzaktan bize bakanlaradır."

Ve "Biraz dışarıya bak" dediler. Ben de dışarıya bakınca, dışarıda öyle bir yağmur, yani "ilahi rahmet" hem açıkça hem de gizlice yağıyordu ki, bazıları kaçışıyor, fakat çoğunluğu tavaflarına devam ediyordu. Dediler ki: "Bu akşam 120 rahmet değil, 120 bin rahmet vardır. Bunların 60 bini bize en yakın olan tavaf edenleredir, 40 bini biraz daha uzakta olan ibadet edenleredir, 20 bini ise daha uzaktan bize bakanlaradır."

Bu anlayış içerisinde birden irkildim, Beytullah’ın içinde misafir olmuşum da O’nu tavaf edenler içeridekiler ile birlik beni de tavaf ediyorlardı. Bu hal içerisinde, Mertebe-i İbrahim söz alarak, dikkat et çekinme bu tavaf bizlerin madde benliklerine, dış madde yapılarına değil her birerlerimizde bulunan “Hakikat-ü Muhammedi” nuruna ve “nefahtü ruhuna”dır, dediler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu anlayış içinde birden irkildim, Beytullah'ın içinde misafir olmuşum da O'nu tavaf edenler içeridekilerle birlikte beni de tavaf ediyorlardı. Bu hal içinde, İbrahim makamı söz alarak, "Dikkat et, çekinme, bu tavaf bizlerin madde benliklerine, dış madde yapılarına değil, her birimizde bulunan 'Hakikat-i Muhammedi' nuruna ve 'ruhumdan üfledim' sırrınadır," dediler.

Bu anlayış içinde birden irkildim, Beytullah'ın içinde misafir olmuşum da O'nu tavaf edenler içeridekilerle birlikte beni de tavaf ediyorlardı. Bu hal içinde, İbrahim makamı söz alarak, "Dikkat et, çekinme, bu tavaf bizlerin madde benliklerine, dış madde yapılarına değil, her birimizde bulunan 'Hakikat-i Muhammedi' nuruna ve 'ruhumdan üfledim' sırrınadır," dediler.

O zaman düşündüm ki; Beytullah'ın içinde secde nereye yapılır? Dediler ki; "Ahadiyyet temsilcisi olan 13 mertebeli merkez nur sütununun olduğu yerde secde olmaz. O mertebede ona dönük olarak durursan burası Ahadiyyet mertebesidir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

O zaman düşündüm ki; Beytullah'ın içinde secde nereye yapılır? Dediler ki; "Ahadiyyet (Allah'ın birliği) temsilcisi olan 13 mertebeli merkez nur sütununun olduğu yerde secde olmaz. O mertebede ona dönük olarak durursan burası Ahadiyyet mertebesidir."

O zaman düşündüm ki; Beytullah’ın içinde secde nereye yapılır? Dediler ki; Ahadiyyet temsilcisi olan 13 mertebeli merkez nur sütununun olduğu yerde secde olmaz. O mertebede ona dönük olarak durursan burası Ahadiyyet mertebesidir.

O zaman düşündüm ki; Beytullah’ın içinde secde nereye yapılır? Dediler ki; Ahadiyyet temsilcisi olan 13 mertebeli merkez nur sütununun olduğu yerde secde olmaz. O mertebede ona dönük olarak durursan burası Ahadiyyet mertebesidir. 

“lâ ilâhe illâ allah” yüzü, hüvviyeti, “muhammedürrasulüllah” yüzü ise, inniyetidir. Burasa “Zat-ı Mutlak” yeridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Lâ ilâhe illâllah" yüzü, kimliği; "Muhammedü'r-resûlüllah" yüzü ise, benliğidir. Burası "Mutlak Zât" yeridir.

O merkezden hangi köşeye doğru yönelirsen, o köşenin ifade ettiği anlama secde etmiş olursun ki, içeride her yöne secde etmen mümkündür. Ama dışarıda böyle olmaz, her yönden merkeze, Ahadiyyet'e (Allah'ın birliğine) secde etmek mutlak gereklidir.

“Lâ ilâhe illâllah” yüzü, hüviyeti (kimliği), “Muhammedü’r-resûlüllah” yüzü ise, inniyetidir (benliğidir). Burası “Mutlak Zât” yeridir.

O merkezden hangi köşeye doğru yönelirsen, o köşenin ifade ettiği anlama secde etmiş olursun ki, içeride her yöne secde etmen mümkündür. Ama dışarıda böyle olmaz, her yönden merkeze, Ahadiyyet’e (Allah’ın birliğine) secde etmek mutlak gereklidir.

Bir ara yine kendime geldim ki, tavaf edenler bizleri tavaf ettiği gibi secde edenler de bizlere doğru secde ediyorlardı. Bu hal de çok garibime gitti de irkildim, yine İbrahim Mertebesi konuşmaya başladı ve dedi ki; biz şu mukaddes Beyt’i yukarıya hep birlikte çekelim. Ortada sadece bir Ahadiyyet’in nur sütunu kalsın, sıra sıra Kâbe boşluğunda secde edenlerle dolduralım da... Ahadiyyet sütununa kadar. Sütunun etrafında çevresinde evvela 4 mertebenin temsilcisi 4 kişi olacaktır. Onların çevresinde 12 kişi, onların çevresi de çoğalarak gidecek kesret (çokluk) olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bir ara yine kendime geldim ki, tavaf edenler bizi tavaf ettiği gibi secde edenler de bize doğru secde ediyorlardı. Bu hal de çok garibime gitti de irkildim, yine İbrahim Mertebesi konuşmaya başladı ve dedi ki; biz şu mukaddes Beyt'i yukarıya hep birlikte çekelim. Ortada sadece bir Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) nur sütunu kalsın, sıra sıra Kâbe boşluğunda secde edenlerle dolduralım da... Ahadiyyet sütununa kadar. Sütunun etrafında çevresinde evvela 4 mertebenin temsilcisi 4 kişi olacaktır. Onların çevresinde 12 kişi, onların çevresi de çoğalarak gidecek kesret (çokluk) olacaktır.

O merkezden hangi köşeye doğru yönelirsen o köşenin ifade ettiği manaya secde etmiş olursun ki, içeride her yöne secde etmen mümkündür. Ama dışarıda böyle olmaz, her yönden merkeze, Ahadiyyet’e secde etmek mutlak gereklidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

O merkezden hangi köşeye doğru yönelirsen, o köşenin ifade ettiği anlama secde etmiş olursun ki, içeride her yöne secde etmen mümkündür. Ama dışarıda böyle olmaz, her yönden merkeze, Ahadiyyet’e secde etmek mutlak gereklidir.

Bir ara yine kendime geldim ki, tavaf edenler bizleri tavaf ettiği gibi secde edenler de bizlere doğru secde ediyorlardı. Bu hal de çok garibime gitti de irkildim, yine Mertebe-i İbrahim (İbrahim makamı) konuşmaya başladı ve dedi ki; biz şu mukaddes Beyt’i yukarıya hep birlikte çekelim. Ortada sadece bir Ahadiyyet’in nur sütunu kalsın, sıra sıra Ka’be boşluğunda secde edenlerle dolduralım da... Ahadiyyet sütununa kadar. Sütunun etrafında çevresinde evvela 4 mertebenin temsilcisi 4 kişi olacaktır. Onların çevresinde 12 kişi, onların çevresi de çoğalarak gidecek kesret (çokluk) olacaktır.

Bir ara yine kendime geldim ki, tavaf edenler bizleri tavaf ettiği gibi secde edenler de bizlere doğru secde ediyorlardı. Bu hal de çok garibime gitti de irkildim, yine Mertebe-i İbrahim konuşmaya başladı ve dedi ki; biz şu mukaddes Beyt’i yukarıya hep birlikte çekelim. Ortada sadece bir Ahadiyyet’in nur sütunu kalsın, sıra sıra Ka’be boşluğunda secde edenlerle dolduralım da... Ahadiyyet sütununa kadar. Sütunun etrafında çevresinde evvela 4 mertebenin temsilcisi 4 kişi olacaktır. Onların çevresinde 12 kişi, onların çevresi de çoğalarak gidecek kesret olacaktır.

Bir ara Ahadiyyet direğini de ortadan kaldırsak, evvela o 4 kişi karşılıklı birbirlerine secde ediyor şekilde olacaklardır. Onlardan sonrakiler de, sonrakiler de hep birbirlerine secde etmiş olacaklardır. Bu hususta mühim olan şey, birinin diğerine abdiyyetiyle uluhiyyetine, diğeri de aynı şekilde kendisinde bulunan abdiyyetiyle diğerinin uluhiyyetine secde ettiği görülecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bir ara Ahadiyyet direğini de ortadan kaldırsak, evvela o dört kişi karşılıklı birbirlerine secde ediyor şekilde olacaklardır. Onlardan sonrakiler de, sonrakiler de hep birbirlerine secde etmiş olacaklardır. Bu hususta önemli olan şey, birinin diğerine kulluğuyla ilâhlığına, diğeri de aynı şekilde kendisinde bulunan kulluğuyla diğerinin ilâhlığına secde ettiği görülecektir.

Bir ara Ahadiyyet direğini de ortadan kaldırsak, evvela o dört kişi karşılıklı birbirlerine secde ediyor şekilde olacaklardır. Onlardan sonrakiler de, sonrakiler de hep birbirlerine secde etmiş olacaklardır. Bu hususta önemli olan şey, birinin diğerine kulluğuyla ilâhlığına, diğeri de aynı şekilde kendisinde bulunan kulluğuyla diğerinin ilâhlığına secde ettiği görülecektir.

Bir ara Ahadiyyet direğini de ortadan kaldırsak, evvela o dört kişi karşılıklı birbirlerine secde ediyor şekilde olacaklardır. Onlardan sonrakiler de, sonrakiler de hep birbirlerine secde etmiş olacaklardır. Bu hususta önemli olan şey, birinin diğerine kulluğuyla ilâhlığına, diğeri de aynı şekilde kendisinde bulunan kulluğuyla diğerinin ilâhlığına secde ettiği görülecektir.

Genelde hakikat zaten böyle olduğuna göre burada olan özelde niye olmasın dedi ve vakit de oldukça ilerlemiş olduğu o an baktım ki yine müezzin efendi “Allah-u Ekber....lâ ilâhe illâ allah” diyerek Kelime-i Tevhid’li ezanı Muhammedi ile yatsı namazını haber vermekte idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Genelde hakikat zaten böyle olduğuna göre, burada olan özelde niye olmasın dedi ve vakit de oldukça ilerlemiş olduğu o an baktım ki yine müezzin efendi "Allah-u Ekber....lâ ilâhe illâ allah" diyerek Kelime-i Tevhid'li ezanı Muhammedi ile yatsı namazını haber vermekte idi.

Genelde hakikat zaten böyle olduğuna göre, burada olan özelde niye olmasın dedi ve vakit de oldukça ilerlemiş olduğu o an baktım ki yine müezzin efendi "Allah-u Ekber....lâ ilâhe illâ allah" diyerek Kelime-i Tevhid'li ezanı Muhammedi ile yatsı namazını haber vermekte idi.

Genelde hakikat zaten böyle olduğuna göre burada olan özelde niye olmasın dedi ve vakit de oldukça ilerlemiş olduğu o an baktım ki yine müezzin efendi “Allah-u Ekber....lâ ilâhe illâ allah” diyerek Kelime-i Tevhid’li ezanı Muhammedi ile yatsı namazını haber vermekte idi.

Ben de orada olanlarda müsaade alıp regaib gecelerini de kutlayarak, Kelime-i Tevhid merdiveninden tekrar terasa çıkarak geldiğim yoldan 13 basamaklı nurdan elif merdiveninden aşağı inerek karşıda müezzin mahfelinin arkasında bir direğin dibinde bıraktığım “Necdet”in yanına gidip yatsıyı cemaatle kıldıktan sonra istirahat için Ravza-ı Mutahhara’dan ayrılıp otele doğru yola çıktık. Yolda da, şairin söylediği sözün ne kadar gerçek olduğunu düşünerek, terennüm ediyordum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ben de orada bulunanlardan izin alıp Regaib gecelerini de kutlayarak, Kelime-i Tevhid merdiveninden tekrar terasa çıkarak geldiğim yoldan 13 basamaklı nurdan elif merdiveninden aşağı inerek karşıda müezzin mahfelinin arkasında bir direğin dibinde bıraktığım “Necdet”in yanına gidip yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra istirahat etmek için Ravza-i Mutahhara’dan ayrılıp otele doğru yola çıktık. Yolda da, şairin söylediği sözün ne kadar gerçek olduğunu düşünerek, mırıldanıyordum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ben de orada bulunanlardan izin alıp Regaib gecelerini de kutlayarak, Kelime-i Tevhid merdiveninden tekrar terasa çıkarak geldiğim yoldan 13 basamaklı nurdan elif merdiveninden aşağı inerek karşıda müezzin mahfelinin arkasında bir direğin dibinde bıraktığım “Necdet”in yanına gidip yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra istirahat etmek için Ravza-i Mutahhara’dan ayrılıp otele doğru yola çıktık. Yolda da, şairin söylediği sözün ne kadar gerçek olduğunu düşünerek, mırıldanıyordum.

Ben de orada bulunanlardan izin alıp Regaib gecelerini de kutlayarak, Kelime-i Tevhid merdiveninden tekrar terasa çıkarak geldiğim yoldan 13 basamaklı nurdan elif merdiveninden aşağı inerek karşıda müezzin mahfelinin arkasında bir direğin dibinde bıraktığım “Necdet”in yanına gidip yatsı namazını cemaatle kıldıktan sonra istirahat etmek için Ravza-i Mutahhara’dan ayrılıp otele doğru yola çıktık. Yolda da, şairin söylediği sözün ne kadar gerçek olduğunu düşünerek, mırıldanıyordum.

Sen ona korkma de Kur’anı Natık (konuşan Kur’an)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Sen ona korkma de, konuşan Kur'an.

Gönül Kâbe'sine gir, o mutlak olana.

O Kâbe'nin etrafını tavaf et.

Bir gün gelir, zâtının güneşini tavaf ederler.

21-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Saat 12 "Kelime-i Tevhid"in harfleri itibarıyla oluşması.

Şimdi gelelim Kelime-i Tevhid'in, halka iniş (nüzul) safhalarına.

Telaffuz ettiğimiz "Kelime-i Tevhid", Hakk'a yükseliş (uruc) sistemi içerisinde kullandığımız Tevhid kelimesidir.

Sen ona korkma de, konuşan Kur'an.

Gönül Kâbe'sine gir, o mutlak olana.

O Kâbe'nin etrafını tavaf et.

Bir gün gelir, zatının güneşini tavaf ederler.

21-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Saat 12 "Kelime-i Tevhid"in harfleri itibarıyla oluşması.

Şimdi gelelim Kelime-i Tevhid'in, halka iniş (nüzul) safhalarına.

Telaffuz ettiğimiz "Kelime-i Tevhid", Hakk'a yükseliş (uruc) sistemi içerisinde kullandığımız Tevhid kelimesidir.

Gönül Ka’besine gir ol mutaluk.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Gönül Kâbesi'ne gir, o mutlak olana.

O Kâbe'nin etrafını dönerler, bir gün gelir zât güneşini dönerler.

21-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Saat 12 "Kelime-i Tevhid"in harfleri itibarıyla oluşması. Şimdi gelelim Kelime-i Tevhid'in, halka iniş (nüzul) safhalarına.

Telaffuz ettiğimiz "Kelime-i Tevhid", Hakk'a yükseliş (uruc) sistemi içinde kullandığımız Tevhid kelimesidir.

Kuldan Hakk'a doğru yola çıkan, sadece belli harfleri tekrardan ibaret olmayan, Hakk'a dönüş yollarının bütün aşamalarını içinde bulunduran bir harfler zinciridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kuldan Hakk'a doğru yola çıkan, sadece belli harfleri tekrardan ibaret olmayan, Hakk'a dönüş yollarının bütün aşamalarını içinde bulunduran bir harfler zinciridir.

Kelime-i Tevhid, "nüzul ve uruc" (iniş ve yükseliş) mertebelerini en kısa, en açık, en kolay, en anlamlı, en derin, en geniş şekilde ifade eden, kapsamlı bir kelimedir.

Zât, sıfat, esma ve ef'al mertebelerini bünyesinde topladığı gibi, bütün mevcudatı dahi bünyesinde toplamıştır. Eğer insanlık âlemine ilahi kitaplar gönderilmemiş olsaydı, gerçekleri anlamak için sadece "Kelime-i Tevhid" ve içerdiği mana hazinesi onlara yeterdi.

Devreye ol Ka’be’nin etrafını Devrederler bir gün gelir şems-i zatını (zat güneşini)

21-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Saat 12 “Kelime-i Tevhid”in harfleri itibariyle oluşması Şimdi gelelim Kelime-i Tevhid’in, halka iniş (nüzul) safhalarına.

Telaffuz ettiğimiz “Kelime-i Tevhid” Hakk’a yükseliş (uruc) sistemi içerisinde kullandığımız Tevhid kelimesidir.

Kuldan Hakk’a doğru yola çıkan sadece belli harfleri tekrardan ibaret olmayan, Hakk’a dönüş yollarının bütün aşamalarını içinde bulunduran bir harfler zinciridir.

Kuldan Hakk'a doğru yola çıkan, sadece belli harfleri tekrardan ibaret olmayan, Hakk'a dönüş yollarının bütün aşamalarını içinde bulunduran bir harfler zinciridir.

Kelime-i Tevhid, "nüzul ve uruc" (iniş ve yükseliş) mertebelerini en kısa, en açık, en kolay, en anlamlı, en derin, en geniş şekilde ifade eden, kapsamlı bir kelimedir.

Zât, sıfat, esma ve ef'al mertebelerini bünyesinde topladığı gibi, bütün mevcudatı dahi bünyesinde toplamıştır. Eğer insanlık âlemine ilahi kitaplar gönderilmemiş olsaydı, gerçekleri anlamak için sadece "Kelime-i Tevhid" ve içerdiği mana hazinesi onlara yeterdi.

Kelime-i Tevhid “nüzul ve uruc/iniş ve yükseliş) mertebelerini en kısa, en açık, en kolay, en anlamlı, en derin, en geniş şekilde ifade eden cevami-ül bir kelimedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kelime-i Tevhid, iniş ve yükseliş mertebelerini en kısa, en açık, en kolay, en anlamlı, en derin, en geniş şekilde ifade eden, kapsamlı bir kelimedir.

Zât, sıfat, esmâ ve ef'âl mertebelerini bünyesinde topladığı gibi, bütün varlıkları da bünyesinde toplamıştır. Eğer insanlık âlemine ilâhî kitaplar gönderilmemiş olsaydı, gerçekleri anlamak için sadece "Kelime-i Tevhid" ve içerdiği mana hazinesi onlara yeterdi.

Zat, sıfat, esma ve ef’al mertebelerini bünyesinde topladığı gibi bütün mevcudatı dahi bünyesinde toplamıştır. Eğer insanlık alemine ilahi kitaplar gönderilmemiş olsaydı, gerçekleri anlamak için sadece “Kelime-i Tevhid” ve içerdiği mana hazinesi onlara yeterdi.

(الله) “Allah” lafzının oluşumu&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Allah" lafzının oluşumu

"Allah" lafzının oluşumu, öncesizliğin öncesinde, sonsuzluğun sonsuzluğunda, insan aklının ve kavrayışının alamayacağı bir zamanda –gerçi orada zaman da henüz yoktu (bir an) diyelim– o anda ne olduysa oldu, "Mutlak Zât" A'mâiyyet (İlahi Zât'ın bilinmezlik mertebesi) mertebesinden Ahadiyyet (Allah'ın birliği mertebesi) mertebesine indi. Burada "Hüvviyeti" (O'luk, İlahi Kimlik) ve "İnniyyeti" (Ben'lik, İlahi Benlik) ortaya çıktı.

"Allah" lafzının oluşumu Ezelin ezelinde, ebedin ebedinde, insan aklının ve kavrayışının alamayacağı bir zamanda –gerçi orada zaman da henüz yoktu (bir an) diyelim– o anda ne olduysa oldu, "Mutlak Zât" A'mâiyyet (İlahi Zât'ın bilinmezlik mertebesi) mertebesinden Ahadiyyet (Allah'ın birliği mertebesi) mertebesine tenezzül etti (indi). Burada "Hüvviyeti" (O'luk, İlahi Kimlik) ve "İnniyyeti" (Ben'lik, İlahi Benlik) ortaya çıktı.

Hüvviyeti (Beytullah) "Beytü'l-Atik" (Kâbe) ve mükevvenat (yaratılmışlar) âlemlerinin kaynağıdır:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Onun hüviyeti (Beytullah) "Beytü'l-Atik" (Kâbe) ve yaratılmışlar âlemlerinin kaynağıdır.

Onun inniyeti (Hakikat-i Muhammediyye) ise Kur'an'ın ve insanın kaynağı oldu.

Ezelin ezelinde, ebedin ebedinde, insan aklının ve kavrayışının alamayacağı bir zamanda –gerçi orada zaman da henüz yoktu (bir an) diyelim– o anda ne olduysa oldu, "Mutlak Zât" A'mâiyyet mertebesinden Ahadiyyet mertebesine tenezzül etti. Burada "Hüviyeti" ve "İnniyeti" ortaya çıktı.

İnniyyeti ise (Hakikat-i Muhammediyye) Kur'an'ın ve insanın kaynağı oldu.

Ezelin ezelinde, ebedin ebedinde insan aklının ve ihatasının alamayacağı bir zamanda, gerçi orada zaman da henüz yoktu (bir an) diyelim, o anda ne olduysa oldu “Zatı mutlak” A’ma’iyyet mertebesinden Ahadiyyet mertebesine tenezzül etti. Burada “Hüvviyyeti” ve “İnniyyeti” zuhura çıktı.

Hüvviyeti (Beytullah) “Beyt’ül Atik”in ve “mükevvenat” alemlerinin kaynağı:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hüvviyeti (Beytullah) "Beytü'l Atik"in ve "mükevvenat" (oluşmuş şeyler) âlemlerinin kaynağıdır.

İnniyeti (Muhammedî Hakikat) ise Kur'an'ın ve insanın kaynağı oldu.

Bu iki kaynağın toplu ifadesi ise "Kelime-i Tevhid", "lâ ilâhe illâ allah" ile belirlendi.

"Kelime-i Tevhid"in ilk ortaya çıkmaya başlamasına, yukarıda belirtilen Hüvviyet'in (Allah'ın mutlak ve kayıtsız varlığı) "hu"su kaynak oldu. (Görünen âlemde bilindiği gibi "hu/o" demektir.)

İnniyeti ise (Hakikati Muhammedi) Kur’an ve insanın kaynağı oldu.

Bu iki kaynağın toplu ifadesi ise “Kelime-i Tevhid” “lâ ilâhe illâ allah” ile belirlendi.

Bu iki kaynağın toplu ifadesi ise "Kelime-i Tevhid", "lâ ilâhe illâ allah" ile belirlendi.

"Kelime-i Tevhid"in ilk ortaya çıkmaya başlamasına, yukarıda belirtilen Hüvviyet'in (Allah'ın mutlak ve kayıtsız varlığı) "hu"su kaynak oldu. (Görünen âlemde bilindiği gibi "hu/o" demektir.)

İşte bu ilk ortaya çıkış, Hüvviyet'in "hu/o"su ile simgelendi. Bu "hu", "Hüviyet-i Mutlaka/mutlak hüvviyet"tir. Bir bakıma "ism-i âzam/en büyük isim" de budur. Bunun hakikatini anlamak mümkün değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

İşte bu ilk ortaya çıkış, Hüvviyet'in "hu"su ile simgelendi. Bu "hu", "mutlak hüvviyet"tir. Bir bakıma "en büyük isim" de budur. Bunun hakikatini anlamak mümkün değildir.

"Kelime-i Tevhid"in ilk ortaya çıkmaya başlamasına yukarıda belirtilen Hüvviyet'in "hu"su kaynak oldu. (Görünen âlemde bilindiği gibi "hu" "o" demektir.)

İşte bu ilk ortaya çıkış Hüvviyet'in "hu"su ile simgelendi. Bu "hu" "mutlak hüvviyet"tir. Bir bakıma "en büyük isim" de budur. Bunun hakikatini anlamak mümkün değildir.

“Kelime-i Tevhid”in ilk zuhura çıkmaya başlamasına yukarıda belirtilen Hüvviyet’in “hu” su kaynak oldu. (Zahir alemde bilindiği gibi “hu/o) demektir.

İşte bu ilk zuhura çıkış Hüvviyet’în “hu/o” su ile simgelendi. Bu “hu” “Hüviyeti Mutlaka/mutlak hüvviyettir” Bir bakıma “ismi azam/en büyük isim” de budur. Bunun hakikatini anlamak mümkün değildir. 

İşte bu “hu” Allah kelimesinin oluşumunu sağlayan sondaki “hu”dur. Fakat varedilişte ilktir. Bilindiği gibi “hu” bulunduğu yer icabı yazıda bazen iki gözlü bazen tek gözlü olması bütün varlığı bünyesinde topladığını ifade etmesidir. Daha sonra oluşacak bütün varlıkların kendilerine has özel hüvviyyetleri kaynaklarını buradan almaktadırlar. Ve yine bu “hu” ağıza en uzak yerden yani mideden, yani batından gelmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bu "hu", Allah kelimesinin oluşumunu sağlayan sondaki "hu"dur. Fakat var edilişte ilktir. Bilindiği gibi "hu" bulunduğu yer gereği yazıda bazen iki gözlü, bazen tek gözlü olması, bütün varlığı bünyesinde topladığını ifade etmesidir. Daha sonra oluşacak bütün varlıkların kendilerine özgü özel hüviyetleri (kimlikleri) kaynaklarını buradan almaktadırlar. Ve yine bu "hu" ağıza en uzak yerden, yani mideden, yani batından gelmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İşte bu "hu", Allah kelimesinin oluşumunu sağlayan sondaki "hu"dur. Fakat var edilişte ilktir. Bilindiği gibi "hu" bulunduğu yer gereği yazıda bazen iki gözlü, bazen tek gözlü olması, bütün varlığı bünyesinde topladığını ifade etmesidir. Daha sonra oluşacak bütün varlıkların kendilerine özgü özel hüviyetleri (kimlikleri) kaynaklarını buradan almaktadırlar. Ve yine bu "hu" ağıza en uzak yerden, yani mideden, yani batından gelmektedir.

İşte bu "hu", Allah kelimesinin oluşumunu sağlayan sondaki "hu"dur. Fakat var edilişte ilktir. Bilindiği gibi "hu" bulunduğu yer gereği yazıda bazen iki gözlü, bazen tek gözlü olması, bütün varlığı bünyesinde topladığını ifade etmesidir. Daha sonra oluşacak bütün varlıkların kendilerine özgü özel hüviyetleri (kimlikleri) kaynaklarını buradan almaktadırlar. Ve yine bu "hu" ağıza en uzak yerden, yani mideden, yani batından gelmektedir.

“hu” “Hüviyeti Mutlaka” kendi kendini zuhura çıkarıp (var edip) bir makam oluşturduktan sonra, yavaş yavaş saltanatını genişletmeye başladı ve kendine en yakın olarak gizli ُ “elif”i buldu ve o mertebeye doğru akmaya ve hayat vermeye başladı. Bu gizli ُ “elif” oluşunca “hu/o” ile (onu) kendi kendine okudu ve “ah” dedi. “küntü kenzen/gizli hazine” nin ilk muhabbeti ve aşıkların içlerindeki, gizli “ah” ları oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"Hüviyet-i Mutlaka" (mutlak varlık) kendi kendini ortaya çıkarıp (var edip) bir makam oluşturduktan sonra, yavaş yavaş saltanatını genişletmeye başladı ve kendisine en yakın olarak gizli "elif"i buldu ve o mertebeye doğru akmaya ve hayat vermeye başladı. Bu gizli "elif" oluşunca "o" ile (onu) kendi kendine okudu ve "ah" dedi. "Küntü kenzen" (gizli hazine) ifadesinin ilk muhabbeti ve âşıkların içlerindeki gizli "ah"ları oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Mutlak Varlık, kendi kendini ortaya çıkarıp bir makam oluşturduktan sonra, yavaş yavaş saltanatını genişletmeye başladı ve kendisine en yakın olarak gizli "elif"i buldu ve o mertebeye doğru akmaya ve hayat vermeye başladı. Bu gizli "elif" oluşunca "o" ile (onu) kendi kendine okudu ve "ah" dedi. "Küntü kenzen" (gizli hazine) ifadesinin ilk muhabbeti ve âşıkların içlerindeki gizli "ah"ları oldu.

"Hüviyet-i Mutlaka" (mutlak varlık) kendi kendini ortaya çıkarıp (var edip) bir makam oluşturduktan sonra, yavaş yavaş saltanatını genişletmeye başladı ve kendisine en yakın olarak gizli "elif"i buldu ve o mertebeye doğru akmaya ve hayat vermeye başladı. Bu gizli "elif" oluşunca "o" ile (onu) kendi kendine okudu ve "ah" dedi. "Küntü kenzen" (gizli hazine) ifadesinin ilk muhabbeti ve âşıkların içlerindeki gizli "ah"ları oldu.

Bir müddet bu muhabbet haliyle kaldıktan sonra tekrar saltanatını genişletmeye devam ederek 3. (üçüncü) mertebeye doğru yönelerek “lâm”ı oluşturmaya ve ona hayat vermeye başladı. Bu “lâm” oluşunca yine onu kendi kendine okudu شُلَّه(elbette “hu/o”) (onun için) yani (“hu” için) dedi. Yani “lâm”ın oluşması kendisi için değil, ”hu” için, yani “benim için” dedi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bir süre bu muhabbet haliyle kaldıktan sonra tekrar saltanatını genişletmeye devam ederek üçüncü mertebeye doğru yönelerek "lâm"ı oluşturmaya ve ona hayat vermeye başladı. Bu "lâm" oluşunca yine onu kendi kendine okudu (elbette "hu/o") (onun için) yani ("hu" için) dedi. Yani "lâm"ın oluşması kendisi için değil, "hu" için, yani "benim için" dedi.

Bir süre bu muhabbet haliyle kaldıktan sonra tekrar saltanatını genişletmeye devam ederek üçüncü mertebeye doğru yönelerek "lâm"ı oluşturmaya ve ona hayat vermeye başladı. Bu "lâm" oluşunca yine onu kendi kendine okudu (elbette "hu/o") (onun için) yani ("hu" için) dedi. Yani "lâm"ın oluşması kendisi için değil, "hu" için, yani "benim için" dedi.

Bir süre (elbette "hu/o") (hu/onun için) bayrağını dalgalandırdıktan sonra daha genişlemeyi murat ederek "geçici" bir "elif" harfi ilave etti ve okuyarak bu sefer "ilahu" (ilah) dedi. Böylece kendine verdiği ilk toplu vasıf bu "ilahu" (ilah) oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Bir süre (elbette "hu/o") (hu/onun için) bayrağını dalgalandırdıktan sonra daha genişlemeyi murat ederek "geçici" bir "elif" harfi ilave etti ve okuyarak bu sefer "ilahu" (ilah) dedi. Böylece kendine verdiği ilk toplu vasıf bu "ilahu" (ilah) oldu.

Bir müddet لَهُ (elbette “hu/o”) (hu/onun için) bayrağını dalgalandırdıktan sonra daha genişlemeyi murat ederek “geçici” bir “elif” harfi ilave etti ve okuyarak bu sefer إِلَٰه “ilahu” (ilah) dedi. Böylece kendine verdiği ilk toplu vasıf bu إِلَٰه “ilahü” (ilah) oldu. 

Bu ilahiyyat öyle bir ilahiyyat ki orada ne isim, ne resim, ne vasıf ve ne de ayrı, gayrı vardı. Kendi kendinde kendi olan tek ilahtı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu ilahiyat öyle bir ilahiyat ki orada ne isim, ne resim, ne vasıf ve ne de ayrı, gayrı vardı. Kendi kendinde kendi olan tek ilahtı.

Bu ilahiyat öyle bir ilahiyat ki orada ne isim, ne resim, ne vasıf ve ne de ayrı, gayrı vardı. Kendi kendinde kendi olan tek ilahtı.

Bir süre de bu mertebede kaldıktan sonra biraz genişlemeyi murad etti ve bir "lâm" daha seyrine ilave ederek evvela "lâ ilâhe" (ilah yoktur) diye kendi kendinde, kendi zuhurunu tekrar gizledi. İlk nehiy (kaldırmak) budur.

Bu ilahiyat öyle bir ilahiyat ki orada ne isim, ne resim, ne vasıf ve ne de ayrı, gayrı vardı. Kendi kendinde kendi olan tek ilahtı.

Bir süre de bu mertebede kaldıktan sonra biraz genişlemeyi murad etti ve bir "lâm" daha seyrine ilave ederek evvela "lâ ilâhe" (ilah yoktur) diye kendi kendinde, kendi zuhurunu tekrar gizledi. İlk nehiy (kaldırmak) budur.

Bir süre de böyle kaldıktan sonra,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bir süre de böyle kaldıktan sonra,

Bir müddet de bu mertebede kaldıktan sonra biraz genişlemeyi murad etti ve bir “lâm” daha seyrine ilave ederek evvela لا إله “lâ ilâhe” (ilah yoktur) diye kendi kendinde, kendi zuhurunu tekrar gizledi. İlk nehiy (kaldırmak) budur.

Bir müddet de böyle kaldıktan sonra,

كنت كنزاً مخفياً “küntü kenzen mahfiyyen” “gizli bir hazineyim” hükmüyle açılımlarına devam ederek oluşan harflerin önüne bir de “elif” ilave ederek baştaki “lâm” “elif” ile birleşince “lâm-ı tarif” belirleyici “lâm”a dönüştü; o haliyle okuyunca kendine الإله “el ilâhe” (mutlak ilah) vasfını verdi.

Bir müddet de bu mertebede kaldıktan sonra biraz genişlemeyi murad etti ve bir “lâm” daha seyrine ilave ederek evvela لَا إِلَهَ“la ilahu” (ilah yoktur) diye kendi kendinde, kendi zuhurunu tekrar gizledi. İlk nehiy (kaldırmak) budur. 

Bir müddet de böyle kaldıktan sonra, 

كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا “küntü kenzen mahfiyyen” “gizli bir hazineyim” hükmüyle açılımlarına devam ederek oluşan harflerin önüne bir de “elif” ilave ederek baştaki “lâm” “elif” ile birleşince “lam-ı tarif” belirleyici “lâm”a dönüştü; o haliyle okuyunca kendine الاله “el ilahu” (mutlak ilah) vasfını verdi.

"Küntü kenzen mahfiyyen" "gizli bir hazineyim" hükmüyle açılımlarına devam ederek oluşan harflerin önüne bir de "elif" ilave ederek baştaki "lâm" "elif" ile birleşince "lam-ı tarif" belirleyici "lâm"a dönüştü; o haliyle okuyunca kendisine "el ilahu" (mutlak ilah) vasfını verdi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Küntü kenzen mahfiyyen" yani "gizli bir hazineyim" hükmüyle açılımlarına devam ederek oluşan harflerin önüne bir de "elif" ekleyerek baştaki "lâm" "elif" ile birleşince "lam-ı tarif" yani belirleyici "lâm"a dönüştü; o haliyle okuyunca kendisine "el ilahu" (mutlak ilah) vasfını verdi.

Bir süre de böyle kaldıktan sonra "el ilahu" lafızlarını toplamayı dileyerek oradaki geçici elifi şeddeye dönüştürerek gizledi ve kendi kendisini bütün bu içerdiği mertebeleri ifade edecek olan "Allah" kelimesine dönüştürdü.

Bir müddet de böyle kaldıktan sonra "el ilahu" lafızlarını toplamayı murat ederek oradaki geçici elifi şeddeye dönüştürerek gizledi ve kendi kendisini bütün bu içerdiği mertebeleri ifade edecek olan "Allah" kelimesine dönüştürdü.

Bir müddet de böyle kaldıktan sonra الاله “el ilahu” lafızlarını toplamayı muradederek oradaki geçici elifi şeddeye dönüştürerek gizledi ve kendi kendini bütün bu içerdiği mertebeleri ifade edecek olan اللَّهُAllah” kelimesine dönüştürdü. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bir süre de böyle kaldıktan sonra "el ilahu" lafızlarını toplamayı murat ederek oradaki geçici elifi şeddeye dönüştürerek gizledi ve kendi kendini bütün bu içerdiği mertebeleri ifade edecek olan "Allah" kelimesine dönüştürdü.

İşte böylece kendini sonradan da oluşacak her mertebenin hakkını koruyacak "zâtî ismi"ni oluşturmuş oldu.

İşte böylece kendisini, sonradan da oluşacak her mertebenin hakkını koruyacak olan "zâtî ismi"ni oluşturmuş oldu.

İşte böylece kendini sonradan da oluşacak her mertebenin hakkını koruyacak “zati ismi”ni oluşturmuş oldu. 

İşte böylece kendisini, sonradan da oluşacak her mertebenin hakkını koruyacak olan "zâtî ismi"ni oluşturmuş oldu.

Şimdi tekrar edelim: "Allah (c.c.)" (lafz-ı celâli)ne, "hü"den başlayıp "elif"te biten bu ism-i zâtın sondan başa okunuşu "Allah" oldu. Ve hiçbir şey dışarıda kalmamak üzere bu sembol ve mânânın içine dâhil edildi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Şimdi tekrar edelim: "Allah (c.c.)" (lafz-ı celâli)ne, "hü"den başlayıp "elif"te biten bu zât isminin sondan başa okunuşu "Allah" oldu. Ve hiçbir şey dışarıda kalmamak üzere bu sembol ve mânânın içine dâhil edildi.

Allah sembolünde ve mânâsında, okunuşu itibarıyla, baştaki "elif" sembolü (harfi) "Ahadiyyet" mertebesini,

Şimdi tekrar edelim: "Allah (c.c.)" (lafz-ı celâli)ne, "hü"den başlayıp "elif"te biten bu zât isminin sondan başa okunuşu "Allah" oldu. Ve hiçbir şey dışarıda kalmamak üzere bu sembol ve mânânın içine dâhil edildi.

Allah sembolünde ve mânâsında, okunuşu itibarıyla, baştaki "elif" sembolü (harfi) "Ahadiyyet" mertebesini,

Şimdi tekrar edelim “Allah cc.” (lafzı celali)ne “hu”dan başlayıp “elif”de biten bu ismi zat’ın sondan başa okunuşu “Allah” oldu. Ve hiçbir şey hariçte kalmamak üzere bu sembol ve mananın içine dahil edildi. 

Allah sembolünde ve manasında, okunuşu itibariyle, baştaki, “elif” sembolü (harfi) “Ahadiyyet” mertebesini, birinci “lâm” sembolü (harfi) “Uluhiyyet” mertebesini, Birinci "lâm" harfi İlahi Zât mertebesini, İkinci "lâm" harfi Velayet ve Risalet mertebesini, Yukarıdaki şedde ise, çokluğunu, şiddetini, Aradaki gizli "elif" muhabbetini, Sondaki "hu" ise, bütün bunlarda mevcut olan Mutlak Hüviyeti (Allah'ın mutlak kimliği) ifade eder oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Allah sembolünde ve manasında, okunuşu itibariyle, baştaki "elif" sembolü (harfi) "Ahadiyyet" (Allah'ın birliği) mertebesini, birinci "lâm" sembolü (harfi) "Ulûhiyyet" mertebesini, birinci "lâm" harfi İlahi Zât mertebesini, ikinci "lâm" harfi Velayet (Allah dostluğu) ve Risalet (peygamberlik) mertebesini, yukarıdaki şedde ise, çokluğunu, şiddetini, aradaki gizli "elif" muhabbetini, sondaki "hu" ise, bütün bunlarda mevcut olan Mutlak Hüviyeti (Allah'ın mutlak kimliği) ifade eder oldu.

İşte bu "Allah" sembolü ve kelimesi zât mertebesini ve orada oluşan hadiseyi bildirmektedir. Aynı zamanda daha sonradan ortaya çıkacak bütün mertebelerine de kaynaklık etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İşte bu "Allah" sembolü ve kelimesi, zât mertebesini ve orada oluşan hadiseyi bildirmektedir. Aynı zamanda daha sonradan ortaya çıkacak bütün mertebelerine de kaynaklık etmektedir.

İkinci "lâm" sembolü (harfi) "Velayet ve Risalet" mertebesini,

Yukarıdaki (şedde) ise, çokluğunu, şiddetini,

Aradaki gizli "elif" muhabbetini, sondaki "hu" ise, bütün bunlarda mevcut olan "Hüvviyyet-i Mutlaka"yı (mutlak hüviyet, mutlak benlik) ifade eder oldu.

ikinci “lâm” sembolü (harfi) “Velayet ve Risalet” mertebesini, 

yukarıdaki ( ٣/şedde) ise, çokluğunu, şiddetini,

aradaki gizli “elif” muhabbetini, sondaki “hu” ise, bütün bunlarda mevcud olan “Hüvviyyeti Mutlaka”yı ifade eder oldu. 

İşte bu “Allah” sembolü ve kelimesi zat mertebesini ve orada oluşan hadiseyi bildirmektedir. Aynı zamanda daha sonradan zuhur edecek bütün mertebelerine de kaynaklık etmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bu "Allah" sembolü ve kelimesi zât mertebesini ve orada oluşan hadiseyi bildirmektedir. Aynı zamanda daha sonradan ortaya çıkacak bütün mertebelerine de kaynaklık etmektedir.

Şu anda bu manayı yeryüzü insanının dilinde, gerek harf ve sembollerinde gerek telaffuzlarında Arap dilinden başka hiçbir dille ifade edebilmemiz mümkün değildir. Aslına en uygun ifade tarzı Arap dilinde bulunan harflerle, o sembollerle kısmen ifade edebilmektedir.

Şu anda bu manayı yeryüzü beşer lisanında gerek harf ve sembollerinde gerek telaffuzlarında Arap lisanından başka hiçbir lisanla ifade edebilmemiz mümkün değildir. Aslına en uygun ifade tarzı Arap lisanında bulunan harflerle, o sembollerle kısmen ifade edebilmektedir. 

Şu anda bu anlamı yeryüzü insanının dilinde, gerek harf ve sembollerinde gerekse telaffuzlarında Arap dilinden başka hiçbir dille ifade edebilmemiz mümkün değildir. Aslına en uygun ifade tarzı, Arap dilinde bulunan harflerle, o sembollerle kısmen ifade edilebilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şu anda bu anlamı yeryüzü insanının dilinde, gerek harf ve sembollerinde gerekse telaffuzlarında Arap dilinden başka hiçbir dille ifade edebilmemiz mümkün değildir. Aslına en uygun ifade tarzı, Arap dilinde bulunan harflerle, o sembollerle kısmen ifade edilebilmektedir.

Âlemlerin ve insanlığın ne kendileri ne de dillerinin olmadığı bir dönemde, o mutlak Zât bu vasfını da ilâhlık dili üzere yaptığından, işte biz bu telaffuzunu bilememekteyiz.

Âlemlerin ve insanlığın ne kendileri ne de dillerinin olmadığı bir dönemde, o mutlak Zât bu vasfını da ilâhlık dili üzere yaptığından, işte biz bu telaffuzunu bilememekteyiz.

Alemlerin ve beşeriyetin ne kendileri ne de lisanlarının olmadığı bir devrede o zatı mutlak bu vasfını da uluhiyyet lisanı üzere yaptığından işte biz bu telaffuzunu bilememekteyiz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Âlemlerin ve beşeriyetin ne kendileri ne de dilleri olmadığı bir dönemde, o mutlak zât bu vasfını da ilâhlık dili üzere yaptığından, işte biz bu telaffuzunu bilememekteyiz.

Bildiğimiz, bâtındaki Allah lafzının, sonradan insan idrakine ulaştırılmaya çalışılan "Arap dili" üzere olan tercümesiyle "Allah" olarak okunmasıdır.

Bildiğimiz üzere, bâtındaki Allah lafzının, sonradan insan idrakine ulaştırılmaya çalışılan "Arap dili" üzere olan tercümesiyle "Allah" olarak okunmasıdır.

Bildiğimiz batındaki, Allah lafzının sonradan beşer idrakine ulaştırılmaya çalışılan “Arap lisanı” üzere olan tercümesiyle “Allah” olarak okunuşudur. 

Bildiğimiz üzere, batındaki Allah lafzının, sonradan insan idrakine ulaştırılmaya çalışılan "Arap lisanı" üzere olan tercümesiyle "Allah" olarak okunmasıdır.

Bu tercümeyi, Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği gibi, bizzat Allah'ın kendisi seçerek yapmıştır. Bunun dışındaki ne Fransızların "Dieu" sözcüğü, ne Almanların "Gat" ve İngilizlerin "God" sözcüğü, ne Hintlilerin "Nirvana" sözcüğü ne Çinlilerin "Tao" sözcüğü ve ne yazık ki, biz Türklerin "Tanrı ve Çalab" sözcüklerinin harf ve manaları, belirtilen "Allah" lafzının karşılığı hiçbir şekilde olamamaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu çeviriyi, Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği gibi, bizzat Allah'ın kendisi seçerek yapmıştır. Bunun dışındaki ne Fransızların "Dieu" sözcüğü, ne Almanların "Gat" ve İngilizlerin "God" sözcüğü, ne Hintlilerin "Nirvana" sözcüğü ne Çinlilerin "Tao" sözcüğü ve ne yazık ki, biz Türklerin "Tanrı ve Çalab" sözcüklerinin harf ve manaları, belirtilen "Allah" lafzının karşılığı hiçbir şekilde olamamaktadır.

Bu tercümeyi Kur’anı Kerim’de de ifade edildiği gibi bizzat Allah’ın kendisi seçerek yapmıştır. Bunun dışındaki ne Fransızların “Dieu” sözcüğü, ne Almanların “Gat” ve İngilizlerin “God” sözcüğü, ne Hintlilerin “Nirvana” sözcüğü ne Çinlilerin “Tao” sözcüğü ve ne yazık ki, biz Türklerin “Tanrı ve Çalab” sözcüklerinin harf ve manaları belirtilen “Allah” lafzının karşılığı hiçbir şekilde olamamaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu çeviriyi, Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği gibi, bizzat Allah'ın kendisi seçerek yapmıştır. Bunun dışındaki ne Fransızların "Dieu" sözcüğü, ne Almanların "Gat" ve İngilizlerin "God" sözcüğü, ne Hintlilerin "Nirvana" sözcüğü, ne Çinlilerin "Tao" sözcüğü ve ne yazık ki biz Türklerin "Tanrı ve Çalab" sözcüklerinin harf ve anlamları, belirtilen "Allah" lafzının karşılığı hiçbir şekilde olamamaktadır.

Tabii ki, her millet temiz ve saf iç duygularıyla Rabblerine, kendilerine uygun ifadelerle sesleneceklerdir ve o “Allah” olan yüce zat onları da kabul edecektir, çünkü o aynı zamanda “kulunun zannına göre”dir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 87.6s

Elbette, her millet temiz ve saf iç duygularıyla Rablerine, kendilerine uygun ifadelerle sesleneceklerdir ve o "Allah" olan yüce zât onları da kabul edecektir, çünkü o aynı zamanda "kulunun zannına göre"dir.

Elbette, her millet temiz ve saf iç duygularıyla Rablerine, kendilerine uygun ifadelerle sesleneceklerdir ve o "Allah" olan yüce zât onları da kabul edecektir, çünkü o aynı zamanda "kulunun zannına göre"dir.

Bizim amacımız insanları umutsuzluğa düşürmek değil, aksine ne muazzam bir mana âleminde yaşadığımızı bir nebze olsun ifade etmeye çalışmaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bizim amacımız insanları umutsuzluğa düşürmek değil, aksine ne muazzam bir mana âleminde yaşadığımızı bir nebze olsun ifade etmeye çalışmaktır.

"illâ" lafzının oluşumu Biz yine konumuza dönelim, bu sefer zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru nüzul etmektedir (inmektedir). Buranın ifadesi ise "illâ"dır.

Bizim gayemiz insanları umutsuzluğa düşürmek değil, aksine ne muazzam bir mana âleminde yaşadığımızı bir nebze olsun ifade etmeye çalışmaktır.

( الآ ) "illâ" lafzının oluşumu Biz yine konumuza dönelim, bu sefer zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru nüzul etmektedir (inmektedir). Buranın ifadesi ise ( الآ ) "illâ"dır.

Bizim gayemiz insanları umutsuzluğa düşürmek değil, fakat ne muazzam bir mana aleminde yaşadığımızı bir nebze olsun ifade etmeye çalışmaktır. 

( َإِلَّا) “illâ” lafzının oluşumu&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"İllâ" lafzının oluşumu

Biz yine konumuza dönelim, bu sefer zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru inmektedir. Buranın ifadesi ise "illâ"dır.

Bilindiği gibi sıfat mertebesi, İlahi Zât'ın vahidiyetten rahmaniyetine inişidir ve burada zâta ait ve sübutî on üç sıfat ortaya çıkmaktadır. Ayrıca "Hakikat-i Muhammediye"nin de ortaya çıkış yeridir.

Biz yine mevzumuza dönelim, bu sefer zat mertebesinden sıfat mertebesine doğru nüzül etmekte (inmekte)dir. Buranın ifadesi ise (َإِلَّا) “illâ” dır. 

Bilindiği gibi sıfat mertebesi “zatı uluhiyyet”in, vahidiyyetten, rahmaniyyetine tenezzülüdür ve burada zati ve subuti 13 sıfatı zuhura çıkmaktadır. Ayrıca “Hakikati Muhammedi”nin de zuhur mahallidir. 

Bilindiği gibi sıfat mertebesi, İlahi Zât'ın vahidiyetten rahmaniyetine inişidir ve burada zâta ait ve sübutî on üç sıfat ortaya çıkmaktadır. Ayrıca "Hakikat-i Muhammediye"nin de ortaya çıkış yeridir.

Öncelikle yine sondan başa doğru "illâ"nın (لا) "lamelif"i şekillendi. Zaten bu harfler "Allah" lafzında da hem şekil hem de mana olarak mevcuttur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Öncelikle yine sondan başa doğru "illâ"nın (لا) "lamelif"i şekillendi. Zaten bu harfler "Allah" lafzında da hem şekil hem de mana olarak mevcuttur.

"Lâm" (ل) lahut âlemini (ilahi âlem), "elif" (ا) ise ahadiyetin (Allah'ın birliği) sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir "elif" getirilerek "lâm"da şedde (bir harfi iki defa okutmaya yarayan işaret) ile lahut tecellisi (ilahi âlemin görünmesi) şiddetlendirilerek "illâ"ya (إلا) dönüştü.

Evvela yine sondan başa "illâ"nın "lamelif"i şekillendi. Zaten bu harfler "Allah" lafzında da hem şekil, hem de mana olarak mevcuttur.

"Lâm" (ل) lahut âlemini, "elif" (ا) ise ahadiyetin sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir "elif" getirilerek "lâm"da şedde ile lahut tecellisi şiddetlendirilerek "illâ"ya (إلا) dönüştü.

Evvela yine sondan başa (َإِلَّا) “illâ” nın (لا) “lamelif”i şekillendi. Zaten bu harfler واللهِ “Allah” lafzında da hem şekil, hem de mana olarak mevcuttur. 

() “lâm” lahut, (ُ) “elif” ise, ahadiyyet’in sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir “elif” getirilerek “lâm”da şedde ile lahut tecellisi şiddetlendirilerek, (َإِلَّا) ”illâ” ya dönüştü. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.8s

"Lâm" harfi lahut âlemini, "elif" ise ahadiyyet'in sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir "elif" getirilerek "lâm" harfinde şedde ile lahut tecellisi şiddetlendirilerek "illâ" kelimesine dönüştü.

Bu şu anlama geldi: "Ey sıfatlarım, bundan sonra yavaş yavaş mülk âlemine doğru siz de inişe geçeceksiniz. Orada faaliyete geçtiğinizde sakın kendi başınıza işler yapmayasınız. Ben sizlere birer kimlik, hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar gibi özellikler verdim. Bunların üzerinde sizlere ait ayrı bir saltanatınız yoktur. Bu saltanat ancak Allah olan bana aittir," diyerek Allah, "illâ" bölümünü oluşturdu.

Bu şu demek oldu; ey sıfatlarım bundan sonra yavaş yavaş alemi mülke doğru sizde nüzüle geçeceksiniz orada faaliyete geçtiğinizde sakın ha kendi başınıza işler yapmayasınız. Ben sizlere birer kimlik, hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar gibi bunları verdim. Bunların üzerinde sizlere ait ayrı bir saltanatınız yoktur. Bu saltanat ancak Allah olan bana aittir, diyerek Allah, (َإِلَّا) ”illâ” bölümünü oluşturdu. 

Bu şu demek oldu: Ey sıfatlarım, bundan sonra yavaş yavaş mülk âlemine doğru siz de inişe geçeceksiniz. Orada faaliyete geçtiğinizde sakın kendi başınıza işler yapmayasınız. Ben sizlere birer kimlik, hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar gibi bunları verdim. Bunların üzerinde sizlere ait ayrı bir saltanatınız yoktur. Bu saltanat ancak Allah olan bana aittir, diyerek Allah, (illâ) bölümünü oluşturdu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu şu demek oldu: Ey sıfatlarım, bundan sonra yavaş yavaş mülk âlemine doğru siz de inişe geçeceksiniz. Orada faaliyete geçtiğinizde sakın kendi başınıza işler yapmayasınız. Ben sizlere birer kimlik, hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar gibi bunları verdim. Bunların üzerinde sizlere ait ayrı bir saltanatınız yoktur. Bu saltanat ancak Allah olan bana aittir, diyerek Allah, (illâ) bölümünü oluşturdu.

Burada bir şeye daha dikkat etmemiz gerekecektir. Bilindiği gibi latin harfleri ile yazı soldan sağadır, yani “Nefsi Kül”den “Aklı Kül”edir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Burada bir şeye daha dikkat etmemiz gerekecektir. Bilindiği gibi Latin harfleriyle yazı soldan sağa doğrudur, yani "Nefs-i Kül"den (evrensel nefs) "Akl-ı Kül"e (evrensel akıl) doğrudur.

Arap harfleriyle yazılan yazılar ise "Akl-ı Kül"den "Nefs-i Kül"e, yani sağdan sola doğrudur ki, "illâ" önde, "Allah" onun devamındadır. Verdiğimiz anlamlar bu sıraya göredir.

Burada bir şeye daha dikkat etmemiz gerekecektir. Bilindiği gibi Latin harfleriyle yazı soldan sağa doğrudur, yani "Nefs-i Kül"den (evrensel nefs) "Akl-ı Kül"e (evrensel akıl) doğrudur.

Arap harfleriyle yazılan yazılar ise "Akl-ı Kül"den "Nefs-i Kül"e, yani sağdan sola doğrudur ki, "illâ" önde, "Allah" onun devamındadır. Verdiğimiz anlamlar bu sıraya göredir.

"illâ allah" iki şekilde yazıldığında ikisi de ayrı yönlere gitmektedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"illâ allah" iki şekilde yazıldığında ikisi de ayrı yönlere gitmektedir.

Arap harfleriyle yazılan yazılar ise, "Küllî Akıl"dan "Küllî Nefs"e yani sağdan sola doğrudur ki, "illâ" önde "Allah" onun devamındadır. Verdiğimiz anlamlar bu sıraya göredir.

"illâ allah" iki şekilde yazıldığında ikisi de ayrı yönlere gitmektedir.

Böylece Kelime-i Tevhid'in iki bölümünü oluşturduktan sonra şimdi gelelim "Esma" mertebesi olan "ilâhe" bölümüne.

Arap harfleri ile yazılan yazılar ise, “Aklı Kül”den “Nefsi Kül”e yani sağdan soladır ki, “illâ” önde “Allah” onun devamındadır. Verdiğimiz manalar bu sıraya göredir. 

اللَّهَُإِلَّا“illâ allah” iki şekilde yazıldığında ikisi de ayrı istikametlere gitmektedirler. 

Böylece Kelime-i Tevhid’in iki bölümünü oluşturduktan sonra şimdi gelelim “Esma” mertebesi olan (إِلَه) “ilâhe” bölümüne. 

Böylece Kelime-i Tevhid'in iki bölümünü oluşturduktan sonra şimdi gelelim "Esma" mertebesi olan (ilâhe) bölümüne.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Böylece Kelime-i Tevhid'in iki bölümünü oluşturduktan sonra şimdi gelelim "Esma" mertebesi olan (ilâhe) bölümüne.

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama (ilâhe) lafzının oluşması, "Esma" yani (Esma-ül Hüsna) Allah'ın bütün güzel isimlerinin tecelli ve zuhur mertebesi olan bu mertebede, her ilahi isim latif birer kimlik kazandığından hepsi kendilerine özgü anlamlarının temsilcileri oldular ve bu yüzden ayrı ayrı her türlü faaliyeti ortaya koyacak güç ve imkanları zât mertebesinden talep ettiler.

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama (ilâhe) lafzının oluşması "Esma" yani (Esma-ül Hüsna) Allah'ın bütün güzel isimlerinin tecelli ve zuhur mertebesi olan bu mertebede her ilahi isim latif birer kimlik kazandığından hepsi kendilerine özgü anlamlarının temsilcileri oldular ve bu yüzden ayrı ayrı her türlü faaliyeti ortaya koyacak güç ve imkanları zât mertebesinden talep ettiler.

22-09-2001 Buraya kadar "Kelime-i Tevhid"in zâtından fiillerine nasıl oluşup uzandığını ve varlık bulduğunu anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bundan sonra ise, o muazzam mânânın nasıl ve nereye emanet edilip, gerçekleşmesinin de nasıl sağlanacağı aşamalarına bakalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Buraya kadar "Kelime-i Tevhid"in zâtından fiillerine nasıl oluşup uzandığını ve varlık bulduğunu anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bundan sonra ise, o muazzam mânânın nasıl ve nereye emanet edilip, gerçekleşmesinin de nasıl sağlanacağı aşamalarına bakalım.

"Ademiyet Mertebesi" Tevhidi Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/30 ayetinde, وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً

"Ademiyet Mertebesi" Tevhidi Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/30 ayetinde, وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً

Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Kâbe-i Muazzama "Mûsevîlik Mertebesi" Tevhidi Buradan da ileriye gidip Kelime-i Tevhîd'i daha iyi okumayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz "Mûsevîlik Mertebesi"ne doğru ilerleyecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.4s

Mekke-i Mükerreme'deki yüce Kâbe'nin "Mûsevîlik Mertebesi" Tevhidi'nden de öteye gidip Kelime-i Tevhîd'i daha iyi anlamayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz "Mûsevîlik Mertebesi"ne doğru ilerleyecektir.

"Vâdî-i Eymen"e, yani Musa (a.s.)'a "Tur dağında hitap edilen vadi"ye ulaşmadan bu hakikatlere ulaşmamız mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah'ın çizdiği genel seyir yolu budur.

Buradaki Tevhîd kelimesi, "lâ ilâhe illâ allah" okuyanı "Musa Kelîmullah"tır ve burada, bu makamda okunan, yani "çözülen" kelime "ilâhe"dir. Bu oluşum üzere Musa'nın Tevhîd'i "lâ mevcûde illâ allah" şeklindedir.

"Vâdî-i Eymen"e, yani Musa (a.s.)'a "Tur dağında hitap edilen vadi"ye ulaşmadan bu hakikatlere ulaşmamız mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah'ın çizdiği genel seyir yolu budur.

Buradaki Tevhîd kelimesi, "lâ ilâhe illâ allah" okuyanı "Musa Kelîmullah"tır ve burada, bu makamda okunan, yani "çözülen" kelime "ilâhe"dir. Bu oluşum üzere Musa'nın Tevhîd'i "lâ mevcûde illâ allah" şeklindedir.

( إِلَٰه) “İlahe” lafzının oluşması&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"İlâhe" lafzının oluşması

"Esmâ" yani (Esmâ-ül Hüsna) Allah'ın bütün güzel isimlerinin tecelli ve zuhur mertebesi olan bu mertebede, her ilâhî isim latif birer kimlik kazandığından, hepsi kendilerine özgü manalarının temsilcileri oldular ve bu yüzden ayrı ayrı her türlü faaliyeti ortaya koyacak güç ve imkânları zât mertebesinden talep ettiler.

Bu taleplerini "Zât-ı İlâhî" yani, yukarıda "Allah" lafzı ve manasının oluşumunda tespit ettiğimiz "ilâh" (Akl-ı küll) (mutlak ilâh), bu mertebede (Nefs-i küllü) zuhura getirerek onların talepleri doğrultusunda ihtiyaçlarını zâtından vermek suretiyle, kendi (ilâh) tecelli ettiği her bir isim ve o ismin manası ise (İlâhe) yani nefs ve üretken oldu.

“Esma” yani (Esma-ül Hüsna) Allah’ın bütün güzel isimlerinin tecelli ve zuhur mertebesi olan bu mertebede her ilahi isim latif birer kimlik kazandıklarından hepsi kendilerine has manalarının temsilcileri oldular ve bu yüzden ayrı ayrı her türlü faaliyeti ortaya koyacak güç ve imkanları zat mertebesinden talep ettiler.

Bu taleplerini “Zatı İlahi” yani, yukarıda “Allah” lafzı ve manasının oluşumunda tesbit ettiğimiz “ilah” (Aklı kül) (mutlak ilah) bu mertebede (Nefsi külü) zuhura getirerek onların talepleri istikametinde ihtiyaçlarını zatından vermek suretiyle kendi (ilah) tecelli ettiği her bir isim ve o ismin manası ise (İlahe) yani nefs ve üretken oldu.

Bu taleplerini "İlahi Zât" yani, yukarıda "Allah" lafzı ve manasının oluşumunda tespit ettiğimiz "ilah" (Külli Akıl) (mutlak ilah) bu mertebede (Külli Nefs'i) ortaya çıkararak, onların talepleri doğrultusunda ihtiyaçlarını kendi zâtından vermek suretiyle, kendisi (ilah) tecelli ettiği her bir isim ve o ismin manası ise (İlâhe) yani nefs ve üretken oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Bu taleplerini "İlahi Zât" yani, yukarıda "Allah" lafzı ve manasının oluşumunda tespit ettiğimiz "ilah" (Külli Akıl) (mutlak ilah) bu mertebede (Külli Nefs'i) ortaya çıkararak, onların talepleri doğrultusunda ihtiyaçlarını kendi zâtından vermek suretiyle, kendisi (ilah) tecelli ettiği her bir isim ve o ismin manası ise (İlâhe) yani nefs ve üretken oldu.

Bu mertebe aynı zamanda Rububiyyet mertebesi, yani Rablık ve terbiye mertebesidir. Yüce Allah lafzı ve manasında "zât mertebesinde" "ilah" tek, fakat Esma mertebesinde İlah'a bağlı "ilâhe"ler çoktur. İşte bu yüzden "kesret" yani çokluk, manalar halinde ortaya çıkmaya başlamıştır ve her mana bir kelime ile ifade edilmiştir ve her kelime bir mananın zuhur mahalli olmuştur.

Bu mertebe aynı zamanda Rububiyyet mertebesi, yani Rablık ve terbiye mertebesidir. Yüce Allah lafzı ve manasında "zât mertebesinde" "ilah" tek, fakat Esma mertebesinde İlah'a bağlı "ilâhe"ler çoktur. İşte bu yüzden "kesret" yani çokluk, manalar halinde ortaya çıkmaya başlamıştır ve her mana bir kelime ile ifade edilmiştir ve her kelime bir mananın zuhur mahalli olmuştur.

Bu mertebe aynı zamanda Rububiyyet mertebesi, yani Rabb’lık ve terbiye mertebesidir. Allah c.c. lafız ve manasında “zat mertebesinde” “ilah” tek fakat Esma mertebesinde İlah’a bağlı “ilâhe”ler çoktur. İşte bu yüzden “kesret” yani çokluk, manalar halinde zuhur etmeğe başlamıştır ve her mana bir kelime ile ifade edilmiştir ve her kelime bir mananın zuhur mahalli olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu mertebe aynı zamanda Rububiyyet mertebesi, yani Rabb'lık ve terbiye mertebesidir. Allah (c.c.) lafzı ve manasında "zât mertebesinde" tek bir "ilah" iken, Esma mertebesinde İlâh'a bağlı "ilâhe"ler çoktur. İşte bu yüzden "kesret" yani çokluk, manalar halinde ortaya çıkmaya başlamıştır ve her mana bir kelime ile ifade edilmiştir ve her kelime bir mananın zuhur yeri olmuştur.

Kelime-i Tevhid'in yapısındaki "ilâhe" kelimesi "Esma-ül Hüsna" bölümünün zuhur yeridir. Bu kelimenin oluşması yukarıda bahsedilen "Allah" lafz-ı celîlinin içinde bulunan "ilah" kelimesine benziyor ise de, arada kendi zâtında mutlak tek ilah iken, burada ise ortaya çıkarılan her bir isim ve o ismin manası çokluğu itibarıyla "ilâhe" (izafî isim) olarak nitelendirilmiştir.

Kelime-i Tevhid’in bünyesindeki “ilâhe” kelimesi “Esma-ül Hüsna” bölümünün zuhur mahallidir. Bu kelimenin oluşması yukarıda bahs edilen “Allah” lafzı celilinin içinde bulunan “ilah” kelimesine benziyor ise de arada kendi zatında mutlak tek ilah iken, burada ise zuhura getirilen her bir isim ve o ismin manası çokluğu itibariyle “ilâhe” (izafi isim) olarak vasıflandırılmıştır.

Kelime-i Tevhid'in yapısındaki "ilâhe" kelimesi, "Esma-ül Hüsna" bölümünün ortaya çıkış yeridir. Bu kelimenin oluşması, yukarıda bahsedilen "Allah" lafz-ı celîlinin içinde bulunan "ilah" kelimesine benzese de, arada fark vardır: Kendi zâtında mutlak tek ilah iken, burada ise ortaya çıkarılan her bir isim ve o ismin manası çokluğu itibarıyla "ilâhe" (izafî isim) olarak nitelendirilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kelime-i Tevhid'in yapısındaki "ilâhe" kelimesi, "Esma-ül Hüsna" bölümünün zuhur yeridir. Bu kelimenin oluşması, yukarıda bahsedilen "Allah" lafz-ı celîlinin içinde bulunan "ilah" kelimesine benzese de, arada fark vardır: Kendi zâtında mutlak tek ilah iken, burada ise zuhur ettirilen her bir isim ve o ismin manası çokluğu itibarıyla "ilâhe" (izafî isim) olarak nitelendirilmiştir.

Bu ilahlar, özleri itibarıyla gerçek "ilah"a taalluk etseler de, suretleri itibarıyla her biri ale'l-infirâd ve ayrıdırlar. Her ne kadar bireysel yapılarında aslen var olan vücûd ve manalar olsalar da, özleri itibarıyla kendilerine mahsûs bir şeyleri olmadığını, Mutlak İlah'ın vekilleri ve zuhur yerleri olduklarını bilmeleri ve sınırlarını aşmamaları gerekmektedir.

Bu ilahlar, özleri itibarıyla gerçek "ilah"a bağlı olsalar da, suretleri itibarıyla her biri tek tek ve ayrıdırlar. Her ne kadar bireysel yapılarında aslen var olan varlık ve manalar olsalar da, özleri itibarıyla kendilerine ait bir şeyleri olmadığını, Mutlak İlah'ın vekilleri ve zuhur yerleri olduklarını bilmeleri ve sınırlarını aşmamaları gerekmektedir.

Bu ilaheler özleri itibariyle gerçek “ilah”a bağlı iseler de suretleri itibariyle her birerleri (münferittir) tek tektirler. Her ne kadar bireysel bünyelerinde asaleten var olan varlık ve manalar iseler de özleri itibariyle kendilerine ait bir şeyleri olmadıklarını, Mutlak İlahın vekilleri ve zuhur mahalleri olduklarını bilmeleri ve hadlerini aşmamaları gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu ilahlar özleri itibariyle gerçek "ilah"a bağlı olsalar da, suretleri itibariyle her biri tek tek ve münferittir. Her ne kadar bireysel bünyelerinde aslen var olan varlık ve manalar olsalar da, özleri itibariyle kendilerine ait bir şeyleri olmadığını, Mutlak İlah'ın vekilleri ve zuhur mahalleri olduklarını bilmeleri ve hadlerini aşmamaları gerekmektedir.

İzinsiz bir şekilde vekâletini asalete dönüştüren, vekâletten de asaletten de sonsuza dek mahrum kalmış olur.

İzinsiz, vekaletini asalete dönüştüren, vekaletten de asaletten de ebediyyen mahrum kalmış olur.

İzinsiz olarak, vekâletini asâlete dönüştüren kişi, vekâletten de asâletten de sonsuza dek mahrum kalmış olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İzinsiz olarak, vekilliğini asilliğe dönüştüren kişi, vekillikten de asillikten de sonsuza dek mahrum kalmış olur.

Böylece "Kelime-i Tevhid"in bir kelimesi daha bâtın âlemden görünen âleme çıkmış bulunmaktaydı; böylece (Allah – illâ - ilâhe) İlahi Zât'ından sıfatına, sıfatından isimlerine tecellisi olmuştur.

Fakat henüz daha seyir tamamlanmamış, 13 mertebeli Ahadiyyet (Allah'ın birliği) nur sütunu mübarek arz olan "Hazret-i Şehadet"e (şahitlik makamı) ulaşmamıştı.

Böylece "Kelime-i Tevhid"in bir kelimesi daha bâtın âlemden zâhir âleme çıkmış bulunmaktaydı; böylece (Allah – illâ - ilâhe) Zât'ından sıfatına, sıfatından esmâsına tecellisi olmuştur.

Fakat henüz daha seyir tamamlanmamış, 13 mertebeli Ahadiyyet nur sütunu mübarek arz olan "Hazret-i Şehadet"e ulaşmamıştı.

( لَا) "Lâ" lafzının oluşumu&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Lâ" lafzının oluşumu

Böylece "Kelime-i Tevhid"in bir kelimesi daha batın âlemden zâhir âleme çıkmış bulunmaktaydı, böylece (Allah – illâ – ilâhe) Zât'ından sıfatına, sıfatından esmâsına tecellisi olmuştur.

Fakat henüz daha seyir tamamlanmamış, 13 mertebeli Ahadiyyet nur sütunu arz-ı mübareke "Hazret-i Şehadet"e ulaşmamıştı.

"Lâ" lafzının oluşumu

İşte bu son (nüzûl) bağlantıyı "lâ" ile yani "lâm elif" ile yaptı. Bu "lâm elif", öyle bir "lâm elif"tir ki zâhir ve batın bütün ef'âl âlemini kucaklamış, oradan da Arş-ı Azîm'e kollarını uzatmıştır.

Böylece “Kelime-i Tevhid”in bir kelimesi daha batın alemden zahir aleme çıkmış bulunmaktaydı, böylece (allah – illa - ilahe) zatından sıfatına, sıfatından esmasına tecellisi olmuştur.

Fakat henüz daha seyr tamamlanmamış 13 mertebeli Ahadiyyet nur sütunu arzı mübareke “Hazreti Şehadet”e ulaşmamıştı.

( لَا) ”lâ” lafzının oluşumu

İşte bu son (nüzül) bağlantıyı (لَا) ”lâ” ile yani (لا) “lâm elif” ile yaptı. Bu “lâm elif”, öyle bir “lâm elif”tir ki zahir ve batın bütün ef’al alemini kucaklamış oradan da arşı azime kollarını uzatmıştır.

İşte bu son (iniş) bağlantıyı "lâ" ile yani "lâm elif" ile yaptı. Bu "lâm elif", öyle bir "lâm elif"tir ki, görünen ve görünmeyen bütün fiiller âlemini kucaklamış, oradan da yüce arşa kollarını uzatmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

İşte bu son (iniş) bağlantıyı "lâ" ile yani "lâm elif" ile yaptı. Bu "lâm elif", öyle bir "lâm elif"tir ki, görünen ve görünmeyen bütün fiiller âlemini kucaklamış, oradan da yüce arşa kollarını uzatmıştır.

Biz ona şimdi görünen kelime, anlam manasıyla bakmaya ve öyle okumaya, anlamaya çalışalım. Genelde "lâ", kendinden sonra gelen manayı nehyedici yani kaldırıcı görevini yapmaktadır. Burada ise asılda kendi kendini "zahir mertebesi" itibarıyla "lâ" etmekte, kaldırmaktadır.

Biz ona şimdi görünen kelime, anlam manasıyla bakmaya ve öyle okumaya, anlamaya çalışalım. Genelde "lâ", kendinden sonra gelen manayı nehyedici yani kaldırıcı görevini yapmaktadır. Burada ise asılda kendi kendini "zahir mertebesi" itibarıyla "lâ" etmekte, kaldırmaktadır.

Biz ona şimdi zahir kelime, anlam manasıyla bakmaya ve öyle okumağa, anlamaya çalışalım. Genelde “lâ” kendinden sonra gelen manayı nehyedici yani kaldırıcılık görevini yapmaktadır. Burada ise asılda kendi kendini “zahir mertebesi” itibarile “lâ” etmekte, kaldırmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Biz ona şimdi görünen kelime, anlam manasıyla bakmaya ve öyle okumaya, anlamaya çalışalım. Genelde "lâ" kendinden sonra gelen manayı nehyedici yani kaldırıcı görevini yapmaktadır. Burada ise asılda kendi kendini "zahir mertebesi" itibarıyla "lâ" etmekte, kaldırmaktadır.

Şöyle ki; "Mutlak Zât"

Ahadiyetinden Ulûhiyetine tenezzül ettiğinde, "Allah" ismi ve manasıyla zuhur etmişti.

Şöyle ki; “Zatı Mutlak”

Şöyle ki; "Mutlak Zât"

Ahadiyetinden Ulûhiyetine tenezzül ettiğinde, "Allah" ismi ve manasıyla zuhur etmişti.

Oradan sıfat "Vahidiyet ve Rahmaniyet" mertebesine "illâ" ile tenezzül etmişti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Oradan sıfat, "Vahidiyet ve Rahmaniyet" mertebesine "illâ" ile inmişti.

Oradan "Rububiyet" mertebesine "ilâhe" ile inmişti.

Şimdi burada ise, "Rububiyet" mertebesinden "Melikiyet" mertebesine son tecellisi olan "lâ" ile inmektedir ki, bu iniş ve tecelli kemalatın sonu ve zirvesidir.

Ahadiyyetinden Uluhiyyetine indiğinde, "Allah" ismi ve manasıyla ortaya çıkmıştı.

Oradan "Rububiyet" mertebesine "ilâhe" ile tenezzül etmişti.

Şimdi burada ise, "Rububiyet" mertebesinden "Melikiyet" mertebesine son tecellisi olan "lâ" ile tenezzül etmektedir ki, bu tenezzül ve tecelli kemalatın sonu ve zirvesidir.

Ahadiyyetinden Uluhiyyetine tenezzül ettiğinde, اللَّهُ“Allah” ismi ve manasıyle zuhur etmişti. 

Oradan sıfat “Vahidiyyet ve Rahmaniyyet” mertebesine (َإِلَّا) ”illâ” ile tenezzül etmişti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Oradan sıfat, "Vahidiyyet ve Rahmaniyyet" mertebesine "illâ" ile inmişti.

Oradan "Rububiyyet" mertebesine "ilâhe" ile inmişti.

Şimdi burada ise, "Rububiyet" mertebesinden "Melikiyyet" mertebesine son tecellisi olan "lâ" ile inmektedir ki, bu iniş ve tecelli kemalatın sonu ve zirvesidir.

Ehli Hicap (perdeliler) buraya "Esfeli safilin" (aşağıların en aşağısı) der. Hakikat yönü ile ehli hal ise, "lika/buluşma", vuslat âlemi der.

Oradan “Rububiyyet” mertebesine (إِلَه) “ilâhe” ile tenezzül etmişti. 

Şimdi burada ise, “Rububiyet” mertebesinden “Melikiyyet” mertebesine son tecellisi olan (لَا) ”lâ” ile tenezzül etmektedir, ki bu tenezzül ve tecelli kemalatın sonu ve zirvesidir. 

Ehli Hicap (perdeliler) buraya (Esfeli safilin/aşağıların en aşağısı) der. Hakikat yönü ile ehli hal ise, “lika/buluşma”, vuslat alemi der. 

Perde ehli buraya "aşağıların en aşağısı" der. Hakikat yönüyle hal ehli ise "buluşma", "vuslat âlemi" der.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Perde ehli buraya "aşağıların en aşağısı" der. Hakikat yönüyle hal ehli ise "buluşma", "vuslat âlemi" der.

Ancak burada Zât'ın kendisini "fiiller, isimler, sıfatlar ve Zât" perdeleriyle perdelemesinden dolayı, bu perdeleri açıp da o "buluşma"ya ulaşmak pek kolay olmaz.

Bütün âlemlerden ortaya çıkan bu "lâ âleminde" (ki bu "melikiyet" yani "malikiyet" mertebesidir; diğer ismi "fiiller/fiil madde âlemi"dir), her varlık kendisine tanınan mülkünü kendi gerçek mülkü zannettiğinden, fiilen bu âlem "malik"ler tarafından izafeten geçici olarak bölünmüştür.

Ancak burada Zât'ın kendini "fiiller, isimler, sıfatlar ve Zât" perdeleriyle perdelediğinden, bu perdeleri açıp da o "buluşma"ya ulaşmak pek kolay olmaz.

Bütün âlemlerden ortaya çıkan bu "lâ âleminde" (ki bu "melikiyet" yani "malikiyet" mertebesidir; diğer ismi "fiiller/fiil madde âlemi"dir), her varlık kendisine tanınan mülkünü kendi gerçek mülkü zannettiğinden, fiilen bu âlem "malik"ler tarafından izafeten geçici olarak bölünmüştür.

Ancak burada zatın kendini “ef’al, esma, sıfat ve zat” perdeleriyle perdelediğinden, bu perdeleri açıp da o “lika”ya ulaşmak pek kolay olmaz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Ancak burada zâtın kendini "fiiller, isimler, sıfatlar ve zât" perdeleriyle perdelemesinden dolayı, bu perdeleri açıp da o "kavuşmaya" ulaşmak pek kolay olmaz.

Bütün âlemlerden ortaya çıkan bu "lâ âleminde" (ki bu, "melikiyet" yani "mâlikiyet" mertebesidir; diğer ismi "fiiller/fiil madde âlemi"dir), her varlık kendisine tanınan mülkünü kendi gerçek mülkü zannettiğinden, fiilen bu âlem "mâlikler" tarafından izafî olarak geçici bir süre bölünmüştür.

Bütün alemlerden zuhura gelen bu “la aleminde”, ki (melikiyyet” yani “malik”iyyet mertebesidir. Diğer ismi “ef’al/fiil madde alemi”dir. Her varlık kendine tanınan mülkünü kendi gerçek mülkü zannettiğinden fiilen bu alem “malik”ler tarafından izafeten geçici olarak bölünmüştür. 

Bu geçici bölüşme, paylaşım neticesinde “malik” zahir, “malikel mülk” batın olmuştur. İşte bir müddet batında kalmayı murat ve arzu eden “zatı mutlak” burada kendini (لا) “lâm elif” sırrı içinde gizleyerek, kendi kendine, kendinde olarak (لَا) ”lâ” diyerek perdelemiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bu geçici bölüşme, paylaşım neticesinde "malik" (sahip) görünen, "malikel mülk" (mülkün sahibi) ise gizli olmuştur. İşte bir süre gizli kalmayı dileyen ve arzu eden "mutlak zât" burada kendisini "lâm elif" (Arapça'da "lâ" harfinin yazılışı) sırrı içinde gizleyerek, kendi kendine, kendinde olarak "lâ" (yok, değil) diyerek perdelemiştir.

Bu geçici bölüşme, paylaşım sonucunda "malik" (sahip) görünen, "malikel mülk" (mülkün sahibi) ise gizli olmuştur. İşte bir süre gizli kalmayı dileyen ve arzu eden "mutlak zât" burada kendisini "lâm elif" (Arapça'da "lâ" harfinin yazılışı) sırrı içinde gizleyerek, kendi kendine, kendinde olarak "lâ" (yok, değil) diyerek perdelemiştir.

Bu perdeyi izinsiz açmaya çalışanlar "lâm elif"in tabanında görüldüğü gibi çelmeyi yerler ve daha oradan geri dönerler. Bu perdeyi açmak ve çelmeden kurtulmak için özel bir izin gerekmektedir. Tevhidin iniş kervanından inip, tevhidin yükseliş kervanına dahil olmak gerekecektir. Vakti geldiğinde o kervana bineriz inşallah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

Bu perdeyi izinsiz açmaya çalışanlar, "lâm elif"in tabanında görüldüğü gibi çelmeyi yerler ve daha oradan geri dönerler. Bu perdeyi açmak ve çelmeden kurtulmak için özel bir izin gerekmektedir. Tevhidin iniş kervanından inip, tevhidin yükseliş kervanına dahil olmak gerekecektir. Vakti geldiğinde o kervana bineriz inşallah.

Bu perdeyi izinsiz açmaya çalışanlar (لا) “lâm elif”in tabanında görüldüğü gibi çelmeyi yerler ve daha oradan geri dönerler. Bu perdeyi açmak ve çelmeden kurtulmak için özel bir izin gerekmektedir. Tevhid nüzül kervanından inip, tevhid uruc kervanına dahil olmak gerekecektir. Vakti geldiğinde o kervana bineriz insaallah. 

Böylece özet olarak oluşumunu izah etmeye çalıştığımız “Kelime-i Tevhid” ef’al aleminde zuhur etmek için son aşamasını da tamamladıktan sonra “Zatı Mutlağı” her mertebesi itibarile ve o mertebenin hakikatleri içerisinde en güzel şekilde her mertebeyi bir kelime ile izah eden dört (4) kelimeden meydana gelen dört (4) mertebeyi bir cümle içinde anlatan ve o cümlenin harflerinin de 12 harf olarak, ki bu da “seyri süluk mertebeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 72.6s

Böylece özet olarak oluşumunu açıklamaya çalıştığımız "Kelime-i Tevhid", fiiller âleminde ortaya çıkmak için son aşamasını da tamamladıktan sonra, "Mutlak Zât"ı her mertebesi itibarıyla ve o mertebenin hakikatleri içinde en güzel şekilde, her mertebeyi bir kelime ile açıklayan dört (4) kelimeden meydana gelen dört (4) mertebeyi bir cümle içinde anlatan ve o cümlenin harflerinin de 12 harf olarak, ki bu da seyr-i sülûk (manevî yolculuk) mertebeleridir.

Böylece özet olarak oluşumunu açıklamaya çalıştığımız "Kelime-i Tevhid", fiiller âleminde ortaya çıkmak için son aşamasını da tamamladıktan sonra, "Mutlak Zât"ı her mertebesi itibarıyla ve o mertebenin hakikatleri içinde en güzel şekilde her mertebeyi bir kelime ile açıklayan dört (4) kelimeden meydana gelen dört (4) mertebeyi bir cümle içinde anlatan ve o cümlenin harflerinin de 12 harf olarak, ki bu da seyri süluk (manevî yolculuk) mertebeleridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Böylece özet olarak oluşumunu açıklamaya çalıştığımız "Kelime-i Tevhid", fiiller âleminde ortaya çıkmak için son aşamasını da tamamladıktan sonra, "Mutlak Zât"ı her mertebesi itibarıyla ve o mertebenin hakikatleri içinde en güzel şekilde her mertebeyi bir kelime ile açıklayan dört (4) kelimeden meydana gelen dört (4) mertebeyi bir cümle içinde anlatan ve o cümlenin harflerinin de 12 harf olarak, ki bu da seyri süluk (manevî yolculuk) mertebeleridir.

On iki (12) mertebeyi de bünyesinde bulunduran “Manayı Muazzama” “lâ ilâhe illâ allah” Allahu Teala Hazretlerinin düzenlediği her mertebesi itibariyle kendi kendini, kendinde kendi vasfettiği Arap lisanı üzere “beşere” hediye ettiği zatından ef’aline yukarıdan aşağıya nüzül eden alemler köprüsüdür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

On iki mertebeyi de bünyesinde bulunduran "Manayı Muazzama" (yüce anlam), "lâ ilâhe illâ allah" (Allah'tan başka ilah yoktur) sözü, Yüce Allah'ın düzenlediği, her mertebesi itibarıyla kendi kendini, kendinde kendi vasfettiği Arap lisanı üzere "beşere" (insanlığa) hediye ettiği, Zât'ından fiillerine yukarıdan aşağıya inen âlemler köprüsüdür.

On iki mertebeyi de bünyesinde bulunduran "Manayı Muazzama" (yüce anlam), "lâ ilâhe illâ allah" (Allah'tan başka ilah yoktur) sözü, Yüce Allah'ın düzenlediği, her mertebesi itibarıyla kendi kendini, kendinde kendi vasfettiği Arap lisanı üzere "beşere" (insanlığa) hediye ettiği, Zât'ından fiillerine yukarıdan aşağıya inen âlemler köprüsüdür.

12,11,10,9,8 7,6,5 4,3,2 1 لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ 1,2,3,4,5 6,7,8 9,10,11 12 lâ ilâhe illâ allah&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Buraya kadar "Kelime-i Tevhid"in zâtından fiillerine nasıl oluşup uzandığını ve varlık bulduğunu anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bundan sonra ise, o muazzam mânânın nasıl ve nereye emanet edilip, gerçekleşmesinin de nasıl sağlanacağı aşamalarına bakalım.

 12,11,10,9,8 7,6,5 4,3,2 1

لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ

 1,2,3,4,5 6,7,8 9,10,11 12 lâ ilâhe illâ allah 22-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Buraya kadar “Kelime-i Tevhid”in zatından ef’aline nasıl oluşup uzandığını ve varlık bulduğunu anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bundan sonra ise, o muazzam mananın nasıl ve nereye emanet edilip, tahakkukunun da nasıl gerçekleştirileceği aşamalarına bakalım. 

“Mertebe-i Ademiyyet” Tevhidi Kur’anı Keriym Bakara 2/30 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Ademiyet Mertebesi" Tevhidi, Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/30. ayetinde şöyledir:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً

"ve iz kale rabbüke bil melaiketi inni ca’ilun fiyl ardı haliyfeh"

"ve iz kale rabbüke bil melaiketi inni ca’ilun fiyl ardı haliyfeh"

Mealen, "O vakti hatırla ki, hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti."

İşte burada bahsedilen halife, o muazzam "Kelime-i Tevhid"in o günkü anlayışı içinde yeryüzünde, emanet edilerek ilk bekçisi, görevlisi ve zuhur yeri olacağı ilan edilmekteydi. Bir halifenin isminin, yukarıdaki ayetlerin devamında (Adem) "Adem" olduğunu öğrenmekteyiz.

طكَ لِلْمَلَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةًووَاذْ قَالَ رَبِّ 

“ve iz kale rabbüke bil melaiketi inni ca’ilun fiyl ardı haliyfeh”

“ve iz kale rabbüke bil melaiketi inni ca’ilun fiyl ardı haliyfeh”

mealen, “o vakti hatırla ki, hani rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.

İşte burada bahsedilen halife, o muazzam “Kelime-i Tevhid”in o günkü anlayışı içinde yeryüzünde, emanet edilerek ilk bekçisi, görevlisi ve zuhur yeri olacağı ilan edilmekteydi. Bir halifenin isminin, yukarıdaki ayetlerin devamında (Adem) “Adem” olduğunu öğrenmekteyiz.

mealen, “o vakti hatırla ki, hani rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife halkedeceğim” demişti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 8.5s

Meal olarak, "O vakti hatırla ki, hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti.

İşte burada bahsedilen halife, o muazzam "Kelime-i Tevhid"in o günkü anlayışı içerisinde yeryüzünde, emanet edilerek ilk bekçisi, görevlisi ve zuhur yeri olacağı ilan edilmekteydi. Bir halifenin isminin, yukarıdaki ayetlerin devamında (Adem) "Adem" olduğunu öğrenmekteyiz.

İşte "Kelime-i Tevhid"in ilk emanet edildiği yer, fiiller âlemi itibarıyla "Ademiyet Mertebesi"dir. Ayrıca bâtın olarak, "Ahadiyyet Mertebesi"nde, kendisinde gizlenmiştir.

İşte burada bahsedilen halife o muazzam “Kelime-i Tevhid”in o günkü anlayışı içerisinde arzda, emanet edilerek ilk bekçisi görevlisi ve zuhur mahalli olacağı ilan edilmekteydi. Bir halifenin isminin, yukarıdaki ayetlerin devamında (آدَم) “Adem” olduğunu öğrenmekteyiz.

İşte “Kelime-i Tevhid”in ilk emanet edildiği yer ef’al alemi itibariyle “Mertebe-i Ademiyyet”tir. Ayrıca batın olarak, “Mertebe-i Ahadiyyet”te, kendisinde gizlenmiştir.

"Kelime-i Tevhid"in ilk emanet edildiği yer, fiiller âlemi itibarıyla "Âdemiyet Mertebesi"dir. Ayrıca bâtın olarak, "Ahadiyyet Mertebesi"nde, kendisinde gizlenmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Kelime-i Tevhid"in ilk emanet edildiği yer, fiiller âlemi açısından "Âdemiyet Mertebesi"dir. Ayrıca içsel olarak, "Ahadiyyet Mertebesi"nde, kendisinde gizlenmiştir.

"halakal ademe ala suretihi" Kutsî Hadis'te belirtildiği gibi Allah, Âdem'i içsel olarak kendi suretinde, yani kendi özellikleriyle yaratmıştır. İşte ancak bu yolla "Kelime-i Tevhid"i koruyabilecek ve emanet edilebilecek bir yer olmuştur. Âdem (a.s.)'ın hikâyesini herkes bilmektedir. Bilinen aşamalardan sonra cennetten yeryüzüne indirilen Âdem ile Havva, önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi yeryüzünde insan dilinden ilk defa "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenler olmuştur.

"halakal ademe ala suretihi" Kutsî Hadis'te belirtildiği gibi Allah, Âdem'i "bâtın" olarak kendi suretinde, yani kendi özellikleriyle yaratmıştır. İşte ancak bu yoldan "Kelime-i Tevhid"i koruyabilecek ve emanet edilebilecek bir mahal olmuştur. Âdem (a.s.)'ın hikâyesini herkes bilmektedir. Bilinen aşamalardan sonra cennetten yeryüzüne indirilen Âdem ile Havva, önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi yeryüzünde beşer dilinden ilk defa "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenler olmuştur.

 “halakal ademe ala suretihi” Hadisi Kudsisinde belirtildiği gibi Allah Adem’i “batın” olarak kendi suretinde, yani kendi özellikleriyle halk etmiştir. İşte ancak bu yoldan “Kelime-i Tevhidi” koruyabilecek ve emanet edilebilecek mahal olmuştur. Adem AS’ın hikayesini herkes bilmektedir. Malum aşamalardan sonra cennetten yer yüzüne indirilen Adem ile Havva, evvelki satırlarda da belirttiğimiz gibi yer yüzünde beşer lisanından ilk defa “Kelime-i Tevhid”i telaffuz edenler olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"halakal ademe ala suretihi" Kutsî Hadis'te belirtildiği gibi, Allah Âdem'i "batın" olarak kendi suretinde, yani kendi özellikleriyle yaratmıştır. İşte ancak bu yoldan "Kelime-i Tevhid"i koruyabilecek ve emanet edilebilecek bir yer olmuştur. Âdem (a.s.)'ın hikayesini herkes bilmektedir. Bilinen aşamalardan sonra cennetten yeryüzüne indirilen Âdem ile Havva, önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi, yeryüzünde beşer dilinden ilk defa "Kelime-i Tevhid"i söyleyenler olmuştur.

Böylece bir beşer halife lisanından Kelime-i Tevhid’in “uruc” yani yükseliş sistemi içerisinde ilk defa kullanıldığını görmekteyiz. Adem kelimesi de bize bu hakikatlerin mertebe-i Ademiyyetle zuhura çıkmaya başladığını göstermektedir. Adem’in baştaki (ُ) “elif”i Ahadiyyet, sondaki () “mim” Muhammediyyet, ortadaki (ُ) “dal”ı ise, Ahadiyyet’in Muhammediyyet’te zuhur edeceğinin delilidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Böylece bir insan halife dilinden Kelime-i Tevhid'in "uruc" yani yükseliş sistemi içinde ilk defa kullanıldığını görmekteyiz. Adem kelimesi de bize bu hakikatlerin Ademiyet mertebesiyle ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir. Adem'in baştaki (ُ) "elif"i Ahadiyyet'i (Allah'ın birliği), sondaki () "mim" Muhammediyyet'i (Hz. Muhammed'in hakikati), ortadaki (ُ) "dal"ı ise, Ahadiyyet'in Muhammediyyet'te ortaya çıkacağının delilidir.

Böylece bir insan halife dilinden Kelime-i Tevhid'in "uruc" yani yükseliş sistemi içinde ilk defa kullanıldığını görmekteyiz. Adem kelimesi de bize bu hakikatlerin Ademiyet mertebesiyle ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir. Adem'in baştaki (ُ) "elif"i Ahadiyyet'i (Allah'ın birliği), sondaki () "mim" Muhammediyyet'i (Hz. Muhammed'in hakikati), ortadaki (ُ) "dal"ı ise, Ahadiyyet'in Muhammediyyet'te ortaya çıkacağının delilidir.

Adem'in (a.s.) lakabı "Safiyyullah"dır. O mertebede ve daha sonra gelecek "İbrahimiyet Mertebesi"ne kadar olan sürede "Kelime-i Tevhid" nefis mertebeleri itibarıyla dua makamından ifade edilecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Âdem'in (a.s.) lakabı "Safiyyullah"dır. O mertebede ve daha sonra gelecek "İbrahimiyet Mertebesi"ne kadar olan sürede "Kelime-i Tevhid" nefis mertebeleri itibarıyla dua makamından ifade edilecektir.

Âdem'in (a.s.) lakabı "Safiyyullah"dır. O mertebede ve daha sonra gelecek "İbrahimiyet Mertebesi"ne kadar olan sürede "Kelime-i Tevhid" nefis mertebeleri itibarıyla dua makamından ifade edilecektir.

Şöyle ki:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şöyle ki:

"Lâ ilâhe illallah Adem Safiyullah"

"Lâ ilâhe illallah Nuh Neciyullah"

gibi, nihayet insanlık âlemi İbrahimî mertebeye ulaşınca, artık bu aşamada "Kelime-i Tevhid" hem dua, hem zikir, hem de tefekkür konusu olmaya, içinde barındırdığı "Tevhid" hakikatleri ve manaları oluştuğu yoldan yükseliş ederek tekrar aslına, gerçek hakikatine doğru yola çıkmaya başladı.

Adem’in (a.s.) lakabı “Safiyyullah”dır. O mertebede ve daha sonra gelecek “Mertebe-i İbrahimiyye”te kadar olan sürede “Kelime-i Tevhid” nefis mertebeleri itibariyle dua makamından ifade edilecektir.

Şöyleki :

Şöyle ki:

"Lâ ilâhe illallah Adem Safiyullah"

"Lâ ilâhe illallah Nuh Neciyullah"

gibi, nihayet insanlık âlemi "Mertebe-i İbrahimiyyet"e (İbrahimî mertebeye) ulaşınca, artık bu aşamada "Kelime-i Tevhid" hem dua, hem zikir, hem de tefekkür konusu olmaya, içinde barındırdığı "Tevhid" hakikatleri ve manaları oluştuğu yoldan uruç (yükseliş) ederek tekrar aslına, gerçek hakikatine doğru yola çıkmaya başladı.

"Mertebe-i İbrahimiyyet" Tevhidi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"İbrahimî Mertebe" Tevhidi

“lâ ilâhe illallah Adem Safiyullah”

“lâ ilâhe illallah Nuh Neciyullah”

gibi nihayet insanlık âlemi, "İbrahimî Mertebe"ye ulaşınca artık bu aşamada "Kelime-i Tevhid" hem dua, hem zikir, hem de tefekkür konusu olmaya, içinde barındırdığı "Tevhid" hakikatleri ve manaları oluştuğu yoldan yükselerek tekrar aslına, gerçek hakikatine doğru yola çıkmaya başladı.

"İbrahimî Mertebe" Tevhidi Yüce Allah buyurdu:

 “lâ ilâhe illallah Adem Safiyullah”

 “lâ ilâhe illallah Nuh Neciyullah”

gibi nihayet insanlık alemi, “Mertebe-i İbrahimiyyet”e ulaşınca artık bu aşamada “Kelime-i Tevhid” hem dua, hem zikir, hem de tefekkür konusu olmaya içinde barındırdığı “Tevhid” hakikatleri ve manaları oluştuğu yoldan uruc olarak tekrar aslına, gerçek hakikatine doğru yola çıkmağa başladı.

“Mertebe-i İbrahimiyyet” Tevhidi Hak Teala buyurdu:

Yüce Allah buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Yüce Allah buyurdu:

- Ey İbrahim! Cebrail'i sana göndereyim ki sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini öğretsin. Bu kelimenin nerede ve nasıl söyleneceğini sana güzelce öğretsin.

Namus-u Ekber (en büyük sırrın taşıyıcısı) olan Cebrail gelip dedi ki:

- Ey İbrahim! Yüce Allah sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini öğretmem için beni sana gönderdi.

Bu kelimeyi İbrahim'e (a.s.) üç kere öğretti.

Cebrail "lâ ilâhe illâllah" dedi, İbrahim dinledi; İbrahim söyledi, Cebrail dinledi.

- Ey İbrahim! Cebrail'i sana göndereyim, sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini öğretsin. Bu kelimenin nerede ve nasıl söyleneceğini sana güzelce öğretsin.

Namus-u Ekber (en büyük sırrın taşıyıcısı) olan Cebrail gelip dedi ki:

- Ey İbrahim! Yüce Allah sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini öğretmem için beni sana gönderdi.

Bu kelimeyi İbrahim'e (a.s.) üç kere öğretti.

Cebrail "lâ ilâhe illâllah" dedi, İbrahim dinledi; İbrahim söyledi, Cebrail dinledi.

- Ya İbrahim! Cebrâil’i sana göndereyim, sana lâ ilâhe illâllah kelimesini telkin etsin. Bu kelimenin nerede ve nasıl söyleneceğinin sana güzelce ta’lim etsin. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

- Ey İbrahim! Cebrail'i sana göndereyim, sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini telkin etsin. Bu kelimenin nerede ve nasıl söyleneceğini sana güzelce öğretsin.

Namus-u Ekber olan Cebrail gelip dedi ki:

- Ey İbrahim! Yüce Allah sana "lâ ilâhe illâllah" kelimesini öğretmem için beni sana gönderdi.

Bu kelimeyi İbrahim (a.s.)'a üç kere telkin etti.

Cebrail "lâ ilâhe illâllah" dedi, İbrahim dinledi; İbrahim söyledi, Cebrail dinledi.

Namus-u Ekber olan Cebrâil gelip dedi ki:

- Ya İbrahim! Hak Teala sana lâ ilâhe illâllah kelimesini öğretmem için beni sana gönderdi.

Bu kelimeyi İbrahim (a.s) a üçkere telkin etti. 

Cebrâil lâ ilâhe illâllah dedi, İbrahim dinledi; İbrahim söyledi, Cebrâil dinledi. 

Üçer kere karşılıklı birbirlerini dinledikten sonra Hak Teâla:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Üçer kere karşılıklı birbirlerini dinledikten sonra Yüce Allah:

- Ey İbrahim! Issız bir yerde çilehane yap; orası karanlık olsun; oraya girip otur; niyet et. Yüce Allah'ın kudreti sana görünene kadar "lâ ilâhe illâllah" demeye devam et," buyurdu.

Bilinmeli ki İbrahim (a.s.)'ın bir lakabı da "Tevhid'in babası"dır. İşte bu hakikat üzere İbrahim'in Tevhidi "la faile illallah"tır, yani ilk insanlık tarihinde "Kelime-i Tevhid"in kelimesini kendi itibari mertebesiyle aşağıdan yukarıya, kuldan Hakk'a doğru okumaya başlamıştır.

Üçer kere karşılıklı birbirlerini dinledikten sonra Yüce Allah:

- Ey İbrahim! Issız bir yerde çilehane yap; orası karanlık olsun; oraya girip otur; niyet et. Yüce Allah'ın kudreti sana görünene kadar "lâ ilâhe illâllah" demeye devam et," buyurdu.

Bilindiği gibi İbrahim (a.s.)'ın bir lakabı da "Tevhid'in babası"dır. İşte bu hakikat üzere İbrahim'in Tevhidi "la faile illallah"tır, yani ilk insanlık tarihinde "Kelime-i Tevhid"in kelimesini kendi itibari mertebesiyle aşağıdan yukarıya, kuldan Hakk'a doğru okumaya başlamıştır.

- Ya İbrahim! Bir halvet yerde çilehane yap; orası karanlık olsun; oraya girip otur; niyyet et. Hak teâla’nın kudreti sana zahir oluncaya kadar lâ ilâhe illâllah demeye devam et,” buyurdu Bilindiği gibi İbrahim (a.s.)’ın bir lakabı da “Tevhid’in babası”dır. İşte bu hakikat üzere Tevhid’i İbrahim “la faile illallah”tır, yani ilk insanlık tarihinde “Kelime-i Tevhid”in kelimesini kendi mertebe-i itibariyle aşağıdan yukarıya, kuldan Hakk’a doğru okumağa başlamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Ey İbrahim! Issız bir yerde çilehane yap; orası karanlık olsun; oraya girip otur; niyet et. Yüce Allah'ın kudreti sana görünene kadar 'Lâ ilâhe illâllah' demeye devam et," buyurdu. Bilindiği gibi İbrahim (a.s.)'ın bir lakabı da "Tevhid'in babası"dır. İşte bu hakikat üzere İbrahim'in Tevhidi "Lâ fâile illâllah"tır, yani ilk insanlık tarihinde "Kelime-i Tevhid"in kelimesini kendi itibari mertebesiyle aşağıdan yukarıya, kuldan Hakk'a doğru okumaya başlamıştır.

Burada dikkat edilecek çok mühim bir husus vardır. Lafızda tamamını, aslında gerçek olarak sadece (َلا) “lâ” yı okuyabilmiş, diğer bölümleri lafız olarak söylemiştir, ki zaten onun mertebesi budur, görevi de bu mertebeyi ortaya getirip faaliyete geçirmektir ki, bunu da başarmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Burada dikkat edilecek çok önemli bir husus vardır. Lafızda tamamını, aslında gerçek olarak sadece "lâ"yı okuyabilmiş, diğer bölümleri lafız olarak söylemiştir; ki zaten onun mertebesi budur, görevi de bu mertebeyi ortaya çıkarıp faaliyete geçirmektir ve bunu da başarmıştır.

Burada dikkat edilecek çok önemli bir husus vardır. Lafızda tamamını, aslında gerçek olarak sadece "lâ"yı okuyabilmiş, diğer bölümleri lafız olarak söylemiştir; ki zaten onun mertebesi budur, görevi de bu mertebeyi ortaya çıkarıp faaliyete geçirmektir ve bunu da başarmıştır.

Buradaki Tevhid kelimesi "lâ ilâhe illallah"tır, okuyanı İbrahim Halilullah'tır. Mertebesi "Halil" yani dostluktur. Dostluk örtüsüne bürünen, başkasını görmez.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Buradaki Tevhid kelimesi "lâ ilâhe illallah"tır, okuyanı İbrahim Halilullah'tır. Mertebesi "Halil" yani dostluktur. Dostluk örtüsüne bürünen, başkasını görmez.

Buradaki Tevhid kelimesi "lâ ilâhe illallah"tır, okuyanı İbrahim Halilullah'tır. Mertebesi "Halil" yani dostluktur. Dostluk örtüsüne bürünen, başkasını görmez.

Burası seyr-ü süluk (manevi yolculuk) yolunda sekizinci, Hazret mertebesi bakımından birinci, kelime lafzı ise, "lâ fâile illallah"tır.

Buradaki Tevhid kelimesi “lâ” ilahe illâ allah, okuyanı İbrahim Halilullah’tır. Mertebesi “Halil” dostluktur. Dostluk örtüsüne bürünen gayrı görmez.

Burası seyr-ü süluk yolunda sekizinci (8.), Hazret mertebesi bakımından birinci (1.), kelime lafzı ise, “la faile illallah”tır.

Burası seyr-ü süluk (manevi yolculuk) yolunda sekizinci, Hazret mertebesi (ilahi huzur mertebesi) bakımından birinci, kelime lafzı ise, “la faile illallah”tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Burası manevi yolculukta sekizinci, ilahi huzur mertebesi bakımından birinci, kelime lafzı ise, “la faile illallah”tır.

Böylece iniş mertebelerinden yükseliş mertebelerine yükselmeye çalışarak kuldan Hakk’a “Kelime-i Tevhid”in kelimeleri yavaş yavaş okunmaya devam edilsin.

Burada ilk okunup çözülen kelime “lâ” “nehiy”dir. Varlıktan bağıntıyı kaldırıcı “lâ”dır. Bu “lâ” “fa” ile bütün fiillerin failleri geçici sahipler değil, mülkün gerçek sahibi olduğu yavaş yavaş kesinleşerek ortaya çıkmaya başlamış olur. İşte bu mertebenin ortaya çıkış yeri kişinin kendisinde “lâ” gözlem “ilahe illâ allah” kelam ile söylenir. İlk özsel gözlem hali buradan başlamaktadır.

Böylece iniş mertebelerinden yükseliş mertebelerine yükselmeye çalışarak kuldan Hakk’a “Kelime-i Tevhid”in kelimeleri yavaş yavaş okunmaya devam edilsin.

Burada ilk okunup çözülen kelime “lâ” “nehiy”dir. Varlıktan izafeti (bağıntıyı) kaldırıcı “lâ”dır. Bu “lâ” “fa” ile bütün fiillerin failleri (yapanları) geçici “malik”ler (sahipler) değil, “malikel mülk” (mülkün gerçek sahibi) olduğu yavaş yavaş kesinleşerek ortaya çıkmaya başlamış olur. İşte bu mertebenin zuhur mahalli (ortaya çıkış yeri) “kişi”sinde “lâ” müşahade (gözlem) “ilahe illâ allah” kelam ile söylenir. İlk zati müşahade (özsel gözlem) hali buradan başlamaktadır.

Böylece nüzül mertebelerinden uruc mertebelerine yükselmeğe çalışarak kuldan Hakk’a “Kelime-i Tevhid”in kelimeleri yavaş yavaş okumağa devam edilsin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Böylece iniş mertebelerinden yükseliş mertebelerine çıkmaya çalışarak kuldan Hakk'a "Kelime-i Tevhid"in kelimeleri yavaş yavaş okunmaya devam edilsin.

Burada ilk okunup çözülen kelime (لا) "lâ" yani "nehiy"dir. Varlıktan izafeti kaldıran (لا) "lâ"dır. Bu (لا) "lâ" (فَا) ile bütün fiillerin faillerinin geçici "malik"ler değil, "malikel mülk" olduğu yavaş yavaş kesinleşerek ortaya çıkmaya başlamış olur. İşte bu mertebenin ortaya çıkış yeri olan "kişi"sinde (لا) "lâ" müşahadesi (لا اله الا الله) kelam ile söylenir. İlk zâtî müşahade hali buradan başlamaktadır.

Burada ilk okunup çözülen kelime (َلا) “lâ” “nehiy”. Varlıktan izafeti kaldırıcı (َلا) “lâ” dır. Bu (َلا) “lâ” () “fa” ile bütün fiillerin failleri geçici “malik”ler değil, “malikel mülk” olduğu yavaş yavaş kesinleşerek ortaya çıkmaya başlamış olur. İşte bu mertebenin zuhur mahalli “kişi”sinde (َلا) “lâ” müşahade (اللَّهَُاله الا) “ilahe illâ allah” kelam ile söylenir. İlk zati müşahade hali buradan başlamaktadır. 

Bilindiği gibi “İbrahim” İbrani lügatına göre “eb’rahem”dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bilindiği gibi "İbrahim" İbrani diline göre "eb'rahem"dir.

Baştaki (ُ) "elif" "Ahadiyyet"in (Allah'ın birliği) zuhur yeri, ikinci harf () "be" ile "birlikteliği, üçüncü harf () "rı" bu mertebedeki "İlahi rahmeti, dördüncü harf (ُ) "he" aradaki "mutlak hüviyeti" (Allah'ın mutlak kimliği), sondaki () "mim" ise, bu mertebedeki "Hakikat-ı Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) tecelli yeri, zuhur yeri olduğunun ifadesidir.

Bilindiği gibi "İbrahim" İbrani diline göre "eb'rahem"dir.

Baştaki (ُ) "elif" "Ahadiyyet"in (Allah'ın birliği) zuhur yeri, ikinci harf () "be" ile "birlikteliği, üçüncü harf () "rı" bu mertebedeki "İlahi rahmeti, dördüncü harf (ُ) "he" aradaki "mutlak hüviyeti" (Allah'ın mutlak kimliği), sondaki () "mim" ise, bu mertebedeki "Hakikat-ı Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) tecelli yeri, zuhur yeri olduğunun ifadesidir.

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme

Baştaki (ُ) "elif" "Ahadiyyet"in (Allah'ın birliği) zuhur yeri,

ikinci harf () "be" ile "birlikteliği", üçüncü harf () "rı" bu mertebedeki "ilahi rahmeti",

dördüncü harf (ُ) "he" aradaki "mutlak hüviyeti" (Allah'ın mutlak benliği),

sondaki () "mim" ise, bu mertebedeki "Muhammedî Hakikat"in (Hz. Muhammed'in hakikati) tecelli yeri, zuhur yeri olduğunun ifadesidir.

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Mûsevîlik Mertebesi" Tevhidi Buradan da ileriye gidip Kelime-i Tevhid'i daha iyi okumayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz "Mûsevîlik Mertebesi"ne doğru ilerleyecektir.

Baştaki (ُ) “elif” “Ahadiyyet”in zuhur mahalli, 

ikinci harf () “be” ile “birlikteliği, üçüncü harf () “rı” bu mertebedeki “rahmeti İlahiyye”yi, 

dördüncü harf (ُ) “he” aradaki “hüvviyyet-i mutlaka”yı, 

sondaki () “mim” ise, bu mertebedeki “Hakikat-ı Muhammediyye”nin tecelli yeri, zuhur mahalli olduğunun ifadesidir.

22-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “Mertebe-i Museviyyet” Tevhidi Buradan da ileriye gidip Kelime-i Tevhid’i daha iyi okumayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz “Mertebe-i Museviyyet”e doğru ilerliyecektir. 

“Vadi-i Eymen”e Musa (a.s.)’a “Tur dağında hitap edilen vadi” ulaşmadan bu hakikatlere ulaşmamız mümkün değildir. Çünkü Allah’ın c.c. çizdiği genel seyr yolu budur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Musa (a.s.) "Vadi-i Eymen"e, yani "Tur dağında hitap edilen vadi"ye ulaşmadan bu hakikatlere ulaşmamız mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah'ın çizdiği genel seyir yolu budur.

Buradaki Tevhid kelimesi, "lâ ilâhe illâ allah" okuyanı "Musa Kelimullah"tır ve burada, bu makamda okunan, yani "çözülen" kelime "ilâhe"dir. Bu oluşum üzere Musa'nın Tevhidi "la mevcude illâ allah" şeklindedir.

Öncelikle "lâ"nın gerçeğini okuyup "ilâhe"nin hakikatine ulaşınca, Musa bütün varlıktaki mevcutların daha önce kendilerinin gerçek var zannedildiği üzere değerlendirildiğini gördü. Kendisinde oluşan bir irfan (bilgi, anlayış) ile varlıkların kendilerine ait bir varlıkları olmadığı, "ilâhe"lerin aslının tek "ilah" (Kubb-ul erbab - rablerin kubbesi, rablerin özü) olduğu anlaşıldı. Cenab-ı Hak Tur dağından ona kelam edince "illâ"ya da ulaştığını zanneden Hz. Musa, "Yarabbi, sana bu kadar yaklaştım, bana kendini göster" arzusuna karşılık "len terani" (sen beni göremezsin) sözüyle karşılaştı. Çünkü henüz "illâ"ya ulaşmamıştı.

Buradaki Tevhid kelimesi, “lâ ilâhe illâ allah” okuyanı “Musa Kelimullah”tır ve burda, bu makamda okunan, yani “çözülen” kelime “ilâhe” dir. Bu oluşum üzere Tevhid-i Musa “la mevcude illâ allah” şeklindedir.

Evvela (لَا) “lâ” nın gerçeğini okuyup (إِلَه) “ilâhe”nin hakikatine ulaşınca baktı ki, bütün varlıktaki mevcudlar daha evvelce kendilerinin gerçek var zannedildiği üzere değerlendiriliyorken, kendisinde oluşan bir irfaniyet ile varlıkların kendilerine ait bir varlıkları olmadıkları (إِلَه) “ilâhe”lerin aslının tek “ilah” (Kubb-ul erbab) olduğu anlaşılınca ve Tur dağından Cenab-ı Hak ona kelam edince (َإِلَّا) “illâ”ya da ulaştığını zanneden Hz. Musa “yarabbi sana bu kadar yaklaştım bana kendini göster” arzusu karşısında “len terani” (sen beni göremezsin) sözü oldu, çünkü daha henüz (َإِلَّا) “illâ”ya ulaşmamıştı.

Öncelikle "lâ"nın gerçeğini okuyup "ilâhe"nin hakikatine ulaşınca gördü ki, bütün varlıktaki mevcutlar daha önceden kendilerinin gerçek var zannedildiği gibi değerlendirilirken, kendisinde oluşan bir irfan ile varlıkların kendilerine ait bir varlıkları olmadıkları, "ilâhe"lerin aslının tek "ilah" (Kubb-ul erbab) olduğu anlaşıldı. Ve Tur dağından Yüce Allah ona kelam edince "illâ"ya da ulaştığını zanneden Hz. Musa, "Yarabbi, sana bu kadar yaklaştım, bana kendini göster" arzusu karşısında "len terani" (sen beni göremezsin) sözüyle karşılaştı, çünkü daha henüz "illâ"ya ulaşmamıştı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Öncelikle "lâ"nın gerçeğini okuyup "ilâhe"nin hakikatine ulaşınca gördü ki, bütün varlıktaki mevcutlar daha önceden kendilerinin gerçek var zannedildiği gibi değerlendirilirken, kendisinde oluşan bir irfan (sezgisel bilgi) ile varlıkların kendilerine ait bir varlıkları olmadıkları, "ilâhe"lerin aslının tek "ilah" (Kubb-ul erbab) olduğu anlaşıldı. Ve Tur dağından Yüce Allah ona kelam edince "illâ"ya da ulaştığını zanneden Hz. Musa, "Yarabbi, sana bu kadar yaklaştım, bana kendini göster" arzusu karşısında "len terani" (sen beni göremezsin) sözüyle karşılaştı, çünkü daha henüz "illâ"ya ulaşmamıştı.

Bu yüzden “yarabbi seni her şeyden tenzih ederim, beni müminlerin evveli yaz,” diye ricada bulundu ve bu mertebe tenzih mertebesi, ilk idrak edip yaşayan da Musa (a.s.) oldu. Bu yüzden “Mü’minlerin evveli” yani bu mertebenin önderi olmasını istedi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu yüzden "Yarabbi, seni her şeyden tenzih ederim, beni müminlerin evveli yaz," diye ricada bulundu ve bu mertebe tenzih mertebesidir; bunu ilk idrak edip yaşayan da Musa (a.s.) oldu. Bu sebeple "Müminlerin evveli" yani bu mertebenin önderi olmasını istedi.

Bu yüzden "Yarabbi, seni her şeyden tenzih ederim, beni müminlerin evveli yaz," diye ricada bulundu ve bu mertebe tenzih mertebesidir; bunu ilk idrak edip yaşayan da Musa (a.s.) oldu. Bu sebeple "Müminlerin evveli" yani bu mertebenin önderi olmasını istedi.

Burası Hakk Yolculuğu'nda dokuzuncu mertebedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Burası Hakk Yolculuğu'nda dokuzuncu mertebedir.

Musa'nın "mim" harfi, Hakikat-ı Muhammedi'nin "Musaviyyet tenzih" (Allah'ı her türlü eksiklikten arındırma) mertebesini;

"sin" harfi ise, o mertebede olgunlaşmaya devam eden insanı ifade etmektedir.

Burası Hakk Yolculuğu'nda dokuzuncu mertebedir.

"Musa" kelimesinin "mim" harfi "Hakikat-ı Muhammedi"nin "Musaviyyet tenzih" mertebesini; "sin" harfi ise, o mertebede olgunlaşmaya devam eden "insanı" ifade etmektedir.

Musa'nın "mim"i, Hakikat-ı Muhammedi'nin "Musaviyyet tenzih" mertebesini;

"sin"i ise, o mertebede olgunlaşmaya devam eden insanı ifade etmektedir.

Burası seyr-i suluk yolunda 9 (dokuz)uncu mertebedir. 

“Musa” nın () “mim” “Hakikat-ı Muhammedi”nin “Musaviyyet tenzih” mertebesini () “sin”i ise, o mertebede olgunlaşmağa devam eden “insanı” ifade etmektedir.

Burada “Kelime-i Tevhid” (لَاَإلَهَ) “lâ ilâhe” müşahade, (اللَّهَُإِلَّا) “illâ allah” lafzen ifade edilmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Burada "Kelime-i Tevhid" (Lâ ilâhe illâ Allah) ifadesindeki "lâ ilâhe" kısmı müşahade ile, "illâ Allah" kısmı ise sözlü olarak ifade edilmektedir.

Buradan da ileriye gidip "Kelime-i Tevhid"i daha iyi okumayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz "Mertebe-i İseviyyet"e (İsa mertebesine) doğru ilerleyecektir.

Burası, Mertebe-i İseviyyet'tir; sıfatı "Mesih", ismi "İsa", lakabı "Ruhullah"tır. Bu makamda okunan, yani "çözülen" kelime "illâ"dır.

Burada "Kelime-i Tevhid" (Lâ ilâhe illâ Allah) "lâ ilâhe" kısmı müşahade ile, "illâ Allah" kısmı ise lafzen ifade edilmektedir.

Buradan da ileriye gidip "Kelime-i Tevhid"i daha iyi okumayı arzu ediyorsak, o zaman yolumuz "Mertebe-i İseviyyet"e (İsa mertebesine) doğru ilerleyecektir.

"Mertebe-i İseviyyet" Tevhidi Burası, Mertebe-i İseviyyet'tir; sıfatı "Mesih", ismi "İsa", lakabı "Ruhullah"tır. Bu makamda okunan, yani "çözülen" kelime "illâ"dır.

Buradan da ileriye gidip “Kelime-i Tevhid”i daha iyi okumayı arzu ediyorsak o zaman yolumuz “Mertebe-i İseviyyet”e doğru ilerliyecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Buradan da ileriye gidip “Kelime-i Tevhid”i daha iyi okumayı arzu ediyorsak o zaman yolumuz “Mertebe-i İseviyyet”e (İsa'ya ait mertebe) doğru ilerleyecektir.

“Mertebe-i İseviyyet” Tevhidi

Burası, Mertebe-i İseviyyet’tir, sıfatı “Mesih”, ismi “İsa”, lakabı “Ruhullah”tır. Bu makamda okunan, yani “çözülen” kelime (لا) “illâ”dır.

Bu oluşum üzerine de “Tevhid-i İsa” “la mevsufe illâ allah” şekliyledir.

Bu oluşum üzerine de "İsa'nın Tevhidi" "Allah'tan başka nitelenen yoktur" şeklindedir.

“Mertebe-i İseviyyet” Tevhidi

Burası, Mertebe-i İseviyyet’tir, sıfatı “Mesih”, ismi “İsa”, lakabı “Ruhullah”tır. Bu makamda okunan, yani “çözülen” kelime (َإِلَّا) “illâ”dır. 

Bu oluşum üzerine de “Tevhid-i İsa” “la mevsufe illâ allah” şekliyledir. 

Bu oluşum üzerine de "İsa'nın Tevhidi" "Allah'tan başka nitelenen yoktur" şeklindedir.

"Lâ ilâhe illâ" müşahede, "Allah" ise lafızdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

"Lâ ilâhe illâ" müşahede, "Allah" ise lafızdır.

Onların anlayışında bunun diğer "bozulmuş" şekli (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) şeklindedir.

Bu mertebe (teşbih) (şibh) "benzetme", misallendirme mertebesidir. Yüce Allah ilk defa sistemli olarak bir yerde zâtî tecellisini ortaya koymuştur.

(لا إله إلا) "lâ ilâhe illâ" müşahede, (الله) "Allah" ise lafızdır.

Onların anlayışında bunun diğer "bozulmuş" şekli (Eba, Ebi ve ruhül kuds)tür, yani (baba, oğul ve kutsal ruh) şeklindedir.

Onların anlayışında bunun diğer "bozulmuş" şekli (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) şeklindedir.

Bu mertebe (teşbih) (şibh) "benzetme", misallendirme mertebesidir. Yüce Allah ilk defa sistemli olarak bir yerde zâtî tecellisini ortaya koymuştur.

(َلا اله الا) “lâ ilâhe illa” müşahede (الله) “allah” ise, lafzendir.

Onların anlayışında bunun diğer “bozulmuş” şekli (Eba, Ebi ve ruhül kuds)tür yani, (baba, oğul ve kutsal ruh) şeklindedir.

Bu mertebe (teşbih) (şibh) “benzetme” misallendirme mertebesidir. Cenab-ı Hakk ilk defa sistemli olarak bir mahalde zat-i tecellisini ortaya koymuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu mertebe (teşbih) (şibh) "benzetme" ve misallendirme mertebesidir. Yüce Allah ilk defa sistemli olarak bir yerde zâtî tecellisini ortaya koymuştur.

İsa (a.s.)'dan ortaya çıkan mucizeler, kendinden önce gelen peygamberlerin mucizeleri gibi değildir. Gerçi dış görünüşte mucizeler, insanların aciz kaldıkları olaylardır; fakat İsa (a.s.)'ın mucizeleri ile kendinden önce geçen peygamberlerin mucizeleri, sistem ve oluşum bakımından aynı değildir.

İsa AS’’dan zuhura gelen mu’cizeler kendinden evvel gelen peygamberlerin mu’cizeleri gibi değildir. Gerçi dış görünüşte Mu’cizeler insanları aciz kaldıkları hadiselerdir fakat İsa (a.s.)’ın mu’cizeleri ile kendinden evvel geçen Peygamberlerin mu’cizeleri, sistem, oluşum bakımından aynı değildir. 

İsa (a.s.)'dan ortaya çıkan mucizeler, kendisinden önce gelen peygamberlerin mucizeleri gibi değildir. Gerçi dış görünüşte mucizeler, insanların aciz kaldıkları olaylardır; fakat İsa (a.s.)'ın mucizeleri ile kendisinden önce geçen peygamberlerin mucizeleri, sistem ve oluşum bakımından aynı değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İsa (a.s.)'dan ortaya çıkan mucizeler, kendisinden önce gelen peygamberlerin mucizeleri gibi değildir. Gerçi dış görünüşte mucizeler, insanların aciz kaldıkları olaylardır; fakat İsa (a.s.)'ın mucizeleri ile kendisinden önce geçen peygamberlerin mucizeleri, sistem ve oluşum bakımından aynı değildir.

Şöyle ki, önceki peygamberler daha henüz zât tecellisinin (Allah'ın özünün tecellisi) mertebesinde olmadıklarından, kendilerinden ortaya çıkan olağanüstü olayların kaynağı değil, ortaya çıktığı yer idiler.

Şöyle ki, önceki peygamberler daha henüz zât tecellisinin (Allah'ın özünün tecellisi) mertebesinde olmadıklarından, kendilerinden ortaya çıkan olağanüstü olayların kaynağı değil, ortaya çıktığı yer idiler.

Şöyle ki evvelki peygamberler daha henüz zat tecellisinin mertebesinde olmadıklarından kendilerinden zuhura gelen olağanüstü hadiselerin kaynağı değil, zuhur mahalli idiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şöyle ki, önceki peygamberler henüz zât tecellisinin mertebesinde olmadıklarından, kendilerinden ortaya çıkan olağanüstü olayların kaynağı değil, ortaya çıkış yeri idiler.

İsa (a.s.)'dan meydana gelen mucizelerle ise, İsa (a.s.), mucizelerin hem kaynağı hem de ortaya çıkış yeri oldu, çünkü zâtî tecelliye mazhar idi. Bu da "illâ"yı çözmesinden "lâ ilâhe illâ"ya ulaşmasından idi.

İsa (a.s.)’dan meydana gelen mu’cizelerle ise, İsa (a.s.), mu’cizelerin hem kaynağı, hem de zuhur mahalli oldu, çünkü zat-i tecelliye mazhar idi. Bu da (َإِلَّا) “illâ”yı çözmesinden (َإِلَّا لا اله) “lâ ilâhe illa”ya ulaşmasından idi. 

İsa (a.s.)'dan meydana gelen mucizelerle ise, İsa (a.s.), mucizelerin hem kaynağı hem de zuhur yeri oldu, çünkü zâtî tecelliye mazhar idi. Bu da "illâ"yı çözmesinden "lâ ilâhe illâ"ya ulaşmasından idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İsa (a.s.)'dan meydana gelen mucizelerle ise, İsa (a.s.), mucizelerin hem kaynağı hem de ortaya çıktığı yer oldu, çünkü zâtî tecelliye mazhar idi. Bu da "illâ"yı çözmesinden "lâ ilâhe illâ"ya ulaşmasından idi.

"illâ", Allah'ın en yakın komşusudur.

"Ruh'ül Kudüs" (Cebrail (a.s.)) vasıtasıyla beşerî babaya muhtaç olmadan ruhanî bir kanaldan gelmesi O'na diğer insanlardan farklı bazı özellikler kazandırdı. Kendi annesi yoluyla yer ehli, "ruh'ül kudüs" yönüyle de gök ehli idi. İşte bu yüzden sadece kendi beşerî varlığı itibarıyla, görünen olarak "illâ" ruhanî varlığı itibarıyla da (sessiz) bâtınen "Allah" dedi.

"illâ", Allah'ın en yakın komşusudur.

"Ruh'ül Kudüs" (Cebrail (a.s.)) vasıtasıyla beşerî babaya muhtaç olmadan ruhanî bir kanaldan gelmesi O'na diğer insanlardan farklı bazı özellikler kazandırdı. Kendi annesi yoluyla yer ehli, "ruh'ül kudüs" yönüyle de gök ehli idi. İşte bu yüzden sadece kendi beşerî varlığı itibarıyla, zâhiren "illâ" ruhanî varlığı itibarıyla da (sessiz) bâtınen "Allah" dedi.

(َإِلَّا) “illâ” “Allah”ın en yakın komşusudur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"İllâ", Allah'ın en yakın komşusudur.

Ruh'ül Kudüs (Cebrail (a.s.)) vasıtasıyla beşerî babaya muhtaç olmadan ruhanî bir kanaldan gelmesi, O'na diğer insanlardan farklı bazı özellikler kazandırdı. Kendi annesi yoluyla yer ehli, Ruh'ül Kudüs yönüyle de gök ehli idi. İşte bu yüzden sadece kendi beşerî varlığı itibarıyla, zâhiren "illâ" dedi; ruhanî varlığı itibarıyla da bâtınen "Allah" dedi.

“Ruh’ül Kudüs” (Cebrail (a.s.)) vasıtasıyla beşeri babaya muhtac olmadan ruhani bir kanaldan gelmesi O’na diğer insanlardan farklı bazı özellikler kazandırdı. Kendi annesi yoluyla yer ehli, “ruh’ül kudüs” yönüyle de gök ehli idi. İşte bu yüzden sadece kendi beşeri varlığı itibariyle, zahiren (َإِلَّا) “illâ” ruhani varlığı itibariyle de (sessiz) batınen “Allah” dedi. 

Fakat onu zahire çıkarmayıp sadece kendi bünyesinde, kendi kendisi için dedi ve bu hakikatı yani, zat tecellisini beşeri ve bedeni varlığında ilk defa idrak eden kimse oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Fakat onu dışarıya çıkarmayıp sadece kendi bünyesinde, kendi kendisi için dedi ve bu hakikati yani, zât tecellisini beşerî ve bedenî varlığında ilk defa idrak eden kimse oldu.

Aslında kendisi mutlak tenzihde (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma) olduğu halde yaşantısı itibarıyla "teşbih" (Allah'ı yaratılmışlara benzetme) benzetme, misal yoluyla çok önemli bir ilâhî aşamayı insanlık sahnesinde de ilk defa faaliyete çıkarmış olan kimse oldu.

Fakat onu dışarıya çıkarmayıp sadece kendi bünyesinde, kendi kendisi için dedi ve bu hakikati yani, zât tecellisini beşerî ve bedenî varlığında ilk defa idrak eden kimse oldu.

Aslında kendisi mutlak tenzihde (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma) olduğu halde yaşantısı itibarıyla "teşbih" (Allah'ı yaratılmışlara benzetme) benzetme, misal yoluyla çok önemli bir ilâhî aşamayı insanlık sahnesinde de ilk defa faaliyete çıkarmış olan kimse oldu.

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama

Aslında kendisi mutlak tenzihde olduğu halde, yaşantısı itibarıyla "teşbih" (benzetme, misal yoluyla) çok önemli bir ilahi aşamayı insanlık sahnesinde de ilk defa faaliyete çıkarmış olan kimse oldu.

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama İşte bu yüzden (İsa) kelimesi "ayn" ile yazıldığından, "ayn" da göz, kaynak, pınar ifadesinde olduğundan, "sin" ise insan mertebesinde olduğundan, toplu ifadesi "gören insan" demek olur; ki bu mertebede "İsa" ismiyle zâhir, "Hakk" ismiyle bâtın olmuştur.

Aslında kendisi mutlak tenzihde olduğu halde yaşantısı itibariyle “teşbih” benzetme, misal yollu çok mühim bir ilahi aşamayı insanlık sahnesinde de ilk defa faaliyete çıkarmış olan kimse oldu.

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama İşte bu yüzden (İsa) kelimesi () “ayn” ile yazıldığından, “ayn” da göz, kaynak, pınar ifadesinde olduğundan, () “sin” ise, insan mertebesinde olduğundan, toplu ifadesi, “gören insan” demek olur, ki bu mertebede “İsa” ismiyle zahir, “Hakk” ismiyle batın olmuştur. 

İşte bu yüzden (İsa) kelimesi "ayn" ile yazıldığından, "ayn" da göz, kaynak, pınar ifadesinde olduğundan, "sin" ise insan mertebesinde olduğundan, toplu ifadesi "gören insan" demek olur ki, bu mertebede "İsa" ismiyle görünen, "Hakk" ismiyle gizli olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İşte bu yüzden (İsa) kelimesi "ayn" harfiyle yazıldığından, "ayn" da göz, kaynak, pınar anlamlarına geldiğinden, "sin" ise insan mertebesinde olduğundan, toplu ifadesi "gören insan" demek olur ki, bu mertebede "İsa" ismiyle görünen, "Hakk" ismiyle gizli olmuştur.

Yani Hakk, sınırlı bir mahalde zâtî tecellisi itibarıyla ilk defa "İsa" ismiyle ortaya çıkmıştır ki, işte bu (ancak) beşeriyetini reddedip, içindeki gizli ilâhlığını ispatlamaktadır. Hakk'ı sınırlı bir mahalde gözlemlemek ise, teşbih yani belirli bir yere özgü kılmak olur ki, bu mutlak kemâlât değildir. Ancak o güne kadar ulaşılan en büyük kemâlâttır.

Yani Hakk, sınırlı bir mahalde zâtî tecellisi itibarıyla ilk defa "İsa" ismiyle ortaya çıkmıştır ki, işte bu (illâ) beşeriyetini reddedip, içindeki gizli ilâhlığını ispatlamaktadır. Hakk'ı sınırlı bir mahalde gözlemlemek ise, teşbih yani belirli bir yere özgü kılmak olur ki, bu mutlak kemâlât değildir. Ancak o güne kadar ulaşılan en büyük kemâlâttır.

Yani Hakk sınırlı mahalde zati tecellisi itibariyle ilk defa “İsa” ismiyle zahir olmuştur, ki işte bu (إِلَّا) “illâ” beşeriyetini nehyedip, batındaki gizli uluhiyyetini ispatlamaktadır. Hakkı sınırlı bir mahalde müşahade etmek ise, teşbih yani belirli bir yere hasretmek olur, ki mutlak kemalat değildir. Ancak o güne kadar ulaşılan en büyük kemalattır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Yani Hak, sınırlı bir yerde zâtî tecellisi itibarıyla ilk defa "İsa" ismiyle ortaya çıkmıştır ki, işte bu "illâ" (ancak) onun beşeriyetini reddedip, içindeki gizli ilâhlığını ispatlamaktadır. Hakk'ı sınırlı bir yerde gözlemlemek ise, teşbih yani belirli bir yere özgü kılmak olur ki, bu mutlak kemâlât değildir. Ancak o güne kadar ulaşılan en büyük kemâlâttır.

İşte bu yüzden Kur'an-ı Kerim Maide 5/110 ayetinde: وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا "ve iz tahlüku mine't tıyni kehey'etittayri biizniy fetenfühu fiyha fetekunü tayren biizniy" (Ve iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıp ona üflediğinde, o da iznimle kuş oluveriyordu.)

İşte bu yüzden Ku’ranı Keriym Maide 5/110 ayetinde, İşte bu yüzden Kur'an-ı Kerim Maide 5/110 ayetinde, وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا “ve iz tahlüku mine’t tıyni kehey’etittayri biizniy fetenfühu fiyha fetekunü tayren biizniy”

mealen, “hani sen benim iznimle çamurdan kuş gibi bir şey yapıyordun da içine üflüyordun ve benim iznimle kuş oluyordu” diye ifade edilmektedir. Yukarıda bahsedilen ayetin içinde yer alan (باذنى) “biizniy/benim iznimle” sözcüğü, zaman zaman kendisinde zuhura çıkan zâtî tecellinin (Allah'ın isim ve sıfatlarının varlıkta görünmesi) açık tezahürüdür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Meal olarak, "hani sen benim iznimle çamurdan kuş gibi bir şey yapıyordun da içine üflüyordun ve benim iznimle kuş oluyordu" diye ifade edilmektedir. Yukarıda bahsedilen ayetin içinde yer alan (باذنى) "biizniy/benim iznimle" sözcüğü, zaman zaman kendisinde zuhura çıkan zâtî tecellinin (Allah'ın isim ve sıfatlarının varlıkta görünmesi) açık tezahürüdür.

وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي

يِر بَاذْنِيعوَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّ

فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Ve iz tahlüku mine't tıyni kehey'etittayri biizniy fetenfühu fiyha fetekunü tayren biizniy"

mealen,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

mealen,

mealen, “İşte rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur, her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin.”

16. Kur’an-ı Kerim En’am suresi 6/106 ayetinde,

اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ

“itte­bi’ ma uhiye ileyke min rabbike lâ ilâhe illa hüve ve a’rıd anil müşrikiyne”

mealen, “Rabbinden sana vahyolana uy, O’ndan başka ilah yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.”

"Hani sen benim iznimle çamurdan kuş gibi bir şey yapıyordun da içine üflüyordun ve benim iznimle kuş oluyordu" diye ifade edilmektedir. Yukarıda bahsedilen ayetin içinde yer alan "biizniy/benim iznimle" sözcüğü, zaman zaman kendisinde zuhura çıkan zâtî tecellinin (Allah'ın özünden gelen görünüşün) açık tezahürüdür.

“ve iz tahlüku mine’t tıyni kehey’etittayri biizniy fetenfühu fiyha fetekunü tayren biizniy”

mealen, 

“hani sen benim iznimle çamurdan kuş gibi birşey yapıyordun da içine üflüyordun ve benim iznimle kuş oluyordu” diye ifade edilmektedir. Yukarıda bahsedilen ayetin içinde yer alan (باذنى) “biizniy/benim iznimle” sözcüğü zaman zaman kendisinde zuhura çıkan zati tecelli’nin açık tezahürüdür. 

Bu mertebenin ruhaniyyeti galip olduğundan bir miktar maddeye hakimiyyetleri vardır ve kendi bedenleri üzerinde de tasarrufları vardır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu mertebenin ruhanî tesirleri üstün geldiğinden, bir miktar maddeye hâkimiyetleri vardır ve kendi bedenleri üzerinde de tasarrufları vardır.

İşte bu mertebenin kaynağı olan “Rahm-i Meryem” harfleri itibarıyla, "mim" "Hakikat-ı Muhammediyye"nin İseviyyet mertebesindeki zuhuru, "rı" ise "ilâhî rahmet"tir ki, oraya verilen "İseviyyet Rahmeti"dir.

Bu mertebenin ruhanî tesirleri üstün geldiğinden, bir miktar maddeye hâkimiyetleri vardır ve kendi bedenleri üzerinde de tasarrufları vardır.

İşte bu mertebenin kaynağı olan “Rahm-i Meryem” harfleri itibarıyla, () “mim” “Hakikat-ı Muhammediyye”nin İseviyyet mertebesindeki zuhuru () “rı” “ilâhî rahmet”, ki oraya verilen “İseviyyet Rahmeti”

() “ye” bu hallere “yakîn”lik oluşması, sondaki () “mim” ise, o mertebedeki Muhammediyyet’ten gelen “İseviyyet Kemalatı”dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Ye" harfi bu hallere "yakınlık" oluşmasıdır; sondaki "mim" ise, o mertebedeki Muhammediyet'ten gelen "İseviyet Kemalatı"dır.

İşte bu mertebenin kaynağı olan "Rahm-i Meryem" kelimesinin harfleri itibarıyla, "mim" "Hakikat-ı Muhammediyye"nin İseviyet mertebesindeki zuhurudur; "rı" ise "rahmet-i ilahiyye"dir ki, oraya verilen "İseviyet Rahmeti"dir.

"Ye" harfi bu hallere "yakınlık" oluşmasıdır; sondaki "mim" ise, o mertebedeki Muhammediyet'ten gelen "İseviyet Kemalatı"dır.

İşte bu mertebenin kaynağı olan “Rahmi Meryem” harfleri itibariyle, () “mim” “Hakikat-ı Muhammediyye”nin İseviyyet mertebesindeki zuhuru () “rı” “rahmeti İlahiyye”, ki oraya verilen “İseviyyet Rahmeti” 

() “ye”bu hallere “yakıyn”lik oluşması, sondaki () “mim” ise, o mertebedeki Muhammediyyet’ten gelen “İseviyyet Kemalatı”dır

Böylece “Kelime-i Tevhid” (َإِلَّا) “illâ” ya ulaşmış bulunmakta &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Böylece "Kelime-i Tevhid" (Allah'tan başka ilah yoktur) "illâ"ya ulaşmış bulunmaktadır.

Ve "lâ ilâhe illâ" bölümü müşahade ile (gözlemle), "Allah" bölümü ise lafzen söylenmektedir. ("lâ ilâhe illâ Allah")'tır.

Bu mertebenin tevhidi, "lâ ilâhe illâ Allah İsa ruhullah" (Allah'tan başka ilah yoktur, İsa Allah'ın ruhudur) "la mevsûfe illâ Allah" (Allah'tan başka nitelenen yoktur)'tır.

Böylece "Kelime-i Tevhid" (Allah'tan başka ilah yoktur) "illâ"ya ulaşmış bulunmaktadır.

Ve "lâ ilâhe illâ" bölümü müşahade ile (gözlemle), "Allah" bölümü ise lafzen söylenmektedir. ("lâ ilâhe illâ Allah")'tır.

Bu mertebenin tevhidi, "lâ ilâhe illâ Allah İsa ruhullah" (Allah'tan başka ilah yoktur, İsa Allah'ın ruhudur) "la mevsûfe illâ Allah" (Allah'tan başka nitelenen yoktur)'tır.

İnsanlık âlemi bu aşama ve anlayışta yaklaşık olarak 600 sene kadar kalacaktır. Miladi 571'de Rebiülevvel ayının 12. gecesinde doğan ve 40 yaşlarında kendisine peygamberlik verilen âlemlerin sultanı, Tevrat ve İncil'de de geleceği belirtilen Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretleri, Miladi 610'dan sonra "Kelime-i Tevhid"in "Allah" lafzını açıklayıp, tamamına erdirecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İnsanlık âlemi bu aşamada ve anlayışta yaklaşık olarak 600 sene kadar kalacaktır. Miladi 571'de Rebiülevvel ayının 12. gecesinde doğan ve 40 yaşlarında kendisine peygamberlik verilen âlemlerin sultanı, Tevrat ve İncil'de de geleceği belirtilen Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretleri, Miladi 610'dan sonra "Kelime-i Tevhid"in "Allah" lafzını açıklayıp, tamamına erdirecektir.

ve (لا إله إلا) "lâ ilâhe illa" bölümü müşahede ile (الله) "Allah" bölümü ise lafzen söylenmektedir. ("lâ ilâhe illa" Allah)tır.

ve (َإِلَّا لا اله) “lâ ilâhe illa” bölümü müşahade ile (الله) “allah”bölümü ise lafzen söylenmektedir. (“lâ ilâhe illa” Allah) dır.

Bu mertebenin tevhidi, “lâ ilâhe illâ allah İsa ruhullah” “la mevsûfe illâ allah” dır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu mertebenin tevhidi, "Allah'tan başka ilah yoktur, İsa Allah'ın ruhudur," "Allah'tan başka nitelenen yoktur" şeklindedir.

İnsanlık âlemi bu aşama ve anlayışta yaklaşık olarak 600 sene kadar kalacaktır. Miladi 571'de Rebiülevvel ayının 12. gecesinde doğan ve 40 yaşlarında kendisine peygamberlik verilen âlemlerin sultanı, Tevrat ve İncil'de de geleceği belirtilen Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretleri, Miladi 610'dan sonra "Kelime-i Tevhid"in "Allah" lafzını açıklayıp tamamına erdirecektir.

İnsanlık alemi bu aşama ve anlayışta yaklaşık olarak 600 sene kadar kalacaktır. Miladi 571 de rebüül evvel ayının 12 ci gecesinde doğan ve 40 yaşlarında kendisine peygamberlik verilen alemlerin sultanı Tevrat ve İncilde de geleceği belirtilen, Muhammed Mustafa (SAV) Hazretleri Miladi 610 dan sonra “Kelime-i Tevhid”in “Allah” lafzını açıklayıp, tamamına erdirecektir. 

Doğum tarihine dikkat edersek, hemen ilgimizi 13 ler çekecektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Doğum tarihine dikkat edersek, hemen ilgimizi 13'ler çekecektir.

571 yılı (5+7+1=13 eder.)

Rebiülevvel ayının 12. gecesi ve gelenle birlikte sayı yine 13 olmaktadır ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah'ın şifre rakamıdır. Yeri geldikçe ifade etmeye çalışıyoruz. Bu hususta da ayrıca bir araştırma yapmaktayız.

Şimdi biz yine biraz gerilere gidip meselelere tekrar oralardan bakmaya çalışalım.

Doğum tarihine dikkat edersek, hemen ilgimizi 13'ler çekecektir.

571 yılı (5+7+1=13 eder.)

Rebiülevvel ayının 12. gecesi ve gelenle birlikte sayı yine 13 olmaktadır ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah'ın şifre rakamıdır. Yeri geldikçe ifade etmeye çalışıyoruz. Bu hususta da ayrıca bir araştırma yapmaktayız.

Şimdi biz yine biraz gerilere gidip meselelere tekrar oralardan bakmaya çalışalım.

"Mertebe-i Muhammediyye" Tevhidi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Muhammedî Mertebe" Tevhidi

571 yılı (5+7+1=13 eder.)

Rebiülevvel ayının 12. gecesi ve gelenle birlikte sayı yine 13 olmaktadır ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah'ın şifre rakamıdır. Yeri geldikçe ifade etmeye çalışıyoruz. Bu hususta da ayrıca bir araştırma yapmaktayız.

Şimdi biz yine biraz gerilere gidip meselelere tekrar oralardan bakmaya çalışalım.

"Muhammedî Mertebe" Tevhidi Muhammedü'r-Resulullah – (Risalet Kelimesi)

571 yılı (5+7+1=13 eder.)

Rebbüül evvel 12. gecesi ve gelenle birlikte sayı yine 13 olmaktadır, ki bilindiği gibi Hz. Rasulüllah’ın şifre rakamıdır. Yeri geldikçe ifade etmeye çalışıyoruz. Bu hususta da ayrıca bir araştırma yapmaktayız. 

Şimdi biz yine biraz gerilere gidip meselelere tekrar oralardan bakmaya çalışalım. 

“Merteb-i Muhammediyyet” Tevhidi Muhammedürrasülüllah – (Kelime-i Risalet)

Muhammedü'r-Resûlüllah – (Risalet Kelimesi)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Muhammedü'r-Resûlüllah – (Risalet Kelimesi)

Allah - Resul - Muhammed'den Yüce Allah'ın her mertebesini ifade eden mutlak kelam olan "Lâ ilâhe illâllah" ile Muhammedî mertebeyi ifade eden "Muhammedü'r-Resûlüllah" kelimeleri birleşince, İslam'ın ilk şartı olan "Kelime-i Tevhid" ortaya çıkmış olmaktadır. Bu da bilindiği gibi "Lâ ilâhe illâllah Muhammedü'r-Resûlüllah"tır.

الله- رَسُولٌ- محمدا

Allah - Resul - Muhammed'den Yüce Allah'ın her mertebesini ifade eden mutlak kelam olan "Lâ ilâhe illâllah" ile Muhammedî mertebeyi ifade eden "Muhammedü'r-Resûlüllah" kelimeleri birleşince, İslam'ın ilk şartı olan "Kelime-i Tevhid" ortaya çıkmış olmaktadır. Bu da bilindiği gibi "Lâ ilâhe illâllah Muhammedü'r-Resûlüllah"tır.

الله- رَسُولٌ- مَدّعمُحَمَّد

 Allah - Resul - Muhammeden Allahü CC. Her mertebesi itibariyle ifade eden mutlak kelam olan “lâ ilâhe illâ allah” Mertebe-i Muhammediyye’yi ifade eden “muhammedürresulüllah” kelimeleri birleşince, İslamın ilk şartı olan “Kelime-i Tevhid” ortaya çıkmış olmaktadır. Bu da bilindiği gibi “lâ ilâhe illâ allah muhammedürresulüllah” dır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Allah - Resul - Muhammed Allahü Celle Celâlühü. Her mertebesi itibarıyla ifade eden mutlak kelam olan "lâ ilâhe illâ allah" ile Mertebe-i Muhammediyye'yi ifade eden "muhammedürresulüllah" kelimeleri birleşince, İslam'ın ilk şartı olan "Kelime-i Tevhid" ortaya çıkmış olmaktadır. Bu da bilindiği gibi "lâ ilâhe illâ allah muhammedürresulüllah"tır.

"lâ ilâhe illâ allah" "Kelime-i Tevhid"

"Lâ ilâhe illâ Allah" "Tevhid Kelimesi"dir.

“lâ ilâhe illâ allah” “Kelime-i Tevhid”

“Lâ ilâhe illâ Allah” "Tevhid Kelimesi"dir.

“Muhammedü'r-resûlüllah” ise, "Risalet Kelimesi"dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

“Muhammedü'r-resûlüllah” ise, "Risalet Kelimesi"dir.

Tevhid Kelimesi'nin oluşumunda gördüğümüz gibi sondan başa doğru idi. "Risalet Kelimesi"nin dahi oluşumu sondan başa "Allah - Resul – Muhammed" şekliyle iniş sistemi içerisinde olmuştur.

Buradaki "Allah" (celle celâluhu) lafzı, Tevhid Kelimesi'nin oluşumundaki "Allah" lafzının aynısı ve kaynağı olan "Hu" Ahadiyyet'in, "Mutlak Hüviyet"idir.

“Muhammedü'r-resûlüllah” ise, “Risalet Kelimesi”dir.

Tevhid Kelimesi'nin oluşumunda gördüğümüz gibi sondan başa doğru idi. "Risalet Kelimesi"nin dahi oluşumu sondan başa "Allah - Resul – Muhammed" şekliyle iniş sistemi içerisinde olmuştur.

Buradaki "Allah" (celle celâluhu) lafzı, Tevhid Kelimesi'nin oluşumundaki "Allah" lafzının aynısı ve kaynağı olan "Hu" Ahadiyyet'in, "Mutlak Hüviyet"idir.

“muhammedürresulüllah” ise, “Kelime-i Risalet”tir.

Kelime-i Tevhid’in oluşumunda gördüğümüz gibi sondan başa doğru idi. “Kelime-i Risalet”in dahi oluşumu sondan başa “Allah - Resül – Muhammed” şekliyle nüzül sistemi içerisinde olmuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kelime-i Tevhid'in oluşumunda gördüğümüz gibi sondan başa doğru idi. "Kelime-i Risalet"in dahi oluşumu sondan başa "Allah - Resül – Muhammed" şekliyle iniş sistemi içerisinde olmuştur.

Buradaki "Allah" (celle celâluhu) lafzı, Kelime-i Tevhid'in oluşumundaki "Allah" lafzının aynısı ve kaynağı olan "hu" Ahadiyyet'in, "Mutlak Hüviyet"idir.

Mi'rac'da meleklerin şehadeti ile "şehadet" kelimesi oluştuğunda "abdü'hü" ve "resulü'hü" kelimelerindeki "hu"ların kaynağı da o mertebedir. Yani "hu"nun kulu ve "hu"nun resulüdür. Kaynağı "Mutlak Hüviyet"e dayanır.

Buradaki “Allah” cc. lafzı Kelime-i Tevhid’in oluşumundaki “Allah” lafzının aynı ve kaynağı olan “hu” Ahadiyyetin, “Hüviyyeti Mutlaka”sıdır. 

Mi’rac’da meleklerin şehadeti ile “şehadet” kelimesi oluştuğunda “abdü’hü” ve “resulü’hü” kelimelerindeki “hu”ların kaynağı da o mertebedir. Yani “hu”nun kul ve “hu”nun resulüdür. Kaynağı “Hüvviyeti Mutlaka”ya dayanır.

Mirac'da meleklerin şehadeti ile "şehadet" kelimesi oluştuğunda "abdü'hü" ve "resulü'hü" kelimelerindeki "hu"ların kaynağı da o mertebedir. Yani "hu"nun kul ve "hu"nun resulüdür. Kaynağı "Hüvviyeti Mutlaka"ya (mutlak hüviyet, mutlak benlik) dayanır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Miraç'ta meleklerin şehadetiyle "şehadet" kelimesi oluştuğunda, "abdü'hü" (O'nun kulu) ve "resulü'hü" (O'nun elçisi) kelimelerindeki "hü" zamirlerinin kaynağı da o mertebedir. Yani "hü"nün kul ve "hü"nün resulüdür. Kaynağı Mutlak Hüviyet'e (mutlak benlik) dayanır.

29-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Daha önce Kelime-i Tevhid'in oluşumunda bahsettiğimiz gibi, A'mâiyyet'in (mutlak gayb âlemi) Ahadiyyet'e (Allah'ın birliği mertebesi) inişinde iki özelliği ortaya çıkmıştı.

29-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Daha evvelce de Kelime-i Tevhid'in oluşumunda bahsettiğimiz, A'ma'iyyetin (mutlak gayb âlemi), Ahadiyyete (Allah'ın birliği mertebesi) inişinde iki özelliği ortaya çıkmıştı.

Bunların biri "inniyet"i (benlik) diğeri "hüvviyyet"i (o'luk) idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bunların biri "inniyet"i (benlik) diğeri "hüvviyyet"i (o'luk) idi.

29-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Daha önce de Kelime-i Tevhid'in oluşumunda bahsettiğimiz gibi, A'mâiyyet'in (mutlak gayb âlemi) Ahadiyyet'e (Allah'ın birliği) inişinde iki özellik ortaya çıkmıştı.

Bunların biri "inniyet"i diğeri "hüvviyyet"i idi.

"Hüvviyyet"inden (Allah'ın mutlak gaybî özü), "Kelime-i Tevhid" ve "Beytullah", âlemler meydana gelmiştir.

29-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Daha evvelce de Kelime-i Tevhid’in oluşumunda bahsettiğimiz, A’ma’iyyetin, Ahadiyyete nüzülünde iki özelliği ortaya çıkmıştı. 

Bunların biri “inniyet”i diğeri “hüvviyyet”i idi. 

“Hüvviyyeti”nden, “Kelime-i Tevhid” ve “Beytullah”, “alemler” meydana gelmiş; 

"Hüvviyet"inden (Allah'ın mutlak gaybî özü), "Kelime-i Tevhid" ve "Beytullah", âlemler meydana gelmiştir.

"İnniyet"inden (Allah'ın benliği, zuhur eden yönü) ise, "Kur'anî mana" ve "Muhammedî mana" yani "Kelime-i Risalet" meydana gelmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Allah'ın benliğinden, yani zuhur eden yönünden ise, Kur'anî mana ve Muhammedî mana, yani Kelime-i Risalet meydana gelmiştir.

Kelime-i Tevhid ile Kelime-i Risalet'in aynı olan mertebesi, Allah'ın biriciklik mertebesidir. Nasıl ki insan ve Kur'an bir batında doğan iki kardeş ise, Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Risalet de aynı şekilde kardeştir.

İşte bu yakınlıklarından dolayı iki kelimede de mevcut olan Allah lafzı ve manası itibariyle aynı mertebe ve değerde, birbirinin aynıdır. Birinde Allah'ın "O" oluşu itibariyle, diğerinde Allah'ın benliği itibariyledir.

Kelime-i Tevhid ile Kelime-i Risalet'in aynı olan "Ahadiyyet mertebesi"dir (Allah'ın biriciklik mertebesi). Nasıl ki, "insan" ve "Kur'an" bir batında doğan iki kardeş ise, "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet" de aynı şekilde kardeştir.

İşte bu yakınlıklarından dolayı "iki kelime"de de mevcut olan (Allah) lafzı ve manası itibariyle aynı mertebe ve değerde, birbirinin aynıdır. Birinde "Hüvviyet"i itibariyle, diğerinde "İnniyet"i itibariyledir.

“İnniyyeti”nden ise, “mana’yı Kur’aniy”ye ve “mana’yı Muhammediy”ye yani “Kelime-i Risalet” meydana gelmişti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"İnniyyet"inden ise, Kur'anî mana ve Muhammedî mana, yani "Risalet Kelimesi" meydana gelmişti.

Kelime-i Tevhid ile Kelime-i Risalet'in aynı olan mertebesi "Ahadiyyet mertebesi"dir. Nasıl ki, "insan" ve "Kur'an" bir batında doğan iki kardeş ise, "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet" de aynı şekilde kardeştir.

İşte bu yakınlıklarından dolayı "iki kelime"de de mevcut olan (Allah) lafzı ve manası itibariyle aynı mertebe ve değerde, birbirinin aynıdır. Birinde "Hüvviyet"i itibariyle, diğerinde "inniyyet"i itibariyledir.

Kelime-i Tevhid ile Kelime-i Risalet’in aynı olan “Ahadiyyet mertebesi”dir. Nasıl ki, “insan” ve “Kur’an” bir batında doğan iki kardeş ise, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet” de aynı şekilde kardeştir.

İşte bu yakınlıklarından dolayı “iki kelime”de de mevcut olan (الله) “allah” cc. lafzı ve manası itibariyle aynı mertebe ve değerde, birbirinin aynı’dır. Birinde “Hüvviyeti” itibariyle, diğerinde “inniyeti” itibariyledir. 

Hadis Kudsi’de belirtildiği gibi, Kutsî Hadis'te belirtildiği gibi, Allah (c.c.) ilk olarak benim aklımı yarattı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Kutsî Hadis'te belirtildiği gibi, Yüce Allah ilk olarak benim aklımı yarattı.

Yüce Allah ilk olarak benim ruhumu yarattı.

Yüce Allah ilk olarak benim nurumu yarattı.

Yüce Allah ilk olarak kalemi yarattı.

Muhammedî mertebenin zuhuruna (ortaya çıkışına) öncülük edecek bu ifadelere yer verdi ve böylece Muhammedî kaynağı belirtmiş oldu.

Allah'ın Habibi oluşu, kaynağının onda olmasındandır.

Allah (c.c.) ilk olarak benim ruhumu yarattı.

Allah (c.c.) ilk olarak benim nurumu yarattı.

Allah (c.c.) ilk olarak kalemi yarattı.

Muhammedî mertebenin ortaya çıkışına öncülük edecek bu ifadelere yer verdi ve böylece Muhammedî kaynağı belirtmiş oldu.

Allah'ın Habibi oluşu, kaynağının onda olmasındandır.

Diğer peygamberlerin seyirleri fiiller âleminden yukarıya doğrudur. Hz. Resulullah'ın seyirleri ise, zât âleminden fiiller âlemine, oradan sonra tekrar zât âleminedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Diğer peygamberlerin seyirleri fiiller âleminden yukarıya doğrudur. Hz. Resulullah'ın seyirleri ise, zât âleminden fiiller âlemine, oradan sonra tekrar zât âlemine doğrudur.

Yüce Allah evvela benim aklımı yarattı.

Yüce Allah evvela benim ruhumu yarattı.

Yüce Allah evvela benim nurumu yarattı.

Yüce Allah evvela kalemi yarattı.

Mertebe-i Muhammediyye'nin (Hz. Muhammed'in makamının) zuhuruna öncülük edecek bu ifadelere yer verdi ve böylece Muhammedi kaynağı belirtmiş oldu.

 Allah CC. evvela benim aklımı halketti.

 Allah CC. evvela benim ruhumu halketti.

 Allah CC. evvela benim nurumu halketti.

 Allah CC. evvela kalemi halketti.

Mertebe-i Muhammediyye’nin zuhuruna öncülük edecek bu ifadelere yer verdi ve böylece Muhammedi kaynağı belirtmiş oldu. 

Allah’ın Habibi oluşu kaynağının onda olmasındandır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Allah'ın Habibi oluşunun kaynağı onda olmasındandır.

Diğer peygamberlerin seyirleri fiiller âleminden yukarıya doğrudur. Hz. Resulüllah'ın seyirleri ise, zât âleminden fiiller âlemine, oradan sonra tekrar zât âleminedir.

Bu yüzden "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümünün yegane oluşturucusu ve ulaştırıcısı, "Makam-ı Mahmud"un sahibi "Hakikat-i Muhammedi"nin zuhur mahalli, âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz ve ancak onun vârisleridir.

Diğer peygamberlerin seyr’leri ef’al aleminden yukarıya doğrudur. Hz. Resulüllah’ın seyr’leri ise, zat aleminden ef’al alemine, oradan sonra tekrar zat aleminedir. 

Bu yüzden “Kelime-i Tevhid”in “Allah” bölümünün yegane oluşturucusu ve ulaştırıcısı “Makamı Mahmud”un sahibi “Hakikati Muhammedi”nin zuhur mahalli, alemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (SAV) efendimiz ve ancak onun varisleridir. 

Bu yüzden "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümünün yegane oluşturucusu ve ulaştırıcısı, "Makam-ı Mahmud"un sahibi "Hakikat-i Muhammediye"nin zuhur yeri, âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz ve ancak onun varisleridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu yüzden "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümünün yegane oluşturucusu ve ulaştırıcısı, "Makam-ı Mahmud"un sahibi "Hakikat-i Muhammediye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) zuhur yeri, âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz ve ancak onun varisleridir.

Bu sistem içerisine girmeyen, hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, ister şeytan taifesinden, ister melek, ister diğer mahlûkat cinsinden olsun, O'na ulaşmadan, O'nun izni ve şefaati olmadan ilâhlık kapısına ulaşma imkânı ve ihtimali yoktur.

Bu sistem içerisine girmeyen, hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, ister şeytan taifesinden, ister melek, ister diğer mahlûkat cinsinden olsun, O'na ulaşmadan, O'nun izni ve şefaati olmadan ulûhiyyet kapısına ulaşma imkânı ve ihtimali yoktur.

Bu sistem içerisine girmeyen, ne dinden olursa olsun, ne ırktan olursa olsun, ister şeytan taifesinden, ister melek, ister diğer mahlukat cinsinden olsun, O’na ulaşmadan, O’nun izni ve şefaati olmadan uluhiyyet kapısına ulaşmak imkan ve ihtimali yoktur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu sistemin içine girmeyen, hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, ister şeytan sınıfından, ister melek, ister diğer yaratılmış cinsinden olsun, O'na ulaşmadan, O'nun izni ve şefaati olmadan ilâhlık kapısına ulaşma imkânı ve ihtimali yoktur.

İbrahimîlik, Musevîlik, İsevîlik temsilcilerinin daha önce belirttiğimiz makamlarına kadar çıkma imkânları vardı. Çünkü onlar "Makam-ı Muhammediyye"nin kendi mertebelerindeki vekilleri idiler.

İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet temsilcileri daha evvelce belirttiğimiz makamlarına kadar çıkma imkanları vardı. Çünkü onlar “Makamı Muhammediyye”nin kendi mertebelerindeki vekilleri idiler. 

İbrahimîlik, Musevîlik, İsevîlik temsilcilerinin daha önce belirttiğimiz makamlarına kadar çıkma imkanları vardı. Çünkü onlar "Makam-ı Muhammedî"nin kendi mertebelerindeki vekilleri idiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İbrahimîlik, Musevîlik, İsevîlik temsilcilerinin daha önce belirttiğimiz makamlarına kadar çıkma imkanları vardı. Çünkü onlar "Makam-ı Muhammedî"nin kendi mertebelerindeki vekilleri idiler.

Miladi 610'da "Makam-ı Muhammedî", "oku" ayetiyle "Kelime-i Tevhid"in tamamını lafzen ve müşâhede ederek faaliyete geçtiğinden, asalet gerçekleşerek, vekillere yer ve makam kalmamıştır; ancak "Mertebe-i Muhammedî"yi tasdik ve kabul etmek suretiyle, Hakk'ın huzuruna yani "Allah" lafzı ve manasına ulaşmaları mümkün olabilecektir.

Miladi 610'da "Makam-ı Muhammedî", "oku" ayetiyle "Kelime-i Tevhid"in tamamını lafzen ve müşâhede ederek faaliyete geçtiğinden, asalet gerçekleşerek, vekillere yer ve makam kalmamıştır; ancak "Mertebe-i Muhammedî"yi tasdik ve kabul etmek suretiyle, Hakk'ın huzuruna yani "Allah" lafzı ve manasına ulaşmaları mümkün olabilecektir.

Miladi 610 da “Makamı Muhammediyye” “ikra/oku” ayetiyle “Kelime-i Tevhid”in tamamını lafzen ve şuhuden okuyarak faaliyete geçtiğinden, asalet gerçekleşerek, vekillere yer ve makam kalmamıştır ancak “Mertebe-i Muhammediyye” yi tasdik ve kabul etmek suretiyle, Hakk’ın huzuruna yani “allah” lafız ve manasına ulaşmaları mümkün olabilecektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Miladi 610'da "Makam-ı Muhammediyye" "oku" ayetiyle "Kelime-i Tevhid"in tamamını lafız olarak ve müşâhede ederek okuyup faaliyete geçtiğinden, asalet gerçekleşerek, vekillere yer ve makam kalmamıştır; ancak "Mertebe-i Muhammediyye"yi tasdik ve kabul etmek suretiyle, Hakk'ın huzuruna yani "Allah" lafzına ve manasına ulaşmaları mümkün olabilecektir.

"Oku" lafzının geldiği "Kadr Gecesi"nde "Cebel-i Nur"da insanlık âlemi için öyle muazzam olaylar gerçekleşti ki, dünya tarihinin hiçbir aşamasında böyle bir kemâlât olayı olmamıştır.

“ikra” lafzının geldiği “leyletil kadr/Kadr Gecesi”nde “Cebeli Nur”da insanlık alemi için öyle muazzam olaylar tahakkuk etti ki, dünya tarihinin hiçbir aşamasında böyle bir kemalat olayı olmamıştır. 

"Oku" sözünün geldiği "Kadir Gecesi"nde "Nur Dağı"nda insanlık âlemi için öyle muazzam olaylar gerçekleşti ki, dünya tarihinin hiçbir aşamasında böyle bir olgunlaşma olayı olmamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Oku" sözünün geldiği "Kadir Gecesi"nde "Nur Dağı"nda insanlık âlemi için öyle muazzam olaylar gerçekleşti ki, dünya tarihinin hiçbir aşamasında böyle bir olgunlaşma olayı olmamıştır.

Şöyle ki, o gece Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) İnniyet'inden (benliğinden) ortaya çıkmış olan iki kardeş "Kur'an ve İnsan" uzun süredir bekledikleri ve sürdürecekleri beraberliklerine kavuştular. Çok uzun zaman ayrı kaldıktan sonra ve daha yeryüzünde yalnız olarak ve dille söylenen "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümü de gözle görülür şekilde söylenmeye başladı.

Şöyle ki, o gece Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) İnniyet'inden (benliğinden) ortaya çıkmış olan iki kardeş "Kur'an ve İnsan" uzun süredir bekledikleri ve sürdürecekleri beraberliklerine kavuştular. Çok uzun zaman ayrı kaldıktan sonra ve daha yeryüzünde yalnız olarak ve dille söylenen "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümü de gözle görülür şekilde söylenmeye başladı.

Şöyle ki, o gece Ahadiyyet’in İnniyet’inden zuhur etmiş olan iki kardeş “Kur’an ve İnsan” uzun süredir bekledikleri ve sürdürecekleri beraberliklerine kavuştular. Çok uzun zaman ayrı kaldıktan sonra ve daha yer yüzünde yalnız olarak ve lisanen telaffuz edilen “Kelime-i Tevhid”in “Allah” bölümü de şuhuden telaffuz edilmeye başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Şöyle ki, o gece Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) İnniyet'inden (benliğinden) zuhur etmiş olan iki kardeş, "Kur'an ve İnsan", uzun süredir bekledikleri ve sürdürecekleri beraberliklerine kavuştular. Çok uzun zaman ayrı kaldıktan sonra ve daha yeryüzünde yalnız olarak ve dille telaffuz edilen "Kelime-i Tevhid"in "Allah" bölümü de gözle görülür şekilde telaffuz edilmeye başladı.

Böylece "Kelime-i Tevhid"in tamamı gözle görülür şekilde ve hakkıyla okunmaya başladı ve "Kelime-i Risalet" (Peygamberlik Kelimesi) ile taçlanarak onun aynası ve aynısı olan "Muhammedü'r-Resûlullah" hakikati gözle görülür şekilde faaliyete başlamış oldu.

Böylece “Kelime-i Tevhid”in tamamı şuhuden ve hakkıyle okunmaya başladı ve “Kelime-i Risalet” ile taçlanarak onun aynası ve aynısı olan “muhammedürrasulüllah” hakikatı şuhuden faaliyete başlamış oldu. 

Böylece "Kelime-i Tevhid"in tamamı gözlemle ve hakkıyla okunmaya başlandı ve "Kelime-i Risalet" ile taçlanarak, onun aynası ve aynısı olan "Muhammedü'r-Resûlullah" hakikati gözlemle faaliyete geçmiş oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Böylece "Kelime-i Tevhid"in tamamı gözlemle ve hakkıyla okunmaya başlandı ve "Kelime-i Risalet" ile taçlanarak, onun aynası ve aynısı olan "Muhammedü'r-Resûlullah" hakikati gözlemle faaliyete geçmiş oldu.

"Kelime-i Risalet"in zuhur yeri Şimdi gelelim "Kelime-i Risalet"in zuhur yerini az da olsa tanımaya. Konuyla ilgili olması sebebiyle daha önce yaptığımız bir sohbetimizi, bu bölüme almayı uygun gördük.

"Kelime-i Risalet"in zuhur yeri Şimdi gelelim "Kelime-i Risalet"in zuhur yerini az da olsa tanımaya. Konuyla ilgili olması sebebiyle daha önce yaptığımız bir sohbetimizi, bu bölüme almayı uygun gördük.

“Kelime-i Risalet”in zuhur mahalli Şimdi gelelim “Kelime-i Risalet”in zuhur mahallini az da olsa tanımaya. Mevzu ile ilgili olması dolayısıyle daha evvelce yaptığımız bir sohbetimizi, bu bölüme almayı uygun gördük. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Risalet Kelimesi"nin ortaya çıkış yeri. Şimdi "Risalet Kelimesi"nin ortaya çıkış yerini az da olsa tanımaya gelelim. Konuyla ilgili olması sebebiyle daha önce yaptığımız bir sohbetimizi bu bölüme almayı uygun gördük.

euzü billahi mineşşeytanirraciym bismillahirrahmanirrahiym, Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın Resulü.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın sevgilisi.

euzü billahi mineşşeytanirraciym bismillahirrahmanirrahiym, Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın Resulü.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın sevgilisi.

Salât ve selâm sana olsun ey öncekilerin ve sonrakilerin efendisi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Salât ve selâm sana olsun ey öncekilerin ve sonrakilerin efendisi.

Ve hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Muhterem dostlar, bugün 94 - 95 senesinin ilk sohbetine başlıyoruz. Mevlamızdan akıl, fikir, zekâ, gönül genişliği niyaz ediyoruz. İnşaallah böylece daha nice hakikatlere ulaşarak ufuklarımız genişlemiş olur.

Ve hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Muhterem dostlar, bugün 94 - 95 senesinin ilk sohbetine başlıyoruz. Mevlamızdan akıl, fikir, zekâ, gönül genişliği niyaz ediyoruz. İnşaallah böylece daha nice hakikatlere ulaşarak ufuklarımız genişlemiş olur.

essalatu vesselamı aleyke ya rasulüllah essalatu vesselamı aleyke ya habibullah essalatu vesselamı aleyke ya seyyidel evveliyne vel ahiriyn velhamdülillahi rabbil alemiyn Muhterem dostlar bugün 94 - 95 senesinin ilk sohbetine başlıyoruz. Mevlamızdan akıl, fikir, zeka, gönül genişliği niyaz ediyoruz. İnşaallah böylece daha nice hakikatlere ulaşarak ufuklarımız genişlemiş olur. 

Evvelki sohbetlerimizde oluşumuna devam ettiğimiz “altı peygamber” isimli kitabımızın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (SAV) Efendimize gelmiş bulunuyoruz; bu günkü sohbet mevzuumuz o büyük zat hakkında olacaktır. Ancak bu işe girişmek büyük bir cürettir. Mevlamız kusurumuza bakmaz inşaallah, aklımızın erdiği, dilimizin döndüğü, gönlümüzün aldığı kadarını acizane anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Gayret bizlerden yardım ve mavaffakiyet Allah CC. dendir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Önceki sohbetlerimizde oluşumuna devam ettiğimiz "altı peygamber" isimli kitabımızın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize gelmiş bulunuyoruz; bugünkü sohbet konumuz o büyük zat hakkında olacaktır. Ancak bu işe girişmek büyük bir cürettir. Mevlamız kusurumuza bakmaz inşallah, aklımızın erdiği, dilimizin döndüğü, gönlümüzün aldığı kadarını acizane anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Gayret bizlerden, yardım ve muvaffakiyet Yüce Allah'tandır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Önceki sohbetlerimizde oluşumuna devam ettiğimiz "altı peygamber" isimli kitabımızın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize gelmiş bulunuyoruz; bugünkü sohbet konumuz o büyük zat hakkında olacaktır. Ancak bu işe girişmek büyük bir cürettir. Mevlamız kusurumuza bakmaz inşallah, aklımızın erdiği, dilimizin döndüğü, gönlümüzün aldığı kadarını acizane anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Gayret bizlerden, yardım ve muvaffakiyet Yüce Allah'tandır.

Önceki sohbetlerimizde oluşumuna devam ettiğimiz "altı peygamber" isimli kitabımızın son peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize gelmiş bulunuyoruz; bugünkü sohbet konumuz o büyük zat hakkında olacaktır. Ancak bu işe girişmek büyük bir cürettir. Mevlamız kusurumuza bakmaz inşallah, aklımızın erdiği, dilimizin döndüğü, gönlümüzün aldığı kadarını acizane anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Gayret bizlerden, yardım ve muvaffakiyet Yüce Allah'tandır.

Ya Rasülüllah bizler seni hakkıyle anlatmaktan aciziz, Rabbim seni nasıl sena etmişse biz de öyle sena etmeye çalışıyoruz, seni gereği gibi anlayamıyoruz, kusurumuza bakma. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ya Resulullah, bizler seni hakkıyla anlatmaktan aciziz. Rabbim seni nasıl övmüşse biz de öyle övmeye çalışıyoruz. Seni gereği gibi anlayamıyoruz, kusurumuza bakma.

Kur'an-ı Kerim Ahzab Suresi 33/56 ayetinde:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ “innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi”

Ya Resulullah, bizler seni hakkıyla anlatmaktan aciziz. Rabbim seni nasıl övmüşse biz de öyle övmeye çalışıyoruz. Seni gereği gibi anlayamıyoruz, kusurumuza bakma.

Kur'an-ı Kerim Ahzab Suresi 33/56 ayetinde:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ “innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi”

mealen, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, üzerine salat ve selam ederler.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Meal olarak, "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, üzerine salat ve selam ederler."

Kur'an-ı Kerim Ahzab Suresi 33/56. ayetinde:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, üzerine salat ve selam ederler."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/107. ayetinde:

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

"innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi"

Kuranı Keriym Ahzab 33/56 ayetinde 

طوَن عَلَى النَّبِيواللَّهُ وَمَلَائِكَتُهُ يُصَلُّونَعإِنْ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, ona salât ve selâm ederler."

Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/107 ayetinde,

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, üzerine salat ve selam ederler."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/107. ayetinde:

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

“innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi”

mealen, “şüphesiz allah ve melekleri peygamber muhammedi överler, üzerine salat u selam ederler”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Meal olarak, "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber Muhammed'i överler, üzerine salât ve selâm ederler."

Biz de sana salât ve selâm getirmekteyiz, kabul eyle ey Resulullah, gözümüzün ve gönül gözümüzün açılmasında bizlere yardımcı ol.

Mustafam cihan ışığı → Muammayı Rasüldür bu
Bütün aleme rahmettir → Sandığın rasül değildir bu
Kur'an'da övdü hep mevlam → Rasülü Kibriyadır bu
Sen de git yolundan hemen → Ziyan etmek değildir bu
Gönlüm köşesinden çıktı bir ışık
Ben sana aksine ezelden aşık
Sensin cihanda tek maşuk

Biz de sana salat u selam getirmekteyiz kabul eyle ya Resulüllah, basar ve basiretimizin açılmasında bizlere yardımcı ol. 

Biz de sana salât ve selâm getirmekteyiz, kabul eyle ey Resulullah, gözümüzün ve gönül gözümüzün açılmasında bizlere yardımcı ol.

Mustafam cihan ışığı → Muammayı Rasüldür bu Bütün aleme rahmettir → Sandığın rasül değildir bu Kur’anda övdü hep mevlam → Rasülü Kibriyadır bu Sen de git yolundan hemen → Ziyan etmek değildir bu Gönlüm köşesinden çıktı bir ışık Ben sana aksine ezelden aşık Sensin cihanda tek maşuk

Mustafam cihan ışığı → Muammayı Rasüldür bu Bütün aleme rahmettir → Sandığın rasül değildir bu Kur’anda övdü hep mevlam → Rasülü Kibriyadır bu Sen de git yolundan hemen → Ziyan etmek değildir bu Gönlüm köşesinden çıktı bir ışık Ben sana belki ezelden aşık Sensin cihanda tek maşuk Boş çevirme ellerimi ya Rasulüllah Boş çevirme ellerimi ya Resulallah Başımı ezelde önüne koydum Hesabım mahşer gününe kalmasın Yüzümü hep senin yönüne çevirdim Boş çevirme ellerimi ya Resulallah Biz de birkaç satırla acizane yetersiz övgümüzü yaptıktan sonra, hatırasını anmak üzere Nusret Babamın da birkaç satırı ile onun övgülerinden küçük bir bölümünü de sunmak istiyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Mustafam cihan ışığı → Bu, bir Rasûl muammasıdır. Bütün âleme rahmettir → Bu, sandığın rasûl değildir. Kur'an'da Mevlâm hep övdü → Bu, Rasûl-i Kibriyâ'dır. Sen de hemen yolundan git → Bu, ziyan etmek değildir. Gönlüm köşesinden bir ışık çıktı. Ben sana belki ezelden âşık. Cihanda tek maşuk sensin. Boş çevirme ellerimi ya Resulallah. Boş çevirme ellerimi ya Resulallah. Başımı ezelde önüne koydum. Hesabım mahşer gününe kalmasın. Yüzümü hep senin yönüne çevirdim. Boş çevirme ellerimi ya Resulallah. Biz de birkaç satırla âcizâne yetersiz övgümüzü yaptıktan sonra, hatırasını anmak üzere Nusret Babamın da birkaç satırı ile onun övgülerinden küçük bir bölümünü sunmak istiyorum.

Kâinatın mi'racı velilerde son bulur Veli sende yok olur ya Hazreti Muhammed&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kâinatın mi'racı velilerde son bulur. Veli sende yok olur ya Hazreti Muhammed.

Başımı ezelde önüne koydum. Mahşer gününe hesabım kalmasın. Yüzümü hep senin yönüne tuttum. Ellerimi boş çevirme ya Rasulüllah. Biz de birkaç satırla acizane yetersiz övgümüzü yaptıktan sonra, hatırasını anmak üzere Nusret Babamın da birkaç satırı ile onun övgülerinden küçük bir bölümünü sunmak istiyorum. Kâinatın mi'racı velilerde son bulur. Veli sende yok olur ya Hazreti Muhammed. Seni görmeyen bir göz, sana yanmayan bir dil, zannetmem ki insandır, ya Hazreti Muhammed. Seninle bitti fakat sende bulundu vuslat (kavuşma). Sana feda bin Nusret, ya Hazreti Muhammed.

 Başımı koydum ezelde önüne Hesabım kalmasın mahşer gününe Yüzümü tuttum hep senin yönüne Boş çevirme ellerimi ya Rasulüllah Biz de birkaç satırla acizane yetersiz övgümüzü yaptıktan sonra, hatırasını yadetmek üzere Nusret Babamın da birkaç satırı ile onun övgülerinden küçük bir bölümünü de sunmak istiyorum Kainatın mi’racı velilerde son bulur Veli sende yok olur ya Hazreti Muhammed Seni görmeyen bir göz sana yanmayan bir dil Seni görmeyen bir göz, sana yanmayan bir dil,
Zannetmem ki insandır, ya Hazreti Muhammed.
Seninle bitti fakat sende bulundu vuslat,
Sana feda bin Nusret, ya Hazreti Muhammed.

Hz. Resulullah'ın mübarek annesi Amine Hatun şöyle buyurmuştur: "Ben altı aylık hamile iken bir gece rüyamda karşıma bir zat çıkıp dedi ki: Ey Amine, bilmiş ol ki sen âlemlerin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun. Doğunca ismini "Muhammed" koy ve halini hiç kimseye açmayıp gizli tut."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Hz. Resulullah'ın mübarek annesi Amine Hatun şöyle buyurmuştur: "Ben altı aylık hamile iken bir gece rüyamda karşıma bir zat çıkıp dedi ki: Ey Amine, bilmiş ol ki sen âlemlerin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun. Doğunca ismini "Muhammed" koy ve halini hiç kimseye açmayıp gizli tut."

Zannetmem ki insandır ya Hazreti Muhammed Seninle bitti fakat sende bulundu vuslat Sana feda bin Nusret ya Hazreti Muhammed Hz. Rasulüllah’ın mübarek annesi Amine Hatun şöyle buyurmuştur; “Ben altı aylık hamile iken bir gece rüyamda karşıma bir zat çıkıp dediki, Ey Amine bilmiş ol ki, sen alemlerin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun, doğunca ismini “Muhammed” koy ve halini hiç kimseye açmayıp gizli tut.”

 Zannetmem ki insandır ya Hazreti Muhammed Seninle bitti fakat sende bulundu vuslat Sana feda bin Nusret ya Hazreti Muhammed Hz. Rasulüllah’ın mübarek annesi Amine Hatun şöyle buyurmuştur; “Ben altı aylık hamile iken bir gece rüyamda karşıma bir zat çıkıp dediki, Ey Amine bilmiş ol ki, sen alemlerin en hayırlısı olan kimseye hamile oldun, doğunca ismini “Muhammed” koy ve halini hiç kimseye açmayıp gizli tut.” 

Başka bir rivayette de “ismini Ahmed koy” şeklinde bildirilmiştir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Başka bir rivayette de "ismini Ahmed koy" şeklinde bildirilmiştir.

Başka bir rivayette de "ismini Ahmed koy" şeklinde bildirilmiştir.

Risalet Makamının doğuşu, Muhammed (a.s.)'ın Hicret'ten 53 sene önce, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin Haşimoğulları mahallesinde, Safa tepesi yakınında bir evde (bugün miladi 571 yılına ve Nisan ayının 25'ine denk gelmektedir) gerçekleşti; o gün henüz güneş doğmadan âlem nur ile aydınlandı. Adem (a.s.)'dan beri babadan evlada geçerek gelen nur, asıl sahibine ulaştı.

Başka bir rivayette de "ismini Ahmed koy" şeklinde bildirilmiştir.

Risalet Makamının doğuşu Muhammed (a.s.) Hicret'ten 53 sene evvel Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'nin Haşimoğulları mahallesinde Safa tepesi yakınında bir evde (bugün miladi 571 yılına ve Nisan ayının 25'ine rastlamaktadır) o gün henüz güneş doğmadan âlem nur ile doğdu. Adem (a.s.)'dan beri babadan evlada intikal edegelen nur asıl sahibine ulaştı.

Risalet Makamının doğuşu Muhammed (a.s.) Hicrette 53 sene evvel Rebbüül evvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke’nin Haşimoğulları mahallesinde Safa tepesi yakınında bir evde (bugün miladi 571 yılına ve Nisan ayının 25. ne rastlamaktadır,) o gün henüz güneş doğmadan alem nur ile doğdu. Adem (a.s.)’dan beri babadan evlada intikal edegelen nur asıl sahibine ulaştı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.0s

Risalet Makamının doğuşu, Muhammed (a.s.)'ın Hicret'ten 53 sene önce, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'nin Haşimoğulları mahallesinde, Safa tepesi yakınında bir evde (bugün miladi 571 yılına ve Nisan ayının 25'ine denk gelmektedir) gerçekleşti. O gün henüz güneş doğmadan âlem nur ile doğdu. Adem (a.s.)'dan beri babadan evlada intikal edegelen nur, asıl sahibine ulaştı.

O'nun doğumunu annesi Hz. Amine şöyle anlatıyor: "Doğum anı geldiğinde heybetli bir ses işittim, ürpermeye başladım. Sonra beyaz bir kuş gördüm, gelip kanadı ile beni sığadı. O andan sonra bendeki korku ve ürpertiden eser kalmadı. Yanımda süt gibi beyaz bir kâse şerbet gördüm, o şerbeti bana verdiler. O anda çok susamış idim, verilen şerbeti içtim. Baldan tatlı ve soğuk idi. İçer içmez susuzluğum gitti. Sonra büyük bir nur gördüm, evim o kadar nurlandı ki o nurdan başka bir şey görmüyorum. O sırada çok hatun gördüm, boyları uzun, yüzleri güneş gibi parlıyordu. Etrafımı sarıp bana hizmet eden bu hatunlar Abdü Menaf kabilesinin kızlarına benzerlerdi. Yine o sırada beyaz, uzun ve gökten yere uzanmış ipek bir kumaş gördüm. Dediler ki, onu insanların gözünden örtün. O anda bir grup kuş peyda oldu, ağızları zümrütten, kanatları yakuttandı. Gümüş ibrikler tutarak havada duruyorlardı. Bana korku gelip terlemiştim, ter damlalarında misk kokusu yayılıyordu. O halde iken gözümden perdeyi kaldırdılar, doğudan batıya kadar bütün yeryüzünü gördüm. Üç âlem (bayrak) dikildi, onların biri doğu, biri batı, biri de Kâbe'nin üstünde idi. Etrafımda çok sayıda melekler toplandı. Muhammed doğar doğmaz mübarek başını secdeye koydu ve şehadet parmağını kaldırdı. O anda gökten bir parça beyaz bulut indi, onu kapladı. Bir ses işittim, 'Onu mağripten maşrıka kadar her yerde gezdirin, ta ki cümle âlem onu ismiyle, cismiyle ve sıfatıyla görsünler,' diyordu. Sonra o bulut gözden kayboldu ve Muhammed'i bir beyaz yünlü kumaş içinde sarılı gördüm. Yine o sırada yüzleri güneş gibi parlayan üç kişi gördüm. Birinin elinde gümüşten bir ibrik, birinin elinde zümrütten bir leğen, birinin elinde de bir ipek vardı. İbrikten sanki başını ve ayağını yıkadılar ve ipeğe sardılar. Sonra mübarek başına güzel koku sürüp mübarek gözlerine sürme çektiler ve gözden kayboldular."

O’nun doğumunu annesi Hz. Amine şöyle anlatıyor: “Doğum anı geldiğinde heybetli bir ses işittim, ürpermeye başladım, sonra beyaz bir kuş gördüm, gelip kanadı ile beni sığadı, o andan sonra bendeki korku ve ürpertiden eser kalmadı. Yanımda süt gibi beyaz bir kase şerbet gördüm, o şerbeti bana verdiler, o anda çok susamış idim, verilen şerbeti içtim. Baldan tatlı ve soğuk idi. İçer içmez susuzluğum gitti. Sonra büyük bir nur gördüm, evim o kadar nurlandı ki o nurdan başka birşey görmüyorum. O sırada çok hatun gördüm, boyları uzun, yüzleri güneş gibi parlıyordu. Etrafımı sarıp bana hizmet eden bu hatunlar Abdü Menaf kabilesinin kızlarına benzerlerdi. Yine o sırada beyaz uzun ve gökten yere uzanmış ipek bir kumaş gördüm. Dediler ki, onu insanların gözünden örtün. O anda bir gurup kuş peyda oldu, ağızları zümrütten, kanatları yakuttandı. Gümüş ibrikler tutarak havada duruyorlardı. Bana korku gelip terlemiştim, ter damlalarında misk kokusu yayılıyordu. O halde iken gözümden perdeyi kaldırdılar, doğudan batıya kadar bütün yeryüzünü gördüm. Üç alem (bayrak) dikildi, onların biri doğu, biri batı, biri de Ka’be’nin üstünde idi. Etrafımda çok sayıda melekler toplandı. Muhammed doğar doğmaz mübarek başını secdeye koydu ve şehadet parmağını kaldırdı. O anda gökten bir parça beyaz bulut indi, onu kapladı. Bir ses işittim, “onu mağripten maşrıka kadar her yerde gezdirin, ta ki cümle alem onu ismiyle cismiyle ve sıfatıyla görsünler,” diyordu. Sonra o bulut gözden kayboldu ve Muhammed’i bir beyaz yünlü kumaş içinde sarılı gördüm. Yine o sırada yüzleri güneş gibi parlayan üç kişi gördüm. Birinin elinde gümüşten bir ibrik, birinin elinde zümrütten bir leğen, birinin elinde de bir ipek vardı. İbrikten sanki başını ve ayağını yıkadılar ve ipeğe sardılar. Sonra mübarek başına güzel koku sürüp mübarek gözlerine sürme çektiler ve gözden kayboldular.

O'nun doğumunu annesi Hz. Amine şöyle anlatıyor: "Doğum anı geldiğinde heybetli bir ses işittim, ürpermeye başladım, sonra beyaz bir kuş gördüm, gelip kanadı ile beni sığadı, o andan sonra bendeki korku ve ürpertiden eser kalmadı. Yanımda süt gibi beyaz bir kase şerbet gördüm, o şerbeti bana verdiler, o anda çok susamış idim, verilen şerbeti içtim. Baldan tatlı ve soğuk idi. İçer içmez susuzluğum gitti. Sonra büyük bir nur gördüm, evim o kadar nurlandı ki o nurdan başka bir şey görmüyorum. O sırada çok hatun gördüm, boyları uzun, yüzleri güneş gibi parlıyordu. Etrafımı sarıp bana hizmet eden bu hatunlar Abdü Menaf kabilesinin kızlarına benzerlerdi. Yine o sırada beyaz uzun ve gökten yere uzanmış ipek bir kumaş gördüm. Dediler ki, onu insanların gözünden örtün. O anda bir gurup kuş peyda oldu, ağızları zümrütten, kanatları yakuttandı. Gümüş ibrikler tutarak havada duruyorlardı. Bana korku gelip terlemiştim, ter damlalarında misk kokusu yayılıyordu. O halde iken gözümden perdeyi kaldırdılar, doğudan batıya kadar bütün yeryüzünü gördüm. Üç alem (bayrak) dikildi, onların biri doğu, biri batı, biri de Ka'be'nin üstünde idi. Etrafımda çok sayıda melekler toplandı. Muhammed doğar doğmaz mübarek başını secdeye koydu ve şehadet parmağını kaldırdı. O anda gökten bir parça beyaz bulut indi, onu kapladı. Bir ses işittim, "onu mağripten maşrıka kadar her yerde gezdirin, ta ki cümle alem onu ismiyle cismiyle ve sıfatıyla görsünler," diyordu. Sonra o bulut gözden kayboldu ve Muhammed'i bir beyaz yünlü kumaş içinde sarılı gördüm. Yine o sırada yüzleri güneş gibi parlayan üç kişi gördüm. Birinin elinde gümüşten bir ibrik, birinin elinde zümrütten bir leğen, birinin elinde de bir ipek vardı. İbrikten sanki başını ve ayağını yıkadılar ve ipeğe sardılar. Sonra mübarek başına güzel koku sürüp mübarek gözlerine sürme çektiler ve gözden kayboldular."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 9.5s

O'nun doğumunu annesi Hz. Amine şöyle anlatıyor: "Doğum anı geldiğinde heybetli bir ses işittim, ürpermeye başladım, sonra beyaz bir kuş gördüm, gelip kanadı ile beni okşadı, o andan sonra bendeki korku ve ürpertiden eser kalmadı. Yanımda süt gibi beyaz bir kase şerbet gördüm, o şerbeti bana verdiler, o anda çok susamış idim, verilen şerbeti içtim. Baldan tatlı ve soğuk idi. İçer içmez susuzluğum gitti. Sonra büyük bir nur gördüm, evim o kadar nurlandı ki o nurdan başka bir şey görmüyorum. O sırada çok hatun gördüm, boyları uzun, yüzleri güneş gibi parlıyordu. Etrafımı sarıp bana hizmet eden bu hatunlar Abdü Menaf kabilesinin kızlarına benzerlerdi. Yine o sırada beyaz uzun ve gökten yere uzanmış ipek bir kumaş gördüm. Dediler ki, onu insanların gözünden örtün. O anda bir gurup kuş peyda oldu, ağızları zümrütten, kanatları yakuttandı. Gümüş ibrikler tutarak havada duruyorlardı. Bana korku gelip terlemiştim, ter damlalarında misk kokusu yayılıyordu. O halde iken gözümden perdeyi kaldırdılar, doğudan batıya kadar bütün yeryüzünü gördüm. Üç alem (bayrak) dikildi, onların biri doğu, biri batı, biri de Ka'be'nin üstünde idi. Etrafımda çok sayıda melekler toplandı. Muhammed doğar doğmaz mübarek başını secdeye koydu ve şehadet parmağını kaldırdı. O anda gökten bir parça beyaz bulut indi, onu kapladı. Bir ses işittim, "onu mağripten maşrıka kadar her yerde gezdirin, ta ki cümle alem onu ismiyle cismiyle ve sıfatıyla görsünler," diyordu. Sonra o bulut gözden kayboldu ve Muhammed'i bir beyaz yünlü kumaş içinde sarılı gördüm. Yine o sırada yüzleri güneş gibi parlayan üç kişi gördüm. Birinin elinde gümüşten bir ibrik, birinin elinde zümrütten bir leğen, birinin elinde de bir ipek vardı. İbrikten sanki başını ve ayağını yıkadılar ve ipeğe sardılar. Sonra mübarek başına güzel koku sürüp mübarek gözlerine sürme çektiler ve gözden kayboldular."

Peygamberimizin halası Safiyye Hatun da şöyle anlatmıştır: “Muhammed (a.s.) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp açık bir dille “lâ ilâhe illâ allah inniy Rasulullah” mealen “Allah’tan başka ilah yoktur, muhakkak ki ben Allah’ın Rasulüyüm” dedi. Onu yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış olarak gönderdik” denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş görüldü. Onu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Üzerinde “lâ ilâhe illâ allah Muhammeden Rasulullah” yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle birşeyler söylüyordu. Kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım “ümmetiy ümmetiy” “ümmetim ümmetim” diyordu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Peygamberimizin halası Safiyye Hatun da şöyle anlatmıştır: “Muhammed (a.s.) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp açık bir dille “lâ ilâhe illâ allah inniy Rasulullah” yani “Allah’tan başka ilah yoktur, muhakkak ki ben Allah’ın Rasulüyüm” dedi. Onu yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış olarak gönderdik” denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş görüldü. Onu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Üzerinde “lâ ilâhe illâ allah Muhammeden Rasulullah” yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu. Kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım “ümmetiy ümmetiy” yani “ümmetim ümmetim” diyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Peygamberimizin halası Safiyye Hatun da şöyle anlatmıştır: “Muhammed (a.s.) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp açık bir dille “lâ ilâhe illâ allah inniy Rasulullah” yani “Allah’tan başka ilah yoktur, muhakkak ki ben Allah’ın Rasulüyüm” dedi. Onu yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış olarak gönderdik” denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş görüldü. Onu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Üzerinde “lâ ilâhe illâ allah Muhammeden Rasulullah” yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu. Kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım “ümmetiy ümmetiy” yani “ümmetim ümmetim” diyordu.

Peygamberimizin halası Safiyye Hatun da şöyle anlatmıştır: “Muhammed (a.s.) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı. Doğar doğmaz secde etti, mübarek başını kaldırıp açık bir dille “lâ ilâhe illâ allah inniy Rasulullah” yani “Allah’tan başka ilah yoktur, muhakkak ki ben Allah’ın Rasulüyüm” dedi. Onu yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış olarak gönderdik” denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş görüldü. Onu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Üzerinde “lâ ilâhe illâ allah Muhammeden Rasulullah” yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu. Kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım “ümmetiy ümmetiy” yani “ümmetim ümmetim” diyordu.

Rasulü Ekrem Efendimizin doğduğunu dedesi Abdülmuttalib’e ki, o Ka’be’de Allah’a yalvarıp dua etmekteyken müjdelediler. O’nu görmeğe gitti, Allah’ın ve insanların O’nu çok övmeleri için O’na Muhammed ismini verdim dedi. Annesi de Ahmet ismini koydum dedi.” (6) (7)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Resul-i Ekrem Efendimizin doğduğunu dedesi Abdülmuttalib'e, o Kâbe'de Allah'a yalvarıp dua etmekteyken müjdelediler. Onu görmeye gitti, "Allah'ın ve insanların onu çok övmeleri için ona Muhammed ismini verdim" dedi. Annesi de "Ahmed ismini koydum" dedi.

Resul-i Ekrem Efendimizin doğduğunu dedesi Abdülmuttalib'e, o Kâbe'de Allah'a yalvarıp dua etmekteyken müjdelediler. Onu görmeye gitti, "Allah'ın ve insanların onu çok övmeleri için ona Muhammed ismini verdim" dedi. Annesi de "Ahmed ismini koydum" dedi.

(Not : (6) Yeni Rehber Ansiklopedisi cilt 14 shf. 278)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

(Not : (6) Yeni Rehber Ansiklopedisi cilt 14 sayfa 278)

(Not: (7) Mübarek Geceler ve Bayramlar isimli kitabımızda Efendimizin doğumu daha başka yönleriyle de anlatılmıştır.)

İnsanoğlu dünyada yaşamaya başladığından beri O'nu anlatmaya çalışmış ve dünyada kıyamet kopuncaya kadar da anlatılacaktır. Fakat yine de tam anlamıyla anlatılmış olamayacaktır, bütün övgüler O'nadır. Fakat yine de hakkıyla övülememektedir. O'nu ancak Yüce Allah hakkıyla övmüştür. O'nu kısmen dahi anlamak çok az kimseye nasip olmaktadır. Rabbim bizleri de onlardan eylesin. Ömrümüzde bir defacık olsun, O'nun güzel ismini hakkıyla söyleyebilirsek ne mutlu bize.

(Not: (7) Mübarek Geceler ve Bayramlar isimli kitabımızda Efendimizin doğumu daha başka yönleriyle de anlatılmıştır.)

İnsanoğlu dünyada yaşamaya başladığından beri O’nu anlatmaya çalışmış ve dünyada kıyamet kopuncaya kadar da anlatılacaktır. Fakat yine de tam manasıyla anlatılmış olamayacaktır, bütün övgüler O’nadır. Fakat yine de hakkıyla övülememektedir. O’nu ancak Cenabı Allah c.c. hakkıyla övmüştür. O’nu kısmen dahi anlamak çok az kimseye nasip olmaktadır. Rabbim bizleri de onlardan eylesin. Ömrümüzde bir defacık olsun, O’nun güzel ismini hakkıyla söyleyebilirsek ne mutlu bize. 

İnsanoğlu dünyada yaşamaya başladığından beri O'nu anlatmaya çalışmış ve dünyada kıyamet kopuncaya kadar da anlatılacaktır. Fakat yine de tam manasıyla anlatılmış olamayacaktır, bütün övgüler O'nadır. Fakat yine de hakkıyla övülememektedir. O'nu ancak Cenab-ı Allah (c.c.) hakkıyla övmüştür. O'nu kısmen dahi anlamak çok az kimseye nasip olmaktadır. Rabbim bizleri de onlardan eylesin. Ömrümüzde bir defacık olsun, O'nun güzel ismini hakkıyla söyleyebilirsek ne mutlu bize.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İnsanoğlu dünyada yaşamaya başladığından beri O'nu anlatmaya çalışmıştır ve dünyada kıyamet kopuncaya kadar da anlatılacaktır. Fakat yine de tam anlamıyla anlatılmış olamayacaktır, bütün övgüler O'nadır. Fakat yine de hakkıyla övülememektedir. O'nu ancak Yüce Allah (c.c.) hakkıyla övmüştür. O'nu kısmen dahi anlamak çok az kimseye nasip olmaktadır. Rabbim bizleri de onlardan eylesin. Ömrümüzde bir defacık olsun, O'nun güzel ismini hakkıyla söyleyebilirsek ne mutlu bize.

Aslında O’nun mahlukat tarafından övülmesine de ihtiyacı da yoktur, çünkü Allah c.c. O’nu gerektiği gibi övmüştür. Ne büyük şeref ve ne büyük payedir. İnsanlık O’nu gerçek yönüyle ancak ahirette anlayacak, fakat iş işten geçmiş olacaktır heyhat. O’nu övmek ve O’na salat u selam etmek kişinin kendine yapacağı en büyük rahmeti olacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Aslında O'nun yaratılanlar tarafından övülmesine ihtiyacı da yoktur, çünkü Yüce Allah O'nu gerektiği gibi övmüştür. Ne büyük şeref ve ne büyük makamdır. İnsanlık O'nu gerçek yönüyle ancak ahirette anlayacak, fakat iş işten geçmiş olacaktır, heyhat. O'nu övmek ve O'na salat ve selam etmek, kişinin kendine yapacağı en büyük rahmet olacaktır.

Aslında O'nun yaratılanlar tarafından övülmesine ihtiyacı da yoktur, çünkü Yüce Allah O'nu gerektiği gibi övmüştür. Ne büyük şeref ve ne büyük makamdır. İnsanlık O'nu gerçek yönüyle ancak ahirette anlayacak, fakat iş işten geçmiş olacaktır, heyhat. O'nu övmek ve O'na salat ve selam etmek, kişinin kendine yapacağı en büyük rahmet olacaktır.

Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/107 ayetinde, "ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kur'an-ı Kerim'in Enbiya Suresi 21/107. ayetinde, "ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin"

mealen, "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Hadis-i Kudsi'de, "levlake levlak lema halaktül eflak"

mealen, "Eğer sen olmasaydın, olmasaydın âlemleri yaratmazdım."

Hadis-i Şerif'te, "evvelü ma halakallahul kalemü ve ruhiy"

mealen, "Allah evvela benim ruhumu ve kalemi yarattı."

Kur’anı Keriym Enbiya 21/107 ayetinde, “ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin”

mealen, “biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”

Hadisi Kudsi, “levlake levlak lema halaktül eflak” 

mealen, “eğer sen olmasaydın, olmasaydın alemleri halketmezdim.”

Hadisi şerif, “evvelü ma halakallahul kalemü ve ruhiy”

mealen, “Allah evvela benim ruhumu ve kalemi halketti.”

Hadisi şerif, “ene minallahi vel mü’minine min nûriy”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Hadis-i şerif, “ene minallahi vel mü’minine min nûriy”

mealen, “Ben Allah'tanım ve müminler benim nurumdandır.”

Hadis-i şerif, “evvelü ma halakallahul akli vennefsi”

"evvelü ma halakallahul akli vennefsi"

mealen, "Allah evvela benim aklımı yarattı."

Hadis-i şerif, "Küntü nebiyyen ve Ademe beynel mai vettıyni"

mealen, "Âdem su ile balçık arasında iken ben peygamberdim."

Hadislerde belirtilen önceliklerin hepsi "Hakikat-i Muhammedi"nin değişik yönleridir.

mealen, “Ben Allahtanım ve mü’minler benim nurumdandır.”

Hadisi şerif, “evvelü ma halakallahul akli vennefsi”

"evvelü ma halakallahul akli vennefsi"

mealen, "Allah evvela benim aklımı halketti."

Hadis-i şerif, "Küntü nebiyyen ve Ademe beynel mai vettıyni"

mealen, "Âdem su ile balçık arasında iken ben peygamberdim."

Hadislerde belirtilen önceliklerin hepsi "Hakikat-i Muhammedi"nin değişik yönleridir.

Yüce Allah her şeyden önce Muhammed (a.s.)'ın nurunu halketti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Yüce Allah her şeyden önce Muhammed (a.s.)'ın nurunu yarattı.

Ashab-ı Kiram'dan Abdullah bin Cabir (r.a.), "Ey Resulullah, Yüce Allah her şeyden evvel neyi yaratmıştır, bana söyler misin?" deyince, şanlı peygamberimiz şöyle buyurdu:

mealen, “Allah evvela benim aklımı yarattı.”

Hadisi şerif, “Küntü nebiyyen ve Ademe beynel mai vettıyni mealen, “Adem su ile balçık arasında iken ben peygamberdim.”

Ashab-ı Kiram'dan Abdullah bin Cabir (r.a.), "Ey Resulullah, Yüce Allah her şeyden evvel neyi halketmiştir, bana söyler misin?" deyince, sevgili peygamberimiz şöyle buyurdu:

mealen, “Allah evvela benim aklımı halketti.”

Hadisi şerif, “Küntü nebiyyen ve Ademe beynel mai vettıyni mealen, “Adem su ile balçık arasında iken ben peygamberdim.”

Hadislerde belirtilen önceliklerin hepsi “Hakikat-i Muhammedi”nin değişik yönleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Hadislerde belirtilen önceliklerin hepsi "Hakikat-i Muhammedi"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) değişik yönleridir.

Yüce Allah her şeyden önce Muhammed (a.s.)'ın nurunu yarattı.

Ashab-ı Kiram'dan Abdullah bin Cabir (r.a.), "Ey Allah'ın Resulü, Yüce Allah her şeyden evvel neyi yaratmıştır, bana söyler misin?" deyince, sevgili peygamberimiz şöyle buyurdu:

"Her şeyden önce senin peygamberinin, yani benim nurumu kendi nurundan yarattı. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gökyüzü, ne yeryüzü, ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Her şeyden önce senin peygamberinin, yani benim nurumu kendi nurundan yarattı. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gökyüzü, ne yeryüzü, ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı.

Adem (a.s.) var edildiğinde, Yüce Arş'ta nur ile yazılmış "Ahmed" ismini gördü. "Ey Rabbim, bu nur nedir?" diye sorunca, Yüce Allah;

"Bu, ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed olan, senin soyundan bir peygamberin nurudur. Eğer o olmasaydı, seni yaratmazdım," buyurdu.

Allah-ü Teâla herşeyden önce Muhammed (as) ın nurunu halketti. 

Eshab-ı Kiram’dan Abdullah bin Cabir (r.a), “Ya Resulullah Allah-ü Teâla herşeyden evvel neyi halketmiştir, bana söyler misin?” deyince, sevgili peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Herşeyden senin peygamberinin yani benim nurumu kendi nurundan halketti. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne sema (gökyüzü), ne arz (yeryüzü), ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı.”

"Her şeyden önce senin peygamberinin, yani benim nurumu kendi nurundan yarattı. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gökyüzü, ne yeryüzü, ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı."

Adem (a.s.) var edildiğinde, Yüce Arş'ta nur ile yazılmış "Ahmed" ismini gördü. "Ey Rabbim, bu nur nedir?" diye sorunca, Yüce Allah;

"Bu, ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed olan, senin soyundan bir peygamberin nurudur. Eğer o olmasaydı, seni yaratmazdım," buyurdu.

Adem (as) var edilince Arş-ı a’lâ’da nûr ile yazılmış “Ahmed” ismini gördü. “Ya Rabbi bu nûr nedir?” diye sorunca, Allahu Teala;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Âdem (a.s.) var edildiğinde, Yüce Arş'ta nur ile yazılmış "Ahmed" ismini gördü. "Yâ Rabbi, bu nur nedir?" diye sorunca, Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Bu isim, göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed olan, senin soyundan gelecek bir peygamberin nurudur. Eğer o olmasaydı, seni yaratmazdım."

Âdem (a.s.) var edildiğinde, alnına Muhammed (a.s.)'ın nuru kondu ve o nur onun alnında parlamaya başladı. Âdem (a.s.)'dan itibaren babadan oğula geçerek, asıl sahibi olan Muhammed (a.s.)'a ulaştı.

“Bu ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed olan senin zürriyetinden bir peygamberin nûrudur. Eğer o olmasaydı, seni halketmezdim,” buyurdu. 

Adem (as) var edilince alnına Muhammed (as) nûru kondu ve o nûr onun alnında parlamaya başladı. Adem (as) dan itibaren babadan oğula intikal ederek, asıl sahibinin Muhammed (as) a ulaştı. 

Âdem (a.s.) yaratılınca alnına Muhammed (a.s.) nuru konuldu ve o nur onun alnında parlamaya başladı. Âdem (a.s.)'dan itibaren babadan oğula geçerek, asıl sahibine, Muhammed (a.s.)'a ulaştı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Âdem (a.s.) yaratıldığında alnına Muhammed (a.s.) nuru konuldu ve o nur onun alnında parlamaya başladı. Âdem (a.s.)'dan itibaren babadan oğula geçerek, asıl sahibine, Muhammed (a.s.)'a ulaştı.

Yüce Allah'ın bu kadar şerefle övdüğü Sevgili Peygamberi'ni bizim gibi âcizlerin nasıl anlayıp anlatmaya cüret edeceğini bilemiyorum. Kalem kırılır, mürekkep kurur. Sezgimizi idrak edip onun nuruna bürünmeye gayret ederek, onu ondan, onunla anlamaya çalışalım. İnşallah gayret bizden, yardım onlardan olur.

Yüce Allah'ın bu kadar şerefle övdüğü Sevgili Peygamberi'ni bizim gibi âcizlerin nasıl anlayıp anlatmaya cüret edeceğini bilemiyorum. Kalem kırılır, mürekkep kurur. Sezgimizi idrak edip onun nuruna bürünmeye gayret ederek, onu ondan, onunla anlamaya çalışalım. İnşallah gayret bizden, yardım onlardan olur.

Allahu Azimüşşanın bu kadar şerefle övdüğü Habibi Kibriyasını bizim gibi acizler nasıl anlayıp anlatmaya cüret ederiz ki, bilemiyorum. Kalem kırılır, mürekkep kurur. Sezimizi idrak edip onun nurunu bürünmeye gayret ederek, ondan onu, onunla anlamaya çalışalım. İnşaallah gayret bizden, yardımı onlardan olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Yüce Allah'ın bu kadar şerefle övdüğü Sevgili Peygamberini, bizim gibi âcizler nasıl anlayıp anlatmaya cüret ederiz, bilemiyorum. Kalem kırılır, mürekkep kurur. Sezimizi idrak edip onun nurunu kuşanmaya gayret ederek, onu ondan, onunla anlamaya çalışalım. İnşaallah gayret bizden, yardım onlardan olur.

Bilindiği gibi Kelime-i Tevhid'in en mükemmel zuhur yeri "Muhammed" ismi "çok övülen" anlamındadır.

Bilindiği gibi Kelime-i Tevhid’in en kemalli zuhur mahalli “Muhammed” ismi “çok övülen” manasınadır. 

Bilindiği gibi Kelime-i Tevhid'in en mükemmel zuhur yeri olan "Muhammed" ismi "çok övülen" anlamına gelir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bilindiği gibi, Kelime-i Tevhid'in en mükemmel zuhur yeri olan "Muhammed" ismi "çok övülen" anlamına gelir.

Bu kelimenin içinde 3 adet "mim" harfi vardır.

Birinci "mim", "Muhammedü'l-Emîn"i, ikinci "mim", "Hazreti Muhammed"i, üçüncü "mim" ise "Hakikat-i Muhammediyye"yi ifade eder.

"Muhammedü'l-Emîn" insanlığın hakikatini, "Hazreti Muhammed" peygamberlerin hakikatini, "Hakikat-i Muhammediyye" ise, bütün âlemlerde yaygın ve geçerli olan, yani bütün varlıkta mevcut olan hakikatini anlatmaktadır.

Bu kelimenin içinde 3 adet "mim" harfi vardır.

Birinci "mim", "Muhammedü'l-Emîn"i, İkinci "mim", "Hazreti Muhammed"i, Üçüncü "mim" ise "Hakikat-i Muhammediyye"yi ifade eder.

"Muhammedü'l-Emîn" insanlığın hakikatini, "Hazreti Muhammed" peygamberlerin hakikatini, "Hakikat-i Muhammediyye" ise, bütün âlemlerde yaygın ve geçerli olan, yani bütün varlıkta mevcut olan hakikatini anlatmaktadır.

Bu kelimenin içinde 3 adet “mim” vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bu kelimenin içinde 3 adet "mim" vardır.

Birinci "mim", "Muhammedü'l-Emîn"dir.

İkinci "mim", "Hazreti Muhammed"dir.

Üçüncü "mim", "Hakîkat-i Muhammediyye"dir.

"Muhammedü'l-Emîn" insanlığın hakikatini, "Hazreti Muhammed" peygamberlerin hakikatini, "Hakîkat-i Muhammediyye" ise bütün âlemlerde yaygın ve geçerli olan, yani bütün varlıkta mevcut olan hakikatini anlatmaktadır.

O'nun nuru olmadan hiçbir zerre faaliyet sahnesine çıkamaz. Bizlerdeki yanlış ve eksik inancı, yani O'nu sadece ceset yönüyle, beşer şekliyle tanıma ve bilme inancını aşıp daha derinlemesine idrak etmeye ve âlemler mertebesindeki varlığını anlamaya çalışmalıyız.

birinci () “mim” “Muhammedül Emin”

ikinci () “mim” “Hazreti Muhammed”

üçüncü () “mim” “Hakikati Muhammedi”dir. 

“Muhammedül Emin” beşeriyetin hakikatini “Hazreti Muhammed” peygamberlerin hakikatini “Hakikati Muhammedi” ise, bütün alemlerde sari ve cari yani bütün varlıkta mevcud olan hakikatini anlatmaktadır.

O’nun nuru olmadan hiçbir zerre faaliyet sahnesine çıkamaz. Bizlerdeki yanlış ve eksik inancı yani onu sadece ceset yönüyle, beşer şekliyle tanıma ve bilme inancını aşıp daha derinlemesine idrak etmeye ve alemler mertebesindeki varlığını anlamaya çalışmalıyız. 

O'nun nuru olmadan hiçbir zerre faaliyet sahnesine çıkamaz. Bizlerdeki yanlış ve eksik inancı, yani onu sadece ceset yönüyle, beşer şekliyle tanıma ve bilme inancını aşıp daha derinlemesine idrak etmeye ve âlemler mertebesindeki varlığını anlamaya çalışmalıyız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

O'nun nuru olmadan hiçbir zerre faaliyet sahnesine çıkamaz. Bizlerdeki yanlış ve eksik inancı, yani onu sadece ceset yönüyle, beşer şekliyle tanıma ve bilme inancını aşıp daha derinlemesine idrak etmeye ve âlemler mertebesindeki varlığını anlamaya çalışmalıyız.

Hz. Muhammed belirli bir vasıf değil, aksine bütün vasıfları içine alan cami (kapsayıcı) bir vasıftır. Onu tanıyabilmek, 3 vasfının özelliklerini iyi anlamaktan geçmektedir. Böyle yaklaşırsak, belki biraz bizler de onu tanımış oluruz.

Hz. Muhammed belirli bir vasıf değil, aksine bütün vasıfları içine alan cami (kapsayıcı) bir vasıftır. Onu tanıyabilmek, 3 vasfının özelliklerini iyi anlamaktan geçmektedir. Böyle yaklaşırsak, belki biraz bizler de onu tanımış oluruz.

Hz. Muhammed belirli bir vasıf değil, fakat bütün vasıfları içine alan cami bir vasıftır. Onu tanıyabilmek 3 vasfının özelliklerini iyi anlamaktan geçmektedir. Böyle yaklaşırsak belki biraz bizler de onu tanımış oluruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Hz. Muhammed belirli bir vasıf değil, aksine bütün vasıfları içine alan kapsayıcı bir vasıftır. Onu tanıyabilmek, üç vasfının özelliklerini iyi anlamaktan geçmektedir. Böyle yaklaşırsak, belki biraz bizler de onu tanımış oluruz.

"Muhammedü'l-Emîn" ilâhî varlığın beşeriyet yönünden ortaya çıkışıdır.

"Hazreti Muhammed" ilâhî varlığın ruhanîlik yönünden ortaya çıkışıdır.

“Muhammedül Emin” ilahi varlığın beşeriyet yönünden zuhuru "Muhammedü'l-Emîn" ilâhî varlığın beşeriyet yönünden ortaya çıkışıdır.

"Hazreti Muhammed" ilâhî varlığın ruhanîlik yönünden ortaya çıkışıdır.

"Hakîkat-i Muhammediyye" ilâhî varlığın bütün âlemler mertebesinden ortaya çıkışıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Hakîkat-i Muhammediyye" ilâhî varlığın bütün âlemler mertebesinden ortaya çıkışıdır.

Beşeriyetin ruhanîliğine, ruhanîlikten âlemler mertebesindeki varlığına nüfuz etmeye çalışmalıyız. İşte ancak o zaman onu biraz tanımaya ihtiyacımız olan yolumuz açılmış olur. "Fettâh" isminin bereketi bu yolda bizlere yeni ufuklar açsın.

“Hazreti Muhammed” ilahi varlığın ruhanîlik yönünden zuhuru, “Hakîkat-i Muhammediyye” ilahi varlığın bütün âlemler mertebesinden zuhurudur.

Beşeriyetin ruhanîliğine, ruhanîlikten âlemler mertebesindeki varlığına nüfuz etmeye çalışmalıyız. İşte ancak o zaman onu biraz tanımaya ihtiyacımız olan yolumuz açılmış olur. "Fettâh" isminin bereketi bu yolda bizlere yeni ufuklar açsın.

“Hazreti Muhammed” ilahi varlığın ruhaniyet yönünden zuhuru “Hakikati Muhammedi” ilahi varlığın bütün alemler mertebesinden zuhurudur.

Beşeriyetin ruhaniyetine, ruhaniyetten alemler mertebesindeki varlığına nüfuz etmeye çalışmalıyız. İşte ancak o zaman onu biraz tanımaya ihtiyacımız olan yolumuz açılmış olur. “Fettah” isminin bereketi bu yolda bizlere yeni ufuklar açsın. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

İnsanlığın ruhanî yönüne, ruhanîyetten âlemler mertebesindeki varlığına nüfuz etmeye çalışmalıyız. İşte ancak o zaman onu biraz tanımaya ihtiyacımız olan yolumuz açılmış olur. "Fettah" isminin bereketi bu yolda bizlere yeni ufuklar açsın.

Muhammed (s.a.v.)'in isminde 13 rakamının özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde peygamberi hakkında ve şanında 4 müstakil sure ve 373 ayet indirmiştir. Bunların bazılarını daha sonraları göreceğiz.

Muhammed (SAV) ın isminde 13 rakamının özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Cenabı Hakk Kur’anı Keriyminde peygamberi hakkında ve şanında 4 müstakil sure 373 ayet indirmiştir. Bunların bazılarını daha sonraları göreceğiz Muhammed (s.a.v.)'in isminde 13 rakamının özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'inde peygamberi hakkında ve şanında 4 müstakil sure ve 373 ayet indirmiştir. Bunların bazılarını daha sonraları göreceğiz.

Ayrıca onu 7 ismiyle de nitelemiştir. 7 surenin başına da 7 mertebenin ifadesi olarak "Ha-Mim" yani "Hakikat-i Muhammedi" unvanını getirmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca onu 7 ismiyle de nitelemiştir. 7 surenin başına da 7 mertebenin ifadesi olarak "Ha-Mim" yani "Hakikat-i Muhammedi" unvanını getirmiştir.

7 ismi "Taha", "Yasin", "Ahmed", "Mahmud", "Muhammed", "Müzzemmil", "Müddessir"dir.

Ayrıca onu 7 ismiyle de vasfetmiştir. 7 Surenin başına da 7 mertebenin ifadesi olarak “ha-mim” yani “Hakikati Muhammedi” unvanını getirmiştir.

7 ismi “ta-ha”, “yasin”, “ahmed”, “mahmud”, “muhammed”, “müzzemmil”, “müddesir”dir.

7 ismi "Taha", "Yasin", "Ahmed", "Mahmud", "Muhammed", "Müzzemmil", "Müddessir"dir.

- Sure-i Muhammed 47/38 ayet

- Sure-i Duha 93/11 ayet

- Sure-i İnşirah 94/08 ayet

- Sure-i Kevser 108/03 ayet

Ayrıca onu 7 ismiyle de vasfetmiştir. 7 Surenin başına da 7 mertebenin ifadesi olarak “ha-mim” yani “Hakikati Muhahammedi” ünvanının getirmiştir. 

7 ismi “ta-ha”, “yasin”, “ahmed”, “mahmud”, “muhammed”, “müzzemmil”, “müddesir”dir. 

İncildeki ismi, “Ahmed” manasına gelen “Peraklit” “Peraklitas”dır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İncil'deki ismi, "Ahmed" anlamına gelen "Peraklit" "Peraklitas"tır.

Diğer pek çok isminden bazıları şunlardır:

Rasulü Sakaleyn (iki cihanın peygamberi), Safiyyullah (Allah'ın seçkin kulu), Habibullah (Allah'ın sevgilisi), Nebiyyullah (Allah'ın peygamberi), Abdullah (Allah'ın kulu), Mefhari Mevcudat (varlıkların övüncü), Ekmelüttahiyyat (tahiyyatın en mükemmeli), Hatemül Enbiya (peygamberlerin sonuncusu), Nurul Esfiya (saf kişilerin nuru), Bahrı Sofa (saflık denizi), Habibi Hüda (Hüda'nın sevgilisi), Muhammedenil Mustafa (s.a.v.) (seçilmiş Muhammed).

İncil'deki ismi, "Ahmed" anlamına gelen "Peraklit" "Peraklitas"tır.

Diğer pek çok isminden bazıları şunlardır:

Rasulü Sakaleyn (iki cihanın peygamberi), Safiyyullah (Allah'ın seçkin kulu), Habibullah (Allah'ın sevgilisi), Nebiyyullah (Allah'ın peygamberi), Abdullah (Allah'ın kulu), Mefhari Mevcudat (varlıkların övüncü), Ekmelüttahiyyat (tahiyyatın en mükemmeli), Hatemül Enbiya (peygamberlerin sonuncusu), Nurul Esfiya (saf kişilerin nuru), Bahrı Sofa (saflık denizi), Habibi Hüda (Hüda'nın sevgilisi), Muhammedenil Mustafa (s.a.v.) (seçilmiş Muhammed).

Yarabbi şefaatine nail eyle, varlığını varlığımıza hissettir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Yarabbi şefaatine nail eyle, varlığını varlığımıza hissettir.

Ebced hesabıyla "Muhammed" kelimesi 13 rakamını vermektedir. Şöyle ki,

Diğer pek çok isminden bazıları şunlardır:

Rasulü Sakaleyn, Safiyyullah, Habibullah, Nebiyyullah, Abdullah, Mefhari Mevcudat, Ekmelüttahiyyat, Hatemül Enbiya, Nurul Esfiya, Bahrı Sofa, Habibi Hüda, Muhammedenil Mustafa (s.a.v.)

Yarabbi şefaatine mazhar eyle, varlığını varlığımıza hissettir.

Ebced hesabıyla "Muhammed" kelimesi 13 rakamını vermektedir. Şöyle ki,

Diğer pekçok isminden bazıları şunlardır:

Rasulü Sakaleyn, Safiyyullah, Habibullah, Nebiyyullah, Abdullah, Mefhari Mevcudat, Ekmelüttahiyyat, Hatemül Enbiya, Nurul Esfiya, Bahrı Sofa, Habibi Hüda, Muhammedenil Mustafa (s.a.v.)

Yarabbi şefaatine mazhar eyle, varlığını varlığımıza hissettir. 

Ebced hesabıyle “Muhammed” kelimesi 13 rakamını vermektedir. Şöyle ki, () “mim” 40 4 () "mim" 40 4 () "vav" 6 6 () "he" 8 8 () "elif" 1 1 () "mim" 40 4 () "mim" 40 4 () "dal" 4 4 139 (1+3+9=13) 31 (Tersi 13) (3+1 = 4)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ebced hesabıyla "Muhammed" kelimesi 13 rakamını vermektedir. Şöyle ki, () "mim" 40 4 () "mim" 40 4 () "vav" 6 6 () "he" 8 8 () "elif" 1 1 () "mim" 40 4 () "mim" 40 4 () "dal" 4 4 139 (1+3+9=13) 31 (Tersi 13) (3+1 = 4)

Doğum Tarihi: 571 (5+7+1=13)

Dünyadan Ayrılışı: 634 (6+3+4=13)

İstanbul'un Fethi: 1453 (1+4+5+3=13)

Zâta Ait Sıfatlar: 6 Sübutî Sıfatlar: 7 + =13 Hicreti (Peygamberliğinin 13. senesindedir.)

Doğum Tarihi : 571 (5+7+1=13)

Dünyadan Ayrılışı : 634 (6+3+4=13)

İstanbul'un Fethi : 1453 (1+4+5+3=13)

Zâta Ait Sıfatlar : 6 Sübutî Sıfatlar : 7 + =13 Hicreti (Peygamberliğinin 13. senesindedir.)

Kur'ân-ı Kerîm'deki ayet sayısı : 373 (3+7+3=13) (Kur'ân'daki ona hitap)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kur'ân-ı Kerîm'deki ayet sayısı: 373 (3+7+3=13) (Kur'ân'daki ona hitap)

Kur'ân-ı Kerîm'deki sure sayısı: 4 (4 - 1 = 3/1, 3 =13)

() “vav” 6 6 () “he” 8 8 () “elif” 1 1 () “mim” 40 4 () “mim” 40 4 () “dal” 4 4 139 (1+3+9=13) 31 (Tersi 13) (3+1 = 4)

Doğum Tarihi: 571 (5+7+1=13)

Dünyadan Ayrılışı: 634 (6+3+4=13)

İstanbul'un Fethi: 1453 (1+4+5+3=13)

Zâta ait sıfatlar: 6 Sübûtî sıfatlar: 7 + =13 Hicreti (Peygamberliğinin 13. senesindedir.)

Kur'ân-ı Kerîm'deki sure sayısı : 4 (4 - 1 = 3/1, 3 =13)

() “vav” 6 6 () “he” 8 8 () “elif” 1 1 () “mim” 40 4 () “mim” 40 4 () “dal” 4 4 139 (1+3+9=13) 31 (Tersi 13) (3+1 = 4)

Doğum Tarihi : 571 (5+7+1=13)

Dünyadan Ayrılışı : 634 (6+3+4=13)

İstanbulun Fethi : 1453 (1+4+5+3=13)

Sıfatı Zatiyye : 6 Sıfatı Subutiyye : 7 + =13 Hicreti (Peygamberliğinin 13. senesindedir.) 

Kur’anı Keriymde ki, ayet sayısı : 373 (3+7+3=13) (Kur’andaki ona hitap)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.9s

Kur'an-ı Kerim'deki ayet sayısı: 373 (3+7+3=13) (Kur'an'daki ona hitap)

Kur'an-ı Kerim'deki sure sayısı: 4 (4 - 1 = 3/1, 3 =13)

Kur'an-ı Kerim'de bu sırra göre 113 surenin başında besmele vardır.

Kur'an-ı Kerim'de bu sırra göre 113 surenin başında besmele vardır.

Bu surelerin numaralarını ve ayet sayılarını da toplarsak yine çok ilginç sayılar ortaya çıkmaktadır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz, ancak sadece "Sure-i Muhammedi"nin rakam değerine bakalım.

Kur’anı Keriymde ki, sure sayısı : 4 (4 - 1 = 3/1, 3 =13) 

Kur’anı Keriymde bu sırra binaen 113 surenin başında besmele vardır. 

Kur'an-ı Kerim'de bu sırra binaen 113 surenin başında besmele vardır.

Bu surelerin numaralarını ve ayet sayılarını da toplarsak yine çok ilginç sayılar ortaya çıkmaktadır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz, ancak sadece "Sure-i Muhammedi"nin rakam değerine bakalım.

Sure 47/38'dir. (47+38=85) (8+5=13) yine rakam 13'tür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Sure 47/38'dir. (47+38=85) (8+5=13) yine rakam 13'tür.

Herhalde bu kadar uygunluk tesadüfi değildir. İlahi sistemin şaşmaz düzenlemesidir. Bir fikir vermesi yönüyle bu kadarı ile yetiniyoruz. Tamamını yazmak ayrı bir kitap ve araştırma konusudur. İlgili olduğu yerlerde ifade etmeye çalışıyoruz.

Bu surelerin numaralarını ve ayet sayılarını da toplarsak yine çok ilginç sayılar ortaya çıkmaktadır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz, ancak sadece “Sure-i Muhammedi”nin rakam değerine bakalım.

Herhalde bu kadar uygunluk tesadüfi değildir. İlahi sistemin şaşmaz düzenlemesidir. Bir fikir vermesi yönüyle bu kadarı ile yetiniyoruz. Tamamını yazmak ayrı bir kitap ve araştırma konusudur. İlgili olduğu yerlerde ifade etmeye çalışıyoruz.

Bu surelerin numaralarını ve ayet sayılarını da toplarsak yine çok ilginç sayılar ortaya çıkmaktadır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz, ancak sadece “Sure-i Muhammedi”nin rakam değerine bakalım.

Sure 47/38 dir. (47+38=85) (8+5=13) yine rakam 13 tür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Sure 47/38'dir. (47+38=85) (8+5=13) yine rakam 13'tür.

Herhalde bu kadar uygunluk tesadüfî değildir. İlahi sistemin şaşmaz düzenlemesidir. Bir fikir vermesi yönüyle bu kadarı ile yetiniyoruz. Tamamını yazmak ayrı bir kitap ve araştırma konusudur. İlgili olduğu yerlerde ifade etmeye çalışıyoruz.

Şimdi 13 sayısı neyi ifade edebileceğine bakalım. Daha evvelki sayfalarda belirttiğimiz gibi Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) "elif"i 12 görünen, bir "elif"i görünmeyen olmak üzere 13 nokta yani mertebe olduğunu görmüştük.

Herhalde bu kadar uygunluk tesadüfi değildir. İlahi sistemin şaşmaz düzenlemesidir. Bir fikir vermesi yönüyle bu kadarı ile iktifa ediyoruz. Tamamını yazmak ayrı bir kitap ve araştırma konusudur. İlgili olduğu yerlerde ifade etmeye çalışıyoruz. 

Şimdi 13 sayısı neyi ifade edebileceğine bakalım. Daha evvelki sahifelerde belirttiğimiz gibi Ahadiyyetin () “elif”i 12 zahir, bir () “elif”i batın olmak üzere 13 nokta yani mertebe olduğunu görmüştük. 

Şimdi 13 sayısının neyi ifade edebileceğine bakalım. Daha önceki sayfalarda belirttiğimiz gibi, Ahadiyyet'in (birlik mertebesi) "elif"i, 12'si görünen, bir "elif"i ise gizli olmak üzere 13 nokta yani mertebe olduğunu görmüştük.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Şimdi 13 sayısının neyi ifade edebileceğine bakalım. Daha önceki sayfalarda belirttiğimiz gibi, Ahadiyyet'in (birlik mertebesi) "elif"i, 12'si görünen, bir "elif"i ise gizli olmak üzere 13 nokta yani mertebe olduğunu görmüştük.

Gizli olan 1 mertebe, Ahadiyyet'in Ahmed'idir.

Geriye kalan 12'nin 7'si "ettur seb'a" (yedi tur) yani 7 nefis mertebesidir. 5'i ise "Hazaratu Hamse/beş hazret" mertebesidir. (8)

Gizli olan 1 mertebe, Ahadiyyet'in Ahmed'idir.

Geriye kalan 12'nin 7'si "ettur seb'a" (yedi tur) yani 7 nefis mertebesidir. 5'i ise "Hazaratu Hamse/beş hazret" mertebesidir. (8)

(Not: (8) Bunlar İrfan Mektebi isimli kitabımızda açıklandı, daha geniş açıklama isteyenler oraya bakabilirler.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

(Not: (8) Bunlar İrfan Mektebi isimli kitabımızda açıklandı, daha geniş açıklama isteyenler oraya bakabilirler.)

Batın olan 1 mertebe Ahadiyyet'in Ahmed'idir.

Geriye kalan 12'nin 7'si "ettur seb'a" (yedi tur) yani 7 nefis mertebesidir. 5'i ise "Hazaratu Hamse/beş hazret" mertebesidir. (8)

(Not: (8) Bunlar İrfan Mektebi isimli kitabımızda açıklandı, daha geniş açıklama isteyenler oraya bakabilirler.)

Batın olan 1 mertebe Ahadiyyetin Ahmedidir. 

Geriye kalan 12 nin 7 si “ettur seb’a” (yedi tur) yani 7 nefis mertebesidir. 5 i ise “Hazaratu Hamse/beş hazret” mertebesidir. (8)

(Not: (8) Bunlar irfan mektebi isimili kitabımızda izah edildi, daha geniş izahat isteyenler oraya bakabilirler.)

Bu izahlardan sonra 13 sayısının mutlak olarak Hz. Rasulullah efendimize ait, O’nu ifade eden bir sayı olduğu açık olarak ortaya çıkmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu açıklamalardan sonra 13 sayısının mutlak olarak Hz. Resulullah efendimize ait, O'nu ifade eden bir sayı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca 13'ün 3'ü, üç yakîn mertebesini, yani (ilmel yakîn, aynel yakîn, hakk'el yakîn)dir. Geriye kalan 1 (bir) ise, bu mertebeleri kendinde toplayandır.

Bu açıklamalardan sonra 13 sayısının mutlak olarak Hz. Resulullah efendimize ait, O'nu ifade eden bir sayı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca 13'ün 3'ü, üç yakîn mertebesini, yani (ilmel yakîn, aynel yakîn, hakk'el yakîn)dir. Geriye kalan 1 (bir) ise, bu mertebeleri kendinde toplayandır.

13 sayısını kendi içinde toplarsak, (1+3=4) olur, bu da İslam'ın dört ana rüknüdür, yani (şeriat, tarikat, hakikat, marifet) mertebeleri, ayrıca da (anasır-ı erbaa) yani dört unsuru (toprak, su, ateş, hava)yı ifade etmekte, bütün bu mertebeleri bünyesinde bulundurmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

13 sayısını kendi içinde toplarsak, (1+3=4) olur. Bu da İslam'ın dört ana rüknüdür, yani şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebeleri; ayrıca da anasır-ı erbaa (dört unsur) yani toprak, su, ateş, havayı ifade etmekte, bütün bu mertebeleri bünyesinde bulundurmaktadır.

Ayrıca 13'ün 3'ü, üç yakîn mertebelerini, yani ilmel yakîn, aynel yakîn, hakk'el yakîndir. Geriye kalan 1 (bir) ise, bu mertebeleri kendinde toplayandır.

Ayrıca 13 ün 3 ü, 3 yakiyn mertebelerini, yani (ilmel yakiyn, aynel yakiyn, hakk’el yakiyn)dir. Geriye kalan 1 (bir) ise, bu mertebeleri kendinde toplayandır.

13 sayısını kendi içinde toplarsak, (1+3=4) olur, bu da İslam’ın 4 ana rüknü’dür, yani (şeriat, tarikat, hakikat, marifet) mertebeleri, ayrıca da (anasırı erbaa) yani dört unsur’u (toprak, su, ateş, hava)yı ifade etmekte, bütün bu mertebeleri bünyesinde bulundurmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

13 sayısını kendi içinde toplarsak, (1+3=4) olur. Bu da İslam'ın 4 ana rüknüdür, yani şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebeleri; ayrıca da anasır-ı erbaa (dört unsur) yani toprak, su, ateş, havayı ifade etmekte, bütün bu mertebeleri bünyesinde bulundurmaktadır.

Muhammed (s.a.v.) ismindeki harflerin anlamları şöyledir:

"Mim" harfleri Muhammedi hakikatleri, "Ha" harfi ilahi hakikati, "Dal" harfi ise, Hakk yolunun yegane kesinlik delilidir.

Muhammed (s.a.v.) ismindeki harflerin manaları, Muhammed (s.a.v.) ismindeki harflerin anlamları şöyledir:

"Mim" harfleri Muhammedi hakikatleri, "Ha" harfi ilahi hakikati, "Dal" harfi ise, Hakk yolunun yegane kesinlik delilidir.

"Muhammed" kelimesinin özü, övgü yani "hamd"dır. Bu kelime aynı zamanda hamdın dört mertebesini de içinde barındırır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Muhammed" kelimesinin özü, övgü yani "hamd"dır. Bu kelime aynı zamanda hamdın dört mertebesini de içinde barındırır.

1. Hamd, şeriat mertebesinde şükürdür.

2. Hamd, tarikat mertebesinde övgüdür.

3. Hamd, hakikat mertebesinde ve bihamdihi, O'nun övgüsüyle hamddır.

() "Mim"ler Muhammedi hakikatleri,

(ُ) "ha" hakikati ilahiyyeyi,

(ُ) "dal" ise, Hakk yolunun yegane yakînlik (kesin bilgi) olarak delilidir.

"Muhammed" kelimesinin özü, övgü yani "hamd"dır. Bu kelime aynı zamanda hamdın dört mertebesini de bünyesinde toplamaktadır.

1. Hamd, Şeriat mertebesinde şükürdür.

2. Hamd, Tarikat mertebesinde övgüdür.

3. Hamd, Hakikat mertebesinde ve bihamdihi, O'nun övgüsüyle hamddır.

() “mim”ler Muhammedi hakikatleri, 

(ُ) “ha” hakikati ilahiyyeyi, 

(ُ) “dal” ise, Hakk yolunun yegane yakiynlik olarak delilidir.

“Muhammed” kelimesinin özü, övgü yani “hamd”dır. Bu kelime aynı zamanda hamd’ın dört mertebesini de bünyesinde toplamaktadır.

1. Hamd, Şeriat mertebesinde şükür’dür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

1. Hamd, Şeriat mertebesinde şükürdür.

2. Hamd, Tarikat mertebesinde övgüdür.

3. Hamd, Hakikat mertebesinde ve bihamdihi, O'nun övgüsüyle hamddır.

4. Hamd, Marifet mertebesinde (Kur'an-ı Kerim İsra Suresi 17/79. ayetinde):

عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

mealen, "Umulur ki Rabbin seni de Makam-ı Mahmud'a (övülmüş makam) eriştirir."

2. Hamd, Tarikat mertebesinde övgü’dür. 

3. Hamd, Hakikat mertebesinde ve bihamdihi, O’nun övgüsüyle hamd’dır.

4. Hamd, Marifet mertebesinde (Kuranı Keriym İsra 17/79 ayetinde,)

4. Hamd, Marifet mertebesinde (Kur'an-ı Kerim İsra Suresi 17/79. ayetinde):

عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا "Asa en yeb'asake rabbüke mekamen mahmuda"

mealen, "Umulur ki Rabbin seni de Makam-ı Mahmud'a (övülmüş makam) eriştirir."

Ayrıca hamdın genel olarak sekiz mertebesi vardır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz. (8)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Ayrıca hamdın genel olarak sekiz mertebesi vardır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz. (8)

(Not: (8) Salat: "Namaz ve bazı hakikatleri" isimli kitabımızda özet olarak açıklamaya çalıştık.)

“asa en yeb’asake rabbüke mekamen mahmuda”

mealen, “Umulur ki Rabbin seni de Makam-ı Mahmud’a yetiştirir.”

Ayrıca hamdın genel olarak sekiz mertebesi vardır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz. (8)

(Not: (8) Salat: "Namaz ve bazı hakikatleri" isimli kitabımızda özet olarak açıklamaya çalıştık.)

لَكَ مَقَامًا مَحْمُودًاوعَسَىٰ أَن يَبْعَثَكَ رَبّ

“asa en yeb’asake rabbüke mekamen mahmuda” 

mealen, “Umulur ki Rabbin seni de Makam-ı Mahmud’a yetiştirir.”

 

Ayrıca hamd’ın genel olarak sekiz mertebesi vardır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz. (8)

(Not: (8) Salat : “Namaz ve bazı hakikatleri” isimli kitabımızda özet olark açıklamaya çalıştık.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

(Not: (8) Salat: "Namaz ve bazı hakikatleri" isimli kitabımızda özet olarak açıklamaya çalıştık.)

Yüce Allah, Ahadiyyet'ine bir "mim" harfi ekledi, "Ahmed" deyip kendini perdeledi.

Nasıl ki, Hak ismine bir "lam-ı alem" (belirtme lamı) ekleyip "Halk" ismiyle perdelediği gibi.

Ey Hakk Yolcusu, sen de kendi varlığında mevcut olan Hakikat-i Muhammedi tecellisini idrak et ve "Muhammed teknesiyle" âlemleri, yani "Hakikat-i Muhammedi" deryalarını dolaş. Daha ne kadar beden kafesinde, beşeriyet zindanında uyuşup kalacaksın?

Cenabı Hak Ahadiyyet’ine bir makamı () “mim” ilave etti “Ahmed” deyip kendini perdeledi.

Yüce Allah, Ahadiyyet'ine bir "mim" harfi ekleyerek "Ahmed" dedi ve kendini perdeledi.

Nasıl ki, Hakk ismine bir "lam-ı alem" (belirtme lamı) ekleyip "Halk" ismiyle perdelediği gibi.

Ey Hakk Yolcusu, sen de kendi varlığında mevcut olan Hakikat-i Muhammedi tecellisini idrak et ve "Muhammed teknesiyle" âlemleri, yani "Hakikat-i Muhammedi" deryalarını dolaş. Daha ne kadar beden kafesinde, beşeriyet zindanında uyuşup kalacaksın?

Nasıl ki, Hakk ismine bir “lam-ı alem” ilave edip “Halk” ismiyle perdelediği gibi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Nasıl ki, Hakk ismine bir "lam-ı alem" ekleyip "Halk" ismiyle perdelediği gibi.

Ey Hakk Yolcusu, sende de var olan Hakikati Muhammedi tecellisini varlığında idrak et ve "Muhammed teknesiyle" âlemleri, yani "Hakikati Muhammedi" deryalarını dolaş. Daha ne kadar beden kafesinde, beşer hapishanesinde uyuşup kalacaksın?

Bu âlem gerçekten bir rüya âlemidir, bizler de uyurgezer varlıklarız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Bu âlem gerçekten bir rüya âlemidir, bizler de uyurgezer varlıklarız.

"Muhammed âlem rüyasının tabiridir," diyen mütefekkir (İkbal) bu hakikati ne güzel ifade etmiştir.

Dünya gafletinden ve hayal rüyasından ancak Muhammedî hakikatleri idrak etmekle uyanmak mümkün olabilir.

Hz. Resulullah'ın dış halini, "Hz. Muhammed" yönünü anlayıp idrak etmek sünnet; iç âlemini, "Hakikat-i Muhammedi" yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.

Ey salik, ey Hakk yolcusu, sende dahi var olan Hakikati Muhammedi tecellisini varlığında idrak et ve “Muhammed teknesiyle” alemleri yani “Hakikati Muhammedi” deryalarını dolaş. Daha ne kadar beden kafesinde, beşer hapisanesinde uyuşup kalacaksın?

Bu alem gerçekten bir rü’ya alemidir, bizler de uyur gezer varlıklarız.

Bu âlem gerçekten bir rüya âlemidir, bizler de uyurgezer varlıklarız.

"Muhammed âlem rüyasının tabiridir," diyen mütefekkir (İkbal) bu hakikati ne güzel ifade etmiştir.

Dünya gafletinden ve hayal rüyasından ancak Muhammedî hakikatleri idrak etmekle uyanmak mümkün olabilir.

Hz. Resulullah'ın dış halini, "Hz. Muhammed" yönünü anlayıp idrak etmek sünnet; iç âlemini, "Hakikat-i Muhammedi" yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.

“Muhammed alem rü’yası’nın tabiridir,” diyen mütefekkir (İkbal) bu hakikati ne güzel ifade etmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

"Muhammed âlem rüyasının tabiridir," diyen mütefekkir (İkbal) bu hakikati ne güzel ifade etmiştir.

Dünya gafletinden ve hayal rüyasından ancak Muhammedî hakikatleri idrak etmekle uyanmak mümkün olabilir.

Hz. Resulullah'ın dış halini "Hz. Muhammed" yönünü anlayıp idrak etmek sünnet, iç âlemini "Hakikat-i Muhammedi" (Muhammedî hakikat) yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.

Özet olarak ifade etmeye çalıştığımız "Kelime-i Tevhid'in" muhteşem zuhur mahalli (ortaya çıkış yeri) âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında kısaca bilgi verdikten sonra şimdi gelelim O'nu risaleti yönüyle ifade eden "Kelime-i Risalet"in oluşumuna.

Dünya gafletinden ve hayal rü’yası’ndan ancak Muhammed’i hakikatleri idrak etmekle uyanmak mümkün olabilir.

Hz. Rasulüllah’ın dış halini “Hz.Muhammed” yönünü anlayıp idrak etmek sünnet, iç alemini “Hakikati Muhammedi” yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.

Özet olarak ifade etmeğe çalıştığımız “Kelime-i Tevhid’in” muhteşem zuhur mahalli alemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında kısaca bilgi verdikten sonra şimdi gelelim O’nu risaleti yönüyle ifade eden “Kelime-i Risalet”in oluşumuna.

Özet olarak ifade etmeye çalıştığımız "Kelime-i Tevhid"in muhteşem zuhur yeri, âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında kısaca bilgi verdikten sonra, şimdi O'nu risalet yönüyle ifade eden "Kelime-i Risalet"in oluşumuna gelelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Özet olarak ifade etmeye çalıştığımız "Kelime-i Tevhid"in muhteşem zuhur yeri, âlemlerin sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında kısaca bilgi verdikten sonra, şimdi O'nu risalet yönüyle ifade eden "Kelime-i Risalet"in oluşumuna gelelim.

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Kelime-i Risalet"in oluşumu Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kelime de baştan sona, yani kaynaktan tecelliye doğru, "Allah, rasül, Muhammed" şeklinde oluşmuştur.

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Kelime-i Risalet"in oluşumu Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kelime de baştan sona, yani kaynaktan tecelliye doğru, "Allah, rasül, Muhammed" şeklinde oluşmuştur.

 

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “Kelime-i Risalet”in oluşumu Az yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kelime de baştan sona yani kaynaktan tecelliye doğru, “Allah, rasül, Muhammed” şeklinde oluşmuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

23-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “Kelime-i Risalet”in oluşumu. Az yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kelime de baştan sona, yani kaynaktan tecelliye doğru, “Allah, rasül, Muhammed” şeklinde oluşmuştur.

“Kelime-i Tevhid”de ve (الله) “Allah” lafzında olduğu gibi.

(الله) “Allah” lafzında, oluşumu sırasıyla, baştaki (ه) “he” “mutlak hüviyeti”ni, onun yanındaki gizli (ا) “elif” “muhabbeti”ni, onun yanındaki birinci (ل) “lâm” “velayet ve risalet lâmı”nı, ikinci (ل) “lâm” “uluhiyeti”ni, (ا) “elif” ise “Ahadiyeti”ni gösterir.

 

“Kelime-i Tevhid”de ve (الله) “allah” lafzında olduğu gibi.

"Kelime-i Tevhid"de ve (الله) "Allah" lafzında olduğu gibi.

(الله) "Allah" lafzında, oluşumu sırasıyla, baştaki (ه) "he" "mutlak hüviyeti", onun yanındaki gizli (ا) "elif" "muhabbeti", onun yanındaki birinci (ل) "lâm" "velayet ve risalet lâmını", ikinci (ل) "lâm" "uluhiyeti", (ا) "elif" ise "Ahadiyeti"

ifade etmekte olduğunu daha önceki satırlarda da görmüştük, burada kısaca hatırlamış olduk.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Allah" lafzında, oluşumu sırasıyla,

baştaki "he" harfinin "mutlak hüviyeti",

onun yanındaki gizli "elif"in "muhabbeti",

onun yanındaki birinci "lâm"ın "velayet lâmı"nı ve "risaleti", ikinci "lâm"ın "uluhiyyeti",

"elif"in ise "Ahadiyyet"i

ifade etmekte olduğunu daha önceki satırlarda da görmüştük, burada kısaca hatırlamış olduk.

(الله) “allah” lafzında, oluşumu sırasıyla, 

 baştaki (ُ) “he” “hüvviyyeti mutlaka”, 

onun yanındaki gizli (ُ) “elif” “muhabbet”, 

onun yanındaki birinci () “lâm” “lam-ı velayet” ve “risalet”, ikinci () “lâm” “uluhiyyet”, 

 (ُ) “elif” ise “Ahadiyyet”i 

ifade etmekte olduğunu daha evvelki satırlarda da görmüştük, burada kısaca hatırlamış olduk.

“allah” lafzının içinde;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Allah" lafzının içinde;

hem "Kelime-i Tevhid" (Allah'ın birliğini ifade eden söz), hem de "Kelime-i Risalet" (Peygamberlik sözü) tamamen mevcuttur.

Ancak bilindiği gibi iki (2) açılımı vardır;

biri tevhid yönüyle, diğeri de tevhidini açıklayıcı risaleti yönüyledir.

"Allah" lafzının tevhid yönünü görmüştük, bu sefer risaleti yönünden baktığımızda, sondaki (ُ) "hu" ki baştır, kaynaktır.

"Hakikati Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) "inniyeti"nin (benliğinin) "hüvviyeti"dir (O'luğu).

"Allah" lafzının içinde;

hem "Kelime-i Tevhid", hem de "Kelime-i Risalet" tamamen mevcuttur.

Ancak bilindiği gibi iki (2) açılımı vardır;

biri tevhid yönüyle diğeri de tevhidini açıklayıcı risaleti yönüyledir.

"Allah" lafzının tevhid yönünü görmüştük, bu sefer risaleti yönünden baktığımızda, sondaki (ُ) "hu" ki baştır, kaynaktır.

"Hakikati Muhammediyye"nin "inniyeti"nin (benliğinin) "hüvviyeti"dir (O'luğu).

Baştaki muhteşem (ُ) "elif" ise "Ahadiyyet" (Allah'ın birliği) yani "Tevhid" elifidir ve "Muhammedü'r-Resûlullah" da bir bakıma burada gizlidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Baştaki muhteşem (ُ) "elif" ise "Ahadiyyet" (Allah'ın birliği) yani "Tevhid" elifidir ve "Muhammedü'r-Resûlullah" da bir bakıma burada gizlidir.

Hem "Kelime-i Tevhid", hem de "Kelime-i Risalet" tamamiyle mevcuttur.

Ancak bilindiği gibi iki (2) açılımı vardır;

Biri tevhid yönüyle, diğeri de tevhidini açıklayıcı risaleti yönüyledir.

"Allah" lafzının tevhid yönünü görmüştük, bu sefer risaleti yönünden baktığımızda, sondaki (ُ) "hu" ki baştır, kaynaktır.

 hem “Kelime-i Tevhid”, hem de “Kelime-i Risalet” tamamiyle mevcuttur. 

Ancak bilindiği gibi iki (2) açılımı; 

 biri tevhid yönüyle diğeri de tevhidini açıklayıcı risaleti yönüyledir. 

“allah” lafzının tevhid yönünü görmüştük, bu sefer risaleti yönünden baktığımızda, sondaki (ُ) “hu” ki baştır, kaynaktır. 

 “Hakikati Muhammediyye”nin “inniyeti”nin “hüvviyeti’dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Muhammedî Hakikat"in "benliği"nin "O'luğu"dur.

Baştaki muhteşem (ُ) "elif" ise "Ahadiyyet" yani "Tevhid" elifidir ve "Muhammed Allah'ın elçisidir" ifadesi de bir bakıma burada gizlidir.

06-01-2002 06-01-2002 Tekirdağ Rasûl lafzının oluşumu Bu kelimede 3 adet aslî harf vardır; onlar (ر) "rı", (س) "sin" ve (ل) "lâm"dır. Buradaki (ل) "lâm", ilâhlığın risaletteki mertebesini; (س) "sin", insân-ı kâmili, yani bu görevi alacak mahalli ifade etmekte; (ر) "rı" ise, risalet mertebesinin bütün âleme olan rahmetini ifade ederek, bu mertebenin ne kadar önemli bir mevki oluşturduğunu bizlere bildirmektedir.

Baştaki muhteşem (ُ) “elif” ise “Ahadiyyet” yani “Tevhid” elifidir ve “muhammedürrasulüllah” da bir bakıma burada gizlidir. 

06-01-2002 06-01-2002 Tekirdağ (رسول) Rasûl lafzının oluşumu Bu kelimede 3 adet aslî harf vardır; onlar (ر) "rı", (س) "sin" ve (ل) "lâm"dır. Buradaki (ل) "lâm", ilâhlığın risaletteki mertebesini; (س) "sin", insân-ı kâmili, yani bu görevi alacak mahalli ifade etmekte; (ر) "rı" ise, risalet mertebesinin bütün âleme olan rahmetini ifade ederek, bu mertebenin ne kadar mühim bir mevki oluşturduğunu bizlere bildirmektedir.

Tekirdağ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Tekirdağ

(Rasül lafzının oluşumu)

Bu kelimede üç adet aslî harf vardır; onlar "rı", "sin" ve "lâm"dır. Buradaki "lâm" ulûhiyetin risaletteki mertebesini, "sin" insân-ı kâmili yani bu görevi alacak mahalli ifade etmekte, "rı" ise, risalet mertebesinin bütün âleme olan rahmetini ifade ederek, bu mertebenin ne kadar mühim bir mevki oluşturduğunu bizlere bildirmektedir.

Allah (c.c.) kelimesi ve manasında var olan İlahi Nur (zâta ait tesir), yavaş yavaş risalet kelimesine doğru akmaya başlayınca, öncelikle "lâm" harfini dolaşarak nurlandırdı.

( رَسُولُ) Rasül lafzının oluşumu

Bu kelimde 3 adet asli harf vardır onlar () “rı” () “sin” ve () “lâm”dır. Buradaki () “lâm”Uluhiyyetin risaletteki mertebesini () “sin” İnsanı Kamil’i yani bu görevi alacak mahalli ifade etmekte () “rı” ise, Risalet mertebesinin bütün aleme olan rahmetini ifade ederek, bu mertebenin ne kadar mühim bir mevki oluşturduğunu bizlere bildirmektedir. 

Allah cc. kelimesi ve manasında varolan Nuru İlahi (Siyranı Zati/Zati tesir) yavaş yavaş risalet kelimesine doğru akmaya başlayınca Allah (c.c.) kelimesi ve manasında var olan İlahi Nur (Zâta ait tesir), yavaş yavaş risalet kelimesine doğru akmaya başlayınca, öncelikle "lâm" harfini dolaşarak nurlandırdı.

Oradan "sin" harfine ulaşarak, orayı da istila edip nurlandırdıktan sonra, "rı" harfine akmaya başladı. Orayı da tamamen istila ettikten sonra oradaki atağını kurarak, bütün mana haşmeti ile risalet mertebesini ortaya çıkardı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Oradan "sin" harfine ulaşarak, orayı da istila edip nurlandırdıktan sonra, "rı" harfine akmaya başladı. Orayı da tamamen istila ettikten sonra oradaki atağını kurarak, bütün mana haşmeti ile risalet (peygamberlik) mertebesini ortaya çıkardı.

Allah (c.c.) lafzı, toplu zât mertebesinin ifadesidir.

Evvela "lâm"ı dolaşarak nurlandırdı.

Oradan "sin"e ulaşarak, orayı da istila edip nurlandırdıktan sonra "rı"ya akmaya başladı. Orasını da tamamen istila ettikten sonra oradaki atağını kurarak, bütün mana haşmeti ile risalet mertebesini ortaya çıkardı.

Allah (c.c.) lafzı, toplu zât mertebesinin ifadesidir.

evvela () “lâm”ı dolaşarak nurlandırdı. 

Oradan () “sin”e ulaşarak, orayıda istila edip nurlandırdıktan sonra () “rı”ya akmaya başladı. Orasını da tamamen istila ettikten sonra oradaki atağını kurarak, bütün mana haşmeti ile risalet mertebesini zuhura çıkardı. 

 Allah cc. lafzı toplu zat mertebesinin ifadesi “Resul” (Risalet) kelimesi ise, sıfat, esma, ef’al mertebelerine haber olmuş. Bu haberi de ulaştıracak mertebe “Muhammed (s.a.v.)” olmuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Allah (c.c.) lafzı, toplu zât mertebesinin ifadesidir. "Resul" (risalet) kelimesi ise, sıfat, isimler ve fiiller mertebelerine haber olmuştur. Bu haberi de ulaştıracak mertebe "Muhammed (s.a.v.)" olmuştur.

"Muhammed" lafzının oluşumu: Risalet kelimesinin faaliyet mahalli olan mertebenin ismi olan "Muhammed" kelimesini daha önceki bölümde harfleri itibarıyla ifade etmeye başlamıştık. Burada da kısaca özetlemeye çalışalım: Üç asıl harf (mim), (ha), (dal) vardır. Sondaki yani yukarıdan aşağı,

"Resul" (risalet) kelimesi ise, sıfat, isimler ve fiiller mertebelerine haber olmuştur. Bu haberi de ulaştıracak mertebe "Muhammed (s.a.v.)" olmuştur.

( مُحَمَّدٌ) "Muhammed" lafzının oluşumu Risalet kelimesinin faaliyet mahalli olan mertebenin ismi olan "Muhammed" kelimesini daha önceki bölümde harfleri itibarıyla ifade etmeye başlamıştık. Burada da kısaca özetlemeye çalışalım: Üç asıl harf (mim), (ha), (dal) vardır. Sondaki yani yukarıdan aşağı,

( لْعمحمد) “Muhammed” lafzının oluşumu&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

( مُحَمَّدٌ) “Muhammed” lafzının oluşumu

Risalet Kelimesi'nin faaliyet mahalli olan mertebenin ismi olan “Muhammed” kelimesini daha önceki bölümde harfleri itibarıyla ifade etmeye başlamıştık. Burada da kısaca özetlemeye çalışalım: Üç asıl harf ( ) “mim”, (ُ) “ha”, (ُ) “dal” vardır. Sondaki yani yukarıdan aşağı,

Baştaki (ُ) “dal” bütün bu mertebelerin delilini

Baştaki (د) "dal" harfi, bütün bu mertebelerin delilini;

Kelime-i Risalet’in faaliyet mahalli olan mertebenin ismi “Muhammed” kelimesini daha evvelki bölümde harfleri itibariyle ifade etmeye açılşmıştık. Burada da kısaca özetlemeye çalışalım 3 aslı harf () “mim”, (ُ) “ha”, (ُ) “dal” vardır. Sondaki yani yukarıdan aşağı, 

Baştaki (ُ) “dal” bütün bu mertebelerin delilini

Baştaki (د) "dal" harfi, bütün bu mertebelerin delilini;

(م) "mim" harfleri, her mertebenin övgülerini, hamdlarını;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

(Mim) harfleri, her mertebenin övgülerini, hamdlarını;

(Ha) harfi ise, bütün mertebelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplayarak, "Hakikat-i Muhammediyye"yi ortaya çıkarmaktadırlar.

"Allah" lafzı ve anlamından "Resul" lafzı ve anlamına akan ilahi nur, oradan da "Muhammed" isminin lafzı ve anlamına sirayet ederek, oraya da hayat ve nur verince seyrini tamamlamış, böylece de "nüzul" yani iniş tamamlanmış olmaktaydı.

(ح) "ha" harfi ise, bütün mertebelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplayarak, "Hakikat-i Muhammediyye"yi ortaya çıkarmaktadırlar.

"Allah" lafzı ve anlamından "Resul" lafzı ve anlamına akan ilahi nur, oradan da "Muhammed" isminin lafzı ve anlamına sirayet ederek, oraya da hayat ve nur verince seyrini tamamlamış, böylece de "nüzul" yani iniş tamamlanmış olmaktaydı.

() “mim”ler her mertebenin övgü, hamdlarını&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Mimler her mertebenin övgülerini, hamdlarını; ha ise bütün mertebelerin hakikatlerini kendi bünyesinde toplayarak, Hakikati Muhammediyye'yi ortaya çıkarmaktadırlar.

"Allah" lafzı ve anlamından "Resul" lafzı ve anlamına akan ilahi nur, oradan da "Muhammed" isminin lafzı ve anlamına sirayet ederek, oraya da hayat ve nur verince seyrini tamamlamış, böylece de "nüzul" yani iniş tamamlanmış olmaktaydı.

(ُ) “ha” ise bütün mertebelerin hakikatlerinin kendi bünyesinde toplayarak, “Hakikati Muhammediyye’yi zuhura çıkarmaktadırlar. 

“allah” lafız ve manasından “resul” lafız ve manasına akan nuru ilahi oradan da “muhammed” isminin lafız ve manasına sirayet ederek, oraya da hayat ve nur verince seyrini tamamlamış böylece de “nüzül” yani iniş tamamlanmış olmaktaydı. 

İşte bu seyr zatından ef’aline, kendini tanıtacak sistem zinciri “nüzül” (iniş), “Allah, Resül, Muhammed” sırasıyladır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İşte bu seyir, Zât'tan fiillere doğru, kendini tanıtacak sistem zinciri "nüzul" (iniş), "Allah, Resul, Muhammed" sırasıyla gerçekleşir.

"Uruc" (çıkış) ise, fiillerden Zât'a doğru "Muhammed, Resul, Allah" şeklinde, bilindiği gibi (Muhammed Allah'ın Resulüdür) "Muhammedün Resûlullah" olarak telaffuz edilir.

İşte bu seyir, Zât'tan fiillere doğru, kendini tanıtacak sistem zinciri "nüzul" (iniş), "Allah, Resul, Muhammed" sırasıyla gerçekleşir.

"Uruc" (çıkış) ise, fiillerden Zât'a doğru "Muhammed, Resul, Allah" şeklinde, bilindiği gibi (Muhammed Allah'ın Resulüdür) "Muhammedün Resûlullah" olarak telaffuz edilir.

Böylece "Kelime-i Risalet" mana âleminde tamamlanmış ve 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin lisanından kemâl ile zuhur etmeye, oradan da sahabesine ve ümmetlerine akmaya ve lisanlarında "kelime" olmaya başlamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Böylece "Risalet Kelimesi" mana âleminde tamamlanmış ve 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin dilinden mükemmel bir şekilde ortaya çıkmaya, oradan da sahabesine ve ümmetlerine akmaya ve dillerinde "kelime" olmaya başlamıştır.

"Uruc" (yükseliş) ise, fiillerden zâtına "Muhammed, Resul, Allah" bilindiği gibi (رَسُولُ اللَّهِ محمد) "Muhammedün Resûlullah" şeklinde telaffuz edilmektedir.

Böylece "Risalet Kelimesi" mana âleminde tamamlanmış ve 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin dilinden mükemmel bir şekilde ortaya çıkmaya ve oradan da sahabesine ve ümmetlerine akmaya ve dillerinde "kelime" olmaya başlamıştır.

“Uruc” (çıkış) ise, ef’al’den zatına “Muhammed, Resül, Allah” bilindiği gibi (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” şeklinde telaffuz edilmektedir. 

Böylece “Kelime-i Risalet”de mana aleminde tamamlanmış ve 610 yılında Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimizin lisanından kemalle zuhura çıkmaya ve oradan da sahabisine ve ümmetlerine akmaya ve lisanlarında “kelime” olmaya başlamıştır. 

Seyrleri içerisinde “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet” böylece zahir alemde iki kardeş olarak faaliyete başlamış. Aynı şekilde “İnsan” ve “Kur’an” da iki kardeş olarak “Muhabbeti İlahiyye”yi zuhura çıkarmışlar ve bu muhabbeti sürdürmektedirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Seyirleri içinde "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet" böylece görünen âlemde iki kardeş olarak faaliyete başlamış. Aynı şekilde "İnsan" ve "Kur'an" da iki kardeş olarak "İlahi Muhabbet"i ortaya çıkarmışlar ve bu muhabbeti sürdürmektedirler.

Seyirleri içinde "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet" böylece görünen âlemde iki kardeş olarak faaliyete başlamış. Aynı şekilde "İnsan" ve "Kur'an" da iki kardeş olarak "İlahi Muhabbet"i ortaya çıkarmışlar ve bu muhabbeti sürdürmektedirler.

Kıyamet yaklaşıncaya ve muazzam ilahi kelimeleri hakkıyla mana yönüyle telaffuz edenler kalmayıncaya kadar, bu ilahi kelimelerin gerçek manaları göğe kaldırıldığı, insanlar tarafından sadece lafzî olarak telaffuz edilmeye başlandığı devrede, kıyamet saati takdir edilmiştir. İyi anlamaya çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kıyamet yaklaşıncaya ve yüce ilahi kelimeleri hakkıyla mana yönüyle telaffuz edenler kalmayıncaya kadar, bu ilahi kelimelerin gerçek manaları göğe kaldırıldığı, insanlar tarafından sadece lafzî olarak telaffuz edilmeye başlandığı devrede, kıyamet saati takdir edilmiştir. İyi anlamaya çalışalım.

Ta ki, kıyamet yaklaşıncaya ve yüce ilahi kelimeleri hakkıyla mana yönüyle telaffuz edenler kalmayıncaya kadar bu ilahi kelimelerin gerçek manaları göğe kaldırıldığı, insanlar tarafından sadece lafzî olarak telaffuz edilmeye başlandığı devrede, kıyamet saati takdir edilmiştir. İyi anlamaya çalışalım.

Ta ki, kıyamet yaklaşıncaya ve muazzam ilahi kelimeleri hakkıyle mana yönüyle telaffuz edenler kalmayıncaya kadar bu ilahi kelimelerin gerçek manaları göğe kaldırıldığı insanlar tarafından sadece lafzi olarak telaffuz edilmeye başladığı devrede, kıyamet saati mukadderdir. İyi anlamaya çalışalım.

Ef’al mertebesi itibariyle risalet, İbrahim rasulüllah Fiiller mertebesi itibarıyla risalet, İbrahim peygamberdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 48.9s

Fiiller mertebesi itibarıyla risalet, İbrahim peygamberdir.

İsimler mertebesi itibarıyla risalet, Musa peygamberdir.

Sıfatlar mertebesi itibarıyla risalet, İsa peygamberdir.

Zât mertebesi itibarıyla risalet, Muhammed peygamberdir.

Zât mertebesi, bütün bu mertebeleri bünyesinde toplayarak en mükemmel zuhur yeri ve tecellilerin sonu olmuştur. Böylece ilahi gaye de tamamlanmaktadır.

İsimler mertebesi itibarıyla risalet, Musa peygamberdir.

Sıfatlar mertebesi itibarıyla risalet, İsa peygamberdir.

Zât mertebesi itibarıyla risalet, Muhammed peygamberdir.

Zât mertebesi, bütün bu mertebeleri bünyesinde toplayarak en mükemmel zuhur yeri ve tecellilerin sonu olmuştur. Böylece ilahi gaye de tamamlanmaktadır.

Böylece “lâ ilâhe illâ allah muhamederrasulüllah”, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”, “Makam-ı Muhammedi”de (Hz. Muhammed'in makamı) bir araya gelmiştir. Ve “Makam-ı Muhammedi”yi hakkıyla anlamamız çok zordur, ta ki, kendi kendini, kendinde ifşa edinceye kadar. İşte bu ilahi akıma ne kadar kapılırsak, kendimizden, insanlığımızdan, nefsimizden o kadar boşalır ve “fena fiyrresul” (Peygamber'de fani olma) oluruz. Biz de böylece Muhammedi hakikatleri daha iyi anlamaya çalışırız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Böylece "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah", "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet", "Makam-ı Muhammedi"de (Hz. Muhammed'in makamı) bir araya gelmiştir. Ve "Makam-ı Muhammedi"yi hakkıyla anlamamız çok zordur, ta ki, kendi kendini, kendinde ifşa edinceye kadar. İşte bu ilahi akıma ne kadar kapılırsak, kendimizden, insanlığımızdan, nefsimizden o kadar boşalır ve "fenâ fi'r-resûl" (Peygamber'de fani olma) oluruz. Biz de böylece Muhammedi hakikatleri daha iyi anlamaya çalışırız.

Esma mertebesi itibariyle risalet, Musa rasulüllah Sıfat mertebesi itibariyle risalet, İsa rasulüllah Zat mertebesi itibariyle risalet, Muhammederrasulüllah’dır Zat mertebesi bütün bu mertebeleri bünyesinde toplayarak en kemalli zuhur mahalli ve tecellilerin sonu olmuştur. Böylece ilahi gaye de tamamlanmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

İsimler mertebesi itibarıyla risalet, Musa peygamberdir. Sıfatlar mertebesi itibarıyla risalet, İsa peygamberdir. Zât mertebesi itibarıyla risalet, Muhammed peygamberdir. Zât mertebesi, bütün bu mertebeleri kendi bünyesinde toplayarak en mükemmel zuhur yeri ve tecellilerin sonu olmuştur. Böylece ilahi gaye de tamamlanmaktadır.

Böylece “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir” sözü, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”, “Muhammedî Makam”da birleşmiştir. Ve “Muhammedî Makam”ı hakkıyla anlamamız çok zordur, ta ki, kendi kendini, kendinde ifşa edinceye kadar. İşte bu ilahi akıma ne kadar kapılırsak, kendimizden, insanlığımızdan, nefsimizden o kadar boşalır ve “peygamberde fani olma” (fena fiyrresul) haline geliriz. Biz de böylece Muhammedî hakikatleri daha iyi anlamaya çalışırız.

Böylece “lâ ilâhe illâ allah muhamederrasulüllah”, “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”, “Makamı Muhammedi”de cem olmuştur. Ve “Makamı Muhammedi”yi hakkıyle anlamamız çok zordur, ta ki, kendi kendini, kendinde ifşa edinceye kadar. İşte bu ilahi cereyana ne kadar kapılırsak, kendimizden, beşeriyetimizden, nefsimizden o kadar boşalır ve “fena fiyrresul” oluruz. Biz de böylece Muhammedi hakikatleri daha iyi anlamaya çalışırız. 

Bilindiği gibi daha evvelki sahifelerde Hz. Muhammed Mustafa (SAV) hakkında özet bilgiler vermiştik, yeri olmadığı için o kadarla yetiniyoruz. Cenabı Hakk azdan çoğu, küçükten büyüğü idrak etmemizi sağlasın. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bilindiği gibi daha önceki sayfalarda Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında özet bilgiler vermiştik, yeri olmadığı için o kadarla yetiniyoruz. Yüce Allah azdan çoğu, küçükten büyüğü idrak etmemizi sağlasın.

Bilindiği gibi daha önceki sayfalarda Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) hakkında özet bilgiler vermiştik, yeri olmadığı için o kadarla yetiniyoruz. Yüce Allah azdan çoğu, küçükten büyüğü idrak etmemizi sağlasın.

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “El Hamd”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama “El Hamd”

İlahi Zât, Kur'an-ı Kerim'inin daha ilk başında görünen olarak genele, bâtınî olarak öze, yani habibine seslenmektedir.

Kur'an-ı Kerim Fatiha 1/2 ayetinde,

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama “El Hamd”

İlahi Zât, Kur'an-ı Kerim'inin daha ilk başında zâhir olarak genele, bâtın olarak öze, yani habibine seslenmektedir.

Kur'an-ı Kerim Fatiha 1/2 ayetinde,

İlahi Zât, Kur'an-ı Kerim'inin daha ilk başında görünen olarak genele, bâtınî olarak öze, yani habibine seslenmektedir.

Kur'an-ı Kerim Fatiha 1/2 ayetinde,

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “El Hamd”

Zatı ilahi, Kur’anı Keriym’inin daha ilk başında zahiren genele, batınen öze, yani habibine seslenmektedir. 

 

Kur’anı Keriym Fatiha 1/2 ayetinde, 

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

"Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

Bu ifade genel olarak kulun ağzından aşağıdan yukarıyadır. Öz olarak yukarıdan aşağıya ise, habibi olan "Muhammed"in hamd (övgü) sırrını açıklamak, Allah'a mahsustur, kul bundan acizdir, demektir. Evvelki satırlarda bir miktar değinmiştik.

Ve yine ikinci sure olan Bakara suresinin başında olan "elif lam mim" harflerindeki derin manalarla habibini yadetmiştir.

"Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

Bu ifade genel olarak kulun ağzından aşağıdan yukarıyadır. Öz olarak yukarıdan aşağıya ise, habibi olan "Muhammed"in hamd (övgü) sırrını açıklamak, Allah'a mahsustur, kul bundan acizdir, demektir. Evvelki satırlarda bir miktar değinmiştik.

Ve yine ikinci sure olan Bakara suresinin başında olan "elif lam mim" harflerindeki derin manalarla habibini yadetmiştir.

“el hamdü lillahi rabbil alemiyne”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"el hamdü lillahi rabbil alemiyne"

mealen "hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

Bu ifade genel olarak kulun ağzından aşağıdan yukarıyadır. Öz olarak yukarıdan aşağıya ise, habibi olan "Muhammed"in hamd (övgü) sırrını açıklamak Allah'a mahsustur, kul bundan acizdir, demektir. Evvelki satırlarda bir miktar değinmiştik.

Ve yine ikinci sure olan Bakara suresinin başında olan "elif lam mim" harflerindeki derin manalarla habibini yâd etmiştir.

mealen “hamd alemlerin rabbı olan allaha mahsustur” 

Bu ifade genel olarak kulun ağzından aşağıdan yukarıyadır. Öz olarak yukarıdan aşağıya ise, habibi olan “Muhammed”in hamd (övgü) sırrını açıklamak, Allah’a mahsustur, kul bundan acizdir, demektir. Evvelki satırlarda bir miktar değinmiştik. 

Ve yine ikinci sure olan Bakara suresinin başında olan “elif lam mim” harflerindeki derin manalarla habibini yadetmiştir.

Şöyleki, baştaki (ُ) “elif” 12 mertebesiyle “Ahadiyyet”i, en üstteki 13. batın mertebesiyle “Hakikati Muhammediyye”yi &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Şöyle ki, baştaki (ُ) “elif” on iki mertebesiyle “Ahadiyyet”i (Allah'ın birliği), en üstteki on üçüncü batın mertebesiyle “Hakikati Muhammediyye”yi (Hz. Muhammed'in evrensel hakikati), “lâm” lahut âlemi (ilahi âlem) “Ulûhiyyet”i (ilâhlık) ve “mim” ise, bütün bunlarda mevcut “Mertebe-i Muhammediyye”yi (Hz. Muhammed'in makamı) ifade etmekte, bu yoldan da insân-ı kâmilin bir ismi olmaktadır.

Şöyle ki, baştaki (ُ) “elif” on iki mertebesiyle “Ahadiyyet”i, en üstteki on üçüncü batın mertebesiyle “Hakikati Muhammediyye”yi, “lâm” lahut âlemi “Ulûhiyyet”i, “mim” ise, bütün bunlarda mevcut “Mertebe-i Muhammediyye”yi ifade etmekte, bu yoldan da insân-ı kâmilin bir ismi olmaktadır.

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Cuma günleri, “Cuma Namazı” esnasında camilerde iki defa okunan Kur’an-ı Kerim Ahzab 33/56 ayetinde&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Cuma günleri, "Cuma Namazı" esnasında camilerde iki defa okunan Kur'an-ı Kerim Ahzab 33/56 ayetinde

"Lâm" harfi lahut âlemini (ilahi âlem), "ulûhiyyet"i (ilâhlık) ifade eder.

"Mim" harfi ise, bütün bunlarda mevcut olan "Mertebe-i Muhammediyye"yi (Muhammedî mertebe) ifade etmekte, bu yoldan da insân-ı kâmilin bir ismi olmaktadır.

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Cuma günleri, "Cuma Namazı" esnasında camilerde iki defa okunan Kur'an-ı Kerim Ahzab 33/56 ayetinde

() “lâm” lahud alemi “Uluhiyyeti”

() “mim” ise, bütün bunlarda mevcud “Mertebe-i Muhammediyye”yi ifade etmekte, bu yoldan da İnsanı Kamilin bir ismi olmaktadır. 

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Cuma günleri, “Cuma Namazı” esnasında camilerde iki defa okunan Kur’anı Keriym Ahzab 33/56 ayetinde 

طوَن عَلَى النَّبِيواللَّهُ وَمَلَائِكَتُهُ يُصَلُّونَعإِنْ

“innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi”

“şüphesiz allah ve melekleri peygamber muhammedi överler, üzerine salat u selam ederler”

Kur’anı Keriym Enbiya 21/107 ayetinde, 

رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينََوَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ

“ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin”

mealen, “ey Muhammed biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”

Görüldüğü gibi bunlar daha evvel verdiğimiz ayetler ve daha benzeri birçok ifadeler, “Makamı Muhammediyye”nin Allah indindeki yerini çok açık olarak göstermektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Görüldüğü gibi bunlar, daha önce verdiğimiz ayetler ve daha benzeri birçok ifade, "Makam-ı Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in makamı) Allah katındaki yerini çok açık olarak göstermektedir.

Beşerî manada olacak ama küçük bir hikaye ile yolumuza devam edelim. Tarihte büyük aşklardan biri olan "Leyla ile Mecnun" hikayesini herkes bilir.

Görüldüğü gibi bunlar, daha önce verdiğimiz ayetler ve daha benzeri birçok ifade, "Makam-ı Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in makamı) Allah katındaki yerini çok açık olarak göstermektedir.

Mecnun'dan bir hikaye Beşerî manada olacak ama küçük bir hikaye ile yolumuza devam edelim. Tarihte büyük aşklardan biri olan "Leyla ile Mecnun" hikayesini herkes bilir.

Bir gün Kays yani Mecnun ormanda dolaşırken ağaçların gövdelerine çakısıyla hep "Leyla" ismini yazıyormuş. Bunu gören bir meraklı Kays'a;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bir gün Kays, yani Mecnun, ormanda dolaşırken ağaçların gövdelerine çakısıyla hep "Leyla" ismini yazıyormuş. Bunu gören bir meraklı, Kays'a;

Mecnun'dan bir hikaye. Beşerî manada olacak ama küçük bir hikaye ile yolumuza devam edelim. Tarihte büyük aşklardan biri olan "Leyla ile Mecnun" hikayesini herkes bilir.

Bir gün Kays, yani Mecnun, ormanda dolaşırken ağaçların gövdelerine çakısıyla hep "Leyla" ismini yazıyormuş. Bunu gören bir meraklı, Kays'a;

Mecnun’dan bir hikaye Beşeri manada olacak ama küçük bir hikaye ile yolumuza devam edelim. Tarihte büyük aşklardan biri olan “Leyla ile Mecnun” hikayesini herkes bilir.

Birgün Kays yani Mecnun ormanda dolaşırken ağaçların gövdelerine çakısıyle hep “leyla” ismini yazıyormuş, bunu gören bir meraklı Kays’a;

“Ya kays kendi ismini de niye yazmıyorsun” diye sorduğunda, o da der ki, "Ey Kays, kendi ismini de niye yazmıyorsun?" diye sorduğunda, o da der ki:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

"Ey Kays, kendi ismini de niye yazmıyorsun?" diye sorduğunda, o da der ki:

"Benim ismimle onun ismi o kadar birleşti ki, Leyla ismini okuyan hemen kendisi, arkadan Mecnun der," diye cevap vermiş. (Bu bir ibrettir.)

İnsanlık âleminde beşerî sevgiler bu kadar güçlü ve birliktelik ifade ederken, ilâhlık ile zuhur mahalli olan nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) nasıl birbirinden ayrılsın?

"Benim ismimle onun ismi o kadar birleşti ki, Leyla ismini okuyan hemen kendisi, arkadan Mecnun der," diye cevap vermiş. (Bu bir ibrettir.)

İnsanlık âleminde beşerî sevgiler bu kadar güçlü ve birliktelik ifade ederken, ilâhlık ile zuhur mahalli olan nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) nasıl birbirinden ayrılsın?

İşte herhangi bir kimse "Lâ ilâhe illâ Allah" dediği zaman hemen arkasından farkında bile olmadan "Muhammedün Resûlullah" sözcüğü, gönlünden ve dilinden dökülüverir. Çünkü ikisi "tek"in iki ayrı şekilde, birlikteki izahıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte herhangi bir kimse "Lâ ilâhe illâ Allah" dediği zaman, hemen arkasından farkında bile olmadan "Muhammedün Resûlullah" sözcüğü, gönlünden ve dilinden dökülüverir. Çünkü ikisi, "tek"in iki ayrı şekilde, birlikteki izahıdır.

"Benim ismimle onun ismi o kadar birleşti ki, Leyla ismini okuyan hemen kendisi, arkadan Mecnun der," diye cevap vermiş. (Bu bir ibrettir.)

Beşeriyet âleminde beşerî sevgiler bu kadar güçlü ve birliktelik ifade ederken, ilâhlık ile zuhur yeri olan nübüvvet (peygamberlik) ve risalet (elçilik) nasıl birbirinden ayrılsın?

“Benim ismimle onun ismi o kadar birleşti ki, leyla ismini okuyan hemen kendisi, arkadan mecnun der,” diye cevap vermiş. (Bu bir ibrettir.)

Beşeriyet aleminde beşeri sevgiler bu kadar güçlü ve birliktelik ifade ederken, uluhiyyet ile zuhur mahalli olan nübüvvet ve risalet nasıl birbirinden ayrılsın?...

İşte herhangi bir kimse “lâ ilâhe illâ allah” dediği zaman hemen arkasından farkında bile olmadan “muhammederrasulüllah” sözcüğü, gönlünden ve dilinden dökülüverir. Çünkü ikisi “tek”in iki ayrı şekilde, birlikteki izahıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İşte herhangi bir kimse "lâ ilâhe illâ allah" dediği zaman hemen arkasından farkında bile olmadan "muhammederrasulüllah" sözcüğü, gönlünden ve dilinden dökülüverir. Çünkü ikisi "tek"in iki ayrı şekilde, birlikteki izahıdır.

Küçük bir anım: Yetmişli yıllarda Nusret Babam hasta olmuş, prostat ameliyatı için hastaneye yatmıştı. Ameliyatının ertesi günü ziyaretine gittiğimde, o acılı ve dalgın hâlinde dahi "lâ ilâhe illâ allah" diyerek Kelime-i Tevhid'in (Allah'ın birliğini ifade eden söz) anlamını anlatmaya ve mana âleminden (manevî dünya) bir şeyler ikram etmeye çalıştığını ve her zaman yapmaya çalıştığı bu fedakârlıklarını hiç unutmam. Allah onlardan razı olsun. Haklarını ödememiz mümkün değildir.

Küçük bir hatıram Küçük bir anım Yetmişli yıllarda Nusret Babam hasta olmuş, prostat ameliyatı için hastaneye yatmıştı. Ameliyatının ertesi günü ziyaretine gittiğimde, o acılı ve dalgın hâlinde dahi "lâ ilâhe illâ allah" diyerek "Kelime-i Tevhid"in (Allah'ın birliğini ifade eden söz) anlamını anlatmaya ve mana âleminden (manevî dünya) bir şeyler ikram etmeye çalıştığını ve her zaman yapmaya çalıştığı bu fedakârlıklarını hiç unutmam. Allah onlardan razı olsun. Haklarını ödememiz mümkün değildir.

Yetmişli yıllarda Nusret Babam hasta olmuş, prostat ameliyatı için hastaneye yatmıştı. Ameliyatının ertesi günü ziyaretine gittiğimde, o acılı ve dalgın halinde dahi “lâ ilâhe illâ allah” diyerek “Kelime-i Tevhid’in manasını anlatmaya ve mana aleminden bir şeyler ikram etmeye çalıştığını ve her zaman yapmaya çalıştığı bu fedkarlıklarını hiç unutmam. Allah onlardan razı olsun. Haklarını ödememiz mümkün değildir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Yetmişli yıllarda Nusret Babam hasta olmuş, prostat ameliyatı için hastaneye yatmıştı. Ameliyatının ertesi günü ziyaretine gittiğimde, o acılı ve dalgın halinde dahi "lâ ilâhe illâ allah" diyerek Kelime-i Tevhid'in manasını anlatmaya ve mana âleminden bir şeyler ikram etmeye çalıştığını ve her zaman yapmaya çalıştığı bu fedakârlıklarını hiç unutmam. Allah onlardan razı olsun. Haklarını ödememiz mümkün değildir.

“Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”ten özet "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"ten özet "Lâ ilâhe illâ Allah Muhammedün Resûlullah" yüce lafzı, hakikati itibariyle ilâhlık lisanı olup, İlahi Zât'ın kendisini bu kelimelerle vasfetmesidir ve sadece kendisine aittir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

"Lâ ilâhe illâ Allah Muhammedün Resûlullah" yüce lafzı, hakikati itibariyle ilâhlık lisanı olup, İlahi Zât'ın kendisini bu kelimelerle vasfetmesidir ve sadece kendisine aittir.

Ancak kulun Rabbini bilmesi ve tanıması gerektiği yönüyle, görünen o ki kulun buraya bir katılımı olduğundan, bu ilahi lafız kulun ağzından kulluk mertebesi itibariyle taklit yoluyla çıkar. Özel bir eğitim olmadan bu lafızları gerçek haliyle ifade etmesi mümkün olmamaktadır.

Ancak kulun Rabbini bilmesi ve tanıması gerektiği yönüyle, görünen o ki kulun buraya bir katılımı olduğundan, bu ilahi lafız kulun ağzından kulluk mertebesi itibariyle taklit yoluyla çıkar. Özel bir eğitim olmadan bu lafızları gerçek haliyle ifade etmesi mümkün olmamaktadır.

“Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet” “lâ ilâhe illâ allah muhameder rasulüllah” lafzı celili, hakikati itibariyle uluhiyyet lisanı olup, kendi kendini, bu kelimelerle vasfetmesidir ve sadece zatına aittir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet" olan "lâ ilâhe illâ allah muhammeder rasulüllah" yüce lafzı, hakikati itibariyle ilâhlık dilidir ve İlahi Zât'ın kendisini bu kelimelerle vasfetmesidir ve sadece kendi zâtına aittir.

Ancak kulun Rabbini bilmesi ve tanıması gerektiği yönüyle, görünen âlemde buraya katılımı olduğundan, bu ilahi lafız kulun ağzından kulluk mertebesi itibariyle taklit yoluyla çıkar. Özel bir eğitim olmadan bu lafızları gerçek haliyle ifade etmesi mümkün olmamaktadır.

Ancak kulun rabbını bilmesi ve tanıması gerektiği yönüyle zahiren buraya işstirakı olduğundan bu ilahi lafız kulun ağzından kulluk mertebesi itibariyle takliden çıkar. Özel bir eğitim olmadan bu lafızları gerçek haliyle ifade etmesi mümkün olmamaktadır.

Ancak temiz bir kalb ve gönül ile ifade edildiğinde sahibine birçok şeyler kazandırır. Allah’ın gayesi ise, İslam’ın şahsında herşeyin açığa çıkmasıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Ancak temiz bir kalp ve gönül ile ifade edildiğinde sahibine birçok şey kazandırır. Allah'ın amacı ise, İslam'ın şahsında her şeyin açığa çıkmasıdır.

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in gerçek anlamda açığa çıkması için daha önceden, onun bâtınî (içsel) eğitimini almış ve o muhabbet zincirine dahil olmuş birinin önünde diz çöküp bir hayli dirsek aşındırmak gereklidir. Lafzının (sözünün) dışında manasının öğrenilmesi ancak bu yolla olur. Ve bütün tenezzül (alçalma) yollarını idrak ederek, tekrar o yollardan yükselerek ve dediğimiz gibi ehli olanlarla birlikte, o seyri (yolculuğu) sürdürerek hakikatlerine ermek mümkün olabilir.

Ancak temiz bir kalp ve gönül ile ifade edildiğinde sahibine birçok şey kazandırır. Allah'ın gayesi ise, İslam'ın şahsında her şeyin açığa çıkmasıdır.

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in gerçek manada açığa çıkması için daha evvelce, onun batınî eğitimini almış ve o muhabbet zincirine dahil olmuş birinin önünde diz çöküp bir hayli dirsek aşındırmak gereklidir. Lafzının dışında manasının tahsili ancak bu yolla olur. Ve bütün tenezzül yollarını idrak ederek, tekrar o yollardan yükselerek ve dediğimiz gibi ehli olanlarla birlikte, o seyri sürdürerek hakikatlerine ermek mümkün olabilir.

“Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”in gerçek manada açığa çıkması için daha evvelce, onun batını eğitimini almış ve o muhabbet zincirine dahil olmuş birinin önünde diz çöküp bir hayli dirsek aşındırmak gereklidir. Lafzının dışında manasının tahsili ancak bu yolla olur. Ve bütün tenezzül yollarını idrak ederek, tekrar o yollardan yükselerek ve dediğimiz gibi ehli olanlarla birlikte, o seyri sürdürerek hakikatlerine ermek mümkün olabilir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in gerçek anlamda ortaya çıkması için, daha önce onun batınî eğitimini almış ve o muhabbet zincirine dahil olmuş birinin önünde diz çöküp bir hayli dirsek çürütmek gereklidir. Lafzının dışında manasının öğrenilmesi ancak bu yolla olur. Ve bütün tenezzül yollarını idrak ederek, tekrar o yollardan yükselerek ve dediğimiz gibi ehli olanlarla birlikte, o seyri sürdürerek hakikatlerine ermek mümkün olabilir.

İşte bu anlayıştan sonra bize “Tevhid” kelimesinden “Şehadet” kelimesinin kapısı açılır, ki ancak o zaman bir “müşahade ehli” gerçek İslam, müslüman oluruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

İşte bu anlayıştan sonra bize "Tevhid" kelimesinden "Şehadet" kelimesinin kapısı açılır ki, ancak o zaman bir "müşahade ehli" (gözlem ve idrak sahibi) gerçek İslam, Müslüman oluruz.

"Eşhedü enlâ ilâhe illâ allah ve eşhedü enne muhammeden rasulüllah" veya "ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü" diyebilelim. Bunları demek için gerçek müşahade ehli olmak gerekmektedir. Aksi halde sözlerimiz lafzî ve taklidî olmaktadır.

İşte bu anlayıştan sonra bize "Tevhid" kelimesinden "Şehadet" kelimesinin kapısı açılır ki, ancak o zaman bir "müşahade ehli" (gözlem ve idrak sahibi) gerçek İslam, Müslüman oluruz.

"Eşhedü enlâ ilâhe illâ allah ve eşhedü enne muhammeden rasulüllah" veya "ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü" diyebilelim. Bunları demek için gerçek müşahade ehli olmak gerekmektedir. Aksi halde sözlerimiz lafzî ve taklidî olmaktadır.

“eşhedü enlâ ilâhe illâ allah ve eşhedü enne muhammeden rasulüllah” veya “ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü” diyebilelim. Bunları demek için gerçek müşahade ehli olmak gerekmektedir. Aksi halde sözlerimiz lafzi ve taklidi olmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Eşhedü enlâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah" veya "Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü" diyebilelim. Bunları demek için gerçek müşâhede ehli (gözlem ve idrak sahibi) olmak gerekmektedir. Aksi halde sözlerimiz lafzî (sadece sözden ibaret) ve taklidî (taklide dayalı) olmaktadır.

Daha sonra devam eden bir bölümde "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in zuhur mahallerini (ortaya çıktığı yerleri) ve emanetin kendilerine nasıl verildiğini özetlemeye çalışacağız.

Daha sonra devam eden bir bölümde “Kelime-i Tevhid’ ve “Kelime-i Risalet”in zuhur mahallerini ve emanetin kendilerine nasıl verildiğini özelemeye çalışacağız Daha sonra devam eden bir bölümde "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in ortaya çıktığı yerleri ve emanetin kendilerine nasıl verildiğini özetlemeye çalışacağız.

İKİNCİ BÖLÜM 29-04-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Kelime-i Tevhid"de yükseliş Buraya kadar "Kelime-i Tevhid"in iniş seyrini anlayabildiğimiz kadar takip ettik. Buradan sonra da inşallah çıkış seyrini takip etmeye çalışacağız ki tekrar aslına ulaştıralım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İKİNCİ BÖLÜM 29-04-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Kelime-i Tevhid"de yükseliş

Buraya kadar "Kelime-i Tevhid"in iniş seyrini anlayabildiğimiz kadar takip ettik. Buradan sonra da inşallah çıkış seyrini takip etmeye çalışacağız ki tekrar aslına ulaştıralım.

İ K İ N C İ B Ö L Ü M 29-04-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “Kelime-i Tevhid”de uruc (yükseliş)

Buraya kadar “Kelime-i Tevhid”in “nüzül” (iniş) seyrini anlayabildiğimiz kadar takib ettik. Buradan sonra da inşaallah “uruc” (çıkış) seyrini takib etmeye çalışacağız, ki tekrar aslına ulaştıralım. 

Bütün haşmetiyle azameti ilahiyye’yi ifade eden bu muazzam “Kelime-i Cami’a” ne yazık ki, beşer idrak ve lisanına indirildiğinde, yazıldığı yerdeki (kapladığı alan) kadar dar bir yere sığdırılmış, böylece içindeki bütün hakikatler, gizlenmiş, perdelenmiş oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bütün haşmetiyle ilahi azameti ifade eden bu muazzam "Kelime-i Cami'a" (tüm hakikatleri toplayan kelime) ne yazık ki, insan idrakine ve diline indirildiğinde, yazıldığı yerdeki kadar dar bir yere sığdırılmış, böylece içindeki bütün hakikatler gizlenmiş, perdelenmiş oldu.

Bütün haşmetiyle ilahi azameti ifade eden bu muazzam "Kelime-i Cami'a" (tüm hakikatleri toplayan kelime) ne yazık ki, insan idrakine ve diline indirildiğinde, yazıldığı yerdeki kadar dar bir yere sığdırılmış, böylece içindeki bütün hakikatler gizlenmiş, perdelenmiş oldu.

Kendi varlığı ve anlamı itibarıyla "Kelime-i Tevhid" (Allah'ın birliğini ifade eden kelime) ne iner ne de çıkar. Çünkü zaten bunlar hep kendinde var olan şeylerdir. Bizim "iniş - çıkış" dediğimiz şeyler, insan aklının idrakine göredir. O halde inecek ve çıkacak olan "Kelime-i Tevhid" değil, bizim aklımız ve idrakımızdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Kendi varlığı ve anlamı itibarıyla "Kelime-i Tevhid" (Allah'ın birliğini ifade eden kelime) ne iner ne de çıkar. Çünkü zaten bunlar hep kendinde var olan şeylerdir. Bizim "iniş - çıkış" dediğimiz şeyler, insan aklının idrakine göredir. O halde inecek ve çıkacak olan "Kelime-i Tevhid" değil, bizim aklımız ve idrakımızdır.

Kendi varlığı ve manası itibariyle “Kelime-i Tevhid” ne iner (nüzül) ne çıkar (uruc). Çünkü zaten bunlar hep kendinde var olan şeylerdir. Bizim “nüzül - uruc” (iniş - çıkış) dediğimiz şeyler, beşer aklının idrakine göredir. O halde inecek ve çıkacak olan “Kelime-i Tevhid” değil bizim akıl ve idrakımızdır. 

İnsanlarda değişik akıl ve idraklerde olduklarından dolayı onu anlayıp, yaşamaya çalışanlarda değişik düzeylerde olacaklardır, ki bu da tabiidir. O muazzam “Kelime-i Cami’a”yı herkesin aynı idrakle anlaması zaten mümkün değildir. Ancak kişi temiz saf çalışmasıyle ve eğitimi ile ne kadar yükseklere çıkabilirse, gayret ederek, o derece çok faydalanmış olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

İnsanlarda değişik akıl ve idrakler olduğundan dolayı, onu anlayıp yaşamaya çalışanlar da değişik düzeylerde olacaklardır ki bu da tabiidir. O muazzam "Kelime-i Cami'a"yı (her şeyi kapsayan söz) herkesin aynı idrakle anlaması zaten mümkün değildir. Ancak kişi temiz, saf çalışmasıyla ve eğitimiyle ne kadar yükseklere çıkabilirse, gayret ederek, o derece çok faydalanmış olur.

İnsanlar değişik akıl ve idraklerde olduklarından dolayı, onu anlayıp yaşamaya çalışanlar da değişik düzeylerde olacaklardır ki bu da tabiidir. O muazzam "Kelime-i Cami'a"yı herkesin aynı idrakle anlaması zaten mümkün değildir. Ancak kişi temiz, saf çalışmasıyla ve eğitimiyle ne kadar yükseklere çıkabilirse, gayret ederek, o derece çok faydalanmış olur.

Kısa kısa da olsa sonsuz olan bu değişik idrakleri kendi oluşumu içinde tanımaya çalışalım ve bir mertebeye göre "Kelime-i Tevhid"in harf sayıları kadar bir gruba ayıralım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Kısa kısa da olsa sonsuz olan bu değişik idrakleri kendi oluşumu içinde tanımaya çalışalım ve bir mertebeye göre "Kelime-i Tevhid"in harf sayıları kadar bir gruba ayıralım.

"Kelime-i Tevhid"de 12 harf vardır. Bunlar 12 mertebeye işarettir. Her mertebenin sâlikleri de birer grup oluşturduklarından, 12 değişik idrak sahibinin olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

Kısa kısa da olsa sonsuz olan bu değişik idrakleri kendi oluşumu içinde tanımaya çalışalım ve bir mertebeye göre “Kelime-i Tevhid”in harf sayıları kadar bir guruba ayıralım “Kelime-i Tevhid” de 12 harf vardır. Bunlar 12 mertebeye işarettir. Her mertebenin salikleri de birer gurup teşkil ettiklerinden 12 değişik idrak sahiplerinin olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. 

"Kelime-i Tevhid"de 12 harf vardır. Bunlar 12 mertebeye işarettir. Her mertebenin Hakk Yolcuları da birer grup oluşturduğundan, 12 değişik idrak sahibinin olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Kelime-i Tevhid"de 12 harf vardır. Bunlar 12 mertebeye işarettir. Her mertebenin Hakk Yolcuları da birer grup oluşturduğundan, 12 değişik idrak sahibinin olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

"lâ ilâhe illâ"ya kadar olan 7 harflik bölüm "ettur'u seb'a"ya (yedi nefis turu), "Allah" celle celâlühû kısmı da "hazarât-ı hamse" (beş ilahi hazret) mertebesine delalet eder ki, bu 12 mertebenin de Hakk Yolcuları vardır.

"lâ ilâhe illâ"ya kadar olan 7 harflik bölüm "ettur'u seb'a/yedi nefis turu"na, "Allah" celle celâlühû kısmı da "hazarât-ı hamse/beş ilahi hazret" mertebesine delalet eder ki, bu 12 mertebenin de Hakk Yolcuları vardır.

 “lâ ilâhe illa”ya kadar olan 7 harflik bölüm “ettur’u seb’a/yedi (7) nefis turu” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Lâ ilâhe illâ"ya kadar olan yedi harflik bölüm "ettur'u seb'a" yani yedi nefis turudur.

"Allah" (c.c.) kısmı da "hazarât-ı hamse" yani beş ilahi hazret mertebesine işaret eder ki, bu on iki mertebenin de Hakk Yolcuları vardır.

Bu arada şu sırra dikkat çekmek isterim: "Kelime-i Tevhid"i her mertebesi itibarıyla o mertebenin hali içinde telaffuz eden ve kabul edenlerin tamamı, bütün âlemler düzeyinde hep birlikte sadece tek bir "Kelime-i Tevhid"i dile ve zuhura getirmiş olmaktadırlar.

“Allah” cc. Kısmı da “hazaratı hamse/beş (5) ilahi hazret” mertebesine delalet eder ki, bu 12 mertebenin de “salikleri” (yolcuları) vardır. 

Bu arada şu sırra dikkat çekmek isterim, “Kelime-i Tevhid”i her mertebesi itibariyle o mertebenin hali içerisinde telaffuz ve telakki edenlerin tamamı, bütün alemler düzeyinde hep birlikte sadece tek bir “Kelime-i Tevhid”i dile ve zuhura getirmiş olmaktadırlar. 

Bu arada şu sırra dikkat çekmek isterim: "Kelime-i Tevhid"i her mertebesi itibarıyla o mertebenin hali içinde telaffuz eden ve algılayanların hepsi, bütün âlemler düzeyinde hep birlikte sadece tek bir "Kelime-i Tevhid"i dile ve zuhura getirmiş olmaktadırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bu arada şu sırra dikkat çekmek isterim: "Kelime-i Tevhid"i her mertebesi itibarıyla o mertebenin hali içinde telaffuz eden ve algılayanların hepsi, bütün âlemler düzeyinde hep birlikte sadece tek bir "Kelime-i Tevhid"i dile ve zuhura getirmiş olmaktadırlar.

Her mertebede olanlar, gayretleriyle yaptıkları aşamalarla yukarıya doğru yükselmektedirler. Aksine, bireysel anlamda bakıldığında her "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenin ayrı ayrı telaffuz ettikleri sanılır; bir bakıma öyle olmakla beraber, genel anlamda "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenlerin hepsi olarak bir tek "Kelime-i Tevhid"i zikretmekte ve telaffuz etmektedirler.

Her mertebede olanlar, gayretleriyle yaptıkları aşamalarla yukarıya doğru yükselmektedirler. Aksine, bireysel anlamda bakıldığında her "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenin ayrı ayrı telaffuz ettikleri sanılır; bir bakıma öyle olmakla beraber, genel anlamda "Kelime-i Tevhid"i telaffuz edenlerin hepsi olarak bir tek "Kelime-i Tevhid"i zikretmekte ve telaffuz etmektedirler.

Her mertebede olanlar gayretleriyle yaptıkları aşamalarla yukarıya doğru uruc etmektedirler. Belki bireysel manada bakıldığında her “Kelime-i Tevhid”i telaffuz edenin ayrı ayrı telaffuz ettikleri zannedilir, bir bakıma öyle olmakla beraber genel mana’da “Kelime-i Tevhid”i telaffuz edenlerin cümlesi olarak bir tek “Kelime-i Tevhid”i zikr ve telaffuz etmektedirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Her mertebede olanlar, gayretleriyle yaptıkları aşamalarla yukarıya doğru yükselmektedirler. Aksine, bireysel anlamda bakıldığında her "Kelime-i Tevhid"i söyleyenin ayrı ayrı söylediği zannedilir; bir bakıma öyle olmakla beraber, genel anlamda "Kelime-i Tevhid"i söyleyenlerin hepsi olarak tek bir "Kelime-i Tevhid"i zikretmekte ve söylemektedirler.

İşte bu yüzden de birleşik dillerdeki tek kelimedir ve âlemde bundan daha çok söylenen başka bir "kelime" yoktur.

İşte bu yüzden de birleşik dillerdeki tek kelimedir ve alemde bundan daha çok telaffuz edilen başka bir “kelime” yoktur. 

Bu sebeple de birleşik dillerdeki tek kelimedir ve âlemde bundan daha çok telaffuz edilen başka bir "kelime" yoktur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu sebeple de birleşik dillerdeki tek kelimedir ve âlemde bundan daha çok telaffuz edilen başka bir "kelime" yoktur.

"Kelime-i Tevhid"in harflerine kısaca bir bakış Daha yukarıda belirttiğimiz gibi başka bir açıdan bakılınca "Kelime-i Tevhid"de (لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ)

(لاَ) "lâ" fiilleri (اِلٰهَ) "ilâhe" isimleri (اِلاَّ) "illâ" sıfatları (اللّٰهُ) "allah" ise, zât mertebelerini ifade etmektedir.

"Kelime-i Tevhid"in harflerine kısaca bir bakış Daha yukarıda belirttiğimiz gibi başka bir açıdan bakılınca "Kelime-i Tevhid"de (لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ)

(لاَ) "lâ" fiiller (اِلٰهَ) "ilâhe" isimler (اِلاَّ) "illâ" sıfatlar (اللّٰهُ) "allah" ise, zât mertebelerini ifade etmektedir.

“Kelime-i Tevhid”in harflerine kısaca bir bakış&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"Kelime-i Tevhid"in harflerine kısaca bir bakış

Daha yukarıda belirttiğimiz gibi, başka bir açıdan bakıldığında "Kelime-i Tevhid"de (لا إله إلا الله):

(لا) "lâ" fiilleri,

(إله) "ilâhe" isimleri,

(إلا) "illâ" sıfatları,

(الله) "Allah" ise, zât mertebelerini ifade etmektedir.

Genel olarak "Kelime-i Tevhid" üç (3) ana harften meydana gelmiştir. Bunlar (ل) "lâm", (ا) "elif", (ه) "he"dir.

Daha yukarıdada belirttiğimiz gibi başka bir açıdan bakılınca “Kelime-i Tevhid”de (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) 

(لَا) “lâ” ef’al

(إِلٰه) “ilâhe” esma

(َإِلَّا) “illâ” sıfat 

(الله) “allah” ise, zat mertebelerini ifade etmektedir. 

Genel olarak “Kelime-i Tevhid” üç (3) ana harften meydana gelmiştir. Bunlar Genel olarak "Kelime-i Tevhid" üç (3) ana harften oluşmuştur. Bunlar (ل) "lâm", (ا) "elif", (ه) "he"dir.

Ana harfler olarak, 4 adet (ل) "lâm", 4 adet (ا) "elif", 2 adet (ه) "he", (إلا) "illâ"nın ikinci (ل) "lâm"ı (الله) "Allah"ın ikinci (ل) "lâm"ları sayı olarak 12 eder ki, bu "Kelime-i Tevhid"in ve (ا) "elif"in asıl sayısıdır. Üstünde olan gaybî sayısı ile 13'tür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ana harfler olarak, 4 adet "lâm", 4 adet "elif", 2 adet "he", "illâ" kelimesinin ikinci "lâm"ı ve "Allah" kelimesinin ikinci "lâm"ları sayı olarak 12 eder ki, bu "Kelime-i Tevhid"in ve "elif"in asıl sayısıdır. Üstünde olan gaybî sayısı ile 13'tür.

Dört asıl "lâm", "anasır-ı erba'a" (dört ana unsur)dur. Bunlar maddeye işaret ederler. Sırasıyla "lâm", "elif", "he"dirler.

Dört (4) asıl (ل) "lâm", "anasır-ı erba'a" (dört ana unsur)dur. Bunlar maddeye işaret ederler. Sırasıyla

() “lâm”, (ُ) “elif”, (ُ) “he” dirler. 

Ana harfler olarak, 4 adet () “lâm”,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Ana harfler olarak, 4 adet "lâm",

4 adet "elif",

2 adet "he",

"illâ"nın ikinci "lâm"ı

"Allah"ın ikinci "lâm"ları sayı olarak 12 eder ki, bu "Kelime-i Tevhid"in ve "elif"in asıl sayısıdır. Üstünde olan gaybî sayısı ile 13'tür.

Dört (4) asıl "lâm", "anasır-ı erbaa" (dört ana unsur)dur. Bunlar maddeye işaret ederler. Sırasıyla birinci "lâm", "toprak" manası hikmettir.

 4 adet (ُ) “elif”, 

 2 adet (ُ) “he”,

(َإِلَّا) “illâ”nın ikinci () “lâm”ı 

(الله) “allah”ın ikinci () “lâm”ları sayı 12 eder, ki “Kelime-i Tevhid”in ve (ُ) “elif”in asli sayısıdır. Üstünde olan gaybi sayısı ile 13 tür. 

Dört (4) asli () “lâm” “anasırı erba’a” (dört ana unsur)dur. Bunlar maddeye delalet ederler. Sırasıyle birinci () “lâm” “toprak” manası hikmettir. 

Birinci "lâm" "toprak" anlamında hikmettir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Birinci "lâm", "toprak" anlamında hikmettir.

İkinci "lâm", "su" anlamında hayattır.

Üçüncü "lâm", "ateş" anlamında azamettir.

Dördüncü "lâm", "hava" anlamında kudrettir.

Yine belirtilen dört asli "elif" de, bunlar anlama işaret ederler. Dört elif, dört kitaba işaret eder:

Birinci "elif" Zebur'un özüne, İkinci "elif" Tevrat'ın özüne, Üçüncü "elif" İncil'in özüne, Dördüncü "elif" Kur'an'ın özüne işaret eder.

Ayrıca bu dört "elif", "Ahad'ın, Allah'ın, Adem'in, İnsan'ın" başlarındaki dört "elif"tir.

İkinci "lâm" "su" anlamında hayattır.

Üçüncü "lâm" "ateş" anlamında azamettir.

Dördüncü "lâm" "hava" anlamında kudrettir.

Yine belirtilen dört asli "elif", bunlar anlama işaret ederler. Dört elif, dört kitaba;

Birinci "elif" Zebur'un, İkinci "elif" Tevrat'ın, Üçüncü "elif" İncil'in, Dördüncü "elif" Kur'an'ın özüne işaret eder.

Ayrıca bu dört "elif", "Ahad'ın, Allah'ın, Adem'in, İnsan'ın" başlarındaki dört "elif"tir.

ikinci () “lâm” “su” manası hayattır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İkinci "lâm" "su" manası hayattır.

Üçüncü "lâm" "ateş" manası azamettir; dördüncü "lâm" "hava" manası kudrettir.

Yine belirtilen dört asli "elif", bunlar manaya delalet ederler. Dört elif, dört kitaba delalet eder:

Birinci "elif" Zebur'un,

İkinci "elif" Tevrat'ın,

Üçüncü "elif" İncil'in,

Dördüncü "elif" Kur'an'ın özüne delalet eder.

Ayrıca bu dört "elif", "Ahad'ın, Allah'ın, Adem'in, İnsan'ın" başlarındaki dört "elif"tir.

üçüncü () “lâm” “ateş” manası azamettir dördüncü () “lâm” “hava” manası kudrettir.

Yine belirtilen dört (4) asli (ُ) “elif”, bunlar manaya delalet ederler. Dört elif, dört kitaba 

birinci (ُ) “elif” Zeburun 

ikinci (ُ) “elif” Tevratın

üçüncü (ُ) “elif” İncilin

dördüncü (ُ) “elif” Kur’anın özüne delalet eder. 

Ayrıca bu dört (ُ) “elif”, “Ahad’ın, Allah’ın, Adem’in, İnsan’ın” başlarındaki dört (ُ) “elif”tir.

İki (2) (ُ) “he” den birisi “Hüviyyeti Mutlaka” (Mutlak Hüviyyet) diğeri ise, varlıklara izafeten “Mukayyed ve Muhayyel Hüviyyet”tir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İki (2) "he" harfinden biri "Mutlak Hüviyet"i, diğeri ise varlıklara göre "Kayıtlı ve Hayal Edilen Hüviyet"i ifade eder.

Ayrıca "Allah" lafzındaki şeddeli "lam" "Küllî Akıl"ı, "İllâ" lafzındaki şeddeli "lam" ise "Küllî Nefs"i ifade etmektedir.

Üç (3) ana harf olan "lâm", "elif", "he" "Üç Doğurgan"ı, yani "Madeni, Bitkiyi, Hayvanı" ifade eder.

İki (2) "he" harfinden biri "Mutlak Hüviyet"i, diğeri ise varlıklara göre "Kayıtlı ve Hayal Edilen Hüviyet"i ifade eder.

Ayrıca "Allah" lafzındaki şeddeli "lam" "Küllî Akıl"ı, "İllâ" lafzındaki şeddeli "lam" ise "Küllî Nefs"i ifade etmektedir.

Üç (3) ana harf olan "lâm", "elif", "he" "Üç Doğurgan"ı, yani "Madeni, Bitkiyi, Hayvanı" ifade eder.

"He" harfi, yaygın ve içi boş haliyle madenlere işaret eder.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"He" harfi, yaygın ve içi boş haliyle madenlere işaret eder.

Ayrıca (الله) "Allah" lafzındaki şeddeli "lam", "Akl-ı Küll"ü;

(إلا) "illâ" lafzındaki şeddeli "lam" ise "Nefs-i Küll"ü ifade etmektedir.

Üç (3) ana harf olan "lâm", "elif", "he", "Mevalid-i Selase" yani üç doğurgana, "Maden, Nebat, Hayvan"a işaret eder.

"He" harfi, yaygın içi boş haliyle madenlere;

"Elif" harfi, ayakta durur haliyle bitkilere;

"Lâm" harfi, yere basık haliyle hayvanlara işaret eder ki, böylece (sayı) 16'ya yükselmiş olur.

Ayrıca (الله) “allah” lafzında ki “şeddeli lam” “Aklı Kül”ü 

(َإِلَّا) “illâ” lafzındaki “şeddeli lam” ise “Nefsi Kül”ü ifade etmektedir. 

Üç (3) ana harf () “lâm”, (ُ) “elif”, (ُ) “he” “Mevalidi Selase” yani üç doğurgana “Maden, Nebat, Hayvan”a 

(ُ) “he” yaygın içi boş haliyle madeniyata

(ُ) “elif” ayakta durur haliyle nebatata

(Elif) ayakta durur hâliyle bitkilere, (Lâm) yere basık hâliyle hayvanlara işaret eder ki, böylece (sayı) 16'ya yükselmiş olur.

Ayrıca "Kelime-i Tevhid" (Lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe" bölümü nehiy, "illâ Allah" bölümü ise ispat olmak üzere iki ana bölüme de ayrılır ki, bunlarla sayı 18 eder. Böylece "Kelime-i Tevhid" aynı zamanda 18000 âlemi de bünyesinde toplamış olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ayrıca "Kelime-i Tevhid" (Lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe" bölümü nehiy (yasaklama), "illâ Allah" bölümü ise ispat olmak üzere iki ana bölüme de ayrılır ki, bunlarla sayı 18 eder. Böylece "Kelime-i Tevhid" aynı zamanda 18000 âlemi de bünyesinde toplamış olur.

On dokuz (19) sayısının özelliği

"Lâm" harfi yere basık haliyle hayvanata delalet eder ki, böylece 16'ya yükselmiş olur.

Ayrıca "Kelime-i Tevhid" (Lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe" bölümü nehiy (yasaklama)

On dokuz (19) sayısının özelliği

() “lâm” yere basık haliyle hayvanata delalet eder ki, böylece 16 ya yükselmiş olur. 

Ayrıca “Kelime-i Tevhid” (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” bölümü nehy/nehiy 

 (إِلَّاَاللَّهَ) “illâ allah” bölümü ise, ispat olmak üzere iki ana bölüme de ayrılır, ki bunlarla sayı 18 eder. Böylece “Kelime-i Tevhid” aynı zamanda 18000 alemi de bünyesinde toplamış olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"İllâ Allah" bölümü ise, ispat olmak üzere iki ana bölüme de ayrılır ki, bunlarla sayı 18 eder. Böylece "Kelime-i Tevhid" aynı zamanda 18000 âlemi de bünyesinde toplamış olur.

On dokuz (19) sayısının özelliği

"Kelime-i Tevhid"in yukarıda bahsedildiği gibi "Lâ ilâhe" bölümü nehiy yani kaldırmak; "İllâ Allah" bölümü ise, ispatlamaktır. Ancak bu anlayış tarikat mertebesi itibariyledir.

On dokuz (19) sayısının özelliği

“Kelime-i Tevhid”in yukarıda bahsedildiği gibi (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” bölümü nehy/nehiy yani kaldırmak; (اللَّهَُإِلَّا) “illâ allah” bölümü ise, ispatlamaktır. Ancak bu anlayış tarikat mertebesi itibariyledir. 

"Kelime-i Tevhid"in yukarıda bahsedildiği gibi "lâ ilâhe" bölümü nehiy, yani kaldırmak; "illâ allah" bölümü ise, ispatlamaktır. Ancak bu anlayış tarikat mertebesi itibariyledir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Kelime-i Tevhid'in yukarıda bahsedildiği gibi "lâ ilâhe" bölümü nehiy, yani kaldırmak; "illâ allah" bölümü ise, ispatlamaktır. Ancak bu anlayış tarikat mertebesi itibariyledir.

Böylece "lâ ilâhe illâ allah" diyerek gerçekten Kelime-i Tevhid'i zikreden ve telaffuz eden insân-ı kâmil ile sayı on dokuza (19) yükselir ki, dillerde dolaşan fakat ne olduğu bir türlü anlatılmayan 19 sayısının özelliği işte budur. Bu vasfı taşıyanlar Hakk'ın gerçek halifeleridir.

Böylece "lâ ilâhe illâ allah" diyerek gerçekten "Kelime-i Tevhid"i zikreden ve telaffuz eden insân-ı kâmil ile sayı on dokuza (19) yükselir ki, dillerde dolaşan fakat ne olduğu bir türlü anlatılmayan 19 sayısının özelliği işte budur. Bu vasfı taşıyanlar Hakk'ın gerçek halifeleridir.

Böylece (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” diyerek gerçekten “Kelime-i Tevhid”i zikir ve telaffuz eden “İnsanı Kamil” ile sayı on dokuza (19) a yükselir, ki işte dillerde dolaşan fakat ne olduğu bir türlü anlatılmayan 19 sayısının özelliği budur. Bu vasfı taşıyanlar Hakk’ın gerçek halifeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Böylece (lâ ilâhe illâ allah) diyerek gerçekten "Kelime-i Tevhid"i zikreden ve telaffuz eden "insân-ı kâmil" ile sayı on dokuza (19) yükselir ki, işte dillerde dolaşan fakat ne olduğu bir türlü anlatılmayan 19 sayısının özelliği budur. Bu vasfı taşıyanlar Hakk'ın gerçek halifeleridir.

Doğuda, batıda, bütün âlemde "Kelime-i Tevhid"i zikreden zâkirler (zikredenler), fikir eden fakirler (düşünen yoksullar), muhabbet ehli âşıklar ve diğerleri, hep birlikte bir insân-ı kâmilin yetişmesi için gayret göstermektedirler.

Doğuda, batıda bütün alemde “Kelime-i Tevhid”i zikir eden zakirler, fikr eden fakirler, muhabbet ehli aşıklar ve diğerleri, hep birilikte bir “İnsanı Kamil”in yetişmesi için gayret göstermektedirler. 

Doğuda, batıda bütün âlemde "Kelime-i Tevhid"i zikreden zikrediciler, fikir yürüten fakirler, muhabbet ehli âşıklar ve diğerleri, hep birlikte bir insân-ı kâmilin yetişmesi için gayret göstermektedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Doğuda, batıda bütün âlemde "Kelime-i Tevhid"i zikreden zikrediciler, fikir yürüten fakirler, muhabbet ehli âşıklar ve diğerleri, hep birlikte bir insân-ı kâmilin yetişmesi için gayret göstermektedirler.

Ayrıca on dokuzu kendi içinde toplarsak 1+9=10 eder, sıfırı az yana alırsak, elde bir kalır ki, bu da âlemlerde var olanın sadece "mertebe-i Ahadiyyet" (Allah'ın birliği mertebesi) olduğunu, sıfırların da onun tecellilerinden başka bir şeyler olmadığını anlamış oluruz.

Ayrıca on dokuzu kendi içinde toplarsak 1+9=10 eder, sıfırı az yana alırsak, elde bir kalır ki, bu da âlemlerde var olanın sadece "mertebe-i Ahadiyyet" (Allah'ın birliği mertebesi) olduğunu, sıfırların da onun tecellilerinden başka bir şeyler olmadığını anlamış oluruz.

Ayrıca ondokuz (19)u kendi içinde toplarsak 1+9=10 eder, sıfırı az yana alırsak, elde bir kalır ki, bu da alemlerde var olanın sadece “mertebe-i Ahadiyyet” olduğunu, sıfırların da onun tecellilerinden başka bir şeyler olmadığını anlamış oluruz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca on dokuzu kendi içinde toplarsak 1+9=10 eder; sıfırı bir yana bırakırsak, elde bir kalır ki, bu da âlemlerde var olanın sadece "mertebe-i Ahadiyyet" (Allah'ın birliği mertebesi) olduğunu, sıfırların da onun tecellilerinden (ortaya çıkışlarından) başka bir şeyler olmadığını anlamış oluruz.

Böylece "Kelime-i Tevhid" (Allah'ın birliğini ifade eden söz) on sekiz bin âlemi de bünyesinde toplamış, ismi ise "Âlem-i Tevhid" (Tevhid Âlemi) olmuş olur.

Böylece "Kelime-i Tevhid" on sekiz bin âlemi de bünyesinde toplamış, ismi ise "Âlem-i Tevhid" olmuş olur.

Böylece “Kelime-i Tevhid” onsekizbin (18.000) alemi de bünyesinde toplamış, ismi ise, “Alem-i Tevhid” olmuş olur. 

Böylece "Kelime-i Tevhid" on sekiz bin âlemi de bünyesinde toplamış, ismi ise "Âlem-i Tevhid" olmuş olur.

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama "Kelime-i Tevhid"i söyleyecek yer "Kelime-i Tevhid"in kendine özgü bazı özelliklerini gördükten sonra şimdi de onu söyleyecek olan kimselere gelelim ve bunu da en alt düzeyden ele alalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama "Kelime-i Tevhid"i söyleyecek yer. "Kelime-i Tevhid"in kendine özgü bazı özelliklerini gördükten sonra şimdi de onu söyleyecek olan kimselere gelelim ve bunu da en alt düzeyden ele alalım.

Dünyaya gelip çocukluk devresini geçirerek ergenliğe ve bedensel olgunluğa erişen kimse, gaflet ile bir ömür geçirmek istemeyip manevî olgunluğa erişmek istiyorsa, öncelikle şeriat hükümlerinin gereklerini yerine getirmesi gerekecektir.

Dünyaya gelip çocukluk devresini geçirerek ergenliğe ve bedensel olgunluğa erişen kimse, gaflet ile bir ömür geçirmek istemeyip manevî olgunluğa erişmek istiyorsa, öncelikle şeriat hükümlerinin gereklerini yerine getirmesi gerekecektir.

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama “Kelime-i Tevhid”i söyleyecek mahal “Kelime-i Tevhid”in kendine has bazı özelliklerini gördükten sonra şimdi de onu söyleyecek olan kimselere gelelim ve bunu da en alt düzeyden ele alalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

24-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "Kelime-i Tevhid"i söyleyecek yer "Kelime-i Tevhid"in kendine özgü bazı özelliklerini gördükten sonra şimdi de onu söyleyecek olan kimselere gelelim ve bunu da en alt düzeyden ele alalım.

Dünyaya gelip çocukluk devresini geçirerek ergenliğe ve bedensel olgunluğa erişen kimse gaflet ile bir ömür geçirmek istemeyip, manevi olgunluğa erişmek istiyorsa öncelikle şeriat hükümlerinin gereklerini yerine getirmesi gerekecektir.

Dünyaya gelip çocukluk devresini geçirerek buluğa ve bedeni kemale eren kimse gaflet ile bir ömür geçirmek istemeyip, manevi olgunluğa erişmek istiyorsa evvela şer-i ahkamın icablarını yerine getirmesi gerekecektir. 

Kişi dünyaya geldiği andan hatta daha evvelki geçirmiş olduğu ahvaldan Hakk yoluna döndüğü yine kadar bir sürü suni bilgi ve alışkanlıklara sahip olmuş olur. Aslında olan safiyet çok derinlerde kalmıştır ve onun üstüne sayılamıyacak kadar yanlış ve çok lüzumsuz şeyler dolmuştur. İşte bu lüzumsuz şeylerden kurtulmanın yolu (لأ) “lâ” dan geçmekle olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Kişi dünyaya geldiği andan, hatta daha önceki geçirmiş olduğu hallerden Hakk yoluna dönünceye kadar bir sürü yapay bilgi ve alışkanlıklara sahip olmuş olur. Aslında olan saflık çok derinlerde kalmıştır ve onun üstüne sayılamayacak kadar yanlış ve çok lüzumsuz şeyler dolmuştur. İşte bu lüzumsuz şeylerden kurtulmanın yolu (لأ) “lâ”dan geçmekle olur.

Kişi dünyaya geldiği andan, hatta daha önceki geçirmiş olduğu hallerden Hakk yoluna dönünceye kadar bir sürü yapay bilgi ve alışkanlıklara sahip olmuş olur. Aslında olan saflık çok derinlerde kalmıştır ve onun üstüne sayılamayacak kadar yanlış ve çok lüzumsuz şeyler dolmuştur. İşte bu lüzumsuz şeylerden kurtulmanın yolu (لأ) “lâ”dan geçmekle olur.

(لأ) “lâ”ya ulaşmak Aslında (لأ) “lâ”dan geçmek bir yana, (لأ) “lâ”ya ulaşmak büyük bir maharettir. Çünkü o, Allah’ın zâtına giden bir kapı, hem de çok büyük bir kapıdır. Onun önüne gelince insan ne yapacağını, nasıl o kapıda kendine yer ve yol bulacağını şaşırır. Çünkü iki tarafı da birbirine benzeyen (لا) “lâm elif” ile karşılaşmıştır. Ortadan () “lâm”ı kaldırırsa (ُ) “elif” kalır; (ُ) “elif”i kaldırırsa () “lâm” kalır. Ayrıca onları birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ayakları birbirine öyle karışmışlardır ki adeta çaprazlama ikiye katlanmış “tek” gibidirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

"Lâ"ya ulaşmak aslında "lâ"dan geçmek bir yana, "lâ"ya ulaşmak büyük bir maharettir. Çünkü o, Allah'ın zâtına giden bir kapı, hem de çok büyük bir kapıdır. Onun önüne gelince insan ne yapacağını, nasıl o kapıda kendine yer ve yol bulacağını şaşırır. Çünkü iki tarafı da birbirine benzeyen "lâm elif" ile karşılaşmıştır. Ortadan "lâm"ı kaldırırsa "elif" kalır; "elif"i kaldırırsa "lâm" kalır. Ayrıca onları birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ayakları birbirine öyle karışmışlardır ki adeta çaprazlama ikiye katlanmış "tek" gibidirler.

( لَا) “lâ” ya ulaşmak&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Lâ"ya ulaşmak

Aslında "lâ"dan geçmek bir yana, "lâ"ya ulaşmak büyük bir ustalıktır. Çünkü o, Allah'ın zâtına giden bir kapı, hem de çok büyük bir kapıdır. Onun önüne gelince insan ne yapacağını, nasıl o kapıda kendine yer ve yol bulacağını şaşırır. Çünkü iki tarafı da birbirine benzeyen "lâm elif" ile karşılaşmıştır. Ortadan "lâm"ı kaldırırsa "elif" kalır; "elif"i kaldırırsa "lâm" kalır. Ayrıca onları birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ayakları birbirine öyle karışmışlardır ki, adeta çaprazlama ikiye katlanmış "tek" gibidirler.

Aslında (لأ) “lâ” dan geçmek bir tarafa (لأ) “lâ” ya ulaşmak büyük bir maharettir. Çünkü o Allah’ın zatına giden bir kapı hem de çok büyük bir kapıdır. Onun önüne gelince insan ne yapacağını, nasıl o kapıda kendine yer ve yol bulacağını şaşırır. Çünkü iki tarafı da birbirine benzeyen (لا) “lâm elif” ile karşılaşmıştır. Ortadan () “lâm”ı kaldırırsa (ُ) “elif” kalır; (ُ) “elif”i kaldırırsa () “lâm” kalır. Ayrıca onları birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ayakları birbirine öyle karışmışlardır, ki adeta çaprazlama ikiye katlanmış “tek” gibidirler. 

Sağ uçtan aşağı insen, çizgiye devam edip sol uçtan çıksan o zaman soldaki “elif lam” olur. Yok eğer sol uçtan aşağı inip, sağ uçtan geriye yukarıya çıksan gene soldaki “elif lam”, sağdaki “lâm elif” olur ama okumaya ters düşer. Bu sefer “elif lam” şeklinde olur, aslı ise, “lâm elif” tir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Sağ uçtan aşağıya doğru inip, çizgiye devam ederek sol uçtan çıksan, o zaman soldaki "elif lam" olur. Yok eğer sol uçtan aşağıya inip, sağ uçtan geriye doğru yukarıya çıksan, yine soldaki "elif lam", sağdaki "lâm elif" olur ama bu okuma yönüne ters düşer. Bu sefer "elif lam" şeklinde olur, oysa aslı "lâm elif"tir.

Sağ uçtan aşağı insen, çizgiye devam edip sol uçtan çıksan o zaman soldaki "elif lam" olur. Yok eğer sol uçtan aşağı inip, sağ uçtan geriye yukarıya çıksan yine soldaki "elif lam", sağdaki "lâm elif" olur ama okumaya ters düşer. Bu sefer "elif lam" şeklinde olur, aslı ise, "lâm elif"tir.

İşte bu birinci (1.) mertebe oldukça zor bir mertebedir. Gerçek Hakk Yolcusu, buraya geldiğinde yani zikrine, fikrine başladığında hayatında bir hayli değişiklikler olacaktır ve nefsiyle mücadeleye girişecektir. Nefsi kendisini bu (لأ) "lâ" kapısından uzaklaştırmaya, kendi ise, o kapıyı zorlamaya çalışacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte bu birinci (1.) mertebe oldukça zor bir mertebedir. Gerçek Hakk Yolcusu, buraya geldiğinde yani zikrine, fikrine başladığında hayatında bir hayli değişiklikler olacaktır ve nefsiyle mücadeleye girişecektir. Nefsi kendisini bu (لأ) "lâ" kapısından uzaklaştırmaya, kendi ise, o kapıyı zorlamaya çalışacaktır.

İşte bu birinci (1.) mertebe oldukça zor bir mertebedir. Gerçek sâlik, buraya geldiğinde yani zikrine, fikrine başladığında hayatında bir hayli değişiklikler olacaktır ve nefsiyle mücadeleye girişecektir. Nefsi kendisini bu (لأ) “lâ” kapısından uzaklaştırmaya, kendi ise, o kapıyı zorlamaya çalışacaktır.

İşte bu birinci (1.) mertebe oldukça zor bir mertebedir. Gerçek yol eri, buraya geldiğinde yani zikrine, fikrine başladığında hayatında bir hayli değişiklikler olacaktır ve nefsiyle mücadeleye girişecektir. Nefsi kendisini bu (لأ) “lâ” kapısından uzaklaştırmaya, kendi ise, o kapıyı zorlamaya çalışacaktır. 

İşte bu arada (لا) “lâm elif”in altındaki boşluğa sığınabilirse, ne ala bir müddet orada gizlenebilir. O zindanda kendisini dış etkenlerden kısmen koruyabilir. Bir müddet buna dayanması lazım gelmekte, dışarda kalanlara (لأ) “lâ” (yoksunuz) diyebilmelidir. İşte dışarının tehlikelerinden ancak (لأ) “lâ” nın muhafazası ile kurtulmak mümkün olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İşte bu arada (لا) "lâm elif"in altındaki boşluğa sığınabilirse, ne güzel, bir süre orada gizlenebilir. O zindanda kendisini dış etkenlerden kısmen koruyabilir. Bir süre buna dayanması gerekmekte, dışarıda kalanlara (لأ) "lâ" (yoksunuz) diyebilmelidir. İşte dışarının tehlikelerinden ancak (لأ) "lâ"nın koruması ile kurtulmak mümkün olur.

İşte bu arada (لا) "lâm elif"in altındaki boşluğa sığınabilirse, ne güzel, bir süre orada gizlenebilir. O zindanda kendisini dış etkenlerden kısmen koruyabilir. Bir süre buna dayanması gerekmekte, dışarıda kalanlara (لأ) "lâ" (yoksunuz) diyebilmelidir. İşte dışarının tehlikelerinden ancak (لأ) "lâ"nın koruması ile kurtulmak mümkün olur.

Bu (لا) "lâm elif"e beşeriyet yönünden baktığımızda () "lâm" aşikâr, (ُ) "elif" gizlidir;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bu "lâm elif"e insanlık yönünden baktığımızda "lâm" aşikâr, "elif" gizlidir;

İlâhlık yönünden baktığımızda ise, "elif" aşikâr, "lâm" gizlidir.

On iki mertebenin birinci mertebesi olan bu "nefs-i emmâre" (kötülüğü emreden nefis) mertebesinde birtakım insanlar yerleşir kalırlar, daha ileriye gitmek istemezler. "Kelime-i Tevhid"i (Allah'ın birliğini ifade eden söz) lafzen ifade ederler, bulundukları yerde oturur dururlar.

Bu (لا) “lâm elif”e beşeriyyet yönünden baktığımızda () “lâm” aşikar, (ُ) “elif” gizlidir; 

uluhiyyet yönünden baktığımızda ise, (ُ) “elif” aşikar, () “lâm” gizlidir. 

İlâhlık yönünden baktığımızda ise, (ُ) "elif" aşikâr, () "lâm" gizlidir.

On iki mertebenin birinci mertebesi olan bu "nefs-i emmâre" mertebesinde bir takım insanlar yerleşir kalırlar, daha ileriye gitmek istemezler. "Kelime-i Tevhid"i lafzen ifade ederler, bulundukları yerde oturur dururlar.

Tabii ki, orayı tanımak için biraz kalmak gerekir, ama süre uzarsa zaman kaybı olur, zirâ yol epey uzundur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Tabii ki, orayı tanımak için biraz kalmak gerekir, ama süre uzarsa zaman kaybı olur, çünkü yol epey uzundur.

On iki (12) mertebenin birinci (1.) mertebesi olan bu “nefs-i emmâre” mertebesinde bir takım insanlar yerleşir kalırlar, daha ileriye gitmek istemezler, “Kelime-i Tevhid”i lafzen ifade ederler, bulundukları yerde oturur dururlar.

Tabii ki, orayı tanımak için biraz kalmak gerekir, ama süre uzarsa zaman kaybı olur, çünkü yol epey uzundur.

On iki (12) mertebenin birinci (1.) mertebesi olan bu “nefsi emmare” mertebesinde bir takım insanlar yerleşir kalırlar daha ileriye gitmek istemezler “Kelime-i Tevhid”i lafzen ifade ederler, bulundukları yerde oturur dururlar. 

Tabii ki, orayı tanımak için biraz kalmak gerekir, ama süre uzarsa zaman kaybı olur, çünkü yol epey uzundur. 

Orada bir miktar temizlenme yapması kendi varlığında Hakk’tan gayrı sevdiği şeyleri terketmesi gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Orada bir miktar temizlenme yapması, kendi varlığında Yüce Allah'tan başka sevdiği şeyleri terk etmesi gerekmektedir.

Bu terkin yapıldığı yer de "lâ"dır ve Yüce Allah'tan başka kendinde sevdiği ne varsa hepsi bu "lâ"nın kapsamındadır.

Orada bir miktar temizlenme yapması, kendi varlığında Yüce Allah'tan başka sevdiği şeyleri terk etmesi gerekmektedir.

Bu terkin yapıldığı yer de "lâ"dır ve Yüce Allah'tan başka kendinde sevdiği ne varsa hepsi bu "lâ"nın kapsamındadır.

Bu terkin yapıldığı yer de (لأ) “lâ” dır ve Hakk’tan gayrı kendinde sevdiği ne varsa hepsi bu (لأ) “lâ” nın kapsamındadır. (9) 

(Not : (9) Bu seyri daha geniş manada anlamak için “İrfan mektebi” isimli kitabımıza müracaat edilmelidir. Yeri olmadığı için burada kısa kısa ifade etmeye çalışıyoruz.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bunlar, "Kelime-i Tevhid"i gerçekten söylemeye çalışan birinci gruptakilerdir ve onların tevhidleri (Allah'ın birliğini ikrar etmeleri) "lâ" müşahadesi (gözle görülür bir şekilde yokluk) ile "ilâhe illâ Allah" lafzı (sözü) olarak gerçekleşmektedir. Bu hali iyi anlamaya çalışalım.

Bunlar “Kelime-i Tevhid”i gerçekten söylemeye çalışan birinci guruptakilerdir ve tevhidleri (لأ) “lâ” müşahade (اللَّهَُاله الا) “ilâhe illâ allah” lafzen olmaktadır. Bu hali iyi anlamaya çalışalım. 

Bunlar, "Kelime-i Tevhid"i gerçekten söylemeye çalışan birinci gruptakilerdir ve onların tevhidleri (Allah'ın birliğini ikrar etmeleri) "lâ" müşahadesi (gözle görülür bir şekilde yokluk) ile "ilâhe illâ Allah" lafzı (sözü) olarak gerçekleşmektedir. Bu hali iyi anlamaya çalışalım.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "İlâhe"ye ulaşmak Belirli bir süre "lâ"nın alt boşluğunda temizlenen kişi, oradan çıkmanın ve daha ileriye gitmenin yollarını aramaya başlar. O zaman onun önüne birinci "elif", yani "ilâhe"nin "elif"i çıkar; ki ilk anda onu büyük bir perde zanneder ve oradan da geçmenin yollarını arar. İyi niyetiyle Hakk Yolcusu on üç katlı "elif"in önlerinde dolaşırken, ikinci katın ışıklarının bir kısmı yanmaya başlar ve kendisine bir merdiven uzatılarak oraya alınır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "İlâhe"ye ulaşmak Belirli bir süre "lâ"nın alt boşluğunda temizlenen kişi, oradan çıkmanın ve daha ileriye gitmenin yollarını aramaya başlar. O zaman onun önüne birinci "elif", yani "ilâhe"nin "elif"i çıkar; ki ilk anda onu büyük bir perde zanneder ve oradan da geçmenin yollarını arar. İyi niyetiyle Hakk Yolcusu on üç katlı "elif"in önlerinde dolaşırken, ikinci katın ışıklarının bir kısmı yanmaya başlar ve kendisine bir merdiven uzatılarak oraya alınır.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama

(İlâhe) "ilâhe"ye ulaşmak

Belirli bir süre (lâ) "lâ"nın alt boşluğunda temizlenen kişi, oradan çıkmanın ve daha ileriye gitmenin yollarını aramaya başlar. O zaman onun önüne birinci (1.) (elif) "elif", yani (ilâhe) "ilâhe"nin (elif) "elif"i çıkar ki, ilk anda onu büyük bir perde zanneder ve oradan da geçmenin yollarını arar. İyi niyetiyle sâlik, on üç (13) katlı (elif) "elif"in önlerinde dolaşıyorken ikinci (2.) katın ışıklarının bir kısmı yanmaya başlar ve kendisine bir merdiven uzatılarak oraya alınır.

( إِلَٰه) “ilâhe”ye ulaşmak

Belirli bir süre (لأ) “lâ” nın alt boşluğunda temizlenen kişi oradan çıkmanın ve daha ileriye gitmenin yollarını aramaya başlar o zaman onun önüne birinci (1.) (ُ) “elif” yani (إِلٰه) “ilâhe”nin (ُ) “elif”i çıkar, ki ilk anda onu büyük bir perde zanneder, oradan da geçmenin yollarını arar. İyi niyetiyle salik onüç (13) katlı (ُ) “elif” in önlerinde dolaşıyorken ikinci (2.) katın ışıklarının bir kısmı yanmaya başlar ve kendisine bir merdiven uzatılarak oraya alınır. 

Burası “nefsi levvame” yani pişmanlık mertebesidir. Buranın da bir hayli sakinleri vardır. Bunlar da ikinci (2.) guruptakilerdir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Burası "nefs-i levvâme" yani pişmanlık mertebesidir. Buranın da oldukça sakinleri vardır. Bunlar da ikinci gruptakilerdir.

Burada da fazla kalmaması gerektiğini idrak eden Hakk Yolcusu, bulunduğu "elif"in ikinci katından önündeki "lâm"ı, yani "ilâhe"nin "lâm"ını seyretmeye ve oraya ulaşmanın yollarını aramaya başlar. İyi niyeti ve gayreti sonucunda önündeki "lâm"ın üçüncü katının ışığı yine kendisine yanarak aydınlatır ve hedefini gösterir.

Burası "nefs-i levvâme" yani pişmanlık mertebesidir. Buranın da oldukça sakinleri vardır. Bunlar da ikinci gruptakilerdir.

Burada da fazla kalmaması gerektiğini idrak eden Hakk Yolcusu, bulunduğu "elif"in ikinci katından önündeki "lâm"ı, yani "ilâhe"nin "lâm"ını seyretmeye ve oraya ulaşmanın yollarını aramaya başlar. İyi niyeti ve gayreti sonucunda önündeki "lâm"ın üçüncü katının ışığı yine kendisine yanarak aydınlatır ve hedefini gösterir.

Burada da fazla kalmaması lazım geldiğini idrak eden salik bulunduğu (ُ) “elif”in ikinci katından önündeki () “lâm”ı yani (إِلٰه) “ilâhe”nin () “lâm”ını seyretmeye ve oraya ulaşmanın yollarını aramaya başlar. İyi niyeti ve gayreti neticesinde önündeki () “lâm”ın üçüncü (3.) katının ışığı yine kendisine yanarak aydınlatır ve hedefini gösterir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Burada da fazla kalmaması gerektiğini anlayan Hakk Yolcusu, bulunduğu (ُ) "elif"in ikinci katından önündeki () "lâm"ı yani (إِلٰه) "ilâhe"nin () "lâm"ını seyretmeye ve oraya ulaşmanın yollarını aramaya başlar. İyi niyeti ve gayreti sonucunda önündeki () "lâm"ın üçüncü (3.) katının ışığı yine kendisine yanarak aydınlatır ve hedefini gösterir.

Fakat oraya nasıl ulaşacağını bilemez, ancak bir hayli de hafiflediğini hisseder, kendinde oluşan "Kelime-i Tevhid'in kanatlarını takarak, "la, la, la..." diye ve "ismi celal" de ekleyerek "ya Allah, ya Allah" diye uçmaya çalışarak, "Kelime-i Tevhid"in ikinci (2.) () "lâm"ın üçüncü (3.) katına ulaşır, böylece bir aşama daha yapmış olur.

Fakat oraya nasıl ulaşacağını bilemez, ancak bir hayli de hafiflediğini hisseder, kendinde oluşan “Kelime-i Tevhid’in kanatlarını takarak, “la, la, la...” diye ve “ismi celal” de ilave ederek “ya allah, ya allah” diye uçmaya çalışarak, “Kelime-i Tevhid”in ikinci (2.) () “lâm”ın üçüncü (3.) katına ulaşır, böylece bir aşama daha yapmış olur. 

Fakat oraya nasıl ulaşacağını bilemez, ancak bir hayli de hafiflediğini hisseder, kendinde oluşan "Kelime-i Tevhid'in kanatlarını takarak, "la, la, la..." diye ve "ismi celal" de ilave ederek "ya Allah, ya Allah" diye uçmaya çalışarak, "Kelime-i Tevhid"in ikinci "lâm"ının üçüncü katına ulaşır, böylece bir aşama daha yapmış olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Fakat oraya nasıl ulaşacağını bilemez, ancak bir hayli de hafiflediğini hisseder, kendinde oluşan "Kelime-i Tevhid'in kanatlarını takarak, "la, la, la..." diye ve "ismi celal" de ilave ederek "ya Allah, ya Allah" diye uçmaya çalışarak, "Kelime-i Tevhid"in ikinci "lâm"ının üçüncü katına ulaşır, böylece bir aşama daha yapmış olur.

Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin üçüncü aşaması ve "mülhime mertebesi"dir (ilham alan nefis mertebesi). Burada yapması gereken şey, ilk iki mertebede bedensel sevgi ve muhabbetleri terk etmesi gerekmişti, burada ise, kendi bünyesinin dışında olan sevgi ve bağlantılarını kesmesi gerekmektedir.

Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin üçüncü aşaması ve "mülhime mertebesi"dir (ilham alan nefis mertebesi). Burada yapması gereken şey, ilk iki mertebede bedensel sevgi ve muhabbetleri terk etmesi gerekmişti, burada ise, kendi bünyesinin dışında olan sevgi ve bağlantılarını kesmesi gerekmektedir.

Burası salikin seyrinin üçüncü (3.) aşaması ve “mülhime mertebesi”dir. Burada yapması lazım gelen şey, ilk iki (2) mertebede bedensel sevgi ve muhabbetleri terk etmesi lazım gelmişti, burada ise, kendi bünyesinin dışında olan sevgi ve bağlantılarını kesmesi gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin üçüncü aşaması ve "mülhime mertebesi"dir. Burada yapması gereken şey, ilk iki mertebede bedensel sevgi ve muhabbetleri terk etmesi gerekmişti, burada ise, kendi bünyesinin dışında olan sevgi ve bağlantılarını kesmesi gerekmektedir.

Buranın da bir hayli sakinleri vardır. Bunlar da üçüncü gruptakilerdir. Burada da fazla kalmaması gerektiğini idrak eden Hakk Yolcusu önünde bulunan "ilâhe"nin "he"sini seyretmeye ve oraya da ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Bu sefer "he"nin dördüncü katının ışıkları yanarak aydınlanır ve Hakk Yolcusu yine böylece hedefini görür.

Buranın da bir hayli sakinleri vardır. Bunlar da üçüncü (3.) guruptakilerdir. Burada da fazla kalmaması lazım geldiğini idrak eden salik önünde bulunan (إِلٰه) “ilâhe”nin (ُ) “he” sini seyretmeye ve oraya da ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Bu sefer (ُ) “he”nin dördüncü (4.) katının ışıkları yanarak aydınlanır ve salik yine böylece hedefini görür. 

Buranın da bir hayli sakini vardır. Bunlar da üçüncü gruptakilerdir. Burada da fazla kalmaması gerektiğini idrak eden Hakk Yolcusu, önünde bulunan "ilâhe"nin "he"sini seyretmeye ve oraya da ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Bu sefer "he"nin dördüncü katının ışıkları yanarak aydınlanır ve Hakk Yolcusu yine böylece hedefini görür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Buranın da oldukça sakini vardır. Bunlar da üçüncü gruptakilerdir. Burada da fazla kalmaması gerektiğini idrak eden Hakk Yolcusu, önünde bulunan "ilâhe"nin "he"sini seyretmeye ve oraya da ulaşmanın yollarını aramaya başlar. Bu sefer "he"nin dördüncü katının ışıkları yanarak aydınlanır ve Hakk Yolcusu yine böylece hedefini görür.

Bu sefer daha da hafiflediğini fark eden Hakk Yolcusu, daha genişleyen kanatlarıyla "lâ ilâhe, lâ ilâhe" veya "hu" diye kanat çırparak "ilâhe"nin "he"sine ulaşır. İşte burası "mutmainne" (tatmin olmuş nefsin) huzur yeridir.

Bu sefer daha da hafiflediğini fark eden Hakk Yolcusu, daha genişleyen kanatlarıyla "lâ ilâhe, lâ ilâhe" veya "hu" diye kanat çırparak "ilâhe"nin "he"sine ulaşır. İşte burası "mutmainne" (tatmin olmuş nefsin) huzur yeridir.

Bu sefer daha da hafiflediğini farkeden salik, daha genişleyen kanatlarıyla “lâ ilâhe, lâ ilâhe” veya “hu” diye kanat çırparak (إِلٰه) “ilâhe”nin (ُ) “he” sine ulaşır. İşte burası “mutmainne” huzur yeridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu sefer daha da hafiflediğini fark eden Hakk Yolcusu, daha genişleyen kanatlarıyla "lâ ilâhe, lâ ilâhe" veya "hu" diye kanat çırparak (kanat çırparak) "ilâhe"nin (ilâh) "he"sine ulaşır. İşte burası "mutmainne" (tatmin olmuş nefis) huzur yeridir.

Buraya gelinceye kadar bir hayli yol alıp epey şeyleri terk ederek hafiflemişti. İşte bu yüzden burada "Kelime-i Tevhid"in birinci bölümü olan nefy (olumsuzlama), yani sonradan olanları kaldırma kısmı fiilen tamamlandığından (fiilen tamamlandığından) "lâ ilâhe"yi gerçek (gerçek) "illâ Allah"ı lafzen söylemiş olur.

Buraya gelinceye kadar bir hayli yol alıp epey şeyleri terk ederek, hafiflemişti. İşte bu yüzden burada “Kelime-i Tevhid”in birinci (1.) bölümü nef’i yani sonradan olanları kaldırma kısmı fiilen tamamladığından (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe”yi gerçek (اللَّهَُإِلَّا) “illâ allah”ı lafzen söylemiş olur. 

Buraya gelinceye kadar bir hayli yol alıp epey şeyleri terk ederek hafiflemişti. İşte bu yüzden burada "Kelime-i Tevhid"in birinci bölümü olan nefy (olumsuzlama) yani sonradan olanları kaldırma kısmı fiilen tamamlandığından, "lâ ilâhe"yi gerçek, "illâ Allah"ı ise lafzen söylemiş olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Buraya gelinceye kadar bir hayli yol alıp epey şeyleri terk ederek hafiflemişti. İşte bu sebeple burada "Kelime-i Tevhid"in birinci bölümü olan nefy (olumsuzlama) yani sonradan olanları kaldırma kısmı fiilen tamamlandığından, "lâ ilâhe"yi gerçek, "illâ Allah"ı ise lafzen söylemiş olur.

Buraya gelen kişi, "hu" (o) zamirinin varlıklarda bulunan kayıtlı ve vehmedilmiş hüviyetler (kimlikler) olduğunu anlar; bunlar asılda olmadıkları halde var görünürler ve "ilâhe" diye isim alırlar.

Buraya gelen kişi, "hu" (o) zamirinin varlıklarda bulunan kayıtlı ve hayal edilen hüviyetler (kimlikler) olduğunu anlar; bunlar asılda olmadıkları halde var görünürler ve "ilâhe" diye isim alırlar.

Buraya gelen (ُ) “hu” (he)nin varlıklarda bulunan mukayyet ve muhayyel kayıtlı ve hayal edilen hüvviyyetleri olduğunu anlar, asılda olmadıkları halde var görünürler ve (إِلٰه) “ilâhe” diye isim alırlar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Buraya gelen kişi, "hu" (he) harfinin varlıklarda kayıtlı ve hayal edilen hüviyetleri (kimlikleri) olduğunu anlar; bunlar asılda olmadığı halde var görünürler ve "ilâhe" diye isim alırlar.

Âlemde her ne var ise, hepsinin bir seveni vardır. Yani o varlığa ihtiyacı olan başka bir varlık vardır ve bunun sonu gelmez; dolayısıyla o varlık, ihtiyacı olan varlığı sever ve onu "ilâhe" edinir, farkında bile olmaz.

Alemde her ne var ise hepsinin bir seveni vardır. Yani o varlığa ihtiyacı olan başka bir varlık vardır ve bunun sonu gelmez, dolayısıyle o varlık ihtiyacı olan varlığı sever ve onu (إِلٰه) “ilâhe” edinir farkında bile olmaz. 

Âlemde her ne var ise hepsinin bir seveni vardır. Yani o varlığa ihtiyacı olan başka bir varlık vardır ve bunun sonu gelmez, dolayısıyla o varlık ihtiyacı olan varlığı sever ve onu ilâh edinir, farkında bile olmaz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Âlemde her ne varsa, hepsinin bir seveni vardır. Yani o varlığa ihtiyacı olan başka bir varlık vardır ve bunun sonu gelmez, dolayısıyla o varlık, ihtiyacı olan varlığı sever ve onu ilâh edinir, farkında bile olmaz.

Bu ilâhta dahi Hakk'ın bir yüzü vardır ancak tek yüzle kayıtlanıp, başka yüzleri kabul etmediğinden, bütün yüzlerin sahibi olan Allah (Celle Celâluhu) aramak istemez, bu hâli de terk edip ileriye geçmek gerekir.

Bu ilâhta dahi Hakk'ın bir yüzü vardır ancak tek yüzle kayıtlanıp, başka yüzleri kabul etmediğinden bütün yüzlerin sahibi olan Allah (Celle Celâluhu) aramak istemez, bu hâli de terk edip ileriye geçmek gerekir.

Bu (إِلٰه) “ilâhe”de dahi Hakk’ın bir yüzü vardır ancak tek yüzle kayıtlanıp, başka yüzleri kabul etmediğinden bütün yüzlerin sahibi olan Allah (CC.) aramak istemez, bu hali de terk edip ileriye geçmek gerekir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu "ilâh"ta dahi Hakk'ın bir yüzü vardır ancak tek yüzle kayıtlanıp, başka yüzleri kabul etmediğinden bütün yüzlerin sahibi olan Allah (CC.) aramak istemez, bu hali de terk edip ileriye geçmek gerekir.

"Lâ ilâhe" "Kelime-i Tevhid"in birinci nefyi, bölümüdür. Bu kısımda kişi yukarıda belirtildiği idrak içinde olması "lâ" derken içindeki sevdiklerini, "ilâ" derken dışarıda olan sevdiklerini ve "he" dediğinde de bütün kayıtlı ve hayal mahsulü olan hüviyetleri (bir şeyin kendisi olma durumu, özü) nefyedip (yok sayıp) ortada hiçbir şeyin kalmamış olması halinin idrakini yaşayabilmesidir.

(لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” “Kelime-i Tevhid”in birinci (1.) nef’i, bölümüdür. Bu kısımda kişi yukarıda belirtildiği idrak içinde olması (لأ) “lâ” derken içindeki sevdiklerini (إِذْ) “ila” derken dışarıda olan sevdiklerinin ve (أ) “he” dediğinde de bütün kayıtlı ve hayal mahsulü olan hüvviyetleri nef’edip ortada hiçbir şeyin kalmamış olması halinin idrakini yaşayabilmesidir. 

"Lâ ilâhe", Kelime-i Tevhid'in birinci, yani olumsuzlama bölümüdür. Bu kısımda kişi, yukarıda belirtildiği gibi bir idrak içinde olmalı, "lâ" derken içindeki sevdiklerini, "ilâhe" derken dışarıdaki sevdiklerini ve "he" dediğinde de bütün kayıtlı ve hayal ürünü olan varlıkları olumsuzlayıp ortada hiçbir şeyin kalmamış olması halinin idrakini yaşayabilmelidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Lâ ilâhe", Kelime-i Tevhid'in birinci, yani olumsuzlama bölümüdür. Bu kısımda kişi, yukarıda belirtildiği gibi bir idrak içinde olmalı, "lâ" derken içindeki sevdiklerini, "ilâhe" derken dışarıdaki sevdiklerini ve "he" dediğinde de bütün kayıtlı ve hayal ürünü olan varlıkları olumsuzlayıp ortada hiçbir şeyin kalmamış olması halinin idrakini yaşayabilmelidir.

İşte böylece, Kelime-i Tevhid'in ön kısmına olumsuzlama (doğru ve yanlışın Allah emrine tâbi olması) halini belirten "lâ ilâhe" bölümü konmamış olsa, sadece "illâ Allah" kısmı söylenseydi, onu hakkıyla söylemek mümkün olamazdı. Çünkü dünyevî ve uhrevî bütün sevgi, arzu ve bağlantılardan kurtulmadıkça "illâ Allah" idrakine erişip o hali yaşamak kesinlikle mümkün değildir.

İşte böylece, Kelime-i Tevhid'in ön kısmına olumsuzlama (doğru ve yanlışın Allah emrine tâbi olması) halini belirten "lâ ilâhe" bölümü konmamış olsa, sadece "illâ Allah" kısmı söylenseydi, onu hakkıyla söylemek mümkün olamazdı. Çünkü dünyevî ve uhrevî bütün sevgi, arzu ve bağlantılardan kurtulmadıkça "illâ Allah" idrakine erişip o hali yaşamak kesinlikle mümkün değildir.

İşte böylece “Kelime-i Tevhid”in ön kısmına nef’i (doğru ve yanlışın Allah emrine tabiyeti) halini belirten (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” bölümü konmamış olsa sadece (اللَّهَُإِلَّا) “illâ allah” kısmı söylense idi onu hakkıyle söylemek mümkün olamazdı. Çünkü dünyevi ve uhrevi bütün sevgi ve arzu ve bağlantılardan kurtulmadıkça (اللَّهَُإِلَّا) “illâ allah” idrakine erişip o hali yaşamak katiyetle mümkün değildir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İşte böylece "Kelime-i Tevhid"in ön kısmına nefiy (doğru ve yanlışın Allah emrine tabi olması) halini belirten "lâ ilâhe" bölümü konmamış olsa, sadece "illâ allah" kısmı söylense idi, onu hakkıyla söylemek mümkün olamazdı. Çünkü dünyevi ve uhrevi bütün sevgi, arzu ve bağlantılardan kurtulmadıkça "illâ allah" idrakine erişip o hali yaşamak kesinlikle mümkün değildir.

(لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” de ifade edilen mananın kaldırılmasının gerekliliği insanın zahir, batın, nefsi bütün bağlantılarının mutlak surette kaldırılmasının luzumunun belirtmek içindir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

"Lâ ilâhe"de ifade edilen anlamın kaldırılmasının gerekliliği, insanın görünen, görünmeyen, nefsine ait bütün bağlantılarının mutlak surette kaldırılmasının zorunluluğunu belirtmek içindir.

Eğer "lâ ilâhe" olmasaydı, bu seyir ve yol da olmaz, Hakk'a varmak da mümkün olmazdı. Bu ilmin yolunu açan "lâ ilâhe"dir.

"Lâ ilâhe"de ifade edilen mananın kaldırılmasının gerekliliği, insanın görünen, görünmeyen, nefsine ait bütün bağlantılarının mutlak surette kaldırılmasının zorunluluğunu belirtmek içindir.

Eğer "lâ ilâhe" olmasaydı, bu seyir ve yol da olmaz, Hakk'a varmak da mümkün olmazdı. Bu ilmin yolunu açan "lâ ilâhe"dir.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama "İllâ"ya ulaşmak&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama "İllâ"ya ulaşmak

Eğer "lâ ilâhe" olmasaydı, bu seyir ve yol da olmaz, Hakk'a varmak da mümkün olmazdı. Bu ilmin yolunu açan "lâ ilâhe"dir.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama

"illâ"ya ulaşmak

Kişi "ilâhe"nin "he"sini de idrak etmeye çalıştığında bir hayli güçlük ve zorluk çeker. Daha ileriye geçmek ister. Ancak önüne yine bir engel çıkar, bu da "illâ"nın "elif"idir ki, arada bir hayli mesafe vardır. Bu mesafe onu korkutur. Ancak yola devam etmek zorunluluğu vardır. Burada kalanlar da çoktur ama geçenler de vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Kişi "ilâhe"nin "he"sini de idrak etmeye çalıştığında bir hayli güçlük ve zorluk çeker. Daha ileriye geçmek ister. Ancak önüne yine bir engel çıkar, bu da "illâ"nın "elif"idir ki, arada bir hayli mesafe vardır. Bu mesafe onu korkutur. Ancak yola devam etmek zorunluluğu vardır. Burada kalanlar da çoktur ama geçenler de vardır.

Hakk Yolcusu bu mertebede "lâ ilâhe" kanatlarını açıp "Hakk" esmasını da zikrederek havalanmak için bir menzil gözetlemeye başlar. İşte o anda, önünde az uzakta duran "illâ"nın "elif"inin beşinci (5.) katında bir ışık yanıp kendisine hedef ve mahal gösterilir. Bulunduğu yerden kanat çırparak "ya Hakk" esmasını zikrederek "elif"in beşinci (5.) katına konar. Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin beşinci (5.) aşaması ve "radiye" mertebesidir.

Eğer (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” olmasaydı bu seyr ve yol da olmaz Hakk’a varmak da mümkün olmazdı. Bu ilmin yolunu açan (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” dir. 

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama

( َإِلَّا) “illâ”ya ulaşmak

Kişi (إِلٰه) “ilâhe”nin (ُ) “he” sini de idrak etmeye çalıştığında bir hayli güçlük ve zorluk çeker. Daha ileriye geçmek ister. Ancak önüne yine bir mania çıkar, bu da (َإِلَّا) “illâ”nın (ُ) “elif” idir, ki arada bir hayli mesafe vardır. Bu mesafe onu korkutur. Ancak yola devam etmek zorunluluğu vardır. Burada kalanlar da çoktur ama geçenler de vardır.

Kişi "ilâhe"nin "he"sini de idrak etmeye çalıştığında bir hayli güçlük ve zorluk çeker. Daha ileriye geçmek ister. Ancak önüne yine bir engel çıkar, bu da "illâ"nın "elif"idir ki, arada bir hayli mesafe vardır. Bu mesafe onu korkutur. Ancak yola devam etmek zorunluluğu vardır. Burada kalanlar da çoktur ama geçenler de vardır.

Hakk Yolcusu bu mertebede "lâ ilâhe" kanatlarını açıp "Hakk" esmasını da zikrederek havalanmak için bir menzil gözetlemeye başlar. İşte o anda, önünde az uzakta duran "illâ"nın "elif"inin beşinci (5.) katında bir ışık yanıp kendisine hedef ve mahal gösterilir. Bulunduğu yerden kanat çırparak "ya Hakk" esmasını zikrederek "elif"in beşinci (5.) katına konar. Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin beşinci (5.) aşaması ve "radiye" mertebesidir.

Salik bu mertebede (لَا إِلَهَ) “lâ ilâhe” kanatlarını açıp “Hakk” esmasını da virdederek havalanmak için bir menzil gözetlemeğe başlar. İşte o anda, önünde az uzakta duran (َإِلَّا) “illâ”nın (ُ) “elif”inin beşinci (5.) katında bir ışık yanıp kendine hedef ve mahal gösterilir. Bulunduğu yerden kanat çırparak “ya Hakk” esmasında zikrederek (ُ) “elif”in beşinci (5.) katına konar. Burası salik’in seyri’nin beşinci (5.) aşaması ve “radiye” mertebesidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Hakk Yolcusu bu mertebede (nefs-i mutmainne: tatmin olmuş nefis) "lâ ilâhe" kanatlarını açıp "Hakk" esmasını da zikrederek havalanmak için bir durak gözetlemeye başlar. İşte o anda, önünde az uzakta duran (illâ: ancak, sadece) "illâ"nın (kelime-i tevhidin ikinci kısmı) "elif"inin beşinci (5.) katında bir ışık yanıp kendisine hedef ve yer gösterilir. Bulunduğu yerden kanat çırparak "ya Hakk" esmasını zikrederek "elif"in beşinci (5.) katına konar. Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin beşinci (5.) aşaması ve "radiye" (razı olma) mertebesidir.

Buranın da bir hayli sakinleri vardır, bunlar da beşinci (5.) guruptakilerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Buranın da bir hayli sakinleri vardır, bunlar da beşinci gruptakilerdir.

Buradaki yaşam "Kelime-i Tevhid"in ikinci grup yaşamının başlangıcıdır. Bilindiği gibi birinci grup yaşam (nef'i) idi, yani var sanılan şeylerin aslında yok olduğu idi. Burada ise yok edilen varlıkların asıllarının ne olduğunu anlamak gerekliliği ortaya çıkmaktadır ki bu da daha evvelce kaybettiği beşerî benliğinden sonra izafî benliğini "elif"in hakikatinde bulması gerekliliğidir.

Buranın da bir hayli sakinleri vardır, bunlar da beşinci gruptakilerdir.

Buradaki yaşam "Kelime-i Tevhid"in ikinci grup yaşamanın başlangıcıdır. Bilindiği gibi birinci grup yaşam (nef'i) idi, yani var zannedilen şeylerin aslında yok olduğu idi. Burada ise yok edilen varlıkların asıllarının ne olduğunu anlamak gerekliliği ortaya çıkmaktadır, ki bu da daha evvelce kaybettiği beşerî benliğinden sonra izafî benliğini "elif"in hakikatinde bulması gerekliliğidir.

Buradaki yaşam “Kelime-i Tevhid”in ikinci (2.) gurub yaşamanın başlangıcıdır. Bilindiği gibi birinci (1) gurub yaşam (nef’i) idi, yani var zannedilen şeylerin aslında yok olduğu idi. Burada ise yok edilen varlıkların asıllarının ne olduğunu anlamak gerekliliği ortaya çıkmaktadır, ki bu da daha evvelce kaybettiği beşeri benliğinden sonra izafi benliğini (ُ) “elif”in hakikatinde bulması gerekliliğidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Buradaki yaşam "Kelime-i Tevhid"in ikinci grup yaşamanın başlangıcıdır. Bilindiği gibi birinci grup yaşam (nefiy) idi, yani var sanılan şeylerin aslında yok olduğu idi. Burada ise yok edilen varlıkların asıllarının ne olduğunu anlamak gerekliliği ortaya çıkmaktadır ki, bu da daha evvelce kaybettiği beşerî benliğinden sonra izafî benliğini (kulun bağıntılı varlığını) "elif"in hakikatinde bulması gerekliliğidir.

İşte (ُ) “elif”in beşinci (5.) katında kendine izafi manada bir benlik bulmuş olan salik o varlığı ile (çünkü buraya geçmeğe beşeri varlığa yol yoktur) orada kendine bir yer yapmağa çalışır ve idrakini bu yerin seyr’ine göre uydurması gerekir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

İşte (ُ) "elif"in beşinci (5.) katında kendisine izafî anlamda bir benlik bulmuş olan Hakk Yolcusu, o varlığı ile (çünkü buraya geçmeye beşerî varlığa yol yoktur) orada kendisine bir yer yapmaya çalışır ve idrakini bu yerin seyrine göre uydurması gerekir.

İşte (ُ) "elif"in beşinci (5.) katında kendisine izafî anlamda bir benlik bulmuş olan sâlik, o varlığı ile (çünkü buraya geçmeye beşerî varlığa yol yoktur) orada kendisine bir yer yapmaya çalışır ve idrakini bu yerin seyrine göre uydurması gerekir.

İzafî benliği ki, bu isimden ibarettir, onunla yaşamaya başlar, fakat bunda da geçmesi lazımdır, çarelerini araştırmaya başlar. O zaman karşıda duran (الآ) "illâ"nın kendinden sonraki () "lâm"ına ulaşması gerektiğini anlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

İzafî benliği ki, bu isimden ibarettir, onunla yaşamaya başlar, fakat bunda da geçmesi lazımdır, çarelerini araştırmaya başlar. O zaman karşıda duran (لا إله إلا الله) "illâ"nın kendinden sonraki (الله) "lâm"ına ulaşması gerektiğini anlar.

İzafi benliği ki, bu isimden ibarettir, onunla yaşamağa başlar, fakat bunda da geçmesi lazımdır, çarelerini araştırmağa başlar. O zaman karşıda duran (َإِلَّا) “illâ”nın kendinden sonraki () “lâm”ına ulaşması gerektiğini anlar. 

Yine kanatlarını açıp “ya Hay” zikrini de virdederek havalanmak için zaman ve zemin gözetlemeğe başlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Yine kanatlarını açıp "Yâ Hayy" zikrini de vird edinerek havalanmak için zaman ve zemin kollamaya başlar.

İşte yine o esnada "lâm" harfinin altıncı (6.) katında bir ışık yanıp orayı aydınlatır. Böylece yine nereye konacağını öğrenmiş olduğundan harekete geçerek belirtilen yere konar. Burası Hakk Yolcusunun seyrinin altıncı (6.) aşaması ve "mardiyye mertebesi"dir (Allah'ın kendisinden razı olduğu mertebe).

Yine kanatlarını açıp "Yâ Hayy" zikrini de vird edinerek havalanmak için zaman ve zemin kollamaya başlar.

İşte yine o esnada "lâm" harfinin altıncı (6.) katında bir ışık yanıp orayı aydınlatır. Böylece yine nereye konacağını öğrenmiş olduğundan harekete geçerek belirtilen yere konar. Burası Hakk Yolcusunun seyrinin altıncı (6.) aşaması ve "mardiyye mertebesi"dir (Allah'ın kendisinden razı olduğu mertebe).

Buranın da bir hayli sakinleri vardır, bunlar da altıncı (6.) gruptakilerdir. Buradakiler Kelime-i Tevhid'i "lâ ilâhe il" bölümüne kadar müşahade (gözlemleyerek idrak) eder, "lâ Allah" bölümünü lafzen (sözlü olarak) söylerler. Fakat "illâ"nın ikinci (2.) "lâm"ına yaklaşmış olduklarından kendilerindeki müşahade gerçekleşmeye yaklaşmış olur. Ancak daha henüz tereddütleri vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Buranın da bir hayli sakini vardır, bunlar da altıncı gruptakilerdir. Buradakiler Kelime-i Tevhid'i "lâ ilâhe il" bölümüne kadar gözlemleyerek idrak eder, "lâ Allah" bölümünü sözlü olarak söylerler. Fakat "illâ"nın ikinci "lâm"ına yaklaşmış olduklarından kendilerindeki gözlem gerçekleşmeye yaklaşmış olur. Ancak daha henüz tereddütleri vardır.

İşte yine o esnada "lâm"ın altıncı katında bir ışık yanıp orasını aydınlatır. Böylece yine nereye konacağını öğrenmiş olduğundan harekete geçerek belirtilen yere konar. Burası Hakk Yolcusu'nun seyrinin altıncı aşaması ve "mardiyye mertebesi"dir (Allah'ın kendisinden razı olduğu mertebe).

İşte yine o esnada () “lâm”ın altıncı (6.) katında bir ışık yanıp orasını aydınlatır. Böylece yine nereye konacağını öğrenmiş olduğundan harekete geçerek belirtilen yere konar. Burası salikin seyr’inin altıncı (6.) aşaması ve “mardiyye mertebesi”dir.

Buranın da bir hayli sakinleri vardır, bunlar da altıncı (6.) gurupdakilerdir. Buradakiler Kelime-i Tevhid’i “lâ ilâhe il” bölümüne kadar müşahade “la allah” bölümünü lafzen söylerler. Fakat (َإِلَّا) “illâ”nın ikinci (2.) () “lâm”ına yaklaşmış olduklarından kendilerindeki müşahade gerçekleşmeğe yaklaşmış olur. Ancak daha henüz tereddütleri vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Buranın da bir hayli sakini vardır, bunlar da altıncı gruptakilerdir. Buradakiler Kelime-i Tevhid'i "lâ ilâhe il" bölümüne kadar müşahede ederler, "lâ Allah" bölümünü ise lafzen söylerler. Fakat "illâ"nın ikinci "lâm"ına yaklaşmış olduklarından, kendilerindeki müşahede gerçekleşmeye yaklaşmış olur. Ancak daha henüz tereddütleri vardır.

Yine böylece seyrini sürdürmeye çalışan Hakk Yolcusu buradan da ileriye geçmek isterse tekrar yola çıkması gerekecektir. Bulunduğu yerden ileriye bakınca "illâ"nın ikinci "lâm"ını görüp kardeş olmaları sebebiyle ondan yardım isteyecektir, yine kazandığı tevhid kanatlarını hazırlayıp "Yâ Kayyûm" esmasını da zikrederek beklemeye başlayacaktır.

Yine böylece seyri’ni sürdürmeğe çalışan salik buradan da ileriye geçmek isterse tekrar yola çıkması gerekecektir. Bulunduğu yerden ileriye bakınca (َإِلَّا) “illâ”nın ikinci () “lâm”ını görüp kardeş olmaları hasebiyle ondan yardım isteyecektir, yine kazandığı tevhid kanatlarını hazırlayıp “ya Kayyum” esmasını da zikrederek beklemeğe başlayacaktır.

Yine böylece seyrini sürdürmeye çalışan Hakk Yolcusu, buradan da ileriye geçmek isterse tekrar yola çıkması gerekecektir. Bulunduğu yerden ileriye bakınca "illâ"nın ikinci "lâm"ını görüp kardeş olmaları sebebiyle ondan yardım isteyecektir, yine kazandığı tevhid kanatlarını hazırlayıp "ya Kayyum" esmasını da zikrederek beklemeye başlayacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Aynı şekilde seyrini sürdürmeye çalışan Hakk Yolcusu, buradan da ileriye geçmek isterse tekrar yola çıkması gerekecektir. Bulunduğu yerden ileriye bakınca "illâ" kelimesinin ikinci "lâm"ını görüp kardeş olmaları sebebiyle ondan yardım isteyecektir, yine kazandığı tevhid kanatlarını hazırlayıp "ya Kayyum" esmasını da zikrederek beklemeye başlayacaktır.

İşte yine o anda ikinci "lâm"ın yedinci katının ışıkları yanıp konması için mekan ve mahal belirtilmiş olacaktır. O da gayrete gelip kanat çırparak, "ya Kayyum" zikrini de vird edinerek oraya ulaşacaktır.

İşte yine o anda ikinci "lâm"ın yedinci katının ışıkları yanıp konması için mekan ve mahal belirtilmiş olacaktır. O da gayrete gelip kanat çırparak, "ya Kayyum" zikrini de vird edinerek oraya ulaşacaktır.

İşte yine o anda ikinci (2.) () “lâm”ın yedinci (7.) katının ışıkları yanıp konması için mekan ve mahal belirtilmiş olacaktır. O da gayrete gelip kanat çırparak, “ya Kayyum” zikrini de virdederek oraya ulaşacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte yine o anda ikinci "lâm"ın yedinci katının ışıkları yanıp konması için mekan ve mahal belirtilmiş olacaktır. O da gayrete gelip kanat çırparak, "ya Kayyum" zikrini de vird edinerek oraya ulaşacaktır.

İşte burası "illâ"nın tahakkuk yeridir ve ikinci "lâm" "seyr-i illâ allah" (Allah'a seyr) yeridir ve oradan başka hiçbir şekilde "Allah lafzına ve manasına" ulaşmaya yol yoktur.

İşte burası (َإِلَّا) “illâ”nın tahakkuk yeridir ve ikinci (2.) () “lâm” “seyr-i illâ allah” (Allah’a seyr) yeridir ve oradan başka hiç bir şekilde “Allah lafzına ve manasına” ulaşmağa yol yoktur.

İşte burası (illâ) "illâ"nın gerçekleşme yeridir ve ikinci (2.) (lâm) "Allah'a seyr" yeridir ve oradan başka hiçbir şekilde "Allah lafzına ve manasına" ulaşmaya yol yoktur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte burası, "illâ"nın gerçekleşme yeridir ve ikinci (2.) (lâm) "Allah'a seyr" yeridir ve oradan başka hiçbir şekilde "Allah lafzına ve manasına" ulaşmaya yol yoktur.

Buranın da sakinleri vardır, fakat her mertebede bir öncekinin sakinleri azalmaktadır.

Burası seyr-i sülûkun yedi nefis mertebesinin sonuncusu olan "Nefs-i Safiye" mertebesidir ve seyr-i sülûk yolunda büyük bir aşamadır. Birçokları burasını seyrin sonu zannederler. Çünkü burada Allah c.c. kelimesi lafzen çok kolay okunur, onlar ise, lafzı okunan bu okuyuşu, tatbikli, müşahedeli ve gerçek zannederler.

Buranın da sakinleri vardır, fakat her mertebede bir öncekinin sakinleri azalmaktadır.

Burası seyr-i sülûkun yedi nefis mertebesinin sonuncusu olan "Nefs-i Safiye" mertebesidir ve seyr-i sülûk yolunda büyük bir aşamadır. Birçokları burasını seyrin sonu zannederler. Çünkü burada Allah c.c. kelimesi lafzen çok kolay okunur, onlar ise, lafzı okunan bu okuyuşu, tatbikli, müşahedeli ve gerçek zannederler.

Buranın da sakinleri vardır, fakat her mertebede bir evvelkine göre oranın sakinleri azalmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Buranın da sakinleri vardır, fakat her mertebede bir öncekinin sakinlerine göre oranın sakinleri azalmaktadır.

Burası seyr-i sülûkun (tasavvuf yolculuğu) yedi nefis mertebesinin sonuncusu olan "Nefs-i Safiye" mertebesidir ve seyr-i sülûk yolunda büyük bir aşamadır. Birçokları burasını seyrin sonu zannederler. Çünkü burada Allah c.c. kelimesi lafzen çok kolay okunur, onlar ise, lafzen okunan bu okuyuşu, tatbikli, müşahedeli ve gerçek zannederler.

Burası seyri süluk’un yedi (7) nefis mertebelerinin sonuncusu “Nefs-i Safiye” mertebesidir ve seyri süluk yolunda büyük bir aşamadır. Birçokları burasını seyrin sonu zannederler. Çünkü burada Allah c.c. kelimesi lafzan çok kolay okunur, onlar ise, lafzı okunan bu okuyuşu, tatbikli, müşahedeli ve gerçek zannederler.

Halbuki; (َلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illa” gerçek Allah c.c. ise lafzıdır. Bunlara, yani Nefs-i Safiye mensupları diğerlerinden “Kelime-i Tevhid” içinde en önde olduklarından Allah c.c. lafzını, lafız olarak söyledikleri halde, manen de, fiilen de görüp müşahade ettiklerini zannederler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Halbuki; (لا إله إلا الله) "lâ ilâhe illallah" gerçek Allah'ın lafzıdır. Bunlar, yani Nefs-i Safiye (arınmış nefis) mensupları, diğerlerinden "Kelime-i Tevhid" içinde en önde olduklarından, Allah lafzını lafız olarak söyledikleri halde, manen de, fiilen de görüp müşahede ettiklerini zannederler.

Halbuki; (لا إله إلا الله) "lâ ilâhe illallah" gerçek Allah'ın lafzıdır. Bunlar, yani Nefs-i Safiye (arınmış nefis) mensupları, diğerlerinden "Kelime-i Tevhid" içinde en önde olduklarından, Allah lafzını lafız olarak söyledikleri halde, manen de, fiilen de görüp müşahede ettiklerini zannederler.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Burası aslında, hayali ve izafî benlik içerisinde olağanüstü gibi görünen, keramet türü şeylerle yaşanan, oldukça zevkli ve hoş bir yerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Burası aslında, vehmedilmiş ve izafî benlik içerisinde olağanüstü gibi görünen, keramet türü şeylerle yaşanan, oldukça zevkli ve hoş bir yerdir.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Burası aslında, vehmedilmiş ve izafî benlik içerisinde olağanüstü gibi gözüken, keramet türü şeylerle yaşanan, oldukça zevkli ve hoş bir yerdir.

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi sadece "şeyh" ise, hep birlikte burada izafî benlik içerisinde Hakk'ı seyrediyor zannıyla sadece Hakk'ın kelamı olan "Allah" lafzını seyrederek müşahede ehli (gözlem ve idrak sahibi) olduklarını sanı ve hayal ederler, ayrıca bu sanı ve hayallerinin de gerçek olduğu iddiasındadırlar.

25-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kabe-i Muazzama Burası aslında, hayali ve izafi benlik içerisinde olağan üstü gibi gözüken, keramet türü şeylerle yaşanan, oldukça zevkli ve hoş bir yerdir.

Eğer salik’in rehberi (yol göstericisi) sadece “şeyh” ise, hep birlikte burada izafi benlik içerisinde Hakkı seyr ediyor zannı ile sadece Hakk’ın kelamı “Allah” lafzını seyrederek müşahede ehli olduklarını zan ve hayal ederler, ayrıca bu zan ve hayallerinin de gerçek olduğu iddiasındadırlar.

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi sadece "şeyh" ise, hep birlikte burada izafî benlik içinde Hakk'ı seyrediyor zannıyla sadece Hakk'ın kelâmı olan "Allah" lafzını seyrederek müşahede ehli olduklarını sanır ve hayal ederler, ayrıca bu sanı ve hayallerinin de gerçek olduğu iddiasındadırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi sadece "şeyh" ise, hep birlikte burada izafî benlik içinde Hakk'ı seyrediyor zannıyla sadece Hakk'ın kelâmı olan "Allah" lafzını seyrederek müşahede ehli olduklarını sanır ve hayal ederler, ayrıca bu sanı ve hayallerinin de gerçek olduğu iddiasındadırlar.

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi gerçekten irfan ehli ise, onu "illâ"dan "Allah" lafzının başındaki "elif"e tehlikesizce geçirerek o menzile ayak bastırır.

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi gerçekten irfan ehli ise, onu "illâ"dan "Allah" lafzının başındaki "elif"e tehlikesizce geçirerek o menzile ayak bastırır.

Eğer salik’in rehberi gerçekten irfan ehli ise, onu (َإِلَّا) “illâ”dan (الله) “Allah” lafzının başındaki (ُ) “elif”’e tehlikesizce geçirerek o menzile ayak bastırır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Eğer Hakk Yolcusu'nun rehberi gerçekten irfan ehli ise, onu "illâ"dan "Allah" lafzının başındaki "elif"e tehlikesizce geçirerek o menzile ayak bastırır.

Buradan ileriye ancak irfan ehline izin vardır, başkasına yoktur, çünkü "Harem" bölgesidir, oraya ulaşmaya her kuşun kanat gücü yetmez. "Zümrüt-ü Anka" kuşu lazımdır, bir de onun kardeşi "ilham" kuşu lazımdır.

Buradan öteye ancak irfan ehline izin vardır, başkasına yoktur, çünkü "Harem" bölgesidir, oraya ulaşmaya her kuşun kanat gücü yetmez. "Zümrüt-ü Anka" kuşu lazımdır, bir de onun kardeşi "ilham" kuşu lazımdır.

Buradan ileriye ancak irfan ehline izin vardır, başkaya yoktur, çünkü “Harem” bölgesidir, oraya ulaşmaya her kuşun kanat gücü yetmez. “Zümrüt-ü Anka” kuşu lazımdır, bir de onun kardeşi “ilham” kuşu lazımdır. 

Buradan öteye ancak irfan ehline izin vardır, başkasına yoktur, çünkü "Harem" bölgesidir, oraya ulaşmaya her kuşun kanat gücü yetmez. "Zümrüt-ü Anka" kuşu lazımdır, bir de onun kardeşi "ilham" kuşu lazımdır.

Burası "mahbubların" (yani sevilenlerin) yeridir, sevenlerin değil. "Kelime-i Tevhid"de (lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe illa" sevenlerin, (allah) "Allah" c.c. kısmı ise, sevilenlerin bölümüdür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Burası "mahbubların" (yani sevilenlerin) yeridir, sevenlerin değil. "Kelime-i Tevhid"de (lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe illa" sevenlerin, "Allah" c.c. kısmı ise, sevilenlerin bölümüdür.

Buraya geçmek isteyenlerin, baş taraflarda bıraktıkları nefsi benlikleri gibi, burada da hemen izafî benliklerini terk etmeleri gerekmektedir.

Burası “mahbubların” (yani sevilenlerin) yeridir, sevenlerin değil. “Kelime-i Tevhid”de (َلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illa” sevenlerin, (الله) “allah” c.c. kısmı ise, sevilenlerin bölümüdür.

Buraya geçmek isteyenlerin baş taraflarda bıraktıkları nefsi benlikleri gibi burada da hemen izafi benliklerini terk etmeleri gerekmektedir.

Buraya geçmek isteyenlerin, başlangıçta terk ettikleri nefsî benlikleri gibi, burada da hemen izafî benliklerini terk etmeleri gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Buraya geçmek isteyenlerin, başlangıçta terk ettikleri nefsî benlikleri gibi, burada da hemen izafî benliklerini terk etmeleri gerekmektedir.

Nefs-i Safiye'nin zikri "Yâ Kahhâr"dır. Böylece "lâ ilâhe" ile bütün varlıklar nehy edilmiş (kaldırılmış), "illâ" "ancak" ile tekrar yerine Allah c.c. ismi ile gerçekten konmuş olması gerekirken, Allah c.c. seyri irfaniyyet (irfan yoluyla seyir) yoluyla yapılmadığından bunlar izafiyet (görecelik) içerisinde kalmıştır. Bu yüzden seyirleri izafî (göreceli) olmuştur.

Nefs-i Safiye'nin zikri "Yâ Kahhâr"dır. Böylece "lâ ilâhe" ile bütün varlıklar "nehy edilmiş" (kaldırılmış), "illâ" "ancak" ile tekrar yerine "Allah" c.c. ismi ile gerçekten konmuş olması gerekirken, "Allah" c.c. "seyri irfaniyyet" (irfan yoluyla seyir) yoluyla yapılmadığından bunlar "izafiyet" (görecelik) içerisinde kalmıştır. Bu yüzden seyirleri "izafî" (göreceli) olmuştur.

Nefs-i Safiyenin zikri “ya kahhar”dır. Böylece (لا اله) “lâ ilâhe” ile bütün varlıklar “nehy edilmiş” (kaldırılmış), (َإِلَّا) “illâ” “ancak” ile tekrar yerine (الله) “allah” c.c. ismi ile gerçekten konmuş olması gerekirken, (الله) “allah” c.c. “seyri irfaniyyet” yoluyla yapılmadığından bunlar “izafiyet” içerisinde kalmıştır. Bu yüzden seyirleri “izafi” olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Saf Nefsin zikri "Ya Kahhar"dır. Böylece "lâ ilâhe" ile bütün varlıklar nehy edilmiş (kaldırılmış), "illâ" "ancak" ile tekrar yerine "Allah" c.c. ismi ile gerçekten konmuş olması gerekirken, "Allah" c.c. "irfanî seyir" (Allah'ı bilme ve tanıma yolculuğu) yoluyla yapılmadığından bunlar "izafiyet" (görecelilik) içerisinde kalmıştır. Bu yüzden seyirleri "izafî" (göreceli) olmuştur.

Tabii ki bu seyir, hiç seyir yapmayanlara göre çok ileri derecede bir oluşumdur; ancak kendileri gerçek manada "Allah" c.c. lafzının içinde "fani" (yok olma) ve yine Allah'ta "baki" (kalıcı olma) hali yaşamadıklarından, izafî benliklerinin artarak farkında dahi olmadan nefsî benliklerine düşme ihtimalleri çok yüksektir.

Tabii ki bu seyr hiç seyr yapmayanlara göre çok ileri derecede bir uluşumdur, ancak kendileri gerçek manada (الله) “allah” c.c. lafzının içinde “fani” ve yine Allah’da “baki” hali yaşamadıklarından izafi benliklerinin artarak farkında dahi olmadan nefsi benliklerine düşme ihtimalleri çok yüksektir.

Elbette bu ilerleme, hiç ilerleme kaydetmeyenlere göre çok ileri derecede bir oluşumdur; ancak kendileri gerçek anlamda "Allah" lafzının içinde "fani" ve yine Allah'ta "baki" halini yaşamadıklarından, izafî benliklerinin artarak farkında dahi olmadan nefsî benliklerine düşme ihtimalleri çok yüksektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Elbette bu ilerleme, hiç ilerleme kaydetmeyenlere göre çok ileri derecede bir oluşumdur; ancak kendileri gerçek anlamda "Allah" lafzının içinde "fani" ve yine Allah'ta "baki" halini yaşamadıklarından, bağıntılı benliklerinin artarak farkında dahi olmadan nefsî benliklerine düşme ihtimalleri çok yüksektir.

Daha fazla buralarda dolaşmadan "illâ"nın "lâ"sından "Allah"ın "elif"ine geçmeye yol bulmaya çalışalım. Bu aradaki fasıla oldukça geniştir, oraya ulaşmak da oldukça tehlikelidir; ama ne yapalım ki yol budur.

Daha fazla buralarda dolaşmadan "illâ"nın "lâ"sından "Allah"ın "elif"ine geçmeye yol bulmaya çalışalım. Bu aradaki fasıla oldukça geniştir, oraya ulaşmak da oldukça tehlikelidir; ama ne yapalım ki yol budur.

Daha fazla buralarda dolaşmadan (َإِلَّا) “illâ”nın (لَا) “lâ” sından (الله) “allah”ın c.c. (ُ) “elif”ine geçmeğe yol bulmağa çalışalım. Bu aradaki fasıla oldukça geniştir, oraya ulaşmak da oldukça tehlikelidir, amma ne yapalım ki yol budur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Daha fazla buralarda dolaşmadan "illâ"nın "lâ"sından "Allah"ın (c.c.) "elif"ine geçmeye yol bulmaya çalışalım. Bu aradaki fasıla oldukça geniştir, oraya ulaşmak da oldukça tehlikelidir, ama ne yapalım ki yol budur.

Buraya kadar şeriat ve tarikat mertebeleri "celal" tecellileri ile geçilmiştir. Burada ise, hakikat ve marifetle "celal" tecellileri yaşanmaya başlanacaktır. İşte bu ulûhiyyet deryasında ancak "Muhammedî teknesiyle" yol alınır, nefs ve benlik teknesi oraya yol bulamaz.

Buraya kadar şeriat ve tarikat mertebeleri “celal” tecellileri ile geçilmiştir. Burada ise, hakikat ve marifetle “celal” tecellileri yaşanmaya başlanacaktır. İşte bu uluhiyyet deryasında ancak “Muhammedi teknesiyle” yol alınır, nefs ve benlik teknesi oraya yol bulamaz. 

Buraya kadar şeriat ve tarikat mertebeleri "celal" tecellileri ile geçilmiştir. Burada ise, hakikat ve marifetle "celal" tecellileri yaşanmaya başlanacaktır. İşte bu ilâhlık deryasında ancak "Muhammedi teknesiyle" yol alınır, nefs ve benlik teknesi oraya yol bulamaz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Buraya kadar şeriat ve tarikat mertebeleri "celal" tecellileri ile geçilmiştir. Burada ise, hakikat ve marifetle "celal" tecellileri yaşanmaya başlanacaktır. İşte bu ilâhlık deryasında ancak "Muhammedi teknesiyle" yol alınır, nefs ve benlik teknesi oraya yol bulamaz.

"İllâ" kelimesinin ikinci "lâm" harfinin yedinci katından ilâhlığın başında bulunan "elif" harfine "lâ ilâhe illâ" kanatlarını açmış, "Ya Kahhar" ismi de dilinde virdeder şekilde bir hayli zaman bekledikten sonra karşı sahildeki "elif"in sekizinci katında bir ışık yanıp orayı aydınlattı.

"İllâ"nın ikinci "lâm"ının yedinci katından ilâhlığın başında bulunan "elif"e "lâ ilâhe illâ" kanatlarını açmış, "Ya Kahhar" ismi de dilinde virdeder şekilde bir hayli zaman bekledikten sonra karşı sahildeki "elif"in sekizinci katında bir ışık yanıp orayı aydınlattı.

(َإِلَّا) “illâ” nın ikinci (2.) () “lâm”ının yedinci (7.) katından uluhiyyetin başında bulunan (ُ) “elif”e (َلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ” kanatlarını açmış, “ya kahhar” ismi de dilinde virdeder şekilde bir hayli zaman bekledikten sonra karşı sahildeki (ُ) “elif”in sekizinci (8.) katında bir ışık yanıp orayı aydınlattı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"İllâ" kelimesinin ikinci "lâm"ının yedinci katından, ulûhiyetin başında bulunan "elif"e "lâ ilâhe illâ" kanatlarını açmış, "Yâ Kahhâr" ismi de dilinde virdeder şekilde bir hayli zaman bekledikten sonra, karşı sahildeki "elif"in sekizinci katında bir ışık yanıp orayı aydınlattı.

Bunu bir işaret bilen "nefs-i safiye" (arındırılmış nefis), bütün gücüyle oluşturduğu tevhid kanatlarını çırpmaya başlayıp "Kahhâr" esmasıyla da bütün ağırlıklarını terk ederek son derece bir gayretle kendini "elif"e ulaşma ümidiyle boşluğa bıraktı. Ancak beşeriyet ve izafî varlık bağlarından iyice çözülmemiş olacak ki, aşağıdan sevdiği şeyler, yakınları ve malları onu çağırmaya başladı. Bu hal içerisinde bir an boş bulunarak farkında olmadan irtifa kaybetmeye başladı.

Bunu bir işaret bilen “nefs-i safiye” bütün gücüyle oluşturduğu tevhid kanatlarını çırpmaya başlayıp “kahhar” esmasıyla da bütün ağırlıklarını terkederek son derece bir gayretle kendini (ُ) “elif”e ulaşma ümidiyle boşluğa bıraktı. Ancak beşeriyet ve izafiyet bağlarından iyice çözülmemiş olacak ki, aşağıdan sevdiği şeyler yakınları ve malları onu çağırmaya başladı. Bu hal içerisinde bir an boş bulunarak farkında olmadan irtifa kaybetmeğe başladı.

Bunu bir işaret bilen "nefs-i safiye" (arındırılmış nefis), bütün gücüyle oluşturduğu tevhid kanatlarını çırpmaya başlayıp "Kahhar" esmasıyla da bütün ağırlıklarını terk ederek son derece bir gayretle kendisini (ruhunu) "elif"e ulaşma ümidiyle boşluğa bıraktı. Ancak beşeriyet ve izafiyet bağlarından iyice çözülmemiş olacak ki, aşağıdan sevdiği şeyler, yakınları ve malları onu çağırmaya başladı. Bu hal içerisinde bir an boş bulunarak farkında olmadan irtifa kaybetmeye başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Bunu bir işaret bilen arındırılmış nefis, bütün gücüyle oluşturduğu tevhid kanatlarını çırpmaya başlayıp "Kahhar" esmasıyla da bütün ağırlıklarını terk ederek son derece bir gayretle kendisini (ruhunu) "elif"e ulaşma ümidiyle boşluğa bıraktı. Ancak insanlık ve izafiyet bağlarından iyice çözülmemiş olacak ki, aşağıdan sevdiği şeyler, yakınları ve malları onu çağırmaya başladı. Bu hal içerisinde bir an boş bulunarak farkında olmadan irtifa kaybetmeye başladı.

O anda ilham kuşu çok acil bir karar vermesi lazım geldiğini söyledi, “ya halkı” seçerek bulunduğu yerden geri dönerek veya “Hakkı” seçerek yükselecekti, oldukça da irtifa kaybetmişti. İşte o esnada (ُ) “elif”in sekizinci (8.) katından İbrahim (a.s.) balkona çıkarak ona hemen bir ip uzatarak “tut, tut” diye ikaz etti. Meğer “Makam-ı İbrahim” (الله) “allah”isminin (ُ) “elif”inin sekizinci (8.) katında imiş. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

O anda ilham kuşu, çok acil bir karar vermesi gerektiğini söyledi: ya halkı seçerek bulunduğu yerden geri dönecek ya da Hakk'ı seçerek yükselecekti; oldukça da irtifa kaybetmişti. İşte o esnada Allah isminin "elif"inin sekizinci katından İbrahim (a.s.) balkona çıkarak ona hemen bir ip uzatarak "tut, tut" diye ikaz etti. Meğer "Makam-ı İbrahim" Allah isminin "elif"inin sekizinci katında imiş.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

O anda ilham kuşu, çok acil bir karar vermesi gerektiğini söyledi: ya halkı seçerek bulunduğu yerden geri dönecek ya da Hakk'ı seçerek yükselecekti; oldukça da irtifa kaybetmişti. İşte o esnada Allah isminin "elif"inin sekizinci katından İbrahim (a.s.) balkona çıkarak ona hemen bir ip uzatarak "tut, tut" diye ikaz etti. Meğer "Makam-ı İbrahim" Allah isminin "elif"inin sekizinci katında imiş.

Bu seslenişi duyan “Nefsi Safiye” (arındırılmış nefis) hızla oluşturduğu tevhid kanatlarını çırparak ve “kahhar” esmasını da şiddetle zikrederek, aşağıdakilerin tesirinden kurtulmaya çalışarak, yavaş yavaş irtifa kazanmaya başladı ve İbrahim (a.s.) uzattığı gerçek “tevhidi ef’al” (fiillerin birliği) ipini de tutarak, durumunu sağlamlaştırıp bu şekilde (ُ) “elif”in sekizinci (8.) katına ulaşarak İbrahim (a.s.)'ın misafiri ve talebesi oldu.

O anda ilham kuşu, çok acil bir karar vermesi gerektiğini söyledi: ya halkı seçerek bulunduğu yerden geri dönecek ya da Hakk'ı seçerek yükselecekti; oldukça da irtifa kaybetmişti. İşte o esnada Allah isminin "elif"inin sekizinci katından İbrahim (a.s.) balkona çıkarak ona hemen bir ip uzatarak "tut, tut" diye ikaz etti. Meğer "Makam-ı İbrahim" Allah isminin "elif"inin sekizinci katında imiş.

Bu seslenişi duyan “Nefsi Safiye” hızla oluşturduğu tevhid kanatlarını çırparak ve “kahhar” esmasını da şiddetle zikrederek, aşağıdakilerin tesirinden kurtulmaya çalışarak, yavaş yavaş irtifa kazanmaya başladı ve İbrahim (a.s.) uzattığı gerçek “tevhidi ef’al” ipini de tutarak, durumunu sağlamlaştırıp bu şekilde (ُ) “elif”in sekizinci (8.) katına ulaşarak İbrahim (a.s.) ın misafiri ve talebesi oldu. 

Bu seslenişi duyan "Nefs-i Safiye" (arındırılmış nefs), hızla oluşturduğu tevhid kanatlarını çırparak ve "Kahhar" (her şeye gücü yeten, ezici) ismini de şiddetle zikrederek, aşağıdakilerin tesirinden kurtulmaya çalışarak, yavaş yavaş irtifa kazanmaya başladı ve İbrahim (a.s.)'ın uzattığı gerçek "tevhîd-i ef'âl" (fiillerin birliği) ipini de tutarak, durumunu sağlamlaştırıp bu şekilde "elif"in sekizinci (8.) katına ulaşarak İbrahim (a.s.)'ın misafiri ve talebesi oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu seslenişi duyan Nefs-i Safiye (arındırılmış nefs), hızla oluşturduğu tevhid kanatlarını çırparak ve Kahhar (her şeye gücü yeten, ezici) ismini de şiddetle zikrederek, aşağıdakilerin tesirinden kurtulmaya çalışarak, yavaş yavaş irtifa kazanmaya başladı ve İbrahim (a.s.)'ın uzattığı gerçek tevhîd-i ef'âl (fiillerin birliği) ipini de tutarak, durumunu sağlamlaştırıp bu şekilde elifin sekizinci (8.) katına ulaşarak İbrahim (a.s.)'ın misafiri ve talebesi oldu.

Bir müddet istirahat edip dinlendikten sonra İbrahim (a.s.) “nefsi safiye”yi tebrik ederek, “buraya gelenlerin sayısı azdır, çıkanların sayısı daha da azdır buraya gelip kalanlar da vardır. Eğer sen azim ve gayretle çalışırsan burayı da aşarsın çünkü ihtiyacın olan şey, sende mevcuttur yeter ki, zuhura çıkarıp kullanmasını bilesin” dedi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bir süre dinlenip rahatladıktan sonra İbrahim (a.s.) arınmış nefsi tebrik ederek, "Buraya gelenlerin sayısı azdır, çıkanların sayısı daha da azdır; buraya gelip kalanlar da vardır. Eğer sen azim ve gayretle çalışırsan burayı da aşarsın, çünkü ihtiyacın olan şey sende mevcuttur, yeter ki onu ortaya çıkarıp kullanmasını bilesin," dedi.

Bir süre dinlenip rahatladıktan sonra İbrahim (a.s.) "nefs-i safiye"yi (arınmış nefis) tebrik ederek, "Buraya gelenlerin sayısı azdır, çıkanların sayısı daha da azdır; buraya gelip kalanlar da vardır. Eğer sen azim ve gayretle çalışırsan burayı da aşarsın, çünkü ihtiyacın olan şey sende mevcuttur, yeter ki onu ortaya çıkarıp kullanmasını bilesin," dedi.

Ertesi gün İbrahim (a.s.) gelerek "Bugün eğitim başlayacak, hazır ol," dedi. Nihayet ders saati başladığında İbrahim (a.s.) "Makam-ı İbrahim"den (İbrahim'in makamı) anlatmaya başladı; tesadüfen biz de orada imişiz, onlarla birlikte sessizce dinleyerek not almaya başladık.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ertesi gün İbrahim (a.s.) gelerek "Bugün eğitim başlayacak, hazır ol," dedi. Nihayet ders saati başladığında İbrahim (a.s.) "Makam-ı İbrahim"den anlatmaya başladı; tesadüfen biz de orada imişiz, onlarla birlikte sessizce dinleyerek not almaya başladık.

Ertesi gün İbrahim (a.s.) gelerek “bugün eğitim başlayacak hazır ol,” dedi. Nihayet ders saati başladığında İbrahim (a.s.) “Makamı İbrahim”den anlatmaya başladı, tesadüfen biz de orada imişik, onlarla birlikte sessizce dinleyerek, not almaya başladık. 

 “Allah”a ulaşmak "Allah"a ulaşmak Fiillerin Birliği Burası sekizinci (8.) mertebe olan "Fiillerin Birliği"dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Allah"a ulaşmak "Allah"a ulaşmak Fiillerin Birliği Burası, sekizinci (8.) mertebe olan "Fiillerin Birliği"dir.

Makamı: "Fiillerin Birliği", fiillerin birliği anlamındadır.

Zikri: "Ya Fettah"tır.

Âlemi: "Şehadet Âlemi", madde ve müşahade âlemidir.

Peygamberi: İbrahim (a.s.)'dır.

Lakabı: "Halilullah"tır.

Kelimesi: "la faile illallah"tır ki bu, mutlak failin ancak Allah olduğu anlamına gelir.

Seyri: "Seyri ilallah"tır ki bu, Allah'a seyirdir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim'in Fussilet Suresi 41/53. ayetindedir.

Makamı: "Fiillerin Birliği" fiillerin birliği anlamındadır.

Zikri: "Ya Fettah"tır.

Âlemi: "Şehadet Âlemi" madde ve müşahade âlemidir.

Peygamberi: İbrahim (a.s.)'dır.

Lakabı: "Halilullah"tır.

Kelimesi: "la faile illallah" mutlak fail ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyri ilallah" Allah'a seyir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim Fussilet 41/53 ayetindedir.

Tevhidi Ef’al Burası sekizinci (8.) mertebe “Tevhidi Ef’aldir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Tevhid-i Ef'âl Burası sekizinci (8.) mertebe "Tevhid-i Ef'âl"dir.

Makamı: "Tevhid-i Ef'âl" fiillerin birliği anlamındadır.

Zikri: "Ya Fettah"tır.

Âlemi: "Âlem-i Şehâdet" madde müşahade âlemidir.

Peygamberi: İbrahim (a.s.)'dır. Lakabı: "Halilullah"tır.

Kelimesi: "Lâ fâile illallah" mutlak fail ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyr-i ilallah" Allah'a seyirdir. İdrakı: Kur'an-ı Kerim Fussilet 41/53 ayetinde:

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ

Makamı : “Tevhidi Ef’al” fiillerin birliği anlamındadır. 

Zikri : “Ya Fettah” tır.

Alemi : “Alemi Şehadet” madde müşahade alemidir. 

Peygamberi : İbrahim (a.s.) dır Lakabı : “Halilullah” dır.

Kelimesi : “la faile illallah” faili mutlak ancak Allah’tır. 

Seyri : “Seyri ilallah” Allah’a seyir İdrakı : Kur’anı Keriym Fussilet 41/53 ayetinde

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ

“Onlara yakında hem dış âlemdeki hem de kendi içlerindeki ayetlerimizi göstereceğiz ki, o (Kur’an’ın) hak olduğu kendilerine iyice belli olsun.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Onlara yakında hem dış âlemde hem de kendi içlerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, o (Kur'an'ın) hak olduğu kendilerine iyice belli olsun."

Hâl: Kur'an-ı Kerim Kasas Suresi 28/88. ayetinde:

"O'nun Zât'ından başka her şey helâk olucudur. Hüküm yalnızca O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz."

حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ

"senüriyhim ayatina fiy'l afakı ve fiy en­füsihim hatta yetebeyyene lehüm enne­hül hakku"

Hâl: Kur’an-ı Kerim Kasas Suresi 28/88. ayetinde:

“O’nun Zât’ından başka her şey helâk olucudur. Hüküm yalnızca O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”

طوهُالْحَقّعنَ لَهُمْ أَنّعحَتَّى يَتَبَيَّ

“senüriyhim ayatina fiy’l afakı ve fiy en­füsihim hatta yetebeyyene lehüm enne­hül hakku”

mealen, “afakta ve enfüsteki ayetlerimizin hakk olduğunu yakında göstereceğiz”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

mealen, “dış âlemde ve iç âlemde ayetlerimizin hak olduğunu yakında göstereceğiz”

Hali: Kur'an-ı Kerim Kasas 28/88 ayetinde

كُلِّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“onun vechinden (zâtından) başka her şey helak olacaktır, hüküm onundur, ona döndürüleceksiniz”

Yaşantısı: Nefis mertebelerini bitirip, tevhidi ef'ale (fiillerin birliğine) varan kişinin sıfatı, öncelikle kendi varlığında tevhidi oluşturmasıdır.

Hali : Kur’anı Keriym Kasas 28/88 ayetinde

وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونََشَيْءٍ هَالِكَ الاوكُلّ

“kül­lü şeyin halikün illa vechehu lehu’l huk­mü ve ileyhi turce’une”

mealen, “onun vechinden başka herşey helak olacaktır, hüküm onundur, ona döndüleceksiniz” 

Yaşantısı : Nefis mertebelerini bitirip, tevhidi ef’al’e varan kişinin sıfatı evvela kendi varlığında tevhidi oluşturmasıdır. 

Nefsi Safiye’de beşeri varlığından tamamen soyunmuş olarak, hiçlik, yokluk, renksizlik halinde iken burada hakikati yönünden tekrar kendi özel ve hakkani kimliğine ulaşmasıdır. Eski birimsel varlığının başka bir idrak ve oluşumla değişmesidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Nefs-i Safiye'de (arınmış nefis) beşerî varlığından tamamen soyunmuş olarak, hiçlik, yokluk, renksizlik halinde iken, burada hakikati yönünden tekrar kendi özel ve hakkanî kimliğine ulaşmasıdır. Eski birimsel varlığının başka bir idrak ve oluşumla değişmesidir.

Bu seyr (manevî yolculuk) tamam olunca kişi çalışmasını dış âleme çevirir ve orada tevhid idrakını (Allah'ın birliğini kavrama) oluşturmaya başlar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Fettâh" ismidir ve hakikat mertebesinin başlangıcıdır diye özetledi. Ancak bu makamın olgunlaşması için burada bir müddet daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersine son verdi.

Bu seyr tamam olunca kişi çalışmasını dış aleme çevirir ve orada tevhid idrakını oluşturmaya başlar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi “fettah” ismidir ve hakikat mertebesinin başlangıcıdır diye özetledi. Ancak bu makamın olgunlaşması için burada bir müddet daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersine son verdi. 

Bu seyir tamamlandığında kişi çalışmasını dış âleme çevirir ve orada tevhid idrakını oluşturmaya başlar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Fettah" ismidir ve hakikat mertebesinin başlangıcıdır diye özetledi. Ancak bu makamın olgunlaşması için burada bir müddet daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersine son verdi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu seyir tamamlandığında kişi çalışmasını dış âleme çevirir ve orada tevhid idrakını oluşturmaya başlar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Fettah" ismidir ve hakikat mertebesinin başlangıcıdır diye özetledi. Ancak bu makamın olgunlaşması için burada bir müddet daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersine son verdi.

Arınmış nefis orada bir müddet daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın olgunluğuna ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "İbrahimî mertebe"den belgelerini alarak "Allah" lafzının birinci (1.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Ya Fettah" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.

Nefs-i Safiye (arınmış nefis) orada bir müddet daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemalatına (olgunluğuna) ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "mertebe-i İbrahimiyyet"ten (İbrahimî mertebe) belgelerini alarak "Allah" lafzının birinci (1.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Ya Fettah" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.

Nefsi Safiye orada bir müddet daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemalatına ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine “mertebe-i İbrahimiyyet”ten belgelerini alarak “allah” lafzının birinci (1.) () “lâm”ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve “ya fettah” esmasını da zikrederek beklemeğe başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Arınmış Nefs orada bir süre daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemaline ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "İbrahimî mertebe"den belgelerini alarak "Allah" lafzının birinci (1.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Ya Fettah" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.

Nihayet "lâm"ın dokuzuncu (9.) katında yine bir ışık yandı. Bu sefer daha temkinli hareket ederek kanatlarını çırptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı, meğer burası "Mûsevî mertebe" imiş. Orada onu "Musa (a.s.)" karşıladı ve bir süre misafir ettikten sonra o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.

 Nihayet () “lâm”ın dokuzuncu (9.) katında yine bir ışık yandı. Bu sefer daha temkinli hareket ederek kanatlarını çırptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı, meğer burası “Mertebe-i Museviyet” imiş. Orada onu “Musa (a.s.)” karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra o da oranın dersini verip halini anlatmağa başladı.

Nihayet, "lâm" harfinin dokuzuncu katında yine bir ışık yandı. Bu sefer daha temkinli hareket ederek kanatlarını çırptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı; meğer burası "Mertebe-i Museviyet" (Hz. Musa'ya ait mertebe) imiş. Orada onu Musa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Nihayet, "lâm" harfinin dokuzuncu katında yine bir ışık yandı. Bu sefer daha temkinli hareket ederek kanatlarını çırptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı; meğer burası "Mertebe-i Museviyet" (Hz. Musa'ya ait mertebe) imiş. Orada onu Musa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.

Tevhid-i Esma Burası dokuzuncu mertebe olan Tevhid-i Esma'dır.

Tevhid-i Esma Burası dokuzuncu mertebe olan Tevhid-i Esma'dır.

Tevhid-i Esma: İsimlerin birliği anlamındadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Tevhid-i Esma: İsimlerin birliği anlamındadır.

Tevhid-i Esma Burası dokuzuncu (9.) mertebe Tevhid-i Esma'dır, Tevhid-i Esma: İsimlerin birliği anlamındadır.

Makamı: "Tenzih"dir.

Makamı: "Tenzih"dir.

Zikri: "Ya Vahid"dir.

Âlemi: "Âlem-i Melekût"tur, ruhlar âlemi, hayal âlemi de denir.

Peygamberi: "Musa" (a.s.)dır.

Lakabı: "Kelimullah"dır.

Kelimesi: "Lâ mevcûde illallah"dır. Yani var olan ancak Allah'tır.

Tevhid-i Esma Burası dokuzuncu (9.) mertebe Tevhid-i Esma’dır, Tevhid-i Esma: İsimlerin birliği anlamınadır.

Makamı : “Tenzih” dir. 

Makamı: "Tenzih"dir.

Zikri: "Ya Vahid"dir.

Âlemi: "Âlem-i Melekût"tur, ruhlar âlemi, hayal âlemi de denir.

Peygamberi: "Musa" (a.s.)dır.

Lakabı: "Kelimullah"dır.

Kelimesi: "Lâ mevcûde illallah"dır. Yani var olan ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyr ilallah" Allah'a seyirdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Seyri: "Seyr ilallah" Allah'a doğru yolculuktur.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/115 ayetinde:

وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ

Zikri: "Ya Vahid"dir.

Alemi: "Alemi Melekut"tur; ruhlar alemi, hayal alemi de denir.

Peygamberi: Musa (a.s.)'dır.

Lakabı: "Kelimullah"tır.

Kelimesi: "la mevcude illallah"tır. Yani var olan ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyri ilallah" Allah'a doğru yolculuktur. İdrakı: Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 2/115 ayetinde

İdrakı: Kur'an-ı Kerim Bakara 2/115 ayetinde:

وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ

Zikri : “Ya Vahid”dir.

Alemi : “Alemi Melekut”tur, alemi ervah, alemi hayal de denir. 

Peygamberi : “Musa”(a.s.) dır.

Lakabı : “Kelimullah” dır.

Kelimesi : “la mevcude illallah”dır. Yani mevcud olan ancak Allah’tır.

Seyri : “Seyri ilallah” Allah’a seyir İdrakı : Kur’anı Keriym Bakara 2/115 ayetinde

وَجْهُ اللَّهُعوا فثمووَلِلهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın isimlenmiş vechi orasıdır. Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir."

Hali: Kur'an-ı Kerim Rahman Suresi 55/26-27 ayetinde, "Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin vechi bâki kalır."

"ve lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme vechullahi innallahe vasi'un aliymün"

اللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌأإِنْ

“Doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın isimlenmiş vechi orasıdır. Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.”

Hali: Kur'an-ı Kerim Rahman Suresi 55/26-27 ayetinde, “Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin vechi bâki kalır.”

“ve lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme vechullahi innallahe vasi’un aliymün”

mealen mealen “Varlık âleminde bulunan her kimlik fânidir, ancak yüce ve ikram sahibi Rabbinin varlığı bâkidir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

mealen mealen “Varlık âleminde bulunan her kimlik fânidir, ancak yüce ve ikram sahibi Rabbinin varlığı bâkidir.”

Yaşantısı: Tevhid-i Esmâ'ya (Allah'ın isimlerini birleme) ulaşan kişinin özelliği, tevhid mertebelerini daha ince bir seziş ile idrak etmeye başlamasıdır.

Kişi, “Tevhid-i ef'âl”de (fiilleri birleme) fiilleri birlemişti. Bu defa fiilleri meydana getiren isimleri birlemesi gerektiğini anlamaya başlar.

Yaşantısı: Tevhid-i Esmâ'ya (Allah'ın isimlerini birleme) varan kişinin sıfatı, tevhid mertebelerini daha ince bir seziş ile idrak etmeye başlamasıdır.

Kişi, “Tevhid-i ef'âl”de (fiilleri birleme) fiilleri birlemişti. Bu defa fiilleri meydana getiren isimleri birlemesi gerektiğini anlamaya başlar.

Her fiilin “Esmâ'ül Hüsnâ” (Allah’ın güzel isimleri) isimlerinden birinin zuhur yeri olduğunu kavrar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi “Vâhid” ismidir. Hakikat mertebesinin devamıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Her fiilin, Allah'ın güzel isimlerinden birinin ortaya çıkış yeri olduğunu anlar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Vâhid" ismidir. Hakikat mertebesinin devamıdır.

"Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın isimlenmiş vechi orasıdır. Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir."

Hali: Kur'an-ı Kerim Rahman Suresi 55/26-27 ayetinde,

كُلِّ مَنْ عَلَيْهَا فَإِنْ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

 “doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın isimlenmiş vechi orasıdır. Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.”

Hali : Kur’anı Keriym Rahman 55/26-27 ayetinde,

جمَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِوكُلّ 

 “küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zul­ celali vel ikrami”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"küllü men aleyha fanin ve yebka vechü rabbike zul-celali vel ikrami"

mealen "varlık aleminde bulunan her Kim'lik fanidir, ancak yüce ve ikram sahibi rabbının varlığı bakidir."

Yaşantısı: Tevhid-i Esma'ya (Allah'ın isimlerinin birliğini idrak etme) ulaşan kişinin sıfatı, tevhid mertebelerini daha ince bir seziş ile idrak etmeye başlamasıdır.

Kişi, "Tevhid-i ef'al"de (fiillerin birliğini idrak etme) fiilleri birlemişti. Bu defa fiilleri meydana getiren isimleri birlemesi gerektiğini anlamaya başlar.

mealen “varlık aleminde bulunan her Kim’lik fanidir, ancak yüce ve ikram sahibi rabbının varlığı bakidir.”

Yaşantısı : Tevhid-i Esmaya varan kişinin sıfatı, tevhid mertebelerini daha ince bir seziş ile idrak etmeye başlamasıdır. 

Kişi, “Tevhid-i “ef’al”de fiilleri birlemişti. Bu defa fiilleri meydana getiren isimleri birlemesi gerektiğini anlamaya başlar.

Her fiilin “Esma’ül Hüsna” Allah’ın güzel isimlerinden birinin zuhur yeri olduğunu kavrar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi “vahid” ismidir. Hakikat mertebesinin devamıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Her fiilin, Allah'ın güzel isimlerinden biri olan "Esma'ül Hüsna"nın ortaya çıktığı yer olduğunu kavrar. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Vahid" ismidir. Hakikat mertebesinin devamıdır.

"Mûsevîlik Mertebesi"nin tahsil yeri ve mertebesi, eymen vadisinin hakikati de burasıdır.

"Mûsevîlik Mertebesi"nin tahsil yeri ve mertebesi, eymen vadisinin hakikati de burasıdır.

Kelime-i Tevhid'in burada "lâ ilâhe illâ" kısmı müşahede (gözlem) ile, "lah" kısmı ise lafızla (sözle) söylenmektedir, diye özetledi. Ancak bu makamın da olgunlaşması için bir süre daha misafir olmanız gereklidir diyerek dersine son verdi.

“Mertebe-i Museviyyet”in tahsil yeri ve mertebesi, eymen vadisinin hakikati de burasıdır.

"Mûsevîlik Mertebesi"nin tahsil yeri ve mertebesi, eymen vadisinin hakikati de burasıdır.

Kelime-i Tevhid burada "lâ ilâhe illâ" kısmı müşahede ile, "lah" kısmı ise lafızla söylenmektedir, diye özetledi. Ancak bu makamın da olgunlaşması için bir süre daha misafir olmanız gereklidir diyerek dersine son verdi.

Hakk Yolcusu sâlik orada da bir süre daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemalatına ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "Mûsevîlik Mertebesi"nden belgelerini alarak (Allah) lafzının ikinci (2.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Yâ Vâhid" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Hakk Yolcusu sâlik orada da bir süre daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemalatına ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "Mûsevîlik Mertebesi"nden belgelerini alarak (Allah) lafzının ikinci (2.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Yâ Vâhid" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.

Kelime-i Tevhid burada “lâ ilâhe illâ al” müşahede ile “lah” kısmı ise, lafızla söylenmektedir, diye özetledi. Ancak bu makamın da olgunlaşması için bir müddet daha misafir olmanız gereklidir diyerek dersine son verdi.

Kelime-i Tevhid burada “lâ ilâhe illâ al” müşahede ile “lah” kısmı ise, lafızla söylenmektedir, diye özetledi. Ancak bu makamın da olgunlaşması için bir müddet daha misafir olmanız gereklidir diyerek dersine son verdi.

Hakk yolcusu salik orada da bir müddet daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemalatına ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine “Mertebe-i Museviyyet”ten belgelerini alarak (الله) “allah” lafzının ikinci (2.) () “lâm”ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve “ya vahid” esmasını da zikrederek beklemeğe başladı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Hakk yolcusu sâlik orada da bir müddet daha misafir olup oranın sakinleri ile de istişarelerde bulunup oranın kemâlâtına ulaştıktan sonra yoluna devam etmek için izin istedi. Bunun üzerine "Mertebe-i Museviyyet"ten belgelerini alarak (Allah'ın Musa'ya verdiği ilahi mertebe) "Allah" lafzının ikinci (2.) "lâm"ına ulaşmak için tekrar oluşturduğu tevhid kanatlarını açarak ve "Yâ Vâhid" esmasını da zikrederek beklemeye başladı.

 Nihayet ikinci (2.) () “lâm”ın onuncu (10.) katında yine bir ışık yandı, yine temkinli hareket ederek kanatlarını çarptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı, meğer burası “Mertebe-i İseviyyet” imiş. Orada onu İsa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra, o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Nihayet ikinci "lâm"ın onuncu katında yine bir ışık yandı. Yine temkinli hareket ederek kanatlarını çarptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı. Meğer burası "Mertebe-i İseviyyet" (İsa'ya ait mertebe) imiş. Orada onu İsa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra, o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.

Nihayet ikinci "lâm"ın onuncu katında yine bir ışık yandı. Yine temkinli hareket ederek kanatlarını çarptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı. Meğer burası "Mertebe-i İseviyyet" imiş. Orada onu İsa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra, o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.

Nihayet ikinci (2.) "lâm"ın onuncu (10.) katında yine bir ışık yandı, yine temkinli hareket ederek kanatlarını çarptı ve kısa süre sonra oraya ulaştı, meğer burası "Mertebe-i İseviyyet" imiş. Orada onu İsa (a.s.) karşıladı ve bir müddet misafir ettikten sonra, o da oranın dersini verip halini anlatmaya başladı.

Tevhid-i Sıfat Burası onuncu (10.) mertebe Tevhid-i Sıfat'tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Tevhid-i Sıfat Burası onuncu (10.) mertebe Tevhid-i Sıfat'tır.

Tevhid-i Sıfat: Sıfatların birliği anlamındadır.

Tevhid-i Sıfat Burası onuncu (10.) mertebe Tevhid-i Sıfat'tır, Tevhid-i Sıfat: Sıfatların birliği anlamınadır.

Makamı: "Teşbih" (benzetme)dir. "Fenâ fillah" (Allah'ta yok olma) Allah'ta fani olmaktır.

Zikri: "Ya Ahad"dır.

Tevhid-i Sıfat: Sıfatların birliği anlamındadır.

Tevhid-i Sıfat Burası onuncu (10.) mertebe Tevhid-i Sıfat’tır, Tevhid-i Sıfat : Sıfatların birliği anlamınadır.

Makamı : “Teşbih” (benzetme)dir. “fena fillah” Allahta fani olmaktır.

Makamı: "Teşbih" (benzetme)dir. "Fenâ fillah" (Allah'ta yok olma) Allah'ta fani olmaktır.

Zikri: "Ya Ahad"dır.

Alemi: "Âlem-i Ceberrut"tur, (Hakikat-i Muhammedi)dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Âlemi: "Âlem-i Ceberrut"tur, (Hakikat-i Muhammedi)dir.

Peygamberi: "İsa" (a.s.) dır.

Lakabı: "Ruhullah"tır.

Kelimesi: "Lâ mevsûfe illâ Allah" yani sıfatlanmış olan ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyr-i fillah" (Allah'ta yolculuk) Allah'ta seyirdir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim Âl-i İmrân 3/185 ayetinde:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ "Küllü nefsin zâikatü'l-mevt" (Her nefis ölümü tadacaktır.)

Zikri: “Ya Ahad”dır.

Peygamberi: "İsa" (a.s.) dır.

Lakabı: "Ruhullah" dır.

Kelimesi: "Lâ mevsûfe illâ Allah" yani sıfatlanmış olan ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyr-i fillah" (Allah'ta yolculuk) Allah'ta seyirdir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim Âl-i İmrân 3/185 ayetinde:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ "Küllü nefsin zâikatü'l-mevt" (Her nefis ölümü tadacaktır.)

Zikri : “Ya Ahad”dır.

Alemi : “Alemi Ceberrut”tur, (Hakikati Muhammedi)dir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Âlemi: "Âlem-i Ceberrut"tur (Hakikat-i Muhammedi).

Peygamberi: "İsa" (a.s.)'dır.

Lakabı: "Ruhullah"tır.

Kelimesi: "Lâ mevsûfe illâ Allah" yani sıfatlanmış olan ancak Allah'tır.

Seyri: "Seyr-i fillah" (Allah'ta seyir). İdrakı: Kur'an-ı Kerim Ali İmran 3/185 ayetinde:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ

"Küllü nefsin zâikatü'l-mevti"

mealen, her nefis ölümü tadacaktır.

Hâli: Kur'an-ı Kerim Bakara 2/253 ayetinde: وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ "Ve eyyednâhu bi-rûhi'l-kudüsi"

Peygamberi : “İsa”(a.s.) dır.

Lakabı : “Ruhullah” dır.

Kelimesi : “la mevsufe illâ allah” yani sıfatlanmış olan ancak Allah’tır.

Seyri : “Seyri fillah” Allah’da seyir İdrakı : Kur’anı Keriym Ali İmran 3/185 ayetinde

نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِوكُلّ 

“küllü nefsin zaikatül mevti”

mealen, mealen, her nefis ölümü tadacaktır.”

Hali: Kur'an-ı Kerim Bakara 2/253 ayetinde, وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ “ve eyyednahu biruhil kudüsi”

mealen, “biz onu ruhül kudüs ile destekledik.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Meal olarak, "Biz onu Ruhü'l-Kudüs ile destekledik."

Yaşantısı: Bu mertebede kişi daha önce bu varlığın "Esmaü'l-Hüsna"dan, yani Allah'ın güzel isimlerinden kaynaklandığını idrak etmişti. Bu defa isimlerin dahi kökenlerinin Allah'ın sıfatlarına, "Sıfat-ı Sübûtiyye"ye (Allah'ın zâtına ait olan ve ezelî olan sıfatları) yani hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar'a dayandığını ve her şeyin aslında bu sıfatlardan kaynaklandığını anlamaya başlar.

Yaşantısı: Bu mertebede kişi daha evvelce bu varlığın "Esmaül Hüsna" Allah'ın güzel isimlerinden kaynaklandığını idrak etmişti. Bu defa isimlerin dahi kökenlerinin Allah'ın sıfatlarına "Sıfat-ı Sübûtiyye" (Allah'ın zâtına ait olan ve ezelî olan sıfatları) yani hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar'a dayandığını ve her şeyin aslında bu sıfatlardan kaynaklandığını anlamaya başlar.

 her nefis ölümü tadacaktır.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Her nefis ölümü tadacaktır.

Hali: Kur'an-ı Kerim Bakara 2/253 ayetinde,

وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ

"ve eyyednahu biruhil kudüsi"

mealen, "biz onu Ruhü'l-Kudüs ile destekledik."

Yaşantısı: Bu mertebede kişi daha önce bu varlığın "Esmaü'l-Hüsna" yani Allah'ın güzel isimlerinden kaynaklandığını idrak etmişti. Bu defa isimlerin dahi kökenlerinin Allah'ın sıfatlarına, "Sıfat-ı Sübutiye" yani hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar'a dayandığını ve her şeyin aslında bu sıfatlardan kaynaklandığını anlamaya başlar.

Hali : Kur’anı Keriym Bakara 2/253 ayetinde,

دَنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِعوَآيْ

“ve eyyednahu biruhil kudüsi”

mealen, “biz onu ruhül kudüs ile destekledik.”

Yaşantısı : Bu mertebede kişi daha evvelce bu varlığın “Esmaül Hüsna” Allah’ın güzel isimlerinden kaynaklandığını idrak etmişti. Bu defa isimlerin dahi kökenlerinin Allah’ın sıfatlarına “Sıfatı Subutiye” yani hayat, ilim, irade, kudret, kelam, semi, basar’a dayandığını ve herşeyin aslında bu sıfatlardan kaynaklandığını anlamaya başlar. 

Bu makamın anahtarı ve yükseltisi “Ahad” ismidir, hakikat mertebesinin devamıdır. Burada zikredilen “Ahad” Ahadiyyet mertebesi değil, “Ahad” ismidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bu makamın anahtarı ve yükseltisi "Ahad" ismidir, hakikat mertebesinin devamıdır. Burada anılan "Ahad" Ahadiyyet mertebesi değil, "Ahad" ismidir.

Bu makamın anahtarı ve yükseltisi "Ahad" ismidir, hakikat mertebesinin devamıdır. Burada anılan "Ahad" Ahadiyyet mertebesi değil, "Ahad" ismidir.

Bu mertebeye ulaşıncaya kadar epey yükselme kaydeden Hakk Yolcusu, burada bir mertebe daha yükselir ve "tenzih"ten, "teşbih"e ulaşır.

Bu makamın anahtarı ve yükseltisi "Ahad" ismidir, hakikat mertebesinin devamıdır. Burada zikredilen "Ahad" Ahadiyyet mertebesi değil, "Ahad" ismidir.

Bu mertebeye ulaşıncaya kadar epey yükselme kaydeden Hakk Yolcusu, burada bir mertebe daha yükselir ve "tenzih"ten, "teşbih"e ulaşır.

İseviyet mertebesinin tahsil yeri "Ruhül Kudüs"ün bâtınî zuhur yeridir. "Lâ ilâhe illâ" müşahade ile "hû" kısmı ise, lafızla söylenmektedir diye özetledi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İseviyet mertebesinin öğrenim yeri, "Ruhül Kudüs"ün bâtınî zuhur yeridir. "Lâ ilâhe illâ" kısmı müşahade ile, "hû" kısmı ise lafızla söylenmektedir diye özetledi.

Bu mertebeye ulaşıncaya kadar epey yükselme kaydeden Hakk Yolcusu, burada bir mertebe daha yükselir ve "tenzih"ten, "teşbih"e ulaşır.

İseviyet mertebesinin öğrenim yeri, "Ruhül Kudüs"ün bâtınen zuhur mahallidir. "Lâ ilâhe illâ" kısmı müşahade ile, "hû" kısmı ise lafızla söylenmektedir diye özetledi.

Bu mertebeye ulaşıncaya kadar epey yükselme kaydeden salik, burada bir mertebe daha yükselir ve “tenzih”ten, “teşbih”e ulaşır. 

Mertebe-i İseviyyet’in tahsil yeri “Ruhül Kudüs”ün batınen zuhur mahallidir. “lâ ilâhe ell” müşahade ile “ah” kısmı ise, lafızla söylenmektedir diye özetledi. 

Ancak bu makamın olgunlaşması için bir müddet daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersine son verdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ancak bu makamın olgunlaşması için bir süre daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersini bitirdi.

Musevî meşrebinde olanlar dokuzda, yani "Allah" lafzının birinci "lâm"ında; İsevî mertebesinde olanlar ise onda, yani "Allah" lafzının ikinci "lâm"ında kalırlar ki, burası da okunuşu itibarıyla "ella"dır.

Ancak bu makamın olgunlaşması için bir süre daha misafir olmanız gereklidir, diyerek dersini bitirdi.

Musevî meşrebinde olanlar dokuzda, yani "Allah" lafzının birinci "lâm"ında; İsevî mertebesinde olanlar ise onda, yani "Allah" lafzının ikinci "lâm"ında kalırlar ki, burası da okunuşu itibarıyla "ella"dır.

O halde onların kelime-i tevhidleri "lâ ilâhe illa ella" olur. "Allah" lafzının manasını ve gerçeğini oluşturamamışlar, "lâ ilâhe" (ilahlar yok) "illa ella" (ancak ancak) diye hayal âleminde uçuşup durmuşlar, sonra tekrar geri dönüp "ilâhe"ye yönelerek, "mutlak ilah"a erişemeden hayallerinde kurdukları ilahlarla baş başa yaşamışlar. İçlerinden çok azı kendi ulaştıkları menzilde tutunabilmişlerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

O halde onların kelime-i tevhidleri "lâ ilâhe illa ella" olur. "Allah" lafzının manasını ve gerçeğini oluşturamamışlar, "lâ ilâhe" (ilahlar yok) "illa ella" (ancak ancak) diye hayal âleminde uçuşup durmuşlar, sonra tekrar geri dönüp "ilâhe"ye yönelerek, "mutlak ilah"a erişemeden hayallerinde kurdukları ilahlarla baş başa yaşamışlar. İçlerinden çok azı kendi ulaştıkları menzilde tutunabilmişlerdir.

Museviyyet meşrebinde olanlar dokuz (9) da yani (الله) “allah” lafzının birinci (1.) () “lâm”ında İseviyyet mertebesinde olanlarda on (10)da yani (الله) “allah” lafzının ikinci (2.) () “lâm”ında kalırlar, ki burası da okunuşu itibariyle “ella”dır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Musevî meşrebinde olanlar dokuzda, yani "Allah" lafzının birinci "lâm"ında kalırlar. İsevî mertebesinde olanlar ise onda, yani "Allah" lafzının ikinci "lâm"ında kalırlar ki, burası da okunuşu itibarıyla "ella"dır.

O halde onların kelime-i tevhidleri "lâ ilâhe illa ella" olur. "Allah" lafzını manen ve gerçeğiyle oluşturamamışlar, "lâ ilâhe" (ilahlar yok) "illa ella" (ancak ancak) diye hayal âleminde uçuşup durmuşlar, sonra tekrar geri dönüp "ilâhe"ye yönelerek, "mutlak ilah"a erişemeden hayallerinde kurdukları ilahlarla baş başa yaşamışlar. İçlerinden çok azı kendi ulaştıkları menzilde tutunabilmişlerdir.

O halde onların kelime-i tevhid’leri “lâ ilâhe illa ella” olur. (الله) “allah” lafzının manen ve gerçeği ile oluşturamamışlar “lâ ilâhe” (ilahlar yok) “illa ella” (ancak ancak) diye hayal aleminde uçuşup durmuşlar, sonra tekrar geri dönüp “ilâhe”ye yönelerek, “mutlak ilah”a erişemeden hayallerinde kurdukları ilahlarla baş başa yaşamışlar. İçlerinden çok azı kendi ulaştıkları menzilde tutanabilmişlerdir. 

Çünkü buradan sonra ulaşmaları lazım gelen menzil onbirinci (11.) mertebedir, ki bu ise, (الله) “allah” lafzında bulunan ancak yazıda ve görüntüde olmayan sadece lafızda söylenen (الله) “allah” lafzının ikinci (2.) gizli (ُ) “elif”idir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Çünkü buradan sonra ulaşmaları gereken menzil on birinci mertebedir ki bu ise, "Allah" lafzında bulunan ancak yazıda ve görüntüde olmayan, sadece lafızda söylenen "Allah" lafzının ikinci gizli "elif"idir.

Çünkü buradan sonra ulaşmaları gereken menzil on birinci mertebedir ki bu ise, "Allah" lafzında bulunan ancak yazıda ve görüntüde olmayan, sadece lafızda söylenen "Allah" lafzının ikinci gizli "elif"idir.

İşte yazıda ve görüntüde olmayan, sadece lafızda olan bu "elif"e ulaşmak, onlara korku, titreme ve haşyet verdi, çünkü burası varlık ve yokluk sınırıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İşte yazıda ve görüntüde olmayan, sadece lafızda olan bu "elif"e ulaşmak, onlara korku, titreme ve haşyet (Allah korkusuyla karışık saygı) verdi, çünkü burası varlık ve yokluk sınırıdır.

İşte yazıda ve görüntüde olmayan, sadece lafızda olan bu (ُ) "elif"e ulaşmak, onlara korku, titreme ve haşyet verdi, çünkü burası varlık ve yokluk sınırıdır.

İseviyyet (Hz. İsa'ya ait olma hali) hakikatini yaşayanlar, mertebeleri gereği Hakk'ta fani olup "lâ ilâhe illa ella" (ilahlar yoktur) dedikten sonra, kendilerini Hakk'ta fani etmiş olduklarından "illa ella" diyerek, fakat neyi tasdik edeceklerini oluşturamadıklarından halsiz düşüp öylece kalmışlardır.

İşte yazıda ve görüntüde olmayan sadece lafızda olan bu (ُ) “elif”e ulaşmak, onlara korku, titreme ve haşyet verdi, çünkü burası varlık ve yokluk sınırıdır. 

İseviyyet hakikatini yaşayanlar mertebeleri gereği Hakk’ta fani olup “lâ ilâhe illa ella” (ilahlar yoktur) dedikten sonra, kendilerinin Hakk’ta fani etmiş olduklarından “illa ella” diyerek, fakat neyi tasdik edeceklerinin oluşturamadıklarından halsiz düşüp öylece kalmışlardır. 

İsevilik hakikatini yaşayanlar, mertebeleri gereği Hakk'ta fani olup "lâ ilâhe illa ella" (ilahlar yoktur) dedikten sonra, kendilerini Hakk'ta fani ettiklerinden dolayı "illa ella" diyerek, fakat neyi tasdik edeceklerini oluşturamadıklarından halsiz düşüp öylece kalmışlardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İsevilik hakikatini yaşayanlar, mertebeleri gereği Hakk'ta fani olup "lâ ilâhe illa ella" (ilahlar yoktur) dedikten sonra, kendilerini Hakk'ta fani ettiklerinden dolayı "illa ella" diyerek, fakat neyi tasdik edeceklerini oluşturamadıklarından halsiz düşüp öylece kalmışlardır.

Bu mertebenin taklitçileri ise, "lâ ilâhe illa ella" derken kolaylarına gelip "lâ ilâhe illâ ilâhe"ye dönüştürüp gerilere dönerek, tekrar kesrete (çokluğa) ve putperestliğe dönmüşlerdir.

Bu mertebenin taklitçileri ise, "lâ ilâhe illa ella" derken kolaylarına gelip "lâ ilâhe illâ ilâhe"ye dönüştürüp gerilere dönerek, tekrar kesrete (çokluğa) ve putperestliğe dönmüşlerdir.

Bu mertebenin taklitçileri ise, “lâ ilâhe illa ella” derken kolaylarına gelip “lâ ilâhe illâ ilâhe”ye dönüştürüp gerilere dönerek, tekrar kesrete ve putperestliğe dönmüşlerdir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu mertebenin taklitçileri ise, "lâ ilâhe illâllah" derken kolaylarına gelip "lâ ilâhe illâ ilâhe"ye dönüştürüp gerilere dönerek, tekrar kesrete (çokluğa) ve putperestliğe dönmüşlerdir.

İşte İsa (a.s.) dünyaya dönmeden evvel son kalan iki (2) mertebeyi idrak edecek ve böylece (Allah) lafzını gerçekten idrak ederek söyleyecek ve "Muhammedî" olacak ve tekrar dünyaya geldiğinde "Muhammedî şeriat" ile amel ve tatbikatta bulunacaktır.

İşte İsa (a.s.) dünyaya dönmeden evvel son kalan iki (2) mertebeyi idrak edecek ve böylece (الله) “allah” lafzını gerçekten idrak ederek söyleyecek ve “Muhammedi” olacak ve tekrar dünyaya geldiğinde “şeriat-ı Muhammedi” ile amel ve tatbikatta bulunacaktır. 

İşte İsa (a.s.) dünyaya dönmeden önce son kalan iki mertebeyi idrak edecek ve böylece "Allah" lafzını gerçekten idrak ederek söyleyecek ve "Muhammedî" olacak ve tekrar dünyaya geldiğinde "Muhammed şeriatı" ile amel ve uygulamada bulunacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte İsa (a.s.) dünyaya dönmeden önce son kalan iki mertebeyi idrak edecek ve böylece "Allah" lafzını gerçekten idrak ederek söyleyecek ve "Muhammedî" olacak ve tekrar dünyaya geldiğinde "Muhammed şeriatı" ile amel ve uygulamada bulunacaktır.

Daha önceki bölümlerde "Kelime-i Tevhid"in inişini, sonra da çıkışını ve ayrıca çıkılışını da açıklamaya çalışmıştık ve on üçüncü mertebeye yani "Allah" lafzının ikinci "lâm"ına "İseviyet Mertebesi" ile ulaşmıştık.

Daha önceki bölümlerde "Kelime-i Tevhid"in inişini, sonra da çıkışını ve ayrıca çıkılışını da açıklamaya çalışmıştık ve on üçüncü mertebeye yani "Allah" lafzının ikinci "lâm"ına "İseviyet Mertebesi" ile ulaşmıştık.

Daha evvelki bölümlerde “Kelime-i Tevhid”in “nüzül” inişini, sonra da “uruc” çıkışını ve ayrıca çıkılışını da izah etmeye çalışmıştık ve on üçüncü (13.) mertebeye yani (الله) “allah” lafzının ikinci (2.) () “lâm”ına “Mertebe-i İseviyet”le ulaşmıştık. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Daha önceki bölümlerde "Kelime-i Tevhid"in inişini, sonra da çıkışını ve ayrıca çıkılışını da açıklamaya çalışmıştık ve on üçüncü (13.) mertebeye yani "Allah" lafzının ikinci (2.) "lâm"ına "Mertebe-i İseviyet"le ulaşmıştık.

Fakat bu sefer önümüze, lafızda olup da yazıda, görüntüde olmayan bir "elif" mertebesi çıkmıştı. İşte bu "elif"in varlığının olmayışı "sidre-i münteha"dır (son sınır). Cebrail (a.s.)'ın "yanarım" dediği, Hz. Peygamber'in "yanarsam ben yanayım" deyip yükseldiği yerdir ve oraya ancak gerçek Muhammedîlere yol vardır.

Fakat bu sefer önümüze, lafızda olup da yazıda, görüntüde olmayan bir “mertebe” (ُ) “elif” çıkmıştı. İşte bu (ُ) “elif”in vücudunun olmayışı “sidre-i münteha”dır. Cebrail (a.s.) ın “yanarım” dediği Hz. Peygamberin “yanarsam ben yanayım” deyip yükseldiği yerdir ve oraya ancak gerçek muhammedilere yol vardır. 

Fakat bu sefer önümüze, lafızda olup da yazıda, görüntüde olmayan bir "mertebe" (ُ) "elif" çıkmıştı. İşte bu (ُ) "elif"in varlığının olmayışı "sidre-i münteha"dır (son sınır, ötesine geçilemeyen yer). Cebrail (a.s.)'ın "yanarım" dediği, Hz. Peygamber'in "yanarsam ben yanayım" deyip yükseldiği yerdir ve oraya ancak gerçek Muhammedîlere yol vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Fakat bu sefer önümüze, lafızda olup da yazıda, görüntüde olmayan bir "mertebe" (makam, derece) "elif" çıkmıştı. İşte bu (makam, derece) "elif"in varlığının olmayışı "sidre-i münteha"dır (son sınır, ötesine geçilemeyen yer). Cebrail (a.s.)'ın "yanarım" dediği, Hz. Peygamber'in "yanarsam ben yanayım" deyip yükseldiği yerdir ve oraya ancak gerçek Muhammedîlere yol vardır.

Onuncu mertebedeki sistem diğer mertebelerdeki sistem gibi değildir. Buradan karşıya (makam, derece) "elif"e ulaşmak, diğerlerinde olduğu gibi burada da imkânsızdır, çünkü bir varlık yok, sadece lafız ve mana vardır.

Onuncu (10.) mertebedeki sistem diğer mertebelerdeki sistem gibi değildir. Buradan karşıya (ُ) "elif"e ulaşmak, diğerlerinde olduğu gibi burada da imkânsızdır, çünkü bir varlık yok, sadece lafız ve mana vardır.

Onuncu (10.) mertebedeki sistem diğer mertebelerdeki sistem gibi değildir. Buradan karşıya (ُ) “elif”e ulaşmak, diğerlerinde olduğu gibi burada da imkansızdır, çünkü bir vücud yok sadece lafız ve mana vardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Onuncu mertebedeki sistem, diğer mertebelerdeki sistem gibi değildir. Buradan karşıya (ُ) “elif”e ulaşmak, diğerlerinde olduğu gibi burada da imkânsızdır, çünkü bir varlık yok, sadece lafız ve mana vardır.

Oraya geçmek için onuncu mertebede bekleyen kimselerin onda yapacakları bir şeyleri yoktur, çünkü oranın sakinleri “fena fillah”da (Allah'ta yok olma hâli) fani olmuş bulundukları yerde tam sakin olmuş gibi, hareketsiz görünürler. Bu hallerinden dolayı kendilerinde kalkıp da bir sonraki aşamaya ulaştırmak için yapacakları talepleri de yoktur, çünkü olamaz.

Oraya geçmek için onuncu (10.) mertebede bekleyen kimselerin onda yapacakları birşeyleri yoktur, çünkü oranın sakinleri “fena fillah”da fani olmuş bulundukları yerde tam sakin olmuş gibi, hareketsiz görünürler. Bu hallerinden dolayı kendilerinde kalkıp da bir sonra ki aşamaya ulaştırmak için yapacakları talepleri de yoktur, çünkü olamaz. 

Oraya geçmek için onuncu (10.) mertebede bekleyen kimselerin orada yapacakları bir şeyleri yoktur, çünkü oranın sakinleri "fena fillah" (Allah'ta yok olma) hâlinde fani olmuş bulundukları yerde tam sakin olmuş gibi, hareketsiz görünürler. Bu hallerinden dolayı kendilerinde kalkıp da bir sonraki aşamaya ulaştırmak için yapacakları talepleri de yoktur, çünkü olamaz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Oraya geçmek için onuncu (10.) mertebede bekleyen kimselerin orada yapacakları bir şeyleri yoktur, çünkü oranın sakinleri "fena fillah" (Allah'ta yok olma) hâlinde fani olmuş bulundukları yerde tam sakin olmuş gibi, hareketsiz görünürler. Bu hallerinden dolayı kendilerinde kalkıp da bir sonraki aşamaya ulaştırmak için yapacakları talepleri de yoktur, çünkü olamaz.

Buradan yukarıya ancak seçilerek, başkaları tarafından alınarak götürülürler. O da şöyle olur: Kendilerinden geçmiş, Hakk'ta fani vaziyette sakin olarak beklemede olanlara on birinci (11.) Muhammediyyet mertebesinden (Hz. Muhammed'e ait mertebe) bir elçi yollanır. Yanlarına geldiğinde "fani" olduklarından farkına varmazlar, ancak o elçi onlara yavaş yavaş dokunur. Bazıları uyanır, bazıları hiç uyanmazlar. Uyananlar yarı dalgın olanlardır, derecelerini eksik yapanlardır.

Buradan yukarıya ancak seçilerek, başkaları tarafından alınarak götürülürler. O da şöyle olur: Kendilerinden geçmiş, Hakk'ta fani vaziyette sakin olarak beklemede olanlara on birinci (11.) Muhammediyyet mertebesinden (Hz. Muhammed'e ait mertebe) bir elçi yollanır. Yanlarına geldiğinde "fani" olduklarından farkına varmazlar, ancak o elçi onlara yavaş yavaş dokunur. Bazıları uyanır, bazıları hiç uyanmazlar. Uyananlar yarı dalgın olanlardır, derecelerini eksik yapanlardır.

Buradan yukarıya ancak seçilerek, başkaları tarafından alınarak götürülürler. O da şöyle olur, kendilerinden geçmiş Hakk’ta fani vaziyette sakin olarak beklemede olanlara onbirinci (11.) muhammediyyet mertebesinden bir elçi yollanır, yanlarına geldiğinde “fani” olduklarından farkına varmazlar, ancak o elçi onlara yavaş yavaş dokunur. Bazıları uyanır, bazıları hiç uyanmazlar. Uyananlar yarı dalgın olanlardır, derecelerini eksik yapanlardır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Buradan yukarıya ancak seçilerek, başkaları tarafından alınarak götürülürler. O da şöyle olur: Kendilerinden geçmiş, Hakk'ta fani vaziyette sakin olarak beklemede olanlara on birinci (11.) Muhammediyet mertebesinden bir elçi yollanır. Yanlarına geldiğinde "fani" olduklarından farkına varmazlar, ancak o elçi onlara yavaş yavaş dokunur. Bazıları uyanır, bazıları hiç uyanmazlar. Uyananlar yarı dalgın olanlardır, derecelerini eksik yapanlardır.

Uyanmayanlar ise, gerçekten Hakk’ta fani olmuş, Hakk tecellisi içinde kendilerini tamamen kaybettiklerinden uyanamamışlardır. İşte bunların arasından seçilen bazı “fena fillah” sakinleri, oradan alınarak o mertebenini başka bir bölümünde yeni bir ameliyeye tabi tutulurlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Uyanmayanlar ise, gerçekten Hakk'ta fani olmuş, Hakk'ın tecellisi içinde kendilerini tamamen kaybettiklerinden uyanamamışlardır. İşte bunların arasından seçilen bazı "fenafillah" (Allah'ta yok olma) sakinleri, oradan alınarak o mertebenin başka bir bölümünde yeni bir işleme tabi tutulurlar.

Uyanmayanlar ise, gerçekten Hakk'ta fani olmuş, Hakk'ın tecellisi içinde kendilerini tamamen kaybettiklerinden uyanamamışlardır. İşte bunların arasından seçilen bazı "fenafillah" (Allah'ta yok olma) sakinleri, oradan alınarak o mertebenin başka bir bölümünde yeni bir işleme tabi tutulurlar.

Şöyle ki, kendilerinde, içlerinde kemale ermiş, "İsevî hakikat"in manasını alıp cesedini orada bırakırlar, "İsevî mana"nın kulağına (yeni doğan çocuğun kulağına okunan Muhammedî Ezan gibi) "Muhammedî Ezan"ı okurlar, o andan itibaren, "İsevî mana" "Muhammedî mana"ya dönüşür ve on birinci mertebenin kapıları açılmış, böylece o mertebenin adayı olmuş olurlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Şöyle ki, kendilerinde, içlerinde kemale ermiş, "İsevî hakikat"in manasını alıp cesedini orada bırakırlar, "İsevî mana"nın kulağına (yeni doğan çocuğun kulağına okunan Muhammedî Ezan gibi) "Muhammedî Ezan"ı okurlar, o andan itibaren, "İsevî mana" "Muhammedî mana"ya dönüşür ve on birinci mertebenin kapıları açılmış, böylece o mertebenin adayı olmuş olurlar.

Şöyle ki, kendilerinde, batınlarında kemale ermiş, “hakikati İseviyye”nin manasını alıp cesedini orada bırakırlar, “manayı İseviyyet”in kulağına (yeni doğan çocuğun kulağına okunan Ezan-ı Muhammedi gibi) “Ezan-ı Muhammediyye”yi okurlar, o andan itibaren, “manayı İseviyye” “manayı Muhammediyye”ye dönüşür ve onbirinci (11.) mertebenin kapıları açılmış, böylece o mertebenin namzeti olmuş olurlar. 

Bu ameliyeden sonra gelen elçiler, onuncu kattan seçilen çok az sayıda olan namzetlerle, görünmeyen (ُ) “elif”in sakinleri olmak ve oranın halini tahsil etmek üzere onbirinci (11.) kata yükseltirler. Bu mertebe “Tevhid-i Zat”tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bu ameliyeden sonra gelen elçiler, onuncu kattan seçilen çok az sayıda olan namzetleri, görünmeyen (ُ) “elif”in sakinleri olmak ve oranın halini tahsil etmek üzere on birinci (11.) kata yükseltirler. Bu mertebe “Tevhid-i Zât”tır.

Bu işlemden sonra gelen elçiler, onuncu kattan seçilen çok az sayıdaki adayları, görünmeyen (ُ) “elif”in sakinleri olmak ve oranın halini öğrenmek üzere on birinci (11.) kata yükseltirler. Bu mertebe “Zât Tevhidi”dir.

26-9-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Burası on birinci (11.) mertebe Zât Tevhidi’dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

26-9-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Burası on birinci (11.) mertebe Zât Tevhidi'dir.

Zât Tevhidi: Zâtların birliği anlamındadır.

Makamı: "Tenzih ve Teşbih Tevhidi"dir. Cem, yani toplamadır. "Baka billah" (Hakk'ta baki olma) demektir.

26-9-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama

Burası on birinci (11.) mertebe Tevhid-i Zât'tır, Tevhid-i Zât: Zâtların birliği anlamınadır.

Makamı: "Tenzih ve Teşbih Tevhidi"dir. Cem, yani toplamadır. "Baka billah" (Hakk'ta baki olma) demektir.

Zât Tevhidi: Zâtların birliği anlamındadır.

Makamı: “Tenzih ve Teşbih Tevhidi”dir. Cem, yani toplamadır. “Baka billah” (Hakk’ta baki olma) demektir.

26-9-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama

### Tevhid’i Zat

Burası onbirinci (11.) mertebe Tevhid-i Zat’tır, Tevhid-i Zat : Zatların birliği anlamınadır.

Makamı : “Tenzih-i ve Teşbih-i Tevhiddir” Cem, yani toplamadır. “Baka billah” (Hakk’ta baki olma) demektir.

Zikri : “Ya Samed”dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Zikri: "Ya Samed"dir.

Alemi: "Zât alemi" (Lahut alemi)

Peygamberi: "Muhammed Mustafa" (s.a.v.)dır.

Lakabı: "Habibullah"

Kelimesi: "La mağbude illallah - lâ ilâhe illallah"tır.

Seyri: "Seyr-i meaallah" yani Allah'la beraber seyirdir.

Suresi: "İhlas Suresi"dir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/18. ayetinde:

"şehidellahü ennehu lâ ilâhe illa hüve"

mealen: "Allah, kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti."

Zikri: "Ya Samed"dir.

Alemi: "Zât alemi" (Lahut alemi)

Peygamberi: "Muhammed Mustafa" (s.a.v.)dır.

Lakabı: "Habibullah"

Kelimesi: "La mağbude illallah - lâ ilâhe illallah"tır.

Seyri: "Seyr-i meaallah" yani Allah'la beraber seyirdir.

Suresi: "İhlas Suresi"dir.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân Suresi 3/18. ayetinde:

"şehidellahü ennehu lâ ilâhe illa hüve"

mealen: "Allah, kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti."

Alemi : “Zat alemi” (Alemi lahud) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Âlemi: "Zât âlemi" (Lâhut âlemi)

Peygamberi: "Muhammed Mustafa" (s.a.v.)'dır.

Lakabı: "Habibullah"

Kelimesi: "Lâ mağbûde illallah - lâ ilâhe illallah"tır.

Seyri: "Seyr-i meaallah" yani Allah'la beraber seyirdir.

Sûresi: "İhlâs Sûresi"dir. İdrakı: Kur'ân-ı Kerîm'in Âl-i İmrân Sûresi 3/18. âyetinde:

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

"Şehidellahü ennehu lâ ilâhe illâ hüve"

Meâlen: "Allah kendi kendine şahittir ki, O'ndan başka ilah yoktur."

Peygamberi : “Muhammed Mustafa” (SAV)dır.

Lakabı : “Habibullah”

Kelimesi : “La mağbude illallah- lâ ilâhe illallah” dır.

Seyri : “Seyri meaallah” Allah’la beraber seyirdir.

Suresi : “İhlas Suresi” dir İdrakı : Kur’anı Keriym Ali İmran 3/18 ayetinde

لاهُوََهَ لَا الَهَ الاَّعشَهِدَ اللَّهُ أَن

 “şehidellahü ennehu lâ ilâhe illa hüve”

mealen “Allah kendi kendine şahittir, ki ondan başka ilah yoktur.”

“Allah kendi kendine şahittir ki, ondan başka ilah yoktur.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

"Allah kendi kendine şahittir ki, ondan başka ilah yoktur."

Hali: Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ 20/14 ayetinde, إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي "inneniy enellahü lâ ilâhe illa ene fabüdniy"

mealen "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, artık bana ibadet et."

Yaşantısı: Daha önceki mertebede Hakk'ta fani olup kendisini "kayıp/gaib eden", yok olan Hakk Yolcusu, eğer bu mertebeye ulaşırsa, tekrar kendisine gelir. Fakat bu kendisine geliş eski haliyle değil, yeni haliyle ve çok latif olacaktır. Onu gören yine eskisi gibi haliyle zanneder. Fakat bu defa o, "Hakk ile baki/baka billah" (Allah ile varlığını sürdüren) olarak hayatına devam etmeye başlar.

Hali: Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ 20/14 ayetinde, إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي “inneniy enellahü lâ ilâhe illa ene fabüdniy”

mealen “Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, artık bana ibadet et.”

Yaşantısı: Daha önceki mertebede Hakk'ta fani olup kendini "kayıp/gaib eden", yok olan Hakk Yolcusu, eğer bu mertebeye ulaşırsa, tekrar kendine gelir. Fakat bu kendine geliş eski haliyle değil, yeni haliyle ve çok latif olacaktır. Onu gören yine eskisi gibi haliyle zanneder. Fakat bu defa o, "Hakk ile baki/baka billah" (Allah ile varlığını sürdüren) olarak hayatına devam etmeye başlar.

Hali : Kur’anı Keriym Ta- Ha 20/14 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Hali: Kur'an-ı Kerim'in Tâ-Hâ Suresi 20/14. ayetinde,

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي

mealen "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, artık bana ibadet et." buyrulur.

Yaşantısı: Daha önceki mertebede Hakk'ta fani olup kendini "kayıp/gaib eden", yok olan Hakk Yolcusu, eğer bu mertebeye ulaşırsa, tekrar kendine gelir. Fakat bu kendine geliş eski haliyle değil, yeni haliyle ve çok latif (ince, zarif) olacaktır. Onu gören yine eskisi gibi haliyle zanneder. Fakat bu defa o, "Hakk ile baki/baka billah" (Allah ile varlığını sürdüren) olarak hayatına devam etmeye başlar.

لاأنا فاعبدنىعإِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِيعإِذْ 

“inneniy enellahü lâ ilâhe illa ene fabüdniy”

mealen “şüphesiz ben allahım benden başka ilah yoktur artık bana ibadet et”

Yaşantısı : Daha evvelki mertebede Hakk’ta fani olup kendini “kayıp/gaib eden” yok olan salik, eğer bu mertebeye ulaşırsa, tekrar kendine gelir. Fakat bu kendine geliş eski haliyle değil yeni haliyle ve çok latif olacaktır. Onu gören yine eskisi gibi haliyle zanneder. Fakat bu defa o “Hakk ile baki/baka billah” olarak hayatına devam etmeye başlar. 

Bu kişinin ahlakı “tahallaku bir ahlakıllah” hikmeti gereği “Allah ahlakıyle ahlaklanmaktır.” Acaip bir yaşamdır. Muhafazası oldukça zordur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu kişinin ahlakı, "Allah ahlakıyla ahlaklanın" hikmeti gereği "Allah ahlakıyla ahlaklanmaktır." Bu, acayip bir yaşamdır. Onu korumak oldukça zordur.

Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Samed" ismidir. Bu, marifet (Allah'ı bilme) mertebesinin başlangıcıdır.

Artık bu kimseler ölmezler, çünkü ölmeden önce ölüp bu dünyada iken Hakk ile ve Hakk'ta dirilmişlerdir.

Bu kişinin ahlakı, "Allah ahlakıyla ahlaklanın" hikmeti gereği "Allah ahlakıyla ahlaklanmaktır." Bu, acayip bir yaşamdır. Onu korumak oldukça zordur.

Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Samed" ismidir. Bu, marifet (Allah'ı bilme) mertebesinin başlangıcıdır.

Artık bu kimseler ölmezler, çünkü ölmeden önce ölüp bu dünyada iken Hakk ile ve Hakk'ta dirilmişlerdir.

İşte "İhlas Suresi"ni ancak bu kimseler gerçek anlamıyla okuyabilirler ve yaşarlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

İşte "İhlas Suresi"ni ancak bu kimseler gerçek anlamıyla okuyabilirler ve yaşarlar.

Bu makamın anahtarı ve yükselticisi "Samed" ismidir. Marifet (Allah'ı bilme) mertebesinin başlangıcıdır.

Artık bu kimseler ölmezler, çünkü ölmeden önce ölüp bu dünyada iken Hakk ile ve Hakk'ta dirilmişlerdir.

İşte "İhlas-ı Şerif"i ancak bu kimseler gerçek manası ile okuyabilirler ve yaşarlar.

"Kelime-i Tevhid" dahi buraya gelinceye kadar en geniş hali ile bu mertebede ifadesini bulur. Gerçi daha henüz sondaki (ُ) "hu"ya ulaşılmamıştır ama oranın ışıltısı görünmeye başlamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Kelime-i Tevhid" dahi buraya gelinceye kadar en geniş hali ile bu mertebede ifadesini bulur. Gerçi daha henüz sondaki (ُ) "hu"ya ulaşılmamıştır ama oranın ışıltısı görünmeye başlamıştır.

"Allah kendi kendine şahittir, ki ondan başka ilah yoktur." ilahi kelamı bu hali ne güzel açıklar.

Ayrıca "şüphesiz ben allahım benden başka ilah yoktur artık bana ibadet et" ilahi kelamı yine bu hali bir başka yönden çok açık şekilde açıklar. Burada yapılan ibadet "ubudiyet" ismini alır. İbadet, kulun fiili, ubudiyet ise, Allah'ın ibadetidir.

Bu makamın anahtarı ve yükselticisi “Samed” ismidir. Marifet mertebesinin başlangıcıdır. 

Artık bu kimseler ölmezler, çünkü ölmeden evvel ölüp bu dünyada iken Hakk ile ve Hakk’ta dirilmişlerdir. 

İşte “İhlas’ı Şerif”i ancak bu kimseler gerçek manası ile okuyabilirler ve yaşarlar.

“Kelime-i Tevhid” dahi buraya gelinceye kadar en geniş hali ile bu mertebede ifadesini bulur. Gerçi daha henüz sondaki (ُ) “hu”ya ulaşılmamıştır ama oranın ışıltısı görünmeye başlamıştır. 

"Kelime-i Tevhid" dahi buraya gelinceye kadar en geniş hali ile bu mertebede ifadesini bulur. Gerçi daha henüz sondaki (ُ) "hu"ya ulaşılmamıştır ama oranın ışıltısı görünmeye başlamıştır.

"Allah kendi kendine şahittir, ki ondan başka ilah yoktur." kelamı ilahisi bu hali ne güzel izah eder.

Ayrıca "şüphesiz ben allahım benden başka ilah yoktur artık bana ibadet et" kelamı ilahisi yine bu hali bir başka yönden çok açık şekilde izah eder. Burada yapılan ibadet "ubudiyet" ismini alır. İbadet, kulun fiili, ubudiyet ise, Allah'ın ibadetidir.

“Allah kendi kendine şahittir, ki ondan başka ilah yoktur.” kelamı ilahisi bu hali ne güzel izah eder. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Allah kendi kendine şahittir ki, ondan başka ilah yoktur" ilahi sözü bu hali ne güzel açıklar.

Ayrıca "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, artık bana ibadet et" ilahi sözü yine bu hali başka bir yönden çok açık şekilde açıklar. Burada yapılan ibadet "ubudiyet" (kulluk) ismini alır. İbadet, kulun fiili iken, ubudiyet ise Allah'ın ibadetidir.

Bu mertebeye ulaşıp "zât âlemi" (Allah'ın özüne ait âlem) yaşantısını insanlık tarihinde ilk olarak ortaya koyan kişi, "zuhûr mahalli" (ortaya çıkış yeri) Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir.

Ayrıca “şüphesiz ben allahım benden başka ilah yoktur artık bana ibadet et” kelamı ilahisi yine bu hali bir başka yönden çok açık şekilde izah eder. Burada yapılan ibadet “ubudet” ismini alır. İbadet, kulun fiili, ubudet ise, Allah’ın ibadetidir. 

Bu mertebeye ulaşıp “zat alemi” yaşantısını insanlık tarihinde ilk olarak ortaya getiren kişi “zuhur mahalli” Hz. Muhammed SAV’dir. 

Bu mertebeye ulaşıp "zât âlemi" yaşantısını insanlık tarihinde ilk olarak ortaya çıkaran kişi, "zuhûr mahalli" Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu mertebeye ulaşıp "zât âlemi" yaşantısını insanlık tarihinde ilk olarak ortaya çıkaran kişi, zuhûr mahalli Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir.

Daha önce tenzih ile kayıtlanan mertebe-i museviyyet (Hz. Musa'ya ait mertebe) idraki ve daha sonra teşbih ile kayıtlanan iseviyyet (Hz. İsa'ya ait mertebe) idraki, bulundukları yerde kalmış, Allah lafzındaki gizli elife ulaşamamışlardı.

İşte ilk olarak oradaki gizli elifi müşahede eden, sonra da tenzih ve teşbihi orada birleştirip kendi varlığında tevhid ederek, evvelki her iki mertebeye de gerçek birer şahsiyet kazandırıp, hakikatleriyle ortaya koyup atıl durumdan faaliyete geçmelerine İslam ismi altında sebep olmuştur.

Daha önce "tenzih" ile kayıtlanan "mertebe-i museviyyet" (Hz. Musa'ya ait mertebe) idraki ve daha sonra "teşbih" ile kayıtlanan "iseviyyet" (Hz. İsa'ya ait mertebe) idraki, bulundukları yerde kalmış, "Allah" lafzındaki gizli "elif"e ulaşamamışlardı.

İşte ilk olarak oradaki gizli "elif"i müşahede eden, sonra da "tenzih" ve "teşbih"i orada birleştirip kendi varlığında "tevhid" ederek, evvelki her iki mertebeye de gerçek birer şahsiyet kazandırıp, hakikatleriyle ortaya koyup atıl durumdan faaliyete geçmelerine "İslam" ismi altında sebep olmuştur.

Daha evvelce “tenzih” ile kayıtlanan “mertebe-i museviyyet” idrakı daha sonra “teşbih” ile kayıtlanan “iseviyyet” idrakı bulundukları yerde kalmış (الله) “allah” lafzındaki gizli (ُ) “elif”e ulaşamamışlardı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Daha önce "tenzih" ile kayıtlanan "Mûsevîlik mertebesi" (Hz. Musa'nın makamı) idraki, daha sonra "teşbih" ile kayıtlanan "İsevîlik" (Hz. İsa'nın makamı) idraki bulundukları yerde kalmış, "Allah" lafzındaki gizli "elif"e ulaşamamışlardı.

İşte ilk olarak oradaki gizli "elif"i müşahade eden, sonra da "tenzih" ve "teşbih"i orada birleştirip kendi varlığında "tevhid" ederek, evvelki her iki mertebeye de gerçek birer şahsiyet kazandırıp, hakikatleriyle ortaya koyup atıl durumdan faaliyete geçmelerine "İslam" ismi altında sebep olmuştur.

İşte ilk olarak oradaki gizli (ُ) “elif”i müşahade eden, sonra da “tenzih” ve “teşbih”i orada birleştirip kendi varlığında “tevhid” ederek, evvelki her iki mertebeye de gerçek birer şahsiyyet kazandırıp, hakikatleriyle ortaya koyup atıl durumdan faaliyete geçmelerine “İslam” ismi altında sebebolmuştur. 

Böylece (الله) “allah” isminde bir merhale aşılarak, son menzile gelinmiştir. Bu menzile de “alemi ervah”da kulaklarına “ezanı Muhammedi” okunan “istidatı ezeli” sahipleri ulaşabilirler, diğerlerine yol yoktur, ancak her istidat sahibi de oraya ulaşamaz, çok gayret ve fedakarlık gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Böylece "Allah" isminde bir mertebe aşılarak, son menzile gelinmiştir. Bu menzile de "âlem-i ervah"ta (ruhlar âleminde) kulaklarına "ezan-ı Muhammedî" okunan "isti'dâd-ı ezelî" (ezelî yatkınlık) sahipleri ulaşabilirler; diğerlerine yol yoktur. Ancak her isti'dâd sahibi de oraya ulaşamaz, çok gayret ve fedakârlık gerekmektedir.

Böylece "Allah" isminde bir mertebe aşılarak, son menzile gelinmiştir. Bu menzile de "âlem-i ervah"ta (ruhlar âleminde) kulaklarına "ezan-ı Muhammedî" okunan "isti'dâd-ı ezelî" (ezelî yatkınlık) sahipleri ulaşabilirler; diğerlerine yol yoktur. Ancak her isti'dâd sahibi de oraya ulaşamaz, çok gayret ve fedakârlık gerekmektedir.

Bu mertebeyi de belirli bir olgunluk içinde tamamlayan sâlikin ulaşacağı bir mertebesi kalmıştır ki, o da "Allah" lafzının "Hû"sudur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu mertebeyi de belirli bir olgunluk içinde tamamlayan Hakk Yolcusu'nun ulaşacağı bir mertebesi kalmıştır ki, o da "Allah" lafzının "Hû"sudur.

Buradan karşısındaki "he"ye ulaşmayı arzu eden gizli "elif", "he"nin hasretini çekerek "ah..." etmeye başlar; bu "ah" aslına ve hüviyetine (bir şeyin kendi olma durumu, özdeşlik) ulaşma arzusudur ki, böylece her şeyiyle bütünleşmiş olacaktır.

Bu mertebeyi de belirli bir olgunluk içinde tamamlayan saliğin ulaşacağı bir mertebesi kalmıştır, ki o da (الله) “allah” lafzının (ُ) “hu”sudur.

Buradan karşısındaki (ُ) “he”ye ulaşmayı arzu eden gizli (ُ) “elif”, (ُ) “he”nin hasretini çekerek “ah...” etmeye başlar; bu “ah” aslına ve hüviyyetine ulaşma arzusudur, ki böylece herşeyi ile bütünleşmiş olacaktır. 

Buradan karşısındaki (ُ) “he”ye ulaşmayı arzu eden gizli (ُ) “elif”, (ُ) “he”nin hasretini çekerek “ah...” etmeye başlar; bu “ah” aslına ve hüviyetine ulaşma arzusudur, ki böylece her şeyiyle bütünleşmiş olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Buradan karşısındaki (ُ) "he"ye ulaşmayı arzu eden gizli (ُ) "elif", (ُ) "he"nin hasretini çekerek "ah..." etmeye başlar; bu "ah" aslına ve hüviyetine ulaşma arzusudur, ki böylece her şeyiyle bütünleşmiş olacaktır.

Ne tür "ah..." olursa olsun, bu muhabbetlerin hepsinin kaynağı "mutlak hüviyet" olan bu (ُ) "hu"dur. Kendileri bu sırrı bilseler de bilmeseler de, bütün aşkların ve muhabbetlerin kaynağı burasıdır.

Ne tür “ah...” olursa olsun, bu muhabbetlerin hepsinin kaynağı “mutlak hüviyet” olan bu (ُ) “hu”dur. Kendileri bu sırrı bilseler de bilmeseler de, bütün aşkların ve muhabbetlerin kaynağı burasıdır.

Ne türlü “ah...” olursa olsun, bu muhabbetlerin hepsinin kaynağı “hüviyyeti mutlaka” olan bu (ُ) “hu”dur. Kendileri bu sırrı bilseler de bilmeseler de, bütün aşklar ve muhabbetlerin kaynağı burasıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Ne tür "ah" olursa olsun, bu muhabbetlerin hepsinin kaynağı "mutlak hüviyet" olan bu "Hu"dur. Kendileri bu sırrı bilseler de bilmeseler de, bütün aşkların ve muhabbetlerin kaynağı burasıdır.

Bu sırrı bilen gerçek Hakk âşıklarının sonu Rablerine, diğerlerinin ise sonu nefislerine çıkar.

Bu sırrı bilen gerçek Hakk âşıklarının sonu Rablerine, diğerlerinin ise sonu nefislerine çıkar.

"Hu" esması Allah'ın yakıcı isimlerindendir. Ne yazık ki, bu çok büyük hakikatin farkında olmayan bazı kimseler, "Hu" ismini zikretmeye ve bu yoldan hüviyetlerine (Allah'a ait olma hallerine) ulaşmayı murat eden kimselere, olaya tavırla ("Hu"cular" (ne demekse!...) lakabını takmakla ne korkunç bir hataya düştüklerinin acaba farkında mıdırlar?...

Bu sırrı bilen gerçek Hakk aşıklarının sonu Rabb’larına, diğerlerinin ise, sonu nefislerine çıkar. 

Bu sırrı bilen gerçek Hakk aşıklarının sonu Rabb'larına, diğerlerinin ise, sonu nefislerine çıkar.

"Hu" esması Allah'ın yakıcı isimlerindendir. Ne yazık ki, bu çok büyük hakikatin farkında olmayan bazı kimseler, "Hu" ismini zikretmeye ve bu yoldan hüviyetlerine (Allah'a ait olma hallerine) ulaşmayı murat eden kimselere, olaya tavırla ("Hu"cular" (ne demekse!...) lakabını takmakla ne korkunç bir hataya düştüklerinin acaba farkında mıdırlar?...

(ُ) “hu” esması Allah’ın yakıcı isimlerindendir. Ne yazık ki, bu çok büyük hakikatın farkında olmayan bazı kimseler (ُ) “hu” ismini zikretmeye ve bu yoldan hüvviyyetlerine ulaşmayı muradeden kimselere, olaya tavırla (“hu”cular” (ne demekse!...) lakabını takmakla ne korkunç bir hataya düştüklerinin acaba farkında mıdırlar?...&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Hû" esması Allah'ın yakıcı isimlerindendir. Ne yazık ki, bu çok büyük hakikatin farkında olmayan bazı kimseler, "Hû" ismini zikretmeye ve bu yoldan hüviyetlerine (benliklerine) ulaşmayı arzu eden kimselere, olaya tavırla ("Hû'cular" (ne demekse!...) lakabını takmakla ne korkunç bir hataya düştüklerinin acaba farkında mıdırlar?

Konya'ya Hz. Mevlana'yı ziyarete gittiğim bir gündü, "Makam-ı Mevlana"ya girerken, yazılar bölümünde bir levha (hat) çok dikkatimi çekmişti, uzun zaman önünden ayrılamadığımı hatırlıyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Konya'ya Hz. Mevlana'yı ziyarete gittiğim bir gündü. "Makam-ı Mevlana"ya girerken, yazılar bölümünde bir levha (hat) çok dikkatimi çekmişti. Uzun zaman önünden ayrılamadığımı hatırlıyorum.

Hattın üst kısmı, geniş bir alanda sadece derinden gelip, uzayıp giden bir "Ah......." idi.

Alt kısmında da "Hz. Muhammed SAV" yazmaktaydı ki bu "Ah..." "AH....MED" idi.

O tablonun hakikatini seneler sonra anlamaya çalıştığımı zannediyorum.

Konya’ya Hz. Mevlana’yı ziyarete gittiğim bir gündü, “Makam-ı Mevlana”ya girerken, yazılar bölümünde bir levha (hat) çok dikkatimi çekmişti, uzun zaman önünden ayrılamadığımı hatırlıyorum. 

Konya'ya Hz. Mevlana'yı ziyarete gittiğim bir gündü, "Makam-ı Mevlana"ya girerken, yazılar bölümünde bir levha (hat) çok dikkatimi çekmişti, uzun zaman önünden ayrılamadığımı hatırlıyorum.

Hattın üst kısmı, geniş bir alanda sadece derinden gelip, uzayıp giden bir "Ah......." idi.

Alt kısmında da "Hz. Muhammed SAV" yazmaktaydı, ki bu "Ah..." "AH....MED" idi.

O tablonun hakikatini seneler sonra anlamaya çalıştığımı zannediyorum.

Hattın üst kısmı, geniş bir sahada sadece derinden gelip, uzayıp giden bir “Ah.......”tı Alt kısmında da “Hz. Muhammed SAV” yazmaktaydı, ki bu “Ah...” “AH....MED” idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Çizginin üst kısmı, geniş bir alanda sadece derinden gelip, uzayıp giden bir "Ah......." idi. Alt kısmında da "Hz. Muhammed (a.s.)" yazmaktaydı ki, bu "Ah..." "AH....MED" idi.

O tablonun hakikatini seneler sonra anlamaya çalıştığımı zannediyorum.

Aradan epey zaman geçtikten sonra tekrar Konya ziyaretine gittiğimde, o tabloyu yine görmek istedim. Fakat yerine başka tablolar koymuşlardı, o tabloyu göremedim. Fakat hatırası hâlen daha gönlümdedir. O tabloyu nakşeden hattat acaba içindeki hangi muhabbetleri o semboller içinde bâtından (gizli âlemden) zâhire çıkarmıştır, belli ki, Hakk ve Peygamber aşığı bir zat idi.

O tablonun hakikatini seneler sonra anlamaya çalıştığımı zannediyorum.

Aradan epey zaman geçtikten sonra tekrar Konya ziyaretine gittiğimde, o tabloyu yine görmek istedim. Fakat yerine başka tablolar koymuşlardı, o tabloyu göremedim. Fakat hatırası halen daha gönlümdedir. O tabloyu nakşeden hattat acaba içindeki hangi muhabbetleri o semboller içinde batından zahire çıkarmıştır, belli ki, Hakk ve Peygamber aşığı bir zat idi. 

Aradan epey zaman geçtikten sonra tekrar Konya ziyaretine gittiğimde, o tabloyu yine görmek istedim. Fakat yerine başka tablolar koymuşlardı, o tabloyu göremedim. Fakat hatırası hâlen daha gönlümdedir. O tabloyu nakşeden hattat acaba içindeki hangi muhabbetleri o semboller içinde bâtından (iç âlemden) zâhire (dış âleme) çıkarmıştır, belli ki, Hakk ve Peygamber aşığı bir zât idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Aradan epey zaman geçtikten sonra tekrar Konya ziyaretine gittiğimde, o tabloyu yine görmek istedim. Fakat yerine başka tablolar koymuşlardı, o tabloyu göremedim. Fakat hatırası hâlen daha gönlümdedir. O tabloyu nakşeden hattat acaba içindeki hangi muhabbetleri o semboller içinde iç âlemden dış âleme çıkarmıştır, belli ki, Yüce Allah ve Peygamber aşığı bir zât idi.

Yeri gelmişken konumuzla ilgili bir hatıramı daha belirtmek isterim:

Yeri gelmişken konumuzla ilgili bir hatıramı daha belirtmek isterim:

Yeri gelmişken mevzuumuzla ilgili bir hatıramı daha belirtmek isterim:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Yeri gelmişken konumuzla ilgili bir anımı daha belirtmek isterim:

Şam'a üçüncü gidişimizde ismi Hamdi Arabi olan bir zat ile tanışmıştık. Kendisi ve ailesi Türk idi ve o tarihte 92 yaşındaydı. 10 yaşındayken Osmanlı'nın Şam'ı terk ettiğini hatırlıyordu. Konuşmalarından kendisinin ebrar velilerinden (Allah'a çokça ibadet eden, hayır sahibi veliler) olduğunu anlamıştım.

Şam’a üçüncü gidişimizdi ismi Hamdi Arabi olan bir zat ile tanışmıştık. Kendisi ve ailesi Türk idi, ve o tarihte 92 yaşında idi. 10 yaşında iken Osmanlı’nın Şam’ı terkettiğini hatırlıyordu. Konuşmalarından kendisinin ebrar velilerinden olduğunu anlamıştım. 

Şam'a üçüncü gidişimizde ismi Hamdi Arabi olan bir zat ile tanışmıştık. Kendisi ve ailesi Türk idi ve o tarihte 92 yaşındaydı. 10 yaşındayken Osmanlı'nın Şam'ı terk ettiğini hatırlıyordu. Konuşmalarından kendisinin ebrar velilerinden (Allah'a çokça ibadet eden, hayır sahibi veliler) olduğunu anlamıştım.

Yine bir sohbet esnasında şöyle dedi:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Yine bir sohbet esnasında şöyle dedi:

"27 senedir sabah namazını Emeviye Camii'nde kılmaktayım, virdlerimin (düzenli yapılan zikir ve dualar) gereği her türlü zikri çektim. Bir gün Rabbim şöyle buyurdu: 'Bundan sonra senin zikrin sadece 'Kelime-i Tevhid' 'lâ ilâhe illâ allah' ve 'hu' olsun,' buyurdu."

Yine bir sohbet esnasında:

27 senedir sabah namazını Emeviye'de kılmaktayım, virdlerimin gereği her türlü zikri çektim. Bir gün Rabbim şöyle buyurdu: Bundan sonra senin zikrin sadece "Kelime-i Tevhid" "lâ ilâhe illâ allah" ve "hu" olsun, buyurdu.

"27 senedir sabah namazını Emeviye Camii'nde kılmaktayım, virdlerimin (düzenli yapılan zikir ve dualar) gereği her türlü zikri çektim. Bir gün Rabbim şöyle buyurdu: 'Bundan sonra senin zikrin sadece 'Kelime-i Tevhid' 'lâ ilâhe illâ allah' ve 'hu' olsun,' buyurdu."

Yine bir sohbet esnasında:

27 senedir sabah namazını Emeviye’de kılmaktayım, veridlerimin gereği her türlü zikr’i çektim. Bir gün Rabbim şöyle buyturdu. Bundan sonra senin zikrin sadece “Kelime-i Tevhid” “lâ ilâhe illâ allah” ve “hu” olsun, buyurdu. 

Gerçekten de başka birşey söylemeyip devamlı “lâ ilâhe illâ allah” ve “hu” esmasını çok içten ve çok muhabbetle söylemesi ve dinlemye değerdi. Bu tarz “huuuu” lafzını çok az kimseden duyma imkanı olabilirdi. O “huuuu” lar aynı zamanda “ah...”lardı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Gerçekten de başka bir şey söylemeyip devamlı "lâ ilâhe illâ allah" ve "hu" esmasını çok içten ve çok muhabbetle söylemesi dinlemeye değerdi. Bu tarz "huuuu" lafzını çok az kimseden duyma imkanı olabilirdi. O "huuuu"lar aynı zamanda "ah..."lardı.

Gerçekten de başka bir şey söylemeyip devamlı "lâ ilâhe illâ allah" ve "hu" esmasını çok içten ve çok muhabbetle söylemesi ve dinlemeye değerdi. Bu tarz "huuuu" lafzını çok az kimseden duyma imkanı olabilirdi. O "huuuu"lar aynı zamanda "ah..."lardı.

Biz yine seyrimize devam edelim. Burada "Kelime-i Tevhid" "lâ ilâhe illa (10) ella" müşahade (gözlem) "hu" lafzıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Biz yine yolculuğumuza devam edelim. Burada "Kelime-i Tevhid" "lâ ilâhe illa (10) ella" gözlem olarak "hu" lafzıdır.

(Not: (10) "Allah" kelimesi aslında "elif" ile "ellah"tır. Genelde "Allah" diye telaffuz edilmektedir.)

Biz yine yolculuğumuza devam edelim. Burada “Kelime-i Tevhid” “lâ ilâhe illa (10) ella” gözlem olarak “hu” lafzıdır.

(Not: (10) “Allah” kelimesi aslında “elif” ile “ellah”tır. Genelde “Allah” diye telaffuz edilmektedir.)

(Not: (10) "Allah" kelimesi aslında "elif" ile "ellah"tır. Genelde "Allah" diye telaffuz edilmektedir.)

Biz yine seyrimize devam edelim. Burada “Kelime-i Tevhid” “lâ ilâhe illa (10) ella” müşahade (ُ) “hu” lafzendir. 

(Not: (10) “Allah” kelimesi aslında “elif” ile “ellah”dır. Genelde “Allah” diye telaffuz edilmektedir.)

Ancak burada sondaki “ella” İseviyyet’teki “ella”ya lafzen benzemekle beraber, manen benzemez çünkü İseviyyet’teki “ella”nın (ُ) “elif”i yok: bu mertebede ise, gizli (ُ) “elif” vardır. O zaman mana “el-la” olur. Baştaki “el” (lam-ı tarif) yani “belirlilik lam”ı sondaki “lâ” ise, gizli (ُ) “elif” ile beşeriyetinden, mutlak yokluğa ve oradan mutlak varlığa ulaşması olur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ancak burada sondaki "ella" kelimesi, İseviyyet'teki "ella" kelimesine lafız olarak benzese de, anlam olarak benzemez. Çünkü İseviyyet'teki "ella"nın (ُ) "elif"i yoktur. Bu mertebede ise, gizli (ُ) "elif" vardır. O zaman anlam "el-la" olur. Baştaki "el" (belirlilik lamı) ile sondaki "lâ" ise, gizli (ُ) "elif" ile beşeriyetinden, mutlak yokluğa ve oradan mutlak varlığa ulaşması olur.

Ancak burada sondaki "ella" kelimesi, İseviyyet'teki "ella" kelimesine lafız olarak benzese de, anlam olarak benzemez. Çünkü İseviyyet'teki "ella"nın (ُ) "elif"i yoktur. Bu mertebede ise, gizli (ُ) "elif" vardır. O zaman anlam "el-la" olur. Baştaki "el" (belirlilik lamı) ile sondaki "lâ" ise, gizli (ُ) "elif" ile beşeriyetinden, mutlak yokluğa ve oradan mutlak varlığa ulaşması olur.

Şimdi buradan son menzilimize doğru yolculuğumuza devam edelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şimdi buradan son menzilimize doğru yolculuğumuza devam edelim.

Batının içinde bulunduğu gerçek hal. Bu on ikinci mertebe hem "uruc" (yükseliş) çıkışın sonu, hem de aynı zamanda "nüzül" (iniş) iniştir. Bu mertebe olmasaydı, buraya kadar yaşananların hiçbiri bilinmez ve oraya insana yol olmazdı. İşte on ikinci mertebe bu yüzden çok önemli bir mertebe olan "Mutlak Risalet" mertebesidir.

Şimdi buradan son menzilimize doğru yolculuğumuza devam edelim. 

Batının içinde bulunduğu gerçek hal Batının içinde bulunduğu gerçek hal Bu on ikinci mertebe hem "uruc" (yükseliş) çıkışın sonu, hem de aynı zamanda "nüzül" (iniş) iniştir. Bu mertebe olmasaydı, buraya kadar yaşananların hiçbiri bilinmez ve oraya insana yol olmazdı. İşte on ikinci mertebe bu yüzden çok önemli bir mertebe olan "Mutlak Risalet" mertebesidir.

İnsanlık âlemi bu mertebeden aldığı ilahi bilgilerle ancak gerçek bilgi sahibi olur, aksi halde bilgisi hayal ve vehme dayanır. İşte batının içinde bulunduğu gerçek hal budur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İnsanlık âlemi, bu mertebeden aldığı ilahi bilgilerle ancak gerçek bilgi sahibi olur; aksi halde bilgisi hayal ve sanıya dayanır. İşte Batı'nın içinde bulunduğu gerçek hal budur.

Bu on ikinci (12.) mertebe hem "uruc" (yükseliş) çıkışın sonu, hem de aynı zamanda "nüzul" (iniş) iniştir. Bu mertebe olmasaydı, buraya kadar yaşananların hiçbiri bilinmez ve oraya insana yol olmazdı. İşte on ikinci (12.) mertebe bu yüzden çok önemli bir mertebe olan "Mutlak Risalet" mertebesidir.

Bu onikinci (12.) mertebe hem “uruc” çıkışın sonu, hem de aynı zamanda “nüzül” iniştir. Bu mertebe olmasaydı, buraya kadar yaşananların hiç birisi bilinmez ve oraya beşere yol olmazdı. İşte onikinci (12.) mertebe bu yüzden çok mühim bir mertebe olan “Mutlak Risalet” mertebesidir. 

İnsanlık alemi bu mertebeden aldığı ilahi bilgilerle ancak gerçek bilgi sahibi olur, aksi halde bilgisi hayal ve vehme dayanır. İşte batının içinde bulunduğu gerçek hal budur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İnsanlık âlemi, bu mertebeden aldığı ilâhî bilgilerle ancak gerçek bilgi sahibi olur; aksi takdirde bilgisi hayal ve sanıya dayanır. İşte Batı'nın içinde bulunduğu gerçek hal budur.

Kendilerinin zât mertebesine bağlantıları olmadığından ve "Hakikat-i Muhammedi" kanalına da siyasî ve maddî sebeplerden giremediklerinden, gerek dünyevî gerek uhrevî bilgileri hayal ve sanıya dayalıdır, aslı yoktur, cüz'î akıldan kaynaklıdır, kabul edilemez.

Kendilerinin zat mertebesine bağlantıları olmadıklarından ve “Hakikati Muhammedi” kanalına da siyasi ve maddi sebeplerden giremediklerinden gerek dünyevi, gerek uhrevi bilgileri hayal ve vehme dayalıdır, aslı yoktur, akl-ı cüz kaynaklıdır, kabul edilemez.

Kendilerinin zât mertebesine taallukları olmadığından ve "Hakikati Muhammedi" kanalına da siyasi ve maddi sebeplerden giremediklerinden, gerek dünyevi gerek uhrevi bilgileri hayal ve vehme dayalıdır, aslı yoktur, cüz'î akıldan kaynaklıdır, kabul edilemez.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kendi zât mertebesine ait olmadıklarından ve "Hakikati Muhammedi" kanalına da siyasi ve maddi sebeplerden dolayı giremediklerinden, gerek dünyevi gerek uhrevi bilgileri hayal ve sanıya dayanır, aslı yoktur, cüz'î akıldan kaynaklıdır, kabul edilemez.

26-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bütün kurguları hayal ve sanıya dayanmaktadır; batılılar hayal tacirleridir. Dinlerini dünyalarına göre düzenlemişlerdir. Ne yazık ki "nefs-i emmare" (kötülüğü emreden nefis) denen varlık bu hayalin baş müşterisidir, çünkü kişiyi dışarıdan hayali şeylerle meşgul edip içeriden de kendisi elinden geldiği kadar Hakk yolundan ve hakikatten uzak tutarak, oyalayarak elinden en değerli şeyini, yani vaktini alarak boşa harcatmaktadır.

26-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bütün kurguları hayal ve vehme dayanmaktadır; batılılar hayal tacirleridir. Dinlerini dünyalarına göre düzenlemişlerdir. Ne yazık ki "nefs-i emmare" (kötülüğü emreden nefis) denen varlık bu hayalin baş müşterisidir, çünkü kişiyi dışarıdan hayali şeylerle meşgul edip içeriden de kendisi elinden geldiği kadar Hakk yolundan ve hakikatten uzak tutarak, oyalayarak elinden en değerli şeyini, yani vaktini alarak boşa harcatmaktadır.

 

26-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Bütün kurguları hayal ve hayale dayanmaktadır, batılılar hayal tacirleridir. Dinlerini dünyalarına göre düzenlemişlerdir. Ne yazık ki “nefs-i emmare” denen varlık bu hayalin baş müşterisidir, çünkü kişiyi dışarıdan hayali şeylerle meşgul edip içeriden de kendisi elinden geldiği kadar Hakk yolundan ve hakikatten uzak tutarak, oyalayarak elinden en değerli şey’ini, yani vaktini alarak boşa harcatmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

26-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bütün kurguları hayale ve vehme dayanmaktadır, batılılar hayal tacirleridir. Dinlerini dünyalarına göre düzenlemişlerdir. Ne yazık ki "nefs-i emmare" (kötülüğü emreden nefis) denen varlık bu hayalin baş müşterisidir, çünkü kişiyi dışarıdan hayalî şeylerle meşgul edip içeriden de kendisi elinden geldiği kadar Hakk yolundan ve hakikatten uzak tutarak, oyalayarak elinden en değerli şeyini, yani vaktini alarak boşa harcatmaktadır.

Bunun bilincinde olan batı, maharetini nefs-i emmarenin hayali istekleri istikametinde hayali kahramanlarla ve geçici zevkler hazırlayarak, göstererek, elinde en modern bilgiler olduğu halde, veyahut kullandırılmayan doğu ise, onların bu hayali tuzaklarına düşüp yem olmakta, hem parasını, hem vaktini ne yazık ki bir hayal uğruna heba etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bunun bilincinde olan Batı, kötülüğü emreden nefsin hayalî istekleri doğrultusunda hayalî kahramanlar ve geçici zevkler hazırlayarak ve göstererek maharetini kullanırken, elinde en modern bilgiler olduğu halde, veyahut kullandırılmayan Doğu ise, onların bu hayalî tuzaklarına düşüp yem olmakta, hem parasını hem vaktini ne yazık ki bir hayal uğruna heba etmektedir.

Bunun bilincinde olan Batı, nefs-i emmârenin (kötülüğü emreden nefis) hayalî istekleri doğrultusunda hayalî kahramanlar ve geçici zevkler hazırlayarak ve göstererek maharetini kullanırken, elinde en modern bilgiler olduğu halde, veyahut kullandırılmayan Doğu ise, onların bu hayalî tuzaklarına düşüp yem olmakta, hem parasını hem vaktini ne yazık ki bir hayal uğruna heba etmektedir.

Allah (c.c.) cümlemizi şuurlandırsın. Âmin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Allah (c.c.) hepimizi şuurlandırsın. Âmin.

Evet, bir an kalem atı bizi bu alana getirdi; biz tekrar kalem atının dizginlerini çekip onu "Burak" gibi enginlerde koşturmaya çalışalım ve onun mübarekliğinden faydalanmaya çalışalım ve böylece Kur'an-ı Kerim Kalem Suresi 68/1 ayetindeki

Evet, bir an kalem atı bizi bu sahaya getirdi; biz tekrar kalem atının dizginlerini çekip onu "Burak" gibi enginlerde koşturmaya çalışalım ve onun mübarekliğinden istifade etmeye çalışalım ve böylece Kur'an-ı Kerim Kalem Suresi 68/1 ayetindeki

Allah c.c. cümlemizi şuurlandırsın. Amin. 

Evet bir an kalem atı bizi bu sahaya getirdi, biz tekrar kalem atının dizginlerini çekip onu “Burak” gibi enginlerde koşturmağa çalışalım ve onun mübarekliğinden istifade etmeğe çalışalım ve böylece Kur’anı Keriym Kalem 68/1 ayetindeki 

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

“nun vel kalemi ve mayesturune”

mealen: 

“Nun’a ve kalem’e ve yazılan satırlara and olsun” ayetinden hissemizi alalım.

 

Nun: “Kudret-i İlahiyye”, kalem tecelli-i İlahiyyeler. 

Satırlar ise, bütün alemde meydana gelen varlıklar ve hareketlerdir. Suretler ve işaretlerdir. Onlar da “Sure” ve “ayetler” dir, ki bu alem baştan başa bir kitab-ı Hakk’tır.

 Hep kitab-ı Hakk’tır eşya sandığın.

 Ol okur kim seyr-ü evtan eylemiş.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ol okur kim seyr-ü evtan eylemiş.

O okur ki vatanları gezip dolaşmış.

Evet, bu âlemi ve Kelime-i Tevhid kitabını gerçekten ancak seyr-i süluk (manevî yolculuk) sahibi, tevhid ehli kimseler hakkıyla okuyabilirler.

Biz tekrara kaldığımız yerden devam ederek Kelime-i Tevhid’in son harfine ulaşıp onu da okumaya çalışalım. Bu mertebenin ismi insân-ı kâmil'dir.

İnsân-ı Kâmil insân-ı kâmil: "Olgun İnsan" anlamındadır.

O okur ki vatanları gezip dolaşmış.

Evet, bu âlemi ve Kelime-i Tevhid kitabını gerçekten ancak seyr-i süluk (manevî yolculuk) sahibi, tevhid ehli kimseler hakkıyla okuyabilirler.

Biz tekrara kaldığımız yerden devam ederek Kelime-i Tevhid’in son harfine ulaşıp onu da okumaya çalışalım. Bu mertebenin ismi insân-ı kâmil'dir.

İnsân-ı Kâmil İnsân-ı Kâmil: "Olgun İnsan" anlamındadır.

Makamı: "Ahadiyyet" (Cem'ul Cem) toplamların toplamı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Makamı: "Ahadiyyet" (Cem'ul Cem) toplamların toplamı.

Evet, bu âlemi ve Kelime-i Tevhid kitabını gerçekten ancak seyr-i sülûk (manevî yolculuk) sahibi, tevhid ehli kimseler hakkıyla okuyabilirler.

Biz tekrara kaldığımız yerden devam ederek Kelime-i Tevhid’in son harfine ulaşıp onu da okumaya çalışalım. Bu mertebenin ismi insân-ı kâmil'dir.

İnsân-ı kâmil: "Kâmil İnsan" anlamındadır.

Makamı: "Ahadiyyet" (Cem'ul Cem) toplamların toplamı.

Evet bu alem ve Kelime-i Tevhid kitabını gerçekten ancak seyr-i süluk sahibi, tevhid ehli kimseler hakkıyle okuyabilirler.

Biz tekrara kaldığımız yerden devam ederek Kelime-i Tevhid’in son harfine ulaşıp onu da okumağa çalışalım. Bu mertebenin ismi İnsan-ı Kamil’dir.

İnsan-ı Kamil İnsan-ı Kamil : “Kamil İnsan” anlamınadır. 

Makamı : “Ahadiyyet” (Cemül Cem) toplamların toplamı.

Zikri : “Allah” CC. dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Zikri: "Allah" Celle Celâlühû'dur.

Âlemi: "Bütün âlemler"dir; her âlemde gereği gibi hareket etmektir.

Peygamberi: "Muhammed Mustafa" (s.a.v.)dir.

Lakabı: "Abdühû ve Resûlühû"dur.

Kelimesi: "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah"tır.

Seyri: "Seyr-i anillah" (Allah'tan seyr)dir; Hakk'tan halka doğrudur.

Sûresi: "Fatiha" (Elhamd)dir.

İdrakı: Kur'ân-ı Kerîm'in Enbiyâ Sûresi 21/107. âyetinde belirtildiği gibidir:

Zikri: "Allah" Celle Celâlühû'dur.

Âlemi: "Bütün âlemler"dir; her âlemde gereği gibi hareket etmektir.

Peygamberi: "Muhammed Mustafa" (sallallahu aleyhi ve sellem)dir.

Lakabı: "Abdühû ve Resûlühû"dur.

Kelimesi: "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah"tır.

Seyri: "Seyr-i anillah" (Allah'tan seyr)dir; Hakk'tan halka doğrudur.

Sûresi: "Fatiha" (Elhamd)dir.

İdrakı: Kur'ân-ı Kerîm'in Enbiyâ Sûresi 21/107. âyetinde belirtildiği gibidir:

"Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Âlemi: "Bütün âlemler"dir; her âlemde gereği gibi hareket etmek Peygamberi "Muhammed Mustafa" (s.a.v.)'dır.

Lakabı: "Abdü'hu ve Resulü'hu"dur.

Kelimesi: "Lâ ilâhe illallah Muhammederrasulüllah"tır.

Seyri: "Seyri anillah" (Allah'tan seyr)dir. Hakk'tan halka doğrudur.

Sûresi: "Fatiha" (el-hamd)dır.

İdrakı: Kur'an-ı Kerim Enbiya 21/107 ayetindedir:

"Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

Alemi : “Bütün alemler” her alemde gereği gibi hareket etmek Peygamberi : “Muhammed Mustafa”(SAV)dır.

Lakabı : “Abdü’hu ve Resulü’hu”

Kelimesi : “lâ ilâhe illallah muhammederrasulüllah” dır.

Seyri : “Seyri anillah” (Allah’dan seyr)dir. Hakk’tan halka’dır.

Suresi : “Fatiha” (el hamd) dır.

İdrakı : Kur’anı Keriym Enbiya 21/107 ayetinde

رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينََوَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ

“ve ma erselnake illa rahmetenlil alemin”

mealen, “seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”

 Hali : Kur’anı Keriym Enfal 8/17 ayetinde,

الله رمىأوَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ

 “ve ma remeyte iz remeyte ve lakinnallahe rema”

mealen “attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı”

Hali : Hadisteki, “men reani fekad reel hakk”

mealen “beni gören ancak Hakk’ı görmüş olur”

Yaşantısı : Daha evvelce Hakk’ta baki “baka billah” kendi halinde alemden habersiz iken salik bu mertebede uyandırılıp kendisine yeni bir elbise giydirilip, tekrar eski beşeriyyet alemine gönderilir. Dışı “Şeriati Muhammedi” içi “Hakikati Muhammedi” ile bezenmiş olduğu halde halka çok yumuşak ve müşfik bir şekilde yaklaşır. 

İstidat ve kabiliyeti olanları ellerinden tutup daha evvelce kendi geçtiği yolları takip ederek, Hakk’ın huzuruna çıkarıp Mir’ac ettirmeye çalışır. Hayatı böylece devam eder gider. Dışı halk, içi Hakk iledir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Yatkınlığı ve kabiliyeti olanları ellerinden tutup, daha önce kendisinin geçtiği yolları takip ederek, Hakk'ın huzuruna çıkarıp Mirac ettirmeye çalışır. Hayatı böylece devam eder gider. Dışı halk ile, içi Hakk iledir.

İstidat ve kabiliyeti olanları ellerinden tutup, daha önce kendisinin geçtiği yolları takip ederek, Hakk'ın huzuruna çıkarıp Mirac ettirmeye çalışır. Hayatı böylece devam eder gider. Dışı halk ile, içi Hakk iledir.

Evet, böylece bu mertebe hakkında da genel bir bilgi verdikten sonra, biz tekrar Allah lafzının ikinci gizli elif'inin yanında bıraktığımız yolumuza gelelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Evet, böylece bu mertebe hakkında da genel bir bilgi verdikten sonra, biz tekrar Allah lafzının ikinci gizli elif'inin yanında bıraktığımız yolumuza gelelim.

Kelime-i Tevhid'in (yükseliş) "uruc" sürecinin sonuna yaklaşmış olan sâlikimizi burada bir mertebe daha beklemektedir ki, bu onikinci (12.) mertebe, ayrıca diğer bütün mertebeleri de kapsamına almaktadır.

Evet böylece bu mertebe hakkında da genel bir bilgi verdikten sonra biz tekrar Allah lafzının ikinci gizli elif’inin yanında bıraktığımız yolumuza gelelim.

Kelime-i Tevhid'in (çıkış) "uruc" sürecinin sonuna yaklaşmış olan yolcumuzu burada bir mertebe daha beklemektedir ki, bu onikinci (12.) mertebe, ayrıca diğer bütün mertebeleri de kapsamına almaktadır.

Evet böylece bu mertebe hakkında da genel bir bilgi verdikten sonra biz tekrar Allah lafzının ikinci gizli elif’inin yanında bıraktığımız yolumuza gelelim.

Kelime-i Tevhid’in (çıkış) “uruc” sürecinin sonuna yaklaşmış olan yolcumuzu burada bir mertebe daha beklemektedir ki, bu onikinci (12.) mertebe, ayrıca diğer bütün mertebeleri de kapsamına almaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Kelime-i Tevhid'in (yükseliş) "uruc" sürecinin sonuna yaklaşmış olan Hakk Yolcumuzu burada bir mertebe daha beklemektedir ki, bu on ikinci (12.) mertebe, ayrıca diğer bütün mertebeleri de kapsamına almaktadır.

Allah lafzının sonundaki (ُ) "he" yani (hu) mutlak hüviyet (Allah'ın mutlak varlığı ve özü) olduğu ve bu mertebede "İsm-i A'zam" (en büyük isim) olduğu da belirtilmişti. İşte ancak buraya ulaşan Hakk Yolcusu Kelime-i Tevhid'i hakkıyla söyleyebilir.

Allah lafzının sonundaki (ُ) “he” yani (hu) hüviyyet-i mutlaka olduğu ve bu mertebede “İsmi a’zam” (en büyük isim) olduğu da belirtilmiş idi. İşte ancak buraya ulaşan salik Kelime-i Tevhid-i hakkı ile söyleyebilirler.

Allah lafzının sonundaki "he" yani "hu"nun mutlak hüviyet olduğu ve bu mertebede "İsm-i A'zam" (en büyük isim) olduğu belirtilmişti. İşte ancak buraya ulaşan Hakk Yolcusu, Kelime-i Tevhid'i hakkıyla söyleyebilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Allah lafzının sonundaki "he" yani "hu"nun mutlak hüviyet olduğu ve bu mertebede "İsm-i A'zam" (en büyük isim) olduğu belirtilmişti. İşte ancak buraya ulaşan Hakk Yolcusu, Kelime-i Tevhid'i hakkıyla söyleyebilir.

27-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bu mertebenin sahipleri, "mutlak hüviyet"te buldukları kendi gerçek hüviyetleri ile yaşarlar, diğerleri gibi vehmedilmiş hüviyetleri ile değil. Ve kendilerine verilen yeni bir Hakkânî elbise ile halkın arasına Hakk ile dönerek bulundukları yerde mertebe-i Muhammediyye'nin (Hz. Muhammed'in makamı) temsilcileri olurlar: Yatkınlık sahiplerini tekrar geldiği yollardan geçirerek Hakk'ın huzuruna çıkarıp insân-ı kâmil olmalarını sağlarlar.

27-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama Bu mertebenin sahipleri, "mutlak hüviyet"te buldukları kendi gerçek hüviyetleri ile yaşarlar, diğerleri gibi vehmedilmiş hüviyetleri ile değil. Ve kendilerine verilen yeni bir Hakkânî elbise ile halkın arasına Hakk ile dönerek bulundukları yerde mertebe-i Muhammediyye'nin (Hz. Muhammed'in makamı) temsilcileri olurlar: Yatkınlık sahiplerini tekrar geldiği yollardan geçirerek Hakk'ın huzuruna çıkarıp insân-ı kâmil olmalarını sağlarlar.

27-09-2001 27-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Bu satırları yazdığım anda, Muhammedî Ezan yatsı namazını haber vermek için tekrar okunuyor ve yerine getiriliyordu. Yazıyı bırakarak, yatsıyı kılmak için kalkıp sünneti kıldıktan sonra farza geçtik. İmam efendi, Fatiha'dan sonra yazdıklarımızı tasdik ediyormuşçasına Kur'an-ı Kerim Ahzab 33/56 ayetinde, إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu satırları yazdığım anda, Muhammedî Ezan yatsı namazını haber vermek için tekrar okunuyor ve yerine getiriliyordu. Yazıyı bırakarak, yatsıyı kılmak için kalkıp sünneti kıldıktan sonra farza geçtik. İmam efendi, Fatiha'dan sonra yazdıklarımızı tasdik ediyormuşçasına Kur'an-ı Kerim Ahzab 33/56 ayetinde, إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ

Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Bu mertebenin sahibleri, “Hüviyyet-i mutlaka”da buldukları kendi gerçek hüviyyetleri ile yaşarlar, diğerleri gibi hayali hüviyyetleri ile değil. Ve kendilerine verilen yeni bir Hakkani elbise ile halkın arasına Hakk ile dönerek bulundukları yerde mertebe-i Muhammediyye’nin temsilcileri olurlar: İstidat sahiblerini tekrar geldiği yollardan geçirerek Hakk’ın huzuruna çıkarıp kamil insan olmalarını sağlarlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bu mertebenin sahipleri, "mutlak hüviyet"te buldukları kendi gerçek hüviyetleri ile yaşarlar, diğerleri gibi hayali hüviyetleri ile değil. Ve kendilerine verilen yeni bir Hakkani elbise ile halkın arasına Hakk ile dönerek bulundukları yerde Muhammedi mertebenin temsilcileri olurlar: Yatkınlık sahiplerini tekrar geldiği yollardan geçirerek Hakk'ın huzuruna çıkarıp insân-ı kâmil olmalarını sağlarlar.

Zikirleri : “Allah”, Zikirleri: “Allah”, Tevhidleri: “lâ ilâhe illâ allah”, Müşahedeleri: “Muhammederrasulüllah”tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Zikirleri "Allah", Tevhidleri "lâ ilâhe illâ allah", Müşahedeleri "Muhammederrasulüllah"tır.

26-01-2002 Tekirdağ Bireyi Hakk'a ulaştıracak bu Muhammedi yoldan başka sistem yoktur. Ancak bunun aslını bozmadan uygulanması kesinlikle gereklidir. Değişik yöntemleri vardır, fakat sonuç hepsinde yukarıda belirtilen esaslara dayanmaktadır.

Yüce Allah'ın sevgilisi vasıtasıyla bütün Muhammedi kullarına bahşettiği bu lütuf ne muazzam bir şereftir. Kıymetini bilemezsek, bizlere ne kadar yazıktır. Biraz gayretle elde edebileceğimiz bu sonsuz güzellikleri, ilgisizlik ve gafletimiz yüzünden elimizden kaçırmamız ne büyük, telafisi mümkün olmayan bir hüsran olacaktır.

26-01-2002 Tekirdağ Bireyi Hakk’a ulaştıracak bu Muhammedi yoldan başka sistem yoktur. Ancak bunun aslını bozmadan uygulanması kesinlikle gereklidir. Değişik yöntemleri vardır, fakat sonuç hepsinde yukarıda belirtilen esaslara dayanmaktadır.

Yüce Allah'ın sevgilisi vasıtasıyla bütün Muhammedi kullarına bahşettiği bu lütuf ne muazzam bir şereftir. Kıymetini bilemezsek, bizlere ne kadar yazıktır. Biraz gayretle elde edebileceğimiz bu sonsuz güzellikleri, ilgisizlik ve gafletimiz yüzünden elimizden kaçırmamız ne büyük, telafisi mümkün olmayan bir hüsran olacaktır.

Tevhidleri : “lâ ilâhe illâ allah”, Müşahedeleri : “Muhammederrasulüllah”tır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Tevhidleri: "Allah'tan başka ilah yoktur", Müşahedeleri: "Muhammed Allah'ın elçisidir."

26-01-2002 Tekirdağ Bireyi Hakk'a ulaştıracak bu Muhammedî yoldan başka sistem yoktur. Ancak bunun aslını bozmadan uygulanması kesinlikle gereklidir. Değişik yöntemleri vardır, fakat sonuç hepsinde yukarıda belirtilen esaslara dayanmaktadır.

Yüce Allah'ın habibi aracılığıyla bütün Muhammedî kullarına bahşettiği bu lütuf ne muazzam bir şereftir. Kıymetini bilemezsek, bizlere ne kadar yazıktır. Biraz gayretle elde edebileceğimiz bu ebedî güzellikleri, ilgisizlik ve gafletimiz yüzünden elimizden kaçırmamız ne büyük, telafisi mümkün olmayan bir hüsran olacaktır.

26-01-2002 Tekirdağ Bireyi Hakk’a ulaştıracak bu Muhammedi yoldan başka sistem yoktur. Ancak bunun aslını bozmadan tatbikatı mutlak gereklidir. Değişik yöntemleri vardır, fakat netice hepsinde yukarıda belirtilen esaslara dayanmaktadır.

Allah (CC.)ın habibi vasıtasıyle bütün muhammedi kullarına bahşettiği bu lütuf ne muazzam bir şereftir. Kıymetini bilemezsek, bizlere ne kadar yazıktır. Biraz gayretle elde edebileceğimiz bu ebedi güzellikleri, ilgisizlik ve gafletimiz yüzünden elimizden kaçırmamız ne büyük, telafisi mümkün olmayan hüsran olacaktır. 

“Ya Hafız” bizleri gafletten muhafaza eyle. Amin. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Ya Hafız" bizleri gafletten koru. Âmin.

Evet, böylece yolcumuz gizli "elif"ten "hu"ya doğru "ah..." ederken birden kendini "hu"nun içinde bulunca o deryada mutlak bir sükûnete ererek, "hu"yu kapladı; artık o da aynen "hu" olmuştu.

Kim nerede, nasıl bir "ah..." ediyorsa, böylece onun da ismi anılmış, her "ah....."ın hedefi olmuş oluyordu.

Bir süre orada misafir edildikten sonra "seyri anillah" (Allah ile seyir) hükmü ile Hakk'tan halka olan seyrini de tamamlamış olmaktaydı. İşte bu sefer de, onun dışına tekrar eski beşer elbisesini giydirdiler fakat özüne ise "hu" deryasını doldurdular, alnına da "Nur-u Muhammed" mührünü basarak halkın arasına gizli bir hazine olarak gönderdiler. O kadar gizlediler ki, tanımak mümkün değil; o kadar açtılar ki, tanımamak mümkün değildir.

"Ya Hafız" bizleri gafletten koru. Âmin.

Evet, böylece yolcumuz gizli "elif"ten "hu"ya doğru "ah..." ederken birden kendini "hu"nun içinde bulunca o deryada mutlak bir sükûnete ererek, "hu"yu kapladı; artık o da aynen "hu" olmuştu.

Kim nerede, nasıl bir "ah..." ediyorsa, böylece onun da ismi anılmış, her "ah....."ın hedefi olmuş oluyordu.

Bir süre orada misafir edildikten sonra "seyri anillah" (Allah ile seyir) hükmü ile Hakk'tan halka olan seyrini de tamamlamış olmaktaydı. İşte bu sefer de, onun dışına tekrar eski beşer elbisesini giydirdiler fakat özüne ise "hu" deryasını doldurdular, alnına da "Nur-u Muhammed" mührünü basarak halkın arasına gizli bir hazine olarak gönderdiler. O kadar gizlediler ki, tanımak mümkün değil; o kadar açtılar ki, tanımamak mümkün değildir.

Evet böylece yolcumuz gizli (ُ) “elif”ten (ُ) “hu”ya doğru “ah...”. ediyorken birden kendini (ُ) “hu”nun içinde bulunca o deryada mutlak bir sekine (sukunete) ererek, (ُ) “hu”nu gaşyetti (kapladı) artık o da aynen (ُ) “hu” olmuştu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Evet, böylece Hakk Yolcusu gizli "elif"ten "hu"ya doğru "ah..." ederken birden kendini "hu"nun içinde bulunca o deryada mutlak bir sükûnete ererek, "hu" onu kapladı, artık o da aynen "hu" olmuştu.

Kim nerede, nasıl bir "ah..." ediyorsa, böylece onun da ismi anılmış, her "ah..."ın hedefi olmuş oluyordu.

Bir süre orada misafir edildikten sonra "seyri anillah" (Allah'tan halka dönüş) hükmü ile Hakk'tan halka olan seyrini de tamamlamış olmaktaydı. İşte bu sefer de, onun dışına tekrar eski beşer elbisesini giydirdiler fakat özüne ise "hu" deryasını doldurdular, alnına da "Nur-u Muhammed" mührünü basarak halkın arasına gizli bir hazine olarak gönderdiler. O kadar gizlediler ki, tanımak mümkün değil; o kadar açtılar ki, tanımamak mümkün değildir.

Kim nerede, nasıl bir “ah...” ediyorsa böylece onun da ismi anılmış her “ah.....”ın hedefi olmuş oluyordu. 

Bir müddet orada misafir edildikten sonra “seyri anillah” hükmü ile Hakk’tan halka olan seyr-i de tamamlamış olmakta idi. İşte bu sefer de, onun dışına tekrar eski beşer elbisesini giydirdiler fakat özüne ise “hu” deryasını doldurdular alnına da “Nur-u Muhammed”i mührünü basarak halkın arasına gizli bir hazine olarak gönderdiler. O kadar gizlediler ki, tanımak mümkün değil, o kadar açtılar ki, tanımamak mümkün değildir.

Böylece “salik” yolcumuzda cümle esma-i ilahiyyenin eser ve hükümleri zuhur ettiğinde o hakikatiyle Hakk, suret ve zahiriyle de halk oldu. Kendisinde Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkam’ı toplanmış olduğundan o sureti “ilahiye” üzere ve batını ile “halka” rahmettir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Böylece Hakk Yolcusu'nda bütün ilahi isimlerin eserleri ve hükümleri ortaya çıktığında, o, hakikatiyle Hakk, sureti ve görünen yönüyle de halk oldu. Kendisinde Hakk'ın bütün mertebelerinin hükümleri toplanmış olduğundan, o, suretiyle ilahi bir yapı üzere ve batınıyla da halka rahmettir.

Böylece Hakk Yolcusu'nda bütün ilahi isimlerin eserleri ve hükümleri ortaya çıktığında, o, hakikatiyle Hakk, sureti ve görünen yönüyle de halk oldu. Kendisinde Hakk'ın bütün mertebelerinin hükümleri toplanmış olduğundan, o, suretiyle ilahi bir yapı üzere ve batınıyla da halka rahmettir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM "Risalet Kelimesi"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM "Risalet Kelimesi"

27-09-2201 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Daha önceki bölümlerde özet olarak Kelime-i Tevhid'in inişini ve oluşumunu, daha sonra da kısa bölümler halinde yükselişini ve orada kişinin Kelime-i Tevhid içinde yükselişini ve "hu"ya ulaşımını, ayrıca Risalet Kelimesi hakkında da özet bilgi sunmaya çalışmıştık.

27-09-2201 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Daha önceki bölümlerde özet olarak Kelime-i Tevhid'in inişini ve oluşumunu, daha sonra da kısa bölümler halinde yükselişini ve orada kişinin Kelime-i Tevhid içinde yükselişini ve "hu"ya ulaşımını, ayrıca Risalet Kelimesi hakkında da özet bilgi sunmaya çalışmıştık.

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M “Kelime-i Risalet”

27-09-2201 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Daha evvelki bölümlerde özet olarak Kelime-i Tevhid’in (nüzül) ve oluşumunu daha sonra da kısa bölümler halinde (uruc) ve orada kişinin Kelime-i Tevhid içinde yükselişini ve “hu”ya ulaşımını, ayrıca Kelime-i Risalet hakkında da özet bilgi sunmağa çalışmıştık.

Buradan sonra inşeallah yine tekrar özet olarak daha değişik yönleriyle “Kelime-i Risaletin” “Muhamederrasulüllah” oluşum ve nüzülünü izah etmeğe çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Buradan sonra inşallah yine özet olarak, daha değişik yönleriyle "Risalet Kelimesi"nin "Muhammedü'r-Resûlullah" oluşumunu ve inişini açıklamaya çalışacağız.

Daha önceki bölümlerde Mutlak Zât'ın A'mâ'iyetten (mutlak gayb âlemi) Ahadiyyet'ine (birlik mertebesi) indiğinde, İnniyyetinin (Benliğinin) ve Hüvviyyetinin (O'luğunun) ortaya çıktığını belirtmiştik.

Buradan sonra inşallah yine özet olarak, daha değişik yönleriyle "Risalet Kelimesi"nin "Muhammedü'r-Resûlullah" oluşumunu ve inişini açıklamaya çalışacağız.

Daha önceki bölümlerde Mutlak Zât'ın A'mâ'iyetten Ahadiyyet'ine indiğinde, İnniyyetinin (Benliğinin) ve Hüvviyyetinin (O'luğunun) ortaya çıktığını belirtmiştik.

Hüviyyeti, "Beytullah" (Beytü'l-Atik) ve bu âlemleri; İnniyyeti de "Hakikat-i Muhammedi"yi, İnsanı ve Kur'an'ı meydana getirdiğini ifade etmiştik.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Daha önceki bölümlerde Mutlak Zât'ın A'mâ'iyetten (mutlak gayb mertebesi) Ahadiyyet'ine (birlik mertebesi) inişinde İnniyyetinin (Ben'liği) ve hüviyyetinin (O'luğu) ortaya çıktığını belirtmiştik.

Hüviyyeti'nin "Beytullah" (Beytü'l-Atik) ve bu âlemleri; İnniyyeti'nin de "Hakikat-i Muhammedi"yi, İnsanı ve Kur'an'ı meydana getirdiğini ifade etmiştik.

Hüviyyeti'nin "Beytullah" (Beytü'l-Atik) ve bu âlemleri; İnniyyeti'nin de "Hakikat-i Muhammedi"yi, İnsanı ve Kur'an'ı meydana getirdiğini ifade etmiştik.

Daha evvelki bölümlerde Zat-ı Mutlak’ın A’ma’iyyetten Ahadiyyet’ine nüzül ettiğinde İnniyyetinin ve hüvviyyetinin zuhur ettiğini belirtmiştik.

Hüviyyeti, “Beytullah” (Beytül Atik) ve bu alemleri; İnniyeti de “Hakikati Muhammedi” İnsan ve Kur’anı meydana getirdiğini ifade etmiştik. 

“Kelime-i Risalet” bu iki oluşumu da bünyesinde toplamaktadır. Nasıl ki “Kelime-i Tevhid”i sondan başa doğru izah etmeye çalışmıştık, gene bu yoldan “Kelime-i Risalet”i de sondan başa doğru izah etmemiz gerekecektir. Yani “Allah, Rasul, Muhammed” şekliyle ki bu da onun nüzülüdür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Risalet Kelimesi" bu iki oluşumu da kendi içinde barındırır. Nasıl ki "Tevhid Kelimesi"ni sondan başa doğru açıklamaya çalışmıştık, aynı şekilde "Risalet Kelimesi"ni de sondan başa doğru açıklamamız gerekecektir. Yani "Allah, Rasul, Muhammed" şekliyle ki bu da onun inişidir.

"Risalet Kelimesi" bu iki oluşumu da kendi içinde barındırır. Nasıl ki "Tevhid Kelimesi"ni sondan başa doğru açıklamaya çalışmıştık, aynı şekilde "Risalet Kelimesi"ni de sondan başa doğru açıklamamız gerekecektir. Yani "Allah, Rasul, Muhammed" şekliyle ki bu da onun inişidir.

Her iki kelimenin de aşağıdan yukarıya doğru okunmasında "Allah" lafzı sonda, yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ise baştadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Her iki kelimenin de aşağıdan yukarıya doğru okunmasında "Allah" lafzı sonda, yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ise baştadır.

Bu iki kelime aynı süreçlerden geçerek aynı zamanda oluşmuş, fakat ikinci (2.) bölüm, "Kelime-i Risalet" (Peygamberlik Kelimesi) insan yeryüzünde kemale erdikten sonra hayat sahnesine çıkmıştır. Bu da ancak gerçek sahibi tarafından ortaya konmuştur. Ve bunu ilk telaffuz eden, ulûhiyyet lisanı ile Hz. Allah c.c. dür, çünkü o devrede onu telaffuz edecek varlıklar henüz yaratılmamıştı.

Her iki kelimenin de aşağıdan yukarıya okunuşunda “allah” lafzı sonda, yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ise, baştadır. 

Bu iki kelime aynı süreçlerden geçerek aynı zamanda oluşmuş, fakat ikinci (2.) bölüm, “Kelime-i Risalet” insan yeryüzünde kemale erdikten sonra hayat sahnesine çıkmıştır. Bu da ancak gerçek sahibi tarafından ortaya konmuştur. Ve bunu ilk telaffuz eden, uluhiyyet lisanı ile Hz. Allah c.c. dür, çünkü o devrede onu telaffuz edecek varlıklar henüz halk edilmemişti.

Bu iki kelime aynı süreçlerden geçerek aynı zamanda oluşmuş, fakat ikinci (2.) bölüm, "Kelime-i Risalet" insan yeryüzünde kemale erdikten sonra hayat sahnesine çıkmıştır. Bu da ancak gerçek sahibi tarafından ortaya konmuştur. Ve bunu ilk telaffuz eden, İlahi Zât lisanı ile Yüce Allah'tır, çünkü o devrede onu telaffuz edecek varlıklar henüz yaratılmamıştı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu iki kelime aynı süreçlerden geçerek aynı zamanda oluşmuş, fakat ikinci (2.) bölüm, "Kelime-i Risalet" insan yeryüzünde kemale erdikten sonra hayat sahnesine çıkmıştır. Bu da ancak gerçek sahibi tarafından ortaya konmuştur. Ve bunu ilk telaffuz eden, İlahi Zât lisanı ile Yüce Allah'tır, çünkü o devrede onu telaffuz edecek varlıklar henüz yaratılmamıştı.

Daha sonra Rablık mertebesinden Arap lisanı üzere Âdem oğluna telkin ve bu düzenleme üzere öğretildi.

Daha sonra Rablık mertebesinden Arap lisanı üzere Âdem oğluna telkin ve bu düzenleme üzere öğretildi.

Daha sonra Rububiyyet mertebesinden Arap lisanı üzere Adem oğluna telkin ve bu düzenleme üzere talim ettirildi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Daha sonra Rububiyyet (Rablık) mertebesinden Arap dili üzere Âdem oğluna telkin ve bu düzenleme üzere talim ettirildi.

“Kelime-i Tevhid”in hazinesinin anahtarı “Kelime-i Risalet”tir. Onun da şifre rakamı on üçtür; gerek asıl harf sayısı ile, gerek ebced hesap sayısı ile de on üçtür.

“Kelime-i Tevhid”, hazinesinin anahtarı “Kelime-i Risalet”tir. Onun da şifre rakkamı onüç (13)tür , gerek asli harf sayısı ile, gerek “ebced hesap” sayısı ile de onüç (13)tür.

"Kelime-i Tevhid"in hazinesinin anahtarı "Kelime-i Risalet"tir. Onun da şifre rakamı on üçtür; gerek asıl harf sayısı ile, gerek ebced hesap sayısı ile de on üçtür.

Hakikat-i Muhammedi ile ilgili her meselede de şifre on üç sayısı olmaktadır, yeri geldikçe ifade etmeye gayret ediyoruz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Muhammedî Hakikat ile ilgili her meselede de şifre on üç sayısı olmaktadır, yeri geldikçe ifade etmeye gayret ediyoruz.

Evet, her iki "kelime"de de "Allah" lafzı gerek oluşumu, gerek ifadesi, gerek manası itibarıyla aynı konum ve değerdedir.

Muhammedî Hakikat ile ilgili her meselede de şifre on üç (13) sayısı olmaktadır, yeri geldikçe ifade etmeye gayret ediyoruz.

Evet her iki “kelime”de de “Allah” lafzı gerek oluşumu, gerek ifadesi, gerek manası itibarıyla aynı konum ve değerdedir.

Evet, her iki "kelime"de de "Allah" lafzı gerek oluşumu, gerek ifadesi, gerek manası itibarıyla aynı konum ve değerdedir.

Hakikat-i Muhammedi ile ilgili her meselede de şifre onüç (13) sayısı olmaktadır, yeri geldikçe ifade etmeğe gayret ediyoruz.

Evet her iki “kelime”de de “allah” lafzı gerek oluşumu, gerek ifadesi, gerek manası itibariyle aynı konum ve değerdedir.

Allah c.c. lafız ve manasının oluşumu (ُ) “hu”dan başlayarak anlatmağa çalışmıştık. Bu bilgimizi tazelemek için tekrar oraya müracaat edebiliriz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Allah (c.c.) lafzının ve manasının oluşumunu "hu"dan başlayarak anlatmaya çalışmıştık. Bu bilgimizi tazelemek için tekrar oraya başvurabiliriz.

Biz şimdi yukarıdan aşağıya "resul" kelimesinin oluşumunu anlamaya çalışalım. Bilindiği gibi "resul" Arap dilinde genel olarak elçi, haberci, haberi ulaştıran gibi anlamlarda olup kültüründe ise, kitap verilen peygamberlerin birer vasfı olarak kullanılmaktadır ve "rı", "sin", "lâm" asli harflerinden meydana gelmektedir.

Allah (c.c.) lafzının ve manasının oluşumunu "hu"dan başlayarak anlatmaya çalışmıştık. Bu bilgimizi tazelemek için tekrar oraya başvurabiliriz.

"Resul" Kelimesi Biz şimdi yukarıdan aşağıya "resul" kelimesinin oluşumunu anlamaya çalışalım. Bilindiği gibi "resul" Arap dilinde genel olarak elçi, haberci, haberi ulaştıran gibi anlamlarda olup kültüründe ise, kitap verilen peygamberlerin birer vasfı olarak kullanılmaktadır ve "rı", "sin", "lâm" asli harflerinden meydana gelmektedir.

 ( رسول) “Resul” Kelimesi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

(Resul) Kelimesi

Biz şimdi yukarıdan aşağıya (resul) kelimesinin oluşumunu anlamaya çalışalım. Bilindiği gibi (resul) Arap dilinde genel olarak elçi, haberci, haberi ulaştıran gibi anlamlarda olup kültüründe ise, kitap verilen peygamberlerin birer vasfı olarak kullanılmaktadır ve (rı), (sin), (lâm) asli harflerinden meydana gelmektedir.

İlahi Zât, Mutlak Hüviyet (Allah'ın mutlak ve kayıtsız varlığı), kendi hakikatini, varlığını ifade eden Allah (c.c.) sembol ve anlamını oluşturduktan sonra bunun açıklanmasını ve açılımının yapılmasını murad etti. Böylece evvela zâtından sıfatına kendi lafzında mevcut (lâm)lardan bir benzerini halife olarak gönderdi, böylece sıfat mertebesinde (resul) kelimesinin sondaki (lâm)ı oluşmuş oldu.

Biz şimdi yukarıdan aşağıya (رَسُولٌ) “resul” kelimesinin oluşumunu anlamağa çalışalım. Bilindiği gibi (رَسُولٌ) “resul” lisanı Arabi de genel olarak, elçi, haberci, haberi ulaştıran gibi manalarda olup kültüründe ise, kitap verilen peygamberlerin birer vasfı olarak kullanılmaktadır ve () “rı” () “sin” () “lâm” asli harflerinden meydana gelmektedir.

Zat-ı İlahi, Hüvviyyet-i Mutlaka kendi hakikatini, varlığını ifade eden Allah c.c. sembol ve manasını oluşturduktan sonra bunun izah ve açılımının yapılmasını murad etti. Böylece evvela zatından sıfatına kendi lafzında mevcud () “lâm”lardan bir benzerini halife olarak gönderdi, böylece sıfat mertebesinde (رَسُولٌ) “resul” un sondaki () “lâm”ı oluşmuş oldu.

İlahi Zât, Mutlak Hüviyet (Allah'ın mutlak veçhesi), kendi hakikatini, varlığını ifade eden Allah (c.c.) sembolünü ve manasını oluşturduktan sonra bunun açıklanmasını ve açılımının yapılmasını murad etti. Böylece önce kendi zâtından sıfatına, kendi lafzında mevcut olan "lâm" harflerinden bir benzerini halife olarak gönderdi; böylece sıfat mertebesinde "resul" kelimesinin sonundaki "lâm" harfi oluşmuş oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İlahi Zât, Mutlak Hüviyet, kendi hakikatini, varlığını ifade eden Allah (c.c.) sembolünü ve manasını oluşturduktan sonra bunun açıklanmasını ve açılımının yapılmasını murad etti. Böylece önce kendi zâtından sıfatına, kendi lafzında mevcut olan "lâm" harflerinden bir benzerini halife olarak gönderdi; böylece sıfat mertebesinde "resul" kelimesinin sonundaki "lâm" harfi oluşmuş oldu.

Daha sonra oluşacak bu görev ve manaya yine sıfat mertebesinde bir taşıyıcı aradı; işte bu taşıyıcıyı "sin" harfleriyle belirledi ki bu da "insan"ı ifade etmekteydi. Daha sonra da bu insanı "Yâ Sîn" yani "ey insan" diye ifade edecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Daha sonra oluşacak bu görev ve manaya yine sıfat mertebesinde bir taşıyıcı aradı; işte bu taşıyıcıyı "sin" harfleriyle belirledi ki bu da "insan"ı ifade etmekteydi. Daha sonra da bu insanı "Yâ Sîn" yani "ey insan" diye ifade edecektir.

Daha sonra oluşacak bu görev ve manaya yine sıfat mertebesinde bir taşıyıcı aradı; işte bu taşıyıcıyı "sin" harfleriyle belirledi ki bu da "insan"ı ifade etmekteydi. Daha sonra da bu insanı ( يَس) "Yâ Sîn" "ey insan" diye ifade edecektir.

Daha sonra oluşacak bu görev ve manaya yine sıfat mertebesinde bir taşıyıcı aradı, işte bu taşıyıcı da () “sin” harfleriyle belirledi ki bu da “insan”ı ifade etmekteydi. Daha sonra da bu insanı ( يَس) “Yâ sîn” “ey insan” diye ifade edilecektir.

Bu görevi taşıyıcının da vasfı belli olduktan sonra bunun mutlak bir eğitim işi olduğunu belirtmek için de sonra () “rı” sembol ve manasını koydu ki, Rahmaniyyet, Kur’anı Keriym 55/1-2-3-4 ayetinde, Bu görevi taşıyıcının vasfı da belli olduktan sonra, bunun mutlak bir eğitim işi olduğunu belirtmek için de sonra "rı" sembolünü ve manasını koydu ki, Rahmaniyyet, Kur'an-ı Kerim'in 55. suresinin 1-2-3-4. ayetlerinde şöyle buyrulur:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bu görevi taşıyıcının vasfı da belli olduktan sonra, bunun mutlak bir eğitim işi olduğunu belirtmek için de sonra "rı" sembolünü ve manasını koydu ki, Rahmaniyyet, Kur'an-ı Kerim'in 55. suresinin 1-2-3-4. ayetlerinde şöyle buyrulur:

الرَّحْمَنُ عَلَّمَ الْقُرْآنَ خَلَقَ الْإِنْسَانَ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ "errahman, allemel kur’ane, halakal insane, allemehul beyane"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.7s

"errahman, allemel kur’ane, halakal insane, allemehul beyane"

mealen, "Rahman Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti" hakikati ortaya çıksın.

mealen, "Rahman Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti" hakikati ortaya çıksın.

َمَهُ الْبَيَانِعمَ الْقُرْآنَ خَلَقَ الْإِنْسَانَ عَلَعحَمْن عَلَىعالر 

“errahman, allemel kur’ane, halakal insane, allemehul beyane”

mealen, “Rahman Kur’an’ı talim etti, insanı halk etti, ona beyan-ı öğretti” hakikati ortaya çıksın. (12) 

(Not: (12) “Errahman suresinin meal ve yorumu” isimli kitabımızda geniş malumat verildi.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

(Not: (12) "Errahman suresinin meal ve yorumu" isimli kitabımızda geniş bilgi verildi.)

Ayrıca "rı" harfi, "Esma, Rububiyyet", yani eğitim ve terbiye mertebesini de ifade ederek oraya tenezzül etmiş oldu.

Bu mertebede yukarıda belirtilen harfler toplanarak bir mana içinde ifade edilerek "resul"ün kaynağı, içeriği, görevi ve mertebesi ortaya çıkmış, "Allah" lafzı ve manasının taşıyıcılığı, yani "Hamele-i Kur'an" (Kur'an'ın taşıyıcılığı) da bu "resul"e verilmiş oldu.

(Not: (12) "Errahman suresinin meal ve yorumu" isimli kitabımızda geniş bilgi verildi.)

Ayrıca "rı" harfi, "Esma, Rububiyyet", yani eğitim ve terbiye mertebesini de ifade ederek oraya tenezzül etmiş oldu.

Bu mertebede yukarıda belirtilen harfler toplanarak bir mana içinde ifade edilerek "resul"ün kaynağı, içeriği, görevi ve mertebesi ortaya çıkmış, "Allah" lafzı ve manasının taşıyıcılığı, yani "Hamele-i Kur'an" (Kur'an'ın taşıyıcılığı) da bu "resul"e verilmiş oldu.

Ayrıca () “rı” “Esma, Rububiyyet”, yani eğitim ve terbiye mertebesini de ifade ederek oraya tenezzül etmiş oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ayrıca, "rı" harfi "Esma, Rububiyyet", yani eğitim ve terbiye mertebesini de ifade ederek oraya tenezzül etmiş oldu.

Bu mertebede yukarıda belirtilen harfler toplanarak bir mana içinde ifade edilerek (resul) "resul"ün kaynağı, içeriği, görevi ve mertebesi meydana çıkmış, (Allah) "Allah" lafız ve manasının taşıyıcılığı, "Hamele-i Kur'an" (Kur'an'ın taşıyıcılığı) da bu (resul) "resul"e verilmiş oldu.

Bu mertebede yukarıda belirtilen harfler toplanarak bir mana içinde ifade edilerek (رَسُولٌ) “resul”un kaynağı, içeriği, görevi ve mertebesi meydan çıkmış (الله) “allah” lafız ve manasının taşıyıcılığı “Hamele-i Kur’an” (Kur’anın taşıyıcılığı) da bu (رَسُولٌ) “resul”e verilmiş oldu.

27-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Bu satırları yazdığım anda, Ezan-ı Muhammedi yatsı namazını haber vermek için tekrar ilan ve ifa ediyordu. Yazıyı bırakarak, yatsıyı eda etmek için kalkıp sünneti kıldıktan sonra farza geçtik. İmam efendi, Fatihadan sonra yazdıklarımızı tasdik ediyormuşçasına Kur’anı Keriym Azhab 33/56 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

27-09-2001 Mekke-i Mükerreme, Kâbe-i Muazzama. Bu satırları yazdığım anda, Muhammedî ezan yatsı namazını haber vermek için tekrar okunuyor ve yerine getiriliyordu. Yazıyı bırakarak, yatsıyı kılmak için kalkıp sünneti kıldıktan sonra farza geçtik. İmam efendi, Fatiha'dan sonra yazdıklarımızı tasdik ediyormuşçasına Kur'an-ı Kerim Ahzab Suresi 33/56 ayetinde,

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ

بِّيعونَ عَلَى الذّواللَّهُ وَمَلَائِكَتُهُ يُصَلُّونَعإِنْ

“innellahe ve melaiketuhu yüsallune alannebiyyi”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"innellahe ve melaiketuhu yüsallune alannebiyyi"

mealen, "Allah ve melekleri, Peygamber Muhammed'i överler" üzerine "salat ve selam ederler" ayetini okumaktaydı.

28-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama (Kâbe-i Muazzama) "Muhammed" (S.A.V.) kelimesi BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİYM Şu anda tekrar Ravza-i Mutahhara'da müezzin mahfeli arkasında, sabırla taşıdığı yükü yere bırakmamak için dimdik ayakta duran oldukça yaşlı bir direğe dayanmış, bir taraftan yazılarıma devam ederken, bir taraftan da "Hacer'ül Esved" köşesi istikametinden İlahi Zât'ın tecellisinin zuhur yeri olan "Ka'be-i Muazzama"yı seyretmeye çalışıyorum ve oturduğum yerde Adem (a.s.)'dan beri nice müminlerin, nice peygamberlerin, nice aşıkların, nice irfan ehlinin oturup, burada oluşan halleri müşahede ettiklerini düşünüyorum. Bugün cuma, daha sabahtan sa'y de, tavaf da çok kalabalık.

"innellahe ve melaiketuhu yüsallune alannebiyyi"

mealen, "Allah ve melekleri, Peygamber Muhammed'i överler" üzerine "salat-u selam ederler" ayetini okumaktaydı.

28-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka'be-i Muazzama (مُحَمَّدٌ) "Muhammed" (S.A.V.) kelimesi BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİYM Şu anda tekrar Ravza-i Mutahhara'da müezzin mahfeli arkasında, sabırla taşıdığı yükü yere bırakmamak için dimdik ayakta duran oldukça yaşlı bir direğe dayanmış, bir taraftan yazılarıma devam ederken, bir taraftan da "Hacer'ül esved" köşesi istikametinden İlahi Zât'ın tecellisinin zuhur yeri olan "Ka'be-i Muazzama"yı seyretmeye çalışıyorum ve oturduğum yerde Adem (a.s.)'dan beri nice müminlerin, nice peygamberlerin, nice aşıkların, nice irfan ehlinin oturup, burada oluşan halleri müşahede ettiklerini düşünüyorum. Bugün cuma, daha sabahtan sa'y de, tavaf da çok kalabalık.

mealen, “Allah ve melekleri, Peygamber Muhammed’i överler” üzerine “salat-u selam ederler” ayetini okumaktaydı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

mealen, “Allah ve melekleri, Peygamber Muhammed’i överler” üzerine “salat ve selam ederler” ayetini okumaktaydı.

28-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama

(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Muhammed” kelimesi

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA Şu anda tekrar Ravza-i Mutahhara'da müezzin mahfeli arkasında, sabırla taşıdığı yükü yere bırakmamak için dimdik ayakta duran oldukça yaşlı bir direğe dayanmış, bir taraftan yazılarıma devam ederken, bir taraftan da “Hacerü’l-Esved” köşesi istikametinden, İlahi Zât'ın tecellisinin ortaya çıktığı yer olan “Ka’be-i Muazzama”yı seyretmeye çalışıyorum ve oturduğum yerde Adem (a.s.)’dan beri nice müminlerin, nice peygamberlerin, nice aşıkların, nice irfan ehlinin oturup, burada oluşan halleri müşahede ettiklerini düşünüyorum. Bugün cuma, daha sabahtan sa’y de, tavaf da çok kalabalık.

28-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama

(لْعمحمد) “Muhammed” (S.A.V.) kelimesi

BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİYM Şu anda tekrar Ravza-i Mutahharada müezzin mahfeli arkasında, sabırla taşıdığı yükü yere bırakmamak için dimdik ayakta duran oldukça yaşlı bir direğe dayanmış, bir taraftan yazılarıma devam ederken, bir taraftan da “Hacer’ül esved” köşesi istikametinden zat-i tecelliğinin zuhur mahalli olan “Ka’be-i Muazzama”yı seyr etmeğe çalışıyorum ve oturduğum yerde Adem (a.s.)’dan beri nice Mü’minlerin, nice peygamberlerin, nice aşıkların, nice irfan ehlinin oturup, burada oluşan halleri müşahede ettiklerini düşünüyorum Bugün cum’a, daha sabahtan sa’iy de, tavaf da çok kalabalık.

Evet biz yine seyr’imize bıraktığımız yerden devam etmeğe çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Evet, biz yine manevî yolculuğumuza bıraktığımız yerden devam etmeye çalışalım.

Risalet kelimesinin "Allah" ve "Resul" bölümü oluştuktan sonra, bunları hem taşıyıcı hem de izah edici çok güvenilir ve çok güçlü bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.

Bunun oluşması için kaynaktan (Hu'dan) bütün mertebe ve oluşumları bünyesinde muhafaza edip barındıracak bir yer gerekiyordu. İşte iç âlemde zaten var olan bu sistem "dal" harfi ile ortaya çıkmaya başladı.

Evet, biz yine seyr'imize (manevî yolculuğumuza) bıraktığımız yerden devam etmeye çalışalım.

Risalet kelimesinin "Allah" ve "Resul" bölümü oluştuktan sonra, bunları hem taşıyıcı hem de izah edici çok güvenilir ve çok güçlü bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.

Bunun oluşması için kaynaktan (Hu'dan) bütün mertebe ve oluşumları bünyesinde muhafaza edip barındıracak bir mahal (yer) gerekiyordu. İşte batında (iç âlemde) zaten var olan bu sistem "dal" harfi ile zuhura (ortaya çıkmaya) başladı.

Kelime-i Risalet’in (الله) “allah” ve (رَسُولٌ) “resul” bölümü oluştuktan sonra, bunları hem taşıyıcı, hem de izah edici çok güvenilir ve çok güçlü bir mekanizmaya ihtiyaç vardı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Risalet kelimesinin "Allah" ve "Resul" bölümü oluştuktan sonra, bunları hem taşıyıcı hem de açıklayıcı çok güvenilir ve çok güçlü bir mekanizmaya ihtiyaç vardı.

Bunun oluşması için kaynaktan, "Hu"dan bütün mertebe ve oluşumları bünyesinde muhafaza edip barındıracak bir mahal gerekiyordu. İşte içte zaten var olan bu sistem "dal" harfi ile ortaya çıkmaya başladı.

En başta insanlığın atası olan "Âdem"de de bulunan bu "dal" bütün hakikatlerin gerçek olduğunun "delil"i mertebesinde oldu.

Bunun oluşması için kaynaktan (ُ) “hu”dan bütün mertebe ve oluşumları bünyesinde muhafaza edip barındıracak bir mahal gerekiyordu. İşte batında zaten var olan bu sistem (ُ) “dal” harfi ile zuhura çıkmaya başladı.

En başta insanlığın atası olan “Adem”de de bulunan bu (ُ) “dal” bütün hakikatlerin gerçek olduğunun “delil”i mertebesinde oldu.

En başta insanlığın atası olan "Âdem"de de bulunan bu (د) "dal" harfi, bütün hakikatlerin gerçek olduğunun "delili" mertebesinde oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

En başta insanlığın atası olan "Âdem"de de bulunan bu (د) "dal" harfi, bütün hakikatlerin gerçek olduğunun "delili" mertebesinde oldu.

Bundan sonra oluşan sembol ve mana, sondan başa ilk (م) "mim" harfi oldu; bu ise "Makam-ı Mahmud" (övülen makam) olan Hakikat-i Muhammedi'nin sembolü ve manası oldu.

Ondan sonraki, geriye doğru ikinci (م) "mim" harfi, Hakikat-i Muhammedi'nin zuhur yeri, "âlemlere rahmet" olan Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin sembolü ve manası oldu.

Bundan sonra oluşan sembol ve mana, sondan başa ilk (م) "mim" harfi oldu; bu ise "Makam-ı Mahmud" (övülen makam) olan Hakikat-i Muhammedi'nin sembolü ve manası oldu.

Ondan sonraki, geriye doğru ikinci (م) "mim" harfi, Hakikat-i Muhammedi'nin zuhur yeri, "âlemlere rahmet" olan Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin sembolü ve manası oldu.

Bundan sonra oluşan sembol ve mana sondan başa ilk () “mim” oldu, bu ise “Makam-ı Mahmud” (övülen makam) Hakikat-i Muhammedi’nin sembol ve manası oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bundan sonra oluşan sembol ve mana sondan başa ilk "mim" oldu, bu ise "Makam-ı Mahmud" (övülen makam) Hakikat-i Muhammedi'nin sembol ve manası oldu.

Ondan sonraki, geriye doğru ikinci "mim" Hakikat-i Muhammed'inin zuhur mahalli, "âlemlere rahmet" olan Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin sembol ve manası oldu.

Bundan sonra oluşan "ha" ise bu yaşanması için ve "Makam-ı Mahmud"un "ha"sı oldu.

Ondan sonraki, geriye doğru ikinci () “mim” Hakikat-i Muhammed’inin zuhur mahalli, “alemlere rahmet” olan Hazret-i Muhammed Mustafa s.a.v. efendimizin sembol ve manası oldu.

Bundan sonra oluşan () “ha” ise bu yaşanması için ve “Makam-ı Mahmud”un () “ha”sı oldu.

Bundan sonra oluşan "ha" ise, bu yaşanması için ve "Makam-ı Mahmud"un "ha"sı oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Bundan sonra oluşan "ha" ise, bu yaşanması için ve "Makam-ı Mahmud"un "ha"sı oldu.

Tecelli ve oluşum, nihayet en sonda oluşacak olan sembol ve manayı ifade eden üçüncü "mim"e geldi ki, bu da "Muhammed'ül Emin"in "mim"idir.

Mutlak Zât, en geniş manada zuhur edeceği "emin" mahallini oluşturmuş, böylece de "Kelime-i Risalet" ebedi şekliyle kemale ermiş bulunmaktaydı. İşte bu yüzden o mahalle "emin"lik lafzı beşerde değil, Hakk'tan verilmişti.

Tecelli ve oluşum, nihayet en sonda oluşacak olan sembol ve manayı ifade eden üçüncü "mim"e geldi ki, bu da "Muhammed'ül Emin"in "mim"idir.

Mutlak Zât, en geniş manada zuhur edeceği "emin" mahallini oluşturmuş, böylece de "Kelime-i Risalet" ebedi şekliyle kemale ermiş bulunmaktaydı. İşte bu yüzden o mahalle "emin"lik lafzı beşerde değil, Hakk'tan verilmişti.

Tecelli ve oluşum, nihayet en sonda oluşacak olan sembol ve manayı ifade eden üçüncü () “mim”e geldi ki, bu da “Muhammed’ül Emin”in () “mim”’idir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Tecelli ve oluşum, nihayet en sonda oluşacak olan sembol ve manayı ifade eden üçüncü "mim"e geldi ki, bu da "Muhammedü'l-Emîn"in "mim"idir.

Mutlak Zât, en geniş manada zuhur edeceği "emin" mahallini oluşturmuş, böylece de "Kelime-i Risalet" ebedî şekliyle kemale ermiş bulunmaktaydı. İşte bu yüzden o mahalle "emin"lik lafzı beşerden değil, Hakk'tan verilmişti.

Kendisinden "emin" olunarak İlâhî Tecelli yine o "mim"den bu sefer yukarıya doğru seyre başlayarak Miladî 610'dan itibaren "lâ ilâhe illâ allah muhammedürrasulüllah" olmak üzere, Kelime-i Tevhid'i ve Kelime-i Risalet'i en güzel bir şekilde ortaya getirerek, "taşıyıcılığını", izahını ve eğitimini ömrünün sonuna kadar hakkıyla yaparak, bu görevi kendinden sonrakilere devretmiştir.

Zat-ı Mutlak en geniş manada zuhur edeceği “emin” mahallini oluşturmuş, böylece de “Kelime-i Risalet” ebedi şekliyle kemale ermiş bulunmakta idi. İşte bu yüzden o mahalle “emin”lik lafzı beşerde değil Hakk’tan verilmişti.

Kendisinden “emin” olunarak Tecelli-i İlahi yine o () “mim”den bu sefer yukarıya doğru seyr’e başlayarak Miladi 610 dan itibaren “lâ ilâhe illâ allah” muhammedürrasulüllah” olmak üzere, Kelime-i Tevhid’i ve Kelime-i Risalet’i en güzel bir şekilde ortaya getirerek, “taşıyıcı”lığını, izahını ve eğitimini ömrünün sonuna kadar hakkıyla yaparak, bu görevi kendinden sonrakilere devretmiştir.

Kendisine "emin" olunarak İlahi Tecelli yine o "mim"den bu sefer yukarıya doğru seyre başlayarak Miladi 610'dan itibaren "lâ ilâhe illâ allah muhammedürrasulüllah" olmak üzere, Kelime-i Tevhid'i ve Kelime-i Risalet'i en güzel bir şekilde ortaya koyarak, "taşıyıcılığını", açıklamasını ve eğitimini ömrünün sonuna kadar hakkıyla yaparak, bu görevi kendinden sonrakilere devretmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kendisine "emin" olunarak İlahi Tecelli yine o "mim"den bu sefer yukarıya doğru seyre başlayarak Miladi 610'dan itibaren "lâ ilâhe illâ allah muhammedürrasulüllah" olmak üzere, Kelime-i Tevhid'i ve Kelime-i Risalet'i en güzel bir şekilde ortaya koyarak, "taşıyıcılığını", açıklamasını ve eğitimini ömrünün sonuna kadar hakkıyla yaparak, bu görevi kendinden sonrakilere devretmiştir.

Mutlak Zât, kendi zâtıyla birlikte "Ezan-ı Muhammedi"de sevgilisinin adını da zikrettirerek bütün bu gerçekleri toplu olarak ortaya koymuş ve âlemlere ilan ettirmiştir.

Mutlak Zât, kendi zâtıyla birlikte "Ezan-ı Muhammedi"de sevgilisinin adını da zikrettirerek bütün bu gerçekleri toplu olarak ortaya koymuş ve âlemlere ilan ettirmiştir.

Zat-ı Mutlak, kendi zatıyla birlikte “Ezan-ı Muhammedi”de habibinin adını da zikrettirerek bütün bu gerçekleri toplu olarak ortaya getirmiş ve alemlere ilan ettirmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Mutlak Zât, kendi zâtıyla birlikte "Ezan-ı Muhammedi"de habibinin adını da zikrettirerek bütün bu gerçekleri toplu olarak ortaya getirmiş ve âlemlere ilan ettirmiştir.

Güneşin dönüşümü ile günün her anında Ezan-ı Muhammedi, beş vaktiyle birlikte, dünya üzerinden bütün âlemlere ilan edilmektedir.

Güneşin dönüşümü ile günün her anında Ezan-ı Muhammedi, beş vaktiyle birlikte, dünya üzerinden bütün âlemlere ilan edilmektedir.

Güneşin dönüşümü ile günün her anında Ezan-ı Muhammedi beş (5) vakti ile birlikte dünya üzerinden bütün alemlere ilan edilmektedir.

Güneşin dönüşümü ile günün her anında Ezan-ı Muhammedi, beş vaktiyle birlikte, dünya üzerinden bütün âlemlere ilan edilmektedir.

Evet, bu kelimelerin zaman içinde taklide dönüşmemesi, gerçek hakikatine ve manasına nüfuz etme maksadıyla "şehadet"i de şart koşarak, her iki kelimenin de başına "şehadet" kelimesi ilave edilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Evet, bu kelimelerin zamanla taklide dönüşmemesi, gerçek hakikatine ve anlamına nüfuz etme amacıyla "şehadet"i de şart koşarak, her iki kelimenin de başına "şehadet" kelimesi eklenmiştir.

Öncelikle "Mutlak Zât", "eşhedü" diyerek kendi varlığına kendisi şahit olmuştur.

Evet, bu kelimelerin zamanla taklide dönüşmemesi, gerçek hakikatine ve anlamına nüfuz etme amacıyla "şehadet"i de şart koşarak, her iki kelimenin de başına "şehadet" kelimesi eklenmiştir.

Öncelikle "Mutlak Zât", "eşhedü" diyerek kendi varlığına kendisi şahit olmuştur.

Evet bu kelimelerin zaman içinde taklide dönüşmemesi, gerçek hakikatine ve manasına nüfuz maksadıyla “şehadet”i de şart koşarak, her iki kelimenin de başına “şehadet” kelimesi ilave edilmiştir.

Evvela “Zat-ı Mutlak” “eşhedü” diyerek kendi varlığına kendi şahit olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Öncelikle "Mutlak Zât" "eşhedü" diyerek kendi varlığına kendisi şahit olmuştur.

Yine öncelikle "iki ağırlığın" yani "insanların ve cinlerin" peygamberi, kendi peygamberliğine şahit olmuştur.

Ancak ondan sonra, bu şahitlik en yakınlarına, oradan "sahabe-i kiram"a (Peygamber'in arkadaşları), oradan diğer müminlere, oradan bütün dünyaya, oradan da melekler âlemine Mi'rac gecesi meleklere, oradan da ceberut âlemine (Allah'ın kudret ve azamet âlemi) ta arşa kadar her mertebede şahitlik ve tasdik edilmiştir.

Yine Evvela “Rasul-u sakalıyn” (iki ağırlığın) yani “İnsanların ve cinlerin” peygamberi, kendi kendinin Risaletine şahit olmuştur. 

Yine ilk olarak "iki ağırlığın" yani "insanların ve cinlerin" peygamberi, kendi peygamberliğine şahit olmuştur.

Ancak ondan sonra, bu şahitlik en yakınlarına, oradan "sahabe-i kiram"a (Peygamber'in arkadaşları), oradan diğer müminlere, oradan bütün dünyaya, oradan da melekler âlemine Mi'rac gecesi meleklere, oradan da ceberut âlemine (Allah'ın kudret ve azamet âlemi) ta arşa kadar her mertebede şahitlik ve tasdik edilmiştir.

İşte şu anda dahi müezzin efendi Cuma ezanını okumakta ve "eşhedü"ler (şahitlik ederim) ile birlikte tamamını Kâbe-i Muazzama'dan bütün âlemlere ilan ederek tekrar hatırlatmaktaydı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte şu anda dahi müezzin efendi Cuma ezanını okumakta ve "eşhedü"ler (şahitlik ederim) ile birlikte tamamını Kâbe-i Muazzama'dan bütün âlemlere ilan ederek tekrar hatırlatmaktaydı.

Ancak ondan sonra, bu şehadet en yakınlarına, oradan "sahabe-i kiram"a, oradan diğer müminlere, oradan bütün dünyaya, oradan da melekût âlemine (melekler âlemi) Mi'rac gecesi meleklere, oradan da ceberût âlemine (kudret ve azamet âlemi) ta arşa kadar her mertebede şehadet ve tasdik olunmuştur.

Ancak ondan sonra, bu şehadet en yakınlarına oradan “sahabe-i kiram”a, oradan diğer müminlere, oradan bütün dünyaya, oradan da alemi melekuta Mi’rac gecesi meleklere, oradan da alemi ceberuta ta arşa kadar her mertebede şehadet ve tasdik olunmuştur.

İşte şu anda dahi müezzin efendi Cum’a ezanını okumakta ve “eşhedü”ler ile birlikte tamamını Ka’be-i Muazzama’dan bütün alemlere ilan ederek tekrar hatırlatmakdaydı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İşte şu anda dahi müezzin efendi Cuma ezanını okumakta ve "eşhedü"ler ile birlikte tamamını Kâbe-i Muazzama'dan bütün âlemlere ilan ederek tekrar hatırlatmaktaydı.

"Muhammedü'l-Emîn"in "mim" harfiyle tamamlanan "Allah, Rasûl, Muhammed" (Allah'ın Rasûlü Muhammed) (s.a.v.) şekliyle, yukarıdan aşağıya okunurken, aşağıdan yukarıya da "Muhammedü'r-Rasûlüllah" şeklinde ifade edilmiştir.

“Muhammed’ül Emin’in” () “mim”i ile tamamlanan “Allah, Rasül, Muhammed” (Allah’ın Rasul’u Muhammed) (s.a.v.) şekliyle, yukarıdan aşağıya okunuyorken, aşağıdan yukarıya da “Muhammedürrasulüllah” şekliyle ifadelendirilmiştir.

"Muhammedü'l-Emîn"in "mim" harfiyle tamamlanan "Allah, Rasûl, Muhammed" (Allah'ın Rasûlü Muhammed) (s.a.v.) şekliyle, yukarıdan aşağıya okunurken, aşağıdan yukarıya da "Muhammedü'r-Rasûlüllah" şeklinde ifade edilmiştir.

Her iki kelimede de "yukarıdan aşağıya" başta ortak (Allah) lafzı vardır ve ikisi de aynı kaynaktan ortaya çıkmaktadır. Aşağıdan yukarıya okunduğunda da her ikisinde de (Allah) lafzı sonda sığındıkları yerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Her iki kelimede de "yukarıdan aşağıya" başta ortak (Allah) lafzı vardır ve ikisi de aynı kaynaktan ortaya çıkmaktadır. Aşağıdan yukarıya okunduğunda da her ikisinde de (Allah) lafzı sonda sığındıkları yerdir.

Her iki kelimede de “yukarıdan aşağıya” başta müşterek (الله) “allah” lafzı vardır ve ikisi de aynı kaynaktan zuhur etmektedir. Aşağıdan yukarıya okunduğunda da her ikisinde de (الله) “allah” lafzı sonda sığındıkları yerdir.

Ahadiyyet’in hüvviyyetinden ve inniyyetinden meydana gelen bütün bu seyr-i daha kısa yoldan izah etmek için (لْعمُحَمَّد) “muhammed” tecellisindeki üç (3) () “mim”’i üç (3) mertebeyi bir araya toplayarak Ahadiyyet’ine üçüncü bir harf olarak dahil edince “Ahad” hemen “Ahmed”e intikal etti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) hüviyetinden (kimliğinden) ve inniyetinden (benliğinden) meydana gelen bütün bu seyri (yolculuğu) daha kısa yoldan açıklamak için, "Muhammed" tecellisindeki (ortaya çıkışındaki) üç "mim" harfini üç mertebeyi bir araya toplayarak Ahadiyyet'ine üçüncü bir harf olarak dahil edince, "Ahad" (Allah'ın bir ismi) hemen "Ahmed"e (Peygamber Efendimizin ismi) dönüştü.

Ahadiyyet'in (Allah'ın birliği) hüviyetinden (kimliğinden) ve inniyetinden (benliğinden) meydana gelen bütün bu seyri (yolculuğu) daha kısa yoldan açıklamak için, "Muhammed" tecellisindeki (ortaya çıkışındaki) üç "mim" harfini üç mertebeyi bir araya toplayarak Ahadiyyet'ine üçüncü bir harf olarak dahil edince, "Ahad" (Allah'ın bir ismi) hemen "Ahmed"e (Peygamber Efendimizin ismi) dönüştü.

Böylece, sırlanmış, perdelenmiş "Ahad" bâtın (gizli), "Ahmed" zâhir (görünen) olarak bütün şaşaasıyla âlemlerin sultanı olarak görevine devam etmiştir. İşte bu yüzden "Hamele-i Ahad" (Ahad'ı taşıyan) olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Böylece, sırlarla örtülmüş, perdelenmiş "Ahad" gizli, "Ahmed" görünen olarak bütün ihtişamıyla âlemlerin sultanı olarak görevine devam etmiştir. İşte bu sebeple "Hamele-i Ahad" (Ahad'ı taşıyan) olmuştur.

Böylece sırlarla örtülmüş, perdelenmiş “Ahad” gizli, “Ahmed” görünen olarak bütün ihtişamıyla âlemlerin sultanı olarak görevine devam etmiştir. İşte bu sebeple “Hamele-i Ahad” (Ahad’ın taşıyıcısı) olmuştur.

Böylece sırlanmış, perdelenmiş “Ahad” batın, “Ahmet” zahir olarak bütün şaşasıyla alemlerin sultanı olarak görevine devam etmiştir. İşte bu yüzden “Hamele-i Ahad” (Ahad’ın taşıyıcısı) olmuştur.

Yine böylece uluhiyyet yönüyle (ُ) “hu” ismi, batında “Makam-ı Mahmud” ve “ismi A’zam”. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Yine böylece ulûhiyyet yönüyle "hu" ismi, batında "Makam-ı Mahmud" ve "İsm-i A'zam"dır.

Yine böylece ilâhlık yönüyle "hu" ismi, batında "Makam-ı Mahmud" ve "İsm-i A'zam"dır.

"Muhammed" ismi ise, tecelli ve zuhur yönüyle "İsm-i A'zam" ve "Makam-ı Mahmud"dur. En geniş ve kemal yönüyledir.

Hacerü'l-Esved'in siyah olması, Risalet mertebesinin "Arap ırkından" yani "siyahi"lerden oluşu, "sevâd-ı A'zam" (büyük karanlık), "zâtü'l-baht" (mutlak zât) ve "A'mâiyyet" (mutlak gayb) diye belirtilen o mertebeyi kendisine benzerliği dolayısıyla en güzel şekilde ortaya çıkaracağından, efendimiz, âlemlerin sultanı, "Arap" ırkından ortaya çıkarılmıştır. Ve bilindiği gibi İslamiyet daha ziyade "fakr" (yoksulluk) halinde olanlarda ve siyahilerde bu yüzden daha çok kabul görmektedir.

Yine böylece ilâhlık yönüyle "hu" ismi, batında "Makam-ı Mahmud" ve "ismi A'zam"dır.

(مُحَمَّد) "Muhammed" ismi ise, tecelli ve zuhur yönüyle "ismi Azam" ve "Makam-ı Mahmud"dur. En geniş ve kemal yönüyledir.

"Hacerü'l-Esved"in siyah olması, Risalet mertebesinin "Arap ırkından" yani "siyahi"lerden oluşu, "sevad-ı A'zam" (büyük karanlık), "zâtü'l-baht" (mutlak zât) ve "A'mâiyyet" (mutlak gayb) diye belirtilen o mertebeyi kendisine benzerliği dolayısıyla en güzel şekilde ortaya çıkaracağından, efendimiz, âlemlerin sultanı, "Arap" ırkından ortaya çıkarılmıştır. Ve bilindiği gibi İslamiyet daha ziyade "fakr" (yoksulluk) halinde olanlarda ve siyahilerde bu yüzden daha çok kabul görmektedir.

(لْعمُحَمَّد) “muhammed” ismi ise, tecelli ve zuhur yönüyle “ismi Azam” ve “Makam-ı Mahmud”. En geniş ve kamali yönüyledir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Muhammed" ismi ise, tecelli ve zuhur yönüyle "İsm-i Azam" (Allah'ın en büyük ismi) ve "Makam-ı Mahmud" (övülmüş makam)dır. En geniş ve kemal yönüyledir.

Hacerü'l-Esved'in siyah olması, Risalet mertebesinin "Arap ırkından" yani "siyahiler"den oluşu, "sevâd-ı a'zam" (büyük karanlık), "zâtü'l-baht" (saf zât) ve "a'mâiyyet" (görünmezlik) diye belirtilen o mertebeyi kendisine benzerliği dolayısıyla en güzel şekilde zuhura getireceğinden, efendimiz, âlemlerin sultanı, "Arap" ırkından zuhura getirilmiştir. Ve bilindiği gibi İslâmiyet daha ziyade "fakr" (yoksulluk) halinde olanlarda ve siyahilerde bu yüzden daha çok kabul görmektedir.

“Hacer’ül esved”in siyah olması, Risalet mertebesinin “Arap ırkından” yani “siyahi”lerden oluşu “sevad-ı A’zam” (büyük karanlık), “zat’ül baht” ve A’ma’iyyet diye belirtilen o mertebeyi kendisine benzerliği dolayısıyla en güzel şekilde zuhura getireceğinden, efendimiz, alemlerin sultanı, “Arab” ırkından zuhura getirilmiştir. Ve bilindiği gibi İslamiyyet daha ziyade “fakr” halinde olanlarda ve siyahilerde bu yüzden daha çok kabul görmektedir.

Aynanın arkası ne kadar “kesif, koyu sırlı” olursa yansıtması da o kadar parlak ve net olur. Gökte “Nuru Muhammedi Kameri” nasıl ilahiyat güneşinin yansıtıyor ise, yerde de Hz. Muhammed SAV. “hakikati ilahiye’yi bütün yönleriyle zuhura getirip yaşatmakta ve yansıtmaktadır. Bu sistemin dışında Hakk’a ulaştıracak başka da bir vasıta ve yol yoktur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Aynanın arkası ne kadar yoğun, koyu sırlı olursa yansıtması da o kadar parlak ve net olur. Gökte "Muhammedî Nur'un Ay'ı" ilahiyat güneşini nasıl yansıtıyorsa, yerde de Hz. Muhammed (a.s.) "ilâhî hakikati bütün yönleriyle ortaya çıkarıp yaşatmakta ve yansıtmaktadır." Bu sistemin dışında Hakk'a ulaştıracak başka bir vasıta ve yol yoktur.

Aynanın arkası ne kadar "yoğun, koyu sırlı" olursa yansıtması da o kadar parlak ve net olur. Gökte "Muhammedî Nur'un Ay'ı" ilahiyat güneşini nasıl yansıtıyorsa, yerde de Hz. Muhammed (a.s.) "ilâhî hakikati bütün yönleriyle ortaya çıkarıp yaşatmakta ve yansıtmaktadır." Bu sistemin dışında Hakk'a ulaştıracak başka bir vasıta ve yol yoktur.

İşte sevgili kardeşim, özel ve özet olarak açıklamaya gayret etmeye çalıştığımız "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"i bu anlayış ve uygulama içinde söylemeye ve uygulamaya gayret edersen, müşahade ehilleri (gözlem ve idrak sahipleri) arasına dahil olursun; aksi halde taklit ehlinin yolunda olduğunu bilesin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

İşte sevgili kardeşim, özel ve özet olarak açıklamaya gayret etmeye çalıştığımız "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"i bu anlayış ve uygulama içinde söylemeye ve uygulamaya gayret edersen, müşahade ehilleri (gözlem ve idrak sahipleri) arasına dahil olursun; aksi halde taklit ehlinin yolunda olduğunu bilesin.

İşte sevgili kardeşim özel ve özet olarak izahına gayret etmeye çalıştığımız “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”i bu anlayış ve tatbikat içinde söylemeye ve uygulamaya gayret edersen, müşahade ehilleri arasına dahil olursun, aksi halde ehli taklidin yolunda olduğunu bilesin. 

Allah cümlemizin basar ve basiretini açsın. Allah CC. daha iyisini bilir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Allah hepimizin gözünü ve gönül gözünü açsın. Yüce Allah daha iyisini bilir.

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in sayısal değerlerini de vererek, bu konuda küçük bir bilgi sunmuş olalım:

"lâ ilâhe illâ allah"

67 + 62 + 36 + 31 = 196 "muhammeden resulullahü"

67 + 297 + 139 = 503 +196=699 Bunların sayısal değerlerini anlamaya çalışalım.

Allah hepimizin gözünü ve gönül gözünü açsın. Yüce Allah daha iyisini bilir.

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in sayısal değerleri Onların sayısal değerlerini de vererek, bu konuda küçük bir bilgi sunmuş olalım:

"lâ ilâhe illâ allah"

لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ 67 + 62 + 36 + 31 = 196 "muhammeden resulullahü"

رَسُولُ اللَّهِ مُحَمَّدًا 67 + 297 + 139 = 503 +196=699 Bunların sayısal değerlerini anlamaya çalışalım.

“Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”in değer sayıları Onların değer sayılarını da vererek, bu yönde de küçük bir bilgi sunmuş olalım: &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in değer sayıları Onların değer sayılarını da vererek, bu yönde de küçük bir bilgi sunmuş olalım:

"lâ ilâhe illâ allah"

لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللهُ

67 + 62 + 36 + 31 = 196 "muhammeden resulullahü"

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ

67 + 297 + 139 = 503 +196=699 Bunların sayı değerlerini anlamaya çalışalım.

Kelime-i Tevhid'in (لا) "lâ"sı küçük ebced hesabı ile (31) sayısını vermektedir. Ters okunursa 13'tür, ki ne olduğunu biliyoruz.

“lâ ilâhe illâ allah”

٩اللهَلا إِلَهَ إِلاّ 

 

 67 + 62 + 36 + 31 = 196 “muhammeden resulullahü” 

ومُحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِعمُحَمَّد 

 67 + 297 + 139 = 503 +196=699 Bunların sayı değerlerini anlamaya çalışalım.

Kelime-i Tevhid’in (لَا) “lâ” sı küçük ebced hesabı ile (31) sayısını vermektedir. Ters okunursa 13 dür, ki ne olduğunu biliyoruz. 

Kelime-i Tevhid'in "lâ"sı, küçük ebced hesabıyla 31 sayısını verir. Ters okunursa 13'tür, ki ne olduğunu biliyoruz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kelime-i Tevhid'deki "lâ" kelimesi, küçük ebced hesabıyla 31 sayısını verir. Tersinden okunursa 13'tür, ki ne olduğunu biliyoruz.

"İlâhe" kelimesinin sayı değeri 36'dır. Bu, zâta ait haller ile üç yakınlığı ifade eder.

"İllâ" kelimesinin sayı değeri 62'dir. Bu, zâta ait haller ile görüneni ve görünmeyeni ifade eder.

"Allah" kelimesinin sayı değeri 67'dir. Bu, zâta ait haller ile sübûtî sıfatları (Allah'ın varlığını gösteren sıfatlar) ifade eder (ikisi toplandığında 6+7=13 eder).

Toplamı 196 olan sayıda 19'un hakikati 6 ise, bu yine zâta ait hallerdir.

"İlâhe"nin değer rakamı 36'dır. Bu, zâta ait haller ile üç yakınlığı ifade eder.

"İllâ"nın değer rakamı 62'dir. Bu, zâta ait haller ile zâhir ve bâtını ifade eder.

"Allah"ın değer rakamı 67'dir. Bu, zâta ait haller ile sübûtî sıfatları ifade eder (ikisi toplandığında 6+7=13 eder).

Toplam 196 olan rakamda 19'un hakikati 6 ise, bu yine zâta ait hallerdir.

(إِلٰه) “ilâhe” değer rakamı (36 ) (3,6) sıfatı zatiyye ile üç (3) yakıynlik&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"İlâhe" kelimesinin sayısal değeri 36'dır. Bu, zâta ait haller ile üç yakînliği ifade eder.

"İllâ" kelimesinin sayısal değeri 62'dir. Bu, zâta ait haller ile zâhir ve bâtını ifade eder.

"Allah" kelimesinin sayısal değeri 67'dir. Bu, zâta ait haller ile sübûtî sıfatları ifade eder (ikisi toplandığında 6+7=13 eder).

Toplamı 196 olan sayıda, 19'un hakikati 6 ise, bu yine zâta ait hallerdir.

Daha birçok hesaplama yapılabilir, fakat yeri olmadığı için bu kadarla yetinelim.

(َإِلَّا) “illâ” değer rakamı (62) (6,2) sıfatı zatiyye ile zahir batın 

(الله) “allah” değer rakamı (67) (6,7) sıfatı zatiyye ile sıfatı subutiyye (ikisi toplandığında 6+7=13 eder) 

Toplam 196 olan rakamda 19 un hakikati 6 ise, yine sıfatı zatiyye’dir. 

Daha çok hesaplar çıkmaktadır fakat yeri olmadığından bu kadarla bırakalım.

Daha çok hesaplar ortaya çıkmaktadır fakat yeri olmadığından bu kadarla bırakalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Daha çok hesaplar ortaya çıkmaktadır fakat yeri olmadığından bu kadarla bırakalım.

Risalet kelimesinin (Muhammed) ebced değeri (139) (13,9) (1+3+9=13) eder.

Resul kelimesinin ebced değeri (297) (2+9+7=18) 18000 âlemi ifade eder.

Allah kelimesinin ebced değeri (67) (6) zâta ait sıfatları (7) sübutî sıfatları (6+7=13) ifade eder.

"Risalet Kelimesi"nin (Muhammeden Resulullahü) toplam sayısı (139+297+67=503) sayısından ortadaki sıfırı (0) kaldırırsak, geriye 53 kalır ki, burada çıkan sayı bizim için çok dikkat çekici ve mübarektir. Çünkü 53 bizim şifre rakamımızdır, şükründen aciziz, yeri gelirse, diğerlerini de belirtmeye çalışırız.

Risalet Kelimesi (Muhammed) kelimesinin değer rakamı (139) (13,9) (1+3+9=13) eder.

(Resul) kelimesinin değer rakamı (297) (2+9+7=18) 18000 âlemi ifade eder.

(Allah) kelimesinin değer rakamı (67) (6) zâta ait sıfatları (7) sübutî sıfatları (6+7=13) ifade eder.

"Risalet Kelimesi"nin (Muhammeden Resulullahü) toplam sayısı (139+297+67=503) sayısından ortadaki sıfırı (0) kaldırırsak, geriye 53 kalır ki, burada çıkan sayı bizim için çok dikkat çekici ve mübarektir. Çünkü 53 bizim şifre rakamımızdır, şükründen aciziz, yeri gelirse, diğerlerini de belirtmeye çalışırız.

 

Kelime-i Risalet&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

Risalet Kelimesi

"Muhammed" kelimesinin ebced değeri 139'dur (13,9; 1+3+9=13 eder).

"Resul" kelimesinin ebced değeri 297'dir (2+9+7=18). Bu sayı 18.000 âlemi ifade eder.

"Allah" kelimesinin ebced değeri 67'dir. Buradaki 6 zâta ait halleri, oluşları (şuûnât-ı zâtiyye) ve 7 de sübûtî sıfatları (Allah'ın varlığını gösteren sıfatlar) temsil eder (6+7=13'tür).

"Risalet Kelimesi"nin (Muhammedün Resûlullah) toplam ebced değeri (139+297+67=503) olup, ortadaki sıfırı (0) kaldırırsak geriye 53 kalır ki, burada çıkan sayı bizim için çok dikkat çekici ve mübarektir. Çünkü 53 bizim şifre rakamımızdır; şükründen aciziz, yeri gelirse diğerlerini de belirtmeye çalışırız.

(لْعمُحَمَّد) “muhammed” değer rakamı (139 ) (13,9) (1+3+9=13) eder.

(رَسُولٌ) “resul” değer rakamı (297 ) (2+9+7=18) 18000 alemi ifade eder. 

(الله) “allah” değer rakamı (67 ) (6) sıfatı zatiyye (7) sıfatı subutiyye (6+7=13) tür.

“Kelime-i Risalet”in (muhammeden resulullahü) toplam sayısı (139+297+67=503) ten ortadaki sıfırı (0) kaldırırsak, geriye 53 kalır, ki burada çıkan sayı bizim için çok dikkat çekici ve mübarektir. Çünkü 53 bizim şifre rakkamımızdır, şükründen aciziz, yeri gelirse, diğerlerini de belirtmeğe çalışırız.

(53 ü kendi içinde toplarsak 5+3=8 eder, ki bu da 8 cenneti ifade eder.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

(53'ü kendi içinde toplarsak 5+3=8 eder, ki bu da 8 cenneti ifade eder.)

(53'ü kendi içinde toplarsak 5+3=8 eder, ki bu da 8 cenneti ifade eder.)

"Kelime-i Tevhid"in toplam sayısı olan (67+62+36+31=196)'da (19) hakikati, (6) ise yine "zâta ait sıfatlar"dır.

İkisinin toplam sayısı (196+503=699) eder ki, adeta her şeyi bünyesinde toplamıştır.

(6) "zâta ait sıfatlar" varlık, ezelîlik, sonsuzluk, birlik, kendiliğinden var olma, yaratılmışlara benzememe'dir.

(53'ü kendi içinde toplarsak 5+3=8 eder, ki bu da 8 cenneti ifade eder.)

"Kelime-i Tevhid"in toplam sayısı olan (67+62+36+31=196)'da (19) hakikati, (6) ise yine "zâta ait sıfatlar"dır.

İkisinin toplam sayısı (196+503=699) eder ki, adeta her şeyi bünyesinde toplamıştır.

(6) "zâta ait sıfatlar" vücud (varlık), kıdem (ezelîlik), beka (sonsuzluk), vahdaniyet (birlik), kaim bi nefsihi (kendiliğinden var olma), muhalefet-ül üns (yaratılmışlara benzememe)dir.

(99) da bilindiği gibi "Esma-ül Hüsna" (güzel isimler)dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

(99) da bilindiği gibi "Esma-ül Hüsna" (güzel isimler)dir.

"Kelime-i Tevhid"in toplam sayısı, (67+62+36+31=196) da (19) hakikati (6) ise yine "zâta ait sıfatlar"dır.

İkisinin toplam sayısı (196+503=699) eder ki, adeta her şeyi bünyesinde toplamıştır.

(6) "zâta ait sıfatlar" vücud (var olmak), kıdem (ezelî olmak), beka (sonsuz olmak), vahdaniyyet (bir olmak), kaim bi nefsihi (varlığı kendiliğinden olmak), muhalefet-ül üns (yaratılmışlara benzememek)dir.

(99) da bilindiği gibi "Esma-ül Hüsna" (güzel isimler)dir.

“Kelime-i Tevhid”in toplam sayısı, (67+62+36+31=196) da (19) hakikati (6) ise yine “sıfat-ı zatiyye”dir.

İkisinin toplam sayısı (196+503=699) eder ki, adeta her şeyi bünyesinde toplamıştır. 

(6) “sıfat-ı zatiyyi vücud, kıdem, baka, vahdaniyyet, kaimi bi nefsihi, muhalefet-ül üns”dür. 

(99) da bilindiği gibi “Esma-ül Hüsna” (güzel isimler)dir. 

28-01-2002 28-01-2002 Tekirdağ Mekke-i Mükerreme Kelime-i Tevhid'in yeryüzünde ortaya çıkış yeri olan "Mekke-i Mükerreme" hakkında birkaç söz söylemeye çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

28-01-2002 28-01-2002 Tekirdağ Mekke-i Mükerreme Kelime-i Tevhid'in yeryüzünde ortaya çıkış yeri olan "Mekke-i Mükerreme" hakkında birkaç söz söylemeye çalışalım.

Daha önceleri sadece "Mekke" diye ifade edilen bu şehir, Hz. Peygamber doğduktan sonra, "Mükerrem" (ikram edilen) anlamına gelen "Mekke-i Mükerreme" oldu.

Burada öncelikle Yüce Allah, kendi zâtından, ilk "halife" olan "İnsan"ı (Âdem'i) dünyaya ikram etti.

Daha önceleri sadece "Mekke" diye ifade edilen bu şehir, Hz. Peygamber doğduktan sonra, "Mükerrem" (ikram edilen) anlamına gelen "Mekke-i Mükerreme" oldu.

Burada öncelikle Yüce Allah, kendi zâtından, ilk "halife" olan "İnsan"ı (Âdem'i) dünyaya ikram etti.

Tekirdağ Mekke-i Mükerreme&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Tekirdağ Mekke-i Mükerreme

Kelime-i Tevhid'in yeryüzünde ortaya çıkış yeri olan "Mekke-i Mükerreme" hakkında birkaç söz söylemeye çalışalım.

Daha önceleri sadece "Mekke" diye ifade edilen bu şehir, Hz. Peygamber doğduktan sonra, "Mükerrem" (ikram edilen) anlamına gelen "Mekke-i Mükerreme" oldu.

Burada öncelikle Yüce Allah, kendi zâtından, ilk "halife" olan "İnsan"ı (Âdem'i) dünyaya ikram etti ve onunla birlikte zâtının tecellisi olan zuhur yeri Beytullah'ı ikram etti.

Kelime-i Tevhid’in arzda zuhur mahalli olan “Mekke-i Mükerreme” (ءعمُكّ) “Mekke” hakkında birkaç kelam ifade etmeğe çalışalım.

Daha evvelce sadece “Mekke” diye ifade edilen bu şehir, Hz. Peygamber doğduktan sonra, “Mükerrem” (ikram edilen) anlamına gelen “mekke-i Mükerreme” oldu.

Burada evvela Cenab-ı Hakk, zatından, ilk “halife” “İnsan” (Ademi) dünyaya ikram etti ve onunla beraber zati tecellisi olan zuhur mahalli Beytullah’ı ikram etti. 

ve onunla beraber zâtî tecellisi olan zuhur mahalli Beytullah'ı ikram etti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

ve onunla beraber zâtî tecellisi olan zuhur mahalli Beytullah'ı ikram etti.

Daha sonra İbrahim'i (a.s.) ikram etti, sonra İsmail'i, sonra zemzemi ikram etti.

Daha sonra habibini Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'i, daha sonra İslam'ı, onunla beraber Kur'an'ı ikram etti.

Bayramları, Hacc'ı, Umre'yi, mübarek geceleri ve daha nice güzellikleri bu beldede ikram etti. Dünyanın hiçbir yerine insanlık âlemine bu kadar büyük ikram ve lütuflar olmamıştır. (13)

Daha sonra İbrahim'i (a.s.) ikram etti, sonra İsmail'i, sonra zemzemi ikram etti.

Daha sonra habibini Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'i, daha sonra İslam'ı, onunla beraber Kur'an'ı ikram etti.

Bayramları, Hacc'ı, Umre'yi, mübarek geceleri ve daha nice güzellikleri bu beldede ikram etti. Dünyanın hiçbir yerine insanlık âlemine bu kadar büyük ikram ve lütuflar olmamıştır. (13)

Daha sonra İbrahim’i (a.s.)ikram etti, sonra İsmail’i, sonra zem zemi ikram etti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Daha sonra İbrahim'i (a.s.) ikram etti, sonra İsmail'i, sonra zemzemi ikram etti.

Daha sonra habibi Hz. Muhammed Mustafa'yı (s.a.v.), daha sonra İslam'ı, onunla beraber Kur'an'ı ikram etti.

Bayramları, Hacc'ı, Umre'yi, mübarek geceleri ve daha nice güzellikleri bu beldede ikram etti. Dünyanın hiçbir yerinde insanlık âlemine bu kadar büyük ikram ve lütuflar olmamıştır. (13)

(Not: (13) "Mübarek Geceler ve Bayramlar" isimli kitabımızda sayfa 151'de daha geniş bilgi vardır.)

Daha sonra habibini Hz. Muhammed Mustafa SAV.’ni, daha sonra İslam’ı, onunla beraber Kur’anı ikram etti. 

Bayramları, Hacc’ı, Umreyi, mübarek geceleri ve daha nice güzellikleri bu beldede ikram etti. Dünyanın hiç bir yerine insanlık alemine bu kadar büyük ikram ve lutuflar olmamıştır. (13) 

(Not: (13) “Mübarek geceler ve bayramlar” isimli kitabımızda sayfa 151 daha geniş bilgi vardır.)

(Not: "Mübarek Geceler ve Bayramlar" isimli kitabımızda sayfa 151'de daha geniş bilgi vardır.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

(Not: "Mübarek Geceler ve Bayramlar" isimli kitabımızda sayfa 151'de daha geniş bilgi vardır.)

Ve kitabımızın konusu olan Kelime-i Tevhid, görünen âlemde ilk defa bu beldede dile gelmiş, ortaya çıkmış, seyrini takip ederek Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in dilinde seyrini tamamlayarak insanlık âlemine en büyük ikram olarak sunulmuştur.

Bu ismi harfleri yönüyle de incelemeye çalışalım.

Bu kelimelerde asıl olarak

Ve kitabımızın konusu olan Kelime-i Tevhid, görünen âlemde ilk defa bu beldede dile gelmiş, ortaya çıkmış, seyrini takip ederek Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in dilinde seyrini tamamlayarak insanlık âlemine en büyük ikram olarak sunulmuştur.

Bu ismi harfleri yönüyle de incelemeye çalışalım.

Bu kelimelerde asıl olarak

Ve kitabımızın mevzuu olan Kelime-i Tevhid zahir alemde ilk defa bu beldede lisan’a gelmiş, açığa çıkmış, seyr’ini takib ederek Hz. Muhammed Mustafa SAV.’in lisanında seyrini tamamlayarak insanlık alemine en büyük ikram olarak sunulmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kitabımızın konusu olan Kelime-i Tevhid, görünen âlemde ilk defa bu beldede dile gelmiş, ortaya çıkmış, seyrini takip ederek Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) dilinde seyrini tamamlayarak insanlık âlemine en büyük ikram olarak sunulmuştur.

Bu ismi harfleri yönüyle de incelemeye çalışalım.

Bu kelimelerde asıl olarak üç adet "mim", üç adet "kef", iki adet "rı" vardır.

Üç adet "mim", üç makamda "Hakikat-i Muhammediyye"yi "ilmel yakıyn" (ilim yoluyla kesin bilgi), "aynel yakıyn" (görerek kesin bilgi), "Hakk'el yakıyn" (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) olarak idrak etmek içindir.

Bu ismi harfleri yönüyle de incelemeğe çalışalım. 

Bu kelimelerde asli olarak üç (3) adet () “mim”, Üç adet "mim", üç adet "kef", iki adet "rı" vardır.

Üç adet "mim", üç makamda "Hakikat-i Muhammediyye"yi "ilmel yakıyn" (ilim yoluyla kesin bilgi), "aynel yakıyn" (görerek kesin bilgi), "Hakk'el yakıyn" (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) olarak idrak etmek içindir.

Üç adet "kef"ten birincisi genel anlamda "KÜN/ol", ikincisi birimsel anlamda "KÜN/ol"dur. Üçüncüsü ise ikramdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Üç adet "kef"ten birincisi genel anlamda "KÜN/ol", ikincisi birimsel anlamda "KÜN/ol"dur. Üçüncüsü ise ikramdır.

Birinci "rı" "Rahman", ikinci "rı" ise "Rahiym"dir.

Üç adet "kef", iki adet "rı" vardır.

Üç adet "mim", üç makam da "Hakikat-i Muhammediyye"yi "ilmel yakıyn" (bilgiyle kesin bilme), "aynel yakıyn" (görerek kesin bilme), "Hakk'el yakıyn" (hakikatine ererek kesin bilme) idrak etmek içindir.

Üç adet "kef"ten birincisi genel manada "KÜN/ol", ikincisi birimsel manada "KÜN/ol"dur.

Birinci "rı" "Rahman", ikinci "rı" ise "Rahiym"dir.

üç (3) adet () “kef”, iki (2) adet () “rı” vardır.

Üç adet (3) () “mim”, üç (3) makam da “Hakikat-i Muhammediyye”yi “ilmel yakıyn”, “aynel yakıyn”, “Hakk’el yakıyn” idrak etmek içindir. 

üç adet (3) () “kef”den birinci (1.) () “kef”genel manada “KÜN/ol”, ikinci (2.) () “kef” birimsel manada, “KÜN/ol”dur. 

üçüncü (3.) () “kef” ikramdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Üçüncü (3.) "kef" ikramdır.

Birinci (1.) "rı" "Rahman", ikinci (2.) "rı" ise "Rahim"dir.

Böylece "Mekke-i Mükerreme"deki "mim", Hakikat-i Muhammedi'nin yüceliğinde, birinci "KÜN" emri ile genel manada âlemlerin oluşması, ikinci "KÜN" emri ile birimsel manada varlıkların oluşmasıdır.

İkinci "mim" yine "Hakikat-i Muhammedi" ile üçüncü "kef"in ikram etmesidir.

birinci (1.) () “rı” “Rahman”, ikinci (2.) () “rı” ise, “Rahiym”dir. 

Böylece “Mekke-i Mükerreme” () “mim”, Hakikat-i Muhammedinin yüceliğinde, Böylece "Mekke-i Mükerreme"deki "mim", Hakikat-i Muhammedi'nin yüceliğinde, birinci "KÜN" emri ile genel manada âlemlerin oluşması, ikinci "KÜN" emri ile birimsel manada varlıkların oluşmasıdır.

İkinci "mim" yine "Hakikat-i Muhammedi" ile üçüncü "kef"in ikram etmesidir.

Birinci "rı" "RAHMAN" tecellisi bütün âlemdir, ikinci "rı" "RAHİM" tecellisi özel olarak, sondaki "mim" ise birimsel manada ikram edilen "Hakikat-i Muhammedi"dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.5s

Birinci "rı", "Rahman" tecellisi olarak bütün âlemdir; ikinci "rı", "Rahim" tecellisi olarak özeldir; sondaki "mim" ise birimsel anlamda ikram edilen "Hakikat-i Muhammedi"dir.

Birinci "kün" emri ile genel anlamda âlemlerin oluşması, ikinci "kün" emri ile birimsel anlamda varlıkların oluşmasıdır.

İkinci "mim" yine "Hakikat-i Muhammedi" ile üçüncü "kef" ikram etmesidir.

Birinci "rı", "Rahman" tecellisi olarak bütün âlemdir; ikinci "rı", "Rahim" tecellisi olarak özeldir; sondaki "mim" ise birimsel anlamda ikram edilen "Hakikat-i Muhammedi"dir.

birinci (1.) “KÜN” emri ile genel manada alemlerin oluşması, ikinci (2.) “KÜN” emri ile birimsel manada varlıkların oluşmasıdır. 

İkinci () “mim” yine “Hakikat-i Muhammedi” ile üçüncü (3.) () “kef” ikram etmesi. 

Birinci (1.) () “rı” “RAHMAN” tecellisi bütün alem, ikinci (2.) () “rı” “RAHİM” tecellisi özel olarak, sondaki () “mim” ise birimsel manada ikram edilen “Hakikat-i Muhammedi”dir.

Mekke-i Mükerreme, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla Hakikat-i Muhammedi bünyesinde alemlerin oluşması, daha sonra birimsel manada varlıkların oluşması ve bunlara, gerek genel, gerek birimsel manada zahir ve batın Rahman ve Rahiym tecellisinden ikram edilmesinin şifresidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

Mekke-i Mükerreme, Yüce Allah'ın lütfuyla, Hakikat-i Muhammedi bünyesinde âlemlerin oluşmasının, daha sonra birimsel anlamda varlıkların oluşmasının ve bunlara, gerek genel, gerek birimsel anlamda görünen ve görünmeyen Rahman ve Rahim tecellisinden ikram edilmesinin şifresidir.

Mekke-i Mükerreme, Yüce Allah'ın lütfuyla, Hakikat-i Muhammedi bünyesinde âlemlerin oluşmasının, daha sonra birimsel anlamda varlıkların oluşmasının ve bunlara, gerek genel, gerek birimsel anlamda görünen ve görünmeyen Rahman ve Rahim tecellisinden ikram edilmesinin şifresidir.

"Mekke-i Mükerreme"nin bir de sayı değerlerine göz atalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Mekke-i Mükerreme"nin bir de sayı değerlerine bakalım.

"Mekke"nin sayıları:

(م) "mim" 40 (ك) "kef" 20 (ك) "kef" 20 (orijinal yazıda sondaki harf (ه) "he"dir)

"Mekke-i Mükerreme"nin bir de sayı değerlerine bakalım.

"Mekke"nin sayıları: (م) "mim" 40

(ك) "kef" 20

(ك) "kef" 20 (orijinal yazıda sondaki harf (ه) "he"dir)

(ه) "he" 5

(He) harfi 5 eder.

85 (8 + 5 = 13) eder ki, ne olduğunu biliyoruz.

"Mükerrem" kelimesinin sayıları:

"Mekke"nin sayıları:

(م) "mim" 40 (ك) "kef" 20 (ك) "kef" 20 (orijinal yazıda sondaki harf (ه) "he"dir)

“Mekke-i Mükerreme”nin bir de sayı değerlerine göz atalım. 

“Mekke”nin sayıları () “mim” 40 

(ڛ) “kef” 20 

(ڛ) “kef” 20 (orjinal yazıda sondaki harf (ُ) “he” dir) 

(ُ) “he” 5 

(He) harfi 5 eder.

85 (8 + 5 = 13) eder, ki ne olduğunu biliyoruz.

"Mükerrem" kelimesine sayıları:

(Mim) 40 (Kef) 20 (Rı) 200 (Rı) 200 (Mim) 40 Toplam 500 eder (sıfırları çıkarırsak, geriye) 5 kalır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

(Mim) 40 (Kef) 20 (Rı) 200 (Rı) 200 (Mim) 40 toplamı 500 eder (sıfırları çıkarırsak, geriye) 5 kalır.

"Mekke" 13 "Mükerrem" 5 toplamı 18 eder, ki on sekiz bin âlemdir. Böylece "Mekke-i Mükerrem" on sekiz bin âlemi de bünyesinde toplamıştır.

29.01.2002 Tekirdağ Gönderilen kitaplarda "Kelime-i Tevhid"

Yüce Allah kullarına ulaştırmak üzere peygamberlerine 104 kitap indirmiştir.

85 (8 + 5 = 13) eder, ki ne olduğunu biliyoruz.

"Mekke" 13 "Mükerrem" 5 Toplam 18 eder, ki on sekiz bin (18000) âlemdir. Böylece "Mekke-i Mükerrem" on sekiz bin (18000) âlemi de bünyesinde toplamıştır.

29.01.2002 Tekirdağ Gönderilen kitaplarda "Kelime-i Tevhid"

Yüce Allah kullarına ulaştırmak üzere peygamberlerine 104 kitap indirmiştir.

 85 (8 + 5 = 13) eder, ki ne olduğunu biliyoruz. 

“Mükerrem”e sayıları () “mim” 40 &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Mükerrem" kelimesinin ebced değeri şöyledir: "mim" 40, "kef" 20, "rı" 200, "rı" 200, "mim" 40. Toplamı 500 eder. Sıfırları çıkarırsak geriye 5 kalır.

"Mekke" kelimesinin ebced değeri 13, "Mükerrem" kelimesinin ebced değeri 5'tir. Bu ikisinin toplamı 18 eder ki, bu da on sekiz bin (18000) âlemi ifade eder. Böylece "Mekke-i Mükerrem" ifadesi, on sekiz bin (18000) âlemi de kendi içinde toplamıştır.

29.01.2002 Tekirdağ Gönderilen kitaplarda "Kelime-i Tevhid"

Yüce Allah, kullarına ulaştırmak üzere peygamberlerine 104 kitap indirmiştir.

(ڛ) “kef” 20

( ) “rı” 200 ( ) “rı” 200

(ـَ) “mim” 40 

 500 (sıfırları çıkarırsak, geriye) 5 kalır. 

“Mekke” 13 “Mükerrem” 5 18 eder, ki onsekiz bin (18000) alemdir. Böylece “Mekke-i Mükerrem”e onsekiz bin (18000) alemi de bünyesinde toplamıştır. 

29.01.2002 Tekirdağ Gönderilen kitaplarda “Kelime-i Tevhid”

Cenabı Hakk kullarına ulaştırmak üzere peygamberlerine 104 kitap indirmiştir. 

Adem (a.s.)’a 10 suhuf Adem (a.s.)'a 10 suhuf Şit (a.s.)'a 30 suhuf İdris (a.s.)'a 10 suhuf İbrahim (a.s.)'a 10 suhuf Musa (a.s.)'a Tevrat Davud (a.s.)'a Zebur İsa (a.s.)'a İncil Muhammed (a.s.)'a Kur'an-ı Kerim inmiş, nazil olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Adem (a.s.)'a 10 suhuf, Şit (a.s.)'a 30 suhuf, İdris (a.s.)'a 10 suhuf, İbrahim (a.s.)'a 10 suhuf, Musa (a.s.)'a Tevrat, Davud (a.s.)'a Zebur, İsa (a.s.)'a İncil, Muhammed (a.s.)'a Kur'an-ı Kerim inmiş, nazil olmuştur.

Tevrat'a Talmut, İbranice Tarah (Tara) diyorlar.

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/44 ayetinde şöyle buyrulur: إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ "inna enzelnet tevrate fiyha hüden ve nurün" (Biz Tevrat'ı indirdik, onda hidayet ve nur vardır.)

Tevrat: Talmut, İbranice Tarah (Tara) diyorlar.

Kur'an-ı Kerim Maide 5/44 ayetinde, إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ "inna enzelnet tevrate fiyha hüden ve nurün"

Şit (Şis) (a.s.)’a 30 suhuf İdris (a.s.)’a 10 suhuf İbrahim (a.s.)’a 10 suhuf Musa (a.s.)’a Tevrat Davud (a.s.)’a Zebur İsa (a.s.)’a İncil Muhammed (a.s.)’a Kur’anı Keriym inmiş, nazil olmuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Şit (a.s.)'a 30 suhuf (ilahi kitapçık), İdris (a.s.)'a 10 suhuf, İbrahim (a.s.)'a 10 suhuf, Musa (a.s.)'a Tevrat, Davud (a.s.)'a Zebur, İsa (a.s.)'a İncil, Muhammed (a.s.)'a Kur'an-ı Kerim inmiş, nazil olmuştur.

Tevrat'a Talmut, İbranice Tarah (Tara) diyorlar.

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/44 ayetinde şöyle buyrulur:

إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ

"inna enzelnet tevrate fiyha hüden ve nurün"

Mealen: "Doğrusu biz, yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik."

 

Tevrat: Talmut, İbranice Tarah (Tara) diyorlar. 

Kur’anı Keriym Maide 5/44 ayetinde, 

وَرِيَةٌ فِيهَا هُدًى وَنُورٌعا أنزلنا اللهعإِذْ

“inna enzelnet tevrate fiyha hü­den ve nurün”

mealen, “doğrusu biz yol gösterici ne nurlandırıcı olarak tevratı indirdik”

Yine bakın burada da (5/44 ayeti rakamında) 5+4+4=13 çıktı. Tevratın da “Hakikati Muhammediyye”ye dayandığı açık olarak belirtilmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.9s

Yine bakın burada da (5/44 ayeti rakamında) 5+4+4=13 çıktı. Tevrat'ın da "Hakikat-i Muhammediyye"ye (Hz. Muhammed'in hakikatine) dayandığı açık olarak belirtilmektedir.

Şimdiki "Talmut" Tevrat'ın üç (3) nüshası vardır.

Kur'an-ı Kerim Araf 7/157 ayetinde,

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي

يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي الدَّورِيَةِ وَالْإِنْجِيلُ

"elleziyne yettebi’uner resule’n nebiyyel ümmiyyelleziy yecidünehu mektüben ındehüm fiyt tevrati vel inciyli"

"Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ümmî Peygamber olan Resûl'e uyarlar."

Şimdiki, “Talmut” “Tevrat”ın üç (3) nüshası vardır. 

- Yahudilerin ve Protestanların kabul ettikleri “İbranice” nüsha

- Katolik ve ortadokslar tarafından kabul edilen “Yunanca” nüsha

- Samirilere kabul edilen, “Samiri” dilinde yazılan nüshadır. 

Kur’anı Keriym Araf 7/157 ayetinde, 

ذِىعٱلْأالأميأبىعسول الذعبعون الرّعذِين يَتّعالْ١٥٧

وَرِيَةَ وَالْإِنْجِيلِعيَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ

“elleziyne yettebi’uner resul­e’n nebiyyel ümmiyyelleziy “elleziyne yettebi’uner resule’n nebiyyel ümmiyyelleziy yecidünehu mektüben ındehüm fiyt tevrati vel inciyli”

mealen, “ayetlerimize inanıp yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları (okuyup yazması) olmayan (yani okuyup yazmaya ihtiyacı olmayan) ilmin üm/anası olan peygamber Muhammed’e uyanlara yazacağız.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Meal olarak, "ayetlerimize inanıp yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları (okuyup yazması) olmayan (yani okuyup yazmaya ihtiyacı olmayan) ilmin üm/anası olan peygamber Muhammed'e uyanlara yazacağız."

Yine bakın burada da 1+5+7=13 çıktı.

Tevrat ve İncil'de bahsedilen bu ayette Hz. Rasulullah'ın ismi "Ahmed" anlamında olan "Peraklit" (Peraklitas) imiş.

"yecidûnehu mektûben indehum fît-Tevrâti ve'l-İncîli"

Yine bakın burada da 1+5+7=13 çıktı.

Tevrat ve İncil’de bahsedilen bu ayette Hz. Rasulullah’ın ismi “Ahmed” anlamında olan “Peraklit” (Peraklitas) imiş.

yecidünehu mektüben ındehüm fiyt tevrati vel in­ciyli”

mealen, “ayetlerimize inanıp yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları (okuyup yazması) olmayan (yani okuyup yazmaya ihtiyacı olmayan) ilmin üm/anası olan peygamber Muhammed’e uyanlara yazacağız.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Meal olarak, "ayetlerimize inanıp yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları (okuyup yazması) olmayan (yani okuyup yazmaya ihtiyacı olmayan) ilmin üm/anası olan peygamber Muhammed'e uyanlara yazacağız."

Yine bakın burada da 1+5+7=13 çıktı.

Tevrat ve İncil'de bahsedilen bu ayette Hz. Rasulullah'ın ismi "Ahmed" anlamında olan "Peraklit" (Peraklitas) imiş.

Zebur: İbrani dilinde geldi.

Zebur: İbrani dilinde geldi.

Yine bakın burada da 1+5+7=13 çıktı. 

Tevrat ve İncil’de bahsedilen bu ayette Hz. Rasulullah’ın ismi “Ahmed” manasında olan “Peraklit” (Peraklitas) imiş. 

Zebur: İbrani dilinde geldi. 

Zebur: İbrani dilinde geldi.

Kur'an-ı Kerim'in İsra Suresi 17/55 ayetinde, وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا "ve ateyna davude zeburen"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kur'an-ı Kerim'in İsra Suresi 17/55 ayetinde, "ve ateyna davude zeburen"

mealen, "Davud'a Zebur'u vermişizdir."

yine sayıları toplandığında (1+7+5=13) çıkmaktadır. Geri kalan 5 ise, Hazerât-ı Hamse'dir (beş ilahi hazret). Dilersen 13+5=18 bin âlemi ifade eden sayı olsun. Böylece Zebur'un da Hakikat-i Muhammediyye'ye (Hz. Muhammed'in nurundan ibaret olan ilk yaratılış hakikati) dayandığı açık olarak görülmektedir.

mealen, "Davud'a Zebur'u vermişizdir."

yine sayıları topladığında (1+7+5=13) çıkmaktadır. Geri kalan 5 ise, Hazerât-ı Hamse'dir (beş ilahi hazret). Dilersen 13+5=18 bin âlemi ifade eden sayı olsun. Böylece Zebur'un da Hakikat-i Muhammediyye'ye (Hz. Muhammed'in nurundan ibaret olan ilk yaratılış hakikati) dayandığı açık olarak görülmektedir.

İncil: İsmi Süryanice "göz nuru" demektir. Kendi İbranice, Yunancaya ve Latinceye çevrilmiş.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

İncil: İsmi Süryanice "göz nuru" demektir. Kendi İbraniceye, Yunancaya ve Latinceye çevrilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'in İsra Suresi 17/55. ayetinde,

وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا

"ve ateyna davude zeburen"

mealen, "Davud'a Zebur'u vermişizdir."

yine sayıları topladığında (1+7+5=13) çıkmaktadır. Geri kalan 5 ise, Hazerat-ı Hamse'dir (beş kutsal varlık). Dilersen 13+5=18 bin âlemi ifade eden sayı olsun. Böylece Zebur'un da Hakikat-i Muhammediyye'ye (Hz. Muhammed'in hakikatine) dayandığı açık olarak görülmektedir.

Kur’anı Keriym İsra 17/55 ayetinde, 

وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا

“ve ateyna davude zeburen”

mealen, “Davud’a zebur’u vermişizdir.”

yine sayıları topladığında (1+7+5=13) çıkmaktadır. Geri kalan 5 ise, Hazaratı Hamse’dir. Dilersen 13+5=18 bin alem ifade eden sayı olsun. Böylece Zebur’un da “Hakikati Muhammediyye’ye dayandığı açık olarak görülmektedir. 

İncil: İsmi Süryanice “göz nuru” demektir. Kendi İbranice, Yunancaya ve Latinceye çevrilmiş. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İncil: İsmi Süryanice "göz nuru" demektir. Kendi İbraniceye, Yunancaya ve Latinceye çevrilmiştir.

İsa'nın ismi "immanuel"dir (İncil).

İsa'nın ismi İncil'de "immanuel"dir.

Belirli zamanlarda heyetler tarafından yapılan incelemelerde, bir önceki heyetin incelemesinde çok büyük hatalar olduğunu iddia etmektedirler. Her inceleme ve yenilemede özünden uzaklaştırılmaktadır. Elde birbirinden tamamen farklı 4000 İncil vardır.

İsa, ismi “immenuel” İncil (Evangile Bible). 

İsa'nın ismi İncil'de (Evangile Bible) "immanuel"dir.

Belirli zamanlarda heyetler tarafından yapılan incelemelerde, bir önceki heyetin incelemesinde çok büyük hatalar olduğunu iddia etmekteler. Her inceleme ve yenilemede özünden uzaklaştırılmaktadır. Elde birbirinden tamamen farklı 4000 İncil vardır.

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/46 ayetinde şöyle buyrulur:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 8.7s

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/46 ayetinde şöyle buyrulur:

وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ

Belirli zamanlarda heyetler tarafından yapılan incelemelerde, bir önceki heyetin incelemesinde çok büyük hatalar olduğunu iddia etmektedirler. Her inceleme ve yenilemede özünden uzaklaştırılmaktadır. Elde birbirinden tamamen farklı 4000 incil vardır.

وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ

Belirli zamanlarda heyetler tarafından yapılan tetkiklerde bir evvelki heyetin tetkikinde çok büyük hatalar olduğunu iddia etmekteler. Her tetkik ve yenilemede özünden uzaklaştırılmaktadır. Elde birbirinden tamamen farklı 4000 incil vardır. 

Kur’anı Keriym Maide 5/46 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Kur'an-ı Kerim Maide Suresi 5/46 ayetinde,

مَرْيَمَ اِبْنُ بعيسى آثارهم عَلَى يَنَا وَقْفٌ

صُوَرِيَّة التَّ مِنْ يَدَيْهِ بَيِّنْ لَمَّا مُصَدِّقًا

الْإِنْجِيل وَآتَيْنَاهُ

"Ve onların izinden Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik ve ona İncil'i verdik."

5/46 (4+6=10) sayısı, Hakk Yolcusu'nun tasavvuf yolculuğunda "İseviyyet Mertebesi"dir.

(10+5=15) (15 – 2= 13) Görünen ve gizli olan yine 13'tür.

يْنَا عَلَى أَثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَعوَقَفَ

صُوَرِيَّةعمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ اللَّ

وَآتَيْنَاهُ الإِنجِيلَ

"Ve onların izinden Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik ve ona İncil'i verdik."

5/46 (4+6=10) sayısı, Hakk Yolcusu'nun seyr-i sülûkunda "İseviyyet Mertebesi"dir.

(10+5=15) (15 – 2= 13) Görünen ve gizli olan yine 13'tür.

İncil harfleri itibarıyla (ُ) "elif" 1&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

İncil harfleri itibarıyla (ُ) "elif"

“ve kaffeyna ala asarihim bi’ıyseb­ni meryeme musaddikan lima beyne ye­deyhi minet tevrati ve ateynahül inciyle,”

mealen, “ve onların izinden Meryem oğlu İsa'yı önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik, ve ona İncil'i verdik.”

5/46 (4+6=10) sayısı Hakk Yolculuğunda "İseviyyet Mertebesi"dir (10+5=15) (15 – 2= 13). Görünen ve gizli olan yine 13'tür.

İncil harfleri itibarıyla

 “ve kaffeyna ala asarihim bi’ıyseb­ni meryeme musaddikan lima beyne ye­deyhi minet tevrati ve ateynahül inciyle,”

mealen, “ve onların izinden meryem oğlu isa’yı önündeki tevratı doğrulayıcı olarak gönderdik, ve ona incili verdik.”

5/46 (4+6=10) sayısı seyri sülukta “İseviyyet Mertebesi”dir (10+5=15) (15 – 2= 13) Zahir ve batın yine 13 tür. 

İncil harfleri itibariyle 

(ُ) “elif” 1 &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

(Elif) 1

(Nun) 50

(Nun) 50 (Cim) 3 (Ye) 10 (Cim ile Lâm arasındaki Ye)

(Lâm) 30 94 (9 + 4) =13 Ne muhteşem bir sistem değil mi? Tesadüf olması ihtimali var mıdır?

Görüldüğü gibi İncil'in de, İsevilik'in de hakikati "Hakikat-i Muhammediyye"ye dayanmakta ve kaynağı orası olmaktadır. (14)

(Not: (14) Yukarıdaki hesaplamalar bizden. Tevrat, Zebur, İncil bölümleri Rehber Ansiklopedi'deki ilgili bölümler.)

(ن) “nun” 50

(nun) 50 (cim) 3 (ye) 10 (cim ile lâm arasındaki ye)

(lâm) 30 94 (9 + 4) =13 Ne muhteşem bir sistem değil mi? Tesadüf olması ihtimali var mıdır?

Görüldüğü gibi İncil'in de, İseviyet'in de hakikati "Hakikat-i Muhammediyye"ye dayanmakta ve kaynağı orası olmaktadır. (14)

(Not: (14) Yukarıdaki hesaplamalar bizden. Tevrat, Zebur, İncil bölümleri Rehber Ansiklopedi'deki ilgili bölümler.)

(ّ) “cim” 3&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

(ّ) “cim” 3

(ى) “ye” 10 (“cim” ile “lâm” arasındaki “ye”)

() ”lâm” 30 94 (9 + 4) =13 Ne muhteşem bir sistem değil mi? Tesadüf olması ihtimali var mıdır?

Görüldüğü gibi İncil'in de, İseviyet'in de hakikati “Hakikat-i Muhammediyye”ye dayanmakta ve kaynağı orası olmaktadır. (14)

(Not: (14) Yukarıdaki hesaplamalar bizden. Tevrat, Zebur, İncil bölümleri Rehber Ansiklopedi'deki ilgili bölümler.)

30-01-2002 30-01-2002 Tekirdağ Kur'an-ı Kerim: Hz. Muhammed'e Arapça olarak verildi.

(ى) “ye” 10 (“cim” ile “lâm” arasındaki “ye”)

() ”lâm” 30 94 (9 + 4) =13 Ne muhteşem bir sistem değil mi?...Tesadüf olması ihitmali var mıdır?... 

Görüldüğü gibi İncilin de, İseviyyetin de hakikati “Hakikati Muhammediyye”ye dayanmakta ve kaynağı orası olmaktadır. (14)

(Not: (14) Yukarıdaki hesaplamalar bizden. Tevrat, Zebur, İncil bölümleri Rehber Ansiklopedideki ilgili bölümler.)

30-01-2002 30-01-2002 Tekirdağ Kur'an-ı Kerim: Hz. Muhammed'e Arapça olarak verildi.

Kur'an-ı Kerim Hicr 15/87 ayetinde, وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ "ve lekad ateynake seb'an minel mesani vel kur'anel aziyme"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Kur'an-ı Kerim Hicr Suresi 15/87 ayetinde, وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ "ve lekad ateynake seb'an minel mesani vel kur'anel aziyme"

mealen, "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı (seb'ul mesani) ve Kur'an-ı Azim'i verdik."

Kur'an, (ق) "kaf" 100 () "rı" 200 (ُ) "elif" 1 (ن) "nun" 50

Tekirdağ Kur'an-ı Kerim: Hz. Muhammed'e Arapça olarak verildi.

mealen, "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı (seb'ul mesani) ve Kur'an-ı Azim'i verdik."

Kur'an, (ق) "kaf" 100 () "rı" 200 (ُ) "elif" 1 (ن) "nun" 50

Tekirdağ Kur’anı Keriym: Hz. Muhammed’e Arapça olarak verildi. 

Kur’anı Keriym Hicr 15/87 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 8.0s

Kur'an-ı Kerim'in Hicr Suresi 15. ayetinde şöyle buyrulur:

وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

"ve lekad ateynake seb’an minel mesani vel kur’anel aziyme"

Mealen: "Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı (seb'ul mesani) ve Kur'an-ı Azim'i verdik."

Kur'an kelimesinin ebced değeri şöyledir:

Kaf: 100
Ra: 200
Elif: 1
Nun: 50

Toplam: 351 (3+5+1=9)

Kerim kelimesinin ebced değeri şöyledir:

Kef: 20
Ra: 200
Ye: 10
Mim: 40

Toplam: 270

Görüldüğü gibi iki adet 9 sayısı oluşmaktadır. Her bir 9'da (5 ve 4) vardır. Bilindiği gibi 5, "Hazârât-ı Hamse"dir (beş ilahî hazret); 4 ise İslam'ın temelleridir.

وَلَقَدْ أَتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

 “ve lekad ateynake seb’an minel mesani vel kur’anel aziyme”

mealen, “and olsunki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli fatihayı (seb’ül mesani) ve kuranı aziymi verdik.” 

 

Kur’an, 

(ق) “kaf” 100

() “rı” 200

(ُ) “elif” 1

(ن) “nun” 50

 351 (3+5+1=9)

Kerîm, "kef" 20 "rı" 200 "ye" 10 "mim" 40 270 Görüldüğü gibi iki (2) adet 9 sayısı oluşuyor. Her bir 9'da (5 ve 4) vardır. Bilindiği gibi 5 "Hazârât-ı Hamse" (beş ilahî hazret) 4 ise, İslam'ın temelleridir.

Ayrıca 9+9=18 sayısı 18.000 âlemi ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Ayrıca 9+9=18 sayısı 18.000 âlemi ifade etmektedir.

Görüldüğü gibi ne muazzam bir sistem oluşturulmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm Hicr 15/9 ayetinde, إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ إِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

Kerîm kelimesi, "kef" 20, "rı" 200, "ye" 10, "mim" 40 harflerinin ebced değerleriyle 270 eder (2+7+0=9).

Görüldüğü gibi iki (2) adet 9 sayısı oluşuyor. Her bir 9'da (5 ve 4) vardır. Bilindiği gibi 5 "Hazarât-ı Hamse" (beş ilahi hazret) ve 4 ise İslam'ın temelleridir.

Görüldüğü gibi ne muazzam bir sistem oluşturulmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm Hicr 15/9 ayetinde, إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ إِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

Keriym, () “kef” 20 () “rı” 200

(ى) “ye” 10 

(ـَ) “mim” 40

 270 (2+7+0=9)

Görüldüğü gibi iki (2) adet 9 sayısı oluşuyor. Her bir 9 da (5 ve 4 ) vardır. Bilindiği gibi 5 “Hazaratı Hamse” 4 ise, İslamın temelleridir.

Ayrıca 9+9=18 sayısı 18000 alemi ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Ayrıca 9+9=18 sayısı 18000 âlemi ifade etmektedir.

Görüldüğü gibi ne muazzam bir sistem oluşturulmuştur.

Kur'an-ı Kerim Hicr 15/9 ayetinde,

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ إِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

“inna nahnü nez­zelnez zikre ve inna lehu lehafizune”

"inna nahnü nez­zelnez zikre ve inna lehu lehafizune"

mealen, "Doğrusu Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz."

Abd-ül Aziz Debbağ, "Hz. El İbriz" isimli kitabının 1. cilt 3. bölümünde, "Âdem (a.s.)'ın cennetteki lisanı Süryanice idi. İdris (a.s.)'a kadar geldi, sonra diğer lisanlar oluştu," demektedir.

Görüldüğü gibi ne muazzam bir sistem oluşturulmuştur. 

Kur’anı Keriym Hicr 15/9 ayetinde, 

َا لهُ لحَافِظُونعلنا الذكر و اذعمَا نَحْنُ نَزْعإِذْ 

“inna nahnü nez­zelnez zikre ve inna lehu lehafizune”

"inna nahnü nez­zelnez zikre ve inna lehu lehafizune"

mealen, "Doğrusu Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz."

Abd-ül Aziz Debbağ, "Hz. El İbriz" isimli kitabının 1. cilt 3. bölümünde, "Adem (a.s.)'ın cennetteki lisanı Süryanice idi. İdris (a.s.)'a kadar geldi, sonra diğer lisanlar oluştu," demektedir.

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/31 ayetinde, وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا "ve alleme ademel esmail külleha"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/31. ayetinde, وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا "ve alleme ademel esmail külleha"

mealen, "doğrusu Kur'an'ı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz."

Abd-ül Aziz Debbağ, "Hz. El İbriz" isimli kitabının 1. cilt 3. bölümünde, "Adem (a.s.)'ın cennetteki dili Süryanice idi. İdris (a.s.)'a kadar geldi, sonra diğer diller oluştu," demektedir.

Kur'an-ı Kerim Bakara Suresi 2/31. ayetinde,

mealen, “doğrusu Kur’anı biz indirdik, onun koruyucusu da biziz.” 

Abd-ül Aziz Debbağ “Hz. El İbriz” isimli kitabının 1. cilt 3. bölümünde, “Adem (a.s.)’ lisanı cennette “Süryanice” idi. İdris (a.s.)’na kadar geldi, sonra diğer lisanlar oluştu,” demektedir. 

Kur’anı Keriym Bakara 2/31 ayetinde, 

هَاعمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّعوَعْدُ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti" buyrulmaktadır.

İlahi kelamdan anladığımıza göre, Yüce Allah'ın Âdem'e öğrettiği isimler öncelikle kendi isimleri olan "Esmaü'l-Hüsna"ları, sonra da yaşamı için gerekli olacak cennette var olan çevre varlıklarının isimleri olmalıdır.

Âdem (a.s.) yeryüzüne indirildiğinde cennette olmayan değişik varlıkları gördü; bunlara da gerek ilham, gerek kendi uygun görmesi ile birer isim üreterek, lisanını geliştirdi.

“ve alleme ademel esmail külleha” 

mealen, “ve ademe bütün isimleri öğretti.” buyurmaktadır.

Kelime-i ilahi’den anladığımıza göre Cenabı Hakk’ın Adem’e öğrettiği isimler evvela kendi isimleri olan “Esmaül Hüsna”ları sonra da yaşamı için gerekli olacak cennette var olan çevre varlıklarının isimleri olmalıdır. 

Adem (a.s.) yer yüzüne indirildiğinde cennette olmayan değişik varlıkları gördü, bunlara da gerek ilham, gerek kendi uygun görmesi ile birer isim üreterek, lisanının geliştirdi. 

Böylece Adem (a.s.)’ın lisanı, Böylece Adem (a.s.)'ın dili, Allah'ın bildirdiği kelimelerin hem anlamı hem de lafzı "Rabb"a aitti; kendisinin ürettiği kelimeler ise hem anlamı hem de lafzı itibarıyla "beşer"e aitti. Ancak o kelimelerin içinde de derin anlamlar vardı. Günlük görünen işlerini o kelimelerle, ilahi, bâtınî hallerini de Rabb'a ait kelimelerle ifade etmekteydi. Bunu da yine Kur'an-ı Kerim'den anlamaktayız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Böylece Adem (a.s.)'ın dili, Allah'ın bildirdiği kelimelerin hem anlamı hem de lafzı "Rabb"a aitti; kendisinin ürettiği kelimeler ise hem anlamı hem de lafzı itibarıyla "beşer"e aitti. Ancak o kelimelerin içinde de derin anlamlar vardı. Günlük görünen işlerini o kelimelerle, ilahi, bâtınî hallerini de Rabb'a ait kelimelerle ifade etmekteydi. Bunu da yine Kur'an-ı Kerim'den anlamaktayız.

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/37 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/37 ayetinde,

Allah'ın bildirdiği kelimelerin hem anlamı hem de lafzı "Rab"ca idi; kendisinin ürettiği kelimeler ise hem anlamı hem de lafzı itibarıyla "beşer"ce idi. Ancak o kelimelerin içinde de derin anlamlar vardı. Günlük görünen işlerin, o kelimeler ile, ilahi, bâtın hallerini de Rabca kelimeler ile ifade etmekteydi. Bunu da yine Kur'an-ı Kerim'den anlamaktayız.

Kur'an-ı Kerim Bakara 2/37 ayetinde,

- Allah’ın bildirdiği kelimeler

- Kendi ürettiği kelimelerden oluştu. Biz bu lisana “Adem”ce diyelim.

Allah’ın bildirdiği kelimelerin hem manası, hem lafzı “Rabb”ca, kendinin ürettiği kelimeler ise, hem manası, hem lafzı itibariyle “beşer”ce idi. Ancak o kelimelerin içinde de derin manalar vardı. Günlük zahir işlerinin, o kelimeler ile, ilahi, batın hallerini de Rabbca kelimeler ile ifade etmekteydi. Bunu da yine Kur’anı Keryim’den anlamaktayız. 

Kur’anı Keriym Bakara 2/37 ayetinde, 

فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Rabbi Adem'e birtakım kelimeler öğretti, onlarla tövbe etti." buyuruyor.

Böylece dilin tarihi ilk insan ve ilk peygamber olan Adem (a.s.)'ın "Ademce" dili ile başlamış oldu. Adem (a.s.)'ın evlatları çoğalınca gittikleri yerlerde, iklim ve coğrafya şartlarına göre ihtiyaç duydukları ifadeleri belirtmek için yeni yeni kelimeler ürettiler. Böylece Adem (a.s.)'a verilen "Rabbani" kelimeler, insanlık kelimeleri arasında azalarak ve dağılarak hükümsüz hale geldi, yani beşerileşti ve ilahi manaları, beşeri manalara dönüştü.

"Rabbi Adem'e birtakım kelimeler öğretti, onlarla tövbe etti." buyuruyor.

Böylece dilin tarihi ilk insan ve ilk peygamber olan Adem (a.s.)'ın "Ademce" dili ile başlamış oldu. Adem (a.s.)'ın evlatları çoğalınca gittikleri yerlerde, iklim ve coğrafya şartlarına göre ihtiyaç duydukları ifadeleri belirtmek için yeni yeni kelimeler ürettiler. Böylece Adem (a.s.)'a verilen "Rabbani" kelimeler, insanlık kelimeleri arasında azalarak ve dağılarak hükümsüz hale geldi, yani beşerileşti ve ilahi manaları, beşeri manalara dönüştü.

“fetelakka ademü min rabbihi kelimatin fetebe aleyhi”

mealen, “rabbi ademe bir takım kelimeler öğretti, onlarla tevbe etti.” buyuruyor. 

Böylece dilin tarihi ilk insan ve ilk peygamber olan Adem (a.s.)’ın “Adem”ce dili ile başlamış oldu. Adem (a.s.) evlatları çoğalınca gittikleri yerlerde, ki iklim ve çoğrafya şartlarına göre ihtiyaç duydukları ifadeleri belirtmek için yeni yeni kelimeler ürettiler. Böylece Adem (a.s.)’na verilen “Rabbani” kelimeler, beşeriyyet kelimeleri arasında azalarak ve dağılarak hükümsüz hale geldi, yani beşerileşti ve ilahi manaları, beşeri manalara dönüştü. 

Bu diller arasında eski devirlerde “Aram’ca, Süryani’ce, İbrani’ce, Arap’ça” bir hayli yaygın idi. Bu dillerle kerpiç üstüne çok kitaplar yazıldı. Ancak günümüzde Arapça’nın dışında belirtilen dilleri konuşan çok az sayıda insan kalmıştır. Daha evvelce belirttiğimiz gibi, dil bilimcileri dünyada 2796 dilin varlığından söz etmektedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu diller arasında eski devirlerde "Aramca, Süryanice, İbranice, Arapça" oldukça yaygındı. Bu dillerle kerpiç üzerine çok kitaplar yazıldı. Ancak günümüzde Arapça'nın dışında belirtilen dilleri konuşan çok az sayıda insan kalmıştır. Daha evvelce belirttiğimiz gibi, dil bilimcileri dünyada 2796 dilin varlığından söz etmektedirler.

Bu diller arasında eski devirlerde "Aramca, Süryanice, İbranice, Arapça" oldukça yaygındı. Bu dillerle kerpiç üzerine çok kitaplar yazıldı. Ancak günümüzde Arapça'nın dışında belirtilen dilleri konuşan çok az sayıda insan kalmıştır. Daha evvelce belirttiğimiz gibi, dil bilimcileri dünyada 2796 dilin varlığından söz etmektedirler.

Böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra, Adem (a.s.)'a verilen 10 suhuf (sayfa) "Ademce" idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra, Adem (a.s.)'a verilen 10 suhuf (sayfa) "Adem" diliyle, Şis (Şit) (a.s.)'a verilen 50 suhuf (sayfa) "Adem" diliyle, İdris (a.s.)'a verilen 30 suhuf (sayfa) "Adem" diliyle, İbrahim (a.s.)'a verilen 10 suhuf (sayfa) ise, "Keldani" kavmi içinde yaşadığından "Keldani" diliyle olduğunu Kur'an-ı Kerim'in İbrahim Suresi 14/4 ayetindeki, وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ "Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki onlara (Allah'ın emirlerini) açıklasın." ifadesi bildirmektedir.

Böylece kısa bir izah yaptıktan sonra, Adem (a.s.)’na verilen 10 suhuf (sahife) “Adem”ce Şis (Şit) (a.s.)’na verilen 50 suhuf (sahife) “Adem”ce Şit (a.s.)'a verilen 50 suhuf (sayfa) "Âdem" diliyle, İdris (a.s.)'a verilen 30 suhuf (sayfa) "Âdem" diliyle, İbrahim (a.s.)'a verilen 10 suhuf (sayfa) ise, "Keldani" kavmi içinde yaşadığından "Keldani" diliyle olduğunu Kur'an-ı Kerim'in İbrahim Suresi 14/4 ayetindeki, وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ "Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki onlara (Allah'ın emirlerini) açıklasın."

İdris (a.s.)’na verilen 30 suhuf (sahife) “Adem”ce İbrahim (a.s.)’na verilen 10 suhuf (sahife) ise, “Keldani” kavmi içinde yaşadığından “Keldani”ce olduğunu Kur’anı Keriym İbrahim 14/4 ayetindeki, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İdris (a.s.)'a verilen 30 sahife ile İbrahim (a.s.)'a verilen 10 sahifenin, İbrahim (a.s.)'ın Keldani kavmi içinde yaşadığından dolayı Keldanice olduğunu, Kur'an-ı Kerim'in İbrahim Suresi 14/4 ayetindeki şu ilahi beyandan anlıyoruz:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ

"ve ma erselna min resulin illa bilisani kavmihi liyübeyyi­ne lehüm"

Mealen, "Biz her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatsın."

طبِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمَْوَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا 

“ve ma erselna min resulin illa bilisani kavmihi liyübeyyi­ne lehüm”

mealen, “biz her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik, ki onlara apaçık anlatsın.” beyanı ilahiden anlıyoruz. 

Musa (a.s.)’na verilen Tevrat kendi lisanları olan “İbrani”ce Davud (a.s.)’na verilen Zebur kendi lisanları olan “İbrani”ce İsa (a.s.)’na verilen İncil ismi “Süryani”ce kendisi “İbrani”ce Muhammed (a.s.)’na verilen Kur’anı Keriym kendi lisanları üzere “Arab”ca olarak gönderilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Musa (a.s.)'a verilen Tevrat kendi dilleri olan İbranice, Davud (a.s.)'a verilen Zebur kendi dilleri olan İbranice, İsa (a.s.)'a verilen İncil'in ismi Süryanice, kendisi İbranice, Muhammed (a.s.)'a verilen Kur'an-ı Kerim ise kendi dilleri üzere Arapça olarak gönderilmiştir.

Yüce Allah'ın insanlara gönderdiği son kitabı olan Kur'an-ı Kerim'de kendisini "lâ ilâhe illâ allah" ifadesiyle belirttiğini görmekteyiz. Ayet ve hadislerden, aynı ifadenin geçmiş bütün kitaplarda da var olduğunu öğrenmekteyiz. Ancak geçmiş kitaplarda bu ifadenin nasıl düzenlendiğini bilmiyoruz. Çünkü o kitapların elimizde ne yazık ki Yüce Allah Hazretlerinin vahyettiği nüshaları yoktur.

Cenabı Hakk’ın insanlara gönderdiği son kitabı olan Kur’anı Keriym’de kendisini “lâ ilâhe illâ allah” ifadesiyle belirttiğini görmekteyiz. Ayet ve hadislerden, aynı ifadenin geçmiş bütün kitaplarda da var olduğunu öğrenmekteyiz. Ancak geçmiş kitaplarda bu ifadenin nasıl düzenlendiğini bilmiyoruz. Çünkü o kitapların elde ne yazık ki Allahü Teala Hazretlerinin vahyettiği nüshaları yoktur. 

Yüce Allah'ın insanlara gönderdiği son kitabı olan Kur'an-ı Kerim'de kendisini "lâ ilâhe illâ allah" ifadesiyle belirttiğini görmekteyiz. Ayet ve hadislerden, aynı ifadenin geçmiş bütün kitaplarda da var olduğunu öğrenmekteyiz. Ancak geçmiş kitaplarda bu ifadenin nasıl düzenlendiğini bilmiyoruz. Çünkü o kitapların elde ne yazık ki Yüce Allah Hazretlerinin vahyettiği nüshaları yoktur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Yüce Allah'ın insanlara gönderdiği son kitabı olan Kur'an-ı Kerim'de kendisini "lâ ilâhe illâ allah" ifadesiyle belirttiğini görmekteyiz. Ayet ve hadislerden, aynı ifadenin geçmiş bütün kitaplarda da var olduğunu öğrenmekteyiz. Ancak geçmiş kitaplarda bu ifadenin nasıl düzenlendiğini bilmiyoruz. Çünkü o kitapların elde ne yazık ki Yüce Allah Hazretlerinin vahyettiği nüshaları yoktur.

Ademce bu lafzın Adem (a.s.)'ın ağzından aynı şekilde telaffuz edildiğini görmekteyiz. Gerçi Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ilgili peygamberlerin ağzından aynı metni yine "lâ ilâhe illâ allah" şekliyle görmekteyiz, fakat bu ifadeler, Arap dili ile onların ağzından sonradan söylenmektedir. Bu ayrı bir konudur.

Ademce bu lafzın Adem (a.s.)'ın ağzından aynı şekilde telaffuz edildiğini görmekteyiz. Gerçi Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ilgili peygamberlerin ağzından aynı metni yine "lâ ilâhe illâ allah" şekliyle görmekteyiz, fakat bu ifadeler, Arap dili ile onların ağzından sonradan söylenmektedir. Bu ayrı bir konudur.

Ademce bu lafzın Adem (a.s.)’ın ağzından aynı şekilde telaffuz edildiğini görmekteyiz. Gerçi Kur’anı Keriym’de belirtilen ilgili peygamberlerin ağzından aynı metni yine “lâ ilâhe illâ allah” şekliyle görmekteyiz, fakat bu ifadeler, arabi lisan ile onların ağzından sonradan söylenmektedir. Bu ayrı bir konudur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Âdemce bu lafzın Âdem (a.s.)'ın ağzından aynı şekilde telaffuz edildiğini görmekteyiz. Gerçi Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ilgili peygamberlerin ağzından aynı metni yine "lâ ilâhe illâ allah" şekliyle görmekteyiz, fakat bu ifadeler, Arap dili ile onların ağzından sonradan söylenmektedir. Bu ayrı bir konudur.

Acaba onlar yani Kur'an öncesi kitaplar ve peygamberler bu lafzı hangi harf ve kelimeler ile ifade ediyorlardı?...

Acaba onlar yani Kur’an öncesi kitaplar ve peygamberler bu lafzı hangi harf ve kelimeler ile ifade ediyorlardı?... 

Acaba onlar, yani Kur'an öncesi kitaplar ve peygamberler, bu lafzı hangi harf ve kelimelerle ifade ediyorlardı?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Acaba onlar, yani Kur'an'dan önceki kitaplar ve peygamberler, bu lafzı hangi harf ve kelimelerle ifade ediyorlardı?

Yani "lâ" kelimesi Kelamice, Süryanice ve İbranice hangi harflerle; aynı şekilde "ilâhe", "illâ", "Allah" kelimeleri de nasıl ifade ediliyordu?

Ancak şunu ifade edebiliriz ki, daha önce de belirttiğimiz gibi, Adem (a.s.)'ın "Kelime-i Tevhid"i sadece okuduğunu öğrenmekteyiz.

İbrahim (a.s.) "lâ"yı müşahede eder, "ilâhe illâ Allah"ı lafızlandırır.

Yani "lâ" kelimesi Kelamice, Süryanice ve İbranice hangi harflerle; aynı şekilde "ilâhe", "illâ", "Allah" kelimeleri de nasıl ifade ediliyordu?

Ancak şunu ifade edebiliriz ki, daha evvelce de belirttiğimiz gibi, Adem (a.s.)'ın "Kelime-i Tevhid"i sadece okuduğunu öğrenmekteyiz.

İbrahim (a.s.) "lâ"yı müşahede eder, "ilâhe illâ Allah"ı lafızlandırır.

Yani “lâ” Kelami’ce, Süryani’ce ve İbrani’ce hangi harflerle; aynı şekilde “ilâhe” “illâ” “allah” kelimeleri de nasıl ifade ediliyordu?...&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Yani "lâ" kelimesi Kelamî, Süryanî ve İbranî dillerinde hangi harflerle; aynı şekilde "ilâhe", "illâ", "Allah" kelimeleri de nasıl ifade ediliyordu?

Ancak şunu ifade edebiliriz ki, daha önce de belirttiğimiz gibi, Adem (a.s.)'ın "Kelime-i Tevhid"i sadece okuduğunu öğrenmekteyiz.

İbrahim (a.s.) "lâ"yı müşahede eder, "ilâhe illâ Allah"ı lafızlandırır. Musa (a.s.) "lâ ilâhe"yi müşahede eder, "illâ Allah"ı lafızlandırır.

Ancak şunu ifade edebiliriz, ki daha evvelce de belirttiğimiz gibi, Adem As’ın “Kelime-i Tevhid”i sadece okuduğunu öğrenmekteyiz. 

İbrahim (a.s.) “lâ” müşahade “ilahe illâ allah” lafızladır Musa (a.s.) “lâ ilâhe” müşahade “illâ allah” lafızladır Musa (a.s.) "lâ ilâhe"yi müşahade eder, "illâ Allah"ı lafızlandırır.

İsa (a.s.) "lâ ilâhe illâ"yı müşahade eder, "Allah"ı lafızlandırır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İsa (a.s.) "lâ ilâhe illâ"yı müşahede eder, "Allah"ı lafızlandırır.

Onlardaki "üç uknum" yani (üç kaide) "Baba ve Oğul ve Ruhu'l-Kudüs"ün gerçek hakikati de yukarıda belirtildiği gibi Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illâ Allah) "lâ ilâhe illâ" bölümünün çok yanlış anlaşılması ve uygulanmasıdır. Çünkü Kelime-i Tevhid'in sonundaki (Allah) "Allah" lafzının zuhur mahalli "İsevîlik Mertebesi" değil, "Muhammedîlik Mertebesi"dir.

Onlardaki "üç uknum" yani (üç kaide) "Eba ve Ebi ve Ruhu'l-Kudüs" yani "Baba, Oğul ve Ruhu'l-Kudüs"ün gerçek hakikati de yukarıda belirtildiği gibi Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illâ Allah) "lâ ilâhe illâ" bölümünün çok yanlış anlaşılması ve uygulanmasıdır. Çünkü Kelime-i Tevhid'in sonundaki (Allah) "Allah" lafzının zuhur mahalli "İsevîlik Mertebesi" değil, "Muhammedîlik Mertebesi"dir.

İsa (a.s.) “lâ ilâhe illa” müşahade “allah” lafızladır&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

İsa (a.s.) "lâ ilâhe illa" müşahadesi "Allah" lafzıyladır.

Onlardaki "üç uknum" yani (üç kaide) "Baba, Oğul ve Ruhulkudüs"ün gerçek hakikati de yukarıda belirtildiği gibi Kelime-i Tevhid'in (Lâ ilâhe illallah) "lâ ilâhe illa" bölümünün çok yanlış anlayış ve uygulamasıdır. Çünkü Kelime-i Tevhid'in sonundaki "Allah" lafzının zuhur mahalli "İseviyet Mertebesi" değil "Muhammediyet Mertebesi"dir.

Onlardaki, “üç uknum” yani (3 kaide) “eba ve ebi ve Ruhul kudüs” yani “baba, oğul ve Ruhul kudüs”ün gerçek hakikati de yukarıda belirtildiği gibi Kelime-i Tevhid’in (َلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illa” bölümünün çok yanlış anlayış ve tatbikatıdır. Çünkü Kelime-i Tevhid’in sonundaki (الله) “allah” lafzının zuhur mahalli “Mertebe-i İseviyyet” değil “Mertebe-i Muhammediyyet”tir.

Muhammed As. (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid’in tamamı müşahede iledir, çünkü bu mertebede (الله) “allah” lafzının manası tamamiyle ortaya çıkmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Muhammed (a.s.) "Lâ ilâhe illâ Allah" Kelime-i Tevhid'in tamamı müşahede iledir, çünkü bu mertebede "Allah" lafzının manası tamamiyle ortaya çıkmıştır.

Bugün elde bulunan ve "Kitab-ı Mukaddes" ismi verilen metinlerin kaçıncı çeviri olduğunu dahi bilemiyoruz. Her çeviride aslı olan ilâhlık lisanından insan lisanına dönüşmektedir. Böylece asıllarından, her tercümede biraz daha uzaklaştırılmaktadırlar.

Muhammed (a.s.) "Lâ ilâhe illâ Allah" Kelime-i Tevhid'in tamamı müşahede iledir, çünkü bu mertebede "Allah" lafzının manası tamamiyle ortaya çıkmıştır.

Bugün elde bulunan ve "Kitab-ı Mukaddes" ismi verilen metinlerin kaçıncı çeviri olduğunu dahi bilemiyoruz. Her çeviride aslı olan ilâhlık lisanından insan lisanına dönüşmektedir. Böylece asıllarından, her tercümede biraz daha uzaklaştırılmaktadırlar.

Bugün elde bulunan ve “Kitab-ı Mukaddes” ismi verilen metinlerin kaçıncı çeviri olduğunu dahi bilemiyoruz. Her çeviride aslı olan uluhiyyet lisanından beşer lisanına dönüşmektedir. Böylece asıllarından, her tercümede biraz daha uzaklaştırılmaktadırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Bugün elde bulunan ve "Kitab-ı Mukaddes" ismi verilen metinlerin kaçıncı çeviri olduğunu dahi bilemiyoruz. Her çeviride aslı olan ilâhlık dilinden insan diline dönüşmektedir. Böylece asıllarından, her tercümede biraz daha uzaklaştırılmaktadırlar.

Şimdi çok önemli bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum;

Şimdi çok önemli bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum;

Yüce Allah; gönderdiği kitaplarından hangisi olursa olsun, onun insanlığa yönelik tercümesini yaparken, "Rabb" dilinden göndereceği kavmin diline dönüştürürken, o dilin kelimeleri içerisine tıpkı arının petekler içine balını, özünü yüklediği gibi ilahi manalarını da yüklemekteydi. Böylece Hak tarafından bâtından görünen âleme çıkarılan o kitabın manası Hak'tan, kelamı ise beşerden oluşmaktaydı. Manalar bâtın lafızlarda görünmekteydi.

Şimdi çok mühim bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum;

Şimdi çok önemli bir gerçeğe dikkatinizi çekmek istiyorum;

Yüce Allah; gönderdiği kitaplarından hangisi olursa olsun, onun insanlığa yönelik tercümesini yaparken, "Rabb" dilinden göndereceği kavmin diline dönüştürürken, o dilin kelimeleri içerisine tıpkı arının petekler içine balını, özünü yüklediği gibi ilahi manalarını da yüklemekteydi. Böylece Hak tarafından bâtından zâhire çıkarılan o kitabın manası Hak'tan, kelamı ise beşerden oluşmaktaydı. Manalar bâtın lafızlarda zâhir olmaktaydı.

Allah-ü Teala; gönderdiği kitaplarından hangisi olursa olsun, onun beşeriyete dönük tercümesini yaparken “Rabb”cadan göndereceği kavmin lisanına dönüştürürken, o lisanın kelimeleri içerisine tıpkı arının petekler içine balını, özünü yüklediği gibi ilahi manalarını da yüklemekte idi. Böylece Hakk tarafından batından zahire çıkarılan o kitabın manası Hakk’tan, kelamı beşerden oluşmakta idi. Manalar batın lafızlarda zahir olmakta idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Yüce Allah; gönderdiği kitaplarından hangisi olursa olsun, onun insanlığa dönük tercümesini yaparken "Rabb" dilinden göndereceği kavmin diline dönüştürürken, o dilin kelimeleri içerisine tıpkı arının petekler içine balını, özünü yüklediği gibi ilahi manalarını da yüklemekteydi. Böylece Hak tarafından bâtından zâhire çıkarılan o kitabın manası Hak'tan, kelamı beşerden oluşmaktaydı. Manalar bâtın lafızlarda zâhir olmaktaydı.

İşte mutlak metinden kitaptan beşer tarafından yapılan herhangi bir lisana çevrilmeğe çalışan yeni metnin içine manası yüklenememektedir, yani boş arı kovanları gibi oluşmaktadırlar. Çünkü beşer aklı “aklı cüz” ve kelam bu sahada çok... çok... yetersizdir. Kesinlikle aslının yerini tutamaz “mutlak metin”den “mukayyed metne” yani (kayıtlı, sınırlı) bir hale dönüştürülmüş ve böylece de çok kötü bir iş yapıp, insanları da yanlış inançlara yönlendirilerek ahitleri karartılmış olmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İşte mutlak metinden, yani kitaptan, insanlar tarafından herhangi bir dile çevrilmeye çalışılan yeni metnin içine manası yüklenememektedir; yani boş arı kovanları gibi oluşmaktadırlar. Çünkü insan aklı "cüz'î akıl"dır ve kelam bu alanda çok ama çok yetersizdir. Kesinlikle aslının yerini tutamaz; "mutlak metin"den "mukayyed metne" (kayıtlı, sınırlı) bir hale dönüştürülmüş ve böylece de çok kötü bir iş yapılıp, insanlar da yanlış inançlara yönlendirilerek ahitleri karartılmış olmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

İşte mutlak metinden, yani kitaptan, insanlar tarafından herhangi bir dile çevrilmeye çalışılan yeni metnin içine manası yüklenememektedir; yani boş arı kovanları gibi oluşmaktadırlar. Çünkü insan aklı "cüz'î akıl"dır (parçalı akıl) ve kelam bu alanda çok ama çok yetersizdir. Kesinlikle aslının yerini tutamaz; "mutlak metin"den "mukayyed metne" (kayıtlı, sınırlı) bir hale dönüştürülmüş ve böylece de çok kötü bir iş yapılıp, insanlar da yanlış inançlara yönlendirilerek ahitleri karartılmış olmaktadır.

İşte mutlak metinden, yani kitaptan, insanlar tarafından herhangi bir dile çevrilmeye çalışılan yeni metnin içine manası yüklenememektedir; yani boş arı kovanları gibi oluşmaktadırlar. Çünkü insan aklı "cüz'î akıl"dır ve kelam bu alanda çok ama çok yetersizdir. Kesinlikle aslının yerini tutamaz; "mutlak metin"den "mukayyed metne" (kayıtlı, sınırlı) bir hale dönüştürülmüş ve böylece de çok kötü bir iş yapılıp, insanlar da yanlış inançlara yönlendirilerek ahitleri karartılmış olmaktadır.

Ancak bu eski kitapların, elde mutlak nüshaları olsa da onlar sabit olmak şartiyle meal olarak beşeri tercümeleri yapılırsa bu iş fayda sağlar. Elde asıl metinleri, yani Rabb’ın Hakk lisanından beşer lisanına döndürdüğü mutlak metnin ismi “ilahi kitap - mukaddes kitaptır”, çevirilerin hepsi “kitab-ı beşeri”dir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ancak bu eski kitapların, elde mutlak nüshaları olsa da, onlar sabit olmak şartıyla meal olarak beşerî tercümeleri yapılırsa bu iş fayda sağlar. Elde asıl metinleri, yani Rabb'ın Hak lisanından beşer lisanına döndürdüğü mutlak metnin ismi "ilahi kitap - mukaddes kitaptır"; çevirilerin hepsi "beşerî kitaptır".

Ancak bu eski kitapların, elde mutlak nüshaları olsa da, onlar sabit olmak şartıyla meal olarak beşerî tercümeleri yapılırsa bu iş fayda sağlar. Elde asıl metinleri, yani Rabb'ın Hak lisanından beşer lisanına döndürdüğü mutlak metnin ismi "ilahi kitap - mukaddes kitaptır"; çevirilerin hepsi "beşerî kitaptır".

Ayrıca bu çeviri ve mealler her çevrildikleri yerde çeviren kişilerin anlayışları üzerine, onların kitapları olmaktadır. Böylece çeviriler elden ele, akıldan akıla geçtikçe, her geçtiği beşer aklından içlerine çok ayrı şeyler karıştığından aslından tamamen uzaklaştırılmışlardır. Ve ayrıca da içlerinden işlerine gelmeyen bölümleri de kasten çıkartılınca elde geriye sadece, bir değer ifade etmeyen "kayıtlı metin" kalır ki bununla mutlak manada amel edilmesi mümkün değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ayrıca bu çeviriler ve mealler, her çevrildikleri yerde çeviren kişilerin anlayışları üzerine, onların kitapları olmaktadır. Böylece çeviriler elden ele, akıldan akıla geçtikçe, her geçtiği insan aklından içlerine çok ayrı şeyler karıştığından aslından tamamen uzaklaştırılmışlardır. Ve ayrıca da içlerinden işlerine gelmeyen bölümleri de kasten çıkartılınca elde geriye sadece, bir değer ifade etmeyen "kayıtlı metin" kalır ki bununla mutlak manada amel edilmesi mümkün değildir.

Ayrıca bu çeviri ve mealler her çevrildikleri yerde çeviren kişilerin anlayışları üzerine, onların kitapları olmaktadır, böylece çeviriler elden ele akıldan akıla geçtikçe her geçtiği beşer aklından içlerine çok ayrı şeyler karıştığından aslından tamamen uzaklaştırılmışlardır. Ve ayrıca da içlerinden işlerine gelmeyen bölümleri de, kasden çıkartılınca elde geriye sadece, bir değer ifade etmeyen “mukayyed metin” kalır ki bununla mutlak manada amel edilmesi mümkün değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ayrıca bu çeviri ve mealler, her çevrildikleri yerde çeviren kişilerin anlayışları üzerine, onların kitapları olmaktadır. Böylece çeviriler elden ele, akıldan akıla geçtikçe, her geçtiği beşer aklından içlerine çok ayrı şeyler karıştığından aslından tamamen uzaklaştırılmışlardır. Ve ayrıca da içlerinden işlerine gelmeyen bölümleri de kasten çıkartılınca, elde geriye sadece, bir değer ifade etmeyen "mukayyed metin" kalır ki bununla mutlak manada amel edilmesi mümkün değildir.

Gerçek bir irfan ehli, bu çeviri metinlerin nerelerinin aslına yakın, nerelerinin tamamen beşeri olduğunu ilhamı ile anlayabilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Gerçek bir irfan ehli (sezgisel bilgi sahibi kişi), bu çeviri metinlerin nerelerinin aslına yakın, nerelerinin tamamen beşeri olduğunu ilhamı ile anlayabilir.

01-02-2002 Tekirdağ Bundan bir süre önce, kendilerine “Yahova Şahitleri” ismini veren bir takım insanlar ziyaretime gelmişlerdi. Onlarla epey tartıştık, hatta konuşmalarımızı sekiz (8) kaset halinde kayda da almıştım. O kadar saçma iddiaları vardı ki hayret etmemek mümkün değildi.

Gerçek bir irfan ehli (sezgisel bilgi sahibi kişi), bu çeviri metinlerin nerelerinin aslına yakın, nerelerinin tamamen beşeri olduğunu ilhamı ile anlayabilir.

01-02-2002 Tekirdağ Bundan bir süre önce, bir takım kendilerine “Yahova Şahitleri” ismini veren insanlar ziyaretime gelmişlerdi. Onlarla epey tartıştık, hatta konuşmalarımızı sekiz (8) kaset halinde kayda da almıştım. O kadar saçma iddiaları vardı ki hayret etmemek mümkün değildi.

01-02-2002 Tekirdağ Bundan bir müddet evvel, bir takım kendilerine “Yahova Şahitleri” ismini veren insanlar ziyaretime gelmişlerdi. Onlarla epey münazara ettik, hatta konuşmalarımızı sekiz (8) kaset halinde kayda da almıştım. O kadar saçma iddiaları vardı ki hayret etmemek mümkün değildi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

01-02-2002 Tekirdağ Bundan bir süre önce, kendilerine "Yehova Şahitleri" ismini veren bir grup insan ziyaretime gelmişti. Onlarla epey tartıştık, hatta konuşmalarımızı sekiz (8) kaset halinde kayda da almıştım. O kadar saçma iddiaları vardı ki hayret etmemek mümkün değildi.

Ancak bu batıl sistemi öyle güzel düzenlenmiş mantık oyunlarıyla sunuyorlardı ki, sıradan herhangi bir insanın onları cevaplandırması oldukça zordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Ancak bu batıl sistemi öyle güzel düzenlenmiş mantık oyunlarıyla sunuyorlardı ki, sıradan herhangi bir insanın onları cevaplandırması oldukça zordu.

Cennet bahsinde aramızda çok büyük değerlendirme farkları çıktı. Onlar mutlak surette cennetin "Aden cenneti" dünyada ve sadece İsa'ya (a.s.) iman edenlere on (10) dönüm toprak olarak verileceğini ve çok bereketli olacağından bir insana bol bol yeteceğini şiddetle ifade etmeye çalışıyorlardı.

Ancak bu batıl sistemi öyle güzel düzenlenmiş mantık oyunlarıyla sunuyorlardı ki, sıradan her hangi bir insanın onları cevaplandırması oldukça zordu.

Ancak bu batıl sistemi öyle güzel düzenlenmiş mantık oyunlarıyla sunuyorlardı ki, sıradan herhangi bir insanın onları cevaplandırması oldukça zordu.

Cennet bahsinde aramızda çok büyük değerlendirme farkları çıktı. Onlar mutlak surette cennetin "Aden cenneti" dünyada ve sadece İsa'ya (a.s.) iman edenlere on (10) dönüm toprak olarak verileceğini ve çok bereketli olacağından bir insana bol bol yeteceğini şiddetle ifade etmeye çalışıyorlardı.

Cennet bahsinde aramızda çok büyük değerlendirme farkları çıktı. Onlar mutlak surette cennetin “Aden cenneti” dünyada ve sadece İsa’ya, (a.s.)’a iman edenlere onar (10) dönüm toprak olarak verileceğini ve çok bereketli olacağından bir insana bol bol yeteceğini şiddetle ifade etmeye çalışıyorlardı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Cennet konusunda aramızda çok büyük değerlendirme farklılıkları ortaya çıktı. Onlar kesinlikle cennetin "Aden cenneti"nin dünyada ve sadece İsa'ya (a.s.) iman edenlere on (10) dönüm toprak olarak verileceğini ve çok bereketli olacağından bir insana bol bol yeteceğini şiddetle ifade etmeye çalışıyorlardı.

Buna karşılık olarak ben de bir hadis-i şerife dayanarak, "Kusura bakmayın ama sizin Rabbiniz çok fakirmiş," dedim ve ekledim; "Bizim Rabbimiz ise cehennemden en son çıkan kişiye ahirette 10 dünya büyüklüğünde cennet verecek" ifadesini söyleyince cevap veremediler. İnkar etmeye kalkıştılar ve böylece konuşmalarımız da sona ermiş oldu, bir daha da gelmediler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Buna karşılık olarak ben de bir hadis-i şerife dayanarak, "Kusura bakmayın ama sizin Rabbiniz çok fakirmiş," dedim ve ekledim; "Bizim Rabbimiz ise cehennemden en son çıkan kişiye ahirette 10 dünya büyüklüğünde cennet verecek" ifadesini söyleyince cevap veremediler. İnkar etmeye kalkıştılar ve böylece konuşmalarımız da sona ermiş oldu, bir daha da gelmediler.

Ancak onlar ayrılmadan, son olarak onlara "Siz neye şahit olduğunuzu bile daha bilemiyorsunuz, esas şahitler bizleriz, çünkü bizim ilk şartımız 'eşhedü enlâ ilâhe illallah'tır, esas şehadet budur" dedim ve ekledim, "Kusura bakmayın ama ne 'Yahve' 'Yahova'yı, ne 'Musa'yı, ne 'İsa (a.s.)'ı ne 'Tevrat'ı, ne 'İncil'i ve ne de kendinizi hiçbir şekilde tanımadığınız, bu kadar konuşmadan sonra açık olarak ortaya çıkmaktadır."

Buna karşılık olarak ben de bir hadis-i şerife dayanarak, “kusura bakmayın ama sizin Rabb’ınız çok fakirmiş,” dedim ve ilave ettim; “bizim Rabb’imiz ise cehennemden en son çıkan kişiye ahirette 10 dünya büyüklüğünde cennet verecek” ifadesini söyleyince cevap veremediler. İnkar etmeye kalkıştılar ve böylece konuşmalarımız da sona ermiş oldu, bir daha da gelmediler.

Buna karşılık olarak ben de bir hadis-i şerife dayanarak, "Kusura bakmayın ama sizin Rabbiniz çok fakirmiş," dedim ve ekledim; "Bizim Rabbimiz ise cehennemden en son çıkan kişiye ahirette 10 dünya büyüklüğünde cennet verecek" ifadesini söyleyince cevap veremediler. İnkar etmeye kalkıştılar ve böylece konuşmalarımız da sona ermiş oldu, bir daha da gelmediler.

Ancak onlar ayrılmadan, son olarak onlara "Siz neye şahit olduğunuzu bile daha bilemiyorsunuz, esas şahitler bizleriz, çünkü bizim ilk şartımız 'eşhedü enlâ ilâhe illallah'tır, esas şehadet budur" dedim ve ekledim, "Kusura bakmayın ama ne 'Yahve' 'Yahova'yı, ne 'Musa'yı, ne 'İsa (a.s.)'ı ne 'Tevrat'ı, ne 'İncil'i ve ne de kendinizi hiçbir şekilde tanımadığınız, bu kadar konuşmadan sonra açık olarak ortaya çıkmaktadır."

Ancak onlar ayrılmadan, son olarak onlara “Siz neye şahit olduğunuzu bile daha bilemiyorsunuz, esas şahitler bizleriz, çünkü bizim ilk şartımız “eşşedü enlâ ilâhe illâ allah”tır, esas şehadet budur” dedim ve ilave ettim, “kusura bakmayın amma ne “Yahve” “Yahova”yı, ne “Musa”yı, ne “İsa (a.s.)” ı ne “Tevrat”ı, ne “İncil”i ve ne de kendinizi hiç bir şekilde tanımadığınız, bu kadar konuşmadan sonra açık olarak ortaya çıkmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Ancak onlar ayrılmadan, son olarak onlara "Siz neye şahit olduğunuzu bile daha bilemiyorsunuz, esas şahitler bizleriz, çünkü bizim ilk şartımız 'eşhedü en lâ ilâhe illallah'tır, esas şehadet budur" dedim ve ekledim, "kusura bakmayın ama ne 'Yahve'yi, ne 'Yahova'yı, ne 'Musa'yı, ne 'İsa (a.s.)'ı, ne 'Tevrat'ı, ne 'İncil'i ve ne de kendinizi hiçbir şekilde tanımadığınız, bu kadar konuşmadan sonra açık olarak ortaya çıkmaktadır."

Onlarla konuştuğum sürede, bir gece mana aleminde İncil’in aslını gördüm, yine sahifeleri iki (2) sütun halinde idi ve İsa (a.s.) Rabb’ına yakarış bölümü idi ve asli gönderildiği ile okuyordum. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Onlarla konuştuğum sürede, bir gece mana âleminde İncil'in aslını gördüm. Yine sayfaları iki (2) sütun hâlinde idi ve İsa (a.s.) Rabb'ına yakarış bölümü idi ve aslı gönderildiği gibi okuyordum.

Bu kısa açıklamalardan sonra, daha evvelce gönderilen kitapların şu anda ne durumda olduklarını anlamak zor olmayacaktır.

Onlarla konuştuğum sürede, bir gece mana âleminde İncil'in aslını gördüm, yine sayfaları iki (2) sütun hâlinde idi ve İsa (a.s.) Rabb'ına yakarış bölümü idi ve aslı gönderildiği gibi okuyordum.

Bu kısa açıklamalardan sonra daha evvelce gönderilen kitapların şu anda ne durumda olduklarını anlamak zor olmayacaktır.

Bugün elde Yüce Allah tarafından korunarak gerçek hâliyle korunmuş sadece Kur'an-ı Kerim bulunmaktadır. İşte o Yüce Allah'ın rahmet kitabından diğer eski kitapların mensuplarına bir rahmet olması için.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Bugün elde, Yüce Allah tarafından korunarak gerçek hâliyle muhafaza edilmiş sadece Kur'an-ı Kerim bulunmaktadır. İşte o, Yüce Allah'ın rahmet kitabından diğer eski kitapların mensuplarına bir rahmet olması içindir.

Bu kısa açıklamalardan sonra, daha önce gönderilen kitapların şu anda ne durumda olduklarını anlamak zor olmayacaktır.

Bugün elde, Hak tarafından korunarak gerçek hâliyle muhafaza edilmiş sadece Kur'an-ı Kerim bulunmaktadır. İşte o, yüce Allah'ın rahmet kitabından diğer eski kitapların mensuplarına bir rahmet olması içindir.

Bu kısa izahlardan sonra daha evvelce gönderilen kitapların şu anda ne durumda olduklarını anlamak zor olmayacaktır. 

Bugün elde Hakk tarafından korunarak gerçek haliyle korunmuş sadece Kur’anı Keriym bulunmaktadır. İşte o yüce Allah’ın rahmet kitabından diğer eski kitapların müntesiplerine bir rahmet olması için. 

Kur’anı Keriym Ali İmran 3/64 ayetinde, Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/64. ayetinde şöyle buyuruyor:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/64. ayetinde şöyle buyuruyor:

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٌ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ sevain beynena ve beyneküm ella na’büde illallahe ve la naşrüke bihi şey’en”

Mealen:

"De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızda eşit bir söze (lâ ilâhe illâ Allah) ulaşalım: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım."

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٌ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ sevain beynena ve beyneküm ella na’büde illallahe ve la naşrüke bihi şey’en”

Mealen:

"De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızda eşit bir söze (lâ ilâhe illâ Allah) ulaşalım: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım."

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

"De ki: Ey Kitap Ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım." buyuruyor.

سَوَاءٌ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ 

وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا نَعْبُدُ إِلَّا اللَّهَعأَلاَ

# “kul ya ehlel kitabi te’alev ila keli­metin 

 sevain beynena ve beyneküm ella na’büde illallahe ve la naşrüke bihi şey’en”

mealen, “de ki, ey ehli kitap, gelin sizinle aramızda müsavi bir kelimeye (lâ ilâhe illâ allah) şöyle ki allahtan başka ma’bud tanımayalım, ona hiçbir şeyi şirk koşmayalım.” buyuruyor.

Mertebe-i Muhammediyye’den Mertebe-i Uluhiyyet’e ne güzel bir davettir. Evvelki kitapların mutlak metinlerinde Kelime-i Tevhid’in varlığı bu ayeti kerime ile açık olarak ifade edilmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Muhammedî mertebeden İlâhî mertebeye ne güzel bir davettir. Önceki kitapların mutlak metinlerinde Kelime-i Tevhid'in varlığı bu ayet-i kerime ile açıkça ifade edilmektedir.

Yüce Allah'ın bir olduğuna, kitap ve peygamberlerini de kendisinin gönderdiğine göre aralarında anlaşmazlık olmaması gerekir; ancak mertebe farklılıkları vardır, bu da zorunludur, başka türlü yükselme kaydedilemez.

Muhammedî mertebeden İlâhî mertebeye ne güzel bir davettir. Önceki kitapların mutlak metinlerinde Kelime-i Tevhid'in varlığı bu ayet-i kerime ile açıkça ifade edilmektedir.

Yüce Allah'ın bir olduğuna, kitap ve peygamberlerini de kendisinin gönderdiğine göre aralarında anlaşmazlık olmaması gerekir; ancak mertebe farklılıkları vardır, bu da zorunludur, başka türlü yükselme kaydedilemez.

01-02-2002&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

01-02-2002

Allah (c.c.)'un bir olduğuna, kitap ve peygamberlerini de kendisinin gönderdiğine göre aralarında ihtilaf olmaması gerekir; ancak mertebe farklılıkları vardır, bu da zorunludur, başka türlü yükselme kaydedilemez.

01-02-2002 Tekirdağ Allah (c.c.) Zâtını her kitabında "tek" olarak tevhid inancı üzere ifade etmiştir. Ve Allah katında İslam dininden başka bir din yoktur. Yani diğer dinler veya semavi dinler diye de bir şey yoktur. Sadece Adem (a.s.) ile başlayıp, Muhammed (a.s.) ile sona erdirilen bir tek din vardır ki, bunun da adı İslam'dır.

Allah CC.’un bir olduğuna, kitap ve peygamberlerini de kendi gönderdiğine göre aralarında ihtilaf olmaması gerekir, ancak mertebe farklılıkları vardır, bu da zaruridir, başka türlü yükselme kaydedilemez. 

01-02-2002 Tekirdağ Allah CC. Zatını her kitabında “tek” olarak tevhid akidesi üzere ifade etmiştir. Ve Allah’ın indinde İslam dininden başka bir din yoktur. Yani diğer dinler veya semavi dinler diye de birşey yoktur. Sadece Adem (a.s.) ile başlayıp, Muhammed (a.s.) sona erdirilen bir tek din vardır, ki bunun da adı İslam’dır. 

İbrahimiyyet, Museviyyet, Davudiyyet, İseviyyet birer ayrı din değil, Allah’ın mutlak tek dininin mertebeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İbrahimîlik, Musevîlik, Davudîlik, İsevîlik ayrı ayrı dinler değil, Allah'ın mutlak tek dininin mertebeleridir.

Yüce Allah kendisine ulaşılması için bir sistem belirledi, bunun adına "din" ve o dinin adına "İslam", inananlarına da "mü'min" dedi.

Yüce Allah kendisine ulaşılması için bir sistem belirledi, bunun adına "din" ve o dinin adına "İslam", inananlarına da "mü'min" dedi.

Adem (a.s.) ile insanlara kendi varlığını bildirdi.

Cenabı Hakk kendisine ulaşılması için bir sistem belirledi, bunun adına “din” ve o dinin adına “islam”, inananlarına da “mü’min” dedi. 

Yüce Allah kendisine ulaşılması için bir sistem belirledi, bunun adına "din" ve o dinin adına "İslam", inananlarına da "mü'min" dedi.

Adem (a.s.) ile insanlara kendi varlığını bildirdi.

Musa (a.s.) ile "tenzihi" (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Musa (a.s.) ile "tenzihi" (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma)

Davud (a.s.) ile "duygusallığı"

İsa (a.s.) ile "teşbihi" (Allah'ı yaratılmışlara benzetme)

Muhammed (a.s.) ile tenzihi ve teşbihi birleştirerek "tevhid" (Allah'ın birliği) hakikatini ortaya koymak suretiyle, insanlık âleminin kendisine ulaşma yolunu açtı.

Adem (a.s.) ile insanlara kendi varlığını bildirdi.

Musa (a.s.) ile "tenzihi"

Davud (a.s.) ile "duygusallığı"

İsa (a.s.) ile "teşbihi" (Allah'ı yaratılmışlara benzetme)

Muhammed (a.s.) ile tenzihi ve teşbihi birleştirerek "tevhid" (Allah'ın birliği) hakikatini ortaya koymak suretiyle, insanlık âleminin kendisine ulaşma yolunu açtı.

Adem (a.s.) ile insanlara kendi varlığını bildirdi. 

Musa (a.s.) ile “tenzihi”

Davud (a.s.) ile “duygusallığı”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Davud (a.s.) ile "duygusallığı", İsa (a.s.) ile "teşbihi" (benzetme), Muhammed (a.s.) ile tenzihi (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutma) ve teşbihi birleştirerek "tevhid" (Allah'ın birliği) hakikatini ortaya koymak suretiyle, insanlık âleminin kendisine ulaşma yolunu açtı.

Bu oluşum, "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhidi (Allah'tan başka ilah yoktur sözü) içinde ifadesini buldu. Ancak bu kelimeyi sadece lafız olarak söylemek yeterli değildir; hakikatine ulaşmak için gerçekten başına eklenen "eşhedü" (ben şahidim, görüyorum ki) müşahadesi (gözlemleyerek idrak etme) ile söyleyip yaşanması gerekmektedir.

İsa (a.s.) ile “teşbihi”

Muhammed (a.s.) ile tenzihi ve teşbihi birleyerek “tevhid” hakikatini ortaya getirmek suretiyle, insanlık aleminin kendine ulaşma yolunu açtı. 

Bu oluşumda (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhidi içinde ifadesini buldu. Ancak bu kelimeyi lafzan söylemek yeterli değildir, hakikatine ulaşmak için gerçekten başına ilave edilen “eşhedü” (ben şahidim, görüyorum, ki) müşahadesi ile söyleyip yaşanması gerekmektedir. 

Bu oluşumda (Lâ ilâhe illâ Hû) "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhidi içinde ifadesini buldu. Ancak bu kelimeyi lafız olarak söylemek yeterli değildir; hakikatine ulaşmak için gerçekten başına eklenen "eşhedü" (ben şahidim, görüyorum, ki) müşahadesi ile söyleyip yaşanması gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu oluşumda (Lâ ilâhe illâ Hû) "lâ ilâhe illâ allah" Kelime-i Tevhidi içinde ifadesini buldu. Ancak bu kelimeyi lafız olarak söylemek yeterli değildir; hakikatine ulaşmak için gerçekten başına eklenen "eşhedü" (ben şahidim, görüyorum, ki) müşahadesi ile söyleyip yaşanması gerekmektedir.

Kişi bu kelimeyi hangi düzeyden söylerse söylesin, bulunduğu mertebeden samimiyetle söylediği bu tevhid kelimesi kendisine aynı mertebeden çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Kişi bu kelimeyi hangi düzeyden söylerse söylesin, bulunduğu mertebeden samimiyetle söylediği bu tevhid kelimesi kendisine aynı mertebeden çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Kişi bu kelimeyi hangi düzeyden söylerse söylesin, bulunduğu mertebeden samimiyetle söylediği bu tevhid kelimesi kendisine aynı mertebeden çok büyük faydalar sağlayacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kişi bu kelimeyi hangi düzeyden söylerse söylesin, bulunduğu mertebeden samimiyetle söylediği bu tevhid kelimesi kendisine aynı mertebeden çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Firavun dahi son nefesinde Kelime-i Tevhidi görünen itibariyle söyledi. Askeri Kızıl Denizin karanlıklarında kalırken, onun cesedi dışarıya çıkarıldı. Görünen itibariyle söylediğinden görünen cesedi sudan kurtarılmış oldu. Eğer vaktiyle iman ederek dahi söylemiş olsaydı, kendisi de sonsuza dek kurtulmuş olacaktı.

Firavun dahi son nefesinde Kelime-i Tevhidi zahir itibariyle söyledi. Askeri Kızıl Denizin karanlıklarında kalırken, onun cesedi dışarıya çıkarıldı. Zahiren söylediğinden zahiri cesedi sudan kurtarılmış oldu. Eğer vaktiyle imanen dahi söylemiş olsaydı, kendisi de ebediyyen kurtulmuş olacaktı. 

Firavun bile son nefesinde Kelime-i Tevhidi görünürde söyledi. Askerleri Kızıl Deniz'in karanlıklarında kalırken, onun cesedi dışarıya çıkarıldı. Görünürde söylediğinden dolayı görünürdeki cesedi sudan kurtarılmış oldu. Eğer zamanında iman ederek de söylemiş olsaydı, kendisi de sonsuza dek kurtulmuş olacaktı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Firavun bile son nefesinde Kelime-i Tevhidi zâhirde söyledi. Askerleri Kızıl Deniz'in zulmetinde kalırken, onun cesedi hârice çıkarıldı. Zâhirde söylediğinden dolayı zâhirdeki cesedi sudan kurtarılmış oldu. Eğer zamanında iman ederek de söylemiş olsaydı, kendisi de ebeden kurtulmuş olacaktı.

Kişi "Kelime-i Tevhid"i hangi maksat ve niyetle ifade ederse, karşılığını o düzeyden görür.

Kişi "Kelime-i Tevhid"i hangi maksat ve niyetle ifade ederse, karşılığını o düzeyden görür.

"Kelime-i Tevhid"in lafzen (sözlü olarak) ve şuhuden (görerek, yaşayarak) söylenme mertebelerini önceki bölümlerde görmüştük. Şimdi ise, başka dillere çevrilip çevrilemeyeceklerine bakalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Kelime-i Tevhid"in sözlü olarak ve yaşayarak söylenme mertebelerini önceki bölümlerde görmüştük. Şimdi ise, başka dillere çevrilip çevrilemeyeceklerine bakalım.

Kişi "Kelime-i Tevhid"i ne maksat ve niyetle ifade ederse, karşılığını o düzeyden görür.

"Kelime-i Tevhid"in sözlü olarak ve yaşayarak söyleniş mertebelerini önceki bölümlerde görmüştük. Şimdi ise, başka dillere çevrilip çevrilemeyeceklerine bakalım.

Kişi “Kelime-i Tevhid”i ne maksat ve niyetle ifade ederse, karşılığını o düzeyden görür. 

“Kelime-i Tevhid”in lafzen ve şuhuden söyleniş mertebelerini evvelki bölümlerde görmüştük. Şimdi ise, başka lisanlara çevrilip, çevrilemiyeceklerine bakalım.

İstiyordum ki, birçok dillerin “Kelime-i Tevhid” tercümelerini de bu kitabın içine ilave edeyim. Bir hayli araştırma yaptıktan sonra bunun yani “Kelime-i Tevhid”in arapça metninden başka bir şekilde ifadesinin ve tercümesinin yapılamıyacağını hayretle gördüm. Ancak bir misal olması yönünden aşağıya Almanca, İngilizce ve Latince ehil ellerden yapılmış metinleri sunmak istiyorum. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Birçok dillerin "Kelime-i Tevhid" tercümelerini de bu kitabın içine eklemek istiyordum. Bir hayli araştırma yaptıktan sonra, "Kelime-i Tevhid"in Arapça metninden başka bir şekilde ifade edilmesinin ve tercümesinin yapılamayacağını hayretle gördüm. Ancak bir örnek olması yönünden aşağıya Almanca, İngilizce ve Latince ehil ellerden yapılmış metinleri sunmak istiyorum.

Birçok dillerin "Kelime-i Tevhid" tercümelerini de bu kitabın içine eklemek istiyordum. Bir hayli araştırma yaptıktan sonra, "Kelime-i Tevhid"in Arapça metninden başka bir şekilde ifade edilmesinin ve tercümesinin yapılamayacağını hayretle gördüm. Ancak bir örnek olması yönünden aşağıya Almanca, İngilizce ve Latince ehil ellerden yapılmış metinleri sunmak istiyorum.

Almancası, es gibt keinen gott auser Allah&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Almancası, "Allah'tan başka ilah yoktur."

Almancası, "Allah'tan başka ilah yoktur." (dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

(dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

Görüldüğü gibi oldukça karışık bir metin ortaya çıkıyor. Çünkü onların dillerinde "Allah" kelimesi "Gott" olarak telaffuz edilmekte, dolayısıyla bu çeviri kısmen Almanca kısmen de Arapça olmuş olmaktadır ki, bu çeviri değil, çevirememektir.

Ayrıca "Kelime-i Tevhid"in asıl harfleri üzerine kuruluşunda her harfinde, kendinde 12 mertebenin olduğunu biliyoruz, ayrıca her harfin de mutlak ve bir bütün olarak başlı başına bir mertebenin ifadesi olduğunu biliyoruz; yani, "Kelime-i Tevhid"in harf sembolleri dahi ayrı ayrı birer mutlak karakterlere sahiptirler. Başka dillerde ve o dillerin harflerinde bu karakterler yoktur. Böylece Latin harflerinin karakter yapıları bu anlam yüklerini taşıyamamaktadırlar.

Almancası, es gibt keinen gott auser Allah (dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

(dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

Görüldüğü gibi oldukça karışık bir metin ortaya çıkıyor. Çünkü onların dillerinde "Allah" kelimesi "Gott" olarak telaffuz edilmekte, dolayısıyla bu çeviri kısmen Almanca kısmen de Arapça olmuş olmaktadır ki, bu çeviri değil, çevirememektir.

Ayrıca "Kelime-i Tevhid"in asıl harfleri üzerine kuruluşunda her harfinde, kendinde 12 mertebenin olduğunu biliyoruz, ayrıca her harfin de mutlak ve bir bütün olarak başlı başına bir mertebenin ifadesi olduğunu biliyoruz; yani, "Kelime-i Tevhid"in harf sembolleri dahi ayrı ayrı birer mutlak karakterlere sahiptirler. Başka dillerde ve o dillerin harflerinde bu karakterler yoktur. Böylece Latince harflerin karakter yapıları bu anlam yüklerini taşıyamamaktadırlar.

Görüldüğü gibi oldukça karışık bir metin ortaya çıkıyor. Çünkü onların lisanlarında “Allah” kelimesi “Gott” ile telaffuz edilmekte, dolayısıyla bu çeviri kısmen Almanca kısmen de Arapça olmuş olmaktadır, ki çeviri değil, çevirememedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Görüldüğü gibi oldukça karışık bir bir metin ortaya çıkıyor. Çünkü onların dillerinde "Allah" kelimesi "Gott" olarak telaffuz edilmekte, dolayısıyla bu çeviri kısmen Almanca kısmen de Arapça olmuş olmaktadır ki bu çeviri değil, çevirememektir.

Ayrıca "Kelime-i Tevhid"in asıl harfleri üzerine kuruluşunda her harfinde, kendinde 12 mertebenin olduğunu biliyoruz, ayrıca her harfin de mutlak ve bir bütün olarak başlı başına bir mertebenin ifadesi olduğunu biliyoruz yani, "Kelime-i Tevhid"in harf sembolleri dahi ayrı ayrı birer mutlak karakterlere sahiptirler. Başka dillerde ve o dillerin harflerinde bu karakterler yoktur. Böylece Latince harflerin karakter yapıları bu anlam yüklerini taşıyamamaktadırlar.

Ayrıca “Kelime-i Tevhid”in asli harfleri üzerine kuruluşunda her harfinde, kendinde 12 mertebenin olduğunu biliyoruz, ayrıca her harfin de mutlak ve bir bütün olarak başlı başına bir mertebenin ifadesi olduğunu biliyoruz yani, “Kelime-i Tevhid”in harf sembolleri dahi ayrı ayrı birer mutlak karakterlere sahiptirler. Başka lisanlarda ve o lisanların harflerinde bu karakterler yoktur. Böylece latince harflerin karakter yapıları bu mana yüklerini taşıyamamaktadırlar. 

Aynı şekilde doğu kaynaklı Çince, Japonca, Hintçe ve Arapça’nın dışında diğer milletlerin alfebe sembolleri de “Kelime-i Tevhid”in mana yüklerini taşıyamamaktadırlar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Aynı şekilde doğu kaynaklı Çince, Japonca, Hintçe ve Arapça dışındaki diğer milletlerin alfabe sembolleri de "Kelime-i Tevhid"in mana yüklerini taşıyamazlar.

Çünkü "Kelime-i Tevhid"in düzenlenmesi ilâhî bir sistemdir. İki (2) esasa dayanır; birincisi mana, ikincisi harf sembolleri ve sayılarıdır.

Aynı şekilde doğu kaynaklı Çince, Japonca, Hintçe ve Arapça dışındaki diğer milletlerin alfabe sembolleri de "Kelime-i Tevhid"in mana yüklerini taşıyamazlar.

Zirâ "Kelime-i Tevhid"in düzenlenmesi ilâhî bir sistemdir. İki (2) esasa dayanır; birincisi mana, ikincisi harf sembolleri ve sayılarıdır.

O'nun manası Allah'tan, lafzı Arapça'dandır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Onun anlamı Allah'tandır, lafzı ise Arapçadandır.

Harf sayıları ve sembolleri 12'dir ve 12 mertebeyi (manevi aşamayı) kendinde toplamıştır ki, bu da seyr-i sülûkun (manevi yolculuğun) özüdür.

Çünkü "Kelime-i Tevhid"in düzenlenmesi ilahi bir sistemdir. İki (2) esasa dayanır; birincisi anlam, ikincisi harf sembolleri ve sayılarıdır.

Onun anlamı Allah'tandır, lafzı ise Arapçadandır.

Harf sayıları ve sembolleri 12'dir ve 12 mertebeyi kendinde toplamıştır ki, bu da seyr-i sülûkun özüdür.

Harf sayı ve sembolleri 12'dir ve 12 mertebeyi bünyesinde toplamıştır ki, bu da seyr-i sülûkun (manevi yolculuğun) özüdür.

Çünkü “Kelime-i Tevhid”in düzenlenmesi ilahi bir sistemdir. İki (2) asla dayanır; birincisi mana, ikincisi harf sembolleri ve sayılarıdır. 

O’nun manası Allah’tan, lafzı Arapça’dandır. 

Harf sayı ve sembolleri 12 dir ve 12 mertebeyi bünyesinde toplamıştır, ki bu da seyr’i süluk’un özüdür. 

 “Kelime-i Tevhid”in içinde bulunan (لَا) “lâ” (yoktur), (َإِلَّا) “illâ” (ancak) kelimeleri kısmen beşer lisanlarına benziyor ise de, Arapça’nın dışında yine de bunu hakkıyle ifade edecek kelimeler bulmak mümkün değildir. Geniş izahlar yapmak gerekecektir, ki o zaman da harf sayıları değişeceğinden manalar da alt üst olmuş, geriye anlamsız bir söz yığını kalmış olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

"Kelime-i Tevhid"in içinde bulunan "lâ" (yoktur) ve "illâ" (ancak) kelimeleri kısmen insan dillerine benzese de, Arapça dışında yine de bunu hakkıyla ifade edecek kelimeler bulmak mümkün değildir. Geniş açıklamalar yapmak gerekecektir ki, o zaman da harf sayıları değişeceğinden anlamlar da altüst olmuş, geriye anlamsız bir söz yığını kalmış olacaktır.

"Kelime-i Tevhid"in içinde bulunan "lâ" (yoktur) ve "illâ" (ancak) kelimeleri kısmen insan dillerine benzese de, Arapça dışında yine de bunu hakkıyla ifade edecek kelimeler bulmak mümkün değildir. Geniş açıklamalar yapmak gerekecektir ki, o zaman da harf sayıları değişeceğinden anlamlar da altüst olmuş, geriye anlamsız bir söz yığını kalmış olacaktır.

Yine "Kelime-i Tevhid"in içinde bulunan "ilâhe" ve "allah" kelimeleri ise, tamamen ilahi olduğundan, aslının dışında bunları telaffuz etmek mümkün değildir. Çevirmeye cüret dahi edilemez, edenlerin elleri de, gönülleri de yanar. Ancak "ben yaptım oldu" diye kendini aldatan kimselere ne diyebiliriz ki?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Yine "Kelime-i Tevhid"in içinde bulunan "ilâhe" ve "allah" kelimeleri ise, tamamen ilahi olduğundan, aslının dışında bunları telaffuz etmek mümkün değildir. Çevirmeye cüret dahi edilemez, edenlerin elleri de, gönülleri de yanar. Ancak "ben yaptım oldu" diye kendini aldatan kimselere ne diyebiliriz ki?

Yine “Kelime-i Tevhid”in içinde bulunan (إِلٰه) “ilâhe” ve (الله) “allah” kelimeleri ise, tamamen ilahi olduğundan, aslının dışında bunları telaffuz etmek mümkün değildir. Çevirmeye cüret dahi edilemez, edenlerin elleri de, gönülleri de yanar. Ancak “ben yaptım oldu” diye kendini aldatan kimselere ne diyebiliriz ki?....

Almanca çeviri diye belirtilen metnin harf sayısına bile bakmamız yeterli olur. 21 adet beşeri kelime oluşmakta, böylece mertebeler karmakarışık olmaktadır. (الله) “allah” lafzını olduğu gibi almaları acziyyetlerini ortaya koymakta ve o mertebeye hiçbir şekilde ulaşamadıklarını göstermektedirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Almanca çeviri diye belirtilen metnin harf sayısına bile bakmamız yeterli olur. Yirmi bir adet beşerî kelime oluşmakta, böylece mertebeler karmakarışık olmaktadır. "Allah" lafzını olduğu gibi almaları acziyetlerini ortaya koymakta ve o mertebeye hiçbir şekilde ulaşamadıklarını göstermektedirler.

Almanca çeviri diye belirtilen metnin harf sayısına bile bakmamız yeterli olur. Yirmi bir adet beşerî kelime oluşmakta, böylece mertebeler karmakarışık olmaktadır. (Allah) lafzını olduğu gibi almaları acziyetlerini ortaya koymakta ve o mertebeye hiçbir şekilde ulaşamadıklarını göstermektedirler.

Lafzen söyledikleri (Allah) kelimesinin arkasında ise, hangi mezhebe mensup iseler, onun şirk içinde yüzen anlayışına verdikleri lafzî yanlış manadır, aslı asla değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Sözlü olarak söyledikleri "Allah" kelimesinin arkasında ise, hangi mezhebe mensup iseler, o mezhebin şirk içinde yüzen anlayışına verdikleri sözlü yanlış anlam vardır, aslı asla değildir.

Sözlü olarak söyledikleri "Allah" kelimesinin arkasında ise, hangi mezhebe mensup iseler, o mezhebin şirk içinde yüzen anlayışına verdikleri sözlü yanlış anlam vardır, aslı asla değildir.

İngilizcesi, İngilizcesi, there is no god but Allah (dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

Lafzen söyledikleri (الله) “allah” kelimesinin arkasında ise, hangi mezhebe mensup iseler, onun şirk içinde yüzen anlayışına verdikleri lafzi yanlış manadır, aslı asla değildir. 

İngilizcesi, İngilizcesi, there is no god but Allah (dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)

İngilizce çeviri de Almancadan farklı değildir; üzerinde fazla durmayalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 6.9s

İngilizce çeviri de Almancadan farklı değildir; üzerinde fazla durmayalım.

Latincesi, no est deus praetap deum (la) (dır) (ilahe) (illa) (Allah)

Yine görüldüğü gibi Latince çeviride de aynı durum ortadadır; hele "Allah" lafzının karşılığı olan "Deum" kelimesi ne kadar yetersiz ve aslını yansıtmaktan çok uzaktır. (15)

Not: (15) Bu çeviriler Almanya'da, Hamburg şehrinde ehliyetli bir tercüme bürosuna yaptırılmıştır.

Latincesi, no est deus praetap deum (la) (dır) (ilahe) (illa) (Allah)

Yine görüldüğü gibi Latince çeviride de aynı durum ortadadır; hele "Allah" lafzının karşılığı olan "Deum" kelimesi ne kadar yetersiz ve aslını yansıtmaktan çok uzaktır. (15)

Not: (15) Bu çeviriler Almanya'da, Hamburg şehrinde ehliyetli bir tercüme bürosuna yaptırılmıştır.

 there is no god but Allah (dır) (la) (ilahe) (illa) (Allah)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Lâ ilâhe illallah" ifadesinin İngilizce çevirisi de Almanca'dan farklı değildir; üzerinde fazla durmayalım.

Latincesi "non est deus praeter Deum" şeklindedir.

Yine görüldüğü gibi Latince çeviride de aynı durum ortadadır; hele "Allah" lafzının karşılığı olan "Deum" kelimesi ne kadar yetersiz ve aslını yansıtmaktan çok uzaktır. (15)

Not: (15) Bu çeviriler Almanya'da, Hamburg şehrinde ehliyetli bir tercüme bürosuna yaptırılmıştır.

İngilizce çeviri de Almanca’dan farklı değildir; üzerinde fazla durmayalım. 

Latincesi, no est deus praetap deum (la) (dır) (ilahe) (illa) (Allah)

Yine görüldüğü gibi Latince çeviride de aynı durum ortadadır; hele “Allah” lafzının karşılığı olan “Deum” kelimesi ne kadar yetersiz ve aslını yansıtmaktan çok uzaktır. (15)

Not: (15) Bu çeviriler Almanyada, Hamburg şehrinde ehliyetli bir tercüme bürosuna yaptırılmıştır.)

Türkçesi, “Tanrıdan başka yoktur tapacak” veya “Allah’tan başka ilah yoktur” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu çeviriler hakkında bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Herkes değerlendirmesini kendi vicdanî inançları doğrultusunda yapsın. Amacımız bazı şeyleri incitmek değil, olup olmayacağını gerçekçi bir biçimde ortaya koymaktır. Yanlış yapılan her işten geriye pişmanlık kalır.

Bu hassas işler "milliyet" işleri değil, ilâhlık işleridir ve Allah katında bütün insanlar tek bir millettir; yani kendilerine göre ayrı ayrı milletler olmakla beraber, hepsi "Âdem"in çocukları olduğundan, tek bir millet sayılmaktadırlar.

Bu çeviriler hakkında bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Herkes değerlendirmesini kendi vicdanî inançları doğrultusunda yapsın. Amacımız bazı şeyleri incitmek değil, olup olmayacağını gerçekçi bir biçimde ortaya koymaktır. Yanlış yapılan her işten geriye pişmanlık kalır.

Bu hassas işler "milliyet" işleri değil, ilâhlık işleridir ve Allah katında bütün insanlar tek bir millettir; yani kendilerine göre ayrı ayrı milletler olmakla beraber, hepsi "Âdem"in çocukları olduğundan, tek bir millet sayılmaktadırlar.

Bu çeviriler hakkında bir şey söylemeye lüzum görmüyorum. Herkes değerlendirmesini kendi vicdani inançları istikametinde yapsın. Gayemiz bazı şeyleri rencide etmek değil, olup olmayacağını gerçekçi bir biçimde ortaya koymaktır. Yanlış yapılan her işten geriye pişmanlık kalır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Bu çeviriler hakkında bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Herkes değerlendirmesini kendi vicdanî inançları doğrultusunda yapsın. Amacımız bazı şeyleri incitmek değil, olup olmayacağını gerçekçi bir biçimde ortaya koymaktır. Yanlış yapılan her işten geriye pişmanlık kalır.

Bu hassas işler "milliyet" işleri değil, "ilâhlık" işleridir ve Allah katında bütün insanlar tek bir millettir; yani kendilerine göre ayrı ayrı milletler olmakla beraber, hepsi "Âdem"in çocukları olduğundan, tek bir millet sayılmaktadırlar.

Bu nazik işler “milliyet” işleri değil “uluhiyyet” işleridir ve Allah’ın indinde bütün insanlar tek bir millettir; yani kendilerine göre ayrı ayrı milletler olmakla beraber, hepsi “Adem”in çocukları olduğundan, tek bir millet sayılmaktadırlar. 

İşte Allah CC. Kendi kendini vasıflandırdığı (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhidi ile de bütün insanları bu kelimesi etrafında toplamayı dilemiş olduğundan sadece “o” söylensin, böylece kendisi daha iyi tanınsın diye tercümesini imkansız hale koymuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İşte Yüce Allah, Kendisini vasıflandırdığı "Lâ ilâhe illâllah" Kelime-i Tevhidi ile bütün insanları bu kelimesi etrafında toplamayı dilediğinden, sadece "o" söylensin, böylece Kendisi daha iyi tanınsın diye tercümesini imkânsız kılmıştır.

İşte Yüce Allah, Kendisini vasıflandırdığı "Lâ ilâhe illâllah" Kelime-i Tevhidi ile bütün insanları bu kelimesi etrafında toplamayı dilediğinden, sadece "o" söylensin ve böylece Kendisi daha iyi tanınsın diye tercümesini imkânsız kılmıştır.

Eğer tercüme edilebilmiş olsaydı, daha evvelce de bildirdiğimiz gibi 2796 türlü "Kelime-i Tevhid" ortaya çıkacaktı; ki bu durumda "tevhid" değil, "kesret" yani çokluk olacağından hiçbirinin aslî bir değeri olamayacak ve o yoldan Hakk'a ulaşmak hiç mümkün olamayacaktı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Eğer tercüme edilebilmiş olsaydı, daha önce de bildirdiğimiz gibi 2796 çeşit "Kelime-i Tevhid" ortaya çıkacaktı; ki bu durumda "tevhid" değil, "kesret" yani çokluk olacağından hiçbirinin asıl bir değeri olamayacak ve o yoldan Hakk'a ulaşmak hiç mümkün olamayacaktı.

Eğer tercüme edilebilmiş olsaydı, daha önce de bildirdiğimiz gibi 2796 çeşit “Kelime-i Tevhid” ortaya çıkacaktı; ki “tevhid” değil “kesret” yani çokluk olacağından hiçbirinin asıl bir değeri olamayacak ve o yoldan Hakk’a ulaşmak hiç mümkün olamayacaktı.

Eğer tercüme edilebilmiş olsaydı daha evvelce de bildirdiğimiz gibi 2796 türlü “Kelime-i Tevhid” ortaya çıkacaktı, ki “tevhid” değil “kesret” yani çokluk olacağından hiçbirinin asli bir değeri olamayacak ve o yoldan Hakk’a ulaşmak hiç mümkün olamayacaktı. 

Kur’anı Keriym Saffat 37/180 - 181- 182 ayetlerinde, Kur'an-ı Kerim Saffat Suresi 37/180 - 181- 182 ayetlerinde, سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ﴿١٨١﴾ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "Senin güçlü, izzet sahibi Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Kur'an-ı Kerim Saffat Suresi 37/180 - 181- 182 ayetlerinde şöyle buyrulur: سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ﴿١٨١﴾ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "Senin güçlü, izzet sahibi Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir."

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

يَصِفُونَعقَة عَمّعسُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزِّ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ﴿١٨١﴾&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

mealen, “senin güçlü, izzet sahibi rab'bin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.”

“ve selâm mürsellerin (peygamberlerin) üzerinedir.”

“ve selâm peygamberlerin üzerinedir.”

“ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“sübhane rabbike rabbi’l ‘ızzeti ‘amma yasıfune”

“ve selamun ale’l mürseliyne” 

“ve’l hamdü lillâhi rabbi’l alemiyne” 

mealen, “senin güçlü, izzet sahibi rab'bin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.”

“ve selâm mürsellerin (peygamberlerin) üzerinedir.”

“ve selâm peygamberlerin üzerinedir.”

“ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

Yukarıda geçen “vasıf” kelimesi çok anlamlıdır; gerçek Allah’ın ne olduğunu bilmeyen, kendi aklınca “Allah”a bir siluet çizmekte, bir vasıf vermektedir, oysa Yüce Allah bütün bu vasıfların hepsinden münezzehtir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Yukarıda geçen "vasıf" kelimesi çok anlamlıdır; gerçek Allah'ın ne olduğunu bilmeyen, kendi aklınca "Allah"a bir siluet çizmekte, bir vasıf vermektedir, oysa Yüce Allah bütün bu vasıfların hepsinden münezzehtir.

Eğer araştırmak mümkün olsa, her bireyin "Allah (cc.)"ı başka başka tahayyül ettiği görülecektir. Abartı olmamak şartıyla neredeyse, ne kadar düşünen insan varsa o kadar değişik "Allah (cc.)" vasıflandırılması görülecektir.

Eğer araştırmak mümkün olsa, her bireyin “Allah (cc.)”ı başka başka tahayyül ettiği görülecektir. Abartı olmamak şartıyla neredeyse, ne kadar düşünen insan varsa o kadar değişik “Allah (cc.)” vasıflandırılması görülecektir.

“ve hamd, âlemlerin Rab'bi olan Allah içindir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

“ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

Yukarıda geçen “vasıf” kelimesi çok anlamlıdır; gerçek Allah’ın ne olduğunu bilmeyen, kendi aklınca “Allah”a bir siluet çizmekte, bir vasıf vermektedir, oysa Yüce Allah bütün bu vasıfların hepsinden münezzehtir.

Eğer araştırmak mümkün olsa, her bireyin “Allah (cc.)”ı başka başka tahayyül ettiği görülecektir. Abartı olmamak şartıyla neredeyse, ne kadar düşünen insan varsa o kadar değişik “Allah (cc.)” vasıflandırılması görülecektir.

Yukarıda geçen “vasıf” kelimesi çok manidardır; gerçek Allah’ın ne olduğunu bilmeyen, kendi aklınca “Allah”a bir siluet çizmekte, bir vasıf vermektedir, ki Cenabı Hakk bütün bu vasıfların hepsinden münezzehtir. 

Eğer araştırmak mümkün olsa, her bireyin “Allah (cc.)”ı başka başka tahayyül ettiği görülecektir. Mübalağa olmamak şartıyle nerede ise, ne kadar düşünen insan varsa o kadar değişik “Allah (cc.)” vasıflandırılması görülecektir. 

İşte bunun sebebi “Kelime-i Tevhid” eğitimini ve “Allah (cc.)” bilincini gereği kadar araştırıp alamadığımızdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bunun sebebi, "Kelime-i Tevhid" eğitimini ve "Allah (c.c.)" bilincini gereği kadar araştırıp alamamış olmamızdır.

Burada yine küçük bir hatıramı anlatmak isterim; Kur'an hocam merhum Behçet Tay Beyefendi "Eski Cami" baş imamı idi. Görev yaptığı senelerde Ramazan-ı Şerif'te teravih namazları kıldırırken son gecenin teravihinin son rekatında mutlaka yukarıdaki ayeti okuyarak ve her sene böyle yaparak teravih namazlarını sona erdirirdi. Mevlam yerini cennet eylesin. Allah onlardan razı olsun.

İşte bunun sebebi, "Kelime-i Tevhid" eğitimini ve "Allah (c.c.)" bilincini gereği kadar araştırıp alamamış olmamızdır.

Burada yine küçük bir hatıramı anlatmak isterim; Kur'an hocam merhum Behçet Tay Beyefendi "Eski Cami" baş imamı idi. Görev yaptığı senelerde Ramazan-ı Şerif'te teravih namazları kıldırırken son gecenin teravihinin son rekatında mutlaka yukarıdaki ayeti okuyarak ve her sene böyle yaparak teravih namazlarını sona erdirirdi. Mevlam yerini cennet eylesin. Allah onlardan razı olsun.

Burada yine küçük bir hatıramı anlatmak isterim; Kur’an hocam merhum Behçet Tay Beyefendi “Eski Cami” baş imamı idi. Görev yaptığı senelerde Ramazan-ı Şerif’de teravih namazları kıldırırken son gecenin teravihinin son rekatında mutlaka yukarıdaki ayeti okuyarak ve her sene böyle yaparak teravih namazlarını sona erdirirdi. Mevlam yerini cennet eylesin. Allah onlardan razı olsun. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Burada yine küçük bir hatıramı anlatmak isterim; Kur'an hocam merhum Behçet Tay Beyefendi "Eski Cami" baş imamı idi. Görev yaptığı senelerde Ramazan-ı Şerif'te teravih namazları kıldırırken son gecenin teravihinin son rekatında mutlaka yukarıdaki ayeti okuyarak ve her sene böyle yaparak teravih namazlarını sona erdirirdi. Mevlam yerini cennet eylesin. Allah onlardan razı olsun.

Biz de bu ayetle bu konuyu bitirip yolumuza devam edelim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Biz de bu ayetle bu konuyu bitirip yolumuza devam edelim.

"Kelime-i Tevhid"in Muhammedî Mertebe'ye (Hz. Muhammed'in makamına) indirilmesi Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/25 ayetinde, "vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni"

mealen, "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,' diye vahyetmişizdir."

Biz de bu ayetle bu mevzuu bitirip yolumuza devam edelim. 

Biz de bu ayetle bu konuyu bitirip yolumuza devam edelim.

"Kelime-i Tevhid"in Muhammedî Mertebe'ye (Hz. Muhammed'in makamına) indirilmesi Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/25 ayetinde, وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ "vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni"

mealen, "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,' diye vahyetmişizdir."

“Kelime-i Tevhid”in Mertebe-i Muhammediyye’ye indirilmesi Kur’anı Keriym Enbiya 21/25 ayetinde, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Kelime-i Tevhid"in Muhammediye Mertebesi'ne indirilmesi Kur'an-ı Kerim'in Enbiya Suresi 21/25 ayetinde şöyledir:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ

أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

mealen, "Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,' diye vahyetmişizdir."

نُوحَى اِلَيهَِوَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا

ْفاعبدونأَنَاعهَ لَا الَهَ الاَّعاَذْ 

“vema erselna min kablike min resulin illa nuhiy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’buduni” 

mealen, “Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: “Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin,” diye vahyetmişizdir.”

Daha evvelce de belirtmiş olduğumuz ayeti kerime ile Cenabı Hakk habibine, kendisinden evvel gelip geçen bütün peygamberlerine “Kelime-i Tevhid”i kendi mertebeleri itibariyle talim ve telkin buyurduğunu açık olarak ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Daha önce de belirtmiş olduğumuz ayet-i kerime ile Yüce Allah, sevgili peygamberine ve kendisinden evvel gelip geçen bütün peygamberlerine "Kelime-i Tevhid"i kendi mertebeleri itibarıyla öğrettiğini ve telkin ettiğini açıkça ifade etmektedir.

Daha önce de belirttiğimiz ayet-i kerime ile Yüce Allah, sevgili peygamberine ve ondan önce gelip geçen bütün peygamberlerine "Kelime-i Tevhid"i kendi mertebeleri itibarıyla öğrettiğini ve telkin ettiğini açıkça ifade etmektedir.

Sevgili peygamberine ise, Kur'an-ı Kerim Muhammed 47/19 ayetinde, فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ "fa'lem ennehü lâ ilâhe illallahü"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Sevgili peygamberine ise, Kur'an-ı Kerim'in Muhammed Suresi 47. ayetinde, "fa'lem ennehü lâ ilâhe illallahü"

mealen, "Ey Muhammed! Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur."

Habibine ise, Kur’an-ı Kerim'in Muhammed Suresi 47. ayetinde,

"fa’lem ennehü lâ ilâhe illallahü"

mealen, “Ey Muhammed! Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.”

Adem (a.s.) ile başlayan “Kelime-i Tevhid”i taşıma görevi, daha sonra gelen peygamberler zinciriyle nihayet Hz. Rasulullah’a, yukarıda belirtilen ayet-i kerimede bildirildiği gibi, "ahadiyyet" (Allah'ın birliği ve tekliği) mertebesinden tam kemalde Yüce Allah tarafından öğretilmiş ve telkin edilmiştir.

mealen, "Ey Muhammed! Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur."

Habibine ise, Kur’anı Keriym Muhammed 47/19 ayetinde, 

اَللَّهَهُ لا اله الاأفَاعْلَمْ أَنَّ

“fa’lem ennehü lâ ilâhe illallahü”

mealen, “Ey Muhammed! Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.”

Adem (a.s.) ile başlayan “Kelime-i Tevhid”i taşıma görevi daha sonra gelen peygamberler zinciriyle nihayet Hz. Rasulullah’a yukarıda belirtilen ayet-i kerime’de bildirildiği gibi “ahadiyyet” mertebesinden tam kemalde Allahu Teala Hazretleri tarafından talim ve telkin edilmiştir. 

Âdem (a.s.) ile başlayan "Kelime-i Tevhid"i taşıma görevi, daha sonra gelen peygamberler zinciriyle nihayet Hz. Rasulullah'a, yukarıda belirtilen ayet-i kerimede bildirildiği gibi, "ahadiyyet" (Allah'ın birliği ve tekliği mertebesi) mertebesinden tam kemalde Yüce Allah tarafından öğretilmiş ve telkin edilmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Âdem (a.s.) ile başlayan "Kelime-i Tevhid"i taşıma görevi, daha sonra gelen peygamberler zinciriyle nihayet Hz. Rasulullah'a, yukarıda belirtilen ayet-i kerimede bildirildiği gibi, "ahadiyyet" (Allah'ın birliği ve tekliği mertebesi) mertebesinden tam kemalde Yüce Allah tarafından öğretilmiş ve telkin edilmiştir.

İşte bu öğretme ve telkin sonucunda oluşan kemalat (olgunluk) ile "ahad"a bir (ـَ) "mim" ilave edilince, "ahad"ın âlemlerdeki temsilcisi "ahmed" oldu.

İşte bu öğretme ve telkin sonucunda oluşan kemalat (olgunluk) ile "ahad"a bir (ـَ) "mim" ilave edilince, "ahad"ın âlemlerdeki temsilcisi "ahmed" oldu.

İşte bu talim ve telkin neticesinde oluşan kemalat ile “ahad” a bir (ـَ) “mim” ilave edilince “ahad”ın alemlerdeki temsilcisi “ahmed” oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bu eğitim ve telkin sonucunda oluşan olgunluklar ile "ahad" kelimesine bir "mim" harfi eklendiğinde, "ahad"ın âlemlerdeki temsilcisi "ahmed" oldu.

Ayrıca "küntü kenzen" (gizli hazine) ifadesindeki muhabbetin de kaynağı oldu.

Daha önce de kısaca belirttiğimiz gibi, "ahmed" bütün âlemlerdeki "ah"ların ve muhabbetlerin kaynağı oldu.

Ayrıca “küntü kenzen” (gizli hazine)de ki, muhabbetin de kaynağı oldu. 

Ayrıca "küntü kenzen" (gizli hazine) ifadesindeki muhabbetin de kaynağı oldu.

Daha önce de kısaca belirttiğimiz gibi, "ah...med" bütün âlemlerdeki "ah...ların" ve muhabbetlerin kaynağı oldu.

Bu sebeple de "rahmeten lil âlemîn"dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu sebeple de "âlemlere rahmet"tir.

Hz. Resûlullah, taşıdığı bu yükü ilk defa kendi yetiştirip hazırladığı Ehl-i Beyt'inden olan Hz. Ali Kerremallahu Veche Efendimize talim ve terbiye ettirerek kendisinden sonra bu mertebenin halifesi yapmıştır ve genel olarak sahabe-i kiramına da bu talim ve terbiyeyi yapmıştır. Belirtildiğine göre olaylar şöyle gerçekleşmiştir.

Daha evvelce de kısaca belirttiğimiz gibi “ah...med” bütün âlemlerdeki “ah...ların” ve muhabbetlerin kaynağı oldu.

Hz. Resûlullah, taşıdığı bu yükü ilk defa kendi yetiştirip hazırladığı Ehl-i Beyt'inden olan Hz. Ali Kerremallahu Veche Efendimize talim ve terbiye ettirerek kendisinden sonra bu mertebenin halifesi yapmıştır ve genel olarak sahabe-i kiramına da bu talim ve terbiyeyi yapmıştır. Belirtildiğine göre olaylar şöyle cereyan etmiştir.

 Daha evvelce de kısaca belirttiğimiz gibi “ah...med” bütün alemlerdeki “ah...ların” ve muhabbetlerin kaynağı oldu. 

Bu yüzden de “rahmeten lil alemiyne” dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu yüzden de "âlemlere rahmet"tir.

Hz. Resulullah taşıdığı bu yükünü ilk defa kendi yetiştirip hazırladığı ehlibeytinden olan Hz. Ali Kerremallahu Veche Efendimize talim ve terbiye ettirerek kendisinden sonra bu mertebenin halifesi yapmıştır ve genel olarak değerli sahabelerine de bu talim ve terbiyeyi yapmıştır. Belirtildiğine göre olaylar şöyle cereyan etmiştir.

"Kelime-i Tevhid"in Hz. Ali (K.A.V.) Efendimize ve değerli sahabelere telkin edilmesi Camiu'l-Usul adlı eserin 132. sayfasında, hadis âlimlerinden İmam Ahmed Tabarani ve diğer bazılarının rivayetine göre; "Allah'ın Resulü, sahabelere tek tek ve toplu olarak zikri ve zikir usulünü telkin etmiş ve öğretmiştir."

Hz. Rasulullah taşıdığı bu yükünü ilk defa kendi yetiştirip hazırladığı ehli beytinden olan Hz. Ali Kerremallahu Veche Efendimize talim ve terbiye ettirerek kendisinden sonra bu mertebenin halifesi yapmıştır ve genel olarak sahabe-i kiramına da bu talim ve terbiyeyi yapmıştır. Belirtildiğine göre hadiseler şöyle cereyan etmiştir. 

“Kelime-i Tevhid”in Hz. Ali (K.A.V.) Efendimize "Kelime-i Tevhid"in Hz. Ali (K.A.V.) Efendimize ve değerli sahabelere telkin edilmesi Camiu'l-Usul adlı eserin 132. sayfasında, hadis âlimlerinden İmam Ahmed Tabarani ve diğer bazılarının rivayetine göre; "Allah'ın Resulü, sahabelere tek tek ve toplu olarak zikri ve zikir usulünü telkin etmiş ve öğretmiştir."

Sahabelere toplu halde telkin etmesi, Şeddad bin Evs (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadise göre şöyledir:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Sahabelere toplu halde telkin etmesi, Şeddad bin Evs (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadise göre şöyledir:

Bir gün Resulullah (s.a.v.)'in huzurunda bulunuyorduk.

Ve sahabe-i kiram’a telkin edilmesi Camiul Usul’den sayfa 132’de, Hadis alimlerinden İmam Ahmed, Tabarani ve diğer bazılarının rivayetine göre şöyledir: “Allah’ın rasulü tek tek ve toplu olarak sahabelere zikir ve usulünü telkin ve tarif etmiştir.”

[Bir gün Resulullah (s.a.v.)'in huzurunda bulunuyorduk,

ve sahabe-i kiram’a telkin edilmesi Camiul usul’den sahife 132 de, Hadis alimlerinden İmamı Ahmed Tabarani ve diğer bazılarının rivayetine göre; “Allah’ın rasulü teker teker ve toplu olarak eshaba zikir ve usulünü telkin ve tarif etmiştir.”

Eshaba toplu haldeki telkini, Seddad bin Evs RA’ın rivayet ettiği bir hadise göre; &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Ashaba toplu haldeki telkini, Şeddâd bin Evs (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadise göre şöyledir:

Bir gün Resûlullah (s.a.v.)'in huzurunda bulunuyorduk. Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "İçinizde yabancı olan kimse var mıdır?"

Râvi diyor ki: "Hayır ey Allah'ın Resûlü," dedim.

O zaman Efendimiz (s.a.v.) bize kapıyı kapatmamızı emrettiler ve şöyle eklediler: "Ellerinizi kaldırınız, 'Lâ ilâhe illâ Allah' deyiniz."

[Birgün rasulullah sav’in huzuru saadetlerinde bulunuyorduk, Efendimiz sav. buyurdular ki, “içinizde garib (yabancı) olan kimse var mıdır?”

Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "İçinizde yabancı olan kimse var mıdır?"

Ravi diyor ki: "Hayır ey Allah'ın Rasulü," dedim.

O zaman Efendimiz (s.a.v.) bize kapıyı kapatmamızı emrettiler ve şöyle eklediler: "Ellerinizi kaldırınız, 'Lâ ilâhe illâ Allah' deyiniz."

Daha sonra: "Allah'ım, sana sonsuz hamd ve senalar olsun. Ey benim Allah'ım, sen beni bu kelime ile gönderdin ve bu kelimeyi emrettin. Bu kelime üzerine cennetini vaat ettin. Muhakkak ki sen sözünden asla dönmezsin," diye dua ettiler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Daha sonra: "Allah'ım, sana sonsuz hamd ve senalar olsun. Ey benim Allah'ım, sen beni bu kelime ile gönderdin ve bu kelimeyi emrettin. Bu kelime üzerine cennetini vaat ettin. Muhakkak ki sen sözünden asla dönmezsin," diye dua ettiler.

Ravi diyor ki, "Hayır ey Allah'ın Rasulü," dedim.

O zaman Efendimiz (s.a.v.) bize kapıyı kapatmamızı emrettiler ve şöyle ilave ettiler: "Ellerinizi kaldırınız (ellerinizi kaldırınız) 'lâ ilâhe illâ allah' deyiniz."

Ravi diyor ki, “ hayır ey Allah’ın Rasulü” dedim.

O zaman Efendimiz (sav) bize kapıyı kapatmamızı emir buyurdular ve şöyle ilave ettiler, “ellerinizi kaldırınız (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” deyiniz.”

Daha sonra; “Allahım sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Ey benim Allahım sen beni bu kelime ile gönderdin ve bu kelimeyi emrettin. Bu kelime üzerine cennetini vaad ettin. Muhakkak ki, sen sözünden asla caymazsın” diye dua ettiler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Daha sonra; "Allah'ım sana sonsuz hamd ve senalar olsun. Ey benim Allah'ım sen beni bu kelime ile gönderdin ve bu kelimeyi emrettin. Bu kelime üzerine cennetini vaat ettin. Muhakkak ki, sen sözünden asla caymazsın" diye dua ettiler.

Sonra tekrar buyurdular, "hepinizi Yüce Allah'ın mağfireti ile müjdeliyorum."

Sonra tekrar buyurdular: "Hepinizi Yüce Allah'ın mağfireti ile müjdeliyorum."

Allah'ın Resulü'nün ashabına tek tek telkin ve tarifine gelince, Yusuf Kevrani (r.a.) ve diğer hadis âlimlerinin sahih bir senetle rivayet ettiklerine göre:

Sonra tekrar buyurdular, “hepinizi Allah ü Teala’nın mağfireti ile müjdeliyorum.” ]

Sonra tekrar buyurdular: "Hepinizi Yüce Allah'ın mağfireti ile müjdeliyorum."

Allah'ın Resulü'nün ashabına tek tek telkin ve tarifine gelince, Yusuf Kevrani (r.a.) ve diğer hadis âlimlerinin sahih bir senetle rivayet ettiklerine göre:

Hz. Ali (k.a.v.) bir gün Allah'ın Resulü'ne bir şeyler sordu. (Hepimizin duyabileceği bir şekilde) "Ey Allah'ın Resulü, Allah katında fazileti en büyük, uygulaması en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanı bana göster/öğret," deyince,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Hz. Ali (k.a.v.) bir gün Allah'ın Resulü'ne bir şeyler sordu. (Hepimizin duyabileceği bir şekilde) "Ey Allah'ın Resulü, Allah katında fazileti en büyük, uygulaması en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanı bana göster/öğret," deyince,

Allah'ın Resulü'nün ashabına tek tek telkin ve tarifine gelince, Yusuf Kevrani (RA) ve diğer hadis alimlerinin sahih bir senetle rivayet ettiklerine göre;

Allah’ın rasulünün eshabına teker teker telkin ve tarifine gelince, Yusuf Kevrani (RA) ve diğer hadis alimlerinin sahih bir senetle rivayet ettiklerine göre; 

[Hz. Ali (k.a.v.) birgün Allah’ın rasulüne bir şeyler sordu. (hepimizini duyabileceği bir şekilde) “Ey Allah’ın rasulü Allah katında fazileti en büyük, tatbikatı en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanını bana göster/öğret,” deyince, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Hz. Ali (k.a.v.) bir gün Allah'ın Resulü'ne bir şeyler sordu. (Hepimizin duyabileceği bir şekilde) "Ey Allah'ın Resulü, Allah katında fazileti en büyük, uygulaması en kolay ve kendisine giden yolların en yakını olanı bana göster/öğret," deyince,

Efendimiz (s.a.v.), "Benim ve benden evvel gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey (لا إله إلا الله) 'lâ ilâhe illâ allah' zikridir," buyurdular.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Efendimiz (s.a.v.), "Benim ve benden önce gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey (لا إله إلا الله) 'lâ ilâhe illâ allah' zikridir," buyurdular.

"Ey Ali, bütün gökler ve yerler (kâinat) terazinin bir kefesine ve (لا إله إلا الله) 'lâ ilâhe illâ allah' da diğer kefesine konsa, 'kelime-i tevhid' onlardan ağır gelirdi," buyurdular.

(Yani bu kelimenin Allah katındaki değeri kâinattan üstündür, demektir.)

Efendimiz (sav), “benim ve benden evvel gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” zikridir” buyurdular.

Efendimiz (s.a.v.), "Benim ve benden evvel gelen peygamberlerin hepsinin söyledikleri en faziletli şey (لا إله إلا الله) 'lâ ilâhe illâ allah' zikridir," buyurdular.

"Ya Ali, bütün gökler ve yerler (kâinat) terazinin bir kefesine ve (لا إله إلا الله) 'lâ ilâhe illâ allah' da diğer kefesine konsa, 'kelime-i tevhid' onlardan ağır gelirdi," buyurdular.

(Yani bu kelimenin Allah katındaki değeri kâinattan üstündür, demektir.)

“Ya Ali bütün gökler ve yerler (kainat) terazinin bir kefesine ve (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” da diğer kefesine konsa “kelime-i tevhid” onlardan ağır gelirdi,” buyurdular. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 18.5s

“Ey Ali, bütün gökler ve yerler (kâinat) terazinin bir kefesine ve (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ) “lâ ilâhe illâ allah” da diğer kefesine konsa “kelime-i tevhid” onlardan ağır gelirdi,” buyurdular.

(Yani bu kelimenin Allah katındaki değeri kâinattan üstündür, demektir.)

Şöyle devam ettiler: “Ey Ali, yeryüzünde (اللَّهُ) “Allah” diyen bulunduğu müddetçe kıyamet kopmaz.

Şöyle devam ettiler: "Ey Ali, yeryüzünde 'Allah' diyen bulunduğu sürece kıyamet kopmaz."

(yani bu kelimenin Allah katında ki değeri kainattan üstündür, demektir.)

Şöyle devam ettiler, “Ya Ali yeryüzünde (الله) “allah” diyen bulunduğu müddetçe kıyamet kopmaz. 

Şöyle devam ettiler: "Ey Ali, yeryüzünde 'Allah' diyen bulunduğu sürece kıyamet kopmaz."

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki: "Ey Allah'ın Resulü, Yüce Allah Hazretlerini nasıl zikredeyim?"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki: "Ey Allah'ın Resulü, Yüce Allah Hazretlerini nasıl zikredeyim?"

Allah'ın Resulü buyurdular: "Ey Ali, gözlerini kapa. Şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim."

Önce Allah'ın Resulü gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa "lâ ilâhe illâ allah" diye zikrettiler.

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki, “Ey Allah’ın Resulü, Yüce Allah Hazretlerini nasıl zikredeyim.”

Allah'ın Resulü buyurdular: "Ey Ali, gözlerini kapa. Şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim."

Önce Allah'ın Resulü gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa "lâ ilâhe illâ allah" diye zikrettiler.

Hz. Ali (K.A.V.) buyurdular ki, “Ey Allah’ın rasulü Allah-u Teala Hazretlerini nasıl zikredeyim.”

Allah’ın rasulü, “Ya Ali gözlerini kapa şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim,” buyurdular.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Allah'ın rasulü, "Ey Ali, gözlerini kapa. Şimdi benim nasıl zikrettiğimi üç (3) defa dinle ve üç (3) defa aynı şekilde sen de tekrar et, ben de senin zikrini işiteyim," buyurdular.

Önce Allah'ın rasulü, gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa "lâ ilâhe illâ allah" diye zikrettiler.

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabî ile birlikte Hz. Ali dinledi. Bu sefer de aynı şekilde Hz. Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah'ın rasulü dinlediler," diye rivayet etmişlerdir.

Evvela Allah’ın rasulü gözleri kapalı olarak arka arkaya üç (3) defa (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” diye zikrettiler.

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabi ile birlikte Hz. Ali dinledi. Bu sefer de aynı şekilde Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah’ın rasulü dinlediler.” ] diye rivayet etmişlerdir. 

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabi ile birlikte Hz. Ali dinledi. Bu sefer de aynı şekilde Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah’ın rasulü dinlediler.” diye rivayet etmişlerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Yüksek sesle yapılan bu zikri, orada bulunan sahabi ile birlikte Hz. Ali dinledi. Bu sefer de aynı şekilde Hz. Ali (k.a.v.) yüksek sesle aynı kelimeyi üç (3) defa zikretti, Allah’ın rasulü dinlediler.” diye rivayet etmişlerdir.

İşte bu hareket Hz. Ali (k.a.v.)'ın Allah’ın rasulünden aldığı zikir ve talimi oldu ve böylece Rasulü Ekrem’e gönülden de biat etmiş oldu.

Bu telkinin diğer bir oluşumu da “Hudeybiye”de meydana gelen “Bey’atür Rıdvan” hadisesidir.

İşte bu hareket Hz. Ali (k.a.v.)'ın Allah’ın rasulünden aldığı zikir ve talimi oldu ve böylece Rasulü Ekrem’e gönülden de biat etmiş oldu.

Bu telkinin diğer bir oluşumu da “Hudeybiye”de meydana gelen “Bey’atür Rıdvan” hadisesidir.

İşte bu hareket Hz. Ali (k.a.v.)’ın Allah’ın rasulünden aldığı zikir ve talimi oldu ve böylece Rasulü Ekrem’e gönülden de biat etmiş oldu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.8s

İşte bu hareket, Hz. Ali'nin (k.a.v.) Allah'ın Resulü'nden aldığı zikir ve talim oldu ve böylece Resul-i Ekrem'e gönülden de biat etmiş oldu.

Bu telkinin diğer bir oluşumu da Hudeybiye'de meydana gelen Bey'atü'r-Rıdvan hadisesidir.

Kur'an-ı Kerim'in Fetih Suresi 48/10. ayetinde: إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ "innelleziyne yübayi’uneke innema yübayiunallahe yedullahi fevka eydihim" (Muhakkak ki sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir.)

Bu telkinin diğer bir oluşumu da “Hudeybiye”de vaki olan “Bey’atür Rıdvan” hadisesidir. 

Kur’anı Keriym Fetih 48/10 ayetinde, Kur'an-ı Kerim'in Fetih Suresi 48/10. ayetinde, إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ "innelleziyne yübayi’uneke innema yübayiunallahe yedullahi fevka eydihim"

mealen, "Ey Muhammed, sana el vererek manevi alışveriş yapanlar ancak Allah ile alışveriş yapmışlardır. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Ey Muhammed, sana el vererek manevi alışveriş yapanlar ancak Allah ile alışveriş yapmışlardır. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir." mealindeki ayet-i kerimedeki ifade bu anlamı çok güzel açıklamaktadır.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ

يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ

“innelleziyne yübayi’uneke innema yübayiunallahe yedullahi fevka eydihim”

şeklinde belirtilen ayet-i kerimedeki ifade bu anlamı çok güzel açıklamaktadır.

مَا يُبَايِعُونَ اللَّهَعذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِذْعٱلْعان ﴿١٠٠﴾

يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ

“innelleziyne yübayi’uneke innema yübayiunallahe yedullahi fevka eydihim” 

mealen, “Ey Muhammed sana el vererek manevi alış veriş yapanlar ancak Allah ile alış veriş yapmışlardır. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Meal olarak, "Ey Muhammed, sana el vererek manevi alışveriş yapanlar ancak Allah ile alışveriş yapmışlardır. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir."

şeklinde belirtilen ayet-i kerimedeki ifade bu anlamı çok güzel açıklamaktadır.

Hakk yolcusu ile Hakk'ın arananı olanın Hakk yolunda birlikte yürümeleri için el ele vererek ahitleşmeleri esnasında onlar ki, birbirleri ile gönülden alışveriş yaparlar, zannederler ki, onlar kendileriyle alışveriş yapıyorlar.

Şekliyle belirtilen ayeti kerimedeki ifade bu manayı çok güzel açıklamaktadır. 

Talip ile matlubun Hakk yolunda birlikte yürümeleri için el ele vererek ahidleşmeleri esnasında onlar ki, birbirleri ile gönülden alış veriş yaparlar, zannederler ki, onlar kendileriyle alış veriş yapıyorlar. 

Hakk yolunda talip ile matlubun birlikte yürümeleri için el ele vererek ahitleşmeleri esnasında, onlar birbirleriyle gönülden alışveriş yaptıklarını zannederler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Hakk yolunda talip ile matlubun (istenilenin) birlikte yürümeleri için el ele vererek ahitleşmeleri esnasında, onlar birbirleriyle gönülden alışveriş yaptıklarını zannederler.

Halbuki onlar "Allah" ile alışveriş yapmaktadırlar. Onların elleri üzerinde "yedullahi/Allah'ın eli" vardır hakikatini çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.

Bu ayette belirtilen "biat" (yani el ele tutuşup ahitleşmek) Rasulullah'a Hudeybiye'de gerçekleşen biattır ki, "Bey'atür Rıdvan" adıyla belirtilen biattır. Ashaptan 1400 kişi biat etmiştir.

Halbuki onlar "Allah" ile alışveriş yapmaktadırlar. Onların elleri üzerinde "yedullahi/Allah'ın eli" vardır hakikatini çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.

Bu ayette belirtilen "biat" (yani el ele tutuşup ahitleşmek) Rasulullah'a Hudeybiye'de gerçekleşen biattır ki, "Bey'atür Rıdvan" adıyla belirtilen biattır. Ashaptan 1400 kişi biat etmiştir.

Halbuki onlar “Allah” ile alış veriş yapmaktadırlar. Onların elleri üzerinde “yedullahi/Allah’ın eli” vardır, hakikatini çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Halbuki onlar "Allah" ile alışveriş yapmaktadırlar. Onların elleri üzerinde "yedullahi/Allah'ın eli" vardır hakikatini çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.

Bu ayette belirtilen "biat" (yani el ele tutuşup ahitleşmek) Rasulullah'a Hudeybiye'de gerçekleşen biattır ki "Bey'atür Rıdvan" adıyla belirtilen biattır. Ashaptan 1400 kişi biat etmiştir.

O gün ve daha sonraki günlerde Risaletpenah Hz. Rasulüllah (s.a.v.) Efendimizin elini tutan ve "Kelime-i Tevhid"in kendilerine telkin ve öğretimi öğretilen kimseler, değişik manevi mertebelerde olduklarından o alışverişten her biri ayrı ayrı feyiz aldılar.

Bu ayette belirtilen “bi’at” (yani el ele tutuşup ahidleşmek) Rasulullah’a Hubeydiye’de vaki olan biattır, ki “Bey’atür Rıdvan” namıyla belirtilen bi’attır. Ashabtan 1400 kişi bi’at etmiştir. 

O gün ve daha sonraki günlerde Risaletpenah Hz. Rasulüllah (sav.) Efendimizin elini tutan ve “Kelime-i Tevhid”in kendilerine telkin ve talimi öğretilen kimseler, değişik manevi mertebelerde olduklarından o alış verişten her birerleri ayrı ayrı feyz aldılar. 

O gün ve daha sonraki günlerde Risaletpenah Hz. Rasulüllah (sav.) Efendimizin elini tutan ve kendilerine "Kelime-i Tevhid"in telkin ve talimi öğretilen kimseler, değişik manevi mertebelerde olduklarından o alışverişten her biri ayrı ayrı feyz aldılar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

O gün ve daha sonraki günlerde Risaletpenah Hz. Rasulüllah (s.a.v.) Efendimizin elini tutan ve kendilerine "Kelime-i Tevhid"in telkin ve öğretimi verilen kimseler, değişik manevi mertebelerde olduklarından o alışverişten her biri ayrı ayrı feyz aldılar.

Hz. Rasullülah'ın elini tutan kimselere akan "muhabetullah" (Allah sevgisi), "marifetullah" (Allah bilgisi) ve "muhabbet-i rasulullah" (Peygamber sevgisi) değişik oranlarda ve değişik şiddetlerde olmuştur.

Hz. Rasullülah'ın elini tutan kimselere akan "muhabetullah" (Allah sevgisi), "marifetullah" (Allah bilgisi) ve "muhabbet-i rasulullah" (Peygamber sevgisi) değişik oranlarda ve değişik şiddetlerde olmuştur.

Hz. Rasullülah’ın elini tutan kimselere akan, “muhabetullah”, “marifetullah” ve “muhabbet-i rasulullah” değişik oranlarda ve değişik şiddetlerde olmuştur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Hz. Resulullah'ın elini tutan kimselere akan "Allah sevgisi", "Allah bilgisi" ve "Resulullah sevgisi" farklı oranlarda ve farklı şiddetlerde olmuştur.

Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmış, bazılarında bir nesil, yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir; bazıları iki nesil, bazıları üç, dört nesil, daha bir kısmı ise daha fazla nesle bu alışverişi, sevgi akışını iletebilmişlerdir.

Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmış, bazılarında bir nesil yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir, bazıları iki nesil, bazıları üç, dört nesil, daha bir kısmı ise, daha fazla nesle bu alış verişi, muhabbet akışını iletebilmişlerdir. 

Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmış, bazılarında bir nesil yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir, bazıları iki nesil, bazıları üç, dört nesil, daha bir kısmı ise, daha fazla nesle bu alışverişi, muhabbet akışını iletebilmişlerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

Bazılarında sadece kendi bünyelerinde kalmış, bazılarında bir nesil yani sadece kendinden sonrasına aktarabilmişlerdir, bazıları iki nesil, bazıları üç, dört nesil, daha bir kısmı ise, daha fazla nesle bu alışverişi, muhabbet akışını iletebilmişlerdir.

Sahabenin de büyüklerinden olan "Hulefa-i Raşidin" (Dört Halife)den gelen akış en çok nesillere ulaşan akıştır. Bunlardan bilhassa bizleri ilgilendiren Hz. Ali (radiyaullah anha ve keremullahu veche) Efendimizden gelen akışın bugünlere ulaştığını ve inşallahü Teâlâ kıyamete kadar da devam edeceğini de biliyoruz.

Sahabenin de büyüklerinden olan "Hulefa-i Raşidin" (Dört Halife)den gelen akış en çok nesillere ulaşan akıştır. Bunlardan bilhassa bizleri ilgilendiren Hz. Ali (radiyaullah anha ve keremullahu veche) Efendimizden gelen akışın bugünlere ulaştığını ve inşallahü Teâlâ kıyamete kadar da devam edeceğini de biliyoruz.

Sahabenin de büyüklerinden olan “Hulefa-i Raşidin” (Dört Halife) den gelen akış en çok nesillere ulaşan akıştır. Bunlardan bilhassa bizleri ilgilendiren Hz. Ali (radiyaullah anha ve keremullahu veche) Efendimizden gelen akışın bu günlere ulaştığını ve inşeallahu teala kıyamete kadar da devam edeceğini de biliyoruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Sahabenin büyüklerinden olan "Hulefa-i Raşidin" (Dört Halife)den gelen akış, nesillere en çok ulaşan akıştır. Bunlardan özellikle bizi ilgilendiren Hz. Ali (radiyaullah anha ve keremullahu veche) Efendimizden gelen akışın bu günlere ulaştığını ve inşallah kıyamete kadar da devam edeceğini biliyoruz.

Yukarıda belirtilen ayet-i kerimede Yüce Allah çok açık olarak, kendi lafzı olan "Kelime-i Tevhid"in gönülden gönüle geçiş işleminde kendisinin de manen orada bulunduğunu, tutulan ellerin üstünde kendi manevi elinin de olduğunu ifade etmektedir.

Yukarıda belirtilen ayeti kerime’de Cenabı Hakk çok açık olarak kendi lafzı olan “Kelime-i Tevhid”in gönülden gönüle intikali muamelesinde kendinin de manen orada bulunduğunu tutulan ellerin üstünde kendi manevi elinin de olduğunu ifade etmektedir. 

Yukarıda belirtilen ayet-i kerimede Yüce Allah çok açık olarak, kendi sözü olan "Kelime-i Tevhid"in gönülden gönüle geçiş işleminde kendisinin de manen orada bulunduğunu, tutulan ellerin üstünde kendi manevi elinin de olduğunu ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Yukarıda belirtilen ayet-i kerimede Yüce Allah çok açık olarak, kendi sözü olan "Kelime-i Tevhid"in gönülden gönüle geçiş işleminde kendisinin de manen orada bulunduğunu, tutulan ellerin üstünde kendi manevi elinin de olduğunu ifade etmektedir.

11-02-2002 Tekirdağ Adem (a.s.)'den itibaren insanlık âlemine sunulmaya başlanan "Kelime-i Tevhid", her peygambere kendi mertebesi itibarıyla öğretiliyor ve telkin ediliyordu. Nihayet âlemlerin sultanı "ahad"ın "Ahmed" ile zuhuru ve Muhammed deryalarının sakisi "Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz"in zuhuru ile, yukarıda belirtilen ayet-i kerime ile tam ve mutlak bir kemalde Allah (c.c.) tarafından kendisine bütün mertebeleri ve tüm kemalatıyla "Kelime-i Tevhid" öğretilmiş ve telkin edilmiştir.

11-02-2002 Tekirdağ Adem (a.s.)'den itibaren insanlık âlemine sunulmaya başlanan "Kelime-i Tevhid", her peygambere kendi mertebesi itibarıyla öğretiliyor ve telkin ediliyordu. Nihayet âlemlerin sultanı "ahad"ın "Ahmed" ile zuhuru ve Muhammed deryalarının sakisi "Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz"in zuhuru ile, yukarıda belirtilen ayet-i kerime ile tam ve mutlak bir kemalde Allah (c.c.) tarafından kendisine bütün mertebeleri ve tüm kemalatıyla "Kelime-i Tevhid" öğretilmiş ve telkin edilmiştir.

11-02-2002 Tekirdağ Adem AS’den itibaren insanlık alemine sunulmaya başlanan “Kelime-i Tevhid” her peygambere kendi mertebesi itibariyle talim ve telkin ediliyordu. Nihayet alemlerin sultanı “ahad”ın “Ahmed” ile zuhuru “ah....” ve muhammed deryalarının sakisi “Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz”in zuhuru ile yukarıda belirtilen ayeti kerime ile tam ve mutlak bir kemalde Allah cc. tarafından kendisine bütün mertebeleri ve tüm kemalatıyle “Kelime-i Tevhid” talim ve telkin edilmiştir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Âdem (a.s.)'den itibaren insanlık âlemine sunulmaya başlanan "Kelime-i Tevhid", her peygambere kendi mertebesi itibarıyla talim ve telkin ediliyordu. Nihayet âlemlerin sultanı, "Ahad"ın "Ahmed" ile zuhuru, "Ah..." ve Muhammed deryalarının sakisi "Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz"in zuhuru ile, yukarıda belirtilen âyet-i kerime ile tam ve mutlak bir kemalde Allah (c.c.) tarafından kendisine bütün mertebeleri ve tüm kemalatıyla "Kelime-i Tevhid" talim ve telkin edilmiştir.

Hz. Ali Efendimizin bu günlere ulaşması Böylece peygamberlik mertebesinden Hz. Ali'ye (k.a.v.) öğretim ve telkin ile de orada velayet mertebesi ortaya çıkmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hz. Ali Efendimizin bu günlere ulaşmasıyla, peygamberlik mertebesinden Hz. Ali'ye (k.a.v.) öğretim ve telkin yoluyla velayet mertebesi ortaya çıkmıştır.

"Kelime-i Tevhid" Yüce Allah'tan peygamberlerine, böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabelerine, onlardan da daha sonra gelenlere intikal etmiştir.

"İlâhlık mertebesi"nden nübüvvet (peygamberlik) mertebesine, nübüvvet mertebesinden velayet (Allah dostluğu) mertebesine, oradan da seyrü süluk (manevi yolculuk) mertebesine lütfedilerek "Kelime-i Tevhid" belirli kollar halinde insanlık âlemine yayılmış, görünen ve görünmeyen bütün Müslümanların baş tacı, ilk şartı ve sembolü olmuştur.

"Kelime-i Tevhid" Yüce Allah'tan peygamberlerine, böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabelerine, onlardan da daha sonra gelenlere intikal etmiştir.

"İlâhlık mertebesi"nden nübüvvet (peygamberlik) mertebesine, nübüvvet mertebesinden velayet (Allah dostluğu) mertebesine, oradan da seyrü süluk (manevi yolculuk) mertebesine lütfedilerek "Kelime-i Tevhid" belirli kollar halinde insanlık âlemine yayılmış, görünen ve görünmeyen bütün Müslümanların baş tacı, ilk şartı ve sembolü olmuştur.

Böylece peygamberlik mertebesinden Hz. Ali (k.a.v.)’ye talim ve telkin ile de orada velayet mertebesi zuhura çıkmıştır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Böylece peygamberlik mertebesinden Hz. Ali'ye (k.a.v.) öğretim ve telkin ile orada velayet mertebesi ortaya çıkmıştır.

"Kelime-i Tevhid" Allah'tan (c.c.) peygamberlerine, böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabelerine, onlardan da daha sonra gelenlere intikal etmiştir.

"Ulûhiyyet mertebesi"nden nübüvvet mertebesine, nübüvvet mertebesinden velayet mertebesine, oradan da seyr ü sülûk (manevi yolculuk) mertebesine lütfedilerek "Kelime-i Tevhid" belirli kollar halinde insanlık âlemine yayılmış, görünen ve görünmeyen bütün Müslümanların baş tacı, ilk şartı ve şiarı olmuştur.

“Kelime-i Tevhid” Allah (cc.)’den peygamberlerine böylece son peygamberi Efendimize, ondan da Hz. Ali (k.a.v.) Efendimiz ve sahabilerine, onlardan daha sonra gelenlere intikal etmiştir. 

“Uluhiyyet mertebesi”nden - nübüvvet mertebesine, nübüvvet mertebesinden – velayet mertebesine oradan da seyrü süluk mertebesine lutfedilerek “Kelime-i Tevhid” belirli kollar halinde beşeriyyet alemine yayılmış, zahir ve batın bütün müslümanların baş tacı, ilk şartı ve şiarı olmuştur. 

Bu kollardan birisi de “Veliyyi Mutlak” Hz. Ali (k.a.v.) den Hz. Hasan Basri, Habib-i Acemi, Davud-u Ta’i, Maruf-u Kerhi, Sırr-ı Sakati, Cüneyd-i Bağdağdi, ..........Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki, .......yoluyla .... Mustafa Safi, Hazmi Tura ve Nusret Tura Uşşaki kanalıyle bizlere kadar ulaşan koldur. Sonsuz hamdederiz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu kollardan birisi de "Mutlak Veli" Hz. Ali'den (k.a.v.) Hz. Hasan Basri, Habib-i Acemi, Davud-u Ta'i, Maruf-u Kerhi, Sırr-ı Sakati, Cüneyd-i Bağdadi, ..........Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki, .......yoluyla .... Mustafa Safi, Hazmi Tura ve Nusret Tura Uşşaki kanalıyla bizlere kadar ulaşan koldur. Sonsuz hamdederiz.

Bu kollardan birisi de "Mutlak Veli" Hz. Ali'den (k.a.v.) Hz. Hasan Basri, Habib-i Acemi, Davud-u Ta'i, Maruf-u Kerhi, Sırr-ı Sakati, Cüneyd-i Bağdadi, ..........Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki, .......yoluyla .... Mustafa Safi, Hazmi Tura ve Nusret Tura Uşşaki kanalıyla bizlere kadar ulaşan koldur. Sonsuz hamdederiz.

Hz. Resulullah'tan Hz. Ali'ye (k.a.v.) öğretilen ve telkin edilen "Kelime-i Tevhid" elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere "el fakir" bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları oluşturacak gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadarıyla gayret göstermeye çalışıyoruz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hz. Resulullah'tan Hz. Ali'ye (k.a.v.) öğretilen ve telkin edilen "Kelime-i Tevhid" elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere "el fakir" bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları oluşturacak gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar gayret göstermeye çalışıyoruz.

Hz. Rasulüllah’tan Hz. Ali (k.a.v.)’ye öğretilen ve telkin edilen “Kelime-i Tevhid” elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere “el fakiyr” bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları oluşturacak gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar gayret göstermeye çalışıyoruz.

Hz. Rasulüllah’tan Hz. Ali (k.a.v.)’ye talim ve telkin edilen “Kelime-i Tevhid” elden ele, gönülden gönüle aktarılarak nihayet bu günlere “el fakiyr” bizlere kadar ulaştı; biz de, bizden sonraki halkaları teşkil edecek gönüllere, onu tam kemaliyle aktarmaya elden geldiği, gücümüzün yettiği kadarıyle gayret göstermeye çalışıyoruz. 

Böyle bir lutfun şükründen aciziz, bu yükü taşımaktan da aciziz, inşaellallah indeallah’ta kusurlarımız hoş görülür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Böyle bir lütfun şükrünü eda etmekten âciziz, bu yükü taşımaktan da âciziz, inşallah Allah katında kusurlarımız hoş görülür.

Hakk Yolculuğu'm üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretleri'ne bağlanmam ile başlamaktaydı. O zamanlar ben oldukça gençtim ve o da oldukça ileri yaşlardaydı. Bir süre onun telkinleri ve sohbetleriyle geçtikten sonra nihayet gittiği Hac farizasını yerine getirip geldikten kısa bir süre sonra Hakk'a yürüdü. Böylece kendinden sonra yerine halifesi Nusret Tura Uşşaki'yi vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi.

Böyle bir lütfun şükrünü eda etmekten âciziz, bu yükü taşımaktan da âciziz, inşallah Allah katında kusurlarımız hoş görülür.

Hakk Yolculuğu'm üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretleri'ne bağlanmam ile başlamaktaydı. O zamanlar ben oldukça gençtim ve o da oldukça ileri yaşlarındaydı. Bir süre onun telkinleri ve sohbetleriyle geçtikten sonra nihayet gittiği Hac farizasını yerine getirip geldikten kısa bir süre sonra Hakk'a yürüdü. Böylece kendinden sonra yerine halifesi Nusret Tura Uşşaki'yi vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi.

Seyr-i Sülukun üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretlerine intisabım ile başlamakta idi. O zamanlar ben oldukça genç ve o da oldukça ileri yaşlarında idi. Bir müddet onun telkin ve sohbetleriyle geçtikten sonra nihayet gittiği Hacc farizasını ifadan geldikten kısa bir müddet sonra Hakk’a yürüdü. Böylece kendinden sonra yerine Nusret Tura Uşşaki halifesini vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Hakk Yolculuğum, üstadım Hazmi Tura Uşşaki Hazretleri'ne bağlanmamla başlamaktaydı. O zamanlar ben oldukça gençtim ve o da oldukça ileri yaşlarındaydı. Bir süre onun telkinleri ve sohbetleriyle geçtikten sonra, nihayet gittiği Hac farizasını yerine getirip geldikten kısa bir süre sonra vefat etti. Böylece kendinden sonra yerine halifesi Nusret Tura Uşşaki'yi vekil bırakarak, görevlerini ve emanetlerini oraya devrederek, bizleri de oraya göndermişlerdi.

Böylece zahirde de yakın akrabam olan Nusret Tura Uşşaki Hazretleri, batında da üstadım olmuştu. Kendisine ulaştığımda “Kelime-i Tevhid”i ve bulunduğum dersin de esmasını talim ve telkin ettikten sonra bundan böyle batıni yolculuğumuz, kendisinin dünyamızı terk ettiği zamana kadar devam etti gitti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Böylece, görünen âlemde de yakın akrabam olan Nusret Tura Uşşaki Hazretleri, iç âlemde de üstadım olmuştu. Kendisine ulaştığımda "Kelime-i Tevhid"i ve bulunduğum dersin de esmasını (Allah'ın isimlerini) öğretip telkin ettikten sonra, bundan böyle içsel yolculuğumuz, kendisinin dünyamızı terk ettiği zamana kadar devam etti.

Böylece, görünen âlemde de yakın akrabam olan Nusret Tura Uşşaki Hazretleri, iç âlemde de üstadım olmuştu. Kendisine ulaştığımda "Kelime-i Tevhid"i ve bulunduğum dersin de esmasını (Allah'ın isimlerini) öğretip telkin ettikten sonra, bundan böyle içsel yolculuğumuz, kendisinin dünyamızı terk ettiği zamana kadar devam etti.

Benim için söylediği birçok sözlerinin içinde, "oğlum, benim varlık sebebim sen imişsin," demesi bu fakiri çok duygulandırmıştır. (15)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Benim için söylediği birçok sözünün içinde, "oğlum, benim varlık sebebim sen imişsin," demesi bu fakiri çok duygulandırmıştır. (15)

Benim için söylediği birçok sözünün içinde, "oğlum, benim varlık sebebim sen imişsin," demesi fakiri çok duygulandırmıştır. (15)

(Not: (15) Bu konularda daha geniş bilgi "Terzi Baba" isimli kitabımızda mevcuttur.)

Benim için söylediği birçok sözlerinin içinde, “oğlum benim sebebi vücudum (yani varlık sebebim) sen imişsin,” demesi fakiri çok duygulandırmıştır. (15)

(Not: (15) Bu mevzularda daha geniş bilgi “Terzi Baba” isimli kitbımızda mevcuttur.)

(Not: (15) Bu konularda daha geniş bilgi “Terzi Baba” isimli kitabımızda mevcuttur.)

Her iki yüce zattan aldığım "Kelime-i Tevhid"in görünen ve görünmeyen anlamlarıyla, pirlerimizin manevî destekleriyle, ayrıca kendi bünyemde oluşan tecellilerle bu satırları Yüce Allah'ın lütfuyla oluşturmaya çalıştım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Her iki yüce zattan aldığım "Kelime-i Tevhid"in görünen ve görünmeyen anlamlarıyla, pirlerimizin manevî destekleriyle, ayrıca kendi bünyemde oluşan tecellilerle bu satırları Yüce Allah'ın lütfuyla oluşturmaya çalıştım.

Şurada küçük bir hatıramı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefatı günlerinde idi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti ortaya çıkıp, "Kelime-i Tevhid"i yine öğretir ve telkin eder gibi elini sallayarak, "hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret," diye teşvik ettiğini de hiç unutmam.

Şurada küçük bir hatıramı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefatı günlerinde idi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti ortaya çıkıp, "Kelime-i Tevhid"i yine öğretir ve telkin eder gibi elini sallayarak, "hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret," diye teşvik ettiğini de hiç unutmam.

Her iki zevat-ı ali’den aldığım “Kelime-i Tevhid”in zahir batın manalarıyle pirlerimizin himmetleriyle, ayrıca kendi bünyemde oluşan tecellilerle bu satırları Hakk’ın lutfuyle oluşturmaya çalıştım. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

Her iki yüce zattan aldığım "Kelime-i Tevhid"in görünen ve görünmeyen anlamlarıyla, pirlerimizin manevî destekleriyle ve ayrıca kendi içimde oluşan tecellilerle bu satırları Allah'ın lütfuyla oluşturmaya çalıştım.

Şurada küçük bir anımı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefat ettiği günlerdeydi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti ortaya çıkıp, "Kelime-i Tevhid"i yine öğretir ve telkin eder gibi elini sallayarak, "hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret," diye teşvik ettiğini de hiç unutmam.

Şurada küçük bir hatıramı da kısaca belirtmek isterim; Hazmi Babamın vefatı günlerinde idi, bir gün iş yerimde, duvarın önünde duran makinede çalışıyorken, işe dalmış olduğum bir anda önümdeki duvarın içinden Hazmi Babamın silüeti zuhur edip, “Kelime-i Tevhid”i yine talim ve telkin eder gibi elini sallayarak, “hadi oğlum, hadi oğlum gayret, gayret,” diye teşvik ettiğini de hiç unutmam. 

D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M DÖRDÜNCÜ BÖLÜM HİCRET Hicret'in hakikati 11-09-2001 Medine-i Münevvere "Kelime-i Tevhid"in mutlak kemalde son zuhur mahalli olan "Muhammediyyet" Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM HİCRET Hicret'in hakikati 11-09-2001 Medine-i Münevvere "Kelime-i Tevhid"in mutlak kemalde son zuhur yeri olan "Muhammediyyet" Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır.

Bu yaşam ise, Medine'de meydana gelen, ortaya çıkan yaşamdır. Bunları tanımak seyri süluk (tasavvuf yolculuğu) yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

Bu yaşam ise, Medine'de meydana gelen, zuhura çıkan yaşamdır. Bunları tanımak seyri süluk (tasavvuf yolculuğu) yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

HİCRET Hicret’in hakikati 11-09-2001 Medine-i Münevvere “Kelime-i Tevhid”in mutlak kemalde son zuhur mahalli olan “Muhammediyyet” Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Hicret'in hakikati 11-09-2001 Medine-i Münevvere "Kelime-i Tevhid"in mutlak kemalde son zuhur mahalli olan "Muhammediyyet" Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır.

Bu yaşam ise, Medine'de meydana gelen, zuhura çıkan yaşamdır. Bunları tanımak Hakk Yolcusu yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır.

(لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ) "lâ ilâhe illâ allahü" Mekke-i Mükerreme'de ilâhlığın zuhuru;

Bu yaşam ise, Medine’de meydana gelen, zuhura çıkan yaşamdır. Bunları tanımak seyri süluk yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır. 

(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allahü” Mekke-i Mükerreme’de “uluhiyyet”in zuhuru;

(Lâ ilâhe illâllah) Mekke-i Mükerreme'de ilâhlığın ortaya çıkışı;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

(Lâ ilâhe illâllah) Mekke-i Mükerreme'de ilâhlığın zuhûrudur;

(Muhammedün Resûlullah) Medine-i Münevvere'de Muhammedî Risâlet'in zuhûrudur.

O halde "tevhid bayrağı" Mekke'ye, "risalet ve tebliğ bayrağı" da Medine'ye asılarak her iki şehre de manevî olarak mutlak bir özerklik verilmiştir.

Eğer Resûlullah Medine'ye hicret ettirmeyip Mekke'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olup, Kâbe-i Muazzama'nın gölgesinde kalacaktı.

(Muhammedün Resûlullah) Medine-i Münevvere'de Muhammedî Risâlet'in ortaya çıkışıdır.

O halde "tevhid bayrağı" Mekke'ye, "risalet ve tebliğ bayrağı" da Medine'ye asılarak her iki şehre de manevî olarak mutlak bir özerklik verilmiştir.

Eğer Resûlullah Medine'ye hicret ettirmeyip Mekke'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olup, Kâbe-i Muazzama'nın gölgesinde kalacaktı.

(دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” Medine-i Münevvere’de “Risalet-i Muhammedi”nin zuhurudur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

(Muhammed Allah'ın elçisidir) ifadesi, Medine-i Münevvere'de "Muhammedî Risalet"in ortaya çıkışıdır.

O halde "tevhid bayrağı" Mekke'ye, "risalet ve tebliğ bayrağı" da Medine'ye asılarak her iki şehre de manevî olarak mutlak bir özerklik verilmiştir.

Eğer Resulullah Medine'ye hicret etmeyip Mekke'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olup, Kâbe-i Muazzama'nın gölgesinde kalacaktı.

O halde “tevhid bayrağı” Mekke’ye, “risalet ve tebliğ bayrağı” da Medine’ye asılarak her iki şehre de manevi olarak mutlak bir muhtariyet verilmiştir. 

Eğer Rasullullah Medine’ye hicret ettirmeyip Mekke’de kalsa idi ikinci derecede bir ziyaret yeri olup, Kabe-i Muazzama’nın gölgesinde kalacaktı. 

İşte bu yüzden Cenabı Hakk oluşumun bilindiği üzre “Hicret” hadisesinin gerçekleştirdi, yoksa bir kaç kendini bilmezin Hz. Rasulullah’ı Mekke’den çıkarması mümkün değildir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İşte bu sebeple Yüce Allah, oluşumun bilindiği üzere "Hicret" hadisesini gerçekleştirdi; yoksa birkaç kendini bilmezin Hz. Rasulullah'ı Mekke'den çıkarması mümkün değildir.

Bunu daha iyi anlayabilmemiz için öncelikle "Medine" kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

İşte bu yüzden Yüce Allah, oluşumun bilindiği üzere "Hicret" hadisesini gerçekleştirdi; yoksa birkaç kendini bilmezin Hz. Rasulullah'ı Mekke'den çıkarması mümkün değildir.

Bunu daha iyi anlayabilmemiz için öncelikle "Medine" kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Sözlük anlamı şehir olan bu kelime; bâtınî anlamı itibarıyla medenî, yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer demektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Sözlük anlamı şehir olan bu kelime; bâtınî anlamı itibarıyla medenî, yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer demektir.

Bunu daha iyi anlayabilmemiz için öncelikle "Medine" kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Sözlük anlamı şehir olan bu kelime; bâtınî anlamı itibarıyla medenî, yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer demektir.

Bunu daha iyi anlayabilmemiz için evvelâ “Medine” kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım. 

Lügat manası, şehir olan bu kelime; batın manası itibariyle medeni yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer, demektir. 

İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.4s

İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir.

İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir.

Eğer bu vasıfların yoksa, hemen bulunduğun yerden hicret ederek “medeni” olmaya bak.

Peygamberlik mertebesinin ve Hz. Rasulullah’ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevvere’ye ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir.

İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir.

Eğer bu vasıfların yoksa, hemen bulunduğun yerden hicret ederek “medeni” olmaya bak.

Risalet mertebesinin ve Hz. Rasulullah’ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevvere’ye ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir.

İşte bu yoldan bizim de “medeni” yani “Medine”li olmamız mümkün olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

İşte bu yoldan bizim de "medeni" yani "Medine"li olmamız mümkün olacaktır.

Eğer bu vasıfların yoksa, hemen bulunduğun yerden hicret ederek "medeni" olmaya bak.

Risalet mertebesinin, Hz. Rasulullah'ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevvere'ye ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir.

İşte bu yoldan bizim de "medeni" yani "Medine"li olmamız imkan dahiline girecektir.

Eğer bu vasıfların yoksa, hemen bulunduğun yerden hicret ederek “medeni” olmaya bak. 

Mertebe-i Risaletin Hz. Rasulullah’ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevver’e ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir. 

İşte bu yoldan bizim de “medeni” yani “Medine”li olmamız imkan dahiline girecektir. 

İslamiyet’in gelişinin 13 üncü senesi “Hicret” hadisesi meydana gelmiştir. Bu tarih rastlantı değildir; bilindiği gibi 13 sayısı Hz. Rasulullah’ın şifre rakamıdır. Birçok oluşum bu sayı ile ilgilidir, yeri geldikçe kısa kısa ifade etmeye çalışıyoruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İslamiyet'in gelişinin 13. senesinde "Hicret" olayı meydana gelmiştir. Bu tarih rastlantı değildir; bilindiği gibi 13 sayısı Hz. Rasulullah'ın şifre rakamıdır. Birçok oluşum bu sayı ile ilgilidir, yeri geldikçe kısa kısa ifade etmeye çalışıyoruz.

İslamiyet'in gelişinin 13. senesinde "Hicret" olayı meydana gelmiştir. Bu tarih rastlantı değildir; bilindiği gibi 13 sayısı Hz. Rasulullah'ın şifre rakamıdır. Birçok oluşum bu sayı ile ilgilidir, yeri geldikçe kısa kısa ifade etmeye çalışıyoruz.

Zâtî tecellinin kaynağı olan "Mekke-i Mükerreme"de Hz. Rasulullah'a ait olan Mir'ac, Kadir ve diğer geceler ile ilâhî tecelliler, zât şehri olan "Mekke"de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için "Hicret" olayı oluşmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Zâtî tecellinin kaynağı olan "Mekke-i Mükerreme"de Hz. Rasulullah'a ait olan Mir'ac, Kadir ve diğer geceler ile ilâhî tecelliler, zât şehri olan "Mekke"de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için "Hicret" olayı oluşmuştur.

Zâtî tecellinin kaynağı olan "Mekke-i Mükerreme"de Hz. Rasulullah'a ait olan Mir'ac, Kadir ve diğer geceler ile ilâhî tecelliler, zât şehri olan "Mekke"de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için "Hicret" olayı oluşmuştur.

Zati tecellinin kaynağı olan “Mekke-i Mükerreme”de Hz. Rasulullah’a ait olan Mir’ac, Kadir ve diğer geceler ile ilahi tecelliler, zat şehri olan “Mekke”de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için “Hicret” hadisesi oluşmuş.

“Mertebe-i Muhammedi” bunları anlayabilecek “Medeni İnsanları” eğitmek ve risalet hakikatini ortaya koymak, medeni olmaya kabiliyetleri olan “Yesrib”li (eski Medine)nin insanları kendisini daveti üzerine “hicret” hadisesi meydana gelmiştir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

"Muhammedî Mertebe", bunları anlayabilecek "Medenî İnsanları" eğitmek ve risalet hakikatini ortaya koymak için, medenî olmaya kabiliyetleri olan "Yesrib" (eski Medine) insanlarının kendisini davet etmesi üzerine "hicret" olayı meydana gelmiştir.

"Muhammedî Mertebe" bunları anlayabilecek "Medenî İnsanları" eğitmek ve risalet hakikatini ortaya koymak için, medenî olmaya kabiliyetleri olan "Yesrib" (eski Medine) insanlarının kendisini davet etmesi üzerine "hicret" olayı meydana gelmiştir.

Şu noktaya gerçek anlamda dikkat etmemiz gerekmektedir. Hz. Resulullah'ın hicreti, zât mertebesinden, sıfat, esmâ ve ef'âl mertebesine, o mertebelerde "Hakikat-i Muhammediyye"yi ilan etme ve eğitim esasına dayanmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Şu noktaya gerçek anlamda dikkat etmemiz gerekmektedir. Hz. Resulullah’ın hicreti, zât mertebesinden, sıfat, esmâ ve ef’âl mertebesine, o mertebelerde “Hakikat-i Muhammediyye”yi ilan etme ve eğitim esasına dayanmaktadır.

Şu noktaya gerçek manada dikkat etmemiz lazım gelmektedir. Hz. Resulullah’ın hicreti, zat mertebesinden, sıfat, esma ve ef’al mertebesine, o mertebelerde “Hakikat-i Muhammediyye”yi ilan ve eğitim esasına dayanmaktadır.

Eğer Hz. Resulullah Mekke’de kalmış olsaydı, bizler de “Kelime-i Tevhid”i sadece (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” olarak bilecek, oradan (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” bölümüne geçemeyecektik ve böylece de İslamiyetin “ef’al alemi” tatbikatı olamıyacaktı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Eğer Hz. Resulullah Mekke'de kalmış olsaydı, bizler de "Kelime-i Tevhid"i sadece "Allah'tan başka ilah yoktur" olarak bilecek, oradan "Muhammed Allah'ın resulüdür" bölümüne geçemeyecektik ve böylece de İslamiyet'in "fiiller âlemi" (Allah'ın fiillerinin tecellî ettiği âlem) tatbikatı olamayacaktı.

Eğer Hz. Resulullah Mekke'de kalmış olsaydı, bizler de "Kelime-i Tevhid"i sadece "Allah'tan başka ilah yoktur" olarak bilecek, oradan "Muhammed Allah'ın resulüdür" bölümüne geçemeyecektik ve böylece de İslamiyet'in "fiiller âlemi" (Allah'ın fiillerinin tecellî ettiği âlem) tatbikatı olamayacaktı.

Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir yol çizmişse, biz de onun bu yolunu gerçekçi olarak takip etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir yol çizmişse, biz de onun bu yolunu gerçekçi olarak takip etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir.

Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir yol çizmişse, biz de onun bu yolunu gerçekçi olarak takip etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir.

Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir seyr çizmişse, biz de onun bu seyrini gerçekçi olarak takib etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir. 

Şöyle ki; her müslümanın da “manen” hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin “maddi” manada olması gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Şöyle ki; her Müslümanın da manen hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin maddî anlamda olması gerekmektedir.

Hicret, görünen olarak bir yerden bir yere yerleşmek olduğu gibi, içsel olarak da aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

Şöyle ki; her Müslümanın da "manen" hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin "maddi" anlamda olması gerekmektedir.

Hicret, görünen olarak bir yerden bir yere yerleşmek olduğu gibi, içsel olarak da aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

Gaflet ile yaşanan taşralı hayatından kurtulup "Medeni" olmaya, "can Medinesi"ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Gaflet ile yaşanan taşra hayatından kurtulup "Medeni" olmaya, "can Medinesi"ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.

Hicret, dışarıdan bakıldığında bir yerden başka bir yere göç etmek olduğu gibi, içsel olarak da aklımızdaki eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

Gaflet ile yaşanan taşra hayatından kurtulup "Medeni" olmaya, "can Medinesi"ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.

Hicret, zahiren bir yöreden bir yöreye yerleşmek olduğu gibi, batınen de aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

Gaflet ile yaşanan taşralı hayatından kurtulup “Medeni” olmaya “can Medinesi”ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir. 

Bir sefer ile oraya hicret edersen ondan sonraki hayatın da düzene girerek kemalat yolunda hayatını sürdürürsün.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bir kez oraya hicret edersen, ondan sonraki hayatın da düzene girerek olgunlaşma yolunda hayatını sürdürürsün.

Sözün özü, Hz. Resulullah’ın hicreti, "Hakk’tan halka" bir rahmet olarak, bizlerin hicreti ise "halktan Hakk’a" kendimizi tanımamız içindir.

Eğer Hakk nasip ederse, Mi’rac ile Hicret olgunlaştığında, Hakk o kimseleri de Hz. Resulullah’ın hicreti gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyetine risalet (peygamberlik) elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider.

Bir kez oraya hicret edersen, ondan sonraki hayatın da düzene girerek olgunlaşma yolunda hayatını sürdürürsün.

Özet olarak, Hz. Resulullah’ın hicreti, "Hakk’tan halka" bir rahmet olarak, bizlerin hicreti ise "halktan Hakk’a" kendimizi tanımamız içindir.

Eğer Hakk nasip ederse, Mi’rac ile Hicret olgunlaştığında, Hakk o kimseleri de Hz. Resulullah’ın hicreti gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyetine risalet (peygamberlik) elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider.

Özet olarak, Hz. Rasulüllah’ın hicreti, “Hakk’tan halka” Rahmet olarak, bizlerin hicreti ise “halktan Hakk’a” kendimizi tanımamız içindir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Özetle, Hz. Peygamber'in hicreti, "Hakk'tan halka" bir rahmet olarak gerçekleşmiştir; bizlerin hicreti ise "halktan Hakk'a" doğru, kendimizi tanımamız içindir.

Eğer Yüce Allah nasip ederse, Mi'rac ile Hicret kemale erdiğinde, Yüce Allah o kimseleri de Hz. Peygamber'in hicreti gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk'tan halka döndürerek, onların beşeriyetine risalet elbisesi giydirip halkın arasına hicret ettirir. Böylece Hakk'tan halka, halktan Hakk'a olan hicret devam eder gider.

Eğer Hakk nasib ederse Mi’rac ile Hicret, kemal bulduğunda, Hakk o kimseleri de Hz. Rasulullah’ın Hicret’i gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyyetine risalet elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider. 

Özet olarak “Hicret”, beşeriyetinden hakikatine dönüştür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Özet olarak "Hicret", insanın beşerî yönünden hakikatine dönüşmesidir.

Bunu gerçekleştiremeyenler, nefisleriyle birlikte Hakk'tan çok uzakta, dışarıda vahşice bir yaşam sürerler; kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks içinde yaşamak onları içsel bir cehaletten kurtaramaz.

"Sevr Mağarası"

Sevr mağarası hakikati, Hz. Muhammed (a.s.) ile Ebubekir Sıddık (r.a.) Hazretlerinin girdikleri o mağara, gizlenilebilecek gönül mağarasıdır; orada korkulmaz.

Özet olarak "Hicret", insanın beşerî yönünden hakikatine dönüşmesidir.

Bunu gerçekleştiremeyenler, nefisleriyle birlikte Hakk'tan çok uzakta, dışarıda vahşice bir yaşam sürerler; kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks içinde yaşamak onları içsel bir cehaletten kurtaramaz.

"Sevr Mağarası"

Sevr mağarası hakikati Hz. Muhammed (a.s.) ile Ebubekir Sıddık (r.a.) Hazretlerinin girdikleri o mağara, gizlenilebilecek gönül mağarasıdır; orada korkulmaz.

Bunu gerçekleştiremeyenler nefisleriyle birlikte Hakk’tan taşrada çok uzaklarda vahşice bir yaşam içinde olurlar, kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks ile yaşamak onları bir batın cehaletinden kurtaramaz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Bunu gerçekleştiremeyenler, nefisleriyle birlikte Hakk'tan dışarıda, çok uzaklarda vahşice bir yaşam içinde olurlar; kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks ile yaşamak onları içsel bir cehaletten kurtaramaz.

"Gar-ı Sevr"

Sevr mağarası hakikati, Hz. Muhammed (a.s.) ile Ebubekir Sıddık (r.a.) Hazretlerinin girdikleri o mağara, gizlenilebilecek gönül mağarasıdır; orada korkulmaz.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim Tevbe Suresi 9/40. ayetinde, لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir" buyurmuştur.

“Gar-ı Sevr”

Sevr mağarası hakikati Hz. Muhammed (sav) ile Ebubekir sıddık R.A. Hazretlerinin girdikleri o mağara gizlenebilecek gönül mağarasıdır, orada korkulmaz. 

Cenab-ı Hakk; Kur’anı Keriym Tevbe 9/40 ayetinde, Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim Tevbe Suresi 9/40. ayetinde, لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا "la tahzen innellahe meana"

mealen, "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

mealen, "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu.

Allah'ın kendileriyle birlikte olduğunu, Hz. Resulullah'ın da zâtıyla mevcut olduğunu bildirmiştir. Zararlı nefsi güçlerden korunmak için bir süre "gönül mağarasında" gizlenmek gerekmektedir.

Dışarıda ise, iki âciz varlık onları korumuştur; bunlardan biri örümcek, yani "yer ehli", diğeri de güvercin, yani "gök ehli"dir.

لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا

Allah'ın kendileriyle birlikte olduğunu, Hz. Resulullah'ın da zâtıyla mevcut olduğunu bildirmiştir. Zararlı nefsi güçlerden korunmak için bir süre "gönül mağarasında" gizlenmek gerekmektedir.

Dışarıda ise, iki âciz varlık onları korumuştur; bunlardan biri örümcek, yani "yer ehli", diğeri de güvercin, yani "gök ehli"dir.

اللَّهَ مَعَنَاعلا تَحْزَنْ إِنَّ

 “la tahzen innellahe meana” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

“la tahzen innellahe meana”

mealen, “mahzun olma Allah bizimledir” diyordu.

Allah'ın kendileriyle birlikte, Hz. Rasulüllah'ın da zâtıyla mevcut olduğunu bildirmiştir. Zararlı nefsi güçlerden korunmak için bir süre "gönül mağarasında" gizlenmek gerekmektedir.

Dışarıda ise, iki âciz varlık onları korumuştur; ki bunların biri örümcek, "yer ehli" diğeri de güvercin, "gök ehli"dir.

Her ne kadar bunlar zâhiren "nefs-i emmare" (kötülüğü emreden nefis) hükmünde iseler de, onlarda bulunan zâtî tecelli (Allah'ın zâtına ait görünüm) dolayısıyla zararları değil, faydaları olmuştur.

mealen, “mahzun olma Allah bizimledir” diyordu.

 

Allah’ın kendileriyle birlikte, Hz. Rasulüllah da zatıyla mevcud olduğunu bildirmiştir. Zararlı nefsi güçlerden korunmak için bir müddet “gönül mağarasında” gizlenmek gerekmektedir.

Dışarıda ise, iki aciz varlık onları korumuştur, ki bunların biri örümcek, “yer ehli” diğeri de, güvercin “gök ehli”dir. 

Her ne kadar bunlar zahiren “nefs-i emmare” hükmünde iseler de, onlarda bulunan zati tecelli dolayısıyla zararları değil faydaları olmuştur.

Her ne kadar bunlar görünüşte "nefs-i emmare" (kötülüğü emreden nefis) hükmünde olsalar da, onlarda bulunan zâtî tecelli (Allah'ın özden gelen tecellisi) sebebiyle zararları değil, faydaları olmuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Her ne kadar bunlar görünüşte kötülüğü emreden nefis hükmünde olsalar da, onlarda bulunan zâtî tecelli sebebiyle zararları değil, faydaları olmuştur.

Şimdi sen de Rabbinle gönül mağaranda gizlenirsen, ne gök ne de yer ehlinden kimse sana kötülük yapamadığı gibi, aksine yardımcı da olurlar.

"Sevr" kelimesinin ebced değeri:

(Sin harfi) "se" 500 (Vav harfi) "vav" 6 (Ra harfi) "rı" 200 = 500 (500+6+200) = 706 eder, ki bunun da toplamı (7+0+6)=13'tür.

İşte sen de Rabbinle gönül mağaranda gizlenirsen, ne gök ne de yer ehlinden kimse sana kötülük yapamadığı gibi, aksine yardımcı da olurlar.

"Sevr" kelimesinin ebced değeri:

(Sin harfi) "se" 500 (Vav harfi) "vav" 6 (Ra harfi) "rı" 200 = 500 (500+6+200) = 706 eder, ki bunun da toplamı (7+0+6)=13'tür.

Burada da Hakikat-i Muhammediye'nin (Hz. Muhammed'in hakikatinin) tesirleri açık olarak görülmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Burada da Hakikat-i Muhammediye'nin (Hz. Muhammed'in hakikatinin) tesirleri açık olarak görülmektedir.

İmdi sen de Rabb'ınla gönül mağaranda gizlenirsen, ne gök ne de yer ehlinden kimse sana kötülük yapamadığı gibi, aksine yardımcı da olurlar.

"Sevr"in ebced değeri:

"Se" 500, "vav" 6, "rı" 200 = 706 eder ki, bunun da toplamı (7+0+6)=13'tür.

Burada da Hakikat-i Muhammediye'nin tesirleri açık olarak görülmektedir.

İşte sen de Rabb’ınla gönül mağaranda gizlenirsen ne gök, ne yer ehlinden kimse sana kötülük yapamadığı gibi, yardımcı da olurlar.

“Sevr”in rakkam değeri: 

() “se” 500 () “vav” 6 () “rı” 200 = 500 (500+6+200) = 706 eder, ki bunun da toplamı (7+0+6)=13 tür. 

Burada da Hakikat-i Muhammedinin tesiratı açık olarak görülmektedir.

“Küba Mescidi” ve hakikati "Kuba Mescidi" ve hakikati Vakti gelince Sevr'den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine'nin dış taraflarında bulunan "Kuba" köyünden görüldüler ve herkes "talaal bedrü aleyna....." diyerek karşılandılar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Vakti gelince Sevr'den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine'nin dış taraflarında bulunan "Kuba" köyünden görüldüler ve herkes "talaal bedrü aleyna....." diyerek karşılandılar.

Acaba onlara hakikaten gelenin "bedri münir" (nurlu ay) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?

İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.

Acaba onlara hakikaten gelenin "bedri münir" (nurlu ay) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?....

İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.

Vakti gelince Sevr’den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine’nin dış taraflarında bulunan “Küba” köyünden görüldüler ve herkes “talaal bedrü aleyna.....” diyerek , karşılandılar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Vakti gelince Sevr'den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine'nin dış taraflarında bulunan "Kuba" köyünden görüldüler ve herkes "talaal bedrü aleyna....." diyerek karşılandılar.

Acaba onlara hakikaten gelenin "bedri münir" (nurlu ay) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?

İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.

Acaba onlara hakikaten gelenin “bedri münir” (nurlu kamer) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?....

İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.

Bilindiği gibi “Mescid” secde yeri, ibadethane demektir. Hicret ehlinin ilk yapması lazım gelen şey, gönlünde bir ibadethane kurmasıdır. Şöyle ki, daha evvelce gönlü her türlü menfaat ve dünyalıkla dolu olduğundan ne zamanı ve ne de mekanı mescid yapmaya imkan vermiyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bilindiği gibi "Mescid" secde yeri, ibadethane demektir. Hicret ehlinin ilk yapması gereken şey, gönlünde bir ibadethane kurmasıdır. Şöyle ki, daha evvelce gönlü her türlü menfaat ve dünyalıkla dolu olduğundan ne zamanı ne de mekanı mescid yapmaya imkan vermiyordu.

Bilindiği gibi "Mescid" secde yeri, ibadethane demektir. Hicret ehlinin ilk yapması gereken şey, gönlünde bir ibadethane kurmasıdır. Şöyle ki, daha evvelce gönlü her türlü menfaat ve dünyalıkla dolu olduğundan ne zamanı ne de mekanı mescid yapmaya imkan vermiyordu.

Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendisine hiç faydası olmayan birçok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescid yaparak, buna da "Küba" (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendisine hiç faydası olmayan birçok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescit yaparak, buna da "Küba" (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır.

Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendine hiç faydası olmayan birçok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescit yaparak, buna da “Küba” (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır.

Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendine hiç faydası olmayan bir çok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescid yaparak, buna da “Küba” (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır. 

Orada ibadetiyle gücünü daha da arttırarak nefsine hakim olması imkan dahiline girmiş olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Orada ibadetiyle gücünü daha da arttırarak nefsine hâkim olması mümkün olacaktır.

O "Mescid"in yapılmasında muhacir, ensar ve Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve "Hakikat-i Muhammediye"den (Muhammedî Hakikat: Hz. Muhammed'in manevî özü ve evrensel hakikati) gelen yardımla sen de gönül "küba"nı (gönül evini) oluşturmaya çalış.

Orada ibadetiyle gücünü daha da arttırarak nefsine hâkim olması mümkün olacaktır.

O "Mescid"in yapılmasında muhacir, ensar ve Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve "Hakikat-i Muhammediye"den gelen yardımla sen de gönül "küba"nı (gönül evini) oluşturmaya çalış.

"Kuba Mescidi" Medine-i Münevvere'nin ilk zât tecellisi (Allah'ın özünün ilk tecellisi), "Kâbe"si hükmündedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Kuba Mescidi", Medine-i Münevvere'nin ilk zât tecellisi (Allah'ın özünün ilk tecellisi) hükmündedir, yani "Kâbe"si gibidir.

Nasıl ki, Mekke'de "Beytü'l-Atik" (eski/ilk ev)de "Kelime-i Tevhid" ortaya çıktı; aynı şekilde Medine-i Münevvere'de de ilk resmî "Kelime-i Tevhid" "Kuba Mescidi"nde telaffuz edildi. Bu sebeple değeri çok yüksek olup Medine'nin "Kâbe"si hükmündedir.

O "Mescid"in yapılmasında muhacirler, ensar ve Hz. Rasulullah (sav.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve "Hakikati Muhammedi"den gelen yardımla sen de gönül "küba"nı oluşturmaya çalış.

Nasıl ki, Mekke'de "Beytü'l-Atik" (eski/ilk ev)de "Kelime-i Tevhid" ortaya çıktı; Medine-i Münevvere'de de ilk resmî "Kelime-i Tevhid" "Kuba Mescidi"nde telaffuz edildi. Bu yüzden değeri çok yüksek ve Medine'nin "Kâbe"si hükmündedir.

O “Mescid”in yapılmasında muhacir, ensar ve Hz. Rasulullah (sav.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve “Hakikati Muhammedi”den gelen yardımla sen de gönül “küba”nı oluşturmaya çalış. 

“Küba Mescidi” Medine-i Münevvere’nin ilk zat tecellisi, “Ka’be”si hükmündedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

“Kuba Mescidi”, Medine-i Münevvere’nin ilk zât tecellisi, “Kâbe”si hükmündedir.

Nasıl ki, Mekke’de “Beytü’l-Atik”te (eski/ilk ev) “Kelime-i Tevhid” ortaya çıktı; Medine-i Münevvere’de de ilk resmî “Kelime-i Tevhid” “Kuba Mescidi”nde telaffuz edildi. Bu sebeple değeri çok yüksek ve Medine’nin “Kâbe”si hükmündedir.

“Kuba” harf değerleri itibarıyla;

"Kaf" 100, "vav" 6, "be" 2 = 108 eder ki (1+0+8=9), bu mescidin hakikati 18000 âlemi toplamış demektir.

Nasıl ki, Mekke’de “Beytül Atik” (eski/ilk ev)de “Kelime-i Tevhid” zuhura geldi; Medeni Münevvere’de de ilk resmi “Kelime-i Tevhid” “Küba Mescidi”nde telaffuz edildi. Bu yüzden değeri çok yüksek ve Medine’nin “Ka’be”si hükmündedir. 

“Küba” harf değerleri itibariyle; 

"Kuba" harf değerleri itibarıyla;

"kaf" 100 "vav" 6 "be" 2 = 108 eder ki (1+0+8=9), bu mescidin hakikati 18000 âlemi toplamış demektir.

"Cuma Mescidi" hakikati "Kuba"da bir süre kaldıktan sonra yola çıkan Rasulullah (a.s.), az ileride bir yerde "Cuma Namazı"nın farz olmasıyla orada da bir mescit yaparak ilk cumayı da orada kıldırmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 9.3s

"Cuma Mescidi" hakikati, "Kuba"da bir süre kaldıktan sonra yola çıkan Rasulullah (a.s.)'ın, az ileride bir yerde "Cuma Namazı"nın farz olmasıyla orada da bir mescit yaparak ilk cumayı da orada kıldırmasıyla ortaya çıkmıştır.

Bu oluşum ile de "fark'ta cem'i" (çoklukta tekliği) yaşama hakikati faaliyete geçirilmiştir.

() "kaf" 100 () "vav" 6 () "be" 2 = 108 (1+0+8) =18 eder, ki bu mescidin hakikati 18000 âlemi toplamış demektir.

Bu oluşum ile de "fark'ta cem'i" (çoklukta tekliği) yaşama hakikati faaliyete geçirilmiştir.

() “kaf” 100 () “vav” 6 () “be” 2 = 108 (1+0+8) =18 eder, ki bu mescidin hakikati 18000 alemi toplamış demektir. 

“Cum’a Mescidi” hakikati “Küba”da bir müddet kaldıktan sonra yola çıkan Rasulullah az ileride bir yerde “Cum’a Namazı”nın farz olması ile orada da bir mescid yaparak ilk cum’ayı da orada kıldırmıştır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

"Cuma Mescidi" hakikati, Kuba'da bir süre kaldıktan sonra yola çıkan Rasulullah (a.s.) az ileride bir yerde "Cuma Namazı"nın farz olmasıyla orada da bir mescit yaparak ilk cumayı da orada kıldırmıştır.

Bu oluşum ile de "fark'ta cem'i" (çoklukta tekliği) yaşama hakikati faaliyete geçirilmiştir.

Bilindiği gibi Mekke devri "ilimlendirme/eğitim" devridir; Medine devri ise hem "tatbikat" ve yine hem de "ilimlendirme/eğitim" hakikatini belirtmektedir. Farzlar daha ziyade bu sürelerde gelmişlerdir.

Bu oluşum ile de “fark’ta cem’i” (çoklukta tekliği) yaşama hakikati faaliyete geçirilmiştir. 

Bilindiği gibi Mekke devri “ilimlendirme/eğitim” Medine devri ise, hem “tatbikat” ve yine hem de “ilimlendirme/eğitim” hakikatini belirtmektedir. Farzlar daha ziyade bu sürelerde gelmişlerdir. 

Bilinmeli ki Mekke dönemi "ilimlendirme/eğitim"i, Medine dönemi ise hem "uygulama"yı hem de "ilimlendirme/eğitim" hakikatini belirtmektedir. Farzlar daha çok bu sürelerde gelmişlerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bilinmeli ki Mekke dönemi "ilimlendirme/eğitim"i, Medine dönemi ise hem "uygulama"yı hem de "ilimlendirme/eğitim" hakikatini belirtmektedir. Farzlar daha çok bu sürelerde gelmişlerdir.

Bugün yaptığımız yanlışlık, ilim vermeden amel tavsiyesinde bulunmamızdır.

Cuma 16, Mescid 17 sayı değerindedir. Toplarsak (16+17)= 33 sayısı çıkmaktadır, ki bu da sonra yapılacak olan "Mescid-i Nebi"nin ilk direk sayısıdır.

Bugün yaptığımız yanlışlık, ilim vermeden amel tavsiyesinde bulunmamızdır.

Cuma 16, Mescid 17 sayı değerindedir. Toplarsak (16+17)= 33 sayısı çıkmaktadır, ki bu da sonra yapılacak olan "Mescid-i Nebi"nin ilk direk sayısıdır.

Bugün yaptığımız yanlışlık, ilim vermeden amel tavsiyesinde bulunmamızdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bugün yaptığımız yanlışlık, bilgi vermeden amel tavsiye etmemizdir.

Cuma 16, Mescid 17 sayı değerindedir. Toplarsak (16+17)= 33 sayısı çıkmaktadır ki bu da sonra yapılacak olan “Mescid-i Nebi”nin ilk direk sayısıdır.

Medine'ye girme zamanı gelmiştir. Kafile, Rebiülevvel ayının 12. Cuma günü Medine şehrine doğru yola çıkar ve Medine'ye girilir. Böylece "Medeni" hayata geçiş başlamış olmaktadır.

Medine'ye girme zamanı gelmiştir. Kafile, Rebiülevvel ayının 12. Cuma günü Medine şehrine doğru yola çıkar ve Medine'ye girilir. Böylece "Medeni" hayata geçiş başlamış olmaktadır.

Cuma 16, Mescid 17 sayı değerindedir. Toplarsak (16+17)= 33 sayısı çıkmaktadır, ki bu da sonra yapılacak olan “Mescidi Nebi”nin ilk direk sayısıdır. 

#### “Mescid-i Nebevi”

Medineye girme zamanı gelmiştir. Kafile rebi’ül evvelin 12. Cuma günü Medine şehrine doğru yola çıkar ve Medine’ye girilir. Böylece “Medeni” hayata geçiş başlamış olmaktadır. 

Medine'ye girme zamanı gelmiştir. Kafile, Rebiülevvel ayının 12. Cuma günü Medine şehrine doğru yola çıkar ve Medine'ye girilir. Böylece "Medeni" hayata geçiş başlamış olmaktadır.

Medineliler, yani Ensar'ın her biri Resulullah'ı evlerine davet etmekteydi; fakat o, hiçbirini kırmak istemiyordu ve devesinin yularını serbest bıraktı. Deve durursa orada bir müddet ikamet edecekti. Yavaş yavaş yürüyen kafilenin önündeki deve nihayet bir yerde durdu ve oturdu; ancak az sonra kalkarak tekrar yürümeye başladı. Herkes heyecanlıydı. Az sonra deve tekrar bir evin önünde durdu, oturdu ve orada kaldı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Medineliler, yani Ensar'ın her biri Resulullah'ı evlerine davet ediyordu; fakat o, hiçbirini kırmak istemiyordu ve devesinin yularlarını serbest bıraktı. Deve durursa orada bir süre ikamet edecekti. Yavaş yavaş yürüyen kafilenin önündeki deve nihayet bir yerde durdu ve oturdu; ancak az sonra kalkarak tekrar yürümeye başladı. Herkes heyecanlıydı. Az sonra deve tekrar bir evin önünde durdu, oturdu ve orada kaldı.

Medineliler yani ensarın herbiri Rasulullah’ı evlerine davet etmekteydi, fakat o hiçbirini kırmak istemiyordu ve devesinin yularını serbest bıraktı, deve durursa orada bir müddet ikamet edecekti. Yavaş yavaş yürüyen kafilenin önündeki deve nihayet bir yerde durdu ve oturdu ancak az sonra kalkarak, tekrar yürümeye başladı; herkes heyecanlıydı, az sonra deve tekrar bir evin önünde durdu, oturdu ve orada kaldı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Medineliler, yani ensarın her biri, Rasulullah'ı evlerine davet etmekteydi; fakat o, hiçbirini kırmak istemiyordu ve devesinin yularını serbest bıraktı. Deve durursa, orada bir süre ikamet edecekti. Yavaş yavaş yürüyen kafilenin önündeki deve nihayet bir yerde durdu ve oturdu; ancak az sonra kalkarak tekrar yürümeye başladı. Herkes heyecanlıydı. Az sonra deve tekrar bir evin önünde durdu, oturdu ve orada kaldı.

Bu ev Eba Eyyübül Ensari’nin eviydi; bu arada Hz. Rasulullah (sav.) deveye hiç müdahale etmemiş, kararı “deveyi yönetene” bırakmış idi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Bu ev Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin eviydi; bu arada Hz. Resûlullah (s.a.v.) deveye hiç müdahale etmemiş, kararı "deveyi yönetene" bırakmıştı.

Devenin ilk durduğu yere Mescid-i Nebevî'nin yapılması, ikinci durduğu yerde de kalınması kararlaştırıldı.

Böylece Yüce Allah, sevgili peygamberinin mekân yerlerini hayvanların en hayırlılarından olan bir deveden tespit ettirmiş oldu.

Bu ev Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin eviydi; bu arada Hz. Resûlullah (s.a.v.) deveye hiç müdahale etmemiş, kararı "deveyi yönetene" bırakmıştı.

Devenin ilk durduğu yere Mescid-i Nebevî'nin yapılması, ikinci durduğu yerde de kalınması kararlaştırıldı.

Böylece Yüce Allah, sevgili peygamberinin mekân yerlerini hayvanların en hayırlılarından olan bir deveden tespit ettirmiş oldu.

Musa (a.s.)'a ağaçtan konuşan Allah (c.c.) Muhammed (s.a.v.) Efendimize de bir hayvandan mekân tespiti yaptırmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Musa (a.s.)'a ağaçtan konuşan Yüce Allah, Muhammed (s.a.v.) Efendimize de bir hayvandan mekân tespiti yaptırmıştır.

Devenin ilk durduğu yere Mescid-i Nebevî'nin yapılması, ikinci durduğu yerde de kalınması kararlaştırıldı.

Böylece Yüce Allah, sevgili peygamberinin mekân yerlerini hayvanların en hayırlılarından olan bir deveden tespit ettirmiş oldu.

Musa (a.s.)'a ağaçtan konuşan Yüce Allah, Muhammed (s.a.v.) Efendimize de bir hayvandan mekân tespiti yaptırmıştır.

Devenin ilk durduğu yere Mescidil Nebevi’nin yapılması, ikinci durduğu yerde de kalınması kararlaştırıldı.

Böylece Cenabı Hakk, habibinin mekan yerlerini hayvanların en hayırlılarından olan bir deveden tespit ettirmiş oldu.

Musa (as.)’na ağaçtan konuşan Allah (cc.) Muhammed (sav.) Efendimize de bir hayvandan mekan tespiti yaptırmıştır. 

Burada nebati tecelliden, hayvani tecelli daha üstündür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Burada bitkisel tecelliden, hayvansal tecelli daha üstündür.

Ayrıca Yüce Allah, Hz. Resulullah’a her mertebeden tecelli etmiştir.

"Çakılların konuşması," maden mertebesinden;

daha sonraları üzerinde hutbe okuduğu "hurma kütüğünün ağlaması," bitki mertebesinde;

"devenin yer tespiti yapması," hayvanlık mertebesinden;

"insanlık tasdiki," insanlık mertebesinden;

Burada bitkisel tecelliden, hayvansal tecelli daha üstündür.

Ayrıca Yüce Allah, Hz. Resulullah’a her mertebeden tecelli etmiştir.

“Çakılların konuşması,” maden mertebesinden;

daha sonraları üzerinde hutbe okuduğu “hurma kütüğünün ağlaması,” bitki mertebesinde;

“devenin yer tespiti yapması,” hayvanlık mertebesinden;

“insanlık tasdiki,” insanlık mertebesinden;

“cinlerle konuşması,” cinlik mertebesinden O’na hitabı ve o mertebelerin de O’nu tasdik etmesidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Cinlerle konuşması," cinlik mertebesinden O'na hitabı ve o mertebelerin de O'nu tasdik etmesidir.

Ayrıca Hz. Rasulullah'a Yüce Allah her mertebeden tecelli etmiştir.

"Çakılların konuşması," maden mertebesinden;

daha sonraları üzerinde hutbe okuduğu "hurma kütüğünün ağlaması," bitki mertebesinde;

"devenin yer tespiti yapması," hayvanlık mertebesinden;

"insanlık tasdiği," insanlık mertebesinden;

"cinlerle konuşması," cinlik mertebesinden O'na hitabı ve o mertebelerin de O'nu tasdik etmesidir.

Ayrıca Hz. Rasulullah’a Cenabı Hakk her mertebeden tecelli etmiştir. 

“Çakılların konuşması,” maden mertebesinden; 

daha sonraları üzerinde hutbe okuduğu “hurma kütüğünün ağlaması,” bitki mertebesinde; 

“devenin yer tespiti yapması,” hayvanlık mertebesinden; 

“insanlık tasdiği,” insanlık mertebesinden;

“cinlerle konuşması,” cinlik mertebesinden O’na hitabı ve o mertebelerin de O’nu tasdiğidir. 

Böylece her mertebedeki varlıkların O’nu tanıması, O’nun alemlere rahmet olması yönündendir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Böylece her mertebedeki varlıkların O'nu tanıması, O'nun âlemlere rahmet olmasından kaynaklanır.

Biraz geriye dönerek bir açıklama yapmaya çalışalım; şöyle ki, eğer sen de peygamberinin yolundan gidip, O'nun hayatını yaşamak istiyorsan, nefsi benliğinden, "medeniyet"e hicret etmen gerekecektir; eğer zaten yola çıkmışsan, sana "Medine" şehrine girmenin yollarını göstererek kolaylaştırırlar.

Böylece her mertebedeki varlıkların O'nu tanıması, O'nun âlemlere rahmet olmasından kaynaklanır.

Biraz geriye dönerek bir açıklama yapmaya çalışalım; şöyle ki, eğer sen de peygamberinin yolundan gidip, O'nun hayatını yaşamak istiyorsan, nefsi benliğinden, "medeniyet"e hicret etmen gerekecektir; eğer zaten yola çıkmışsan, sana "Medine" şehrine girmenin yollarını göstererek kolaylaştırırlar.

Seni yolda taşıyan, "vücud" denilen şeydir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Seni yolda taşıyan, "varlık" denilen şeydir.

Biraz geriye dönerek bir açıklama yapmaya çalışalım; şöyle ki, eğer sen de peygamberinin yolundan gidip, O'nun hayatını yaşamak istiyorsan, nefsi benliğinden, "medeniyet"e hicret etmen gerekecektir; eğer zaten yola çıkmışsan, sana "Medine" şehrine girmenin yollarını göstererek kolaylaştırırlar.

Seni yolda taşıyan, "varlık" denendir.

"Medine"ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, "gönül meydanı"dır ki, orada "gönül mescidi"ni kurmalısın.

Az geriye dönerek bir izah yapmaya çalışalım; şöyle ki, eğer sen de peygamberinin yolundan gidip, O’nun hayatını yaşamak istiyorsan, nefsi benliğinden, “medeniyyet”e hicret etmen gerekecektir; eğer zaten yola çıkmışsan, sana “Medine” şehrine girmenin yollarını göstererek kolaylaştırırlar.

Seni yolda taşıyan, “vücud” denendir. 

“Medine”ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, “gönül meydanı”dır, ki orada “gönül mescidi”ni kurmalısın. 

Medine'ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, "gönül meydanı"dır; orada "gönül mescidi"ni kurmalısın.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

Medine'ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, "gönül meydanı"dır; orada "gönül mescidi"ni kurmalısın.

Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de "sabır evi"dir.

Çünkü Eyyub el-Ensarî "sabır ile yardımı" ifade etmektedir. Eskilerden beri "Eyyub" ismi "sabır" ile özdeşleşmiştir.

Nasıl ki, "Allah sabredenlerle beraberdir," "Sabreden zafere erer," "Sabredersen hakikate erersin" gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel özellikle vasıflanmamız gerektiğini bilmemiz gerekmektedir.

Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de "sabır evi"dir.

Çünkü Eyyub el-Ensarî "sabır ile yardımı" ifade etmektedir. Eskilerden beri "Eyyub" ismi "sabır" ile özdeşleşmiştir.

Nitekim, "Allah sabredenlerle beraberdir," "Sabreden zafere erer," "Sabredersen hakikate erersin" gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel özellikle vasıflanmamız gerektiğini bilmemiz gerekmektedir.

Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de “sabır evi”dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de "sabır evi"dir.

Çünkü Eyyub el-Ensari "sabır ile yardımı" ifade etmektedir. Eskilerden beri "Eyyub" ismi "sabır" ile özdeşleşmiştir.

Nitekim, "Allah sabredenlerle beraberdir." "Sabreden zafere erer." "Sabredersen hakikate erersin," gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel haslet ile vasıflanmamız gerektiğini bilmemiz gerekmektedir.

Nihayet "Medine Mescidi" "Mescid-i Nebevî"nin inşaatına başlandı, yanına "Hane-i Saadet" inşa ediliyordu.

Çünkü Eyyubül Ensari “sabır ile yardımı” ifade etmektedir. Eskilerden beri “Eyyub” ismi “sabır” ile özdeşmiştir. 

Nitekim, “Allah sabredenlerle beraberdir.” “Sabreden zafere erer.” “Sabredersen hakikate erersin,” gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel haslet ile vasıflanmamız lazım geldiğini bilmemiz gerekmektedir.

Nihayet “Medine Mescidi” “Mescidi Nebevi”nin inşaatına başlandı, yanına “Hane-i Saadet” inşa ediliyordu. 

Nihayet "Medine Mescidi" olan "Mescid-i Nebevî"nin inşaatına başlandı, yanına "Hane-i Saadet" inşa ediliyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Sonunda "Medine Mescidi" olan "Mescid-i Nebevî"nin inşaatına başlandı, yanına "Hane-i Saadet" inşa ediliyordu.

Bu olay bize, Kur'an-ı Kerim Bakara 2/127 ayetindeki, وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ "ve iz yerfe'u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü"

mealen, "o vakti hatırla ki, hani İbrahim ile İsmail Beyt'in duvarlarını yükseltiyorlardı." oluşumunu hatırlatmaktadır.

Bu olay bize, Kur'an-ı Kerim Bakara 2/127 ayetindeki, وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ "ve iz yerfe'u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü"

mealen, "o vakti hatırla ki, hani İbrahim ile İsmail Beyt'in duvarlarını yükseltiyorlardı." oluşumunu hatırlatmaktadır.

Bu hadise bize, Kur’anı Keriym Bakara 2/127 ayetindeki, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Bu hadise bize, Kur'an-ı Kerim'deki Bakara Suresi 2/127. ayetini hatırlatmaktadır:

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ

"ve iz yerfe'u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü"

Mealen, "O vakti hatırla ki, hani İbrahim ile İsmail Beyt'in duvarlarını yükseltiyorlardı."

Bu ayet ile bizlere "gönül Kâbe"mizin ("lâ ilâhe illâ allah") "zât mertebesi" itibarıyla yapılmasının gerekliliği bildirilirken, "Medine Mescidi"nin yapılmasıyla da gönlümüzde "Hakikat-i Muhammedi"nin gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile ("muhammedin resul allahü") sırrının açılacağı mekan bildirilmektedir.

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ

 “ve iz yerfe’u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü” 

mealen, “o vakti hatırla ki, hani ibrahim ile ismail beytin duvarlarını yükseltiyorlardı.” oluşumunu hatırlatmaktadır. 

 

Bu ayet ile bizlere “gönül kabe”mizin (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” “zat mertebesi” itibariyle yapılmasının gerekliliği bildiriliyorken, “Medine Mescidi”nin yapılmasıyla da gönlümüzde “Hakikati Muhammedi”nin gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” sırrının açılacağı mekan bildirilmektedir. 

Bu ayet ile bizlere "gönül Kâbe"mizin ("lâ ilâhe illâ allah" sözüyle ifade edilen) "zât mertebesi" itibarıyla yapılmasının gerekliliği bildirilirken, "Medine Mescidi"nin yapılmasıyla da gönlümüzde "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile ("muhammedin resul allahü" sözüyle ifade edilen) "Muhammed Allah'ın Resulüdür" sırrının açılacağı mekan bildirilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu ayet ile bizlere "gönül Kâbe"mizin ("lâ ilâhe illâ allah" sözüyle ifade edilen) "zât mertebesi" itibarıyla yapılmasının gerekliliği bildirilirken, "Medine Mescidi"nin yapılmasıyla da gönlümüzde "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile ("muhammedin resul allahü" sözüyle ifade edilen) "Muhammed Allah'ın Resulüdür" sırrının açığa çıkacağı yer bildirilmektedir.

Mekke'de, "Kâbe-i Muazzama" ("lâ ilâhe illâ allah" sözüyle ifade edilen)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 10.6s

Mekke'de, "Kâbe-i Muazzama" ("lâ ilâhe illâ allah" sözüyle ifade edilen)

Medine'de, "Mescid-i Nebevî" "Muhammed Allah'ın Resulüdür" (yazılı)dır.

Yüce Allah, "Zâtî Zuhuru"nu (kendi özünün görünmesini) her mertebesi itibarıyla tecelli ettireceği yere müstakil bir bayrak, "Hamd Sancağı"nı vererek "medeniyet yolunu" yani "kendini tanıma" yolunu bu yerden açmıştır.

Mekke’de, “Kabe-i Muazzama” (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah”

Medine’de, “Mescidi Nebevi” (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” dır.

Medine'de, "Mescid-i Nebevî" "Muhammed Allah'ın Resulüdür" (yazılı)dır.

Yüce Allah, "Zâtî Zuhuru"nu her mertebesi itibarıyla tecelli ettireceği yerine müstakil bir bayrak, "Hamd Sancağı"nı vererek "medeniyet yolunu" yani "kendini tanıma" yolunu bu yerden açmıştır.

Eğer Hz. Resulullah (a.s.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı ki, bu da onun şanına yakışmaz ve sisteme de uygun olmazdı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Eğer Hz. Resulullah (a.s.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı ki, bu durum onun şanına yakışmaz ve sisteme de uygun olmazdı.

İşte Yüce Allah, "Zâtî Zuhuru"nu her mertebesi itibarıyla tecelli ettireceği yerine bağımsız bir bayrak olan "liva-il hamd" (hamd sancağı) vererek "medeniyet yolunu" yani "kendini tanıma" yolunu bu yerden açmıştır.

Eğer Hz. Resulullah (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı, ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı ki, bu durum onun şanına yakışmaz ve sisteme de uygun olmazdı.

İşte Hakk celle ve ala Hazretleri “Zati Zuhuru”nu her mertebesi itibariyle tecelli ettireceği mahalline müstakil bir bayrak “liva-il hamd” (hamd sancağı) vererek “medeniyyet yolunu” yani “kendini tanıma” yolunu bu mahalden açmıştır. 

Eğer Hz. Rasulullah (sav.) Mekke-i Mükerreme’de kalsa idi ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı, ki bu da onun şanına yaraşmaz ve sisteme de uygun olmazdı.

Senaryo gereği zahirde bazı zorlamalar ile “hicret” ettirilmiş ise de, hicret’in mutlak ifadesi, Hz. Allah (cc.)’ın habibine mutlak bir saltanat vermesi için Medineyi seçerek, O’na sancak vermesidir. “Hilafeti”nin ve “Muhtariyeti”nin tasdiğidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Senaryo gereği zâhirde bazı zorlamalar ile "hicret" ettirilmiş ise de, hicretin mutlak ifadesi, Yüce Allah'ın sevgili kuluna mutlak bir saltanat vermesi için Medine'yi seçerek, O'na sancak vermesidir. Bu, O'nun "hilafetinin" ve "muhtariyetinin" tasdikidir.

Senaryo gereği görünüşte bazı zorlamalar ile "hicret" ettirilmiş ise de, hicretin mutlak ifadesi, Yüce Allah'ın sevgili kuluna mutlak bir saltanat vermesi için Medine'yi seçerek, O'na sancak vermesidir. Bu, O'nun "hilafetinin" ve "muhtariyetinin" tasdikidir.

Hac ve Umre'ye gidenler, eğer azıcık dikkat etmişler ise, Medine-i Münevvere'de kendilerini "Muhammed (s.a.v.) sevdası" kapladığında, akıllarında hiçbir şey kalmaz. Çünkü orası (محمد رسول الله) "Muhammed Allah'ın Resulü"dür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Hac ve Umre'ye gidenler, eğer biraz dikkat etmişlerse, Medine-i Münevvere'de kendilerini "Muhammed (s.a.v.) sevdası" kapladığında, akıllarında hiçbir şey kalmaz. Çünkü orası (محمد رسول الله) "Muhammed Allah'ın Resulü"dür.

Hac ve Umre'ye gidenler, eğer biraz dikkat etmişlerse, Medine-i Münevvere'de kendilerini "Muhammed (s.a.v.) sevdası" kapladığında, akıllarında hiçbir şey kalmaz. Çünkü orası (محمد رسول الله) "Muhammed Allah'ın Resulü"dür.

Hacc ve Umre’ye gidenler, eğer azıcık dikkat etmişler ise, Medine-i Münevvere de kendilerini “Muhammed (sav.) sevdası” kapladığında, hatırlarında hiç birşey kalmaz. Çünkü orası (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” dır. 

Orada O’nun saltanatı vardır. Orası, O’nun muhabbetiyle o kadar doludur, ki oraya hiç birşey giremez. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Orada O'nun saltanatı vardır. Orası, O'nun muhabbetiyle o kadar doludur ki, oraya hiçbir şey giremez.

Fazla ileriye gitmemek şartıyla söyleyeyim ki (beni lütfen hoş görün), orada "Allah" lafz-ı celîli dahi sadece ezanlarda, kametlerde, tekbirlerde ve lafızlarda kalır.

Medine'de "Muhammed" isminin tecellisi görünür, "Allah" isminin tecellisi ise gizlidir.

Orada O'nun saltanatı vardır. Orası, O'nun muhabbetiyle o kadar doludur ki, oraya hiçbir şey giremez.

Fazla ileriye gitmemek şartıyla söyleyeyim ki (beni lütfen hoş görün), orada "Allah" lafz-ı celîli dahi sadece ezanlarda, kametlerde, tekbirlerde ve lafızlarda kalır.

Medine'de "Muhammed" isminin tecellisi zâhir, "Allah" isminin tecellisi bâtın'dır.

Bu yüzden her şey "Muhammed" ismini zikreder. Bu, Yüce Allah'ın habibine verdiği bir haktır; beşer cinsinden hiçbir insana nasip olmamıştır; çünkü "levlâke levlâk" (eğer sen olmasaydın, olmasaydın) sancağı, merkez olan "Medenî" olarak "Medine"de açılmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 12.0s

Bu yüzden her şey "Muhammed" ismini zikreder. Bu, Yüce Allah'ın habibine verdiği bir haktır; beşer cinsinden hiçbir insana nasip olmamıştır; çünkü "levlâke levlâk" (eğer sen olmasaydın, olmasaydın) sancağı, merkez olan "Medenî" olarak "Medine"de açılmıştır.

Fazla ileriye gitmemek şartıyla söyleyeyim ki (beni lütfen hoş görün) orada "Allah" lafzı celil dahi sadece ezanlarda, kametlerde, tekbirlerde ve lafızlarda kalır.

Fazla ileriye gitmemek şartıyle söyleyeyim, ki (beni lütfen hoş görün) orada “allah” lafzı celil dahi sadece ezanlarda, kametlerde, tekbirlerde ve lafızlarda kalır. 

Medine’de “muhammed” isminin tecellisi zahir, “allah” isminin tecellisi batın’dır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Medine'de "Muhammed" isminin tecellisi (ortaya çıkışı) açık, "Allah" isminin tecellisi ise gizlidir.

Bu yüzden her şey "Muhammed" ismini zikreder. Bu, Yüce Allah'ın sevgili kuluna verdiği bir haktır; insan cinsinden hiçbir insana nasip olmamıştır; çünkü "Levlake levlak" (Eğer sen olmasaydın, olmasaydın) sancağı, merkez olan "Medenî" olarak Medine'de açılmıştır.

Böylece bilinse de, bilinmese de bu böyledir, vesselam.

Böylece bilinse de, bilinmese de bu böyledir, sözün özü.

Bu yüzden herşey “muhammed” ismini zikreder. Bu Allah (cc.)’nin habibine verdiği bir haktır; beşer cinsinden hiçbir insana nasip olmamıştır; çünkü “levlake levlak” (eğer sen olmasaydın, olmasaydın) sancağı merkez olan “Medeni” olarak “Medine”de açılmıştır. 

Böylece bilinse de, bilinmese de bu böyledir, vesselam. 

Böylece bilinse de, bilinmese de bu böyledir, sözün özü.

Buraya konu ile ilgili bir şiirimi ekliyorum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Buraya konu ile ilgili bir şiirimi ekliyorum.

19-06-1990 Salı Medine Kaybettim Kendimi (Şiir)

Rasul'ün güneşi ufkumu sardı. Ben garip, sokaklarda yürürüm. Bu halin benzeri olmaz diyerek, nefsin bağını yerlere serip, dünyayı hemen bir pula verip kişi nasıl hayal gibi kalmaz? Kendimi kaybettim. Kendimi Medine-i Münevvere'de kaybettim. Medine-i Münevvere'de.

Buraya konu ile ilgili bir şiirimi ekliyorum.

19-06-1990 Salı Medine Kaybettim Kendimi (Şiir)

19-06-1990 Salı Medine Kaybettim Kendimi (Şiir)

Sardı ufkumu Rasul güneşi Yürürüm sokaklarda ben garip Olmaz diyerek bu halin eşi Nefsin bağını yerlere serip Nasıl kalmaz hayal gibi kişi Dünyayı hemen bir pula verip Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de

Buraya mevzu ile ile ilgili bir şiirimi ilave ediyorum. 

19-06-1990 Salı Medine Kaybettim Kendimi (Şiir)

Sardı ufkumu Rasul güneşi Yürürüm sokaklarda ben garip Olmaz diyerek bu halin eşi Nefsin bağını yerlere serip Nasıl kalmaz hayal gibi kişi Dünyayı hemen bir pula verip Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de Varlığım galiba çıktı benden Oldum bu günler bir garip yolcu Varlığım galiba benden çıktı, bu günler garip bir yolcu oldum.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Sardı ufkumu Rasul güneşi Yürürüm sokaklarda ben garip Olmaz diyerek bu halin eşi Nefsin bağını yerlere serip Nasıl kalmaz hayal gibi kişi Dünyayı hemen bir pula verip Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de Varlığım galiba çıktı benden Oldum bu günler bir garip yolcu Varlığım galiba benden çıktı, bu günler garip bir yolcu oldum.

Ruhum burada bedenden sıyrıldı. Acaba kim hancı, kim yolcu?

Ruhum burada bedenden sıyrıldı. Acaba kim hancı, kim yolcu?

Şaşkın dolaşırım, elimden ne gelir? İçimde büyük bir sancı vardı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Şaşkın dolaşırım, elimden ne gelir? İçimde büyük bir sancı vardı.

Kendimi kaybettim, kendimi kaybettim.

Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

Suretim güya benim gibidir. Canımın canı buradadır, burada.

Kendimi ne zamandır bilmiyorum. Canım, güzel yurda gelmişim.

Aşk denilen bir güzel hecedir. Ey canlar canı, bana buyur da.

Ruhum burada bedenden sıyrıldı. Acaba kim hancı, kim yolcu? Şaşkın dolaşırım, elimden ne gelir? İçimde büyük bir sancı vardı. Kendimi kaybettim. Kendimi kaybettim. Kendimi kaybettim, kendimi kaybettim. Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

Kendimi kaybettim, kendimi kaybettim.

Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

Suretim güya benim gibidir. Canımın canı buradadır, burada.

Kendimi ne zamandır bilmiyorum. Canım, güzel yurda gelmişim.

Aşk denilen bir güzel hecedir. Ey canlar canı, bana buyur da.

Sıyrıldı ruhum burda bedenden Acaba kim hancı kim yolcu Şaşkın dolaşırım ne gelir elden İçimde vardı bir büyük sancı Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi, kaybettim kendimi
Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

Başımda sevda yelleri eser, bu hal ne haldir yüce keremkâr.
Bazen can gönülleri coşturur, içim sızlıyor yine hıçkıra hıçkıra.
Muhammed'i erenleri bulup, müflisim, sermayem kalmadı.
Kaybettim kendimi, kaybettim kendimi
Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.0s

Başımda sevda yelleri eser, bu hal ne haldir yüce kerem sahibi. Bazen can gönülleri coşturur, içim yine hıçkıra hıçkıra sızlıyor. Muhammed'i erenleri bulup, müflisim, sermayem kalmadı. Kendimi kaybettim, kendimi Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de kaybettim.

Resul'ün pervanesi olarak, Ravza'da nasıl fırtına eser. Yeni yeni taze can bularak, seni seven elbette deli gibi gezer.

Medine-i Münevvere’de, Medine-i Münevvere’de suretim güya benim gibidir. Canımın canı buradadır, burada. Kendimi ne zamandır bilmiyorum. Gelmişim canım güzel yurda. Aşk denilen bir güzel hecedir. Ey canlar canı, bana buyur da. Kendimi kaybettim, kendimi Medine-i Münevvere’de, Medine-i Münevvere’de. Başımda sevda yelleri eser. Bu hal ne haldir yüce kerem sahibi. Bazen can gönülleri coşturur. İçim yine hıçkıra hıçkıra sızlıyor. Muhammed'i erenleri bulup, müflisim, sermayem kalmadı. Kendimi kaybettim, kendimi Medine-i Münevvere’de, Medine-i Münevvere’de. Resul'ün pervanesi olarak Ravza'nda nasıl fırtına eser. Yeni yeni taze can bularak, seni seven elbette deli gibi gezer. İçin için buhur gibi yanarak, benden böylece eser kalmadı. İçten içe buhur gibi yanarak benden böylece eser kalmadı.

Resul'ün pervanesi olarak, Ravza'da nasıl fırtına eser.
Yeni yeni taze can bularak, seni seven elbette mecnun gezer.

 Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de Suretim güya benim gibidir Canımın canı burdadır burda Bilmiyorum kendimi nicedir Gelmişim canım güzeli yurda Aşk denilen bir güzel hecedir Ey canlar canı bana buyur da Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de Başımda eser sevda yelleri Bu hal ne haldir yüce keremkar Çoşturur bazan can gönülleri İçim sızlıyor yine zari zar Bulup Muhammedi erenleri Müflisim kalmadı sermayekar Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de Rasulün pervanesi olarak Ravzanda nasıl fırtına eser Yeni yeni taze can bularak Seni seven elbet mecnun gezer İçin için buhur gibi yanarak Kalmadı benden böylece eser İçten içe buhur gibi yanarak benden böylece eser kalmadı.

Kaybettim kendimi, kaybettim kendimi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kaybettim kendimi, kaybettim kendimi.

Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

O yüce "Serdar"a, "Sultan"a kendi makamında, bu fakirden binlerce salât ve selâm olsun.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Şu satırları yazdığım anlarda akşam namazı için ezan okunduğunda, kâğıt ve kalemi yerine koyup namazı kılmak için imama uyduğumda, birinci rekâtta imam efendi, "el hamd"dan sonra zammı sure yerinde,

Medine-i Münevvere'de, Medine-i Münevvere'de.

O yüce "Serdar"a, "Sultan"a kendi makamında, bu fakirden binlerce salât ve selâm olsun.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Şu satırları yazdığım anlarda akşam namazı için ezan okunduğunda, kâğıt ve kalemi yerine koyup namazı kılmak için imama uyduğumda, birinci rekâtta imam efendi, "el hamd"dan sonra zammı sure yerinde,

 Kaybettim kendimi Kaybettim kendimi Medine-i Münevvere’de Medine-i Münevvere’de O yüce “Serdar”a “Sultan”a kendi makamında, bu fakirden olsun binlece selat ü selam.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Kaybettim kendimi, kaybettim kendimi Medine-i Münevvere'de. O yüce "Serdar"a, "Sultan"a kendi makamında, bu fakirden binlerce salât ve selâm olsun.

12-09-2001 Medine-i Münevvere. Şu satırları yazdığım anlarda akşam namazı için ezan okunduğunda, kâğıt ve kalemi yerine koyup namazı kılmak için imama uyduğumda, birinci rekâtta imam efendi, Fatiha'dan sonra zammı sure yerinde, Kur'an-ı Kerim'in Rahman Suresi 55/46-47. ayetindeki, "Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet vardır." ayetini okudu.

12-09-2001 Medine-i Münevvere Şu satırları yazdığım anlarda akşam namazı için ezanı muhammedi okunduğunda kağıt ve kalemi yerine koyup namazı eda etmek için imama uyduğumda birinci rek’atta imam efendi, “el hamd”dan sonra zammı sure yerinde, Kur’anı Keriym Rahman suresi 55/46 - 47 ayetindeki, Kur'an-ı Kerim'in Rahman Suresi 55/46-47. ayetindeki, وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ فَبِأَيِّ الآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ "ve limen hafe mekame rabbihi cennetani"

"febieyyi alai rabbiküma tükezzibani"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?"

mealen, "Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" diye iki rekâtta sonuna kadar okuyarak namazı bitirdi. (17)

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ

فَبِأَيِّ الآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

“ve limen hafe mekame rabbihi cennetani”

“febieyyi alai rabbikü­ ma tükezzibani”

mealen, "Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" diye iki rekâtta sonuna kadar okuyarak namazı bitirdi. (17)

تَانَأوَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ

تُكَذِّبَانَِفَبِايََّالَاَّلَا

“ve limen hafe mekame rabbihi cennetani”

“febieyyi alai rabbikü­ ma tükezzibani” 

mealen, “rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken rabbınızın nimetlerinden hangisini yalanlarsınız.” diye iki rek’atte sonuna kadar okuyarak namazı bitirdi. (17)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

mealen, “Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” diye iki rekâtta sonuna kadar okuyarak namazı bitirdi.

Rabbim, imam efendinin dilinden yazdıklarımızı tasdik ettiğini, "hadi bunları inkâr edin" diyerek, inkâr edebilecekleri şeyleri baştan uyarmış olduğunu bildirmekteydi.

 (Not: (17) Geniş bilgi isteyenler “Errahman” isimli kitabımıza müracaat edebilir.)

(Not: (17) Geniş bilgi isteyenler “Errahman” isimli kitabımıza başvurabilir.)

Rabbim, imam efendinin dilinden yazdıklarımızı tasdik ettiğini, "hadi bunları inkâr edin" diyerek, inkâr edebilecekleri şeyleri baştan uyarmış olduğunu bildirmekteydi.

Bu güzel hisler içinde gözlerimden yaşlar dökülerek, namazlarımız bittikten sonra kaldığım yerden yazılarıma tekrar devam etmeye başladım. Rabbim kolaylaştırır, ilhamlarını kesmez inşallah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu güzel hisler içinde gözlerimden yaşlar dökülerek, namazlarımız bittikten sonra kaldığım yerden yazılarıma tekrar devam etmeye başladım. Rabbim kolaylaştırır, ilhamlarını kesmez inşallah.

Rabbim, imam efendinin dilinden yazdıklarımızı tasdik ettiğini, "hadi bunları inkâr edin," diyerek, inkâr edebilecekleri, böylece baştan uyarmış olduğunu bildirmekteydi.

Bu güzel hisler içinde gözlerimden yaşlar dökülerek, namazlarımız bittikten sonra kaldığım yerden yazılarıma tekrar devam etmeye başladım. Rabbim kolaylaştırır, ilhamlarını kesmez inşallah.

Rabbim imam efendinin dilinden yazdıklarımızı tasdik ettiğini, “hadi bunları inkar edin,” diyerek, inkar edebilecekleri, böylece baştan uyarmış olduğunu bildirmekteydi. 

Bu güzel hisler içinde gözlerimden yaşlar dökülerek, namazlarımız bittikten sonra kaldığım yerden yazılarıma tekrar devam etmeye başladım. Rabbim kolaylaştırır, ilhamlarını kesmez inşeallah. 

13-09-2001 13-09-2001 Medine-i Münevvere Mescid-i Nebevî, Miladi 622 tarihinde Efendimiz (s.a.v.)'in de bizzat çalışmalarıyla inşa edilmiştir. Genişliği 1.050 m² ve yüksekliği 3.25 m idi ve bugün yerlerinde beyaz mermer sütunlar olan 33 direği vardı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Miladi 622 tarihinde Efendimiz (s.a.v.)'in de bizzat çalışmalarıyla inşa edilen Medine-i Münevvere Mescid-i Nebevî, 1.050 m² genişliğinde ve 3.25 m yüksekliğindeydi ve bugün yerlerinde beyaz mermer sütunlar olan 33 direği vardı.

Sonradan yapılan 9 genişletme ile bugünkü halini almıştır. Bugünkü genişliği toplam 98.326 m²'dir ve aynı anda 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

Bu hususta bilgi isteyenler, ilgili kitaplara bakabilirler. Gayemiz bu mekânın görünen özelliklerini saymak değil, içsel özelliklerini imkân dahilinde dile getirmeye çalışmaktır.

Sonradan yapılan 9 genişletme ile bugünkü halini almıştır. Bugünkü genişliği toplam 98.326 m²'dir ve aynı anda 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

Bu hususta bilgi isteyenler, ilgili kitaplara bakabilirler. Gayemiz bu mekânın görünen özelliklerini saymak değil, içsel özelliklerini imkân dahilinde dile getirmeye çalışmaktır.

Medine-i Münevvere Mescidi Nebevi Miladi 622 tarihinde Efendimiz (sav.)’in de bilfiil çalışmalarıyle inşa edilmiştir. Genişliği 1.050 m 2 ve yüksekliği 3.25 m idi ve bugün yerlerinde beyaz mermer sütunlar olan 33 direği var idi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Medine-i Münevvere'deki Mescid-i Nebevî, Miladi 622 tarihinde Efendimiz (s.a.v.)'in de bizzat çalışmalarıyla inşa edilmiştir. Genişliği 1.050 m² ve yüksekliği 3.25 m idi ve bugün yerlerinde beyaz mermer sütunlar bulunan 33 direği vardı.

Sonradan yapılan 9 genişletme ile bugünkü halini almıştır. Bugünkü genişliği toplam 98.326 m²'dir ve aynı anda 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

Bu hususta bilgi isteyenler, ilgili kitaplara bakabilirler. Amacımız bu mekânın görünen özelliklerini saymak değil, içsel özelliklerini imkân dahilinde dile getirmeye çalışmaktır.

Sonradan yapılan 9 genişletme ile bugünkü halini almıştır. Bugünkü genişliği toplam 98.326 m 2 dir ve aynı anda 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

Bu hususta bilgi isteyenler, ilgili kitaplara bakabilirler. Gayemiz bu mekanın zahiri özelliklerini saymak değil, batıni özelliklerini imkan dahilinde dile getirmeye çalışmaktır.

Bugün sütun sayısı 2.014, kubbe sayısı 27, minare sayısı 10 dur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bugün sütun sayısı 2.014, kubbe sayısı 27, minare sayısı 10'dur.

Bugün sütun sayısı 2.014, kubbe sayısı 27, minare sayısı 10'dur.

Mescid-i Nebevî'de bulunan bazı yerler:

Arka sayfada verilen krokideki yerleri, aşağıda verilen numaralar ile takip ederek tanımak mümkün olacaktır.

Not: Efendimiz'in, "Kabrim ile evim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir," buyurdukları Ravza-i Mutahhara, bugün 33 adet beyaz sütunun bulunduğu krokide (o) işaretiyle gösterilen alandır.

Bugün sütun sayısı 2.014, kubbe sayısı 27, minare sayısı 10'dur.

Mescid-i Nebevî'de bulunan bazı mevkiler:

Arka sayfada verilen krokideki yerleri, aşağıda verilen numaralar ile takip ederek tanımak mümkün olacaktır.

Not: Efendimiz'in, "Kabrim ile evim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir," buyurdukları Ravza-i Mutahhara, bugün 33 adet beyaz sütunun bulunduğu krokide (o) işaretiyle gösterilen alandır.

İçi dolu (@) yuvarlak ile işaretlenen kayısı renkli sütunlar ise, Hz. Peygamber devrinde ilk genişletmede ilave edilen 21 adet direklerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

İçi dolu (@) yuvarlak ile işaretlenen kayısı renkli sütunlar ise, Hz. Peygamber devrinde ilk genişletmede eklenen 21 adet direklerdir.

Mescid-i Nebevî'de bulunan bazı yerleri, arka sayfada verilen krokideki yerlerini aşağıda verilen numaralar ile takip ederek tanımak mümkün olacaktır.

Not: Efendimiz'in, "Kabrim ile evim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir," buyurdukları Ravza-i Mutahhara, bugün 33 adet beyaz sütunun bulunduğu krokide (o) işaretli alandır.

“Mescidi Nebevi”de bulunan bazı mevkiler Arka sahifede verilen krokideki yerleri aşağıda verilen numaralar ile takip ederek tanımak mümkün olacaktır. 

- Ağlayan hurma kütüğü.

- Aişe sütunu.

- Hz. Lübabe’nin tevbe sütunu.

- Efendimiz (sav.)’in itikafta iken yanına yataklarını koydukları “serir/yatak” sütunu.

- Efendimiz (sav.)’in korumalığını (muharese) yapan (muharras) sahabelerin beklediği sütun. 

- Efendimiz (sav.) yanında heyetleri kabul ettiği “vüfud/elçi” sütunu.

- Efendimiz (sav.)’in teheccüd namazlarını kıldığı “teheccüd/gece namazı” sütunu.

- Halen imamın namaz kıldırdığı mihrab.

- Efendimiz (sav.)’in namaz kıldırdığı mihrab.

- Halen hutbelerin okunduğu minber. 

- Müezzinlik.

- İç kapı.

- İç kapı.

- Hz. Peygamber (sav.)’in mübarek kabri.

- Hz. Ebubekir (RA)’ın kabri.

- Hz. Ömer (RA)’ın kabri.

- Üzerinde Ahzab suresi 40 ıncı ayet yazılı 1. pencere.

- Üzerinde Hucurat suresi 3 üncü ayet yazılı 2. pencere.

- Üzerinde Hucurat suresi 2 incü ayet yazılı 3. pencere.

- Cibril makamı.

- Baki kapısı: Baki kabristan çıkışı. “Cennetül Baki.”

- Cibril Kapısı.

- Nisa/hanım kapısı.

- Ashabı Suffa

- Mihrab (sonradan yapılan)

- Babüs Selam (1 nolu selam giriş kapısı)

Not: Efendimiz, “Kabrim ile evim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir,” buyurdukları Ravza-ı Muhatara”, bugün 33 adet beyaz sütunun bulunduğu krokide (o) işaretli alandır. 

İçi dolu (@) yuvarlak ile işaretlenen kayısı renkli sütunlar ise, Hz. Peygamber devrinde ilk genişletmede ilave edilen 21 adet direklerdir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

İçi dolu (@) yuvarlak ile işaretlenen kayısı renkli sütunlar ise, Hz. Peygamber devrinde ilk genişletmede eklenen 21 adet direklerdir.

18-06-1990 Pazartesi 18-06-1990 Pazartesi Medine Resulullah'ın ihtişamını gör (Şiir)

Medine'ye gelen kardeş. Bab-üs Selam'dan içeri gir.

Hemen temizlen, pak ol. Sevgi mahşeri nasıldır.

Ravza'ya doğru yaklaş. İnsanları kendine çekiyor.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör. Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Minber süslerle bezenmiş. Ezan okununca ümmete.

Ustalar yaparken özenmiş. Cemaat gayrete gelir.

Emsalsiz bir ustalıkmış. Nasıl hayrete düşülmez.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör. Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Bu hal kesinlikle söze gelmez.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Yavaşça yürü ileriye. Dostlar, zararda kalmayalım.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör. Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Ruhuna selam gönder. Kimi siyah, kimi beyaz.

Adına kayda geçer. Kimi dua, kimi niyaz.

Şefaatine sebep olur. Kimi neşe duyar, kimi haz.

18-06-1990 Pazartesi 18-06-1990 Pazartesi Medine Resulullah'ın ihtişamını gör (Şiir)

Medine'ye gelen kardeş. Bab-üs Selam'dan içeri gir.

Hemen temizlen, pak ol. Sevgi mahşeri nasıldır.

Ravza'ya doğru yaklaş. Beşeri kendine çekiyor.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

O kutlu yere varınca, Ashab-ı Suffa okur yerinde.

Cümlemize aşkını vere, öyle olmak varmış kaderinde.

Peygambere selam eyle, ne varsa çıkardılar derinde.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Acele duanı eyle, Cebrail makamı da yukarıda.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Yollar dolup taşıyor. Huzura doğru gidince.

Akıl buna şaşıyor. İnceden ağlanır.

Gayret neler aşıyor. Gözün açılma vakti gelince.

Medine İhtişam-ı Rasulullahı gör (Şiir)

Medine'ye gelen kardeş. Bab-üs Selam'dan içeri.

Hemen temizlen, paklaş. Nasıldır sevgi mahşeri.

Ravza'ya doğru yaklaş. Çekiyor kendine beşeri.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Yollar dolup taşıyor. Huzura doğru gidince.

Akıl buna şaşıyor. İnceden ağlanır.

Gayret neler aşıyor. Gözün açılma vakti gelince.

Medine İhtişam-ı Rasulullahı gör (Şiir)

Medineye gelen kardeş. Bab-üs selamdan içeri.

Hemen temizlen paklaş. Nasıldır sevgi mahşeri.

Ravzaya doğru yaklaş. Çekiyor kendine beşeri.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

O kutlu yere varınca, Ashab-ı Suffa okur yerinde.

Cümlemize aşkını vere, öyle olmak varmış kaderinde.

Peygambere selam eyle, ne varsa çıkardılar derinde.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Acele duanı eyle, Cebrail makamı da yukarıda.

 Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

O makamdan ayrılmak zordur. Kimi sessizce Kur'an okur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

O makamdan ayrılmak zordur. Kimi sessizce Kur'an okur.

Huzurdan nasıl çıkılır? Kimi gizlice gözyaşı döker.

Canları aşk ile kavuran Resul'ü düşünürken yalnızca.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Cennet bahçesi beyaz direklidir. Harem doldukça dolunca.

Ümmetinin hepsi yüreklidir. Ne mahrem sırlar açılır.

Yollar dolup taşıyor. Huzura doğru gidince Akıl buna şaşıyor. İnce ince ağlanır.

Huzurdan nasıl çıkılır? Kimi gizlice gözyaşı döker.

Canları aşk ile kavuran Resul'ü düşünürken yalnızca.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Cennet bahçesi beyaz direklidir. Harem doldukça dolunca.

Ümmetinin hepsi yüreklidir. Ne mahrem sırlar açılır.

Yollar dolup taşıyor. Huzura doğru gidince Akıl buna şaşıyor. Ağlanır ince.

Gayret neler aşıyor. Gözün aç vakti gelince.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Gayret neleri aşıyor. Gözün açılma vakti gelince.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör, Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. O kutlu yere varınca. Ashab-ı Suffa yerinde okur.

Cümlemize aşkını versin. Kaderinde öyle olmak varmış.

Peygambere selam söyle. Ne varsa derinliklerinden çıkardılar.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör, Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Duanı acele et. Cebrail'in makamı da yukarıda.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Varınca o kutlu yere. Eshabı suffa okur yerinde.

Cümlemize aşkını vere. Öyle olmak varmış kaderinde.

Selam eyle peygambere. Ne varsa çıkardılar derinde.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Acele duanı eyle. Cibril makamı da yukarda.

Eziyet olmasın gayriye. Aşık durur mu bir kararda.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Başkasına eziyet olmasın. Âşık bir kararda durur mu?

Yavaşça ileriye yürü. Dostlar, zararda kalmayalım.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Ruhuna selam gönder. Kimi siyah, kimi beyaz.

Adına kayda geçer. Kimi dua, kimi niyaz.

Şefaatine sebep olur. Kimi neşe duyar, kimi haz.

Başkasına eziyet olmasın. Âşık bir kararda durur mu?

Yavaşça ileriye yürü. Dostlar, zararda kalmayalım.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Ruhuna selam gönder. Kimi siyah, kimi beyaz.

Adına kayda geçer. Kimi dua, kimi niyaz.

Şefaatine sebep olur. Kimi neşe duyar, kimi haz.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Yavaşça yürü ileriye. Dostlar kalmayalım zararda.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Selam gönder ruhuna. Kimi siyah, kimi beyaz.

Kayda geçer adına. Kimi dua, kimi niyaz.

Sebep olur şefaatına. Kimi neş’e duyar kimi haz.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Onu ziyaret her zaman. Kimi ağlar gözü yaşlı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör. Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Onu ziyaret her zaman. Kimi ağlar gözü yaşlı.

Onu ziyaret her zaman. Kimi ağlar gözü yaşlı.

Yaşadığı gün gibidir. Kimi genç, ihtiyar, yaşlı.

Çünkü varlığı ebedidir. Hepsi de akıllı başlı.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Onu ziyaret her zaman. Kimi ağlar gözü yaşlı.

Yaşadığı gün gibidir. Kimi genç, ihtiyar, yaşlı.

Çünkü varlığı ebedidir. Hepsi de akıllı başlı.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Ruhu içeride dolaşıyor. Dalga dalga içeride sevgi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Ruhu içeride dolaşıyor. Dalga dalga içeride sevgi.

Sanki zaman Asr-ı Saadet'te. Bu hale sebep neydi, neydi?

Ey gönül, bunları anla da. İnsan baş koyup gönül eğdi.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Yaşadığı gün gibidir. Kimi genç, kimi ihtiyar, kimi yaşlı.

Çünkü varlığı ebedidir. Hepsi de akıllı başlı.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör. Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Ruhu içeride dolaşıyor. Dalga dalga içeride sevgi.

Sanki zaman Asr-ı Saadet'te. Bu hale sebep neydi, neydi?

Ey gönül, bunları an da. İnsan baş koyup gönül eğdi.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Yaşadığı gün gibidir. Kimi genç ihtiyar yaşlı.

Çünkü varlığı ebedidir. Hepsi de akıllı başlı.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Dolaşıyor ruhu içerde. Dalga dalga içerde sevgi.

Sanki zaman asrı saadette. Bu hale sebep neydi neydi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Sanki zaman saadet devrinde. Bu hale sebep neydi neydi.

Ey gönül bunları an da. İnsan baş koyup gönül verdi.

Resulullah'ın ihtişamını gör Resulullah'ın ihtişamını gör Muhteşem Resulullah'ı gör Muhteşem Resulullah'ı gör O makamdan ayrılmak zor. Kimi Kur'an okur sessizce.

Huzurdan nasıl çıkılır. Kimi yaş döker gizlice.

Canları aşk ile kavuran. Yalnızca Resul'ü düşünürken.

Resulullah'ın ihtişamını gör Resulullah'ın ihtişamını gör Muhteşem Resulullah'ı gör Muhteşem Resulullah'ı gör Cennet bahçesi beyaz direkli. Harem doldukça dolunca.

Ey gönül bunları yadet de. İnsan baş koyup gönül eğdi. 

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Ayrılmak zor o makamdan. Kimi Kur’an okur sessizce.

Nasıl çıkılır huzurdan. Kimi yaş döker gizlice.

Canları aşk ile kavuran. Rasulü düşünürken yalnızca.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Cennet bahçesi beyaz direkli. Doldukça dolunca harem.

Ümmetinin hepsi yürekli. Ne sırlar açılır mahrem.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ümmetinin hepsi yürekli. Ne sırlar açılır mahrem.

Bunu yaşamak cidden gerekli. Peygamber kerem ediyor, cömertlik gösteriyor.

Bunu yaşamak gerçekten gerekli. Peygamber kerem ediyor, cömertlik gösteriyor.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Minber süslerle bezenmiş. Ezan okununca ümmet gayrete gelir.

Ustalar yaparken özenmiş.

Eşsiz bir ustalık eseriymiş. Nasıl hayrete düşülmez ki.

Bunu yaşamak cidden gerekli. Kerem ediyor nebi kerem.

Bunu yaşamak gerçekten gerekli. Peygamber kerem ediyor, cömertlik gösteriyor.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

Minber süslerle bezenmiş. Ezan okununca ümmet gayrete gelir.

Ustalar yaparken özenmiş.

Eşsiz bir ustalık eseriymiş. Nasıl hayrete düşülmez ki.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Resulullah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Resulullah'ı gör, Muhteşem Resulullah'ı gör.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Minberin zinnetlere bezenmiş. Ezan okununca ümmete.

Ustalar yaparken özenmiş. Gelir cemaat gayrete.

Emsalsiz bir hünermiş. Nasıl varılmaz hayrete.

 İhtişam-ı Rasulüllahı gör İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Bu hal söze gelmez katiyyen.

Bu hal kesinlikle söze gelmez.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Bu hal kesinlikle söze gelmez.

Sonsuza dek mahzun olursun.

Eğer dünya gözüyle görmek istiyorsan, Rasulüllah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Rasulüllah'ı gör.

Aciz ifadelerimizle belirtmeye çalıştığımız yukarıdaki ifadeler çok yetersizdir. Mescid-i Nebevî'nin şu anki görünen halini dahi anlatmak adeta imkânsızdır; daha iyi anlaşılması için kişinin mutlaka kendisinin gelip görmesi lazımdır.

Orta yerinde göğe açılan iki hava boşluğu vardır; altışar adet açılır kapanır şemsiyeler ile gölge sağlanmaktadır. Çok muazzam bir ses ve soğutma sistemi vardır.

Sonsuza dek mahzun olursun.

Eğer dünya gözüyle görmek istiyorsan, Rasulüllah'ın ihtişamını gör.

Muhteşem Rasulüllah'ı gör.

Aciz ifadelerimizle belirtmeye çalıştığımız yukarıdaki ifadeler çok yetersizdir. Mescid-i Nebevî'nin şu anki görünen halini dahi anlatmak adeta imkânsızdır; daha iyi anlaşılması için kişinin mutlaka kendisinin gelip görmesi lazımdır.

Orta yerinde göğe açılan iki hava boşluğu vardır; altışar adet açılır kapanır şemsiyeler ile gölge sağlanmaktadır. Çok muazzam bir ses ve soğutma sistemi vardır.

Mahzun olursun ebediyyen.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Sonsuza dek mahzun olursun.

Eğer dünya gözüyle görmek istiyorsan.

Resulullah'ın ihtişamını gör, Muhteşem Resulullah'ı gör. Aciz ifadelerimizle belirtmeye çalıştığımız yukarıdaki ifadeler çok yetersizdir. Mescid-i Nebevî'nin şu anki görünen halini dahi anlatmak adeta imkânsızdır; daha iyi anlaşılması için kişinin mutlaka kendisinin gelip görmesi lazımdır.

Orta yerinde göğe açılan iki hava boşluğu vardır; altışar adet açılır kapanır şemsiyeler ile gölge sağlanmaktadır. Çok muazzam ses ve soğutma sistemi vardır.

İstiyorsan dünya gözüynen.

İhtişam-ı Rasulüllahı gör Muhteşem Rasulüllahı gör Aciz ifadelerimizle belirtmeye çalıştığımız yukarıda ifadeler çok yetersizdir. Mescidi Nebevi’nin şu andaki zahir halini dahi anlatmak adeta imkansızdır; daha iyi anlaşılması için kişinin mutlaka kendinin gelip görmesi lazımdır.

### “Mescidi Nebevi”nin diğer bazı özellikleri

Orta yerinde göğe açılan 2 hava boşluğu vardır altışar adet açılır kapanır şemsiyeler ile gölge temin edilmektedir. Çok muazzam ses ve soğutma sistemi vardır.

Dünyada Ka’be’den sonra bu büyüklük ve yükseklikte bir eşi daha yapılabilecek bir mekan tasavvur etmek mümkün değildir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Dünyada Kâbe'den sonra bu büyüklük ve yükseklikte bir benzeri daha yapılabilecek bir mekân tasavvur etmek mümkün değildir.

Biz yine kısaca özelliklerine değinmeye çalışalım.

"Mescid-i Nebevî"nin ebced değeri 13'tür.

Bilindiği gibi Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın doğum tarihi olan 571 toplandığında (5+7+1) = 13'tür.

Dünyada Kâbe'den sonra bu büyüklük ve yükseklikte bir benzeri daha yapılabilecek bir mekân tasavvur etmek mümkün değildir.

Biz yine kısaca özelliklerine değinmeye çalışalım.

"Mescid-i Nebevî"nin ebced değeri 13'tür.

Bilindiği gibi Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın doğum tarihi olan 571 toplandığında (5+7+1) = 13'tür.

Hakka yürüme tarihi olan 634 yine toplandığında (6+3+4) = 13'tür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hakka yürüme tarihi olan 634 yine toplandığında (6+3+4) = 13'tür.

İlgili o kadar çok hadise ve oluşum vardır ki, hayret etmemek mümkün değildir; konumuzla ilgili yerlerde belirtmeye çalışıyoruz.

Biz yine kısaca özelliklerine temas etmeye çalışalım.

“Mescid-i Nebevî”nin sayı değeri 13'tür.

Bilindiği gibi Hz. Resûlullah (s.a.v.)’ın doğum tarihi 571 toplandığında (5+7+1) = 13'tür.

Hakka yürüme tarihi 634 yine toplandığında (6+3+4) = 13'tür.

İlgili o kadar çok hadise ve oluşumlar vardır ki, hayret etmemek mümkün değildir; konumuzla ilgili yerlerde belirtmeye çalışıyoruz.

Biz yine kısaca özelliklerine temas etmeye çalışalım. 

“Mescidi Nebevi”nin sayı değeri 13 tür. 

Bilindiği gibi Hz. Rasulüllah (sav.)’ın doğum tarihi 571 toplandığında (5+7+1) = 13 tür. 

Hakka yürüme tarihi 634 yine toplandığında (6+3+4) = 13 tür. 

İlgili o kadar çok hadise ve oluşumlar vardır ki, hayret etmemek mümkün değildir; mevzumuzla ilgili yerlerde belirtmeye çalışıyoruz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

İlgili o kadar çok hadise ve oluşumlar vardır ki, hayret etmemek mümkün değildir; konumuzla ilgili yerlerde belirtmeye çalışıyoruz.

Peki 13'ün aslı nedir diye sorarsan, şudur: Bilindiği gibi "Ahadiyyet"in başında olan "elif" harfi iki bölümden meydana gelmiştir. Bunların biri 5 bölüm, ikincisi ise 7 bölümdür. Toplandığında 12 bölüm eder.

Peki 13'ün aslı nedir diye sorarsan, şudur: Bilindiği gibi "Ahadiyyet"in başında olan "elif" harfi iki bölümden meydana gelmiştir. Bunların biri 5 bölüm, ikincisi ise 7 bölümdür. Toplandığında 12 bölüm eder.

Peki 13 ün aslı nedir? diye sorarsan şudur: Bilindiği gibi “Ahadiyyet”in başında olan () “elif” harfi iki (2) bölümden meydana gelmiştir. Bunların biri 5 bölüm, ikincisi ise 7 bölümdür. Toplandığında 12 bölüm eder. 

Peki 13'ün aslı nedir diye sorarsan, şudur: Bilindiği gibi "Ahadiyyet"in başında olan "elif" harfi iki bölümden meydana gelmiştir. Bunların biri 5 bölüm, ikincisi ise 7 bölümdür. Toplandığında 12 bölüm eder.

Her bölüm bir mertebeyi ifade etmektedir. 5 bölüm "Hazret" mertebelerini, 7 bölüm de "nefis" mertebelerini ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 9.3s

Her bölüm bir mertebeyi ifade etmektedir. 5 bölüm "Hazret" mertebelerini, 7 bölüm de "nefis" mertebelerini ifade etmektedir.

Bu "elif" çok değerli elif'tir. Görünen ve görünmeyen yönden harflerin başbuğudur. "Ahad", "Allah", "Ahmed", "Adem", "İnsan" hep bu "elif" ile başlayarak yazılır ve bu isimlerde "elif"in bütün hakikatleri mevcuttur.

Her bölüm bir mertebeyi ifade etmektedir. 5 bölüm “Hazret” mertebelerini, 7 bölüm de “nefis” mertebelerini ifade etmektedir.

Bu "elif" çok değerli elif'tir. Görünen ve görünmeyen yönden harflerin başbuğudur. "Ahad", "Allah", "Ahmed", "Adem", "İnsan" hep bu "elif" ile başlayarak yazılır ve bu isimlerde "elif"in bütün hakikatleri mevcuttur.

Her bölüm bir mertebeyi ifade etmektedir. 5 bölüm “Hazret” mertebelerini, 7 bölüm de “nefis” mertebelerini ifade etmektedir. 

Bu () “elif” çok değerli elif’tir. Zahir ve batın yönden harflerin başbuğudur. “Ahad”, “Allah”, “Ahmed”, “Adem”, “İnsan” hep bu () “elif” ile başlayarak yazılır ve bu isimlerde () “elif”in bütün hakikatleri mevcuttur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bu "elif" çok değerli elif'tir. Görünen ve görünmeyen yönden harflerin başbuğudur. "Ahad", "Allah", "Ahmed", "Adem", "İnsan" hep bu "elif" ile başlayarak yazılır ve bu isimlerde "elif"in bütün hakikatleri mevcuttur.

İşte bütün bu mertebeleri görünmeyenden görünene çıkararak, yaşam sahnesinde onlara "ayna" olarak yansıtan ve kemaliyle ortaya çıkmalarını sağlayan ilk "İnsanı Kamil", "Peygamber", "Rasul", "Nebi", "Veli", "Âlemlerin Sultanı" bütün bu mertebeleri görünen ve görünmeyen olarak kendisinde toplayan "Muhammed Mustafa" (sav.) Efendimiz ile sayı 13 olmaktadır.

İşte bütün bu mertebeleri batından zahire çıkararak, yaşam sahnesinde onlara “ayna” olarak yansıtan ve kemaliyle zuhur etmelerini sağlayan ilk “İnsanı Kamil”, “Peygamber”, “Rasul”, “Nebi”, “Veli”, “Alemlerin Sultanı” bütün bu mertebeleri zahir ve batın kendisinde toplayan “Muhammed Mustafa” (sav.) Efendimiz ile sayı 13 olmaktadır.

İşte bütün bu mertebeleri bâtından zâhire çıkararak, yaşam sahnesinde onlara "ayna" olarak yansıtan ve kemâliyle zuhûr etmelerini sağlayan ilk "İnsân-ı Kâmil", "Peygamber", "Rasûl", "Nebî", "Velî", "Âlemlerin Sultanı" olan ve bütün bu mertebeleri zâhir ve bâtın kendisinde toplayan "Muhammed Mustafa" (s.a.v.) Efendimiz ile sayı 13 olmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İşte bütün bu mertebeleri bâtından zâhire çıkararak, yaşam sahnesinde onlara "ayna" olarak yansıtan ve kemâliyle zuhûr etmelerini sağlayan ilk insân-ı kâmil, peygamber, rasûl, nebî, velî, âlemlerin sultanı olan ve bütün bu mertebeleri zâhir ve bâtın kendisinde toplayan Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz ile sayı 13 olmaktadır.

Böylece "elif" harfi, 12'si zâhir 1'i bâtın olmak üzere 13 makam, yani 13 noktadan meydana gelmektedir.

Böylece "elif" harfi, 12'si zâhir 1'i bâtın olmak üzere 13 makam, yani 13 noktadan meydana gelmektedir.

Böylece () “elif” harfi 12’si zahir 1’i batın olmak üzere 13 makam yani 13 noktadan meydana gelmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Böylece "elif" harfi, 12'si görünen 1'i gizli olmak üzere 13 makam, yani 13 noktadan oluşmaktadır.

Batılıların uğursuz dedikleri, gerçekten de onlar için uğursuz olan bu sayı, Müslümanlar için son derece uğurlu ve değerlidir.

Batılıların uğursuz dedikleri, gerçekten de onlar için uğursuz olan bu sayı, Müslümanlar için son derece uğurlu ve değerlidir.

Batılılarca çok değer verilen İstanbul 1453'te alınmıştır; sayı değerleri toplandığında yine (1+4+5+3) = 13'tür.

Batılıların uğursuz dedikleri, gerçekten de onlar için uğursuz olan bu sayı müslümanlar için son derece uğurlu ve değerlidir. 

Batılıların uğursuz dedikleri, gerçekten de onlar için uğursuz olan bu sayı, Müslümanlar için son derece uğurlu ve değerlidir.

Batılılarca çok değer verilen İstanbul 1453'te alınmıştır; sayı değerleri toplandığında yine (1+4+5+3) = 13'tür.

13-09-2001 Medine-i Mükerreme Ravza-i Mutahhara Bu sayı Hz. Rasullüllah (s.a.v.)'e hoş bir sayıdır. Ayrı bir yönden de baktığımızda 13'ü kendi içinde toplarsak 4 eder ki, bu da İslam'ın simge sayısıdır, o halde 13 = 4 ve 4 = 13 olur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

13-09-2001 Medine-i Mükerreme Ravza-i Mutahhara Bu sayı Hz. Resulullah (s.a.v.)'e hoş bir sayıdır. Ayrı bir yönden de baktığımızda 13'ü kendi içinde toplarsak 4 eder ki, bu da İslam'ın simge sayısıdır, o halde 13 = 4 ve 4 = 13 olur.

Batılılarca çok değer verilen İstanbul 1453'te alınmıştır; sayı değerleri toplandığında yine (1+4+5+3) = 13'tür.

13-09-2001 Medine-i Mükerreme Ravza-i Mutahhara Bu sayı Hz. Resulullah (s.a.v.)'e hoş bir sayıdır. Ayrı bir yönden de baktığımızda 13'ü kendi içinde toplarsak 4 eder ki, bu da İslam'ın simge sayısıdır, o halde 13 = 4 ve 4 = 13 olur.

Batılılarca çok değer verilen İstanbul 1453 te alınmıştır; sayı değerleri toplandığında yine (1+4+5+3) =13 tür. 

13-09-2001 Medine-i Mükerreme Ravza-i Mutahhara Bu sayı Hz. Rasullüllah (sav.)’e hoş bir sayıdır. Ayrı bir yönden de baktığımızda 13 ü kendi içinde toplarsak 4 eder ki, bu da İslam’ın simge sayısıdır, o halde 13 = 4 ve 4 = 13 olur. 

Kur’anda 13 yerde “fakr” kelimesi geçmektedir. Bilindiği gibi efendimiz birçok hadislerinde fakirlikle iftihar ettiğini bildirmiştir. “Sevr”in da sayı değeri 13 tür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kur'an'da 13 yerde "fakr" kelimesi geçmektedir. Bilindiği gibi, efendimiz birçok hadisinde fakirlikle övündüğünü bildirmiştir. "Sevr" kelimesinin ebced değeri de 13'tür.

113 surenin başında "besmele-i şerif" vardır. Bu şu demektir: Eğer 113'ün önündeki 1'i ileriye alırsak ki o "Ahadiyyet"tir (Allah'ın birliği); böylece "Ahadiyyet"e 13'ün "ayna" olup, onun bütün özelliklerini ortaya çıkaran "Ahmed" (Peygamber Efendimiz'in isimlerinden biri) olduğunu; "Ahad"ın (Allah'ın birliği) batın (gizli) ve bir "mim" ilavesiyle "Ahmed"in zâhir (görünen) olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

Kur'an'da 13 yerde "fakr" kelimesi geçmektedir. Bilindiği gibi, efendimiz birçok hadisinde fakirlikle övündüğünü bildirmiştir. "Sevr" kelimesinin ebced değeri de 13'tür.

113 surenin başında "besmele-i şerif" vardır. Bu şu demektir: Eğer 113'ün önündeki 1'i ileriye alırsak ki o "Ahadiyyet"tir (Allah'ın birliği); böylece "Ahadiyyet"e 13'ün "ayna" olup, onun bütün özelliklerini ortaya çıkaran "Ahmed" (Peygamber Efendimiz'in isimlerinden biri) olduğunu; "Ahad"ın (Allah'ın birliği) batın (gizli) ve bir "mim" ilavesiyle "Ahmed"in zâhir (görünen) olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

113 surenin başında “besmele-i şerif” vardır. Bu şu demektir, ki 113 ün önündeki 1 i ileriye alırsak, ki o “Ahadiyyet”tir; böylece “Ahadiyyet”e 13 ün “ayna” olup, onun bütün özelliklerini ortaya çıkaran “Ahmed” olduğunu; “Ahad”ın batın ve bir () “mim” ilavesiyle “Ahmed”in zahir olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

113 surenin başında "besmele-i şerif" bulunur. Bu şu anlama gelir: Eğer 113 sayısının önündeki 1'i ileriye alırsak ki o "Ahadiyyet"tir; böylece "Ahadiyyet"e 13'ün "ayna" olup, onun bütün özelliklerini ortaya çıkaran "Ahmed" olduğunu; "Ahad"ın batın (gizli) ve bir "mim" ilavesiyle "Ahmed"in zâhir (görünen) olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

Bu sebeple 114 sureden sadece birinin başına besmele gelmemiştir. O besmele ise, "Neml Suresi"nin 30. ayetinde yer almıştır.

İşte bu yüzden 114 sureden sadece 1 nin başına besmele gelmemiştir. O besmele ise, “Neml Suresi”nin 30. ayetinde yer almıştır. 

İşte bu sebeple 114 sureden sadece 1'inin başına besmele gelmemiştir. O besmele ise, "Neml Suresi"nin 30. ayetinde yer almıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bu sebeple 114 sureden sadece 1'inin başına besmele gelmemiştir. O besmele ise, "Neml Suresi"nin 30. ayetinde yer almıştır.

113 sayısının başındaki 1'i alıp 30 ekle, o zaman 31 olur; tersine çevirirsen yine ulaşacağın sayı 13'tür.

İşte bütün bu gerçeklerden yola çıkarak "Ahmed"in Yüce Allah katında niye bu kadar çok değeri olduğunu ve sevgili olmakla nitelendirildiğini düşün de hürmetini, saygını ona göre göster.

113 sayısının başındaki 1'i alıp 30 ekle, o zaman 31 olur; tersine çevirirsen yine ulaşacağın sayı 13'tür.

İşte bütün bu gerçeklerden yola çıkarak "Ahmed"in Yüce Allah katında niye bu kadar çok değeri olduğunu ve sevgili olmakla nitelendirildiğini düşün de hürmetini, saygını ona göre göster.

113 sayısının başındaki 1 i alıp 30 ilave ediver, o zaman 31 olur; tersine çevirirsen yine ulaşacağın sayı 13 tür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

113 sayısının başındaki 1'i alıp 30 ekle, o zaman 31 olur; tersine çevirirsen yine ulaşacağın sayı 13'tür.

Bütün bu gerçeklerden yola çıkarak "Ahmed"in Yüce Allah katında niçin bu kadar çok değeri olduğunu ve sevgili olmakla nitelendirildiğini düşün de hürmetini, saygını ona göre göster.

"Mescid-i Nebevî" ilk yapıldığında 33 direği olduğu ilgili kitaplarda belirtilmektedir. Bunu azıcık incelersek şunları görebiliriz.

İşte bütün bu gerçeklerden yola çıkarak “Ahmed”in Hakk’ın indinde niye bu kadar çok değeri olduğunu ve habiblik ile vasfedildiğini düşün de hürmetini, saygını ona göre göster. 

“Mescidi Nebevi” ilk yapıldığında 33 direği olduğu ilgili kitaplarda belirtilmektedir. Bunu azıcık incelersek şunları görebiliriz. 

"Mescid-i Nebevî" ilk yapıldığında 33 direği olduğu ilgili kitaplarda belirtilmektedir. Bunu biraz incelersek şunları görebiliriz:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Mescid-i Nebevî" ilk yapıldığında 33 direği olduğu ilgili kitaplarda belirtilmektedir. Bunu biraz incelersek şunları görebiliriz:

3'ü 3 ile (3+3) toplarsak 6 eder ki bu da imanın şartıdır.

6'dan 1'i çıkarırsak 5 eder ki İslam'ın şartıdır ve birincisi "kelime-i şehadet"tir.

33'ün birinci 3'ü, genel anlamda olayları "ilmel yakîn" (bilgiyle kesin bilme), "aynel yakîn" (görerek kesin bilme), "hakkel yakîn" (yaşayarak kesin bilme) anlamında idrak etmektir.

3'ü 3 ile (3+3) toplarsak 6 eder ki bu da imanın şartıdır.

6'dan 1'i çıkarırsak 5 eder ki İslam'ın şartıdır ve birincisi "kelime-i şehadet"tir.

33'ün birinci 3'ü, genel anlamda hadiseleri "ilmel yakîn" (bilgiyle kesin bilme), "aynel yakîn" (görerek kesin bilme), "hakkel yakîn" (yaşayarak kesin bilme) manasında idrak etmektir.

33'ün ikinci 3'ü, "mevalid-i selâse" yani (üç doğurgan) olup, bunların "maden", "nebât", "hayvan" olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

33'ün ikinci 3'ü, "mevalid-i selâse" yani (üç doğurgan) olup, bunların "maden", "nebât", "hayvan" olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

3'ü 3 ile (3+3) toplarsak 6 eder ki, bu da imanın şartıdır.

6'dan 1'i çıkarırsak 5 eder ki, bu da İslam'ın şartıdır ve birincisi "kelime-i şehadet"tir.

33'ün birinci 3'ü, genel anlamda hadiseleri "ilmelyakîn" (bilgiyle kesin bilme), "aynelyakîn" (gözle görerek kesin bilme), "hakkelyakîn" (hakikatini yaşayarak kesin bilme) manasında idrak etmektir.

33'ün ikinci 3'ü, "mevalid-i selâse" yani (üç doğurgan) olup, bunların "maden", "nebât", "hayvan" olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

3 ü 3 ile (3+3) toplarsak 6 eder, ki bu da imanın şartıdır. 

6 dan 1 i çıkarırsak 5 eder, ki İslam’ın şartıdır, ki birincisi “kelime-i şehadet”tir. 

33 ün birinci 3 ü, genel anlamda hadiseleri “ilmel yakiyn”, “aynel yakiyn”, “hakkel yakiyn” manada idrak etmektir. 

33 ün ikinci 3 ü, “mevalidi selase” yani (üç doğurgan), ki bunlar “maden”, “nebat”, “hayvan” olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. 

Ayrıca cennet ehli erkeklerin de 33 yaşlarında olacakları bildirilmiştir. Efendimiz kendisi de, orasının cennet bahçesi olduğunu bildirmiştir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca cennet ehli erkeklerin de 33 yaşlarında olacakları bildirilmiştir. Efendimiz (a.s.) kendisi de, orasının cennet bahçesi olduğunu bildirmiştir.

Yüz ölçümünün o dönemde 1050 m2 olması da bu hakikatleri destekler niteliktedir; çünkü toplarsak (1+0+5+0) = 6 eder, ki hangi yönden bakılsa gerek harf, gerek rakam, gerek görünen, gerek bâtın bütün sistemleriyle mutlak bir uyum sağlanmaktadır.

Ayrıca cennet ehli erkeklerin de 33 yaşlarında olacakları bildirilmiştir. Efendimiz (a.s.) kendisi de, orasının cennet bahçesi olduğunu bildirmiştir.

Yüz ölçümünün o dönemde 1050 m2 olması da bu hakikatleri destekler hükmündedir; çünkü toplarsak (1+0+5+0) = 6 eder, ki hangi yönden bakılsa gerek harf, gerek rakam, gerek zâhir, gerek bâtın bütün sistemleriyle mutlak bir uyum sağlanmaktadır.

Aslında konumuz bu tür araştırma yapmak olmadığından çok belirgin olanlarını ifade etmeye çalışıyoruz. Daha derinlemesine araştırma yapıldığında hayretimizin ne kadar çok artacağı ortadadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Aslında konumuz bu tür araştırma yapmak olmadığından, çok belirgin olanlarını ifade etmeye çalışıyoruz. Daha derinlemesine araştırma yapıldığında hayretimizin ne kadar çok artacağı ortadadır.

Yüz ölçümünün o dönemde 1050 m2 olması da bu hakikatleri destekler hükmündedir; çünkü toplarsak (1+0+5+0) = 6 eder, ki hangi yönden bakılsa gerek harf, gerek rakam, gerek görünen, gerek batın bütün sistemleriyle mutlak bir uyum sağlanmaktadır.

Yüz ölçümünün o dönemde 1050 m2 olması da bu hakikatleri destekler hükmündedir; çünkü toplarsak (1+0+5+0) = 6 eder, ki hangi yönden bakılsa gerek harf, gerek rakam, gerek zahir, gerek batın bütün sistemleriyle mutlak bir uyum sağlanmaktadır. 

Aslında mezuumuz bu tür araştırma yapmak olmadığından çok belirgin olanlarını ifade etmeye çalışıyoruz. Daha derinlemesine araştırma yapıldığında hayretimizin ne kadar çok artacağı ortadadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Aslında konumuz bu tür bir araştırma yapmak olmadığından, çok belirgin olanlarını ifade etmeye çalışıyoruz. Daha derinlemesine araştırma yapıldığında hayretimizin ne kadar çok artacağı ortadadır.

Mescid-i Nebevî'nin içinde, kıble yönünde 6 sıra beyaz mermer sütun bulunmaktadır ve bunların aralarında 5 boşluk vardır. Kıbleyi arkamıza alarak içeride Mescid-i Nebevî'ye karşı durduğumuzda, birinci boşlukta Efendimizin, Hz. Ebubekir Sıddık ve Hz. Ömer (r.a.)'ın etrafı ve üstü kapalı kabirlerinin bulunduğu yeri görürüz. Sağdan sola doğru bu mekâna, özel durumlar dışında içeriye girmeye izin yoktur.

“Mescidi Nebevi”nin içinde kıble istikametinde 6 sıra beyaz mermer sütun bulunmaktadır ve bunların aralarında 5 boşluk vardır. Kıbleyi arkamıza alarak içerde “Mescidi Nebevi”ye karşı durduğumuzda 1 inci boşlukta Efendimizin Hz. Ebubekir Sıddık ve Hz. Ömer (RA)’ın etraf ve üstü kapalı kabirlerinin bulunduğu yerini görürüz. Sağdan sola doğru bu mekan dışa kapalı özel haller dışında içeriye girmeye izin yoktur. 

Mescid-i Nebevî'nin içinde kıble yönünde 6 sıra beyaz mermer sütun bulunur ve bunların arasında 5 boşluk vardır. Kıbleyi arkamıza alıp içeride Mescid-i Nebevî'ye karşı durduğumuzda, birinci boşlukta Efendimizin, Hz. Ebubekir Sıddık'ın ve Hz. Ömer'in (r.a.) etrafı ve üstü kapalı kabirlerinin bulunduğu yeri görürüz. Sağdan sola doğru bu mekâna, özel durumlar dışında içeriye girmeye izin yoktur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Mescid-i Nebevî'nin içinde kıble yönünde 6 sıra beyaz mermer sütun bulunur ve bunların arasında 5 boşluk vardır. Kıbleyi arkamıza alıp içeride Mescid-i Nebevî'ye karşı durduğumuzda, birinci boşlukta Efendimizin, Hz. Ebubekir Sıddık'ın ve Hz. Ömer'in (r.a.) etrafı ve üstü kapalı kabirlerinin bulunduğu yeri görürüz. Sağdan sola doğru bu mekâna, özel durumlar dışında içeriye girmeye izin yoktur.

İşte bu makam Medine şehrindeki "Makam-ı Mahmud"dur.

İşte bu makam medine şehrindeki “Makamı Mahmud”dur. 

İşte bu makam, Medine şehrindeki "Makam-ı Mahmud"dur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

İşte bu makam, Medine şehrindeki "Makam-ı Mahmud"dur.

İkinci (2.) direkler arasındaki boşluk ise, "zât cenneti"dir, zât ile ilgili olanlara özgüdür.

Üçüncü (3.) direkler arasındaki boşluk ise, "sıfat cenneti"dir. Burası ise, sıfatlarla ilgili olanlara mahsustur.

Dördüncü (4.) direkler arası boşluk ise, "esmâ cenneti"dir, isimlerle ilgili olanlara mahsustur.

İkinci (2.) direkler arasındaki boşluk ise, "zât cenneti"dir, zâtiyyun'a (zât ile ilgili olanlara) özgüdür.

Üçüncü (3.) direkler arasındaki boşluk ise, "sıfat cenneti"dir. Burası ise, sıfatiyyun'a (sıfatlarla ilgili olanlara) mahsustur.

Dördüncü (4.) direkler arası boşluk ise, "esmâ cenneti"dir, esmâiyyun'a (isimlerle ilgili olanlara) mahsustur.

Beşinci (5.) direkler arası boşluk ise, "ef'âl cenneti"dir, ef'âliyyun'a (fiillerle ilgili olanlara) mahsustur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.8s

Beşinci direkler arası boşluk ise, "fiiller cenneti"dir, fiillerle ilgili olanlara özgüdür.

Bu cennetler, "Rahman Suresi"nde bildirilen tevhid cennetleridir. Amel ve fiil cennetleri değildir.

İkinci direkler arasındaki boşluk ise, “zât cenneti”dir, zâta ait olanlara hastır.

Üçüncü direkler arasındaki boşluk ise, “sıfat cenneti”dir. Burası ise, sıfatlara ait olanlara özgüdür.

Dördüncü direkler arası boşluk ise, “isimler cenneti”dir, isimlere ait olanlara özgüdür.

Bu cennetler, "Rahman Suresi"nde bildirilen tevhid cennetleridir. Amel ve fiil cennetleri değildir. (17)

İkinci (2.) direkler arasındaki boşluk ise, “zat cenneti”dir, zatiyyun’a hastır. 

Üçüncü (3.) direkler arasındaki boşluk ise, “sıfat cenneti”dir. Burası ise, sıfatıyyun’a mahsustur. 

Dördüncü (4.) direkler arası boşluk ise, “esma cenneti”dir, esmaiyyun’a mahsustur. 

Beşinci (5.) direkler arası boşluk ise, “ef’al cenneti”dir, ef’aliyyun’a mahsustur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Beşinci direkler arası boşluk ise, "fiiller cenneti"dir, fiil ehli olanlara özgüdür.

Bu cennetler, "Rahman Suresi"nde bildirilen tevhid cennetleridir. Amel ve fiil cennetleri değildir.

Şimdi verilen krokiden takip ederek sıra ile Mescid-i Nebevî'nin diğer özel yerlerini, "Muhammed Allah'ın Resulüdür" hükmü gereği "Allah'tan başka ilah yoktur" Kelime-i Tevhid'inin zuhuru ile anlamaya çalışalım. Çünkü bütün bu yerlerde Kelime-i Tevhid'in zuhur hakikatleri mevcuttur.

Bu cennetler, “Rahman Suresi”nde bildirilen tevhid cennetleridir. Amel ve fi’il cennetleri değildir. (17)

Not : (17) Bu hususta daha geniş bilgi isteyenler “errahman” isimli kitabımıza bakabilirler.)

Not: (17) Bu hususta daha geniş bilgi isteyenler "errahman" isimli kitabımıza bakabilirler.

Şimdi verilen krokiden takip ederek sıra ile Mescid-i Nebevî'nin diğer özel yerlerini, "Muhammed Allah'ın Resulüdür" hükmü gereği "Allah'tan başka ilah yoktur" Kelime-i Tevhid'inin zuhuru ile anlamaya çalışalım. Çünkü bütün bu yerlerde Kelime-i Tevhid'in zuhur hakikatleri mevcuttur.

Şimdi verilen krokiden takip ederek sıra ile “Mescidi Nebevi”nin diğer özel mahallerini (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” hükmü gereği (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” “Kelime-i Tevhid’in zuhuru ile anlamaya çalışalım. Çünkü bütün bu mahallerde “Kelime-i Tevhid’in zuhur hakikatleri mevcuttur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Şimdi verilen krokiden takip ederek sıra ile Mescid-i Nebevî'nin diğer özel yerlerini "Muhammed Allah'ın Resulüdür" hükmü gereği, "Allah'tan başka ilah yoktur" Kelime-i Tevhid'in zuhuru ile anlamaya çalışalım. Çünkü bütün bu yerlerde Kelime-i Tevhid'in zuhur hakikatleri mevcuttur.

1. Ağlayan Hurma Kütüğü: Mescid'de önceleri minber yoktu. Efendimiz bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap ederdi. Daha sonra üç (3) basamaklı bir minber yapıldı ve peygamberimiz hutbelerini bu minberde iradetti.

1. Ağlayan Hurma kütüğü 1. Ağlayan Hurma Kütüğü Mescid'de önceleri minber yoktu. Efendimiz bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap ederdi. Daha sonra üç (3) basamaklı bir minber yapıldı ve peygamberimiz hutbelerini bu minberde iradetti.

Minberin üç (3) basamaklı olması, "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi), "hakkel yakîn" (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) ilimlerinin kaynağı ve zuhur yeri olmasındandır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Minberin üç basamaklı olması, "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi), "hakkel yakîn" (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) ilimlerinin kaynağı ve ortaya çıktığı yer olmasındandır.

Bu sırada bir de mucize meydana geldi. Şöyle ki, Efendimiz bir cuma günü hutbesini bu minberden okumaya başlayınca, daha önce dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğünün, peygamberimizden ayrı kaldığı için yavrusundan ayrı kalan bir devenin feryadı gibi inlemeye başladığı duyuldu ve görüldü. Bunun üzerine Peygamberimiz minberden inerek bu hurma kütüğünü kucaklayıp okşadı ve kütüğün inlemesi kesildi.

Bu sırada bir de mucize meydana geldi. Şöyle ki, Efendimiz bir cuma günü hutbesini bu minberden iradetmeye başlayınca, daha önce dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğünün, peygamberimizden ayrı kaldığı için yavrusundan ayrı kalan bir devenin feryadı gibi inlemeye başladığı duyuldu ve görüldü. Bunun üzerine Peygamberimiz minberden inerek bu hurma kütüğünü kucaklayıp okşadı ve kütüğün inlemesi kesildi.

Mescid’de önceleri minber yoktu, Efendimiz bir hurma kütüğüne yaslanarak cema’ate hitap ederdi. Daha sonra üç (3) basamaklı bir minber yapıldı ve peygamberimiz hutbelerini bu minberde iradetti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.2s

Mescid'de önceleri minber yoktu, Efendimiz bir hurma kütüğüne yaslanarak cemaate hitap ederdi. Daha sonra üç (3) basamaklı bir minber yapıldı ve peygamberimiz hutbelerini bu minberde irad etti.

Minberin üç (3) basamaklı olması "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi), "hakkel yakîn" (yaşayarak kesin bilgi) ilimlerinin kaynağı ve zuhur yeri olmasındandır.

Bu sırada bir de mucize meydana geldi, şöyle ki, Efendimiz bir cuma günü hutbesini bu minberden irad etmeye başlayınca daha önce dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğünün peygamberimizden ayrı kaldığı için yavrusundan ayrı kalan bir devenin feryadı gibi inlemeye başladığı duyuldu, görüldü. Bunun üzerine Peygamberimiz minberden inerek bu hurma kütüğünü kucaklayıp okşadı ve kütüğün inlemesi kesildi.

Minberin üç (3) basamaklı olması “ilmel yakiyn”, “aynel yakiyn”, “hakkel yakiyn” ilimlerinin menbaı ve zuhur yeri olmasındandır. 

Bu sırada bir de mu’cize meydana geldi, şöyle ki, Efendimiz bir cum’a günü hutbesini bu minberden iradetmeye başlayınca daha önce dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğünün peygamberimizden ayrı kaldığı için yavrusundan ayrı kalan bir devenin feryadı gibi inlemeye başladığı duyuldu, görüldü. Bunun üzerine Peygamberimiz minberden inerek bu hurma kütüğünü kuçaklayıp okşadı ve kütüğün inlemesi kesildi. 

Peygamberimiz (sav.), “Eğer ben onu kucaklamamış olsaydım kıyamet gününe kadar hep böyle inleyip duracaktı,” buyurdu. (18) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Peygamberimiz (s.a.v.), "Eğer ben onu kucaklamamış olsaydım kıyamet gününe kadar hep böyle inleyip duracaktı," buyurdu.

O kütük daha sonra Peygamberimizin emriyle yerinden alınıp minberin altına defnedildi.

Hurma bilindiği gibi bir meyvedir, onun ağacı da bitkidir, eskiler "nebât" derler. Nebâtlarla insanlar çok iç içe olan varlıklardır.

Peygamberimiz (s.a.v.), "Eğer ben onu kucaklamamış olsaydım kıyamet gününe kadar hep böyle inleyip duracaktı," buyurdu.

O kütük daha sonra Peygamberimizin emriyle yerinden alınıp minberin altına defnedildi.

Hurma bilindiği gibi bir meyvedir, onun ağacı da bitkidir, eskiler "nebât" derler. Nebâtlarla insanlar çok iç içe olan varlıklardır.

Namazlarımızda "kıyamda" (ayakta) durduğumuz bölüm onlarla ilgilidir. Onlar bir ömür boyu Hakk'ın huzurunda ayakta durmaktadırlar ve ibadetlerine böylece devam etmektedirler; hiçbir şey istemeden hep verirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Namazlarımızda ayakta durduğumuz bölüm onlarla ilgilidir. Onlar bir ömür boyu Hakk'ın huzurunda ayakta durmaktadırlar ve ibadetlerine böylece devam etmektedirler; hiçbir şey istemeden hep verirler.

Not : (18) İbn-i Mace 1-5-454)

O kütük daha sonra Peygamberimizin emriyle yerinden alınıp minberin altına defnedildi.

Hurma bilindiği gibi bir meyvedir, onun ağacı da bitkidir, eskiler "nebât" derler. Nebâtlarla insanlar çok iç içe olan varlıklardır.

Not : (18) İbn-i Mace 1-5-454)

O kütük daha sonra Peygamberimizin emriyle yerinden alınıp minberin altına defnoldu. 

Hurma bilindiği gibi bir meyvedir, onun ağacı da bitkidir, eskiler “nebat” derler. Nebatlarla insanlar çok iç içe olan varlıklardır.

Namazlarımızda “kıyamda” (ayakta) durduğumuz bölüm onlarla ilgilidir. Onlar bir ömür boyu hakkın huzurunda ayakta durmaktadırlar ve ibadetlerine böylece devam etmektedirler; hiç birşey istemeden hep verirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Namazlarımızda "kıyamda" (ayakta) durduğumuz bölüm onlarla ilgilidir. Onlar bir ömür boyu Hakk'ın huzurunda ayakta durmaktadırlar ve ibadetlerine böylece devam etmektedirler; hiçbir şey istemeden hep verirler.

Hurma, "kesrette vahdeti" (çoklukta birliği) ifade etmektedir.

Hurma, "çoklukta birliği" ifade etmektedir.

Bilindiği gibi, Hz. Meryem hamileliği anlaşıldığında şehrin kenarına çıkmış, orada bulunan kurumuş bir hurma kütüğünün yanında yaşamaya başlamıştır. O hurma kütüğü, kuru olduğu halde yeşerip hurma vermiştir. Hurmalardan yiyerek, aşağıdan kaynayan pınardan da su içerek o günlerini böylece tamamlamıştır.

Hurma, “kesrette vahdeti” (çoklukta birliği) ifade etmektedir. 

Hurma, "çoklukta birliği" ifade etmektedir.

Bilindiği gibi, Hz. Meryem hamileliği anlaşıldığında şehrin kenarına çıkmış, orada bulunan kurumuş bir hurma kütüğünün yanında yaşamaya başlamıştır. O hurma kütüğü, kuru olduğu halde yeşerip hurma vermiştir. Hurmalardan yiyerek, aşağıdan kaynayan pınardan da su içerek o günlerini böylece tamamlamıştır.

Bütün varlıklar insana âşık oldukları gibi, onlar da insana âşıktırlar; çünkü onlar mi'rac sebepleridir. Hele Efendimizin yakınlarında olan bir varlığın ondan uzak kalması zor bir olaydır. İşte bu yüzden hurma kütüğü az kenarda dahi bu ayrılığa dayanamayıp inlemeye başlamıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bütün varlıklar insana âşık oldukları gibi, insanlar da onlara âşıktır; çünkü onlar yükseliş sebepleridir. Hele Efendimizin yakınlarında olan bir varlığın ondan uzak kalması zor bir olaydır. İşte bu yüzden hurma kütüğü az kenarda dahi bu ayrılığa dayanamayıp inlemeye başlamıştır.

Bilindiği gibi, Hz. Meryem hamileliği anlaşılınca şehrin kenarına çıkmış, orada bulunan kurumuş bir hurma kütüğünün yanında ikamet etmeye başlamıştır. O hurma kütüğü, kuru olduğu halde yeşerip hurma vermiştir. Hurmalardan yiyerek, aşağıdan kaynayan pınardan da su içerek, o günlerini böylece tamamlamıştır.

 Bilindiği gibi, Hz. Meryem hamileliği anlaşılınca şehrin kenarına çıkmış orada bulunan kurumuş bir hurma kütüğünün yanında ikamete başlamıştır. O hurma kütüğü, kuru olduğu halde yeşerip, hurma vermiştir. Hurmalardan yiyerek, aşağıdan kaynayan pınardan da su içerek, o günlerini böylece tamamlanmıştır.

Bütün varlıklar insan’a aşık oldukları gibi, onlar da insan’a aşıktırlar, çünkü mi’rac sebebleridir. Hele Efendimizin yakınlarında olan bir varlığın ondan uzak kalması zor bir hadisedir. İşte bu yüzden hurma kütüğü az kenarda dahi bu ayrılığa tahammül edemeyip, inlemeye başlamıştır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bütün varlıklar insana âşık oldukları gibi, onlar da insana âşıktırlar, çünkü mi'racın sebepleridir. Hele Efendimizin yakınlarında olan bir varlığın ondan uzak kalması zor bir hadisedir. İşte bu yüzden hurma kütüğü az kenarda dahi bu ayrılığa tahammül edemeyip, inlemeye başlamıştır.

Ey gönül dostum, ondan uzak kalmaya bizlerin gönlü nasıl razı olur? Hiç olmazsa hurma kütüğü kadar ol da ağla, inle, Peygamberinin sevgisine sahip ol, gaflette kalma. O makamda bitkilere dahi bir şahsiyet tanınmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ey gönül dostum, ondan uzak kalmaya bizim gönlümüz nasıl razı olur? Hiç olmazsa hurma kütüğü kadar ol da ağla, inle, Peygamberinin sevgisine sahip ol, gaflette kalma. O makamda bitkilere dahi bir şahsiyet tanınmıştır.

2. Hz. Aişe sütunu, görünen ve görünmeyen her türlü rızkın yeri, üretim sahasıdır. Kendisinin İslami ilimlerin eğitiminde büyük gayreti olmuştur. Ayrıca o makamda hanımların da yeri olduğunu belirtir. Nefs-i küllün (evrensel nefsin) dahi orada tecellisi (ortaya çıkışı) vardır.

Ey gönül dostum ondan uzak kalmaya bizlerin gönlü nasıl razı olur. Hiç olmazsa hurma kütüğü kadar ol da ağla, inle Peygamberinin sevgisini sahip ol, gaflette kalma. O makamda bitkilere dahi bir şahsiyet tanınmıştır. 

Ey gönül dostum, ondan uzak kalmaya bizlerin gönlü nasıl razı olur? Hiç olmazsa hurma kütüğü kadar ol da ağla, inle, Peygamberinin sevgisine sahip ol, gaflette kalma. O makamda bitkilere dahi bir şahsiyet tanınmıştır.

2. Hz. Aişe sütunu Aişe (iaşe) sütunu, görünen ve görünmeyen her türlü rızkın yeri, üretim sahasıdır. Kendisinin İslami ilimlerin eğitiminde büyük gayreti olmuştur. Ayrıca o makamda hanımların da yeri olduğunu belirtir. Nefs-i küllün (evrensel nefsin) dahi orada tecellisi (ortaya çıkışı) vardır.

2. Hz. Aişe sütunu Aişe (iaşe) sütunu, zahir ve batın her türlü rızkın mahalli, üretim sahası. Kendisinin islami ilimlerin eğitiminde büyük gayreti olmuştur. Ayrıca o makamda hanımların da yeri olduğunu belirtir. Nefsi küllün dahi orada tecellisi vardır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

2. Hz. Aişe sütunu, zahir ve batın her türlü rızkın yeri ve üretim sahasıdır. Kendisinin İslami ilimlerin eğitiminde büyük gayreti olmuştur. Ayrıca o makamda hanımların da yeri olduğunu belirtir. Nefsi küllün dahi orada tecellisi (ortaya çıkışı) vardır.

3. Hz. Lübabe'nin tövbe sütunu. Ebu Lübabe, Medineli ensarın ileri gelenlerinden idi. Birçok savaşa katıldığı gibi Uhud Savaşı'na da katıldı. Beni Kurayza kuşatmasında, onun müttefiki ve komşuları olan Yahudiler, Ebu Lübabe'nin kendi yanlarına gönderilmesini istediler ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşıladılar.

3. Hz. Lübabe’nin tevbe sütunu 3. Hz. Lübabe'nin tövbe sütunu Ebu Lübabe, Medineli ensarın ileri gelenlerinden idi. Birçok savaşa katıldığı gibi "Uhud Savaşı"na da katıldı. "Beni Kurayza" kuşatmasında, onun müttefiki ve komşuları olan Yahudiler, Ebu Lübabe'nin kendi yanlarına gönderilmesini istediler ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşıladılar.

Ebu Lübabe onlara kumandan Sa'd b. Muaz'ın hükmüne boyun eğmelerini ve teslim olmalarını tavsiye etti. Bunun kılıçtan geçirilmek demek olduğunu anlatmak için de eliyle boğazını işaret etti.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ebu Lübabe onlara kumandan Sa'd b. Muaz'ın hükmüne boyun eğmelerini ve teslim olmalarını tavsiye etti. Bunun kılıçtan geçirilmek demek olduğunu anlatmak için de eliyle boğazını işaret etti.

Ebu Lübabe, Medine’li ensarın ileri gelenlerinden idi. Birçok savaşa katıldığı gibi “Uhud Savaşı”na da katıldı. “Beni Kurayza” muhasarasında onun müttefiki ve komşuları olan Yahudiler Ebu Lübabe’nin yanlarına gönderilmesini istediler ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşıladılar.

Ebu Lübabe, Medine’li ensarın ileri gelenlerinden idi. Birçok savaşa katıldığı gibi “Uhud Savaşı”na da katıldı. “Beni Kuzayr”a muhasarasında onun müttefiki ve komşuları olan yahudiler Ebu Lübabe’nin yanlarına gönderilmesini istediler ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşıladılar. 

Ebu Lübabe onlara kumandan Sa’d b. Muaz’ın hükmüne boyun eğmelerini ve teslim olmalarını tavsiye etti. Bunun kılıçtan geçirilmek demek olduğunu anlatmak için de eliyle boğazını işaret etti. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Ebu Lübabe onlara komutan Sa'd b. Muaz'ın hükmüne boyun eğmelerini ve teslim olmalarını tavsiye etti. Bunun kılıçtan geçirilmek demek olduğunu anlatmak için de eliyle boğazını işaret etti.

Fakat daha sonra pişman oldu ve bu davranışı ile Allah'a ve Rasulüne ihanet ettiğini düşünerek, Hz. Peygamber'in yanına uğramadan mescide gidip, kendisini bir direğe bağlattı. Affedildiğine dair ayet nazil oluncaya ve bizzat Hz. Peygamber tarafından çözülünceye kadar bir hafta yiyip içmeden direğe bağlı olarak kaldı. Sonraları bu direk "üstüvanet't tevbe" (tevbe direği) diye anıldı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Fakat daha sonra pişman oldu ve bu davranışı ile Allah'a ve Rasulüne ihanet ettiğini düşünerek, Hz. Peygamber'in yanına uğramadan mescide gidip, kendisini bir direğe bağlattı. Affedildiğine dair ayet nazil oluncaya ve bizzat Hz. Peygamber tarafından çözülünceye kadar bir hafta yiyip içmeden direğe bağlı olarak kaldı. Sonraları bu direk "üstüvanet't tevbe" (tevbe direği) diye anıldı.

Ebu Lübabe (r.a.)'nın düştüğü bu hata ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim Enfal suresi 8/27 ayeti,

Fakat daha sonra pişman oldu ve bu davranışıyle Allah’a ve Rasulüne ihanet ettiğini düşünerek, Hz. Peygamber’in yanına uğramadan mescid’e gidip, kendisini bir direğe bağlattı. Affedildiğine dair ayet nazil oluncaya ve bizzat Hz. Peygamber tarafından çözülünceye kadar bir hafta yiyip içmeden direğe bağlı olarak kaldı. Sonraları bu direk “üstüvanet’t tevbe” (tevbe direği) diye anıldı. 

Fakat daha sonra pişman oldu ve bu davranışı ile Allah'a ve Rasulüne ihanet ettiğini düşünerek, Hz. Peygamber'in yanına uğramadan mescide gidip, kendisini bir direğe bağlattı. Affedildiğine dair ayet nazil oluncaya ve bizzat Hz. Peygamber tarafından çözülünceye kadar bir hafta yiyip içmeden direğe bağlı olarak kaldı. Sonraları bu direk "üstüvanet't tevbe" (tevbe direği) diye anıldı.

Ebu Lübabe (r.a.)'nın düştüğü bu hata ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim Enfal suresi 8/27 ayeti,

Ebu Lübabe (RA)’nın düştüğü bu hata ile ilgili olarak Kur’anı Keriym Enfal suresi 8/27 ayeti, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Ebu Lübabe'nin (RA) düştüğü bu hata ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in Enfal suresi 8/27 ayeti:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ

"Ey iman edenler, Allah'a ve Resulüne hainlik etmeyin. Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin." ayeti indi.

Durum Resulullah'a arz edildi. Peygamberimiz, "Eğer doğruca yanıma gelseydi, bağışlanmasını Yüce Allah'tan dilerdim. Madem ki o kendisini bağlatmış, artık Yüce Allah tevbesini kabul edinceye kadar onu bulunduğu yerde bırakırım," buyurdu.

سُؤْلعذينَ آمَنُوا لَا تَخُونُوا اللهَ وَالرّعلَهَا اَلْو٢٧ يَا آي

“Ey iman edenler, Allah’a ve Resulüne hainlik etmeyin. Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin.” ayeti nazil oldu.

Durum Resulullah’a arz edildi. Peygamberimiz, “Eğer doğruca yanıma gelseydi, bağışlanmasını Yüce Allah’tan dilerdim. Madem ki o kendisini bağlatmış, artık Yüce Allah tevbesini kabul edinceye kadar onu bulunduğu yerde bırakırım,” buyurdu.

وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

“Ey iman edenler, Allah’a ve Resulü’ne hainlik etmeyin. Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin.” ayeti nazil oldu.

Durum Resulullah’a arz edildi. Peygamberimiz, “Eğer doğruca yanıma gelseydi, bağışlanmasını Yüce Allah’tan dilerdim. Madem ki o kendisini bağlatmış, artık Yüce Allah tevbesini kabul edinceye kadar onu bulunduğu yerde bırakırım,” buyurdu.

“ya eyyühelleziyne amenu la tehunullahe ver resule ve tehunu emanatiküm ve entüm ta’lemune”

mealen, “ey iman edenler Allah’a ve rasulüne hainlik etmeyin. Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin.” nazil oldu. 

Durum Rasulüllah’a arz edildi. Peygamberimiz, “eğer doğruca yanıma gelseydi, bağışlanmasını Allahu Teala’dan dilerdim. Madem ki o kendisini bağlatmış artık Allahu Teala tevbesini kabul edinceye kadar onu bulunduğu yerde bırakırım,” buyurdu. 

Ebu Lübabe (RA) bu şekilde direğe bağlı olarak bir hafta kaldı. Ancak her namaz vaktinde bağları çözülür, namazını kıldıktan sonra yine direğe bağlanırdı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Ebu Lübabe (r.a.) bu şekilde direğe bağlı olarak bir hafta kaldı. Ancak her namaz vaktinde bağları çözülür, namazını kıldıktan sonra yine direğe bağlanırdı.

Ebu Lübabe (r.a.) bu şekilde direğe bağlı olarak bir hafta kaldı. Ancak her namaz vaktinde bağları çözülür, namazını kıldıktan sonra yine direğe bağlanırdı.

Nihayet Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme’nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi, Rasulüllah gülmeye başladı.

Ebu Lübabe (r.a.) bu şekilde direğe bağlı olarak bir hafta kaldı. Ancak her namaz vaktinde bağları çözülür, namazını kıldıktan sonra yine direğe bağlanırdı.

Nihayet Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme’nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi, Rasulüllah gülmeye başladı.

Ümmü Seleme, “Niçin gülüyorsun Ya Rasulüllah?” dedi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Ümmü Seleme, "Niçin gülüyorsun ey Allah'ın Elçisi?" dedi.

Peygamberimiz, "Ebu Lübabe'nin tevbesi kabul oldu," buyurdu.

Allah'ın Elçisi'nin izni üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına dikildi, mescidde bulunan Ebu Lübabe'ye, "Seni müjdelerim, Allah senin tevbeni kabul buyurdu," diyerek, müjdeyi ulaştırdı.

Nihayet Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme'nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi, Allah'ın Elçisi gülmeye başladı.

Peygamberimiz, “Ebu Lübabe’nin tevbesi kabul oldu,” buyurdu.

Rasulüllah’ın müsaadesi üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına dikildi, mescidde bulunan Ebu Lübabe’ye, “Seni müjdelerim, Allah senin tevbeni kabul buyurdu,” diyerek, müjdeyi ulaştırdı.

Nihayet Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme’nin evinde bulunduğu bir sırada vahiy geldi, Rasulüllah gülmeye başladı. 

Ümmü Seleme, “Niçin gülüyorsun Ya Rasulüllah?” dedi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ümmü Seleme, "Niçin gülüyorsun Ey Allah'ın Elçisi?" dedi.

Peygamberimiz, "Ebu Lübabe'nin tevbesi kabul oldu," buyurdu.

Allah'ın Elçisi'nin izni üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına dikildi, mescidde bulunan Ebu Lübabe'ye, "Seni müjdelerim, Allah senin tevbeni kabul buyurdu," diyerek, müjdeyi ulaştırdı.

Ashab onu bağlı olduğu direkten çözüp, salıvermek için koşuştular. Ebu Lübabe, "Hayır vallahi beni Allah'ın Elçisi kendi eliyle salıvermedikçe bağlandığım direkten ayrılmam," dedi.

Peygamberimiz, “Ebu Lübabe’nin tevbesi kabul oldu,” buyurdu. 

Rasulüllah’ın müsaadesi üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına dikildi, mescidde bulunan Ebu Lübabe’ye, “Seni müjdelerim, Allah senin tevbeni kabul buyurdu,” diyerek, müjdeyi ulaştırdı. 

Ashab onu bağlı olduğu direkten çözüp, salıvermek için koşuştular. Ebu Lübabe, “Hayır vallahi beni Rasulüllah eli ile salıvermedikçe bağlandığım direkten ayrılmam,” dedi. 

Ashab onu bağlı olduğu direkten çözüp, serbest bırakmak için koşuştular. Ebu Lübabe, "Hayır vallahi, beni Rasulüllah kendi eliyle serbest bırakmadıkça bağlandığım direkten ayrılmam," dedi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Ashab onu bağlı olduğu direkten çözüp, serbest bırakmak için koşuştular. Ebu Lübabe, "Hayır vallahi, beni Rasulüllah kendi eliyle serbest bırakmadıkça bağlandığım direkten ayrılmam," dedi.

Peygamberimiz sabah namazına giderken yanına uğrayıp onu serbest bıraktı.

Ebu Lübabe "Mescid-i Dırar"ın yapımına da yardımda bulundu, ancak bu konuda herhangi bir suçlamaya maruz kalmadı.

Peygamberimiz sabah namazına giderken yanına uğrayıp onu serbest bıraktı.

Ebu Lübabe "Mescid-i Dırar"ın yapımına da yardımda bulundu, ancak bu konuda herhangi bir suçlamaya maruz kalmadı. (20)

(Not: (20) Bu hususta geniş bilgi, sahabenin hayat hikayelerini yazan kitaplarda mevcuttur, arzu eden araştırabilir.)

Peygamberimiz sabah namazına giderken yanına uğrayıp salıverdi. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Peygamberimiz sabah namazına giderken yanına uğrayıp onu serbest bıraktı.

Ebu Lübabe, "Mescid-i Dırar"ın yapımına da yardım etti, ancak bu konuda herhangi bir suçlamaya maruz kalmadı. (20)

(Not: (20) Bu hususta geniş bilgi, sahabenin hayat hikayelerini yazan kitaplarda mevcuttur, arzu eden araştırabilir.)

Ebu Lübabe olayı, Hakk Yolcusu'nun seyr-i sülûk (manevi yolculuk) yolunda çok önemli bir oluşumdur. Düşünmeden yapılan küçük bir hatanın bile ne kadar büyük, kişiye yakışmayan bir şey olduğunu ve ancak çok samimi bir tövbe ve pişmanlıkla bu sorumluluktan kurtulma imkanı olduğunu, başka yolunun olmadığını açıkça ifade etmektedir.

Ebu Lübabe “Mescid-i Dırar”ın yapımına da yardımda bulundu, ancak bu konu da herhangi bir ithama uğramadı. (20)

(Not : (20) Bu hususta geniş bilgi sahabenin hayat hikayelerini yazan kitaplarda mevcuttur, arzu eden araştırabilir.) 

Ebu Lübabe hadisesi seyri süluk yolunda çok önemli bir oluşumdur. Düşünmeden yapılan küçük bir hatanın bile ne kadar büyük, kişiye yakışmayan birşey olduğunu ve ancak çok samimi bir tevbe ve pişmanlıkla bu sorumluluktan kurtulma imkanı olduğu, başka yolunun olmadığını açıkça ifade etmektedir. 

Ebu Lübabe hadisesi, Hakk Yolcusu'nun seyr-i sülûk (manevî yolculuk) yolunda çok önemli bir oluşumdur. Düşünmeden yapılan küçük bir hatanın bile ne kadar büyük, kişiye yakışmayan bir şey olduğunu ve ancak çok samimi bir tövbe ve pişmanlıkla bu sorumluluktan kurtulma imkânı olduğunu, başka yolunun olmadığını açıkça ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ebu Lübabe olayı, Hakk Yolcusu'nun manevî yolculuk yolunda çok önemli bir oluşumdur. Düşünmeden yapılan küçük bir hatanın bile ne kadar büyük, kişiye yakışmayan bir şey olduğunu ve ancak çok samimi bir tövbe ve pişmanlıkla bu sorumluluktan kurtulma imkânı olduğunu, başka yolunun olmadığını açıkça ifade etmektedir.

Peki, hatasında ısrar edenlerin hâli nice olacaktır? Tek yol, helalleşmek ve özür dilemek, gönül kapısını tekrar açtırmaktır.

Peki, hatasında ısrar edenlerin hâli nice olacaktır? Tek yol, helalleşmek ve özür dilemek, gönül kapısını tekrar açtırmaktır.

Ya hatasında israr edenlerin hali nice olacaktır, tek yol helalleşmek ve özür dilemek, gönül kapısını tekrar açtırmaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ya hatasında ısrar edenlerin hâli nice olacaktır, tek yol helalleşmek ve özür dilemek, gönül kapısını tekrar açtırmaktır.

Bu, "tevbe-i nasuh"tur (samimi tövbe). Bir daha tekrar etmemek üzere biatını (bağlılığını) yenilemektir.

Bu hata "Kelime-i Tevhid"e (Allah'ın birliğine dair söz) karşı yapılan hatadır, özür dilemek de ancak onadır.

Bu “tevbe-i nasuh”tur. Bir daha tekrar etmemek üzere biatını yenilemektir. 

Bu, "tevbe-i nasuh"tur (samimi tövbe). Bir daha tekrar etmemek üzere biatını (bağlılığını) yenilemektir.

İşte bu hata "Kelime-i Tevhid"e (Allah'ın birliğine dair söz) karşı yapılan hatadır, özür dilemek de ancak onadır.

"Mescid-i Nebevî"de bir sütun, bu hakikati her zaman canlı tutmak için olayın olduğu günden beri ayakta durmakta ve idraklerde (anlayışlarda) yaşatmaktadır. Bu meseleyi çok iyi anlamamız gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Mescid-i Nebevî'de bir sütun, bu hakikati her zaman canlı tutmak için olayın olduğu günden beri ayakta durmakta ve anlayışlarda yaşatmaktadır. Bu meseleyi çok iyi anlamamız gerekmektedir.

4. Serir sütunu, Efendimiz (s.a.v.) ibadet amacıyla camide kalırken yanına yataklarını koydukları sütundur.

İşte bu hata "Kelime-i Tevhid"e karşı yapılan hatadır, özür dilemek de ancak onadır.

4. Serir sütunu Efendimiz (s.a.v.) itikafta (ibadet amacıyla camide kalma) iken yanına yataklarını koydukları sütun.

İşte bu hata “Kelime-i Tevhid”e karşı yapılan hatadır, özür dilemek de ancak onadır. 

“Mescidi Nebevi”de bir sütun bu hakikati her dem canlı tutmak için hadisenin olduğu günden beri ayakta durmakta ve idraklerde yaşatmaktadır. Bu meseleyi çok iyi anlamamız gerekmektedir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Mescid-i Nebevî'de bir sütun, bu hakikati her zaman canlı tutmak için olayın olduğu günden beri ayakta durmakta ve idraklerde yaşatmaktadır. Bu meseleyi çok iyi anlamamız gerekmektedir.

4. Serir sütunu, Efendimiz (s.a.v.) itikafta iken yanına yataklarını koydukları sütundur.

İtikaf, dünya işlerinden belirli bir süre uzaklaşıp o süre içerisinde zikir ve daha çok ibadetlerle meşgul olarak Hakk'ta fani olmaktır, "vahdet"tir (birlik).

4. Serir sütunu Efendimiz (sav.) itikafta iken yanına yataklarını koydukları sütun. 

İtikaf, dünya işlerinden belirli bir süre uzaklaşıp o süre içerisinde zikir ve daha çok ibadetlerle meşgul olarak Hakk’ta fani olmaktır, “vahdet”tir. 

İtikaf, dünya işlerinden belirli bir süre uzaklaşıp o süre içinde zikir ve daha çok ibadetlerle meşgul olarak Hakk'ta fani olmak, "vahdet"tir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.2s

İtikaf, dünya işlerinden belirli bir süre uzaklaşıp o süre içinde zikir ve daha çok ibadetlerle meşgul olarak Hakk'ta fani olmak, "vahdet"tir.

Yatakları demek, kendini teslim ettiği "İlahi Rahmet" demektir.

Özel ilahi rahmetin simgesi o direktir. Böylece dikkatimiz bu hakikate çekilmek istenmiştir.

5. Muharras sütunu Efendimiz (s.a.v.)'in korumalığını yapan sahabelerin beklediği sütundur.

Yatakları demek, kendini teslim ettiği “Rahmeti İlahiyye” demektir.

Yatakları demek, kendini teslim ettiği "İlahi Rahmet" demektir.

Özel ilahi rahmetin simgesi o direktir. Böylece dikkatimiz bu hakikate çekilmek istenmiştir.

5. Muharras sütunu Efendimiz (s.a.v.)'in korumalığını yapan sahabelerin beklediği sütundur.

Yatakları demek, kendini teslim ettiği “Rahmeti İlahiyye” demektir.

Özel rahmeti ilahiyye’nin simgesi o direktir. Böylece dikkatimiz bu hakikate çekilmek istenmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Özel ilahi rahmetin simgesi o direktir. Böylece dikkatimiz bu hakikate çekilmek istenmiştir.

5. Muharras sütunu, Efendimiz (s.a.v.)'ın korumalığını yapan sahabelerin beklediği sütundur.

"Kelime-i Tevhid"in ve "Hakikati Muhammedi"nin zâhir ve bâtın korunmasının lazım geldiğini belirten sütundur.

"Kelime-i Tevhid"in ve "Hakikati Muhammedi"nin görünen ve görünmeyen yönlerinin korunması gerektiğini belirten sütundur.

5. Muharras sütunu Efendimiz (sav.)’ın korumalığını yapan sahabelerin beklediği sutundur. 

“Kelime-i Tevhid”in ve “Hakikati Muhammedi”nin zahir ve batın korunmasının lazım geldiğini belirten sütundur. 

"Kelime-i Tevhid"in ve "Hakikati Muhammedi"nin görünen ve görünmeyen yönlerinin korunması gerektiğini belirten sütundur.

6. Vüfud sütunu Efendimiz (s.a.v.)'in yanında heyetleri kabul ettiği sütun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

6. Vüfud sütunu, Efendimiz (s.a.v.)'in yanında heyetleri kabul ettiği sütundur.

Her bir heyet, ziyaret ettiği yere ayrı bir ziyaret sebebiyle gelir; Hz. Muhammed'e ise, daha ziyade özel olarak "Hakikati Muhammedi" yönünden bilgi almak için gelinir, işte bu oluşumun ifadesi o direk ile belirlenmiştir.

Her bir heyet ziyaret ettiği yere ayrı bir ziyaret sebebiyle gelir; Hz. Muhammed'e ise, daha ziyade özel olarak "Hakikati Muhammedi" yönünden bilgi almak için gelinir, işte bu oluşumun ifadesi o direk ile belirlenmiştir.

6. Vüfud sütunu Efendimiz (sav.)’ın yanında heyetleri kabul ettiği sütun. 

Her bir heyet ziyaret ettiği yere ayrı bir ziyaret sebebi ile gelir; Hz. Muhammed’e ise, daha ziyade özel olarak “Hakikati Muhammedi” yönünden bilgi almak için gelinir, işte bu oluşumun ifadesi o direk ile belirlenmiştir. 

7. Teheccüd sütunu 7. Teheccüd sütunu Efendimiz (a.s.)'ın teheccüd namazını kıldığı sütun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

7. Teheccüd sütunu, Efendimiz (a.s.)'ın teheccüd namazını kıldığı sütundur.

Kur'an-ı Kerim'in İsra suresi 17/79 ayetinde, "ve minel leyli fetehecced bihi nafileten leke asa en yeb’aseke rabbüke mekamen mahmude"

mealen, "gecenin bir vakti kalk, senin için nafile hükmünde olan teheccüd namazını kıl" buyrulmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in İsra suresi 17/79 ayetinde, ﴿٧٩﴾ وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبِّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا "ve minel leyli fetehecced bihi nafileten leke asa en yeb’aseke rabbüke mekamen mahmude"

mealen, "gecenin bir vakti kalk, senin için nafile hükmünde olan teheccüd namazını kıl"

 

Efendimiz (sav.)’ın teheccüd namazını kıldığı sütun. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Efendimiz (s.a.v.)'in teheccüd namazını kıldığı sütun.

Kur'an-ı Kerim İsra suresi 17/79 ayetinde,

﴿٧٩﴾ وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ

عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبِّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

"ve minel leyli fetehecced bihi nafileten leke asa en yeb'aseke rabbüke mekamen mahmude"

mealen, "Gecenin bir vaktinde kalk, senin için nafile hükmünde olan teheccüd namazını kıl. Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a çıkarır." ayetinin gerçekleşme ve uygulama yeridir.

Kur’anı Keriym İsra suresi 17/79 ayetinde, 

ذِ بِهِ نَافِلَةً لَّكَعيَلْ فَتَهَجْع٧٩ وَمِنَ الْ

لَكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا ۝وعَسَىٰ أَن يَبْعَثَكَ رَبّ

“ve minel leyli fetehecced bihi nafileten leke asa en yeb’aseke rabbüke mekamen mahmude”

mealen, “gecenin bir vakti kalk senin için nafile hükmünde olan teheccüd namazını kıl umulur ki rabbın seni makamı mahmuda çıkarır.” ayetinin tahakkuk ve tatbikat mahallidir. 

"Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a çıkarır." ayetinin gerçekleşme ve uygulama yeridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a çıkarır." ayetinin gerçekleşme ve uygulama yeridir.

8. Halen imamın namaz kıldırdığı mihrap, "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) bugünkü görünen ve vekalet yeridir.

9. Efendimiz (s.a.v.)'in namaz kıldırdığı mihrap, "Makam-ı Muhammedi"dir; bütün âlemlerin ve varlıkların durduğu makamdır. "İmamü'l-Mübin"dir (Önde olan imam).

"Kelime-i Tevhid"in (Allah'ın birliğini ifade eden söz) peygamberlik diliyle açıklanıp, ilan edilip ve şerh edildiği yerdir; Kâbe'den sonra ibadet konusunda en yüce yerdir.

8. Halen imamın namaz kıldırdığı mihrap, "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) bugünkü görünen ve vekalet yeridir.

9. Efendimiz (s.a.v.)'in namaz kıldırdığı mihrap, "Makam-ı Muhammedi"dir; bütün âlemlerin ve varlıkların durduğu makamdır. "İmamü'l-Mübin"dir (Önde olan imam).

"Kelime-i Tevhid"in (Allah'ın birliğini ifade eden söz) risalet dilinden (peygamberlik diliyle) açıklanıp, ilan edilip ve şerh edildiği yerdir; Kâbe'den sonra ibadet konusunda en yüce yerdir.

 8. Halen imamın namaz kıldırğı mihrab “Hakikati Muhammediyye”nin bugünkü zahiri ve vekalet yeri 9. Efendimiz (sav.)’in namaz kıldırdığı mihrab “Makamı Muhammedi”, bütün alemlerin ve varlıkların durduğu makam. “İmamül Mübin” (Önde olan imam).&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

8. Hâlen imamın namaz kıldırdığı mihrap, "Hakikat-i Muhammediyye"nin bugünkü görünen ve vekâlet yeridir. 9. Efendimiz (a.s.)'ın namaz kıldırdığı mihrap, "Makam-ı Muhammedî"dir; bütün âlemlerin ve varlıkların durduğu makamdır. "İmâmü'l-Mübîn"dir (Önde olan imam).

"Kelime-i Tevhid'in risâlet dilinden açıklanıp, ilân edilip ve şerh edildiği yer; Kâbe'den sonra ibadet hususunda en yüce yerdir.

10. Hâlen hutbelerin okunduğu minber, "Hakikat-i Muhammediyye"nin yaşanan zaman içinde, zamanın gerekliliklerine uygun olarak ve aslını bozmadan hakikatlerinin açılıp yenilendiği ve tekrarlandığı yerdir.

“Kelime-i Tevhid’in risalet dilinden izah, ilan ve şerh edildiği yer; Ka’be’den sonra ibadet hakkında en ulvi yer. 

 10. Halen hutbelerin okunduğu minber 10. Halen hutbelerin okunduğu minber "Hakikat-i Muhammediyye"nin yaşanan zaman içinde, zamanın gerekliliklerine uygun olarak ve aslını bozmadan hakikatlerinin açılıp yenilendiği ve tekrarlandığı yer.

11. Müezzinlik İlahi Zât mertebesinin Muhammediyye mertebesinden açık ilanı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

11. Müezzinlik, İlahi Zât mertebesinin Muhammediyye mertebesinden açıkça ilanıdır.

Aynı şekilde, Muhammediyye mertebesinin de bütün âlemlere olan ilanıdır.

12. İç kapı, Cemaate içerideki dönüşümleri sağlayan geçittir. Bu, Hakk Yolcularının kendi içindeki nefis mertebeleri düzeyinden dönüşümleridir.

"Hakikati Muhammedi"nin yaşanan zaman içerisinde zamanın gerekliliklerine ve aslını bozmadan hakikatlerinin açılıp yenilendiği ve tekrarlandığı yerdir.

Yine aynı yerden Muhammediyye mertebesinin de bütün âlemlere olan ilanı.

12. İç kapı Cemaate içerideki dönüşümleri sağlayan geçit. Bu, Hakk Yolcularının kendi içindeki nefis mertebeleri düzeyinden dönüşümleridir.

“Hakikati Muhammedi”nin yaşanan zaman içerisinde zamanın icaplarına ve aslını bozmadan hakikatlerinin açılıp yenilendiği ve tekrarlandığı yer.

 11. Müezzinlik Uluhiyyet mertebesinin Muhammediyyet mertebesinden açık ilanı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

11. Müezzinlik, İlahi Zât mertebesinin Muhammediyyet mertebesinden açıkça ilanıdır.

Aynı yerden Muhammediyyet mertebesinin de bütün âlemlere olan ilanıdır.

12. İç kapı, cemaate içerideki dönüşümleri sağlayan geçittir. Bu, Hakk Yolcularının kendi içindeki nefis mertebeleri düzeyinden dönüşümleridir.

13. İç kapı, diğerinin az yanında olan bu iç geçit, Hakk Yolcularının kendi iç bünyelerinde, Hazret mertebelerine geçişlerini göstermektedir.

Yine aynı mahalden Muhammediyyet mertebesinin de bütün alemlere olan ilanı.

12. İç kapı Cemeate içerideki dönüşümleri sağlayan geçit. Bu Hakk yolcularının kendi içindeki nefis mertebeleri düzeyinden dönüşümleridir.

 13. İç kapı 13. İç kapı Diğerinin az yanında olan bu iç geçit, Hakk yolcularının kendi iç bünyelerinde, Hazret mertebelerine geçişlerini göstermektedir.

14. Hz. Peygamber (sav.) Efendimizin kabri “Makam-ı Mahmud”un içindeki merkez nokta, işaret yeri, âlemin kalbi, Suret-i Rasûlüllah’ın makamının son görüldüğü yer. Sükûnet deryası, İlâhî tecelligâh, âşıkların maşuku, ümitsizlerin ümidi, âriflerin marufu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

14. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin kabri, “Makam-ı Mahmud”un içindeki merkez nokta, işaret yeri, âlemin kalbi ve Resûlullah'ın sûretinin makamının son görüldüğü yerdir. O, sükûnet deryası, İlâhî tecelligâh, âşıkların maşuku, ümitsizlerin ümidi ve âriflerin marufudur.

6.10.1982

Diğerinin az yanında olan bu iç geçit, Hakk yolcularının kendi iç bünyelerinde, Hazret mertebelerine geçişlerini göstermektedir.

14. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin kabri, “Makam-ı Mahmud”un içindeki merkez nokta, işaret yeri, âlemin kalbi ve Resûlullah'ın sûretinin makamının son görüldüğü yerdir. O, sükûnet deryası, İlâhî tecelligâh, âşıkların maşuku, ümitsizlerin ümidi ve âriflerin marufudur.

6.10.1982

Diğerinin az yanında olan bu iç geçit Hakk yolcularının kendi iç bünyelerinde, Hazret mertebelerine geçişlerini göstermektedir.

 14. Hz. Peygamber (sav.) Efendimizin kabri “Makam-ı Mahmud”un içindeki merkez nokta, işaret yeri, alemin kalbi, Sureti Rasullüllah’ın makamın son görüldüğü yer. Sukunet deryası, İlahi tecelligah, aşıkların maşuku, ümitsizlerin ümidi, ariflerin marufu.

6.10.1982 Medine-i Münevver Medine-i Münevvere Bir gün Peygamber'e salât ve selâm denildi, Namazı hep fert fert kılındı, Bütün gönüllere acı çöktü, Sen o günleri hatırlıyor musun?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

6.10.1982 Medine-i Münevvere Bir gün Peygamber'e salât ve selâm denildi, Namazı hep tek tek kılındı, Bütün gönüllere acı çöktü, Sen o günleri hatırlıyor musun?

Yattığı yer O'na mekân oldu, Kulak ver, orada yatan sadece bir şekildir.

Manada sırlar vardır, onlara ulaş, Sen o sırları biliyor musun?

Gerçi şeklin toprakta durur, Bu konuda seni kuşatmıştır.

Bunlar hakikatte hep mecazdır, Sen o mecazı biliyor musun?

Yattığı yer O'na mekân oldu, Kulak ver, orada yatan sadece bir sûrettir.

Manada sırlar vardır, onlara ulaş, Sen o sırları biliyor musun?

Gerçi sûretin toprakta durur, Bu konuda seni kuşatmıştır.

Bunlar hakikatte hep mecazdır, Sen o mecazı biliyor musun?

Toprağın seni sarması imkânsızdır,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 5.4s

Toprağın seni sarması imkânsızdır,

Bir gün Resûl'e "essalât" denildi, namazı hep fert ile kılındı, bütün gönüllere acı çöktü. Sen o günleri hatırlıyor musun?

Yattığı yer O'na mekân oldu. Kulak ver, orada yatan sadece bir sûrettir.

Manada sırlar vardır, ona ulaş. Sen o sırları biliyor musun?

Gerçi sûretin toprakta durur, bu konuda seni kuşatmıştır.

Bunlar hep mecazdır hakikatte. Sen o mecazı biliyor musun?

Toprağın seni sarması imkânsızdır. Kabrin eni ne olursa olsun, kabrin eni ne olursa olsun, yer dar gelir, göğsünü alamaz. Sen o göğsü biliyor musun?

 Bir gün denildi esselat Resule, Kılındı namazı hep fert ile, Acı çöktü bütün gönüllere, Sen o günleri hatırlıyor musun?

 O’na mekan oldu yattığı yer, Surettir orda yatan kulak ver.

 Manada sırlar vardır ona er, Sen o sırları biliyor musun?

 Gerçi suretin durur toprakta, Seni ihata etmiş bu babda.

 Bunlar hep mecazdır hakikatte, Sen o mecazı biliyor musun?

 Toprağın sarması muhaldir seni, Ne olursa olsun kabrin eni, Ne olursa olsun kabrin eni, Dar gelir yer, alamaz sineni, Sen o sineyi biliyor musun?

Bu varlık senin için var oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu varlık senin için var oldu.

Bütün âlem de senden gizliydi.

Bu öyle bir ilahi oyundu, sen o oyunu oynayabiliyor musun?

Bu işler ezelde belirlendi, o güzellikte neler olduğunu bilsen.

Bazen şarkıda bazen gazelde, sen o sırları duyabiliyor musun?

15. Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)’ın kabri Sıddıkiyet makamı, şüphesiz, akıl yürütmeden her ne olursa olsun kabul ve tasdik makamı.

Yer dar gelir, gönlünü alamaz, sen o gönlü biliyor musun?

Bütün âlem de senden medfundu.

Bu öyle bir ilahi oyundu, O oyunu oynayabiliyor musun?

Bu işler belirlendi ezelde, Neler vardır bilsen o güzelde.

Bazen şarkı bazen gazelde, Sen o sırları duyabiliyor musun?

15. Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)’ın kabri Sıddıkiyet makamı, şüphesiz, akıl yürütmeden her ne olursa olsun kabul ve tasdik makamı.

 Dar gelir yer, alamaz sineni, Sen o sineyi biliyor musun?

 Bu varlık senin çün var oldu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu varlık senin için var oldu.

Bütün âlem de senden gizliydi.

Bu öyle bir ilahi oyundu, sen o oyunu oynayabiliyor musun?

Bu işler öncesiz olarak belirlendi, o güzelde neler vardır bilsen.

Bazen şarkıda bazen gazelde, sen o sırları duyabiliyor musun?

15. Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)’ın kabri Sıddıkiyyet makamı, şüphesiz, akıl yürütmeden her ne olursa olsun kabul ve tasdik makamıdır.

Yanına geldi sevdiği sıddık, yanına geldi sevdiği sıddık, daha sonra Ömerü'l-Faruk.

 Bütün alem de senden medfundu.

 Bu öyle bir ilahi oyundu, O oyunu oynayabiliyor musun?

 Bu işler belirlendi ezelde, Neler vardır bilsen o güzelde.

 Bazen şarkı bazen gazelde, Sen o sırları duyabiliyor musun?

 15. Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)’ın kabri Sıddıkıyyet makamı, şeksiz şüphesiz, akıl yürütmeden her ne olursa olsun kabul ve tasdik makamı.

 Yanına geldi sevdiği sıddık, Yanına geldi sevdiği sıddık, Daha sonra Ömerü'l-Faruk.

Kalmadı arada hiç ayrılık, Onların yattığı yeri biliyor musun?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kalmadı arada hiç ayrılık. Onların yattığı yeri biliyor musun?

16. Hz. Ömerü'l-Faruk (R.A.)'ın kabri. Hz. Ömer'in bilindiği gibi lakabı "Faruk"tur, fark edici (ayırıcı) demektir. Yine bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in de bir ismi, ayırıcı anlamında "Furkan"dır.

Yani zâtın bütün özelliklerini "sıfat", "esma" (isimler), "ef'al" (fiiller) mertebelerinde en güzel şekilde açıklayan demektir.

Daha sonra Ömer’ul Faruk.

16. Hz. Ömerü'l-Faruk (R.A.)'ın kabri Hz. Ömer'in bilindiği gibi lakabı "Faruk", fark edici (ayırıcı) demektir. Yine bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in de bir ismi, ayırıcı anlamında "Furkan"dır.

Yani zâtın bütün özelliklerini "sıfat", "esma" (isimler), "ef'al" (fiiller) mertebelerinde en güzel şekilde açıklayan demektir.

 Daha sonra Ömer’ul Faruk.

 Kalmadı arada hiç ayrılık, Onların yattığı yeri biliyor musun?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Arada hiç ayrılık kalmadı. Onların yattığı yeri biliyor musun?

16. Hz. Ömerü'l-Faruk'un (R.A.) kabri: Hz. Ömer'in bilindiği gibi lakabı "Faruk"tur, bu da fark edici (ayırıcı) demektir. Yine bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in de bir ismi, ayırıcı anlamında "Furkan"dır.

Yani zâtın bütün özelliklerini "sıfat", "esma" (isimler), "ef'al" (fiiller) mertebelerinde en güzel şekilde açıklayan demektir.

İşte bu iki mertebe, Hz. Resulullah (s.a.v.) efendimize hayatlarında çok yakın oldukları gibi, mematlarında (ölümlerinden sonraki hayatlarında) da çok yakındırlar.

16. Hz. Ömer’ül Faruk (R.A.)’ın kabri Hz. Ömer’in bilindiği gibi lakabı “Faruk” fark edici, (ayırıcı) demektir. Yine bilindiği gibi Kur’an-ı Keriym’in de bir ismi ayırıcı manasında “Fürkan”dır.

 Yani zat’ın bütün özelliklerini “sıfat”, “esma”, “ef’al” mertebelerinde en güzel şekilde açıklayan demektir.

İşte bu iki mertebe Hz. Rasullüllah (s.a.v.) efendimize hayatlarında çok yakın oldukları gibi mematlarında da, yani yaşam sonrası hayatlarında da çok yakındırlar.

İşte bu iki mertebe, Hz. Resulullah (s.a.v.) efendimize hayatlarında çok yakın oldukları gibi, ölümlerinde de, yani yaşam sonrası hayatlarında da çok yakındırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

İşte bu iki mertebe, Hz. Resulullah (s.a.v.) efendimize hayatlarında çok yakın oldukları gibi, ölümlerinde de, yani yaşam sonrası hayatlarında da çok yakındırlar.

Yani, İlahi Makam ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz tasdiki (doğrulaması) batın (içsel) olarak, her yönden bu tasdik hâlen dahi devam etmektedir.

Hz. Ebubekir Sıddık bu tasdiki yapmış, bu mertebenin temsilcisi olmuştur.

Bu tasdikten sonra, İlahi Makam ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz uygulamada açılması izahı gerekecekti.

Yani, İlahi Makam ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz tasdiki batın olarak, her yönden bu tasdik hâlen dahi devam etmektedir.

Hz. Ebubekir Sıddık bu tasdiki yapmış, bu mertebenin temsilcisi olmuştur.

Bu tasdikten sonra, İlahi Makam ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz uygulamada açılması izahı gerekecekti.

Yani, Makamı İlahi ve Makamı Muhammedi’nin şeksiz şüphesiz tasdiği batın, her yönden bu tasdik halen dahi devam etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Yani, İlahi Makam'ın ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz tasdiki bâtınîdir, her yönden bu tasdik hâlen dahi devam etmektedir.

Hz. Ebubekir Sıddık bu tasdiki yapmış, bu mertebenin temsilcisi olmuştur.

Bu tasdikten sonra, İlahi Makam'ın ve Muhammedi Makam'ın şüphesiz tatbikatta açılması izahı gerekecekti.

İşte Hz. Ömer (r.a.) da bu açılımın simgesi olmuştu.

İşte Hz. Ömer (r.a.) da bu açılımın simgesi olmuştu.

Hz. Ebubekir Sıddık bu tasdiği yapmış, bu mertebenin temsilcisi olmuştur.

Bu tasdikten sonra, Makamı İlahi ve Makamı Muhammedi’nin şeksiz şüphesiz tatbikatta açılması izahı gerekecekti. 

İşte Hz. Ömer (r.a.)’da bu açılımın simgesi olmuştu.

İşte Hz. Ömer (r.a.) da bu açılımın simgesi olmuştu.

Bir yeniliğin oluşması için öncelikle çevreden onay, sonra da onun açıklaması, yani özelliklerinin uygulamayla açıklanması gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Bir yeniliğin oluşması için öncelikle çevreden onay, sonra da onun açıklaması, yani özelliklerinin uygulamayla açıklanması gerekmektedir.

Gerçek ise kabul görür, değilse unutulur gider.

"Sıddıkiyyet" (doğruluğu tasdik etme) ve "Farukiyyet" (hakkı bâtıldan ayırma) kısaca bunlardır.

Konu olmadığı halde, ama yeri gelmişken Hz. Resulullah'ın diğer "iki dostu ve akrabası" halifesinin, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.)'ın da niçin orada yanlarında olmadıklarını anlamaya çalışalım.

Gerçek ise kabul görür, değilse unutulur gider.

"Sıddıkiyyet" (doğruluğu tasdik etme) ve "Farukiyyet" (hakkı bâtıldan ayırma) kısaca bunlardır.

Konu olmadığı halde, ama yeri gelmişken Hz. Resulullah'ın diğer "iki dostu ve akrabası" halifesinin, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.)'ın da niçin orada yanlarında olmadıklarını anlamaya çalışalım.

Bir yeniliğin oluşması için evvela çevreden tasdik, sonra da onun izahı, yani özelliklerinin tatbikatla açıklanması gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bir yeniliğin oluşması için öncelikle çevreden onay, sonra da onun açıklaması, yani özelliklerinin uygulamayla açıklanması gerekmektedir.

Gerçek ise kabul görür, değilse unutulur gider.

"Sıddıkiyyet" (doğruluğu tasdik etme makamı) ve "Farukiyyet" (hakkı bâtıldan ayırma makamı) kısaca bunlardır.

Konu olmadığı halde, ama yeri gelmişken Hz. Resulullah'ın diğer "iki dostu ve akrabası" halifesinin, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.)'ın da niçin orada yanlarında olmadıklarını anlamaya çalışalım.

Gerçek ise kabul görür, değilse unutulur gidilir.

“Sıddıkiyyet” ve “Farukiyyet” kısaca bunlardır. 

Mevzuu olmadığı halde, ama yeri gelmişken Hz. Rasulüllah’ın diğer “iki dostu ve akrabası” halifesinin Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.)’ın da niçin orada yanlarında olmadıklarını anlamağa çalışalım.

Bilindiği gibi Hz. Osman (r.a.)’ın lakabı “zinnureyn”, efendimizin iki kızıyla evlendiği için “iki nurlu” demektir ve kendisinin bilhassa yakınlarına karşı çok şevkatli olduğu söylenir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bilindiği gibi Hz. Osman (r.a.)'ın lakabı "zinnureyn"dir, bu da efendimizin iki kızıyla evlendiği için "iki nurlu" anlamına gelir ve kendisinin özellikle yakınlarına karşı çok şefkatli olduğu söylenir.

Eğer bu iki nurlu ve şefkatli insan Hz. Resulullah'ın kabr-i şeriflerine konsaydı, kendisinden "zinnureyn" lakabının alınması gerekecekti, çünkü orada sadece "Nur-u Muhammedi" hâkimdir, oraya başka nur giremez.

Bilindiği gibi Hz. Osman (r.a.)'ın lakabı "zinnureyn"dir, bu da efendimizin iki kızıyla evlendiği için "iki nurlu" anlamına gelir ve kendisinin özellikle yakınlarına karşı çok şefkatli olduğu söylenir.

Eğer bu iki nurlu ve şefkatli insan Hz. Resulullah'ın kabr-i şeriflerine konsaydı, kendisinden "zinnureyn" lakabının alınması gerekecekti, çünkü orada sadece "Nur-u Muhammedi" hâkimdir, oraya başka nur giremez.

Hâl böyle olunca O'na, yani Hz. Osman (r.a.)'a ayrı bir mekân gerekmekteydi. Defnedildiği yer de "cennet"tir, "Cennetü'l-Baki" kabristanı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Hâl böyle olunca, O'na, yani Hz. Osman (r.a.)'a ayrı bir mekân gerekmekteydi. Defnedildiği yer de "cennet"tir, "Cennetü'l-Baki" kabristanı.

Eğer bu iki nurlu ve şefkatli insan Hz. Rasulüllah’ın kabri şeriflerine konsa idi, kendisinden "zinnureyn" lakabının alınması gerekecekti, çünkü orada sadece "Nuru Muhammedi" hâkimdir, oraya başka nur giremez.

Hâl böyle olunca, O'na yani Hz. Osman (r.a.)'a ayrı bir mekân gerekmekteydi. Defnedildiği yer de "cennet"tir, "Cennetü'l-Baki" kabristanı.

Eğer bu iki nurlu ve şefkatli insan Hz. Rasulüllah’ın kabri şeriflerine konsa idi kendisinden “zinnureyn” lakabının alınması gerekecekti, çünkü orada sadece “Nuru Muhammedi” hakimdir, oraya başka nur giremez.

Hal böyle olunca O’na yani Hz. Osman (r.a.)’a ayrı bir mekan gerekmekteydi. Defnedildiği yer de “cennet”tir, “cennet-ül baki” kabristanı.

İşte böylece hem orada yatanlara, hem de orayı ziyaret edip dolaşanlara olmak üzere “iki nuru” fayda sağlamaktadır. Allah onlarda razı olsun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

İşte böylece hem orada yatanlara hem de orayı ziyaret edip dolaşanlara olmak üzere "iki nuru" fayda sağlamaktadır. Allah onlardan razı olsun.

Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimize gelince, onun hâli diğerlerinden biraz farklı olarak, varlığı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav.) efendimize benzemektedir.

İşte böylece hem orada yatanlara hem de orayı ziyaret edip dolaşanlara olmak üzere "iki nuru" fayda sağlamaktadır. Allah onlardan razı olsun.

Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimize gelince, onun hali diğerlerinden biraz farklı olarak, varlığı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav.) efendimize benzemektedir.

Şöyle ki: İlahi Zât, Mekke-i Mükerreme şehrini kendisine saltanat yeri yapmıştır. (لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ) "Lâ ilâhe illâllah" Tevhid bayrağı orada asılıdır. Makamı oradadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Şöyle ki: İlahi Zât, Mekke-i Mükerreme şehrini kendisine saltanat yeri yapmıştır. (لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ) "Lâ ilâhe illâllah" Tevhid bayrağı orada asılıdır. Makamı oradadır.

Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimize gelince, onun hali diğerlerinden biraz farklı olarak, varlığı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav.) efendimize benzemektedir.

Şöyle ki: İlahi Zât, Mekke-i Mükerreme şehrini kendisine saltanat yeri yapmıştır. (لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ) “Lâ ilâhe illâllah” Tevhid bayrağı orada asılıdır. Makamı oradadır.

Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimize gelince onun hali diğerlerinden biraz farklı olarak, varlığı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav.) efendimize benzemektedir.

Şöyle ki: Zat-ı İlahiyye, Mekke-i Mükerreme şehrini kendine saltanat yeri yapmıştır. (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Tevhid bayrağı orada asılıdır. Makam’ı oradadır.

(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Kelime-i Tevhid’in şerh ve çözüm yeri olan Medine-i Münevvere’de ise (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü”ın “Hamd” bayrağı asılıdır. Makam’ı orasıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 6.4s

(Lâ ilâhe illâ Allah) Kelime-i Tevhid'in açıklama ve çözüm yeri olan Medine-i Münevvere'de ise (Muhammedün Resûlullah) "Hamd" bayrağı asılıdır. Makamı orasıdır.

Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimiz de (Muhammedün Resûlullah) bayrağını en güzel şekilde hem kendi varlığında hem de âlemde açıklayıp çözüme kavuşturduğundan, ona da ayrı bir saltanat yeri gerekli olduğundan, kabirleri Irak sınırları içinde "Necef" denilen yerdedir ve burası da onun "Ali Veliyyullah" "Seyyidlik" bayrağının asıldığı yer olan makamıdır.

(Lâ ilâhe illâ Allah) Kelime-i Tevhid'in açıklama ve çözüm yeri olan Medine-i Münevvere'de ise (Muhammedün Resûlullah) "Hamd" bayrağı asılıdır. Makamı orasıdır.

İşte Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimiz de (Muhammedün Resûlullah) bayrağını en güzel şekilde hem kendi varlığında hem de âlemde açıklayıp çözüme kavuşturduğundan, ona da ayrı bir saltanat yeri gerekli olduğundan, kabirleri Irak sınırları içinde "Necef" denilen yerdedir ve burası da onun "Ali Veliyyullah" "Seyyidlik" bayrağının asıldığı yer olan makamıdır.

İşte Hz.Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimiz de (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” bayrağını en güzel şekilde hem kendi varlığında, hem de alemde şerh ve çözüme kavuşturduğundan ona da ayrı bir saltanat yeri lazım geldiğinden kabri şerifleri Irak sınırları içinde “Necef” denilen yerdedir ve burası da onun Ali Veliyuullah “Seyyidlik” bayrağının asıldığı yer olan onun makamıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte Hz. Ali (r.a.) (K.A.V.) efendimiz de "Muhammed Allah'ın Resulüdür" bayrağını en güzel şekilde hem kendi varlığında hem de âlemde şerh ve çözüme kavuşturduğundan, ona da ayrı bir saltanat yeri lazım geldiğinden, kabri şerifleri Irak sınırları içinde "Necef" denilen yerdedir ve burası da onun "Ali Allah'ın Velisidir" "Seyyidlik" bayrağının asıldığı yer olan makamıdır.

"Necef" kelimesinin sayı değeri itibarıyla:

“Necef” sayı değeri itibariyle, "Necef" kelimesinin sayı değeri itibarıyla:

"Nun" harfi 50,
"Cim" harfi 3,
"Fe" harfi 80'dir.
Toplamı 113 eder. (5+8) rakamlarının toplamı ise 13'tür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Nun" harfi 50, "Cim" harfi 3, "Fe" harfi 80'dir. Toplamı 113 eder. (5+8) rakamlarının toplamı ise 13'tür.

Görüldüğü gibi, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şifre ve hakikatlerinin çözüm makamı olduğu belirtilmektedir. Geriye kalan 3 ise, üç (3) mertebeden yayın yapıldığını, bunların "ilmel yakîn" (bilgiyle kesin bilme), "aynel yakîn" (görerek kesin bilme) ve "hakkel yakîn" (hakikatini yaşayarak kesin bilme) olduğunu bildirmektedir.

Görüldüğü gibi, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şifre ve hakikatlerinin çözüm makamı olduğu belirtilmektedir. Geriye kalan 3 ise, üç (3) mertebeden yayın yapıldığını, bunların "ilmel yakîn" (bilgiyle kesin bilme), "aynel yakîn" (görerek kesin bilme) ve "hakkel yakîn" (hakikatini yaşayarak kesin bilme) olduğunu bildirmektedir.

Bu sayı değerinde küçük bir uygulama daha yapmak istedim. Çıkacak sayı değerinin kısa açıklamasını ileriki sayfalarda yapmaya çalışacağım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Bu sayı değerinde küçük bir uygulama daha yapmak istedim. Çıkacak sayı değerinin kısa açıklamasını ileriki sayfalarda yapmaya çalışacağım.

(ن) “nun” 50

(Arapça harf) "nun" 50 (Arapça harf) "cim" 3 = 53 eder ki, bu sayı bizimle ilgili bir şifre sayıdır.

Nasıl ki, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı.

Bu hakikate göre Hz. Ali (k.a.v.) de Medine-i Münevvere'de kalsaydı nezaketen kendi bayrağını açamayacak ve velayeti (Allah dostluğu) gizli kalacaktı. İşte bu oluşum gereği onun lakabı "Keremullahu veche" (Allah onun yüzünü yüceltti) oldu. Allah ona her yönden ikramda bulundu ve bu ikram Mekke-i Mükerreme'den yani İlahi Zât mertebesinden verildi ve Hz. Rasulullah (s.a.v.)'ın "Kevser gölü" ve ırmağının hakikati ondan akmaya başladı, hâlen de devam etmekte ve kıyamete kadar da devam edecektir. (21)

(ن) “nun” 50&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

(Arapça harf) "nun" 50

(Arapça harf) "cim" 3 = 53 eder ki, bu sayı bizimle ilgili bir şifre sayıdır.

Nasıl ki, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı.

Bu hakikate göre Hz. Ali (k.a.v.) de Medine-i Münevvere'de kalsaydı nezaketen kendi bayrağını açamayacak ve velayeti (Allah dostluğu) gizli kalacaktı. İşte bu oluşum gereği onun lakabı "Keremullahu veche" (Allah onun yüzünü yüceltti) oldu. Allah ona her yönden ikramda bulundu ve bu ikram Mekke-i Mükerreme'den yani İlahi Zât mertebesinden verildi ve Hz. Rasulullah (s.a.v.)'ın "Kevser gölü" ve ırmağının hakikati ondan akmaya başladı, hâlen de devam etmekte ve kıyamete kadar da devam edecektir. (21)

(Arapça harf) "nun" 50 (Arapça harf) "cim" 3 = 53 eder ki, bu sayı bizimle ilgili bir şifre sayıdır.

Nasıl ki, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme'de kalsaydı ikinci derecede bir ziyaret yeri olacaktı.

Bu hakikate göre Hz. Ali (k.a.v.) de Medine-i Münevvere'de kalsaydı nezaketen kendi bayrağını açamayacak ve velayeti (Allah dostluğu) gizli kalacaktı. İşte bu oluşum gereği onun lakabı "Keremullahu veche" (Allah onun yüzünü yüceltti) oldu. Allah ona her yönden ikramda bulundu ve bu ikram Mekke-i Mükerreme'den yani İlahi Zât mertebesinden verildi ve Hz. Rasulullah (s.a.v.)'ın "Kevser gölü" ve ırmağının hakikati ondan akmaya başladı, hâlen de devam etmekte ve kıyamete kadar da devam edecektir. (21)

() “cim” 3 () “fe” 80 = 113 / (5+8) 13 tür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

"Cim" harfinin ebced değeri 3, "fe" harfinin ebced değeri 80'dir; toplamı 113 eder. Bu sayı (5+8) 13'tür.

Görüldüğü gibi, Hz. Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şifre ve hakikatlerinin çözüm makamı olduğu belirtilmektedir. Geriye kalan 3 ise, üç (3) mertebeden yayın yapıldığını, bunların "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi) ve "hakkel yakîn" (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) olduğunu bildirmektedir.

Bu sayı değerinde küçük bir uygulama daha yapmak istedim. Ortaya çıkacak sayı değerinin kısacık açıklamasını ileriki sayfalarda yapmaya çalışacağım.

Görüldüğü gibi Hz. Rasulullah (sav.) Efendimizin şifre ve hakikatlerinin çözüm makamı olduğu belirtilmekte geriye kalan 3 ise, üç (3) mertebeden yayın yapıldığını “ilmel yakiyn”, “aynel yakiyn”, “hakkel yakiyn” olduğunu bildirmektedir.

Bu sayı değerinde küçük bir uygulama daha yapmak istedim, çıkacak sayı değerinin kısacık izahını ilerdeki sayfalarda yapmaya çalışacağım. 

(ن) “nun” 50

() “cim” 3 = 53 eder, ki bu sayı bizimle ilgili bir şifre sayıdır. 

Nasıl ki, Hz. Rasulullah (sav) Mekke-i Mükerremede kalsa idi ikinci derecede bir ziyaret yeri olacak idi.

Bu hakikate binaen Hz. Ali (KA) (k.a.v.) de Medine-i Münevvere’de kalsa idi nezaketen kendi bayrağını açamayacak ve velayeti gizli kalacaktı. İşte bu oluşum gereği onun lakabı “Keremullahu veche” Allah ona her yönden ikramda bulundu ve bu ikram Mekke-i Mükerreme’den yani Mertebe-i Uluhiyyet’ten verildi ve Hz. Rasulullah (sav.)’ın “Kevser gölü” ve ırmağının hakikati ondan akmaya başladı, halen de devam etmekte ve kıyamete kadar da devam edecektir. (21)

(Not : (21) Bu hususta mübarek geceler ve bayramlar adlı kıtabimzda da bilgiler vardır.) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

(Not: Bu konuda "Mübarek Geceler ve Bayramlar" adlı kitabımızda da bilgiler bulunmaktadır.)

17. Üzerinde Ahzab suresi 40. ayet yazılı 1. pencere 18. Üzerinde Hucurat suresi 3. ayet yazılı 2. pencere 19. Üzerinde Hucurat suresi 2. ayet yazılı 3. pencere 20. Cibril Makamı Orada Cibril (a.s.)'a da bir makam vermemek olmazdı. Onun makamı, girip çıktığı yer olarak belirtilen "Baki" kapısına doğru, sağ tarafta yukarıda bulunan bir penceredir.

(Not: Bu hususta mübarek geceler ve bayramlar adlı kitabımızda da bilgiler vardır.)

17. Üzerinde Ahzab suresi 40. ayet yazılı 1. pencere 18. Üzerinde Hucurat suresi 3. ayet yazılı 2. pencere 19. Üzerinde Hucurat suresi 2. ayet yazılı 3. pencere 20. Cibril Makamı Orada Cibril (a.s.)'a da bir makam vermeden olmazdı. Onun makamı, girip çıktığı yer diye belirtilen "Baki" kapısına doğru, sağ tarafta yukarıda bir penceredir.

17. Üzerinde Ahzab suresi 40. ayet yazılı 1. pencere 18. Üzerinde Hucerat suresi 3. ayet yazılı 2. pencere 19. Üzerinde Hucerat suresi 2. ayet yazılı 3. pencere 20. Cibril Makamı Orada Cibril (a.s.)’a da bir makam vermeden olmazdı. Onun makamı girip çıktığı yer diye belirtilen “Baki” kapısına doğru sağ tarafta yukarıda bir penceredir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

17. Üzerinde Ahzab suresi 40. ayet yazılı 1. pencere 18. Üzerinde Hucurat suresi 3. ayet yazılı 2. pencere 19. Üzerinde Hucurat suresi 2. ayet yazılı 3. pencere 20. Cibril Makamı Orada Cibril (a.s.)'a da bir makam vermeden olmazdı. Onun makamı, girip çıktığı yer diye belirtilen "Baki" kapısına doğru sağ tarafta yukarıda bir penceredir.

İlahi Zât makamından, Makam-ı Muhammediyye'ye olan hitaplar oradan böylece akmaktaydı. Esasen onlar kesilmiş de değildir.

Makamı Uluhiyyet’ten, Makamı Muhammediyye’ye olan hitaplar oradan böylece akmakta idi. Esasen onlar kesilmiş de değildir. 

İlahi Zât makamından, Muhammedi Makama olan hitaplar oradan böylece akmaktaydı. Esasen onlar kesilmiş de değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

İlahi Zât makamından, Muhammedi Makama olan hitaplar oradan böylece akmaktaydı. Esasen onlar kesilmiş de değildir.

21. Baki kapısı Bu kapı hakkında "Bab'üs selam" (selamet kapısı) ile birlikte bilgi vermeye çalışacağız.

22. Cibril kapısı Az yukarıda Cibril (a.s.) makamından bahsedilmişti. Burada ise, "kapısından" bahsedilmektedir. O hazretin giriş çıkışına engel herhangi bir şey yoktur. Kapılara ancak kütle, madde varlıklı olanların ihtiyacı vardır.

21. Baki kapısı Bu kapı hakkında "Bab'üs selam" (selamet kapısı) ile birlikte bilgi vermeye çalışacağız.

22. Cibril kapısı Az yukarıda Cibril (a.s.) makamından bahsedilmişti. Burada ise, "kapısından" bahsedilmektedir. O hazretin giriş çıkışına engel herhangi bir şey yoktur. Kapılara ancak kütle, madde varlıklı olanların ihtiyacı vardır.

21. Baki kapısı Bu kapı hakkında “Bab’üs selam” (selamet kapısı) ile birlikte bilgi vermeye çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

21. Baki kapısı Bu kapı hakkında "Bab'üs selam" (selamet kapısı) ile birlikte bilgi vermeye çalışacağız.

22. Cibril kapısı Az yukarıda Cibril (a.s.) makamından bahsedilmişti. Burada ise, "kapısından" bahsedilmektedir. O hazretin giriş çıkışına engel herhangi bir şey yoktur. Kapılara ancak kütle, madde varlıklı olanların ihtiyacı vardır.

İşte bundan anlaşılıyor ki, herhangi bir "ümmet-i Muhammed" gerçek hakikatleri idrak etmiş ise ve bunları bazı kabiliyetli kimselere ulaştırıyorsa, o insanlar arasında "mertebe-i Cebrailiyyet"in (Cebrail'e ait mertebenin) temsilcisi sayılırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İşte bundan anlaşılıyor ki, herhangi bir "Muhammed ümmeti" gerçek hakikatleri idrak etmiş ise ve bunları bazı kabiliyetli kimselere ulaştırıyorsa, o insanlar arasında "Cebrail'e ait mertebenin" temsilcisi sayılırlar.

İşte o kapı, bu manevî coşkuda olan insanların kapısıdır ve hemen önünde "Ashâb-ı Suffa"nın makamı vardır, yani eğitim yeridir.

Gönlüne gelen gerçek Hakk bilgisi "Cebrailiyyet mertebesi"nden de gelir. İşte sana gelen o bilgileri sen de bir başkasına doğru olarak aktarabilirsen, o hususta sende de "Cebrail'e ait mertebe" faaliyete geçmiş olur. Böylece gönül bahçene girdiğinde o kapı senin "Cibril kapısı" olur.

22. Cibril kapısı Az yukarıda Cibril As. makamından bahsedilmişti. Burada ise, “kapısından” bahsedilmektedir. O hazretin giriş çıkışına engel her hangi birşey yoktur. Kapılara ancak kütle, madde varlıklı olanların ihtiyacı vardır. 

İşte bundan anlaşılıyor, ki her hangi bir “ümmeti muhammed” gerçek hakikatleri idrak etmiş ise ve bunları bazı kabiliyetli kimselere ulaştırıyorsa o insanlar arasında “mertebe-i cebrailiyyet”in temsilcisi sayılırlar. 

İşte bundan anlaşılıyor ki, herhangi bir "ümmet-i Muhammed" gerçek hakikatleri idrak etmiş ise ve bunları bazı kabiliyetli kimselere ulaştırıyorsa, o insanlar arasında "mertebe-i Cebrailiyyet"in (Cebrail'e ait mertebenin) temsilcisi sayılırlar.

İşte o kapı, bu neşede (manevî coşkuda) olan insanların kapısıdır ve hemen önünde "Ashâb-ı Suffa"nın makamı vardır, yani eğitim yeridir.

Gönlüne gelen gerçek Hakk bilgisi "Cebrailiyyet mertebesi"nden de gelir. İşte sana gelen o bilgileri sen de bir başkasına doğru olarak aktarabilirsen, o hususta sende de "mertebe-i Cibrillik" (Cebrail'e ait mertebe) faaliyete geçmiş olur. Böylece gönül bahçene girdiğinde o kapı senin "Cibril kapısı" olur.

İşte o kapı bu neş’ede olan insanların kapısıdır ve hemen önünde “Eshabı Suffa”nın makamı vardır, yani eğitim mahallidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

İşte o kapı, bu neşede olan insanların kapısıdır ve hemen önünde "Ashab-ı Suffa"nın makamı vardır, yani eğitim yeridir.

Gönlüne gelen gerçek Hakk bilgisi "cebrailiyyet mertebesi"nden (Cebrail'e ait olma derecesi) de gelir. İşte sana gelen o bilgileri sen de bir başkasına doğru olarak aktarabilirsen, o hususta sende de "mertebe-i cibrillik" (Cebraillik mertebesi) faaliyete geçmiş olur. Böylece gönül bahçene girdiğinde o kapı senin "Cibril kapısı" olur.

Gönlüne gelen gerçek Hakk bilgisi “cebrailiyyet mertebesi”nden de gelir. İşte sana gelen o bilgileri sen de bir başkasına doğru olarak aktarabilirsen o hususta sende de “mertebe-i cibrillik” faaliyete geçmiş olur. Böylece gönül ravzana girdiğinde o kapı senin “cibril kapısı” olur. 

23. Nisa/kadın kapısı 23. Kadın Kapısı Bu kapı, Cibril Kapısı'nın hemen yanındaki kapıdır. Bugün kadınlar o kapıdan giremiyor. Kapı girişleri arka taraftaki büyük kapılardandır. Herhalde eskiden hanımları oradan kabul ettikleri için o kapının ismi "Kadın Kapısı" olarak kalmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

23. Kadın Kapısı

Bu kapı, Cibril Kapısı'nın hemen yanındaki kapıdır. Bugün kadınlar o kapıdan giremiyor. Kapı girişleri arka taraftaki büyük kapılardandır. Herhalde eskiden hanımları oradan kabul ettikleri için o kapının ismi "Kadın Kapısı" olarak kalmıştır.

Bugün için düşündüğümüzde, kadın nefsi küll'ün (evrensel nefsin) temsilcisi olduğundan, Efendimiz (s.a.v.) hem aklı küll'ü (evrensel aklı) hem de nefsi küll'ü temsil ettiğinden, tabii ki, orada nefsi küll'e de bir makam verilmesi gerekecekti. İşte bu kapı da nefsi küll bilgilerinin girip çıktığı seyr kapısıdır.

Bugün için düşündüğümüzde, kadın nefsi küll'ün (evrensel nefsin) temsilcisi olduğundan, Efendimiz (s.a.v.) hem aklı küll'ü (evrensel aklı) hem de nefsi küll'ü temsil ettiğinden, tabii ki, orada nefsi küll'e de bir makam verilmesi gerekecekti. İşte bu kapı da nefsi küll bilgilerinin girip çıktığı seyr kapısıdır.

Bu kapı cibril kapısının hemen yanındaki kapıdır. Bugün kadınlar o kapıdan giremiyor. Kapı girişleri arka taraftaki büyük kapılardandır. Herhalde evvelce hanımları oradan kabul ettikleri için o kapının ismi “nisa kapısı” olarak kalmış.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu kapı, Cibril Kapısı'nın hemen yanındaki kapıdır. Bugün kadınlar o kapıdan giremiyor. Kapı girişleri arka taraftaki büyük kapılardandır. Herhalde eskiden hanımları oradan kabul ettikleri için o kapının ismi "Nisa Kapısı" olarak kalmış.

Bugün için düşündüğümüzde, kadın nefsi küllün (evrensel nefsin) temsilcisi olduğundan, Efendimiz'de hem aklı küllü (evrensel aklı) hem de nefsi küllü temsil ettiğinden, tabii ki, orada nefsi külle de bir makam verilmesi gerekecekti. İşte bu kapı da nefsi küll bilgilerinin girip çıktığı seyr kapısıdır.

Bugün için düşündüğümüzde kadın nefsi küll’ün temsilcisi olduğundan, efendimizde hem aklı küll’ü, hem de nefsi küll’ü temsil ettiğinden tabii ki, orada nefsi küll’e de bir makam verilmesi lazım gelecekti. İşte bu kapı da nefsi küll bilgilerinin girip çıktığı seyr kapısıdır. 

14-09-2001 14-09-2001 Medine-i Münevvere Mescid-i Nebevî 24. Ashâb-ı Suffa Yanları açık, üstü kapalı yerlere bilindiği gibi hâlâ "sofa" denir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

14-09-2001 14-09-2001 Medine-i Münevvere Mescid-i Nebevî 24. Ashâb-ı Suffa. Yanları açık, üstü kapalı yerlere bilindiği gibi hâlâ "sofa" denir.

"Ashâb", sahipler demek olduğundan, "suffa" da, kalan dostlar demektir.

Bu kimseler ortalama 250 kişi, zaman zaman da 400 kişiye kadar çıkarlar, orada kalırlar, devamlı eğitim ile uğraşırlarmış. Burası İslâmiyet'in ilk üniversitesi olmuştur. İslâmiyet genişledikçe, yeni yeni beldeler fethedildikçe Efendimiz onları, oralara ya kadı veya vali tayin ederek, gittikleri yerde İslâmî eğitimi sürdürmüşlerdir.

"Ashâb", sahipler demek olduğundan, "suffa" da, kalan dostlar demektir.

Bu kimseler ortalama 250 kişi, zaman zaman da 400 kişiye kadar çıkarlar, orada kalırlar, devamlı eğitim ile uğraşırlarmış. Burası İslâmiyet'in ilk üniversitesi olmuştur. İslâmiyet genişledikçe, yeni yeni beldeler fethedildikçe Efendimiz onları, oralara ya kadı veya vali tayin ederek, gittikleri yerde İslâmî eğitimi sürdürmüşlerdir.

Medine-i Münevvere Mescidi Nebevi 24. Eshab-ı Suffa Yanları açık üstü kapalı mahallere bilindiği gibi halen daha “sofa” tabir edilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Medine-i Münevvere'deki Mescid-i Nebevî'de, 24. Eshab-ı Suffa'nın bulunduğu, yanları açık, üstü kapalı yerlere bilindiği gibi hâlâ "sofa" denir.

"Eshab" kelimesi sahipler anlamına geldiğinden, "sofa" da kalan dostlar demektir.

Bu kişiler ortalama 250 kişi olup, zaman zaman 400 kişiye kadar çıkarlar, orada kalırlar ve sürekli eğitimle meşgul olurlarmış. Burası İslamiyet'in ilk üniversitesi olmuştur. İslamiyet genişledikçe, yeni yeni beldeler fethedildikçe Efendimiz (s.a.v.) onları, o bölgelere ya kadı veya vali olarak atayarak, gittikleri yerde İslami eğitimi sürdürmüşlerdir.

“Eshab”, sahibler demek olduğundan “sofa” da, kalan dostlar demektir.

Bu kimseler ortalama 250 kişi, zaman zaman da 400 kişiye kadar çıkarlar, orada kalırlar, devamlı eğitim ile uğraşırlarmış. Burası İslamiyyetin ilk üniversitesi olmuştur. İslamiyyet genişledikçe, yeni yeni beldeler alındıkça Efendimiz onları, oralara ya kadı veya vali tayin ederek, gittikleri yerde İslami eğitimi sürdürmüşlerdir.

İşte şimdi şu anda aynı mekanda şu satırları kağıda dökerken birden kendimi “Eshabı suffa” gibi zannettim. Allah c.c onlardan razı olsun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şimdi, şu anda aynı mekânda bu satırları kâğıda yazarken birden kendimi "Ashâb-ı Suffa" gibi sandım. Allah (c.c.) onlardan razı olsun.

Yüce İslam dininin bilgileri, onların fedakârca çalışmalarıyla bu günlere ulaştı.

Bir bakıma "sûfî" kelimesi de buradan türemiştir diyebiliriz, çünkü çok mütevazı ve takva sahibi olarak hayatlarını sürdürüyorlardı. Ravza-i Mutahhara'nın içindeki bu bölüm, Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) ilminin toplanıp dağıtıldığı, geliştirildiği, uygulandığı yerdir.

İşte şimdi, şu anda aynı mekânda şu satırları kâğıda dökerken birden kendimi "Ashâb-ı Suffa" gibi zannettim. Allah (c.c.) onlardan razı olsun.

Yüce İslam dininin bilgileri, onların fedakârca çalışmalarıyla bu günlere ulaşmıştır.

Bir bakıma "sûfî" kelimesi de buradan türemiştir diyebiliriz, çünkü çok mütevazı ve takva sahibi olarak hayatlarını sürdürüyorlardı. Ravza-i Mutahhara'nın içindeki bu bölüm, Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) ilminin toplanıp dağıtıldığı, geliştirildiği, uygulandığı yerdir.

Dini Mübini İslam’ın bilgileri onların fedakerane çalışmalarıyla bu günlere ulaşmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İslam dininin bilgileri, onların fedakârca çalışmalarıyla bu günlere ulaşmıştır.

Bir bakıma "sufi" kelimesi de buradan türemiştir diyebiliriz, çünkü çok mütevazı ve takva sahibi olarak hayatlarını sürdürüyorlardı. Ravza-i Mutahhara'nın içindeki bu bölüm, Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) ilminin toplanıp dağıtıldığı, geliştirildiği, uygulandığı yerdir.

25. Mihrap, şu anda imam efendinin namaz kıldırmadığı, rastgele bir müminin önünde durabileceği bir ziyaret yeridir. Sonradan gelen idareciler, "Biz Hz. Peygamberin makamında namaz kıldıramayız," diyerek o mihrabı yaptırarak orada imamlık yapmışlardır. Tarihi bir ziyaret yeridir ve o mihrabın önündeki direk, cennet bahçesinin 33 direğinden sonra sarı çiçekli 20 direğin daha eklenmesiyle 53. direk olmaktadır. (Krokide işaretlidir)

Bir bakıma “sufi” kelimesi de buradan türemiştir diyebiliriz, çünkü çok mütevazi ve mütteki olarak hayatlarını sürdürüyorlardı. Ravza-i Mutaharra’nın içindeki bu bölüm Hakikati Muhammedi ilminin toplanıp dağıtıldığı, geliştirildiği, uygulandığı yerdir.

25. Mihrab 25. Mihrap Şu anda imam efendinin namaz kıldırmadığı, rastgele bir müminin önünde durabileceği bir ziyaret yeridir. Sonradan gelen idareciler, "Biz Hz. Peygamberin makamında namaz kıldıramayız," diyerek o mihrabı yaptırarak orada imamlık yapmışlardır. Tarihi bir ziyaret yeridir ve o mihrabın önündeki direk, cennet bahçesinin 33 direğinden sonra sarı çiçekli 20 direğin daha eklenmesiyle 53. direk olmaktadır. (Krokide işaretlidir)

Şu anda imam efendinin namaz kıldırmadığı rastgelen mü’minin önünde durabileceği bir ziyaret yeridir. Sonradan gelen idareciler, “biz Hz. Peygamberin makamında namaz kıldıramayız,” diyerek o mihrabı yaptırarak orada imamlık yapmışlardır, tarihi bir ziyaret yeridir ve o mihrabın önündeki direk, cennet bahçesinin 33 direğinden sonra sarı çiçekli 20 direğin daha ilavesiyle 53 üncü direk olmaktadır. (Krokide işaretlidir)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Şu anda imam efendinin namaz kıldırmadığı, rastgele bir müminin önünde durabileceği bir ziyaret yeridir. Sonradan gelen idareciler, "Biz Hz. Peygamberin makamında namaz kıldıramayız," diyerek o mihrabı yaptırmışlar ve orada imamlık yapmışlardır; burası tarihi bir ziyaret yeridir. O mihrabın önündeki direk, cennet bahçesinin 33 direğinden sonra sarı çiçekli 20 direğin daha eklenmesiyle 53. direk olmaktadır. (Krokide işaretlidir)

Medine-i Münevverede ilk günlerden itibaren Rabbı’ma acaba burada da bize ait bir işaret, sembol var mıdır diye niyazda ve araştırmalarda bulunuyorken, nihayet o Mihrab’ın önündeki direk, sanki burası, burası diyordu.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.9s

Medine-i Münevvere'de ilk günlerden itibaren Rabb'ime "Acaba burada da bize ait bir işaret, sembol var mıdır?" diye dua edip araştırırken, sonunda o Mihrab'ın önündeki direk, sanki "Burası, burası!" diyordu.

Medine-i Münevvere'de ilk günlerden itibaren Rabb'ime "Acaba burada da bize ait bir işaret, sembol var mıdır?" diye niyazda ve araştırmalarda bulunuyorken, nihayet o Mihrab'ın önündeki direk, sanki "Burası, burası!" diyordu.

Evet, gerek sayı hesabı, gerek konumu itibarıyla o direk gönlümüze yakın geldi. "Allahu a'lem." (Allah daha iyisini bilir.)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Evet, gerek sayı hesabı, gerek konumu itibarıyla o direk gönlümüze yakın geldi. "Allahu a'lem." (Allah daha iyisini bilir.)

Tabii ki o direkte diğerleri gibi herkesindir. Biz görünenine değil, iç yüzüne bakmaktayız.

Evet gerek sayı hesabı, gerek konumu itibarıyla o direk gönlümüze yakın geldi. "Allahu a'lem" (Allah daha iyisini bilir.)

Tabii ki o direkte diğerleri gibi herkesindir. Biz görünenine değil, iç yüzüne bakmaktayız.

Tabii ki o direkte diğerleri gibi herkesindir. Biz görünenine değil, iç yüzüne bakmaktayız.

Evet gerek sayı hesabı, gerek konumu itibarıyla o direk gönlümüze yakın geldi. “Allahu a’lem” (Allah daha iyisini bilir.)

Tabii ki o direkte diğerleri gibi herkesindir. Biz zahirine değil batınına bakmaktayız.

Ayrıca Ka’be-i Muazzama’da bulunan “Bab’ül Feth” ile “Bab’ül Umre” arasındaki 53 nolu “Kehribarı babı şami” (elektrikli kapı) yani yürüyen merdivenli kapıda da manen şifremiz vardır. (22)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Ayrıca Kâbe-i Muazzama'da bulunan "Bab'ül Feth" ile "Bab'ül Umre" arasındaki 53 numaralı "Kehribarı babı şami" (elektrikli kapı), yani yürüyen merdivenli kapıda da manen şifremiz vardır.

26. Bab-üs Selam "Selam", selamet, saadet kapısıdır. Burası krokide 26 numaralı yerdir, fakat "Ravza-i Mutahhara" Mescid-i Nebevî'nin 1 numaralı kapısıdır.

Ayrıca Kâbe-i Muazzama'da bulunan "Bab'ül Feth" ile "Bab'ül Umre" arasındaki 53 numaralı "Kehribarı babı şami" (elektrikli kapı), yani yürüyen merdivenli kapıda da manen şifremiz vardır.

26. Bab-üs Selam "Selam", selamet, saadet kapısıdır. Burası krokide 26 numaralı yerdir, fakat "Ravza-i Mutahhara" Mescid-i Nebevî'nin 1 numaralı kapısıdır.

Tam karşısına denk gelen kapı 41 numaralı "Baki" kapısıdır ve ikisinin arası oldukça geniş, uzun bir yol "koridor"dur ve sonuna doğru gelindiğinde Efendimiz (s.a.v.)'in önünden geçilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Tam karşısına denk gelen kapı 41 numaralı "Baki" kapısıdır ve ikisinin arası oldukça geniş, uzun bir yol "koridor"dur ve sonuna doğru gelindiğinde Efendimiz (s.a.v.)'in önünden geçilmektedir.

(Not: (22) Bu hususta geniş bilgi (Terzi Baba) isimli kitabımızda vardır.)

26. Bab-üs Selam "Selam", selamet, saadet kapısıdır. Burası krokide (26) numaralı kapıdır, fakat "Ravza-i Mutahhara" Mescidi Nebevi'nin 1 numaralı kapısıdır.

(Not: (22) Bu hususta geniş bilgi (Terzi Baba) isimli kitabımızda vardır.)

26. Bab-üs Selam “Selam”, selamet, saadet kapısı. Burası krokide (26) fakat “Ravza-ı Mutahhara” Mescidi Nebevi’nin 1 no.lu kapısıdır.

Tam karşısına isabet eden kapı (41) nolu “Baki” kapısıdır ve ikisinin arası oldukça geniş uzun bir yol “koridor”dur ve sonuna doğru gelindiğinde Efendimiz (sav.)’in önünden geçilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Tam karşısına denk gelen kapı, 41 numaralı "Baki" kapısıdır ve ikisinin arası oldukça geniş, uzun bir yol "koridor"dur ve sonuna doğru gelindiğinde Efendimiz (s.a.v.)'in önünden geçilmektedir.

Kur'an-ı Kerim Yunus Suresi 10/25 ayetinde, وَاللَّهُ يَدْعُوا إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ "Allah selamet yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola iletir." ayetinin bahsettiği dünyadaki "selamet yurdu" Ravza-i Mutahhara'dır ve oraya da 1 numaralı kapı olan "babüs selam"dan girilir.

Kur’anı Keriym Yunus suresi 10/25 ayetinde, Kur'an-ı Kerim Yunus Suresi 10/25 ayetinde, وَاللَّهُ يَدْعُوا إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ "Allah selamet yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola iletir." ayetinin bahsettiği dünyadaki "selamet yurdu" Ravza-i Mutahhara'dır ve oraya da 1 numaralı kapı olan "babüs selam"dan girilir.

مَلاَءِمع٢٥﴾ وَاللَّهُ يَدْعُوا إِلَى دَارِ السَّلَامِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Allah selamet yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola iletir." ayetinin bahsettiği dünyadaki "selamet yurdu" Ravza-i Mutahhara'dır ve oraya da 1 numaralı kapı olan "babüs selam"dan girilir.

Gerçi Ravza'nın bugünkü haliyle 42 kapısı vardır; hepsinden de içeriye girilir, aksine 1. "bab'üs selam"dan (selam kapısından) girerek, o koridoru bir defa olsun irfanla geçmek gerekir. Hakk'a giden yol "sıratı müstakiym", "sıratullah"tır.

وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“vallahü yed’u ila daris sela­mi ve yehdiy men yeşaü ila sıratın müstekiymin”

mealen, “Allah selamet yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.” ayetinin bahsettiği dünyadaki “selamet yurdu” Ravza-ı Mutahhara’dır ve oraya da 1 nolu kapı olan “babüs selam”dan girilir. 

Gerçi Ravzanın bugünkü haliyle 42 kapısı vardır; hepsinden de içeriye girilir amma 1 inci “bab’üs selam”dan (selam kapısından) girerek, o koridoru bir defa olsun irfaniyetle geçmek gerekir, Hakk’a giden yol “sıratı müstakiym”, “sıratullah”tır. 

Gerçi Ravza'nın bugünkü haliyle 42 kapısı vardır; hepsinden de içeriye girilir ama birinci "bab'üs selam"dan (selam kapısından) girerek, o koridoru bir defa olsun irfanla (bilgi ve hikmetle) geçmek gerekir, Hakk'a giden yol "sırat-ı müstakim" (dosdoğru yol), "sıratullah"tır (Allah'ın yolu).&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Gerçi Ravza'nın bugünkü haliyle 42 kapısı vardır; hepsinden de içeriye girilir ama birinci "bab'üs selam"dan (selam kapısından) girerek, o koridoru bir defa olsun irfanla (bilgi ve hikmetle) geçmek gerekir, Hakk'a giden yol "sırat-ı müstakim" (dosdoğru yol), "sıratullah"tır (Allah'ın yolu).

Şöyle ki, o mübarek koridorun kapıdan girip az yukarıda bahsedilen mihraba kadar olan kısmı "Sırat-ı Müstakim" bölümüdür, yani "et-tur-u seba" (yedi tur) 7 nefis mertebeleridir.

Şöyle ki, o mübarek koridorun kapıdan girip az yukarıda bahsedilen mihraba kadar olan kısmı "Sırat-ı Müstakim" bölümüdür, yani "et-tur-u seba" (yedi tur) 7 nefis mertebeleridir.

Şöyle ki, o mübarek koridorun kapıdan girip az yukarıda bahsedilen mihraba kadar olan kısmı “Sıratı Müstakim” bölümüdür, yani “ettur-u seba” (yedi tur) 7 nefis mertebeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Şöyle ki, o mübarek koridorun kapıdan girip az yukarıda bahsedilen mihraba kadar olan kısmı "Sırat-ı Müstakim" (doğru yol) bölümüdür, yani "ettur-u seba" (yedi tur) denilen yedi nefis mertebesidir.

Ondan sonra dışarıya çıkıncaya kadar da "sıratullah" (Allah yolu), "Hazarat-ı Hamse" (beş hazret mertebesi) ve "Mi'rac" (yükseliş) yoludur.

Ondan sonra dışarıya çıkıncaya kadar da "sıratullah" (Allah yolu), "Hazarat-ı Hamse" (beş hazret mertebesi) ve "Mi'rac" (yükseliş) yoludur.

Ondan sonra dışarıya çıkıncaya kadar da “sıratullah” “Hazarat-ı Hamse” (beş hazret mertebesi) ve “Mi’rac” yoludur. 

Ondan sonra dışarıya çıkıncaya kadar da "sıratullah" (Allah yolu), "Hazarat-ı Hamse" (beş hazret mertebesi) ve "Mi'rac" (yükseliş) yoludur.

Cennet bahçesinin içinden geçen bir bölüm, bu dünyada Ka'be-i Muazzama'dan sonra yapılan en önemli ibadet ve ziyaret yeridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Cennet bahçesinin içinden geçen bir bölüm, bu dünyada Ka'be-i Muazzama'dan sonra yapılan en önemli ibadet ve ziyaret yeridir.

Beyaz direkler, sanki mana âlemine yükselmeye hazır, gök vasıtaları gibidir.

Onların birinci bölümüne geldiğinde, Kur'an-ı Kerim Fecr suresi 89/29-30 ayetindeki,

Cennet bahçesinin içinden geçen bir bölüm, bu dünyada Ka’be-i Muazzama tarafından sonra yapılan en önemli ibadet ve ziyaret yeridir.

Beyaz direkler, sanki mana âlemine yükselmeye hazır, gök vasıtaları gibidir.

Onların birinci bölümüne geldiğinde, Kur'an-ı Kerim Fecr suresi 89/29-30 ayetindeki,

Cennet bahçesinin içinden geçen bir bölüm, bu dünyada Ka’be-i Muazzama tarafından sonra yapılan en mühim ibadet ve ziyaret yeridir.

Beyaz direkler, ki sanki onlar mana alemine yükselmeğe hazır, gök vasıtaları gibidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Beyaz direkler, sanki onlar mana âlemine yükselmeye hazır gök vasıtaları gibidir.

Onların birinci bölümüne geldiğinde, Kur'an-ı Kerim'deki Fecr suresi 89/29-30 ayetindeki,

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

"Benim has kullarımın arasına gir, onlarla birlikte benim zât cennetlerime dahil ol" müjdesini duyar gibi olursun.

Burası "Tevhid-i ef'al" (fiillerin birliği) cennetidir.

Az ilerlediğinizde ikinci bölüm beyaz direkler arasına gelirsin ki burası da "Tevhid-i esma" (isimlerin birliği) cennetidir.

Onların birinci (1.) bölümüne geldiğinde, Kur’anı Keriym Fecr suresi 89/29-30 ayetindeki, 

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

"Benim has kullarımın arasına gir, onlarla birlikte benim zât cennetlerime dahil ol" müjdesini duyar gibi olursun.

Burası "Tevhid-i ef'al" (fiillerin birliği) cennetidir.

Az ilerlediğinizde ikinci bölüm beyaz direkler arasına gelirsin ki burası da "Tevhid-i esma" (isimlerin birliği) cennetidir.

Ef'al cennetinde, bütün fiillerin Hakk'ın fiili olduğunu, ancak "Hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Fiiller cennetinde, bütün fiillerin Hakk'ın fiili olduğunu, ancak "Hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.

وَادْخُلِي جَنَّتِي

“fedhuliy fiy ibadiy”

“vedhuliy cennetiy”

mealen, “Benim has kullarımın arasına gir, onlarla birlikte benim zât cennetlerime dahil ol” müjdesini duyar gibi olursun.

Burası “Tevhid-i ef'al” cennetidir.

Az ilerlediğinde ikinci bölüm beyaz direkler arasına gelirsin ki burası da “Tevhid-i esma” cennetidir.

تّىعوَادْخُلِي جَنَّتِي

“fedhuliy fiy ibadiy”

“vedhuliy cennetiy”

mealen, “Benim has kullarımın arasına gir, onlarla birlikte benim zat cennetlerime dahil ol” müjdesini duyar gibi olursun. 

Burası “Tevhidi ef’al” cennetidir. 

Az ilerlediğinizde ikinci bölüm beyaz direkler arasına gelirsin, ki burası da “Tevhidi esma” cennetidir.

Ef’al cennetinde, bütün fiillerin Hakk’ın fiili olduğunu, ancak “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak etmiş olursun.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Fiiller cennetinde, bütün fiillerin Hakk'ın fiili olduğunu, ancak "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.

İsimler cennetinde, hangi isimle nitelendirilmiş olursa olsun bütün isimlerin Hakk'ın isimleri olduğunu, ancak kapsayıcı isim olan "Hakikati Muhammedi" kanalıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.

İsimler cennetinde, hangi isimle nitelendirilmiş olursa olsun bütün isimlerin Hakk'ın isimleri olduğunu, ancak kapsayıcı isim olan "Hakikati Muhammedi" aracılığıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.

Esma cennetinde, hangi isimle vasfedilmiş olursa olsun bütün isimlerin Hakk’ın isimleri olduğu ancak cami ismi olan “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak etmiş olursun.

İsimler cennetinde, hangi isimle nitelendirilmiş olursa olsun bütün isimlerin Hakk'ın isimleri olduğunu, ancak kapsayıcı isim olan "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) aracılığıyla ortaya çıktığını idrak etmiş olursun.

Üçüncü (3) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da "Sıfat Tevhidi" cennetidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Üçüncü (3) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da "Sıfat Tevhidi" cennetidir.

Burada bütün sıfatlar yine Hakk'ın sıfatlarıdır, ancak "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati, evrensel ruhu) aracılığıyla ortaya çıkmakta olduklarını idrak etmiş olursun.

Üçüncü (3) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da “Sıfat Tevhidi” cennetidir.

Burada bütün sıfatlar yine Hakk’ın sıfatlarıdır, ancak “Hakikati Muhammedi” kanalıyla ortaya çıkmakta olduklarını idrak etmiş olursun.

Burada bütün sıfatlar yine Hakk'ın sıfatlarıdır, ancak "Hakikati Muhammedi" aracılığıyla ortaya çıkmakta olduklarını idrak etmiş olursun.

Üçüncü (3) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da “Tevhidi Sıfat” cennetidir. 

Burada bütün sıfatlar yine Hakk’ın sıfatlarıdır, ancak “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhur etmekte olduklarını idrak etmiş olursun.

Dördüncü (4.) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da “Tevhidi zat” cennetidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Dördüncü bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da "Zât Tevhidi" (varlığın özünde birleşme) cennetidir.

Burada bütün varlıkların zâtlarının tek zâttan kaynaklandığını, bu oluşumun da yine "Hakikat-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in evrensel hakikati) kanalıyla ortaya çıktığını idrak edip bütün mertebeleri ile gerçek tevhidi idrak etmiş olursun.

Dördüncü bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da "Zât Tevhidi" (varlığın özünde birleşme) cennetidir.

Burada bütün varlıkların zâtlarının tek zâttan kaynaklandığını, bu oluşumun da yine "Hakikat-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in evrensel hakikati) kanalıyla ortaya çıktığını idrak edip bütün mertebeleri ile gerçek tevhidi idrak etmiş olursun.

Kur'an-ı Kerim Muhammed suresi 47/19 ayetindeki, فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ "fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kur'an-ı Kerim'in Muhammed suresi 47/19 ayetindeki, "fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü" (Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur) ifadesiyle,

Bütün varlıkların özlerinin tek bir özden kaynaklandığını, bu oluşumun da yine "Hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati, evrensel ruhu) kanalıyla ortaya çıktığını idrak edip, bütün mertebeleriyle gerçek tevhidi (Allah'ın birliğini) idrak etmiş olursun.

Kur'an-ı Kerim'in Muhammed suresi 47/19 ayetindeki,

"fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü"

Burada bütün varlıkların zat’larının tek zattan kaynaklandığını, bu oluşumun da yine “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak edip bütün mertebeleri ile gerçek tevhidi idrak etmiş olursun.

Kur’anı Keriym Muhammed suresi 47/19 ayetindeki, 

هَاَللّٰهأهُ لا اله الاأ١٩ فاعلم أن

“fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Bil ki; muhakkak o Allah'tan başka ilah yoktur"

"Muhammed" elbisesiyle ortaya çıkan

"Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir."

Kendi hakikatini, risaletini (elçiliğini), "Zat-i haberini" (Zât'ın haberini) "Muhammed" ismiyle açığa çıkarmıştır.

Bu hisler ve yaşam ile biraz ileriye gidildiğinde işte orası "Makam-ı Mahmud" yani "Makam-ı Muhammed"dir.

mealen, “Bil ki; muhakkak o lâ ilâhe illâ allah’tır”

“Muhammed” elbisesiyle zuhur eden 

(دَرَسُولُاللَهِعاللَّهُ مُحَمََّلَا إِلَهَ إِلَّا) 

“lâ ilâhe illâ allah muhammedin resul allahü”

“Zat-i haberini” risaletini, kendi hakikatini “Muhammed” ismiyle açığa çıkarmıştır.

Bu hisler ve yaşam ile az ileriye gittiğinde işte orası “Makamı Mahmud” yani “Makamı Muhammed”dir.

İşte şimdi sen birinci (1.) pencerenin önündesin, onun üzerinde Kur’anı Keriym Ahzab suresi 33/40 ayetindeki, Kur'an-ı Kerim'in Ahzab suresi 33/40 ayetinde şöyle buyrulmaktadır:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Şimdi sen birinci pencerenin önündesin. Onun üzerinde Kur'an-ı Kerim'in Ahzab suresi 33/40 ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

"Muhammed (s.a.v.) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah'ın rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir."

وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ

"Muhammed (s.a.v.) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah'ın rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir."

د أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْعمَا كَانَ مُحَمَّدٌ

بَيِّنُعوَلَكِنْ رَسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ

وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Muhammed (s.a.v.) erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah'ın rasulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir," buyrulmaktadır.

Öncelikle kısaca, rakamlara dikkat etmemiz gerekecektir. Bakın sure 33, 33 direkli cennet bahçesinin hakikatini yine aynı sayıdaki surenin 40. Ayet'i açıklamaktadır, bunlar tesadüfi şeyler değildir.

 “ma kane muhammedin ebe ehadin min ricaliküm ve lakin rasulellahi ve hatemennebiy ve kenellahü bi külli şey’in aliym” 

mealen, “Muhammed (s.a.v.) erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; fakat o Allah’ın rasulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir,” buyrulmaktadır.

 

Evvela kısaca, rakkamlara dikkat etmemiz gerekecektir. Bakın sure 33, 33 direkli cennet bahçesinin hakikatini yine aynı sayıdaki surenin 40 ıncı Ayet’i açıklamaktadır, bunlar tesadüfi şeyler değildir.

Öncelikle kısaca, rakamlara dikkat etmemiz gerekecektir. Bakın, sure 33, 33 direkli cennet bahçesinin hakikatini yine aynı sayıdaki surenin 40. ayeti açıklamaktadır; bunlar tesadüfi şeyler değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Öncelikle kısaca, rakamlara dikkat etmemiz gerekecektir. Bakın, sure 33, 33 direkli cennet bahçesinin hakikatini yine aynı sayıdaki surenin 40. ayeti açıklamaktadır; bunlar tesadüfi şeyler değildir.

Özet olarak: Muhammed (a.s.) bâtınî yönden sizler gibi, çoluk çocuk sahibi bir beşer değildir.

"Muhammed" elbisesiyle tecelli etmiş;

zâtından sıfatına, sıfatından esmasına, esmasından fiillerine tenezzül ederek göndermiş;

Özet olarak: Muhammed (a.s.) bâtınî yönden sizler gibi, çoluk çocuk sahibi bir beşer değildir.

"Muhammed" elbisesiyle tecelli etmiş;

zâtından sıfatına, sıfatından esmasına, esmasından ef'aline (fiillerine) tenezzül ederek irsal etmiş (göndermiş);

Özet olarak: Muhammed (sav.) batıni yönden sizler gibi, çoluk çocuk sahibi bir beşer değildir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Özet olarak: Muhammed (a.s.) bâtınî yönden sizler gibi, çoluk çocuk sahibi bir beşer değildir.

"Muhammed" elbisesiyle tecelli etmiş;

zâtından sıfatına, sıfatından esmasına, esmasından ef'aline tenezzül ederek irsâl etmiş;

Rasûllük yapmış;

Rasûllük yapmıştır;

ve bu hakikati "Muhammed" elbisesi ile sona erdirmiştir.

Ondan sonra resmî olarak böyle bir tecelli (ilâhî görünüm) olmaz, ancak onun vârislerinde bu hâdise bâtınen (içsel olarak) kıyamete kadar devam edecektir.

“Muhammed” elbisesiyle tecelli etmiş; 

zatından sıfatına, sıfatından esmasına, esmasından ef’aline tenezzül ederek irsal etmiş;

Rasullük yapmış;

Rasullük yapmıştır;

ve bu hakikati "Muhammed" elbisesi ile sona erdirmiştir.

Ondan sonra resmî olarak böyle bir tecelli (ilâhî görünüm) olmaz, ancak onun varislerinde bu hadise batınen (içsel olarak) kıyamete kadar devam edecektir.

Bu hakikat kendisinde Ayet'in belirttiği sayıda 40 yaşlarında ortaya çıkmıştır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Bu hakikat, kendisinde Ayet'in belirttiği sayıda 40 yaşlarında ortaya çıkmıştır.

Allah, gerçekten neyin ne olduğunu, kimin beşeriyetini, kimin ilâhlığını yaşadığını çok iyi bilir.

Çünkü gerek yaratılmışlık yönüyle, gerek Hak oluşu yönüyle, bütününden ortaya çıkışta olan ondan başkası değildir. Zaten âlemde başkası yoktur.

Ve bu hakikati “Muhammed” elbisesi ile sona erdirmiştir.

Allah gerçekten neyin ne olduğunu, kimin beşeriyetini, kimin ulûhiyyetini (ilâhlığını) yaşadığını çok iyi bilir.

Çünkü gerek halkıyeti (yaratılmışlık) yönüyle, gerek Hakkiyet'i (Hak oluşu) yönüyle cümleden (tümünden) zuhurda (ortaya çıkışta) olan ondan başkası değildir. Zaten âlemde başkası yoktur.

ve bu hakikati “Muhammed” elbisesi ile sona erdirmiştir. 

Ondan sonra resmi olarak böyle bir tecelli olmaz, ancak onun varislerinde bu hadise batınen kıyamete kadar devam edecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ondan sonra resmî olarak böyle bir tecelli olmaz, ancak onun vârislerinde bu hadise bâtınen kıyamete kadar devam edecektir.

Bu hakikat kendisinde Âyet'in belirttiği sayıda 40 yaşlarında ortaya çıkmıştır.

Allah gerçekten neyin ne olduğunu, kimin beşeriyeti, kimin ulûhiyyeti ile yaşadığını çok iyi bilir.

Çünkü gerek halkiyeti yönüyle, gerek Hakkiyeti yönüyle bütün varlıklardan zuhurda olan ondan başkası değildir. Zaten âlemde başkası yoktur.

Bu hakikat kendisinde Ayet’in belirttiği sayıda 40 yaşlarında ortaya çıkmıştır.

Allah gerçekten neyin ne olduğunu, kimin beşerriyeti, kimin Uluhiyyet’i ile yaşadığını çok iyi bilir.

Çünkü gerek halkıyeti yönüyle, gerek Hakkiyet’i yönüyle cümleden zuhurda olan ondan başkası değildir. Zaten alemde başkası yoktur.

Evet bu güzel duygular içinde bir iki adım daha attığında birinci (1.) pencerenin sağ tarafına yaklaştığında, işte o anda alemlerin sultanının tam karşısında olduğunu bilmelisin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Evet, bu güzel duygular içinde bir iki adım daha attığında birinci pencerenin sağ tarafına yaklaştığında, işte o anda âlemlerin sultanının tam karşısında olduğunu bilmelisin.

Bu olay, Kâbe-i Şerif'teki Hacerü'l-Esved'in tam karşısında durmaya, zâta ayna olmaya benzer.

Evet, bu güzel duygular içinde bir iki adım daha attığında birinci pencerenin sağ tarafına yaklaştığında, işte o anda âlemlerin sultanının tam karşısında olduğunu bilmelisin.

Bu hadise, Kâbe-i Şerif'teki Hacerü'l-Esved'in tam karşısında durmaya, zâta ayna olmaya benzer.

İşte o anda sen de Hz. Risaletpenah Efendimizin (Peygamber Efendimiz) aynası, hatta aynısı olmaya çalışırsın. O'na bundan daha çok zâhir âlemde yaklaşman mümkün değildir, gönül âleminde ise, senden ayrı değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

İşte o anda sen de Peygamber Efendimizin aynası, hatta aynısı olmaya çalışırsın. O'na bundan daha çok görünen âlemde yaklaşman mümkün değildir, gönül âleminde ise, senden ayrı değildir.

Bu olay, Kâbe-i Şerif'teki Hacerü'l-Esved'in tam karşısında durmaya, zâta ayna olmaya benzer.

İşte o anda sen de Peygamber Efendimizin aynası, hatta aynısı olmaya çalışırsın. O'na bundan daha çok görünen âlemde yaklaşman mümkün değildir, gönül âleminde ise, senden ayrı değildir.

Bu hadise, Ka’be-i şerifedeki; Hacer’ul Esved’in tam karşısında durmaya, zat’a ayna olmağa benzer. 

İşte o anda sende Hz. Risalet penah-i Efendimizin aynası, hatta aynısı olmaya çalışırsın. O’na bundan daha çok zahir alemde yaklaşman mümkün değildir, gönül aleminde ise, senden ayrı değildir.

Ka’be’de, seyirde ve tavafta, yaşadığın anların dışında, hiç bir anın bu kadar güzel, bu kadar hoş, bu kadar bereketli ve nurlu değildir. Ve şöyle selamlar dilinden dökülmeğe başlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Kâbe'de, seyirde ve tavafta, yaşadığın anların dışında, hiçbir anın bu kadar güzel, bu kadar hoş, bu kadar bereketli ve nurlu değildir. Ve şöyle selamlar dilinden dökülmeye başlar:

Esselatu vesselam aleyke ya Rasulellah.

Kâbe'de, seyranda ve tavafta, yaşadığın anların dışında, hiçbir anın bu kadar güzel, bu kadar hoş, bu kadar bereketli ve nurlu değildir. Ve şöyle selamlar dilinden dökülmeye başlar:

Esselatu vesselam aleyke ya Rasulellah.

Esselatu vesselam aleyke ya Nebiyyallah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın Peygamberi.

Salât ve selâm sana olsun ey tertemiz güzellik.

Salât ve selâm sana olsun ey tertemiz kemâl.

Salât ve selâm sana olsun ey varlığı Hak olan.

Salât ve selâm sana olsun ey gönüller sultanı.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın Resulü.

Salât ve selâm sana olsun ey Allah'ın Peygamberi.

Salât ve selâm sana olsun ey tertemiz güzellik.

Salât ve selâm sana olsun ey tertemiz kemâl.

Salât ve selâm sana olsun ey varlığı Hak olan.

Esselatu vesselam aleyke ya Cemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Kemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Varlığı Hakk.

Esselatu vesselam aleyke ya Gönüller sultanı.

Esselatu vesselam aleyke ya Rasulellah.

Esselatu vesselam aleyke ya Nebiyyallah.

Esselatu vesselam aleyke ya Cemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Kemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Varlığı Hakk.

Esselatu vesselam aleyke ya Gönüller sultanı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Selâm ve salât sana olsun ey Gönüller sultanı.

Selâm ve salât sana olsun ey Âşıklar kıblegâhı.

Selâm ve salât sana olsun ey Âşıklar kıblegâhı.

Selâm ve salât sana olsun ey Dertliler dermanı.

Selâm ve salât sana olsun ey evvelkilerin ve sonrakilerin efendisi.

Selâm ve salât sana olsun ey Hakikat-i Muhammedi.

Artık sen orada yoksun zaten. Sende mevcut olan Muhammedî mertebe, aslı olan Hakikat-i Muhammedi ile birleşmiştir. Sen gerçekten "fena firrasul" (Rasul'de fani olma), o yoldan da "Baka billah" (Hakk'ta bâki olma) olmuşsundur.

Esselatu vesselam aleyke ya Aşıklar kıblegahı.

Selâm ve salât sana olsun ey Âşıklar kıblegâhı.

Selâm ve salât sana olsun ey Dertliler dermanı.

Selâm ve salât sana olsun ey evvelkilerin ve sonrakilerin efendisi.

Selâm ve salât sana olsun ey Hakikat-i Muhammedi.

Artık sen orada yoksun zaten. Sende mevcut olan Muhammedî mertebe, aslı olan Hakikat-i Muhammedi ile birleşmiştir. Sen gerçekten "fena firrasul" (Rasul'de fani olma), o yoldan da "Baka billah" (Hakk'ta bâki olma) olmuşsundur.

Esselatu vesselam aleyke ya Dertliler dermanı.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Salât ve selâm sana olsun ey Dertliler dermanı.

Salât ve selâm sana olsun ey öncekilerin ve sonrakilerin efendisi.

Salât ve selâm sana olsun ey Hakikat-i Muhammedi.

Artık sen orada yoksun zaten. Sende mevcut olan Muhammedî mertebe, aslı olan Hakikat-i Muhammedi ile birleşmiştir. Sen gerçekten "fena firrasul" (Rasul'de fani), o yoldan da "Baka billah" (Hakk'ta baki) olmuşsundur.

Ne varlığın, ne sesin, ne nefesin kalmıştır. Ancak orası durma yeri değildir, arkadan gelenlerin hakkını da korumak gerekir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Ne varlığın, ne sesin, ne nefesin kalmıştır. Ancak orası durma yeri değildir, arkadan gelenlerin hakkını da korumak gerekir.

Bu hisler içinde:

Ayrılmak istemez gönül yardan Vakti firaktır ne gelir alden.

Hasret başladı daha bu andan Hoşça kal ya Rasulellah.

Sanki ravza geldi benimle.

Aksine ben kaldım onunla.

Ayrılamadım huzurundan.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Diyerek birkaç adım daha yan yan atarak yüzün oraya doğru bu sefer üzerinde,

Esselatu vesselam aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.

Esselatu vesselam aleyke ya Hakikati Muhammedi.

Artık sen orada yoksun zaten. Sende mevcud mertebe-i Muhammedi, aslı olan, Hakikat-i Muhammedi ile birleşmiştir. Sen gerçekten “fena firrasul” (Rasul’de fani), o yoldan da “Baka billah” (Hakk’ta baki) olmuşsundur. 

 

Ne varlığın, ne sesin, ne nefesin kalmıştır. Ancak orası durma yeri değildir, arkadan gelenlerin hakkını da korumak gerekir.

Ne varlığın, ne sesin, ne nefesin kalmıştır. Ancak orası durma yeri değildir, arkadan gelenlerin hakkını da korumak gerekir.

Bu hisler içinde:

Ayrılmak istemez gönül yardan Vakti firaktır ne gelir alden.

Hasret başladı daha bu andan Hoşça kal ya Rasulellah.

Sanki ravza geldi benimlen.

Aksine ben kaldım onunlan.

Ayrılamadım huzurundan.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Diyerek birkaç adım daha yan yan atarak yüzün oraya doğru bu sefer üzerinde,

Bu hisler içinde:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Bu hisler içinde:

Ayrılmak istemez gönül yardan Vakti firaktır ne gelir alden.

Hasret başladı daha bu andan Hoşça kal ya Rasulellah.

Sanki ravza geldi benimlen.

Belki ben kaldım onunlan.

Ayrılamadım huzurundan.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Diyerek birkaç adım daha yan yan atarak yüzün oraya doğru bu sefer üzerinde, Kur’an-ı Kerim Hucurat suresi 49/3 ayetindeki, Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/3 ayetindeki, إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُونَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أولَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ “innellezine yeguddune esvateküm ‘inde Resulillahi ulaikelleziynemtehazellahü kulubehüm littakva lehüm mağfiratün ve ecrun aziym”

 Ayrılmak istemez gönül yardan Vakti firaktır ne gelir alden.

 Hasret başladı daha bu andan Hoşça kal ya Rasulellah.

 Sanki ravza geldi benimlen.

 Belki ben kaldım onunlan.

 Ayrılamadım huzurundan.

 Hoşça kal ya Rasulellah.

 Hoşça kal ya Rasulellah.

Diyerek birkaç adım daha yan yan atarak yüzün oraya doğru bu sefer üzerinde, Kur’anı Keriym Hucurat suresi 49/3 ayetindeki, Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/3 ayetindeki, إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُونَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أولَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ “innellezine yeguddune esvateküm ‘inde Resulillahi ulaikelleziynemtehazellahü kulubehüm littakva lehüm mağfiratün ve ecrun aziym”

mealen, “Gerçekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlara, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.” ayetinin sırrı sana açılır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

mealen, “Gerçekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlara, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.” ayetinin sırrı sana açılır.

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُونَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ

أولَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى

لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ

“innellezine yeguddune esvateküm ‘inde Resulillahi ulaikelleziynemtehazellahü kulubehüm littakva lehüm mağfiratün ve ecrun aziym”, mealen, “Gerçekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlara, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.” ayetinin sırrı sana açılır.

وَنَ أَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِوذينَ يَغُضُعٱلْأإِنْ ﴿٣﴾

قُوًىعذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّعأُولَئِكَاَالْ

لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ

“innellezine yeguddune esvateküm ‘inde Resulillahi ulaikelleziynemtehazellahü kulubehüm littakva lehüm mağfiratün ve ecrun aziym”, mealen, “Gerçekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlara, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.” ayetinin sana sırrı açılır.

Yine burada da sayılara azıcık dikkat edelim, sure no’su 49 dur, kendi içinde toplarsak, 4+9=13 eder, bu da bilindiği gibi Hz. Rasulüllahı’ın şifre rakamıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Yine burada da sayılara biraz dikkat edelim, sure numarası 49'dur, kendi içinde toplarsak, 4+9=13 eder, bu da bilindiği gibi Hz. Resulullah'ın şifre rakamıdır.

Ayet sayısı olan üç (3) ise bu hakikatleri üç (3) yönlü, yani "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi), "hakkal yakîn" (hakikatin kendisiyle kesin bilgi) mertebelerinden idrak etmektir.

Yine burada da sayılara biraz dikkat edelim, sure numarası 49'dur, kendi içinde toplarsak, 4+9=13 eder, bu da bilindiği gibi Hz. Resulullah'ın şifre rakamıdır.

Ayet sayısı olan üç (3) ise bu hakikatleri üç (3) yönlü, yani "ilmel yakîn" (bilgi yoluyla kesin bilgi), "aynel yakîn" (görerek kesin bilgi), "hakkal yakîn" (hakikatin kendisiyle kesin bilgi) mertebelerinden idrak etmektir.

Allah'ın peygamberi yanında seslerini kısanlar. Burası Hz. Resulullah (a.s.)'ın "sıddıkiyyet mertebesi"dir (doğruluğun ve tasdikin en yüksek derecesi).&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Allah'ın peygamberi yanında seslerini kısanlar. Burası Hz. Resulullah (a.s.)'ın sıddıkiyyet mertebesidir (doğruluğun ve tasdikin en yüksek derecesi).

Ayet sayısı olan üç (3) ise bu hakikatleri üç (3) yönden, yani "ilmel yakıyn" (bilgi yoluyla kesin inanma), "aynel yakıyn" (gözle görerek kesin inanma), "Hakk'el yakıyn" (hakikati yaşayarak kesin inanma) mertebelerinden idrak etmektir.

Allah'ın peygamberi yanında seslerini kısanlar. Burası Hz. Rasulüllah (sav.)'in sıddıkiyyet mertebesidir.

Ayet sayısı olan üç (3) ise bu hakikatleri üç (3) yönlü, yani “ilmel yakıyn”, “aynel yakıyn”, “Hakk’el yakıyn” mertebelerinden idrak etmektir.

Allah’ın peygamberi yanında seslerini kısanlar. Burası Hz. Rasulüllah (sav.)’in “sıddıkiyyet mertebesi”dir.

“Seslerini kısanlar”, kendi varlıklarında, kendilerine ait birşeyleri kalmadığından zaten sesleri çıkmaz. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

"Seslerini kısanlar", kendi varlıklarında, kendilerine ait bir şeyleri kalmadığından zaten ses çıkarmazlar.

Eğer daha sesleri çıkıyorsa, o mertebeye ulaşamamışlar demektir. Çünkü âlemde tek ses vardır, o da "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikatinin) sesidir.

"Bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir."

"Seslerini kısanlar", kendi varlıklarında, kendilerine ait bir şeyleri kalmadığından zaten ses çıkarmazlar.

Eğer daha sesleri çıkıyorsa, o mertebeye ulaşamamışlar demektir. Çünkü âlemde tek ses vardır, o da "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikatinin) sesidir.

"Bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir."

"Takva", sakınmak olduğundan, her mertebenin kendine göre takvası vardır. Bu mertebenin takvası ise, Hakk'ın varlığını unutup, kişinin kendi varlığına düşmemesidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Takva", sakınmak demek olduğundan, her mertebenin kendine özgü takvası vardır. Bu mertebenin takvası ise, Hakk'ın varlığını unutup, kişinin kendi varlığına kapılmamasıdır.

Eğer daha sesleri çıkıyor ise, o mertebeye ulaşamamışlar demektir. Çünkü âlemde tek ses vardır, o da "Hakikati Muhammedi"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) sesidir.

"Bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir."

"Takva", sakınmak demek olduğundan, her mertebenin kendine özgü takvası vardır. Bu mertebenin takvası ise, Hakk'ın varlığını unutup, kişinin kendi varlığına kapılmamasıdır.

Eğer daha sesleri çıkıyor ise, o mertebeye ulaşamamışlar demektir. Çünkü alemde tek ses vardır o da “Hakikati Muhammedi”nin sesidir. 

“Bunlar o kimselerdir, ki Allah kalblerini takva için imtihan etmiştir.”

“Takva”, sakınmak olduğundan, her mertebenin kendine göre takvası vardır. Bu mertebenin takvası ise, Hakk’ın varlığını unutup, kişinin kendi varlığına düşmemesidir. 

Bunlara nefislerinden mağfiret ve kendi hakikatlerini anlama yönünden büyük mükafat vardır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Bunlara nefislerinden bağışlanma ve kendi hakikatlerini anlama yönünden büyük ödül vardır.

Bunlara nefislerinden bağışlanma ve kendi hakikatlerini anlama yönünden büyük ödül vardır.

Böylece "sıddıkiyyet mertebesi"ni de selamladıktan sonra yine yan yana birkaç adım daha atarak, bu sefer üçüncü (3.) pencerenin önüne gelirsin.

Burası "Farukiyyet" makamıdır. Ona da gereken nezaketle selamı verdikten sonra o pencerede yazılı ayetin yaşamına geçersin.

Bunlara nefislerinden mağfiret ve kendi hakikatlerini anlama yönünden büyük mükafat vardır.

Böylece "sıddıkiyyet mertebesi"ni de selamladıktan sonra yine yan yana birkaç adım daha atarak, bu sefer üçüncü (3.) pencerenin önüne gelirsin.

Burası "Farukiyyet" makamıdır. Ona da gereken nezaketle selamı verdikten sonra o pencerede yazılı ayetin yaşamına geçersin.

Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/2 ayetindeki,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/2 ayetindeki,

Böylece "sıddıkiyyet mertebesi"ni de selamladıktan sonra yine yan yana birkaç adım daha atarak, bu sefer üçüncü (3.) pencerenin önüne gelirsin.

Burası "Farukiyyet" makamıdır. Ona da gereken nezaketle selamı verdikten sonra o pencerede yazılı ayetin yaşamına geçersin.

Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/2 ayetindeki,

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا

Böylece “sıddıkiyyet mertebesi”ni de selamladıktan sonra yine yan yana birkaç adım daha atarak, bu sefer üçüncü (3.) pencerenin önüne gelirsin. 

Burası “Farukiyyet” makamıdır. Ona da gereken nezaketle selamı verdikten sonra o pencerede yazılı ayetin yaşamına geçersin. 

Kur’anı Keriym Hucurat suresi 49/2 ayetindeki, 

ذِينَ ءَامَنُواْعلَهَا اَلْويَا آيَ

“Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırır gibi ona bağırmayın ki, amelleriniz siz farkında olmadan boşa gitmesin.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın ki, amelleriniz siz farkında olmadan boşa gitmesin."

لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ

وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ

أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

"ya eyyühelleziyne amenu la terfe­‘u asvateküm fevka savtin nebiyyi ve la techerü lehü bi’l kavli kecehri ba’dıküm liba’dın en tahbeta a’malüküm ve entüm la teş’urune"

بِّيعلا ترفعوا أصواتكم فوق صوت الد

وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ

أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

“ya eyyühelleziyne amenu la terfe­‘u asvateküm fevka savtin nebiyyi ve la techerü lehü bi’l kavli kecehri ba’dıküm liba’dın en tahbeta a’malüküm ve entüm la teş’urune”

mealen, “Ey iman edenler seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırır gibi ona bağırmayın, haberiniz olmadan amelleriniz boşa çıkıverir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Meal olarak, "Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırır gibi ona bağırmayın, haberiniz olmadan amelleriniz boşa çıkıverir."

Burada da yine sayılar dikkat çekicidir; az önceki ayette olduğu gibi bu ayet de 49 numaralı surenin 2. ayetidir.

Bunun ifadesi 4+9=13 Hz. Rasulüllah'ı, bu mertebede dahi iki (2) görünen ve görünmeyen idrak demektir.

 

Burada da yine sayılar dikkat çekicidir; az evvelki ayette olduğu gibi bu ayet de 49 nolu surenin 2 inci ayetidir. 

Burada da yine sayılar dikkat çekicidir; az önceki ayette olduğu gibi bu ayet de 49 numaralı surenin 2. ayetidir.

Bunun ifadesi 4+9=13 Hz. Rasulüllah'ı, bu mertebede dahi iki (2) görünen ve görünmeyen idrak demektir.

Burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir.

Önceki ayette "seslerini kısanlar"

burada ise, "seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın," buyruluyor.

Birincide, "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) denizinde boğulanlar;

Bunun ifadesi 4+9=13 Hz. Rasulüllah’ı, bu mertebede dahi iki (2) görünen ve görünmeyen idrak demektir.

Burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir.

Önceki ayette “seslerini kısanlar”

Önceki ayette "seslerini kısanlar"

burada ise, "seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın," buyruluyor.

Birincide, "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) denizinde boğulanlar;

Bunun ifadesi 4+9=13 Hz. Rasulüllah’ı, bu mertebede dahi iki (2) zahir ve batın idrak demektir.

Burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir. 

Evvelki ayette “seslerini kısanlar” 

burada ise, “seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın,” buyruluyor.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

Burada ise, "Seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın," buyruluyor.

Birincide, "Hakikat-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in hakikati) denizinde gark olanlar;

İkincide, "Hakikat-i Muhammediyye" deryasına girip orada yıkanıp yeni bir hayatla ve "Sîret-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in yaşam tarzı) ile o deryadan çıkarak etraflarını eğitiyorlarken, nefislerine kapılıp, halkın ezası ve zorlukları karşısında yılmadan, bıkmadan ve seslerini Hz. Muhammed'in risaletleri döneminde nasıl yumuşak ve müşfik davranmışlarsa siz de öyle davranarak, eğitimde ve diğer zamanlarda seslerinizi, onun sesinden daha yüksek çıkarmayın.

 

Birincide, “Hakikati Muhammedi” denizinde gark olanlar; 

İkincide, “hakikati Muhammedi” deryasına girip orada yıkanıp yeni bir hayatla ve “sıreti Muhammedi” ile o deryadan çıkarak etraflarını eğitiyorlarken, nefislerine kapılıp, halkın ezası ve zorlukları karşısında yılmadan, bıkmadan ve seslerini Hz. Muhammed’in risaletleri döneminde nasıl yumuşak ve müşfik davranmışlarsa siz de öyle davranarak, eğitimde ve diğer zamanlarda seslerinizi, onun sesinden daha yüksek çıkarmayın. 

İkincide, "hakikat-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in hakikati) deryasına girip orada yıkanıp yeni bir hayatla ve "sîret-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in yaşam tarzı) ile o deryadan çıkarak etraflarını eğitiyorlarken, nefislerine kapılıp, halkın ezası ve zorlukları karşısında yılmadan, bıkmadan ve seslerini Hz. Muhammed'in risaletleri döneminde nasıl yumuşak ve müşfik davranmışlarsa siz de öyle davranarak, eğitimde ve diğer zamanlarda seslerinizi, onun sesinden daha yüksek çıkarmayın.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İkincide, "hakikat-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in hakikati) deryasına girip orada yıkanıp yeni bir hayatla ve "sîret-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed'in yaşam tarzı) ile o deryadan çıkarak etraflarını eğitiyorlarken, nefislerine kapılıp, halkın ezası ve zorlukları karşısında yılmadan, bıkmadan ve seslerini Hz. Muhammed'in risaletleri döneminde nasıl yumuşak ve müşfik davranmışlarsa siz de öyle davranarak, eğitimde ve diğer zamanlarda seslerinizi, onun sesinden daha yüksek çıkarmayın.

Ömerül Faruk, bilindiği gibi, yüksek adalet sahibi olduğundan, haklıyı ve haksızı çok iyi ayırma kabiliyeti vardı. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ömerü'l-Faruk, bilindiği gibi, yüksek adalet sahibi olduğundan, haklıyı ve haksızı çok iyi ayırma kabiliyeti vardı.

İşte o mertebe "Farukıyyet" yani "Furkan mertebesi"dir. Aynı zamanda "sıfat mertebesi"dir.

O halden sonra artık birbirinizle konuştuğunuz gibi ona seslenmeyin, çünkü o sizler gibi sadece beşer değil, aynı zamanda "Rasul"dür. Ancak siz bu hakikatleri pek düşünmüyorsunuz.

Ömerü'l-Faruk, bilindiği gibi, yüksek adalet sahibi olduğundan, haklıyı ve haksızı çok iyi ayırma kabiliyeti vardı.

İşte o mertebe "Farukıyyet" yani "Furkan mertebesi"dir. Aynı zamanda "sıfat mertebesi"dir.

O halden sonra artık birbirinizle konuştuğunuz gibi ona seslenmeyin, çünkü o sizler gibi sadece beşer değil, aynı zamanda "Rasul"dür. Ancak siz bu hakikatleri pek düşünmüyorsunuz.

Kısaca toparlarsak üçüncü (3.) pencerede bu hisler içinde birinci (1.) ayette belirtilen "Hakikat-i Muhammediyye"yi iyice tanımak, onda yok olmak;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Kısaca toparlarsak, üçüncü (3.) pencerede bu hisler içinde birinci (1.) ayette belirtilen "Hakikat-i Muhammediyye"yi iyice tanımak, onda yok olmak gerekir.

İşte o mertebe "Farukiyyet" yani "Furkan mertebesi"dir. Aynı zamanda "sıfat mertebesi"dir.

O halden sonra artık birbirinizle konuştuğunuz gibi ona seslenmeyin, çünkü o sizler gibi sadece bir insan değil, aynı zamanda "Rasul"dür. Ancak siz bu hakikatleri pek düşünmüyorsunuz.

İşte o mertebe “Farukiyyet” yani “Furkan mertebesi”dir. Aynı zamanda “sıfat mertebesi”dir. 

O halden sonra artık birbirinizle konşutuğunuz gibi ona seslenmeyin, çünkü o sizler gibi sadece beşer değil, aynı zamanda “Rasul”dür. Ancak siz bu hakikatleri pek düşünmüyorsunuz.

Kısaca toparlarsak üçüncü (3.) pencerede bu hisler içinde birinci (1.) ayette, belirtilen “Hakikati Muhammediyye”yi iyice tanımak, onda yok olmak; &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kısaca toparlarsak, üçüncü pencerede bu hisler içinde birinci ayette belirtilen "Hakikati Muhammediyye"yi iyice tanımak, onda yok olmak;

ikincide, böylece sesini çıkaramamak, o deryada yüzmeye başlamak;

İkinci olarak da, böylece sesini çıkaramamak, o deryada yüzmeye başlamak;

Üçüncü olarak ise, tekrar yeni bir varlık bularak, irşat (doğru yolu gösterme) vazifesine başlamak anlatılmaktadır.

ikinci (2.) de, böylece sesini çıkaramamak, o deryada yüzmeye başlamak; 

İkinci olarak da, böylece sesini çıkaramamak, o deryada yüzmeye başlamak;

Üçüncü olarak ise, tekrar yeni bir varlık bularak, irşat (doğru yolu gösterme) vazifesine başlamak anlatılmaktadır.

Orada da fazla duramayıp, arkadan gelenlere yol açmak üzere boyun bükerek, kısalan yolu tamamlamak üzere “Makam-ı Mahmud”a, “Makam-ı Sıddıkiyyet”e, “Makam-ı Furkaniyyet”e tazim ve selam ederek, yoluna yavaş yavaş bu hakikatleri yaşayarak devam edersin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Orada da fazla duramayıp, arkadan gelenlere yol açmak için boyun bükerek, kısalan yolu tamamlamak üzere “Makam-ı Mahmud”a (övülmüş makam), “Makam-ı Sıddıkiyyet”e (doğruluğun makamı), “Makam-ı Furkaniyyet”e (hak ile batılı ayırt etme makamı) saygı ve selam ederek, yoluna yavaş yavaş bu hakikatleri yaşayarak devam edersin.

Üçüncüde ise, tekrar yeni bir varlık bularak, irşat (doğru yolu gösterme) vazifesine başlamak anlatılmaktadır.

Orada da fazla duramayıp, arkadan gelenlere yol açmak için boyun bükerek, kısalan yolu tamamlamak üzere “Makam-ı Mahmud”a, “Makam-ı Sıddıkiyyet”e, “Makam-ı Furkaniyyet”e saygı ve selam ederek, yoluna yavaş yavaş bu hakikatleri yaşayarak devam edersin.

üçüncü (3.) de ise, tekrar yeni bir varlık bularak, irşat vazifesine başlamak, anlatılmaktadır. 

Orada da fazla duramayıp, arkadan gelenlere yol açmak üzere boyun bükerek, kısalan yolu tamamlamak üzere “Makamı Mahmud”a, “Makamı Sıddıkiyyet”e, “Makamı Furkaniyyet”e tazim ve selam ederek, yoluna yavaş yavaş bu hakikatleri yaşayarak devam edersin.

Oranın iki (2) çıkış kapısı vardır. Biri koridorun sonunda bedenliler için “Baki kapısı” cennetül bakiye açılan; diğeri de az yukarıdaki “Makamı Cibril” penceresidir. Buradan da bedensizlerin, “alemi ervah”a uruc ederler, yükselirler. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

O yerin iki çıkış kapısı vardır. Biri koridorun sonunda bedenliler için "Baki kapısı" olan cennetü'l-bâkiye'ye açılan; diğeri de az yukarıdaki "Makam-ı Cibril" penceresidir. Buradan da bedensizler, ruhlar âlemine yükselirler.

O yerin iki çıkış kapısı vardır. Biri koridorun sonunda bedenliler için "Baki kapısı" olan cennetü'l-bâkiye'ye açılan; diğeri de az yukarıdaki "Makam-ı Cibril" penceresidir. Buradan da bedensizler, "âlem-i ervah"a (ruhlar âlemine) yükselirler.

Bu koridorun aynı zamanda bir ismi de "Medine'nin zaman tüneli"dir. Bütün zamanları da içinde bulundurur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bu koridorun aynı zamanda bir ismi de "Medine'nin zaman tüneli"dir. Bütün zamanları da içinde bulundurur.

İşte bu hakikatleri idrak ederek, âlemlerin sultanının önünden ayrılan kimse, bu iki kapıdan çıkarak; ya "baki" olan gönül cennetinde, ya da gönül semasında yaşamlarına devam ederler.

Bu koridorun aynı zamanda bir ismi de “Medine’nin zaman tüneli”dir. Bütün zamanları da içinde bulundurur.

İşte bu hakikatleri idrak ederek, alemlerin sultanının önünden ayrılan kimse, bu iki kapıdan çıkarak; ya “baki” olan gönül cennetinde, ya da gönül semasında yaşamlarına devam ederler.

İşte bu hakikatleri idrak ederek, âlemlerin sultanının önünden ayrılan kimse, bu iki kapıdan çıkarak; ya "baki" olan gönül cennetinde, ya da gönül semasında yaşamlarına devam ederler.

Bu koridorun aynı zamanda bir ismi de “Medine’nin zaman tüneli”dir. Bütün zamanları da içinde bulundurur.

İşte bu hakikatleri idrak ederek, alemlerin sultanının önünden ayrılan kimse, bu iki kapıdan çıkarak; ya “baki” olan gönül cennetinde, ya da gönül semasında yaşamlarına devam ederler.

Misafir olarak gelenler, tekrar yerlerine dönünce, yani eski beşeriyyet hallerine dönünce bulundukları yerde, batınen “Makamı Mahmud”un zahiren de “Şeriatı Muhammedi”nin temsilcileri olurlar. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Misafir olarak gelenler, tekrar yerlerine döndüklerinde, yani eski beşerî hallerine döndüklerinde, bulundukları yerde, içsel olarak "Makam-ı Mahmud"un, dışsal olarak da "Şeriat-ı Muhammedi"nin temsilcileri olurlar.

Misafir olarak gelenler, tekrar yerlerine döndüklerinde, yani eski beşerî hallerine döndüklerinde, bulundukları yerde, içsel olarak "Makam-ı Mahmud"un, dışsal olarak da "Şeriat-ı Muhammedi"nin temsilcileri olurlar.

Şimdi sen de bu hallere sahip olmak istersen, bulunduğun yerde böyle kimselerin var olup olmadığını araştır, eğer bulabilirsen hiç durma, onlardan hemen bu hallerin eğitimini al, öylece âlemlerin sultanını bilerek ziyaretine git.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Şimdi sen de bu hallere sahip olmak istersen, bulunduğun yerde böyle kimselerin var olup olmadığını araştır, eğer bulabilirsen hiç durma, onlardan hemen bu hallerin eğitimini al, öylece âlemlerin sultanını bilerek ziyaretine git.

İşte sen de bu hallere sahip olmak istersen, bulunduğun yerde böyle kimselerin var olup olmadığını araştır, eğer bulabilirsen hiç durma, onlardan hemen bu hallerin eğitimini al, öylece alemlerin sultanını bilerek ziyaretine git. 

“Bab’üs selam”dan girip, “baki kapı”sından çıkarak yapılan ziyaret saat olarak belki onbeş dakikada biter amma gerçekten eğitimini alarak oradan geçmek ortalama 15-20 sene sürer, ki ancak irfaniyyet ve muhabbet ile gerçekleşir; iyi anlamaya çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Bab'üs selam"dan girip, "baki kapı"sından çıkarak yapılan ziyaret, süre olarak belki on beş dakikada biter; aksine, gerçekten eğitimini alarak oradan geçmek ortalama 15-20 sene sürer ki bu ancak irfaniyyet (bilgelik) ve muhabbet (sevgi) ile gerçekleşir; bunu iyi anlamaya çalışalım.

"Bab'üs selam"dan girip, "baki kapı"sından çıkarak yapılan ziyaret, süre olarak belki on beş dakikada biter; aksine, gerçekten eğitimini alarak oradan geçmek ortalama 15-20 sene sürer ki bu ancak irfaniyyet (bilgelik) ve muhabbet (sevgi) ile gerçekleşir; bunu iyi anlamaya çalışalım.

Elbette, Hz. Rasulüllah'ı her mertebedeki ümmetinin ziyaret hakkı vardır; ancak şeriat mertebesindekiler, bulundukları idrak ve anlayış düzeyinden, tarikat mertebesindekiler tarikat mertebesinden, hakikat mertebesindekiler hakikat mertebesinden, marifet mertebesindekiler marifet mertebesinden ziyaret ederler; iyi niyetle yapılan her ziyaret makbuldür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Elbette, Hz. Rasulüllah'ı her mertebedeki ümmetinin ziyaret hakkı vardır; ancak şeriat mertebesindekiler, bulundukları idrak ve anlayış düzeyinden, tarikat mertebesindekiler tarikat mertebesinden, hakikat mertebesindekiler hakikat mertebesinden, marifet mertebesindekiler marifet mertebesinden ziyaret ederler; iyi niyetle yapılan her ziyaret makbuldür.

Tabii ki, Hz. Rasulüllah’ı her mertebedeki ümmetinin ziyaret hakkı vardır, ancak şeriat mertebesindekiler, bulundukları idrak ve anlayış düzeyinden, tarikat mertebesindekiler tarikat mertebesinden, hakikat mertebesindekiler hakikat mertebesinden, marifet mertebesindekiler marifet mertebesinden ziyaret ederler, ki iyi niyetle yapılan her ziyaret makbuldür.

Tabii ki, Hz. Rasulüllah’ı her mertebedeki ümmetinin ziyaret hakkı vardır, ancak şeriat mertebesindekiler, bulundukları idrak ve anlayış düzeyinden, tarikat mertebesindekiler tarikat mertebesinden, hakikat mertebesindekiler hakikat mertebesinden, marifet mertebesindekiler marifet mertebesinden ziyaret ederler, ki iyi niyetle yapılan her ziyaret makbuldür. 

Allah cc. bütün ziyaretlerinizi kabul etsin. Amin. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Allah (c.c.) bütün ziyaretlerinizi kabul etsin. Âmin.

30-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Şimdi biraz daha Mescid-i Nebevî'nin bazı özelliklerini anlamaya çalışalım. Yirmi yedi adet açılır kapanır kubbesi vardır. Tabii ışıklandırma için her biri seksen ton ağırlığındadır. Kapladığı alan üç yüz yirmi dört metrekaredir. Her kubbede iki buçuk kilogram, toplamda altmış yedi buçuk kilogram altın kullanılmıştır, Medine'de imal edilmiştir.

Allah (c.c.) bütün ziyaretlerinizi kabul etsin. Âmin.

30-09-2001 Mekke-i Mükerreme Kâbe-i Muazzama Şimdi biraz daha Mescid-i Nebevî'nin bazı özelliklerini anlamaya çalışalım. Yirmi yedi adet açılır kapanır kubbesi vardır. Tabii ışıklandırma için her biri seksen ton ağırlığındadır. Kapladığı alan üç yüz yirmi dört metrekaredir. Her kubbede iki buçuk kilogram, toplamda altmış yedi buçuk kilogram altın kullanılmıştır, Medine'de imal edilmiştir.

Ayrıca arka orta yerde iki adet üstü açık alan vardır ki, gerektiğinde onların da üstü, altışar adet direklere monte edilmiş muazzam hidrolik sistemiyle çalışarak açılıp kapanan şemsiyelerle örtülmüştür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca arka orta yerde iki adet üstü açık alan vardır ki, gerektiğinde onların da üstü, altışar adet direklere monte edilmiş muazzam hidrolik sistemiyle çalışarak açılıp kapanan şemsiyelerle örtülmüştür.

30-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Şimdi biraz daha Mescid-i Nebevî'nin bazı özelliklerini anlamaya çalışalım. 27 açılır, kapanır kubbesi vardır. Tabii ışıklandırma için her biri 80 ton ağırlığındadır. Kapladığı alan 324 m2'dir. Her kubbede 2.5 kg, toplam 67.5 kg altın kullanılmıştır, Medine'de imal edilmiştir.

30-09-2001 Mekke-i Mükerreme Ka’be-i Muazzama Şimdi biraz daha Mescidi Nebevi’nin bazı özelliklerini anlamaya çalışalım. 27 açılır, kapanır kubbesi vardır. Tabii ışıklandırma için herbiri 80 ton ağırlığındadır. Kapladığı alan 324 m2 dir. Her kubbede 2.5 kg toplam 67.5 kg altın kullanılmştır, Medine’de imal edilmiştir. 

Ayrıca arka orta yerde iki (2) adet üstü açık alan vardır, ki gerektiğinde onların da üstü altı (6) şar adet direklere monte edilmiş muazzam hidrolik sistemiyle çalışarak açılıp kapanan şemsiyelerle örtülmüştür. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca arka orta yerde iki adet üstü açık alan vardır; gerektiğinde onların da üstü, altışar adet direklere monte edilmiş muazzam hidrolik sistemiyle çalışarak açılıp kapanan şemsiyelerle örtülmüştür.

Açılır kapanır kubbe ve şemsiyeler ile ruhlar âlemiyle bağlantı kurulmaktadır.

Genel olarak anlatılacak pek çok şey daha vardır, fakat amacımız oranın teknik özelliklerini saymak değil, içinde bulunan bazı mertebeleri kısa kısa, anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalışmaktır.

Açılır kapanır kubbe ve şemsiyeler ile alemi ervahla irtibat sağlanmaktadır. 

Açılıp kapanan kubbe ve şemsiyeler ile ruhlar âlemiyle bağlantı kurulmaktadır.

Genel olarak anlatılacak pek çok şey daha vardır, fakat amacımız oranın teknik özelliklerini saymak değil, içinde bulunan bazı mertebeleri kısa kısa, anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalışmaktır.

Bugün Mescid-i Nebevî'nin kapladığı alanın, "eski Yesrip" Medine şehrinin kapladığı alan olduğu söylenir. 98.326 m² olan Mescid'in kapladığı alan neredeyse 100 dönümlük oldukça geniş bir sahayı kaplamaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bugün Mescid-i Nebevî'nin kapladığı alanın, "eski Yesrip" Medine şehrinin kapladığı alan olduğu söylenir. 98.326 m² olan Mescid'in kapladığı alan neredeyse 100 dönümlük oldukça geniş bir sahayı kaplamaktadır.

Genel olarak anlatılacak pek çok şey daha vardır, fakat amacımız oranın teknik özelliklerini saymak değil, içinde bulunan bazı mertebeleri kısa kısa, anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalışmaktır. Bugün Mescid-i Nebevî'nin kapladığı alanın "eski Yesrip" Medine şehrinin kapladığı alan olduğu söylenir. 98.326 m² olan Mescid'in kapladığı alan neredeyse 100 dönümlük oldukça geniş bir sahayı kaplamaktadır.

Genel olarak anlatılacak pekçok şeyler daha vardır, fakat gayemiz oranın teknik özelliklerini saymak değil, içinde bulunan bazı mertebeleri kısa kısa anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalışmaktır Bugün Mescid-i Nebevi’nin kapladığı alan “eski Yesrip” Medine şehrinin kapladığı alan olduğu söylenir. 98,326 m 2 olan Mescid’in kapladığı alan nerdeyse 100 dönümlük oldukça geniş bir sahayı kaplamaktadır. 

İçinde, üstünde, terasta ve bahçesinde toplam 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İçinde, üstünde, terasında ve bahçesinde toplam 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

İçinde, üstünde, terasında ve bahçesinde toplam 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

İnşaatının mimarisi ve süslemeleriyle gerçekten dünyada Kâbe-i Muazzama'dan sonra, bir benzeri olamayacak Hz. Rasulüllah (s.a.v.) alemlerin sultanına yaraşır "liva'ul hamd" sancağının dalgalandığı muhteşem binadır.

Medine'de ilk yapılan mescid olan "Kuba Mescidi", takva (Allah'tan korkma) sahiplerinin, şeriat mertebesinin ilk temelinin atıldığı, Kelime-i Tevhid'in orada ilk defa resmen okunduğu yerdir.

İçinde, üstünde, terasında ve bahçesinde toplam 698.000 kişi namaz kılabilmektedir.

İnşaatının mimarisi ve tezyinatıyla gerçekten dünyada Kâbe-i Muazzama'dan sonra, bir benzeri olamayacak Hz. Rasulüllah (s.a.v.) alemlerin sultanına yaraşır "liva'ul hamd" sancağının dalgalandığı muhteşem binadır.

Medine'de ilk yapılan mescid olan "Kuba Mescidi", ittika (Allah'tan korkma) sahiplerinin, şeriat mertebesinin ilk temelinin atıldığı, Kelime-i Tevhid'in orada ilk defa resmen okunduğu yerdir.

İnşaatı mimarisi, tezyinatıyla gerçekten dünya da Ka’be-i Muazzama’dan sonra, bir işi benzeri olamayacak Hz. Rasulüllah (sav.) alemlerin sultanına yaraşır “liva’ul hamd” sancağının dalgalandığı muhteşem binadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İnşaatı, mimarisi ve süslemeleriyle gerçekten dünyada Kâbe-i Muazzama'dan sonra, bir benzeri olamayacak, Hz. Resulullah (s.a.v.) âlemlerin sultanına yaraşır "liva'ul hamd" sancağının dalgalandığı muhteşem bir binadır.

Medine'de ilk yapılan mescit olan "Kuba Mescidi", takva sahiplerinin, şeriat mertebesinin ilk temelinin atıldığı, Kelime-i Tevhid'in orada ilk defa resmen okunduğu yerdir.

"Cuma Mescidi" ise ilk tarikat mertebesinin temelinin atıldığı yerdir.

Medine’de ilk yapılan mescid “küba mescidi” ittika sahiplerinin, şeriat mertebesinin ilk temelinin atıldığı, Kelime-i Tevhid’in orada ilk defa resmen okunduğu yerdir.

“Cum’a mescid”i ilk tarikat mertebesinin temelinin atıldığı yerdir.

"Cuma mescidi", ilk tarikat mertebesinin temelinin atıldığı yerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Cuma mescidi", ilk tarikat mertebesinin temelinin atıldığı yerdir.

"Mescid-i Nebevi" ise, hakikat ve marifet mertebelerinin temelinin atılıp, temelleştirildiği yerlerdir.

Daha sonra yapılan, adına "kıbleteyn" denilen mescid ise, kıblenin Kudüs'ten alınıp tekrar Kâbe-i Muazzama'ya verildiği dünya ve mana âlemindeki çok büyük değişikliği ifade etmektedir.

Böylece, merkez "sıfat" mertebesinden "zât" mertebesine, yani "Musevilik" ve "İsevilik" mertebesinden alınıp "Muhammedilik" mertebesine döndürülerek, "İbrahimî mertebe"nin gerçek ve Hakk'a ulaşan devamının, "İbrahimî mertebe"den "Muhammedî mertebe"ye ancak bu yoldan da Hakk'a ulaşmanın mümkün olduğunu açık olarak bildirmektedir.

"Mescid-i Nebevi" ise, hakikat ve marifet mertebelerinin temelinin atılıp, temelleştirildiği yerlerdir.

Daha sonra yapılan, adına "kıbleteyn" denilen mescid ise, kıblenin Kudüs'ten alınıp tekrar Kâbe-i Muazzama'ya verildiği dünya ve mana âlemindeki çok büyük değişikliği ifade etmektedir.

Böylece, merkez "sıfat" mertebesinden "zât" mertebesine, yani "Musevilik" ve "İsevilik" mertebesinden alınıp "Muhammedilik" mertebesine döndürülerek, "İbrahimî mertebe"nin gerçek ve Hakk'a ulaşan devamının, "İbrahimî mertebe"den "Muhammedî mertebe"ye ancak bu yoldan da Hakk'a ulaşmanın mümkün olduğunu açık olarak bildirmektedir.

“Mescid-i Nebevi” ise, hakikat ve ma’rifet mertebelerinin temelinin atılıp, temelleştirildiği yerlerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

“Mescid-i Nebevî” ise, hakikat ve marifet mertebelerinin temelinin atılıp, temelleştirildiği yerlerdir.

Daha sonra yapılan, adına “kıbleteyn” denilen mescid ise, kıblenin Kudüs’ten alınıp tekrar Kâbe-i Muazzama’ya verildiği dünya ve mana âlemindeki çok büyük değişimi ifade etmektedir.

Böylece, merkez “sıfat” mertebesinden “zât” mertebesine, yani “Musevîlik” ve “İsevîlik” mertebesinden alınıp “Muhammedîlik” mertebesine döndürülerek, “İbrahimîlik mertebesi”nin gerçek ve Hakk’a ulaşan devamının, “İbrahimîlik mertebesi”nden “Muhammedîlik mertebesi”ne ancak bu yoldan da Hakk’a ulaşmanın mümkün olduğunu açıkça bildirmektedir.

Daha sonra yapılan adına “kıbleteyn” denilen mescid ise, kıblenin Kudüs’ten alınıp tekrar Ka’be-i Muazzamaya verildiği dünya ve mana alemindeki çok büyük değişikliği ifade etmektir.

Böylece, merkez “sıfat” mertebesinden “zat” mertebesine, yani “Museviyyet” ve “İseviyyet” mertebesinden alınıp “Muhammediyyet” mertebesine döndürülerek, “mertebe-i İbrahimiyyet”in gerçek ve Hakk’a ulaşan devamının, “mertebe-i İbrahimiyyet”ten “Mertebe-i Muhammediyye”ye ancak bu yoldan da Hakk’a ulaşmanın mümkün olduğunu açık olarak bildirmektedir.

Mescid-i Gamame (Bulut mescidi)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Gamame Mescidi (Bulut Mescidi)

Her zaman Resulullah (s.a.v.)'ın başının üstünde, güneşten korunması için bir bulut dolaşmaktaydı. Bu sebeple gölgesi de yere düşmemekteydi. Bunun hatırasına binaen yapılan bu mescidin taşları bile gri renkli taşlardır; bakıldığı zaman bulut gibi görünür.

Bulut, "cami-i a'ma'iyyet" (tüm körlükleri toplayan) hakikatini ifade etmektedir. Hz. Resulullah (s.a.v.)'ın gölgesinin yere düşmemesi ise, kendisinin bir nur olduğu, nurun ise gölgesinin olmasının imkânsız olduğunun gerçeğidir.

Gamame Mescidi (Bulut Mescidi)

Her zaman Resulullah (s.a.v.)'ın başının üstünde, güneşten korunması için bir bulut dolaşmaktaydı. Bu sebeple gölgesi de yere düşmemekteydi. Bunun hatırasına binaen yapılan bu mescidin taşları bile gri renkli taşlardır; bakıldığı zaman bulut gibi görünür.

Bulut, "cami-i a'ma'iyyet" (tüm körlükleri toplayan) hakikatini ifade etmektedir. Hz. Resulullah (s.a.v.)'ın gölgesinin yere düşmemesi ise, kendisinin bir nur olduğu, nurun ise gölgesinin olmasının imkânsız olduğunun gerçeğidir.

Her zaman Rasulüllah (sav.)’ın başının üstünde güneşten korunması için, bir bulut dolaşmakta idi. Bu yüzden gölgesi de yere düşmemekte idi. Bunun hatırasına binaen yapılan bu mescidin taşları bile gri renkli taşlardır, bakıldığı zaman bulut gibi görünür.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Her zaman Resulullah'ın (s.a.v.) başının üstünde, onu güneşten korumak için bir bulut dolaşmaktaydı. Bu sebeple gölgesi de yere düşmemekteydi. Bunun anısına yapılan bu mescidin taşları bile gri renkli taşlardır; bakıldığı zaman bulut gibi görünür.

Bulut, "cami-i a'ma'iyyet" (mutlak gaybı toplayan) hakikatini ifade etmektedir. Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) gölgesinin yere düşmemesi ise, kendisinin bir nur olduğu ve nurun gölgesinin olmasının imkânsız olduğunun gerçeğidir.

Bulut “cami-i a’ma’iyyet” hakikatini ifade etmekte, Hz. Rasulüllah (sav.) gölgesinin yere düşmemesi ise, kendisinin bir nur olduğu, nurun ise gölgesinin olmasının mümkün olmadığının gerçeğidir.

Ebubekir Sıddık mescidi Ebubekir Sıddık mescidi "Sıddıkiyyet mertebesi"nin görünen, genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, batıni (içsel, gizli) makamdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ebubekir Sıddık mescidi, "Sıddıkiyyet mertebesi"nin görünen, açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, içsel, gizli makamdır.

Ömer'ul Faruk mescidi, "Furkaniyyet mertebesi"nin görünen, açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, içsel makamdır.

Osman Zinnureyn Mescidi, sevgi, muhabbet ve nur mertebesinin görünen, açık yönüdür. Baki kabristanındaki makamı ise, içsel makamıdır.

Ömer'ul Faruk mescidi "Furkaniyyet mertebesi"nin görünen, genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, batıni makamdır.

Osman Zinnureyn Mescidi Sevgi, muhabbet ve nur mertebesinin görünen, genele açık yönüdür. Baki kabristanındaki makamı ise, batıni makamıdır.

Hz. Ali (k.a.v.) mescidi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Hz. Ali (k.a.v.) mescidi, "Sıddıkiyyet mertebesi"nin görünen, genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, batıni makamdır.

Ömer'ul Faruk mescidi, "Furkaniyyet mertebesi"nin görünen, genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi'deki makamı ise, batıni makamdır.

Osman Zinnureyn Mescidi, sevgi, muhabbet ve nur mertebesinin görünen, genele açık yönüdür. Baki kabristanındaki makamı ise, batıni makamıdır.

Hz. Ali (k.a.v.) mescidi, ilim, şecaat, mertlik mertebesinin görünen, genele açık yönüdür. Batıni ve velayet (Allah dostluğu) mertebesinin ortaya çıktığı yer, "Ali veliyyullah" sancağının dalgalandığı yer ise, Necef'teki muhteşem kabridir.

“Sıddıkiyyet mertebesi”nin zahiri genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi’deki makamı ise, batıni makamdır.

Ömer’ul Faruk mescidi “Furkaniyyet mertebesi”nin zahiri genele açık yönüdür. Mescid-i Nebevi’deki makamı ise, batıni makamdır.

Osman Zinnureyn Mescidi Sevgi, muhabbet ve nur mertebesinin zahiri genele açık yönüdür. Baki kabristanındaki makamı ise, batını makamıdır.

Hz. Ali (k.a.v.) mescidi İlim, şeceat, mertlik mertebesinin zahiri, genele açık yönüdür. Batıni ve velayet mertebesinin zuhur mahalli “Ali veliyyullah” sancağının dalgalandığı yer ise, “necef”teki muhteşem kabridir.

İlim, cesaret ve mertlik mertebesinin görünen, genele açık yönüdür. Batınî ve velayet mertebesinin ortaya çıktığı yer, "Ali veliyyullah" sancağının dalgalandığı yer ise, Necef'teki muhteşem kabridir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İlim, cesaret ve mertlik mertebesinin görünen, açıkça beliren yönüdür. Batınî (içsel) ve velayet (Allah dostluğu) mertebesinin zuhûr yeri, "Ali veliyyullah" sancağının dalgalandığı yer ise, Necef'teki muhteşem kabridir.

Ehli Beyt sözü Hz. Ali'ye (r.a.) gelmişken, konumuzla fazla ilgili olmasa da "Ehli Beyt" hanedanının şehit edilişleri hakkında birkaç satır yazmak istedim. Çünkü bu Alevilik-Sünnilik ayrımı, İslam'ın çok yersiz ve hazin bir tablosudur.

Ehli Beyt Söz Hz. Ali'ye (r.a.) gelmişken, konumuzla fazla ilgili olmasa da "Ehli Beyt" hanedanının şehit edilişleri hakkında birkaç satır yazmak istedim. Çünkü bu Alevilik-Sünnilik ayrımı, İslam'ın çok yersiz ve hazin bir tablosudur.

Ehli Beyt Söz Hz.Ali (RA)’a gelmişken, mevzuumuzla fazla ilgili olmadığı halde “Ehli Beyt”i hanedanın şehit edilişleri hakkında birkaç satır yazmak istedim. Çünkü bu alevilik - sünnilik İslamın çok yersiz ve hazin bir tablosudur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Ehli Beyt sözü Hz. Ali'ye (r.a.) gelmişken, konumuzla fazla ilgili olmasa da "Ehli Beyt"in hanedanının şehit edilişleri hakkında birkaç satır yazmak istedim. Çünkü bu Alevilik-Sünnilik, İslam'ın çok yersiz ve hazin bir tablosudur.

Gerçek bir Müslümanın, gerçek anlamda "Sünni" ve aynı zamanda yine gerçek anlamda "Alevi", yani Hz. Ali'yi seven biri olması gerekir.

Gerçek bir müslümanın, gerçek manada “sünni” aynı zamanda da gene gerçek manada “alevi” yani Hz. Ali’yi sever olması lazımdır. 

Gerçek bir Müslümanın, gerçek anlamda "Sünni" olması ve aynı zamanda yine gerçek anlamda "Alevi", yani Hz. Ali'yi seven biri olması gerekir.

Sünniliğin Hz. Muhammed'e (s.a.v.), Aleviliğin ise Hz. Ali'ye bağlılık gibi bir şey olduğu kesinlikle ne düşünülebilir ne de kabul edilebilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Sünniliğin Hz. Muhammed'e (s.a.v.) bağlılık, Aleviliğin ise Hz. Ali'ye bağlılık gibi bir şey olduğu kesinlikle ne düşünülebilir ne de kabul edilebilir.

Müslümanın tek bir ismi vardır, o da yine "Müslüman"dır. Sünnet-i Seniyye'ye zaten mutlaka uyması gerekir, bu sebeple "Sünnidir" denilirse doğrudur.

Sünnilik Hz. Muhammed'e (s.a.v.) bağlılık, Alevilik Hz. Ali'ye bağlılık gibi bir şey kesinlikle ne düşünülebilir ne de kabul edilebilir.

Müslümanın tek bir ismi vardır, o da yine "Müslüman"dır. Sünnet-i Seniyye'ye zaten mutlaka uyması gerekir, bu yüzden "Sünnidir" denilirse doğrudur.

Sünnilik Hz. Muhammed’e (sav), Alevilik Hz. Ali’ye bağlılık gibi bir şey kat’iyyetle ne düşünülebilinir ve ne de kabul edilebilinir.

Müslümanın tek ismi vardır, o da yine “müslüman”dır. Sünneti seniyyeye zaten mutlaka uyması lazımdır, bu yüzden “sünnidir” denilirse doğrudur. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Müslümanın tek ismi vardır, o da yine "müslüman"dır. Sünnet-i seniyyeye zaten mutlaka uyması lazımdır, bu yüzden "sünnidir" denilirse doğrudur.

Fakat Müslüman, Allah'ın ve peygamberinin belirlediği kurallar içerisinde öncelikle Müslüman'dır; ondan sonra aksine eğilimine göre başka bir ek kelime kullanılabilir.

Fakat müslüman Allah’ın ve peygamberinin belirlediği kurallar içerisinde evvela müslüman ondan sonra belki eğilimine göre bir başka ilave kelime kullanılabilinir.

Fakat Müslüman, Allah'ın ve peygamberinin belirlediği kurallar içerisinde öncelikle Müslüman'dır; ondan sonra aksine eğilimine göre başka bir ek kelime kullanılabilir.

Bu ölçünün dışındaki isimler, siyasi parti isimleri gibi olan gruplaşmalardan başka bir şey değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Bu ölçünün dışındaki isimler, siyasi parti isimleri gibi olan gruplaşmalardan başka bir şey değildir.

Bu grupların oluşması ise, İslam'ı iyi anlayıp değerlendiremediğimizden ortaya çıkan anlam kargaşasındandır.

Biz yine kısaca "Ehl-i Beyt" konusuna gelelim. Acaba Yüce Allah aciz miydi ki, Hz. Rasulüllah (s.a.v.)'ın "Ehl-i Beyt"inin hepsi, hatta bir rivayete göre, sevgilisinin dahi "Hayber Kalesi" fethedildiğinde yediği bir yemekten zehirlendiği, yediği bir yemeğin içindeki zehrin geç tesir eden bir zehir olduğundan hemen anlaşılamadığı ölüm sebeplerinden biri ve etken olanın bu zehir olduğu söylenir.

Bu grupların oluşması ise, İslam'ı iyi anlayıp değerlendiremediğimizden ortaya çıkan anlam kargaşasındandır.

Biz yine kısaca "Ehl-i Beyt" konusuna gelelim. Acaba Yüce Allah aciz miydi ki, Hz. Rasulüllah (s.a.v.)'ın "Ehl-i Beyt"inin hepsi, hatta bir rivayete göre, sevgilisinin dahi "Hayber Kalesi" fethedildiğinde yediği bir yemekten zehirlendiği, yediği bir yemeğin içindeki zehrin geç tesir eden bir zehir olduğundan hemen anlaşılamadığı ölüm sebeplerinden biri ve etken olanın bu zehir olduğu söylenir.

Bu ölçünün dışındaki isimler siyasi parti isimleri gibi olan guruplaşmalardan başka bir şey değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu ölçünün dışındaki isimler, siyasi parti isimleri gibi olan gruplaşmalardan başka bir şey değildir.

Bu grupların oluşması ise, İslam'ı iyi anlayıp değerlendiremediğimizden ortaya çıkan anlam kargaşasındandır.

Biz yine kısaca "Ehl-i Beyt" konusuna gelelim. Acaba Yüce Allah aciz miydi ki, Hz. Rasulüllah (s.a.v.)'ın "Ehl-i Beyt"inin hepsi, hatta bir rivayete göre, habibinin dahi "Hayber Kalesi" fethedildiğinde yediği bir yemekten zehirlendiği, yediği bir yemeğin içindeki zehrin geç tesir eden bir zehir olduğundan hemen anlaşılamadığı ölüm sebeplerinden biri ve etken olanın bu zehir olduğu söylenir.

Bu gurupların oluşması ise, İslam’ı iyi anlayıp değerlendiremediğimizden ortaya çıkan anlam kargaşalıklığındandır.

Biz yine kısaca “Ehli Beyt” konusuna gelelim. Acaba?…. Cenab-ı Hakk: acizmiydi ki, Hz. Rasulüllah (sav.)’ın “Ehli Beyt”inin hepsi, hatta bir rivayete göre, habibinin dahi “Hayber kalesi” feth edildiğinde yediği bir yemekten zehirlendiği, yediği bir yemeğin içindeki zehirin geç tesir eden bir zehir olduğundan hemen anlaşılamadığı ölüm sebeplerinden biri ve etken olanın bu zehir olduğu söylenir.

Böylece hepsi bu dünyadan şehiyd olarak ayrıldılar. Allah c.c.’ nün, haşa onları koruyacak gücü yok muydu? Tabii ki böyle bir şey düşünülemez bile; o halde bu hadisenin bir hakikatı olmalı ve biz onu aramalıyız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 63.0s

Böylece hepsi bu dünyadan şehit olarak ayrıldılar. Haşa, Yüce Allah'ın onları koruyacak gücü yok muydu? Tabii ki böyle bir şey düşünülemez bile; o halde bu hadisenin bir hakikati olmalı ve biz onu aramalıyız.

Böylece hepsi bu dünyadan şehit olarak ayrıldılar. Haşa, Yüce Allah'ın onları koruyacak gücü yok muydu? Tabii ki böyle bir şey düşünülemez bile; o halde bu hadisenin bir hakikati olmalı ve biz onu aramalıyız.

1400 küsur seneden beri yapılan kavga yerine uzlaşma aramalıyız. Daha bu konuyu çözemeyen ve hep 1400 küsur sene geride yaşayan "Sünni-Alevi" ayrılıkçı anlayışı içerisinde bocalayıp duran saf, temiz, tarafsız Müslüman kardeş ne zaman ve nasıl bir huzura kavuşabilecektir?&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Bin dört yüz küsur seneden beri yapılan kavga yerine uzlaşma aramalıyız. Daha bu konuyu çözemeyen ve hep bin dört yüz küsur sene geride yaşayan "Sünni-Alevi" ayrılıkçı anlayışı içerisinde bocalayıp duran saf, temiz, tarafsız Müslüman kardeş ne zaman ve nasıl bir huzura kavuşabilecektir?

Bin dört yüz küsur seneden beri yapılan kavga yerine uzlaşma aramalıyız. Daha bu konuyu çözemeyen ve hep bin dört yüz küsur sene geride yaşayan “Sünni - Alevi” ayrılıkçı anlayışı içerisinde bocalayıp duran saf, temiz, tarafsız Müslüman kardeş ne zaman ve nasıl bir huzura kavuşabilecektir? …

1400 küsur seneden beri yapılan kavga yerine uzlaşma aramalıyız. Daha bu konuyu çözemeyen ve hep 1400 küsur sene geride yaşayan “sünni - alevi” ayrılıkçı anlayışı içerisinde bocalayıp duran saf, temiz, bitaraf müslüman kardeş ne zaman ve nasıl bir huzura kavuşabilecektir? …

İnşeallah alimlerimiz bir araya gelirler de aşağıda belirtmeğe çalışacağım Ayet-i Kerime’nin gerçek ifadesini idrak ederek müşterek bir zeminde buluşurlar da, bu oluşumların gerçek yüzü ve hakikati ortaya çıkar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 0.8s

İnşallah âlimlerimiz bir araya gelirler de aşağıda belirtmeye çalışacağım Âyet-i Kerîme'nin gerçek ifadesini idrak ederek ortak bir zeminde buluşurlar da, bu oluşumların gerçek yüzü ve hakikati ortaya çıkar.

İnşallah âlimlerimiz bir araya gelirler de aşağıda belirtmeye çalışacağım Âyet-i Kerîme'nin gerçek ifadesini idrak ederek ortak bir zeminde buluşurlar da, bu oluşumların gerçek yüzü ve hakikati ortaya çıkar.

Aslında zaten ortadadır, gizli bir şey yoktur ancak bizim gözlerimiz ve akıllarımız perdeli olduğundan bu gerçekleri görme imkânımız olmuyor, bu yüzden yaptığımız işler "körlerin dövüşü"nden başka bir şey olmuyor.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Aslında zaten ortadadır, gizli bir şey yoktur ancak bizim gözlerimiz ve akıllarımız perdeli olduğundan bu gerçekleri görme imkânımız olmuyor, bu yüzden yaptığımız işler "körlerin dövüşü"nden başka bir şey olmuyor.

Aslında zaten ortadadır, gizli bir şey yoktur ancak bizim gözlerimiz ve akıllarımız perdeli olduğundan bu gerçekleri görme imkânımız olmuyor, bu yüzden yaptığımız işler "körlerin dövüşü"nden başka bir şey olmuyor.

Aslında zaten ortadadır, gizli bir şey yoktur ancak bizim gözlerimiz ve akıllarımız perdeli olduğundan bu gerçekleri görme imkanımız olmuyor, bu yüzden yaptığımız işler “körlerin döğüşü”nden başka bir şey olmuyor.

 

Kur’anı Keriym Nisa suresi 4/69 ayetindeki, Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/69 ayetindeki, فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا "feulaike me’alleziyne en’amallahü aleyhim minenne­biyyiyne vessıddiykıyne veşşühedai ves ­salihıyne ve hasüne ulaike refiykan"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 4/69 ayetindeki, "feulaike me’alleziyne en’amallahü aleyhim minenne­biyyiyne vessıddiykıyne veşşühedai ves ­salihıyne ve hasüne ulaike refiykan"

mealen, "Allah'ın üzerlerine nimet verdiği Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler; işte onlar ne güzel arkadaştırlar."

mealen, "Allah'ın üzerlerine nimet verdiği Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler; işte onlar ne güzel arkadaştırlar."

الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْعفَأُولَئِكَ مَعَ الَّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"İşte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (doğrular), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."

الْحِينِوَحَسُنَعبين والصديقين والشهداء والصعمن الذ

أُولَئِكَ رَفِيقًا

“feulaike me’alleziyne en’amallahü aleyhim minenne­biyyiyne vessıddiykıyne veşşühedai ves ­salihıyne ve hasüne ulaike refiykan”

mealen, “Allah’ın üzerlerine nimet verdiği, Peygamberler, sıddıklar, şehiytler ve salihler, işte onlar ne güzel arkadaştırlar.”

Ayeti Kerime bu kadar açık ve sarih iken “ehli beyt”in niye şehiyd edildiği, siyasi hesaplarını yapmak kime ne kazandırdı ki?…&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Ayet-i Kerime bu kadar açık ve net iken "ehli beyt"in niçin şehit edildiği, siyasi hesaplarını yapmak kime ne kazandırdı ki?…

"Hane-i Saadet", "Penc-ü Âl-i Aba", yani Hz. Muhammed (s.a.v.), kızı Fatıma, yeğeni ve damadı Hz. Ali (K.A.V.), oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.

Ayet-i Kerime bu kadar açık ve net iken "ehli beyt"in niçin şehit edildiği, siyasi hesaplarını yapmak kime ne kazandırdı ki?…

"Hane-i Saadet", "Penc-ü Âl-i Aba", yani Hz. Muhammed (sav.), kızı Fatıma, yeğeni ve damadı Hz. Ali (K.A.V.), oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.

Yukarıda da ayette bahsedilen dört (4) mertebenin de kemali "Ehli beyt" hanedanında bulunması gerekiyordu, aksi halde tam kemalde olmazlar, bazı yönleri eksik olurdu ki, bu eksiklik de o "hane-i saadet"e yakışmaz idi.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Yukarıda ayette bahsedilen dört mertebenin de kemali "Ehli beyt" hanedanında bulunması gerekiyordu. Aksi halde tam kemalde olmazlar, bazı yönleri eksik kalırdı ki, bu eksiklik de o "hane-i saadet"e yakışmazdı.

"Hane-i Saadet", "Penc-ü Ali aba", yani Hz. Muhammed (sav.), kızı Fatıma, yeğeni ve damadı Hz. Ali (K.A.V.), oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.

Yukarıda ayette bahsedilen dört mertebenin de kemali "Ehli beyt" hanedanında bulunması gerekiyordu. Aksi halde tam kemalde olmazlar, bazı yönleri eksik kalırdı ki, bu eksiklik de o "hane-i saadet"e yakışmazdı.

“Hane-i Saadet”, “Penc-ü Ali aba”, yani Hz. Muhammed (sav.), kızı Fatıma, yeğeni ve damadı Hz. Ali (K.A.V.), oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir.

Yukarıda da ayette bahsedilen dört (4) mertebenin de kemali “Ehli beyt” hanedanında bulunması gerekiyordu, aksi halde tam kemalde olmazlar bazı yönleri eksik olurdu ki, bu eksiklik de o “hane-i saadet”e yakışmaz idi.

Ayette belirtilen “peygamberlik” asaleten o ailenin vasfıydı. “Sıddıklık” yani doğruluk ve tasdik etme, tabii halleriydi; “saliklik” ise günlük yaşantılarıydı. Geriye bir şehiydlik kalıyordu, ki bu da sonlarının böyle olmasını ve kendi bünyelerinde yukarıda belirtilen dört (4) mertebenin iştirakı ile kendi kemallerine ulaşmaları gerekiyordu. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Ayette belirtilen "peygamberlik" aslen o ailenin özelliğiydi. "Sıddıklık" yani doğruluk ve tasdik etme, onların doğal halleriydi; "sâliklik" ise günlük yaşantılarıydı. Geriye bir şehitlik kalıyordu ki, bu da sonlarının böyle olmasını ve kendi bünyelerinde yukarıda belirtilen dört (4) mertebenin katılımıyla kendi kemallerine ulaşmaları gerekiyordu.

Ayette belirtilen "peygamberlik" aslen o ailenin özelliğiydi. "Sıddıklık" yani doğruluk ve tasdik etme, onların doğal halleriydi; "sâliklik" ise günlük yaşantılarıydı. Geriye bir şehitlik kalıyordu ki, bu da sonlarının böyle olmasını ve kendi bünyelerinde yukarıda belirtilen dört (4) mertebenin katılımıyla kendi kemallerine ulaşmaları gerekiyordu.

Kendilerinin şehit edilmeleri onların bir acziyeti değil, aksine derecelerinin yükselmesi ve kemallerini sağlamaktı. Meseleye bir de bu yönüyle bakarsak fikir ve kanaatlerimizde değişiklik olacağını zannediyorum. Yüce Allah daha iyi bilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Kendilerinin şehit edilmeleri onların bir acziyeti değil, aksine derecelerinin yükselmesi ve kemallerini sağlamaktı. Meseleye bir de bu yönüyle bakarsak fikir ve kanaatlerimizde değişiklik olacağını zannediyorum. Yüce Allah daha iyi bilir.

Kendilerinin şehiyd edilmeleri onların bir aciziyetleri değil bilakis derecelerinin yükselmesi ve kemalatlarını sağlamaktı. Meseleye bir de bu yönüyle bakarsak fikir ve kanaatlarımızda değişiklik olacağını zannediyorum. Allah cc. daha iyi bilir. 

Biz yine konumuza dönmeye çalışalım. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Biz yine konumuza dönmeye çalışalım.

Biz yine konumuza dönmeye çalışalım.

Bilali Habeşi mescidi, Bilali Habeşi'nin hatırasına binaen yapılmış olan bu mescid ise, Muhammedî ezanın ve Kelime-i Şehadet'in âlemlere ilan edilişinin sembolü mertebesindedir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM (Savaşları)

Bu bölümde savaşların tarihçelerini değil, kısa kısa manevî anlamlarını vermeye çalışacağız.

Bedir Savaşı Adı da üstünde olduğu gibi, Hz. Resûlullah'ın evvela Arap yarımadasına, oradan da bütün dünyaya "Bedir/Ay" gibi parlak Nur-u Muhammedî'sinin resmen doğmaya başladığının ilanı ve ifadesidir.

Biz yine konumuza dönmeye çalışalım.

Bilali Habeşi mescidi Bilali Habeşi hatırasına binaen yapılmış olan bu mescid ise, ezan-ı Muhammedî'nin ve Kelime-i Şehadet'in âlemlere ilan edilişinin sembolü mertebesindedir.

D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M (Savaşları)

Bu bölümde savaşların tarihçelerini değil, kısa kısa manevî anlamlarını vermeye çalışacağız.

Bedir Savaşı Adı da üstünde olduğu gibi, Hz. Resûlullah'ın evvela Arap yarımadasına, oradan da bütün dünyaya "Bedir/Ay" gibi parlak Nur-u Muhammedî'sinin resmen doğmaya başladığının ilanı ve ifadesidir.

Bilali Habeşi mescidi Bilali Habeşi hatırasına binaen yapılmış olan bu mescid ise, ezanı Muhammedi Kelime-i Şehadet’in alemlere ilan edilişinin sembolü mertebesindedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bilali Habeşi mescidi, Bilali Habeşi'nin hatırasına binaen yapılmış olan bu mescid ise, ezan-ı Muhammedî'nin, Kelime-i Şehadet'in âlemlere ilan edilişinin sembolü mertebesindedir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM (Savaşları)

Bu bölümde savaşların tarihçelerini değil, kısa kısa manevî anlamlarını vermeye çalışacağız.

Bedir Savaşı: Adı da üstünde olduğu gibi, Hz. Resulullah'ın evvela Arap yarımadasına, oradan da bütün dünyaya "Bedir/Ay" gibi parlak Nur-u Muhammedî'sinin resmen doğmaya başladığının ilanı ve ifadesidir.

D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M (Savaşları)

Bu bölümde savaşların tarihçilerini değil kısa, kısa manevi manalarını vermeğe çalışacağız.

Bedir Savaşı Adı da üstünde olduğu gibi, Hz. Rasulülah’ın evvela Arap yarımadasına oradan da bütün dünyaya “Bedir/Ay” gibi parlak Nuru Muhammed’inin resmen doğmaya başladığının ilan ve ifadesidir. 

Sayı değeri, Sayı değeri, "be" 2 "dal" 4 "rı" 200'dür. Toplarsak (2+4+200) = 206 eder, bu da iki adet 4 demektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Sayı değeri, sayı değeri, "be" 2, "dal" 4, "rı" 200'dür. Toplarsak (2+4+200) = 206 eder, bu da iki adet 4 demektir.

Biri İslam'ın hakikati, diğeri Hz. Resulullah'ın simgesidir. 4 - 1 = 3 / 13 Uhud Savaşı oldukça kritik ve çok önemli bir savaştır. Öncelikle bulunduğu mevkiyi anlamaya çalışalım. "Uhud" bilindiği gibi Medine-i Münevvere civarında bir dağdır, ön tarafı düzlüktür. Savaş işte bu düzlükte olmuştur, yani orası oyun "savaş" sahnesidir.

Biri İslam'ın hakikati, diğeri Hz. Resulullah'ın simgesidir. 4 - 1 = 3 / 13 Uhud Savaşı Oldukça kritik ve çok önemli bir savaştır. Öncelikle bulunduğu mevkiyi anlamaya çalışalım. "Uhud" bilindiği gibi Medine-i Münevvere civarında bir dağdır, ön tarafı düzlüktür. Savaş işte bu düzlükte olmuştur, yani orası oyun "savaş" sahnesidir.

() “be” 2 () “dal” 4 () “rı” 200 dür. Toplarsak (2+4+2)= 8 eder, bu da iki adet 4 demektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

"Be" 2, "dal" 4, "rı" 200'dür. Toplarsak (2+4+2)= 8 eder, bu da iki adet 4 demektir.

Biri İslam'ın hakikati, diğeri Hz. Rasulüllah'ın simgesidir. 4 - 1=3 /13 Uhud Savaşı oldukça kritik ve çok önemli bir savaştır. Öncelikle bulunduğu mevkiyi anlamaya çalışalım. "Uhud" bilindiği gibi Medine-i Münevvere civarında bir dağdır, ön tarafı düzlüktür. Savaş işte bu düzlükte olmuştur, yani orası oyun "savaş" sahnesidir.

Biri İslamın hakikati, diğeri Hz. Rasulüllah’ın simgesidir. 4 - 1=3 /13 Uhud Savaşı Oldukça kritik ve çok mühim bir savaştır. Evvela bulunduğu mevkii anlamaya çalışalım. “Uhud” bilindiği gibi Medine-i Münevvere civarında bir dağdır, ön tarafı düzlüktür. Savaş işte bu düzlükte olmuştur, yani orası oyun “savaş” sahnesidir.

O düzlüğün arkasında iki (2) ve iki (2), yan yana, dört (4) tepe, o tepelerin arkasında da yarım halkayı belirten bütün bir dağ devam etmektedir. Böylece tepelerin sayısı beş (5) olmaktadır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

O düzlüğün arkasında iki ve iki, yan yana, dört tepe, o tepelerin arkasında da yarım halkayı belirten bütün bir dağ devam etmektedir. Böylece tepelerin sayısı beş olmaktadır.

O düzlüğün arkasında iki ve iki, yan yana, dört tepe, o tepelerin arkasında da yarım halkayı belirten bütün bir dağ devam etmektedir. Böylece tepelerin sayısı beş olmaktadır.

Bu tepelerin karşısında da iki küçük tepe vardır ki bunlara “ayneyn tepesi” denmekte ve savaş esnasında okçuların menzil tuttuğu tepelerdir.

O düzlüğün arkasında iki ve iki, yan yana, dört tepe, o tepelerin arkasında da yarım halkayı belirten bütün bir dağ devam etmektedir. Böylece tepelerin sayısı beş olmaktadır.

Bu tepelerin karşısında da iki küçük tepe vardır ki bunlara “ayneyn tepesi” denmekte ve savaş esnasında okçuların menzil tuttuğu tepelerdir.

İmdi bunları anlamaya çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Şimdi bunları anlamaya çalışalım.

"Uhud" dağı bir bakıma sende mevcut "Ahad" dağıdır. Beş tepeli olması, bilindiği gibi "fiiller tepesi", "isimler tepesi", "sıfatlar tepesi", "öz tepesi" ve arkadan çevreleyen "insân-ı kâmil tepesi"dir.

Bu tepelerin karşısında da iki (2) küçük tepe vardır ki bunlara "ayneyn tepesi" (iki göz tepesi) denmekte ve savaş esnasında okçuların menzil tuttuğu tepelerdir.

“Uhud” dağı bir bakıma sende mevcut “Ahad” dağıdır. Beş tepeli olması, bilindiği gibi “ef’al tepesi” (fiiller tepesi), “esma tepesi” (isimler tepesi), “sıfat tepesi” (sıfatlar tepesi), “zat tepesi” (öz tepesi) ve arkadan çevreleyen “insân-ı kâmil tepesi”dir.

Bu tepelerin karşısında da iki (2) küçük tepe vardır, ki bunlara “ayneyn tepesi” denmekte ve savaş esnasında okçuların menzil tuttuğu tepelerdir. 

Şimdi bunları anlamağa çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Şimdi bunları anlamaya çalışalım.

"Uhud" dağı bir bakıma sende mevcut "Ahad" dağıdır. Beş (5) tepeli olması, bilindiği gibi "fiiller tepesi", "isimler tepesi", "sıfatlar tepesi", "zât tepesi" ve arkadan çevreleyen "İnsân-ı Kâmil tepesi"dir.

Karşıdaki "iki göz tepeleri" ise, sendeki bireysel benlik tepeleridir. Karşıdaki "ahadiyyet mertebeleri" tepelerine ayna olan tepelerdir. Eğer orayı terk edersen, "ahadiyyet tepeleri mertebeleri" elinden gider.

“Uhud” dağı bir bakıma sende mevcud “Ahad” dağıdır. Beş (5) tepeli olması, bilindiği gibi “ef’al tepesi”, “esma tepesi”, “sıfat tepesi”, “zat tepesi” ve arkadan çevreleyen “İnsanı Kamil tepesi”dir. 

Karşıdaki “ayneyn tepeleri” ise, sendeki bireysel benlik tepeleridir. Karşıdaki “ahadiyyet mertebeleri” tepelerine ayna olan tepelerdir. Eğer orayı terkedersen, “ahadiyyet tepeleri mertebeleri” elinden gider. 

Karşıdaki "ayn tepeleri" ise, sendeki bireysel benlik tepeleridir. Karşıdaki "ahadiyyet mertebeleri" tepelerine ayna olan tepelerdir. Eğer orayı terk edersen, "ahadiyyet mertebeleri" elinden gider.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Karşıdaki "ayn tepeleri" ise, sendeki bireysel benlik tepeleridir. Karşıdaki "ahadiyyet mertebeleri" tepelerine ayna olan tepelerdir. Eğer orayı terk edersen, "ahadiyyet mertebeleri" elinden gider.

Hz. Hamza'nın şehit edilişi, "hemze"nin "ahad"ın "elif"inde yok olmasıdır.

Ortadaki düzlük savaş alanı ise, insanın nefsani varlığında mevcut olan savaş alanıdır.

Orada yapılan müthiş savaş, Hakk Yolcusu tarafından "ef'al mertebesi"nin (fiiller mertebesi), "esma mertebesi"nin (isimler mertebesi), oradan "sıfat" (nitelikler), "zât" (öz) ve insân-ı kâmil mertebelerinin fethini ifade eden savaştır.

Hz. Hamza'nın şehit edilişi, "hemze"nin "ahad"ın "elif"inde yok olmasıdır.

Ortadaki düzlük savaş alanı ise, insanın nefsani varlığında mevcut olan savaş alanıdır.

Orada yapılan müthiş savaş, Hakk Yolcusu tarafından "ef'al mertebesi"nin (fiiller mertebesi), "esma mertebesi"nin (isimler mertebesi), oradan "sıfat" (nitelikler), "zât" (öz) ve "insân-ı kâmil" mertebelerinin fethini ifade eden savaştır.

Hz. Hamza’nın şehiyd edilişi, ( ) “hemze”nin “ahad”ın () “elif” inde ifna olmasıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hz. Hamza'nın şehit edilmesi, "hemze"nin "ahad"ın "elif"inde yok olmasıdır.

Ortadaki düzlük savaş alanı ise, insanın nefsanî varlığında mevcut olan savaş alanıdır.

Orada yapılan müthiş savaş, Hakk Yolcusu tarafından "fiiller mertebesi"nin "isimler mertebesi"nin, oradan "sıfat", "zât" ve "insân-ı kâmil" mertebelerinin fethini ifade eden savaştır.

Uhud'un sayı değeri, "elif" 1, "ha" 8, "dal" 4 = 13 eder ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah (s.a.v.)'ın şifre rakamıdır. Bu alanın dahi onun mührünü taşıdığını görmekteyiz. O yüzden oradan da mağlup çıkması mümkün değildi.

Ortadaki düzlük savaş alanı ise, insanın nefsani varlığında mevcud olan savaş alanıdır.

Orada yapılan müthiş savaş, salik tarafından “ef’al mertebesi”nin “esma mertebesi”nin, oradan “sıfat”, “zat” ve “insanı kamil”mertebelerinin fethini ifade eden savaştır. 

Uhud’un sayı değeri, Uhud'un sayı değeri, "elif" 1 "ha" 8 "dal" 4 = 13 eder ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah (s.a.v.)'ın şifre rakamıdır. Bu alanın dahi onun mührünü taşıdığını görmekteyiz. O yüzden oradan da mağlup çıkması mümkün değildi.

Hendek Savaşı Bilindiği gibi bu savaşın yapıldığı yere yedi (7) mescitler de denmektedir. Bu savaşın özelliği, düşmanı Medine şehrine sokmamak için geniş ve derin bir hendek açılmasıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Hendek Savaşı'nın yapıldığı yere yedi mescitler de denmektedir. Bu savaşın özelliği, düşmanı Medine şehrine sokmamak için geniş ve derin bir hendek açılmasıdır.

"Elif" 1, "ha" 8, "dal" 4 = 13 eder ki, bilindiği gibi Hz. Resulullah (s.a.v.)'ın şifre rakamıdır. Bu sahanın dahi onun mührünü taşıdığını görmekteyiz. Bu yüzden oradan da mağlup çıkması mümkün değildi.

Hendek Savaşı'nın yapıldığı yere yedi mescitler de denmektedir. Bu savaşın özelliği, düşmanı Medine şehrine sokmamak için geniş ve derin bir hendek açılmasıdır.

() “elif” 1 

() “ha” 8 () “dal” 4 = 13 eder, ki bilindiği gibi Hz. Rasulüllah (sav.)’ın şifre rakamıdır. Bu sahanın dahi onun mührünü taşıdığını görmekteyiz. O yüzden oradan da mağlup çıkması mümkün değildi. 

Hendek Savaşı Bilindiği gibi bu savaşın yapıldığı yere yedi (7) mescidler de denmektedir. Bu savaşın özelliği düşmanı Medine şehrine sokmamak için geniş ve derin bir hendek açılmasıdır. 

Bu hendeğin uzunluğu 225 m, derinliği 10 m, genişliği 20 m imiş. Rakam değer sayıları (2+2+5++1+2) = 12 eder, ki bu da “seyri süluk” mertebeleridir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.4s

Bu hendeğin uzunluğu 225 m, derinliği 10 m, genişliği 20 m imiş. Rakam değer sayıları (2+2+5+1+2) = 12 eder ki, bu da "seyri süluk" (manevi yolculuk) mertebeleridir.

Nefsinin önüne derin bir hendek aç ki, ondan sonra orayı atlayıp da sana ulaşmasın.

O hendek kazılırken büyük bir taş çıkar, sahabe ne kadar uğraştılarsa da o taşı kıramadılar. Durumu Hz. Peygambere haber verdiler.

Bu hendeğin uzunluğu 225 m, derinliği 10 m, genişliği 20 m imiş. Rakam değer sayıları (2+2+5+1+2) = 12 eder ki, bu da "seyri süluk" (manevi yolculuk) mertebeleridir.

Nefsinin önüne derin bir hendek aç ki, ondan sonra orayı atlayıp da sana ulaşmasın.

O hendek kazılırken büyük bir taş çıkar, sahabe ne kadar uğraştılarsa da o taşı kıramadılar. Durumu Hz. Peygambere haber verdiler.

Hz. Peygamber o taşa bir vurduğunda oradan bir kıvılcım çıkar, ortalığı aydınlatır ve Efendimiz, "Konstantiniyye'yi görüyorum," der. Taştan bir parça kopar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.8s

Hz. Peygamber o taşa bir vurduğunda oradan bir kıvılcım çıkar, ortalığı aydınlatır ve Efendimiz, "Konstantiniyye'yi görüyorum," der. Taştan bir parça kopar.

Nefsinin önüne derin bir hendek aç ki, ondan sonra orayı atlayıp da sana ulaşmasın.

O hendek kazılırken büyük bir taş çıkar, sahabe ne kadar uğraştılarsa da o taşı kıramadılar. Durumu Hz. Peygambere haber verdiler.

Hz. Peygamber o taşa bir vurduğunda oradan bir kıvılcım çıkar, ortalığı aydınlatır ve Efendimiz, “Konstantaniye’yi görüyorum,” der. Taştan bir parça kopar.

Nefsinin önüne derin bir hendek aç, ki ondan sonra orayı atlayıp da sana ulaşmasın.

O hendek kazılıyken büyük bir taş çıkar, sahabe ne kadar uğraştılarsa da o taşı kıramadılar. Durumu Hz. Peygambere haber verdiler. 

Hz. Peygamber o taşa bir vurduğunda oradan bir kıvılcım çıkar, ortalığı aydınlatır ve Efendimiz, “Konstantaniye’yi görüyorum,” der. Taştan bir parça kopar. 

İkinci defa vurduğunda gene bir kıvılcım çıkar ve Efendimiz, “İran kisra’nın saraylarını görüyorum,” der. Taştan ikinci parça kopar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

İkinci defa vurduğunda yine bir kıvılcım çıkar ve Efendimiz, "İran kisrasının saraylarını görüyorum," der. Taştan ikinci parça kopar.

Tekrar bir daha vurur, bir kıvılcım daha etrafı aydınlatır, Efendimiz bu sefer de, "Şam taraflarını görüyorum," der ve taştan üçüncü parça koparak, taş ortadan kalkmış olur.

İkinci defa vurduğunda yine bir kıvılcım çıkar ve Efendimiz, "İran kisrasının saraylarını görüyorum," der. Taştan ikinci parça kopar.

Tekrar bir daha vurur, bir kıvılcım daha etrafı aydınlatır, Efendimiz bu sefer de, "Şam taraflarını görüyorum," der ve taştan üçüncü parça koparak, taş ortadan kalkmış olur.

Gelecek zaman içinde bütün bunların fethinin olacağını o günden haber vererek mucizeler göstermiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Gelecek zaman içinde bütün bunların fethedileceğini o günden haber vererek mucizeler göstermiştir.

Tekrar bir daha vurur, bir kıvılcım daha etrafı aydınlatır, Efendimiz bu sefer de, “Şam taraflarını görüyorum,” der ve taştan üçüncü parça koparak, taş ortadan kalkmış olur.

Gelecek zaman içinde bütün bunların fethedileceğini o günden haber vererek mucizeler göstermiştir.

Orada olan yedi mescidin yerinde yedi çadır olduğundan onlara göre isim almışlardır.

Tekrar bir daha vurur, bir kıvılcım daha etrafı aydınlatır, Efendimiz be sefer de, “Şam taraflarını görüyorum,” der ve taştan üçüncü parça koparak, taş ortadan kalkmış olur. 

Gelecek zaman içinde bütün bunların fethinin olacağını o günden haber vererek mu’cizeler göstermiştir. 

Orada olan yedi (7) mescid’in yerinde yedi (7) çadır olduğundan onlara göre isim almışlardır. 

Orada bulunan yedi mescidin yerinde yedi çadır olduğundan, isimlerini bu çadırlardan almışlardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Orada bulunan yedi mescidin yerinde yedi çadır olduğundan, isimlerini bu çadırlardan almışlardır.

Sondan iki mescid yol genişletme çalışmaları sırasında yıkıldığı için, onlar orada fiilen yok, manen vardırlar.

Bu yedi mescid ise, "etturu seb'a" (yedi dağ) ifadesiyle yedi nefis mertebesini ve onların fethini ifade etmektedir.

Zor kırılan taş, "nefs-i emmâre" (kötülüğü emreden nefis), "nefs-i levvâme" (kendini kınayan nefis) ve "nefs-i mülhime"yi (ilham alan nefis) ifade etmektedirler. Oldukça zorludurlar, ancak "lâ" (yokluk) kılıcı ile parçalanabilirler.

Sondan iki mescid yol genişletme çalışmaları sırasında yıkıldığı için, onlar orada fiilen yok, manen vardırlar.

Bu yedi mescid ise, "etturu seb'a" (yedi dağ) ifadesiyle yedi nefis mertebesini ve onların fethini ifade etmektedir.

Zor kırılan taş, "nefs-i emmâre" (kötülüğü emreden nefis), "nefs-i levvâme" (kendini kınayan nefis) ve "nefs-i mülhime"yi (ilham alan nefis) ifade etmektedirler. Oldukça zorludurlar, ancak "lâ" (yokluk) kılıcı ile parçalanabilirler.

- Fetih Mescidi, Efendimizin içinde bulunduğu çadır,

- Selmanı Farisi çadırı, yerindeki mescid,

- Ömerül Faruk çadırı, yerindeki mescid,

- Hz. Ali (k.a.v.) çadırı, yerindeki mescid,

- Hz. Fatıma çadırı, yerindeki mescid,

- Müslümanlar çadırı, yerindeki mescid,

- Sahabeler çadırı, yerindeki mescid,

Sondan iki mescid yol genişletilmesinde yıkıldığı için onlar orada fi’ilen yok, manen vardırlar.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Sondan iki mescit, yol genişletilmesinde yıkıldığı için onlar orada fiilen yok, manen vardırlar.

Bu yedi mescit ise, "etturu seb'a" (yedi yol) yedi nefis mertebesini; onların fethini ifade etmektedir.

Zor kırılan taş, "nefs-i emmâre" (kötülüğü emreden nefis), "nefs-i levvâme" (kendini kınayan nefis), "nefs-i mülhime"yi (ilham alan nefis) ifade etmektedirler. Oldukça zorludurlar, ancak "lâ" (yokluk) kılıcı ile parçalanabilirler.

Medine'ye hicret, zât mertebesinden, bu mertebeden aldığı özellik ve güzellikleri "medenî"ce yaşayabileceği bir yerde sergilemesidir ve bu şehirde (Medine'de) oluşan her şey zâhiren olduğu gibi bâtınen de mutlak bir oluşumu ifade etmektedir.

Bu yedi (7) mescid ise, “etturu seb’a” yedi (7) nefis mertebesini; onların fethini ifade etmektedir. 

Zor kırılan taş, “nefsi emmare”, “nefsi levvame”, “nefsi mülhime”yi ifade etmektedirler. Oldukça zorludurlar, ancak (لَا) “lâ” kılıcı ile parçalanabilirler.

Medine’ye hicret, zat mertebesinden, bu mertebeden aldığı özellik ve güzellikleri “medeni”ce yaşayabileceği bir yerde sergilemisidir ve bu şehirde (Medine’de) oluşan herşey zahiren olduğu gibi batınen de mutlak bir oluşumu ifade etmektedir. 

Medine'ye hicret, zât mertebesinden, bu mertebeden aldığı özellik ve güzellikleri "medenî" bir şekilde yaşayabileceği bir yerde sergilemesidir. Bu şehirde (Medine'de) oluşan her şey, zâhirde olduğu gibi bâtında da mutlak bir oluşumu ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Medine'ye hicret, zât mertebesinden, bu mertebeden aldığı özellik ve güzellikleri "medenî" bir şekilde yaşayabileceği bir yerde sergilemesidir. Bu şehirde (Medine'de) oluşan her şey, görünen âlemde olduğu gibi görünmeyen âlemde de mutlak bir oluşumu ifade etmektedir.

لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّٰهُ "Lâ ilâhe illâ Allah"tan aldığı hakikatleri, مُحَمَّدٌ رَسُولُ ٱللَّٰهِ "Muhammedün Resûlullah" çerçevesi ve manası içinde açıklayan Hz. Resûlullah'a ve bütün bu hakikatleri ortaya getiren Yüce Allah'a ne kadar dua ve şükür etsek, hamdımızı yerine getirmemiz mümkün değildir; bundan aciziz.

(لَا إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّٰهُ) "Lâ ilâhe illâ Allah"tan aldığı hakikatleri, (مُحَمَّدٌ رَسُولُ ٱللَّٰهِ) "Muhammedün Resûlullah" çerçevesi ve manası içinde açıklayan Hz. Resûlullah'a ve bütün bu hakikatleri ortaya getiren Yüce Allah'a ne kadar dua ve şükür etsek, hamdımızı yerine getirmemiz mümkün değildir; bundan aciziz.

(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah”dan aldığı hakikatleri,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 9.7s

"Lâ ilâhe illâllah"tan aldığı hakikatleri, "Muhammedün Resûlullah" çerçevesi ve manası içinde açıklayan Hz. Resûlullah'a ve bütün bu hakikatleri ortaya çıkaran Yüce Allah'a ne kadar dua ve şükür etsek de hamdımızı yerine getirmemiz mümkün değildir, bundan aciziz.

Daha iyisi, zaten bizlerde var olan bu mertebeleri ortaya çıkarmaya gayret etmek olacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Daha iyisi, zaten bizlerde var olan bu mertebeleri ortaya çıkarmaya gayret etmek olacaktır.

Allah daha iyisini bilir.

Allah hak söyler, hakkı söyler.

Buraya kadar Yüce Allah'ın ve sevgilisinin ilham ve açık olarak bildirdikleriyle "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in özelliklerini anlamaya ve anlatmaya, uygulamalı olarak gayret ettik.

Bundan sonraki bölümlerde ise, "Kelime-i Tevhid"in ayetlerde ve hadislerdeki ifadelerini görmeye çalışacağız.

 (دَرَسُولُاللَهِعمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” çerçevesi ve manası içinde açıklayan Hz. Rasulüllah’a ve bütün bu hakikatleri ortaya getiren Hz. Allah’a ne kadar dua ve şükür etsek hamdımızı yerine getirmemiz mümkün değildir, bundan aciziz.

Daha iyisi zaten bizlerde var olan bu mertebeleri ortaya çıkarmaya gayret etmek olacaktır. 

Daha iyisi, zaten bizlerde var olan bu mertebeleri ortaya çıkarmaya gayret etmek olacaktır.

Allah daha iyisini bilir.

Allah hak söyler, hakkı söyler.

Buraya kadar Yüce Allah'ın ve sevgilisinin ilham ve açık olarak bildirdikleriyle "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in özelliklerini anlamaya ve anlatmaya, uygulamalı olarak gayret ettik.

Bundan sonraki bölümlerde ise, "Kelime-i Tevhid"in ayetlerde ve hadislerdeki ifadelerini görmeye çalışacağız.

Allah daha iyisini bilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 5.0s

Allah daha iyisini bilir.

Allah doğruyu söyler, hakkı söyler.

Buraya kadar Yüce Allah'ın ve sevgilisinin ilham ve açıkça bildirdikleriyle "Kelime-i Tevhid" ve "Kelime-i Risalet"in özelliklerini anlamaya ve anlatmaya, uygulamalı olarak gayret ettik.

Bundan sonraki bölümlerde ise, "Kelime-i Tevhid"in ayetlerde ve hadislerdeki ifadelerini görmeye çalışacağız.

Ayetlerde "Kelime-i Tevhid" kendinin tanıtımıdır; hadislerde ise, dua niteliğindedirler.

Allah hak söyler, hakkı söyler.

Buraya kadar Allahu Teala Hazretlerinin ve habibinin ilham ve açık olarak bildirdikleriyle “Kelime-i Tevhid” ve “Kelime-i Risalet”in özelliklerini anlamaya ve anlatmaya, tatbikatlı olarak gayret ettik. 

Bundan sonraki bölümlerde ise, “Kelime-i Tevhid”in ayetlerde ve hadislerdeki ifadelerini görmeye çalışacağız. 

Ayetlerde “Kelime-i Tevhid” kendinin tanıtımdır; hadislerde ise, dua mahiyetindedirler. 

Ayetlerde "Kelime-i Tevhid" kendini tanıtmadır; hadislerde ise, dua niteliğindedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Ayetlerde "Kelime-i Tevhid" kendini tanıtmadır; hadislerde ise, dua niteliğindedirler.

Yaklaşık olarak "Kelime-i Tevhid"leri bulundukları mertebeler itibarıyla vermeye çalışacağız.

25-02-2002 1. Kur'an-ı Kerim Yunus suresi 10/90 ayetinde, قَالَ ءَامَنْتُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُوا إِسْرَائِيلَ أَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ﫫 "İsrailoğullarının inandığı ve kendisinden başka ilah olmayan Allah'a iman ettim."

Yaklaşık olarak "Kelime-i Tevhid"leri bulundukları mertebeler itibarıyla vermeye çalışacağız.

25-02-2002 1. Kur'an-ı Kerim Yunus suresi 10/90 ayetinde, قَالَ ءَامَنْتُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُوا إِسْرَائِيلَ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ "İsrailoğullarının inandığı ve kendisinden başka ilah olmayan Allah'a iman ettim."

Yaklaşık olarak “Kelime-i Tevhid”leri bulundukları mertebeleri itibariyle vermeye çalışacağız. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Yaklaşık olarak "Kelime-i Tevhid"leri bulundukları mertebeleri itibarıyla vermeye çalışacağız.

25-02-2002

1. Kur'an-ı Kerim Yunus suresi 10/90 ayetinde,

قَالَ ءَامَنْتُ

أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُوا إِسْرَائِيلَ

وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ

"kale amentü ennehü lâ ilâhe illelleziy amenet bihi benu israiyle ve ene minel müslimiyne"

"Ve ben Müslümanlardanım."

Meal olarak, "İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım, dedi."

### A L T I N C I B Ö L Ü M 

25-02-2002

#### Tekirdağ

### Ayetlerde “Kelime-i Tevhid”

#### Ef’ali Tevhid Ayetleri

1. Kur’anı Keriym Yunus suresi 10/90 ayetinde, 

قَالَ ءَامَنْتُ

ذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَعٱلَْه لا اله الاعاَذْ

 وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ

“kale amentü ennehü lâ ilâhe illelleziy amenet bihi benu israiyle ve ene minel müslimiyne”

"Ve ben Müslümanlardanım."

Mealen, "İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım, dedi."

2. Kur'an-ı Kerim Hud Suresi 11/14 ayetinde, فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَن لَّا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ "Fa'lemu ennema ünzile bi'ılmillahi Ve en lâ ilâhe illa hüve fehel entüm müslimune"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.0s

Kur'an-ı Kerim Hud Suresi 11/14 ayetinde, فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ﫫 "Fa'lemu ennema ünzile bi'ılmillahi Ve en lâ ilâhe illa hüve fehel entüm müslimune"

Mealen, "Bilin ki, o ancak Allah'ın ilmi ile indirilmiştir. O'ndan başka ilah yoktur, artık Müslüman mısınız değil mi?"

mealen, “İsrail oğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım artık ben O'na teslim olanlardanım dedi.”

Mealen, "Bilin ki, o ancak Allah'ın ilmi ile indirilmiştir. O'ndan başka ilah yoktur, artık Müslüman mısınız değil mi?"

mealen, “İsrail oğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım artık ben o’na teslim olanlardanım dedi.”

2. Kur’anı Keriym Hud suresi 11/14 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

2. Kur'an-ı Kerim'in Hud suresi 11/14 ayetinde,

فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ

وَأَن لَّا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ

"fa’lemu ennema ünzile bi’ılmillahi ve en lâ ilâhe illa hüve fehel entüm müslimune"

mealen, "Bilin ki, o ancak Allah'ın ilmi ile indirilmiştir. O'ndan başka ilah yoktur, artık Müslümansınız değil mi?"

3. Kur'an-ı Kerim'in Ra'd suresi 13/30 ayetinde, قُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ "kul hüve rabbiy lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metabi"

مَا أَنزَلَ بِعِلْمِ اللَّهِعفاعلموا أن

هُوَ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونََوَأَن لَّا إِلَهَ إِلَّا

 “fa’lemu ennema ünzile bi’ılmillahi ve en lâ ilâhe illa hüve fehel entüm müslimune”

mealen, “Bilin ki, o ancak Allahın ilmi ile indirilmiştir. O’ndan başka ilah yoktur, artık müslümansınız değil mi?.”

3. Kur’anı Keriym Ra’d suresi 13/30 ayetinde, 3. Kur'an-ı Kerim'in Ra'd suresi 13/30 ayetinde, قُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ "kul hüve rabbiy lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metabi"

mealen, "De ki: O benim Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

mealen, "De ki: O benim Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."

4. Kur'an-ı Kerim'in Enbiya suresi 21/87 ayetinde, فَنَادَىٰ فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ

قُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ

“kul hüve rabbiy lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metabi”

mealen, “de ki, o benim rabbimdir. O’ndan başka ilah yoktur, yalnız o’na güvenirim, dönüşüm de o’nadır.”

4. Kur'an-ı Kerim'in Enbiya suresi 21/87 ayetinde, فَنَادَىٰ فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ

ورجهوَقُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا

مِلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابُععَلَيْهِ تَوكَّل

“kul hüve rabbiy lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve ileyhi metabi”

mealen, “de ki, o benim rabbimdir. O’ndan başka ilah yoktur, yalnız o’na güvenirim, dönüşüm de o’nadır.”

4. Kur’anı Keriym Enbiya suresi 21/87 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

4. Kur'an-ı Kerim'in Enbiya suresi 21/87 ayetinde,

فَنَادَىٰ فِي الظُّلُمَاتِ

أنْ لا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ

إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

"fenada fiyzzulü­mati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke in­niy küntü minezzalimiyne"

mealen, "karanlıklar içinde senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusun, ben haksızlık edenlerdenim" diye nida etmiş, seslenmişti.

5. Kur'an-ı Kerim'in Fatır suresi 35/3 ayetinde,

لِمَاتِوفَنَادَى فِي الظُ

أَنْتَ سُبْحَانَكَعأَن لَّا إِلَهَ إِلَّا

المينعأَنِّي كُنتُ مِنَ الظَّ

“fenada fiyzzulü­mati en lâ ilâhe illa ente sübhaneke in­niy küntü minezzalimiyne”

mealen, “karanlıklar içinde senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin, doğrusun, ben haksızlık edenlerdenim diye nida etmiş, seslenmişti.”

5. Kur’anı Keriym Fatır suresi 35/3 ayetinde,

هَلْ مِنْ خَالِقِ غَيْرُ اللَّهِ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Allah'tan başka sizi gökten ve yerden rızıklandıran bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur, nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?"

Kur'an-ı Kerim Saffat suresi 37/35 ayetinde, "Şüphesiz onlara 'Allah'tan başka ilah yoktur' denildiği zaman" buyrulmaktadır.

مَاءِ وَالْأَرضِعيَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ

فَكُونُْو ز هو فازى توَلا اله الا

“hel min halikın ğay­rullahi "Sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka yaratan var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur, nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz."

6. Kur'an-ı Kerim Saffat suresi 37/35 ayetinde, "innehüm kanu iza kıyle lehüm"

yerzükuküm minessema’i vel ­ardı lâ ilâhe illa hüve feenna tu’fekune”

mealen, “sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah’tan başka yaradan var mıdır? O’ndan başka ilah yoktur, nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

mealen, “Sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah’tan başka yaratan var mıdır? O’ndan başka ilah yoktur, nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?”

6. Kur’an-ı Kerim Saffat suresi 37/35 ayetinde,

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ

لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

“innehüm kanu iza kıyle lehüm lâ ilâhe illellahü yestekbirune”

"Lâ ilâhe illellahü yestekbirune"

mealen, "Onlara 'Allah'tan başka ilah yoktur' denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler."

6. Kur’anı Keriym Saffat suresi 37/35 ayetinde,

هُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْعإِذْ

اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونََلا اله الا

“innehüm kanu iza kıyle lehüm lâ ilâhe illellahü yestekbirune” 

"Lâ ilâhe illellahü yestekbirune"

mealen, "Onlara 'Allah'tan başka ilah yoktur' denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler."

Kur'an-ı Kerim, Zümer Suresi 39/6 ayetinde, ذَلِكُمُ اللهُ رَبِّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ "Zalikümüllahü rabbüküm lehül-mülkü lâ ilâhe illa hüve feenna tusrefune"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Kur'an-ı Kerim, Zümer Suresi 39/6 ayetinde, ذَلِكُمُ اللهُ رَبِّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ "Zalikümüllahü rabbüküm lehül-mülkü lâ ilâhe illa hüve feenna tusrefune"

mealen, "İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır; mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?"

mealen, “onlara Allah'tan başka ilah yoktur denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.”

mealen, "İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır; mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?"

mealen, “onlara allahtan başka ilah yoktur denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.”

7. Kur’anı Keriym Zümer suresi 39/6 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.1s

7. Kur'an-ı Kerim Zümer suresi 39/6 ayetinde,

ذَلِكُمُ اللهُ رَبِّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

"zalikümüllahü rabbüküm lehül­ mülkü lâ ilâhe illa hüve feenna tusre­fune"

mealen, "İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?"

8. Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi 40/3 ayetinde, لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ "lâ ilâhe illa hüve ileyhil masıyrü"

كم له الملكوذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّ

هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونََلا اله الا

“zalikümüllahü rabbüküm lehül­ mülkü lâ ilâhe illa hüve feenna tusre­fune”

mealen, “işte bu rabbiniz olan Allah’tır, mülk o’nundur o’ndan başka ilah yoktur; öyleyken nasıl olur da o’nu bırakıp başkasına yönelirsiniz.”

8. Kur’anı Keriym Mü’min suresi 40/3 ayetinde, 8. Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi 40/3 ayetinde, لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ "lâ ilâhe illa hüve ileyhil masıyrü"

anlamı, "O'ndan başka ilah yoktur; dönüş O'nadır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kur'an-ı Kerim Duhan suresi 44/8 ayetinde, "lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü rabbüküm ve rabbü abaikümül evveliyne"

anlamı, "O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. O, sizin ve önceki atalarınızın Rabbidir."

"lâ ilâhe illa hüve ileyhil masıyrü"

mealen, "O'ndan başka ilah yoktur; dönüş O'nadır."

9. Kur'an-ı Kerim Duhan suresi 44/8 ayetinde, لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ "lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü rabbüküm ve rabbü abaikümül evveliyne"

anlamı,

هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرَُلا اله الا

“lâ ilâhe illa hüve ileyhil masıyrü”

mealen, “O’ndan başka ilah yoktur; dönüş o’nadır.”

9. Kur’anı Keriym Duhan suresi 44/8 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

9. Kur'an-ı Kerim'in Duhan suresi 44/8 ayetinde,

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ

وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

"O'ndan başka ilah yoktur, diriltir ve öldürür; sizin de önceki babalarınızın da Rabbidir."

حُكْموهُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبَُّلا اله الا

لينعآبَائِكُمُ الأَوّووَرَبُّ

“lâ ilahe illa hüve yuhyiy ve yümiytü rabbüküm ve rabbü abaikümül evveliyne” 

mealen, “O’ndan başka ilah yoktur, diriltir ve öldürür; sizin de önceki babalarınızın da rabbidir.”

"O'ndan başka ilah yoktur, diriltir ve öldürür; sizin de önceki babalarınızın da Rabbidir."

10. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/255 ayetinde, اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ "allahü lâ ilâhe il­la hüvel hayyül kayyumü la te'huzühü sinetün ve la nevmün"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.3s

10. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/255 ayetinde, اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ "allahü lâ ilâhe il­la hüvel hayyül kayyumü la te'huzühü sinetün ve la nevmün"

mealen, "Allah, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır; kendisini gaflet, uyuklama ve uyku tutmaz."

10. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/255 ayetinde,

mealen, "Allah, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır; kendisini gaflet, uyuklama ve uyku tutmaz."

### Esma-i Tevhid Ayetleri

10. Kur’anı Keriym Bakara suresi 2/255 ayetinde,

وج وموالقيدووَرَج هُوَ الْحَىَاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

"Allah O'ndan başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır; kendisini gaflet, uyuklama ve uyku tutmaz."

11. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/2 ayetinde, "Allah O'ndan başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır."

لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ

“allahü lâ ilâhe il­la hüvel hayyül kayyumü la te’huzühü sinetün ve la nevmün”

mealen, “Allah o’ndan başka ilah olmayan hayy ve baki olandır; kendisi gaflet, uyuklama ve uyku tutmaz.”

11. Kur’anı Keriym Ali İmran suresi 3/2 ayetinde, 11. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/2 ayetinde, اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûmü"

mealen, "Allah, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

mealen, "Allah, kendisinden başka ilah olmayan, diri ve her şeyi ayakta tutandır."

12. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/6 ayetinde, هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ "Hüvellezî yusavviruküm fîl erhâmi keyfe yeşâü"

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ

“allahü lâ ilâhe il­la hüvel hayyül kayyumü mealen, “Allah O'ndan başka ilah olmayan, diri ve kâim olandır.”

12. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/6 ayetinde, هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ "Hüvellezî yusavviruküm fîl erhâmi keyfe yeşâü"

ووموالقيد٩هُوَ الْحَيّـاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

 “allahü lâ ilâhe il­la hüvel hayyül kayyumü mealen, “Allah o’ndan başka olmayan diri ve kaim olandır.”

12. Kur’anı Keriym Ali İmran suresi 3/6 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

12. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân suresi 3/6 ayetinde,

هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

"hüvelleziy yusavvirü­küm fiyl erhami keyfe yeşa’ü lâ ilâhe illa hüvel aziyzül hakiymü"

mealen, "Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur; O'ndan başka ilah yoktur, güçlüdür, hikmet sahibidir."

ذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُعهُوَالْ

هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمَُلا اله الا

“hüvelleziy yusavvirü­küm fiyl erhami keyfe yeşa’ü lâ ilâhe illa hüvel aziyzül hakiymü”

"O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."

mealen, "Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur; O'ndan başka ilah yoktur, güçlüdür, hikmet sahibidir."

13. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/18 ayetinde, "O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

13. Kur'an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 3/18 ayetinde, "O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."

mealen, "O'ndan başka ilah yoktur; O güçlüdür, hikmet sahibidir."

14. Kur'an-ı Kerim, Nisâ Suresi 4/87 ayetinde, "O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."

mealen, “ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur; O'ndan başka ilah yoktur, güçlüdür, hâkimdir.”

13. Kur'an-ı Kerim Âl-i İmrân Suresi 3/18 ayetinde,

mealen, "O'ndan başka ilah yoktur, O güçlüdür, hikmet sahibidir."

14. Kur'an-ı Kerim, Nisâ Suresi 4/87 ayetinde, "O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."

mealen, “ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren o’dur; o’ndan başka ilah yoktur, güçlüdür, hakimdir.”

13. Kur’anı Keriym Ali İmran suresi 3/18 ayetinde,

هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمَُلا اله الا&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"O'ndan başka ilah yoktur; O, güçlüdür, hikmet sahibidir."

Kur'an-ı Kerim Nisa suresi 4/87 ayetinde:

"Allah'tan başka ilah yoktur. Geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

mealen, "Allah'tan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

“ lâ ilâhe illa hüvel aziyzül hakiymü” 

mealen, “O’ndan başka ilah yoktur, o güçlüdür hakimdir.”

14. Kur’anı Keriym Nisa suresi 4/87 ayetinde,

وَُهُوََاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

كُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِعلَيَجْمَعَنَّ

"Allah'tan başka ilah yoktur. Geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

mealen, "Allah'tan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

15. Kur'an-ı Kerim En'am suresi 6/102 ayetinde, "İşte Rabbiniz Allah odur."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

15. Kur'an-ı Kerim En'am suresi 6/102 ayetinde, "İşte Rabbiniz Allah odur."

"Allah'tan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

mealen, "Allah'tan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır."

15. Kur'an-ı Kerim En'am suresi 6/102 ayetinde,

ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ﴿١٠٢﴾

فَاعْبُدُوهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ

“allahu lâ ilâhe illa hüve leyecme’anneküm ila yevmil kıyameti la reybe fiyhi”

mealen, “Allah’tan başka ilah yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü mutlaka sizi kesin toplayacaktır.”

15. Kur’anı Keriym En’am suresi 6/102 ayetinde,

ج ٥ و ّكموذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبّ

فَاعْبُدُوهُ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍَلا اله الا

 “zalikümullahü rabbüküm lâ ilâhe illa hüve haliku külli şey’in fa’büduhü” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

"İşte Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur, her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin."

Kur'an-ı Kerim En'am suresi 6/106 ayetinde, "Rabbinden sana vahyolunana uy, O'ndan başka ilah yoktur ve müşriklerden yüz çevir."

"O'ndan başka ilah yoktur, her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin."

mealen, "İşte Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur, her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin."

16. Kur'an-ı Kerim En'am suresi 6/106 ayetinde, اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ "Rabbinden sana vahyolunana uy, O'ndan başka ilah yoktur ve müşriklerden yüz çevir."

mealen,

mealen, “İşte rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur, herşeyin halkedenidir, öyleyse o’na kulluk edin.”

16. Kur’anı Keriym En’am suresi 6/106 ayetinde,

اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَعإِتْ

هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينََلا اله الا

“itte­bi’ ma uhiye ileyke min rabbike lâ ilâhe illa hüve ve a’rıd anil müşrikiyne”

mealen, “Rabbinden sana vahyolana uy, o’ndan başka ilah yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.”

"Rabbinden sana vahyolana uy, O'ndan başka ilah yoktur, puta tapanlardan yüz çevir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Rabbinden sana vahyolana uy, O'ndan başka ilah yoktur, puta tapanlardan yüz çevir."

Kur'an-ı Kerim, A'raf Suresi 7/158. ayetinde, لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ "lehü mülküs semavati vel ardı lâ ilâhe illa hüve yuhyiy ve yümiytü"

mealen, "De ki, ey Muhammed, göklerin ve yerin mülkiyeti O'nundur; O'ndan başka ilah yoktur, diriltendir, öldürendir."

Kur'an-ı Kerim, A'raf Suresi 7/158. ayetinde, لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ "lehü mülküs semavati vel ardı lâ ilâhe illa hüve yuhyiy ve yümiytü"

mealen, "De ki, ey Muhammed, göklerin ve yerin mülkiyeti O'nundur; O'ndan başka ilah yoktur, diriltendir, öldürendir."

17. Kur’anı Keriym Ar’af suresi 7/158 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.6s

17. Kur'an-ı Kerim A'raf suresi 7/158 ayetinde,

لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ

"lehü mülküs semavati vel ardı lâ ilâhe illa hüve yuhyiy ve yümiytü"

mealen, "De ki, ey Muhammed, göklerin ve yerin mülkiyeti O'nundur; O'ndan başka ilah yoktur, diriltendir, öldürendir."

18. Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/31 ayetinde, وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ "ve ma ümiru illa liya'büdu ilahen vahıden lâ ilâhe illa hüve sübhanehu amma yüşrikune"

حَمَوَاتِوَالأَرضِعلَهُ مُلْكُ السَّ

هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتَُلا اله الا

“lehü mülküs semavati vel ardı lâ ilâhe illa hüve yuhyiy ve yümiytü” 

mealen, “De ki, ey Muhammed semavat ve arzın mülkiyeti o’nundur; o’ndan başka ilah yoktur, diriltendir, öldürendir.”

18. Kur’anı Keriym Tevbe suresi 9/31 ayetinde, 18. Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/31 ayetinde, وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ "ve ma ümiru illa liya'büdu ilahen vahıden lâ ilâhe illa hüve sübhanehu amma yüşrikune"

meal olarak, "tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; O'ndan başka ilah yoktur, Allah koştukları eşlerden, ortaklardan münezzehtir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 11.7s

meal olarak, "tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; O'ndan başka ilah yoktur, Allah koştukları eşlerden, ortaklardan münezzehtir."

19. Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ suresi 20/8 ayetinde,

وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا

لا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

“ve ma ümiru illa liya’büdu ilahen vahıden lâ ilâhe illa hüve sübhanehu amma yüşrikune”

mealen, “tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; O'ndan başka ilah yoktur, Allah koştukları eşlerden, ortaklardan münezzehtir.”

19. Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ suresi 20/8 ayetinde,

لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًاَوَمَا أُمِرُوا إِلَّا

ايشركونعهو سبحانه عمَلا اله الا

 “ve ma ümiru illa liya’büdu ilahen vahıden lâ ilâhe illa hüve sübhanehu amma yüşrikune”

mealen, “tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; o’ndan başka ilah yoktur, Allah koştukları eşlerden, ortaklardan münezzehtir.”

19. Kur’anı Keriym Ta-ha suresi 20/8 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

19. Kur'an-ı Kerim, Tâ-Hâ Suresi 20/8 ayetinde,

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى

"Allah'tan başka ilah yoktur, en güzel isimler O'nundur."

Kur'an-ı Kerim, Tâ-Hâ Suresi 20/98 ayetinde, "Sizin ilahınız ancak o Allah'tır ki, O'ndan başka ilah yoktur. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır."

"allahü lâ ilâhe illa hüve lehül es­maül husna"

mealen, "Allah'tan başka ilah yoktur, en güzel isimler O'nundur."

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىَٰاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

“Allah’tan başka ilah yoktur, en güzel isimler O’nundur.”

Kur’an-ı Kerim Tâ-Hâ Suresi 20/98 ayetinde, “Sizin ilahınız ancak o Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.”

 “allahü lâ ilâhe illa hüve lehül es­maül husna”

mealen, “Allah’tan başka ilah yoktur, en güzel isimler o’nundur.”

 

20. Kur’anı Keriym Ta-ha suresi 20/98 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

20. Kur'an-ı Kerim'in Taha suresi 20/98 ayetinde,

إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِى

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا

innema ilahükü­mullahülleziy lâ ilâhe illa hüve vesi’a külle şey’in ılmen mealen, (Musa'nın Samiri'ye hitabı) "Sizin ilahınız ancak O'ndan başka ilah olmayan Allah'tır; ilmi her şeyi içine almıştır."

(Musa'nın Samiri'ye hitabı) "Sizin ilahınız ancak O'ndan başka ilah olmayan Allah'tır; ilmi her şeyi içine almıştır."

ذِىعمَا الْهَمَّ اللَّهُ إِلَّاعإِذْ

شَيْءٍعِلْمًاعهُوَوَسِعَكُلَِّلا اله الا

innema ilahükü­mullahülleziy lâ ilâhe illa hüve vesi’a külle şey’in ılmen mealen, (Musa’nın samiri’ye hitabı) “sizin ilahınız ancak o’ndan başka ilah olmayan Allah’tır; ilmi her şeyi içine almıştır.”

(Musa'nın Samiri'ye hitabı) "Sizin ilahınız ancak O'ndan başka ilah olmayan Allah'tır; ilmi her şeyi içine almıştır."

21. Kur'an-ı Kerim Haşr suresi 59/22 ayetinde, هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ ۞ hüvallahülleziy lâ ilâhe il­la hüve alimül ğaybi veş şehadeti hüver­ rahmanür rahıymü mealen, "O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır; O, acıyıcı olan, acıyandır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

21. Kur'an-ı Kerim'in Haşr suresi 59/22 ayetinde, هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ ۞ hüvallahülleziy lâ ilâhe il­la hüve alimül ğaybi veş şehadeti hüver­ rahmanür rahıymü mealen, "O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır; O, acıyıcı olan, acıyandır."

21. Kur'an-ı Kerim'in Haşr suresi 59/22 ayetinde,

21. Kur’anı Keriym Haşr suresi 59/22 ayetinde,

ورجهوَذى لا اله الاعهُوَ اللَّهُ الَّذِي ﴿٢٢﴾&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 9.3s

hüvallahülleziy lâ ilâhe il­la hüve alimül ğaybi veş şehadeti hüver­ rahmanür rahıymü mealen, “o görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka ilah olmayan Allahtır; o acıyıcı olan, acıyandır.”

22. Kur’anı Keriym Haşr suresi 59/23 ayetinde, 22. Kur'an-ı Kerim'in Haşr suresi 59/23 ayetinde, hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hüve el melikül kuddûsüs selâmü.....

بَهَادَةُععَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّ

حَيِّمعحمن الرعهُوَ الرّ

hüvallahülleziy lâ ilâhe il­la hüve alimül ğaybi veş şehadeti hüver­ rahmanür rahıymü mealen, “o görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka ilah olmayan Allahtır; o acıyıcı olan, acıyandır.”

22. Kur’anı Keriym Haşr suresi 59/23 ayetinde, 22. Kur'an-ı Kerim'in Haşr suresi 59/23 ayetinde, هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hüve el melikül kuddûsüs selâmü.....

mealen, "O, kendisinden başka ilah olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren..."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Meal olarak, "O, kendisinden başka ilah olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren..."

Bu ayette belirtilen, Kuddûsiyyet (kutsallık) ile tecelli etti, kutsal ruhlar ortaya çıktı;

Selâmiyyet (esenlik verme) ile tecelli etti, en yüce elçi (a.s.) zuhura geldi;

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ

hüvallahülleziy lâ ilâhe illa hüve el melikül kuddusüs selamü.....

Bu ayette belirtilen, Kuddûsiyyet (kutsallık) ile tecelli etti, "ervâh-ı mukaddese" (kutsal ruhlar) ortaya çıktı;

Selâmiyyet (esenlik verme) ile tecelli etti, "Rasûl-ü A'zam (a.s.)" (en yüce elçi) zuhura geldi;

ورجهوَذى لا اله الاعهُوَ اللَّهُ اللّ

مَلاعوَسََّالسَدُوالْمَلِكُ الْقُدّ

hüvallahülle­ziy lâ ilâhe illa hüve el melikül kuddusüs selamü..... 

mealen, “o kendisinden başka ilah olmayan, hükümran çok kutsal, esenlik veren…...”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Meal olarak, "O kendisinden başka ilah olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren..."

Bu ayette belirtilen, Kuddusiyyet (kutsallık) ile tecelli etti, "ervah-ı mukaddese" (kutsal ruhlar) ortaya çıktı;

Selamiyyet (esenlik) ile tecelli etti, "Rasul-ü A'zam (a.s.)" (en yüce peygamber) zuhura geldi;

Müheyminiyyet (gözetici ve koruyucu olma) ile tecelli etti, "enbiya" (peygamberler) ve "ehlullah" (Allah dostları) zuhura geldi;

Müheymin ismiyle tecelli etti, "enbiya" (peygamberler) ve "ehlullah" (Allah dostları) ortaya çıktı;

Aziz (üstün ve güçlü), Cebbar (dilediğini zorla yaptıran), Mütekebbir (büyüklük sahibi) isimleriyle tecelli etti, "nefs" ve "şeytan" gibi "süfliyyat" (aşağılık varlıklar) ortaya çıktı.

Bu ayette belirtilen, Kuddusiyyet ile tecelli etti, “ervahı mukaddese” zuhur etti;

Selamiyyet ile tecelli etti, “Rasulu A’zam (a.s.)” zuhura geldi;

Müheyminiyyet ile tecelli etti, “enbiya” ve “ehlullah” zuhura geldi;

Müheymin ismiyle tecelli etti, "enbiya" (peygamberler) ve "ehlullah" (Allah dostları) ortaya çıktı;

Aziz, Cebbar, Mütekebbir isimleriyle tecelli etti, "nefs" ve "şeytan" gibi "süfliyyat" (aşağılık varlıklar) ortaya çıktı.

23. Kur'an-ı Kerim Tegabun suresi 64/13 ayetinde, ١٣ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ "allahü lâ ilâhe illa hüve ve alella­hi fel yetevekkelil mu’minune"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Kur'an-ı Kerim'in Tegabun suresi 64/13 ayetinde, "allahü lâ ilâhe illa hüve ve alellahi fel yetevekkelil mu’minune" buyrulur.

Mealen, "Allah vardır, O'ndan başka ilah yoktur; inananlar yalnız Allah'a güvensinler."

Aziziyyet (üstünlük), Cebbariyyet (kudret ve zorlayıcılık), Mütekebbiriyyet (büyüklük ve ululuk) ile tecelli etti, "nefs" ve "şeytan" gibi "süfliyyat" (aşağılık şeyler) ortaya çıktı.

mealen, "Allah vardır, O'ndan başka ilah yoktur; inananlar yalnız Allah'a güvensinler."

Aziziyyet, Cebbariyyet, Mütekebbiriyyet ile tecelli etti, “nefs” ve “şeytan” gibi “süfliyyat” zuhura geldi.

23. Kur’anı Keriym Tegabun suresi 64/13 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

23. Kur'an-ı Kerim Tegabun suresi 64/13 ayetinde,

١٣ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

عَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ۝﫫

"Allahü lâ ilâhe illâ hüve ve alellahi fel yetevekkelil mu'minune"

mealen, "Allah vardır, O'ndan başka ilah yoktur; inananlar yalnız Allah'a güvensinler."

24. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/163 ayetinde, 24. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/163 ayetinde, وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمُ "ve ilahüküm ilahün vahidün lâ ilâhe illâ hüver rahmanür rahıym"

وطهوَلِلَّهِ لَا إِلَٰهَ إِلَّا

منونِْللموعوَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلْ

“allahü lâ ilâhe illa hüve ve alella­hi fel yetevekkelil mu’minune”

mealen, “Allah vardır, o’ndan başka ilah yoktur; inananlar yalnız Allah’a güvensinler.”

### Sıfati Tevhid Ayetleri

24. Kur’anı Keriym Bakara suresi 2/163 ayetinde, 24. Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/163 ayetinde, وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمُ "ve ilahüküm ilahün vahidün lâ ilâhe illa hüver rahmanür rahıym"

mealen, "İlahınız bir tek ilahtır; o merhamet eden, merhametli olandır."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

mealen, "İlahınız bir tek ilahtır; o merhamet eden, merhametli olandır."

25. Kur'an-ı Kerim Ali İmran suresi 3/18 ayetinde, شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَئِكَةُ وَأُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ

وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمُ

“ve ilahüküm ilahün vahidün lâ ilâhe illa hüver rahmanür rahıym”

mealen, “İlahınız bir tek ilahtır; o merhamet eden, merhametli olandır.”

25. Kur'an-ı Kerim Ali İmran suresi 3/18 ayetinde, شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَئِكَةُ وَأُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ

وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ

حِيمعحَمَن الرّعهُوَ الرَّلا اله الا

 “ve ilahüküm ilahün vahidün lâ ilâhe illa hüver rahmanür rahıym”

mealen, “İlahınız bir tek ilahtır; o merhamet eden, merhametli olandır.”

25. Kur’anı Keriym Ali İmran suresi 3/18 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

25. Kur'an-ı Kerim'in Âl-i İmrân suresi 3/18. ayetinde,

"Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir."

26. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe suresi 9/129. ayetinde, "Eğer yüz çevirirlerse de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na tevekkül ettim."

هُوَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَعشَهِدَ اللَّهُ أَن

وَالْمَلَئِكَةُ وَأُولُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ

şehidallahü ennehu lâ ilâhe illa hüve şehidallahü ennehu lâ ilâhe illa hüve vel melaiketü ve ulul ılmi kaimen bil kıstı mealen, “Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.”

26. Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/129 ayetinde, فَإِن تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ “fein tevellev fekul hasbi­yallahü lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevek­keltü

vel melaiketü ve ulul ılmi kaimen bil kıstı mealen, “Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri o’ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.0s

"Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmişlerdir."

Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/129 ayetinde,

فَإِن تَوَلَّوْا

فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ

وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

"Ey Muhammed, eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güveniyorum, O büyük arşın Rabbidir."

 

26. Kur’anı Keriym Tevbe suresi 9/129 ayetinde,

وَأْعفَإِنْ تَوَلَّ

مِلْتُعهُو عَلَيهِ تَوَكََّفَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَهَ إِلَّا 

الْعَرْشِ الْعَظِيمِووهو رب

“fein tevellev fekul hasbi­yallahü lâ ilâhe illa hüve aleyhi tevek­keltü ve hüve rabbül arşil azıymi ve hüve rabbül arşil azıymi mealen, “Ey Muhammed eğer yüz çevirirlerse de ki, Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güveniyorum, O büyük arşın Rabbidir.”

27. Kur'an-ı Kerim Nahl suresi 16/2 ayetinde, أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاتَّقُونِ “en enzi­ru ennehu lâ ilâhe illa ene fettekuni mealen, “İnsanları uyarın ki, benden başka ilah yoktur.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

27. Kur'an-ı Kerim Nahl suresi 16/2 ayetinde, "en enziru ennehu lâ ilâhe illa ene fettekuni" mealen, "İnsanları uyarın ki, benden başka ilah yoktur."

28. Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ suresi 20/14 ayetinde, mealen, "Ey Muhammed eğer yüz çevirirlerse de ki, Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güveniyorum, O büyük arşın Rabbidir."

28. Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ suresi 20/14 ayetinde,

mealen, “Ey Muhammed eğer yüz çevirirlerse de ki, Allah bana yeter, o’ndan başka ilah yoktur yalnız o’na güveniyorum, o büyük arşın rabbidir.”

27. Kur’anı Keriym Nahl suresi 16/2 ayetinde,&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

27. Kur'an-ı Kerim Nahl suresi 16/2 ayetinde,

أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاتَّقُونِ

"İnsanları uyarın ki, benden başka ilah yoktur."

28. Kur'an-ı Kerim Tâ-Hâ suresi 20/14 ayetinde,

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et."

Kur'an-ı Kerim Enbiyâ Suresi 21/25 ayetinde:

قُونعانا فاتَهُ لَا إِلَهَ إِلاّعأَن أَنذِرُوا أَن 

“en enzi­ru ennehu lâ ilâhe illa ene fettekuni mealen, “İnsanları uyarın ki, benden başka ilah yoktur.”

28. Kur’anı Keriym Ta-ha suresi 20/14 ayetinde,

لاأَنَا فَاعْبُدْنِىعنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّاعإِذْ 

"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et."

Kur'an-ı Kerim Enbiya Suresi 21/25 ayetinde:

"Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona şunu vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, o halde bana kulluk edin."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona şunu vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, o halde bana kulluk edin."

“inneniy enellahü lâ ilâhe illa ene fabüdniy”

mealen, “Şüphesiz ben Allah’ım benden başka ilah yoktur, bana kulluk et.”

29. Kur’an-ı Kerim Enbiya suresi 21/25 ayetinde,

وما أرسلنا من قبلك من رسول

أَلَّا نُوحِيَ إِلَيْهِ

أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

 “inneniy enellahü lâ ilâhe illa ene fabüdniy” 

mealen, “Şüphesiz ben Allah’ım benden başka ilah yoktur, bana kulluk et.”

29. Kur’anı Keriym Enbiya suresi 21/25 ayetinde,

وما أرسلنا من قبلك من رسول

أَلَّا نُوحِيَ إِلَيْهِ

أَنَّافَاعْبُدُونَعه لا اله الاعاَذْ

 “ve ma ersalna min kablike min resulin illa nuhıy ileyhi ennehu lâ ilâhe illa ene fa’büduni”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Ve senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona, 'Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana kulluk edin' diye vahyetmiş olmayalım."

"Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana kulluk edin."

Meal olarak, "Ey Muhammed, senden önce gönderdiğimiz her peygambere 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin' diye vahyetmişizdir."

Kur'an-ı Kerim, Enbiya Suresi 23/116 ayetinde, "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O, şerefli Arş'ın Rabbidir."

"Ennehu lâ ilâhe illa ene fa’büduni"

mealen, "Ey Muhammed, senden önce gönderdiğimiz her peygambere 'Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin' diye vahyetmişizdir."

Kur'an-ı Kerim, Enbiya Suresi 23/116 ayetinde, فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لا إِلَهَ إِلا هُوَ رَبِّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ "Fete'alellahü'l melikül hakku lâ ilâhe illa hüve rabbül arşil keriymi"

mealen, "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir; O'ndan başka ilah yoktur, O yüce arşın Rabbidir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

mealen, "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir; O'ndan başka ilah yoktur, O yüce arşın Rabbidir."

mealen, “Ey Muhammed senden önce gönderdiğimiz her peygambere benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin diye vahyetmişizdir.”

Kur'an-ı Kerim Enbiya suresi 23/116 ayetinde,

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ

لا إِلَهَ إِلا هُوَ رَبِّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

“fete’alellahü’l melikül hakku lâ ilâhe illa hüve rabbül arşil keriymi”

mealen, “Ey Muhammed senden önce gönderdiğimiz her peygambere benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin diye vahyetmişizdir.”

30. Kur’anı Keriym Enbiya suresi 23/116 ayetinde,

جوفَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ

الْعَرْشِ الْكَرِيمِوهو ربَلا اله الا

 “fete’alellahü’l meli­kül hakku lâ ilâhe illa hüve rabbül ar­şil keriymi”

mealen, “Gerçek hükümdar olan Allah yücedir; O’ndan başka ilah yoktur, o yüce arşın rabbıdır.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

mealen, "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir; O'ndan başka ilah yoktur, o yüce arşın rabbıdır."

31. Kur'an-ı Kerim Neml Suresi 27/26 ayetinde, اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ "allahü lâ ilâhe illa hüve rabbül arşil azıymi"

mealen, "O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur."

32. Kur'an-ı Kerim Kasas Suresi 28/70 ayetinde, وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ "ve hüvallahü lâ ilâhe illa hüve

31. Kur’anı Keriym Neml suresi 27/26 ayetinde, 31. Kur'an-ı Kerim Neml Suresi 27/26 ayetinde, اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ "allahü lâ ilâhe illa hüve rabbül arşil azıymi"

mealen, "O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur."

32. Kur'an-ı Kerim Kasas Suresi 28/70 ayetinde, وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ "ve hüvallahü lâ ilâhe illa hüve

الْعَرشِ الْعَظِيمِ٩هُوَ رَبَّاللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur."

Kur'an-ı Kerim Kasas suresi 28/70 ayetinde:

"Allah O'dur, O'ndan başka ilah yoktur; hamd dünyada da, ahirette de O'nun içindir, hüküm O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz."

 “allahü lâ ilâhe illa hü­ve rabbül arşil azıymi” 

mealen, “O çok büyük arşın sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur.”

32. Kur’anı Keriym Kasas suresi 28/70 ayetinde,

وطهوَوَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا

فَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ

وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

 “ve hüvallahü lâ ilâhe illa hüve lehül hamdü fiyl ula vel ahıreti lehül hamdü fiyl ula vel ahıreti ve lehül hukmü ve ileyhi türce’une mealen, “Allah o’dur, o’ndan başka ilah yoktur; hamd dünyada da, ahirette de o’nun içindir, hüküm o’nundur. Yalnız o’na döndürüleceksiniz.”

33. Kur’anı Kerim Muhammed suresi 47/19 ayetinde, فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُوءِ مِنِينَ وَالْمُوءِ مِنَاتِ “fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

33. Kur'an-ı Kerim'in Muhammed suresi 47/19 ayetinde, "fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü ve lehül hukmü ve ileyhi türce’une" mealen, "Allah O'dur, O'ndan başka ilah yoktur; hamd dünyada da, ahirette de O'nun içindir, hüküm O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz." buyrulmaktadır.

 ve lehül hukmü ve ileyhi türce’une mealen, “Allah o’dur, o’ndan başka ilah yoktur; hamd dünyada da, ahirette de o’nun içindir, hüküm o’nundur. Yalnız o’na döndürüleceksiniz.”

 

33. Kur’anı Keriym Muhammed suresi 47/19 ayetinde,

اَللَّهَه لا اله الاعفَاعْلَمْ أَنَّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.1s

"Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Kendi günahın için, inanan erkekler ve inanan kadınlar için bağışlanma dile."

Deylemî'de Enes (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Cennetin sermayesi "Lâ ilâhe illallah", nimetin sermayesi "Elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

“fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestağfir lizenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minati”

"Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Kendi günahın için, inanan erkekler ve inanan kadınlar için bağışlanma dile."

Deylemî'de Enes (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Cennetin sermayesi "Lâ ilâhe illallah", nimetin sermayesi "Elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

مناتْمِنِينََّوَالْمُوْوَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْ

 “fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestağfir lizenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minati” 

"vestağfir lizenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minati"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 6.2s

"vestağfir lizenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minati"

mealen, "Ey Muhammed bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur, kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile."

27-02-2002 Tekirdağ Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in bazı sure başlarında kısa kısa, müstakil harflerden meydana gelen ayetler vardır. Onlar da zâtî hakikatleri meydana getirdiklerinden ve her biri ayrı bir Kelime-i Tevhid mertebesini oluşturduğundan yeri gelmişken kısaca değinmek istedim.

mealen, "Ey Muhammed bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur, kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile."

27-02-2002 Tekirdağ Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in bazı sure başlarında kısa kısa, müstakil harflerden meydana gelen ayetler vardır. Onlar da zâtî hakikatleri meydana getirdiklerinden ve her biri ayrı bir Kelime-i Tevhid mertebesini oluşturduğundan yeri gelmişken kısaca değinmek istedim.

mealen, “Ey Muhammed bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile.”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.8s

Meal olarak, "Ey Muhammed bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile."

27-02-2002 Tekirdağ Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'in bazı sure başlarında kısa kısa, müstakil harflerden meydana gelen ayetler vardır. Onlar da zâtî hakikatleri meydana getirdiklerinden ve her biri ayrı bir Kelime-i Tevhid mertebesini oluşturduğundan yeri gelmişken kısaca değinmek istedim.

### Y E D İ N C İ B Ö L Ü M

### “Hurufu Mukatta’a” (kati harfler)

27-02-2002 Tekirdağ Bilindiği gibi Kur’an-ı Keriym’in bazı sure başlarında kısa kısa, müstakil harflerden meydan gelen ayetler vardır. Onlar da zati hakikatleri meydana getirdiklerinden ve her biri ayrı bir Kelime-i Tevhid mertebesini oluşturduklarından yeri gelmişken kısaca değinmek istedim.

Alimlerimiz bunlar hakkında “şifre” kelimesini kullanmışlar ve Allah ile Peygamberi arasında şifredir demişlerdir. Fazla izahat vermeyip sadece harflerini yazarak geçmişler, bazı tefsirlerde belli ölçüde fikirler de yürütülmüştür. Dileyenler oraları da inceleyebilirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Âlimlerimiz bunlar hakkında "şifre" kelimesini kullanmışlar ve Allah ile Peygamberi arasında şifredir demişlerdir. Fazla açıklama vermeyip sadece harflerini yazarak geçmişler, bazı tefsirlerde belli ölçüde fikirler de yürütülmüştür. İsteyenler oraları da inceleyebilirler.

Âlimlerimiz bunlar hakkında "şifre" kelimesini kullanmışlar ve Allah ile Peygamberi arasında şifredir demişlerdir. Fazla açıklama vermeyip sadece harflerini yazarak geçmişler, bazı tefsirlerde belli ölçüde fikirler de yürütülmüştür. İsteyenler oraları da inceleyebilirler.

Bu harflerin daha iyi açıklanması için bağımsız bir eser yazmak gerekir. Biz burada genel bir yorumunu yapmaya çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Bu harflerin daha iyi açıklanması için bağımsız bir eser yazmak gerekir. Biz burada genel bir yorumunu yapmaya çalışacağız.

Kur'an-ı Kerim'de öz ve içerik olarak 104 kitabın da varlığını bilmekteyiz. Ayetlerin içerisinde o mertebelerin varlığı Arapça lisanıyla genel olarak ifade edilmiştir. Özel olarak da zât mertebesinden "Allah"ça olarak tercüme edilmeden bütün mertebelere şamil harflerle zâtî tecelli (Allah'ın zâtının görünmesi) ve hakikatler Kur'an-ı Kerim ile indirilmiştir. Diğer kitaplarda böyle bir oluşum yoktur. Çünkü onlar zât tecellisinde değillerdi.

Kur'an-ı Kerim'de öz ve içerik olarak 104 kitabın da varlığını bilmekteyiz. Ayetlerin içerisinde o mertebelerin varlığı Arapça lisanıyla genel olarak ifade edilmiştir. Özel olarak da zât mertebesinden "Allah"ça olarak tercüme edilmeden bütün mertebelere şamil harflerle zâtî tecelli (Allah'ın zâtının görünmesi) ve hakikatler Kur'an-ı Kerim ile indirilmiştir. Diğer kitaplarda böyle bir oluşum yoktur. Çünkü onlar zât tecellisinde değillerdi.

Bu harflerin daha iyi açıklanması için müstakil bir eser yazmak gerekir. Biz burada genel bir yorumunu yapmağa çalışacağız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Bu harflerin daha iyi açıklanması için ayrı bir eser yazmak gerekir. Biz burada genel bir yorumunu yapmaya çalışacağız.

Kur'an-ı Kerim'de öz ve içerik olarak 104 kitabın da varlığını bilmekteyiz. Ayetlerin içerisinde o mertebelerin varlığı Arapça lisanıyla genel olarak ifade edilmiştir. Özel olarak da zât mertebesinden "Allah"ça olarak tercüme edilmeden bütün mertebelere şamil harflerle zâtî tecelli ve hakikatler Kur'an-ı Kerim ile inzal olmuştur. Diğer kitaplarda böyle bir oluşum yoktur. Çünkü onlar zât tecellisinde değillerdi.

Kur’an-ı Keriym’de öz ve içerik olarak 104 kitabın da varlığını bilmekteyiz. Ayetlerin içerisinde o mertebelerin varlığı Arapça lisanıyla genel olarak ifade edilmiştir. Özel olarak da zat mertebesinden “Allah”ça olarak tercüme edilmeden bütün mertebelere şamil hurufatlarla zati tecelli ve hakikatler Kur’an-ı Keriym ile inzal olmuştur. Diğer kitaplarda böyle bir oluşum yoktur. Çünkü onlar zat tecellisinde değillerdi.

Daha evvelki satırlarımızda Kur’an-ı Keriym’in dört (4) tercümesinden bahs etmiştik, işte bu “Huruf-u Mukatta’a”lar tercüme edilmeden ve gönderilmiş bütün kitaplarla bildirilen tüm manaları içeren zati ve ilahi harflerdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Daha önceki satırlarımızda Kur'an-ı Kerim'in dört tercümesinden bahsetmiştik; işte bu "Huruf-u Mukatta'a"lar, tercüme edilmeden ve gönderilmiş bütün kitaplarla bildirilen tüm anlamları içeren zâtî ve ilâhî harflerdir.

Daha önceki satırlarımızda Kur'an-ı Kerim'in dört tercümesinden bahsetmiştik; işte bu "Huruf-u Mukatta'a"lar, tercüme edilmeden ve gönderilmiş bütün kitaplarla bildirilen tüm anlamları içeren zâtî ve ilâhî harflerdir.

Bu harfler, İlâhî kitabımız Kur'an-ı Kerim'in maddî ve manevî varlığını koruyan 29 adet ilâhî nur sütunlarıdır. Bu yüzden de aslının bozulması imkânsızdır ve bunlar hiçbir şekilde mutlak olarak hiçbir beşerî lisana tercüme edilemez, meali dahi yapılamaz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Bu harfler, İlahi kitabımız Kur'an-ı Kerim'in maddi ve manevi varlığını koruyan 29 adet ilahi nur sütunlarıdır. Bu yüzden de aslının bozulması mümkün değildir ve bunlar hiçbir şekilde mutlak olarak hiçbir beşeri lisana tercüme edilemez, meali dahi yapılamaz.

Bu harfler İlahi kitabımız Kur’an-ı Keriym’in maddi manevi varlığını muhafaza eden 29 adet ilahi nur sütunlarıdır. Bu yüzden de aslının bozulması mümkün değildir ve bunlar hiçbir şekilde mutlak olarak hiçbir beşeri lisana tercüme edilemez, “meal”i dahi yapılamaz.

Onlara nüfuz etmek füyuzatından faydalanmak ancak sende mevcud “Hakk’ın varlığı” ile onu faaliyete geçirmekte ve ondan ilham alarak gayretin nispetinde mümkün olabilir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Onlara nüfuz etmek ve feyizlerinden faydalanmak ancak sende mevcut olan "Hakk'ın varlığı" ile onu faaliyete geçirmekte ve ondan ilham alarak gayretin oranında mümkün olabilir.

Böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra özet olarak bu harfleri belirtmeye çalışalım. Bütün bu harfler aynı zamanda belirttikleri mertebelerinde Kelime-i Tevhid'leridirler.

Onlara nüfuz etmek ve feyizlerinden faydalanmak ancak sende mevcut olan "Hakk'ın varlığı" ile onu faaliyete geçirmekte ve ondan ilham alarak gayretin oranında mümkün olabilir.

Böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra özet olarak bu harfleri belirtmeye çalışalım. Bütün bu harfler aynı zamanda belirttikleri mertebelerinde Kelime-i Tevhid'leridirler.

1. () "elif", () "lâm", () "mim" 2/ Bakara suresi 2. () "elif", () "lâm", () "mim" 3/ Ali İmran suresi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 12.5s

1. Elif, Lâm, Mim (Bakara Suresi, 2)
2. Elif, Lâm, Mim (Âl-i İmrân Suresi, 3)

Böylece kısa bir açıklama yaptıktan sonra özet olarak bu harfleri belirtmeye çalışalım. Bütün bu harfler aynı zamanda belirttikleri mertebelerde Kelime-i Tevhid'leridirler.

1. Elif, Lâm, Mim (Bakara Suresi, 2)

2. Elif, Lâm, Mim (Âl-i İmrân Suresi, 3)

3. Elif, Lâm, Mim, Sad (A'râf Suresi, 7)

Böylece kısa bir izahat yaptıktan sonra özet olarak bu harfleri belirtmeğe çalışalım. Bütün bu harfler aynı zamanda belirttikleri mertebelerinde Kelime-i Tevhid’leridirler.

### Surelerde Huruf-u Mukatta’alar

 1. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 2/ Bakara suresi

 2. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 3/Ali İmran suresi

 3. () “elif”, () “lâm”, () “mim”, () “sad” 7/A’raf suresi

3. Elif, Lâm, Mim, Sad (A'raf Suresi 7)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

3. Elif, Lâm, Mim, Sad (A'raf Suresi 7)

4. Elif, Lâm, Ra (Yunus Suresi 10)

5. Elif, Lâm, Ra (Hud Suresi 11)

6. Elif, Lâm, Ra (Yusuf Suresi 12)

7. Elif, Lâm, Mim, Ra (Ra'd Suresi 13)

8. Elif, Lâm, Ra (İbrahim Suresi 14)

9. Elif, Lâm, Ra (Hicr Suresi 15)

10. Kef, He, Ya, Ayn, Sad (Meryem Suresi 19)

4. Elif, Lâm, Ra (Yunus Suresi 10)

5. Elif, Lâm, Ra (Hud Suresi 11)

6. Elif, Lâm, Ra (Yusuf Suresi 12)

4. Elif, Lâm, Ra (Yunus Suresi 10)

5. Elif, Lâm, Ra (Hud Suresi 11)

6. Elif, Lâm, Ra (Yusuf Suresi 12)

7. Elif, Lâm, Mim, Ra (Ra'd Suresi 13)

8. Elif, Lâm, Ra (İbrahim Suresi 14)

9. Elif, Lâm, Ra (Hicr Suresi 15)

10. Kef, He, Ya, Ayn, Sad (Meryem Suresi 19)

 4. () “elif”, () “lâm”, () “ra” 10 /Yunus suresi

 5. () “elif”, () “lâm”, () “ra” 11 /Hud suresi

 6. () “elif”, () “lâm”, () “ra” 12 /Yusuf suresi

 7. () “elif”, () “lâm”, () “mim”, () “ra” 13 /Ra’d suresi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

7. Elif, Lâm, Mim, Ra (Ra'd Suresi, 13. sure)

8. Elif, Lâm, Ra (İbrahim Suresi, 14. sure)

9. Elif, Lâm, Ra (Hicr Suresi, 15. sure)

10. Kef, He, Ya, Ayn, Sad (Meryem Suresi, 19. sure)

11. Ta, He (Taha Suresi, 20. sure)

11. Ta, He (Taha Suresi, 20. sure)

12. Ta, Sin, Mim (Şuara Suresi, 26. sure)

13. Ta, Sin (Neml Suresi, 27. sure)

14. Ta, Sin, Mim (Kasas Suresi, 28. sure)

 8. () “elif”, () “lâm”, () “ra” 14/İbrahim suresi

 9. () “elif”, () “lâm”, () “ra” 15/Hicr suresi

10. () kef, (ُ) he, () ya, () ayn, () sad 19/Meryem suresi

11. () “ta”, (ُ) “he” 20/Ta-ha suresi

11. "Ta", "He" (Taha Suresi, 20. sure)

12. "Ta", "Sin", "Mim" (Şuara Suresi, 26. sure)

13. "Ta", "Sin" (Neml Suresi, 27. sure)

14. "Ta", "Sin", "Mim" (Kasas Suresi, 28. sure)

15. "Elif", "Lam", "Mim" (Ankebut Suresi, 29. sure)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

15. "Elif", "Lam", "Mim" (Ankebut Suresi, 29. sure)

16. "Elif", "Lam", "Mim" (Rum Suresi, 30. sure)

17. "Elif", "Lam", "Mim" (Lokman Suresi, 31. sure)

18. "Elif", "Lam", "Mim" (Secde Suresi, 32. sure)

19. "Ya", "Sin" (Yasin Suresi, 36. sure)

12. "Ta", "Sin", "Mim" (Şuara Suresi, 26. sure)

13. "Ta", "Sin" (Neml Suresi, 27. sure)

14. "Ta", "Sin", "Mim" (Kasas Suresi, 28. sure)

15. "Elif", "Lam", "Mim" (Ankebut Suresi, 29. sure)

16. "Elif", "Lam", "Mim" (Rum Suresi, 30. sure)

17. "Elif", "Lam", "Mim" (Lokman Suresi, 31. sure)

18. "Elif", "Lam", "Mim" (Secde Suresi, 32. sure)

19. "Ya", "Sin" (Yasin Suresi, 36. sure)

12. () “ta”, () “sin”, () “mim” 26 /Şuera suresi 13. () “ta”, () “sin” 27 /Neml suresi 14. () “ta”, () “sin”, () “mim” 28 /Kasas suresi

15. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 29 /Ankebut suresi

16. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 30 /Rum suresi&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 10.1s

16. Elif, Lâm, Mim (Rum suresi, 30)

17. Elif, Lâm, Mim (Lokman suresi, 31)

18. Elif, Lâm, Mim (Secde suresi, 32)

19. Ya, Sin (Yasin suresi, 36)

20. Sad (Sad suresi, 38)

Bu tabloda aşağıdaki harfler meydana gelmektedir:

21. Sad (38. Sad Suresi)

22. Ha, Mim (40. Mü'min Suresi)

23. Ha, Mim (41. Fussilet Suresi)

24. Ha, Mim (42. Şura Suresi)

25. Ha, Mim (43. Zuhruf Suresi)

17. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 31 /Lokman suresi

18. () “elif”, () “lâm”, () “mim” 32 /Secde suresi

19. () “ya”, () “sin” 36 /Yasin suresi 20. () “sad” 38 /Sad suresi Bu tabloda aşağıdaki harfler meydana gelmektedir:

20. Sâd (38. Sâd Suresi)

21. Hâ, Mîm (40. Mü'min Suresi)

22. Hâ, Mîm (41. Fussilet Suresi)

23. Hâ, Mîm (42. Şûrâ Suresi)

24. Hâ, Mîm (43. Zuhruf Suresi)

25. Hâ, Mîm (44. Duhân Suresi)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.3s

25. Hâ, Mîm (Duhân Suresi 44)

26. Hâ, Mîm (Câsiye Suresi 45)

27. Hâ, Mîm (Ahkâf Suresi 46)

28. Kâf (Kâf Suresi 50)

29. Nûn (Kalem Suresi 68)

21. "ha", "mim" (Mü'min Suresi 40) 22. "ha", "mim" (Fussilet Suresi 41) 23. "ha", "mim" (Şura Suresi 42) 24. "ha", "mim" (Zuhruf Suresi 43) 25. "ha", "mim" (Duhan Suresi 44) 26. "ha", "mim" (Casiye Suresi 45) 27. "ha", "mim" (Ahkaf Suresi 46) 28. "kaf" (Kaf Suresi 50) 29. "nun" (Kalem Suresi 68) Bu tabloda aşağıdaki harfler meydana gelmektedir: "Mim": 17 adet, "Elif": 13 adet, "Lam": 13 adet, "Ha": 7 adet, "Ra": 6 adet, "Ta": 4 adet, "Sin": 4 adet, "Sad": 3 adet, "Ya": 2 adet, "He": 2 adet, "Kef": 1 adet, "Ayn": 1 adet, "Kaf": 1 adet, "Nun": 1 adet. Yukarıdaki tabloda ortaya çıkan anlam ve sayı değerleri çok dikkat çekicidir. Açıkça görüldüğü gibi 29 surenin başında bulunan bu harflerin sayısı 75 adettir. Topladığımızda 104 eder ki bu da "semavi kitaplar" demektir.

26. Hâ, Mîm (45. Câsiye Suresi)

27. Hâ, Mîm (46. Ahkâf Suresi)

28. Kâf (50. Kâf Suresi)

29. Nûn (68. Kalem Suresi)

21. () “ha”, () “mim” 40 /Mü’min suresi 22. () “ha”, () “mim” 41/Fussilet suresi 23. () “ha”, () “mim” 42 /Şura suresi 24. () “ha”, () “mim” 43/Zuhruf suresi 25. () “ha”, () “mim” 44/Duhan suresi 26. () “ha”, () “mim” 45 /Casiye suresi 27. () “ha”, () “mim” 46 /Ahkaf suresi 28. () “kaf” 50/Kaf suresi 29. () “nun” 68 /Kalem suresi Bu tabloda aşağıdaki harfler meydana gelmektedir () “mim” : 17 adet "Mim": 17 adet "Elif": 13 adet "Lam": 13 adet "Ha": 7 adet "Ra": 6 adet "Ta": 4 adet "Sin": 4 adet "Sad": 3 adet "Ya": 2 adet "He": 2 adet "Kef": 1 adet "Ayn": 1 adet "Kaf": 1 adet "Nun": 1 adet Yukarıdaki tabloda ortaya çıkan anlam ve sayı değerleri çok dikkat çekicidir. Açıkça görüldüğü gibi 29 surenin başında bulunan bu harflerin sayısı 75 adettir. Topladığımızda 104 eder ki bu da "semavi kitaplar" demektir.

()“elif” : 13 adet () “lâm” : 13 adet () “ha” : 7 adet () “ra” : 6 adet () “ta” : 4 adet () “sin” : 4 adet () “sad” : 3 adet () “ya” : 2 adet&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Elif": 13 adet, "Lâm": 13 adet, "Ha": 7 adet, "Ra": 6 adet, "Ta": 4 adet, "Sin": 4 adet, "Sad": 3 adet, "Ya": 2 adet.

"He": 2 adet.

"Kef": 1 adet, "Ayn": 1 adet, "Kaf": 1 adet, "Nun": 1 adet.

Yukarıdaki tabloda ortaya çıkan anlam ve sayı değerleri çok dikkat çekicidir. Açıkça görüldüğü gibi, 29 surenin başında bulunan bu harflerin sayısı 75 adettir. Topladığımızda 104 eder ki bu da "semavi kitaplar" demektir.

(ُ) “he” : 2 adet

() “kef” : 1 adet () “ayn” : 1 adet () “kaf” : 1 adet () “nun” : 1 adet

- adet + 29 sure = 104 “semavi kitaplar”

Yukarıdaki tabloda ortaya çıkan mana ve sayı değerleri çok dikkat çekicidir. Açık olarak görüldüğü gibi 29 surenin başında bulunan bu harflerin sayısı 75 adettir. Topladığımızda 104 eder, ki bu da “semavi kitaplar” demektir. 

Yukarıda belirtmeğe çalıştığımız hususları bu sayı değerleri açık olarak tasdik etmektedirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.4s

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız hususları bu sayı değerleri açıkça tasdik etmektedirler.

Yine bazı sayı değerlerini anlamaya çalışalım.

Sağ taraftaki harfler tablosuna baktığımız zaman 17 adet "mim" görmekteyiz, 17 – 4 = 13 kalır.

Çıkardığımız 4 "İslam'ın hakikati"dir, geriye kalan 13 ise bilindiği gibi Hz. Rasulullah (s.a.v.)'in "şifre" sayısıdır.

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız hususları bu sayı değerleri açıkça tasdik etmektedirler.

Yine bazı sayı değerlerini anlamaya çalışalım.

Sağ taraftaki harfler tablosuna baktığımız zaman 17 adet "mim" görmekteyiz, 17 – 4 = 13 kalır.

Çıkardığımız 4 "İslam'ın hakikati"dir, geriye kalan 13 ise bilindiği gibi Hz. Rasulullah (s.a.v.)'in "şifre" sayısıdır.

Böylece 13 adet "mim", 13 adet "elif", 13 adet de "lâm" görmekteyiz.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.9s

Böylece 13 adet "mim", 13 adet "elif", 13 adet de "lâm" görmekteyiz.

Yine bazı sayı değerlerini anlamaya çalışalım.

Sağ taraftaki harfler tablosuna baktığımız zaman 17 adet "mim" görmekteyiz, 17 – 4 = 13 kalır.

Çıkardığımız 4 "İslam'ın hakikati"dir, geriye kalan 13 ise bilindiği gibi Hz. Rasulullah (s.a.v.)'in "şifre" sayısıdır.

Böylece 13 adet "mim", 13 adet "elif", 13 adet de "lâm" görmekteyiz.

Yine bazı sayı değerlerini anlamaya çalışalım. 

Sağ taraftaki harfler tablosuna baktığımız zaman 17 adet () “mim” görmekteyiz, 17 – 4 = 13 kalır. 

Çıkardığımız 4 “islamın hakikati”, geriye kalan 13 ise bilindiği gibi Hz. Rasulullah (s.a.v.) “şifre” sayısıdır. 

Böylece 13 adet () “mim”, 13 adet () “elif”, 13 adet de () “lâm” görmekteyiz. 

29 sure sayısını kendi içinde toplarsak 2 + 9 = 11 eder. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

29 sure sayısını kendi içinde toplarsak 2 + 9 = 11 eder.

29 sure sayısını kendi içinde toplarsak 2 + 9 = 11 eder.

75 harf sayısını kendi içinde toplarsak 7+5=12 eder.

"11", Hakk Yolculuğu'nda "Muhammediyyet" (Hz. Muhammed'e ait olma) mertebesini, "12" yine "Muhammediyyet" ve insân-ı kâmil mertebesini, "13" de, zaten bilindiği gibi "hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) mertebesini bildirmektedir.

29 sure sayısını kendi içinde toplarsak 2 + 9 = 11 eder.

75 harf sayısını kendi içinde toplarsak 7+5=12 eder.

"11", Hakk Yolculuğu'nda "Muhammediyyet" (Hz. Muhammed'e ait olma) mertebesini, "12" yine "Muhammediyyet" ve "insân-ı kâmil" mertebesini, "13" de, zaten bilindiği gibi "hakikat-i Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) mertebesini bildirmektedir.

Böylece Hakikat-i Muhammedi mertebelerinin "11", "12", "13" tüm sayı kemalatları dahi "hurûf-u mukattaa" (Kur'an'ın başındaki kesik harfler) harflerinin başında açık olarak hem de 3 defa 13 adet "elif", 13 adet "lâm", 13 adet "mim" olmak üzere bulunmaktadır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Böylece Hakikat-i Muhammedi mertebelerinin "11", "12", "13" tüm sayı kemalatları dahi "hurûf-u mukattaa" (Kur'an'ın başındaki kesik harfler) harflerinin başında açık olarak hem de 3 defa 13 adet "elif", 13 adet "lâm", 13 adet "mim" olmak üzere bulunmaktadır.

75 harf sayısını kendi içinde toplarsak 7+5=12 eder.

"11", Hakk Yolcusu'nun seyrinde "Muhammediyyet" mertebesini, "12" yine "Muhammediyyet" ve "insân-ı kâmil" mertebesini, "13" de, zaten bilindiği gibi "hakikat-i Muhammedi" mertebesini bildirmektedir.

75 harf sayısı kendi içinde toplarsak 7+5=12 eder. 

“11”, seyri suluk yolunda “Muhammediyyet” mertebesini, “12” yine “Muhammediyyet” ve “insani kamil” mertebesini, “13” de, zaten bilindiği gibi “hakikati Muhammedi” mertebesini, bildirmektedir.

Böylece Hakikatı Muhammedi mertebelerinin “11”, “12”, “13” tüm sayı kemalatları dahi “hurufu mukatta’a” harflerinin başında açık olarak hem de 3 defa 13 adet ()“elif”, 13 adet () “lâm” 13 adet () “mim” olmak üzere. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Böylece Hakikat-i Muhammediye mertebelerinin "11", "12", "13" tüm sayısal kemalatları da "huruf-u mukatta'a" (Kur'an'ın bazı sure başlarında bulunan harfler) harflerinin başında açıkça ve hatta 3 defa 13 adet "elif", 13 adet "lâm", 13 adet "mim" olmak üzere yer alır.

Ayrıca bu sayı değerleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, "Kâbe-i Muazzama"nın sayı değerleridir. Eni 11, boyu 12, yüksekliği 13'tür. Mutlak bir uyum ve gerçekçilik olduğunu anlamamız gerekmektedir.

Ayrıca bu sayı değerleri yine daha evvelce de belirttiğimiz gibi “Ka’be-i Muazzama”nın sayı değerleridir. Eni 11, boyu 12, yüksekliği 13 tür. Nasıl mutlak bir uyum ve gerçekçilik olduğunu anlamamız gerekmektedir.

Ayrıca bu sayı değerleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, "Ka'be-i Muazzama"nın sayı değerleridir. Eni 11, boyu 12, yüksekliği 13'tür. Mutlak bir uyum ve gerçekçilik olduğunu anlamamız gerekmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ayrıca bu sayı değerleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, Kâbe-i Muazzama'nın sayı değerleridir. Eni 11, boyu 12, yüksekliği 13'tür. Mutlak bir uyum ve gerçekçilik olduğunu anlamamız gerekmektedir.

Kısaca bakarsak:

"elif", Ahadiyyet (Allah'ın birliği);

"lâm", Ulûhiyyet (ilâhlık);

"mim", Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) olduğunu hemen anlarız.

İşte bu üç (3) harfin toplamı, bâtınen (içsel olarak) "kelime-i Tevhid"dir. Yani Kelime-i Tevhid'in manalarını bünyesinde toplamıştır.

Kısaca bakarsak:

"elif", Ahadiyyet (Allah'ın birliği);

"lâm", Ulûhiyyet (ilâhlık);

"mim", Hakikat-i Muhammedi (Hz. Muhammed'in hakikati) olduğunu hemen anlarız.

İşte bu üç (3) harfin toplamı, bâtınen (içsel olarak) "kelime-i Tevhid"dir. Yani Kelime-i Tevhid'in manalarını bünyesinde toplamıştır.

Kısaca bakarsak &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Kısaca bakarsak,

"elif"in Ahadiyyet (Allah'ın birliği),

"lâm"ın Uluhiyyet (ilâhlık), "mim"in ise Hakikat-i Muhammediyye (Hz. Muhammed'in hakikati) olduğunu hemen anlarız.

İşte bu üç harfin toplamı, bâtınen (içsel olarak) "kelime-i Tevhid"dir. Yani Kelime-i Tevhid'in anlamlarını kendi bünyesinde toplamıştır.

Bu tabloyu daha geniş anlamda inceleme imkânımız olsaydı, çok geniş açıklamalar yapılması gerekecek, bu da kitabımızın niteliğini aşmış olacaktı.

() “elif”, Ahadiyyet, 

() “lâm” Uluhiyyet, () “mim” Hakikati Muhammedi olduğunu hemen anlarız. 

İşte bu üç (3) harfin toplamı batınen “kelime-i Tevhid”dir. Yani Kelime-i tevhid’in manalarını bünyesinde toplamıştır.

Bu tabloyu daha geniş manada inceleme imkanımız olsaydı çok geniş izahatlar yapılması lazım gelecek, bu da kitabımızın mahiyetini aşmış olacaktı. 

Bu tabloyu daha geniş anlamda inceleme imkânımız olsaydı çok geniş açıklamalar yapılması gerekecek, bu da kitabımızın niteliğini aşmış olacaktı.

Burada birkaç hususu daha belirtip, ileride yine bir vesile ile bu konuya daha geniş yer ayırmaya çalışırız inşallah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Burada birkaç hususu daha belirtip, ileride yine bir vesile ile bu konuya daha geniş yer ayırmaya çalışırız inşallah.

Özet olarak şöyle diyebiliriz: "Huruf-u mukatta'a"lar (Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan harfler) hangi surenin başında ise, o surenin özü, ruhu ve tüm anlamı durumundadırlar.

Bunlar, 104 semavî kitapta belirtilen kendi mertebelerine ait Kelime-i Tevhidlerini (Allah'ın birliğini ifade eden söz) özleri olarak, tercümesiz zât mertebesinden (Allah'ın özünden) bildirilmeleridir. Bunlar başka hiçbir kaynakta bulunmayan ilâhî sır ve aynı zamanda ilâhî lütufturlar.

Özet olarak şöyle diyebiliriz: "Huruf-u mukatta'a"lar (Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan harfler) hangi surenin başında ise, o surenin özü, ruhu ve tüm anlamı durumundadırlar.

Bunlar, 104 semavî kitapta belirtilen kendi mertebelerine ait Kelime-i Tevhidlerini (Allah'ın birliğini ifade eden söz) özleri olarak, tercümesiz zât mertebesinden (Allah'ın özünden) bildirilmeleridir. Bunlar başka hiçbir kaynakta bulunmayan ilâhî sır ve aynı zamanda ilâhî lütufturlar.

Burada birkaç hususu daha belirtip, ileride yine bir vesile ile bu konuya daha geniş yer ayırmağa çalışırız inşeallah.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.4s

Burada birkaç hususu daha belirtip, ileride yine bir vesile ile bu konuya daha geniş yer ayırmaya çalışırız inşallah.

Özet olarak şöyle diyebiliriz: "Huruf-u mukatta'a"lar (Kur'an'daki bazı surelerin başında bulunan harfler) hangi surenin başında ise, o surenin özü, ruhu ve tüm manası durumundadırlar.

Bunlar, 104 semavi kitapta belirtilen kendi mertebelerine ait Kelime-i Tevhidlerini, özleri olarak, tercümesiz zât mertebesinden bildirilmeleridir. Bunlar başka hiçbir kaynakta bulunmayan ilahi sır ve aynı zamanda ilahi lütufturlar.

Özet olarak şöyle diyebiliriz, “huruf-u mukatta’a”lar hangi surenin başında ise, o surenin özü, ruhu ve tüm manası durumundadırlar.

104 semavi kitapta belirtilen kendi mertebelerine ait Kelime-i Tevhidlerini özleri olarak tercümesiz zat mertebesinden bildirilmeleridir. Bunlar başka hiç bir kaynakta bulunmayan sırrı ilahi ve aynı zamanda lutfu ilahidirler.

Mesela 19/Meryem suresinin başında bulunan Örneğin, 19/Meryem suresinin başında bulunan "kef", "he", "ya", "ayn", "sad"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Örneğin, 19/Meryem suresinin başında bulunan "kef", "he", "ya", "ayn", "sad" harfleri için "İseviyyet mertebesi"nin "Kelime-i Tevhid"idir diyebiliriz.

Zirâ harfleri itibarıyla gerek mana değerleri bakımından, gerek sayı değerleri bakımından incelendiğinde bu gerçek ortaya çıkmaktadır.

Sayı değerleri ile incelemeye çalışalım.

Şöyle ki: Ebced hesabına göre, "kef" 20

harfleri "İseviyyet mertebesi"nin "Kelime-i Tevhid"idir diyebiliriz.

Çünkü harfleri itibarıyla gerek mana değerleri bakımından, gerek sayı değerleri bakımından incelendiğinde bu gerçek ortaya çıkmaktadır.

Sayı değerleri ile incelemeye çalışalım.

Şöyle ki: Ebced hesabına göre, "kef" 20

() “kef”, (ُ) “he”, () “ya”, () “ayn”, () “sad”, &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 3.5s

"Kef", "he", "ya", "ayn", "sad" harfleri "İseviyet mertebesi"nin "Kelime-i Tevhid"idir diyebiliriz.

Çünkü harfleri itibarıyla gerek mana değerleri bakımından, gerek sayı değerleri bakımından incelendiğinde bu gerçek ortaya çıkmaktadır.

Sayı değerleri ile incelemeye çalışalım.

Şöyle ki: Ebced hesabına göre, "kef" 20, "he" 5, "ya" 10, "ayn" 40, "sad" 90'dır. Bunların toplamı 195 eder ki, ilk bakışta şaşırtıcı bir rakam ortaya çıkar.

“kef, he, ya, ayn, sad” harfleri “İseviyyet mertebesi”nin “Kelime-i Tevhid”idir diyebiliriz. 

Çünkü harfleri itibariyle gerek mana değerleri bakımından, gerek sayı değerleri bakımından incelendiğinde bu gerçek ortaya çıkmaktadır. 

Sayı değerleri ile incelemeğe çalışalım.

Şöyle ki: Ebced hesabına göre, () “kef” 20 

(ُ) “he” 5 

"He" harfi 5, "ya" harfi 10, "ayn" harfi 40, "sad" harfi 90'dır. Bunların toplamı 195 eder ki, ilk bakışta şaşırtıcı bir rakam ortaya çıkar.

Aslında şaşırtıcı değil, hayret veren bir sonuç ortaya çıkar. Bu da zaten "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) ve "Hakikat-i İlâhiyye"nin (İlahi Hakikat) bütün âlemleri ve bütün mertebeleri kuşattığının bu mertebedeki kanıtıdır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Aslında şaşırtıcı değil, hayret veren bir sonuç ortaya çıkar. Bu da zaten "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) ve "Hakikat-i İlâhiyye"nin (İlahi Hakikat) bütün âlemleri ve bütün mertebeleri kuşattığının bu mertebedeki kanıtıdır.

Bakın: "Hakikat-i Meryem" (Meryem'in hakikati), "Hakikat-i İseviyye"nin (İsa'nın hakikati) "rahmi"dir, ki bu durum sureye isim olmuştur.

() “ya” 10 () “ayn” 40 () “sad” 90 = 195 çıkar ki ilk bakışta şaşırtıcı bir rakam ortaya çıkmış olur.

Bakın: "Hakikat-i Meryem" (Meryem'in hakikati), "Hakikat-i İseviyye"nin (İsa'nın hakikati) "rahmi"dir, ki bu durum sureye isim olmuştur.

() “ya” 10 () “ayn” 40 () “sad” 90 = 195 çıkar ki ilk bakışta şaşırtıcı bir rakkam ortaya çıkmış olur. 

Aslında şaşırtıcı değil hayret veren bir netice zuhura çıkmış olur. Bu da zaten “Hakikati Muhammedi”nin ve “Hakikati İlahiyye”nin bütün alemleri ve bütün mertebeleri ihata ettiğinin bu mertebedeki kanıtıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Aslında şaşırtıcı değil, hayret veren bir sonuç ortaya çıkmış olur. Bu da zaten "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) ve "Hakikat-i İlâhiyye"nin (İlahi Hakikat) bütün âlemleri ve bütün mertebeleri kuşattığının bu mertebedeki kanıtıdır.

Bakın: "Hakikat-i Meryem", "Hakikat-i İseviyye"nin (Hz. İsa'nın hakikati) "rahmi"dir ki, bu sureye isim olmuştur.

Surenin sayı değeri 19'dur ki, bu 18.000 âlem ile insân-ı kâmili ifade eder.

Surenin sayı değeri 19'dur ki, bu 18.000 âlem ile insân-ı kâmili ifade eder.

Bakın: “Hakikati Meryem”, “Hakikati İseviyye”nin “rahmi”dir, ki bu sureye isim olmuştur. 

Surenin sayı değeri 19 dur, ki 18.000 alem ile “İnsanı Kamil”i ifade eder.

Surenin sayı değeri 19'dur ki, bu 18.000 âlem ile insân-ı kâmili ifade eder.

"Huruf" harflerinin sayı değeri ise, görüldüğü gibi 195'tir; yani bir 19 ve bir de 5'ten meydana gelmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Huruf" harflerinin sayı değeri ise, görüldüğü gibi 195'tir; yani bir 19 ve bir de 5'ten oluşmuştur.

Bunun ifadesi şöyledir: Sure sayı değeri ile 19'un aynı olması, Meryem suresinin görünen ve gizli olarak bu hakikatleri açıklaması ve ortaya koymasıdır. Geriye kalan 5 ise, "Hazarât-ı Hamse"den (beş hazret mertebesi), yani İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet ve insân-ı kâmil mertebelerinden ilan edilmeleridir.

Bunun ifadesi şöyledir: Sure sayı değeri ile 19'un aynı olması, Meryem suresinin zâhir ve bâtın olarak bu hakikatleri izah ve ifşa etmesidir. Geriye kalan 5 ise, "Hazarât-ı Hamse"den (beş hazret mertebesi), yani İbrahimiyyet, Museviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet ve insân-ı kâmil mertebelerinden ilan edilmeleridir.

“Huruf” harflerinin sayı değeri ise, görüldüğü gibi 195 dir, yani bir 19 ve bir de 5 meydana gelmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.1s

"Huruf" harflerinin sayı değeri ise, görüldüğü gibi 195'tir; yani bir 19 ve bir de 5'ten meydana gelmiştir.

Bunun ifadesi, sure sayı değeri ile 19'un aynı olması, "Meryem" suresinin bu hakikatleri zâhir ve bâtın olarak izah ve ifşa etmesidir. Geriye kalan 5 ise, "Hazarât-ı Hamse" (beş hazret mertebesi)nden, yani "İbrahimiyyet", "Museviyyet", "İseviyyet", "Muhammediyyet" ve "İnsân-ı Kâmil" mertebelerinden ilan edilmeleridir.

Bunun ifadesi sure sayı değeri ile, 19 un aynı olması “Meryem” suresinin zahir batın bu hakikatleri izah ve ifşa etmesi, geriye kalan 5 ise, “Hazaratı Hamse” (beş hazret mertebesi)nden, yani, “İbrahimiyyet”, “Museviyyet”, “İseviyyet”, “Muhammediyyet” ve “İnsanı Kami”l mertebelerinden ilan edilmeleridir.

“Mertebe-i Muhammediye”nin Kelime-i Tevhidi, "Muhammedî Mertebe"nin Tevhid Kelimesi, (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ) "lâ ilâhe illâ allah"&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Muhammedî Mertebe"nin Tevhid Kelimesi, "lâ ilâhe illâ allah"tır.

"İsevî Mertebe"nin Tevhid Kelimesi, "kef", "he", "ye", "ayn", "sad"dır, diyebiliriz.

Nasıl ki, kendi mertebelerinin gereği olarak "Tevhid Kelimesi"ni Muhammedî Mertebe'nin tevhidiyle söylediklerinde "lâ ilâhe illâ"ya kadar müşahede ederek, "allah" bölümünü ise, sözlü olarak söyleyebilirler.

"İsevî Mertebe"nin Tevhid Kelimesi, (ك) "kef", (ه) "he", (ي) "ye", (ع) "ayn", (ص) "sad"dır, diyebiliriz.

Nasıl ki, kendi mertebelerinin gereği olarak "Tevhid Kelimesi"ni Muhammedî Mertebe'nin tevhidiyle söylediklerinde (لَا إِلَهَ إِلَّا) "lâ ilâhe illâ"ya kadar müşahede ederek, (اللَّهُ) "allah" bölümünü ise, sözlü olarak söyleyebilirler.

(اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 6.0s

(لا إله إلا الله) "Lâ ilâhe illâ Allah"

"İsevî Mertebesi"nin Kelime-i Tevhidi,

(ك) "kef", (ه) "he", (ي) "ye", (ع) "ayn", (ص) "sad"dır, diyebiliriz.

Nasıl ki, kendi mertebeleri gereği "Kelime-i Tevhidi" Muhammedî Mertebe'nin tevhidiyle söylediklerinde (لا إله إلا) "Lâ ilâhe illâ"ya kadar müşahede ile, (الله) "Allah" bölümünü ise, lafız olarak söyleyebilirler.

Kendi tevhidlerini de (ك) "kef", (ه) "he", (ي) "ye"ye kadar müşahede ile, (ع) "ayn", (ص) "sad"ı lafız olarak söyleyebilirler.

“Mertebe-i İseviye”nin Kelime-i Tevhidi, 

() “kef”, (ُ) “he”, () “ye”, () “ayn”, () “sad”dır, diyebiliriz. 

Nasıl ki, kendi mertebeleri gereği “Kelime-i Tevhidi” Mertebe-i Muhammedi’nin tevhidiyle söylediklerinde (َلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illa”ya kadar şuhuden, (الله) “allah” bölümünü ise, lafzen söyleyebilirler.

Kendi tevhidlerini de () “kef”, (ُ) “he”, () “ye”, ye kadar müşahade, “ayn”, () “sad”ı lafzen söyleyebilirler. 

Kendi tevhidlerini de "kef", "he", "ye"ye kadar gözlemleyebilir, "ayn", "sad"ı lafzen söyleyebilirler.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Kendi tevhidlerini de "kef", "he", "ye"ye kadar gözlemleyebilir, "ayn", "sad"ı lafzen söyleyebilirler.

Çünkü bu son ifadeler ancak Muhammed Ümmeti'ne "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalından açılan hakikatler ve sırlardır; onlardan önce bu sırların açılması mümkün değildir.

Böyle bir örnek verdikten sonra diyebiliriz ki, "hurufu mukatta'a"lar (Kur'an'ın başındaki kesik harfler) kendi öz halleri ile Hak tarafından oluşturuldukları şekilleriyle Kur'an-ı Azimüşşan'daki yerlerini almışlar, böylece Kur'an-ı Kerim görünen ve görünmeyen bütün anlam ve kelimeleri bünyesinde toplamış olmaktadır.

Çünkü bu son ifadeler ancak Muhammed Ümmeti'ne "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalından açılan hakikatler ve sırlardır; onlardan önce bu sırların açılması mümkün değildir.

Böyle bir örnek verdikten sonra diyebiliriz ki, "hurufu mukatta'a"lar (Kur'an'ın başındaki kesik harfler) kendi öz halleri ile Hak tarafından oluşturuldukları şekilleriyle Kur'an-ı Azimüşşan'daki yerlerini almışlar, böylece Kur'an-ı Kerim görünen ve görünmeyen bütün anlam ve kelimeleri bünyesinde toplamış olmaktadır.

Çünkü bu son ifadeler ancak Ümmeti Muhammed’e “Hakikati Muhammedi” kanalından açılan hakikatler ve sırlardır; onlardan evvel bu sırların açılması mümkün değildir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

Çünkü bu son ifadeler ancak Ümmeti Muhammed'e "Hakikati Muhammedi" (Hz. Muhammed'in hakikati) kanalından açılan hakikatler ve sırlardır; onlardan evvel bu sırların açılması mümkün değildir.

Böyle bir örnek verdikten sonra diyebiliriz ki, "hurufu mukatta'a"lar (Kur'an'daki kesik harfler) kendi öz halleri ile Hak tarafından oluşturuldukları şekilleriyle Kur'an-ı Azimüşşan'daki yerlerini almışlar, böylece Kur'an-ı Kerim görünen ve görünmeyen bütün mana ve kelimeleri bünyesinde toplamış olmaktadır.

Böyle bir misal verdikten sonra diyebiliriz ki, “hurufu mukatta’a”lar kendi öz halleri ile Hakk tarafından oluşturuldukları şekilleriyle Kur’anı Azimüşşandaki yerlerini almışlar, böylece Kur’anı Keriym zahir ve batın bütün mana ve kelimeleri bünyesinde toplamış olmaktadır.

Herbir “hurufu mukatta’a” ifade ettiği mertebelerinin Kelime-i Tevhidi, (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah”&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Her bir "hurûf-u mukattaa" (Kur'an'ın bazı sure başlarında bulunan harfler) ifade ettiği mertebelerin Kelime-i Tevhidi'dir: "Lâ ilâhe illâllah."

"Kelime-i Tevhid" ise, bütün "Kelime-i Tevhid"lerin toplandığı "Kelime-i Tevhid"dir.

Eş-Şûrâ Sûresi 42/2'de bulunan "ayn", "sin", "kaf" harflerinin özelliği itibarıyla ayrıca ele alma gereğini hissettim. Diğer bütün hurûf-u mukattaa'lar bulundukları yerde birinci ayet ve ayetlerde iken, burada Hâ-Mîm'den sonra gelen ikinci ayettir.

Her bir "hurûf-u mukattaa" (Kur'an'ın bazı sure başlarında bulunan harfler) ifade ettiği mertebelerin Kelime-i Tevhidi'dir: "Lâ ilâhe illâllah."

"Kelime-i Tevhid" ise, bütün "Kelime-i Tevhid"lerin toplandığı "Kelime-i Tevhid"dir.

Eş-Şûrâ Sûresi 42/2'de bulunan "ayn", "sin", "kaf" harflerinin özelliği itibarıyla ayrıca ele alma gereğini hissettim. Diğer bütün hurûf-u mukattaa'lar bulundukları yerde birinci ayet ve ayetlerde iken, burada Hâ-Mîm'den sonra gelen ikinci ayettir.

“Kelime-i Tevhidi” ise, bütün “Kelime-i Tevhid”lerin toplandığı “Kelime-i Tevhid”dir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 4.5s

"Kelime-i Tevhidi" ise, bütün "Kelime-i Tevhid"lerin toplandığı "Kelime-i Tevhid"dir.

Eş-Şûrâ sûresi 42/2'de bulunan "ayn", "sin", "kaf" harflerinin özelliği itibarıyla ayrıca ele alma gereğini hissettim. Diğer bütün hurûf-u mukattaa'lar (Kur'an'ın bazı sûre başlarında bulunan harfler) bulundukları yerde birinci âyet ve âyetlerde iken, burada "ha-mim"den sonra gelen ikinci âyettir.

1. âyet → "ha" "mim"

1. âyet → "ha" "mim"

2. âyet → "ayn" "sin" "kaf"

Eş şûra sûresi 42/2 bulunan “ayn” “sin” “kaf” harflerinin özelliği itibariyle ayrıca ele almak gereğini hissettim. Diğer bütün huruf-u mukattaa’lar bulundukları yerde 1.inci yerde âyet ve âyetlerde iken burada ha – mim’den sonra gelen ikinci ayettir. 

1. ayet → “ha” “mim” 

1. ayet → “ha” “mim”

2. ayet → “ayn” “sin” “kaf”

Burada ifade edilen "ha-mim", diğerlerinde olduğu gibi Muhammedî hakikattir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.0s

Burada ifade edilen "ha-mim", diğerlerinde olduğu gibi Muhammedî hakikattir.

"ayn" → gören göz "sin" → insan "kaf" → kudret "kaf"ıdır.

Böylece ifadesi, "ey Muhammedî hakikat gözünden ilâhî kudretle gören insan" demek olmaktadır.

Daha sonraki sayfalarda gelecek olan aşk, "ayn" () "şın" "kaf" hükmüne, "sin" harfinin üstüne konacak 3 nokta ile dönüşecektir. Muhammedî hakikatin genel ve bireysel manadaki şiddetli zuhurları olacaktır.

“ayn” → gören göz “sin” → insan “kaf” → kudret “kaf”ıdır.

Böylece ifadesi, “ey Muhammedî hakikat gözünden ilâhî kudretle gören insan” demek olmaktadır.

Daha sonraki sayfalarda gelecek olan aşk, “ayn” () “şın” “kaf” hükmüne, “sin” harfinin üstüne konacak 3 nokta ile dönüşecektir. Muhammedî hakikatin genel ve bireysel manadaki şiddetli zuhurları olacaktır.

2. ayet → “ayn” “sin” “kaf” &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

2. ayet → “ayn” “sin” “kaf”

Burada ifade edilen ha – mim, diğerlerinde olduğu gibi, Muhammedî hakikatin "ayn"ı (gören göz), "sin"i (insan) ve "kaf"ı (kudret "kaf"ı) demektir.

Böylece ifadesi, "Ey Muhammedî hakikati ilâhî kudretle gören insan" demek olmaktadır.

Daha sonraki sayfalarda gelecek olan aşk, "ayn" () "şın" "kaf" hükmüne "sin" üstüne konacak 3 nokta ile dönüşecektir. Bu, Muhammedî hakikatin genel ve bireysel manadaki şiddetli zuhurları olacaktır.

Burada ifade edilen ha – mim diğerlerinde olduğu gibi hakikati Muhammed-i “ayn” → gören göz “sin” → insan “kaf” → kudret “kaf”ıdır.

Böylece ifadesi, “ey hakikat-I muhammed-I gözünden ilâhi kudretle gören insan” demek olmaktadır. 

Daha sonraki sayfalarda gelecek olan aşk, “ayn” () “şın” “kaf” hükmüne “sin” üstüne konacak 3 nokta ile dönüşecektir. Hakikat-I Muhammed-i’nin genel ve bireysel mana’daki şiddetli zuhurları olacaktır. 

Bu kısa izahlardan sonra gelelim hadisi şeriflerdeki “Kelime-i Tevhid”lere.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Bu kısa açıklamalardan sonra hadis-i şeriflerdeki "Kelime-i Tevhid"lere gelelim.

SEKİZİNCİ BÖLÜM Hadislerde "Kelime-i Tevhid"

Hadislerde "Kelime-i Tevhid" genellikle fiillerdir, değerini anlatım ve açıklamadır; ibadet ve dua hükmündedirler. Bunların bazılarının hiç yorum ve açıklama yapmadan sizlere sunmaya çalışacağım.

Fiilî Tevhid hadisleri İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Bu kısa açıklamalardan sonra hadis-i şeriflerdeki "Kelime-i Tevhid"lere gelelim.

SEKİZİNCİ BÖLÜM Hadislerde "Kelime-i Tevhid"

Hadislerde "Kelime-i Tevhid" genellikle fiillerdir, değerini anlatım ve açıklamadır; ibadet ve dua hükmündedirler. Bunların bazılarının hiç yorum ve açıklama yapmadan sizlere sunmaya çalışacağım.

Fiilî Tevhid hadisleri İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Çocuklarınıza ilk kelime olarak "lâ ilâhe illâ allah"ı öğütleyin, ölürlerken "lâ ilâhe illâ allah"ı telkin edin. Kimin ilk ve son kelimesi "lâ ilâhe illâ allah" olursa bin yıl yaşasa dahi tek bir günahtan bile sorguya çekilmez. (Ramuz 1044)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Çocuklarınıza ilk kelime olarak "lâ ilâhe illâ allah"ı öğütleyin, ölürlerken "lâ ilâhe illâ allah"ı telkin edin. Kimin ilk ve son kelimesi "lâ ilâhe illâ allah" olursa bin yıl yaşasa dahi tek bir günahtan bile sorguya çekilmez. (Ramuz 1044)

SEKİZİNCİ BÖLÜM Hadislerde “Kelime-i Tevhid”

Hadislerde “Kelime-i Tevhid” genellikle fiillerdir, değerini anlatma ve açıklamadır; ibadet ve dua hükmündedirler. Bunların bazılarının hiç yorum ve açıklama yapmadan sizlere sunmaya çalışacağım.

S E K İ Z İ N C İ B Ö L Ü M Hadislerde “Kelime-i Tevhid”

Hadiselerde “Kelime-i Tevhid” genelde ef’aldir, değerini anlatım ve izahtır; ibadet ve dua hükmündedirler. Bunların bazılarının hiç yorum ve izah yapmadan sizlere sunmaya çalışacağım. 

Ef’ali Tevhid hadisleri İbni Abbas (RA) Kale : Rasulüllah (sav) &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Ef'al-i Tevhid hadisleri İbn Abbas (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Çocuklarınıza ilk kelime olarak "lâ ilâhe illâ allah"ı öğretin, ölürlerken "lâ ilâhe illâ allah"ı telkin edin. Kimin ilk ve son kelimesi "lâ ilâhe illâ allah" olursa, bin yıl yaşasa dahi tek bir günahtan bile sorguya çekilmez. (Ramuz 1044)

Buhârî'den, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Mümin kabrine konulduğunda iki melek gelir ve o tereddütsüz "Lâ ilâhe illallâh" ve "Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" der. İşte bu, "Allah iman edenleri kabirlerinde sabit bir sözle sabit kılar" yüce sözünün gereğidir. (Ramuz 416)

Çocuklarınıza ilk kelime olarak “lâ ilâhe illâ allah”ı öğüt, ölürlerken “lâ ilâhe illâ allah”ı telkin edin. Kimin ilk ve son kelimesi “lâ ilâhe illâ allah” olursa bin yıl yaşasa dahi tek bir günahtan bile suale çekilmez. (Ramuz 1044) 

Buhariden, Kale : Rasulüllah (sav)

Buhârî'den, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Mümin kabrine konulduğunda iki melek gelir ve o tereddütsüz "Lâ ilâhe illallâh" ve "Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" der. İşte bu, "Allah iman edenleri kabirlerinde sabit bir sözle sabit kılar" yüce sözünün gereğidir. (Ramuz 416)

Beyhakî, Talha'dan, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.3s

Beyhakî, Talha'dan rivayet etti, dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Duaların en üstünü, Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği sözün en üstünü ise, "Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur" sözüdür. (Ramuz 1057)

Mümin kabrine konulduğunda iki melek gelir ve o tereddütsüz "Allah'tan başka ilah yoktur" ve "Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" der. İşte bu, "Allah iman edenleri sabit bir sözle kabrinde sabit kılar" yüce sözünün gereğidir. (Ramuz 416)

En üstün dua, Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri sözün en üstünü ise, "Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh"tir. (Ramuz 1057)

Mü’min kabrine konduğunda iki melek gelir ve o tereddütsüz “lâ ilâhe illâ allah” ve “enne muhammeden abdühü ve rasulühü” işte bu (allah iman edenleri sabit bir sözle kabrinde sabit kılar) kavli celilinin muktezasıdır. (Ramuz 416)

Beyhaki, Talha, Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Beyhakî, Talha, Kale: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

En üstün dua arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri sözün en üstünü ise, “lâ ilâhe illâ allah vahdehü la şerikeleh”tir. (Ramuz 1057)

İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cebrail, Firavun'a sürekli çok kızmış olduğundan, aksine "lâ ilâhe illâ allah" der de Allah onu esirger diye onun ağzına çamur tıkardı. (Ramuz 1615)

En üstün dua arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin dedikleri sözün en üstünü ise, “lâ ilâhe illâ allah vahdehü la şerikeleh” dür. (Ramuz 1057)

İbni Cerir, İbni Abba (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

İbn Cerir, İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cebrail, Firavun'a sürekli çok kızmış olduğundan, aksine "lâ ilâhe illâ allah" der de Allah onu esirger diye onun ağzına çamur tıkardı. (Ramuz 1615)

Ahmed bin Hanbel, Talha bin Abdullah'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ahmed bin Hanbel, Talha bin Abdullah'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben bir kelime öğretiyorum; onu ölüm döşeğinde olan herhangi bir kul söylerse, ruhun bedeninden çıktığını fark edemez ve bu kendisi için kıyamette bir nur olur: "lâ ilâhe illâ allah". (Ramuz 1852)

Cebrail devamlı olarak Firavun'a çok kızmış olduğundan aksine "lâ ilâhe illâ allah" der de Allah onu esirger diye onun ağzına çamur tıkardı. (Ramuz 1615)

Ben bir kelime öğretiyorum; onu ölüm döşeğinde olan herhangi bir kul söylerse, ruhun cesedinden çıktığını fark edemez ve bu kendisi için kıyamette bir nur oluverir: "lâ ilâhe illâ allah". (Ramuz 1852)

Cebrail devamlı olarak Fir’avn’a çok kızmış olduğundan belki “lâ ilâhe illâ allah” der de Allah onu esirger diye onun ağzına çamur tıkardı. (Ramuz 1615)

Ahmed bin Hambel, Talha bin Abdullah (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Ahmed bin Hambel, Talha bin Abdullah'tan (Allah ondan razı olsun) rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben bir kelime öğretiyorum ki, onu ölüm döşeğinde olan herhangi bir kul söylerse, ruhunun bedeninden çıktığını fark edemez ve bu kelime kendisi için kıyamet gününde bir nur olur. O kelime "Lâ ilâhe illâllah"tır. (Ramuz 1852)

Ömer'in (Allah ondan razı olsun) Hilye'sinde rivayet edildiğine göre: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben bir kelime öğretiyorum ki, onu herhangi bir kul söylerse cehennem ateşini görmez. O kelime "Lâ ilâhe illâllah"tır. (Ramuz 1853)

Ben bir kelime öğretiyorum, onu ölüm döşeğinde olan her hangi bir kul söylerse cesedinden ruhun çıktığını fark edemez ve bu kendisi için kıyamette bir nur oluverir. “lâ ilâhe illâ allah” . (Ramuz 1852)

Hılye Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Hilye-i Ömer (r.a.) buyurdu ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

Ben bir kelime öğretiyorum ki, onu herhangi bir kul söylerse cehennem ateşi görmez. O kelime "Lâ ilâhe illâllah"tır. (Ramuz 1853)

İbn Ebî Şeybe, Talha bin Abdullah ve Ömer (r.a.) buyurdu ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.7s

İbn Ebî Şeybe, Talha bin Abdullah ve Ömer (r.a.) buyurdu ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

Şüphesiz ben bir kelime öğretiyorum ki, onu herhangi bir dertli söylerse Allah onun derdini giderir. O kelime, kardeşim Yunus'un karanlıklar içinde nida ederek söylediği kelimedir: "Senden başka ilah yoktur, sen her türlü eksiklikten uzaksın, şüphesiz ben zalimlerden oldum." (Ramuz 1863)

Ben bir kelime öğretiyorum, onu herhangi bir kul söylerse ateş yüzü görmez. "Allah'tan başka ilah yoktur." (Ramuz 1853)

Şüphesiz ben bir kelime öğretiyorum ki, onu herhangi bir dertli söylerse Allah onun derdini giderir. O kelime, kardeşim Yunus'un karanlıklar içinde nida ederek söylediği kelimedir: "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn." (Ramuz 1863)

Ben bir kelime öğretiyorum, onu her hangi bir kul söylerse ateş yüzü görmez. “lâ ilâhe illâ allah” . (Ramuz 1853)

İbni ebi Şeyhe, Talha bin Abdullah ve Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.6s

İbn Ebî Şeybe, Talha bin Abdullah ve Ömer (r.a.) dediler ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

"Şüphesiz ben bir kelime öğretiyorum ki, onu herhangi bir dertli söylerse Allah onun derdini giderir. O, kardeşim Yunus'un karanlıklar içinde nida ederek söylediği kelimedir: 'Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn.' (Senden başka ilah yoktur, sen eksikliklerden uzaksın, şüphesiz ben zalimlerden oldum.)" (Ramuz 1863)

Ebû Nuaym Enes (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Şüphesiz ben bir kelime öğretiyorum, onu her hangi bir dertli söylerse Allah onun derdini bertaraf eder. O kardeşim Yunus’un karanlıklar içinde nida ederek söylediği kelimedir. “lâ ilâhe illâ allah sübhaneke inniy küntü minezzalimiyn ” . (Ramuz 1863)

Ebu Naim Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Ebu Naim Enes (r.a.) dedi ki: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu:

Allah Musa'ya vahyetti: "Dünyada 'lâ ilâhe illâ allah' deyip şehadet getiren kimse olmasaydı, ben cehennemi dünya ehline musallat kılardım." (Ramuz 1933)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Allah Musa'ya vahyetti: "Dünyada 'lâ ilâhe illâ allah' deyip şehadet getiren kimse olmasaydı, ben cehennemi dünya ehline musallat kılardım." (Ramuz 1933)

Deylemî, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet etti: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu:

"Dikkat edin, size kıyamet günü amel yönünden yeryüzünde amel eden en üstün kulu bildiriyorum: Her gün yüz kere 'lâ ilâhe illâ allahu vahdehü la şerikeleh' diyen kimsedir. Bu sayıyı çoğaltan, tabii ki, ondan da üstün olur." (Ramuz 1993)

Deylemî, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet etti: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu:

"Dikkat edin, size kıyamet günü amel yönünden yeryüzünde amel eden en üstün kulu bildiriyorum: Her gün yüz kere 'lâ ilâhe illâ allahu vahdehü la şerikeleh' diyen kimsedir. Bu sayıyı çoğaltan, tabii ki, ondan da üstün olur." (Ramuz 1993)

Allah Musa’ya vahyetti. Dünyada “lâ ilâhe illâ allah” deyip şehadet getiren kimse olmasaydı ben cehennemi dünya ehline musallat kılardım. (Ramuz 1933)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Allah Musa'ya vahyetti: "Dünyada 'lâ ilâhe illâ allah' deyip şehadet getiren kimse olmasaydı, ben cehennemi dünya ehline musallat kılardım." (Ramuz 1933)

Deylemî, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Dikkat edin, size kıyamet günü amel yönünden yeryüzünde amel eden en üstün kulu bildiriyorum: Her gün yüz kere 'lâ ilâhe illâ allahu vahdehü la şerikeleh' diyen kimsedir. Bu sayıyı çoğaltan ise elbette ondan da üstün olur." (Ramuz 1993)

Deylemi İbni Mes’ud (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Dikkat edin size kıyamet günü amel cihetinden yeryüzünde amel eden en üstün kulu bildiriyorum; hergün yüz kere “lâ ilâhe illâ allahu vahdehü la şerikeleh” diyen kimsedir, bu sayıyı çoğaltan tabii ki, ondan da üstün olur. (Ramuz 1993)

Buhari Üsame bin Zeyd (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Buhari, Üsame bin Zeyd'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kalbini yarıp da baktın mı ki, onun (şehadet kelimesini) deyip demediğini bilesin? Seni 'lâ ilâhe illâ allah' kelimesi karşısında kim kurtaracak?" (Ramuz 2037)

Buhari, İbnü'l-Müseyyeb'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ey amca, 'lâ ilâhe illâ allah' de. Bu öyle bir kelimedir ki, ben seni Allah katında ancak onunla savunabilirim." (Ramuz 2039)

Buhari, Üsame bin Zeyd'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kalbini yarıp da baktın mı ki, onun (şehadet kelimesini) deyip demediğini bilesin? Seni 'lâ ilâhe illâ allah' kelimesi karşısında kim kurtaracak?" (Ramuz 2037)

Buhari, İbnü'l-Müseyyeb'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ey amca, 'lâ ilâhe illâ allah' de. Bu öyle bir kelimedir ki, ben seni Allah katında ancak onunla savunabilirim." (Ramuz 2039)

İbn Merdûye, Ömer'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

İbn Merdûye, Ömer'den (r.a.) rivayet etti: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Kalbini yarıp da baktın mı ki, onun şehadet kelimesini deyip demediğini bilesin; seni “lâ ilâhe illâ allah” kelimesi karşısında kim kurtaracak. (Ramuz 2037)

Buhari İbnül Museyyeb (RA) dedi ki: Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ey amca “lâ ilâhe illâ allah” de, bu öyle bir kelimedir ki, ben seni Allah katında ancak onunla savunabilirim. (Ramuz 2039)

(Kalbini yarıp da baktın mı) ki, onun (şehadet kelimesini) deyip demediğini bilesin; seni “lâ ilâhe illâ allah” kelimesi karşısında kim kurtaracak. (Ramuz 2037)

Buhari İbnül Museyyeb (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Ey amca “lâ ilâhe illâ allah” de, bu öyle bir kelimedir ki, ben seni Allah katında ancak onunla savunabilirim. (Ramuz 2039)

İbni Merdiye, Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

İbn Merdiye, Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resulullah (s.a.v.)'e:

"Biriniz her gün Uhud dağı gibi bir amelde bulunmaktan aciz mi olur?" diye sordular. (Buna kimin gücü yeter ki?) Cevap verdi: "Hepinizin gücü yeter buna." (Nedir o?) dediler. Şöyle cevap verdi: "'Sübhanallah' sevabı Uhud'dan büyüktür, 'Lâ ilâhe illâllah' Uhud'dan büyüktür, 'Allahu Ekber' de Uhud'dan büyüktür." (Ramuz 2044)

Biriniz hergün Uhud dağı gibi bir amelde bulunmaktan aciz mi olur (buna kimin gücü yeter ki?) diye sordular; cevap verdi, hepinizin gücü yeter buna (nedir o?) dediler, şöyle cevap verdi, “sübhanallah” sevabı Uhud’dan büyüktür, “lâ ilâhe illâ allah” Uhud’dan büyüktür, “Allahu Ekber” de Uhud’dan büyüktür. (Ramuz 2044)

"Biriniz her gün Uhud dağı gibi bir amelde bulunmaktan aciz mi olur?" diye sordular. (Buna kimin gücü yeter ki?) Cevap verdi: "Hepinizin gücü yeter buna." (Nedir o?) dediler. Şöyle cevap verdi: "Sübhanallah" sevabı Uhud'dan büyüktür, "Lâ ilâhe illâllah" Uhud'dan büyüktür, "Allahu Ekber" de Uhud'dan büyüktür. (Ramuz 2044)

Müslim, Ebu Hüreyre (r.a.) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Müslim'in Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

İman yetmiş küsur şubedir; en üstünü "Lâ ilâhe illâllah" demektir. En aşağısı yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir. (Ramuz 2263)

İman yetmiş küsur şubedir; en üstünü "Lâ ilâhe illâllah" demektir. En aşağısı yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir. (Ramuz 2263)

Müslim Ebu Hüreyre (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

İman yetmiş küsur şubedir; en üstünü “lâ ilâhe illâ allah” demektir. En aşağısı yoldan eza veren şeyi kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir. (Ramuz 2263)

Ebu Hüreyre (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Ebu Hüreyre (r.a.) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Müminlerin kabirlerinden kalktıkları gün parolası "Allah'tan başka ilah yoktur ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler" olur. (Ramuz 3789)

İbn Neccal, İbn Ömer (r.a.) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Kıyamet günü, kıyametin karanlıklarında, müminin parolası "Allah'tan başka ilah yoktur"dur. (Ramuz 3790)

Ebu Hüreyre (r.a.) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Kabirlerinden kalktıkları gün müminlerin parolası "Allah'tan başka ilah yoktur ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler" olur. (Ramuz 3789)

İbn Neccal, İbn Ömer (r.a.) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

Kıyamet günü, kıyametin karanlıklarında, müminin parolası "Allah'tan başka ilah yoktur"dur. (Ramuz 3790)

Taberani, İbn Ömer (r.a.) (Taif) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Taberani, İbn Ömer (r.a.) (Taif) dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:

"Allah'tan başka ilah yoktur" diyenin namazını kılın; "Allah'tan başka ilah yoktur" diyenin arkasında namazını kılın. (Ramuz 3816)

Kabirlerinden kalktıkları gün müminlerin parolası “Allah'tan başka ilah yoktur ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler” olur. (Ramuz 3789)

İbni Neccal, İbni Ömer (RA) dedi ki: Rasulullah (sav) buyurdu:

Kıyamet günü, kıyametin karanlıklarında, müminin parolası “Allah'tan başka ilah yoktur”dur. (Ramuz 3790)

"Allah'tan başka ilah yoktur" diyenin namazını kılın; "Allah'tan başka ilah yoktur" diyenin arkasında namazını kılın. (Ramuz 3816)

Kabirlerinden kalktıkları gün mü’minlerin şiarı “lâ ilâhe illâ allah ve alellahi felyetevekkelil mü’min” olur. (Ramuz 3789)

İbni Neccal, İbni Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Kıyamet günü, kıyametin karanlıklarında, mü’minin şiarı “lâ ilâhe illâ allah”dır. (Ramuz 3790)

 

Tabarani İbni Ömer (RA) (Taif) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Taberânî, İbn Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" diyenin namazını kılın; "Lâ ilâhe illâllah" diyenin arkasında namaz kılın. (Ramuz 3816)

İlmî Adiy kemalde Câbir (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Dâvûdoğlu Süleyman'ın yüzüğünde "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah" yazılıdır. (Ramuz 4177)

İlmî Adiy kemalde İbn-i Ömer (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

“lâ ilâhe illâ allah” diyenin namazını kılın; “lâ ilâhe illâ allah” diyenin arkasında namazını kılın. (Ramuz 3816)

İlmi Adiy kemal. Cabir (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

İlmî Adiy kemalde Câbir (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Dâvûdoğlu Süleyman'ın yüzüğünde "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah" yazılıdır. (Ramuz 4177)

İlmî Adiy kemalde İbn-i Ömer (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" diyenler kabirlerinde, mahşerlerinde diriltildikleri yerde kesinlikle yalnız kalmayacaklar; sanki ben şu anda "Lâ ilâhe illâllah" diyenleri görüyorum, kabirlerinden çıkmış, başkalarındaki toprağı silkeleyerek şöyle diyorlar: Hamd, bizden üzüntüyü gideren Allah'a mahsustur. (Ramuz 4475)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Lâ ilâhe illâllah" diyenler kabirlerinde, mahşerlerinde diriltildikleri yerde kesinlikle yalnız kalmayacaklar; sanki ben şu anda "Lâ ilâhe illâllah" diyenleri görüyorum, kabirlerinden çıkmış, başkalarındaki toprağı silkeleyerek şöyle diyorlar: Hamd, bizden üzüntüyü gideren Allah'a mahsustur. (Ramuz 4475)

Davudoğlu Süleyman'ın yüzüğünde "lâ ilâhe illâ allah muhammeden rasulüllah" yazılıdır. (Ramuz 4177)

Davudoğlu Süleyman’ın yüzüğünde “lâ ilâhe illâ allah muhammeden rasulüllah” nakşedilmiştir. (Ramuz 4177)

İlmi Adiy kemalde İbni Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İbn Ömer (r.a.) ilim ve kemalde şöyle dedi: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Lâ ilâhe illâllah" diyenler kabirlerinde, mahşerlerinde diriltildikleri yerde kesinlikle yalnız kalmayacaklar; sanki ben şu anda "Lâ ilâhe illâllah" diyenleri görüyorum, kabirlerinden çıkmış, başkalarındaki toprağı silkeleyerek şöyle diyorlar: Hamd, bizden üzüntüyü gideren Allah'a mahsustur. (Ramuz 4475)

Taberânî, Ebû Derdâ'dan (r.a.) rivayet etti: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu ki:

“lâ ilâhe illâ allah” diyenler kabirlerinde, mahşerlerinde neşredildikleri yerde katiyyen yalnız kalmayacaklar; sanki ben şu anda “lâ ilâhe illâ allah” diyenleri görüyorum, kabirlerinden çıkmış başkalarındaki toprağı silkeleyerek şöyle diyorlar: Hamd bizden üzüntüyü gideren Allah’a mahsustur. (Ramuz 4475)

Tabarani Ebudderada (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Taberânî, Ebû Derdâ'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Taberânî, Ebû Derdâ'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir kul günde yüz kere "Lâ ilâhe illâllah" derse, kıyamet gününde Allah onu mutlaka ayın on dördü gibi yüzü parlar bir şekilde diriltir. O gün kişi için, onun amelinden daha üstün bir amel gösterilmez; ancak onun gibi veya daha fazla söyleyenler müstesnadır. (Ramuz 4513)

Taberânî, İbn Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir kul günde yüz kere "Lâ ilâhe illâllah" derse, kıyamet gününde Allah onu mutlaka ayın on dördü gibi yüzü parlar bir şekilde diriltir. O gün kişi için, onun amelinden daha üstün bir amel gösterilmez; ancak onun gibi veya daha fazla söyleyenler müstesnadır. (Ramuz 4513)

Taberânî, İbn Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha faziletli bir zikir, "istiğfar"dan daha faziletli bir dua yoktur. (Ramuz 4726)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha faziletli bir zikir, "istiğfar"dan daha faziletli bir dua yoktur. (Ramuz 4726)

Bir kul günde yüz kere “lâ ilâhe illâ allah” derse, kıyamet gününde mutlaka Allah onu yüzü ayın ondördü gibi diriltir. Kişi için o gün onun amelinden daha üstün bir amel gösterilmez ancak onun gibi ya da daha fazla söyleyenler başka. (Ramuz 4513)

Tabarani İbni Ömer (RA) dedi ki: Rasulüllah (sav)

Bir kul günde yüz kere “lâ ilâhe illâ allah” derse, kıyamet gününde mutlaka Allah onu yüzü ayın ondörtü gibi diriltir. Kişi için o gün onun amelinden daha üstün bir amel gösterilmez ancak onun gibi ya da daha fazla söyleyenler başka. (Ramuz 4513)

Tabarani İbni Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

“lâ ilâhe illâ allah”dan efdal bir zikir “istiğfar”dan efdal bir dua yoktur. (Ramuz 4726)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha üstün bir zikir, "istiğfar"dan daha üstün bir dua yoktur. (Ramuz 4726)

Taberânî, Abdullah bin Selâm'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim ihlas içinde, yürekten 'Lâ ilâhe illâllah ve enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû' derse, cennete girer ve ona kesinlikle ateş dokunmaz." (Ramuz 5293)

İbnü'l-Hacer, İbn-i Naim'den (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Tabarani Abdullah bin Selam (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Taberânî, Abdullah bin Selâm'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim ihlas içinde, yürekten 'Lâ ilâhe illâllah ve enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû' derse, cennete girer ve ona kesinlikle ateş dokunmaz." (Ramuz 5293)

İbnü'l-Hacer, İbn-i Naim'den (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim 'lâm elif'i çekerek 'Lâ ilâhe illâllah' derse, dört bin büyük günahı bir anda siliniverir." (Ramuz 5413)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Kim 'lâm elif'i çekerek 'Lâ ilâhe illâllah' derse, dört bin büyük günahı bir anda siliniverir." (Ramuz 5413)

Neccâr, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Kim ihlas içinde yürekten “lâ ilâhe illâ allah ve enne muhammeden abdühü ve rasulüh” derse, cennete girer ve ona katiyyen ateş dokunmaz. (Ramuz 5293)

İbnü'l-Hacer, İbn-i Naim'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Neccâr, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Kim ihlas içinde yürekten “lâ ilâhe illâ allah ve enne muhammeden abdühü ve rasulüh” derse, cennete girer ve ona katiyyen ateş dokunmaz. (Ramuz 5293)

İbnül Hacer, İbni Naim (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

İbnü'l-Hacer, İbn-i Naim'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kim "lâm elif"i uzatarak "lâ ilâhe illâllah" derse, dört bin büyük günahı bir anda siliniverir. (Ramuz 5413)

Taberânî, İbn-i Ömer'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha üstün bir zikir, "istiğfar"dan daha üstün bir dua yoktur. (Ramuz 4726)

İbnü'l-Hacer, İbn-i Naim'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kim "lâm elif"i uzatarak "lâ ilâhe illâllah" derse, dört bin büyük günahı bir anda siliniverir. (Ramuz 5413)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Kim "lâm elif"i uzatarak "lâ ilâhe illâllah" derse, dört bin büyük günahı bir anda siliniverir. (Ramuz 5413)

Taberânî, İbn-i Ömer'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha üstün bir zikir, "istiğfar"dan daha üstün bir dua yoktur. (Ramuz 4726)

Kim “lâm elif”i çekerek “lâ ilâhe illâ allah” derse, dört bin büyük günahı bir anda yıkılıverir. (Ramuz 5413)

Taberânî, İbn-i Ömer'den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Lâ ilâhe illâllah"tan daha üstün bir zikir, "istiğfar"dan daha üstün bir dua yoktur. (Ramuz 4726)

Kim “lâm elif”i çekerek “lâ ilâhe illâ allah” derse, dörtbin büyük günahı bir anda yıkılıverir. (Ramuz 5413)

Neccar, Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Neccar, Enes (r.a.) dedi ki: Rasulüllah (s.a.v.) buyurdu:

Kim ihlas içinde, yürekten “lâ ilâhe illâ allah” derse, cennete girer. (Herkese müjde verelim mi?) diye sordular. “Buna güvenip başka bir amelde bulunmamalarından korkarım,” buyurdu. (Ramuz 5415)

Kim ihlas içinde, yürekten “lâ ilâhe illâ allah” derse, cennete girer. (Herkese müjde verelim mi?) diye sordular. “Buna güvenip başka bir amelde bulunmamalarından korkarım,” buyurdu. (Ramuz 5415)

Kim ihlas içinde, yürekten “lâ ilâhe illâ allah” derse, cennete girer. (Herkese müjde verelim mi?) diye sordular. “Buna güvenip başka bir amelde bulunmamalarından korkarım,” buyurdu. (Ramuz 5415)

Kim ihlas içinde, yürekten “lâ ilâhe illâ allah” derse, cennete girer. (Herkese müjde verelim mi?) diye sordular. “Buna güvenip başka bir amelde bulunmamalarından korkarım,” buyurdu. (Ramuz 5415)

Tabarani İbni Ömer (RA) dedi ki: Rasulüllah (sav) buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Tabarani, İbn Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Kim "lâ ilâhe illâ allah" derse, Allah katında kendisine verilmiş bir söz kaydedilir. (Ramuz 5416)

Deylemi, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şaban ayının on beşinci gecesinde "lâ ilâhe illâ allah" kelimesini Allah'a ulaşmaktan hiçbir şey alıkoyamaz; ancak devamlı içki içen kişinin ağzından çıkarsa bu durum farklıdır. (Ramuz 6028)

Tabarani, İbn Ömer'den (r.a.) rivayet ettiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Kim “lâ ilâhe illâ allah” derse, Allah katında kendisine verilmiş bir söz kaydedilir. (Ramuz 5416)

Deylemi İbni Mes’ud (RA) dedi ki: Rasulüllah (sav) buyurdu:

Şaban’ın beşinci gecesinde “lâ ilâhe illâ allah” kelimesini Allah’a ulaşmaktan hiçbir şey alıkoyamaz, ancak devamlı içki içen kişinin ağzından çıkarsa. (Ramuz 6028)

 

Tabarani İbni Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Kim “lâ ilâhe illâ allah” derse, Allah indinde kendisine verilmiş bir söz kaydedilir. (Ramuz 5416)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

Kim "lâ ilâhe illâ allah" derse, Allah katında kendisine verilmiş bir söz kaydedilir. (Ramuz 5416)

Deylemî, İbn Mes'ud'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şaban'ın beşinci gecesinde "lâ ilâhe illâ allah" kelimesini Allah'a ulaşmaktan hiçbir şey alıkoyamaz, ancak devamlı içki içen kişinin ağzından çıkarsa. (Ramuz 6028)

Hakîm, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Deylemi İbni Mes’ud (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Şaban’ın beşinci gecesinde “lâ ilâhe illâ allah” kelimesini Allah’a ulaşmaktan hiçbir şey alıkoyamaz, ancak devamlı içki içen kişinin ağzından çıkarsa. (Ramuz 6028)

Elhakim, Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Hakîm, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" kelimesi, Allah'ın kullara karşı olan gazabını sürekli olarak önleyecektir. (Ramuz 6061)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Lâ ilâhe illâllah" kelimesi, Allah'ın kullara karşı olan gazabını sürekli olarak önleyecektir. (Ramuz 6061)

Ebû Zer el-Gıfârî'den (r.a.) rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" deyip, sonra bu ikrar ve iman üzere vefat eden hiçbir kul yoktur ki, muhakkak o kul cennete dahil olacaktır. Ben, "O kul zina etse de, hırsızlık etse de mi?" diye sordum; O, "Zina etse de, hırsızlık etse de tevbe ve pişmanlık duyarsa," buyurdu: sonuna kadar... (Sahih-i Buhârî)

Ebû Zer el-Gıfârî'den (r.a.) rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" deyip, sonra bu ikrar ve iman üzere vefat eden hiçbir kul yoktur ki, muhakkak o kul cennete dahil olacaktır. Ben, "O kul zina etse de, hırsızlık etse de mi?" diye sordum; O, "Zina etse de, hırsızlık etse de tevbe ve pişmanlık duyarsa," buyurdu: sonuna kadar... (Sahih-i Buhârî)

“lâ ilâhe illâ allah” kelimesi Allah’ın kullara karşı olan gazabını devamlı olarak önleyecektir. (Ramuz 6061)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Lâ ilâhe illâllah" kelimesi, Allah'ın kullara karşı olan gazabını devamlı olarak önleyecektir. (Ramuz 6061)

Ebu Zerr-i Gaffari (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.)

"Lâ ilâhe illâllah" deyip, sonra bu ikrar ve iman üzere vefat eden hiçbir kul yoktur ki, muhakkak o kul cennete dahil olacaktır, buyurdu. Ben, o kul zina etse de, hırsızlık (sirkat) etse de mi? diye sordum; o, "Zina etse de, sirkat etse de tevbe ve nedamet ederse," buyurdu: ila ahır....... (Sahih-i Buhari)

Ebu Zerr-i Gaffari (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

“lâ ilâhe illâ allah” deyip, sonra bu ikrar ve iman üzere vefat eden hiçbir kul yoktur. Muhakkak o kul cennete dahil olacaktır, buyurdu. Beni o kul zina etse de, hırsızlık (sirkat) etse de mi? diye sordu; o, “zina etse de, sirkat etse de tevbe ve nedamet ederse,” buyurdu: ila ahır....... (Sahih-i Buhari)

Esma-i Tevhid Hadisleri Adiy Kemal’de Enes’ten (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Tevhid İsimleri Hadisleri Adiy Kemal'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah"tır. (Ramuz 3361)

Deylemî'de Enes'ten (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi "lâ ilâhe illâ allah", nimetin sermayesi "elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ölülerinizi "lâ ilâhe illâ allah" söylemekle rızıklandırınız. (Ramuz 3654)

Ukuylî'de Cabir'den (r.a.) rivayet edildiğine göre: Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Cennetin sermayesi “lâ ilâhe illâ allah”tır. (Ramuz 3361)

Deylemi’de Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Cennetin sermayesi “lâ ilâhe illâ allah” nimetin sermayesi “elhamdülillah”tır. (Ramuz 3362)

Ebu Hüreyre (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Ölülerinizi “lâ ilâhe illâ allah” söylemekle rızıklandırınız. (Ramuz 3654)

Ukuyli Cabir (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Gökler ve yerler yaratılmadan ikibin yıl önce cennet kapısının üstünde “lâ ilâhe illâ allah muhammeden rasulüllah” o’nu âli ile teyid ettim ibaresi yazılmıştır. (Ramuz 4866)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah, O'nu Ali ile teyit ettim" ibaresi yazılmıştır. (Ramuz 4866)

Deylemî, İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Gökler ve yerler yaratılmadan iki bin yıl önce cennet kapısının üstünde "Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah, O'nu Ali ile teyit ettim" ibaresi yazılmıştır. (Ramuz 4866)

Deylemî, İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" söyleyicisinden tam doksan dokuz bela kapısını kapatır, bu belaların en küçüğü üzüntü belasıdır. (Ramuz 5746)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

"Lâ ilâhe illâllah" diyen kişiden tam doksan dokuz bela kapısını kapatır; bu belaların en küçüğü üzüntü belasıdır. (Ramuz 5746)

Sıfatî Tevhid Hadisleri Ahmed bin Hanbel, Ma'kıl bin Yesâr'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Deylemî, İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Lâ ilâhe illâllah" diyen kişiden tam doksan dokuz bela kapısını kapatır; bu belaların en küçüğü üzüntü belasıdır. (Ramuz 5746)

Sıfatî Tevhid Hadisleri Ahmed bin Hanbel, Ma'kıl bin Yesâr'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Deylemi’ İbni Abbas (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

“lâ ilâhe illâ allah” söyleyicisinden tam doksandokuz bela kapısını kapatır, bu belaların en küçüğü üzüntü belasıdır. (Ramuz 5746)

Sıfati Tevhid Hadisleri Ahmed bin Hambel, Meakıl bin Yaser (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

Sıfatî Tevhid Hadisleri'nde Ahmed bin Hanbel, Ma'kıl bin Yesâr'dan (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Bakara Suresi, Kur'an'ın en üstünü ve zirvesidir; onun her bir ayetiyle seksen melek inmiştir. 'Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyul kayyum' (Allah ki O'ndan başka ilah yoktur, Hayy'dır, Kayyûm'dur) Arş'ın altından çıkarılmıştır, ben ona ulaştım."

Bakara Suresi, Kur'an'ın en üstünü ve zirvesidir; onun her bir ayetiyle seksen melek inmiştir. "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyul kayyum" Arş'ın altından çıkarılmıştır, ben ona ulaştım.

“Bakara suresi”, Kur’anın üstü ve zirvesidir, onun herbir ayetiyle seksen melek inmiştir. “allahu lâ ilâhe illâ hüvel hayyul kayyum” arşın altından çıkarılmıştır, ben ona ulaştım. 

Bakara Suresi, Kur'an'ın en üstünü ve zirvesidir; onun her bir ayetiyle seksen melek inmiştir. "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyul kayyum" Arş'ın altından çıkarılmıştır, ben ona ulaştım.

Yasin Suresi de Kur'an'ın kalbidir. Allah'ı ve ahireti amaç edinen kişi okursa mutlaka bağışlanır; onu ölülerinize okuyunuz. (Ramuz 2290)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Yasin Suresi de Kur'an'ın kalbidir. Allah'ı ve ahireti amaç edinen kişi okursa mutlaka bağışlanır; onu ölülerinize okuyunuz. (Ramuz 2290)

İbnü'n-Neccar Ali (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Allah azze ve celle buyurmuştur: "Lâ ilâhe illâ Allah" benim kelâmımdır, işte ben O'yum, kim onu derse kaleme girmiştir, kaleme giren ise azabımdan emin olmuştur. (Ramuz 4072)

“Yasin Suresi” de Kur’anın kalbidir. Allah ve ahireti gaye edinen kişi okursa mutlaka bağışlanır; onu ölülerinize okuyunuz. (Ramuz 2290)

İbnü'n-Neccar Ali (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

Allah azze ve celle buyurmuştur: "Lâ ilâhe illâ Allah" benim kelâmımdır, işte ben O'yum, kim onu derse kaleme girmiştir, kaleme giren ise azabımdan emin olmuştur. (Ramuz 4072)

“Yasin Suresi” de Kur’anın kalbidir. Allah ve ahireti gaye edinen kişi okursa mutlaka bağışlanır; onu ölülerinize okuyunuz. (Ramuz 2290)

İbninnecar Ali (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

İbnü'n-Neccar, Ali'den (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Yüce Allah buyurmuştur: "Lâ ilâhe illâllah" benim sözümdür, işte ben O'yum. Kim onu söylerse kaleme girmiştir, kaleme giren ise azabımdan emin olmuştur. (Ramuz 4072)

Deylemî, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şehadet kelimesi olan "Lâ ilâhe illâllah" ile babanın çocuğuna yaptığı duadan başka her şey ile Allah arasında perde vardır. (Ramuz 4234)

Allah azze ve celle buyurmuştur. “lâ ilâhe illâ allah” benim kelamımdır, işte ben o’yum, kim onu derse kal’a’ma girmiştir, kal’a’ma giren ise, azabımdan emin olmuştur. (Ramuz 4072)

Deylemi Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Deylemî, Enes'ten (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şehadet kelimesi olan "lâ ilâhe illâ allah" ile babanın çocuğuna yaptığı duadan başka her şey ile Allah arasında perde vardır. (Ramuz 4234)

Taberânî, Muaz'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Taberânî, Muaz'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

İki kelime vardır; biri arşa kadar uzanır, diğeri ise gökle yer arasını doldurur: "lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber." (Ramuz 4256)

Ahmed bin Hanbel, Talha'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şehadet kelimesi olan “lâ ilâhe illâ allah” ile babanın çocuğuna yaptığı duadan başka her şey ile Allah arasında perde vardır. (Ramuz 4234)

İki kelime vardır; biri arşa kadar uzanır, diğeri ise gökle yer arasını doldurur: "lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber." (Ramuz 4256)

Ahmed bin Hanbel, Talha'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şehadet kelimesi olan “lâ ilâhe illâ allah” ile babanın çocuğuna yaptığı duadan başka herşey ile Allah arasında perde vardır. (Ramuz 4234)

Tabarani Muaz (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Taberânî, Muaz'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"İki kelime vardır ki, biri arşa kadar uzanır, diğeri ise gökle yer arasını doldurur: 'Lâ ilâhe illâllahü vallahu ekber.'" (Ramuz 4256)

Ahmed bin Hanbel, Talha'dan (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bütün ömrünü Müslüman olarak geçirip, 'Allahu Ekber, elhamdülillah, sübhânallah, lâ ilâhe illâllah' diyen bir müminden üstün hiç kimse yoktur Allah katında." (Ramuz 4482)

İki kelime vardır, biri arşa kadar uzanır, diğeri ise, gökle yer arasını doldurur; “lâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber.” (Ramuz 4256)

Ahmed bin Hambel, Talha (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Bütün ömrünü müslüman olarak geçirip, “Allahu Ekber elhamdülillah, sübhanallah lâ ilâhe illâ allah” diyen bir mü’minden üstün hiç kimse yoktur, Allah katında. (Ramuz 4482)

Bütün ömrünü Müslüman olarak geçirip, "Allah en büyüktür, hamd Allah'a mahsustur, Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, Allah'tan başka ilah yoktur" diyen bir müminden üstün hiç kimse yoktur, Allah katında. (Ramuz 4482)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Bütün ömrünü Müslüman olarak geçirip, "Allah en büyüktür, hamd Allah'a mahsustur, Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, Allah'tan başka ilah yoktur" diyen bir müminden üstün hiç kimse yoktur, Allah katında. (Ramuz 4482)

Deylemî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben ve benden önceki peygamberler "Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür"den daha üstün bir tesbihte bulunmadık. (Ramuz 4636)

Deylemî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben ve benden önceki peygamberler "Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür"den daha üstün bir tesbihte bulunmadık. (Ramuz 4636)

Tirmizî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Tirmizî, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Deylemî, Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Ben ve benden önceki peygamberler "Sübhanallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber"den daha üstün bir tesbihte bulunmadık. (Ramuz 4636)

Tirmizî, Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Herhangi bir kul ihlas içinde "Lâ ilâhe illallah" derse, büyük günahlardan uzak durduğu sürece, onun için ta Arş'a kadar gök kapıları açılır. (Ramuz 4657)

Deylemi Ebi Hüreyre Kale : Rasulüllah (sav)

Ben ve benden önceki peygamberler “sübhanallahi velhamdülillahi velâ ilâhe illâ allahü vallahu ekber”den daha üstün bir tesbihte bulunmadık. (Ramuz 4636)

Tirmizi Ebi Hüreyre Kale : Rasulüllah (sav)

Herhangi bir kul ihlas içinde “lâ ilâhe illâ allah” derse büyük günahlardan uzak durduğu müddetçe, onun için ta arşa kadar gök kapıları açılır. (Ramuz 4657)

Herhangi bir kul ihlas içinde "lâ ilâhe illâ allah" derse, büyük günahlardan uzak durduğu sürece, onun için ta arşa kadar gök kapıları açılır. (Ramuz 4657)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Herhangi bir kul ihlas içinde "lâ ilâhe illâ allah" derse, büyük günahlardan uzak durduğu sürece, onun için ta arşa kadar gök kapıları açılır. (Ramuz 4657)

Hatib Ebi Hüreyre (RA) dedi ki: Rasulüllah (sav) buyurdu:

Herhangi bir kul ihlas içinde "lâ ilâhe illâ allah" derse, hemen yukarıya çıkar, onu hiçbir engel geri çevirmez, Allah'a ulaşır, Allah onu söyleyene rahmeti ile bakar. Allah bir muvahhide (Allah'ın birliğine inanan kişiye) rahmeti ile baktı mı mutlaka onu esirger. (Ramuz 4658)

Hatib Ebi Hüreyre (RA) dedi ki: Rasulüllah (sav) buyurdu:

Herhangi bir kul ihlas içinde "lâ ilâhe illâ allah" derse, hemen yukarıya çıkar, onu hiçbir engel geri çevirmez, Allah'a ulaşır, Allah onu söyleyene rahmeti ile bakar. Allah bir muvahhide (Allah'ın birliğine inanan kişiye) rahmeti ile baktı mı mutlaka onu esirger. (Ramuz 4658)

Hatib Ebi Hüreyre (RA) Kale : Rasulüllah (sav)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Hatib Ebû Hüreyre (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Herhangi bir kul ihlas içinde "Lâ ilâhe illâllah" derse, hemen yukarıya çıkar; onu hiçbir perde geri çevirmez, Allah'a ulaşır. Allah onu söyleyene rahmeti ile bakar. Allah bir muvahhide (Allah'ın birliğine inanan kişiye) rahmeti ile baktı mı, mutlaka onu esirger. (Ramuz 4658)

Taberânî, Temîmüddârî'den (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Herhangi bir kul ihlas içinde “lâ ilâhe illâ allah” derse hemen yukarıya çıkar, onu hiçbir hicap geri çevirmez, Allah’a vasıl olur, Allah onu söyleyene rahmeti ile bakar. Allah bir muvahhidê rahmeti ile nazar kıldı mı mutlaka onu esirger. (Ramuz 4658)

Tabarani Temimiddari (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Taberânî, Temîmüddârî'den (r.a.) rivayet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim on kere 'Eşhedü en lâ ilâhe illâ allahü vahdehü la şerike lehü ilahen, vahiden, ehaden, sameden lem yettehiz sahibeten ve la veleden ve lem yekün lehü küfüven ehad' derse, onun için kırk milyon sevap kayda geçer." (Ramuz 5403)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Kim on kere 'Eşhedü en lâ ilâhe illâ allahü vahdehü la şerike lehü ilahen, vahiden, ehaden, sameden lem yettehiz sahibeten ve la veleden ve lem yekün lehü küfüven ehad' derse, onun için kırk milyon sevap kayda geçer." (Ramuz 5403)

Asâkir tarihinde Zührî'den (r.a.) rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim üç kere 'Lâ ilâhe illâ allahül halim elkerim subhanallahi rabbissemavatissebi ve rabbil arşil aziym' derse, Kadir Gecesi'ni idrak etmiş gibi sevaba nail olur." (Ramuz 5414)

Asâkir tarihinde Zührî'den (r.a.) rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim üç kere 'Lâ ilâhe illâ allahül halim elkerim subhanallahi rabbissemavatissebi ve rabbil arşil aziym' derse, Kadir Gecesi'ni idrak etmiş gibi sevaba nail olur." (Ramuz 5414)

Kim on kere “Eşhedü en lâ ilâhe illâ allahü vahdehü la şerike lehü ilahen, vahiden, ehaden, sameden lem yettehiz sahibeten ve la veleden ve lem yekün lehü küfüven ehad” derse onun için kırkmilyon sevab kayda geçer. (Ramuz 5403)&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Kim on kere “Eşhedü en lâ ilâhe illâ allahü vahdehü la şerike lehü ilahen, vahiden, ehaden, sameden lem yettehiz sahibeten ve la veleden ve lem yekün lehü küfüven ehad” derse, onun için kırk milyon sevap kayda geçer. (Ramuz 5403)

Asakir tarihinde Zihri (RA) Kale: Rasulüllah (sav)

Kim üç kere “lâ ilâhe illâ allahül halim elkerim subhanallahi rabbissemavatissebi ve rabbil arşil aziym” derse, Kadir Gecesi'ni idrak etmiş gibi sevaba ulaşır. (Ramuz 5414)

Asakir tarihinde Zihri (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Kim üç kere “lâ ilâhe illâ allahül halim elkerim subhanallahi rabbissemavatissebi ve rabbil arşil aziym” derse “kadir gecesi”ni idrak etmiş gibi ecre nail olur. (Ramuz 5414)

Mevzuumuzla ilgili olması dolayısıyle “A’ma” ve “Aşk” kelimelerinin özet olarak mana ve sayısal değerlerini de görmeye çalışalım.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Konumuzla ilgili olması sebebiyle "A'ma" ve "Aşk" kelimelerinin özet olarak anlam ve sayısal değerlerini de görmeye çalışalım.

Bir hadis-i şerifte:

Ebû Zer (Peygamberimizden, göklerin ve yerin var edilmesinden önce Rabbimiz neredeydi?) diye sorduğunda, Peygamberimiz cevabında:

Konumuzla ilgili olması sebebiyle "A'ma" ve "Aşk" kelimelerinin özet olarak anlam ve sayısal değerlerini de görmeye çalışalım.

Bir hadis-i şerifte:

Ebû Rez (Peygamberimizden, göklerin ve yerin var edilmesinden önce Rabbimiz neredeydi?) diye sorduğunda, Peygamberimiz cevabında:

(Bir A'mâ'da idi ki, ne altında ne de üstünde hava vardı,) buyurmuşlardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

(Bir A'mâ'da idi ki, ne altında ne de üstünde hava vardı,) buyurmuşlardır.

"A'mâ"

"A'mâ": Sözlüklerde görünüşte, 1. kör, 2. meçhul - cahil kelimeleriyle ifade edilmektedir. Ancak bu anlamlar "beşeriyet" anlayış ve kullanışlarına göredir.

Bir hadis-i şerifte:

Ebû Rez’in (Peygamberimizden, göklerin ve yerin var edilmesinden önce Rabbimiz neredeydi?) diye sual ettiğinde, Peygamberimiz cevabında:

() "A'ma"

() "A'ma": Sözlüklerde görünüşte, 1. kör, 2. meçhul - cahil kelimeleriyle ifade edilmektedir. Ancak bu anlamlar "beşeriyet" anlayış ve kullanışlarına göredir.

Bir hadis-i şerifte:

Ebû Rez’in (Peygamberimizden, göklerin ve yerin var edilmesinden önce Rabbimiz neredeydi?) diye sual ettiğinde, Peygamberimiz cevabında: 

(Bir A’mâ’da idi, ki ne altında ne de üstünde hava vardı,) buyurmuşlardır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

(Bir A'mâ'da idi ki ne altında ne de üstünde hava vardı,) buyurmuşlardır.

"A'mâ"

"A'mâ": Sözlüklerde görünüşte, 1. kör, 2. meçhul - cahil kelimeleriyle ifade edilmektedir. Ancak bu anlamlar "beşeriyet" anlayış ve kullanışlarına göredir.

Mana âlemi sözlüğünde ise; "Hakikatlerin öz hakikatinden" ibarettir, diye bilinir. Şimdi kısa kısa ayrıntılarına girmeye çalışalım.

Mana âlemi sözlüğünde ise; "Hakikatlerin öz hakikatinden" ibarettir, diye bilinir. Şimdi kısa kısa ayrıntılarına girmeye çalışalım.

() “A’ma”

() “A’ma” : Lügatlarda zahiren, 1. kör, 2. meçhul - cahil kelimeleriyle ifade edilmektedir. Ancak bu manalar “beşeriyet” anlayış ve kullanışlarına göredir.

Mana alemi lügatında ise; “Hakikatlerin öz hakikatinden” ibarettir, diye bilinir. Şimdi kısa kısa yarıntılarına girmeğe çelışalım.

Mana âlemi lügatında ise; "Hakikatlerin öz hakikatinden" ibarettir, diye bilinir. Şimdi kısa kısa ayrıntılarına girmeye çalışalım.

"A'ma" kelimesinin kendisine özgü şekli ve manası;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"A'ma" kelimesinin kendisine özgü şekli ve manası;

"elif", "ayn", "mim", "ye"

harflerinin bir araya gelişiyle oluşmaktadır.

"A'ma" harf değerleri:

"elif", 1 "Nüzul" (iniş) ve "uruç"un (yükseliş) hakikati kaynağı "ayn", 70 "göz", görüş ve müşahede (gözlem), hakikati kaynağı

"A'ma" kelimesinin kendisine özgü sureti ve manası;

"elif", "ayn", "mim", "ye"

harflerinin bir araya gelişiyle oluşmaktadır.

"elif", "ayn", "mim", "ye"

harflerinin bir araya gelişiyle oluşmaktadır.

"A'ma" harf değerleri:

"elif", 1 "Nüzul" (iniş) ve "uruç"un (yükseliş) hakikati kaynağı "ayn", 70 "göz", görüş ve müşahede (gözlem), hakikati kaynağı

() “A’ma” : Kelimesinin kendisine has sureti ve manası; 

() “elif”, () “ayn”, () “mim”, () “ye” 

harflerinin bir araya gelişiyle oluşmaktadır.

() “A’ma” harf değerleri : &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"A'mâ" harf değerleri:

"Elif", 1, "iniş" ve "yükseliş"in hakikat kaynağıdır. "Ayn", 70, "göz", görüş ve müşahedenin hakikat kaynağıdır. "Mim", 40, "Hakikat-i Muhammedi"nin hakikat kaynağıdır.

"Ye" harfi, 10 sayısıyla "yakînlik hali"nin hakikat kaynağıdır.

"A'mâ" kelimesinin sayı değerleri şöyledir:

"Elif" harfi, 1 sayısıyla mutlak varlığın tekliğini ifade eder.

() “elif”, 1 “Nüzül” ve “uruç”un hakikati kaynağı () “ayn”, 70 “göz”, görüş ve müşahade, hakikati kaynağı () “mim”, 40 “Hakikat-i Muhammedi”nin hakikati kaynağı "Mim" harfi, 40 sayısıyla "Hakikat-i Muhammedi"nin hakikati kaynağıdır.

"Ye" harfi, 10 sayısıyla "yakînlik hali"nin hakikati kaynağıdır.

"A'mâ" kelimesinin sayı değerleri şöyledir:

"Elif" harfi, 1 sayısıyla mutlak varlığın tekliğini ifade eder.

"Ayn" harfi, 70 sayısıyla yedi nefis mertebesini ifade eder.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Ayn" harfi, 70 sayısıyla yedi nefis mertebesini ifade eder.

"Mim" harfi, 40 sayısıyla Hazretlik hakikatinin ortaya çıkmasını ve İslam'ın dört hakikatini ifade eder.

"Ye" harfi, 10 sayısıyla mutlak varlığın tekliğinin zuhurda da tek olduğunu kabul etmeyi ifade eder.

(1 + 70 + 40 + 10 = 121) Görüldüğü gibi, yine on üç (13) tasdikli bir sayıya ulaşıldı.

() "ye" 10 "Yakînlik hali"nin hakikati kaynağı

"Mim" harfi, 40 sayısıyla Hazretlik hakikatinin ortaya çıkmasını ve İslam'ın dört hakikatini ifade eder.

"Ye" harfi, 10 sayısıyla mutlak varlığın tekliğinin zuhurda da tek olduğunu kabul etmeyi ifade eder.

(1 + 70 + 40 + 10 = 121) Görüldüğü gibi, yine on üç (13) tasdikli bir sayıya ulaşıldı.

() “ye” 10 “Yakıynlik hali”nin hakikati kaynağı

() “A’ma” sayı değerleri : &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

() "A'mâ" kelimesinin sayı değerleri:

() "Elif", 1 (1) Mutlak varlığın tekliği. () "Ayn", 70 (7) Yedi nefis mertebesi. () "Mim", 40 (4) Hazretlik hakikatinin ortaya çıkması, İslam'ın dört hakikati. () "Ye" 10 (1) Mutlak varlığın tekliğinin zuhurda da tek olduğunu 121 kabul etmek.

(1+ 70 + 40 + 10 =121) Görüldüğü gibi yine on üç (13) tasdikli bir sayıya ulaşıldı.

12, seyr-i sülûk (manevi yolculuk) mertebelerini ifade etmekte, 1 ilavesiyle 13 oluşmakta, bu da "Hakikat-i Muhammedi"nin bu mertebede hem "sayısal" hem "manasal" olarak varlığını açıkça göstermektedir.

() “elif”, 1 (1) Mutlak vücudun tekliği () “ayn”, 70 (7) Yedi nefis mertebeleri () “mim”, 40 (4) Hazretlik hakikatinin zuhura gelmesi, İslamın dört hakikati () “ye” 10 (1) Mutlak vücudun tekliğinin zuhurda da tek olduğunu 121 kabul etmek.

 

(1+ 70 + 40 + 10 =12,1) Görüldüğü gibi yine onüç (13) tasdikli bir sayıya ulaşıldı. 

12 seyr-i suluk mertebelerini ifade etmekte, 1 ilavesiyle 13 oluşmakta, bu da “Hakikat-i Muhammedi”nin bu mertebede hem “sayısal” hem “manasal” olarak varlığını açık olarak göstermektedir.

12 seyr-i süluk (manevi yolculuk) mertebelerini ifade etmekte, 1 ilavesiyle 13 oluşmakta, bu da "Hakikat-i Muhammedi"nin bu mertebede hem "sayısal" hem "manasal" olarak varlığını açıkça göstermektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

12 seyr-i süluk (manevi yolculuk) mertebesini ifade etmekte, 1 ilavesiyle 13 oluşmakta, bu da "Hakikat-i Muhammedi"nin bu mertebede hem "sayısal" hem "manasal" olarak varlığını açıkça göstermektedir.

Ancak bu mertebede, bu manalar henüz ortaya çıkmamış, zuhur sırası geldikçe bunlar faaliyete geçecektir.

"A'ma'iyyet"in (mutlak gayb âlemi) zuhura çıkması için bir sistem gerekmekteydi:

"Zât-ı Mutlak": Mutlak varlığında, faaliyete başlaması için (kendi özünde hakikatini bilemediğimiz) fakat dışa dönük haliyle,

Ancak bu mertebede, bu manalar henüz ortaya çıkmamış, zuhur sırası geldikçe bunlar faaliyete geçecektir.

"A'ma'iyyet"in (mutlak gayb âlemi) zuhura çıkması için bir sistem gerekmekteydi:

"Zât-ı Mutlak": Mutlak varlığında, faaliyete başlaması için (kendi özünde hakikatini bilemediğimiz) fakat dışa dönük haliyle,

Ancak bu mertebede, bu manalar henüz ortaya çıkmamış, zuhur sırası geldikçe bunlar faaliyete geçecektir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Ancak bu mertebede, bu anlamlar henüz ortaya çıkmamış olup, ortaya çıkma sırası geldikçe bunlar faaliyete geçecektir.

"A'mâiyyet"in (mutlak gayb mertebesi) ortaya çıkması için bir sistem gerekmekteydi:

Mutlak Varlık, mutlak varlığında, faaliyete başlaması için (kendi özünde hakikatini bilemediğimiz) fakat dışa dönük haliyle, "ayn", "şın", "kaf" sembolleri ile ifade ettiği bu sistemi "Aşk" olarak faaliyete geçirmiştir.

“A’ma’iyyet”in zuhura çıkması için bir sistem gerekmekteydi:

“Zat-ı Mutlak”: Mutlak varlığında, faaliyete başlaması için (kendi özünde hakikatini bilemediğimiz) fakat dışa dönük haliyle, () “ayn”, () “şın”, () “kaf”, sembolleri ile ifade ettiği bu sistemi () “Işk” / “Aşk” olarak faaliyete geçirmiştir.

"Ayn", "şın", "kaf" sembolleriyle ifade ettiği bu sistemi "Işk" / "Aşk" olarak faaliyete geçirmiştir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

"Ayn", "şın", "kaf" sembolleriyle ifade ettiği bu sistemi "Işk" / "Aşk" olarak faaliyete geçirmiştir.

Böylece "ışk" - "ışık" olarak ortaya çıkıp her âlemde oranın gereği olarak, kendine özgü aydınlığını ortaya koymuştur.

"Aşk" ile de var olacak bütün âlemleri "sarsarak" faaliyete geçirerek "kaf" "kudret – gücünü" ortaya koyacaktır.

İşte bu sistem evvela, tek bir tecelli ile bütün âlemlerde faaliyete geçirilmesi, zuhurlar meydana çıktıkça da bu sefer her zuhurda "aşk-ı mahalli" (o yere özgü aşk) olarak faaliyete geçirilmesiydi.

Böylece "ışk" - "ışık" olarak ortaya çıkıp her âlemde oranın gereği olarak, kendine özgü aydınlığını ortaya koymuştur.

"Aşk" ile de var olacak bütün âlemleri "sarsarak" faaliyete geçirerek "kaf" "kudret – gücünü" ortaya koyacaktır.

İşte bu sistem evvela, tek bir tecelli ile bütün âlemlerde faaliyete geçirilmesi, zuhurlar meydana çıktıkça da bu sefer her zuhurda "aşk-ı mahalli" (o yere özgü aşk) olarak faaliyete geçirilmesiydi.

Böylece () “ışk” - “ışık” olarak zuhura çıkıp her alemde oranın gereği olarak, kendine öz, aydınlığını ortaya koymuştur.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Böylece "ışk" - "ışık" olarak ortaya çıkıp her âlemde oranın gereği olarak, kendine özgü aydınlığını göstermiştir.

"Aşk" ile de var olacak bütün âlemleri "sarsarak" faaliyete geçirerek "kaf" "kudret – gücünü" ortaya koyacaktır.

İşte bu sistem evvela, tek bir tecelli (Allah'ın bir şeye yönelmesi ve onu yaratması) ile bütün âlemlerde faaliyete geçirilmesi, zuhurlar (ortaya çıkışlar) meydana çıktıkça da bu sefer her zuhurda "aşk-ı mahalli" (o yere özgü aşk) olarak faaliyete geçirilmesiydi.

() “aşk” ile de varolacak bütün alemleri “sarsarak” faaliyete geçirerek () “kaf” “kudret – gücünü” ortaya koyacaktır. 

İşte bu sistem evvela, tek bir tecelli ile bütün alemlerde faaliyete geçirilmesi, zuhurlar meydana çıktıkça da bu sefer her zuhurda “aşk-ı mahalli” olarak faaliyete geçirilmesiydi. 

() “Aşk”: “A’ma’iyyet”in ilahi şiddetle, kudrete dönüşerek, bütün alemlerde, oranın gereği olan muhabbet ile her mahalde zuhura çıkmasıdır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Aşk": "A'mâiyyet"in (mutlak gayb âlemi) ilahi şiddetle, kudrete dönüşerek, bütün âlemlerde, oranın gereği olan muhabbet ile her yerde ortaya çıkmasıdır.

"Aşk" kelimesinin harf değerleri:

"Ayn" (ع): 70. Göz ile büyük hayali seyretmek.

"Şın" (ش): 300. Şiddet, azamet, saltanat.

"Aşk": "A'mâiyyet"in (mutlak gayb âlemi) ilahi şiddetle, kudrete dönüşerek, bütün âlemlerde, oranın gereği olan muhabbet ile her yerde ortaya çıkmasıdır.

"Aşk" kelimesinin harf değerleri:

"Ayn" (ع): 70. Göz ile hayalî kebiri (büyük hayali) seyretmek.

"Şın" (ش): 300. Şiddet, azamet, saltanat.

"Kaf" (ق): 100. Kudret (kudretin Kaf harfinden Nun'a/Nur'a yönelişi).&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Kaf" (ق): 100. Kudret (kudretin Kaf harfinden Nun'a/Nur'a yönelişi).

Toplam: 470.

"Aşk" kelimesinin sayı değerleri:

"Ayn" (70): Yetmiş bin perde arkasından gelen güç.

"Şın" (300): Üç âlemde (fiiller, isimler, sıfatlar mertebelerinde) şiddet ve azamet.

"Aşk"ın harf değerleri:

"Ayn" 70 göz - büyük hayali seyretmek "Şın" 300 şiddet - azamet,...... saltanat "Kaf" 100 kudret (kudret kafından nun'a/nur'a yöneliş)

Toplam: 470.

"Aşk" kelimesinin sayı değerleri:

"Ayn" (70): Yetmiş bin perde arkasından gelen güç.

"Şın" (300): Üç âlemde (fiiller, isimler, sıfatlar mertebelerinde) şiddet ve azamet.

() “Aşk”ın harf değerleri: 

() “ayn” 70 göz - hayali kebiri seyretmek () “şın” 300 şiddet - azamet,...... saltanat () “kaf” 100 kudret (kudret kafından nun’a/nur’a yöneliş)

 470 () “Aşk”ın sayı değerleri: &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Aşk"ın sayı değerleri:

"Ayn" (70) yetmiş bin perde arkasından gelen güçtür. "Şın" (300) ise üç âlemde; fiiller, isimler ve sıfatlar mertebelerinde şiddetin, azametin ve saltanatın mutlak zuhurudur. "Kaf" harfi, tek kudretin bütün âleme yayılışını ifade eder.

(470) (4+7=11)

On birin (11) birinci (1) rakamı "ilahi kudret", ikinci (1) rakamı da "bireylerdeki kudret"tir.

"Şın" harfinin üstündeki "üç (3) nokta", "aşk"ın üç (3) mertebesini;

() “ayn” (70) yetmiş bin perde arkasından gelen güç () “şın” (300) üç alem; ef’al, esma, sıfat mertebelerinde şiddet, azamet ve saltanatın mutlak zuhuru ve saltanatın mutlak zuhuru "Kaf" harfi, tek kudretin bütün âleme yayılışını ifade eder.

(470) (4+7=11)

On birin (11) biri (1) "ilahi kudret", ikinci (1)si de "bireylerdeki kudret"tir.

"Şın" harfinin üstündeki "üç (3) nokta", "aşk"ın üç (3) mertebesini;

"Kaf" harfinin üstündeki "iki (2) nokta" ise, biri "ilahi kudreti", ikincisi de "bireylerdeki mahallî kudreti" ifade etmektedir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Kaf" harfinin üstündeki iki nokta ise, biri "ilahi kudreti", ikincisi de "bireylerdeki yerel kudreti" ifade etmektedir.

Bu şekilde gizli hazine (küntü kenzen) ortaya çıkmaktadır ve bütün âlemler şiddetli aşkın zuhuruyla "hub" muhabbete dönüşerek faaliyet sahasında görünüşlerini ortaya koymaktadırlar.

"Kaf" (100) tek kudretin bütün âleme yayılışıdır.

(470) (4+7+=11)

On birin (11) biri (1) "ilahi kudret", ikinci (1)si de "bireylerdeki kudret"tir.

Bu şekilde gizli hazine (küntü kenzen) ortaya çıkmaktadır ve bütün âlemler şiddetli aşkın zuhuruyla "hub" muhabbete dönüşerek faaliyet sahasında zuhurlarını ortaya koymaktadırlar.

() “kaf” (100) Tek kudretin bütün aleme yayılışı. 

 (470) (4+7+=11) 

On birin (11) biri (1) “ilahi kudret”, ikinci (1) i de “bireylerdeki kudret”tir. 

() “şın” harfinin üstündeki “üç (3) nokta” () “aşk”ın üç (3) mertebesini;&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

"Şın" harfinin üstündeki üç nokta, aşkın üç mertebesini;

"Kaf" harfinin üstündeki iki nokta ise, biri ilahi kudreti, ikincisi de bireylerdeki mahallî kudreti ifade etmektedir.

Bu şekilde gizli hazine (küntü kenzen) ortaya çıkmaktadır ve bütün âlemler şiddetli aşkın zuhuruyla "hub" muhabbete dönüşerek faaliyet sahasında zuhurlarını ortaya koymaktadırlar.

Baştan beri özet olarak vermeye çalıştığımız açıklamalar hep bu hakikatleri ortaya koymaktadırlar.

- “Aşkı hayvani”

- “Aşkı mecazi”

- “Aşkı ilahi”yi ifade etmektedir. 

() “kaf” harfinin üstündeki “iki (2) nokta” ise, biri “ilahi kudreti”, ikincisi de, “bireylerdeki mahalli kudreti” ifade etmektedir. 

 Bu suretle gizli hazine (küntü kenzen) ortaya çıkmaktadır ve bütün alemler şiddeli (aşk)ın zuhuruyla “hub” muhabbet’e dönüşerek faaliyet sahasında (zuhur)larını ortaya koymaktadırlar. 

Baştan beri özet olarak vermeye çalıştığımız izhatlar hep bu hakikatleri ortaya koymaktadırlar Baştan beri özet olarak vermeye çalıştığımız açıklamalar hep bu hakikatleri ortaya koymaktadırlar.

SON SÖZLER Kelime-i Tevhid içerikli ayet ve hadiselerin de bir kısmını fikir vermesi yönünden hiç yorum yapmadan verdikten sonra kitabımızın sonuna doğru gelmiş bulunmaktayız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

SON SÖZLER Kelime-i Tevhid içerikli ayet ve hadiselerin de bir kısmını, fikir vermesi yönünden hiç yorum yapmadan verdikten sonra kitabımızın sonuna doğru gelmiş bulunmaktayız.

Bizlere "Kelime-i Tevhid" gibi azametli, muazzam bir sistem hediye eden Rabbimize şükürden aciziz. Bizlere düşen görev, bu hediyeyi en iyi şekilde inceleyip idrak edip gönlümüzün tamamını kaplayacak şekilde her an canlı ve diri tutarak belirtilen hakikatlerini dünya, ahiret zevk ve idrak ederek, varlığında bulunan ilahi ve rahmani değerleri ortaya çıkararak yaşamaya çalışmak olmalıdır.

Bizlere “Kelime-i Tevhid” gibi azametli, muazzam bir sistem hediye eden Rabbimize şükürden aciziz. Bizlere düşen görev, bu hediyeyi en iyi şekilde inceleyip idrak edip gönlümüzün tamamını kaplayacak şekilde her an canlı ve diri tutarak belirtilen hakikatlerini dünya, ahiret zevk ve idrak ederek, varlığında bulunan ilahi ve rahmani değerleri ortaya çıkararak yaşamaya çalışmak olmalıdır.

SON SÖZLER Kelime-i Tevhid içerikli ayet ve hadiselerin de bir kısmını fikir vermesi yönünden hiç yorum yapmadan verdikten sonra kitabımızın sonuna doğru gelmiş bulunmaktayız.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

SON SÖZLER Kelime-i Tevhid içerikli ayet ve hadiselerin de bir kısmını, fikir vermesi yönünden, hiç yorum yapmadan verdikten sonra kitabımızın sonuna doğru gelmiş bulunmaktayız.

Bizlere “Kelime-i Tevhid” gibi azametli, muazzam bir sistem hediye eden Rabb'imize şükürden aciziz. Bizlere düşen görev, bu hediyeyi en iyi şekilde inceleyip idrak edip gönlümüzün tamamını kaplayacak şekilde her an canlı ve diri tutarak, belirtilen hakikatlerini dünya ve ahiret zevkiyle idrak ederek, varlığında bulunan ilahi ve rahmani değerleri ortaya çıkararak yaşamaya çalışmak olmalıdır.

Bizlere “Kelime-i Tevhid” gibi a’zamı muazzam bir sistem hediye eden rabbımıza şükürden aciziz. Bizlere düşen görev, bu hediyeyi en iyi şekilde inceleyip idrak edip gönlümüzün tamamını kaplayacak şekilde her an canlı ve diri tutarak belirtilen hakikatlerini dünya, ahiret zevk ve idrak ederek, varlığında bulunan ilahi ve rahmani değerleri ortaya çıkararak yaşamaya çalışmak olmalıdır.

Hadisi şerfilerde belirtildiği gibi saf bir gönülle muhabbet ile söylenen “Kelime-i Tevhid”in söyleyenlerinin cennet ehli olacağı şüphesizdir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Hadis-i şeriflerde belirtildiği gibi, saf bir gönülle ve muhabbetle söylenen "Kelime-i Tevhid"i söyleyenlerin cennet ehli olacağı şüphesizdir.

"Kelime-i Tevhid"i bütün mertebeleriyle idrak ederek yaşayanların ise, "ehlullah" (Allah ehli) olacakları da şüphesizdir.

Hadis-i şeriflerde belirtildiği gibi, saf bir gönülle ve muhabbetle söylenen "Kelime-i Tevhid"i söyleyenlerin cennet ehli olacağı şüphesizdir.

"Kelime-i Tevhid"i bütün mertebeleriyle idrak ederek yaşayanların ise, "ehlullah" (Allah ehli) olacakları da şüphesizdir.

Baştan beri kısmen açıklamaya gayret ettiğimiz "Kelime-i Tevhid"e bu his ve anlayışlarla baktığımızda, muhteşem dinimizin ne yücelik ve ne kemalatla kurulduğu, bu yüzden ilk şartının (farzının) hayâl değil, gerçek şehadet (görüş) olduğunda ne büyük hikmetler bulunduğunu anlamamız zor olmayacaktır.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Baştan beri kısmen açıklamaya çalıştığımız "Kelime-i Tevhid"e bu his ve anlayışlarla baktığımızda, muhteşem dinimizin ne yücelik ve ne kemâlâtla kurulduğu, bu sebeple ilk şartının (farzının) hayâl değil, gerçek şehadet (görüş) olmasında ne büyük hikmetler bulunduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

"Kelime-i Tevhid"i bütün mertebeleriyle idrak ederek yaşayanların ise, "ehlullah" (Allah ehli) olacakları da şüphesizdir.

 “Kelime-i Tevhid” bütün mertebeleriyle idrak ederek yaşayanların ise, “ehlullah” (allah ehli) olacakları da şüphesizdir.

Baştan beri kısmen izahına gayret etmeye çalıştığımız Kelime-i Tevhid”e bu his ve anlayışlarla baktığımızda muhteşem dinimizin ne yücelik ve ne kemalatla kurulduğu bu yüzden ilk şartının (farzının) hayâl değil, gerçek şehadet /görüş) olduğunda ne büyük hikmetler bulunduğunu anlamamız zor olmayacaktır. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

Baştan beri kısmen açıklamaya çalıştığımız Kelime-i Tevhid'e bu his ve anlayışlarla baktığımızda, muhteşem dinimizin ne yücelik ve ne kemalatla kurulduğunu, bu yüzden ilk şartının (farzının) hayâl değil, gerçek şehadet (görüş) olmasında ne büyük hikmetler bulunduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

“Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah’ın kulu, Rasûlü (elçisi) Peygamberidir.”

- Kelime-i Tevhid lâ ilâhe illâ Allah 

- Kelime-i Risalet Muhammedün Rasûlüllah

- Kelime-i Şehadet Eşhedü enlâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammedün abdühu ve Rasûlühu 

“Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah’ın kulu, Rasûlü (elçisi) Peygamberidir.”

"Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah'ın kulu, elçisi Peygamberidir."&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (a.s.) Allah'ın kulu, elçisi Peygamberidir."

Muhterem okuyucum, (evvel, ahir, zâhir, bâtın ve her şeyi kuşatan bir Allah'ımız), "bana bakan Hakk'ı görür" buyuran bir Peygamberimiz, "görmediğim Allah'a ibadet etmem" diyen bir Hazret-i Ali (k.a.v.) sultanımız ve bu dünyaya gönderilip hayat bahşedilmiş canlarımız, bütün bunları görecek gözlerimiz vardır. Daha ne denilebilir ki. Bunların hepsi duyup, görenler içindir.

Muhterem okuyucum, (evvel, ahir, zâhir, bâtın ve her şeyi kuşatan bir Allah'ımız), "bana bakan Hakk'ı görür" buyuran bir Peygamberimiz, "görmediğim Allah'a ibadet etmem" diyen bir Hazret-i Ali (k.a.v.) sultanımız ve bu dünyaya gönderilip hayat bahşedilmiş canlarımız, bütün bunları görecek gözlerimiz vardır. Daha ne denilebilir ki. Bunların hepsi duyup, görenler içindir.

Muhterem okuyucum (evvel, ahir, zahir, batın ve herşeyi kuşatan bir Allah-ı’mız), (bana bakan Hakk_ı görür) buyuran bir Peygamberimiz, (görmediğim Allah’a ibadet etmem) diyen bir Hazret-i Ali (k.a.v.) sultanımız ve bu dünya’ya gönderilip hayat bahşedilmiş (canlarımız), bütün bunları görecek (gözlerimiz) vardır. Daha ne denilebilir ki. Bunların hepsi duyup, görenler içindir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.0s

Muhterem okuyucum, "Evvel, âhir, zâhir, bâtın ve her şeyi kuşatan bir Allah'ımız" diyen, "Bana bakan Hakk'ı görür" buyuran bir Peygamberimiz, "Görmediğim Allah'a ibadet etmem" diyen bir Hazret-i Ali (k.a.v.) sultanımız ve bu dünyaya gönderilip hayat bahşedilmiş canlarımız, bütün bunları görecek gözlerimiz vardır. Daha ne denilebilir ki. Bunların hepsi duyup görenler içindir.

Tekirdağ'ında başlayarak büyük bir bölümü yaşandığı ve ilan edildiği mukaddes topraklarda (Medine-i Münevvere - Mekke-i Mükerreme) yaşanarak gezilen "Kelime-i Tevhid" yolculuğu nihayet yine Tekirdağ'ında geçici olarak bu bölümleriyle şimdilik yazılış şekliyle sona ermiş bulunmaktadır; fakat gönüllerimizde ebediyen devam eden yolculuğu hiçbir zaman bitmeyecektir.

Tekirdağ’ında başlayarak büyük bir bölümünü yaşandığı ve ilan edildiği mukaddes topraklar (Medine-i Münevvere - Mekke-i Mükerreme)’de yaşanarak gezilen “Kelime-i Tevhid” yolculuğu nihayet yine Tekirdağ’ında geçici olarak bu bölümleriyle şimdilik yazılış şekliyle sona ermiş bulunmakta fakat gönüllerimizde ebedi olarak devam eden yolculuğu hiçbir zaman bitmeyecektir. 

Tekirdağ'da başlayarak büyük bir bölümü mukaddes topraklarda (Medine-i Münevvere - Mekke-i Mükerreme) yaşanarak ve ilan edilerek gezilen "Kelime-i Tevhid" yolculuğu, nihayet yine Tekirdağ'da geçici olarak bu bölümleriyle şimdilik yazılış şekliyle sona ermiş bulunmaktadır; fakat gönüllerimizde ebediyen devam eden yolculuğu hiçbir zaman bitmeyecektir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Tekirdağ'da başlayarak büyük bir bölümü kutsal topraklarda (Medine-i Münevvere - Mekke-i Mükerreme) yaşanarak ve ilan edilerek gezilen "Kelime-i Tevhid" yolculuğu, nihayet yine Tekirdağ'da geçici olarak bu bölümleriyle şimdilik yazılış şekliyle sona ermiş bulunmaktadır; fakat gönüllerimizde sonsuza dek devam eden yolculuğu hiçbir zaman bitmeyecektir.

Bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği geçenler ve cümlelerimiz için Allah'tan mağfiret diler, kusurlarımızın bağışlanmasını niyaz ederiz. Meydana gelecek manevi hasılatı efendimiz (s.a.v.) ruhlarına hediye ederiz. Amin.

Bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği geçenler ve cümlelerimiz için Allah'tan mağfiret diler, kusurlarımızın bağışlanmasını niyaz ederiz. Meydana gelecek manevi hasılatı efendimiz (s.a.v.) ruhlarına hediye ederiz. Amin.

Bu kitabın oluşumunun her aşmasında emeği geçenler ve cümlelerimiz için Allah’tan mağfiret diler, kusurlarımızın bağışlanmasını niyaz ederiz. Meydana gelecek manevi hasılatı efendimiz (s.a.v.) ruhlarına hediye ederiz. Amin.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

Bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği geçenler ve cümlelerimiz için Allah'tan mağfiret diler, kusurlarımızın bağışlanmasını niyaz ederiz. Meydana gelecek manevi hasılatı efendimiz (s.a.v.) ruhlarına hediye ederiz. Amin.

Allah hak söyler, hakkı söyler; muvaffakiyet Allah'tandır.

Allah doğruyu söyler, hakkı söyler; başarı Allah'tandır.

01-03-2002 Cuma Necdet Ardıç Terzi Baba Tekirdağ (Not: Yine bakın nasıl bir tesadüf ise, son satırların yazıldığı bu cuma saatinin tarihi dahi 1-3 yani 13 göstermektedir.)

Allah hak söyler, hakkı söyler; muvaffakiyyet Allah’tandır.

Allah doğruyu söyler, hakkı söyler; başarı Allah'tandır.

01-03-2002 Cuma Necdet Ardıç Terzi Baba Tekirdağ (Not: Yine bakın nasıl bir tesadüf ise, son satırların yazıldığı bu cuma saatinin tarihi dahi 1-3 yani 13 göstermektedir.)

2 + 2 = 4 ise, bilindiği gibi İslam'ın hakikatidir.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

2 + 2 = 4 ise, bilindiği gibi İslam'ın hakikatidir.

"Ziyaretim nedir?" dediler. "Ayrıntıda aramaktır," dedim.

"Mekke'n nedir?" dediler. "Zâtî tecellimin (Allah'ın özünün tecellisinin) açıklamasıdır," dedim.

"Harem'in nedir?" dediler. "Zâtımın açıklamasıdır," dedim.

01-03-2002 Cuma Necdet Ardıç Terzi Baba Tekirdağ (Not: Yine bakın nasıl bir tesadüf ise, son satırların yazıldığı bu cuma saatinin tarihi dahi 1-3 yani 13 göstermektedir.)

"Ziyaretim nedir?" dediler. "Ayrıntıda aramaktır," dedim.

"Mekke'n nedir?" dediler. "Zâtî tecellimin (Allah'ın özünün tecellisinin) açıklamasıdır," dedim.

"Harem'in nedir?" dediler. "Zâtımın açıklamasıdır," dedim.

01-03-2002 Cuma Necdet Ardıç Terzi Baba Tekirdağ (Not: Yine bakın nasıl bir tsadüf ise, son satırların yazıldığı bu cum’a saatinin tarihi dahi 1-3 yani 13 göstermektedir.)

2 + 2 = 4 ise, bilindiği gibi İslâm’ın hakikatidir. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

2 + 2 = 4 ise, bilindiği gibi İslâm'ın hakikatidir.

"Ziyaretim nedir?" dediler. "Ayrıntıda aramaktır," dedim.

"Mekke'n nedir?" dediler. "Zâtî tecellimin açıklamasıdır," dedim.

"Harem'in nedir?" dediler. "Zâtımın açıklamasıdır," dedim.

"Zemzem'in nedir?" dediler. "Batınî pınarımdır," dedim.

"Tavaf yerin nedir?" dediler. "Fiiller âlemimdir," dedim.

"Direklerin nedir?" dediler. "Sıfat, İsim ve Fiil tecellilerimdir," dedim.

# NEDİR DEDİLER

Ziyaretim nedir? Dediler. Tafsilde aramaktır, dedim.

Mekke’n nedir? Dediler. Zati tecellimin şerhidir, dedim.

Harem’in nedir? Dediler. Zatımın şerhidir, dedim.

Zem zem’in nedir? Dediler. Batıni pınarımdır, dedim.

"Zemzem'in nedir?" dediler. "Batınî pınarımdır," dedim.

"Tavaf yerin nedir?" dediler. "Fiiller âlemimdir," dedim.

"Direklerin nedir?" dediler. "Sıfat, İsim ve Fiil tecellilerimdir," dedim.

"Birinci sıra direklerin nedir?" dediler. "Doksan dokuz İsim tecellilerimdir," dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.1s

"Birinci sıra direklerin nedir?" diye sordular. "Doksan dokuz İsim tecellilerimdir," dedim.

"Arka direklerin nedir?" diye sordular. "İsim tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"İkinci katın nedir?" diye sordular. "Sıfat tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"Terasın nedir?" diye sordular. "İlâhlık tecellilerinin ayrıntısıdır," dedim.

"Tavaf yerin nedir?" diye sordular. "Fiiller âlemimdir," dedim.

"Direklerin nedir?" diye sordular. "Sıfat, İsim ve Fiil tecellilerimdir," dedim.

"Arka direklerin nedir?" dediler. "İsim tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"İkinci katın nedir?" dediler. "Sıfat tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"Terasın nedir?" dediler. "İlâhlık tecellilerinin ayrıntısıdır," dedim.

Tavaf yerin nedir? Dediler. Ef’al alemimdir, dedim.

Direklerin nedir? Dediler. Sıfat, Esma, Ef’al tecellilerimdir, dedim.

Birinci sıra direklerin nedir? Dediler. Doksandokuz esma tecellilerimdir,dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Birinci sıra direklerin nedir?" diye sordular. "Doksandokuz esma tecellilerimdir," dedim.

"Arka direklerin nedir?" diye sordular. "Esma tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"İkinci katın nedir?" diye sordular. "Sıfat tecellilerimin ayrıntısıdır," dedim.

"Terasın nedir?" diye sordular. "Ulûhiyyet tecellilerinin ayrıntısıdır," dedim. "Kâbe nedir?" diye sordular. "Zâtî tecellimin (Allah'ın kendi özünden gelen tecellisinin) toplamıdır," dedim.

Arka direklerin nedir? Dediler. Esma tecellilerimin tafsilidir, dedim.

İkinci katın nedir? Dediler. Sıfat tecellilerimin tafsilidir, dedim.

Terasın nedir? Dediler. Uluhiyyet tecellilerin tafsilidir, dedim Ka’ben nedir? Dediler. Zati tecellimin cem-i’dir, dedim "Kâbe nedir?" diye sordular. "Zâtî tecellimin (Allah'ın kendi özünden gelen tecellisinin) toplamıdır," dedim.

"Tavaf nedir?" diye sordular. "Zâtıma gelen yoldur," dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Tavaf nedir?" diye sordular. "Zâtıma gelen yoldur," dedim.

"Birinci dönüşümüm nedir?" diye sordular. "Hayat sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"İkinci dönüşümüm nedir?" diye sordular. "İlim sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Üçüncü dönüşümüm nedir?" diye sordular. "İrade sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Dördüncü dönüşümüm nedir?" diye sordular. "Kudret sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Beşinci dönüşümüm nedir?" diye sordular. "Kelam sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Birinci dönüşüm nedir?" diye sordular. "Hayat sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"İkinci dönüşüm nedir?" diye sordular. "İlim sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Üçüncü dönüşüm nedir?" diye sordular. "İrade sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Dördüncü dönüşüm nedir?" diye sordular. "Kudret sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Beşinci dönüşüm nedir?" diye sordular. "Kelam sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

Tavaf nedir? Dediler. Zatıma gelen yoldur, dedim Birinci dönüşüm nedir? Dediler. Hayat sıfatımın kazanılmasıdır, dedim İkinci dönüşüm nedir? Dediler. İlim sıfatımın kazanılmasıdır, dedim. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

Tavaf nedir? Dediler. Zâtıma gelen yoldur, dedim. Birinci dönüşüm nedir? Dediler. Hayat sıfatımın kazanılmasıdır, dedim. İkinci dönüşüm nedir? Dediler. İlim sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Üçüncü dönüşüm nedir? Dediler. İrade sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Dördüncü dönüşüm nedir? Dediler. Kudret sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Beşinci dönüşüm nedir? Dediler. Kelam sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Üçüncü dönüşüm nedir? Dediler. İrade sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Dördüncü dönüşüm nedir? Dediler. Kudret sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Beşinci dönüşüm nedir? Dediler. Kelam sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Altıncı dönüşüm nedir? Dediler. Semi sıfatımın kazanılmasıdır, dedim. &#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Altıncı dönüşüm nedir? Dediler. İşitme sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Yedinci dönüşüm nedir? Dediler. Görme sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Hacerü'l-Esved nedir? Dediler. Zâtımdan fiiller âlemine bakan gözümdür, dedim.

İlk selamın nedir? Dediler. Hakikatime giriştir, dedim.

İkinci selamın nedir? Dediler. Marifetime giriştir, Zâtımı selamlamaktır, dedim.

Altıncı dönüşüm nedir? Dediler. İşitme sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Yedinci dönüşüm nedir? Dediler. Görme sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Hacerü'l-Esved nedir? Dediler. Zâtımdan fiiller âlemine bakan gözümdür, dedim.

İlk selamın nedir? Dediler. Hakikatime giriştir, dedim.

İkinci selamın nedir? Dediler. Marifetime giriştir, Zâtımı selamlamaktır, dedim.

Siyah çizgi nedir? Dediler. İlâhlığa gidiş, Allah'ın yoludur, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.6s

"Siyah çizgi nedir?" diye sordular. "İlâhlığa gidiş, Allah'ın yoludur," dedim.

"Yedinci dönüşüm nedir?" diye sordular. "Basar sıfatımın kazanılmasıdır," dedim.

"Hacerü'l-Esved nedir?" diye sordular. "Zâtımdan fiiller âlemine bakan gözümdür," dedim.

"İlk selamın nedir?" diye sordular. "Hakikatime giriştir," dedim.

"İkinci selamın nedir?" diye sordular. "Marifetime giriştir, Zâtımı selamlamaktır," dedim.

"Siyah çizgi nedir?" diye sordular. "Ulûhiyyete gidiş, Allah'ın yoludur," dedim.

Yedinci dönüşüm nedir? Dediler. Basar sıfatımın kazanılmasıdır, dedim.

Hacer’ül Esved nedir? Dediler. Zatımdan ef’al alemine bakan gözümdür, dedim. 

İlk selamın nedir? Dediler. Hakikatime giriştir, dedim. 

İkinci selamın nedir? Dediler. Marifetime giriştir, Zatımı selamlamaktır, dedim.

Siyah çizgi nedir? Dediler. Uluhiyyete gidiş, sıratullahtır, dedim.

Birinci köşen (Rükn-ü Iraki) nedir? Dediler. Umumi şeriatımdır, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Birinci köşen (Irak Köşesi) nedir? Dediler. Umumi şeriatımdır, dedim.

İkinci köşen (Şam Köşesi) nedir? Dediler. Gerçek tarikatımdır, dedim.

Üçüncü köşen (Yemen Köşesi) nedir? Dediler. Gerçek hakikatimdir, dedim.

Dördüncü köşen (Hacerülesved Köşesi) nedir?

Dediler. Gerçek marifetimdir, dedim.

Altın oluğun nedir? Dediler. Rahmetimin şeriat ve tarikat ehline aktığı yerdir, dedim.

Birinci köşen (Irak Köşesi) nedir? Dediler. Umumi şeriatımdır, dedim.

İkinci köşen (Şam Köşesi) nedir? Dediler. Gerçek tarikatımdır, dedim.

Üçüncü köşen (Yemen Köşesi) nedir? Dediler. Gerçek hakikatimdir, dedim.

Dördüncü köşen (Hacerülesved Köşesi) nedir?

Dediler. Gerçek marifetimdir, dedim.

Altın oluğun nedir? Dediler. Rahmetimin şeriat ve tarikat ehline aktığı yerdir, dedim.

Tavaf niçin soldan döner? Dediler. Sağ, küllî aklımdır, her şeyi kuşatır, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.5s

Tavaf niçin soldan döner? Dediler. Sağ, küllî aklımdır, her şeyi kuşatır, dedim.

İkinci köşen (Rükn-ü Şami) nedir? Dediler. Gerçek tarikatımdır, dedim.

Üçüncü köşen (Rükn-ü Yemani) nedir? Dediler. Gerçek hakikatimdir, dedim.

Dördüncü köşen (Rükn-ü Hacerü'l-Esved) nedir?

Dediler. Gerçek marifetimdir, dedim.

Altın oluğun nedir? Dediler. Rahmetimin şeriat ve tarikat ehline aktığı yerdir, dedim.

Tavaf niçin soldan döner? Dediler. Sağ, küllî aklımdır, her şeyi kuşatır, dedim.

İkinci köşen (Rükn-ü Şami) nedir? Dediler. Gerçek tarikatımdır, dedim.

Üçüncü köşen (Rükn-ü Yemani) nedir? Dediler. Gerçek hakikatimdir, dedim.

Dördüncü köşen (Rükn-ü hacer’ül Esved) nedir?

 Dediler. Gerçek marifetimdir, dedim.

Altın oluğun nedir? Dediler. Rahmetimin şeriat ve tarikat ehline aktığı yerdir, dedim.

Tavaf niçin soldan döner? Dediler. Sağ akl-ı kül’üm’dür, herşeyi ihata eder, dedim.

Ya örtün nedir? Dediler. Ahadiyyetimin gizlenmesidir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"Peki örtün nedir?" diye sordular. "Birliğimin gizlenmesidir," dedim.

"Peki örtün nedir?" diye sordular. "Birliğimin gizlenmesidir," dedim.

"Peki kapın nedir?" diye sordular. "Zâtımın girişidir," dedim.

"Peki içinde ne vardır?" diye sordular. "Üç direk, ilmel yakîn (bilgi yoluyla kesin bilgi), aynel yakîn (görerek kesin bilgi), hakkal yakîn (hakikatine ulaşarak kesin bilgi) vardır," dedim.

"Hicr'in (Kâbe'nin etrafındaki yarım daire şeklindeki duvar) nedir?" diye sordular. "Zâtımın açık yanıdır," dedim.

"Hatimin (Kâbe'nin bir kısmı) nedir?" diye sordular. "Şeriat ve tarikat mertebesinde sınırımdır," dedim.

"Makam-ı İbrahim'in (İbrahim'in makamı) nedir?" diye sordular. "Dostluk (hullet) mertebemdir," dedim.

Ya örtün nedir? Dediler. Birliğimin gizlenmesidir, dedim.

Ya kapın nedir? Dediler. Zâtımın girişidir, dedim.

Ya içinde ne vardır? Dediler. Üç direk, ilmel, aynel, hakkal yakîndır, dedim.

Hicr’in nedir? Dediler. Zâtımın açık yanıdır, dedim.

Hatimin nedir? Dediler. Şeriat, tarikat mertebesinde sınırımdır, dedim.

Makam-ı İbrahim’in nedir? Dediler. Dostluk (hullet) mertebemdir, dedim.

Enin niye onbir metre? Dediler. Biri sen biri de benim, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.4s

Enin neden on bir metre? Dediler. Biri sensin, biri de benim, dedim.

Peki kapın nedir? Dediler. Zâtımın girişidir, dedim.

Peki içinde ne vardır? Dediler. Üç direk, ilmel-yakîn (bilgi yoluyla kesin inanma), aynel-yakîn (görerek kesin inanma), hakkal-yakîn (yaşayarak kesin inanma)dır, dedim.

Hicr'in nedir? Dediler. Zâtımın açık yanıdır, dedim.

Hatîm'in nedir? Dediler. Şeriat ve tarikat mertebesinde sınırımdır, dedim.

Makam-ı İbrahim'in nedir? Dediler. Dostluk (hullet) mertebemdir, dedim.

Enin neden on bir metre? Dediler. Biri sensin, biri de benim, dedim.

Ya kapın nedir? Dediler. Zatımın girişidir, dedim.

Ya içinde ne vardır? Dediler. Üç direk, ilmel, aynel, hakkal yakıyndır, dedim.

Hicr’in nedir? Dediler. Zatımın açık yanıdır, dedim.

Hatimin nedir? Dediler. Şeriat, tarikat mertebesinde sınırımdır, dedim. 

Makam-ı İbrahim’in nedir? Dediler. Dostluk (hullet) mertebemdir, dedim.

Enin niye onbir metre? Dediler. Biri sen biri de benim, dedim.

Boyun niye oniki metre? Dediler. Zatıma gelen mertebelerimdir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.7s

"Boyun neden on iki metre?" diye sordular. "Zâtıma gelen mertebelerimdir," dedim.

"Yüksekliğin neden on üç metre?" diye sordular. "Rasulümün şifresidir," dedim.

"Çocuk sesleri neden var?" diye sordular. "İsmail'in o günden yankısıdır," dedim.

"Mültezem'in nedir?" diye sordular. "Kapının yanıdır, bekleme yeridir," dedim.

"Dokuz minaren nedir?" diye sordular. "Dördü: Şeriat, tarikat, hakikat, marifet; beşi: Hazerât-ı Hamse'dir (beş ilahi varlık mertebesi)," dedim.

"Boyun neden on iki metre?" diye sordular. "Zâtıma gelen mertebelerimdir," dedim.

"Yüksekliğin neden on üç metre?" diye sordular. "Rasulümün şifresidir," dedim.

"Çocuk sesleri neden var?" diye sordular. "İsmail'in o günden yankısıdır," dedim.

"Mültezem'in nedir?" diye sordular. "Kapının yanıdır, bekleme yeridir," dedim.

"Dokuz minaren nedir?" diye sordular. "Dördü: Şeriat, tarikat, hakikat, marifet; beşi: Hazerât-ı Hamse'dir," dedim.

"İki şerefelerin nedir?" diye sordular. "Zâhir ve bâtın davetimdir," dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 2.2s

"İki şerefen nedir?" diye sordular. "Görünen ve gizli davetimdir," dedim.

"Yüksekliğin niye on üç metre?" dediler. "Rasulümün şifresidir," dedim.

"Çocuk sesleri niye?" dediler. "İsmail'in o günden yankısıdır," dedim.

"Mültezem'in nedir?" dediler. "Kapının yanıdır, bekleme yeridir," dedim.

"Dokuz minaren nedir?" dediler. "Dördü: Şeriat, tarikat, hakikat, marifet;

Beşi: Hazerât-ı Hamse'dir (beş ilahi hazret), dedim.

"İki şerefen nedir?" dediler. "Görünen ve gizli davetimdir," dedim.

Yüksekliğin niye onüç metre? Dediler. Rasulümün şifresidir, dedim.

Çocuk sesleri niye? Dediler. İsmail’in o günden yankısıdır, dedim.

Mültezem’in nedir? Dediler. Kapının yanıdır, bekleme yeridir, dedim.

Dokuz minaren nedir? Dediler. Dördü: Şeriat, tarikat, hakikat, marifer: 

 Beşi:Hazerat-ı Hamsedir, dedim.

İki şerefelerin nedir? Dediler. Zahir ve batın davetimdir, dedim.

Dış kapıların nedir? Dediler. Ulül el bab’larımın giriş yerleridir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Dış kapıların nedir?" diye sordular. "Akıl sahiplerimin giriş yerleridir," dedim.

"Say'ın nedir?" diye sordular. "Zâtıma gelen yoldur, zaman tünelidir, dostu aramaktır," dedim.

"Safa'n nedir?" diye sordular. "Evrensel aklın ortaya çıkışıdır," dedim.

"Merve'n nedir?" diye sordular. "Evrensel nefsin ortaya çıkışıdır," dedim.

"Dış kapıların nedir?" diye sordular. "Ulül elbab'larımın (akıl sahiplerimin) giriş yerleridir," dedim.

"Say'ın nedir?" diye sordular. "Zâtıma gelen yoldur, zaman tünelidir, dostu aramaktır," dedim.

"Safa'n nedir?" diye sordular. "Akl-ı küllün (evrensel aklın) zuhurudur (ortaya çıkışıdır)," dedim.

"Merve'n nedir?" diye sordular. "Nefs-i küllün (evrensel nefsin) zuhurudur," dedim.

"Birinci gidiş nedir?" diye sordular. "Akl-ı külden nefs-i külle nüzüldür (iniştir)," dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.4s

"Birinci gidiş nedir?" diye sordular. "Küllî akıldan küllî nefse iniştir," dedim.

"Geriye dönüş nedir?" diye sordular. "Küllî nefsten küllî akla çıkıştır," dedim.

"Say'ın nedir?" dediler. "Zâtıma gelen yoldur, zaman tünelidir, dostu aramaktır," dedim.

"Safa'n nedir?" dediler. "Küllî aklın zuhurudur (ortaya çıkışıdır)," dedim.

"Merve'n nedir?" dediler. "Küllî nefsin zuhurudur," dedim.

"Birinci gidiş nedir?" dediler. "Küllî akıldan küllî nefse iniştir," dedim.

"Geriye dönüş nedir?" diye sordular. "Nefs-i külden akl-ı külle urucdur (çıkıştır)," dedim.

Say’ın nedir? Dediler. Zatıma gelen yoldur, zaman tünelidir, dostu aramaktır, dedim.

Safa’n nedir? Dediler. Akl-ı küllün zuhurudur, dedim.

Merve’n nedir? Dediler. Nefs-i küllün zuhurudur, dedim.

Birinci gidiş nedir? Dediler. Akl-ı külden nefs-i külle nüzüldür (iniştir)dedim. 

Geriye dönüş nedir? Dediler. Nefs-i külden akl-ı külle urucdur (çıkıştır) dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

Geriye dönüş nedir? Dediler. Küllî nefisten küllî akla yükseliştir, dedim.

Üçüncü yürüyüş nedir? Dediler. İbrahimî tevhidime ulaşmaktır, dedim.

Üçüncü yürüyüş nedir? Dediler. İbrahimî tevhidime ulaşmaktır, dedim.

Dördüncü yürüyüş nedir? Dediler. Musaî tenzihime ulaşmaktır, dedim.

Beşinci yürüyüş nedir? Dediler. İsaî teşbihime ulaşmaktır, dedim.

Altıncı yürüyüş nedir? Dediler. Habibimin gerçek tevhidini elde etmektir, dedim.

Üçüncü yürüyüş nedir? Dediler. İbrahimiyet tevhidime ulaşmaktır, dedim.

Üçüncü yürüyüş nedir? Dediler. İbrahimî tevhidime ulaşmaktır, dedim.

Dördüncü yürüyüş nedir? Dediler. Musaî tenzihime ulaşmaktır, dedim.

Beşinci yürüyüş nedir? Dediler. İsaî teşbihime ulaşmaktır, dedim.

Altıncı yürüyüş nedir? Dediler. Habibimin gerçek tevhidine ulaşmaktır, dedim.

Yedinci yürüyüş nedir? Dediler. Zâtımla, halkımın arasına girmektir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.9s

Yedinci yürüyüş nedir? Dediler. Zâtımla, halkımın arasına girmektir, dedim.

Saç kesmek nedir? Dediler. Beşerî fiillerimi kesmektir, dedim.

Dördüncü yürüyüş nedir? Dediler. Musa'ya ait tenzihime ulaşmaktır, dedim.

Beşinci yürüyüş nedir? Dediler. İsa'ya ait teşbihime ulaşmaktır, dedim.

Altıncı yürüyüş nedir? Dediler. Habibimin gerçek tevhidine ulaşmaktır, dedim.

Yedinci yürüyüş nedir? Dediler. Zâtımla, halkımın arasına girmektir, dedim.

Saç kesmek nedir? Dediler. Beşerî fiillerimi kesmektir, dedim.

Dördüncü yürüyüş nedir? Dediler. Museviyet tenzihime ulaşmaktır, dedim.

Beşinci yürüyüş nedir? Dediler. İseviyet teşbihime ulaşmaktır, dedim.

Altıncı yürüyüş nedir? Dediler. Habibimin gerçek tevhidine ulaşmaktır, dedim.

Yedinci yürüyüş nedir? Dediler. Zatımla, halkımın arasına girmektir, dedim.

Saç kesmek nedir? Dediler. Beşeri fiillerimi kesmektir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.1s

Saç kesmek nedir? Dediler. Beşerî fiillerimi kesmektir, dedim.

İhram nedir? Dediler. İnsandaki örtümdür, dedim.

İhram nedir? Dediler. İnsandaki örtümdür, dedim.

Neden beyazdır? Dediler. Renksiz olmak içindir, dedim.

Rida'n nedir? Dediler. Azametimdir, dedim.

İzar'ın nedir? Dediler. Kibriyamdır, dedim.

İhramdan çıkmak nedir? Dediler. Renklere boyanmak içindir, dedim.

Omuz açmak nedir? Dediler. Kudretimi göstermektir, dedim.

İhram nedir? Dediler. İnsandaki örtümdür, dedim.

İhram nedir? Dediler. İnsandaki örtümdür, dedim.

Neden beyazdır? Dediler. Renksiz olmak içindir, dedim.

Rida'n nedir? Dediler. Azametimdir, dedim.

İzar'ın nedir? Dediler. Kibriyamdır, dedim.

İhramdan çıkmak nedir? Dediler. Renklere boyanmak içindir, dedim.

Omuz açmak nedir? Dediler. Kudretimi göstermektir, dedim.

Hervele yapmak nedir? Dediler. Azametimi göstermektir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 7.2s

"Hervele yapmak nedir?" dediler. "Azametimi göstermektir," dedim.

"Haccın nedir?" dediler. "Hakikatimde cemalimi seyretmektir," dedim.

"Neden beyazdır?" dediler. "Renksiz olmak içindir," dedim.

"Rıda'n nedir?" dediler. "Azametimdir," dedim.

"İzar'ın nedir?" dediler. "Kibriyamdır," dedim.

"İhramdan çıkmak nedir?" dediler. "Renklere boyanmak içindir," dedim.

"Omuz açmak nedir?" dediler. "Kudretimi göstermektir," dedim.

"Hervele yapmak nedir?" dediler. "Azametimi göstermektir," dedim.

Haccın nedir? Dediler. Hakikatimde cemalimi seyretmektir, dedim.

Neden beyazdır? Dediler. Renksiz olmak içindir, dedim.

Rıda’n nedir? Dediler. Azametimdir, dedim.

İzar’ın nedir? Dediler. Kibriyamdır, dedim.

İhramdan çıkmak nedir? Dediler. Renklere boyanmak içindir, dedim.

Omuz açmak nedir? Dediler. Kudretimi göstermektir, dedim.

Hervele yapmak nedir? Dediler. Azametimi göstermektir, dedim.

Hacc’ın nedir? Dediler. Hakikatimde cemalimi seyrdir, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.2s

"Haccın nedir?" diye sordular. "Hakikatimde güzelliğimi seyretmektir," dedim.

"Umren nedir?" diye sordular. "Muhammedî hakikatte sevgilimi seyretmektir," dedim.

"Vedan nedir?" diye sordular. "İzafidir, birlikte olanın vedası olmaz," dedim.

"Bunları soran kim?" diye sordular. "Soran da söyleyen de benim," dedim.

"Peki tavaf edenler kim?" diye sordular. "Hepsi suretlerimdir," dedim.

Umren nedir? Dediler. Hakikat-i Muhammedide habibimi seyrdir, "Umren nedir?" diye sordular. "Muhammedî hakikatte sevgilimi seyretmektir," dedim.

"Vedan nedir?" diye sordular. "İzafidir, birlikte olanın vedası olmaz," dedim.

"Bunları soran kim?" diye sordular. "Soran da söyleyen de benim," dedim.

"Peki tavaf edenler kim?" diye sordular. "Hepsi suretlerimdir," dedim.

"Kapıların niye doksan beş?" diye sordular. "Biri yıldız kapısıdır. Diğerlerinin toplamı on üç eder, o da sevgilimin şifresidir, ondan habersiz girilmez," dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Kapıların niye doksan beş?" diye sordular. "Biri yıldız kapısıdır. Diğerlerinin toplamı on üç eder, o da sevgilimin şifresidir, ondan habersiz girilmez," dedim.

"Vedan nedir?" dediler. "İzafidir, birlikte olanın vedası olmaz," dedim.

"Bunları soran kim?" dediler. "Soran da söyleyen de benim," dedim.

"Peki tavaf edenler kim?" dediler. "Hepsi suretlerimdir," dedim.

"Kapıların niye doksan beş?" dediler. "Biri yıldız kapısıdır."

 dedim Vedan nedir? Dediler. İzafidir, birlikte olanın vedası olmaz, dedim.

Bunları soran kim? Dediler. Soran da söyleyen de benim, dedim.

Peki tavaf edenler kim? Dediler. Hepsi suretlerimdir, dedim.

Kapıların niye doksanbeş? Dediler. Biri (star) yıldız kapısıdır. 

 Diğerlerinin toplamı onüç eder, o da habibimin şifresidir, ondan habersiz girilmez, dedim.&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.8s

Diğerlerinin toplamı on üç eder, o da sevgilimin şifresidir, ondan habersiz girilmez, dedim.

29/10/1999 Cuma (Mekke-Kâbe)

29/10/1999 Cuma (Mekke-Kâbe)

Terzi Baba KAYNAKLAR DAHA ÖNCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ (Gönülden Esintiler)

ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIMIZ KİTAPLARIMIZ ADRES NECDET ARDIÇ Büro: Ertuğrul Mah.

Hüseyin Pehlivan Cad. No. 35/2 Servet Ap.

59100 TEKİRDAĞ Ev: 100 Yıl Mah. Uğur Mumcu Cad.

Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3 D. 13 59100 TEKİRDAĞ Tel (Büro): (0282) 263 78 73 Tel (Ev): (0282) 261 43 18 Kur'an-ı Kerim Muhammed suresi 47/19 ayetinde,

 29/10/1999 Cuma (Mekke-Ka’be)

29/10/1999 Cuma (Mekke-Kâbe)

Terzi Baba KAYNAKLAR DAHA ÖNCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ (Gönülden Esintiler)

ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIMIZ KİTAPLARIMIZ ADRES NECDET ARDIÇ Büro: Ertuğrul Mah.

Hüseyin Pehlivan Cad. No. 35/2 Servet Ap.

59100 TEKİRDAĞ Ev: 100 Yıl Mah. Uğur Mumcu Cad.

Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3 D. 13 59100 TEKİRDAĞ Tel (Büro): (0282) 263 78 73 Tel (Ev): (0282) 261 43 18 Kur'an-ı Kerim Muhammed suresi 47/19 ayetinde,

 Terzi Baba&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.5s

Terzi Baba

KAYNAKLAR

DAHA ÖNCE YAYINLANAN KİTAPLARIMIZ (Gönülden Esintiler)

ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIMIZ KİTAPLARIMIZ

ADRES NECDET ARDIÇ Büro: Ertuğrul Mah.

Hüseyin Pehlivan Cad. No. 35/2 Servet Ap.

59100 TEKİRDAĞ Ev: 100 Yıl Mah. Uğur Mumcu Cad.

Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3 D. 13 59100 TEKİRDAĞ Tel (Büro): (0282) 263 78 73 Tel (Ev): (0282) 261 43 18 Kur'an-ı Kerim Muhammed suresi 47/19 ayetinde,

K A Y N A K L A R

- Kur’an ve Hadis

- VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim

- KESB : Çalışılarak kazanılan ilim

- NAKİL : Muhtelif eserlerden ve sohbetlerden müşahade ile toplanan ilim

DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ (Gönülden Esintiler)

- NECDET DİVANI

- HACC DİVANI

- İRFAN MEKTEBİ HAK YOLU’nun seyr defteri

- LÜBB’ÜL LÜB, ÖZÜN ÖZÜ (Osmanlıcadan çeviri)

- SALAT – NAMAZ ve EZAN-I MUHAMMEDİ’de bazı hakikatler

- İSLAM’DA MÜBAREK GECELER, BAYRAMLAR ve HAKİKATLERİ

- İSLAM, İMAN, İHSAN, İKAN, CİBRİL HADİSİ

- TUHFET’UL UŞŞAKİYE (Osmanlıca çeviri)

- SURE-İ RAHMAN ve RAHMANİYET

- KELİME-İ TEVHİD DEĞİŞİK YÖNLERİYLE

ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIMIZ KİTAPLARIMIZ

- SURE-İ FETH ve FETHİN HAKİKATİ

- CİBRİL ve HAKİKATLERİ

- SURE-İ YUSUF ve DERVİŞLİK

- ALTI PEYGAMBER ve daha fazlası

ADRES NECDET ARDIÇ Büro : Ertuğrul Mah. 

Hüseyin Pehlivan Cad. No. 35/2 Servet Ap. 

59100 TEKİRDAĞ Ev : 100 Yıl Mah. Uğur Mumcu Cad. 

Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3 D. 13 59100 TEKİRDAĞ Tel (Büro) : ( 0282) 263 78 73 Tel (Ev) : ( 0282) 261 43 18 Kur’anı Keriym Muhammed suresi 47/19 ayetinde,

اَللَّهَه لا اله الاعفَاعْلَمْ أَنَّ&#10024;

&#10024; Sade T&uuml;rk&ccedil;e flash &middot; 1.3s

"Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur; kendi günahın için ve inanan erkekler ile inanan kadınlar için bağışlanma dile."

Deylemî'de Enes (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

Cennetin sermayesi "Lâ ilâhe illâllah", nimetin sermayesi "Elhamdülillah"tır. (Ramuz 3362)

مناتْمِنِينََّوَالْمُوْوَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْ

 “fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestağfir lizenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minati” 

mealen, “Ey Muhammed bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile.”

Deylemi’de Enes (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Cennetin sermayesi “lâ ilâhe illâ allah” nimetin sermayesi “elhamdülillah”tır. (Ramuz 3362)

İbnül Hacer, İbni Naim (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

Kim “lâm elif”i çekerek “lâ ilâhe illâ allah” derse, dörtbin büyük günahı bir anda yıkılıverir. (Ramuz 5413)

Tabarani İbni Ömer (RA) Kale : Rasulüllah (sav)

“lâ ilâhe illâ allah”dan efdal bir zikir “istiğfar”dan efdal bir dua yoktur. (Ramuz 4726)
