# Terzi Baba 3 — İstişâre Dosyası

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/terzi-baba-3-istisare-dosyasi
**Sayfa:** 92

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

TERZİ BABA 

(3) İSTİŞARE DOSYASI

NECDET ARDIÇ 

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (32) ÖN SÖZ:

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM: 

Bu kitabın oluşumu, NECDET ARDIÇ’ın (20 Şubat 2009 Cuma) günü çevremize gönderdiğimiz bir “mail” ile şöyle başlamaktadır. 

----------

 Selâmün aleyküm. Sevgili kardeş-ihvan ve evlâtlarımız. (Terzi Baba 1 ) kitabını düzenleyerek yazan, (Ç.H.U) oğlumuzun sizden bir ricası var! şöyleki:

---------- 
 Muhterem, yolumuzun ehli, büyüklerim ve kardeşlerim. Epey zamandır düzenleme ve yazılımlarına başladığım(Terzi Baba 2) kitabımızın oluşumuyla meşgulüm. Kitabımızın içinde muhtelif başlıklar değişik bölümler vardır, bunlardan bir tanesinin başlığı da (dost katından inen) ismini taşıyacaktır. Veya benzeri bir isim olacaktır. Bu bölümü sizlerden gelecek gerçek bilgiler ile oluşturmak istiyorum. Bu vesile ile sizlerin Efendi Baba’mı tanıdıktan sonra, (1) hayatınızdaki değişiklikleri, (2) hayata bakışınızı, (3) kendinizdeki idrâkî gelişimleri, (4) zaman içinde halinizde, üzerinizde yaşadığınız varsa, olağanüstü özel hallerinizi, (5) son idrak yaşantılarınızı, (6) şu anda Efendi Babamı hangi vasıfta gördüğünüzü ve hakkında ne düşündüğünüzü, özet olarak yaklaşık 10 gün içinde yine Efendi Babamın mail adresine göndermenizi en içten saygı hürmet ve sevgilerimle rica ediyorum. Bu yazıların isimleri bizde mahfuz kalacaktır. Sonsuz selâmlar. Ayrıca bende sizleri zâhiren, tanımadığım halde çok seviyorum. Kardeşiniz Hüsamettin Çelebi. 

 Yukarıda bahsedilen (Terzi Baba 2 ) den sonra ki Kitaplarımız bize gelen mektup ve zuhuratların arşivimizdeki malzemelerini de bilgisayar ortamına (az bir kısmı kaldı) geçirmiş bulunuyoruz bunların ismi ise (Terzi Baba istişare dosyaları 3-4-5-6) gibi en son olarakta (Terzi Baba Mektuplar ve zuhuratlar) kitaplarımızın yazılımları devam ediyor. (Şu anda 25)i geçmiş vaziyette. Vaktimiz oldukça da devam eder İnşeallah. Bizlerden de sizlere sonsuz selâmlar. Bu maili kardeş ve evlâtlarımıza ayrı ayrı gönderiyorum ancak unutulan kimseler olursa kusura bakılmasın bilgisayarı olmayanlara da iletirsiniz onlarda yakın bir arkadaşları vasıtasıyla düşündüklerini bildirebilirler. Ancak bu istek, bir emir ve hüküm mahiyetinde değil sâdece ricâdır. Herkese başarılar dilerim. Terzi Babanız.

(20 Şubat 2009 Cuma) günü istenen bu yazılar o gün-den beri gelmeye devam etmekteler. Bende onları dosyasında muhafaza ediyor idim, onlara bakmaya ancak vakit bulabildim ve düzenlemeye çalışıyorum. Oldukça dikkate değer ve ilgi çekici, sâfiyetle yazılmış yazılar olduğundan sizlerinde istifâde etmenizi istedim. Terzi Baba (2) ye konanların dışında dikkate değer yazıları burada kayda alıp belirli bir sayfa sayısına ulaşınca daha başka kitaplarda da sıra ile toplamayı düşünüyorum. Cenâb-ı Hakk her işlerimiz de her birerlerimize kolaylıklar nasip etsin. Âmîn. 

Yazı gönderen dost, kardeş ve evlâtlarımızın açık olarak tanınmaması için sâdece isimlerinin baş harfleri konacaktır. Oldukça değerli olan bu yazı ve cevaplarda, umarım benzer olan soru ve düşüncelerinizin cevaplarının benzerlerini bulabileceğinizi tahmin ediyorum. Zahmet edip yazı gönderenlere ayrıca teşekkür ediyorum sağ olsunlar var olsunlar. Cenâb-ı Hakk okuyanları da faydalandırsın İnşeallah. 

Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yâdet, geçmişlerine de hayır duâ et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yârabbi; bu kitaptan meydana gelecek mânevî hasılayı, evvelâ 

âcizane, Efendimiz Muhammed Mustafâ, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret Babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, ceddinin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, yâ Rabbi.

Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayâlin tesiri altında iken gerçek mânâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.

Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.

Terzi Baba NECDET ARDIÇ 

Tekirdağ: (12/12/2012) Çarşamba. 

 NOT=(20 Şubat 2009) daki günlerde yaşanarak kaydedilen bu duygu ve tespitler o günlere aittir bugün ise bu tespitler çok daha gelişmiş sahiplerini daha ileri derecelere götürmüştür. O günlerin feyzi ve bereketleridir. Her an ilerlemede olan bir gönül tabîi ki, daha başka gelişmelere de sahne olacaktır. Eğer olmuyorsa yerinde sayılıyor demektir. Devamı olacak kitaplarımızda bunların yenilerini de göreceğiz. İnşeallah. Cenâb-ı Hakk cümle yârânımızın akıl gönül ve idraklerini Hakikat-i İlâhiyyenin hakikatinde açıp idraklerimizi genişletsin. İnşeallah.

 TERZİ BABA (3) İSTİŞARE DOSYASI

Kitabımız (C.…… B…..) oğlumuzdan (21 Şubat 2009 Cumartesi 00:03:52) de gelen bir mail ile başlamaktadır.

 C.… C.… B.… oğlum. Hayırlı akşamlar yazının cevabını aşağıya yazacağım Cenâb-ı Hakk faydalan-dırsın İnşeallah.

Dilimin Terzi Babası. Gönlümün efendisi. 

Hiç şüphe duymuyorumki, siz ALLAH’ın bizlere bir lütfu ve Peygamberimizin nurunun gerçek taşıyıcısı Kâ’be deki Hacerül Esved’in sırrının zuhur mahallisiniz. Efendimsiniz, yaratılış sebebimin sırrı sizin elinizdedir. Bu mesaj ile sizi rahatsız etti isem çok ama çok özür dilerim. 

Efendi babacığım, bu akşam size şeyhte fânî’lik konusunda bir saygısızlık bir haddini bilmezlik yaptığımı düşündüğüm için inanın perişan oldum içim şu an paramparça. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ben size öyle demedim, diyemem çünkü siz benim ne dediğimi anlamadınız olur. Ben sustuğumda bile ne dediğimi anladığınızdan hiç şüphem yoktur. Ben eğer bir haddini bilmezlik yaptı isem ki herhalde yaptım o hikâyeleri anlattınız. Sizden beni affetmenizi rica ediyorum, belki bir dervişin bu bağışlanmayı istemesi bile yanlıştır. Ama bunu şu anki çaresizliğimden yapıyorum. Eğer sizin gönlünüzü kırdıysam. Korkum yaşama gayem olan sizi kaybetmektendir. Ben her zaman içimde sizi çok sevdiğimi sizin için her şeyi yapabileceğimi düşünüyordum. Bu akşam saygısız bir dervişlik yapınca sevgimin belki de gerçek olmama korkusu beni gerçekten derinden sarstı. Ben sizin kalbinizi kıranları yıllardır affedemez iken kendimi nasıl affedeceğim bilmiyorum. Bildiğim bir şey var siz benim EFENDİMsiniz efendiler çevresinde olanları affeder. Lütfen beni bağışlayın..... 

Böyle neler düşünmüşsün, kendi kendine, kendini kendin namına kendin zora sokmuşsun. Bende ancak bakabildim anlaşıldığına göre epey üzülmüşsün. Ben senin şimdiye kadar hiç bir edepsizliğini görmedim ayrıca na… gurubunun ilk iltihak eden ferdi sendin, senin gönlünün bu hususta ne derece berrak olduğunu ben yakinen bilirim hiç merak etme o gece söylenenler herhangi bir kişi hedef alınarak kasıtlı oluşturulmuş bir sohbet değil idi. Gecenin neşesi içerisinde tabii oluşan bir akış içerisinde gelişen bir seyr idi. 

Bu arada belki sana diğerlerinden daha fazla yönelmiş olmamın belki seni tedirgin etmiş olduğunu zannediyorum. O halin hakikatini sana anlatayım. Zaman, zaman ikaz ettiğim gibi sohbetin çok dikkatli dinlenilmesini talep ediyoruz. İşte bu yüzden kim sohbeti daha canla ve anlayarak dinliyor ise o kişiye biraz daha fazla yönelmek gerekiyor çünkü anlattığımı anlamayan kimseler olduğunda o sohbet hem çok zor ve de bereketsiz oluyor, karşımdaki sohbeti anlarsa o sohbet daha bereketli daha açılımlı ve daha muhabbetli oluyor. 

İşte bu yüzden belki o akşam sana diğerlerinden biraz daha fazla yönelmemi sen galiba zahmet olarak algılamışsın merak etme o akşam sana rahmet vardı. Gönlünü huzurlu tut rahat et hiç bir şeyi de fazla dert etme her şey bu dünya da geçicidir. Ayrıca kimse bizim kölemiz değildir bir daha tevazu niyetiyle de olsa böyle tabirleri kullanmazsan memnun olurum çünkü biz insanları köle değil efendi yapmak istiyoruz. Bu manâ da Hz. Mevlânâ’nın bir sözü vardır şöyle ki! (Kapımıza gelenler geda-kul ise, bây olur, bây ise, sûltan olur.) demişlerdir. Ayrıca bağışlanacak bir fiil olmadığından her hangi bir şeyi de bağışlamaya gerek kalmaz, canını sıkma rahat ol hayırlı akşamlar. Vaktin olursa yine çarşamba akşamı bekleriz, tabii her zamanda. 

**********

5

RE: istişare‏

27 Şubat 2009 Cuma 10:24:11

Ve aleyküm selâm kızım Yazıların güzel olmuş eline, diline, gönlüne sağlık Bu yazılar için yeni bir dosya açtım orada bunları topluyorum. Cenâb-ı Hakk hepimize kolaylıklar versin. Hayırlı cum'a lar. Nü…. anacığının da selâmları vardır. Benden de herkese selâmlar. Terzi Baban. Hoşça kal kızım. 

Selâmün Aleyküm Efendi babacığım.

Mailiniz bana yol gösterici oldu. Nasıl yazacağımı düşünürken,”al sana örnek” dediniz. Çok ibret vericiydi. Bana yol göstermeniz ilk defa olmuyor. Bir tanesi meselâ:

Kitaba geçmesini istemediğim o anı da şu (yine de siz uygun görürseniz olabilir); Terzi Baba sitesine yazı için bir şeyler hazırlarken, foruma “bir efendi” ile ilgili bir yazı girilmişti. Benim de canım sıkıldı. “Terzi Babamın sitesinde başka biri olmamalı” dedim. Kitapları karıştırırken, sizin bana geçen sene verdiğiniz “bir dergi” “pat” diye düştü. Ortası açılmıştı. Ve sizin yazınız vardı. “tamam babacığım, sözlerimi geri aldım” deyip, dergiyi yerine koydum. Mânâ olarak, bu hususlara karışmamam konusunda işaret verdiniz….

Soruları izninizle sırasıyla cevaplamaya çalışacağım,

1-HAYATINIZDAKİ DEĞİŞİKLİKLER.

Zâhiren 2003 yılında hayatıma giren Efendi Babamla, Nü…. annem, 2007 senesinde “Allah’ın eli onların elinin üstündedir” Âyet-i kerîmesi ışığı altında yapılan “biat”la “bâtınen” babam ve annem oldular.

Korktuğum, çekinerek sorular sorduğum ilk hallerim, yerini zamanla “kendine güven”e bıraktı. Her an hata yapma korkusu, Efendi Babamın hoşgörüyle birleşince, o hatalardan da ders alınabilir hâle dönüştü. 

Aslında irfan mektebi, ilk okulum değildi. Kendimi bildim bileli, Allah’ı aramışımdır. Ama okuduğum kitaplarla, girdiğim yollar (ilim+amel) bir türlü birbirini tutmadı. Hep hayal kırıklığı oldu ve kabahati basiretsizliğim zan ettim. Okudum, okudum… Her bir yoldan ayrıldıkça, bana iyi gözlerle bakmayan kırgın, kızgın kimseler bıraktım, ardımda. Yapacağım bir şey yoktu. Ruhum tatmin olmuyordu.

Tâ ki “irfan mektebi”ne girinceye kadar. Bu mektepteki “kendimden” kaynaklanan bir takım halleri geçirdikten sonra, tekrar 2007 biat’ıyla herşey yerine oturdu. Âyetler, Sûreler, cüzler mânâ kazandı. Çünkü yaşayan bir Kûr’ân’la karşı karşıya idiniz. Okuyup, hayatıma geçirebildiğim “örnek” vardı. İlim, amel bütünlüğü sağlanmıştı. Önceki yollardaki şaşaa, burada yoktu. Bizden biriydi, annem ve babam. Abartı arıyorum hâlâ, yok, yok, yok. 

Kısaca bu bölümde özetleyebileceğim 3 kelime hayatıma girdi. SAKİNLİK, DURGUNLUK, DEMLENME. Bundan önceki kelimelerim ise; hırs, hareket, her şeyi bilme ve öğrenme arzusu. Son maddeyi adeta maraton gibi yaşıyordum. Dünya işleri terk edilmiş, her şeyden yavaş, yavaş kendimi soyutlamaya başlamıştım.Yine okunacak çok kitap vardı. Tek bir vaktin boş geçirilmemesi gerekiyordu. İşte o gün (2007) Efendi Babam düğmeye bastı “dur” dedi. Ama işlerimi yavaşlattığını şimdi, şimdi fark ediyorum. Tenzihi bir yaşamdan, teşbihi (dünya hayatını ayırmayarak) yaşamı göstererek, tevhid-i öğreten babam hayatımda, dünya+ ahiret dengesini kurdu… 

2-HAYATA BAKIŞINIZ:

Aslında sorular hep birbiri ile iç içe. Tevhid ehli olmaya çalıştığımız için birbirinden ayırt edemiyoruz. Bu bölümde farklı yönden bakayım diyorum.

 Eskiden daha plânsız ve gelişi güzel yaşardım. Çünkü hayatımı şekillendirmesi için başkalarına teslim etmiştim. Şehir dışına çıkmak için bile izin aldığım düşünülürse..Şimdi hayatım lâtif bir şekilde, idrakli bir yaşam tarzıyla gidiyor. 

Daha ziyade huzur hâkim. 

Hangi hareketten hoşlanmıyorsam, başkalarının da hoşlanmadığı farkettiriliyor. Yapmamaya gayret ediyorum.

Daha önceleri önüme kim çıkarsa “İslâm”ı anlatmaya, kendimi elçi atamıştım. Şimdi kimseye karışmıyorum. Hareket tarzımın, İslâm’ı anlatma hususunda yeterli olduğunu öğrendim. Bir de soru sorulursa cevaplıyorum. “emr-i bil maruf..”düsturu iyice yerine oturdu. (Biattan sonra) Efendi Babama biat edince, “eteğine yapışıp, benim yerime her şeyi yapacağını” zan ettim. Ama “kimse, kimse için bir şey yapamaz. Ancak yol gösterilir. Ateşin altına odununu herkes kendi atacaktır” demesi ve çeşitli vesilelerle tekrarlaması ilk başta beni korkutmuştu. Şimdi ise âcizane anladığım; yine çalışıyoruz ama Terzi Tabam bizi hiç bırakmıyor. Tasarrufu altındayız. Ve daha da önemlisi üzüldüğümüzde, annemle birlikte dertlerimize ortak olduğunu görüyoruz. “himmet- gayret” anlayışı sürüyor ama….feyiz Efendi Babamdan…

Biraz mürekkeb yalamışların en büyük perdesidir, “ben biliyorum” iddiası. Bu iddia şu an geldiğim nokta da “bildiğim tek şey, bilmediğimin farkına varmaktır.” sözüne dönüştü. 

Efendi Babamın tavsiyesi ile bazı insanlardan “gaflet ehli” diye uzaklaşmıyorum artık. Sadece fazla oyalanmamaya gayret ediyorum. Ayaklarımın üstünde durabiliyorum. Çünkü Efendi Babama bağımlı değil, gönülden bağlıyım. 

3-KENDİNİZDEKİ İDRAKİ GELİŞMELER.

İnsanlar hakkında detaya girmiyorum. Bilmek istediğim kadarını Cenâb-ı Hakk nasip etmeye başladı. Efendi Babamın “ayna”sında kendimi seyr edeli iç’in dış, zâhir’in bâtın, sûret’in mânâ, mânâ’nın sûret… olduğunu görüyorum. Tüm kavramlar yer değiştirdi. Eski yapım fark ettirilmeden tuzla buz oldu. Yeni bir inşaat faaliyeti sürüyor. Nereden anlıyorum? Her gün konulan tuğla seslerinden… Latîf bir şekilde taşlarımızı döşüyor.

Bütün bunların yanısıra “zaman” kavramını yitirdim. Anne ve babamın yanında geçen 3 gün, düşününce bâzen “yıllar” bâzen “an” gibi geliyor. Hele eve döndükten sonra, gün, gece, sabah, akşam… kelimeleri 4 kelimeye dönüştü. Zaman (günlük hayatım), vakit (namaz kıldığım), an (Salı ve Çarşamba sohbetleri) dehr; Allah’dır ki bunu hem anlıyor hem anlamıyorum. Efendi Babamı düşününce, Allah, Peygamberim geliyor, aklıma. Peygamberimi düşününce, Efendi Babamın davranışları geliyor gözümün önüne… Sadece yaşanınca anlaşılan bir hâl olduğu için. İzâhı zor bir mesele.

4-ZAMAN İÇİNDE HALİMİZDE, ÜZERİMİZDE YAŞADIĞIMIZ OLAĞANÜSTÜ HALLERİMİZ.

Daha önce “hayal” dünyasında yaşadığımızın farkına vardım. Bana göre olağanüstü hâl bu.

Bu hâl ise anlatılmıyor. Ancak yaşanıyor. İki hayat arasındaki fark ise, Terzi Babama biattan sonra “olağan’ın içindeki olağanüstü” halleri yaşıyorum. Şu an her şey çok tabii. Fakat bu tabiilikte son derece dingin, her an ayrı bir şe’n havasını hissediyorsunuz. Hayat koca bir aynaya dönüştü. Her şey senden sana geliyor. İnsân-ı Kâmil aynasında kendini, seyr ediyorsun Efendi Babam “yorum yapma, seyr et” dediği söz kulağımda küpe. En olağanüstülük ise olağanlık oldu. Meğer her şey merkezinde ve yerinde imiş. Bunu bize öğreten ve yaşatan Efendi Babamın olması, “İnsân-ı Kâmil’i bulduğumuzun işaretinden başka bir şey değildir. 

5- SON İDRAK YAŞANTILARINIZ.

Son idrâkim, biraz hüzünlü. Neden? “Efendi Babamı geç tanıyanlardan olmak” üzüntü veriyor. Son maddede yazacağım babacığımın halleri, İnsân-ı Kâmili bir nebze 

anlatmak olacağından, “Hu nefesini daha çok alabilseydim de daha çok anlatabilseydim” diyorum. Ya hiç tanımasaydım??? O halde (bu hâlime elhamdülillâh)

6-ŞU ANDA EFENDİ BABAMI HANGİ VASIFTA GÖRDÜĞÜNÜZÜ VE HAKKINDA NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ ÖZET OLARAK YAZIN.

Bu maddeyi yazarken, içimden bir ses “tam mânâsıyla anlatamayacağımı” söylüyor. Çünkü İnsân-ı Kâmil-i tanımak hele anlatmak çok zor…

Zâhir ve bâtın Efendi Babamda birleşmiş. Dıştan son derece temiz, uyumlu bir giyim, dikkat çekmeyen hâl ve tavırlar. Kâmil bir insan.

Oturup sohbete başladığı an, anlattığı her bir konunun âlemine girdiren İnsân-ı Kâmil’e dönüşüveriyor, Terzi Babam.

Bir gün 90 dk olan bir sohbeti 5 dk gibi gelmişti, sohbetten çıktığımızda. Bir keresinde ise sorduğumuz bir sorunun cevabı kısa olmasına rağmen, adeta uzun bir “seyr” ettirilmiştik. (izafiyet teorisi işliyor.) Onu çok sevdiğinizi hissediyorsunuz, sınırı aştırmayan zarafetiyle örnek oluyor. 

Defalarca aynı tür sorular gelse bile, bıkmadan anlaşılana kadar misallerle cevaplıyor.

Geldiği yerde “peygamber iklimi” yaşanıyor. Korku duymuyorsunuz. Rahatlık, sevgi, muhabbet kokusu geliyor.

Bir keresinde bir yere gitmek için fikrini almak istedim. Olgunlukla karşıladı ve bana bıraktı. Telefonu kapadığımda “gitme isteğim” kaybolmuştu. Ve hâlâ oraya gitmek nasip olmadı.

Çok sevindiğim bir mes’elemde, annemle babamı aramıştım. Efendi Babamın sesindeki sâkinlik, havaya sıçrayan tüm duygularımı sâkinleştirmişti. Aldığımız bir yer ile ilgili pürüzler çıkmıştı. Terzi Babamı 

arayınca “Allah kolaylıklar versin, inşallah sıkıntınız geçer, fazla telaş etmeyiniz. Her şey Allah’dan’dır.” Diyerek gönlümün sıkıntısını giderdi. 2 gün sonra da pürüzler giderilmişti.

Kafama takılan mes’elelerimde “râbıta” yapıyorum. Biiznillâh açıldığını müşahede etmeye başladım.

Kızmıyor, Efendi Babam. Kızılacak hadiselere şaşırmıyor. Olağan karşılıyor. Son raddeye kadar fırsat veriyor. Sohbetlerinde kesîf elbiselerimizi latîf elbiselerle değiştiriyor. Lâtifeyi, latîf bir şekilde ve gerçek olarak yapıyor. Hayale sürüklemiyor. İsabetli yorumlar yapmamıza yönlendiriyor.

Terzi Babam, karşısındakilerin sorusundan aklının seviyesini anlıyor. Cevapları, onun mertebesinden veriyor.

Efendi Babam tavsiye yollu neyi öğütlüyorsa, uyulmalı diyorum. Gerçekleşiyor. 

Soruyu cevaplarken, bizlere gidiş yolunu öğreterek yapıyor. Bu da “benzer hadiselerde aynı metodu kullanın” demek oluyor. Anahtarlar veriyor hep. Cevap anahtarları…

Yanına sıkıntılı gittiğimde, sakin ve huzurlu ayrılıyorum. Yazdıklarım, yazamadıklarımın küçük bir bölümü. İnsân-ı Kâmil olan Efendi Babamı yoluma çıkardığı ve nasip ettiği için Cenâb-ı Hakka hamd’ım sonsuz. “elhamdülillah” diyorum. 

Nü….. annemin zarifliği, ev sahipliği, bizleri kızı olarak kucaklaması, dünyada iken cennete girmenin ölçüsü olsa gerek diyorum. 

Bir türlü bitiremiyorum. 

Efendi Babamın ve annemin gönül kapısından girme, orada olma duasıyla ellerinden hürmetle öpüyorum.

Kızları N…… N…… 

**********

RE: İstişare‏ 

İ….A….. 27 Şubat 2009 Cuma 10:36:43

Ve aleyküm selâm İr….cığım ancak bakmağa fırsatım olabildi, yazıların güzel olmuş sağolasın. Hayırlı cum'alar, bizlerden kucak dolusu selâmlar.
 

Esselâmün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü, Muhterem Sultanıma arz-ı takdimimdir.

İstişare konulu iletinizi aldıktan sonra gönlüme danıştım. Rabbime sor dedi. Rabbime sordum:

İnsan (İnsân-ı Kâmil) Âlemlere /yeryüzüne irsâl olunmuş vahy-i beyan'dır.

Kûr'ân, İnsân (İnsân-ı Kâmil)'a inzal olunmuş vahy-i irfan'dır, diye gönlüme düşürdü.

Beyan: Vahy’in sözsel (mânâ) ve eylemsel olarak hayat kitabına nakşedilmesidir.

Katre Derya'yı nasıl ifade edebilirki, ancak ne var ki katre Derya'ya ait olduğunu bilir ve derya'da fenâ / fâni olursa Derya'yı anlayabilir.

VüCûD=6+3+4=13

MeVCûD=40+6+3+4=53

İnsân-ı Kâmil, Vücûd’un Mevcudu’dur.

Ve-Ce-De: Bulmak ve çıkarmak, Kemâle eriştirmek.

Kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Duha Sûresi 7 ve 8 nci Âyetler bunu en veciz şekilde idrakimize sunuyor.

Ve vecedeke dâllen feheda.

Ve vecedeke ailen feagna.

İnsânlar, İnsân-ı Kâmili bulamaz,

Ancak İnsân-ı Kâmil, Fenâ /fâni insanları bulur, çıkartır ve onları selâmet diyarına ulaştırır.

Fenâ / Fâni :80+50+1+1(hemze):132

İslâm :1+60+30+1+40 :132

Enbiya sûresi 87 nci Âyet-i Kerîme’si.

Fenâdâ fizzulümâti en lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minezzâlimiyn, Fenâdâ: Yakarma, yalvarma, niyaz Fenâ halinin iki ayrı tiplemesinin oluşumu idraklerimize sunuluyor. Mübarek ellerinizden hasretle öper, Aşk-ı niyaz ederim Sultanım.

Bende-i kenz-i ir……

Bende(niz) fâni İr…..

**********

RE: (istişare)‏

A….. e….. 27 Şubat 2009 Cuma 10:56:45 

 Hayırlı cum'a lar A…. kızım: Sağolasın yazıların güzel olmuş eline, diline, gönlüne sağlık. Ancak cevaplamağa vakit bulabildim. Bizlerden sizlere kucak dolusu selâmlar. hoşça kalın sağlıkla kalın. 

----------
 Sayın Hüsamettin kardeşim, 24.02.2009'da yazınız bize ulaştı. Soruları okuduğumda "bunlara cevap vermek ne kadar zor" diye düşündüm. Sonra çok değerli hocamızın, mürşidimizin, babamızın, evlâtlarına telkin ettiği fikir gönlüme getirildi.

Terzi Babamızın, bizi yönlendirmek istediği en büyük özellik özgürlüğümüzdü."Birine körü körüne bağlı olup, onu sorgulamadan, her dediğini doğru kabul edip, düşünme tembeli olarak araştırmasız, kendimizi akışa bırakmama-lıydı. 

Herşeyi doğru kabul etmemeyi kendi düşüncelerimizde olabileceğini ilke haline getirdi. Bizim de fikir üretebileceğimizi, onu sunabileceğimizi, her insanın çok zengin bir iç dünyası olduğunu beynimize, gönlümüze öyle bir nakşetti ki..

Mertebeleri bilirdik ama dikkate almadan yaşardık. Esmâların tertiplenişinin önemini bilmek hayatımın akışını, rengini, kokusunu, her şeyini hatta tadını değiştirdi. İnsan kardeşlerime var olan aşkımı arttırdı. Her baktığım yerde esmâlar ayrı kıvamda tertip ediliyor. Ben kendimi ona göre ayarlamaya çalışıyorum. Büyük bir simya gösterisi. Her birimizi simyacı boyasıyla boyadı sevgili can babam. İnsan kardeşlerime, doğadaki her varlığa bakıp kendimizi şekillendirmek halden hale geçmek, müthiş bir şey. Mutluluk sanatı, insanlık sanatı yazanı Allah (c.c) sanatı öğreten Peygamberim, günümüzde uygulatıcısı, öğreticisi candan aziz babam.

Uzun yıllardır mevlevi dersi çalışmaya gayret ediyorum. Halen çalışmaktayım. Bize, bulunduğumuz dergâhta aşk, ilim iki kanat olarak belletildi. Bu kanatları takıp, ötelerin ötesine geçirebilmek için Ca….. Annem çok uğraştı. Ayrılık gayrılık olmadığını, tek yolun Muhammediyyelik olduğunu gönlümüze kazıdı. "Anamız, aşktır bizim herşey Aşk Ananın Rahmân’ın Rahmîn’den doğmuştur". Hepimiz biriz. Âdem de kendi, Îsâ da, Mûsâ da..

Anacığım devriâlem yaptığında şoktaydım. Kendi kendime çocukluğumdaki gibi gönlümden sessiz seslenişlerle Allah’ımla konuşurdum. Gönlüme ne verirse yazardım. Bu cevaplayışlarla hayatıma devam ediyordum. Bir gece mânâmda Hasan Hüsamettin diye biri, bana bir bardak süt içirdi. Bu zatı tanımıyordum. Bir arkadaşıma sordum. O da yol ehliydi. Ama hangi yolda olduğunu, edep gereği sormadığım bir kardeşimdi. Gözleri parladı."Bu Hasan Hüsamettin Uşaki Hazretleri kardeşim, benim mürşidim. Rüyan da çok önemli, “seni birine götüreceğim. dedi." Götürdü. Arka arkaya birkaç mânâ daha yaşadım. Gittiğimiz hanım, öğretmen konumundaydı bu toplulukta. 

Bana "kapağı kapalı bir hazinesin, kapağı açmak buraya nasip" dedi. Ama mevlevi dersini bırakmamı istedi. Gönlüm buna "evet" demedi. El aldım. Uşşâkî zikride çalışmaya başladım.

Ne zaman ki çok değerli hocamızı, Necdet Babamızı gördüm. Bazı olaylardan sonra ondan tekrar el aldım. Değişiklik başladı. Mutmain oldum. Çünkü can babama "Babacığım ben mevlevi de çalışıyorum. Kanadımın biri o, dediğimde" sevgi eri Mevlânâ Hz. gibi güldü. "Olsun kızım, gücün varsa ikisine de çalış, ama kendini yormak yok" dedi. Herşey bitti. Ayrılık, gayrılık yok oldu. Kesret, vahdete rücu etti. 

O güne dek Ca….. Annem ayrı Uşşâkilik ayrıyken birden bir şimşek çaktı. Ortalık önce yakıcı bir aydınlıkla aydınlandı. Sonra rahmet doldu gönlüme. Şimdi, ne zaman annemi ve babamı düşünsem ikisi bir yüz olup bana gülümsüyor. Her varlığın özünün Hak olduğunu, vâcibul-vücut'tan başka vücût olmadığını idrak etmek gönlümü genişletti. İçine evreni kattı. Âlemle Âdem'i bir etti. Aldığım her nefesi bu büyük sonsuz azim vücûtla almaya vermeye dahil etti.

Babamla nefes alıp vermek, gönlünden gönlüme feyiz cereyanın olması en olağanüstü hal, Namazda hep yanımda duruyor. Onunla zihinsel konuşmalar yaptığım olur.

Ben Emekli Edebiyat Öğretmeniyim zâhirde. Hayat okulunda ilim ve aşk talebesi olmaya çalışıyorum. Osmanlıca bilgisi, okuldan verildiği kadar var. Ancak, babamı tanıdıktan sonra, nasıl oldu bilmiyorum, kendimi Arapça köklerden kelime türetirken, onları ters çevirirken ve hiç bilmediğim bir konu olan ebcedle uğraşırken buldum. Ama Allah'tan bir ikaz aldım. "Bu bilgiyi yalnızca dini çalışmalar yaparken kullanacaksın" diye. O günden sonra yaklaşık iki yüz sayfaya yakın Kûr'ân çalışması yaptırıldı. Sûreleri, çok değerli kaynaklardan araştırıp, arasına kendi gönlüme gelenleri de kattım.

 Candan Aziz Babamı hep Sevgili Nü….. Annemle düşünüyorum. İkisi bir elmanın iki yarısı gibi. Biri olmazsa öbürünün boynu bükük mahzun olacak gibi. Her ikisi de şen şakrak, sıkıntılarını belli etmemek için hep mutlu görünüyorlar. Hocamızın mizah anlayışı bana Nasrettin Hoca'yı çağrıştırıyor. Öyle naif, öyle zarif. Son derece kibar, kimsenin gönlü kırılmasın, kendisininki kırılsa da olur, anlayışıyla pek çok kardeşimize örnek oldu. Tertemiz. Bir gün Ya… kızımıza şöyle yazdı "Yazısı, işi düzenli olanın hayatı da düzenli olur. İmlâ hatalarını düzeltmeye çalış". İçinin temizliği her iki işte de yüzlerine yansıyor.

Dokunsan, Babam uçacak gibi geliyor bana. Bazen yüzünde Hz. Ali'nin celâli gibi, celâl görünüyor. Çok derin konuları anlatırken o ifadeyi buluyor gönlüm. Ve başının üzerinde nur yağıyor sanki. Gözlerine çok bakamıyorum. Etraf kararıyor.

Mütevazi "Biz de bir şey yok" bu ifade en hayran olduğum yanı. Hani bir iki şey hava atanları görürüz de bakar kalırız. Babam kendini yok etmiş özü konuşuyor.
Gurur, kibir onun yanında çok üzülüyordur. Boynu bükük kalmışlar. Eşine şefkati, merhameti olağanüstü. Hepimize örnek.
 
Necdet:50+3+4+400=457 / 457=16=7

53-BABAMIN ŞİFRESİ

53=8-MÜHEYMİN ADI -8 CENNET

457: 

4-MELİK-ŞERİAT-TARİKAT-HAKİKAT-MARİFET MERTEBELERİN SAHİBİ

5-HAZERATI HAMSE-BEŞ ALEM-KUDDÜS ADI

4+5=9-AZİZ ADI

7-MÜMİN-YEDİ KAT GÖK YEDİ KAT YER

7+5=12-HALİK ADI-ONİKİ İMAM ONİKİ MAKAM

12=3-RAHİM ADI / 1-ALLAH 2-RAHMAN 3-RAHİM

50+3+4+400=457 
53 (8-DÖRTÜN İKİ KATIDIR.)

4-4-MELİK ADI EN ÇOK HAKİM OLAN ESMA MELİK

457:4=114+1

KÛR'ÂN 114 SÛRE’DİR. SAHİBİ AHAD OLAN TEK ALLAH'TIR. BABAM DA KÛR'ÂN'I KENDİ MERTEBESİNDE 114 SÛRESİNİ OKUYUP HAYATA GEÇİRENDİR.

53:4=13+1 / 13 EFENDİMİZİN HAKİKATİDİR. BİR AHAD OLAN ALLAH' TIR.

Sevgili kardeşim öyle sorularla babamı anlat demişsin ki ne kâğıt dayanır ne kalem koca bir mürşidi anlatmaktan bu satırlar aciz. bizimki denizde damla misali. saygılarımla..

A….. Y…. ER…..(yolcu1953)

**********

Formun Üstü

RE: istişare‏

S…… A….. 27 Şubat 2009 Cuma 11:00:4

 Hayırlı cum'alar S…. zararı yok sağlık olsun sohbet arasında bir konuşma olursa kayıt cihazları da kayıtta olduğundan özel konuşmalar da kayda girince iyi olmuyor o yüzden demiştim, canın sağ olsun mühim değil. Ellerine sağlık yazılarında güzel olmuş Herkese selâmlar hoşça kal.

----------
 Selâmün aleyküm Efendi Babacığım:

En derin saygı ve hörmetle ellerinden öpüyorum. Bugün yapmış olduğum saygısızlık için özür dilerim. Sohbetinizi radyodan dinleyemiyorduk da onun için sizi rahatsız ettim. Tekrar özür diliyorum. Kusuruma bakmayın lütfen, mail yoluyla göndermiş olduğunuz mesajınıza âcizane cevap vermek istedim. 

Sevgi saygı ile ellerinizden öper, size hayırlı bir evlât olmayı Cenâb-ı Haktan dilerim.

Evladınız S….. A……

1-HAYATINIZDAKİ DEĞİŞİKLİKLER.

27 Ramazan 1429 (27 Eylül 2008) tarihinde halifeniz Ha….. Do….. kardeşimizden ders aldım ve dersimi çekmeye başladım. 

Önceleri içimde çok sıkıntılar vardı. Sıkıntılarım devam etti ama çektiğim dersten büyük zevk alıyordum. Çabuk kızan, Ön plâna çıkmayı isteyen ve seven, herkesin benim iyiliklerimden bahsetmesini isteyen, içinde bulunduğum ekonomik çıkmazımda kendime bu işin sonu ne olacak deyip devamlı içimde sıkıntıların ve fırtınaların koptuğu, şöyle olursa şunları yapmak istiyorum diye hayal kuran biriydim. Birde bunlara içimden bu derslerinmi seni bu ekonomik sıkıntılardan kurtaracak? diyen vehim ve vesveseler varken, bir gün rüyamda nefsimi gördüm. Nefsim o kadar büyük azılı bir hayvandı ki birde ona çok iyi bakmışım demek ki çokta semiz bir hayvan idi. Derken arabayı frenler gibi bu nefsimin isteklerine fren basmayı öğrenmeye başladım. Derslerdeki şuurum artıkça nefsim üzerime geliyordu ama dediklerini az yapınca o zaman da benim iyilik yapmam üzerine dem vurmaya başladı. Bu oyununu da yakın zaman da idrak ettiğimi anlayınca yavaş yavaş beni benle bırakmaya başlar gibi oldu ara sıra geliyor ama Hak’la beraber olmayı hissetmeye başladım. İnşeallah.. 

2-HAYATA BAKIŞINIZ.

Eskiden dünya benim olacakmış gibi düşünürken ve hayal ederken yine işler benim dediğim zamanda olmuyordu. Vakti geldiği zaman oluyordu. Efendimin sohbetinde dünyayı arkana alın, siz dünyanın arkasından koşmayınız, dünya sizin arkanızdan koşsun dediğini duymuştum. İşte bu idrakle ve efendimin himmet ile bakış açımı değiştirmeye çalışınca dünya benim arkamdan 

koşmalı anlayışını kavradım ve hayatıma geçirmeye çaba sarf edince çok şükür rahatlamaya başladım. Kızmamayı, ön plâna çıkmamayı, bu işin sonu ne olacak sorusunu sormamayı ve de Rabb’imin bir bildiği vardır, ben ona teslim olmalıyım deyince o zaman dünyalar benim oldu. Hayat her zaman Hakk la beraber güzel olduğunu öğrenmeye ve idrak etmeye çalışıyorum. 

3-KENDİNİZDEKİ İDRAKİ GELİŞMELER.

Eğer Hakk varsa ben varım, benim için Hakk’ı hatırlamak ve benimle her zaman beraberdir idrakini nefsimden çıkarıp ruhuma işleyebilmek için Hakk’ta yok olmam nasıl olur sorusunu devamlı kendime soruyor ve Kelime-i Tevhidi her nefesimde söylemeye çalışıyor. Özümde hazmetmeye çalışıyorum.

4-ZAMAN İÇİNDE HALİNİZDE ÜZERİNİZDE YAŞADIĞINIZ VARSA OLAĞAN ÜSTÜ HALLERİNİZİ BELİRTİNİZ. 

Bir gece arkadaşlarımızla zikir (halâka) yapıyorduk. Yaptığımız bu zikir sırasındaki arkadaşımın yerine Terzi Babam yanımda zikir halâkasında idi. İnanamadım tekrar tekrar baktığımda yanımda zikir yapıyordu. Başka bir zikir esnasında ben ölmüşüm, beni defnediyorlar ama insanlarla birlikte mezar çukuruma bakıyorum cesedin mezara konuşunu üzerinin örtülüşünü görüyorum ama hiç öldüğüm için üzgün değilim. Çektiğim dersler sırasında ara sıra kendimde müthiş bir huzur duyuyorum, ara sırada namazlarda aynı huzuru duyuyorum.

5-SON İDRAK YAŞANTINIZ.

Efendimin radyo yayını sohbetlerinden, yazdıgı kitaplarından, bizlere verdiği CDlerinden, telefonda sıkıntı ve zuhuratlarımla ilgili sorduğumuz sorularımızın cevaplarından ve yanına ziyarete gittiğimizde bizlere yaptığı o güzel sohbetlerinden öğrendiklerimi önce içimde sindirmeye sonra ben bunları hayatımda tatbik etmeliyim deyip şuuruna ererek yaşamaya çalışıyorum. 

6- ŞU ANDA EFENDİ BABAMI HANGİ VASIFTA GÖRDÜĞÜNÜZÜ VE HAKKINDA NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ ÖZET OLARAK YAZIN.

Efendi Babamı ders aldıktan sonra çok yakın zamanda ziyaretine gittik. Yolda giderken arkadaşlar bana sen gelin olmaya gidiyorsun diye şakalaştık ve bende onlara damadımı bir göreyim diye latifeleştik giderken çok heyecanlı idim. Karşılaştığım an gönlüm öyle huzurla dolmuştu ki tarifi mümkün değildir. Sonra Efendimin yüzündeki cemâl ile gülüp bana böyle üstad olur mu ne çok gülüyor bu efendi diye şakalaştı bizimle ama daha sonra söylediği bir söz beni kendine daha çok bağlanmama sebep oldu. 'Necdet burada yok gelirse bir yakalarsam şu kitapları ona yazdıracağım' demesi; demek ki bu efendi hep Hakk’la beraber yani maşuk ile âşık gibi devamlı yâriyle birlikte olmasıdır diye idrak ettim.

Efendimin sesini derslerde, CD lerde, kasetlerde ve telefon görüşmelerinde duyduğum vakit kendimde huzur buluyorum. Çok yerlerde dolaştım amma efendimin kapısı gibi bir kapı görmedim. Çünkü: bu kapıda dünya parası, alışveriş kaygısı, koltuk kavgası, ben öne çıkayım sevdası, insanlar zorla bana itaat etsin kaygısı, bende olsun başkasında olmasın derdi gibi dünya işleri yok hep ne varsa yoksa Hakk’la beraber olma ve Hakk’ın bilimini, ilimini paylaşma ve ihvanını kısa zamanda bildikleriyle doldurma ve donandırma var. 

Bu da benim Efendime gönülden bağlanıp mutmain olmama sebep oldu. Şu zâhir ömrümüzde efendimin ilminden gönül kaseme ne kadar doldurabilirsem ve yaşantıma geçirebilirsem bunlar benim hem dünyada hem de ahirette sermayelerim olacaktır. Bu kapıyı bulmam ve bulunmaya çalışmam bana Hakk’ın bir ikramı olarak kabul ediyor ve inanıyorum. Efendimin himmet ve feyzinden bol bol istifade etmek istiyorum. Efendime Hakk Teâlâ’dan sağlıklı ve hayırlı uzun ömürler verip bizleri (evlâtlarını) mânâ sofrasından devamlı doyurmasına duacıyım. 

Efendim bulunduğumuz asrın İNSÂN-I KÂMİL’lerinden biridir. İnandım ve tasdik ettim.

 S….. A……. 

**********

RE: istişare‏

İ……B……27 Şubat 2009 Cuma 23:10:14

 Hayırlı akşamlar, İ……cığım yazdıkların güzel olmuş eline, diline, sağlık eksik olmayasın Cenâb-ı Hakk emeklerini zayi etmesin. Selâmlar hayırlı akşamlar.
----------

2007 yılının hangi ayı tam bilemiyeceğim bir arkadaşım vasıtası ile Terzi Babamın sohbetinde bulunmak nasib oldu ve 2008 yılına kadar bir daha katılmak ve görüşmek nasib olmadı ama bu süre zarfında da Efendi Babam aklımdan hiç çıkmadı tâ ki 2008 Ekim ayına kadar Tekirdağ’da kendisini ziyaret etmeye gittim ve o gün orada Kütahya’dan ve İstanbul’dan gelen abilerim Kütahya’lı Ha……, Ca….., Se….. ve İstanbul’lu Uğ….. abimle tanıştım. Ve aramızda sohbet esnasında daha evvelki internet sitesinin kapandığını ve hizmet veremediğini duydum çok üzüldüm ve o gün sonunda vedalaşıp Çorlu’daki evime dönerken bu siteyi kendimin
yapabileceğini düşündüm. O ay içinde ameliyat olmamdan dolayı oluşan 15 günlük istirahat iznimi bu sitenin oluşumuna bir fırsat sayarak siteyi oluşturmaya başladım ve böylece (www.terzibaba13.com) yavaş yavaş oluşmaya başladı. Ve bu arada Efendi Babamın tadı damağımda kalan sohbetine tekrar katılmak istedim ama nasib olmadı ve araştırmalar sonucu Allah (C.C) izniyle sohbeti bütün dünyaya dinletebilmek için radyomuzu kurduk ve bu sebeplede Terzi Babamın sesi bütün dinleyenlerin kulaklarına gönüllerine ulaşmış oldu...

Birgün Efendi Babamdan aldığım mail ile forumu-muzda 

Terzi Baba’ya tasavvufî sorular adında bir bölüm kurduk ve buradaki soruları Efendi Babam cevaplayacaktı bende foruma Efendi Babamı TERZİBABA kullanıcı adıyla kaydetmek istedim ve Efendi Babam 53. üye olarak siteye kayıt olmuş oldu...

(53 Efendi Babama mânâda verilen Kâ’be kapısı) bir günde evimizi taşımaya karar verdik ve eşim benden istihareye yatmamı istedi bende yatsı namazını biraz geçe bıraktığım için kendisine Allah (C.C) den hayırlıysa bana rüyamda göster diye dua etmesini istedim. Sabah namazında eşimde benimle beraber uyandı ve gördüğü rüyasını anlattı ve içinin rahat olmadığını söyledi bende namazı kılıp tekrar yattıktan sonra kendi içimden bu rüyayı Terzi Babama anlatayım diye düşündüm ve uykuya dalmışım ve rüyamda Efendi Babamın evine eşimle ziyerete gitmiş ve rüyayı anlatırken gördüm...

Efendi Babamı Tanıdıktan Sonra Hayatımdaki değişimler. 

Ben yaklaşık 17 yaşından beri sürekli içki bağımlısıydım ama sürekli içinde Allah korkusu olan biriydim ve bu içki serüveni Efendi Babamın sohbetine gidene kadar devam etti ondan sonrada azalarak yok oldu ve hayatımda ilk defa namaza başladım ve bütün kötü huylarım bu kapıyı çaldıktan sonra yok olup gitti...

Biraz dağınık yazdım ama kusuruma bakmayın herkeze selâmlar.... İ….. B…... 

**********

A…..B……27 Şubat 2009 Cuma 00:21:39 

Bu yolla tanışmadan önce ileri derecede panik atak, vesvese ve insanlara karşı güven duygusunu kaybetme, neden yaşadığını anlayamama noktasındayken, kendimi “Allah’ım bana yardım et, ne yapacağımı, nasıl davranaca-ğımı bilemiyorum, bana da ilminden ver, ver ki; 

çocuklarımı da bu ilimle yetiştireyim, Nasıl kul olmamı istiyorsan öyle olayım. Ben bir hiçim, hiçbir şey bilmiyorum…” diyerek dua ederken buldum. 

Bir el uzatıldı (Elhamdülillah) yukarıda bahsettiğim problemler çoğunlukla ortadan kalktı. Artık niçin yaşadığımı biliyorum ve yılların üzerime yüklediği sıkıntı ve yorgunluğun yavaş, yavaş kaybolduğunu hissediyorum.

Henüz işin başında olduğum halde, bu yolun bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Nefis terbiyesi, olaylar karşısında öfke kontrolü, sabır hoşgörü vb. En önemlisi de Allah’ın rızasına uygun hareket edebilme özelliğini geliştirdi. Eskiden, bildiğim bir çok şeyi uygulamak konusunda epeyce aksaklık yaşardım, farkına varamazdım. Şimdi ise böyle bir durumda anında kalbim ve bedenimin tepki verdiğini görüyorum. Bu bana sıkıntı verse de çok hoşuma gidiyor. İdrakimin geliştiğini düşünüyorum.

Bu zamana kadar seyr-i sülûkta edindiğim bilgiler hep merak ettiğim konulardı. Bilgilerimi arttırmak için çalışıyorum. Artık bir hedefim var. İnşallah kendimi tanımayı Cenâb-ı Hak nasip eder.

Nü…. annem ve Efendi Babamı tanıdıktan sonra ise çok hızlı bir değişim yaşadım. Efendi Babamı, kaybettiğim kimliğimi tekrar kazanmama yardımcı olacak ve hakikatimi bulmamda yol gösterecek Allah’ın bu dünyada bana uzanan eli olarak değerlendiriyorum.

Kızınız A…..B…..

Selâm ve hürmetlerimle ellerinizden öpüyorum. 

**********

Re: istişare‏ 

S…… A…… 26 Şubat 2009 Perşembe 23:37:00

Saygıdeğer Babacığım Kendimle ilgili yazdıklarımı yolluyorum. Saygılarımla.

Saygıdeğer Babacığım. Eşim söyledi, yaşadıklarımızla ilgili birer değerlendirme yazısı istemişsiniz. Dilimin döndüğü kadar aşağıya yazdım. Size ve Nü…. anneme saygılarımı sunuyor ellerinizden öpüyorum. 

Bu yolda yürümeye başladığım günden itibaren kendimle ilgili olarak dikkatimi çeken hususlar ile sonradan oluştuğunu düşündüğüm bazı değişiklikleri şöyle sıralayabilirim.

- Her şeyden önce rüyalarımın bu kadar farklı bir şekilde cereyan edeceğini düşünemezdim. Daha önceki rüyalarım genelde gündüzle ilişkili iken hiç tahmin etmediğim, hani tabir yerinde ise kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek konularda rüyalar görmeye başladım. Zat-ı alinizin olumlu olarak yorumladığı ve “iyiye gidiş var” sözleri de bizlere moral oldu. Ancak son zamanlarda rüyaya ve yorumlanmasına karşı duyduğum iştiyak azaldı. Artık bir şeyler öğrenmeye duyulan istek, rüyanın peşinde koşmanın önüne geçti diyebilirim.

- Olaylara bakarken daha önce de kullandığımız “Vardır bu işte de bir hayr” cümlesi daha anlamlı ve idrak içinde söylenilir oldu. Örneğin maddi bir beklentimin olumsuz sonuçlanmasının ardından daha önce bu sözü dilde söylesem bile kalbi bir sıkıntı oluşmaktaydı. Şimdi bu kalbi sıkıntı/üzülme diyebilirim ki oldukça azaldı. Yani aynı cümle, sözden öze bir mesafe katetmiş oldu. Olumsuzluklara bakışımda daha yumuşak ve sâkin bir hal içindeyim diyebilirim.

- Şu anda 4. dersteyim. Özellikle bu derste ve de 5. derste sınamaların/imtihanların artarak devam edeceği bilgisi bir yandan sabrı, diğer yandan da, var olan endişeyi artırıyor. Örneğin bâzen insanın düşündüklerinin dahi gerçekleşebilecek olması insanı ürkütüyor. Bu konuda zaman, zaman düşüncelerdeki bazı olumsuzlukların meydana gelmemesi insana “İyi ki böyle bir mertebede değilim” dedirtiyor. Bunun yanlış olduğunu biliyorum. O mertebede olan insanın düşünceleri de o mertebeye yakışır olur herhalde. Ama sorulduğu için yazıyorum.

- Bu yola girdikten yaklaşık bir yıl kadar sonra çok şaşırdığım birkaç küçük olay yaşadım. Bugüne kadar kimseyle paylaşmadım. Çünkü kaynağından emin olamadım. Bunlardan bir tanesi şöyle cereyan etmişti; Uzun zamandır bir yere koyupta bulamadığım bir eşyamın nerede olduğu adeta nokta tayini ile bildirildi. Gidip doğrudan oraya baktım ve buldum.

S……A…….

********** 

(4 Mayıs 2006) Önünde bedenî varlığımın rahatsızlığını duyarak, bir nokta kadar, hatta daha küçük olmayı arzulayan, Allah’ın bana büyük bir lütfu olan, eteğinden tuttuğum, sevgisi her geçen gün daha da büyüyen EFENDİ BABAMA. 

SULTANIM. 

Ba……ma’dan çıktık yola, Bir heyecan, bir heyecan, Çok seviniyorduk arkadaşlarla, Gidiyorduk Efendi Babamıza, Akşam üzeri vardık Tekirdağ’a, Çaldık zili heyecanla, Açtı kapıyı Pirimiz, Girdik içeri hepimiz. 

Misafirler geldi teker teker, Hal hatır soruldu önce, Oturdu necatımız kürsüsüne, Hakk başladı söze,

Anlattı bize Âdemi,

Bu âleme neden gelişimizi, Hakk’la Hakk olmak murâdım, Himmet et ey Sûltanım. 

B……….dan N….. K….. 

**********

RE: istişare‏

A……A….. 27 Şubat 2009 Cuma 23:52:37

 Selâmün aleyküm Ar…… hanım kardeşim Sağolasınız yazınız güzel olmuş ellerinize dilinize sağlık. bizlerden sizlere kucak dolusu selâmlar. Hayırlı geceler.

----------

Bismillâhirrahmânirrahîm Esselâmü aleyküm Efendi Baba ve Nü…. anneme hürmet ve saygılarımı sunarım istediğiniz yazıyı yazmaya calışacağım inşallah. 

Benim Efendi Babamı tanımam hacı annemin bana salât kitabını vermesiyle başlamıştı kitabtaki derûnî bilgiler sırlar beni cok etkilemiş hayran bırakmıştı daha sonra hacı annemin vefatından sonra İzmir’e Fe… kardeşimin evine geldiklerinde tanımış olduğuma çok memnunum bizleri ihya ettiler bizlere irfaniyet yolunu açtılar Allah’a hamdolsun. Hayata bakış açımız değişti daha önceleri âlemin zâhirini görürken şimdi bâtın yönüyle de görmeye çalışıyoruz. Her şey’iyyette her hâdisenin 

hakikatini hikmetlerini görmeye kişilere daha olumlu yaklaşmaya daha hoş görülü olmaya calışıyoruz. 

İrfan ehli olan Efendi Babam sayesinde irfânî yönümüz daha değişik hale döndü, evelce müşahede denince gözümün önünde bir sahne oluşacağını zan ederken şimdi müşahedenin idrâkî oluşum olduğunu Cenâb-ı Hakk’ın ef’âl, esmâ, sıfat, zat, marifet yönüyle bilineceğini her varlıkta Cenâb-ı Hakk’ın venefahtü’sünün olduğunu bu bilgileri bizlere verdiği sohbetler ve de yazmış olduğu kitaplar sayesinde öğremeye çalışıyoruz, uygulamayı hayata geçirmeyi nasib eder inşeallah. 

 Allah (c.c.) Efendi Babamdan Nü….. annemden çok çok razı olsun ne kadar teşekkür etsek az kalır Allah’tan sağlık sıhhat esenlikler dilerim.

**********

RE: istişare

A…… D……

Sağolasın Al… kardeşim yazın güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık. her kese selâmlar. Hayırlı akşamlar. 

Efendim Hürmetle ellerinizden öperim. kitap için istemiş olduğunuz yazımı gönderiyorum. Saygılarımla Al… Do…. 

24 Şubat 2009 hayatımdaki degişiklikler: önceden abdest alıp namaz kılarken 14 Eylül 2004 yılında TERZİ BABAM’ın halifesi olan Ha…. efendi amcaoğlu ağabeyimin vesilesiyle Terzi Babamla Tanıştım ve istihare yaparaktan beni kabul ettiler. Seyri sülûk yoluna başladım. Terzi Babamın kitaplarını okudum ve kendimi tanımağa başladım. Namazın nasıl kılındığını öğrendim. İnsanın boş yere yaratılmadığını ögrenip kıyamda Elif, rükûda Dal, secde de Mim olup bunların yan yana gelişinde insan vücûdunun ÂDEM yazdığını ve tahiyyatta Muhammed yazdığını öğrendim. Yedi nefs mertebesini bitirmeyenin aşağıların aşağısında olup kar tanesi gibi beyaz ve tertemiz olmadığını 

Âdem (a.s) gibi tövbe etmeyenin ve Yûsuf (a.s.) tövbe etmeyenin tövbesi kabul olunur belki ama onların mertebesine eremeyeceklerini, insanların son Peygamberin ümmetiyiz deyip de kendilerini kandırıp bize şefaatçi olur deyip de vaktimizi boşa geçirmemeyi, İbrâhîm (a.s) gibi içimizdeki putları kırmayı, Mûsâ (a.s) gibi Firavunu kızıl denizde gark etmeyi yani kötü düşüncelerimi kînimizi İsâ (a.s) gibi gök’e çekilip hem mi’racını yapıp sonrada Muhammedî olup Allah’ın gerçek halifesi olmayı öğrendim İnşallah. Allah’ın gerçek halifesi oluruz.

1-Hayata Bakışım: Körü körüne yaşamayıp, şartlanmışlıklardan vazgeçip, araştırmacı olup hayalden kurtulup gerçekleri görmeyi ve akl-ı maaştan akl-ı külle geçip onunla düşünüp ve de Allah-ı Teâlâ’nın ötelerde değil de “yere göğe sığmam mü’min kulumun gönlüne sığarım” dediği gibi hep bizimle beraber olduğunu idrak edip, şuurlu bir şekilde yaşayıp ve herkeste bir Hakk mevcut olduğunu düşünüp, “yaratılanı hoş gördüm, yaratandan ötürü” dediği gibi insanlara hoşgörü ile muamele edip insanlara ayna olmaya çalışmaya, boş şeylerle vakit geçirmeyip ya hayır konuşmaya ya susmaya çalışıyorum. 

Neftsen değil vahiy ile konuşanların sohbetlerini dinlemeyi, onlardan ilim öğrenip yerine getirmeyi, nefsine hoş gelen şeylerden uzak durup sürekli Rabb’inle olmayı ve O’nu sürekli anmayı, cennet sevdalısı değil de Hakk ehli olmayı arzulamayı, desinler değil de Allah’ın rızasını kazanıp Allah’a dua edip Allah’ın bir ihsanı gelsin de zat mertebesine erenlerden olmayı, bir insân-ı kâmile tabi olup onun ilminden feyzinden ve onun izinden gidip Allah’ın halîfesi olmayı Allah bizlere de nasip etsin. 

Bazı insanlar şeyh kimdir, halîfe nedir bunları seçeme-diklerinden hem bu dünyalarını hem de öbür âlemlerini bitiriyorlar. Araştırmadıklarından dolayı körü körüne yaşıyorlar; bu dünyada âmâ olan öbür dünyada da âmâ olacaktır deniliyor. Gözlerindeki katarağı aldıranlar hem bu dünyâda hem öbür âlemde göreceklerdir. O da bir insân-ı kâmile tabi olmakla olur, yoksa göremezler. 

2-Kendimdeki İdrakli Gelişmeler: Terzi Babamın şiirinde;

 Ölmeden evvel ölmeye çalış Sende olanı görmeye çalış Hiç iyi olmaz gaflette kalkış Ölenler yanında edep Yâ Huuu Dediği gibi seyr-i sülûk yoluna girmeden önce yaşıyorum zan ederdim. Oysaki aşağıdakilerin aşağısındaymışım da haberim yokmuş. Seyr-i Sülûk yoluna girince ölmeden evvel ölmeyi biz ne var ne yok görmeyi, gafletle yaşamayıp uyanık olmayı, ölenlerin yanında yani ölülerin değil de mânen ölenlerin sohbetlerini de dinleyip, daha uyanık ve idrakli olmaya Terzi Baba’mın halifesi olan Ha….. Efendi yani ağabeyimle sık sık görüşüp onunla sohbetlerini dinleyip hayata bakışımızı insanlara Hakk gözünle bakmayı idrak etmeye çalışıyorum.

3-Özel Hallerim: 

Ben ölü idim Bana bir nefhâ üflendi Bana kendimi tanıttılar; Sen âdemsin dediler Zât mertebesine ulaşmak için ise Bir İnsan-ı Kamile tabi oldum elhamdüllüllah

4-Son İdrak Yaşantım: Kabirde kalacak olanın nefs olacağını, rûhun ise oradan çıkıp gideceğini Terzi Babamın sohbetinde dinleyip nefsimizin eğitilerek nefs olarak değil de NEFİS olursa; ”ilim mü’minin yitiğidir, nerede olursa alır” sözünü de idrak edip, fakat insanların nefsinden mi yoksa Hak’tan gelen bilgilerle mi konuştuklarını; bir susan Kûr’ân vardır, bir de konuşan Kûr’ân vardır. Konuşan Kûr’ân-ı bulup da onlardan ilim öğrenip hayatımıza geçirmeyi Terzi Babamın sevgisini ve muhabbetini gönlümüzden çıkarma-yıp ve Onun 

halifeleriyle de sürekli beraber olup onların da ilimlerini sohbetlerini dinleyip ölülerin değil de, insanlarla beraber olmayı ve insanların yanlarında olmayı idrak ettim.

5-Terzi Babamı hangi vasıfta görüyorum: “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin”e mazhar olmuş “venafahtü fihi min ruhi”yi insanlara üfleyip, ölü insanların uyanmasına vesile olandır. Dört mertebeyi yaşayan ve yaşatan konuşan Kûr’ân dır Kelime-i Tevhîd’in tamamını söyleyen odur. Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Ali için: “Ali ilmin kapısıdır, bende şehriyim” demiştir. Şu zamanın İlim şehirlerinden biri de TERZİ BABAM dır.

A….. D….. 27.02.2009 

********** 

RE: istişare‏ 

A……Ö…… 27 Şubat 2009 Cuma 23:58:04

Selâmün aleyküm A…… kızım yazıların güzel olmuş, ellerine gönlüne sağlık, bizlerden sizlere kucak dolusu selâmlar. Cenâb-ı Hakk eşine âcil şifalar versin inşeallah. Hayırlı akşamlar. 

----------

Selâmün aleyküm

DEGERLİ NÜ….. ANNEM ve SULTAN BABAM

Sizler hayatıma güneş gibi doğdunuz. Sizlerden öncesini artık düşünmek istemiyorum. Sizlere, sizlerin tastik ettiği güzel bir evlât olmak, sizlerin kadrini bilebilmektir niyetim. Allah nâsip etsin hepimize. Çünkü kendi kadrimizi kıymetimizi bilebilmemiz için Kur’ân’ı sürekli açıklıyorsunuz. Sizlerin hakları ödenmez. Allah annem ve babamdan sonsuz kere razı olsun sıhhat afiyet içinde uzun ömürler versin.

Hayatım aydınlandığı için ve her türlü yönümü de görebilme şansım oldu, Hayatımdaki problemlere çözümler sunuluyor. 

Problemlerin sebepleri ve kurtulma çâreleri sunuluyor. Korkulacak şeyin yok olupta var zannettiğimiz varlığımız olduğu idrak ettiriliyor.

Hayata bakışım; zihnimde yargılamalar kalktı. İyi, kötü kavramım yok, düşüncelerimde değişiklik oldu. Kimseyi kınama ve eleştiri yapamıyorum. Zamanımızın en değerli olduğunu ve zamanın çeşitli mertebelerini zamanın uzamasını ve kısalabilmesini, zaman, an, şimdi, asr, dehr bunları daha önceden anlamıyordum. Aklım fikrim değişti. Duygularımın kimyasını anladım. Artık tekerleğin dingili gibi oradan oraya savrulmuyorum daha merkezindeyim. Okuduğum kitapları ve mertebelerini anlamaya başladım. Âdem’in beden mülküne inmesi, kendini tanımak, Hakikat-i Muhammediyye yi önceden anlayamıyordum düşüncelerimde çok değişiklik oldu. Tefekkür yeteneğim arttı Şimdi kendi varlığımın ve her şeyin varlıklarının kendilerine has varlıklar olmadığını bütün varlığın Hakk’ın varlığı olduğunu, kendini bulduktan sonra kendini tanımanın sonu olmadığı ilmen öğretildi.

Terzi Babamızın söylediği gibi gerçek kerâmet Hakk’ı idrak etmektir. Gerçek varlığımızı idrak etmek hepimize nasip olur inşeallah. Terzi Baba benim gözümde İnsân-ı Kâmil’dir. Nü…. anne ve Efendi Baba sürekli gözümde, özümde büyüyor, asaletlerine yetişmek mümkün değil, hele sohbetler her dâim Allah bana ve diğer kardeşlerime nasip etsin bütün sohbetlerinde bulunalım inşallah. Saygım ve sevgim annemle babama sürekli artıyor. Kûr’ânı Kerîm gibi her gün yepyeni ve taptazeler. Onları her gün yeniden tanıyorum. Onlar yaşayan ve konuşan Kûr’ân-ı Kerîm. Terzi Babamın sohbetlerinde duyduğum huzuru hiçbir yerde duymadım. Bir yandan ayaklarımızı yere sağlam bastırıyor. Hayali ve vehmi, gönlümüzden kovmak için sürekli yardımcı oluyor. İnşallah hayal ve vehmin her türlüsünden kurtuluruz. Terzi babacığım sizlere karşı bilmeyerek yaptığım bütün hataları affedin lütfen. Allah’a Terzi Babamı buldurduğu için sonsuz şükürler olsun.Teşekkürler. 

**********

 Formun Üstü

RE: KİŞİNİN KENDİNİ NEKADAR TANIDIĞI‏

H….. A…… 02 Mart 2009 Pazartesi 10:29:59

 Hayırlı günler N….. kızım yazıların güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık. Herkese selâmlar inşeallah herkes iyidir. Hoşça kal.

---------- 

Değerli Babacığım nasılsınız, iyimisiniz. Nü…. Annem nasıl iyi mi? Selâmlar ve sevgiler. Değerli Babacığım affına sığınarak halimi arz edeyim.

1- Hayatımızdaki değişiklikler. Bu yola girmeden önce çok kızan, kırılan küsen, yeri geldiğinde dilini tutamayan kavga ortamını yaşayan, hak arayan biriydim. Şimdi ise elimden geldiğince münakaşa etmekten sakınan, darılmamaya gayret eden, insanların gönlünü yapmaya özen gösteren, içinde olanları özümsemeye çalışan biri oldum. Öfkemi içimde tutmaya çalışıyorum.

2-Hayata bakışım oldukça değişti. Elimden gidene eskisi kadar üzülmüyorum. Gelene çok şükrediyorum. Hatamı anladığımda hemen tevbe ederim. İnsanlardan beklentim kesildi. Allah dilerse olur. Öğrenme isteğim artı, öğrendiğim hakikatlerden çok büyük haz alıyorum.

3-Kendimde idrak olarak, bir hayli gelişme var daha önceleri dua, ibadet, zikirler, bu tür çalışmalar yeter gibiydi. Şimdi ise düşüncelerimin daha derin olması için çalışıyorum. Efendi Babamın anlattıklarını düşünüyorum. yeni bilgiler beni çok etkiliyor.

4-Namaz kılarken kendimi Kâ’be’de gibi hissediyordum. namazdan çok feyiz alıyordum. Kûr’ân okurken güzel kokular alıyordum. Aynı koku Efendi babamdanda geliyor.

5-İdrak yaşantımda her şeyi Hak görmeyi istiyorum. Hak olduğunu düşünüyorum. Hiç bir şey ayrı da değil, 

gayrı da değil, her şey o her şey O’ndan düşüncesindeyim.

6- Efendi Babam silüet gibi var. Rûh gibi, canımıza can katıyor. Sâkin ve huzur veriyor. Onda her şeye bakan gözün, Hakk’ın gözü olduğunu düşünüyorum. O kadar ince düşünceli ki bizi her halimizle ilmen kucaklıyor. Allah ondan razı olsun Babamı çok seviyorum. Ellerinden öperim. Nu… A….. 

**********

RE: İSTİŞARE‏ 

E…..A…..02 Mart 2009 Pazartesi 10:33:24

 Ve aleyküm selâm En….ciğim sağolasın yazıların güzel olmuş. Eline, diline, gönlüne sağlık. Hayırlı günler herkese selâmlar. Hoşça kal. 

 SELÂMÜNALEYKÜM 

 Terzi Baba'mı tanıdığım an bende değişmeler oldu. bunu daha o an fark ettim ve hissettim. İş yerinde ziyaretine gittiğim gün bize kapısını çaldığımızda hem binanın giriş kapısını hem de bizim gönlüne ve kendisinin bizim gönlümüze giriş kapılarınıa açtı. Ve gördüğümde; bir aşinalık, bir yakınlık, bir dostluk, bir muhabbet oluştu. Bu muhabbet her an artıp devam ediyor.

7 Temmuz 2006 günü elini öptüm ve inşallah himmetini aldım. Onu tanıdıkça kendimi tanıdım. Öncelikle tefekkür etmeyi ve neyin tefekkür edilmesi gerektiğini öğrendim. Hayâtın mânâsını âlemin hakikatini. Kendi hakikatimi hep Terzi Baba'mın sayesinde öğrendim. Gönlüme öyle bir sevgi düştü ki, doğrusu sevgimi hayretimi ve gayretimi her an arttırmakta. Biliyorum ki; Terzi Baba'mı ne kadar anlatsam ancak tanıdığımdan bugüne idrakim kadar anlatabilirim. ancak şöyle diyebilirim ki; Terzi Babam, yolumu aydınlatan bir nur bir ışık elimden tutan bir dost-bir veli susuzluktan yanan gönlüme akan bir ırmak aradıklarımı bulduğum hazinem kendimi seyreylediğim saf aynam ve kendimde bulduğum mürşidim. 

Açtım sanırdım sana gönül kapımı,
Meğer gönül de senin kapı da seninmiş,
Bir yudum su bir kaç damla yağmur beklerdim, 
Gördüm ki tüm bu deryalar senden geçermiş.
 
Ey gönül, kimsesiz, çaresiz, susuz değilsin, 
Bil ki her yangına su, her derdine çare bulursun,
Bir kaç damla su, bir küçük ırmak, gölde ne imiş,
Terzi Baba'mla bir oldunmu, sen de bir derya olursun.
 
Selâm ve hürmetlerimle
E….. A….. 

********** 

RE: istişare‏ 

K…..P….. 02 Mart 2009 Pazartesi 23:04:16

Ve aleyküm selâm Ke….. kızın sağolasın yazın güzel olmuş eline, diline, gönlüne sağlık. Herkese selâmlar, Nü…. anneninde selâmları vardır. Hayırlı geceler. 

Sevgili babacığım bu notu yazmakta geciktim özür dilerim, ama sizi nasıl anlatacağımı bilemedim. Allah izin verirse birkaç kelime yazmak isterim. Sizi tanımadan önce ayağımda uzun eteklerle, insanlardan kaçarak derviş olmaya çalışıyordum. Oysa annemi ve babamı tanıdıktan sonra kılık kıyafetim tepki almayacak şekle geldi, insanlardan kaçmamayı öğrendim. Anladımki ben daha ilmihal bilgisi dahi olmayan, dervişliğin anlamını bilmeden bir yola çıkan cahil biriyim. Hayatımdaki değişikler dışardan dahi farkedilir duruma geldi. Çocuklarıma ve eşime daha farklı davranmaya başladım, onların da hakkı olduğunu farkettim. Evimin huzuru arttı, bereketi arttı sizlerle tanışıp gönül birliğinde olduktan sonra. Hayat görüşüm eskisinin 180 derece tersine döndü, artık başkalarını değiştirmeye çalışmıyorum aksine kendimi değiştirmeye çalışıyorum, biliyorum ki, ben değişirsem herşey değişir. İdraki gelişmem ne derece, babam daha iyi bilir ama daha çooook 

çalışmam gerekir, idrak o kadar kolay açılmıyor. Babam benim gerçek yol gösterenim, bilmediğimi öğretenim, hatalarımı hoş gören, affeden, EFENDİM, SULTANIM ve CANIM BABACIĞIM benim. İnşeallah bir gün böyle bir babaya yaraşır evlât olmayı Allah nasip etsin. Cümlelerim çok düz ama içimdeki fırtınalar çok derin. Ben kimim ki! Efendi Babamı anlatabileyim sâdece kendimdeki birkaç değişikliği ifade etmeye çalıştım. Allah razı olsun. Ke….Er…..

**********

RE: mirac yolu hatıraları 

S…. K…. 02 Mart 2009 Pazartesi 23:15:54

‏Ve aleyküm selâm Se… hanım kardeşim. yazınız güzel olmuş elininize, dilinize, gönlünüze sağlık. Bizlerden herkese selâmlar, Hayırlı akşamlar.

# Mİ’RAC YOLUNUN HATIRALARI.

Dolaşıyorken bu âlemde sarhoş gibi perişan.

Seslendi sebeplerle, uyan artık sende ey can.

Bir bakındım çevreme herkez mest olmuş durur.

Zikrullahın sedası kalplere hüzün vurur.

Şimdiye kadar habersiz nerelerde dolaştım.

Huzur bulayım derken doğru yoldan da şaştım.

Duyduğum Kur’an ile silkinerek uyandım.

Bilmediğim ne ise öğrenmeye başladım.

Bir müddet devam ettim bu güzel topluluğa.

Ama bir zaman sonra beni götürmedi mutluluğa.

Yıllar sonra anladım ki burası bir hazırlıkmış.

Bu mertebede kalana heyhat! Ne yazıkmış.

Oradan ayrılmak bana bir kurtuluş oldu.

Gönlüm çok hoş, bir garip duygularla doldu. 

Bir başka sarhoşlukla, kayboldum bu âlemde.

Ne ev, ne çoluk çocuk, silindi hafızadan bu demde.

Senelerce ayni şevkle koşturduk sokaklarda.

Hiç farkına varmadık, kaldığımız zorluklarda.

Zandettikki!! en güzeli bizim topluluğumuz.

Başka yerde olursak, kalmaz hiç mutluluğumuz.

Öylesine bağlandık ki, sanki derya deniz.

Habuki yıllarca câhil kaldık, hiçbir şeyden yok haberimiz.

Bu nasıl bir haldir, gözü bağlanmış gibi.

Öyle bir kuyudayız ki, görünmüyor dibi.

Her halû kârda yalnız (O) na dayandık.

Burası da tarikat mertebesiymiş sonraları anladık.

Bir zaman sonra yetmez oldu burası.

Gönül durmaz aranır, acaba hakikat neresi.

Kûr’ân’a verdik özümüzü, başka güzeli yok.

Ona ulaşmak için, baktıkki pazarı yok.

Herkez kendine mâl etmiş, diyorlar yolu budur.

Almak istersen eğer, acele etme dur.

Nasıl bir çalışma içine girdik ki? Şaşarsın.

Böyle çalışırsak eğer, nice dağları aşarsın.

Meğer böyle değilmiş, açılmadı kapılar.

Anladıkki bu kapıyada, uymadı bizim anahtar.

Şaşırdık kaldık bir zaman, bu yolun hali buymuş.

Herkez nefsine hoş gelen şeye uymuş.

Yâ Rab, yokmu gerçek bir pazar? Alacağım çok şey var.

Bulamazsam eğer, dünya ahiret bana dâr. 

Samimi ihlaslı olursan eğer, cevap vermez mi sana yâr.

Karşıma çıkardı sonunda, ilmin hepsini kendinde cem’ etmiş.

Sonradan öğrendim adını, onun adı NECDET imiş.

Herkeze olduğu gibi bana da oldu necat. 

Dedimki kendime,şimdiye kadar ne öğrendin ise gönlünden at.

Böyle boşaltmadan öğrenilmiyor gerçek ilim.

Sohbetini duyunca, gerçeği öğrenince, tutuldu kaldı dilim.

Nerelerde geçirdik, 23 sene dile kolay.

Nereden ayrıldıksa orada meydana geldi olay.

Kulağımı tıkadım, gönül kapısını kapattım, böylece oldu kolay.

Hedefim Hakk’a ise eğer, buldumsa kaybettiğimi. 

Bu meydan Hakk meydanı, göster sende yiğitliğini.

Manâ talibi isen kolay değil bu yollar.

Bu yola feda etmiş kendini nice canlar.

Onlardan biri de sen olmak istemez misin? 

Dünyamızı ukbâya,ukbâmızı mevlâya, satmak istemez misin? 

Neyi satayımki O’na her şey onun,bir şeyim yok demek istemez misin İşte onun sohbetleri bizlerdeki her şeyi attı.

Atılanların yerine, zâti seyranı kattı.

Dediki: acele etmeyin kapanıyor bir devir.

Zât ilmi kolay değil, ağızda var sanki bir demir.

İlim yitik malımız, ona her an tâlibiz. 

İsterizki her birimizin tamam olsun seyrimiz.

Anladıkki yıllardır aradığımız buymuş.

Öyle bir sofraya oturduk ki, bütün zerrelerimiz doymuş.

Kimsenin sofrasında kalmadı hiç gözümüz.

İlâhi ilminde huzur bulduk, manâyı anladı özümüz.

Bunu idrak edince, artık her şey çözüldü.

Bulunduğumuz sohbetler ilâhi ilmin özüydü.

Bazen pek fazla uçarak, sırlara kanat açtık.

Yakıyn hâli ile muğlakı ne kolay aştık.

İşte onun sohbetleriyle,elyakıynü hüvel Hakk,sırrına eren kişi.

Ne geçmişten bir keder ne gelecekten elem kalmaz gönülde teşvişi Bilirki bu âlemde hüvviyet-i Hakk durur.

Attığı her adımda onunla beraber yürür.

Adı Abdullah olmuş, manâ taşır Resûlüllah’dan.

Her anda tecelli-i Kûr’ân okutur Kelâmullah’dan.

Şerh eyletir her kelimeyi zuhur ettikçe ilmullah’dan.

Ne hoştur bu ahvalin, sırrından haber almak.

Birazcık cûşa gelip, hazineyi açtımsa. 

Kastım cevap vermektir, soru sorulduysa.

Yoktur bizim malımız, hepsi Hakk’tan hediye.

Üstadlar biçti, dikti, giydirdi, münasip gördüler fakire.

Oysa benim kastım, kaftan değil, hep ileriye.

İlm-i ledün katına, oradan da zatına.

Ne zâhire kaldı rağbet, ne meraklıyım bâtına. 

Rahmet kapısı açıldı, gönül sanki zümrütü anka.

Nüzül eder her satır, yazılanlar kalır hatıra.

Ey Hakk’ı talep eden iyi dinle bu sözü.

Hakk’ın nispetidir Efendi Babam, üstadım ayırma nazarından.

Hiç boşa oyalanma fayda yok dünya pazarından.

İhtiyaç mikdarı gözet, her şeyde yük olmadan.

Ancak onun her sözü bi’t-tecrübedir bunu böyle bil.

Onun sözünden başka her şeyi gönlünden sil.

Kûr’ân sedası gibi, nağmelensin aklında hep.

Sırlara kapı açılır, istersen bir tecrübe et.

Bunları yaşasan bile, üstüne alınma sakın.

Vahdet pazarı burası, satılır aynel yakıyn.

Sermayemiz kıymetli harcarken dikkatli ol.

Mektebimiz, Terzi Babamız, çok yüce, ona lâyık talebe ol.

Çok değerli Efendi Babam ve sevgili kardeşimiz Hüsamettin Çelebi. İsteğiniz üzere yazmaya çalıştım, biraz fazla uzun oldu ama, irade dışında tecelli etti. Sizler uygun olanı kullanırsınız. Bittikten sonra kaç satır olmuş diye merak ettim, satırları sayınca 101 olduğunu gördüm. Bu bana bir sohbet arasında İzmir’de iken isimlerimizin ebced sayısını çıkardınız, benimkini de yazdınız. 101 sayısını bularak açıkladınız. Bu yazılanlar da başlık yazısıyla beraber isim sayısına ulaştı ne isim yazmaya, ne de imza atmaya hacet kalmadı. Hürmetle mübarek ellerinizden öper sıhhat ve afiyetle hayırlı yolculuklar dilerim.

 Çelebi kardeşimize de her türlü çalışmalarında başarılar, kolaylıklar dilerim selâmlar. S…. K…... 

**********

RE: istişare

Y…… K…. 04 Mart 2009 Çarşamba 13:32:40

Hayırlı akşamlar Ya….. kızım. Yazın güzel olmuş, eline diline gönlüne sağlık, hoşça kal. 

----------

Terzi Babamı, bu yüce tecelliyi tanıdıktan sonra, hayatımda neler değişti. Neler değişmedi ki;? Hayata, dünyaya, olaylara, kişilere ölüme, cennete, cehenneme, meleklere, peygamberlere ve Allah’a olan bakış açım kökten değişmeye başladı desem kesinlikle abartmış olmam. Kim ne düşünürse düşünsün, her şeye ama her şeye olan bakış açım, düşünce tarzım, inancım duygularım, davranışlarım, tepkilerim farklı bir şekilde değişmeye, gelişmeye ve anlamlanmaya başladı. Bu değişikliklerle birlikte adeta kendimi şehâdet âlemine yeni gelmiş, gözlerini dünyaya yeni açmış bir bebek gibi hissetmeye başladım. Önceki yaşantımda sâdece, anne ve babamın kızı, Allah’ın kulu ve Peygamberimin ümmetiydim. Ben kimim sorusuna bu bilgiler, cevap olarak yeterli geliyordu. 

Hayatımın bu dönüm noktasından sonra, ben kimim sorusuna karşılık, yetersizliğe, çıkmaza düşmüştüm ki, Terzi Babamın kitaplarından okuduklarım, sohbetlerinden dinle-diklerim ve Allah kendisinden sonsuz razı olsun En… Ar… nın anlattıklarından öğrendiklerim imdadıma yetişti. Kim olduğumu, neden burada olduğumu, neler yapmam gerektiğini, yavaş, yavaş öğrenmeye başladım. Bilgilenmeye ve hissetmeye başlamamla birlikte, geçmişte hiçbir şey bilmediğimi, bomboş yaşadığımı, ibadetlerimin bile şekilden öte geçemediğini, peygamberlerin hayatını tarih bilgisi alır gibi okuduğumu, kısacası, bildiğim ve yaptığım her şeyin, denizin köpükleri gibi hep yüzeyde kaldığını, ruhumla değil de bedenimle yaptığımı gördüm. Peki ya göremeseydim Allah’ım, bundan daha büyük bir hüsran var mıdır acaba… Ders almaya başladıktan sonra namazlarımdan, oruçlarımdan farklı bir tad almaya 

başladım. Asr-ı Saadette inmesi tamamlanmış olduğunu zannettiğim Kûr’ân ın bana, daha yeni yeni inmeye başladığını fark ettim. Öğrendiklerim ve hissettiklerimin verdiği zevk aynı zamanda geç kalmışlığın pişmanlığı ve daha çok şeyler öğrenme isteği… Kendini hesaba çeken, pişmanlık duyan bir nefis, misafirine yer açmak için evini temizleyen bir kalb, sorgu oklarına hedef olan bir beyin, yeni öğrenilenlerden rahatsız olan hayvânî ruh, daha yeni yeni keşfedilmenin sevincini yaşayan madeni ve bitkisel ruh, işte tüm bu oluşumların içinden, toprağı yarıp başını gösteren fidan gibi, fizik bedende yıllarca esir kalmış, insânî ruhun doğuşu… Kısacası, kendimi çoklukları bünyemde barındıran bir bütün gibi hissetmeye başladım. 

Yıllarca bize Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmek öğretildi. ’Sübhanallah’ Peki noksanlıkları yapan kimdi? Şu an Tenzih–i, Teşbih-i, ve Tevhid-i yeni, yeni tefekkür etmeye ve bulunduğum mertebe düzeyinde idrak etmeye çalışıyorum. Ve ne yazık ki, şimdiye kadar bildiğimi zannettiğim her şeyin, ne kadar yetersiz hatta yanlış olduğuna şahit oluyorum.

Önceden Hz. Âdem’den başlayarak bu zamana kadar gelmiş tüm insanları Allah’ın yarattığı, yiyip–içen-çoğalan ve ibadet yapan bir varlık olarak bilirken, şu an insanın halife olarak dünyada bulunması gerektiğini, sâdece zâhir bir varlık değil de, bâtınıyla birlikte bir bütün teşkil ettiğini, tecelli etmiş bulunan bütün zuhurların kaynağının Allah’ın, isimlerinden, sıfatlarından, zatından kaynaklandığını aklımın ve gönlümün Allah’ın ihsan ettiği açılımlar nispetinde idrak etmeye başladım.

Her şeyin Allah’tan geldiğine, zorlukla beraber kolaylık olduğuna olan inancım yaşananlar karşısında acele etmeden, tefekkür etmeden, sabretmeden, kararlar vermemeye, hayır isteyerek, dua etmeye devam ederek, hareket etmemi sağladı. Henüz hal edinmememe rağmen, bütün fiillerin, isimlerin, sıfatların Allahın fiillerinden, isimlerinden, sıfatlarından ayrı bir şey olmadığını biliyorum. 

İnşallah bu mertebelere erişmek ve hâl edinmek nasip olur. Bu şekilde düşünmem, nefsime ağır gelen bir sözün, yapılan bir davranışın ya da iyi veya kötü bir olayın, Hak’tan istihkakını almış, kaynağı Hak olan bir oluşum olduğunu düşünerek, vereceğim tepkinin, bu düşünce düzeyinde olmasını sağlamam olmaktadır.

Hissettiklerime gelince, tüm peygamberlerin, velîlerin sevgilerini yüreğimde hissetmeye başladım. Hz.Âdem (a.s.)ı düşününce Ahadiyyet oluyorum, ilk halife oluyorum, cennetten yer yüzüne indirilen ve pişmanlıkla tövbeler eden bir insan oluyorum. Mevlâna’yı düşününce, bulunduğum yere, sevgi, hoşgörü ve huzur iniyor ve Mevlâna sanki bedenime, ruhuma iniyor. Gavsul Azam’ı düşününce, bilemediğim anlayamadığım bir hayret ve ürperti sarıyor her yanımı sevgisiyle birlikte… Allah’tan gafil olmamaya ve alacağım her kararda, söyleyeceğim her sözde, her şeyi O’nunla beraber yapmaya gayret ediyorum. Şimdiye kadar hep uzaklarda aradığım Allah’ımı artık yanı başımda, hep benimle olduğunu hissediyorum. Hatta bazen, söyleyen O oluyor, zikreden O oluyor bedenimi kullanan, O oluyor.

Terzi Babam hakkında hissettiklerime gelince, cüz-i aklımın erdiğince ve yanlış düşüncelerde bulunmaktan yücelerin Yücesine sığınarak şunları söylemek isterim. Terzi Babam, Zat âlemini yaşadığımız bu dönemde, Allah’ın halifesi olma konumunda olan, Allah’ın kendisini seyrettiği bir ayna olan ve Allah’ın Terzi Baba’mın bedeninden yine kendisini seyrettiği bir zuhur olarak görmekteyim. Sohbetlerini dinlerken bana geçen muhabbet, konuşmakta olanın Allah’ın kelâm sıfatından başkası olmadığıdır.

 Allah var ve O’nun dışında hiç bir şey yok… 

Y…… K….. K……

**********

RE: Bir Yazı Gönderilmesi Hakkında‏

O….. Y…… 06 Mart 2009 Cuma 23:29:36

Hayırlı akşamlar Ok…. oğlum. Annenin namına gönderdiğin yazını aldım sağolasın eline sağlık. Bizlerden herkese selâmlar sana da hayırlı işler dilerm. Hoşça kal. 

----------

Konu : Değerli Validemin isteği üzerine tarafınıza gönderilen yazının bilgilerinize sunulması hakkında Saygıdeğer Efendibabamız, İzmir’den öncelikle şahsınıza selâmlarımı iletiyorum. Değerli annemin isteği ve ricası kendi elleri ile kaleme almış olduğu bu yazıyı ek'te tarafınıza gönderiyorum. Bilgilerinize saygılarımla arz ederim.

Euzübillâhi Mineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm.

Allah (c.c.) ismiyle kâim olan o yüce Zât’a hak ettiği şekilde hamd olsun. Bütün salâtü selâmlar sevgili Peygamberimin üzerine olsun. En derin saygı ve hürmetlerimle Nü…. anneme ve Efendi Babama diyerek yazılarıma başlıyorum. Ekim ayında 2003 tarihinde Allah’ın izniyle Efendi Babamdan dersimi aldım. O günden bu günlere gelesiye kadar derslerimi yapmaya, öğrenmeye çalışıyorum. Efendi Babamdan ders almadan önce başka guruplardan ders almıştım. İbadetlerimi yaparak sohbetlere gidiyordum. Gerçekten bir arayış içindeydim. Hep Allah’ıma sığınıyordum. Ama gittiğim sohbetler bana huzur değil şiddetli azap oluyordu. Aradığımı bulamıyordum. Bir ara sohbetlere de gitmeyerek evde tek başıma öğrenmeye çalışıyordum. Bir arkadaşımın evine gitmiştim. Orası bana vesile oldu. Bu arada yeni derslerimde sohbetlere de gitmeye başladım. Çok hoşuma gitti. Sohbetler beni çok etkiledi. Orada Kûr’ân’dan sünnetten bahsediliyordu. Allah Efendi Babamdan annemden sonsuz razı olsun, sonra Efendi Babamla annemle tanıştık. Bu arada sohbetlere devam ettim. Efendi Babamın kitaplarını aldım. Allah’ın lütfettiği kadar öğrenmeye 

çalışarak devam ediyorum. Efendi Babamdan ders aldıktan sonra sâdece Efendi Babamın kitaplarına yöneldim. Kitapları okudukça idraklarım değişmeye başladı sonradan bilgisayarda alınca çok sevindim. Neden çünkü Efendi Babamın sohbetleri bana hem öğretiyor hem ruhum ferah buluyordu, halen de devam ediyorum. Günde sağlıklı olduğum zaman mutlaka bilgisayardan sohbet dinliyorum. Bir de yazmaya başladım. İnsan-ı Kaâil Abdül Kerim Ciyli (R.A.) Allah ondan sonsuz razı olsun. Ben önce Efendi Babama sordum bu kitabı okuyabilirmiyim diye, babacığımda bana oku dedi. Ben kendi başıma okudum 7 defa çok etkili olmadı sonradan Efendi Babamın bilgisayardaki paragraflarını hem dinledim hem yazdım. 120 paragrafa kadar yazdım. Gerçekten aslâ haklarını ödeyemeyiz. İlk önce bu kapıyı bize lütfeden Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamdu senâlar olsun. Efendimize sonsuz salâtü selâmlar olsun. Hürmetle ve en derin saygılarımla Nü….. annemin Efendi Babamın ellerinden öperim. L….. Y…… 

**********

RE: istişare‏ 

S…… E…..13 Mart 2009 Cuma 00:19:41

Selâmün aleyküm çok değerli babacığım ve anneciğim ellerinizden öperim ayrıca kardeşimizede selâmlar. 

Ben Babamı bir vesile sayesinde tanıdım ilk derse gittiğim gün o kadar etkilenmiştim ki, günlerce kendime gelemedim. Bugüne kadar duymadığım gerek zâhiri gerek batıni ilmi gördüm ve çok etkilendim. O güne kadar bize İslâm o kadar yanlış ve korkutucu, zor taklidi öğretilmiş ki, sâdece zâhiri şeriat üzere kalmışız, ileriyi bilememişiz kendimi o kadar şanslı, Allah’ın sevgili kulu olarak görüyorum ki, böyle özel bir kişinin talebesi olduğum için Allah’ım bunu bana ve kardeşlerime nasip ettigi için. İlk önce gördüğüm en önemli şey, diğer grup ve toplantılarda asla olmayan şey, kişiyi dış görüntüsü için yargılama. Bu basit gibi görünen ama çok önemli olan sey, çünkü insanlar 

bu yüzden İslâm’a ters bakıyor oysa ben etrafımda kaç tesettürsüz insanın Babamın sayesinde namaza ve derslere geldigine şahidim bu çok önemli. İnanıyorumki, Efendi Babam Allah’ın gerçekten özel bir kulu. Bugüne kadar duymadığımız ilmi onun sayesinde ögrendik bütün görüşümüz değişti, sâdece okuyup geçtigimiz Kûr’ân-ı Kerîm’in her kelimesinin her harfinin bize bir şey ifade ettigini anladık. Yaşantımız, insanlara olan görüşümüz, her şeyimiz olumlu yönde değisti Allah (c.c.) ondan râzı olsun.

İlk önce kendimizi tanımayı sonra etrafımızı değerlendirmeyi öğrendik, öğrendik ki, evvelâ kendini bilenin Rabb’ini bileceğini, bununda ilk ama en önemli bir basamak olacağını öğrendik. Rabb’im bize ona lâyık evlât olmayı nasip etsin, herkesi saygıyla selâmlıyorum.

**********

Formun Üstü

RE: istişare‏‏

Z…..U…. 13 Nisan 2009 Pazartesi 23:35:12

Sağolasın Ze…. kızım bildiğin gibi yeni geldik yazını da yeni okudum ellerine sağlık güzel olmuş. Herkese selâmlar. Hayırlı akşamlar. 

----------

Efendi Babacığım gönderilen iletiyi 21 Mart 2009 da aldım. Windowsa ileti geldiğini bilmediğim için açmamıştım. Sizleri tanımadan önce bir ışık girdabının içinde devamlı dönen çıkış noktası arayan birisiydim. Hizmet için çırpınan, ibadetlerini yapmaya çalışan ama Allah’ı çok uzaklarda sanan yeri geldimi gönülde diyen ancak izâhını edemeyen idrak ve şuurdan uzak birisi idim. 

Rüyamda güneş yeryüzüne inmiş ve ben onu koşarak kucaklamıştım. İşte o güneş sizdiniz. Hakikati Muhammedi nûruydunuz. Yol göstericim rehberimdiniz. Üzerimdeki varlık yükünü attım. Evet vardım ama. Hakk varlığımla. Bu idrak ve şuura erdim. Gerçek hüviyyetime ulaştım. Sayenizde gönlüm Hakk sevgisi ve muhabbeti ile doldu. 

İnanın sâdece Allah kelâmı dinlemek, ağzımı Allah kelâmı söylemek için açmak istiyorum. Dünya kelâmından çok sıkılır oldum. Efendi Babacığım hani siz anlatmıştınız. Bir hükümdar varmış halkın içme suyuna madde karışmış içen delirmiş. Hükümdar içmemiş normal kalmış ama halk onu deli sanmış. Hükümdarda öldürülmemek için halk gibi deli takliti yapmış. İşte öyle efendim bizde öyle halkın arasına mecburen karışıyoruz. Gönlümüz Hak’la sohbet halinde. Aslında kendi kendinle. Sizler ölümsüzlük iksirini, ilim şerbeti ile bizlere içirdiniz. Ölüm aslında dirilişmiş. Hayata hayy olarak bakıyorum sevgili hızır babacığım. Siz rehber ve yol göstericimizsiniz. İstikametimiz Allah’ımızdı, siz Âdem (a.s) oldunuz âdemiyetimizi bildirdiniz. Yeri geldi İbrâhîm (a.s.) oldunuz. Dostluk tacını taktırdınız, mâide sofraları kurdunuz. Yeri geldi Mûsâ (a.s.) olup Kızıldenizi aştırdınız, zorluklarla savaştırdınız. Mûseviyyete ulaştırdınız. Firavunlaşmış nefislerimizi tertemiz edip gerçekten nefîs hâle getirdiniz. 

Varlığımızdaki Îseviyeti idrak ettirip hakikatimize erdirdiniz. Yûnus (a.s.) gibi idrak ve şuurlu bir halde tasavvuf ilmine tutundurarak dünyaya yem olmaktan kurtardınız. Yeri geldi Hakk’ın Nûh tufanına karşı bizleri uyararak ilim, irâde, azim esması ile gâlip çıkmamızı sağladınız. Şu anda Efendi Babacığım siz, inanın bizler için sanki Nûr-u Rasûllüllah (s.a.v.) Efendimiz, bizlerde onun âl ve eshâbı gibiyiz. Öyle his ve duygular içerisindeyim. Hakikat-i Muhammedî nûru içerisinde yüzüyor gibiyim. İlk gördüğümde Efendi Babam’ın halleri benim hallerime ne çok benziyor demiştim meğer ayna olmuşsunuz. Kendimi cemâlinizde seyretmişim. Benim için olağanüstü olan hâl, bu idrak ve şuura ulaşmaktır. Allahu Ekber, der ellerinizden öperim. Z…… K….. 

## **********

RE: İSTİŞARE 

Ali dolma Formun Üstü (A……D…… 22 Ağustos 2010 Pazar 14:30:54 

Selâmün aleyküm A….. oğlum, iyi niyetin ve değerlendirmelerin için teşekkür ederim, sağolasın. Bizde, bu tevhid ordusunun bir neferiyiz. İnşeallah hep birlikte dünyadan görevini yapmış olan insanlar gibi gideriz. Cenâb-ı Hakk tefekkürlerini feyz ve bereketlerini arttırsın. Herkese selâmlar hayırlı günlerin olsun hoşça kal. 

Akşemsettin’in duası ve himmetiyle İstanbul’u feth eden Fâtih Sultan Mehmet gibi inşeallah sizin gibi bir İnsân-ı Kâmil olan zâtın, bize açmış oldugu kapıdan girerek, Terzi Baba’mın da halifesi olan, Hâ…. efendinin de, ayrıca amca oğlu olan Hâ…. abinin bize Kevser havuzundan kana kana içirdiği şerbetten de kuvvet alarak Allah resûlü Peygamber Efendim (s.a.v) Fâtih Sultan Mehmet için, İstanbul’un fethini müjdelediği gibi, biz de inşallah vücût şehrimizi feth ederek, konstantinayı vücût şehrimizden çıkararak feth edip biz de bu müjdeye mazhar olanlardan oluruz inşallah. 

“Vücûdike zenbike” senin varlık vücûdun sana günah olarak yeter, denildiğinde zâten bizlerin bir değil bir çok fetihler gerçekleştirmemiz gerekiyor ki, bu da yalnız başımıza olamayacağından dört mertebeyi tamamlayıp, Fâtiha’ya bürünmüş, kendisi Fâtiha olmuş birisinin komutasında ancak feth olur. Askerî okulda okumamış insanları bazı gruplar başlarına komutan olarak geçirince, savaşa giriyorlar, sonrada üç harflilerin esiri oluyorlar. Gece nöbetlerinde komutanım benimle beraberdi, diyor. Komutanın kılığına girmiş düşman askerinden haberi yok. O senin düşmanındı diye ikaz edenlere ise sen bizim alaydan degilsin, diye düşman kesiliyor. Oysaki genel başkanlarının kim olduğunu bilselerdi her omuzuna rütbe takmış insanların, bu komutandır diye onun emrinin altına girmezlerdi. 

İnsân-ı Kâmil olan zâtın halifeleri ancak komutandır.

Onların şeçip de askere aldığı insanlarla ve onların emir ve görüşleriyle fetihler kazanılır. Omuzlarına rütbe takıp, 99 mermili silahı ellerine alıp, ben falan yerin komutanıyım diye sokaklarda dolaşanlarla değil. Her memlekette ayrı ayrı birlikler var ama en güzel birlik bizim birlik. Bizim birliğe asker olupta, askerlik egitimini tam alan insaların, hem ömürleri uzun oluyor hem de öldükleri zaman şehitlik makamına ulaşıyorlar. 

Diğer birliklerin askerlikleri, eğitimleri zayıf olduğundan savaşa girdiler mi çabuk mermilere hedef olduklarından ömürleri kısa oluyor ve sonrada nereye gittikleri belli olmuyor. Dağ gibi güvendikleri komutanlarının yüzlerini bile göremiyorlar sonrada. Ne şehittir ne gâzi nereye gitti belli değildir Niyazi. Allah herkese fethler nasip etsin Hz. Mevlânâ’nın babasından nakil, yaratılandan dâima şikâyet bir anlamda yaratanı şikâyet etmektir diye sürekli bahsetmiş. Bizim niyetimiz insanlara şikâyet değil şu zamanda yaşanılanlardır inşallah öyle temenni ederim ki, bu insanlar Terzi Baba ve onun halifeleriyle gönülleri feth edilip insanlara ve dünyaya yeniden mümkün olduğu kadar İslâm medeniyeti getirilir. Saygılarımla Terzi Babamın ellerinden öperim… Yazan: A….. D…... 

********** 

RE: İSTİŞARE

F……A…… 07 Eylül 2010 Salı 00:21:28

 Hayırlı akşamlar, F….. kızım yazın güzel olmuş eline, diline, gönlüne sağlık. Büyle çalışmalarla kişilerin düşünce ve düşüncesini ifade etme yeteneği ve tecrübesi gelişmektedir. Bu yüzden zaman zaman böyle çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Cenâb-ı Hakk feyz ve bereketler nasib etsin. Herkese selâmlar Nü…… anneninde selâmları vardır. Ayrıca Mu….. de selâmlar. Efendi Baban. 

Hayırlı günler Efendi Babacığım. Hürmetle sizin ve Nü…. annemin ellerinden öperim. Bize vermiş olduğunuz bu 

görevde ben onbirinci dersin ilk Âyet-i Kerîme’si Âli İmrân Sûresi; (3\18) âyetini Allah'ın izniyle yazmaya çalıştım.
 ''Şehidellahü ennehü lâ İlâhe illâ hüve''
 Mealen; ''Allah kendi kendine şahittir, ki O’ndan başka İlâh yoktur.'' Şehâdet, tanık olmaktır. Allah'a tanık olmak, onun varlığına ve birliğine, rahmetine, hikmetine, kudretine, azametine tanık olmaktır.

İslâm olabilmek, teslim olabilmek için ''şehadet ederim ki, Allah birdir'' diyoruz. ''Lâ ilâhe illâllah'' diyoruz. Bütün insanlar sâdece bu cümlenin mânâsını anlayabilmek, Cenâb-ı Allah'ı müşâhade etmek ve onu tanımak için gönderildi. ''Ben şehâdet ederim ki Allah'tan başka İlâh yoktur.'' Ben diyerek söze başlıyoruz. Neden ''Ben''? Ben şehâdet ederem ki sen varsın. ''Ben ve sen'' ikilik var. Kişinin önce kendi varlığını hissetmesi gerekmektedir ki kendini bilmeyenden Allah'a şâhit olması beklenemez. Kendini bilen, kendisinin farkında olan ancak Rabb’ini bilebilir.

''Eşhedü'' yani ''şehâdet ederim'' nasıl şehâdet edersin?
Allah'ı müşâhade etmeden “Eşhedü” kelimesinin söylenmesi ilk adımda sâdece lâfzendir. Yani dil ile ikrarıdır. Kendisi ise kalp ile tasdik ettiğini zanneder. ''Eşhedü'' muzari bir fiildir. Muzari fiilin üç anlamı vardır. Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman. Buradaki görme ilk anlamda gelecek zamanı kastederek göreceğim, şeklinde bir hedef alınarak görmedir ki, bundan sonra görüyorum, görürüm olabilsin. Rabb’ına duâ eden, îmân eden, günahlarından tövbe eden kimse ikilik üzere yaşantısını devam ettirirken bu belirlediği hedefe erişmek için yapılması gereken neler varsa hepsini azim ve şevk ile yapar. Bunun neticesinde kendi varlığını ortadan kaldırır. Onda ezelden ebede bâkî olan Allah'ın varlığı mevcut olur. ''Çık aradan kalsın yaradan'' dedikleri gibi. Nefsânî benlik, izâfî benlik ortadan kalkar onun yerini İlâhî benlik alır. ''Benlik'' gider ''Sen’lik'' gelir. Îmân düşer (ikilik var iken) îkân-yakîn, birlik-teklik olur. Sonradan olan herşeyi ata ata Hakk’ın kendi varlığından başka hiç birşey 

kalmaz. İşte o zaman ''Şehidallahü ennehü lâ ilâhe illâ hüve'' Âyet-i Kerîme’si o kişide zuhura gelmiş olur. O varlık hakikatine, aslına, özbenliğine dönüşmüş olur ki, bu aslına dönüşmüş olan varlığa Hakk şâhitlik eder. Ancak orada o mevcuttur. Kendisinin dışında hiçbir varlık mevcut olmadığına yine kendisi şehâdet etmiş olur. 

**********

NOT=Bu yazı “genç ve elmas” dosyası içindi, ancak yazı geldiğinde dosya kapanmış olduğundan oraya ilâve edemedim, faydalı olur düşencesiyle buraya ilâve ediyorum. 

G…… Y…… 07 Eylül 2010 Salı 00:02:12

 Hayırlı akşamlar Fa….. kızım yazılar güzel olmuş ellerine sağlık daha evvel gelmiş olsaydı onu da dosyaya ilâve ederdim, sağlık olsun yazılmış olması güzel, yeni sorulara vaktinde cevap gelir İnşeallah. Daha sonra yazı yazarken ayrı dosyaya değil de aynı ön sayfaya yazarak gönderirseniz daha iyi olur. Çünkü ayrı dosyadan cevap göndermek olamıyor. Şimdi bitmiş olan elmas dosyasını gönderiyorum Cenâb-ı Hakk faydalandırsın inşeallah. Hayırlı akşamlar Nü….. anneninde selâmları vardır. Hoşça kal Terzi Baban.

----------

Bismillâhirrahmânirrahîm:

Rahman ve rahîm olan rabbimin izni ile, Allahın rahmet ve bereketi sizinle dolsun.

Efendi babam İ……den F…. T….. kardeşi G…. Y…. yazmak bizim işimiz degil sâdece fikrimizden ibaret aklımıza gelen yalan yanlışta olsa düşündüklerim bunlar.

Masaya konan öncelikle nedir onu bilmek lâzım, bana göre zâhirde değerli bir mal, bâtında ise değerini 

sâdece âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz bilebilir yani İnsân-ı kâmil. 

Gelelim elmas’a (E-L-M-S) (E-Elif) “Ehadiyyet” (L-Lâm) “Ulûhiyet” (M-Mim) “Muhammediyyet” (S-Sin) “İnsan” yani Kâmil İnsân’dır. 

Görünüşte taş parçası ama içinden kimler çıkıyor, kimler var. Allah’ımız, Peygamberimiz ve kâmil insân.

Elmas kırılırsa nolur? Kırılmazsa nolur? Allah’ımız a’mâda iken bilinmekliğini istedi parçalandı âlemler medyana geldi kendini seyreyledi bozuldu mu? Hayır, tekten kısımlara, kısımlardan da kendini seyretti. 

Elması tek parça kırabilen varsa ne mutlu. Elmastan 7 renk çıkar beyaz olur yani Hakk’tır, tekte çokluk bana göre 7 rengi 7 nefis mertebesini geçin ve siz de elmasın içine girmeye çalışın, ancak Rabb’im dilerse girebilirsiniz. Oyüzden Efendimiz “Rabb’im yerlerin ve göklerin nurudur. Nurundan nur ver Allah’ım” diye dua etti, eğer Allah’la olup Allah’la dolarsanız elması kırsan nolur? Kırmasan nolur? Kusurumuz varsa affedin. 

----------

NOT=Bu hususta daha geniş bilgi (27/Genç ve elmas dosyası) isimli kitabımızdadır, dileyen vakit bulduğunda oraya bakabilir ve faydalı olur diye düşünüyorun. 

**********

RE: ÖDEV-SERBEST ÇALIŞMA

S…… İ….. 14 Sep 2010 10:45:

Hayırlı günler S….. kızım ikinci yazını yeni gördüm zaten istenilen şekilde yazmışsın eline sağlık kolay gelsin hoşça kal. Terzi Baban. 

Hayırlı günler Se….. kızım yazına bakmaya ancak vakit bulabildim, güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık, daha sonra göndereceğin yazılarını ön panoya yazarak gönderirsen iyi olur dosyayı açıp içinden 

başka yere kopyalamak biraz zaman alıyor. Yazı şeklini de "VERDANA-10" ile yazarsan daha iyi olur çünkü gelen yazıları bildiğin gibi hepsini dosyalıyorum ve bu işlem içerisinde hepsini aynı yazı karekterine değiştirmem gerekiyor bu da epey zamanımı alıyor. Dünya ahret işlerin kolay gelsin gönlün huzurlu olsun. Herkese selâmlar. Terzi Baban. 

---------- 
 Sevgili Babacığım, daha önce gönderdiğim namaz konusuyla ilgili yazının yazı karakteri ve puntosunun istediğiniz ölçüde olmadığını ayrıca word formatında göndermiş olduğumu farketmemden dolayı, işlerinizi zorlaştırmamak adına gerekli düzeltmeyi yapıp yeniden gönderiyorum. Babacığım, bu ikinci göndermede izninize sığınarak ikinci bir yazıyı da ilâve ediverdim.

Çok kıymetli Terzi Babacığım, Kendini tanıma adı verilen, çıktığım bu yolculukta ilmin kaynağı, bilginin kendisi olan sizi tanıyıp, ilminize ulaşmakla şeref buldum. Yüce ALLAH’ımın lütfuyla sohbetlerinizden aldığım feyz ve idrak sayesinde ebediyet âleminin sesini gönülde hissetmenin güzelliğine adım atarken, sevgiyle, saygıyla, özlemle ellerinizden öperim.

Her şeyde Hakk’ı görmek demek olan edebe bürünmeyi her halimde yaşamanın duası içinde olup, rahmeti kendine farz kılan ALLAH’IMa sonsuz güvenle (kûl lillâh ketebe alâ nefsihir rahmeh) (Allahû Tealâ, kendi üzerine rahmeti yazdı/En’am-12) her ANda tecellilerin farkında olmanın gayret ve hayretini isteyerek, her hâlin hamdı içinde, kendi yokluğumu ve her yerde İlâhi saltanatı görerek O Azametin sonsuzluğunu tefekkür edebilmeyi ALLAH’ımdan niyaz ederim..

NAMAZ müminin miracıdır ve insanlık mertebesidir.

 “Sana vahyolunan Kitabı oku (=bildir), salâtı ikâme et. Kesinlikle salât fahşâdan ve münkerden uzaklaştırır. Elbette 

ki ‘ALLAH Zikri’ Ekberdir.” “Allah ne halde olduğunuzu bilir.” (Ankebut 29/45) Yani; Allah Zikri yaparsak, Allah’ı hatırlarsak; (ne demek Allah’ı hatırlamak) ALLAH YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAZSAK.. Bir iş yapıyoruz; ‘Allah yokmuş gibi’ yaparsak o fiili, olmaz,, Allah’ı hatırlamadık. ‘Allah yokmuş gibi’ veya Allah sanki, ‘Vahid, Ehad, Samed değilmiş gibi’ davranırsak, kaderi unutmuş, Allah’ı hatırlamamış oluruz.. Ama, Allah’ı hatırlarsak, Biiznillâhi bilinciyle yaşarsak ALLAH EKBERDİR; yani bize EKBERİYETİNİ YAŞATIR.! 

“Allah ne halde olduğumuzu bilir.” Kendini tanıma yolculuğunda sarılınacak ibadettir namaz. Namazda yaşanması istenen mi’raca, nasibimizce ulaşmakla namaz sonrası devam ettirilir Allah’ın izniyle bu mi’rac. Ve kaybedildiğinde yeniden namaza dönerek şarj etmeye çalışarak kaybolan hâli yeniden oluşturmaya çalışırız.. Namazın ulaştırmak istediği bu amacı yaşayarak, salâtı ikâme etmemiz nasip edilirse, Allah’ın izniyle idrakimiz gelişecektir.

Kûr’ân-ı Kerîm’de birçok Âyet’te salât’ın ikâme edilmesinden bahsedilmiştir. Salât’ın ikâmesi salât’tan sonraki halimizde, salât’ta yaşadığımız hali, devam ettirebil-memizdir. Namaz sonrasında da görürüz ki namazdaki muhabbetimiz ve ALLAH ile sohbetimiz devam eder inşallah.

Allah cc. ile salât’ta yüzyüze’yi gerçekleştirebileceğimiz iki önemli nokta vardır. Salât’ın bir çok yeri daha çok TEVHİD dir. Ama bu iki nokta da ‘YÜZ YÜZE’Yİ yaşamanın nasibiyle idrakımıza büyük katkı sağlarız.

BİRİNCİSİ: Rükûdan kalkarken “semiallahu limen hamideh” diyoruz. Burada bunu söylerken dinlemeyi başaran olursak, aslında zâten öyleyiz de, ancak vehim bırakmıyor. Düzelinceye kadar süre içinde söylediğimiz bu cümlede secdeye gitmek bir izindir, bize Rabb’imizden. Semiallahu limen hamideh. Semi olan ALLAH hamdını işitti. 

Tamam. devam et izni veriliyor secdeye gitmemiz için. TAMAM HAMDIN İŞİTİLDİ deniyor. Ve bunu duyup dinledikten sonra “Rabbenâ lekel Hamd” sözleriyle cevap veririz Rabb’imize. Hamd Rabb’ime aittir. Rabb’im olan ALLAH’a aittir HAMD. Ve bu verdiğimiz cevap teslimiyet gereğidir. Bu sözümüzü inşeallah şöyle yaşarız. ALLAH’IM SANA TAM TESLİMİM. Secdeye giderken, gitmeden önceki halimizin, noksanlığımızın affedildiği bir hal. O izni duyarak cevap veriyoruz.“Allahümmme Rabbena lekel hamd.” Hamd Rabb’im olan Allah a aittir.

İKİNCİSİ; Oturduğumuzda ettehiyyatü’yü okurken yüz-yüze olduğumuzun bilincini yaşama halidir. Burada da bir ikili konuşma hali vardır.

“Ettehıyyatü Lillâhi ves salâvatu vet tayyibaat..” Bütün ta’zimler, dua ve talepler ile en temiz ibadetler ALLAH için olup onun ULÛHİYYET hükmüncedir. Bütün bu ibadetler BİİZNİLLÂH açığa çıkar, diyerek bu ifadede inşeallah BİİZNİLLÂH, ÂMENTÜ BİLLÂH, yaşanır.

Ve cevap gelir, “Es Selâmu aleyke ya eyyühen Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu”

(Ey nebi selam, ALLAH’ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun.) Ve bu cevabı da dikkatlice dinlemeliyiz farkında olarak.

Ve sonra tekrar dinlediğimize karşılık, “esselâmu aleynâ ve alâ ibadillâhissalihîn” deriz.

(Selâm bizim ve ALLAH’ın sâlih kullarının üzerine de olsun.) Salâtı ikâme eden olarak hangi mertebenin yaşam idraki içindeysek değerlendirmemizde o idrak içinde olacaktır. Hz. Rasûllah’ın mi’rac da yaşadığı ve ümmetine hediye getirdiği bu oluşumu en iyi bir şekilde gönül âlemimizde uygulayanlardan olalım inşallah.

Terzi Babamın hatırasında belirttiği sözler SALÂT 

üzerinde incelikle düşünüp tefekkür etmemizin gerekliliğini ortaya koyuyor.

Salât bir andır, ezel ve ebed söz konusu olmayan bir andır. O da tek varlığa mahsus tek varlığın âlemdeki çokluk şeklinde görünen tek hareketidir. 

S….. İ…..M……

İLİM İKİ TÜRLÜDÜR

1-Aklî ve naklî ilim (zâhiri şeriat mertebesi düzeyinden.)

2-Tahkik ilmi, gerçek ilim (irfan ehlinin ilmi, tahkik ehlinin ilmi.) Tahkik ilmi, kuru bir bilgiyle değil HAK katından İHSAN olunan bir keşfe sahip olmakla olur. 

İlmin tahkikine geçebilmek önemli olan, tahkik ilmi “mücahedesi olmayanın müşahedesi olmaz“ yolundan geçiyor yani cehd ehlinin ulaştığı ilimdir diyor, TERZİBABAM.

Yazmaya niyetlendiğim konu, yukarıda TERZİ BABA’mın sözleriyle dile getirdiğim, bilgiyi idrak etmenin ve yaşamanın önemli olduğunu ifade etme gereğini hissettirdi.

İnşaallah ihsan olunan bir keşfe sahip gerçek ilim sahiplerinden olalım. 

“Benlik bir unutkanlık halidir. Buraya ne yapmaya geldiğimizi hatırlamıyoruz” ALLAH’tan insanı ayrı düşüren en büyük perde vehim perdesidir.

Vehimle ilgili iki kavramdan bahsedilir. Vehim nuru ve vehmin zulmeti.

Vehim nuru şu yaşadığımız dünyanın var gibi görünmesi için gerekli olandır. Yokun var gibi görülmesi hâlidir. 

Vehmin zulmeti ise bu vehim nurundan yola çıkarak varım, benim, güç bende deme halidir. Benlik iddasında bulunmaktır. 

Vehim kurtulunması gereken bir hal olarak ifade edilmiştir hep. Ancak önce vehmin zulmetinden kurtulmak gerekir ki vehimden kurtulmanın yolu takdirimizce açılmış olsun.

“Allahümme ahricniy min zulumatil vehmi, ve ekrimniy bi nuril Fehmi.”

“ALLAH’ım vehim karanlığından beni çıkart ve nurunla anlayış ikram et.” Vehmin ne olduğunu anlamak için ne olmadığını idrak etmemiz gerekiyor.

İlmi sûretler vehim midir? Peki ilmi sûret nedir?

Ef’âl âlemi zâhiren kesret görüntüsüyle tanınır. Ef’âl âlemindeki gördüğümüzü sandığımız “var görünenler” ve “her an yeni var görünenler” Rabbül Âlemin’in NURundan tertiplenen ilmi sûretlerdir.

Sahip olduğumuzu sandığımız bedenlerimiz, asalet vererek bizim dediğimiz bu bedenlerimiz, birer ilmi sûretten ibarettir. Hayâli bir varlık olan bu bedenlerimize asalet vererek varmış gözüyle bakıyoruz, bizim diyerek sahip çıkıyoruz.

Cenâb-ı Hakk kendi varlığında iken, Ben, diyor iken, sıfatlarıyla isimleriyle tezzahur ettiği zaman karşısında aynada belirene Sen demiştir. O’nun varlığında, varlıklar olmadığından Sen demek de Ben demektir aslında O’nun için. Çünkü kendisinden başkası yok. Beşeriyet varlığımızda biz kendimiz, onu ayırmış parçalamış oluyoruz. 

Yani bedenlerimiz birer ilmi sûretten ibaret. 

İlmi sûretler vehim değil ise, İlmi sûret olan bedenimiz vehim değildir.. 

Ancak bu ilmi sûretleri vehim(Hayali zanni düşünceler) 

öyle yönetiyor ki, kişi ALLAH tarafından tertiplenmiş olan Esma-ül Hüsna kompozisyonuna ve oradaki Rab gücüne sahip çıkıyor. Yani mütekebbir esmasından yararlanarak varım ve muhtarım diyor, "işte o BENim. Oradaki güçler de benimdir" demesiyle “ilan ettiği” İlâh muhtariyettir. Oysa mütekebbir ancak ALLAH tır.

Bununla ilgili bir örnek verecek olursak bir ilmî sûret düşünelim, kendini öğretmen zannediyor. Öğretmen gibi giyiniyor, kalem almış kendine, çanta almış, tebeşir almış öğretmenim diye. Kitabı, defteri var okula gidiyor ders anlatıyor, öğrenci gibi görünenleri kaldırıyor soru soruyor onlara, not veriyor, sonra kendini öğretmen sanan arkadaşları var. Hepsi aynı şeyleri yapıyor. Şimdi bunlara öğretmen olmadığını idrak ettirmek için ilmî sûreti olan bedenlerini yok etmemiz mi gerekiyor. Hayır, sâdece bu düşüncesini yok etmemiz gerekiyor. Öğretmen olmadığını idrak etmesi gerekiyor. 

Öncelikle bu vehmin zulmetinin farkında olup ondan kurtulmamız gerekiyor. Varım demek aşamasından, aslında var gibi görünenim aşamasına geçmemiz gerekiyor. Yani ben öğretmenim yaşayışından, öğretmen gibi görünenim idrakine yaşayışına geçilmesi gerekiyor.

İşte bizler Allah’ın ihsanı ile vehmin zulmetinden kurtulacağımız zaman ben bu ilmî sûrette muhtar değilim, bu muhtariyetle varlığımı İlân etmiyorum ve böyle bir varlığı ALLAH’a eş koşmuyorum, diyerek tevhide adımımızı atarız inşallah. Vehmin zulmetinden kurtulunca çokluk âleminden kurtulmuyoruz. Çokluk âleminin üzerindeki küfür perdesi kaldırılıyor, o örtü kalkınca geriye esmâ-ül Hüsnâ, esmâ âlemi çıkıyor. Yani çokluğun küfre dönüşmüş halinden kurtulma gerçekleşiyor. Artık çokluk âleminin tarifi esmâ-ül hüsnâ ile yapılıyor. Çokluk âleminin esasına geliniyor.

Bu hale ulaşmamız ise ancak bir bilen vasıtasıyla gerçekleşir. Bir bileni iyi anlamamız lâzımdır. Bu bilen, konuları bilen değildir. Bu vehim zulmetinin nasıl yok 

edileceğini bilendir. Bunu yaşamış ve yok etmiş olandır ulaşılması gereken bilen.

Bir bilenin müdahalesi olmadan yanlış tasavvufî bilgilerle ve esmâ eğitimleriyle insanda bazı ruhsal sorunlar ortaya çıkabilir. Vehmin zulmeti faaliyetteyken yapılan esmâ çalışmaları ancak benlikleri güçlendirir, insânı daha güçlü bir muhtar yapar.

Ben dememekle bensizliği yaşayamayız, önce ben Hakkı örttüm üzüntüsü içine girmeliyiz. Gafletimize tevbe etmeliyiz. Ve nefahtü ile şuurlanmaya başlayıp nefsimizi temizleme yolunda ki gayretimizle ve bir bilenin yardımıyla ALLAH’ın izniyle, lutfuyla, ihsanıyla ilerleyebiliriz.

Vâhid: ALLAH’ın halk ettiklerinin tekliğidir.

VÂHİD’i anlamak, hedef edinmek istiyorsak vehimi elle tutulur bir şekilde görebilmemiz gerekiyor. 

Vehim yok edilmesi gerekendir. Fakat ilmî sûret olan bedenimiz vehim değildir. Bu ilmî sûreti vehim sanırsak bunu yok edeceğimizi düşünürüz. ALLAH’ın ilmini yok etmemiz mümkün mü? ALLAH’ın ilmi yok edilemez.

Cenâb-ı Hak “Ben sizinle beraberim” diyor, “Ben size şah damarınızdan yakınım” diyor. Şah damarınızım da demiyor daha ötesine işaret ediyor. Ruhaniyetinizle benim diyor. Ama biz kendimizi ona perde yapmışız en büyük perde kendimizdeki zannımız hayalimizdir.

Yok etmemiz gereken ALLAH’ın ilmindeki yanlış zanlarımızdır. ZAN, HİS! 

Terzibabamın İnsân-ı Kâmil sohbetinde açıkladığı gibi;

Uzaktaki bir varlığa ulaşacak halimiz yok, zaman ve mekan dışına çıkarılmış bir Allah’a ulaşmak mümkün mü? Mümkün değil. Hayalimizde var ettiğimiz bir dünyayı ortadan kaldırıp gerçek dünyaya ayak atmamız, ulaşmamız gerekecek. İşte o zaman Sen O’sun, O da Sen. İsim değişmiş sâdece.

Çok kıymetli Babacığım, sizden gelen her hâle, her bilgiye, her güzelliğe sizinle bağlantıda olmanın, yakınlığı-nızı bulmanın huzuru içinde şükrederek, hürmetle, muhabbetle özlemle ellerinizden öperim. Tüm yakınlarınızla beraber Ramazan Bayramınız mübarek olsun. Sağlığınıza duacıyım.

S…… İ…… M…… 

**********

RE: ÖDEV

E…. G….. 14 Sep 2010 10:53:56

Ve aleyküm selâm E…. kızım. Yaptığın araştırma neticesinde yazdığın yazın güzel olmuş, Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib etsin İnşeallah. Hamdolsun iyiyiz sizler de iyisinizdir İnşeallah. Hayırlı günler hoşça kal. Terzi Baban. 

----------
 Selâmün aleyküm Terzi Babacığım. Nasılsınız? İnşe-Allah iyisinizdir. Bizler de sizin sağlığınıza duacıyız. Vermiş olduğunuz dersi aşağıdaki şekliyle yapmaya çalıştım. Terzi Babacığım, yazımın konusu ÎMÂN. Sohbetlerinizden dinle-diklerim ve kitaplarınızdan okuduklarımı anlayabildiğim kadarıyla bu şekilde özetlemeye çalıştım.

 ÎMÂN; Allah’ın varlığını, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Mertebelere göre îmân şöyledir:

 1.Ef’âl mertebesi îmânı

 2.Esmâ mertebesi îmânı

 3.Sıfat mertebesi îmânı

 4.Zat mertebesi îmânı

 1. EF’ÂL MERTEBESİ ÎMÂNINDA; Kişide ikilik vardır. Henüz benliğinden geçememiştir. Ama benliğinden kurtulmayı gönülden arzu etmeye başlar. Çünkü kendisine 

ulaşan bir vesile ile kendi taklidi îmânı’nın dışındaki bir îmân’dan haberi olur. Kişi “Ey Allah’ım, biz Rabb’inize îmân edin diye îmâna çağıran bir uyarıcıyı gönülden işittik ve îmân ettik. Bizim benlik günahlarımızı bağışla. Kötülükleri-mizi ört. Benliklerinden geçip beratlarını alan ebrar zümresinin halleriyle hallendir ve bizim hayatımızı bu şekilde sonlandır’’ diye yüce Allah’a niyazda ve talepte bulunur.

 Şeriat mertebesi îmânıdır.

 2. ESMÂ MERTEBESİ ÎMÂNINDA; Kişi talepte bulunmaz. Cenâb-ı Hakk bu kişilerin özelliklerini bildirmektedir. Buna göre kişinin şu özellikleri dikkat çekmektedir: 

 a.) Gayba îmân özelliği; Kişi kendi varlığında ve âlemlerin varlığında esmâ-i ilâhiyyenin zuhurundan başka bir şey olmadığını anlamaya başlar.Zaten kişi kendi varlığının hakikatini yani kendinde olan gaybı idrak edemezse âlemin gay-bını hiç idrak edemez. Kendi hakikatini fark etmeye başlar.

 b.) Bu mertebede kişiler namazlarını şuurlu olarak kılarlar. Yani beşeriyetinden çıkmaya saflaşmaya başlarlar. Sadece şeklen değil, öz itibariyle de namazı gereği gibi kılma yolundadırlar.

 c.) Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine lütfettiği maddi (yeme, içme…) ve manevi (ilim) rızıklardan paylaşırlar.

 d.) Onlar Âdem (a.s)’dan başlayarak tüm peygamberlerin hayatlarından dersler alarak,idrak ilim ve irfaniyetlerini geliştirmeye çalışırlar.

 e.) Onlar ahirete de içtenlikle îmân ederler.

İlmel yakiyn hali ile esmâ mertebesi îmânı’dır. 

 3. SIFAT MERTEBESİ ÎMÂN’INDA; Kişide beşeriyetinden soyunma ve saflaşma devam eder. Kişinin işlediği sâlih ameller (mânâsı Hakk’tan, tatbiki kuldan olan)dir. Bu mertebede Rahmâni hakikatlere ulaşan kişiyi Rahmân sevgili kılar. Yani RAHMÂN’ın sevgisi kazanılmış olur.

Aynel yakiyn hâli ile sıfat mertebesi îmânı’dır.

4. ZAT MERTEBESİ ÎMÂNINDA; Söz konusu olan îmân Rasulullah (S.A.V)ın îmânı’dır. Tabii ki bu büyük bir idrak ve irfaniyet işidir. Burada îmân, îkân olmuştur. Hiçbir mü’min ve hiçbir peygamber böyle bir îmân’a sahip olmuş değildir. Burada şunu belirtmek gerekir ki Peygamber Efendimizin (s.a.v.) getirdiği ilim ile ümmet-i Muhammed de bütün ümmetlerin (kavimlerin) üstünde bir îmâna sahiptir. Bizler her birimiz Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nur zuhurları olduğumuzu bilmeli, buna göre çalışmalarımızı sürdürmeli-yiz inşallah.

Hakkel yakiyn hali ile zat mertebesi îmânı’dır.

Terzi Babacığım, gönlüme gelen bir şiiri de yazıya eklemek isterim izninizle. Bayramınızı da kutlar, ellerinizden hürmetle öperim. Selâmlar….

----------

İsimlerin tecellisi elbisem topraktır benim, Olmuşum ben müjde bana! Noksanlarım çoktur benim,

O’ndan başka yok âlemde, acziyetim idrakince, Hiçbir varlık,- sen- arama. Abdullah olmaya geldim.

Hakk’ı gör her oluşumda, Her şey bir câzibe imiş, Yapan kimdir, yaptıran kim? 

Zıtlıklar hep birlik imiş, Rağbet bana, rağbet sana, âlemler âdem’de imiş, Ben, aşk olmaya geldim. Ben ârif olmaya geldim. 

Hakikatim idrak edip, kesret imiş bu dünya, Nefsimi hep temizleyip, Ben sen imiş, sen de ben!

Duygularım teslim edip, rüya içinde rüya, Ben hür olmaya geldim. Ölmeden ölmeye geldim.

Rezzâk olmuş toprakta, ilk adım Âdem’dir benim, Şâfî olmuş arıda, Nûh, İbrâhîm sırada, Fettâh olmuş gönülde, Mûsâ, İsâ, sonra da, Hidâyet bulmaya geldim Muhammed olmaya geldim.

Olayım Sen’den tam razı, adım El…, hem de Gü..’dür, Sen de benden marzi, ALLAH’ım beni de güldür.

Vuslat olsun işin sonu, can idim ben bu âlemde, Îmân’ımı îkân eyle. Canân olmaya geldim. 

ALLAH(CC) yolum açık eyle! 

Hükmün nedir, takdirin ne?

Teslim kıl gönlümü benim, Ver gayreti , dâim eyle!

G…….. 

**********

RE:

C…… K….. 14 Sep 2010 11:48:23

Hayırlı günler C…. oğlum günün aydın gönlün şen olsun İnşeallah. Zuhuratlarını buraya topladım cevaplamaya ancak vakit bulabildim. Altlarına özetlemeye çalışacağım. Herkese selâmlar iyi günler hoşça kal. Efendi Baban. 

----------

Efendim bu hâl ne rüya ne hayâl; başka bir şey. Tamamen yaşadım bunu ikindi ile akşam arası bir zamandı 20 gün önce, işten çıkacağım üzerimi giyindim, adımımı attığımı hatırlıyorum, birde baktım sandalyede oturuyorum, boğazımdan aşağısına beyaz bir çarşaf bağlanmış her taraf toprak ve Peygamber Efendimiz elinde bir makas saçlarımı kesiyor ama yumak yumak yere düşen saçlarıda Ek…. efendi ve Terzi Babam toprağa gömüyor. Bu iş bitince Peygamber Efendimiz Terzi Babamı ve E.…. abiyi yanına çağırdı ve ne diyorsunuz verelim mi? diye sordu. Önce E.… abi evet sonra Terzi babam evet dedi, Peygamber Efendimiz omuzlarımdan tutarak artık .....? dedi. Böyle bir hâl efendim, bu hâl gerçektende gerçekti. 

---------- 

Bu yaşadığın hâle "yakazâ- uyku ile uyanıklık hâli" denir, zuhuratın daha değişik bir hâlidir. Gördüğün oldukça manidardır. Güzel kesilen saçların Ûmrede de olduğu gibi uzamış olan (esmâ-i nefsiyye)nin Hakikat-i Muhammed-î makasıyla kesilmesidir. Toprağa gömülmesi ise aslına dönmeleridir. 

Diyebiliriz, verilmesi düşünülen şey ise "tevhid" ilmidir ki zâten o da zamana yayılarak verilmektedir. hepsini birden almak zâten mümkün değildir. Çalışmana bağlı olarak gelecekte yolunun açık olduğunu göstermektedir, diyebiliriz. 

---------- 

Efendim zuhuratı yazmaya başlarken tüm saygı ve sevgilerimle selâm eder mübarek ellerinizden öperim. 
Tarih:18/08/2010
 
 Zuhurat: Bir ormanlığın içinde düzgün ve doğru bir yolda ilerliyorum. Yalnız sırtımda bir çuval var. Yol asfalt fakat rengi beyaz. Ağaçlar o kadar sık ve içiçe ki oradan çıkmak imkânsız gözüküyor. Tam yolu yarıladım diye düşünürken karşımda kocaman bir tepe; tepeye bakarken ağaçların arasından önüme biri çıkıyor, yüzüne baktım E.… abi. Evlât o sırtındaki çuvalda ne var dedi, o çuvalla bu tepeyi çıkamazsın açbakalım dedi. Ben de indirdim çuvalı açtım baktımki bir çuval kıyma. E.… abi, iyi bak bakalım kıymalara dedi. Baktımki benim nefs bedenime âit sesler geliyor. Kıymadan bedenim çekilmiş kıyma halini almış çuvala doldurulmuş bende götürüyorum. E…. abi şimdi çıkabilirsin bu tepeyi dedi ve çuvalı orda bırakıp hızla tepeye vardım. Birde baktımki tepenin arkası sâdece ışık ama ne ışık, hiçbirşey görünmüyor o beyaz ışıktan başka, o ışık bütün bedenimi sardı ve artık kendimi de göremez oldum. 

----------
 Zuhuratında da söylediğin gibi kendi ağırlığımızı kendi sırtımızda taşıyoruz bu bizi oldukça yoruyor. O tepeler devam eder birini çıkarız karşımıza bir başkası çıkar, en son tepeyi aştığımızda ise zâten buradaki işimiz biter. Onun için önümüzde tepelerin olması daha dünyada vaktimizin olması demektir. Ancak sırtımızda çuvalı yere indirirsek yani aslına verirsek tepelerin çıkılışı daha kolaylaşır. Her tepeyi çıktıktan sonra gene biraz aşağı inmek vardır sonra gene yukarıya böyle böyle kişinin tecrübeleri gelişerek kendiside Hakk yolunda ilermesini sağlamış olur. Sonunda ulaşacağı yer zâten hiçlik vâdisidir ki, nefsin renkleri olmadığından saf ve parlaktır. Aslı ise Nur-u Muhammedi dir. Cenâb-ı Hakk dünya ve ahiret işlerinde kolaylıklar versin İnşeallah. herkese selâmlar hoşça kal hayırlı günler, C…... Efendi Baban. 

**********

RE: KENDİMİZİ TANIMAYA ÇALIŞALIM

 T…. Ç…… 23 Sep 2010 22:54:13

 Hayırlı akşamlar Tü…. kızım. Yazın güzel olmuş, ellerine sağlık aklını, hissiyatını ve tecrübelerini birleştirerk güzel belirtmişsin, Cenâb-ı Hakk dünya ve ahiret işlerinde başarılar versin eşin ve evlâtlarınla birlikte huzurlu uzun bir ömür sürmenizi niyaz ederim. Vaktin olduğu zaman bu yazına benzer, kendi irade ve kimliğinin, tecrübelerinin daha genişliyerek artması için konusu sana ait dilediğin bir yazı veya daha başka yazılar yazabilirsin. 

Bu yazını siteye de koyabilirsin. Bizim gayemiz kişileri herhengi bir yere bağlayıp onunla beraber akıllarını da bağlamak değil, tam tersi akıllarını, aslı olan akl-ı külle ulaştırabilmek için onları nefis yollarına saptırtmadan oraya yönlendirmeye hürlüklerini kazandırmaya çalışmaktır. Ben kimim! Sorusu ancak hür bir akıl ile ulaşılacak anlayıştır. Ancak hürriyyet nefsinin her istediğini yapmak değil, Cenâb-ı Hakk'ın vermiş olduğu sorumluluk ile, ona ulaşmaya, diğer ifade ile, kendine ulaşmaya çalışmaktır. Yol o kadar uzak ve uzun değildir ancak kişinin kendine ulaşması, şartlanılmış bilgi ve duygulardan arınarak tarafsız olarak hayata bakabilmek yolundan geçmektedir. Cenâb-ı Hakk okuduğunu ve duyduğunu anlamakta kolaylıklar versin, Nü…. annenin de selâmları vardır hoşça kal kızım. Efendi Baban. 

---------- 

 İnsan kendini nasıl tanır? Yaşadıkları, gelenek görenekleri, eğitimi, ailesi, çevresi hiçbiri tam olarak 

anlatamaz bizi bize. Çünkü doğrumuz, yanlışımız, sevincimiz, üzüntümüz hep bize ‘göre’ olandır. Peki ‘ben’ kimim?

Kendimi bildim bileli iyi bir insan olmak için gayret ettim. İyi bir evlât, iyi bir abla, iyi bir öğrenci, iyi bir eş, iyi bir anne vs. vs. etiketler bitmek tükenmek bilmiyor. Üzmemek, kırmamak için istekleri değiştikçe ben de değiştim, istekleri doğrultusunda. Onlar mutlu olunca ben de olurum sandım. Beni mutlu edecek şeyi unuttum. Kul olmayı.

Çok kolaydı… Namazımı kılacak, orucumu tutacak, tesettürüme dikkat edecek, kendimle kavgalı olsam da insanlarla iyi geçinecek, yardımsever ve şefkatli olacaktım. Tarikate girdiğim zaman da mürşidimin himâyesi ile bütün engelleri aşacaktım.(!) Uzun bir zaman ötelerdeki Allah ile konuştum. ’Allah’ lâfzı ile neyi düşünmem gerekir diye kendime hiç sormadım. Neden insanlar böyle? Niçin bu olaylar benim başıma geliyor? Ben bunları hak etmedim. Şikâyet dilekçeleri ve havale işleri ile yürüyen bir koza örmüşüm kendime, bir de akıllı olarak geçiniyordum.

Kasaba, ilçe derken şehir değiştirdiğimde farklı ortamlar (koşturmacalar) gördüm. Mânevi olarak ne kadar huzurlu ve mutluydular. Herkes fıtratına uygun bir ilmin peşine düşmüştü. De…., bu konuda geniş bir yelpazeye sahip. Tarikat, cemaat ya da adı konulmayanlar var. Şeyhim bizi kurtaracak, biz îmânları kurtaracağız, (sâdece lâfız olarak okuyarak) Kûr’ân bizi kurtaracak diyenler var. Ve sürekli çoğalma, güçlü olma kaygısı. Bende kaygılıyım, çünkü zaman geçiyor ve bomboşum. Hangisi bana uygun acaba diye toplantılarına misâfir oldum. Ben bana koşmak isterken onlar bana hep başka yönleri gösteriyorlardı. 

Bağlı bulunduğum dersi ve rabıtayı da yapmaya çalışıyorum. Olmuyor içimde doymayan bir yer var, acıyan bir yer bilemiyorum. Sonra bulunduğum yere bağlı kendi kevkebimle karşılaştım. 

Çok bilgili, hitabeti güçlü, yönlendirici, farklı şeyler söylüyordu. Mutlu olmaya başlamıştım, çünkü bilgi vardı. Ah…. Hu…’yi tavsiye etmişti kevkebim. O da farklıydı, tabii artık bende farklılaşmaya başlamıştım. Her şey ‘Bir’ diyerek noktalara bölünüyordum. Ne kadar çok kayıt altında olduğumu, duygularımla yönetildiğimi anlamaya başlamıştım. 

 Sonra yine olmadı… Kevkeb’imde sorun yoktu, sorun bendeydi. Arkasından gitmeyi ben istemiş, ona bu payeyi (Efendimin ebediyete intikalinden sonra yola devam edeceğim kişi diyerek) ben kendi zannımda vermiştim. Ziyarete gidip gelme sıralarında karşılaştığım, ufak gibi görülen fakat büyük sarsıntılara dönüşen olaylar oldu. Kopma noktası ise farklı bir itikate yönlendirilmem ile son noktaya ulaştı. 

Eşim sarsıntılarını atlatıp aynı yola devam etti. Bende içinden çıkamayacağımı sandığım derin kuyulara düştüm. Hayatımın en büyük yalnızlığı, kırgınlığı, üzüntüsü ile Rabbim size ulaştırdı. Önce sitedeki yazılar, sonra kitaplarınız, sohbetleriniz. Çarem sizdeydi… 

Çok kitap okuyan, okuduğunu ve dinlediğini kelime atlamaksızın aktarabilen kızınız lâl oldu. Okuduklarımı tekrar tekrar okuyarak, dinlediklerimi tekrar tekrar dinleyerek anlamaya çalışıyorum. Farklı bir lügatin içine düşmüş gibiyim. Ve özüm bunu seviyor, tanıyor, mutluyum.

Allah yarattığını yalnız bırakmazdı. Her şeyi ne güzel yaratmıştı. Renkler, kokular, şekiller kusursuz diyerek dolaşıyordum. Birde baktım ki îmân ettiğime ispat arıyorum. Ben hâlâ yetişemem kaygısındayım ve size açılan kapıdan başka kapı olmadığına gönülden inanarak kabulümü bekledim. Elhamdülillah…

 Her şey yeniden değil, yeni başlamıştı. Tarikatteyim deyip tarikatten bîhaber, zikir yaptığını sanarak zikirden bîhaber, seyir nedir, nereyedir, kimedir her şeyden bîhaber… Böyle olması gerekiyormuş demek ki. 

Efendime ilk gittiğimizde bana sorduğu, İbrâhîm makamının nasıl oluştuğu, ayak izinin bize ne anlatmak istediği, taşta ayak izinin nasıl çıkmış olabileceğiydi. Eşimede ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü. Bostan ıssı kakıdı, der ne yersin kozumu’ idi. Yıllarca bilgisi vardır diyerek sorduğum kişilerden alamadığım cevabı sitenizden aldığım zaman size işaret buyurduğunu hissettim. Ayrıca bir İstanbul ziyaretinde, yakın olmamamıza rağmen Efendim, Sümbül Efendiyi ziyaret etmemizi söylemiş, Burada da Halvetiliği ilk defa duymuştum. Hiç bir şey boş ya da boşuna değil şüphesiz. Şimdi ise bunları bir işaret taşı olarak nitelendiriyorum.

Gelene gelme denmez, gidene gitme kal denmez bir yoldayım. OKU’mak için buradayım Efendi Babacığım. Okuduğumu anlamak, anladığımı yaşamak için Allah nasip ederse…

Biliyorum çok duydunuz ama yazmadan edemeyeceğim, şükründen acizim, sizin evlâdınız olmaktan çok mutluyum. Allah kadrinizi ve kıymetinizi bilmeyi, ilim ve maneviyat-nızdan en güzel şekilde yararlanmayı nasip etsin inşeAllah. Sizin ve güzel anneciğimin ellerinden öperim. 

**********

RE: HÂL DEĞERLENDİRMESİ VE ZUHURATLAR 

H…… N….. 9 Nov 2010 23:11:35

Hayırlı akşamlar H…. oğlum. Hamdolsun iyiyiz, İnşeallah sizlerde iyisinizdir. İzmir’den geldikten sonra evde bir müddettir bayram ve kış temizliği vardı hamdolsun bitirebildik dinlenmeye çalışıyoruz. Size nasıl uygun olursa bayramın 2. gününde de gelebilirsiniz 3. gününde de. Ancak gelmeden bir gün evvel telefon edersen iyi olur, bekliyoruz.

Değerlendirme yazıların güzel olmuş, seninde belirttiğin gibi olumlu yönde epey gelişmelerin olmuş İnşeallah daha da iyi olacaktır. Zuhuratlarında güzel 

bulunduğun yerin gereği olarak buralarda biraz hayvanlarla boğuşmalar olur, daha sonra daha başkaları görülmeye başlanır. 

 K…..nın da zuhuratı güzel İnşeallah zâhir ve bâtın onunda çocukları olur, bu devrelerde bu düşünceler de gündemde olduğundan gece gönlüne yansıma yapabilir. Hakk'tan hayırlısı, Tekrar hayırlı akşamlar hoşça kalın Nüket annenizin de selâmlar vardır bizden de selâmlar, hoşça kalın. Efendi Babanız. 
---------- 

Efendim Nasılsınız iyisinizdir inşeallah. Bizde iyi olmağa çalışıyoruz. Efendim Eşimle beraber Kûrb’ân bayramında 2. veya 3. gün ziyaret etmek istiyoruz. Müsait olurmusunuz olursanız ne zaman olursunuz?.

Efendim bu mailde iki kısım var. Birinci kısımda siz geçen bir soru sormuştunuz bu yola girdiğinizden beri nasıl değişiklikler oldu bunu yazın gönderin demiştiniz. Bu kısım birinci kısım. İkinci kısımda ise geçen ay içersinde görmüş olduğum çeşitli rüyalar onları yazdım birde eşimin rüyası var. Efendim rüyaların bazıları biraz karışık ve sizin çok değerli vaktinizi alıyorum. İnşeallah size lâyık olabilirim.

1. Kısım: 1 Yılın değerlendirilmesi.

Efendim Sizinle tanışalı nerdeyse 1 yıl oldu. Bu bir yıl içersinde bende ciddi birtakım değişiklikler oldu. Bu değişiklikler sâdece benim bende hisettiklerim değil benim yakınımda olan insanlar tarafında farkedilen dillendirilen veya bana hissettirilen şeylerdir. Eşime karşı bir yıl önce çok basit sebeblerden ötürü kızar azarlardım. Şimdi nerdeyse hiç kızmıyorum. Eşim geçenlerde "bana en son ne zaman bana kızdığını bağırdığını hatırlamıyorum" dedi. Yani o kadar uzun zaman olmuş. Bunun dışında ufak tefek hadiselere artık sert tepkiler vermiyorum ya az tepkili ya tepkisiz veya olumlu akılcı yaklaşıyor. Eskiden işyerinde 

süreyi doldurmağa çalışırken şimdi çok çalışkanım dakika bile kıymetli. Sadece kendim çok dolu çalışmıyorum altımda olan kimsenin dahi boş kalmadan yoğun bir şekilde çalışmasını sağlıyorum. Eskiden bir veya iki poliüretan köpük yapılırken şimdi günde en az 10 bazen 15 köpük yapılıp detaylı analizleri dahi hazırlanıp ertesi günü yapılacak olan çalışma dahi plânlanıyor. İşyerinde yönetim tarafından değer verilmeye başlandım. Bunu hissediyorum. Karşımdaki insanları daha fazla dinlemeye başladım. Eskiden insanlara daha çabuk kırılırdım şimdi bu tip şeyleri önemsemiyorum. Takıntılarım vesveselerim insanlar hakkında olan sûi zanlarım hâlâ var ancak ciddi azalmalar var. Karşılaştığım sıkıntılara daha çok göğüs germeğe çalışıyorum, yılmıyorum. Vaktimi çok iyi değerlendiriyorum boş vakit bırakmamaya çalışıyorum. İbadetlerimi, zikirlerimi daha ağır, daha önemseyerek yapıyorum hızlıdan geçmiyorum. Özetle Efendim 1 yıl öncesine göre herşey çok daha güzel. Herşey için size müteşekkirim.

2. Kısım: Rüyalar.

Efendim rüyamda sizinle meslek tercihi üzerine istişare ediyorduk. Ben size “Devlet memuriyetini gitme veya Koç üniversitesinde poliüretanlar üzerine doktora yapma şeklinde iki tane seçenek var önümde. Ben devlet memuriyetini tercih etmenin benim Allah’ın şefkatini kazanmama vesile olacağına inandığımı ve bu yolu tercih etmenin benim için daha münasip olduğunu” söyledim. Ancak “şefkat” dediğim zaman yazı ile “şecaat” çıktı. Sizde bana “Allah’ın şefkatını kazanmak için teheccüd namazı kılman yeterlidir” dediniz. Siz bu sözü söylediğinizde de gene “şecaat” kelimesi yazı olarak gözüktü. Sonra siz "1 aylık nafile oruç bu sene yok" dediniz. Bu et ve et ürünleri yemeden tutulan nafile orucu kastederek.

Burda bir gece içersinde gördüğüm 2-3 farklı rüyayı peşpeşe yazıyorum. Efendim biraz karışık bir halde gördüm. Bir güvercin yerde duruyordu bende bir silindir ile üzerinden geçerek onu öldürdüm. Bunun üzerine etrafda bulunan insanlar tarafında bir yaygara koptu, nasıl öldürürsün onun 

ardından kalan ganimet miras ne olacak tarzda. Sonra bir denizin küçük bir kolunun kumsalın içinden geçerek aktığını gördüm. Yunuslar geçiyordu, her bir geçen yunus beni hissediyor ve sanki üzerlerine çıkmamı ister gibi bir halleri vardı. Sonra bu kumsalda oturdum, bir sürü yarı çıplak kadınlar vardı, birtek benim eşim tesettürlü halde yanıma geldi, bende sevindim eşimin tesettürlü olmasından. Ve onunla muz yedik. Rüyanın bu ileri giden kısımlarında Efendim siz benden bahsederek anlatmaya başladınız. “Ha… arayışı sırasında birtakım fayda vermez duraklara uğradı ancak onların kendisine fayda vermeyeceğini anlayıp bize doğru yöneldi (doğruya kavuştu ulaştı mânâsında) Biz de onun nefs mertebesini bir derece yükselttik”. Sonra bu rüyanın ilerisinde bir kedi gördüm kumsalın başka bir kenarında ve ona baktım o kedi de ileride onun yavrusu olan diğer bir kediye bakıyordu. Hepsi bu kadar Efendim.

K…..nın bir rüyası Efendim sizi ve Nü…. annemi ziyarete geliyoruz ve Nü…. annem benim hâmile olduğumu ve bu çocuğun sâlih kişilerden olacağını söylüyor sizde yanıma gelip bir dua okuyorsunuz ve çok güzel bir zamanda hâmile kalmışsın evliliğinin 13. ayında diyorsunuz. (evliliğimizin 13. ayında umreye gitmiştik efendim ) Nü….. annemde Babanızın duası herkese nasib olmaz çok hayırlı bir evlât diyor. Ve rüyam böyle bitiyor.

Efendim sizin ve annemin ellerinden öperim Kü….da sizin ve annemin ellerinden öper.

**********

MUTLULUK ÜZERİNE

N….. P…… 14 Nov 2010 22:54:30

Hayırlı akşamlar Efendi Baba.

Kusura bakmayın herhalde fark etmedim yazıyı size yeniden yoluyorum Word formatında İnşeallah şimdi açabilirsiniz.

Sizede şimdiden hayırlı bayramlar, Nü…. anneme selâmlar ve hürmetler sevgilrerimle ve saygılarımla

N……

Hayırlı geceler N…. kızım, hamdolsun iyiyiz dinlenmeye çalışıyoruz bayram geliyor. Malûm telâşlar. Cenâb-ı Hakk herkese güzellikler nasib etsin. Mailini aldım ancak bu yazın her halde başka bir sistemle gönderilmiş bir çok harf karışık okunmuyor hele açılan dosya hiç okunmuyor, içi karelerle dolu eğer mümkün olursa tekrardan eski gönderdiğin yazılar gibi gönderirsen İnşeallah düzgün gelir. Tekrar zahmet olacak. Sana da hayırlı bayramlar, Nü… annenin de selâmları vardır. Hoşça kal Efendi Baban. 

MUTLULUK ÜZERİNE

Terzibaba.com sitesini gerçekleştirirken, sitenin aşağı tarafına anket yerleştirdim, belki ziyaretçilerin gözüne ilişmiştir.

Anketin konusu şu: MUTLU MUSUNUZ?

Bu anketi siteye koymamın sebebi vardı ve Terzi Baba’dan bu anketi koyabilmek için müsade istedim. Bu soruyu kendimize, veya eşimize, çocuklarımıza veya tanıdıklarımıza hiç sormuyoruz… Mutlu musunuz? Eğer sorsak mutlulukların veya mutsuzlukların neye bağlı olduğunu öğrenecegiz ve bu da bizi şöyle veya böyle harekete geçirecek ve düşündürecek ve anlıyacağız ki, maalesef mutluğumuz çoğu zaman maddi şeylere bağlı.

Anketin amacı ne? Kendi araştırmalarım için, mesleki araştırmalarım için önem taşıyordu.

Amacım, bu siteyi ziyaret eden ve ankete katılan insanların hangi oranda mutlu olduklarını ve hangi derecede mutlu olduklarını keşf etmekti. Bu sayfayı ziyaret eden insanlar mutlu mu? 

Bâzen bir insan kendi sorunlarını ve mutsuzluğunu gidermek için bir çare arar ve çare arama yoluna düşer yani derdine çare arar, yolun kendisini aramaz, aslında yol onun dertlerine çare olur. Bazı insanda yol arar ve onun amacı yoldur ve bu yolu ararken ve yolda giderken bir sürü dert başına gelir, ama yine de bütün başına gelenlere rağmen mutluluğu ve huzuru bulur. Mutluluk, hissetmek bir duygu olduğu gibi, aynı zamanda bir durum da oluşturuyor yani sâdece insanın hissetiği anlık bir his değil insanın içinde bulunduğu durumun ifadesidir mutluluk. 

Danışmanlığıma gelen çoğu insana bu soruyu sormuşumdur, mutlu musunuz? Hayatımızın içinde mutluluğun tam olarak nasıl oluştuğunu bilmiyoruz, sanki onun hep peşindeyiz ama hiç tam olarak yakalayamıyoruz gibi. Çoğu zaman bu soruya şu cevapları alıyorum: mutluyum ama… şu sorunum var, mutluyum ama ah birde oğlum/eşim iş bulabilse... mutluyum ama ah borçlar olmasa, daha da mutlu olacağım… mutluyum ama birde şu sıkıntıdan kurtulabilsem.

Anlaşılan mutluyum kelimesinin arkasına çoğu zaman ‘ama’ geliyor! Tam mutluluk olmuyor mu? Mutluluk sanki âniden başımıza gelen bir olay, sanki sokakta bir köşeyi dönerken birden karşımıza çıkacak köşe başında. Ve aniden başımıza mutluluk gelecekmiş gibi beklemekteyiz. Mutluluk daima çaba ve çalışma gerektiren bir durumdur, beklemenin bize bir faydası yoktur, kendimiz mutluluğumuz için azimli olmalıyız. Ve maddi tatminlerle oluşmaz, oluşsada çok kısa sürer ve çok çabuk söner. Çünkü kısa bir doyum, yeni arzular tatminsizlikler ve mutsuzluklar meydana getirir.

Bunu soralım kendimize bizi mutsuz yapan şey neden bizim için çok büyük bir önem taşıyor? Onun hayatımızda gerçekten büyük bir rolü var mı ve bizi mutsuz eden şeye neden bu kadar önem verip bizi mutsuz etmesine müsade ediyoruz?

Veya şunu da sormalıyız kendimize, bizi mutlu eden 

nedir, maddiyat mı, yani maddi durumumuzun iyi olması mı, arzularımızı tatmin edebilmemiz mi? Peki mutluluğumuz neden onlara bağlı? Elimizden hepsini alsalar, imkânları-mızın tümünü yitirsek, neden mutsuz ve çaresiz olacağız ki? 

Buna inanıyorum ki, asıl ve dâim olan mutluluğu ve huzuru sâdece, insanın kendinde var olan özü, ruhu meydana getirebiliyor. Bu yüzden kalıcı bir mutluluk oluyor, çünkü gayelere, dışardan intikal eden olaylara, insanlara ve maddiyata bağlı değil! Bu yüzden yıkılmasıda zor!

Asıl mutluluğu ve huzuru Terzi Babam ile 1997 senesinde tanıştıkdan sonra buldum. Çünkü Ruhum kuvetlendi! ALLAH’I idrakım bambaşka oldu ve o idrak ile gelen sevgiyi, muhabbeti, mutluluğu ve huzuru tarif etmek zor. Gayem sâdece ALLAH’A inanmak değil, onu tanıdıkdan sonra ALLAH’I bulmak ve bilmek oldu. ALLAH RAZI olsun! 

**********

GÖRÜLEN MÂNÂ HAKKINDA

O…… M….. 17 Dec 2010 14:24:09

Hacı babacığım Bakara Sûresi’nin açıklamasına bir türlü başlayamamıştım dua ettim Yârabbbi bana yardım et dedim çünkü gönlüme ilk baştan birşeyler geldi ama bir türlü
yazamadım, sonra dua ederken gönlüme siz geldiniz, Hacı Habacığım yardım et dedim gönülden gönüle yol var diyerek sizden de yardım istedim, dua ederken gözlerimden
yaşlar döküldü sonra yatağıma yattım, mânâ da beyaz bir sayfa açıldı çok beyaz berrak bir sayfa bakara hikâyesine başladım. Sizin benimle beraber olduğunuzu gördüm hemen sevinerek Hacı Babacığım bizlerden cevaplamamızı isteğiniz bakara hikâyesine başladım dedim sevinerek beyaz sayfanın başına geçtik. Sizinle beraber yazmış olduğum ilk satırı okuduk güzel olmuş devam et dediniz. O beyaz sayfadaki satır netleşerek koyulaşarak beyaz sayfada bir tertip bir düzene girdi. Siz görmeden önce soluk fazla belirgin değildi, bu mânâyı gördükten sonra cesarete gelerek içimden geldiği gibi yazmaya başladım. 

Cesaretlendim çünkü mânâda gördüğüm güzel olmuş devam et, diyerek bana cesâret veren sizdiniz. Sizinle herşey güzel, sizinle herşey olumlu, sizinle olmak çok
güzel olduğuna inanarak, güvenerek acizâne oluşan bu yazıları içimden geçenleri satırlara dönüştürerek size
gönderdim. Ellerinizden saygı ile hürmetle öperim canım Hacı Babacığım. O….. M…… 

**********

RE: TERZİ BABA 

Ç. H. U. 6 Dec 2010 10:23:35

Hayırlı günler Çe…… oğlum iyi niyetin ve muhabbetin neticesinde oluşan yazın güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık, Cenâb-ı Hakk irfaniyyetini arttırsın İnşeallah. Şiirin hakkında bir tavsiyede bulunayım, her dörtlüğün sonundaki (BU) ifadesi biraz fazla gibi, birde şöyle dene. "birinci ve üçüncü (BU)ları kaldır birde öyle oku bakalım nasıl olacak, birinci (BU)lar kalktığı halde ikinci (BU)lar ikisinin de yerini tutuyor, böylece her satırın sonunda olan (BU)lar hafifletilmiş olduğu halde mânâ eksilip bozulmuyor. Herkese selâmlar, işlerinde başarılar dilerim, Gebze ve İstanbul seyahatinden yeni döndük, hoşça kal, Terzi Baban. 

----------
 Terzi Babacığım, bu haftaki çarşamba sohbetinde ve devamında gönlümüze düşen tecelliyi bir şiir olarak kaleme almış idim. Kabul buyurursanız size de yazarak okumak istiyorum. 

Terzi Baba Âyet âyet okunan açık bir kitaptır, Yerin göğün sırlarını taşıyandır BU. 

Temaşa eden gönüllere Beytullahtır, Hak Hem beşerdir, Lâkin Hazreti İnsandır BU. 

Bütün Peygamberleri doğrulayandır, Gören gözler için seyri Cemalullahtır BU. 

İlim ve İrfan kapısında olanlara Cebrâîldir Derman, derman diyenlere Vesiyletün NECAT tır BU.

Sur’u ile hep ölüleri dirilten İsrâfildir, İkliminde dolaşanlara emsalsiz bir Hazzı Safadır BU. 

Tasvir ve tarife sığmayan Dürr-i Yekta [inci tanesi ] dır, Küntü kenzen, esrarının Beyanıdır BU.

Görün Canlar LÂİLâHE İLLÂLLAH’ın Bürhanıdır Gözlerden Özlere Damar, damar akan Kevserdir BU, Halk içinde bilinmez bir meçhuldür, Bir adı da TERZİ BABA olan, İNSÂN-I KÂMİLDİR BU. 

 Ç. H. U. 1 ARALIK 2010 Çarşamba 

**********

RE: GÖRDÜĞÜM ZUHURATLAR 

A….. B…..26 Dec 2010 17:31:09

Hayırlı akşamlar Ay….. kızım gördüğün zuhuratlar güzel, yolumuzun sistemini açık olarak gösteriyor, herkese açık olmayan bu yolu Cenâb-ı Hakk kendi seçtiği kullarına haber veriyor. (11) inci sokak Hz. Muhammedin sokağıdır, (53) üncü sokak ise bizim sokağımızdır. (53) üncü sokaktan (11) inci sokağa yol olduğu gösterilmiştir. Cenâb-ı Hakk değerlendirenlerden eylesin İnşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın Nü…. annenin de selâmları vardır. 

 Sevgili Hacı Babacığım, İlk gördüğüm rüya; Gü…. 

annenin mutfağında patetes soyarken siz mutfağa geldiniz ve “Sen patetes soymasını bilir misin?” dediniz. Bende “bilirim efendim” dedim. Sonra elimden siz bıcağı aldınız patatese 4 tane şerit şeklinde köşeler yaptınız. Ondan sonra bana böyle devam et dediniz. 

İkinci rüya: Rüyamda kendimi köyümde görüyorum Yolda yürürken, akrabamız olan Fa…… ..….eyle karşılaşıyorum. Elinde tekerlekli bir bavul ve bunu nasıl taşıyacağım şeklinde söyleniyordu. Sonra Ay…. …..min evine gitmek için yola devam ettim. Birden kısa yoldan gitmek istedim. Bunu düşünürken iki tane bayana rastladım. Nerden kısa yoldan gidebileciğimi sordum. Onlarda biz kimseye söylemeyiz ama sana söyleyeceğiz dediler. Bayanlarda bana senin bulunduğun yer 11. sokak teyzene gitmek için 53. sokağa çıkacaksın dediler.

Sizin ve Nü….. annennin ellerinden öper, sağlıklı günler dilerim. A….. B…… 

**********

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ...

Ca……Pa….. 26 Dec 2010 00:11:24

Selâmün aleyküm Terzibabacığım. 

Son günlerde sizi bir hayli fazlaca yoruyoruz. Şükründen ve Şükrünüzden aciziz... Ekte bu akşam zuhur eden bir hadise ve öğlen bekâ mertebesinin hükmü altında zuhur eden mânâyı buraya yazıyoruz... Mutlak mânâda daha başka açılımları olabilir. Bizim gönlümüze böyle doğdu..

Terzi Baba Necdet Ardıç Uşşâki Efendi.....

Allah(c.c) A’mâiyyetinden Hüvviyyeti Mutlakasına Hüvviyyet-i Mutlakasından, Hay Sıfat-ı İlâhisine, Hay Sıfat-ı İlâhisinden Muhyi Esmâ-i İlâhisi’nin tecelisi ile yiğitçe, mertce korkusuzca Vâhidül Kahhâr kılıcını çekip âşıkların ve ilim ehlinin 

vehimi toprak beden vücudlarını söküp yırtan yerine hakiki (şeriat, tarikat, hakikat, marifet) beden elbise-leri vücudları diken Ebul ervah-ı ve Ebutturâb-ı..

Selâm ve muhabbetle Mevlânâmızın ve Nü… Annemizin ellerinden öperiz.. 

**********

Zuhurat (zâhir)

C…… P….. 24 Dec 2010 01:36:34

Aleyküm selâm M…..çığım. Mertebeleri güzel tespit etmişsin, gördüğün gibi her yaşantı bir tecellinin zuhuru ancak farketmek lâzım gelmekte, farketmek içinde "irfaniyyet" gerekmektedir. İşte "kâl" ehli ile "hâl" ehlinin arasındaki fark budur. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder İnşeallah. Hayırlı akşamlar herkese selâmlar, hoşça kal. Nü….. annenin de selâmları vardır. Cenâb-ı Hakk dünya ahret bütün işlerinde kolaylıklar nasib etsin. 

---------- 

 Selâmün aleyküm Terzi Babacığım. 

Bugün bahsettiğimiz hâdise ef’âl, esmâ, ve sıfat mertebelerinden tecelli etti ve belkide bunların toplamı zât-i tecelli etti diye tasavvur etmekteyiz. 

Bu oluşum bir hayli zamandır devam etmekteymiş. Bununla ilgili çalışmayı hazırlayıp biiznihi göndeririz.

Ekte bugün müşahadesi oluşan hayali yaşantımızın hakikatinde anlıyabildiğimiz yorumları yaptık... Gerçek değerlendirmesini siz bilirsiniz.. 

Selâm ve Muhabbetle ellerinizden öperiz.. Helvâ-i Bacı Nü….. Anneye de Selâm ederiz.. 

---------- 

1. Zâhiri müşahade. 

02 - 12 – 2010 tarihinde Annemizle (Rabia) ile birlikte kaza yapan Gü….. Amcam ve Ay….. Yengemin oğullarını ziyarete gittik. Aslında bu ziyaret 30-11-2010 tarihinde programı yapılmış idi… Ziyaret ettik ve geri döndük..

Her şey 23-12-2010 tarihine kadar hayâli ve vehimi yaşam kurallarına göre işlemekteydi. Aşağıdaki 2. müşahademizden sonra idrak ve açılımı gelişti.. Bu zuhurun hakikatı farklı idi.. 

2 tarihin toplamı aynı idi. Toplamı 8 idi. Tevhid-i Ef’al mertebesinde gerçekleşmişti. Fakat Annemiz ( Nefsi küllümüz) mûsevviyet mertebesi ile gitmiştik.. Babamız (Alper) Aklı kül Cem ile (Hazreti Muhammed Mertebesi) ile birlikte hastanede 3 gün ( İlmel Yakin, Aynel Yakin, Hakkel yakın ve bunları kapsayan 4. Mertebe) kalmış idi. Yalnız Cem’in Sol kolu askıdaydı ve omuzundan ameliyat olmuştu… Anlaşılıyor ki sol hükümsüz kalmıştı.. Ve yalnız İseviyyet mertebesi faaliyetteydi… Cem’in arabasının direksiyonu kilitlemişti.. Arabadan çıkıp ben bu kazayı nasıl yaparım diyerek arabaya tekme atmıştı.. 8’nin hükmü altında ki İbrâhimiyyet Mertebesi kazâ bana ait değil Ef’âliyyet Mertebesinde zuhura getiren İlm-i İlâhideki Mutlak zattan zuhura gelmiştir. Cem İbrâhîm’iyyet mertebesinin faaliyeti ile Hz. İbrâhîm’in babası Âzer mertebesinde ki, babasıyla da konuşmamaktaydı.. Kazâdan sonra İseviyyet Mertebesi zuhurda olduğundan Âzer ile konuşuyordu.. 

Olayın idrak ve anlaşılma tarihide 23 = 5 Hazeratı Hamse 12= Hakikat-i Muhammediyye – 20 = Zâhir ve Bâtın 10 = İseviyyet mertebesinden yani Sıfat-i Tecelli olduğu Rakkam toplamları olan 11 ile Hazret-i Muhammediyyet Tevhid-i Zat Mertebesinden tecelli ettiğini gösteriyor.

2. Zâhiri müşahade.

22 - 12 - 2010 günü faaliyet sahamızda zuhur eden hadisattan bahsedelim. 

Zâhiri duygular hükümsüz kaldı.. Sohbetleri dinlemek için kulağımıza takıyoruz. Bâtıni duygulardan sürekli bir akış olduğu için bir şey anlamıyoruz. Bugün sohbeti kaç sefer başa aldım. Kulaktan içeri girmemiş. Anladık ki zâhiri kulak devre dışı kalmış.. Zâhirde yaşadığımız olayın tekâmülü yaklaşık bir gün sürdü… Tefekkürümüzde düşündüğümüz zaman bu zâhiri olayın hakikatını idrak ettik..

22 - 12 - 2010 günü sayısal toplamları 10 unu vermekte ki. Bu sayı iseviyet ve hakikat mertebesini ifade etmekte.

Akşam saat 7 den 8 e doğru gelmekte (İseviyyet - Hakikat mertebesinden, Museviyyet –Tarikat mertebesini ziyarete gidiyoruz) 24 saat itibari ile 19 dan 20 ye doğru (Âlemlerde buluna İnsân-ı Kâmil’den, zâhir ve bâtına doğru) tarikat mertebebemizdeki oluşumumuza ziyaret ve katılım için Beylerbeyi Bedevi Tekkesine gidiyoruz. Bindiğimiz otobüslerimizde (zâhiri ve bâtıni ) 15 numaralı ve diğerlerini b, c, t, ş vs… harfleri var. 15 nolu otobüs ise Beykoz burası mânevi hayatımızın ilk şekillendiği yerlerden âlem-i bekâda olan Medineli Hacı Osman Efendinin mânevi füyuzatından istifade etmiş idik.. (Hacı Osman Efendi Fâtih Sultan ile Hz Muhammedi ziyarete gider diye duymuştuk ki, manevi fethin ve biy’at’ın başlangıcı bu bilgiler ve oluşum olmuştu) Anlaşılan o ki Medine sünnet-î yaşam ve Osman isminden dolayı zinnureyn bu sünnet-i zâhiri ve bâtını olarak oluşması.. 15 = 13 ün hakikat Ahadiyyet’ül Ahmediyye’nin zâhir ve bâtın oluşumları demek ki bu otobüsler zâhirde ve bâtında Hakikat-i Muhammed-î otobüsleri imiş. Harflerindeki değişiklikler ise Esmâ-i İlâhiyye’nin farklı imiş gibi görünen ama hakikatleri bir olan tezâhürleri… 

Beylerbeyindeki tekkeye faaliyet sahamızda (tarikat - esmâ mertebebemiz) vardık.. Saat sekizi geçmişti. Faaliyet sahasındaydık.. Sohbet Ashabımızdan başka biri daha vardı.. Şeyh Na…. Kı…..’nin dervişi Ze… = çabuk anlıyan kavrayan bir bakıma akıl melekesi… Sayısal değerleri 9 Aklı küllün Hazreti Muhammediyyet Mertebesinin Tarikat-Esmâ-Rububiyyet ve Mûseviyyet mertebesiden müşahadesi. 

Renkli meczuban bir kişilik dua edelim dedi… Sık sık Eşhedü en Lâ İlâhe İllâllah, Eşhedü Enne Muhammeder Resûlüllah diyerek Hazret-i Muhammed’in, Hakikati Muhammediyye ve Hakikat’ül Ahmediyye’nin Esmâ-î tecellisi olarak Hazreti Muhammed, Hakikat-i Muhammediyye ve Hakikat’ül Ahadiyyet’ül Ahmediyye’nin ve Nuru Muhammediyye’nin müşahadeli yaşantısını gör diyordu… Bir hayli kelâm da etti. Saat 9 da tarikat mertebemizin görevlerini gece saati ile 21 = 3 İlmel Yakin, Aynel Yakin, ve Hakkal Yakin mertebesi ve bunları toplamı olan dördüncü mertebenin ikmâli ile saat On oldu. Fenâ fillâh mertebesi ve gece saati ile 22 = 4 dört mertebeden bunun hakikati oluşumu mevcuttu… Tarikat Esmâ mertebesinin cem’inden ayrılışta saat onda (İseviyyet Mertebesine) Ali ve Ömer Faruk (Alim ve Adl, Furkan Esmâları) Zeki Abi (Muhammediyyet Mertebesinden haber verdi) İseviyyet Mertebesi, Uşşâki Hazretleri (İnsânı Kâmil ) ile birlikte giderek Hz. Muhammed’in elini öpmüş dediler. Faaliyyet sahasında başlayıp, Esmâ-i İlâh-î mertebesi ve İseviyyet mertebesi 11. Mertebe olan Hz. Muhammed Mertebesine biat etmiş ve bunun bünyesinde 12 inci Mertebe Hakikat-i Muhammed-în’in 11+12= 23 =5 Hazarât-ı Hamse oluşumu ile 13. Mertebe olan Hakikat’ül Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesi ve bu mertebelerdeki (14) üncü Nûr’u Muhammed-î ye (bütün bu mertebeler de o mertebenin gereği olarak özlerinde varolup oraları aydınlatmaktadır) biy’ât edilmiştir. 

Buradan müşahade ettiğimiz.. Biy’at’ın Hakikatinin zâhirimizde ve bâtınımızda açılmasıdır. İseviyyet mertebesi Mûseviyyet mertebesini, ziyareti ile bu iki mertebeyi cem etmiştir. Bunu da Terzi Baba’mın, Feth ve Fethin Hakikatları isimli kitabında bulmaktayız… Biy’ât’ın hakikat-larını anlatan Fetih Sûresi anlatımında 10. Mertebenin 11. Mertebeye biy’ât’ının müşahadesi oluşmuştur. (Tamamına kitabın kendisinden bakabilirsiniz)

 (İnnellezîne yübayiuneke innemâ yübayiunellah 

yedullahi fevka eydîhim femen nekese fe innemâ yenküsü alâ nefsihî femen evfa bima ahede aleyhullahe feseyü’tihi ecran azîmâ) 

 48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstündedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” Bu Âyet-i Kerîme hakkında tefsirlerde geniş bilgi-ler vardır, araştırmacı olanların, oralara da bakmaları mutlaka yararlı olacaktır. Biz yine yolumuza devam edelim.

(“Biat” kelimesi, Ebced hesabı ile toplam olarak 482 sayı değerini vermektedir.Toplarsak, 4+8+2=14 etmektedir ki, çok manidar’dır. Bilindiği gibi (14) bütün mertebelerde geçerli olan Nûr’u Muhammed-î dir. (Bu hususta geniş bilgi 13 ve hakikat-i İlâhiyye kitabımızda verilmiştir, oraya bakılabilir.) 

“Biat” Âyet-i Kerîmesi’nin Sûre içindeki sayısı (10) dur. (10) ise “fenâfillâh” İseviyyet mertebesi’dir. O halde seyr-i sülûk’ta İseviyyet mertebesinden, Muhammediyyet mertebesine geçebilmek için mutlaka bu mertebenin (biat)ı na ihtiyaç vardır ve bu biat o mertebeye geçmeye ruhsattır, başka da yolu yoktur. Bu “biat” ın zâhir ve bâtın iki yönlü olması kemâlinin gereğidir. 

“Biat” kelimesinin lügat manâsı, ( Kabul ve tasdik) hükmündedir. “Biat” eden kimsenin evvelâ (11) inci, Hazret-i Muhammed (s.a.v.) 

mertebesi’nedir. Bu hâl kemâle erdiğinde, (12) kinci, Hakikat-i Muhammed-î mertebesinedir. Bu da kemâle erdiğinde, (13) üncü, Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesinedir. (14) üncü Nûr’u Muhammed-î ise bütün bu mertebelerde o mertebenin gereği olarak özlerinde varolup oraları aydınlatmaktadır. Böylece (14) sıralanmış bir mertebe değil, bütün mertebelere nüfûz etmiş küllî bir mertebedir. Buradan da anlaşıldığı gibi, “biat” sayısal değeri itibariyle de Hakikat-i Muhammediyye’nin bütün mertebelerinde faaliyyet’e geçirilmesinin gereği ortaya çıkmaktadır. Bu özet bilgiyi verdikten sonra şimdi tekrar gelelim meâlen Âyet-i Kerîme’ye. 

48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstündedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” Görüldüğü gibi hemen okunduğunda dahi insânı dehşete düşüren bir ifade ile karşılaşmaktayız. 

Hakikat-i İlâhiyye, Hakikat-i Muhammediyye ve Hakikat-i Abdiyye’nin nasıl muhteşem bir birliktelikte buluşmuş olduğu açık olarak görülmektedir. Zâten bütün bu âlemlerin aslı ve özü de bu üç mertebedir, onlar da, Ulûhiyyet, Risâlet ve Abdiyyet’tir. 

İşte gerçek kemalât bu üç mertebeyi kişinin kendi varlığında cem etmesidir. Tabi i ki, maddî manâda değil irfan-î manâdadır.

**********

RE: EFENDİM BİR SORU 

H….. N…. 25 Dec 2010 22:53:03

Hayırlı akşamlar Ha….. oğlum, hamdolsun şimdilik iyiyiz. Cenâb-ı Hakk sana da herkese de iyilikler nasib etsin. 

----------

Efendim. Nasılsınız? İnşeallah çok iyisinizdir. Geçen çarşamba gelemedim (aslında evden dinleyeyim bu sefer dedim). Sizin yanınızda olmayınca tadı tuzu olmadı çarşambanın. Sizi çok özledim Efendim. Herşey için çok sağolun Efendim, herşey için, yaptıklarınız için, verdiğiniz ayırdığınız vakitler için. Haftaya bir engel olmazsa inşeallah çarşamba geliceğim.

Efendim bir sorum olacak.

Bundan bir kaç ay önce Erzurumlu İbrâhim Hakkının Marifetnamesinde bir tavsiye gördüm."Eğer maddi bakımından zengin ve rahat olmak isterseniz sabah namazı sünneti ile farzı arasında(100kere sübhannalahi ve bihamdihi ve subhanallahil azim) okuyun". Ve bende buna îmân ederek okumağa başladım. Sonra dün kitaplarınızdan birinde şöyle birşey okudum. “Mürşide danışılmaksızın bir virdi takip etmek uygun olmaz.” Bende dün bunu okuyunca kitabınızda, bu cümleyi zikretmeyi bıraktım. Sorum şu Efendim " sübhannalahi ve bihamdihi ve subhanallahil azim" tarzı sözcükler bu tarz izinsiz okunmaması gereken virdlere mi girer yoksa okunmasında herhangi bir beis yok mudur. 

Mevlâm sizin değerinizi an be an yüceltsin Sultanım. Haftaya inşeallah görmüş olduğum zuhuratları göndermeğe çalışacam. Sizin ve Annemin ellerinden öperim. 

----------

84

 İnşeallah. İyi niyet ve temennilerin için sağolasın.

Soruna gelince, İbrâhim Hakkı Erzurumlu’nun tarikat mertebesinden iyi niyeti ile bildirmiş olduğu bu tavsiye o mertebede geçerlidir. Ancak hakikat ve marifet mertebesine kanatlarını açmış ve hedefi oraları olan kişi için sakıncalıdır. 

 " Eğer maddi bakımından zengin ve rahat olmak isterseniz" burada belirtilen şartın ne olduğu açıktır, bu gözünden kaçmış galiba, istek niyyeti, ef'âl-î ve dünyevîdir. (Hedefin zengin ve rahat olmak) ise daha çabuk olması için istersen (200) def'a çekebilirsin. Ancak (sübhannalahi ve bihamdihi ve subhanallahil azim) muhteşem ifadesi ise (Tenzîh-i mutlaktır) bu muhteşem mertebe ve ifadesinin içinde ne dünya vardır ne ahiret, Hakk'ın mutlak zâtının kendine has halinin âlemlerden gani "Tenzihte ki" ifadesidir. Yani bu tesbihin madde ile ilgisi yoktur o halde hakikat ve marifet mertebesi itibari ile bu tesbihin yukarıda belirtilen dua niyeti ile çekmek mümkün değildir. Ancak hiç bir dünyalık pazarlığı yapmadan sâdece Hakk ve hakikati için sabah namazlarıdan veya uygun olan gün içinde ki müsait zamanlarından birinde (33) def'a çekebilirsin. Kontrolsuz zikir bazen zararlı olabilir onun için istişare etmekte yarar vardır. Cenâb-ı Hakk her işinde kolaylıklar ve bereket ihsân etsin İnşeallah. Hayırlı geceler, Nü….. annenin de selâmları vardır. Bir mâni’in olmazsa çarşambaya bekleriz. hoşça kal Efendi Baban. 

*********

RE: Cem'ül Cem 

C….. P…. 26 Dec 2010 18:30:45

Aleyküm selâm Mu….çığım, Gönderdiklerin gene güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık. Ancak bahsettiğin "kı….sî" dervişine ihtiyatlı yaklaş bir daha görürsen hareketlerini daha yakından takib et, seninde belirttiğin gibi genelde o dervişlerin "meczupluğu" tartışılır, gerçek meczupluk mu, yoksa 

başka tesirlerin altında oluşan meczupluk mu? Cenâb-ı Hakk nâkıs ve süflî hallerden hepimizi muhafaza buyursun. Herkese selâmlar hoşça kal. 

----------

Selâmün aleyküm Terzi Babacığım.

Dünkü zuhuratlarda bir kaç konuyu atlamışız ve yeni oluşan ayrıntılar oldu.. Bugünün Cum’a olması sebebiyle yeni müşahade ve zuhuratlar oluştu..

Çalıştığımız yer Kamu Kuruluşu olduğu için isimler gizlendi. Zâten Kimlikler Fâniydiler. Bâki olan İkram sâhibi Rabbimizin Vechi.. Selâm ve Muhammetle Ekte ki dört Mertebeden. Ellerinizden Öperiz... 

---------- 

Cem-ül Cem Günlerden zâhiri âlemde 24-12-2010 Cuma günü idi… Sayısal toplamı 2+4+1+2+2+1 = 12 Hakikat-i Muhamme-dînin (İnsân-ı Kâmil’in) zuhur günü idi. 

Bu tarihin bünyesinde 3 adet 12 ve 2+1=3 ve bu 3 mertebenin toplamı olan 40 = Mim’in yani zuhuru ve Hakikat-i Muhammedî’nin oluşumu vardı… Mim sayısının açımlı itibari 90 =9 ile üst mertebelerden aldığı yansıma Esmâ-î Mertebeden zuhur edecekti. 20 = 1 Zâhir ve Bâtın-ı ve 10 ile Sıfat mertebesinin de zuhurda olduğunu gösteriyordu.. 

12 =İnsân-ı Kâmil, 10 Sıfat-i ve 9 Esmâ-i İlâhiyye’sini faaliyete geçiriyordu. Bu sayıların toplamı 12 +10 + 9 = 31 Tersi 13 olan Hakikatül Ahadiyyet’ül Ahmediyye bu zuhurunu 31 olan “Lâm Elif” (Mürid) yokluk aynasından yansıtıyordu.

Cuma günü yedinci gün idi.. Kıyâmet günü Vahidül Kahhâr’ın Zâhir ve Bâtın Evvel ve Âhir zuhur günü.. 

Cuma’ya gelmeden önce fark ehli olmak ve 6. Günde 

Îmân-ı Kemâle erdirip 7. Gün ile yakinlik kurmak gerekiyordu. Müridin müşahadesinde ve Hakikatında Cum’ânın açılımları zuhur etti...

1. Cum’a gününde Hayal-i Şeriat-ı Hakiki Şeriate dönüştü..

2. Cuma Gününde Hayal-i Tarikat-ı Hakiki Tarikata dönüştü..

3. Cum’a gününde Hayal-i Hakikat-i Hakiki Hakikate dönüştü..

 4. Cuma gününde Hayal-i Marifeti-i Hakiki Marifete dönüştü. 

5. Cum’a gününde Hayal-i Kutbiyyet-i Hakiki Kutbiyyete dönüştü.

6. Cum’a gününde Hayal-i Kurbiyyet-i Hakiki Kurbiyyete dönüştü.

7. Cum’a gününde Hayal-i Ubudiyyet-i Hakiki Ubudiyyete dönüştü.

7 Cum’a gününde Hayali Ulûhiyyet mertebesi Hakiki Ulûhiyyet Mertebesine dönüştü..

Bu yedi merâtibin, yedi mertebesi olup cem'i 49 eder.. Toplamı ise 13 tüm mertebeler Hakikat-ül Ahadiyyet-ül Ahmediyyeyi verir ki tam ve kâmil mânâsıyla bir tek Hz. Muhammed’de zuhura gelmiştir.

Birinci Cum’a zâhir olduğu için fark mertebesi oluştu.

İkinci Cum’a bâtında cem mertebesi olan eşyanın hakikatı zuhur etti..

Bu iki mertebenin toplamı ile 14 Nur-u Muhammedî zuhur etti. 

Birde bu iki mertebe fark ve cem’in toplamı olan cem’ül cem Mertebesi zuhura geldi. Mürîd İnsân-ı Kâmile yokluk aynası oldu.. Ve bu süretle mürid hakikatinde 

hakikatiyle zuhur etti. 

Mürid bu mertebeler bünyesinde saat yedide fark âleminde ki “Dâr” esmâsı’ndan Rezzak esmâsı’na yolculuğa başladı. Saat 8 de Sübutî sıfatlara bağlı olan Rezzak esmâsının faaliyet sahasındaydı… Bu cem’ül cem gününde Rezzak Esmâsı altında Mürid ile birlikte G…, R…, A…, E…, A…. Ö…. Esmâları faaliyet sahalarında mânevi kazanımlar elde ediyorlardı.. Toplam-ı yedi etmiş idi.. Faaliyet sahasında Esmâ-i İlâhiyye Cem olunmuştu. Esmâlar’ın biri olana A….. ya Allah (c.c.) Esmâ-i İlâh-înin isimlerini öğretmiş idi. Mürid ondan dolayı Esmâ-i İlâhiyye isimlerine vâkıf olabiliyordu. Zaman biraz ilerleyince mânevi temizlikçi N… Esmâsı, faaliyyet yerine geldi Esmâsı gereğince faaliyet sahasının nizamını düzenliyordu.. Mürid’in faaliyet sahasında ki işi ana unsuru su idi. Yardımcı unsurlar ateş, hava ve toprak idi.. Müridin ise Asli unsuru Hava idi. Diğer üç unsur yardımcı konumdaydı.. Ve Rezzak Esmâsı’nın faaliyet sahasında ısı sistemi oluşumunu dört Esmâ üstlenmiş idi. Ve Ateş, Hava, Su, Toprak olan 4 unsur bir araya gelecekti.. Saat ilerledi 11 de Muhammediyyet Mertebesinde Zâhiri ve Bâtini Abdestleri Cem edildi. 12 de ise İnsân-ı Kâmil’in hâkimiyyetinde K..R..N 100+200+50 =350=35 toplamı 8 faaliyet sahası ve tersi 53 Ebu’l Vaktin şifre rakamı, köye hakikatlerinin olduğu yerde ki faaliyet sahasında Cem olmaya gittiler . 

Camide tüm Esma-i İlahiyye Cem olmuştu. Vaazda İmam Esmâsı gerçek Mümin Esmâsı’nın Allah’ın (Zat mertebesinin) ismi anılınca kalbi titrer dedi. Bu anda Mürid Esmâsı’nın kalbi haşyetten tir tir Allah diye titmemekte.. 

Sadr-ı ise yangın yeri gibi ateş kesbetmişti..Ben ateştenim dese doğru söylemiş olurdu.. Ö…. Esmâsı İki Ezân-ı Muhammediyye ile Hazret-i Muhammediyyet Mertebesinin özgürlüğünü ilân etti. İmam Hutbede ilân ediyordu Hazret-i Muhammediyyet Mertebesinin Muhacirun Ashab-ı Medineye Hicret-i edip Ensar Ashab-ı ile yardımcıları ile Cem olmuşlardı.. Hz. Muhammed ile Cem’ul 

Cem.. Muhammediyyet Mertebesi zuhuru Celâl-i Teceliden Cemâli Tecellinin koruması altında esenlik yurdundaydı. 

İmam Esmâsı Cum’a namazının ikinci rekatında İhlas Sûresini terennüm etmeydi… Tevhid-i Zat mertebesinin Sûresiydi . 

Tevhid-i Zat”, Zatların birliği anlamınadır.
Makamı: “Tenzih-i ve Teşbih-i Tevhiddir” Cem, yani toplamadır.
“Baka billâh” (Hakk’ta baki olma) demektir.
Zikri: “Ya Samed”dir.
Âlemi: “Zat âlemi” (“Âlemi lâhud”) Peygamberi: “Muhammed Mustafa” (s.a.v.). dır.
Lâkabı: “Habibullah”
Kelimesi: “lâ mağbude illâllah - lâ ilâhe illâllah” dır.
Seyr-i: “Seyri meaallah” Allah’la beraber seyirdir.
Sûresi: “İhlâs Sûresi” dir.

İhlâs Sûresi Elmalılı Hamdi Yazır Meali

1 - De ki; O Allah birdir.

2 - Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir

3 - Doğurmadı ve doğurulmadı

4 - O 'na bir denk de olmadı. 

----------

İmam Esmâsı Tevhid-i Zat, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Esmâ, Tevhid-i Ef’âl Dört mertebeyi bildiyordu.. 

1- Âyet ZAT mertebesinde ki Ulûhiyyetim ve Ahadiyyetim ile tecelli etmekteyim diyordu… Ve Sıfat, Esma, Efalim burada Cem’ul Cem olmuştur…. İnsân-ı Kâmil Cem’ul Cem içinde Hüviyyet ve Ulûhiyetinin olduğunu ve devamında ki Âyetlerin dört mertebeden hakikatini söyle.. 

2- Vâhidiyyet Sahamda Samed’im Hem zâtım, Hem sıfatım zuhur yerlerim olan Esmâ ve Ef’âliyyet denk olamaz. Bu oluşumların olması veya olmaması Samediyyetime bir eksiklik getirmez. Tüm bu zuhurların tecelli kaynağı benim…

3- Esmâ-i İlâhiyyem doğurmaktan veya doğrulmaktan meydana gelmedi. Samed zuhurumun bir tecelli yeri oldular. Mutlak Tenzih-i anlayış yeri olduğundan Vacibul Vücud Hazretleri Hiçbir Şeye denk değildir. Hiçbir şey ile sûretlenmez. Hiçbir kayıt altına girmez..

4- Zât-i birliğimden Ef’âl mertebesine yansıyan Şe’niyyet-lerimin sonu yoktur… Ef’âl-i İlâhîm’deki Ahad tecellileri Zatıma Denk değildir. Çünkü bu şe’niyyetler Esmâ-i İlâhîm’den Ef’âl-i İlâhîm’e zuhur etme aynalarımdır.Tenzih-i yaklaşım oduğundan Ef’âl Zâta benzetilemez.

Namazın bitiminde Rezzak Esmâsına dönülüyor.. Bu oluşumların nura dönüşmesi için maddi ve manevi rızıklar hazmediliyor.

Saat 3’te 24 saate göre 15’te İlmel Yakin, Aynel Yakin ve Hakkal Yakin ve Tüm bu mertebelerin toplamı ve Zâhir Bâtın Hakikati Muhammediyyet mertebesi tarafından Makam-ı Mahmud ve İseviyyet Mertebesi Rezzak Esmâsı’nda zuhur ediyorlar. Bu anda Müridde Mesnevi Şerif Şerhinden Makam ve Hal sahibi olan Ebu’l Vakt Ve İbnu’l Vakt bahsinin mânâları’nı hazm etmeye çalışmakta… 

Esmâlar’ımız nerde diyorlar… Mürid çıkıyor ve gel diyorlar.. Faaliyet sahasına alınan 3 mertebe sürekli faaliy-yette olacak diyorlar. 6 mertebenin faaliyet sürelerini Makam-ı Mahmud istiyor (Ondanda daha üst makamlar istemekte)... İseviyyet mertebesinde ki Gören İnsan Müride Mertebe 3’inkini gösterip bak diyor.. Hepsini böyle alabilirsin diyor. Mürid rakamları alıyor.

Mertebe 1 = 2880 H = Mertebe birin hakikatı (İbrâhimiyyet Mertebesinin hakikatı) 18 = 18000 âlemdir. Esmâ-i İlâhiyye’dir. 

Mertebe 2= 4124 H = Mertebe ikininin Hakikatı (Mûseviyyet Mertebesinin hakikati ) =11 Hazreti Muhammed Mertebesi..

Mertebe 3 = 3507 H = Mertebe üçün hakikati (İseviyyet Mertebesi) 15 = Zâhir Bâtın Hakikat-i Muhammedi Mertebe 4 = 6601 H = Mertebe 4 (Hazreti Muhammed Mertebesi) = 13 Hakikatul Ahadiyet’ul Ahmediyye Mertebesine Daha sonra Mürid 5 ve 6 mertebelerinide idrak ediyor..

Mertebe 5 =78648 H = Mertebe 5 (Hakikat-i Muhammediyye Mertebesi) 33 = 6.ıncı Mertebe olan Hakikat-ül Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesine bağlı..Mertebe 6 = 87089 H = Mertebe 6 ( Hakikat-i Ahadiyyet’ül Ahmediyye Mertebesi) 5 Hazarât-ı Hamse 5. ve 6 mertebeler biz biriz diyorlar. Birde Tüm metrelerin bağlı olduğu, faaliyetinde de hakikatinde bulunan 7. Mertebe Nur-i Muhammedi var diyorlar. Her şeyde var olduğu için sayman mümkün değildir.. 

Başlangıştan bu yana olan 4 mertebedek i Cum’a ile Ef’âli, Esmâ-i, Sıfat-i ve Zâti oluşum İhlâs Sûresi’nin tüm hakikatlerinide bildiriyor…

**********

RE: ZUHURATLAR

C….. 28 Dec 2010 20:33:29

 Hayırlı geceler H….. kızım. Hamdolsun iyiyiz İnşeallah sizlerde iyisinizdir. Em…. kızımızın zuhuratları güzel Cenâb-ı Hakk daha nicelerini gösterir İnşeallah. İçindeki Hakk'a karşı olan muhabbetlerini gösteriyor. Herkese selâmlar Nü… annenizin de selâmları vardır. Hoşça kalın Efendi Babanız. 

----------

Hayırlı Geceler Efendi Babam, nasılsınız? Nü….annem nasıllar? İnşallah sıhhat ve afiyettesinizdir. Efendi Babam 

Em… arkadaşımız zuhuratlarını yazmışlar ve bana getirdiler, bende aynen size iletiyorum. Bir hata, kusur olursa affola inşallah. Mübarek ellerinizin içinden öpüyor hürmetler diliyorum, Nü…. Annemin de o güzel ellerinden öpüyor saygılar sunuyorum.

ZUHURATLAR:
 
 (1) Hz. Ali Efendimiz ölmüş, büyük bir karton üzerinde yatıyor. Üstü örtülecek kadarda sarı renkte toz toprakla örtülü idi. Kartonu tek elimle avucumun içinde tutuyordum. Öbür elimin altında Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ebubekir var diye de çok seviniyorum kendi kendime. Hayret de ediyorum tek elimle Hz. Ali'yi tutuyorum diye. Bütün Ashab-ı Kirâm da yanımda diyede ayrıca seviniyorum.

 (2) Efendi Babamın dizinin dibine oturmuşum Kûr’ân-ı Kerîm benim elimdeyken, Kûr’ân’ı açtınız Kevser süresi çıktı karşımıza. Bana oku dediniz, bende Arapça okudum. Sonra bana uzun uzun tefsirini yaptınız. Peygamber Efendimizdeki (s.a.v.) Kevserin zuhuratlarını anlattınız. Beraber böyle bir çalışma yaptık. 

 (3) İhvan Ne…. arkadaşımla Kâ’be'ye gitmişiz Tavaf yaptık, namazlarımızı da eda ettikten sonra karşıdan Kâ’be'yi seyretmek için oturduk. Seyrederken gökyüzünden çok parlak top şeklinde bir ışık yavaş yavaş Kâ’be'nin üstüne indi. Sonra o ışık saçlı sakallı bir erkek sûretine büründü, fakat sâdece üst beden olarak gördüm, belden aşağısı yoktu. 

 (4) Beyaz kireç boyalı evimde ikiz çocuklarımla yaşıyorum. Üçümüzünde giyimi araplar gibi. Çocuklar 10 yaşına geldiklerinde iki beyaz atlı bir adam geldi. Adamın yüzünde maske vardı, yüzü hiç görünmüyordu. Adamı görünce çocuklarla evden dışarı çıktım. Sonra gelen adama çocukları teslim ettim. O da çocukları atlara bindirdi. Çocukların birini Kâ’be'ye, diğerini de Medine’ye görevli olarak göndermişim. 

 Efendi Baba çok var ama, ben bu kadarını yazmayı uygun gördüm. Sizlerin ellerinizden öpüyor saygılarımı yolluyorum.Nü….anneminde ellerinden öperim. 

B……ma'dan Selâmlar

E….. K……. 

********** 

RE: ZUHURATLAR

N….K….. 28 Dec 2010 20:45:15

Hayırlı geceler N…. kızım. Hamdolsun iyiyiz. Zuhuratların güzel ellerine, gönlüne sağlık. Herkese selâmlar Nü….annenin de selâmları vardır. Hoşça kal. Efendi Baban. 

Zuhuratlarının üçüde güzel geleceğe ait ümit vaat etmekte, “GüLSÜN” kız, ismi gibi gülsün, İnşeallah, senin gönül evlâdın olacak ve oniki dersin geçilmesinde sana yardımcı olacak diye düşünebiliriz. 

İkincisinde beşinci kata çıkıp aldığın ayakkabı senin bu yolda yürüyeceğini ifade etmekte. Çantanın şifresi ise tevhid yolunun hakikatleridir, onlar ancak tâlib olanlara açılır diğerleri o şifreleri çözemez. Aslında gizli olan bir şeyde yoktur ancak bir idrak ve anlayış sözkonusudur buda ancak anlatma ile gönülde açılır, kişi bu hayat şifresini bir ehli olmadan kendi kendine çözemez. 

Üçüncüsünde, bizden akan pınar tevhid pınarıdır leb-i derya olan kaynaktan çıkar taliplilerine dağıtılır bunlar irfan sohbetleridir. İçenlerde yeni bir hayatın başlamasına sebeb olur. 

----------

Hayırlı günler diliyorum Efendi Babacığım, nasılsınız? Nü…. annem de iyidir inşeallah, anneciğime âcil şifalar diliyorum.

(1)Terzi Babacığım size intisap ettikten sonra gördüğüm rüyaların ilki. 04/11/2005: Loş bir evdeyim, benim evimmiş. Odadan 10-12 yaşlarında sarışın bir kız çocuğu çıkıyor adı GÜLSÜN imiş. Elinde ansiklopedi kalınlığında bir dosya var, kağıtlar üst üste. Diyor ki; " Ben NECAT bey amcaya 12 sayfalık ödev hazırladım". Ben de bir gecede nasıl yazdı diye hayret ediyorum. 

 (2) Beş katlı bir apartmanmış. Bir arkadaşım ile beraber hızlı adımlarla merdivenlerden çıkıyoruz. Ben arkadaşımı geride bırakıp koşarcasına beşinci kata çıktım. Boş bir daire yerlerde 40-50 çeşit ayakkabı ve terlikler var.
Hemen bir tanesini ayağıma giydim, bu sırada Efendi babam karşı kapıdan çıktı orası banyo-wc imiş. Efendi Babam ellerini yıkamış sularını silkeledi, bana dönüp "ayakkabılar-dan aldın mı" bende "aldım Efendi Baba" dedim. Sonra önündeki masaya oturdu masanın üstünde siyah bond çanta duruyor şifreli imiş bu şifre sâdece Efendi Babama aitmiş. Çantanın şifresini kontrol ediyordu.

 (3) G…. teyzenin evindeyiz. Efendi Babam salonun ortasında ayakta duruyor, bende karşısında ayakta duruyorum. Efendi Babam ağzını açtı ağzının içinde bir pınar vardı, şırıl şırıl kendi ağzının içine akıyordu, dışarı su çıkmıyordu. Sonra bana yaklaşıp ağzını açarak içindeki pınarı çeşmeden su doldurur gibi ağzıma doldurmaya başladı Efendi Babam ırmağı akıtıyor ben yutuyordum, bu böyle 2-3 dk. sürdü sonra tekrar tekrar üç kez yenilendi. Sonra heyecanla uyanmışım.

Terzi Babacığım sizin ve Nü…. annemin ellerinizden öperim, en derin hürmetlerimle. N…. K…..

---------- 

H….. b……m. 

(1) Efendi Babam ve Nü…. annem ve bütün ihvanları, ihvan olan N…. arkadaşımın evine misafir olmuşlar. Ev 3 katlı, 1 ci katta ben çamaşırları yıkamışım, onları büyük balkona asıyorum. İkinci kattada Efendi Babamlar var. 

Efendi Babam birşeyler anlatıyor, bende kulak verdim ne anlatıyor diye. Aaaa bir baktım Efendi Babam BAKARA Sûresi’nin açıklamalarını anlatıyor, inanamadım çamaşırları bıraktım hemen yukarıya onların yanına çıktım. Birde baktım Nü…. annemi gördüm, bana kucak açmış bende koşarak ona gittim öyle bir sarıldımki, biz ikimiz tek vücüd olduk. Sonra gece olmuş, ben bir ara onların odalarının kapısını vuruyorum, bir ihtiyaçları var mı diye. Nü…. annem açıyor kapıyı ben soruyorum, o arada gördümki Efendi Babam bembeyaz yatakta yatıyor ve yanında 2,5 - 3 yaşlarında bir çocukla, ama üzerleri bembeyaz bir örtü ile örtülü ikisininde. Nü…. anneme sorduktan sonra, Efendi Babam bana "sabahleyin gel konuşalım" dedi. Sabah oldu açık havada kahvaltı hazırladım. Ve bütün herkes kahvaltı ediyordu. Ben Efendi Babamın karşısında oturuyordum.
Kahvaltı ederken bana dediki Efendi Babam, "seni seçtiler" dedi ve benim görevlendirildiğimi söyledi. Kendime geldiğimde anladımki yakaza hali idi.

(2) Rahmetli H….. Ş….. Hacıbabanın evindeyim. Onun evinde Hacıbaba, ben ve bembeyaz sakallı beyazlara bürünmüş bir dede var. O dede evin ortasında yerde oturuyor, Hacıbaba da onun arkasındaki divanda oturuyor, bende onların önünde ayakta dikiliyorum. Sonra bana ikiside işaret ederek dedenin önüne yere oturmamı istediler. Bende diz çökerek dedenin önüne oturdum. Ama hiç sesli konuşmuyorlardı. Dede bana bakarak okuyormuydu, bilmiyorum anlamaya kalmadı ikimizin ortasında büyük içi toprak dolu bir saksı gördüm önümde birden. Anında dede ellerimi o toprak dolu saksının içine sokuverdi. O anda ağlamaya mı başladım yine anlamaya kalmadı bana bir ses "ağlama h..... kızım" dedi ama ellerim hâlâ toprğın içinde duruyor. O sesten sonra bana dede "H..... kızım toprak senin, bu toprağa bir ağaç dikeceksin, bu ağaç hiçbir yerde görülmedi, bu ağaç büyüyüp uzayacak" dedi. 

Ben o anda Hacıbabaya bakmışım ki, o da bana dış kapıya bakmamı işaret ediyordu. Tam kapıya çevirdim yüzümü bir de baktım kapı kendiliğinden açılıyor ve o 

zamana kadar görmediğim bir adam beliriverdi, O adam diyorum çünkü yüzünü çok göz alıcı ışıktan göremiyordum. Tekrar Hacıbabaya baktım bana "kalk ona git" dedi. Bende kalktım, saygıyla eğilerek ona doğru yürürken ektiğim saksıdaki fide ağacın büyümeye başladığını gördüm, ben o adama adım attıkça ağaç büyüyordu, ben ona yaklaştıkça ağaç dahada büyüdü. Tam onun önüne geldim kafamı kaldırıp ona bakayım derken ışık olan ışıklar kaybolmaya başladı. Ve yüzünü gördüğümde bayılacaktım, çünkü o adam dediğim insan simdi Efendi Babam, Necdet Ardıç’tı. Bana öyle bir nazar etti ki o anda, sanki ben yok oldum. Yok oluşumla kendimizi dünyanın dışında görüyorum. Sonra tayyimekânla AFRİKADA’YIZ. Bana oradan Türkiye’yi ve Hacıbabanın evinde ektiğim saksıdaki ağacı gösteriyordu. O ağacın büyüklüğü anlatılamazki. Benim ektiğim ağaç Türkiye’den Hacıbabanın evindeki saksıdan taaa Afrika’ya kadar uzamış, yemyeşil, iri, iri yaprakları ve dibdiri. Bana Efendi Babam elini uzattı bende avucunun içini öptüm ve uyandım.

---------- 

Yukarıdaki zuhuratlar da çok dikkat çekicidir, Misâl âleminden gösterilen bu sembollerin yaşantıda ki mânâları bazen uzun seneler sonra zâhir âlemde tahukkuk eder. Bakara Sûresi’nin açıklanmasının seneler içinde anlaşılmaya çalışılacağı ve beden saksısına, beden arzına ekilen, dikilen bir gönül fidanının ne kadar verimli olduğu yaşanan zaman süresince nasıl Mânâ âleminde gelişeceğini açık olarak göstermektedir. Ayrıca zuhuratların kişiye özel yorumları da vardır ancak yeri olmadığından özetle ifade edilmektedirler. 

----------

İşte bundan sonra bir daha hiç rüya veya zuhurat olmadı. Üzülüyorum tabii, arkadaşlarım anlatırlarken. Bende bunda bir hikmet vardır diye düşünüyorum. Efendi Babam takdiri İlâhî en iyisini bilir diye teselli ediyorum kendimi.

Efendi Babacığım Ellerinizin içinden saygı ile öpüyor en derin hürmetlerimi sunuyorum. Nü…. anneciğimin gül kokulu ellerinden öpüyor saygılarımı sunuyorum.

********** 

RE: ZUHURATLAR

Z….. U….. 10 Jan 2011 00:45:59

Efendi Babacığım, K… c…..den F….. teyzemizde mânâda bir kuşun onlara kitab okuduğunu o kitaptan etrafa ışıkların saçıldığını kuşunda yüzünün benim yüzümün şeklini aldığını söyledi. Efendi Babacığım ders aldıktan sonra mânâda gördüklerimi şiir halinde sizinle paylaşmıştım ama sanırım bunu yazmamıştım. Siz Nü…. annem ben ve arkadaşlarımızla, o arkadaşların yüzlerini görmüyorum bir tepeye çıktık, arkamızda bizleri yakalamak isteyen birileri varmış. Hep beraber bir mağaraya saklandık, onlar bizi unutana kadar oradan çıkmayacakmışız, elimde çalı süpürgesi vardı mağaradaki toz ve örümcekleri temizledim. Yine bana ilginç gelen, ders almadan önce idi rüyamda E…….de bir dergâhtayız, oradaki kişilerden benim içinde dua etmelerini istiyorum, bir tanesi bana bakıyor başında takkesi üzerinde yeşil yeleği siyah sakallı gençten birisi, ondan da benim için dua etmesini istiyorum, hiç konuşmuyorlar. Dergâhın merdivenlerinden aşağıya iniyorum bir pir benim için dua ediyormuş. Benim için ne kadar yoruldu diyorum. O pirin o güne kadar duymadığım ismini söylüyorlar. “Hasan Hüsamettin Efendi” diyorlar. 

Uyandığımda o ismi unutmamak için kağıda yazayım dedim. Bu rüyadan bir müddet sonra rüyada gördüğüm o genci başında takkesi üzerinde yeşil yeleğinle E….. annede tanıdım ondan, Hasan Hüsamettin Uşşâkî Hazretlerini öğrendim. Sizin kitaplarınızı getirdi sizinle tanışmama vesile oldu. 

Şu anda o kişide Hakk’ın rahmetine ulaştı. Allah rahmet eylesin. Birde Babacığım sizinle yeni tanıştığımızda mânâda Ha….. görüyorum, birilerinden kaçıyoruz ikimizde o çiti atladık kurtulduk. Bende çok büyük bir ağaca çıktım dalları o kadar büyüktü ki artık burada beni hiç kimse bulamaz diyordum elimdede bal kâsesi vardı ondan yiyordum. 

Yaşamış olduğum bazı zuhuratlarda şunlar. E….’te Se…. denizden getiriyorum, yolumun üstünde bir villâ var bahçesinde bir sürü ağaç var, ağaçlardan sâdece bir tanesi yere doğru nasıl sallanıyor anlatamam. Acaba üstüne birimi çıktı diye düşündüm, yanına kadar gittim üzerinde ne bir hayvan ne bir kuş ne bir insan vardı. O hâlâ daha hızlı bir şekilde yere doğru eğilip kalkıyordu yanındaki ağaçların ise yaprağı dahi kımıldamıyordu. Hâlâ oradan geçerken hep o günü hatırlarım. 

Yine bir gün sizi aramak için telefonun avizesini elime aldım, inanın daha arama sesi gelmeden karşımda siz vardınız. O anda sizde bir yeri aramak için avizeyi elinize almışsınız. Efendi Babacığım, siz benim forumlardaki ismimi C….. koymuştunuz ya, sanki tastiklenircesine geçen gün sohbetteyiz oraya bir teyze geldi, E… hanımın kızı diye tanıttılar, teyzecikte senin adın C….. değil mi kızım? dedi yok teyze Z……. dendi. Allah, Allah bana C….. gibi geldi dedi. Ayrılırken de hadi C…. kızım yine görüşelim, şaşırdım yine ama bana öyle geliyor dedi. 

Yine bir pazar alışverişinden dönüyorum tanımadığım bir amca karşı yoldan yanıma gelerek, Allahu Teâlâ yeryüzünü ayakta tutuyorsa sizlerin yüzüsuyu hürmetine, sizleri gördükçe çok mutlu oluyorum, dedi gitti. Siz Ba……ya gelmeden ya bir ya iki gün önce kayınvalidem iki elini göğe kaldırıp, Allah sana gökten sayfalar indirsin kızım diye duada bulundu. 

Sizde bizlere sayfalar dolusu gönül göğünden haberler getirdiniz Efendi Babacığım. 

Umarım yazıları size ulaştırabilmişimdir babacığım. Hayırlı geceler diliyorum.

Z…… K…. 

********** 

G.…… E…... 

2. Rüya, Efendi Baba sizin evdeyim camdan sizin bahçeyi seyrediyorum ağaçlar, masalar, sandalyeler, çiçekler her şey zikir halinde dönüyor ve bembeyaz oluyorlar öyle bir ışık oluyorlar ki, size anlatamam. Orada sizi ve Hasan Hüsamettin Uşşâkî hazretlerini görüyorum sizinle beraberim, diye çok seviniyorum. Sizlerde bembeyazsınız hertarafınızdan ışık saçılıyor. Ben dışımdaki kıyafetlerden soyundum, içimdeki elbisemle bembeyazım, bana 3 tane kutu verildi. 3 tane Hacerül Esved üçü de bir kutunun içine kondu. İki el görüyorum, bu el iki elimi sımsıkı tuttu sıktı. Bende ellerimi ellerinin üzerine koyup o şekilde yolumuza devam ettik. 

********** 

C…..O……

S…… S…… February 4, 2011, 11:22 

 BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHîM: 

Selâmün aleyküm C….. bey kardeşim.

Bendeniz bir cuma namazı vakti çok ağlamış ve namaz kılmış, özel bir dua etmiştim. Aynı günün akşamı internette gezerken Terzi Babamla karşılaştım. Rabb’imizin İlâhî yardımının aynı gün içerisinde tecellisini gördüm. Bu bana büyük bir mutluluk verdi. Hergün sohbetlerini sabahları dinliyorum. Nusret Tura efendimizin “Râh-ı Aşk” isimli kitaplarını aldım. Okudum. Mesnevî’yi çok seven bendeniz gönlümüzün doktorunun muhterem Terzi Babam olduğunu düşünüyorum. Sizden ricam kalbimizin anahtarı Terzi Babamda mı? Eğer o ise. Biliyorsunuz Allah’ımız için biy’ât etmemiz ve vereceği derslerle, nazarla kendimizi daha kısa 

sürede tanıyacağız ve Muhammedî nurumuz kısa sürede ortaya çıkacak. Yaşım 40 bugüne kadar Peygamber Efendimizi kimse onun kadar güzel tanıtmamıştı. Herkesin bu dünyada bir dileği vardır. Bizimde dileğimiz Muhammedî nurumuzu taşıyan Kâmil insanımıza kavuşabilmek. Bendeniz ne yapmalıyım. Terzi Babamdan dua ve bendenize yol gösterecek sözler diliyorum-dileniyorum. 

Muhammedimizin (s.a.v.) duyduğu yüce aşk hürmetine diliyorum-dileniyorum. Ayırdığınız vakit için Rabbimiz sizden Sonsuz razı olsun. 

Se….. So…… 

********** 

NOT=(13 ve Hakikat-i İlâhiye) isimli kitabımızın 55-57 sayfalarında kayıtlı küçük “iltifat” bölümünü de gönülle ilgili olmasından dolayı faydalı olur düşüncesiyle, ilâve etmeyi de uygun gördüm. T.B.

********** 

Bu bölümleri yazmağa çalıştığım (31 Ağustos 2006) günü Perşembe’yi Cum’a’ya bağlayan gece rü’yâ âleminde mânâdan (Nusret babam) vasıtasıyla bir sahife iletildi üzerinde bir yazı hattı vardı, okumağa çalıştım ve şöyle denmek istendiğini anladım. Hatırımda kaldığı kadarıyla hat şöyle idi. 

Fazla dikkate gerek kalmadan dahi bunun bir kelime ve mânâsının da açık olarak (İLTİFAT) olduğu 

anlaşılmaktadır. İrfan ehli bu hattan bir çok mânâlar çıkarabilır, ancak biz fazla uzatmamak için çok açık olan bazı yönlerini ifade etmeye çalışacağız. 

Görüldüğü gibi kelimenin başında mevzuumuza konu olan, soldan okunursa () () (elif) (lâm) sağdan okunursa (lâm-elif) vardır. Ve üstte uzun hatta iki tane (te) harfi bütün varlığı kaplamış, Tevhid-i hakikidir. Toplu olarak (İLTİFAT) kelimesi ise yapılan işlere mânâ âleminden (iltifat) edildiği ve bâtın âleminden tasdik gördüğüdür. 

Gün (31) tersi (13) tür. Ay Ağustos’tur ve sıcaktır, yani aşk ve muhabbettir. Sene (2006) yani toplarsak (8) dir, ve ayda (8) dir. Bunlar da (8) cennettir. Perşembeyi Cum’aya, “fenafillâh” yani cem’e bağlayan gecedir. Cum’a yeni ayın biridir. Cem hali bakabillâh ve tevhid’in birliği’dir. Nusret babam vasıtasıyla gelmesi, (Nasrunminallah) (Allahtan yardım,) yani zât-î tecelli yardımıdır, diyebiliriz. 

Tabii ki; bu hususlar ilgilenmeyen kimseleri ilgilendirmez, indi ve şahsidir, faydalanmak isteyenlere de mâni olunmaz bu da onların şahsi hürriyetleridir ki, buda gerçek insan haklarıdır, ve Hakk’ın tanıdığı haktır. 

Ey irfan ehli olmaya gayret eden kardeşim iyi bilki bu anlatılanların hepsi sensin, ve bunlar sende mevcuttur, ancak bâtının da kapalı kapılarının ardında kalmıştır, vakit geçirmeden o kapıları, Ümmül kitab’a yani ana’ya yani Fatiha ya sığınıp oradan yardım almaya çalışarak. Fatih ve Fettah İsimleriyle açmağa çalış, çalış ki; aslına ulaşasın yoksa bu âlemden ilâhi hazineni alamadan gider iflâs etmiş olursun. 

 Belki bunları biraz hayal biraz vehim ve gereksiz sanabilirsin. Ancak unutma ki her şey evvelâ hayal ile başlar, mühim olan ebedi hayata götürecek hayale doğru gitmek gerektiğini bilmemiz lâzım gelmektedir. Aksi halde 

hüsran olan sonu gelmez beşeri hayellerimizin içinde ömrümüzü eritip gideriz ve farkında bile olmadan bu muhteşem dünyadan, (Hazret’i şehadet) ten ve (13) hakikatinden hiç haberimiz olmaz. 

İşte o zaman gerçekten bizlere çok yazık olmuş olur. Cenâb-ı Hakk cümlemizi gafletten koruyarak kendini tanıyan kimselerden eylesin. 

**********

 Yeri gelmişken lisan-alfabe ile ilgili internetten indirilip gönderilen bir yazıyı da ilâve etmeyi uygun buldum gerçekten tarihi sayı değerleri çok ilginç. 

---------- 

Ses, Harf ve Alfabe (Türk dil kurumu) Akciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime ses denir. Ses, dili oluşturan en küçük birimdir. Harf ise sesin yazıdaki karşılığıdır.

Bir dildeki harflerin belirli bir sıraya dizilmiş bütününe alfabe denir. 

Türk alfabesi, Lâtin harfleri esas alınarak 1.XI.1928 (19-28) gün ve (1353) (13-53)sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun ile kabul edilmiştir. 

* Kanun’da önce “i” sonra “ı” belirtilmişse de yaygın ve yerleşmiş olan sıraya göre önce “ı” sonra “i” gelmektedir. 

** Türk Kodlama Sistemi, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak TDK İmlâ Kılavuzu Çalışma Grubu tarafından 8 Ocak 2004 günü belirlenmiş ve TSE tarafından Nisan 2005/TS 13148 numaralı belge ile ölçünlü (standart) hâle getirilmiştir. (13-14-8) sizler bu sayılardaki açık ifadeleri kolayca fark ediyorsunuzdur. 

**********

(06-03-2011) Bundan birkaç ay önce Efendi Babam Mu…. Evlâdım Terzi Baba 2 kitabı için, tanıştıktan sonra hayatınızda neler değişti, bunun için kısada olsa yaz diye istekte bulunmuştu. Bu iş biraz sürüncemede kalsa da tam ne yazacağımızı kestiremiyorduk. Son zuhuratlardan sonra bu konu düşüncelerimizde daha iyi oturduğu için yazmaya başladık. 

Kısa Özgeçmişimiz;

(31-01-1969) Cuma günü a’yân-ı sâbitemiz’de kaderimizin kazâ hükümlerinin ef’âl âlemindeki zuhurunun yaşantısı için Ca…… ailesinin bir ferdi olarak. Âlemi Ervahtan Hz. Şehâdet âleminde zuhura çıktık. Haydarpaşa Meslek Lisesi Elektirik bölümünü bitirdikten sonra bir kamu kuruluşunda 24 yıldır vazife yapmaktayız. Askerlikten sonra Mudill Esmâsının zuhuru üzere olan yaşantımız şeriat üzere kılı kırk yaran bir anlayış ile 30 yaşına kadar devam etti. Bu yıllarda tasavvuf ile ilgilenmeye başladık. Birkaç yıl sonra halveti tariklerle ilgilenmemize rağmen hanımımızın bir arkadaşının eşi ile tanışmamız neticesinde, tasavvuf yolumuzu Nakşibendi-Kâdiri üzere devam ettirdik. Tarikat şeyhimiz 90 yaşlarında olması neticesinde de son yıllarda görüşemez olmuştuk. Son yıllarda da Terzi Baba ile olan muhabbet ve zuhuratlar neticesinde onun yardım ve desteği ile tasavvufi yaşantımızı sürdürmeye çalışmaktayız.

Terzi Baba ile bâtıni olarak tanışmamız 2006 yıllarında Nefis Mertebeleri ve Hazerat-ı Hamse Sohbetlerini, Vahiy ve Cebrail Sohbetlerini dinlememiz ile oluştu. Aslında bu daha öncelere dayanmakta olduğunu düşünmekteyiz. 2006 senesi itibari ile bloglar ve 2007 itibari ile rabbimizin vesile etmesi ile www.islamvetasavvuf.org sitesinde editörlük ve işin başa düşmesi ile de webmaster görevine getirildik. 2008 yılının başında Karaceylân adlı kullanıcı Terzi Baba dervişi, abimizin vesile olması ile mail ve telefon yoluyla Terzi Baba ile görüşmeye başladık. İzni ile sohbetlerini ve daha sonrada bazı videolarını bahse konu olan siteden yayınlamaya başladık. 2010 yılının Mart ayında İstanbul 

Fusüsu’l Hikem sohbetinde de izni ve lütfu ile zâhiren tanışma mazhariyetine erdik. Daha önce görmüş olduğumuz zuhurat ile bizi Tekirdağ’a daveti üzere ziyaretine gittik. Durumumuza göstermiş olduğu olgunluk ve hassasiyet ile bize ürkütmeden nasıl irfan ehli olacağının yolunu açmış oldu.

Efendi Babam ile tanışmamızdan sonra Tarikat ve Hakikat mertebesi arasında geçişte nasıl bir inkılâp gerektiğini anlayıp yaşama aktarmanın kapısı açıldı. Yaşamımız hayalden hakiki bir yaşama döndü. Bir süredir ara vermiş olduğumuz ilmi faaliyetlere hakikatlerini idrak ederek devam etmekte ve yanlış yapabileceğimiz noktalarda kendisinin desteklerini almaktayız. İlk şeyhimizin yaşından dolayı yarım kalan eğitimimiz kendisinin rehberliğinde müşahadeli bir yaşama döndü. Aile hayatımız destek ve ilgileriyle rayına oturdu. Çok zamandır istediğimiz hanımımızın tasavvufa ve hakikate yönelmesi istediği kendisinin lütuflarıyla hakikate dönüştü. 

Hanımımızın Terzi Baba ile tanıştıktan sonra yaşamımızda gördükleri; daha mülâyim bir hal aldığımız. Olaylara bakışımızın farklılaştığı, somut değil soyut olarak baktığımız. Olayın kamera arkasına yani hakikatine baktığımız. Sert taraflarımızında törpülendiği halimizdi. 

Bu hallerden bize ait olanı zâten yok. Rabbimiz ve ona yansıması olan, Efendi Babam’dan yansıyanlardır. 

Her an desteğini maddi ve manevi hissettiğimiz Allah (c.c.) ve 13’ün lütfu olan Efendi Babamız hayatımızda iyi ki varsınız..

M……..C…….

ÜSKÜDAR / İSTANBUL 

**********

(05-05-2011) İstirahata çekilirken Mustafa Sâfi Babamız zihnimde ve gönlümde hayalime geldi. O derin bakışlarıyla fakiri etkileyen ender şahsiyetlerdendir. 

Selâmi Ali mah. Selâmi Ali Camiinde yatsı namazının ilk sünneti ve Farzını Hi….. Efendi ve İhvanı ile eda ediyoruz. Farzdan sonra onlar ön tarafa geçiyorlar. Caminin arka mahfilinden açık olan kapıdan, arkadaki açık olan kısmına geçiyoruz. Avukat Mu…. karşıdan gelecekmiş fakat yok. Biz bu alanda tek başımıza Yatsının son sünneti ve Vitir namazını tamamlıyoruz. Vitir namazını tamamlayınca arka istikametimize dönüyoruz havanın aydınlanmaya başladığını ve sağ tarafımızda 5-6 günlük Hilâl şeklinde parlak bir ay’ı, müşahade ediyoruz. Hava sanki gökyüzüne çıkmışsınız izâfi gece kalmış, her yan gündüz olmuş gibi. Sadece geceden tek iz bu ay gibiydi. Gözümüzü açarken yine Mustafa Safi Babamızın keskin ve sevecen bakışları bizi aydınlatıyor.

M….. C……lunun yakaza zuhuratı Akşam saatlerinde Terzi Babamın Terzi Baba 1 adlı eserini okurken iki oğlunun olacağını zuhuratta gördüğünü okuyunca, bizimde evlenmeden eşimiz Se…… ve Kızımız E… Ş….. kucağında gördüğümüz zuhuratımız müşahedemize geldi. Daha sonra Nusret Babayla zâhiri ve bâtini görüşmelerini okuduk. Kitabı ön odaya alıp geçmiş idik ki Nü…. Anneme Terzi Babamın yazmış olduğu kırk yıl şiiri bir hayli duygulanmamıza vesile oldu. Kitabı elimizdeyken bir anda bir tefekkür, yakaza ve müşahade hâli oluştu. Bu hâlin olduğunu bildiğimiz halde, Babacığım biz de bâtıni olarak görüşmekte miyiz? derken bulunduğumuz oda, sanki bir Kâ’be’nin içinin havasına büründü. Kâ’be’nin Hacer’ul evsedin köşesi ve marifet köşesinden Efendi Babam çok lâtif nurâni bir sûret şeklinde belirdi. Aynı zamanda batınımızdan canım yavrum, biz her zaman sizinleyiz, derken bizim yaklaşık 20 yıl önceki gençlik hâlimiz ve Efendi Babamın daha genç hâli müşahademizde sûretlendi. Üzerimizde Uşşaki 

Cübbesi ve Tacı ile Efendi Babamın elini ve avuç içini öpüp diz dize oturup elimizi elinin içine aldı. Bu hal bir müddet devam ettikten sonra gözümüzden süzülen damlalar ile beşeri halimize dönebildik.

(26-05-2011) Efendi Babamla Bursa tarafına doğru fakir sohbete gidiyor. Bir minübüs gibi geniş bir araca biniyoruz. Arka tarafa çocukluk arkadaşımın Mehmet’in (19-66 doğ.) gençlik hâli biniyor. Ön tarafta ise Efendi Babam oturuyor. 

Arabalı vapur kuyruğunda bekliyoruz. Mehmet’in bazı zuhuratları var diyoruz. Efendi Babam, bakalım diyor. Fakirde laptopta pil zayıf şu an açamıyoruz diyor. Sonra Efendi Babama bakıyoruz. Yanımızda gençleşmiş gibi, bize dönünce oğlu Ce…. Ce…. olduğunu müşahade ediyoruz.. Mekân değişmiş çay ocağı ve prizde var. Arkamıza dönüp baktığımızda arabalı vapurun kaptan köşkünde olduğumuzu ve denizde sefere başlayarak ilerlediğini müşahade ediyoruz.

Üsküdar’da bir saate ihtiyacımız olduğunu düşünerek, büfe gibi bir saatçinin ön tarafından saat istiyoruz. Plastik bir saat uzatıyor. Daha iyisi yok mu diye geri veriyoruz. 

**********

NOT= Nihayet bu kitabımızda Böylece nihayete ermiş olmaktadır. Ancak okuyacak olan bazı kimseler bu kitaptaki yazıların yukarıda kısaltılmış ismi geçen kimselere ait olduğunu ve kitabın içinde yazısı olan kimseler tarafından yazıldığını düşünebilirler. Zâhiri olan bu anlayışların da da doğrudurlar. 

Ancak bu kimselerin bir çoklarının daha evvel internet nedir, yazmak nedir, tefekkür nedir, cümle kurup yazı yazmak nedir, diye bir bilgileri olmadığı gibi kendilerinin hiç ilgilerinin dahi olmadığı ve zor bir sahada yazı yazabiliyor olmaları da çok dikkat çekicidir. 

Yazıları olan bu arkadaş, dost, ve evlâtlarımız, kendilerine verilmeye başlanan gerçek tasavvuf eğitimi ile ilgilenmeye başladıktan sonra kısa sürede kendilerini tanıyıp gerçek bir kimlik sahibi olup bu yoldan öz güvenlerini bulup aldıkları bilgilerini de birleştirerek böyle güzel hallere, mânevi kültür ve lütuflara ermiş olmaktadırlar. Dolayısı ile bunları kendileri yazmış olmayıp tarafımızdan verilen eğitim neticesinde bunları yazmış-yazdırılmış olmaktadırlar. 

İşte aslında zor olan kişinin kendinin yazı yazması değil, kendi vasıtasıyla karşı tarafa yazı yazdırabilinmesidir, bu ise gerçekten oldukça zor bir iştir çok zaman ve sabır gerektirmektedir. İşte bizde bu yazılan ve yazdırılanları gördükçe çevremizle iftihar ediyor emeklerimizin boşa çıkmadığını görüyor Rabb’ımıza şükrediyoruz. Cenâb-ı Hakk arzulu olanlara daha nice yazılar yazmayı ve yazdırılmayı nasib etsin İnşeallah. 

 Bundan sonraki kitabımız bunun devamı olan (79-terzi Baba 4 istişare dosyası) olacaktır İnşeallah. 

(Heze min fazlı rabb’î) (03/01/2013/Perşembe) Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tan’dır.

(Terzi Baba Tekirdağ)

KAYNAKÇA 

 1. KÛR’ÂN VE HADîS :

 2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

 3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL: Muhtelif eserlerden,Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil,Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ” (Gönülden Esintiler) 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâmda Mübarek Geceler,bayramlar ve Hakikatleri:

7. İslâm, Îmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

 14. İrfan mektebi,“Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rü’yâda görmek. 

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i. 

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

25. -1-Köle ve incir dosyası: 

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 

27. -2-Genç ve elmas dosyası: 

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 

29. Karınca, Neml Sûresi: 

30. Meryem Sûresi: 

31. Kehf Sûresi: 

32. Terzi Baba İstişare dosyası: 

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası: 

35. Fâtiha Sûresi: 

36. Bakara Sûresi: 

37. Necm Sûresi: 

38. İsrâ Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2) 

40. Âl-i İmrân Sûresi: 

41. İnci tezgâhı: 

42. 4-Nisâ Sûresi: 

43. 5-Mâide Sûresi: 

44. 7-A’raf Sûresi: 

45. 14-İbrâhîm Sûresi: 

46. İngilizce, Salât-Namaz: 

47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

50. 76-İnsân, Sûresi: 

51. 81-Tekvir, Sûresi: 

52. 89-Fecr, Sûresi: 

53. Hazmi Tura: 

54. 95-Tîn, Sûresi: 

55. 28- Kasas, Sûresi: 

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 

57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

61. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler: 

66. Risâle-i Gavsiyye: 

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-Namaz Sûrereleri: 

69. 2-Namaz Sûrereleri: 

70. Yahova Şahitleri: 

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

72. Îman bahsi: 

73. Celâl ve İkram: 

74. 2012 Umre dosyası: 

75. Gülşen-i Râz şerhi: 

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

77. Aşk ve muhabbet yolu: 

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları.

Terzi Baba kitapları serisi: 

1- 12- Terzi Baba-(1) 

2- 39- Terzi Baba-(2)

3- 32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4- 79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5- 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları: 

91-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-1-

92-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-2-

93-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-3-

94-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-4-

95-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-5-

96-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-6-

97-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-7-

98-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-8-

99-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-9-

100-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-10-

101-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-11-

102-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-12-

103-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-13-

104-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-14-

105-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-15-

106-Terzi-Baba-Mek-ve-zu-Ke-Kara-bi-dosyası-16-

107-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -17- 

108-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -18- 

109-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -19- 

110-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -20- 

113-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -21-

112-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -22- 

113-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -23-

114-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -24-

115-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -25-

NECDET ARDIÇ

 Büro : Ertuğrul mah.

 Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4

 Servet Apt.

 59100 Tekirdağ.

 Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad.

 Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13.

 59100 Tekirdağ Tel (ev) : (0282) 261 43 18

 Cep : (0533) 774 39 37

Veb sayfası: Amerika: <http://necdetardic.org/

Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info>

Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com>

 Radyo adresi (forum): terzibaba13.com/radyo_cep İnternet, MSN Adresi: 

 Necdet Ardıç <terzibaba13@hotmail.com
