# Cem'o ve Fark'o

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/cem-o-ve-fark-o
**Sayfa:** 386

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER.

CEMO 

VE FARKO

CEM’O 

VE FARK’O

ASLINDAN DÜZENLEYEN

Ve yazan

NECDET ARDIÇ

Terzi Baba (105) İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (105) ÖN SÖZ

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.

Muhterem okuyucularım bu kitap, hayal kurgu halinde bir anlatımdır. Bu kitabı okuyabildiğiniz takdirde ve Kitap bittiğinde sizde, gerçekten de böyle bir şey olabilirmi? Olsa, olsa böyle bir şey ancak kurgularda olabilir, diye düşüncelerinizi ifade edeceğinizi zannediyorum. 

Bu ifadeden sonra kurgu kitabımıza başlayabiliriz. 

------------------- 

Bundan hayli zaman önce idi, ma’nâ da bir zuhurat görmüş, kalkınca hemen kaydetmiş idim, ancak diğer meşguliyetlerimden o zuhuratın üstünde durmaya vaktim olmamış idi. Şimdi biraz ara bulduğum için o zuhuratı da, düzenlemeye ve yorumlamaya başlıyorum. 

Zuhurat şöyle idi. 

Bilindiği gibi kitaplarla bir hayli meşguliyemiz olduğundan geceleri dahi onlardan ayrı olamıyorum, gecelerden bir gece idi, beş duyum beden dünyamdan ayrılmış, onun yerine bâtıni beş duyum faaliyete geçmiş idi ki, kendimi lâtif bir âlemde dolaşıyor iken müşahede etmeye başladım. 

Bu âlem dünya şartlarına benzer olmakla birlikte bir takım farklılıkları vardı. Meselâ yürürken uçabiliyordum, zaman mefhumu yoktu geçmiş ve gelecek aynı idi, 

Bu arada bir şehirdeyim ve o şehrin de, sahaflar çarşısında kendimi gezerken buluyorum, türlü kitap evleri var, hepsinin önünde durup kitaplara bakıyorum, nihayet bir dükkânın önüne geldim, gene kitapları incelerken. Gözüme bir kitap ilişti ismi de (Cemo ve Farko) idi bu isim dikkatimi çekmişti. Kitapçıdan bu kitabı almak istediğimi ve ücretinin ne kadar olduğunu sordum! O’da bu kitap para ile satılmaz ancak ibret-i âlem olması için çevirisini yapabilecek olan kimselere hediye edebile-ceğini söylüyordu. 

Bende bu kitabı daha da çok merak ederek, istendiği şekilde yapabileceğimi ve de faydalanmaları için sonra da dağıtabileceğimi söyledim, bunun üzerine kitabı bakmam ve incele yapmam için bana verdi, bende alıp incelemeye başladım, oldukça merak etmiştim, baktım yazılar bu dünya yazılarından değil di, bunu çevirmenin oldukça zor olacağını düşündüm, ancak İnşeallah çeviririm diye de alıp incelemeye başladım. 

Bu arada kitabın “kuş dili” ile yazılı olduğunu gördüm. Ancak bir mesele var idi, oldukça kalın olan bu kitabın çevrilmesi uzun süreceği düşüncesi ile, bu kısa gece zuhuratı/ru’ya-sı, içinde nasıl çevireceğimi düşündüm, ancak bu husus pek olabilecek gibi görünmüyordu, bir çözüm düşünmeye başladım, eğer zuhurat kesilirde gene beş duyulu dünya yaşantısına geçersem, elimdeki kitapta batına intikal etmiş olacaktı. Bu durumda yapılacak tek şey vardı oda yeni bâtın teknelojisini kullanmak olacaktı, acele etmek gerekiyordu çünkü zaman geçiyordu, belki daha sonra başka bir zuhuratta, o kitaba ulaşmak mümkün olmaz idi, hemen yeni teknelojiyi faaliyete geçirip kitabın kopyasını satıcının da yardımıyla, karanlık gece ru’ya-sından aydınlık gündüz ru’ya-sına aktarmaya başladık, çünkü bu içinde yaşadığımız dünya da, bir ru’ya idi, farkı ise biri aydınlık, biri karanlık olması idi. Ancak gece ru’ya-ları daha kısa, gündüz ru’ya-ları ise oldukça uzun idi, böyle olunca gündüz ru’ya- sürecinde kitap üzerinde daha çok çalışma imkânım olacaktı. 

Bu dünya hakkında yüce Peygamberimiz (İnsanlar uykudadır öldükleri zaman uyanacaklardır) demişlerdir. 

Bütün bunları sür’atle düşünerek, teknelojiyi faaliyete geçirip gece ru’ya-sını, gündüz ru’ya-sına aktarmaya başladım, oldukça da meraklı ve heyecanlı idim, nihayet kopyalama akışı başladı! ve oluyordu, bir sayfa iki sayfa, derken kopyalanan sayfalar çoğalıyor idi nihayet kopyalama sona erdi, işte tam o sırada ru’ya da, sona ermekte idi. Hemen kitapçıya teşekkür ederek ücretini sordum ücretinin çevirinin yapılması ve dağıtılması, olduğunu söyledi bende teşekkür ettim ve Allaha ısmarladık dedim. Gözlerimi dünya ru’ya-sına açtığım zaman, dosyanın kopyalanmış halinin dünya ru’yasına aktarılmış olduğunu idrak ettim. 

Böyle olduğundan kitap okunup idrak edilmeye daha yaklaşmış idi. Aktarılması da kolaylaştırılmış idi, iş sadece ru’ya zamanına kalmış idi. 

Bu dünyanın aydınlık ru’ya âlemine, aktarılmış olan bu kitabı gene ru’ya şartları içinde, çevirmek mümkün olduğundan, o zamanları kollayıp aydınlık dünya uykusu ru’ya-sında olduğum zamanlar, ancak kitabın üstünde çalışma yapmam mümkün olacaktı. Bu yüzden bende çalışma saatlerimin bir kısmını bu çalışmaya ayırmak için bir plân yaptım. Aydınlık dünya uykusu ru’ya-sının bir kısmını, kitap çeviri düzenlemesi bitinceye kadar, zâhir işler için bir kısmını da bâtın işler için ayırdım. Böylece denge de kurulmuş olacak idi. 

Nihayet merakla çeviriye başlayacağım zamanı kollamaya başladım, bunun en uygun vaktinin dünya ru’yasının en aydınlık olduğu saatinin uygun olacağını düşündüm, çünkü kitap oldukça eski olduğundan kitabın kopyaları da biraz karanlık çıkmış olabilirdi. Bu düşünceler içinde nihayet çeviri çalışmalarına başlayabileceğimi tahmin ettiğim, o aydınlık zaman gelmeye başladı, bende gene beş zâhir duyguyu devre dışı bırakıp, bâtın ru’ya duygularıyle yaşanacak olan, aydınlık gündüz ru’ya-sının derinliklerine doğru dalmaya başladım, nihayet kitabın aktarılmış halinin bulunduğu tevhid kütüphanesıne ulaştım. Baktım ortada bir masa ve sandalye de var, ve raflarda kitaplar var, karanlık gece ru’yasından aydınlık gündüz ru’ya-sına aktarılan kitabı, aramaya başladim birçok kitabı kontrol ettikten sonra, nihayet diğerlerinden biraz farklı bir kitap gözüme ilişti, bulunduğu yerden elime alıp baktım, aradığım gece ru’ayasından gündüz ru’ya-sına aktarılan ismi (Cemo ve Farko) olan kitap idi, yeni teknelojinin çalıştığına sevinmiş idim böylece işim de biraz olsun kolaylaşmış oldu. 

Böylece büyük bir merak ile kitabı incelemeye başladım, kitabın malzemesi de değişik idi çok lâtif adeta elden kayacak kadar yumuşak ve sahifeleride çok ince idi. Nihayet okumak için masanın üstüne koydum ve onları aktaracak kâğıt ve kalemlerimi de hazırlamış idim. Besmele çekerek ve aktarılacak kitabın da başına besmeleyi yazarak çalışmaya başladım. 

Kitabın yazı şekilleri eskimez Osmanlıca yazı düzenine benziyor idi, lisanı daha evvelce dediğim gibi kuş dili lisanın dan idi ancak, daha sonra çalışmalarım sırasında bunun gönül kuşu lisanı, ve de nefis kuşu lisanından da olduğunu anladım da, oldukça üzüldüm ve hayret ettim. İleriki sahifelerde sizde göreceksiniz. Üzerinde çalışmaya ve yazı türlerine alışmaya başladım, harfleri kelimeleri ve sonra da cümleleri oluşturmaya başladım. Bu çalışmaya bizim gönül kuşu da yardımcı olmaya başladı, onunla da istişare ederek, takıldığım bir çok yeri birlikte aydınlığa çıkarmış olduk, bu suretle bende de bu çeviriyi yapabileceğim kanaati hasıl olmuştu. Nihayet çeviriye gönül kuşu ile birlikte “ön söz” ünden başlamış oldum. (T. B.)

------------------- 

Kitabın tanıtımı bakımından şöyle bir “ön söz” ü vardı. 

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.

“ön söz” Bu kitap (Cemo ve Farko) (Cem’o ve Fark’o) nun (x,x000) senesinde başlayıp (15) sene süren (x,xxxX) senesinde sona eren ibretlik bir yaşantının hatıra kayıtlarıdır. 

(Cemo ve Farko) nun tanışması, (Farko) nun bir arkadaşı olan (Meco) vasıtasıyla olmuştur. (Farko) ile (Meco) bir zamanlar bir kulübün birlikte üyeleri iken, daha sonra (Farko) nun hali fark edilince, bulunduğu kulüpten belirli bir süre uzaklaştırılma cezasını almış, ve bir daha da çağırılmamış. Bu durum (Farko) yu çok üzmüş adeta farko’ nun bütün dünyası yıkılmış. Bunun üzerine (Meco,) (Farko) ya yardım olsun diye bir öneride bulunmuş. Öneri şöyle imiş. 

Meğer (Meco) nun Annesinin bağlı olduğu bir kulübü varmış, o kulübe (Meco) da zaman, zaman gider oradaki içsel çalışmalara katılır ve doğruluğunu tasdik eder imiş, kendisi diğer bir kulübün üyesi olduğu için annesinin kulübünün üyesi değilmiş, ancak oraya da muhabbeti varmış. Ve güvendiği bir kulüp imiş, bu yüzden (Farko) ya o kulübe kendisini götürebileceğini söylemiş. O kulübün idarecisinin ismi ise (Cemo) imiş. 

 (Meco) arkadaşı (Farko) ya bu sıkıntılı halinde (Cemo) dan yardım alabileceğini söylemiş, bunun üzerine ikiside (Cemo) ya müracaat etmeye karar vermişler. Ve kendisinden görüşmeleri için münasip bir günde ziyaret etmek istediklerini bildirmişler. Bunun üzerine de, (Cemo) onların bu isteklerini kabul edip, falan ayın falan gecesinde gelebileceklerini bildirmiş, o gecede zaten (Cemo) nun kulübü açık imiş ve daha başka misafirleride var imiş. 

Bu tanışmadan sonra (Farko) (Cemo) nun yanından pek ayrılmak istememiş, her ne kadar farklı şehirlerde yaşıyorlar ise de (Farko) (Cemo) ile her fırsatta görüşmek istiyormuş, böyle geçen epey bir müddetten sonra (Farko) (Cemo) nun, kulübüne kaydolmak istemiş, bunun üzerine (Cemo,) kulübüne (Farko) yu da kaydederek (Cem) etmiş. Bundan sonra (Cemo) da, (Cem) olan (Farko) büyük bir gayretle, (Cemo) nun işlerinde ve kitaplarında yardımcı olmaya başlamış, ve bir hayli işlerini kolaylaştırmış. O sürelerde (Cemo) daha henüz, bilgisayar ismi ile anılan âlet benzeri bir cihazı kullanamıyor imiş. Bu arada (Farko) bu âleti kullanıyor imiş, bu yüzden onun kitap ve yazılarında yardımcı oluyormuş. 

Bu yardımlarda faydalı oluyormuş. Böylece birkaç sene geçmiş (Cemo) nun güvenini kazanan (Farko) ya, (Cemo) küçük bir görev vermiş. Ve (Cemo) kulübüne bağlı küçük bir sınıf açmış. Bu görev ile kendi çevresinde yavaş, yavaş bazı kişileri toplayıp onlarla kitap okuyarak kitaptan sohbet yapmasına izin vermiş. 

Çünkü (Farko) kendi ifadesine göre (Cemo) ya geldiği zaman hayattan o kadar bezgin ümitsiz ve kopukmuş ki, yanında hiçbir kimse olmadığından, adeta ailece cemiyetin dışında yaşıyorlarmış, (Cemo) onun halini bildiği için, bu halden kısmen de olsa kurtulmak ve hayata bağlanmak için, ona bu küçük görevi vermiş. Ayrıca bu görevin verilmesi için lâzım gelen işaretlerde zuhura çıkmışmış. 

Böylece bir müddet daha geçmiş, (Farko) nun etrafında küçük bir gurup oluşmaya başlamış. Ancak bundan sonra da (Farko) da eksiye doğru değişiklikler olmaya başlamış. Çevresine yeni ve olumsuz sistemler, uygun olmayan kurallar, koymaya başlamış. Bu yüzden (Farko) nun bu hallerinin şikâyeti (Cemo) ya bazı halleri ile bildirilmiş. 

Bunun üzerine (Cemo) (Farko) yu, bu yüzden uyarmış, (Farko) bütün bunları kabul ettiğini ve bir daha yapmayacağını söylemiş. Bunun üzerine görevine devam etmesi bu şartlar içinde söylenmiş. Böylece ilk ihtarını almış. 

Bu arada (Farko) güya çok ileri derecede bir şeymiş gibi, tevhide tamamen aykırı kurallar koymaya başlamış, ve bunları büyük ilhamlar gibi ifade etmeye başlamış, aslında bu ifadeler dine tevhide tam bir isyan kelimelerini ifade ediyormuş. 

Bunun üzerime (Cemo) bu hususta da (Farko) yu çok açık olarak uyarmış ancak (Farko) oralı bile olmayıp, gene benlik ve isyan hareketlerine devam etmiş.

Aradan bir müddet daha geçmiş, ancak (Farko) dan küçük küçük şikâyetler gene gelmeye başlamış, bunun üzerine (Cemo) (Farko) ya emanet edilen talebelere içinde bulundukları hali sormuş, onların bazıları gerçekleri saklamış, bazıları da yaptıklarının hepsini anlatmışlar. 

Bunun üzerine (Cemo) (Farko) nun etrafındaki talebelerine yazılı küçük kitaplarını göndermiş, bu kitaplarda (Farko) nun görevine son verildiği, sınıfın kapatıldığı, bundan sonra ne yapmaları hakkında kitapları okuyup bir karar vermelerini istemiş, kendilerine de iki ay kadar süre verip, isteyenlerin kendi kontrolunda kalabileceğini, isteyenlerin de gene (Farko) ile yollarına devam edebileceklerini, veya tamamen başka bir kulübe üye olabileceklerini bildirmiş. 

Bu yazılar (Farko) ya, da ulaştırılmış bunun üzerine (Farko) güya (Cemo) ya cevap olsun diye, o günlerde bu mevzu hakkında yaptığı değişik konuşmalarını “Kiramen Kâtibin” melekleri kayda almışlar. Bunlarıda (Cemo) ya ulaştırmışlar. (Cemo) bunların cevaplarının hepsini vermiş, ve (Farko) hakkında yazılan bu üçüncü kitap böylece ortaya çıkmış. 

(Farko) nun (Cemo) ya verdiği cevaplar akıl alacak gibi olmayan cevaplarmış. Tam bir isyan içinde olup kendisine yapılanların hepsini inkâr edip, “mürted/kendi kendine terk” edilmişlerden olmuş. Çok acı bir son olmuş. Ahde vafasızlığın ibretlik örneklerinden biri olmuş. 

Daha evvelce üç defa, şiddetle uyarıldığı halde bu ikaz ve uyarılardan hisse almadan, isyanını daha da arttırarak, kulübüne asi olanların başında olan, olmuş. Kendi çevresi ile kendilerini etraflarına kapatmışlar şimdilik ne olup ne yaptıkları bilinmiyor imiş. 

Bütün bunları cem etmeye/birlemeye çalışan (Cem’o) ya karşı, gelen (Fark’o) etrafında kalan birkaç kişi ile birlikte tamamen (Fark/kesret/ inkâr) âlemine ve çoklukların içine girip onlara karışıp kaybolup gitmişler. 

Bu seçimlerini, hür iradeleri ile yaptıklarından, kendileri mes’ul olmuşlar. Kendisine yapılan (15) senelik hizmet ve çalışmayı, bir anda red ve inkâr etmiş kendi inkârı ile yanında kalanları da müflis hale getirip iflâs ettirmiş. 

------------------- 

Yeri geldiğinde, metinde hakkında yazılan diğer kitaplardan da kayıtlar vardı onları da çevirmeye çalışacağım. (T. B.) 

------------------- 

Yukarıda ön bilgi verildikten sonra, burada kitabın metninden bazı bölümlerini olduğu gibi aktarmaya çalışacağım. Ancak uyanma vakti geldiğinde daha sonra ki bir ru’ya âlemine geçince devamını ilâve etmeye çalışacağım. (T. B.)

-------------------  

 Evet gündüzün aydınlık ru’ya vaktine geçme zamanı geldi hadi bakalım o âleme gidip kaldığımız yerden kitabın ilk bölümünden çevirimize devam edelim. (T. B.) 

------------------- 

 (Cem’o ve Fark’o) Bilgi alma Selâmün aleyküm (Fark’o) bey kardeşim. Malüm mesele üzerinde, nasıl bir yol izlediğiniz, veya izleyeceğiniz hakkında, bir formülünüz oluşup oluşmadığını, bildirmenizi rica edeceğim. Bir yol sistemi kararlaştırmış iseniz, neler olduğunu gerekçeleri ile bir zahmet tarafımıza bildirirseniz memnun oluruz. Selâmlar. hoşça kalın (Cem’o) 

------------------- 

Bilgi alma: (X8/X7/X011) Aleyküm Selâm Sultanım. 

Bizlere her zaman ve her daim, her konuda örnek ve ideal olduğunuz gibi, bu mevzuda da, gösterdiğiniz ilgi ve alakanız ile de, yine örnek oluyorsunuz. Allah razı olsun. 

Allah başımızdan (Va… su..) ile birlikte sizi eksik etmesin.

Sağlık ve esenlik içinde feyz-i ilâhinizi dâim, evlâdlarınız olarak bizleri müstefid eylesin. Amin. (Fark’o) Bu konuda G.…X.. Hanıma,

1. Kulüp olarak Temmuz ayı sonu itibariyle sohbetleri tatil edeceğimizi. 

2. Bu tatilin ne kadar süreceğinin, ancak alacağım ilham ve (Cem’o) Babamızın izni ile tespit edileceğini,    

3. Kendisindeki hassas olduğu, bahis mevzu kişi ile karşılaşma halinin de böylece tatil ile birlikte düzene gireceğini, 

4. Bu devre zarfında Rabbimizin lütfu ile oluşacak zuhuratlar ile herşey yerli yerine inşaallah oturacağını, 

5. Bilahare, yine alacağım ilham ve (Cem’o) Babamızın izni ile sohbet grubunu 

2 ve/veya 3 gruba ayıracağımızı, Bunlardan birinci grupta, Şeriat ve Tarikat şeriatı üzere (İ……’de ve T……’ında olduğu gibi) ilâhiler, zikir, ilmi hâl ve tarikata ısındırma sohbetleri ve (Cem’o) Babamızın kitaplarından tahsil terbiye yapacağımızı, bunların tatbikatını idare etmede kendisine de eğer kabul ederse, (Va… su..) Annemizin zaman, zaman yapıp örnek olduğu gibi vazife vereceğimizi ifade ettik.  

Diğer grup veya grupçuklarda ise, Tarikat hakikatı ve Hakikat şeriatı üzere bizde zuhur edenlerin Kur’an’dan – Hadis’ten, (Cem’o) Babo’mızın – O’nun yolunda yürüdüğü zatların sohbetleri, divan ve kitaplarından, ve yine kendimize hedef tayin ettiğimiz Allah’ın “kulum” diye hitap ettiği zatların (Füsus – Mesnevi - Divan vs. gibi) eserlerinden istifade ederek, inşaallah Rabbi, ve izin verilirse Rahmani, tenezzül ve tecellileri takvaullah ve takatullah, nispetinde himmetinizle zevk-i zati üzre hissement olmayı arzu etmekteyiz. 

Rabbimiz inşallah lütfeder, Amin. (Fark’o) Bu gruplardan diğer grup dediğimizin, birinci grubun sohbetlerine katılabildiği, ama birinci grup dediğimizin, diğer grubun sohbetlerine katılamayacağı, şeklinde bir düzen getirme fikriyatı içerisindeyiz. 

 Burada iki fikrimizi de belirtmek isteriz:

1. Tatbikatta halen ayda 6 veya 7 gün olarak sohbette bulunmak-tayız.

Bunları yine aynı günlere duruma göre taksim etmeyi düşünüyoruz.  

2. Terakkinin göstereceği ahvalde, lütfedilen zuhurata göre  zaman içinde, gruplar, tek bir gruba dönüştürelebilir.  

Böylece nefisler üzerinde gıpta ve tefekkür vesilesiyle heves edip, gayrette, hidayet üzere artış olabilir diye düşünmekteyiz. 

Bu tatbikat bize Allah’ımızın Hz. Kur’an’daki cennet ve cehennem tasnif tatbikatına da uygun gibi gelmektedir. 

Allahu a’lem. (Fark’o) Bu arada bazı kardeşler, S….. konferans grubundan istifade ederek S…..’ye izin verilen sohbetlerden şu anda olduğu gibi istifade etmek üzere katılmaya devam edeceklerdir. Böylece herkes kendi içeceği suyu bilmiş olacak inşaallah. 

Henüz fark âleminin tefrik farkıyetinde kalan, ancak fark âlemindeki tevhid farkına, tevhid idrakına gelemeyen kişi, bir müddet kendi feleğinde ta ki, tevhid edebilme takatına gelinceye kadar yürüyüşüne devam edecektir.  

Bu şekilde, muhtelif nedenlerle, beşeri ve nefsi heva benliklerinin vehmi ve hayali içinde birbirlerini kabul edemeyenler, haliyle bir arada olmayacaktır.  Böylece lüzumsuz kaprisler de gösterilmeyecektir. İnşaallah. 

 Bir arada olabilenler de, farklı grup halinin yaratttığı gıpta, tefekkür ile heves edip, gayretli olacaklardır. İnşaallah. (Fark’o) Allahu a’lem. 

G.…X.. Hn.’daki tesiratta, evvelki büyük inhiraflar azaldı. Ailecek bizleri eskisi gibi düşman görmemektedir. Oldukça daha sakin bir şekilde ailecek beraber yaşantımıza devam etmekteyiz. Arada bir bazen aleni, bazen de ima ederek beni size şikâyet etme tehdidini henüz bırakmadığı görülmektedir. Belki de kendini böylece emniyette tutmak istiyor olabilir. (Fark’o) 

------------------- 

Selâmün aleyküm (Fark’o) bey kardeşim. Sizinde beyan ettiğiniz gibi yaklaşık dört senedir sizin çalışmalarınıza hiçbir şekilde müdahele etmedim. Aşağıda bahsettiğiniz husustan anlaşıldığına göre, incindiğinizi ima etmektesiniz. Benimde bu hususlar hiç beklemediğim hususlar idi. (Cem’o)

-------------------  

(İzninizle sohbete başladığımızdan bu yana yani aşağı yukarı dört seneden beri, ilk defa böyle beklemediğim iki soruya maruz kaldım.) (Fark’o)  

------------------- 

İfade ettiğiniz gibi dört sene de bir satır yazı içinde iki soru size göre çokmudur.? (Cem’o) Mes’uliyyeti üzerimizde olan bu işlerin gidişatı hakkında çok gerektiği için bir şey istemek hele bu hadise hakkında neden beklenmeyen bir şey olsun.? Aslında bunların çok daha fazlasını çok daha evvelden yapmam gerekiyordu, ancak bu işi kendi iç bünyenizde halleder ümidim vardı, ne yazıkki konuşmalarımdan ve yazılarımdan ne istenildiği anlaşılmamış olduğu görüldü. 

Geçmeyen yaranın dağlanması gerektiği bilinen bir şeydir, bu uygunsuz ve sevimsiz sürtüşmelere, daha ilk günlerde son verilmesi gerekiyordu, bahsi geçen O….ba…. hakkında bu ısrarın neden bu kadar uzadığını bende anlamış değilim. Bilindiği gibi genelin selâmeti için Padişahlar çocuklarını veya kardeşlerini bile idama gönderirlerdi. 

Bu kişiyi bu kadar korumanızı ve eşinizin bu kadar feryadına duyarsız kalmanızı ve bu işin bu kadar ayyuka çıkmasını henüz anlamış değilim. Velevki eşiniz uygulanan az da olsa kıştırtma içeren davranış ve hadiseler karşısında biraz fevri davransa da, eşinizin bu yolda ne kadar hizmet verdiğini, siz daha iyisini bilirsiniz. Bu yolda tercih gerektiğinde eşler önde gelecektir. Ayrıca onlarında “Hakk’ın bir tertibi” olduğu oradan da Hakk, öyle zuhur ettiği neden düşünülmesin de, sadece karşı tarafta Hakk’ın tertibi ve zuhuru görülsün.? 

Cereyan, bir gidişat ve akış olduğuna göre o günün hali nasıl geçti demektir. Bunu anlamak için büyük bir akla gerek yoktur zannediyorum. 

Gereğinden çok fazla uzatılmış olan bu hadisenin gereksiz aile içi çekişmeye dönüştüğü bizlere son derece üzüntü kaynağı olmaktadır. Bunun en kısa sürede karşılıklı sulh ve sükûna acilen ulaşması gerekmektedir. 

Yazdıklarınızı okudum, gereksiz birçok ifadeler vardır benim bunların ne üzerinde duracak zamanım ne de harcayacak vaktim vardır. İfadelerinizi biraz kısa ve daha öz anlaşılır halde olarak anlatmanızda her zaman yarar vardır. İfadelerinizde haklı olduğunuz yerler olduğu gibi, olmayan yerleride vardır. Hayata bakışımız önceliği kime vereceğimiz hakkında daha gerçekçi olmak lâzımdır. Eşlerimizin karşı çıktığı şey velevki kısmen nefsani de olsa, onların istediği yönde davranmakta genelin istifadesinde yarar vardır. Sürtüşme sebebi olacak herhangi bir konuyu dondurmak daha uygun olacaktır. 

Şimdi gelelim sağ olursak yeniden yapılacaklara. 

 (1) Sohbetler erkekler ve kadınlar gurupları olarak eylül sonuna kadar durdurulacaktır. Ramazan iftarları gecelerin kısalığından ve teravih namazlarının oluşumundan yapılmayacaktır. 

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak bayanlara sohbet olmayacaktır. Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabiline-cektir. Sohbetlere her zaman ailece beraber gidilecek “eğer aile bireylerinden biri kendisi rahatsızlık sebebi ile gelmez ise o ayrı” olacaktır, Ayrı gidildiğinde de nereye gidildiği bildirilecektir.        

(3)  Sohbete gelenlerden (G…1. Hanım ve kı. Ve G…2.. hanım) üzerinde bu hadiseler cereyen ettiğine ve bu fitnelerin sebebleri (sizin ifadenizle) olduklarına göre eğer onlarla birlikte daha başkaları da varsa kulübün huzuru için bu topluluktan tarafımızdan uzaklaştırılmışlardır hemen kendilerine tebliğ edilmesi gerekmektedir.       

(4) Bu kişiler ile bundan sonra ne telefon ile nede yüz yüze görüşülmeyecektir. Ayrıca diğer kişiler ile de telefon konuşmaları mümkün olduğu kadar bıktırmadan  kısa kesilecektir. Ve üyelerle olan konuşmalar şeriatın müsaade ettiği yakınlıkta ve kelimelerle olacaktır. “Canım” ve benzeri ifadeler bayanlara kullanılmayacaktır.  Akranlara isimleri ile falan hanım diye ve küçüklere de isimleri ile ilâve olarak (kızım) diye ifade edilmesi daha uygun olacaktır.      

(5) Sohbetlere başlandığında takib edilecek sohbet sırası, (yapıldığı gibi Hakk’tan Hakk’a) değil (Hakk’tan halka) veya bazı zamanlarda (halk’tan Hakk’a) hikâyeler şeklinde kolay  anlaşılır ifadelerde olacaktır.  Ben göreve başladıktan çok seneler sonra Füsûs-ül hikem ve benzeri sohbetlere ancak başladım.       

(6) Birde vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere. 

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim veya halifem) vasfı kullandırılacaktır. Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca idim.      

(7) Yaklaşık üç sene kadar evvel başlayan bu ihtilâflı hadise ilerletildiği için G.…X.. hanımın dengelerinin yavaş, yavaş bozulmasına sebeb olduğu anlaşılıyor. Eğer daha o devrelerde onun duygularına eğilinmiş ve ne istediği anlaşılmış olsaydı her halde işler bu günkü duruma gelmezdi ve G.…X.. hanım bu içinde bulunduğu sıkıntılı ruh haline düşmezdi, diye düşünülebilir. Şimdi yapılacak iş bu hastalığın şu veya bu şekilde aile içi düzenin oluşması için acilen ortadan kaldırılması için salim bir kafa ile ve hiç kimse suçlanmadan üzerinde durulması ve çözülmesi gerekecektir.       

(8) Daha baştan beri Va….Su…. o guruba uzak durması onun bir ön sezisi imiş bende hiç üzerinde durmamıştım sadece bilindiği gibi bir defa tanışma görüşmesi olmuştu, eğer gurupla yakın ilgisi olsa ve bu durumlarıda bilse idi işler çok daha vahim ve üzücü olurdu.       

(9)  Zaman içerisinde yazdığım bu özet yazı üçüncü zor yazı idi ve üçüncü zor dosya olacak cenâb-ı Hakk İnşeallah böyle bir yazıyı bir daha yazdırmaz.      

(10)  Yaptıklarınız ve hizmetleriniz takdire şayandır ancak bu mesele baştan beri son derece ısrarla uzayan ve çok üzücü bir mesele olmuştur. İnşeallah bunların hepsi yeni, yeni tecrübelere ve hayırlara vesile olur.    

(11)  Tasvvuf kitaplarının bazı şeyh efendilerin hanımlarının kendilerine ne kadar ağır  zulümler yaptığı ve kendilerinin bunları sadece ibretle seyrettiği yazılıdır. Yakınen tanıdığımız Ke…. Ka…. şeyhi Lü… bey dahi kendi evinde bir gün sohbet yapamadığı ve sohbetlerin sadece dervişlerin evinde yapıldığı bilinen bir gerçektir. Bütün ömrü boyunca bizi kulüp cemaatı olarak sadece bir defa lütfedip “çok ayıp olmasın” diye evine davet etmiştir. Bu yüzden eşlerimize teşekkür etmemiz gerekmekte birlikte yürünen bu yolda onlarında fikirlerini almalıyız ki, onlarda daha şevkle bu yolda  hizmet etsinler.       

(12) Yaşadığım süre içerisinde bir kişi hakkında bu kadar ısrarla durulduğu ve benzeri olduğu ihtilâf konusu bir hadiseye rastlamadım. Bir zamanlar merhum Hü….. beyinde tanıdığı (Ma….) hanım diye evvelce zengin iken daha sonra cocuklarının yanlış yönetimleri neticesinde iktisaden zor duruma düşmüş olan şişmanca bir hanım vardı. O sıralarda Nu…. Babamın evinin alt katı boşalmış idi orasını bu kadına küçük bir ücretle kiraya vermişlerdi, baştan iki tarfta memnun idi, o kadın Nu….. Babamın şiirlerini ilâhi yapar okunurdu, ancak zaman içerisinde o hanım durmadan yukarıya çıkar Nu…. Babamın üzerine, olmasından biraz fazla yaklaşmaya çalışırdı bu halleri yavaş yavaş sorun olmaya ve Ra….. Annemi üzmeye başlamıştı. 

Ancak bu arada Nu…. Babam kendi halini hiç değiştirmeden hiçbir iltifatta ve abartıda bulunmadan tabii olarak nasıl davranılması lâzım ise öyle davranmaktaydı. Ra…. Annem bu sıkıntılı günlerinde bir zuhurat görür, bu zuhuratında. 

“göğsüne elbisesine tırnaklarıyla yapışmış bir kedi görür, o kediyi oradan elbisesini parçalar şekilde koparıp, alıp karşıya fırlatır.” Bu zuhurattan kısa bir süre sonra “ma…..” buradan apar topar çıkarak boğazın karşı tarafında bir yere gider ve ondan sonra da kendisi ile bir daha görüşülmemiştir.          

(13)  Bu hususlarla ilgili yakın geçmişte tatbikini yaptığımız oluşumun kayıtlarını size de gönderiyorum. Bu tatbikatlar yolumuzun sağlığı bakımından gereklidir. (Cem’o)

------------------- 

 (x8/x1/x0X1) Tarihinde kendisine bütün bu ikazlar yapılmıştır. Üzerinde kalan sadece Bizim verdiğimiz (Rehber halife) lik vardı o bunu daha biz ölmeden (Mutlak halife) liğe çevirmiş olup asaleten (5x) olarak kullanmaya başlamış, aslında daha o günler bu vasfını kaldırmak lâzımmış ama belki (ıslah-ı nefs) yapar ümidi ile kendisine biraz daha mühlet tanımıştık, ancak o bütün bu iyi niyetimizi istismar edip bu İlâh-i kapıyı, kapının haline hiç yakışmayacak durumlara çevirmiş olduğundan Bu kapının dışında bırakılmıştır. (Cem’o)

-------------------***** 

Süremiz galiba doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zâhir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.)

-------------------***** 

 Cumartesi. (X8/X7/X011) Aleyküm selam Sultanım (Cem’o) Babo/Bab’o İzninizle sohbete başladığımızdan bu yana yani aşağı yukarı dört seneden beri, ilk defa böyle beklemediğim iki soruya maruz kaldım. (Fark’o)

------------------- 

NOT= Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere daha bu süre içinde kendisi ne kadar benlik amirlik hükmü içinde olduğunu belki farkında olmadan açık olarak içindeki benliği meydana çıkarmaktadır, yukarıda izahı zâten geçmiş idi. Bunlar kendisine kendisinin yerini bilmesi için ilk ikazlar idi. Aslında bu dosyanın tamamı büyük bir ikazdır. Böyle bir dosyanın yazışmalar ve konuşmaların yolumuzda hiç yeri yoktur ve hiç olmaması lâzımdır.

Gerçek Hakk sohbeti ve Hakk muhabbeti olan yerlerde zâten bu gibi dedi kodudan başka bir şeyle isimlendirilemeyecek bazı yaşantıların, varsa eğer en kısa ifadelerle belirtilip, hemen kapanması lâzımdır, oysa ki bu dosyada gürülen tamamen başka türlüdür.

 Aşağıdaki yazıların okuyanları sıkacağını düşündüğüm ve bazı diğer kişilerinde sahneye dahil olduklarından bunları da düşünerek dosyadan çıkarmayı düşündüm, ama bunlarında okunmasında bazı yararlar olacağını düşünerek, dosyayı olduğu gibi, ancak bazı yerlerde isimleri kısaltarak ve izahlar yaparak aktaracağım, vebal varsa dosyayı düzenleyene ait olacaktır çünkü bütün bunlara ve dosyanın tamamını da yazılmasına, benimde o kadar zamanımın harcanmasına, kendisi sebeb olmuştur. Yani ihtilâfların sebebi kendisidir, çünkü bu gurubu, olması lâzım geldiği şekilde ve gerçek yolunda yürütememiştir, genel seyir bunu göstermektedir, bu hususun hiç bir yorumu mazeret olarak kabul edilemez (Cem’o) 

------------------- 

 (X9/X7/X011) Hayırlı günler ve selâmlar.  (Fark’o) ailesi fertleri. Yapılacakları babanıza bildirdim, okumak isterseniz ondan alabilirsiniz. Ayrıca bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde, ailece hepinize gönderilecektir. İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için, hepinize ayrı, ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp, kimse kimseyi suçlamadan ve herkes, bende nerede hata yaptım diye, öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan, bir şey beklemeden aklıselim ile  bu hadiseyi fazla zarar görmeden, atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. Çünkü hiçbir şey tek taraflı olmaz ve hiç kimse mutlak haklı olmaz, ortada bir hadise varsa, o hadisede bütün tarafların, miktarınca hepsinin az çok hatası vardır. Derlerye hatasız kul olmaz. Selâmlar hoşça kalın İnşeallah bu hususta son yazımız olur. (Cem’o)

------------------- 

 Yukarıda görüldüğü gibi nelerle uğraşıyoruz ve nerelere düşürülüyoruz, ne kadar değerli zamanlarımız heba olup gidiyor, bunlar bizim işimizmidir.? (Cem’o)

-------------------

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. 

Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin. (Fark’o)

------------------- 

Buraya kadar ifade edilenlerin arasında, tek doğru ve pişmanlık içeren bu ifadelerdir. Keşke bunlarda. Aşağıda belirtilen, “Tevbe ve istiğfar ederiz” sözlerinde, gerçekten samimi olunsa idi, bu günkü sefil duruma düşülmez idi. (Cem’o) 

-------------------

Böylece çoluk, çocuk, ailecek sizin izniniz tahtında sizi mahrem bilerek (ki doğrusu budur) aile sırlarımızı size ifşa ettik. Manevi edeb yönünden şüphesiz ki kusurumuz olmuştur. Tevbe ve istiğfar ederiz Ancak Cum’a (X9/X7/X011) tarihli e-mailinizde şöyle bir ifadeniz olmuştu. (Fark’o)

….. bütün bu yazışmalar bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (Cem’o)

------------------- 

Yukarıda da açık olarak belirtildiği gibi daha o zaman o haliyle hazırlanan dosya eğer kendilerini düzeltmezlerse, o haliyle hepsine gönderilecekti. Ancak kendileri tarafından da açık olarak verdikleri sözleri, hiçbir şekilde tutmayıp ikaz edilenleri, adeta alay konusu olarak tatbik ederek, ilk dosyada belirtilen yanlışların, hiç eksiltmeden hattâ dahada fazlası ile, ve verilmiş rehberliği, daha fazla ma’nevi baskı unsuruna çevirdiği, ve çevresindeki iyi niyetli kimseleri, nefsani âmir tatminliği hükmü ile, güdülen ve kendi kimlikleri elinden alımış varlıklar haline getirdiği açık olarak görülmüştür. 

Bu yüzden bahsi geçen dosya daha da araştırılıp genişletilerek, birinci ikazlar habercisi olmuştur, yani bu dosya ilk haliyle kendisine birinci ikazımızdı, ancak bu ikaz ve rahmetten, ne yazıkki hiçbir şekilde anlamadığı, ve hadiseleri kendi nefsi menfeati istikametinde, saptırarak hep kendini haklı çıkarmaya devam ettiği, çok açık olarak anlaşılmıştır.

İkinci ikazımız kendisinin yanlış değerlendirmelerde bulunduğunu kendisine (150) sayfa civarında oluşan kendi yanlış düşüncelerinin izahı yapılan (81-nolu-Ha… va… çı… so….) isimli dosya kitabımızla ikinci defa çıkmaz sokaklarda dolaştığı, buralarda kendisininde kaybolacağı ikazı yapılmıştı. Ancak ne yazık ki, ondan da hiçbir ibret almadığı, son hadiselerle açık olarak görüldüğünden, üçüncü ikazıda gene bu dosya içinde, gelecek sayfalarda belirtileceği üzere yapmış bulunuyoruz. Bu ise kendilerine tanınan yeniden belki düzelir ümidi ile, göndermediğim dosya yı daha sonra gelişen hadiselerinde ilâve edilmesiyle yaklaşık (4,5) sene bekledikten sonra gönderme kararı alınmıştır. 

Eğer burada, bir aile sırrı ifşası söz konusu ise, evvelâ bunun sebeblerini, tekrardan başını ellerinin arasına alıpta! “bu işleri benmi yapmışım?” Diye aklını başına alarak, halen daha isyanını nasıl olupta sürdürdüğünü, “makam makam” diye ifade ettiği yere nasıl bir, kendi ifadesiyle, “iblis siret” tam aldatmaca ile baktığını oraya olan bağlılık ve muhabbetinin, yukarıda ve aşağıda, kendi lisanından. (Cem’o)

------------------- 

“Elhamdülillah, “Anam babam kurban olsun” diyen zatların yolundayız. 

Gönül Sultanımıza “Can” kurbandır. 

Bugüne kadar, bu yolda (benliğimize tevbe) bundan hiç şüphe duymadık. İnşaallah şüphe de duymayız. Kesinlikle aksi düşünülemez.” (Fark’o)

------------------- 

 Belirttiği hususların, nasıl kendi söz ve işleriyle, tarumar edildiği açık olarak görülmüş, ve müşahede edilmiştir. G…1..Hn… dosyasında, o kişiye atfen belirttiği iftiraları, (Cem’o)

-------------------

 Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. (Fark’o)

-------------- 

Sözleri ile kendini anlattığı, yaptığı tatbikatlarla açık olarak bunları kendinin giyindiği görülmüştür. (Cem’o)

-------------------

Bilahare Bayram ziyareti ile E.3.. kardeşimizden öğrendiğimize göre, böyle bir dosyanın tarafınızdan hazırlanmış olduğunu ifade edip, bilgisayar üzerinde dosyayı ona göstermişsiniz. Allah hayırlar versin. Amin. 

Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz. (Fark’o)

------------------- 

Bu hususun böyle olduğunu bildiğim için belki düzelir ümidi ile bu dosyayı bilgisayarımda (4,5) sene beklettim. Bu husus düzelmesi mümkün olmayan beşeri, nefsi ve benlik hastalığı olduğu, açık olarak anlaşıldıktan sonra, dosyanın yeni ilâveleri ve şahitleri ile birlikte, yeniden düzenlendikten sonra ilgililere göndermeye karar verdim. İçinde bulundukları halin dünya ve ahretlerini mutlak etkileyecek nasıl bir tehlikeli arzettiğini ve bundan sakınmaları gerektiği ikazını yapmak için göndermeye karar verdim. Bu ise kişilere yardım etme babında bir iş olduğundan bir sakıncası olmamaktadır. Ayrıca zaten kendisi (xx/07/X0X1) senesinde ilgili herkese bu dosyanın ilk halini göndermiştir ki zâten gizli bir tarafı daha o günden kalmamıştır ve her şey daha o günden taraflar, kendi tarafından haberdar edilmiştir o halde bu korku nedendir.) (Cem’o)

-------------------

 Bütün samimiyetle tevdi edilen aile sırlarımızın yine Cum’a (X9/X7/X0X1) tarihli e-mailinizdeki ifade edildiği gibi; (Fark’o)

-------------------

İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. (Cem’o)

------------------- 

Tevhiden, yapıcılık üzere, babacan bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde gelen bilgiler tahtında sanki daha önceki “Ke….” (Ka… Yı…..) ve (İbretlik) (Va…Su… saygısızlık) “Değmez” dosyaları (Cem’o Babo’ya saygısızlık) mesabesinde tutulması gibi bir fikriyatın olması bizi düşündürmektedir. (Fark’o)

------------------- 

Keşke gerçekten bu ikazları gereği gibi vaktiyle samimi olup verilen sözler tutulup, gerçekten tatbik edilse idi, işler bu durumlara gelmez idi. (Cem’o Babo’ya saygısızlık) bu hadisede çok masum kalır, keşke sadece bu olsaydı. Ne yazıkki bu hadisede çok büyük bir saygısızlık ile birlikte evvelâ Hakk’a Sonra Cem’o Babo’ya kendi ifadesi ile büyük bir isyan vardır. (Cem’o)

------------------- 

1. KAFİR- oldum 

------------

2. MÜŞRİK- oldum 

------------ 

3. MÜCRİM- oldum

------------

4.MÜNAFIK- oldum 

------------

5.MÜNKİR- oldum 

------------

6.MÜMİN oldum 

------------

(böylece Bunlara iman ettim, demektir.) Bu nasıl bir imandır. Bu tür bir iman ancak iblise olur Allah etmesin. İşte, kendi ifadesiyle, asıl “iblis siret” bu anlayışta olanlardır. Bu hususta daha geniş bilgi kendisine yapılan ikinci ikazın anlatıldığı ve içinde yukarıda bulunan izahların sıhhatinin ne olduğu açık olarak (81-nolu-Ha.. va..çı…so..) isimli dosya kitapta kendisinede gönderilmiştir. (Varidat ilham tecelli duyuş) gibi ifade edilen hallerin kaynağının tesbiti ve ölçüleri hakkında, orada bilhassa kendisine açık bilgiler verilmiş ve aynı zaman da ikinci ikazlarda yapılmış idi, ancak, bahsi geçen kişi bu ikazlardan hiç ders almadığı bir tarafa, isyanını daha da arttırdığı anlaşılmış olmaktadır. 

 Bu ikazlardan sonra, aklını başına toplayıp, Kûr’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde, şiddetle reddedilen, yukarıda kendi ifadesiyle bahsettiği, oldum ifadeleri yerine, keşke gerçekten. Kûr’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde, muhabbetle tavsiye edilen, aşağıdaki ifadelerde. 

-------------------

(1)-Müslüman–oldum. Elhamdülillâh.

(2)-Mü’min-oldum. Elhamdülillâh.

(3)-Muttaki-oldum. Elhamdülillâh.

(4)-Muhib-oldum. Elhamdülillâh.

(5)-Sâlih-oldum. Elhamdülillâh.

(6)-Sâlik-oldum. Elhamdülillâh.

(7)-Zâhit-oldum. Elhamdülillâh.

(8)-Âbit-oldum. Elhamdülillâh.

(9)-Şâkir-oldum. Elhamdülillâh.

(10)-Ârif-oldum. Elhamdülillâh. 

------------------- 

 Ve diğerlerine, îmân ettim, Elhamdülillâh. Diyebilseydi, kendi hakkında çok daha hayırlı olurdu. 

 Neden acaba, bu vasıflarla hamd etmiyorda! kendi bahsettiği isyan kelimeleri ile hamd ediyor,? çünkü mudil isminin zuhuru olan “iblis pirine” hamd ediyor da onun için. Bu kadar eğitimden sonra bunu anlamak mümkünmüdür? (Cem’o) Davranışları ve mes’uliyetlik halleri kendini ilgilendirir, bizde sadece bizim namımıza hareket ettiği sürece, belli kurallara uyması lâzım geldiğini, kendisine bildirmek içindi, ama kendisi bunların hiç birine uymamak sureti ile, isyan bayrağını daha çok evvelden açmış olduğu anlaşıldığından, kendisine tarfımızdan, şartlarını yerine getirmek üzere emaneten verilen. (Rehber Halifelik) vasfı tamamen kaldırılmış olup, bizimle hiçbir bağlantısının kalmadığını, kendisi davranışları ile ilân etmiştir, bundan (X5/X9/X015) tarihinden sonra kendisinden bütün verilen hususlar alınmış kaldırılmıştır, belirtilen tarihten sonraki uygulamalarından ben mes’ul değilim. Ne isterse öyle hareket etsin günahıda sevabıda kendinin olsun, aslında bu durumda olan bir kimsenin sevabının olmasıda mümkün değildir. İlgili herkesin bu husustan bilgisi olsun (Cem’o) 

-----------------------

Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz. Ancak, bunların ortaya çıkması ile elimizde olmadan endişe ederiz ki, maneviyatımız görünen hali ile etkilenecek ve bu etki ile istemesek de kaçınılmaz bir takım tesiratı olacaktır. 

Himmetinizle inşaallah hakkımızda hayırlı olur. Amin. (Fark’o) 

------------------- 

İşlerin bu duruma düşebileceğini ve kendisine zarar verebileceğini o günden kestirebilen kimse, neticenin de bu olacağını tahmin ederek daha o günden tedbirini alıp, bu durumlara düşmemesi gerekirdi. Nasıl bir nefsi benlik içinde imiş ki, bu hale düşmemesi için ciddi şekilde üç kere ikaz edildiği halde, irfaniyyet abası altında gizlediği kendi ifadesi ile, (iblis siret) yaşantısından hiç vazgeçmedi. Neticesine de katlanacaktır. 

(Kendi kendine ettiğin âdem bir araya gelse edmez âlem) kendini çok akıllı zannedip bin bir baskı ve iblisi hilelerle kişilerin gönüllerini ve keselerini aldattım, zannederek türlü istismarları din ve makam maskesi altında yürüten, bu kişiyle, hiçbir şekilde ne dünyada nede ahrette, karşılaşmak istemem. Benim için böyle bir kimse yoktur ve yaşamamıştır da. 

Bütün işlerimi bırakıp son bir gayret ile bu dosyayı bitirmeye çalışıyorum, bundan sonra hatırasını bile anmak istemem, kendisini eskiden içine düştüğü çukurdan çıkardığım yere götürüp, tekrar o çukurun içine attım, o çukurunda, eski haliyle yaşamına devam etsin dursun, bir kervan geldi onu çukurdan çıkardı, mısırda küçük bir görev verildi, bu görev ile kendini mısır kıralı fir’avn zannetti ve kendisine teslim edilen kızlarımızı, beni İsrail/gece yolcuları olan kızlarımızı ne yazıkki aynen fir’âvn gibi nefsinin çıkarı uğrunda acımasızca kullandı. 

Kervan gene mısırdan geçti, Firavn’un elinde olan bazı yol ehline (kervana iltihak edenleri) tekrar kervanla yollarına revan etti, kalanlar ise fir’avn meşrep kişinin hayali vaadleri ile, ne kadar süreceği belli olmayan avunmaları ile kalanlar kaldı. Herkes kendisinden sorumludur bizim başka da yapacağımız bir şey yoktur. Hani (zorla güzellik olmaz) derler ya, bu da zorla davet olmaz, davet sadece bilgilendir-mektir, dileyen uyar dileyen uymaz kendi bilir. Ayrıca (kendi düşen ağlamaz) derler. Herkesin hakkında, varsa eğer kendi hayrı olsun. (Cem’o)

------------------- 

Bu dosya içindeki yeni ilâveler ile birinci ikazımızdı ancak bundan bir şey anlamadığından hallerini ibret alıpta hiç değiştirmeyen bahsi geçen kişi hakkında ikinci ikazımız olan (81-nolu-Ha… va… çı… so…) isimli dosyadan birkaç aktarımla yolumuza devam edeceğiz. Daha fazlasını bahsi geçen dosyanın tamamını (Cem’o Babo/Bab’o xx.com) sitesinden indirip okuyabilirler veyahut isterlerse bende kendilerine gönderirim. İnşeallah Cenâb-ı Hakk faydalandırsın emeklerimizi zayi etmesin. 

Ne yazıkki bu hadisede (15) senem gitti kendisine harcadığım nefeslerime yazık oldu. Biz nefesi rahmani verdik, bu onları “nefesi iblisi”ye çevirdi ve o istikamette, nefsin emretme tatmini için kullandı. Hakikaten bu kadar emeğe çok yazık, sağlık olsun, ne yapalım bunda da, bir hayır vardır deyip, gönlümüzü daha fazla bu seviyesiz işlerle meşgul etmeyip, (Fefirru ilâllah) nefsimizden ve nefsaniyetten rabbimize firar edelim. (Cem’o)

------------------- 

 (81-Nolu-Ha… va… çı… so….) Bismillâhirrahmânirrahîm

 Bu kitabın oluşması aşağıdaki Mail-in gelişiyle başlamış oldu. Okumak isteyenlerin İnşeallah canlarını sıkmamış oluruz. (Cem’o)

------------------- 

A. - (Cem’o) Baba. (Cem’o) Baba “Mânâ-ı Mevlânâ” (Mevlânâ) Maneviyatında göründü. 

“Selam, Selam, Selam “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) 

1. Örtün.

2. İsim zevkinde ol.
3. Cihat et.
4. Şahit ol. 
5. Cem.   ---------------------------------------------------------------------

 Not= Birde bana göndereceğiniz yazıları mümkün olursa hiç renksiz sadece ince ve kalın,  "siyah" ve iki tarafa yaslı olarak gönderirseniz daha çok memnun olacağım, çünkü çıktı alınması gerektiğinde renkler çok silik çıkıyor. Ayrıca herhangi bir kitaba uyarlamam çok zor oluyor. Bilhassa zemin renklerinden ayırmam çok zor oluyor, bazılarını hiç ayıramıyorum, belkide yolunu bilmiyorum. İşleriniz kolay gelsin yukarıda bahsettiğim hususların belirtilmesi için şimdiden teşekkür ederim. herkese selâmlar hoşça kalın. (Cem’o)  

-------------------   

 (Cem’o) Babo/Bab’o.

 Selâmün Aleyküm, (X8/X4/X010) tarihinde kulunuzda zuhur eden mânâyı o gün size nedense göndermemişim. Ancak bugün (3-sene sonra) karşıma çıktı ve göndermem lütfedildi. 

Himmetiniz üzere ekte gönderiyorum. 

Allah selâmeti duanız ile üzerimize olsun. Amin.  (Fark’o)

-------------------

 (X8/X4/X010) tarihindeki Zuhurat. Renksiz düz yazılışı ile.

Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada,

A. - (Cem’o) Babo. “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü

B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi.

C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 

1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE 

2. İsim zevkinde ol emri ile Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE

3. Cihat et emri ile 

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE

4. Şahit ol emri ile Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE

5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE

(Fark’o)

------------------- 

 RE: BİR MÂNÂ

 (X0/X1/X013) Aleyküm selâm (Fark’o)… kardeşim. Bu zuhurat hakkında size nasıl bir yazı yazacağımı bilemedim. Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz, yoksa hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi gönderdiniz? Diğer bir husus, Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı? yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı? 

(Cem’o)   

------------------- 

Aleyküm Selam Sultanım, Gece aklıma takıldı, İkazınız önemliydi. 

Yanlışlık olmasın diye tekrar mail ediyorum. 

1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. 

Şöyle ki, Rüya halinde olan 

A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü

B. -  Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi.

Görüntü “Mevlana” manası olaraktı.

Bundan sonra yani 

C. -  Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde diye söylenen kısım,  uyandıktan sonra tefekkür halinde iken “Varidat” olarak zevkedilmiştir. 

2. Göndermem sizdeki açılmadan istifa etmem içindir. 

3. Renkli yazmam sadece kendime göre anlayışımda dikkat etmem içindir. 

Ancak siz yazıların üzerine Yukardaki “Düzen” den Select all/tümüne seç” ile kaplayarak, hepsini istenilen renge mesela siyah haline getirebilirsiniz. 

Mamafih yazıyı tekrar istediğiniz gibi ekte gönderiyorum. 

Allaha razı olsun. Amin. 

Ekrem From: Necdet Ardıç [mailto:terzibaba13@hotmail.com] 
Sent: Thursday, January 10, 2013 11:48 AM
To: Kublay Ekrem
Subject: RE: Bir Mana Aleyküm selâm Ekrem bey kardeşim. Bu zuhurat hakkında size nasıl bir yazı yazacağımı biledim, Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz yoksa hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi gönderdiniz? Diğer bir husus, Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı) yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı?   

Aleyküm Selam Sultanım. (Cem’o) Babo/Bab’o.

Gece aklıma takıldı, İkazınız önemliydi. Yanlışlık olmasın diye tekrar mail ediyorum. (Fark’o)

---------------------- 

1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. Şöyle ki, Rüya halinde olan 

A. - (Cem’o) Babo “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü

B. -  Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi.

Görüntü “Mevlana” manası olaraktı. Bundan sonra yani. 

C. -  Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde diye söylenen kısım,  uyandıktan sonra tefekkür halinde iken “Varidat” olarak zevkedilmiştir.  

2. Göndermem sizdeki açılmadan istifa etmem içindir. 

3. Renkli yazmam sadece kendime göre anlayışımda dikkat etmem içindir. 

Ancak siz yazıların üzerine Yukardaki “Düzen” den Select all/tümüne seç” ile kaplayarak, hepsini istenilen renge mesela siyah haline getirebilirsiniz. Mamafih yazıyı tekrar istediğiniz gibi ekte gönderiyorum. 

Allaha razı olsun. Amin. 

(Fark’o)

-------------------

 (X1/X1/X013) Cum’a. 

 Euzü billâhi mineşşeytanirracîm. 

 Bismillâhirrahmânirrahîm.

 Hayırlı günler (Fark’o) kardeşim. Yukarıda göndermiş olduğunuz kayıtta belirtilen yazıları anlamaya çalışıyorum. Yani geliş kanalını ve oluşumunu, anlamaya çalışıyorum. Net bir şey anlayamıyorum, bu yüzden gerek internet ile gerek telefon yolu ile sormak sûretiyle mahiyyetini ve ifade ettiklerini anlamaya ve çözmeye çalışıyorum. Bence ifadelerin muğlâk olduğunu görüyorum. Ve daha geniş araştırma yapma gereği duyuyorum. Sizde de şuur altı batınen tam bir kanaat hasıl olmadığı ve bu yüzden istişareye gerek duyulduğu anlaşılıyor. 

 Ancak zâhiri ifadelerinizden ise bu hususta tam bir kanaat hasıl olduğu yönünde de belirttiğiniz kayıt ifadeleri işaret veriyor. Bu da ayrıca kişiyi daha baştan şüphe ve düşüncelere sevkediyor.

 Bunların eksiklik arama veya yanlışlık bulmak kasdıyle, kat’iyyen olmadığı tarafınızdan zâten malûmdur. Sorulduğu ve iştişare talep edilmesi yönüyle fikrî intibaımı istediğinizden bende bunları ifade etmek isterim. Sizinde bildiğiniz gibi bu saha çok hassas ve çok kaygan bir sahadır ve her hâlü kârda ihtiyat şarttır. Bu yüzden gelen herhangi bir zuhurat, varidat veya başka isimler altında fısıldanan veya harfsiz ve lâfıs’sız gelen her şeyin kaynağının iyi tesbit edilmesi gereklidir. 

(Cem’o)  

-------------------

 1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. (Fark’o)

------------------- 

 Bu kadar kesin konuşmak bence biraz ihtiyatsızlıktır. “Rabb’ım’ dan” derken acabaa hangi Rabb’ın kanalındandır. Tesbiti mümkünmüdür.? O halde evvelâ bu hususun belirlenmesi lâzımdır. Rahmân-i olarak gelen “zuhurat veya varidat veya daha başka isimlerle” kulun aklına veya gönlüne gelenler. “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah nezaketine” uygun olanlardır. 

 Bunların ölçüsü ise, Kûr’ân-ı Kerîm olan kelâm-ı İlâh-î’nin, Hadîs-i kudsi ve Hadîs-i Şerif diye bilinen, kelâmı Rasûlüllah-ın, ifade tarzına ve şer-i şerife uygun olması gerekmektedir. Aksi halinde kulun kalbine aklına veya gönlüne gelen her şeyden şüphe duyulmalı, Şer-i şerife uygun ise yapılmalı değilse yapılmamalı, o düşünce her ne ise ve hangi hal ise, gönülden atılmalıdır. Şimdi bu hususu “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah” yönünden incelemeye çalışalım. 

 Bu ve benzeri oluşumları iki yönlü değerlendirmek mümkündür. 

 (1) Yönü, kişiye ulaşan, zuhurat, varidat gibi hâdise ve oluşumu olduğu gibi rabb’ım’dandır, diyerek kabullenmek ve o istikamette yönelmektir. Yani doğruluğunu, araştırma dan, “imân” ve “sıhhati” ni kabul etmiş olmaktır. Bu işin kolaycılık ve teslimiyetçilik tarafı’dır. Neticesi meçhuldur ne olur bilinmez. Örfe de aykırıdır.

 (2) Yönü ise, bir araştırmacı anlayışı ile, ihtiyaten hadisenin mahiyetini, oluşumunu gelişimini, olgunlaşmasını ve neticesini. Yani gelen herhangi bir şeyin, varsa verdiği bilginin, mahiyetinin neler olduğunu, özellikle verilen şeyin arka plânın da, ne olabileceğini, düşünerek muhtemel hilelere düşmemeye çalışarak, gelenleri alıp ancak hemen doğrudur tasdiğini yapmadan, “ihtiyad” kaydına alıp daha sonra onları inceleyip, aralarında uygun olmayan fikirler varsa, onları ayıklayıp daha sonra, örf’e, nass’a, ve adetullah’a uygun, anlaşılır ve tehlikesiz bilgi cümlelerine göre uyarlayıp, kullanılacak ve kolayca anlaşılabilecek hâle getirip, hem kendimizin kullanımına ve, ve hemde çevremizin istifadesine açmamız, tehlikeden bizleri koruyacaktır. Diye düşünülür. 

 Şimdi bu ve benzeri, zahiren kaynağı da meçhul gaybi oluşumları, İlâh-î ve asl-î kurallar içinde, nasıl değerlendirilmesi lâzım geldiğini hatırlamaya çalışalım. 

 Bilindiği gibi “sahih-sıhhatli-Rahmân-î” bilgilerin üç hâli vardır. 

 (1) VAHY: 

 (2) İLHAM: 

 (3) FİRASET: tir. Bunların dışındaki bütün bilgiler beşeri hayali ve vehmi’dir. Yukarıda belirtilen yolların karşılıkları ise. 

 (1) VAHY: “Kûr’ân”

 (2) İLHAM: “Hadîs-i kudsi” 

 (3) FİRASET: “Hadis-i Şerif” ler karşılığı’dır. Şimdi bunları incelemeye çalışalım.

 (1) VAHY: Bilindiği gibi “VAHY’in (mânâ’sı ve lâfzı) Allah’dan’dır” ve üzerinde kul tarafından hiç bir değişiklik yapılamaz. Peygamberlere has, onlara verilen gönüllerine ve ruhlarına kaydedilen, zamanlarının zât-î bilgileridir. Sonuncusu ise, Efendimize verilen “Kûr’ân” dır ki, O da bütün mertebeleri kapsayan “Zat” i bilgilerdir. 

 (2) İLHAM: Evliyayı Kirâm’a sunulan “VAHY” in açılımları olan İlâh-î bilgilerdir. Bu kişilerin kendilerindeki karşılığı, kendi “Hadîs-i kudsi” leri’dir. Bunlar genele açık uygulanacak hüküm düzeyinde değillerdir, kişiye ve ancak varsa, taliblilerinin istifade edebileceği, indî, özel bilgiler ve hallerdir. 

 “Hadis-i kudsi” nin tarifi. Bilindiği gibi, (mânâ’sı Hakk’tan, lâfzı Peygamberdendir.) Bu kurala binâen, herhangi bir kimseye gelen gaybi mânâda olan bir bilgi veya hissiyat, Tamamı ile birlikte, olduğu gibi kabul edilmesi mümkün değildir. Eğer kabul edilirse, gelen zuhurat, bilgi veya benzeri varidad, deyenler de vardır. “VAHY” hükmünde kabul edilmiş olacağından! Şirkin ve küfrün ta kendisidir. Gelen yeri İlâh, kendini de, farkında olmadan Peygamber, ilân etmek olur. 

 O halde bu İlâh-î kural gereği, gönlümüze veya aklımıza gelen varidat, düşünce, ilham, veya evham, “gayb’î fısıltı” dediğimiz kaynağını tam tesbit edemediğimiz, kimlik veya yönlerden gelen her hangi bir şey ne tür olursa olsun, geldiği üzere olduğu gibi kabullenip, ilmi mânâ da doğrudur. Hükmü ile kullanım tatbikatına geçmek çok tehlikeli bir oyundur. Çünkü İlâh-î nezâket seyrine aykırıdır. Bunlara bir takım hayal vehim karışması mümkün’dür. 

 Bu sahanın ölçüsü “Hadis-i kudsi” kıyasıdır ve ihtiyat gerektirir. Peygamber Efendimiz dahi Hakk’tan geldiğine şüphe etmediği halde kendi nefsi için, nefsine gelen haber ve bilgileri kolay ve düzgün anlaşılacak kelimelerden meydana gelen kendi kurduğu cümleler ile ashabına hüküm olarak bildirmiştir. Böylece gelen İlham varidat ilmi bir mânâ olarak, (mânâ’sı Hakk’tan,) Peygamberimiz de, kolay anlaşılacak bir ifade de olması için cümle ve lâfız düzenlemesiyle, (lâfzı Peygamberden’dir.) Diğer yönden, “bir şey sordum anında cevabı geldi,” gibi, hususlar dahi şüphelidir. Çünkü Örf, nass ve Adetullah’a uygun değildir. Peygamberimizin hayatında bu tür yaşantılar pek çoktur. Bazıları Efendimize gelip soru sorduklarında, Efendimiz bunların bazılarına cevap verir bazıları için ise kendisinde o an, bir fikir oluşmadığından soru soranlardan bir miktar süre isterdi. Hz. Âişe annemizin kayboluş hadisesini herkez bilir. Bu hadisenin açıklığa kavuşması için Efendimiz yaklaşık bir ay kadar, hakkında “Vahy-i İlâh-î” gelinceye kadar beklemiştir. Herhangi bir kimseye “Rahmân-i gayb-î fısıltı” her an acaba hazırda, emre amade bekliyorda, her hangi bir şey sorulduğunda hemen cevap mı, alıyor.? Bu da çok şüpheli bir haldir. Eğer öyle olsaydı peygamberimize sorulan soruların cevabı anın da evvelâ ona gelirdi. İstisnaları olmakla birlikte, bu sahada da Örf, nass ve Adetullah bu yöndedir. 

 Ümmet-i diye bilinen ve açık olarak imân ettiğini söyleyen bazı âlim, zahiri sûfi ve kendilerini mü’min addeden bazı kimseler dahi bunların farkında olamamış ya yok saymış ya da inkâr etmişlerdir. 

 Bâtınî denilen, madde âleminin, mâverâ’sı-arkası, gürünmeyen tarafında ki lâtif fertleri, bu görünen zâhir âlemin zâhir fertlerinden kıyas edilmeyecek kadar çoktur ve biz bunların gerçek mahiyetlerini ne yazıkki bilmiyoruz. Bildiğimiz, yani Peygamberlerimiz vasıtasıyla bildiğimiz genel faaliyyette olan iki tür, melek ve iblis isminde lâtif varlıklar vardır, ve bu varlıklar bütün âlemi kaplamışlardır. Gece gündüz sıcak soğuk demeden heryerde ve her zaman faaliyettedirler. Melekler, Nur’dan halkediklerinden daha lâtiftirler doğrudan kesif olan insanlarla iletişime geçemezler ancak onları görevli olarak dışarıdan kontrol ederler. 

 İblis ise, Ateş kaynaklı olduğundan lâtifin kesifidir, dilediği yer ve zamanda daha da kesifleşerek insan varlığındaki duygulara veya görüntü ile insanlara, zuhuratta veya yaşantı da yaklaşması daha kolaydır. Bu yüzden insanlar için en tehlikeli olanlar bu taifedir. İçlerinde Mü’min’ler ve kâfirlerde vardır. Mü’min olan bazıları zaman zaman az da olsa, insanlara yardımda bulunurlar. Ehli küfür olanlardan ise insanlara zarardan başka hiç bir şey gelmez. 

 En büyük hileleri sûreta Hakk’tan görünmeleridir. 

 Nasılki batılı bazı hrıstiyanlar meslek olarak islâm dini hakkında eğitim yapıp hatta doktoraya kadar eğitimlerini geliştirip orta halli bir müslümanın üstünde bir bilgiye sahip olabiliyor ve bu bilgisini evvelâ doğru küçük bilgiler halinde verip daha sonra güven kazanınca yanlış bilgileri verip aklını bozmaları gibi. Farkında olmadan zarar verirler. İşte en tehlikeli hal de budur. Bu hususta din kitaplarında çok geniş bilgiler vardır. Dileyenler oralardan daha geniş bilgiler alabilirler. Biz yolumuza devam edelim. 

 Bu hususlar kıyasi olan fiziki ölçüler değil ki, açık bir değelendirme yapılsın. Hissi olan hususlardır ki, onun da hemen kolayca tesbit edilebilen bir ölçüsü yoktur. 

 Yemek yapmak için alınan bir malzeme bile, eğer kuru ve ince gıda ise elekten geçirilmekte, yıkanan veya sulu bir gıda ise kevgirden geçirilmekte. Taneli gıdalar ise ayıklanarak gözden geçirilmekte, ondan sonra işleme konmaktadırlar. Yapraklı ve kabuklu yiyeceklerin de kabuklarının ve dış yapraklarının soyulması gerekmektedir, yani hiçbir gıda yokturki üstünde veya içinde, temizlenmesi gereken bir bölüm olmasın ve ondan sonra sofraya gelsin. 

 Lâtif olan mânâ âleminden yola çıkan ilâh-î bilgiler hangi mertebeden geçerlerse o metbenin malzemesinden bir pakete sarılarak o mertebeden diğer bir mertebeye geçebilir daha sonra o mertebedende bir sonraki mertebeye geçebilmek için de o mertebenin paketiyle paketlenir, o mertebedende bir sonraki mertebeye geçerken gene yeni geldiği mertebenin paketine girmiş olur aksi halde yeni geldiği mertebeye uyum sağlayamaz. Taa ki, Ef’âl âleminde zuhura çıkması için buranın evvelâ beşeri hayal paketiyle paketlenmesi lâzımdır ki bu âlemin şeriatı içinde kendine bir yer bulabilsin, aksi halde olduğu gibi gelse bu âleme uyum sağlayamayacağı için bozulan paketsiz gıdalar gibi bozulur kullanılamaz. Uyum sağlanamaz. İşte buradaki tehlike eğer o doğru bilginin üzerinden geçtiği yerlerden giyindiği paketleri üstünden çıkartılmazsa bulunduğu yerin paketi muamelesi görür. Çünkü onu kullanacak olanda aynı paket renginin içindedir. 

 Oyüzden oda aynı muamele ile meamele edecektir. Ve paketi görüp onu gerçek mal zannedecektir. İşte daha evvel kendisi paketlikten çıkmış aslı üzere kalmış bir mânâ ehli ancak gelen paketi birer birer dış paketlerinden soyarak gerçek içinde olan hakiki değeri ortaya çıkaracaktır. İşte ancak o paket gıda, gerçek mânâ da içi özü gıda edilmiş olacaktır. İşte bu mânâ âleminden gelen paketlerin içindede ne olduğu gerçek mânâ da belli değildir hayal ve vehim âleminden yapılan bir sürü sahte bilgi paketleri vardır ve bu âleme her an ihrac edilmektedirler, dışı itibariyle hakikilerinden ayırmak mümkün değildir işte burada gerçek bir ölçüme ve ölçüye ihtiyaç vardır. İşte yukarıda bahsedilen hadise budur hayal ve gayb âleminden zuhur eden paketleri alıp dışını soyup içini değerlendirip dünya sofrasına gayb yemeklerini üzerindeki paketlerini temizleyip saf bir halde, gıdalanmak için kendimize ve çevremize sunmalıyız, bunun dışında gaybdan veya nereden geldiği belli olmayan paket bilgileri olduğu gibi kullanmaya kalkarsak, yediğimiz şey ancak ambalaj-paket olur, bizse onu leziz yemek zannederiz epey bir zaman sonra onun sonsuz sıkıntıları ortaya çıkar ama iş işten geçmiştir. 

 Gerçek ve hakiki olan mânevi gıdaların, ilham varidat müşahede, v.s. olan lâtif hallerinde bu sistem içerisinde muamele görmesi tabii olacaktır. Yani akıl ve gönül süzgecinden geçirilmesi lâzım gelecektir ancak bunun şartı süzgeçin (T.S.E.) tevhid, tesis ve eminlik, sıtandardından mühürlenip geçmiş olması lâzımdır. Yoksa süzgeçin delikleri veya ölçü ayarları bozuk ise aldanmaktan ve netice de hüsrandan başka bir işe yaramayacaktır. O halde yani, (1) VAHY: “Kûr’ân” yolu kapalı olduğundan üzerinde konuşulması mümkün değildir. (2) İLHAM: “Hadîs-i kuds-i” yolu ve kıyası açıktır, bu yol halen çalışmaktadır, ancak çok dikkat istemektedir. Gelen gaybi oluşumların Rahmân-î kaynaklı olması akıl ve gönül süzgecinden geçirilip anlaşılabilecek, yani “sağlıkla kullanılabilecek” hale getirilmesi lâzım gelecektir. İşte bu çalışmadan sonra bu bilginin sahibi o kişi olur. 

 Aksi halde kişi geldiği gibi aktarılan hususun taşeronu olur, bu sebeble sahip değil taşıyıcı olur, eğer taşıdığı zararlı bir paket-yükse, gönderildiği yerde oluşacak zarara da, tabii ki ortak olmuş olacaktır. 

 Yukarıda belirtilen hususlar dâhilinde hareket eden kimseler, Peygamberin mânevi varisleri, bunlardır. Zâhiri varisleri ise Firaset sahibi Âlimlerdir. Bunların dışında başka bir yol yoktur. (Cem’o).

 (3) FİRASET: İse, bilindiği gibi mü’min’in vasfı’dır “Hadis-i Şerif” ler düzeyidir. 

 “Hadis-i Şerif” lerin, tarifi ise, (mânâ’sı da, lâfzı da, Peygam-berden’dir.) Bunların hepsi Efendimizden zuhura çıktığı halde, mertebe farklılıklarının ne kadar bariz olduğu açık olarak bildirilmektedir. Bunların dışında her hangi bir bilgi ve duygu oluşumunun veya kurgulanmasının mümkün olmadığı bildirilmekte, eğer oldurulmuşsa ona itibar edilmemesi gerektiğini bu ölçüler bize bildirmektedir. (Cem’o).

 O halde! 

 (1) VAHY: “İlâh-î” dir, Bu yol kapalıdır. Daha evvel bu yoldan gelenler ölçü olur ve tatbik edilir, bunlardan başka yeni ölçüler olamaz.

 (2) İLHAM: “Kuds-î,” “kevn-î ve mülki” dir. İsminin üstünde olması gibi, bunların ana kaynağının ve hakikatinin kuds-î, izahlarının ve cümle, düzenlemelerinin ise “kevn-î ve mülki” olması gerekmektedir. Yani o hale yükselmiş olan bir kişiye “kuds” âleminden bir İlham gelince onu alıp kendi idrak anlayış ve irfaniyyeti ile çevresinin oldukça kolay bir yolla anlayıp faydalanabileceği bir düzenleme ile yakınlarına bu sıhhatli bilgiyi aktarabilmesidir. İşte bu yoldan elde edilen bir bilgi duyulduğu zaman hiçbir endişeye ve şüpheye mahal kalmadan ve dinleyende de mevzuun kendi sekinesini ortaya çıkararak mutmain olmuş bir gönülde, huzur ile dinlenmesini sağlar ve bast halini oluşturur. Bu da ölçüsüdür. Ayrıca bu hususun tarifi (bilenin sözü nettir,) hükmüdür. (Cem’o).

 (3) FİRASET: “Firaset” ise, sadece “kevn-î ve mülkî” dir. Ef’âli ve fıkhi işlerde oluşur kıyasa ve içtihade dayanan bir ilim düzeyidir. Burası zâten fark âlemidir, gaybi bir hususiyyet-i yoktur, beşere gönderilen hükümler istikametinde hareket edilir. Bu hususta söz çoktur dileyen ilgili yerlerden daha fazlasını bulabilirler. (Cem’o).

------------------- 

 Bu özet bilgileri verdikten sonra, şimdi gelelim yukarıda belirtilen yazıların özet ifadelerini incelemeye. Gayemiz herhangi bir eksiklik arayıp bulmaya çalışmak değil, özellikle sorulan ve bir fikir istenen hususu incelemeye çalışmak ve bazı özel oluşumları göz önüne çıkarıp karar vermeyi kişiye bırakmaktır. (Cem’o)

------------------- 

 (X8/X4/X010) tarihindeki Zuhurat Bismillâhirrahmânirrahîm

-------------------

 Rüyada,

 A.-(Cem’o) Babo “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü. (Fark’o)

-------------------

 Yukarıdaki ifadeyi iyi niyetle kabul etmek mümkündür. Ancak genede İhtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Belki abartılı bir ifade ile, mesele, olduğundan fazla gösterilmek istenmektedir, olabilir. Eğer öyle ise görende ve onun anlattığı kimselerde o kişi hakkında abartılı bilgi aktarılmış olabilir. İnsan hali bu, belki ileriki zamanlarda o kişide eksi bir hal zuhura gelebilir, o yüzden kişilerin hayal sükutuna oğrama tehlikesi olabilir, işte bu yüzden abartıya yol vermeyecek şekilde bu zuhuratın bu bölümünün aktarılması yerinde olur. (Cem’o) 

-------------------

 B. - Bilâhare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. (Fark’o)

------------------- 

 Yukarıdaki üç selâmın düzenlenmesi İlâh-î bilgi akışındaki örfe nass’a pek uymamaktadır. Genelde İlâh-î kaynaklı selâmlar “tek” def’a söylenmektedir. Bu tabirlere ben ihtiyatla bakarım ve hemen kabul edip doğrudur kaydına girmem. (Cem’o)

-------------------

C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde. (Fark’o)

------------------- 

 Bu ifade üstünde de durmak lâzım gelmektedir. Eğer ifade meleki ise onlar insanlarla fazla iletişim kuramadıkları için getirdikleri bilgiler o kadar net olmaz. Çünkü lâtifin kesife ulaşması çok yakından net bilgiler vermesi pek akla uygun gelmez. Ancak gene lâtif bilgiler olarak gelir ve sonra o bilgiler kişinin kendi kesbi bilgileri ile de değerlendirilip yukarıda belirtilen yoldan, yeni bilgilerin yolu açılmış olur-düzenlenir. (Cem’o)

-------------------

1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE. (Fark’o)

-------------------

 Yukarıdaki ifadeye ise daha çok ihtiyatla yaklaşmak lâzımdır. Çünkü “Örtün” lâfzının ifadeleri çok değişiktir ve niyete bağlıdır. “KAFİR” Örf ve Nass olan genel Kûr’ân-ı Kerîm. İfadelerinde çok büyük şuç unsuru olarak bildirilmekte ve şer-i şerife ters düşen bir ifade kullanılmaktadır. (73/1/74/1) de ise (Ey örtüye bürünen açıl) hükmü bildirilmektedir. Gerçi Tevhid-î mânâ da bakılınca bunların tevili vardır, o ise ayrı bir konudur. Telefonda da sorup daha yakından anlamaya çalıştığım hususu, yani bir nolu ifadeler, açık olmadığından tam anlayamıyorum, belki yerlerine oturtamıyorum, ibareye dikkatle bakıldığında emreden bir makam ve birde emri alan tesir edilen yer vardır her ne kadar alanda verende aynıdır, gibi teviller olur ise de, söz açıktır veya ifade yanlıştır. Yani her halü kâda bir ifrat veya tefrit vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bu ifadeyi hemen kabul edip sahiplenmek “VAHY” sistemine aykırı düşmekte İLHAM: “Kuds-î, kevn-î ve mülki” hükmüne de uymamaktadır. Ayrıca FİRASET: “Firaset” haliyle de hiç ilgisi yoktur. (2/3/4/5) i de fazla uzatmadan bunlarla kıyas etmek yanlış olmaz diye düşünülür. (Cem’o) Yukarıdan beri izah edilmeye çalışılan hükümler sadece bunları yazanı ve yolunda olduğunu düşünen kimseleri bağlar. 

 Çünkü mes’uliyyetli bir sahadır. kimsenin anlayışına sınır getirecek bir düşüncemiz yoktur, ancak bizim yolumuz yukarıda izahına çalıştığımız yoldur. Bunun dışında bir anlayışın tatbikatlarından da biz sorumlu olamayız, burası da çok hassas bir konudur. (Cem’o)

------------------- 

2. İsim zevkinde ol emri ile Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE. (Fark’o)

------------------- 

3. Cihat et emri ile 

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE. (Fark’o)

----------

4. Şahit ol emri ile Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE. (Fark’o)

5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah, 

TEVHİD ÜZERE. (Fark’o)

-------------------

 Netice olarak: Yukarıda ifade edilen beş isim tarifinin, KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, “Örf, nass ve Adetullah”da bunların hepsi zemmedilmiş inkârı ve tevili olmayacak kişi tarifleridir ve sonlarının neresi olduğu bellidir. Gerçi hakikat-i İlâhiyye üzere, her ne kadar bunların da tevilleri varsada o kişinin özel irfaniyyetinde kendi bünyesinde olan bir husustur, bu tariflerin neticesini ortadan kaldıramaz. 

 Dinimizin aslına tam zıt olan bu nasıl bir tevhiddir, (Cem’o) Ehlullah-ın sadece “KAFİR” (küfr-örtü-perde) hakkında bir teviline rastladım oda izah babında şöyle idi. 

 (Küfrü bâtıl mutlak Hakk’ı örtmüştür. 

 Küfrü Hakk ise kendini Hakk’la örtmüştür.) Burada dikkat edilirse “ben oldum” denmeyip sadece bir tarif ve izah yapılmaktadır. 

 Diğerleri hakkında ise onları belki bir yönde mazur gösterecek benzeri ifadelere hiç rastlamadım. (Cem’o) Ayrıca Efendimiz bu isimlerin KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, zuhurları ile ömür boyu kıyasıya savaş yapmıştır. O onların hakikatinde olandan haberi yokmu idi ki,? biz bu hususları ondan daha mı iyi biliyoruz.? O onlarla can pahasına savaş yaptı, Onun açıktan savaş yaptığı o isimlerle anılan zuhurları kendi bünyemizde mazur gibi gösterecek ve âdeta onları destekleyip, özendirecek ve onların hallerini “oldum” ifadesi ile iftihar vesilesi gibi tanıtmaya çalışmak, Allah etmesin zahiren Peygamberimize savaş açmak gibi bir işin içine girmiş hükmünü getireceğinden, bu bahsedilen isimlerin zuhurunun hepsinin suç unsuru olarak o kişinin aleyhine yazılabileceği ihtimali çok yüksektir. Allah korusun bu sahanın hiç affı olmayabilir.

 Bu ifadelerin tamamından belki açık olarak anlaşılan sanki, güya bunların hoş görülebilecek yaşantılar gibi âdeta “Mudil” ismini ve görevlilerini temize çıkarmaya çalışılan bir art niyet var olduğunu sanki hatırlatıyor gibi bir his uyandırıyor. MÜMİN ifadesi ilede bunu açık olarak örtülmeye çalışıldığı ifadesini uyandırıyor gibi bir his veriyor. Ve bunların mümini olduğunu belirtiyor gibi oluyor Tevil yoluna gidilirse; “Mudil Rabb-ı has’ının” yukarıda belirtilen “KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNKİR” zuhurlarından razı olacağı düşüncesi belki oluşur ise de! Ancak Cenâ-ı Hakk, “ben kulumun küfründen razı değilim” (burada küfürden kasıt yukarıda bahsedilen beş halin tamamıdır) kesin hükmünü Zât-ı yönünden, açık olarak bildirmektedir. O halde bu hususunda tevili yoktur. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın sayısız isimleri varken, özellikle “Mudil” isminin, zâten ihtilâf konusu olabilecek ve halin, sıhhatli anlaşılması için çok uzun seneler sürecek bir eğitim muvzuunun, zemmedilmiş hallerinin âdeta masum bir saha imiş gibi aktarılmaya çalışılması da ayrıca üzerinde durulması lâzım gelen bir husus olduğunun düşünülmesi gereği ortadadır. 

 Bir zamanlar benim bir meleğim vardı, her uyandığım zaman yeni haberler getirirdi, bir müddet sonra bunun dahi bir perde olduğunu anladığımdan, o meleği ve verdiği habelerini de bıraktım. Ayrıca gene daha evvelce gençlik devrelerimde gittiğim herhangi bir ziyaret yerinde o yerden bir haber almayı düşünür ve alırdım da, daha sonra bunun dahi bir perde olduğunu anlayınca bundan dahi vazgeçip, bu halide terkettim böylece bu iki perdeden de kurtulmuş oldum. 

 Bu tür hallerin zannediyorum ki daha evvelki yaşantıdan kalan bakiyeler, gibi olduğu ve tesirinin sürdüğü anlaşılıyor. Bu yol bizim yolumuz değildir. Bu yazıdan bir evvel ki gönderdiğiniz yazıda da hatırlarsanız küçük bir düzenleme yapmak ihtiyacını hissetmiştim. Onda ve daha evvelce de benzeri yazılarınızı okumakta ve anlamakta epey sıkıntı çekiyor, bir yerlere koymaya çalışıyordum, gerçi o yazılarınızdan ayrıca az da olsa anlaşılabilir olanlarından alınan metinlerde vardır.

 Ancak bu metnin, metnini incelemeye çalışırken, gerçekten çok sıkıntı duydum, tamamen kabza soktu, hattâ o gece uyumam lâzım gelen uykunun ancak üçte birini uyuyabildim. Sanki gizli bir tesir üzerimde icrada bulunmak istiyor gibi idi. 

 Daha evvelki yazılarınızda da bu veya benzeri tür ifadeler vardı fakat herhangi bir şey sorulmadığı için bir yorum yapmak istemiyor idim. Aslında Rahmâni olan yazı ve düşünceler kabz değil, bast tecellisini zuhur ettirir. (Cem’o)

-------------------

 Sizin ifadenizle gelen şeylerin çok seri ve acele olarak gelip geçtiğini ve belirli kelimeler olarak geldiğini ve hemen yazılması gerektiğini yanımda kim varsa hemen ona yazması için sözle aktardığınızı, bazı zamanlar da bildiriyor idiniz, bu dahi üzerinde durulacak bir husustur, rahmani olan da acelecilik olmaz, (el aceletümineşşeytani, etteenni minerrahmani) denmiştir, bu acelecilik hali dahi hadise üzerinde güşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü acele ile alınan bir aktarmanın sağlığı ne kadar sıhhatli olur, düşünülmesi gerekir. (Cem’o) 

------------------

 BU yazılarımın herhangi bir eleştiri veya tenkid olmadığını bildiğinizi de biliyorum okuduktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini umarım bulursunuz, eğer bu hususta bir sıkıntı olursa istişare için her zaman yazar ve arayabilirsiniz.

 Şimdi netice olarak bana göndereceğiniz herhangi bir yazı olursa olsun evvelâ renksiz, sadece siyah koyu ve açık olarak gönderin, mademki, ifadenize göre, renkleri kendiniz için hazırlıyorsunuz, o halde renkli hazırladığınız o metinler sizde kalsın. Ayrıca verdana 10 ölçülerinde iki tarafa yaslanmış şekilde ve mümkün olduğu kadar fazla teferruata girmeden, sadece mevzuun gerektirdiği istikamette özet bir metin hazırlayıp, öyle göndermenizi rica edeceğim, ayrıca metnin içine hiçbir sekme türü ilâve etmeden sadece düz yazı olarak dönderirseniz daha da çok memnun olacağım, çünkü sekmeler ile sabitleştirilmiş kelimeleri yerinden alıp başka bir düzenlemeye uyarlamak oldukça zor ve çok can sıkıcı oluyor. Çünkü gelen her bir değişik yazılı metni, kendi dosyasında yayınlanacak hale getirmek için çok zaman ve güç harcamam gerekiyor, buda ilerlemiş yaşımda beni oldukça yoruyor ve zaman kaybı oluyor. 

 Bana göndermek lütfunda bulunduğunuz bu metinden daha evvel, bana gönderilmiş üst üste bindirilmiş bir mail-in en sonun da kazara gönderilmiş halinden haberim oldu, ve beklemekte idim. Eğer bu metin, ikinci ve üçüncü hiç bir şahsa açılmasaydı, ve istişare edilmeden sohbetleri yapılmasaydı, sadece (size sizin için ve size ait) bir emânet olarak kalsaydı belki üzerinde taşıdığı mânâlar hususide olarak batıni yönden kabul edilebilir ifadeler olabilirdi. Çünkü bu ifadelerin gerçek mânâ da geçerli olduğu yer Zât-ın kendinden kendine ve kendisinde, “tenzihin içindeki tarif teşbihinde” olduğu yerdir burada ise ikinci şahıs yoktur. 

 Diyelim ki bu metin gerçek mânâ da sahih zât-i bir tecellidir. O halde bu metin sadece bir şahsa ait sırda olan saklanması gereken özel bir emanettir. Mahviyyette saklanması lâzım gelen Bu emânetin ikinci ve üçüncü şahıslara açılıp ortalığa gökülmesi, dolayısı ile “eğer gerçekten öyle ise” Zat âleminden emânet edilen şahsa ait bir sırrın alenen ortaya getirilmesi hemen kişinin beşeri benliğinin ortaya çıkmasının ifadesi olduğu kolayca anlaşılmaktadır. 

Emânete ihanetin karşılığı alınan vasflarda zâten açık olarak “MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,” şekliyle kabul edilmektedir Ve kişi yukarıda ifade ve şiddetle kabul edilen (KAFİR MÜŞRİK MÜCRİM-MÜNAFIK MÜNKİR) oldum Elhamdülillah tariflerinin şeriat mertebesindeki, yasaklanmış yaşantısını inadına kabullenip, yaşıyor hale düşürmektedir. Ne ağır bir yüktür. Nasıl bir kahramanlıktır, doğrusu anlamak mümkün değildir. Ben bu kesin ifade ve bu kabullenmelerin dehşetinden bir hafta on gündür, şaşkınlığından ve mâlûm varlıkların zaman zaman tasallutundan kurtulmuş değilim, Allah muhafaza etsin. Bu da gösteriyorki o varlıkllar bu iş ile ilgili ve sahalarını kaptırmak istemeyip azda olsa çıkış yapıp kendilerini ele veriyorlar. Allah’a, Peygamberine örf’e nass’a ve adetullah’a âdeta alenen “oldum Elhamdülillah” diyerek, “sanki çok güzel bir şey olmuş gibi” hamd ile hamda savaş açmak gibi bir şey olmuş olmaktadır. Sanki mâlûm varlığın “sen beni azdırdın” (7-16) dediğine benzer bu halleri “ben oldum” sözü belki farkında olmadan söylenmiştir ama onun bu hali gibi adeta anlaşılıyor. Allah’ın (c.c.) hamd-ı bellidir, Peygamberine dir. 

 Örf’de nass’da ve adetullah’ta, KAFİR’e MÜŞRİK’e, MÜCRİM-MÜNAFIK’a, MÜNKİR’e, Hamd, övgü, yoktur tam karşıtı olan zem vardır. 

 Hamd ile hamd-ı da ortak koşarak, bunları “oldum” derken kişinin nasıl bir hâleti ruhiye içinde olması lâzım geldiğini düşünemiyorum. 

 Ayrıca bunların birde, “TEVHİD ÜZERE” diyerek tevhid ile delillendirilmeye kalkılması aklın alacağı bir husus değildir. Çünkü bunlar kesret çokluk inkâr ve suç unsurlarıdır ki, tam zıttır tevhid, şahit gösterilerek, âdeta kesretin ve şirkin tasdiki tevhidle yapılmak istenmektedirki, muhal bir haldir. 

 Ben şimdi sizden duyar gibi oluyorum, (ama benim bahsettiğim ifade etmek istediğim bunlar değil dir.) Diye. 

 Anlatılmak istenen bu mevzuların gerçek halinin ne olduğunu tabiiki bende biliyorum. Yukarıda da bahsedildiği üzere bu oluşum eğer gerçekten yaşanıyor ise, Zât-î ilim mertebesinde ve kişinin kendi özünde sadece kendini alâkadar edeceğinden, eğer varsa cezası veya mükâfatı kişinin sadece kendine aittir. Çünkü o mertebede kişi düşüncesinden dahi sorumludur. Ancak bunlar bâtın hukukunun nass’ı dır. Zâhire çıktığı anda, isterse sadece ikinci şahıs olsun, bir benlik ifadesiyle ortaya çıkmış olacağından, bu âlemde de geçerli olan. Şeriat örf, nass, ve adetullah, kuralları geçerli olduğundan. Metnin tamamı suç unsuru olmaktadır. İçindeki (Hamd ve tevhid) kelimeleri ise sadece ilka edenler tarafından, hile-i şer’iyye olarak kullanılan istismar edilmiş olan masum ve temiz tabirlerdir. 

 İşte bu yüzden açık olarak görülüyorki, gaybi diye ifade edilebilecek zuhurat varidat tecelli gibi şeylerin, yukarıda belirtilen ikinci kısım, İlham bölümüne girdiğinden İLHAM: ise bir yönüyle “Kuds-î, diğer yönüyle, kevn-î ve mülki” olduğundan, gelen bilgilerin bu aşamalardan geçmesi lâzımdır. Eğer bilgi gerçekse! Kuds âleminden gelen (Misafiri gaybi) dir. Onu şanına yaraşır şekilde ağırlayıp, “Kuds ve gayb” âleminden, getirdiği tecelli i İlâh-î gıda malzemelerini, akıl programında beşerin kabul edebileceği tarife döndürerek, bunları ğönül mutfağında aşk ateşinde pişirerek baharat, tabiat unsurlarından da katarak bir sofra kurması ve kimin o sofradan hangi gıdaya ihtiyacı varsa mânen beslenmesi için taliplilerine sunması, örf’de nass’da ve adetullah’ta, hal böyledir ve ölçü budur.

 Bu işlemlerden geçmeyen herhengi bir tarifle gelen, içinde ne olduğu, hangi katkının varlığı bilinmeyen, ne yedirmeye çalışan nede yiyen tarafından bilinmeyen gıdalarla yetişen kimseler, kısa sürede mahiyeti meçhul paket gıdalardan yiyerek, obez olup yerinden kalkamayan kimselere benzerler Allah (c.c.) korusun. 

 O halde gaybi diye isimlendirilip, gelen her şeyin evvelâ paketini açıp içindekinin mahiyetini iyice anlayıp ve evvelâ kendi tadına bakıp yani tatbik edip, eğer bir zarar sezmezse, ondan sonra yardımda bulunmak için çevresine bu gıdalarından talep edenlerine, hiç karşılıksız dağıtması en isabetli yemek ikramı olacağı bellidir. Bunun dışında acelece gelen ve hemen yenmesi kullanılması istenen gıdalara daha çok ihtiyatlı yaklaşmak gerekmektedir, çünkü bu gıdalardan dolayı başımıza gelebilecek herhangi bir zarırı telâfi etmemiz için, belki bize bildirilen sahte bir adresi de bulmamız mümkün olmayacağından, ebedi hüsran ve zarara oğramamız pek kolay olacak, bizde çok kolay yutulmuş bir lokma olmuş olacağız. 

 Son cümleye daha çok dikkat çekmek istiyorum. (Zâhir âlemin fiili tehlikelerinden bâtın âleminin yanlış tasavvuri tehlikeleri daha çoktur.) Bu saha çok kaygan bir sahadır, ancak Allah-ın ipine sarılmakla bu kaygan araziden biraz zor da olsa emniyyetle geçilir. Cenâb-ı Hakk zâhir bâtın ayaklarımızı bizim hatalarımızdan dolayı kaydırmasın, aslında o kaydırmazda, biz nefsimize kapılarak kendi kendimizin ayağını kaydırmayalım Yukarıda belirtildiği gibi, bu metnin iki, üç sene neden bekletildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Eğer iki, üç sene evvel bu husus ortaya çıksa idi oyunlar daha o zaman ortaya çıkacağından iki, üç sene daha oyun uzamayacaktı. 

 Daha evvel yazılan metinlerde de benzer ifadeler vardı bunlardan hep rahatsızdım, hemen okunup anlaşılacak şeyler değildi, sistemleri başka idi ancak fazla abartılı olmadığından, kabul edilebilir ölçülerde idi bu yüzden düzelir düşüncesiyle fazla üstünde durmuyor idim. (Cem’o)

------------------- 

 Bence bu kaydı ve daha sonra gelenleri ve daha evvel gelmiş bu ve benzeri bütün kayıtları silin ve bir müddet selâmete çıkıncaya kadar hiçbir kayıt almayın, yani varidat denen kaynağı belli olmayan fısıltılardan hiçbir kayıt almayın taki fısıltılara sebeb olanlar varsa uzaklaşsınlar. (Cem’o)

-------------------

 Beyniniz bir müddet dinlensin boşalsın. Daha sonra ki gelişmelere göre hareket edilir. Bu tür yazıların yazılması örfe uygun olsa yazılacak çook şey var, başkalarının bildirmesine de hiç gerek yok, ancak İlâh-i nezaket bunlara manidir, gerektiğinde özde bunları kabul edebilecek gönüllere kişiye mahsus söylenebilir, hususide bile bunların söylenmesi gene de örfe aykırıdır. Çünkü kıyas yapma yolu açılmış olur bunu dinleyende de bu hususlar tabileşmiş, sıradan konuşulan kelimeler haline gelmiş olur, buda onda kendini bunları söyleme salâhiyyetini bulmuş olur, nasıl olsa bunlar söylenebiliyor bende benzerlerini söylerim’in yolu açılmış olur, sonu nereye gider bilinmez o kişinin dünyasıda kararır ahiretide. Bazı gurupların halleri bunlara benzer. Sureta Hakk’tanmış gibi mevzu olan cümleyi söyler ancak yaşantısı yoktur. ve içi boştur sadece bir sedadan ibarettir, ancak çevresindekiler bunları inançları yüzünden doğru snırlar.

 Bilindiği gibi benim Bunlara benzer ancak kıyas bile edilmez şiir türü bir yazım vardırki, ifadeleri cümle kuruluşları çok açıktır, mübhem bir şey yoktur aklın hükmü altındadır, vehmin değildir ve ayrıca “atayım dedim” dir ismide üstündedir lâtife yolludur, “anlamadılar, sallamadılar” gibi hafifletici ifadeleri vardır o metin hakkında şimdiye kadar kimse benden bir izah istemedi, demekki itici veya rahatsız edici bir tarafı yokmuş. 

 Belki hakkımda abartılı bazı yazı yazanlar oluyordur, ancak bunlar yazanların kendi görüş ve anlayışlarıdır. Ben onlara böyle yazın diye bir talimat vermiyorum. Kendilerinin araştırmaları neticesinde ulaştıkları bilgileri benimle paylaşıp kitapalrımın bazı bölümlerine ilâve ediliyor, bu ayrı bir konudur. Benlik olmaz. Geriye bir bilgi mirası bırakılmaktadır. 

 Bütün bu hususlar ve ifadeler sizde nasıl bir netice hasıl eder bilemiyorum, belki kızar, belki sâkin düşünür, belki her şeyi yeniden gözden geçirirsiniz, sizin kabulünüze kalmış bir iştir, ben isteneni yapmaya çalıştım, belki mevzu gereği bazı ağır gelecek tabirler kullanılmış olabilir o zaman kusura bakılmasın benim yolum ve hayat anlayışım, yukarıdan beri belirtilmeye çalışılan hususlardır, şimdiye kadar kimseyide bu şekle mecbur etmiş değilim, kabul eden eder etmeyen kendi bilir, bizce hiçbir mes’uliyyeti de yoktur. Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizi hayal ve vehmin tuzaklarına düşmeden, gerçek Hakk yolcuları eylesin. Herkese selâmlar hoşça kalın. (Cem’o) Babo’nuz. 

-------------------***** 

Süremiz galiba doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.)

-------------------***** 

 Kaldığımız yerden devam edelim.

 Hallac’ın hikâyesi meşhurdur. (Enel Hakk-ben Hakk’ım) Hakk, dediği halde astılar. Eğer (Ene KAFİR’im, 

MÜŞRİK’im, MÜCRİM-MÜNAFIK’ım, MÜNKİR’im) deseydi acaba ne yaparlardı. Başını kesmekle kalmazlar bütün vücûdunu lime, lime yaparlar, sokak hayvanlarına yemek için atarlardı kabri bile olmazdı. 

 “Ama efendim! bunlar şeriat ehli câhil insanlar, tevhid-i bilmezler.” Deyen kişide de, zâten tevhid olmaz. Çünkü bu faaliyyet (tevhîd-i ef’âl) sahası içinde olur ki oda tevhiddir. Yani Cenâb-ı Hakk’ın (Adl ve müntakîm) isimleride (tefhîd-i ef’âl) sahasında faaliyyet’tedirler ve hiç acımaları da yoktur.

 Bütün bunlardan sonra, sadece tavsiye mahiyetinde bildireceğim hususları, göz önünde bulundurup devam eden yolculuğunuzu, ona göre düzenleyerek devam etmenizin, daha uygun olacağını ümid ediyorum. Ancak sadece bir tavsiyedir, uymak uymamak konusu ayrıdır. 

 (1) Makul bir bahane ile onbeş gün kadar sohbetleri durdurmak. Bu arada yukarıda belirtilen hususları. tekraren okuyup üzerinde durmak. 

 (2) Nereden geldiği tam belli olmayan varidat tecelli v.s ismi verilen şeylere, bütün kapıları kapatıp, gelseler bile iltifat etmeden göndermek. 

 (3) Bir daha varidat veya tecelli diye ifadelendirilen, bilgi türü şeylerle değilde, elde bir metin ile belirli bir mevzuu takip ederek konuşmak. Eğer suç unsuru varsa bile yazarın kendisini ilgilendirece-ğinden mes’uliyyet altına girmemiş olmak. İşte bizim sohbet sistemimiz bu yüzden bu tatbikata bağlıdır. 

 (4) Bir başka zamanda gene “geldi” diye benzeri ifrat yazılar yazmamak. 

 (5) Bu yazıyı hemen kaldırıp, belki tevbe ederek hükümsüz ve artık geçersiz olduğunu, gelen yere bildirmek, ve bir daha böyle şeyler getirmemesini tenbih etmek. Daha evvelki benzeri yazılarda daha zararsız kabul edilebilecek makule yakın, ancak gene şüpheli ifadeler var iken, bu ifadeler git gide hayali dozunu arttırmış olduğundan, artık bu yolun mutlak mânâ da kapatılması gerekecektir. 

 (6) hassasiyetiniz olduğu bilinen, gaybi arkadaşlardan varsa eğer hemen terketmek, Zâten bu husus Hakk’ın ilk emridir. Euzü billâhi mineşşeytanirracîm. E, devam etmek.

 (7) Bilgiyi sadece Kûr’ân-ı Kerîm, Hadisler ve Temiz akla dayandırmak. 

 (8) Hiçbir husus ve yerde gereğinden fazla konuşmamak. 

 (9) Sohbetlerde bu ve benzeri hususlar dikkat çekilerek bana anında şu geldi bu geldi diye ilân etmemek, buna hiç gerek yoktur. Bunlara özenti duyan kişilerde, bende olmuyor diye, ya üzüntü, veya hayal ve vehmini özenerek, faaliyyete geçirmeye çalışan kişilerde, büyük hayali Tahribatlara sebeb olma ihtimali yüksektir. 

 Bu yüzdende, bunların açığa çıkarılmaması lâzımdır. Buların halleri eğer gerçekten sahih ise, kulu ile kendisi arasında özel halleri mahrem hususlarıdır, her yerde herkese alenen açılmaz, bazen yeri geldiğinde imâen bazı izahlar yapılır. Emekleyen bebeklere pastırma börek cinsi şeyler verilmez, verilirse onlara kötülük yapılmış olur. Bu haller içinde tedbirli olunması gerekir. 

 (10) Ben varmıyım veya yokmuyum? sorusunun cevabını gerçek olarak bulmak. 

 (11) Eğer varsa, delili nedir. 

 (12) Eğer Yoksa, neden yoktur ve delili nedir. Aslında bunlar bilinmeyen şeyler değildir, ancak açıklığa kavuşması için bir istişare isteğidir. 

 Bütün bunlardan sonra, acele olmayan makul bir süre içinde, bu yazılardan ne anlaşıldığını kabul görüp görmeyeceğini, sizce yanlış veya hatalı taraflarının olup olmadığını. Daha sonraki seyriniz hakkında neler düşündüğünüzü ve bazı benzeri düşüncelerinizi ister tenkid, ister tasdik, hangi halde olursa olsun bildirebilirsiniz. 

 Belirtilen bu hususlar bağlayıcı ve âmir bir hüküm özelliği yoktur sadece bir tavsiyedir. (Cem’o)

----------------

 Ancak bu yol benim yolum değildir. Ben hiçbir zaman böyle bir eğitim vermedim, ve bu tür hallerden de bahsetmedim, bu tarz yol benim yolum değildir. Söylediğiniz her söz ve yazdığınız her metinden, bende mes’ûliyyet altına girmekteyim. Yola devam edilecekse bütün bu tür anlayış ve davranışların terkedilmesi lâzım gelecektir. Ve yeni bir anlayışla, (eğer devam edilecekse,)? yola devam edilebilecektir. Ben bu mes’uliyyet-i kaldıramam ve Pirlerime, peygamberime ve Rabb’ıma bunları izah edemem. Bu kadar kişinin de mes’uliyyetini alamam-kaldıramam. (Cem’o)

-----------------

 Hayatımda yazdığım en zor iki üç yazıdan birisi idi. Fazla uzun olmamasına rağmen çok büyük yorgunluk verdi, vardır bir hikmeti diyerek bitirmeye çalışayım. 

 Herkese selâmlar. Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizde kolaylıklar nasib etsin. Hoşça kalın. (Cem’o) Babo/Bab’o. 

--------------------- 

 Bahsi geçen kitabın (81-nolu-Ha… va… çı… so…) tamamının okunmasında yarar vardır. (Cem’o Babo xx.com) sitesinden indirilebilir. (Cem’o)

----------------------- 

 Birinci bölümde (G-1-..Hn..) dosyasında (G-1-…Hn.) belirtilen, Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. (Fark’o) (73-C.C.C.S.116)

------------------- 

 Bahsi geçen kişinin suçlamalarının kendi üstündeki şiddetli yaşantılarını orada görmesi ile yukarıda bahsedilen kendi halini açık olarak bildirmiş olmaktadır. Ve kendisi bu dosya ile İkinci defa, yukarıda belirtilen (12) bölümle şiddetle (x0/X1/X013) tarihinde, ikaz edilmiştir. Ancak bundan da hiç hisse alınmamıştır. Hattâ ikazların ötesinde daha da inkâr ve isyanı artmıştır. Bu yüzdende üçüncü bölümüde hazırlama zorunda kalmış olduk. Devamı aşağıdadır. (Cem’o)

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

------------------- 

NOT= Yukarıda belirtilen tarih yerleri (x) işaretiyle gösterilmiştir Bunlar kitabın metninde vardır. 

Kitap sayfalarını gösteren sayılar ise, bu aktarma özet kitabın sayfa numaraları değil, tamamı çevrilen asli kitap sayfa numaralarıdır. Diğer bölümlerde de gelecektir. (T.B.) 

-------------------***** 

 Kaldığımız yerden devam edelim.

------------------- 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM NETİCE.

 Hayırlı geceler evlâtlarımız, gayem bu dosyayı sohbet şeklinde size karşılıklı kendim okumak idi, ancak bu süreyi beklemekle, epey gecikmiş olacaktım çünkü, bunu size karşılıklı okumam, (Kaxxx) ayının başlarına kalacak idi çünkü ondan evvel seyahatlerimiz olacağından, bunları sizlere ulaştırmam mail ile olması daha uygun olacağını düşündüğüm için, buradan sizlere ulaştırmış oluyorum. Ayrıca bildiğiniz gibi birçoğunuz ile de telefonla zâten görüşmüş olduk. 

 Neyazık ki gene bir nahoş hadise ile karşılaştık. Bu olumsuzlukların daha fazla uzamaması için vaktiyle sizleri bunlardan haberdar etmek istedim. Vaktiniz oldukça, yavaş yavaş bu dosyayı sonuna kadar okursunuz. içinde neler yapılacağı yazılıdır. İçindekileri okuduktan sonra hür iradeleriniz ile ne yapacağınıza sizler kendi haklarınız olarak nasıl karar verirseniz öyle hareket edersiniz. Hakkınızda hayırlısı olsun İnşeallah. (Cem’o) Esselâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü, sayın evlâtlarımız. 

Bu dosyayı sizlere göndermem, hasbihal “has bir hal” yapmak içindir. Ancak bu “has bir hal”i yapmak, uygulamak için her birerlerimizin de, kendi iç âlemimizin nefsten, uzaklaştırılmış ve arındırılmış, olarak has ve öz olan ruh hallerimizde olmamız lâzımdır. 

Şu an sûret olan kendinizi, ilgili her şeyinizi, bir tarafa bırakıp, sadece bir gönül ve vicdan olarak, “okuyacaklarınızı” sabırla sıkılmadan bitirmenizi tavsiye ve rica edeceğim. Çünkü bahsedilen mevzular sizler için hayati önemi olan konulardır. Tebliğin okunması bittikten sonra herkes hür iradesi ile kabul eder veya etmez kişinin kendi bileceği iştir. 

Yaklaşık (43) senedir (XX72) senesinden beri, adedi sayılamayacak kadar çok konuşmalar yaptım, yazılar yazdım, bunların içinde türlü mertebelerden mevzularına göre bazen hüzünlü, bazen sevinçli, bazen üzüntülü, bazen de çok üzüntülü, konuşmalar ve yazılarım vardı. 

Bu günde gerçekten hiç yapılmasını istemediğim bir konuşmayı “tebliğ” yapmak zorunda kalacağımdan üzgünüm bunu da baştan belirteyim. 

Bu kısa girişten sonra özetle yolumuzun esaslarından olmak üzere birkaç konuyu belirtmiş olalım. Bilindiği gibi Hakikat-i Muhammed-î yolunda dört gerçek makam vardır. Bunlar “Şeriat, Tarikat, Hakikat, Ma’rifettir. Bunların biri olmazsa o yol “tekmil tarik olmaz”. Bu kemâlâtın oluşması için evvelâ önde gelen ve mutlak temel olan şeriat mertebesinin yaşanması, yani başta namaz olmak üzere oruç, imkânı olanlar için hacc ve (kuralına göre zekât) vermek mutlaka lâzımdır. Ancak zekât’ın kendi kuralları vardır, onların dışında kendilerinin kullanımı için alanlara haramdır. Verenlerinde üstlerinden zekât borçları kalkmaz. 

İkinci husus ise, tarikat adabı ve faaliyetleridir. Bu da her yolun kendine göre sisteminin yırmidört saatte bir uygulanmasıdır. Bizim yolumuzun özelliklerini ve merhalelerini/mertebelerini bildiren (xx/nolu/xxxx mektebi) kitabımız bu hususta el kitabımızdır. Bir derviş/sâlik, başta şeriat mertebesini, daha sonra, tarikat mertebesinin içindeki yerini, bilmez ve bunları takip ve uygulamasını yapmaz ise, bu kişinin bâtınen gerçek bir sâlik/Hakk yolcusu, olması mümkün değildir. Sadece bu hususta konuşmalara katılması kendisine dünya ve ahiret bir şey kazandırmaz. Yapılan uygulama sadece hayali (felsefe) olur, konular yakın olsada, tasavvuf olmaz. 

Sâlik/yol ehli, evvelâ nefsi emmâreye gelecek, sonra oradan geçmesini öğrenecek, daha sonra da, diğer nefislere doğru yoluna devam edecektir. “Nefsini bilen rabbını bilir” hükmü ancak ondan sonra tahakkuk eder. Nefsini tanıyamayan bir kimsenin ise Rabb’ını tanıması zâten mümkün değildir. Bunlar olmadan daha yukarılara ulaşmak da mümkün değildir. Fazla söze gerek yoktur. 

Evet yolumuzun birinci şartı bunlardır. Daha sonraki en büyük şartı ise, mahviyyettir. Yani kendisinde nefsi bir benlik oluşmamasıdır ve çevresinin hizmetinde bulunmasıdır. Peygamber Efendimize, sahabesine su dağıtırken bir elçinin gelip,“bu topluluğun efendisi kimdir”? Diye sorduğunda! “bu topluluğun efendisi (olan kendisi olmakla birlikte,) ona hizmet edendir” demiştir. 

Bu mertebede. (Âlem yahşi ben yaman, âlem dane ben saman) hükmü geçerlidir. 

Diğer taraftan “derviş/sâlik” lere angarya diye bir şey yaptırmak mümkün değildir, yasaktır. 

Diğer taraftan, derviş/sâlik” lere hiçbir şekilde incitici ve hakaret tarzında hitab etmek, imâlı konuşmak, ve ma’ne vi baskı yapmak yasaktır. 

Hele dervişlerden her hangi bir şekilde menfeat teminine çalışmak olacak şey değildir. 

Bu işler Hakk yolu Peygamber ocağı yoludur buradan şahsi menfeat sağlamak mümkün değildir. (En’âm-6/90) ve benzeri diğer âyetlerde! 

“De ki, ben bunun karşılığında sizden bir ücret istemem) Eğer bu yolda bir ücret bekleniyorsa, o Peygamber ahlâkı ve Hakk yolu değildir. 

Bu hususta küçük, ibretlik bir hatıramı anlatayım. Bir bayram ziyareti idi, zannediyorum, Nu…. Babama küçük bir hediye almıştım. Elini öperken hediyeyi de kendisine takdim etmiştim. Hediyeye baktı, baktı ve şöyle bir ilâh-î düstûr ile, bana dönerek. 

(Bu hediyeyi almasam sen küçük düşeceksin, alsam ben küçük düşeceğim. O halde alayımda ben küçük düşeyim.) İfadesi ile hediye kabul etmenin nasıl zor bir hal olduğunu ve kendisinin o asaletli hali içinde ne kadar mahviyetli hali olduğu bu kadar açık görülmekte idi. İşte bizlere de her hangi bir şekilde küçük bir hediye geldiği zaman onun kabulünü isteyen kardeş ve evlâtlarımızdan, gönülleri kırılmasın diye ancak, yukarıda belirtilen hal içinde kabul etmek zorunda kalıyoruz ki, bunların maddi değerleri, kimsenin bütçesine her hangi bir zarar verecek miktarda, (büyük altınlar veya benzeri başka değerli hediyeler,) değildir. 

Ayrıca sırf nefs tatmini için, bulunulan ülkede bulunmayan, bir yiyeceğin göz’üne Kaş’ ına hiç faydası olmayacak bir Kaval’ın, gidilen ülkede araştırılıp alınması istendiğinde gerçekten araştırılıp bulunamaması üzerine o kişinin tahkir edilmesine kimsenin hakk’ı ve cür’eti olamaz. 

Ayrıca daha sonra o “Kaval”ı başka birisi bulup getirdiğinde, diğer kişiye o “kaval” bayât-î makamdan tahkir nameleri ile, ilk bulamayan o kişiye karşı üflenemez. Aslında böyle bir istek hiç kimseden istenemez, Ancak hayati ve sağlıkla ilgili bir ilâç ihtiyacı olupta, kişinin içinde bulunduğu ülkede o ilâç yok ise, o ilâç rica edilerek eğer kişinin boş vakti de olursa, ancak ücreti karşılığında istenir. Bunun dışında ki zorlama davranışları, ne bir imtihan konusu ve ne de bir bağlılık konusu edilemez. 

Kanunî süresi içinde (4 veya 5) senede bir seçim yapılır, bu bir vatandaşlık görevidir. Kişi rey atma kulûbesine girdiği zaman, kendi vicdanı ile baş başa kalmıştır, ona orada hiçbir kimse şu “seçim” zarfı’nı alda, içine şunu koy, bunu koy, sarıyı koy yeşili koy maviyi koy gıriyi koy diyemez. Eğer böyle bir şey olsa zâten, yani başka birisi “seçim” zarf’ının içine şunu koy dese, dışarıdan müdahele olacağından, resmi yönden suç unsuru, ve vicdani yönden de kişinin hürriyetinin elinden alınmasıdır. 

 (4 veya 5) senede bir yapılan bu seçimler iyi ki her hafta yapılmıyor eğer öyle olsa idi ne sandık nede zarf nede içine konulacaklar yetişmez idi. Hakk’tan hayırlısı. 

------------------- 

 Bu vesile ile birkaç terimi daha izah etmeye çalışalım. Bunlardan biride (Ensar) Kelimesinin ifade ettiği ma’nâ ve o ma’nâ nın çok özel ifadesidir. Bu kelime ve ma’nâsı günlük, gündelik yaşam içerisinde devamlı kullanılması, edebi Muhammediyye ye ve nezaketi İlâhiye ye uygun değildir. 

 Bazı tanıtımlar ve misal vermek, ve onların hayatlarından ibretler almak, sebebleri vesilesi ile, o zaman onların hayatlarından alıntılar yapılarak, misaller vermek sureti ile, o mübarek kelime (Ensar) kelimesi kullanılır.

 Ancak bu isim devamlı kullanılırsa, Ensara birde Muhammed (s.a.v.) lâzımdır. (Nasılki (Lâilâhe İllâllah) dendiği zaman arkadan hemen (Muhammederrasûlüllah) geliyorsa, ve (Leylâ) dendiği zamanda akasından (mecnun) isminin tabi olarak geldiği gibi (Ensar) dendiği zaman da onunla birlikte hemen (Muhammed) (s.a.v.) hatıra gelmektedir. Yani bunlar birbirlerinden ayrı değildirler. 

 Pekî! Gidilen yer (Ensar) ise (Muhammed) (s.a.v.) nerdedir, veya kimdir.? 

 Bu hususun çok iyi düşünülmesi lâzımdır. Hâl böyle olunca farkında olmasa, ve ayrıca kötü bir niyetide olmasa bile hükmen, o kişi kendini Peygamber makamına koymuş olur. Ensar-ı, Muhammedden (s.a.v.) ayırmak mümkün değildir. Böyle bir tatbikat bizim yolumuzda yoktur, bizim kullanmadığımız bir sistemi ihdas etmek bizden ayrılmak demektir. Ayrıca bağlı olunan yerden her hangi bir tatbikata izin alınmadan başlanması ve devam edilmiş olması, ile bu tabir edep dışılık ve bir bakıma farkında olunmasa bile isyan hükmünde dir. 

------------------- 

 Ayrıca (Kurb’an) meseleside ayrı bir sorundur. Gene bizim haberimiz olmadan bu hususa da başlamak edep dışı bir davranıştır. Çevresindeki insanları böyle bir hususa yönlendirmek o kişilerin istedikleri yerde kurb’an kesme haklarının ellerinden alınmasıdır. Kurb’an kesme evde kadınların işi değil erkeklerin karar verip kendilerine ve bütçelerine uygun gelen biçimde istedikleri yerde kurb’an kesmeleri, kendilerinin öz haklarıdır. Bu hakkı kimse kimsenin elinden şu veya bu sebeb ile, hele ma’nevi baskı ile böyle bir tatbikatın yapılması mümkün değildir. 

 Ayrıca birkaç kişinin oluşturduğu bir bütçe ile küçük baş hayvan alıp kesmek kurb’an olmaz, ancak koyun kesilmiş olur, bu ise kurb’an hükmüne girmez. Bu husus baştan aşağı yanlış bir faaliyettir. Bayramın üçüncü günü kesilen koyunun bayrama hiç faydası olmaz, hayvan kesme yerine davet edilen o kimseleri de bayramın üçüncü gününde orada toplamak olmaz, çünkü bayram dolayısı ile, her evin kendi telâşı gelen giden, aile mensupları olduğundan, bir ev hanımının bu misafir varsa dışarıdan gelen aile fertlerini evde yalnız bırakıp. Evin beyinin işi olan kurb’an vecibesinin hanımlara uygulatılması başlı başına yanlış bir uygulama ve zorlamadır. 

 Bahsedilen sınıf kapatılmış olduğundan, zâten bu uygulamanın yapılabilinmesi için bir dayanakta kalmamıştır. Bu durumda kurb’an kesimi tabiriyle toplanan bütün paraların sahiplerine iade edilmesi sistem gereğidir ki bu yüzden vakitlice onlarda bütün kurb’an kesecekler, kurb’anlarını kendileri hür bir şekilde, ya bir kuruma veya kendi başlarına kestirsinler. 

 Kurb’an kesilmesi küçük baş hayvanlarda ortaklaşma olamadığından müşterek hayvan keseceklerin zaten böyle bir mükellefiyetleri olmadığından o paraları ile daha başka bir ihtiyaçlarını görmeleri daha uygundur. 

 Dolayısı ile kurb’an hükmü ile toplanmak, kim ne kadar ücret yatırılmış ise bunların hepsinin iadesinin talebi kendilerinin gerçek haklarıdır. Henüz daha niyeti olup da bu parayı yatırmamış olanların ise o ücretleri oraya vermeleri hiç gerekmez, kendi kurb’anlarını kendileri halledebilirler her halde bundan aciz değildirler. 

 Ayrıca, zaten kendisinin bütün vasıfları kaldırıldığından, bu uygulamanında tatbiki mümkün değildir. Eğer yapılmaya çalışılırsa bir hakk ihlâli olur. 

 Ayrıca bu sürecin devamı şeklinde olarak, kararlaştırılan bütün sohbetlerde cumartesi dahil hepsi kaldırılmıştır. Zaten sınıf tabelâsi uygunsuz tatbikatları yüzünden kendisi tarafından indirilmiş olduğundan bunları yapacak bir mahalde ve kimse de, kalmamıştır. 

-------------------

 Ancak ismimiz ve mes’uliyetimiz dışında kendine ait yeni bir sınıf açma teşebbüsünde bulunursa buna ben karışamam, hür iradesi ile ne tür çalışma isterse mes’uliyeti kendine ait olmak üzere, isterse elli tane sınıf açsın bunlarla bizim hiçbir ilgimiz olmaz- gidecek olanlara da hiçbir şey demeye hakkımız olmaz, herkes hür iradesi ile hangi yöne gidecekse kendi kararını kendi verebilir, her halde kişilerin buna yetecek kadar şahsi iradeleri vardır. 

 Böyle bir faaliyet tekrar açılıp faaliyete geçirilmeye çalışılsa bile, orası ancak (Felsefe kulübü) olur çünkü Hakk bank’tan kendisine açtığımız ma’neviyyat kredi muslukları yerinde kullanılmadığı için bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır. (Cem’o)

------------------- 

 Kendisinin bütün vasıfları kendi sınırlarını aştığından ve böylece de düşmüş olduğundan . Bundan böyle hiçbir şekilde (halife ve rehber) ünvanı ile anılmayacak ve hitab edilmeyecektir. Kendisine hitab edilmesi gerekirse herkese olduğu gibi (abi kardeş veya yaşlarına göre amca) diye hitab edilecektir. Veya kişi nasıl dilerse öyle hitab edecektir. (Cem’o)

------------------- 

 Genelde sizlere kendisi tarafından belirtildiği gibi (her şey Hakk’ın o isim ile görünmesinden başka bir şey olmadığı) nın üstünü her zaman kuvvetle vurgulayan kişi, bakalım bu dosya hakkında ne buyuracaktır. Gene aynı kural gereği “bu dosya da hak’tandır” deyip sükünetle karşılayıp kabul edebilecekmi? yoksa kuldandır deyip, feryadı basacakmı? hep birlikte görerek şahid olacağız. (Cem’o) 

------------------- 

 Şöyle bir söz vardır. 

 Hakk kulundan intikamını kulu ile alır, İlmi ledün bilmeyen bunu kul etti sanır. 

 Diye bu tür veya benzeri hadiselerin hakikatinin kaynağını belirtmiştir. (Cem’o)

------------------- 

 Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (x.x.x.) xxxx’dan gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek (x.x.x.) xxxx’den giden (Fark’o) oldu vesselâm. 

------------------- 

 Evet yukarıda da bahsedildiği gibi. Kendisinde ki Celâl tecellisi ile başlayan, daha sonra, Celâlden Cemâle geçiş süresi oldu, sonra bir müddet Cemâl devam etti. Ondan sonra da, kendisine tanınan imkânları yerinde kullanamadığı için. Cemâlden celâle geçiş süresi, tecellisi oldu. Öylede devam etmektedir. 

------------------- 

 Herkese selâmlar hoşça kalın hoşlukla kalın, her daim selâmette olun. 

 Niyetimiz hiçbir şekilde kimseyi incitmek değildir, ancak yolumuzun sıhhati ve bozulmaması için şahsımızın mes’uliyetinde olan bu durumu daha fazla sırtlamak mümkün olmadığından, bu vesile bu sınıfımız kapatılmıştır. 

 Vermesini bilen şüphe yokki almasını da bilir. Bu hususta Nu… Babamın bizlere belirttiği hüküm. (Darılan darılsın, yolumuz bozulmasın) dır. 

 El fakir (Cem’o) Babo/Bab’o. xxxxxx. (X5/X9/X015) Gerçekten yazdığım en sıkıntılı en çok hayal kırıklığına uğradığım dosyadır. (Cem’o)

------------------------ 

 Hani derler ya, (Güvendiğim dağlara kar yağdı) keşke öyle olsaydı o karlar bir gün erir, su olup akar giderlerdi. Meğerse tam tersi olmuş, (güvendiğimiz dağlara nefsin ateşleri yağdırılmış,) ancak sonunda bu ateşlerı yağdıranda, her halde kendide o beden dağında (vicdan ateşi ile yanacaktır.) Rabbımdan kendisi için böyle bir akibeti de hiçbir zaman taleb etmem. Ancak her cehennem ehli oraya odununu kendi götürmektedir. (Cem’o) 

------------------------ 

 NOT= Yukarıda bahsedilen hususları okuduktan sonra bunların hakkında ki yorum ve düşüncelerinizi olumlu veya olumsuz ne tür olursa olsun, sâkin tarafsız ve duygusallığa kapılmadan, gerçek ma’nâ da gördükleriniz veya duyduklarınızı bu anlayış ile, sizde bana yazar gönderirseniz, bende ayrıca memnun olur teşekkür ederim. Bizimde hatamız olmuşsa onlarıda düzeltmeye çalışırım. Tekrar herkese selâmlar. Ayrıca sizlerin böyle bir duruma düşmenize ben sebeb olduğumdan hepinizden helâllık dilerim umarım esirgemezsiniz. (Cem’o)

------------------------ 

 Aşağıda benzeri hadiselerin yaşandığı diğer kişilerin hallerini de belirten dosyaların isimlerini ilâve etmeyi uygun buldum dileyen sitemizden indirip okuyabilirler. (Cem’o Babo/Bab’o xx.com)

(1) (17/kevkeb/kayan yıldızlar) 

(2) (23/İbretlik değmez dosyası) 

(3) (73/Celâl Cemâl Celâl)

(4) (81-nolu-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) 

(5) (93/Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara) 

(6) (98/Solan bahçenin/kuruyan gülleri) 

 (7) (105/Cemo ve Farko/Cem’o ve Fark’o)

------------------- 

 Aşağıdaki ifadeler, bir kişinin değil görüşme yaptığımız birçok kişilerin yaklaşık ifadeleridir. Kendileri ile görüştüğümüzde, evvelâ sanki her şeyin çok tabii bir seyirde olduğu, gibi ifadeler söylenmekte ise de, birkaç soru sorulduktan sonra işlerin hiçte öyle olmadığı, ön yargı ile yönlendirildikleri ve sistemimizde olmayan, yeni konulmuş hükümlerin, sanki çok tabii davranışlarmış gibi, algılandırılması böylece, vicdani ve yersiz sorumluluk yüklenmesi ile, kişileri (Cem’o) yıda âlet ederek, genel ön yargılar oluşturarak, bireyin serbest ve müstakil düşünmesini engelleyip, istediği şekilde yönlendirerek, kendi düşünce ve anlayışı istikametinde çevresini tamamen yanlış olarak yönlendirmiş olduğu, açık olarak anlaşılmıştır. Aşağıdaki ifadelerde de bunlar açık olarak görülecektir. 

 Kimseyi yanlış yere itham etmemek için, hazırlanan dosyanın içinde bulunan konularda başından sonuna kadar, çok titiz bir çalışma ve araştırma yapılmıştır. 

 Ancak burada bizim ismimize hürmeten, oraya devam etmeye çalışan saf ve temiz insanların hiçbir mes’uliyetleri yoktur onların gönülleri ferah olsun. (Cem’o)

-------------------

 Bu vesile ile, bundan iki ay kadar evvel gördüğüm bir zuhuratı da ilgisi dolayısı ile buraya aktarayım. 

 Şehirdeki binamızın güney yan duvarını görüyorum ki, çatıdan aşağıya doğru çatlamış. 

 Bunun ne olabileceğini düşünmeye başlamıştım. İşte bu hadise zuhur edince zuhuratın tahakkuku meydana çıkmış oldu, gönül binamız çatlamış oldu İnşeallah tamiri yakın zaman da yapılmış olur. Hakk’tan hayırlısı. (Cem’o)

------------------- 

 Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

------------------- 

VEHİM VE FIRTINA VADİSİNDE, HAYALDE YAŞANANLAR.

Bu yazıda, (Cem’o) tarafından Rehber olarak görevlendirilmiş kişiden söz edilirken, (Fark’o) (halife) olarak bahsedilecektir. Bu, aynı zamanda o kişinin kendisi için kullandığı/kullandırttığı bir sıfattır/ifadedir. 

Vehim ve fırtına vadisinde neler yaşandığı hususundaki bazı bilgiler:

1. (Fark’o) silsilede 5x’ün kime ait olduğunu çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, 5x’e bağlı bir dal/bir görevli olduğunu bildiği halde, 5x hayatta iken kendisini 5x olarak ifade ve ilân etmekte, evlatlara da bunu benimseterek 5x rakkamının öne çıkartılmış olması,

2. Sohbetlere “Ensar” diye (Cem’o) nun bilgisi dışında yeni bir isim verilmiş olması, bu ifadeyle kişinin kendisini ne, ilân ettiğini fark edememiş olması,

3. Sohbetlerin evlatların yakınları için bile “Burası çay sohbet yeri değil” diyerek kapalı bir grup anlayışına getirilmesi,

******* Sohbete yeni gelmek isteyenleri durumuna göre (samımıyeti yakınlığı, yoksa sadece meraktan mı?) gelmek istıyorsa, O şimdi beklesin veya gelsin derdi. Sohbetlerin önemini anlatmak içinde siz buraya çay sohbetıne gelmiyorsunuz. Burası çay sohbeti yeri değil derdi. yakınlarımız bile olsa izin almadan getiremezdık-. 

4, Sohbetlere gelmeyenlerin genelde şiddetli bir celalle azarlanması,

******* Bizim sohbetlerde bu konulara zaten değinilip detayları anlatılarak yani. 

 (gelmezseniz uzaklaşırsınız, rabıtanız kopar, terakkinize mani olursunuz) v.s şeklindeki uyarılar çok celalli olurdu. Dolayısıyla bir yere gitsek bile çekinip terakkimize mani olmayalım diye sohbetlere yetişme gayretinde olurduk. Bu konuda her zaman celâlle uyarılmışızdır. 

(Bunu rabıta kesiliyor, uzak kalıyorsunuz diye yapıyordu)

5. Her ay, haftanın her C.tesi ve 2 defa Çarşamba olmak üzere 6 sohbetin zorunlu tutulması il dışındakilerin dahi büyük maddi külfetlerle de olsa katılımlarının sağlanmaya çalışılması,

******* sohbetlerin kaçırılmaması hizmet, dua, terakki açısından eksik kalınmaması çok celalli bir şekılde söylenirdi. (şiddeti kişiye göre de değişiyordu) Dolayısıyla maddi de olsa, hatta eşimizi ve ailemizi karşımıza almak pahasına, sohbetlere gıtmek isterdik. 

Bize ALLAH sevgisi herşeyin üstünde olmalı derken eşimiz, çocuklarımız, ailemizin geride kalması gerektiği söylendi. 

Onları ALLAH rızası için sevmemiz gerektiği söylenirken, zaman zaman eş, aile, çocuk ve beşeri ilişkilere zaman ayırmakta zorlanıyor üzerimizde manevi baskı hissediyorduk. Ancak muhabbetimizden bunları zaman, zaman zorlanarak aşmaya çalışıyorduk.

ALLAH sevgisinden, HZ. Muhammedin (s.a.v.) yolundan ayrılmamak ve Seyri sulukumuzda ilerlemek içindi tüm gayretlerimiz.

6. “Sohbetlerimiz namazdır” diyerek namaz vakitlerini hesaba katmadan hareket etmek suretiyle şer’î kuralların hafife alınması,

7. Sohbetleri bırakan hanımların “Lût’un karısı” gibi olacağı benzetmesinin yapılması,

******* Bu örneği kendi eşlerine, ve bizlere söylerken geride kalanlardan olmayın derdi yine celâlle . Örnekler çok uçlarda, oluyordu yıllardır ve de ağır her zaman. (Siz anlamazsanız kardeşim, bende böyle söylerim kimse kusura bakmasın) derdi (yine çok celâlli bir şekilde). 

Bizleri (Âdem-i secde noktasında terk edip gidenlerden olmayın) diyerek bizi ayrılmış olan kişilerle de görüştürmezdi.

8. Başka cemaatlerle bağlantısı olanlar için çok ağır ithamlarda bulunulması, (Örnek: Yedi kocalı hürmüz gibi fuh….yapıyorsun denilmesi gibi)

******* bir başka cemaatin toplantı veya kultur merkezlerindeki sohbetlerine bile gitmemizi kesinlikle istemezdi. yasaklamıştı.

9. Zaman zaman (Cem’o)nun selâmını evlâtlara iletince, evlâtların, (Cem’o) yu arayarak selâmınızı aldık teşekkür ederiz.” demelerinin ima ile de olsa yasaklanması, (Bunun için de Peygamberimize Cebrail a.s.ın vahiy getirişinin örnek verilmesi… ?)

******* Kendisine selâm gönderildiğinde (kendisi, şimdi gidip ben selâmınızı aldım demelimiyim? dememelimiyim diye bizlere soruyor ve arkasındanda yukarıdaki örneği veriyordu Ben bu selâmı aldım diye aramam, çünkü “görünme noktasıyım” derdi.

10. Kurban bayramlarında kurbanın, kendi kontrolünde ve 3. üncü Gün kesilmesi zorunluluğu, katılımın eksiksiz olmasını isterdi.

******* 

11. Kişi İstanbulda olmasa bile parasını göndererek, kesilecek bir kurbana katkı istemesi (kendiniz için demesi) şeklinde şeriatte ve hukukta olmayan şeyler icad edilmesi, 

12. Evlâtların aile saadetlerini ön plânda tutmayıp, aile birliğini tehlikeye düşürecek şekilde amir hükümler getirmesi.

(Örnek: Sohbetlere uzakta da olsa katılım, zarf usulüne uyma, bayramlarda il dışında bile olsa gelip el öpme, kurbanı mutlaka parasını vererek (Fark’o) kendi kontrolünde kestirilmeye yönlendirme, vb.) 

 ******* İl dışında olma halinde bile (bizlere kurbanın çok önemli olduğu kendimizin, kendimizdeki nefislerimizin kurban edilebilmesi, nefis noktasındaki hallerimizden geçmek, temizlenmek ve teslimiyete gelmemiz için gerekli olduğunu söylemiş vurgulamış olduğundan her sene 7 yıldır her bayram şartları (aile ve maddi durumlar) zorlasak bile orada olup bu tatbikatın gayretinde olduk. 

 13. (Cem’o) Kitaplarının evlâtlara dağıtılmasında özen gösterilme-mesi, uzun süreler dağıtılmaması sonrasında gelişen durumlarla topluca dağıtılması,

 ******* ilk 2 kitap dışında, kitaplar geç ve topluca dağıtılmıştır. Bunu (anlayabilecek duruma gelin öyle vereyim istedim) şeklinde açıklamıştır. Bu meseleler üzerine kitap dağıtımına özen gösterilmiştir. Her birimize verilen kitapların eksik kalmaması tek tek ilgilenip sormuştur. 

Zarf usulünde ise zarfların üstüne isim ve konulan miktarın yazılması istenerek, evlâtlara ma’nevi baskı yapılması. 

 (Bu konu da illâ ki para verin demiyordu, ama "siz zaten hizmet edemiyorsunuz,” himmet dediğiniz de size başka görev ne verebilirim, kitap aldırıyorum, bazı şeyler istiyorum bir de “diyet-ensar-ikramlar” oluyor “bunlara katılın. Bunlar sizin için, sizin terakkiniz için" diyordu. Bu sebeple, isteyenler “diyet - sadaka-i ikram-ensar” için zarf veriliyordu ama isteyen veriyordu, yani “ma’nevi baskı gibi oluyordu” “Gözlüğü biliyorum “

 14. Sanki evlâtların (Cem’o) ya ulaşması istenmiyor algısının oluşturulması,

 15. Bayan evlâtlarla konuşmalarda zaman zaman laubali olunması …

 16. Fotoğraf çektirirken dahi bu hususlara dikkat edilmemesi,

 17. Kendisine verilmiş bir görev ve sorumluluğun maddi imkânlar fırsatına çevirilmesi. 

 Bunlardan hiç biri ile ilgili olarak bağlı olduğu, (Cem’o) ya bilgi verilmemiş olması. 

 Ayrıca genel hususlar ile ilgili bazı duyumlar da şunlardır:

 İlk yıllarda genel giderler için oluşturulan keseye para konulması hususunda yapılan uygulamanın, bu ortamda kimin ne verdiğinin belli olmaması sebebiyle toplanan miktarın düşmesi neticesinde yapılan bağışları beğenmeyerek, ZARF USULÜ’ne geçilmesi, 

- ******* Mevcut keseye para koyma sisteminde kimin ne kadar verdiği ve kişi ismi belli değildi. Herkes gönlünden geleni koyuyordu. Bır gün sohbette bu sistemin değişeceğini ve artık herkes vereceği miktarı zarfa koyup üzerine kim olduğunu, tarihi ve kaç lira koyduğunu yazacak dediler.

- “Bizler şaşırmış , üzülmüş ve sorgulamıştık Kendi aramızda kardeşlerle konuşmuştuk,” diğer sistem daha iyi idi. 7 yıldır böyle devam ediyor. bizlere bu konuyu da şöyle açıklamıştı: 

- ”keseye sadaka-ı ikram” olarak konulan, paraları kimin ne kadar verdiğini bilemiyorum, karışıyor, az veren var, çok veren var. Benim kimin ne verdiğini bilmem lazım ki kimin ne kadar infak ettiğini bıleyim , dimi!? 

- Terakkiler ona göre olacak. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” derdi. Bunu bizlere her zaman sık sık söylerdi. Bu hizmetlerin önemli olduğunu söylerdi. 

- Zarf usulünde ise zarfların üstüne isim ve konulan miktarın yazılması istenerek, evlâtlara şuur altı baskı yapılması, 

- Bir aileden gelen birden fazla kişinin her birinin “ayrı ayrı zarf vermesinin istenmesi.”

- Zarflara konulacak miktarların asgari limitlerinin de zaman zaman duyurulması, güncellenmesi,

- Bu süreç devam ederken yine bir gün “infak” (verilecek olan para) miktarlarının gruplandırılacağını söyledi. Şöyleki: Gelemediğimiz günlerde sohbetin duasına dahil olmak için vereceğimiz miktarın adına DİYET dedi. Evi müsait olmayan ve “eşlerinin haberi olmayan” kardeşlerin, 

- “evlerinde sohbet yapamadıkları için verecekleri miktarın” “DIYETİ” olacağı söylendi. 

- Gittiğimiz yere götüreceğimiz ikramlıklar için ise vereceğimiz miktara “SADAKA-İKRAM” dediler. (xxxx/xxxx) tarihinden önce bir dönem RAMAZANDA evinde iftar veremeyen kardeşlere de “İFTAR DİYETİ” adı altında bir sistem geliştirmişti. 2 senedir uygulanmadı çünkü tüm kardeşlerimizle birlikte iftarlar vermek mümkün oldu. Bu konularda da alt limitler belirtılmişti.

- Bu uygulamanın yıllardır (Cem’o) bilgisi dışında devam ettirilmesi 

(7 yıl),

- Gelmediği sohbetler için evlâtlara geriye dönük olarak “Ensar Diyeti” adı altında ödeme yaptırılması,

* Ramazanlarda 2-3 günde bir mutlaka bir kişinin iftar vermesi sağlanarak, veremeyenlerin “İftar Diyet” adı altında yapacağı masrafın karşılığının (Fark’o) ya, (kendisine) verilmesinin istenmesi,

- İftar diyeti olarak verilen miktarı beğenmediğinde “Bu parayla kaç kişiyi doyurabilirsin?” diye vicdani yönlendirme yaparak miktarın arttırılmasının istenmesi,

- Yurtdışına gidenlerden menfaat temin etme hususunda isteklerde bulunarak, istediklerini bulamayıp alamayanların rencide edilmesi, “Sınavı kaybettin “ diyerek insanların manevi yönden incitilerek, zor durumda bırakılması, 

 * Genel olarak hizmeti kaçırdın, hizmete talip olun der ve her yapılanı hizmet olarak söylediği için her söylediğine uyar ve yapmaya, almaya gayret ederdik. Bize göre her şey ALLAH rızası içindi. 

(Örnek: Bir evlâttan sadece Bulgaristanda bulunan “Kaş’kaval peyniri”, bir başkasından markasını belirterek pahalı bir parfüm istenmesi…) gibi.

- Oldukça pahalı miktarlarda şahsi harcamaların evlâtlara ödetilmesi, (Örnek 2000-4000 TL lik gözlükler, gibi) 

 * Bu konularda bazı kardeşlerin teşvikleri ile tüm grup olarak

Ve kendisinin de maddiyatı, maneviyata, “tahvil/döndürmek/ havale” edip dergahtan geçirip duasını yaparız demesi üzerine, bizlerde gönüllü olarak yıllardır katkıda bulunduk. Bizler “ALLAH rızası için infak” ederek hizmet etmek gayretindeydik.

- (Fark’o) nun şahsi sağlığı için ya da evi için yaptığı harcamaların 

 (Eve gelen masajcının, yapılan ozon tedavisinin) masraflarının nasıl karşılandığının istifham uyandırdığı. 

* Bu konuda bizden direk bir şey talep etmemiştir. Ancak bu tedaviler oldukça ciddi rakamlar olduğu için dıkkat çekmiştir.

- Evlâtların maddi kazançları konuşulurken fırsat oluşturup menfaat istenmesi, 

* Bana söylenen 8 sene önce, kiraya vermeyi düşündüğüm evimi kiraya verince, “1 aylık kira bedelini bize buraya verirsiniz,” şeklinde olmuştur.

- Genel olarak evini dergâhmış gibi lanse ederek oraya yapılan harcamaların –Allah rızası anlayışıyla- evlâtlar tarafından yapılması için zemin hazırlanması…

- Yapılan her yanlışa mana âleminden kılıflar bulunması, (örnek: Alınan gözlüklerin kendisinin görüşünü açacağını söylemesi)

* Gözlüklerin kendisinin değil, bizim görüşlerimizin açılması için vesile olmasına dua edileceği söylendi.

- Evlâtların içinde bulundukları durumu, sosyal hayatlarını ve kariyerlerini hesaba katmadan dünyevi hususlarla ilgili emirler vererek baskı yapılması, 

 (Örnek, telefonlardaki bir profil resminin zorunlu olarak mavi renkli hilal yaptırılması)

- Uzun yıllar uğraş veren evlâtların derslerinin ciddiyetle takip edilmemesi, hepsinin daha henüz nefsi emârede ders (1) bile olmaması. 

- “Ben buradayım, siz nefsinizin peşinde tatile gidiyorsunuz” diyerek yaz tatilinde bile sohbetlerin zorunlu devam etmesi gerektiğini söylemesi. 

------------------- 

 Talep edilen paraların hepsinde de, çok açıkca söylenmeyen / görünmeyen, tam telaffuz edilemeyen üstü kapalı bir zorunluluk baskı vardı. 

 (Yani terakkin eksik kalır, duasına giremezsin gibi ama istemiyorsan da verme şeklinde; böyle olunca insanlar bağlı olduğu için kendi rızaları ve istekleriyle veriyordu, bu da sanki (Fark’o) nun doğrudan istemiyor algısı yaratıyordu) Aynı şekilde sohbete katılamama, tatile gitme konusu, kendisi gitmeyin demiyordu açıktan ama rabıtanız kesilir, ben hak sohbetindeyim, sen kimle neredesin diyordu. 

"Gideceğim diyorsan git, bana söyleme" diyordu. Bu da gizliden bir zorlama oluyordu yine. 

------------------- 

 Yukarıda ki, maddelere dair bir kaç düşüncemi yazmak istedim. 

 Telefonla konuştuğumuz kimselerin genel ifadeleri de aynı ifadeler ile bizlere belirtilmiştir. Bunlar bir kişinin değerlendirmeleri değil genel değerlendirmelerdir. 

 Bundan sonra hepiniz hür iradeniz ile serbestsiniz, kimse size herhangi bir şekilde hiçbir şey söylemeye ve yaptırım hakkına sahib değildir. Bu hakikati artık yaşayın akıl ve duygu tutkunluğunu üstünüzden atın. 

 Yukarıda belirtilen hususlar içinde dilediğiniz yönü seçebilirsiniz. Herkese sağlık ve sıhhatler dilerim. Benim ismim kullanılarak böyle fırtınalı bir hayat yaşamanıza bilmeden sebep olduğum için hepiniz hakkınızı helâl ediniz. (Cem’o)

 (Fark’o), Hakk’ın işaretleri ile Rahmân-i olarak geldi, ancak bu işi nefsine mal ettiği için dönmemek üzere nefsiyle gitti. (Cem’o)

------------------- 

 NOT= Zahmet edip mail adresi gönderen evlâtlarımıza teşekkür ederiz. Bu arada kendisine bu dosya ulaşmamış arkadaşlarınız varsa aynı dosyayı sizde onlara bir zahmet gönderiverin. Teşekkür ederim, selâmlar. (Cem’o)

------------------- 

 Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (x.x.x.) bâtın’dan gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek (x.x.x.) zâhir’den giden (Fark’o) oldu vesselâm. 

------------------------ 

 Evet yukarıda da bahsedildiği gibi. Kendisinde ki Celâl ile başlayan, daha sonra, Celâlden Cemâle geçiş süresi oldu, sonra bir müddet Cemâl devam etti. Ondan sonra da, kendisine tanınan imkânları yerinde kullanamadığı için. Cemâlden celâle geçiş süresi oldu. Öylede devam etmektedir. (Cem’o) 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

 NOT= Yukarıda belirtilen yaptığı yanlış halleri kendine iletildikten sonra, kendisi ile hiçbir şekilde görüşülmiyecek, dendiği halde gene aşağıda kısa metni olan bana gönderdiği, güya kendisini müdafaa ettiği cevabi yazısıdır. Kendisine bildirilen suçlamaların hiç birisine cevap yoktur. Zâten yazısında gene ne dediği hiç anlaşılmamaktadır. 

 Ancak ben yine de onları karşılıksız bırakmayıp aşağıda cevaplamaya çalıştım. (Cem’o)

------------------- 

Selam,

El cevap Lutfetmişsiniz..... (Fark’o) Değerli yazınız maalesef, gıyabımda referans kıldığınız kişinin yalan, yanlış abartılı ifadelerine dayanılmış...Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzerine hüküm zaten verilmiş...

 Aslında daha önceden size bildirilmiş konular İKAZ ve İHTAR ile tashihi mümkün iken, savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur.

 Allaha Şükür biz Emniyete çekilip de, 8 saat 10 kişi tarafından çapraz soruşturmaya uğradığımızda bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık.

 Sizden irfan olunma muhabbeti yönünde pek çok güzellikleri görüp zevk ettik. Ve halen de devam etmektedir. Allah razı olsun. Amin. 

Bütün bunların hatırına, değerli ellerinizle sunduğunuz zehiri büyük bir zevk ile içerim. Eyvallah. Allah razı olsun. Amin.

 Haza min fadliy Rabbiy İkram üzere zuhur eden manevi tecelliyat için Allaha hamd ve şükür ederim.

Elhamdülillahi rabbil alemiyn Sübhanallahi ve bihamdihi Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz. İnşaallah...Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah...

Makamın gereği İSMAİL olarak İBRAHİM'e boynumuzu kırmışızdır. Kurbaniyet hakikatine erdirenlerden eylettirsin. Amin.

Allah ıstıfa/mustafa kıldığı Adem'de tatbike koyduğu esfeli safi-lin tenezzülünde lutfettiği HALİFELİĞİ geri almamıştır.

Allah verdiğini geri almaz.  Şanına uygun düşmez. 

Rahmeti Gadabını sabık olmuş, geçmiştir.

Hamd ve şükür ancak Allah içindir. (Fark’o) 

------------------- 

 Şimdi yukarıda bahsedilen güya savunma ifadelerini cevaplamaya çalışalım. (Cem’o) 

-------------------  

Selam,

El cevap Lutfetmişsiniz..... 

------------------- 

Gerçekten gönderilen dosya kendini bilene bir lütuf idi, ancak burada nasıl bir istihza ve alaylı bir ifade ile belirtildiği açık olarak görülmektedir. Daha evvel gelen maillerde (Sultanım) diye belirtilen mail başlığı malûm sebeb yüzünden herhangi bir kimseye yazılan bir başlık haline dönüşmüş, Bu da daha evvelce bize bakışının, nasıl bir aldatmaca olduğunu, açık olarak göstermektedir. Bir yer (baştan sultansa halini kaybetmediği sürece gene sultandır.) Kişinin nefsine uygun hallerde sultan, uygun olmayan hallerde (El cevap) ise, bu hususun çok düşünülmesi daha baştan lâzımdır. Yani bu iki yüzlü samiyyetsizliğin bir ifadesidir. (Cem’o)

-------------------

 Değerli yazınız maalesef, gıyabımda referans kıldığınız kişinin yalan, yanlış abartılı ifadelerine dayanılmış... Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzeri-ne hüküm zaten verilmiş... (Fark’o)

-------------------

İzahtır bu hususta. Yazılanlar  sadece birkaç kişinin görüşleri ile hareket edilmiş (zanni) düşünceler değil, sayısı ve ismleri  bizde saklı bir çok kişiden gelen anlatımların, ve kendi müşahedelerim ve ses kayıtlarını dinleme neticesinde oluşan bir tesbitler manzumesidir. Aslında bunlardan/belirtilenlerden hep haberim vardı, ancak hoş görmeye çalışıyordum, sonraki şikâyetlerin artması karşısında, araştırmalarım neticesinde işin gerçekten vahim durumda olduğunu gördüm, ve sürdürülmesi mümkün olmayan bu işi kesin olarak sonlandırdım. 

Aslında gerçek ma’nâda aşağıdaki satır kendinin nasıl bir zan ve ön yargı ile bu cümleleri ifade ettiği açık olarak görülüyor. (Cem’o)

-------------------

 Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzerine hüküm zaten verilmiş… (Fark’o) 

------------------- 

Bu kadar senedir. kendini çukurdan çıkarmış olan bir kimseyi o kadar zamandır tanıyamamış, (hayatının hiçbir safhasında müşahedesiz yaşamamış) hiçbir zaman zanla hareket etmemiş, bir kişiyi herkesten çok yakından tanımış olması lâzım gelen kişi, onu zan ile hareket etmekle suçlayabilecek en son kişidir. 

Bunlardan anlaşıldığı üzere bağlı olduğu yere hiçbir zaman inanmamış olduğu sadece kendi menfeatlerinin korunması için bahsedilen yeri (Piriyet olarak ifade ettiği) ve bu sebeble de kendi özel çıkarları için kendine bağlı göründüğü yeri kendisi ölmeden kendini (5x) genel halife tayin ettiği bu sebeble her türlü maddi ma’nevi imkânları baskı ile ve kendi nefsi için nasıl kullandığı, daha doğrusu bağlı gibi göründüğü yeri nasıl (oyaladığı ve kullandığı) açık olarak görülmektedir. 

Eğer gerçek olan bir dervişlik ile başlanmış süreç böylece devam etmiş olsaydı, ne tür hadise olursa olsun ilk baştaki hitaplar (sultanım veya benzeri) değişmez idi. (Cem’o)

-------------------

 Aslında daha önceden size bildirilmiş konular İKAZ ve İHTAR ile tashihi mümkün iken, savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur. (Fark’o)

------------------- 

 Kaçıncı defa (İKAZ ve İHTAR) edildiği, yukarıda ve bir evvelki dosyada mevcuttur. Yapılan büyük hataların, tashihinin mümkün olmadığı anlaşılınca, bahsi geçen dosya hazırlanıp bilgi edinilmesi yönünden birçok kişi ile birlikte kendilerine de gönderilmiştir. Yargısız infaz aslında kendisi tarfından diğer dosyada belirtilen (G…-1-) hanıma acımasız olarak sayfalar dolusu aslı olmayan ithamlarla yapılmıştır. (Cem’o)

------------------- 

Savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur. (Fark’o)

------------------- 

 Bu hususta savunma alınmasına gerek yoktur çünkü birçok kişilerin şahitliği ile bahsi geçen dosya hazırlanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi kendisi defalarca açıktan ve imalı ikaz edilmiştir. Kendisinin bize karşı (yargısız infaz) hükmü ile kendisine bütün süreç müddetince adaleti ve hakkaniyeti talim etmeye çalışmış olan yeri nasıl kolayca (adaletsiz ve keyfi iş yapan) bir yer haline getirdiği açık olarak ifadelerden anlaşılmaktadır. Geçmiş günleri galiba bu kimse unutmuş, kendi ifadeleri yukarı daki sayfa ve satırlarda yerli yerinde duruyor, bir zahmet okusada kendisinin verdiği sözleri tekrar hatırlayabilse, o zaman yargılımı yargısızmı olunduğunu daha iyi anlayacaktır. (Cem’o)

------------------- 

 Allaha Şükür biz Emniyete çekilip de, 8 saat 10 kişi tarafından çapraz soruşturmaya uğradığımızda bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık. (Fark’o)

------------------- 

 Sorguya çekilme hadisesi benim yüzümden değil sizin idare yeteneğinizin nefsiliği yüzünüzdendir, benimle ne alâkası olur ki, saklayasınız,. görevliler bu sahada bizi daha sizin isminizin bile olmadığı devrelerde, bizleri biliyor idiler. Her zaman yapmaya alışmış olduğunuz, manevi baskıya alışık olduğunuzdan, şu an bile sizi bir varlık haline getirmiş olan kişiyi, bu suçlamalar ile kendinizi bir daha ne hale düşürdüğünüzü acaba farkındamısınız. 

Keşke o zaman orada bunları açıklasaydınız. İşte, daha o zaman verilenlerin hepsi, bu güne kalmaz o gün elinizden alınır, bizde bu kadar süre boşuna akıntıya kürek sallamaz ve bu ızdırapları çekmez idik. Bir yer eskiden (Pir) idi ama şimdi sizin için işinize gelmediği yerde her halde (Kîr) oldu. Sizinde başınıza böyle bir şey geldi diyorsunuz bizi kimse şimdiye kadar. Herhangi bir sorgu mahalline davet etmedi ancak, dolaylı olarak kulağımıza gelen bazı duyumlar vardı hepsi o kadardı. (Cem’o)

-------------------  

 Pirimizi satmadık. (Fark’o)

-------------------

 Demekki size göre bu yer alınıp satılabilecek bir mahal. Ne güzel, zâten olan aynı olmuş. Bu saha bir ticaret sahası (avm) çoktan olmuş, ancak biz orasını ufak tefek zararsız şeylerin alış verişi olan, bir yer olduğunu bilip, bunları hoş görüyor söz konusu etmiyorduk. (Cem’o)

-------------------

 Demek bazıları (a’zam-ı muazzam pir efendilerini) satmışlar, ne yazık, onu alanın da vay haline çünkü değeri biçilemez hint kumaşından yapılmıştır. Ücreti çok yüksektir. Ödemeleri pek kolay olmaz. (Cem’o)

-------------------

 Kendine gel be arkadaş sen Piriyet makamı diye diye dilinde tüy biten yeri üç kuruşluk dünya menfaati için seneler evvel satmışsın da haberimiz yokmuş. Kendi halini başkalarına aktarmayı nede güzel başarıyorsun pes doğrusu. (Cem’o) 

------------------- 

Sizden irfan olunma muhabbeti yönünde pek çok güzellikleri görüp zevk ettik. (Fark’o)

------------------- 

Bütün mail-in içinde tek doğru cümle, ve sizlere ne kadar çok zaman ayırıp bunları aktarmak için çalışıldığının küçücük te olsa bir şükranesidir, gönül isterdiki, burada da. Yukarıda bizi adaletsizlikle suçlarken, bize karşı gerçek bir adaletle cevap yazsaydınız. (Cem’o)

------------------- 

Ve halen de devam etmektedir. Allah razı olsun. Amin. (Fark’o)

------------------- 

 Öyle hayalen düşünebilirsiniz, ama bundan böyle, bizden size, kredilerin tamamı kesilmiş olduğundan “halen” bir şey geçemediğinden, eskiden olduğu gibi, gene, “halen” öyle devam etmez. Çünkü birinci dosyada bildirilen (Hakk Bank) hesabınız da, iflâs etmiş, ne krediniz nede nakdiniz kalmıştır. 

Ancak piyasada bir sürü banka ve hepsinin kredi kartları vardır, dilediğiniz yere “baş” “vurabilirsiniz.” Ama bildiğiniz gibi bankalar arası bilgilendirme sistemi vardır, bir kişinin bir banka ile sorunları olursa o kişi bütün bankalar tarafından fişlenir ve hiç birinden kredi alamaz. Zahirde olan bu husus batında da geçerlidir. (Cem’o)

------------------- 

Bütün bunların hatırına, (Fark’o)

------------------- 

 Eğer burada gerçek bir hatır olsaydı böyle benlik kokan, (Pîr) kabul edilmiş olan yere, böyle nefis kaynaklı bir mail gönderilmez idi. Yaptığınız konuşmalarda, bilirttiğiniz ifadelerde ve dinlediğimiz kişilerde (makam. makam) diye belirtilen yere itaatsizliğin sizce ne demek olduğunu şiddetle belirtiyorsunuz, (size gelince şahsınıza yönelik o makama mutlaka uyulacak,) ama bize gelince (sizin uyulma zorunluluğunuz olmayan bir yer olacak) böyle olduğu tarafınızdan açık olarak ifade edilmiş olmaktadır. 

 Bunun hatırı değil sadece satırı kalmıştır. (Cem’o)

------------------- 

değerli ellerinizle sunduğunuz zehiri büyük bir zevk ile içerim. (Fark’o)

------------------- 

 Mail-in genel ifadesi içerisinde ki seyrine bakıldığında, bu sözlerin hiçte inandırıcı olmadığı açıktır. Bu kişide artık eskisi kadar abtal değildir ki, her söze inansın. (Cem’o)

------------------- 

 Biz kimseye (zehir) sunmayız zaten bizim pazarda zehir satılmaz, sadece (Kevser) suyu ücretsiz dağıtılır. Ancak bazıları onu nefsine kaptırarak yanlış kullanım yüzünden kendisi, her şeyini hayatını da etrafının hayatını da (zehire) çevirebilir kendi bileceği iştir. 

 Yalancııı, o ellerden sizlere hep lütuf akıtıldı/sunuldu, onları zehir olarak gördünse o senin kör gözündendir. O ellerden zehir içeceğine yeniden o elleri tutup biatını yenileseydin, bu sözünün sıdkına belki inandırırdın. Rabbım isyanına kolaylıklar versin. (Cem’o)

-------------------

Eyvallah. Allah razı olsun. Amin. (Fark’o)

-------------------

 Eyi, vallah ama, hadiselere bakınca hiçte (eyi, vallah) olmadığı da ortada. Bununla çok avunursun. (Cem’o) 

------------------- 

Haza min fadliy Rabbiy . (Fark’o)

-------------------

 Bu âyeti Kerimenin hükmünü gerçekten kabullenmiş bir kimse, bu mailde belirtilen ifadeleri kullanması mümkün değildir. (Cem’o)

------------------- 

İkram üzere zuhur eden manevi tecelliyat için Allaha hamd ve şükür ederim.

Elhamdülillahi rabbil alemiyn Sübhanallahi ve bihamdihi

-------------------

 Bunlarda aynı hükümdedir. Bu olanlardan sonra bunları artık kullanmasan iyi olur çünkü bahsedilen hususları artık daha fazla istismar etme. O mübarek cümleleri nefsi dilinle kirletme. (Cem’o)

------------------- 

Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz. İnşaallah... (Fark’o)

------------------- 

 Bunlarda bizi ilgilendirmeyen zaman aşımına uğramış sözlerdir. Ve hepsi yalandır. Bu kapıda kulluk yoktur, insanlık vardır biz kimseyi kul yapmaya çalışmayız o işi sen iyi bilirsin, biz kişilerin hür insanlar olması için çalışırız. Eğer geçekten bahsettiğin gibi olsaydı, bugün şeksiz şüphesiz bu kapıda olurdun bu kapıya savaş açmazdın. 

 Yalancııı. Bari mert olda ne yaptığını gerçek olarak söyle. Her şey ortada yaptığın şeyi iyi bildiğin, yukarıda ifade edilenlerden başka bir şey değildir. (Cem’o)

-------------------

Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah... (Fark’o)

------------------- 

 Hakk kapısı sadece bizde değilki (ulül elbab) olan birileri her halde bulunur veya kişi kendi nefs kapısını açar. Ancak bizim selâm kapısı zaten çoktan terk edilmiş olduğundan kapanmıştır, başkasını bilemem. 

 Sen o kapıyı zâten çoktan terk etmişsin belki kendininde haberi yoktur. Hiç olmazsa kendini de aldatma. (Cem’o)

------------------- 

Makamın gereği İSMAİL olarak İBRAHİM'e boynumuzu kırmışızdır. (Fark’o)

-------------------

 Mübarek olsun yeni bir İbrahim bulunabilirse boynunu kırdırsın, biz boyun kırıcı değil (kişinin başını dik tutması için boyun düzelticileriz). (Cem’o)

------------------- 

Kurbaniyet hakikatine erdirenlerden eylettirsin. Amin. (Fark’o)

------------------- 

 Bilemem kendi bilir. Ama sen kurbanlıkların ne ve nasıl olduğunu tatbikatlı olarak bilirsin. Bu hususta senelerdir epey tecrüben olmuştur. (Cem’o)

------------------- 

Allah ıstıfa/mustafa kıldığı Adem'de tatbike koyduğu, esfeli safilin tenezzülünde lutfettiği HALİFELİĞİ geri almamıştır.

Allah verdiğini geri almaz.  Şanına uygun düşmez.

Rahmeti Gadabını sabık olmuş, geçmiştir.

Hamd ve şükür ancak Allah içindir. (Fark’o) 

------------------- 

 Allah....... HALİFELİĞİ geri almamıştır. (Fark’o) 

-------------------   

Yukarıdaki ifadeler bile halen daha, gizli tehdit ifade etmekte, çelişki vehim ve şiddetli bir benlik kokusu yaymaktadırlar. Hiç olmazsa artık bu mübarek kelimeleri ağzına almada, daha fazla istismar etme. Biraz olsun herhalde belki vicdanın kalmıştır. 

 Mademki rehberliği veren Allahsa tabiiki kul bunu alamaz. 

Ancak rehberlik verilirken o makam (Hakk tezahürü, sizin sözünüzle piriyet makamı ise,) her zaman öyle olması lâzımdır.

O makam, bu görevi verirken Hakk, geri alırken, bu defa menfeate uygun düşmeyince sizce halkmı'dır? Veren Haksa! görevi geri alanda Haktır. 

Bu iddialar bile yukarıda bahsedilen kapının nasıl terk edilmiş olduğunu gösteriyor. Bari biraz mert olda daha da batma. Kişi ne yaparsa kendine yapar biraz yavaşlada kendine verdiğin zararın o nispette azalmış olsun gene sen kazanırsın. (Cem’o)

------------------- 

 Allah verdiğini geri almaz. (Fark’o)

------------------- 

Allah verdiği nimetini, değerini bilmeyenden geri alır. Kimseye de haber vermez.

 Geçmişte yaşanan hadiseler kendilerine verilen kıymetlerin, (Nemrud şeddat fir'avn) gibi kişilerden  nimetlerin ne acı hallerle geri alındığı bilinmeyen şeyler değildir. (Cem’o)

-------------------

Şanına uygun düşmez. (Fark’o)

-------------------

 Bu ifadenin ne olduğunun bile farkında olunmamış. Bu ifadeler kendini daha henüz tam tanımayan bir kimsesinin, Allah hakkında hüküm vermesidir. ve büyük bir edepsizlik ve cür'ettir. 

 Allah'ın verdiğini, kıymetinin bilinmemesi sebebi ile alması (şanındandır.) ve şanına uygun düşen budur çünkü diğer kullarının hakkını korumak da onun şanından ve adaletinden’dir. 

 Tavsiyem odur ki, gönderilen dosyayı belki (50) defa okuyup, bu hataları ben nasıl yaptım, bu kadar insanları ben nasıl böyle, daha okulunda bir ders bile geçirtemedim, bunları nasıl kullandım, verilen bu emanetleri nasıl oyaladım diye, uzun uzun düşünmeniz olacaktır. 

  Son olarak şimdilerde, aklımı şu soru düşünceye sevkediyor. (15) sene evvel (x000) de bize geldiğinizde sizi oradan iki ay süre ile uzaklaştırdıklarını ve bir daha çağırmadıklarını bu yüzden ayrıldığınızı belirtmiş, bizde buna saf saf inanmıştık,  ve hiç bir araştırmada yapmamıştık. Bu hadise bana, orada da ne gibi bir hal ortaya konulduki sizi oradan uzaklaştırdılar. Bu hususta artık olumlu düşünemiyorum.

(Cem’o)

------------------- 

Evet daha sonradan aldığımız bir bilgiden bu arkadaşın eski bulunduğu yerden uzaklaştırıldığını da bu vesile ile öğrenmiş bulunuyoruz izahı ileriki sayfalarda gelecektir. (Cem’o) 

-------------------

 O günlerdeki peruşan ve tükenmiş  halinizin görüntüleri  gözlerimin ve kulaklarımın içindedir. Daha henüz bunları unutacak kadar da yaşlanmadım. 

 Bize tükenmiş bir halde gelen (Fark’o) yu, hayata bağlatıp, yeni ümitlerin kapısını açan, daha sonra onu bir yerlere getiren, (bu kişiye az da olsa bir minnet borcu olması gerekirken,) bir sürü safsatalarla, yukarıda belirtildiği şekilde, kafa tutması, akıl vermeye kalkması, insanlık iz'an ve suçlamalarla nasıl bir vefasızlık örneği göstermesi de ayrıca ibret alınacak bir husustur. İnsan yaptığını söylemez ama, bizde (15) sene belki bunlardan ibret alınır diye, bir şey söylemedik, ama her şeyinde bir sınırı olmalı, değilmi?.

Bu kadar zamandır, muhtelif hadiselerle kendisine yapılan ikazlarla, ve kendisinden çıkan edebi ilâhi dışı sözleri üzerine hiç vaktim olmadığı halde, ona vakit ayırarak yazdığım (150 sayfa civarında ki (81-nolu-Ha.. va… çı….so….) isimli kitabımızdan da, hiç ibret alıpta hayata bakışını bir türlü düzeltemedi, neticede, işte şimdi (kendi oluşturduğu, o çıkmaz sokakların içinde, nefsiyle birlikte hayatına devam eder gider.) O’nu kendi nefsi ile baş başa bırakarak, söylenecek daha pek çok şey olmasına rağmen, başka diyecek bir şeyimin de olmadığını bildiririm. 

 Son olarak bizim ismimizle, kendisine ulaşmış olan, evlâtlarımızdan da, kendilerine bu kadar yanlışlıkların yapılmasına sebeb olduğum için hepsinden özür dilerim, haklarını helâl etsinler. 

 Son olarak bir hatırlatma daha yapmak isterim mail adresindeki (5x) ün bizle hiç bir ilgisi yoktur, (5X) ölmeden (5X) ü sahiplenmek. 

(5X) ün bir an evvel ölmesini istemekten, ve içindeki baş olma arzusunu, açığa vurmaktan başka bir şey değildir. (Cem’o)

------------------- 

Boşuna geçen (15) senememi yanayım,? gerçekten bence, evlât zannetiğim oğlumun, hazin bir sonla, ölümüne mi yanayım,) bilemiyorum, İnşeallah Cenâb-ı Hakk dayanma gayretini verecektir. (Cem’o)

-------------------

Böyle bir yazı yazacağınıza Pirim dediğiniz yere hiç bir cevap yazmadan boyun büktüğünüzü bildirseydiniz, daha izzetli gitmiş olurdunuz. Ne yazıkki, bu kadar hizmeti, nefs-i benlik uğruna, heba etmiş oduğunuzdan, benide (Kişi seçmekte isabetsiz ve kabileyetsiz biri) hükmüne düşürdünüz.

Bunun karşılığı, yani benim cezamda sayenizde (15) senelik ve bu mail karşılığında cevaplamaya uğraştığım bir ay daha ilâve ederek bu kadar emeğini kaybeden bir memur hükmüne dönüştü. Ne yapayım, Artık insanlara güvenmemeyi de bu ilerlemiş yaşımızda da olsa sayenizde öğrenmiş bulunuyorum, O kimselerin hepsi. 

(Hakk'ın bana, benimde size eğitilmek üzere gönderilen, İnsan denen, kutsal emanetlerimdi) Ancak içine hiçbir şekilde (zan) karışmadan, ve bir çok kişilerle istişare sonunda, yapılan araştırmalar neticesinde hiç bir şekilde bizim eğitimimizin tatbik edilmediği yapılanların, sadece tasavvuf eğitimi gibi gösterilen, bir "felsefe" eğitiminden başka bir şey olmadığı çok açık olarak anlaşılmıştır. (Cem’o) 

-------------------  

 Bu dosyada, üzülmeye bile değmeyecek  "ibretlik bir değmez dosyası" dır. Sayelerinde çok zorda olsa, elde bu dosyalar kalacak bu da bizim (15) sene ve (1) bir aylık günümüzün karşılığı olacaktır. Elhamdülilâh bu da bir değerdir. 

Bundan başka, daha fazla zamanımı, bu kişinin meşguliyetiyle harcamak istemiyorum, zâten yeterince zaman harcendi bu yüzden, bir daha ne sesli, ne yazılı, ne görsel, hiçbir şekilde muhatap olunmayacağını da bildirmiş olayım. (Cem’o) 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

 Hadisenin devam eden bu kısmı bir evrakla başlamaktadır. Evrağın aslı bizde olmak üzere, üzerindekiler aşağıda görüleceği gibi sırası ile şöyledir. 

 Bunlar hiç istemediğim şeylerdir ama bazen insan içi yanınca adeti olmayan işleride yapmak zorunda kalıyor. Vebali bu duruma sebeb olanların olsun Rabb’ım hepimizi affetsin. (Cem’o)

-------------------

 (X0/X9/x015) Aleyküm selam (Cem’o/Bab’o), göndermiş olduğunuz dosyalar bize de ulaştı haber veremediğim için özür dilerim. Neyi nasıl yazacağımızı bilemedik..

Gönderdiğiniz 1. dosyada Va… Su… ve (Cem’o/Bab’o) olarak haklarınızı helâl etmenizi bu yüzden Hakk’ın mahkemesinde de davacı olmamanızı rica edececeğim." yazıyor idi.

Haddimiz değildir ancak ricanız başımız üstünedir. Küçük bir şey bile var ise Helâl olsun Hakk'ın mahkemesinde de davacı değiliz. Allah sizlerden razı olsun, başımızdan eksik etmesin inşallah edebi aşmamışızdır bu konuda.

Aşağıda yazılı olanlar Sul………. K………. S……. U……'nın y…… Ö…… T…… E….. Bey hakkındaki iddialarıdır. 

Ö…….. Be.., E…… be..'in kendi p…….. ba……… al……… g…… gö……. %xx fa.. ile kendisine pa… sa……nı, E…… Be..'in Da…… ve ar……… b…….. ka…….. fa…. ile sa…… a……. Ke……… de if…….. et……. Se…… ol……. Sö……. "be…… yü……, yü……. Ka….. sö…….." ta……. Bul………. 

Ö……. T…..,  E…… Be…'in daha önce gittiği K…… olan yere, Ve….. Be..'e (H…. olarak ifade ediyorlar) bağlı. E…….. Be.. ile tanışmalarının da bu vasıta ile olduğu söylenmiştir.

Ö…… T….., E…… Be..'i anlatırken "Ve….. Be..'in bütün sohbetlerini ses kaydı yapıp sonra onları defalarca dinleyerek bilgisayara yazılı olarak kaydederdi. Sohbetlerin hazırlanmasında da bilgisayar ile V….. Be..'e yardımcı olması hasebiyle herkes tarafından sevilirdi. Belli müddet sonra Ve…… Be..i de zor durumda bırakarak içine girdiği bazı parasal meseleler yüzünden oradan “kovulduğunu” söylemiştir.

-----------------

Önceki mailde tarama ile gönderilen belgede geçen ifadeleri yazı ile açıklamaya çalışırsak;

----------------

1. Satır (soldan sağa) : 5676 kişinin M……. L……… ka…. Nu………nı, (031) L……… ül… ko…..nu,

2. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı yanındaki (012) ÜS….. ibaresi kişinin x……. ismi ile 12. Üs…. Me……. de olmasını,

3. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı kişinin ismini, 31.12.19xx üyeliğinin sonlandırıldığı tarihi, 

4. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı kişinin soy ismini, tüm üyelikleri bit.. yazısı üyeliğinin sonlandırılmış olduğunu ifade ediyor. 

5. Satırdaki sekmeler : Programın yazılımıyla alakalı olarak üzerilerine tıklandığında sırasıyla; şahsın adres bilgileri, dernek bilgileri gibi verilere ulaşmayı sağlayan sekmelerdir. 

6. Satır   : x…… k…… ba… a…..,

9. Satır   : İ.……… k….. ka…… ol…… i…,

10. Satır : xx.xx.1xxx k…… do….. ta…..ni,

11. Satır : B… s……. "X" ha…. Bi… bi… bu…….dır.

12. Satır : 0RH+ k…. K…. G…..,

13. Satır : 90 ve TÜRKİYE ibareleri Türkiyenin telefon kodunu ifade etmektedir.   

Bu şahsın üyelikten ayrılma tarihinden itibaren dergahları gezdiği ve vazifeli olduğu söylenmektedir. (Bu konu da kesin olarak tasdik ettirilmiş bir şey değil sadece bir düşüncedir.) 

(Cem’o/Bab’o) Bu belgedeki xx satırda yazılı olan x hakkında bilgi alabilmek …….……………………………………………………………………………………………… …………………………………………… Gecikme için özür diler affınıza sığınırız. 

Ellerinizden öperiz, hürmetler. 

------------------- 

Yukarıdaki iki belgeyi açık olarak belirtmedim ancak isteyen olursa belgelerin aslı ve tamamı bendedir. Merak edenlere gösterebilirim. 

Başka hiçbir şey olmasa bile bu belgelerdeki bilgiler kişinin hayatında övünç kaynağı olacak hususlar değildir. Sadece bu kadarını belirtmek isterim. Nasıl bir kişiyi (15) sene adam etmeye çalışmışız hayret bir şey.

Görüldüğü gibi yukarıdaki metinler sadece rumuzlar olarak verilmiştir. Eğer metinlerin bütünlerini yazmış olsaydım o zaman (Cem’o/Bab’o) yu sırlarımızı ifşa ediyor diye suçlayabilirdi, ancak bu hususta da (Cem’o/Bab’o) nun ne kadar hassas düşündüğü ortadadır. Eğer isteseydim o evrakları olduğu gibi ilâve ederdim o zaman sen cünbüşü seyreyele. (Cem’o/Bab’o) yu sen yapmadığı şeyle suçlarsın ama o gene senin durumuna düşmez. Gene o uygunsuz hallerini ifşa etmez. (Cem’o)

-------------------

(X1/X8/x015) Hayırlı akşamlar x…. oğlum. Allah-ın selâmı sizinde üzerinize olsun. Ellerine sağlık, B…… da teşekkür ederim Allah razı olsun. Bunlarla, vakit bulunca üçüncü bir dosya daha hazırlamaya çalışacağım. X hakkında bir şeyler bulursanız onu da gönderirsiniz ilâve ederim İnşeallah. Sizleri bu kadar yanlış bilgi ve tatbikatlarla hayal âleminde yaşatıp sıkıntılara girmenize sebeb olduğumu düşünerek, helâllık istemiştim sağ olasınız Allah razı olsun. Ben bahsi geçen şahsa böyle bir görev vermedim. 

Ben şeriatı Muhammediyyeyi tatbik etmek şartı ile, ve (1) dosyada belirtildiği şekilde görev verdim. Daha sonra kendisi kendi dinini kendi şeriatsızlık üzerine kurmuş ve diğer faaliyetleri de, artık herkesin malûmu. Bu şekilde zilletli bir  yaşamayı kabul edip devam edeceklere diyecek bir şeyimiz zaten olamaz, buyursunlar zilletlerini bir iftihar vesilesi saysınlar böyle devam etsinler, herkesin hür iradesi vardır. (ancak kaldı ise tabî) buna kimse karışamaz kendileri bilir. Belirttiğim süre içinde gelen gelir, kimseye aman ne olur gelin denmez, Ancak biz yolcuyu yolda da bırakmamaya çalışırız. Herkese selâmlar hoşça kal. (Cem’o/Bab’o)

-------------------

NOT= Bu mail-in arkasından o gece görülen. Çocuk zuhuratı ilâve edilecek. 

Ancak hemen not alamadığım bu zuhuratı unuttum ama zuhuratta kucağımda yaşına uymayacak kadar güzel konuşan, ve çok güzel olan bir çocuk vardı diğer sahneler o günlerin sıkıntıları içinde hatırımda kalmadı. (Cem’o)

------------------- 

 NOT= (Fark’o) nun, istenmediği halde gönderdiği cevap niteliğindeki yazısıdır. (Cem’o)

-------------------

 Selam Pirim Sultanım (Fark’o) dosyası-2-  Cevap” isminle gönderdiğiniz yazıda anlatıl-ması arzulananın dışında olası anlaşılmalara mahal vermemek için ilişikte olan yazı ile bir iki hususa açıklık getirerek arz ediyorum.

(Fark’o)

-------------------

1. BAŞLIK KONUSU : 

Sizin mail göndermelerinizde lutfettiğiniz üzere (E…./Bab’o) – (Cem’o/Bab’o) gibi isimler ile makamsal görünmeler vardı. 

Böylece "Sultan" ifadesinin makamı belli olurdu. 

Her zaman da Selam ederdiniz. 

Bu sefer hiçbirşey olmayınca, ben de edeben buna uyayım istedim. 

"Selam" ifademde ise, İslamiyete istinaden yalvarma ve niyaz vardı. 

Bunu da en iyi siz anlarsınız. Halim size ayandır. 

(El cevap) ile başlamamda bu kadar hayati olan bir konunun ism-i tarif kazandırılma gayretidir Başka türlü anlaşılmış olmasında kusur benimdir, affınıza sığınırım Sultanım. 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. 

Sevgili bizi görmek ile rahatsızlık duyuyorsa, ona mecburen görünmemeye gayretimiz, ona olan sevgimizdendir.

Muhabbetin gereğidir. Bu kayıtlar altında kalmak elbette kolay değildir. Allah razı olsun. 

2. "LUTFETTİNİZ" KONUSU : 

Sizden bize gelen herşey zaten bize lutuftur. Allah razı olsun İçimde bulunan muhabbetimin yüzü suyu hürmetine, siz SULTANIMA biran için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım.

Emniyette tüm baskılar karşısında Pirinin ismini vermeyen, yani O'na sadık kalan hiç böyle birşey yapar mı?..... 

3. 5x KONUSU : 

Sizdeki 5X hususiyetinin bizler yani tâbi olarak, izinizden, yolunuzdan gelenler olarak tüm halifeleriniz üzerine 5X neşesinden NEŞE OLARAK GÖRÜNMESİ kabulüdur. 

Tüm kardeşlerime de daima böyle, bu şekilde izah etmişimdir. 

Bunun dışındaki ifadelerin benim sözlerimle bir alakası yoktur. 

Vebal, bunun dışında sözü söyleyenleredir. 

Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun.

Herbir grupdaki o an için tahsis edilen halife ile 

5X e tabiyet gereği 5Xden neşe almanın halidir. 

Nitekim tüm kardeşler bizler, hayatımızda bu işareti devamlı müşahade etmekteyiz. 

Bizim böyle bir iddiamız olamaz, olmamıştır da ...

Vebal, bu sözü öylece kabul edenleredir. 

Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun.

4. "KENDİNE HALİFE DEDİRTEN" KONUSU : 

Daha önceki gönderdiğiniz yazınızda belirtmiştiniz. 

Bu sizin bizlere lutfettiğiniz emriniz olarak aynen kullanılmıştır 

-------------------

Cum X9.X7.X011 23:10 Tarihinde, (6 Bir de vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere Şeyhim, Mürşidim, üstadım, Efendim, Sultanım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim, halifem) vasfı kullandırılacaktır. (Cem’o)

------------------- 

5. "PİRİMİZİ SATMADIK" KONUSU :

"bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesi, Halk arasında kullanılan bir ifadedir. Mevzudaki sadakatı işareten kullanılmıştır. 

"korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesinde kastettiğim zaten siz değildiniz. 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

 Bu bölümde istenmediği halde (Fark’o) nun (Cem’o/Bab’o) ya verdiği cevapların, (Cem’o/Bab’o) tarafından cümle cümle (Fark’o) ya verdiği cevapları bulunmaktadır. (T.B.) 

------------------- 

1. BAŞLIK KONUSU : Sizin mail göndermelerinizde lutfettiğiniz üzere (Efendi/ Bab’o) (Cem’o/Bab’o) gibi isimler ile makamsal görünmeler vardı. (Fark’o)

------------------- 

Artık bu ağdalı sözleride makamlarıda bir tarafa bırakalımda sadece fakir birer kul olmaya çalışalım. Makam makam diye diye makamlarıda ayağa düşürdünüz. Makam kim bizler kimiz. Bunları kullandığınız ve istismar ettiğiniz artık yeterli olsun . 

Çünkü verilen isimler (rehber halife) tamamen istismar edildiğinden ve bunlarda zaten geri alındığından, sana karşı ne selâm ne kelâm kalmadığından Yazıya bir başlık konmamaıştır. (Cem’o)

-------------------

Böylece "Sultan" ifadesinin makamı belli olurdu. (Fark’o)

-------------------

Bunlar artık mazide kalan sizin içini boşalttığınız hayali tabirler oldu. (Cem’o)

------------------- 

Her zaman da Selam ederdiniz. (Fark’o)

------------------- 

Demekki karşı tarafta o selâmı alacak kimse kalmamış. (Cem’o) 

------------------- 

Bu sefer hiçbirşey olmayınca, ben de edeben buna uyayım istedim. (Fark’o) 

------------------- 

Edep diye bir şeyiniz kalmamışki hangi edebe uyacaksınız. (Cem’o)

----------------------------- 

"Selam" ifademde ise, İslamiyete istinaden yalvarma ve niyaz vardı. (Fark’o)

-------------------

Bu sözlerin hiç biri gerçek ve samimi değildir. Selâm da yalvarma değildir. (Cem’o)

------------------- 

Bunu da en iyi siz anlarsınız. Halim size ayandır. (Fark’o)

-------------------

Gerçektende bunu en iyi ben anlarım sayenizde çünkü (15) sene sizinle ben oğraştım ama ne yazıkki benim saflığımdan bir arşın bile ilâh-i nezaketten yol aldıramamışım buda bizim acziyetimizden dir. Öyle anlaşılıyor. (Cem’o)

-------------------

(El cevap) ile başlamamda. (Fark’o)

------------------- 

Olan olmuş giden gitmiş. El cevap ile başlansa ne olacak vel cevap ile başlansa ne olacak şimdi bu saatten sonra edebiyat dersimi alacağız. (Cem’o)

-------------------

bu kadar hayati olan bir konunun ism-i tarif kazandırılma gayretidir. (Fark’o) 

------------------- 

Konunun hayati olduğu yeni mi anlaşıldı.? Beş senedir bu hayatiyetin muhtelif vesileler ile anlatıldığı ancak hiçbir şekilde işin aslına inilmediği ve hiçbir şekilde üzerinde durulmadığı bu kitapta ve her bir yazışmalarda defalarca belirtildi ancak anlamamakta ve kendi bildiğini tatbik etmekte bu kadar direnilir. (Cem’o)

-------------------

Başka türlü anlaşılmış olmasında kusur benimdir, affınıza sığınırım Sultanım. 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (Fark’o)

------------------- 

Hayret bir defa olsun kusurlu olunmaktan bahsediliyor, gerçekten hayret, kendi tabiri ile, (Makam-Mürşid-efendi) olan bir kimse kusurlu olurmu hiç.! Birde affımıza sığınıyor, biz zavallı, üzerinde oyun oynanan garip kişiyiz, maşeallah ne tevazu hayret. (Cem’o)

------------------- 

Sultanım. Her daim sultanım demişimdir. (Fark’o)

------------------- 

Evet ama bunların hiç biri gerçek ma’nâ da samimi değil imiş, bundan sonra olmasıda mümkün değil zaten bu sözleri tekrar dinleyenin de olması mümkün değil ayrıca ben artık sizler için sadece, hayali bir suretten başka bir şey değilim. Zâtende öyle idim. (Cem’o)

------------------- 

Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (Fark’o)

------------------- 

Eğer bu söz gerçekten samimi olsa idi, bu sözü söyleyen kimse kayıtsız şartsız bütün çevresi ile bahsettiği yerin yanında olur, âdem-i ma’nâya hemen tabi olur. İblis gibi (iblis siret) olmaz “Âdem siret” olur ve ikazlara “belî”, der karşına geçıp bağırıp cağırıp meydan okumaz, karşısında el bağlar durur idi. Böylece mürted olmaktan kurtulmuş olur idi, herkesi bu sahneler ile korkutan kişi, şimdi korkuttuğu sahnenin baş oyuncusu oluverdi. Buyursun oyununa devam etsin kendisine verilen nasıl olsa bir müddet var bunu değerlendirsin. (Cem’o)

------------------- 

Sevgili bizi görmek ile rahatsızlık duyuyorsa, (Fark’o) 

-------------------

Sen neden bahsediyorsun be edep dışı kişi, kim senin sevgilin, kendine gelde ağzından çıkanı kulağın duysun, ayrıca bu kelimeyide ağzına alıp o mübarek ma’nâyı kirletme, biraz olsun eğer varsa, ona bali hürmetin olsun. Seni çok sevdiğin nefsin ve üç harfli yoldaşların sevsin. Nemmam ağzına alıpta sevginin de adını kirletme bari. (Cem’o)

------------------- 

ona mecburen görünmemeye gayretimiz, ona olan sevgimizdendir. (Fark’o)

------------------- 

Bunların hepsi yalan, mecburen görünmüyormuş, sevsinler sanki görülmeye hasret kalınan mutena kişi. Daha evvelce nasıl geliyor görünüyordun, ne olduda şimde görünmüyorsun. Asaletin bozuldu galiba, babasına ve rabb-ına ihanet eden kimseyi, babası ve rabb-ı neden görmek istesin, bunların hepsinin vaktiyle düşünülmesi lâzımdı, bazı kimseler kendilerini, (ebul hakem) gibi akıllı sanırlar, sonrada farkına varmadan ve nasıl olduğunu anlamadan lâkapları, (ebu cehil) oluverirler. Yapacak bir şey yok, olan zaten olmuş bitmiş kalanı boş lâfı güzaf. (Cem’o) 

-------------------

Muhabbetin gereğidir. Bu kayıtlar altında kalmak elbette kolay değildir. Allah razı olsun. (Fark’o)

------------------- 

Ne muhabbetinden bahsediyorsun be kardeşim, muhabbeti olan kimse muhabbetin gereğini, uymakla yerine getirir, tayfasının bazılarını toplayıp karşı yakada karargâh kurmaz, bayrak açmaz. Bırak bu beylik lâfları, Kendi yolunu kendi kapatana, kendi köprüsünü kendi yıkana kim acır ki, neden acısınki,? can yakanın canı yanar, yapacak bir şey yok, o canı yakmadan evvel niticesi düşünülecek bir meseledir.. (Cem’o)

------------------- 

Allah razı olsun. (Fark’o)

------------------- 

Sakın bu sözü bir daha söyleme, evvelâ sonsuz bir istiğfarda bahsettiğin Âdemiyeti evvelâ kendin yaşa, biraz o hususta tecrüben olsun, belki (10) belki (20) sene, ömrün yeterse, belki o zaman, Allah razı olsun sözü ağzına yakışır. 

Sayende nasıl kelimeler konuşuyorum bak, beni bu kelimeleri kullanmaya yöneltmiş oldun, senin için buda bir başarıdır. (Cem’o)

------------------------ 

2. "Lutfettiniz" Konusu : 

------------------------

Sizden bize gelen herşey zaten bize lutuftur. (Fark’o)

------------------------ 

Öyle idi ama kıymeti bilinmeyen lûtfu hemen keserler, biz aslında bunu çok uzatmışız, bundan (1x/0x/x015) ten sonra artık verilecek ne lütuf nede her hangi bir şey kalmamıştır sizin çarşıdaki. bizim (A.V.M.) kapanmıştır ama beis yoktur zarf pazarındaki (A.V.M.) kısmende olsa bir müddet daha belki açık kalır daha sonrasını bilemem. (Cem’o)

------------------- 

 Allah razı olsun İçimde bulunan muhabbetimin yüzü suyu hürmetine, (Fark’o) 

------------------- 

İçinde bulunan muhabbetin nasıl bir muhabbet olduğu açık olarak davranışlardan anlaşılmaktadır, Kendinin yüzü kalmamışki, suyu olsun. (Cem’o)

-------------------

siz SULTANIMA biran için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım. (Fark’o)

------------------- 

Bunları geç, arkamızdan neler düşünüldüğünü, tahmin etmemek mümkün değildir. Neler konuştuğunda bellidir. (Cem’o)

------------------- 

Emniyette tüm baskılar karşısında Pirinin ismini vermeyen, yani O'na sadık kalan hiç böyle birşey yapar mı?.... (Fark’o) 

------------------- 

Aynı konu ile aşağıda, gelecek, kendi kendine ters düşmektedir. (Cem’o) 

------------------- 

3. 5x KONUSU : 

Sizdeki 5x hususiyetinin bizler yani tâbi olarak, izinizden, yolunuzdan gelenler olarak. (Fark’o)

-------------------

İz, yol, bunları bari artık ağzına alma be İnsan, yol, iz, bunlar hörmet edilecek sözler ve ma’nâ lardır. Eğer gerçekten yolumuzdan gelmiş isen bu feryatlar ve inkârlar arkamızdan konuşmalar. Bizimle hiç ilgisi olmayan gidişler ve tatbikatlar nedir? bu olsa, olsa (Hutuvatişşeytan.) “Şeytanın izlerini” takib etmektir. Gidilen yol benim izin verdiğim yol değildir. (Cem’o)

------------------- 

tüm halifeleriniz üzerine 5x neşesinden Neşe olarak görünmesi kabulüdur. (Fark’o)

------------------- 

Bu neş’e dediğin şey, olsa olsa üzerinde olan nefsi emmârenin eğlenceli neş’esidir. Belki sen bile bunun farkında değilsin. (Cem’o)

-------------------

Tüm kardeşlerime de daima böyle, bu şekilde izah etmişimdir. Bunun dışındaki ifadelerin benim sözlerimle bir alakası yoktur. (Fark’o) 

------------------- 

Tüm kardeşlerim deyipte, beyinlerini hayal ve vehim ile yıkadığın ve istismar ettiğin o temiz insanlara, artık kardeşim deme, ettiğin izahları, ettiğim bozgunculuk sözlerinden beni affedin. Bu kadar senelerinizi bilerek veya bilmeyerek nasıl boşa geçirdiğimi, geçte olsa anladım hepiniz bana hakkınızı helâl edin dede, belki biraz nadim ve samimi olduğun anlaşılır olsun. Gerçi bundan sonra ne dersen de, bunların hiçbir kıymeti de yoktur. (Cem’o)

-------------------

Vebal, bunun dışında sözü söyleyenleredir. Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun. (Fark’o)

------------------- 

Vebal kendine emanet edilen kimseleri, hayal ve vehim yoluna sevkedenindir. Ve Allah ve melekleri bütün bunların şahididir. Sen neden bahsediyorsun. (Cem’o)

-------------------

Herbir grupdaki o an için tahsis edilen halife ile 5x e tabiyet gereği 5x den neşe almanın halidir. Nitekim tüm kardeşler bizler, hayatımızda bu işareti devamlı müşahade etmekteyiz. Bizim böyle bir iddiamız olamaz, olmamıştır da. (Fark’o)

------------------- 

Güldürme insanı, bu olaylar gösteriyorki hiçbir zaman (5.X) tabi olunmamış, işine geldiği yerde tabi olunmuş gibi gösterilmiş, nefsinin işine geldiği yerde hiç tabi olunmamış. Neden olduğunu merak edenler, az ilerideki kendi ağzından çıkan iğrenç ifadelerinden kolayca anlayacaklardır. (Cem’o) 

-------------------

Vebal, bu sözü öylece kabul edenleredir. Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun. (Fark’o)

------------------- 

4. "Kendine halife dedirten" konusu : 

Daha önceki gönderdiğiniz yazınızda belirtmiştiniz. Bu sizin bizlere lutfettiğiniz emriniz olarak aynen kullanılmıştır. (Fark’o)

------------------- 

Bu ikazdan ne yazıkki hiçbir şekilde hisse alınmadığı, açıkça ortadadır. Bahsedilen alttaki yazıda görüldüğü gibi kendine. Daha evvelce hiçbir şekilde. 

(Şeyhim, Mürşidim, üstadım, Efendim, Sultanım) vasıfları verilmemişken bunların hepsini asaleten kullanmaya kalkmak, bu makamların gaspı olduğundan, bunlar senden kaldırıldı, ve yerine sadece, kendi yeri olan (rehber halife) tanımı bırakıldı. Ancak burada ki (halife tanımı) (halife-i asliye) hükmü ile daha onu veren dünyada iken, yerine geçmiş gibi asli olarak kullanılmaya başlandı. 

Bunu nasıl bilemezsin ve bu salâhiyeti nasıl gasp ederek kullanırsın. (Rehber halife) nin ismi üstündedir, bir yere bağlıdır ve bağlı olduğu yerin izni ile, yeni gelenleri bağlı olduğu saha içinde olarak, oraları tanıtır kendine yeni bir saha açamaz. Ve emir bu şartlar altında kullanılmak şartı ile izin verilmiştir, bu bir emir değil görev vermedir. Bir emir olarak kabul edelim. Verilen görev sınırları hiçe sayılarak ve kendi bildiğine kurallar koyarak kendine yeni sahalar açarak, bizim izin verdiğimiz sahalarda hiç dolaşmadan tam zıt sahalarda rehberlik yerine halifelik yapmaya kalkmak emre isyandan başka ne dirki. (Cem’o)

------------------- 

Cum (x9.x7.x011) Tarihinde (6 Bir de vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere Şeyhim, Mürşidim, üstadım, Efendim, Sultanım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim, halifem) vasfı kullandırılacaktır. 

Yukarıda da bahsedildiği gibi daha (x011) yılında sanki bu ikaz başkasına yapılmıştır. (Cem’o)

------------------- 

5. "Pirimizi satmadık" konusu :

"bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belâsına Pirimizi satmadık." ifadesi, Halk arasında kullanılan bir ifadedir. Mevzudaki sadakatı işareten kullanılmıştır. "korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesinde kastettiğim zaten siz değildiniz. (Fark’o) 

------------------- 

Bir üst yukarıdaki cümleleri, düşündüm düşündüm, bir türlü anlayamadım, okuyanlardan anlayan olursa, birde onların anlayışıyla bende anlamak isterim doğrusu. Hem bizi pirimizi satmadım! Diye güya korumuş. Zaman zaman işine geldiğinde, kendi yerini sağlamlamak için bizden bahsederken (Piriyet makamı) orası (Hilâfet makamı) da burası, bizde bu makama bağlıyız diye, kendi yerine güven sağlamaya çalışması için, mahkemede pirimizi satmadık, diye ilk önce bu hal anlaşıyor iken, arkasından yukarıda ifade edilen. (Cem’o)

-------------------

"korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesinde kastettiğim zaten siz değildiniz. (Fark’o)

------------------- 

İfadesini nasıl anlamam gerektiğine karar veremedim ancak ihtimaller de yok değil. “Kasdettiğim siz değildiniz” derken, zaten bütün iddiasını kendi kendine yalanlamış olmaktadır, peki o zaman bu (Pirim) diye bahsettiği kimdir veya neresidir. Bunun cevabının Mudil isminin en azılı zuhuru olan iblis olduğunu anlamakta galiba zor olmayacaktır. Daha fazla bir şey söylemeye zaten gerek yoktur. Bunlar kendinin birbirini tutmayan şaşkın sözleridir. (Cem’o)

------------------------ 

Bismillahirrahmanirrahîm. 

Önemli nottur. 

Yukarıdan beri bahsedilen kişiden. (Fark’o) olarak bahsedilmişti. Bundan sonra ise, gene bu kişiden bahsedilrken, bu sefer bu harflerin başına. 

Kendi ifadeleri ile. 

1. KAFİR- oldum 

---------

2. MÜŞRİK- oldum 

---------- 

3. MÜCRİM- oldum

----------

4.MÜNAFIK- oldum 

----------

5.MÜNKİR- oldum 

----------

6.MÜMİN oldum, “Bunlara iman ettim.” İfadeleriyle ayrıca birde, “mevta” kelimesini ifade eden (m) harfi ilâve edilecektir, böylece (k.m.m.m.m.m.m) kısaltılmış hali ile (k.6.m) şeklinde ifade edilecektir. Aşağıdaki ifadelerin sebebi olarak bu düzenleme gerekmiştir. Çünkü aşağıdaki suçlamaları yapan kimsenin daha evvelce elinden, bizden geçen ma’neviyatı alınmış, bizle olan bağlantısı kesilmiş idi, şimdi ise aşağıdaki ifade ve bizleri çok açık ve seviyesizce suçlamalarından dolayı, bizim için kendisi bu bölümden sonra hayatta olsada bizce yukarıdaki ifadelerin sahibi olan mevta hükmündedir. 

Daha evvelce kendi tasdik ettiği ve açık olarak bunları kendine sahip olarak kabullenmiş olduğu halde, biz belki bunlardan istiğfar edip döner diye umud ederek, kendisine bunları açıklamak için (81-nolu-Ha… va… çı…. so….) isimli kitabımızı yazdık bu kitabın ismi bile bahsi geçen kişinin idrake gelmesine yeter ve artardı. Kendisi daha o zaman çıkmaz sokaklarda lâbirentlerde dolaşıyor idi, bunlar hep kendisine rahmeten, kaçıncı ikazlar idi. Bütün bunlar ortada iken halen daha “yargısız infaz” sözü bize iftiradan başka bir şey olabilirmi.? Bu kitabı kendisine gönderdikten sonra, bu hususta hiçbir mevzu yapmadı bende ibret almıştır diye üzerinde durmamıştım

Bu bölümdeki yazılar bilhassa bu mevta olmuş, bizce (k.6.m/Fark’o) yeni rumuzlu kendisi hakkında daha evvelcede (81-nolu-Ha.. va…çı…so….) adlı dosya kitabının anlatıldığı, ayrıca bildiğiniz iki dosyanın düzenlendiği ayrıca kendisi hakkında bu dosyanın da düzenlendiği kişinin arkasından bu kadar açıklamaklardan sonra, gitmeye devam etmek isteyenleredir. Ancak şunu tekrar belirteyim kesinlikle bu bir baskı konusu değildir, sadece bilgi aktarımıdır, herkes hür insanlardır, ancak orada olanlara daha henüz kapımız kapanmamıştır hangi düşüncede olularsa olsunlar (x5/x1/x015) tarihine kadar onlar gene bizim kızlarımız kardeşlerimiz evlâtlarımızdır. Bu dosya kendisine gönderilmeyecektir, sadece çevresindekilere gönderilecektir çünkü bizce artık dünya da böyle bir kimse yoktur.

Bu hususun daha fazla uzamaması için süreyi bir ay erkene aldım, çünkü daha fazla üzüntüye sebebiyet vermemek, ve bir an evvel bu sıkıntıdan kurtulmak için, bunu uygulamak gereği ortaya çıkmış olmaktadır. (Cem’o)

-------------------

Şimdi bir konuya daha dikkat çekeceğim. Yukarıdaki ifadeleri okuduktan sonra, birde aşağıdaki ifadeleri okuduğunuzda bu iki, birbirine tam zıt olan ifadeleri bir kişimi yazdı? veya söyledi? yoksa iki ayrı kişimi? yahut bir kişinin iki ayrı yüzümü? sizler karar verirsiniz ben bir şey diyemiyeceğim. Bu kısa girişten sonra yolumuza devam edelim. (Cem’o)

------------------- 

Hakkımızda çok kötü şeylerin söylendiği hakkında bilgiler gelmeye başlayınca bunları da bir araştırma ihtiyacı duydum ve birçok kimseden bunları özellikle sordum, ve dinledim ve yahut bazılarından mail ile istedim, bütün bunların ışığında aşağıda oluşturduğum suçlamaların cevaplarını, bizce artık “mevta” olan kişiye değil, onun ve kendilerinin suçlamalarının gerçeklerinin ne olduğunu son bir izah amacıyla, mudil sandukasının yanında yer almak ısteyenlere izah etmeye çalışacağım, biliyorum ki bu çalışma neticesinde bir zaman kaybım gene olacaktır, varsın olsun zaten olduğu kadar olmuş (15) sene bir mevta’ya hizmet vermişim, ama ne yazıkki bir türlü nefesi rahmani ile diriltememişim. Herhalde sandukasından çıkmak “orada rahatladığından” kendine zor geldi. Demekki buda bizim acziyetimiz imiş baktın gördün olmuyor bırak gitsin, kendi halini kendi düşünsün. 

Ama ne yapalım serde analık babalık var, evlâdına kıyamıyor ama görüldüğü gibi evlât zannedilen o kişi, ana babasına çatır çatır kıymışta bizim haberimiz neden sonra olmuş, Ne yapalım hazin bir netice, ama sağlık olsun. Bu âlemde, rüzgâr eken fırtına biçer demişlerdir. (Cem’o)

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

Şimdi suçlamalardan derlediğim sorulara gelelim birer birer cevaplamaya çalışalım. Yukarıda bahsettiğim gibi cevaplar suçlayana değil, halen daha onun peşinden gitmeye çalışanlara olan izahlardır, yukarıda da bahsettiğim gibi suçlamaların sahibi bizce artık hayatta yoktur. Ceset olarak varsa da bizce ma’nen yoktur. (Cem’o)

------------------- 

 Araştırarak hazırladığımız (k.6.m/Fark’o) nun başka bir dosyası. (Cem’o)

-------------------

Önce masumane bir şekilde para toplama başladı. Sebebi yemek ikramlarının fazla olmasından dolayı, ikram için yapılan masrafların para olarak keseye konulması idi. x hn. evi kulüp olarak belirlenmiş, o evde toplanıldığında elektrik, ısınma, su paraları hesaplanıp ödeniyordu. Ayrıca çay makinesi, klima alınmıştı. Kalan paraların ise (k.6.m/Fark’o) yol masrafı olarak benzin, otopark, kitap, kağıt, kartuş, dosya olarak kullanıldığının açıklaması yapılmıştı. Sonra bu paralar keseden 5 TL çıkması ile şekil değişti. (k.6.m/Fark’o) zarf olayını daha sonra “Bu durumun verememe halinden değil, bunu zarfa dökerseniz hani bana gelirken belki sıkılırlar” diye açıklamada bulunmuştur. 

Bu sıkılma olayı verememeden değil, zarfı ona götürmek, vermek olayı sıkıntı vericiydi. Çoğu zaman fark edilmeden masaya konurdu. Sonra görüldüki insanlar göstere göstere koyuyor. Daha sonra da zarflar, insanlara ister misin diyerek dağıtılmaya başlandı. Kişilerde onlara uydu. Onlar gibi yapılmaya başlandı. Zarflara diyet (ensar diyeti, gelemediğin günlerin diyeti, iftar diyeti), sadaka, fitre, zekat, ikram diye yazılır, tutar ve ad soyad belirtilirdi. Verilecek tutarlar çok güzel hesaplanıp işittirilirdi. 

Sadaka gibi tutarlar için ise “kendine verilmesini istediğin tutar” olmalı diye de söylenirdi. Zarflar biraz birikince alıp çantasına koyardı. Ortada görülmesin diye imiş. Bizzat iki kere kulaklarımızla “maneviyattan da para kazanılır.” Dediği duyulmuş. Bunu başka bir kardeşle de konuşulduğunda onlar da duyduğunu söylediler. 

Balkon (bala kon), mutfak (sizinde manevi mutfağınız yenileniyor), banyo, gözlük (sizinde gözleriniz açılıyor), babalar günü, anneler günü, doğum günleri, ameliyatları, hiçbir şey atlanılmazmış. Kendisi söylemez ama bir kardeşten giden teklifi rabbımdan deyip kabul edermiş. Kendisine verilen hediye ve paraların G….X hn. sorduğu zaman söylenmesini istemezmiş veya az söylenmesini istermiş. Kesinlikle işine hanımını karıştırmazmış. Yaptığı icraatı iş olarak görürmüş. 

Buradaki neşe başka dermiş. G…X. Hn. ise (k.6.m/Fark’o) ya nasıl izzet, ikram ve hürmette bulunuluyorsa o da aynısını istermiş. Tabağına, örtüsüne kadar hep dikkat edilirmiş. Bunların dışında kendisine hediyeler verilirmiş. Gelen hediyeler için “alsam bana yazık, almasam ona yazık.” Dermiş. Alınan hediyelere kişinin halini yansıttığını söylermiş. Hediyelerin bazılarını ya attırır veya verdirirmiş. Kendisi söylermiş. Bunun yanında da kendisine sunulan umre veya hac tekliflerini geri çevirirmiş. Diğer grubunda açılımlarının daha fazla olduğunu söylermiş. İlk grubu olmamıza rağmen neden böyle acaba? Bizi ne olarak görüyordu diye düşünürlermiş?

Sonradan üzerlerinde gizli bir vesayet olduğunu, devlet içinde devlet veya derin devlet olduğunu gözlemlemişler. Kendisi bizzat söylemediği halde bizler eşimiz, dostumuz, akrabalarımız, sosyal yaşantımız da kısıtlamalara gitmişler. Kendisini örnek vererek, arka tarafta o şekilde olmamızı istediği arzusu varmış. Tüm iletişim kaynaklarının yollarını kapatarak sadece kendi arenasında olmalarının istek ve arzusu içerisinde olduğunu bizim açıklamalarımızdan sonra daha net görebilmişler. 

Daha önceden bunları düşünmek, konuşmak bile günah geliyor imiş. Kendi terakkilerinde olumsuzluk olacağının düşüncesi de bizde suçluluk duygusunu birlikte getiriyordu demişler. Allah affetsin der tevbe eder rabbımıza iltica eder, bir şekilde eğer makbul değilse rabbım sen bize göster derlermiş. Bunların bir şekilde ortaya çıkacağına inanıyormuşlar. Bizim dosyalarımız geldikten sonra da hiç şaşırmamışlar. Kendisinin anlattıkları doğrultusunda, hareket ederek, ne yapılması gerektiğini onlara x….. hn. Dosyasında belirttiği üzere hareket etmişler. 

(k.6.m/Fark’o) öğretileri doğrultusundan hareketle “makamın söylediği hüküm niteliğindedir. Hemen tatbikata geçer. Ben de ona tabiyim. “ 

Dermiş. Ancak O kendi bunları tatbik etmezmiş. O zaman gönderdiğimiz dosyalarda, yazılanlarda hüküm niteliğinde olup, hemen tatbikata geçmiş. x9-x9-x015 tarihindeki toplantıda da bu gözlenmiş. Zamanla da oradaki tüm yazılanlar yaşanacaktır denmiştir. Tabii görene, körene değil. Makam kişiselleştirilmiştir. İcazet kişideki görünen makama verilir. Orada makam görünmüyorsa zaten icazet diye de bir şey kalmamıştır. Nefis makamın önüne geçmiştir, örtmüştür. 

Şimdi icazet, orada bulunan kardeşin rüyası ile mi?, aldığı hayallerle mı?, nefsi rüyalarla mı? Alınacak. 

------------------- 

Orada kalanların düşünceleri: Olarak aşağıdaki suçlamalar tesbit edilmiştir. 

-------------------

* Bizim neden o zaman verilen altın hediyeyi kabul ettiğimiz,

* Savunma hakkının bizim tarafımızdan hiçbir şekilde verilmemiş olması,

* Özel yaşamını internette ifşa etmişiz. 

------------------- 

 O halde, mademki bunlarla suçlanıyıruz o zaman cevaplarını dinlemeye hazır olun, ancak kızmak yok sabırla bunları, ve aşağıdakileri de dinleyin, sonra kararınızı tekrar gözden geçirin, bizden, bilhassa Va… Su….Anneden helâllikmi dilersiniz ne yaparsınız bilemem. (Cem’o) 

------------------- 

Gerçekten bu mesnetsiz ve iftira kokan suçlamalar bizleri derinden üzmüştür. (Cem’o) 

------------------------ 

* Bizim neden o zaman verilen bir altın hediyeyi kabul ettiğimiz. Madde (1) 

------------------------ 

Bu gün itibariyle yaklaşık (66) yaş civarında olan “Va.. Su… Anne” Ömründe aldığı (66) senelik yaşamı içinde ilk verilen hediyedir. Tabiî ki bizler onu yaş günlerinde hediyesiz bırakmayız. Ayrıca onun bu hediyeyede hiç ihtiyacı yoktur. Ancak o gün (k.6.m/Fark’o) nun evinde verilen o hediye, tarfımızdan kabul edilmese idi, o hediyede katkısı olan ve sizin gibi düşünmeyen kimselerin, ne kadar üzüleceğini hiç düşünen oldumu? 

Ayrıca sizi eğitmek için sabahın karanlığında her türlü yol tehlikelerini göze alarak ve bütün masraflarını da kendi imkânları ile karşılayarak geliş gidiş (400) K.M. yol kadetip size bir nebze faydalı olabilmek için sizlere değer vererek, hiçbir beklentisi olmadan ayağınıza kadar gelen “Va.. Su… Anne” ye bu suçlama revamı’dır. Ayrıca o o zamanlar hepinizin gerçekten ma’nevi annesi idi. Ayrıca hiçbir şeyiniz olmasa bile hiç olmazsa misafirlik adabına riayet ederek misafiriniz hakkında böyle bir sui zanda bulunmasa idiniz yapılan hizmet sizlere helâl olurdu ancak bu durum da bu halde ortadan kalkmıştır. 

Ayrıca o hediye bir kişi tarafından değil birçok kişi tarafından alındığından, o hediye üstünde sadece birkaç kişnin zaten söz sahibi olarak, yeni bir hüküm getirerek, sorgulama avukatı da olamazdı. Sorgulanmamız gerekirse o meta da kaç kişinin katkısı varsa hepsinin toplu imzası ile ancak bu sorgulama yapılırdı, bu yönden aslında bu sorgulama, başkalarının tasarrufuna da müdaheledir. (Cem’o)

-------------------

“Va…… Su… Anne” onu sorgulayan kişilerden bana G…x. Hn. Nasıl hediyeler alıyorsunuz o anne olmadığı halde bana da ondan fazlasını almanız lâzım değilmi, gibi bir şeyleri ima ile bile olsa dedimi.”? (Cem’o)

------------------- 

Onun bu söz konusu hediyeden haberi bile yoktu, iyi niyetli kişilerin bir hatıra olsun diye birlikte annelerine aldıkları bir hediye idi, bizde onu kızlarımızın hediyesi olarak aldık, eğer böyle bir şekilde bu hediyeyi gözümüze kakma gibi bir basitlik örneği halinizi o zaman sezinlese idik, değil bir hediye, Anne olmadığı halde, (G.x.. nin kendine alınan sayısız hediyeleri bile verse idiniz, hiç birini almazdık. 

Yazıktır yapmayın, Bütün ömrünü benimle (50) senesini Hakk yolunda evini barkını çaluk çocuk torunlarını geride bırakarak yolarda adeta bir ömür geçirmiş, bu yaşında bile benimle hep yollarda olan bir kişiye, alınan bir hediyeyi söz konusu yapan zihniyet, nasıl vafasız bir zihniyettir, gerçekten anlamak mümkün değildir, O hediyeyi kabul etmekle suçlanan kişi, benimle beraber en az bu yollarda, (1.000000) yaklaşık bir milyon klometre yaz demeden, kış demeden siz yataklarınızda yan gelip yatarken, o benimle hep bütün tehilkelere rağmen, hep yollarda. İdi, şimdi siz verdiğiniz halde, niçin o bir altını aldı diye şikâyet edenler. Biraz düşünseniz iyi olur. (Cem’o) 

------------------- 

Bu yolculuklar türlü vasıtalarla yapılıyor idi, halende yapılıyor, bu yolda kendi kazandığımız, küçük küçük dikiş ücretleri ile hep bu seyahatların benzin ve sair yol masraflarını da kendi alınterimizle karşılayp yollara düştük, sizlere veya başka bir yere giderken bazılarının yaptığı gibi, bu benzin parası bu kartuş parası bu kâğıt veya benzeri masraf parası, diye bizden böyle bir talep duyan olmuşmu.

 bu yollarda eskittiğimiz araba sayısını unuttum (10) taneden fazladır Bu arabalar tarladan toplanmıyor, hepsinin bir maliyeti vardır. “Va…… Su… Anne. ve benim, bizim kendimize ait bir hayatımız yoktur, bütün hayatımız Hakk yoluna adanmıştır Ben bu yaşımda (77-78) günde yaklaşık (10/12) saat bilgisayar başında çalışıyorum gelen maillerin cavaplanması lâzımdır yeni kitaplar yazılacaktır kişilerin türlü dertleri olmaktadır, eğer telefon konuşmalarımı kayda geçirmek mümkün olsa idi onlarda en az (15/20) kitap dolusu sohbet konusu olurdu. (Cem’o) 

------------------- 

Ayrıca sizlere ücretsiz gönderilmiş aşağıda kayda alınmış veya alınmamış bir sürü kitabımız var, bunların bir tanesinin hakkını bir altın değil dünya değeri olan bin altın hediye verilse gene ödeyemez. Bunlar için sizlerden bir kuruş dahi ücret istendimi? Zâten bu kitapları vakit bulup biraz okumuş olsa idiniz bu hayal mahsulü ve para tuzağı gidişe, daha çoktan bize gerek kalmadan siz dur derdiniz. Bu kadar insandan bir gayretli insan çıkıpta, bu yapılanlar nedir? diye bize bir parça bile olsa bilgi ileten olmadı. Demek ki, alan memnun veren memnunmuş ki, bazılarınız hariç, kimseden bir haber ses çıkmadı. Hadi bundan sonrada gene eski haliniz üzere devam edin gidin, “Va… Su…” Anne ne yapsın (Cem’o/Bab’o) ne yapsın. (Cem’o)

------------------- 

 NOT= Bu sözler orada kalanlara aittir. (Cem’o)

------------------- 

Bütün bu hizmetlere karşılık bir altının sözü oluyorsa bu sözü yapanlara bizimde artık yapacak/diyecek, bir şeyimiz yoktur bundan sonra gelseler ne olur gelmeseler ne olur. Gayemiz birkaç mahbusu hapishanelerinden hürriyetlerine kavuşturmak idi, bizim kimseyi toplama diye bir sıkıntımız yoktur, bizim sıkıntımız etrafımızdakilerin çokluğu yüzünden, eğitimlerinin hakkıyla olamaması endişesindendir. İnşeallah Rabbımız her zaman olduğu gibi gene kolaylığını verecektir. Henüz gelmeyenlerden edebi ile gelmek isteyenlere (x5/x1/x015) tarihine kadar kapımızda gönlümüzde açıktır. Bu tatsız sürecin daha evvel bitmesi için üç aylık süreyi iki aya indirdim. Tarih yukarıda belirtilmiştir. (Cem’o)

-------------------

 Mademki bunlardan hesap soruluyor. Şimdi hediye hususunda unuttuğunuz bir şeyi daha ben hatırlatayım. Bize son gelişinizin bir evvelki gelişinizde, ben istemediğim halde, bana birde masa üstü bilgisayar kutusu getirmiştiniz. Şimdi sizden bir ricam var lütfen içinizden biriniz bir hesap numarısı gönderiverinde, “altın ve bilgisayar kutusunun ücreti ne ise gönderivereyim” sizde rahat olun bizde alnımız ak dolaşalım. (Cem’o)

------------------- 

Sayın bakalım herkese verilen kitap sayısı nerelere çıkıyor. Bunların hepsinin helâlı hoş olsun, biz bu kitapları sadece bu guruba vermiyoruz. Her guruba veriyoruz. Bunlar kitaplarımızın az bir sayısıdır, son kitaplarımızın arkasına bakarsanız. Orada gerçek kitaplarımızın dosyalarımızın sayısını açık olarak görürsünüz. Ayrıca kitapların yazılmaları daha devam ediyor. Yakın zamanda bir yenisi daha çıktı (41/ Fussilet suresi) cenâb-ı Hakk okuma zahmetinde bulunanları faydalandırsın İnşeallah. 

------------------- 

Diğer taraftan sizlere yapılan en büyük haksızlıklardan biride, bu kitapların geldiklerinde hemen size verilmeyişidir, bunlar sizlere dağıtılmak için verilmiştir, raflarında dolaplarında hapis olsunlar diye verilmemiştir, ve ayrıca bu kitapların veriliş sebeblerinden biride, Bu kitapları sizlere okuyarak bu kitapların içinde yer alan mevzulardan sohbet yapılması idi. Bu yüzdende kendisi defalarca ikaz edilmiştir, ancak ne yazıkki bunu anlayacak hiçbir hali yokmuş. (Cem’o)

-------------------

 Tasavvuf Serisi 12 10-06-2009

 Tasavvuf serisi 59 12-04-2014

 Tasavvuf serisi 19 04-02-2015

 Tasavvuf serisi 21 04-02-2015

 Tasavvuf serisi 22 04-02-2015

 Tasavvuf serisi 91 07-02-2015

 Tasavvuf serisi 11 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 13 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 15 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 16 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 24 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 35 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 41 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 49 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 60 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 61 14-02-2015

 Tasavvuf serisi 1 21-02-2015

 Tasavvuf serisi 2. 28-02-2015 

------------------- 

Bu kitapları verirken de “sizler belli bir seviyeye gelesiniz diye beklettim.” Demiş. Peki bir çok yeni gelenler de varmış. Onlara da aynı zamanda vermiş. Bu söylediği onlar için de geçerli mi imiş? 

------------------- 

* Savunma hakkının bizim tarafımızdan hiçbir şekilde verilmemiş olması. Madde (2) 

------------------- 

Bu iddia gülünç bir şeydir, zaten kitabı okuyup buraya kadar geldi iseniz yukarıda ki sayfalarda kendisini defalarca ve sayfalar dolusu ihtarlarla nasıl ikaz edildiği sayfalarca yazılarla açık olarak belirtilmiştir, ancak (k.6.m/Fark’o) bu ikazları dikkate almak istememiş inadına bunları tekrarlamışsa ben ne yapayım sonunda da zâten bilindiği gibi yapılması lâzım olan yapıldı. serçenin çilesi dilindendir denmiştir. Aslında artık ne serçe vardır nede dili. Allah selâmet versin. (Cem’o)

------------------- 

* Özel yaşamını internette ifşa etmemiz. Madde (3) 

------------------- 

Bu suçlamayı evvelâ bana yönelten kimseler başlarını önlerine alıp bir düşünseler. Kişinin herhangi bir hali kendinin dışında bir kişiye aktarıldımı, ondan sonra onun iki üç olması hiç önemli değildir. O anlatılan ne ise özel yaşamdan çıkmıştır. (k.6.m/Fark’o) sizin bütün hallerinizin “nefsiniz terakki etsin” diye hepinize bir birlerinizin hallerini aylarca mevzu yapıp anlatması sizlerin yaşantılarınızın ifşası değilmi idi.? Anlatılan kendisi olan kişi bu durumda nasıl bir halde bu tahkir edici sözlerle güya “terbiye” ismi altında bu zillete düşen sizler değilmi idiniz. Sizleri birbirinize “ispiyoncu-luk/Nemmam” lık yaptıran bunu da “tesbit” kelimesine sığınarak mazur göstermeye çalışan (k.6.m/Fark’o) değilmi idi, ve sizleri birbirinizden hep ayrı tutmaya çalışan da o değilmi? idi. (Cem’o)

-------------------

Hepinizin bildiği (G…1..Hn.) ve kendi eşi (G..X..Hn) ların dosyalarının her kese bir aded kopyası sizlere belki elden bana internetten gelmedimi. Kendisini ikinci defa ikaz ettiğimiz, “evvelki sayfalarda da belirtildiği gibi” ancak hiçbir şekilde üzerinde bile durmayan bu kişi, bu dosyanın internete konmasına kendi sebeb olmuş değilmidir, aynı dosya kendisine de özel olarak gönderildiği halde, bu ikazları dikkate alarak işleri bu duruma, yani ortada ne varsa çıkmasına sebeb olan kendisi değilmidir. Eğer o zamanlar bunların gereğini yerine getirse idi bunların hiç biri zâten söz konusu olmayacak ve çekilen bütün sıkıntılarda hiç olmayacaktı. Bu sebeb ile yazılan bazı yazışmalarda bazı hususlar meydana çıktığı halde (k.6.m/Fark’o) halen bu kişi hakkında bizi suçlayanlara zaten diyecek bir şeyim yoktur buyursunlar bu zilletli hayatlatlarını izzetli bir hayat diye bu kişinin arkasından gidip dursunlar ne diyeyim. 

Geçekten güya kendileri halk arasında okumuş bir meslek sahibi üstün vasıflı olan insanlar olarak görülmektedirler. Hür kimselerdir, nasıl düşünürlerse düşünürler, ancak meselelere tek taraflı değilde, biraz vicdan muhasebesi yaparak suçlasalar canımız yanmayacak, biz bunları yapmışız diyebilir kenara çekiliriz. Önlerinde bir kişi var, onun yaptıklarının hepsi sanki zemzem ile yıkanmış, biz onun yaptıklarına ayna olup gerçeklerini ortaya çıkarmaya çalışınca. Özel yaşamını ortaya çıkarmakla suçlanıyoruz. Nasıl bir değerlendirme ise. Bu hususu yeniden değerlendirmeleri için, aynı cümleyi ve diğerlerini de kendilerine iade ediyorum. (Cem’o) 

-------------------

Zikirler G…1.. hn. olayından sonra kesilmiş. Sene x011. Bunu da, böyle durumlarla karşılaşmamak olarak izah etmiş. Şimdi ise üçü birden şeriat, tarikat, hakikat üzere yürüdüğünü, mahsule bakılması gerektiği söylenmiş.

Rabbim her ne niyette verilmişse, hizmette bulunulmuşsa herkesi, makbul kıldığı ibadetlerden kabul eder inşeallah. Herkes ektiğini biçecek. Şu an gönderilen 2 dosyanın öncesi ve sonrası oldu. Şimdi bu dosyalarla herkese bildiriliyor, kapı çalınıyor, ben sizin rabbiniz değil miyim? Sorusu soruluyor. “Seçiminiz geçiminiz olacak. Onlarla olan onlardan olur.” Bu kayda da girdi. Artık size bildirilmiş oldu. Geride kalanlardan olursunuz hükmü tatbikata geçer. Kişi belki etrafındakileri kandırabilir ya kendini kandırabilir mi? En büyük acı ise bunun farkında bile olamamaktır. 

------------------- 

Araştımalarımız neticesinde birçok kişiden tesbit ettiğimiz aşağıdaki tırnak içindeki sözler. (k.6.m/Fark’o) nin, iftira ve suçlayıcı sözleridir. Ancak kendisi bizce (M) olduğundan cevaplarını sırasıyla orada kalmaya karar verenlere izah babında vermeye çalışıyorum ki, içlerinde bize karşı bir şüpheleri kalmasın. Aslında bunları kale bile almak gerekmez. Ancak cevap verme hakkımız olduğundan, daha sonra bak cevap verilemedi, bunların hepsi kabul edildi, kanaati hasıl olmaması için, bu vakit darlığında zor da olsa cevapları verilmeye çalışıldı. Kabul eden eder etmeyen etmez kendileri bilir. (Cem’o)

------------------- 

* “13 sene beraber, x002 yılında geldim.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

Yanlışı var bendeki kayıtlar (x000) senesinden bahsediyor. (k.6.m/Fark’o) Yu (15) sene sırtımızda taşımışık. (Cem’o)

------------------- 

* Onun Bir kardeşinin bizim evimizde , yakaza görmesi. (Cem’o/Bab’o) nun evinde salonda bir tuvalet zuhur etmiş. Bu tuvalete Salim düşmüş. Orada selamet bitmiş.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Nede güzel yorum hayret doğrusu. Aslında o kişi kendinin veled-i kalbini (Cem’o/Bab’o) aynasında kendi tuvaletine düşürmüş te haberi bile olmamış kendi selâmetini kendi bulunduğu yerde düşürüp kirletmiş. Bunun bile farkında değiller. (Cem’o)

------------------- 

* “İzmir deki halife gitmiştir. 3 ler noktası Kalp ve kılıç gitmiş.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 NOT= Kalp ve kılıç hakkında (73-Cel.. Cem… Cel…) dosyasında geniş izahat vardır oraya bakılabilir. (sayfalar - 11-18) (Cem’o) 

------------------- 

İzmirde olan hadiseden keşke (17-Ke…. dosyası) biraz okunsa da ibret alınsa idi, (k.6.m/Fark’o) bu zavallı hallere düşmez idi. O giderse yenisi gelir ne olacak kişi yaptığının neticesine katlanır. O gönderilen kişi aslında gerçekten hiçbir benlik iddiasında ve varlık iddiasında bulunmadan gitti. (k.6.m/Fark’o) nun ise gitmek hiç işine gelmediği için çıkardığı tantanaya bakın da ibret alın. Halen daha evvelce Pîrim, dediği yere nasıl çamurlar attığını sizler kulaklarınız ile duyduğunuz halde yanında kalmayı ısrarala istiyorsunuz keyfiniz bilir, hayat sizin, daha fazla bir şey demiyeyim. 

Benzetmeye bakın “üçler noktası” imiş. Üçlerden biraz haberin olsa idi keşke ne olurdu. Üçler dediğin. (Allah, Rahman. Rahim’dir) bunlar herhangi bir şekilde kıyas olunacak şeyler değildir. Yukarılarda bahsedilen kılıç zuhuratı ile gelen, o kılıç ile zülfikâr meşrep olarak nefsiyle mücadele etmesi için verilmişti, ancak o aynı kılıç ile kendine (harakiri/karın deşme) yaptı da farkında bile değil. Arkasından isterseniz ağıtta yakabilirsiniz yakışır. (Cem’o) 

-------------------

* “Va… Su…” hn bu grubu istiyor” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu iftiraya bakın, zaten onlar “Va… Su Anne” nin kızlarıdır, isteme diye bir şey söz konusu değildir. Ayrıca “Va.. Su.. Anne” nin sağ olsunlar birçok gurubunda sayısız kızları vardır. (Cem’o)

------------------- 

* “halife veya rehberim deyin diye yazısı var.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu mevzu yukarılarda defalarca, (69/89) sayfalar da anlatıldı. Tekrarının gereği yoktur. (Cem’o)

------------------- 

* “Va… Su…” Annenin, 3. Kattan merdiven boşluğuna atladığını. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

İnsaf be kardeşim atacaksan biraz akla uygun atda belki dinleyenler inana bilsinler. Oradamı idinde, bu kadar net konuşuyorsun hayret bir şey, söyliyeceğin bir şeyi iyi araştır mesnetleri olsun ondan sonra ne diyeceksen de, sonun da böyle mahçup olma. 

O bahsettiğin olay asansörü olmayan bir binanın beşinci katına çıkmak gerektiğinde son kata çıkıldığında .“Va… Su…” Annenin merdiven çıkma zorluğu vardır.” Bu yüzden çok zor durumda kaldığından ayrıca “vertigo” baş dönmesi rahatsızlığı da olduğundan başı dönüp ayakları kaydı ve üç merdiven aşağıya kaydı zaten bende hemen yanında idim hemen tutup kaldırdık. Bu olay ile, üç kattan atladı ifadesi ile ne demek istenğini anlamak mümkünmü, sizlerde bir düşünün böyle saçma ve şaşkın ifadeleri ne maksatla söylediğini anlamak mümkünmü.? (Cem’o)

-------------------

* “(Cem’o) babanızı eğer siz umrede istiyorsanız beni ümreye götürün. Diyorsun işte. Doğru mu doğru. Ee zorluyorsun ya.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu suçlamaya bakın, bu kadar seviyesizlik ve iftira nasıl olur, bazı kardeşlerimiz umreye gitmeyi arzu ederler, belirli bir tarih tesbit edilir bu tarih oldukça ileri bir tarihtirki kişiler kendilerini ona göre ayarlayacak zamanı bulsunlar diyedir. Vakti gelince de umreye gidilir, Son gittiğimiz umremiz hatırımda kaldığına göre (67) kişi idi, böylece bizi götüren şirketin belli bir sayı için bazı ikramları vardır bu zaten bilinen bir şeydir, bizde böyle gitmekteyiz. Umrede bizimle olmak isteyen kardeşlerimiz bir tarih belirler imkânı olanlarda hep birlikte muhabbetle gidip gelinir ve çok feyizli umre olur. Bunun neresi suç unsuru ve şikâyet konusudur. Bu olsa olsa sadece bir iftira konusudur. 

Şimdi bu suçlamayı yapana ben sorayım, madem bunlar bir suç unsuru idi o kadar yoldan bizi uğurlamaya neden geldi. Bu işlerin içinde olduğu halde, şimdi soruyu ben sorayım, neden kendisi ve yanındaki eşi hiçbir zaman içlerinde umre arzusu olmadı? İmkânımız yoktu derlerse, bende cevaben yaptıkları uygulamaları hemen hatırlatırım. Ancak onların önceliği dünyadır, ukba değildir ve oraya gitmek için helâl para gereklidir. Ayrıca oraya Tahir olanlar alınır, bir söz vardır, “ gitmem dersin seni oraya komazlarki”! kişi oraya kendiliğinden gitmediğini zanneder ancak, imkânları olduğu halde sokmazlarki, nasıl gitsin. (Cem’o)

------------------- 

Doğru mu doğru. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Evet yalan ve iftira olduğu doğru. Hayret bir şey kendi yalan ve iftirasına doğru deyip tasdikleyeni görmek pek kolay değildir, ama işte burada görmek mümkün oldu. (Cem’o) 

------------------- 

“Ee zorluyorsun ya.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 Şu ucuz iftiracı konuşmaya bakın, kim kimi zorluyor, bu sözü söyleyen evvelâ dönüp bir kendisine baksın, karşısında müdafaa edecek kimse yok ya, oradakilerde nasıl olsa kişi gene cevherler yumurtlıyor diye dinliyorlarya, ne güzel bir Hakk sohbeti sahnesi, elindeki kuru sıkı lâf, mantar tabancanı gerçek silâh gibi at gitsin, nasıl olsa çaldığın bu hava ile coşup oynayanlar da var, canları sağ olsun ne güzel gıybetini yaptıkları kişlerin günahlarını boyunlarına halka gibi geçirmişlerde farkında bile değiller. Belki bir gün uyanırlar. (Cem’o)

------------------- 

* “kurban ve ensar meselesini bilfiil söyledim.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Evet söylendi ama, sadece iki kelime ile bahsedildi. Bende bunları masum birer düşünceler zannettim. Zarflardan ve Ayda (6) defa zorlayarak toplanmadan ve Kurbanların bazılarının müşterek paralar ile alındığından bashsedilmedi. Çünkü bilindiği gibi küçükbaş hayvanlar müşterek olarak kesilirse kurb’an olmaz sadece senenin her hangi bir gününde kesilen et hayvanı olur. Bundan bile haberi yokmuş. Bunlardan hiç bahsedilmedi bunları araştırma yaptığımızda öğrendik. Bu hadiseleri yaşayan sizler daha iyi biliyorsunuz. (Cem’o)

------------------------ 

* “O, x3 müş. Bir kere onu tashih edelim.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Bahsi geçen kişi. (k.6.m/Fark’o) bize gelmeden (25) sene evvel (x3) vardı. Bunun neyini tashih edecekmiş, Bu vatandaş kimmişki, neyi yanlış görmüşki, hangi vasıfla tashih edecekmişki. (Cem’o)

-------------------

Kimse Allah’ın suresi olamaz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Böyle bir iddiada bulunan olmadıki, Bu nasıl bir anlayıştır. (Cem’o)

------------------- 

 Ama suresi neşe olarak o kimsede gözükür. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu nasıl bir anlayıştır. (Cem’o)

-------------------

Allah’ın suresi Allah tır. Allah Allahlığını vermez, veremez. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bunlar nasıl tariflerdir, anlamak mümkün değildir. Allah Allahlığını niçin versin, kime versin, böyle bir şey veya mevzu, söz konusu bile olamaz. Bu anlayış, Tasavvuf halinin kendisi tarafından, hiç anlaşılmadığını belirtiyor. Allah’ın Allahlığını verebilmesi için, Lâ teşbih Allah’tan (c.c.) daha büyük bir yer olması lâzımdır ki, Allah Allahlığını oraya sığdırarak vermiş olsun, böyle bir mahal olması mümkünmüdür? (Cem’o)

-------------------

Allah’ın suresi kelâm sıfatı yönünden Allah’ın âyetinin/işaretinin bahsettiği ma’nâ yönünden kelâmıdır, kendisinin tamamı/zâtı değildir. Kelâm sıfatının o mahalden/izahı ve zuhurudur. (Cem’o)

-------------------

“Biz Allaha giden yoluz.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Genel olarak bakıldığında âlemde ne kadar varlık varsa bunların hepsinden Allah (c.c.) a giden bir yol vardır, bu husus bilinmeyen bir gerçek veya sır değildirki! Kendisi yeni öğrenmiş ise başka meseledir. (Cem’o) 

------------------- 

“Biz Allaha giden yoluz.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Demekle acaba diğer varlıklara karşı yolu şahsileştirerek kendi hevasınca bütün varlıklara karşı bir üstünlükmü kurmaya çalışıyordur, anlaşılır gibi değildir. Bu nasıl bir iddiadır. Ancak yukarıdan beri oluşan bilgilere baktığımızda insanın aklına ister istemez şunlar gelebiliyor. (Cem’o)

----------

Kendi ifadeleri ile. 

1. KAFİR- oldum 

----------

2. MÜŞRİK- oldum 

---------- 

3. MÜCRİM- oldum

----------

4. MÜNAFIK- oldum 

----------

5. MÜNKİR- oldum 

----------

6. MÜMİN oldum, “Bunlara iman ettim.” Ve takipçisiyim, demek sureti ile kendinin Allah’ın isimlerinden olan , Mudil ismi yönündenmi! Acaba! “Biz Allaha giden yoluz.” Demektedir, bu ihtimal kuvvetlenmektedir. Bunların hepsi kendi ağzından kendi ifadeleridir. Yorum sizlerindir. (Cem’o)

------------------- 

* (Cem’o/Bab’o) nun 18 halifesi var. Biz O 5Xneşesindedir. 5Xneşesinden takip olduğu için biz 5Xneşesi içindeyiz. Dedim.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Cem’o/Bab’o) nun şu kadar bu kadar halifesi varsa sanane, sayende istismar konusu olduğu için bu vasıflarıda kaldırdık. Bundan sonra kimseye de verilmeyecektir. (Cem’o)

------------------- 

* “Biz O (5X) neşesindedir. (5X) neşesinden takip olduğu için biz (5X) neşesi içindeyiz. Dedim.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

“5Xneşesinden takip olduğu için.” Bu ifade ile acaba neyi kasdetmek istiyordu anlamak mümkün değil. Yaklaşık (500) sayfa civarındaki bu dosya kitaplar, onun yaptıklarını anlatıyor, eğer gerçekten (5X) ü takip etmiş olsa idi bu kitabın yazılmasına ihtiyaç olurmu idi? Okuyanlar sonunda karar versinler (5X) takib edilmişmi edilmemişmi? Gerçekleri bu kadar çarpıtmak olabilir mi? (5X) e, savaş aç. “aşağıda daha vahim suçlamaları göreceğiz” ondan sonra ben onun takipçisiyim ve oradan,” (5X) neşesinden takip olduğu için. De.!” Bu söze iyi bakalım nasıl hayali ve aldatmaca bir takipse? Buna takip denmez, takipsizlik denir. Bütün ifadelerden bu yoldan ayrılındığı açık olarak daha evvelden kesinleşmiştir. Bunlar anlaşılınca bizimde ifademizle tarafımızdan da bizden uzaklaştırılmıştır. O halde evvelâ kendi kendisini bu yoldan uzaklaştırmış, bu husus tarfımızdanda kesinleşmiş olduğundan bizim tarafımızdanda (5X) ün çevresinden uzaklatırılmış olduğundan, burada (5X) ün neş’esi diye bir şey kalırmı? buradan zâten kesilmiş olan, İlâh-i bir neş’e almak mümkünmü? Nasıl bir hayal ve aldatmacılıktır. (Cem’o)

“biz (5X) neşesi içindeyiz. Dedim.” Bu ise kat’iyyen mümkün değildir. Kendi hevasıdır. Daha evvelce de bildirildiği gibi kendisine açılmış olan kredi kesilmiştir, o halde kendisine (5X) musluğuda kapanmıştır. Olsa olsa bunun hüsnü zannı ile hayali ve nefsi bir neş’e ile kendini aldatıp durmaktadır. Kendi bilir bizim için kendi kendini aldatmasında bir sakınca yoktur, bir müddette böyle eylensin dursun. Ne diyelim. Ayrıca (5X) hayatta iken (5X) bayrağının açılması (5X) e karşı bir benlik ve isyan değilmidir. İdraklerinize bırakıyorum.

Keşke biraz İbrahimiyyet hakikatini anlasaydı da (doğup batanlardan) “yıldızdan aydan” bana fayda yok diyerek, hayal ve vehmin kardeşleri olan (iblis sıret) lik ten kurtulup, başkalarını da suçlamaktan geçip, kendi gerçek hakikatine ulaşabilseydi. (Cem’o)

-------------------

* Muhammedi ensardan zevk alalım dedim. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ma’nevi isimler günlük zevkler için kullanılacak ma’nâ lar değildir. 

Gerçi bu kişi onlardan kendi ifadesi ile (ma’nâ da maddeye tahvil edilir) kelâmını kendine göre üretmiş olduğundan, yukarılarda da bahsedildiği gibi bunlardan epey dünyalık zevk aldığı, açık olarak anlaşılıyor. Ne kadar masumane sözler değilmi? Bu güzel sözler için gerçekten tebrik etmek lâzımdır. (Cem’o)

-------------------

* “Kurban ve ensarı böyle yapmayalım deseydi eyvallah.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bana bunlar tatbik edildiği gibi anlatılmadı ki, sadece küçük masum birer yaşantı olarak anlatıldı, Bütün gerçeği ile anlatılsaydı, anlatılmadı demekki saklandı, araştırma yapılınca işin vahameti ve kişilerin nasıl (Ensar) ve (kurban) ismi altında iyi niyetlerinin istismar edildiği anlaşıldı. Yukarılarda bunlardan bahsedilmiş idi. İleriki sayfalarda da ilgili bölümde izahı gelecektir. (Cem’o) İstanbulumuzda güzide bir misafirimiz vardır. Adı herkesin bildiği gibi (Eba eyyübel Ensari) dir peygamberimiz onun evinde (Mescid-i Nebevi) yapılıncaya kadar misafir kalmıştır, bu süre içinde kendisi peygamberimizden. Efendim siz burada kaldınız o halde bunun bir diyeti vardır adı da (Ensar diyeti) dir diye bir karşılıkmı istemiştir, islâm tarihinde hiçbir zaman böyle bir tabir ve kendisi tarafından üretilen (diyet) tabirleri yoktur acaba kendisine hep gelen ve aşina olduğu cereyan tarafındanmı, diyet tarifleri konması emir edildide bu tarifler o kişi tarafından icad edildi ve şiddetle takib edildi o hafta gelmeyenden ertesi hafta ikiside (Ensar diyeti) olarak zarflara konması istendi. Madem bunlar (Ensar) ismi ile toplanıyordu ozaman bütün bunlar niye bana anlatılmadı?. Sıkılmadan şimdi bana bunlardan. 

* “Kurban ve ensarı böyle yapmayalım deseydi eyvallah.” Mış. Şu savunmaya bakın ne kadar masumane değilmi? Eğer o zaman mertçe bunları bana böyle anlatmış olsaydı, hemen o zaman durdurulur bu rezil tatbikatlara hemen son verilirdi. 

Ayrıca bu tatbikatlara boyun eğerek kabul eden kimselerde, beni bunlardan haberdar etmedi, oda nasıl olsa sistem yürüyor müdahele edende yok, diyerek sizleri kullanmışta kullanmış. Olan olmuş, bütün bu açıklamalardan sonra daha halen o kişinin peşinde koşmaya devam edenler artık bundan sonra bari bu (Mev……) ya aldanmayın, ancak karar sizlerindir, bu hususta benim diyecek başka bir sözüm yoktur. (Cem’o)

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*****************************

* “İkaz ve ihtar olmadan adamın evine haciz konmaz. Müddetler vardır.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne masum savunma değilmi? adeta tam ibretlik. Daha evvelcede sözle yapılan ancak (x011) senesindeki olaylar sebebi ile uzun uzun (73-Cel… Cem… Cel..) ve (81-nolu-Ha.. va… çı… so…) bir müddet evvel gönderilen dosyalar ve neticede bu dosyalar dolusu ikaz ve ihtarlar galiba (5X) ay/ kamerde yaşayan bir kişiye yapıldı ama, kendisi ayda olduğu için galiba daha henüz aya yolculuk seyahatleri, başlamadığı için herhalde, oraya (haber/kargo/karga) sı ulaşamamış olabilir bu sebebten haber edemediğimiz için (k.6.m/Fark’o) dan özür dileriz. Demekki suç bizim imiş tekrar özür dileriz. (Cem’o)

------------------- 

* “hani verememe halinden değil. Bunu zarfa dökerseniz hani bana gelirken belki sıkılırlar. Zarf içinde toplanan paralar 200, 220 TL. buradan bazı kardeşlere yardım yapılıyor.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Gene ne kadar masum ifadeler değilmi? Yapılan tatbikat madem bu kadar güzeldir, öyle ise devam edilsin gitsin kim neden karışsın ki? Sanki bunlar hiç meydana çıkmayacak imiş gibi, ne kadarda müşfik sözler imiş. Doğrusu bunları da bilse idim karınca kararınca, bende bir zarf alıp daha çok sevap kazanmak için, zarfın içine en çok koyandan daha fazla koyardım, yeter ki, gariplere faydamız olsun. 

Yukarıda da bahsedildiği gibi keseden (5) lira çıkınca bunun çok az olduğu göz önüne alınarak zarf usulüne geçildiği devam eden herkes tarafından biliniyor idi. Gene kendisinin aşağıda gelecek ifadesine göre bir gurupta (40) (41) Kişi diğer gurupta da (40) (41) kişi olduğunu kendi ifadelerinde bildirmektedir. 

Bu iki gurubun içinden diyelim ki (50) kişisi zarflara diyet koydu aslında hepsi koymakta idi ama biz bu kadar diyelim basit bir hesap yaparsak herkes en az kendisine verilen zarfına (10) T.l koysa (500) tl yapar bu toplantıların her ay (6) gün olarak mecburi toplanıldığını düşünürsek, aylık toplanan zarfların içinde. 

En az (3,000) tele olması gerekiyor ancak verilecek miktarın en az (30) lira olması belirtildiğinden, gerçek miktarın hesabının yapılmasını zarfları kullananlara ve dolayısı ile kendilerini kullandıranlara bırakıyorum. 

Yukarıda belirtilen bazı kardeşlere yardım yapılıyor, olan kardeşler kimlerdir, ve bu kardeşlere ne kadar yardım yapılmıştır, bilen varmıdır? ayrıca bu faaliyet yasalmıdır. Acaba görevlilerin bunlardan haberleri varmıdır. Bunların cevaplarını bana değil, halen peşinden gitmeye çalışanlara verse iyi olur. Benim derdim değil, ben sadece bizi suçladıkları şeylere, cevap vermeye çalışıyorum. Bunun da bizim hakkımız olduğunu zannediyorum. (Cem’o) 

-------------------

* Araba satılıp masaj ve ozon tedavisi olmuş. (k.6.m/ Fark’o)

------------------- 

Hayret acaba hangi araba satılmış ben hiç hatırlamıyorum, yeni tanıştığımız zaman onların iki arabası vardı. Biri az eski diğeride çok eski idi şimdi kullandıkları arabayı almak için evvelâ az eski araba satıldı, çok eski araba da o sırada, devletin çıkardığı bir teşfikten eski arabalarını hurdaya çıkaranlara, yeni araba alırken belirli bir miktar (3) bin lira civarında idi, zannediyorum bir bedelide böylece yeni arabanın finansına kullanıp geri kalanıda takside bağlanarak şimdi kullanılan araba alınmış idi. Ben başka arabalarının olduğunu bilmiyorum ki o gayb da olan araba satılsında ozon tedavisi olsun. Ama vardır her halde bir cevabı. Ayrıca bu araba meselesi oldukça eski bir hadisedir. Ozon tedavisi ise yakın bir zamanda olmuştur. (Cem’o) 

------------------- 

 NOT= Daha sonraki araştırmalarımızda bu tedavinin finansının kimin tarafından ve ne kadar olduğu, kendisi tarfından bildirilmiştir. İsmi bizde mahfuzdur. (k.6.m/Fark’o) nun verdiği cevap inandırıcı değildir.

(Cem’o)

------------------- 

* “Site yönetiminde deneticiydim. Haciz kararı benim evime alınmadı. Davadan vazgeçtiler.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu kişinin o günkü hali hatıramdan silinmiş değildir. Site yönetiminde bazı olumsuzlukların tepiti üzerine, kendisi de neden bunların denetimini yapmadı sorusuna muhatap olunca, suçlananlar listesinde kendide vardı, bu sebeble ihtiyati tedbir olarak dairelerine ipotek konmuş idi, ancak her an satılabilir idi. Daha sonra site yöneticileri ile şikâyet edenler her halde aralarında anlaştılar ve dava geri çekildi ancak bu hayli uzun bir süreç gerektirdi. 

İşte ilk haciz veya ipotek kararı kendisine tebliğ edilince, benimle görüştüğü gün, nasıl bir haleti ruhiye içinde olduğunu anlatmak mümkün değildir. Söylediği sözler hetırımda kaldığı kadar şöyle idi. 

Kararmış bir yüzle, “bittim ben (Cem’o/Bab’o), ben mahvoldum” sözleri ile hem dil hem hal lisanı ile bunları, o günlerde ki halini belirtiyor idi. Gene o zamanlar ailenin en büyük destekçisi “Va.. Su.. Anne ile (Cem’o/Bab’o) idi. Hayattır bunlar olabilir ayrı konudur. Sağlık olsun. (Cem’o)

------------------- 

* “ben mazlum ve mağdur ediliyorsam çok teşekkür ediyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ahh zavallı, mağdur edilmiş ve ne kadar da mazlummuş, kendisine yardımcı olalım da belki mazlum ve maduriyetten kurtulur. 

Acaba çevresine ne kadar zulmettiğini, onları ne kadar mağdur ettiğini hiç düşünüyormu.? Eğer bunları bile düşünemiyorsa, o zaman kendisi hakkında yazılanları tekrar tekrar okusunda belki biraz kendini ben ne yaptım, ve daha halen neler yapıyorum, diye kendini levm etsin. 

Çok ta nazik sağ olsun teşekkür bile ediyor. (Cem’o)

------------------- 

* “Çünkü onun o makamdan tokat nereden gelmişse rahmet olarak buraya müncal olur.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki kelimeler ne demekse. Anlayan varsa bize de anlatsın. (Cem’o)

------------------- 

* “Anladık mı? Olay budur.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu ifadelere bakın “Anladık mı? Olay budur.” Ne anlatmış ki, olaya bakın kendi sebeb olduğu olayı bile başkalarının üstüne atıp birde hava atıyor. (Cem’o)

-------------------

* Bir kardeş sizi rüyasında görmüş. Onun yorumunu yaptı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne güzel ne demekse, yapsınlar bakalım. (Cem’o)

-------------------

* “Abdülkadir Geylani Hz. Evvelden kardeşimizin gördüğü ama o kardeş bizlerle halen beraber olduğu için demek ki o feyz devam ediyor.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Böyle bir yorum yapılması için, kişinin bu işlerle hiç ilgisi olmadığı ne kadar açık, ve nasıl bir hayal içinde olduğu anlaşılıyor. 

Bir başkasının hayali vasıtası ile bu feyzden dolayı kendisinde bir şeyler vehmetmeye çalışması ancak zan hayali ve acziyetinin ifadesidir. Bu yaptıklarından sonra herhangi bir kanaldan kendisine rahmani olarak hiçbir şey gelmez, çünkü daha evvelce Kadiriyetten atıldığı öğrenilmiştir. Daha sonra bizide inkâr etmiştir, o halde beslenecek bir kanalı kalmadığı için bu hususta yapacak hiçbir şeyi kalmamaıştır. Ancak kendine bir şeyler geldiğini halen daha zannediyor ise, gelse gelse yukarıda bahsettiği iblis pirinden gelir. (Cem’o)

------------------- 

* “yani Abdülkadir Geylani Hz. Selam aldığımıza işarettir.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu hayale bakın, nasıl bir zavallılık. Hani derlerye, “sen bu abdestle çok namaz kılarsın” Bu ifade bile ona yakışmaz çünkü zaten namaz da kıldığı yoktur ki, Bu yaptığın icraatlarla “Abdülkadir Geylani Hz.” Onun yüzüne bakmaz mıntıkasına bile sokmaz. Ne olur biraz kendine gelde böyle büyük lâflar edipte o mubereğide zan altında bırakma. 

Bir zaman önce bağlı olduğu yer de, ona selâm göndermiş, bunun üzerine saatlerce bu selâmı alsammı almasammı? diye safsata düşüncelerle eleştirmiş. Güya, bağlı olduğu yerden gelen selâmı bu kadar eleştirirse o bir ömür boyu beklese ne “Abdülkadir Geylani Hz.” Ne de başka bir irfan ehlinden sana selâm gelmez. Ancak yukarıda da kaydedildiği üzere kendisine ancak (İblis pirinden, selam selam selam) diye gelir ve bu selam da ona yakışır. (Cem’o) 

------------------- 

* “Çünkü ben de Kadiriyet ve Uşşakiden.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

“Çünkü sen Kadiriyet ve Uşşakiden.” Ne yazıkki, Kovuldun. Sonunda bunuda açıkça söylettin, daha halâ anlayamayanlar varsa buyursunlar arkasından müdil yollarına devam etsinler. (Cem’o)

-------------------

* “mana aleminde isim Allah’ın isimleri olarak zuhur eder. Yani aziz ismi gibi esmalar olur. Ama x.x.x. bilmiyorum dedim. Öyle deyince öyledir dedim. Eğer bu ilahi âlem de ise değiştiremezsin ki. Şimdi ben duruyorum. Yanlışlık var bu işte.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Maşeallah irfaniyete bakın, yanlışlık varmış bu işte, mademki yanlışlık vardı bu işte, neden bu kadar (15) sene bu lâkabın hakkında bunlar yanlış ben bu “x.x.x.” lâfzını kullanamam demedin,? Bu lâfız kaldırılıp yerine, (x.x.x.) konduğu zaman mı? Bu yanlışlığı fark ettin, hayret bir şey. (Cem’o)

-------------------

 Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (x.x.x.) Bâtından gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek (x.x.x.) zâhirden giden (k.6.m/Fark’o) oldu vesselâm. (Cem’o)

-------------------

* Kendi rüyası, T…, Ö…. ve kendisi. 6 watt dan 100 watta çıkıyormuş. Özgürce. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ifadelerle ne anlatılmak istendiğini anlayabilen varsa bir uygun zamanın da bana da bildirirse minnettar olurum. (Cem’o)

-------------------

* “rabbıma niyaz ediyorum felsefe kulübü ise bir vesile etsin anında kapatsın burayı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Hiç merak etmesin o kişi, zâten orası kapandı, bunun bile farkında değil. “Felsefe kulübü” olarak açık olsa ne yazar, kapalı olsa ne yazar, zaten bizi de o kulüp ilgilendirmez ki! (Cem’o) 

------------------- 

* Aldığım ilhamlar ortada, rüyalar ortada, işaretler ortada. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne kadar da güzel, her şey ortada imiş, gören varsa ortada olan ne varsa bize de o işaretleri söyleseler, gidip görsek, o nun yönünden ortada olanları insan gerçekten merak ediyor. Ancak aklı başındakiler o kişinin izahına gerek kalmadan, ortada olan şeyin/işaretlerin, ne olduğunu gerçekten görüyorlar. (Cem’o)

-------------------

Ben yürümek durumundayım. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Yürü kardeşim yürü, daha evvelce söylenmişti. “Yürümekle yollar eskimez”. İstersen “yürü yavrum yürü”, şarkısını da söyleyerek yürü daha neşeli olur. Yukarıda bahsettiğin (iblis) pirinin arkasından yürü onu daha çok memnun etmiş olursun, tercih kişinindir. (Cem’o)

------------------- 

* Mana alemindekini geri alamazsın. Kapadın neyi kapadın. Senin şahsından geleni kapadın. Bak orda çok yanılmalar var. O yanılmaları kapadın. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Evet benden giden ne varsa bahsi geçen tarihte hepsi kapanmıştır. Merak etmesin, daha henüz belki işin vehametitinin farkında olmaya- bilir, “hayal vadisindeki uykusundan” bakalım ne zaman uyanır. Uyandığında çevresinde neler olduğunu kendi gözleri ile görecektir. (Cem’o)

------------------- 

* Şimdi ben ordan gitmiyorum zaten. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne kadar açık itiraf değilmi? 

Şimdi arka sayfalardan aldığımız birkaç satırla bu ifadeleri küçük bir karşılaştırma yapalım, bu satırları bir karşılaştıralım, Bu iki zıt cümleleri iki kişimi söylemiş, yoksa iki yüzlü olan bir kişimi söylemiş bir tahlil yapın bakalım nasıl bir değerlendirme olacak. (Cem’o)

------------------- 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/166)

------------------- 

İçimde bulunan muhabbetimin yüzü suyu hürmetine, (Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/168) 

-------------------

siz SULTANIMA bir’an için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım. (Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/168)

------------------- 

* Şimdi ben ordan gitmiyorum zaten. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukardaki ifadelerle olan bakış ve sözleri ile bunları anlamak mümkünmü? Nasıl bir iki yüzlülük hayret doğrusu. Bu hususta başka bir diyeceğim yoktur. (Cem’o)

-------------------

* “Niye, çok geniş yol, orada kazı yapılıyorsa ben buradan gidiyorum.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Uğurlar olsun zaten herkes bir yerden gidiyor, mesele değildir. (Cem’o)

------------------- 

* “X…Hn..., ve, Va… Su…. Anne” yedi, yedi ondan sonra (adam,) ondan güm dedi (kustu.) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne kadar nazik kimse değilmi, Türkçeyi de, ne kadar güzel konuşuyor. Gerçekten tebrik etmek lâzım. Şimdi bu meseleye gerçeği yönünden bir göz atalım. (Cem’o)

------------------- 

Selâmün aleyküm (Cem’o Bab’o) Hayırlı akşamlar (k.6.m/Fark’o) Dosyası için istediğiniz açıklamalar: “X…Hn..., Değerli kardeşlerim yıllardan beri, birlikte olup bir gönülle hareket etmeye çalıştığımız, yıllar bizleri hakikat yerine, hayale sürüklediğini maalesef çok geç öğrendik. Hakkımızda hayırlısı. Hakikat olduğu öğretilen hersey içinde Allah razı olsun diyorum.   Her birinizin doğruları öğrenmeye  bilmeye hakkı var diye. Sızlere yazıyorum. 

(x9.x8.x015) te İxx……den Txx……ğa (Cem’o/Bab’o) nun  davetine icabet etmek icin hep birlikte bende gelmiştim. Bir çoğunuz biliyorsunuz. Mutfakta kardeşlerle birlikte hizmet ederken Va… Su….Annemle konuşmuştuk. İxx……den geldiğim ve ertesi günde geri doneceğimi soylediğim de Bizde x5 Ağustosta İxx……  e geleceğiz dediğinde nasipse görüşürüz. Çxx……ye de gelirseniz bekleriz demiştim kendilerine. 

Sonra bir gün telefonum çaldı.  Arayan Va… Su…. Anneydi. Hâl hatır sorduktan sonra "Kızım yarın birkaç evlat kızlarımız kahvaltıya gelecekler, sende gel hem onlarlada tanışmış olursun" dediler. Ben de şaşkınlık,  hayret   ve neşe içinde insallah  gelirim. Çok isterim dedim sevinçle...kim sevinmezdiki? 

O gün için halıfem olan, (k.6.m/Fark’o) beye tel ettim akşamustu 19.30  sularında haber vermek için. tel açılmadı. 2 kez aradım sonra açmıyor  akşam rahatsız etmiyeyim dedim. ve yukarıdaki daveti anlatan bir mail attım kendilerine. Zira izinsiz gitmek istemiyordum. Sabah 10.30 da orda olcağım icin, İxx……le arası yaklaşık 1.50 dk dir. Erken çıktığım içinde sabah aramadım çok erken rahatsız etmeyim diye. Ancak bu durumda kendisiyle konuşmadan davete icabet etmiş oldum yine de mail yazmıştım. Durumu anlatan.15 gün aradığım saatlerin tel kayıtları elimdedir. Şimdi sizlere soruyorum

1_ Siz olsaydınız gitmezmiydiniz ?.

2_ Çok sevdiğimiz Va… Su…. Annemızden davet gelmış.....

Nasıl icabet etmezdim? 

3_ Biz 9 yıldır makama itiraz edilmezi, öğrenmedikmi? 

4_ Bize Va… Su…. Annenin sözü çok önemlidir, denmedimi? 

5 _(Cem’o/Bab’o) nezdinde yapılan bu davete gitmemek ayıp degilmidir?

6 _Gitmemek hangi edebe sığardi?

7_ Ayrıca gittiğim yer neresidir? 

8_ Kime gitmişim? 

9_ Piriyet, sultan, makam olan  ve kendisine ıcazet  veren makama gidilmiştir .

10_Bu tepkiler neden ? niçin? ?  kimedir? ve niyedir ?

Sonradan anlşıldı  sebepleri. nedenler? Niçinler?

O gün Va… Su…. Anne ile resimler çektirdik. Va… Su…. Anne de resimleri face'e koymuş biliyorsunuz  daha önce resim koymayı sevdiğinide söylemişti bizlere..

Oradan çıkınca (Cem’o/Bab’o) mun selamını söylemek için defalarca aradım. açmadı. ertesı gün bir kaç kez, daha, ertesı  gün yine bir kaç kez aradım. açmadı. tam 3 gun arayıp ta açmayınca telini, bu sefer (Cem’o/Bab’o) mun selam 'ını iletmek için mail yazdım.

İşte sızlere anlattığı selam mevzunun özü budur. Telle konuşamayınca selâmı başka türlü nasıl verirdim? isterdimki konuşarak söyleyim. Belliki resimleri face te görüp kızmışlar. Bunun üzerine cuma dahil 15 gün telimi açmadılar. Va… Su…. Annem ve (Cem’o/Bab’o) ve oradaki kardeşler benim tedirgin ve üzüldüğümü görünce konuşamadım o gün için halıfem le deyince " olurmu oyle şey sen kaynağına, başına geldin burası yabancı biryer değilki" dediler. Ayrica (Cem’o/Bab’o) "gerekseydi biz izin alda gel derdik. Burası babanın evı, İnsan  abisinin evinede gider, babasının evinede, ama babasının evinede gıderken abisinden izinmi alırmış dediler.

Sonra tam 2 hafta teli acmayip 2. haftanın sonunda cuma günü teli açtı mesafeli bir şekilde  kısa konuştuk. Ancak bu arada. Va… Su…. Annem ile konuşuyorduk. (k.6.m/Fark’o) ile konuşup konuşmadığımı soruyorlardi. Bende doğruyu söylüyordum. Açmıyor, kızmış diye... Bu arada sohbeti dinliyordum. Kendince veryansın ediyordu, doğruları söylemeden. Bu durumda (k.6.m/Fark’o) nın  bu olaya böylesine tepki vermesi dikkatlerini çekti, Va… Su…. Annem ve (Cem’o/Bab’o) cok üzüldüler" nasıl olur biz hangi evlat olsa onuda davet ederdık "dedıler. 

 Zaten daha önceden de birkaç kez uyardık, kendisini diyerek tüm olayları araştırmaya başladılar. Hiç bir art niyet olmadan yapılan bir davet ve hiçbir olumsuz konuşma olmadan biten bir günün ardından, olaylar öyle bir geliştiki herşey inanılmaz hızlı ilerliyor çözülüyordu.  Tüm bunları x…Hn.. in yapması mümkün değildi. Ama anlaşılan kabağın sahibi artık olanlara ve yaşatılanlara ilâhi adaletini göstermek istemiş, bizide acizane vesile noktası yapmıştı. 

 (k.6.m/Fark’o) Bana olan bu tepkisi  kendisinin aslında hiçte bizim düşündüğümüz gibi olmadığını ve malûm halinin ortaya dökulmesine sebep oldu. Kendı kendine sebep oldu. Vakti gelmiş, Rabbim beni vesile kıldı. Çok şükürler olsun. Elhamdülıllah. ..

Bundan sonra geçmiş, ve yaşatılanlar için çok söz var veya hiç söz yok....

Olay ortada, bize yıllardır anlatılan ve yaşatılanlar da ortadadır. 

Bır gerçek vardı.

bıze yıllardır anlatılan ,  murşide saygı ve  sevgı  itirazsızca  eyvallah  ve samimi gönülle ....teslimiyet  olmalıdır. 

öğretilirken......

şimdi....

içim sızlıyarak izliyorum olanları .

bize bunları anlatıyorken,  ve bizden istenenlere  karşı pek çok şey beklerken,  çok şükürki bızler muhammedi muhabbeti--mizle, bizler uyduk elimizden geldiğince, makam için . 

şimdi üzülerek bakıyorum  yazdıklarına (k.6.m/Fark’o) nun kendınde hiç bir şey yokmuş  Mürşidine karsı....hani ya bize 9 yıldır anlattığı mürşide eyvallah. ...acaba kendisi neresinde bu yolun ? 

Zaman geri alınamayan bir kayıptır. kendisinde kalan ve yaptıklarından dolayı haklarımızı nasıl soracağını  rabbım bilir elbet...allah affetsin onu.....

(Cem’o/Bab’o) mun dosyasını ve (81-nolu-Ha…va… çı… so…) isimli kitap kendisine uyarı için (x011/x013) de yazılmış. okuyunca göreceksiniz nelerin tesirinde kalındığını... Öğrendiğimizi sandığımız açılmalar, dediğimiz birçok şeyin ve  orada uygulanan sistemin, ne kadar boş olduğunu gerçek sohbeti dinleyince çoook daha iyi anlıyorsunuz Allah selamet versin. amin  Bundan sonra "herkesin seçim’i geçim’i olacaktır" (k.6.m/Fark’o) nun söylediği gibi....Allah herşeyin hayırlısını versin. amin.

selâm sevgi dua ile....X…Hn…..

------------

(Cem’o/Bab’o)  şimdilik bizden bu kadar ihtiyaç olursa emrinize amadeyiz inşallah. Va… Su…. Anne ve sizlere selâm eder ellerinizden Öpüyorum. 

------------------- 

Yukarıda ki tatsız olay bize aksedince bende, bir araştırma yapmaya karar verdim ve bütün bunları ve daha başka ne varsa ilgili birçok kimselere sordum, işte yukarıda da bahsedilen bütün hususlar açılmaya başladı ve neticede bu dosyalar oluştu, ve her şey ortaya çıktı. İşte bunlar onun deyimi ile, çok özür dilerim kendisinin ifadesi ile, (kustu.) olmuş. Şu iğrenç ifadeye bakın. Ve cümlenin tamamına bakın “kime ve nasıl bir hitap” Demekki bütün bu izahlar ve açıklamalar kendisinin gerçek yüzünü ortaya çıkarğından işine gelmediğinden, (15) sene hizmet verilen ve önümde eğilen Sultanım efendim diye el bağlayan bir kişinin şahsım için kullandığı kelimeye bakın. Ne kadar vefalı, ve alicenap, ne kadar seviyeli ve ne kadar nezaketli değilmi? Bir insan bu kadar da düşermi? Demekki düşüyormuş, bakalım bu sefer kendi deyimi ile, o kendi (Kus………..) rının içinden nasıl çıkacak.

Bunlardan biri, kendisine verilen zarfların içine en yüksek rakkamı senelerce koyan insandır. Gel deyince gelen git deyince giden ve istediği gibi yönettiği insan imiş. O’ nun uğruna Anne ve Eşini karşısına almış bir hanım imiş. 

“X…Hn…” Bu kızımız, bize, Anne Baba evine davet edilerek gelmesi hangi kanunla yasaklanmıştır. Kimin hangi vasıfla bunu engellemeye çalışması hangi kanun gereğidir. Bu nasıl bir benlik ve hiç ilgisi ve beşeri bağı olmadığı, kişi hakkında böyle bir sahiplenme hangi mantığın eseridir. Hayret doğrusu. Kişiye haber verilmek istendiği halde, telefonlarına çıkmaması, maillerine bakmaması, nasıl bir nazdır. Ve hangi hakka sahip olarak bu davranışları yapmıştır, hayret bir şey.

 Ayrıca çağırıldığı yer kendi öz kaynağıdır, demekki bu kaynağı çoktan bırakmıştır, ve karşısına geçmiştir, kendi kendine müstakil bir derebeylik kumuştur. Nasıl bir ilâh-i nezaketsizliktir. 

Nezaket gereği kendisine gönderdiğimiz selâm hakkında, “alsammı almasammı!” diye günlerce sizlerinde dinlediğiniz dedi koduları yapmıştır ancak yukarıda belirtildiği gibi kendi selâmlarının hali bellidir. (Cem’o)

------------------- 

 Va… Su….Annesine söz söylemezdi, aman Va… Su…. Anne dedimi, ne derse hemen uyulur, derdi. Bazen bize geldiklerinde nezaketen de olsa yemeğe kalın dendiğinde Va… Su…. Anne dedi, başımızın üstünde deyip hemen kalırlardı. Va… Su…. Annede onlara en az benim kadar (15) sene hizmet vermiştir. “Besle kargayı oysun gözünü” sözü galiba sanki bu hadise için de söylenmiş gibi. (Cem’o)

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 * “ X…Hn., ve Va… Su…. Anne ” yedi, yedi ondan sonra (adam,) ondan güm dedi (kustu.) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

“ X…Hn., ve Va… Su…. Anne ” yedi, yedi 

-------------------

Şu basit avam diline ibretle bakın. Bu kimseler daha evvelce kendisi için mutenâ kimseler idi ne oldu da şimdi sadece (X….. X…N....) oldu. Bu isimleri aynen yazdığı ve söylediği için bende aynen yazıyorum bilende bilmeyende kendisinin hanımlara bile nasıl seviyesiz bayağı kelimelerle hitab ettiğini açık olarak görsünler duysunlar. Acaba bunlar neyi yemişler. Galiba gene bir darbımesel aklımıza gelecek, bahsi geçen kişiler “vıdı vıdı yaparak (Cem’o/Bab’o) nun başını yediler”. Şu düştüğü çaresizliğe bakın, ne yaptığını ne dediğini bile bilmeyen, kontroldan çıkmış bu kadar aciz bir kimse olamaz. (Cem’o)

-------------------

(adam,) (k.6.m) (Fark’o) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bahsettiği, (adam,) Kendisine, (15) sene hizmet veren, onu çamurdan çıkarıp cemiyete kazandırmaya çalışan, belirli bir yere gelmesini sağlayan, bütün bunlara sahip olduktan sonra da, karşısına geçip, yukarıda ki ifadesi ile (kus…) diye suçlayan, (adam,) adam kelimesiyle hangi vasıfta gördüğünü açık olarak belirten kimseden zâten başka ne beklenirdi. Kaldı ise eğer vicdanı ile belki bir gün tekrar bunların muhasebesini yapar, muhasebe de akıl ile yapılır, bu kişinin aklının çoktan pazarda satıldığını açık olarak görüyoruz. Kendisi bilir. 

Lütfen bu ifade ile, (adam) aşağıdaki ifadeyi karşılaştırın, nasıl bir iki yüzlülük, nerde kaldı verdiği sözler, hayret bir şey doğrusu. (Cem’o)

------------------- 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/166)

------------------- 

* “Abdülkadir Geylani Hz. Sizin ağzınızdan konuşuyor, ben bir şey diyemem o da onun rüyası.” (bir kardeşin rüyası) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Biraz nezaket gösterse de, o mübarekleri artık o iyice kirlenmiş ağzına almasa, kendisi için çok daha iyi olacak. (Cem’o)

-------------------

“kişinin keyfi kapatıyor. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Makam, makam, makama saygı dedi durdu, şimdi o makam diye söylediği yeri keyfilikle suçluyor. Kendisine verilen rehberliği o kişiden çıktı, eğer bu keyfilik ise o halde daha baştan bu iş keyfiliktir. Keyfi olan işte, ilâhi olmaz hiçbir hükmü yoktur, o halde yaklaşık on sene madem bu iş keyfi olarak verilmiş niye büyük bir iştah ile sarılmış bunu sormazlarmı? 

Bu kapatma benim keyfi işim değil, eğer bir keyfilik varsa onun bu işleri bizim emanet ettiğimiz şekli ile değil, zaman içinde kendi keyfiliği ile icad ettiği uygulamaları için kapatılmıştır. (Cem’o) 

-------------------

Benim sohbetim devam edecek. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu, veli nimetine/kendisini bir yerlere getirene karşı nasıl bir haleti ruhiye içinde ve nasıl bir meydan okuma ile karşısına alıp, edeta bir hiç durumunda görerek, bu meydanda varlık gösterme çabalarını, nasıl açık olarak ve büyük bir benlikle devam edeceğini, kendini bile aldatarak, bu hayale inanmaya çalışıyor. Varsın biraz daha eğlensin kime ne. Ömrümüz var ise ne olacağını hepimiz birlikte ibretle göreceğiz. (Cem’o)

-------------------

* “Benim başka bir yerde başka sohbetim de var. Orada da devam edecek. Yalnız burada değil.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Meselenin ne olduğunun gözünün dönmüşlüğünden, daha henüz içinde bulunduğu vehametinin farkında bile değil. İsterse elli sohbetin olsun, bunlara ancak bunda sadece isim benzerliği vardır. Türkiyede ve dünyada milyonlarca kahve vardır, kahvede birkaç kişinin toplanıp aralarında konuşmaya da sohbet denir, eğer bu sohbetten bahsediyorsan, onlar zaten devam ediyor, iki tane daha eklenmesi ile ne artarlar ne eksilirler. Sohbet gerçek hakkın konuşulduğu “Sünneti Peygamberidir” bu şahsın ne sünnetten ne farzdan haberi yoktur, elindeki kanal muslukta, bildirilen tarihten itibaren kapatılmıştır ki, bundan sonraki konuşmaları nasıl sohbet olsun, olsa olsa ancak kahve sohbeti olur buna da biz karışmayız kendi takdiridir. 

Bu hususta size dünyevi bir ölçü/misal, vereyim. Yukarıda da bahsedildiği gibi. Herhangi bir bankanın mudisi, ödemeleri hakkında herhangi bir bankayı sıkıntıya düşürmüş ise, bankalar arası istihbarat ile, kişinin kimliği bütün bankalara bildirilir bankalar da ihtiyaten bile olsa o mudiye hiçbir şekilde kredi açmazlar. 

Lâ teşbih bâtın âleminde de bu husus vardır, herhangi manevi bir yolda yürüyen bir kişi o yoluna ihanet edip, onu kendi çıkarlarına alet ettiği tesbit edilince, elinden alınan ve kesilen ma’neviyatı diğer pirler tarafından da bilinir, ve kendisine hiçbir yoldan hiçbir şekilde yeni bir imkân/kredi açılmaz. Ona kredi açacak Tek bir merci vardır. Oda yukarıda iftiharla bahsettiği ve iman ettiği merci. “İblistir”

---------

Kendi ifadeleri ile. 

1. KAFİR- oldum 

---------

2. MÜŞRİK- oldum 

---------- 

3. MÜCRİM- oldum

----------

4. MÜNAFIK- oldum 

---------- 

5. MÜNKİR- oldum 

------------

6. MÜMİN oldum, “Bunlara iman ettim.” Böylece ismi yukarıda da belirtildiği gibi kendi seçimiyle, (k.6.m/Fark’o) oldu.

İman ettiği merci açabilir/zâten açılmıştır ki, bu iddialarda açık olarak bulunuyor, ve söylediği her sözü ile kendini ele veriyor da farkında bile olamıyor, böylece kendini, kimbilir ne kadar da akıllı zannediyor. Dalâletin bu kadarına hayret doğrusu. (Cem’o)

-------------------

* “Orada 4 haftada İsa’yı bitirdik. Bu olaylar kaynarken biz İsa’yı bitirdik. Şu an çarmıha gerildim. Ne zaman bir yere peygamber girdik mi o tatbikat olarak başlıyor.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Ne büyük başarı biz senelerdir İsa’yı (a.s.) bitiremedik. Epey başarılı imiş. Şu an çarmıha gerildim. Sözleri içinde tek doğru olanı bu. Ancak tesbiti yanlış, biz unu çarmıha germedik, o zâten çoktan çarmıha gerilmiş, onu çarmıha geren ise nefsiyle iş birliği içinde olan “iblistir” ama onu kedine en yakın dost edinmiş. Bir yerde Hakk dostları yoksa, o yerin dostu mutlaka iblistir. İşte bunun en açık delili de böyle bizlere mesnetsiz saldırılarıdır. Bizi yargısız infaz ile suçlayanın menetsiz yargılamalarına bakın hayret bir şey. (Cem’o)

------------------- 

* “ilahi alemde veli, vermişsen araya girip de bunu alamazsın.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Gerçekten bu ne dediğini bilmeyen (mev…..) (k.6.m/Fark’o) sözleri ile vakit geçirecek hiç vaktim yok, ama buraya kadar sabırla getirmeye çalıştığım bu dosyayı, biraz daha zaman kaybını göze alarak sabırla bitirmeye çalışıyorum, umarım sizde zorla da olsa okuyup bitirmeye çalışırsanız iyi olur, gerçekten ender bulunacak ve çok ibret alınacak bir vak’a dır. (Cem’o)

------------------- 

Yukarıdaki cümle okunduğu zaman ne demek istendiğinin anlaşılması mümkün değildir, içindeki ifadeler tam bir tezatlık örneği, bunları konuşurken bazılarının dışında ki, dinleyenler bu sözleri nasıl kuzu kuzu dinlemişler, ve doğrudur diye tasdik etmişler, hayret bir şey. İşte bizim gayretimiz o kişiye cevap vermek değil, dinleyenlerin yanlış anlayışlarını, kendilerine izah içindir, aslında buna da bizim ihtyacınız yoktur, ancak halen orada kalmaya niyetli olan kadeşlerimize ve kızlarımıza olan şevkatimizdendir. (x5/x1/x015) tarihine kadar müddetleri vardır, dönüp dönmeme kararları kendilerine aittir, bizde sadece tebliğ vardır, karar kendilerinindir. Ancak bu süre de zaten bitmiştir. (Cem’o) 

------------------- 

Yukarıda ki cümlenin kısaca karşılığı “vermesini bilen almasını da bilir” dir, o istediği kadar bağırsın çağırsın. Belki o daha hayal âleminde yaşıyor ama o “alamazsın.” Alamazsın dediği şey. Daha o zaman söylendiği anda kendisinden alındı, bizce beis yok hayali ile eğlensin dursun. Birde efece tabirine bakın. “alamazsın.” Nasıl azametli ve benlik içinde olan bir ifade, sadece bu ifade bile, kendisinin haleti ruhiyesini nasıl açığa çıkarıyor, sizler ibretle seyredin ve kendi lisanından şahit olun. (Cem’o) 

-------------------

* “Allah’a ambargo koyamazsın. Allah verdiğini geri almaz. Sen alıyorsan orada ilahilik yok. Orada durdum.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Geçmiş sayfalarda buna benzer ifadeler olmuş orada cevapları verilmiş idi, verirken Allah’ın ve Peygamberinin, ve onun pirlerinin izni vasıtası ile verilen bir şeyi. “Sen veriyorsan orada ilahilik var, ” da. gene aynı şekilde geri alınması neden o zaman sadece o kişiye bağlanarak “Sen alıyorsan orada ilahilik yok.” Hükmünü nereden çıkarıyorsun, bunu bir an böyle “Sen” olduğunu düşünelim. Peki o zaman verilen zamanda da aynı husus geçerli ise yaklaşık (9) sene sen bu işi kullandığın halde nasıl o zaman Hakkani olarak bunu nasıl kullandın diye, (k.6.m/Fark’o) (Mev…) ya sormazlarmı? Ne kadar kendi kendini yalanlayan, bu nasıl bir ifade tarzı, diye kişiye sormalar mı.? (Cem’o)

“Allah’a ambargo koyamazsın”. Haşa o senin zannın esas bu sözüyle, (k.6.m/Fark’o) Allah’ın iradesine ambargo koymakta. Maşeallah ilâh-i sistemi ne de güzel bilirmiş. Allah verdiğini geri almaz. Nereden biliyorsun hiç tarih okumadınmı? Allah (c.c.) verdiğini Hakk edenden almaz. Hakk etmeyen vakti geldiğinde öyle bir alır ki, kendi bile fark etmez. (Cem’o)

-------------------

* x…Hn.. sizin hocanız olacak, abla olacak. “Va… Su…hanımın kızı o.“ (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bunlar nasıl bir hayalin ve kinin, mahsulü olan suçlama sözlerdir, anlamak mümkün değildir. Olurlar veya olmazlar evvelâ sana ne, bunlar senin kölelerinmi ki, haklarında hangi mensubiyete göre ahkâm kesiyorsun. Sen onların sahibimisin kendine gel (Ahm…..) haddini bil senin o (Şo…) ağzın onların adlarını söyleyerek, karalayacağını, kirleteceğini/küçük düşüreceğini zannettiğin yerler değildir. Sen o (şo….) ağzınla ancak yukarıda olduğu gibi (İblis sırete) (k.6.m/Fark’o) ve öyle olanlara ağıt yakarsın işte o ağza ancak onlar gerçekten yakışır. Onlarla kol kola girip yukarıda kendi ağzından bahsettiğin gibi bol bol (flört) edersin. Bunun ismine de Hakk muhabbeti dersin sana da yakışır. 

Sadece bu suçlama bile onu mahkeye vermeye veterde artar bile, değil dosyanın tamamında belirtilmeye çalışılan kendi icraatları. Vaktim olsaydı bunuda yapardım, ama zaten o kişi bizim için (Mev…) hükmündedir değmez, elbet onu da bu konularda “sıgaya/soruya, çeken bir molla Kasım” gelir. Oğraşmaya bile değmez. “Kendi kendine ettiğin Âdem, bir araya gelse edemez âlem” sözünü her halde duymuştur duymadı ise şimdi onu yaşayacak ve ne demek olduğunu kendi şahsında müşahedeli olarak yaşayacaktır, hayatta olanlar da buna ibretle şahit olacaklardır. 

Va… Su.. hn… kızı o.“ Vah vah nasılda farkına varmış, gerçekten büyük bir keşif. Sadece bahsi geçen kimse değil şu an (k.6.m/Fark’o) (Mev…..) tanın yanında olanlar bile verilen tarihe kadar, (Va..Su Anne)nin (Cem’o/Bab’o) nun kızlarıdır bundan daha henüz haberin yoksa hiç olmazsa bu vesile ile şimdi öğren, anlaşılıyor senin yanındaki (Va..Su.. Anne) nin (Cem’o/Bab’o) nun kızlarını kendinin zannetmişin de bu yüzden o kadar akla gelmeyecek, o gariplere Pirlik halifelik lâfları ile gönüllerini kandırmışsın. Ancak galiba aradan birisi gerçek Anne Babasına ulaşınca (Va..Su.. Anne)nin kızı oluyor, ne garip bir şey nasıl bir sahiplenme duygusu işte o bahsettiği (Va..Su.. Anne)nin kızı dediğin kimse, (Va..Su.. Anne)nin (Cem’o/Bab’o) nun, yeni kızı olmadı ki zâten onların kızları idi, ancak kendisine bildirilmeyen ve senelerce kendisinden uzaklaştırılan bir şeyi, gerçek mensubiyetini öğrendi. 

Burada suç aranırsa bir kimseyi gerçek ana babasına ulaşmasına mani olan kişide aranması gerekir, suçlanacak o kişidir, Annesini, Babasını bulan kişiyi şimdiye kadar suçlayan, bir ağız acaba görülmüşmüdür. Hayret doğrusu. 

Suçladığı bu iki fedaker kişi, X… Hn.. sizin hocanız olacak, abla olacak. “Va..Su..hn….. kızı o.“ Kendi kaprisi yüzünden kendi foyasının daha açık şekilde ortaya çıkmasına vesile oldukları için, böyle ver yansın ederek onları karalamaya çalışıyor, aslında çevresinde olan bu cemeatin uyarılmasına sebeb olduklarından, gerçekten ikisi de teşekkürü Hakk etmiş kimselerdir. 

Böylece işi bozulan, ve bütün foyalarının meydana çıktığını, ve halinin duman olmasına sebeb olan bu kimseleri, nasıl küçük düşürürüm diye söylediği mesnetsiz hezeyanlardan başka bir şey değildir. Ayrıca artık bu kimseleri istismar edemiyeceğinden “vargel” bozulduğundan feryadı bundandır, bu yüzden (k.6.m/Fark’o) nun zavallı halini anlamak zor değildir. Bundan sonra ki işleri için kolay gelsin! Diyeceğim ama her halde pek kolay olmaycak. Kendi düşen ağlamaz demişler. (Cem’o)

------------------- 

* “yakınlaştığın zaman bu tehlike var. Gözünün yaşına bakmıyor.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Va..Su.. Anne) için bunları nasıl yakıştırıyor, galiba çok yakınında olan ancak kendinden çok uzakta olan biri ilemi, karıştırıyor ne yapıyor anlamak pek mümkün değil. Çünkü ifadeler kendi hallerini anlatıyor gibi geldi bana. (Cem’o)

------------------- 

“yakınlaştığın zaman bu tehlike var.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Bu nasıl bir tehlike imiş anlamak mümkün değil. Madem ki tehlike vardı neden (15) sene bizim yanımızda yer aldın. O adama bunları sormazlarmı? bari mert olda kadınlarla oğraşma, ne diyeceğin varsa bana de, bana da demediğini bırakmadın ama sana da bunları böylece cevaplayıp iade ederler. Nasıl olsa beni dinliyorlar, ne yuvarlasam yutuyorlar zannettiğin kişilerin yanın da böyle esip gürleyeceğine. Mert bir insan gibi gelip bunların varsa eğer makul cevaplarını verseydin (k.6.m/Fark’o) için daha inandırıcı olurdu. Yukarıda güya verdiğin cevaplarda hiç ilgisi olmayan bazı konulara değinilmiş. “Cevapları yerlerinde verildi.” Bu bölümde ise gıyabımızda bizimle hiç ilgisi olmayan suçlamalar yapılmış madem biz suçlu idik sen haklı idin, neden bütün bu suçladığın konular diğer yazılarını yazdığın gibi bana yazıp göndermedin. Bir de bana yargısız infaz dan bahsediyorsun, (x011) den beri türlü sebeblerle ve çok açık olarak, defalarca ikaz edildiğin halde, gene de yargısız infazdan bahsediyorsun. O halde benim gıyabımda (Va..Su.. Anne)nin burada hiçbir art niyeti yoktur sadece, bir kızını kahvaltıya çağırmıştır. Buna kim hangi vasıfla ne diyebilirki;

Bu yüzden ettiğin hakaretlere bak, biraz utansan bari, ama nerde o medeni hal. ikimize birlikte yaptığın bu iftiralar, orada olmadığımızdan cevap hakkımızı kullanamadığımızı biliyorsun. Bu ne ucuz hayal ve iftira pazarlamasıdır. Hayret bir şey doğrusu. Bu yüzden ilgili olan yerlere de, böylece günümüzün değişik vasıtaları ile, o gün cevaplama imkânımız olmayan suçlamaları cevaplamak hakkımızı, başka yollardan kullanıyoruz ve bu verdiğimiz cevapları gönderebilmek için, günümüzde geçerli olan vasıtaları kullanıyoruz, daha evvel kendisine de bir çok dosyaların gönderildiği gibi. Bunda şaşıracak ne var, aynı yoldan kendisi de kendi yazdıklarını karşı tarafında olanlara gönderiyor idi. O tarihlerde daha henüz bunlarda gönderilmiş değildir. (Cem’o)

------------------- 

“Gözünün yaşına bakmıyor”. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 Bu suçlamayı en son yapacak birileri varsa o da (k.6.m/Fark’o) dur. Onun eski yerinden uzaklaştırıldığı zaman göz yaşlarını silen, onlara en büyük yardımı yapan, (Cem’o/Bab’o) ile (Va..Su.. Anne) idi. Bu nasıl bir anlayış nasıl bir aslını ve geçmişi unutuştur. (Cem’o)

------------------- 

* “özel bilgileri internete koymak) ilmine eyvallah, sohbetine eyvallah, bu tatbikata hayır, istemem.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Kendinin açmadığı halleri kalmamış, özel bilgileri internete konulmuş diye bize saldırıyor, baksana bir kere, sanki halinin özeli kalmış. Madem bu durumdan rahatsız oldun, o zaman bu ikazlardan hisse alda biraz mertlik yapta, evet bunları yaptım , hepsi birer hata idi de de, işleri sonlandır, bütün yaptıklarını inkâr et, kurduğun düzen batıl üzerine devam etsin, dünyalık bütün istismarları yap, o saf insanları zehirlemeye çalış, ondan sonra özel bilgileri internete koyma. Aslında zaten internete konan bir şey yoktur. İnternete koyduğumuz(81-nolu-Ha… va…çı…so…) isimli dosyamızda açık olarak kimse suçlanmamıştır, sadece gizli belirsiz kısaltılmış isimlerle rumuz olarak kişilerden bahsedilmiştir, eğer o zamanlar bu ikazları dikkate alıp kendini düzeltmiş olsa idin, şimdi ne ben bu kadar zaman kaybedecektim, nede bu dosya internette kitaplarımızın arasında yerini alacaktı. 

Bu kitabı ilk yazmaya başladığım zamanki niyetim, kitabın başındaki. Birinci ön sözde belirtilmektedir. O rada ki gayem bir başka kişilerin üzerinden bu hikâyeyi mutlu sonla bitirmek idi, ancak bu kişi ikazları dinlemek yerine peki peki deyip, isyanlarını daha da arttırmış olduğundan bu dosyanın oluşumuna sebeb olmuştur, dosya bu yüzden tabi ki başkalarına da örnek olması bakımından “Ben Hakk ehliyim” diyenhere, önüne gelene itibar edilmemesini tavsiye etmek, ve bu tuzağa başkalarının da düşmemesi için yardımcı olmak için bilhassa okunması lâzım gelen bir çalışmadır. (Cem’o)

-------------------

 NOT= gerçek ma’nâ da Hakk ehli olanlardan özür dileriz, bu tür hadiselerin kendilerine de zararları olduğu açıktır. Mevlâm olmayan vasıflarla edilen iftiralardan her kesi korusun. (Cem’o)

------------------- 

* “Ben her zaman (Va..Su.. Anne) tarafından uzaklaştım.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu nasıl bir anlayış nasıl bir suçlamadır. Baksana beyimizin marifetlerine, gerçekten iyiki içindeki fıskını Yukarıda tasdiklediği, (fasık oldum) halini böylece açığa çıkarmış. Bu haliyle içimizde yaşar dururmuşta, büyük bir ustalıkla şimdiye kadar saklayabilmiş, bizde saf saf bu (k.6.m/Fark’o) bizim temsilcimiz diye güvenip dururmuşuz. Bizi nasıl bir ayrı gayrı görüpte (Va..Su.. Anne) tarafından uzaklaştım. Bu ne demek anlamak mümkün değil, anlaşılan bizim evimizi, kendi evi ile karıştırmış. Çünkü bu ayrılık iki başlılık hallerinde kendi evinde olduğu hadiseleri yaşayanlar tarafından, yukarıda da belirtildiği gibi, açık olarak ifade edilmiştir. Onun bir yanlışı var, “Aslında doğrusu var,” “çünkü kendi evini tarif etmiş.” Şaşılacak bir şey yoktur. (Cem’o)

------------------- 

(Cem’o/Bab’o) tarafına geçtim. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki, (kus…. an Adam) şimdi (Cem’o/Bab’o) oldu, ve taraf oldu, ve (Cem’o/Bab’o) sunun safına geçti kime karşı, (52) senelik eşi (Va..Su.. Anne) ye karşı. Sağ olsun çok hürmetkârmış. Böylece bizimde koltuklarımız kabardı, o günlerde pek farkına varmamıştım, ayaklarım hep yerden kesilirdi, sanki kendimi havalarda hissederdim, şimdi anlıyorum keramet kimde imiş. Meğer epey kuvvetli destekçimiz varmışta bizim haberimiz yokmuş, zatı muhteremin gayreti ile havalarda uçmaya başlamışız. 

Baksana sen ne hörmet ne destek. Ancak burada bir yanlışlık olsa gerek, çünkü bu anlatışları kendi evinde yaşananlara hiç yabancı gelmiyor. Yukarıda kimin birbirine karşı kumpas kurduğu ve evlerinde nasıl bir makam kapma yarışı olduğu mesnetleri ile ifade edilmişti. Bu suçlayıcı ve tefrika içeren tabirleri orada bulunan, o bayanlara, karşısında kendini müdafaa edecek kimse olmadığından, bizi suçladığı “yargısız infazı” kendi yapmış olmuyormu acaba, bunları anlatmak (Va..Su.. Anne) yi küçük düşürmek içinmi idi. İstediği kadar çırpınsın dursun hayatta olduğumuz müddetçe göreceğimiz epeyce ibretlik halleri olacaktır. Yukarıdan beri kendisi tarafından açık olarak belirtilen ifadelerlemi! (Cem’o/Bab’o) nun tarafına geçtim. “geçmiş” (k.6.m/Fark’o) lütfetmiş. Doğrusu bu kadar tutarsızlık, ve şaşkınlık, kolay kolay görülecek bir husus değildir. Bu kadar şaşkın ve çaresiz ifadeler karşısında Pes doğrusu. Nasıl tam bir ikiyüzlülüktür. (Cem’o)

------------------- 

* X…. bey kızı vardı. Umreye gitmişlerdi. (Va..Su.. Anne) ayağını kesti onun. (Cem’o/Bab’o) nun yanında olup sohbeti dinlediği için. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Mübarek, bir şey söyleyeceksen bari biraz inandırıcı olsun, Bahsettiğin aile ile tanıştığımız zaman. Bahsettiğin o kızımız (8/10) yaşlarında idi bizim dizimizin yanından ayrılmazlar idi, seneler böyle geçti, bizim gene Umreye gitme programımız oldu. Bahsi geçen kızımızda gelmek istiyordu ancak yaşı küçük olduğundan mutlaka yanın da, soy ismi tutan birisi gerekiyordu, kızımızın Umreye yetecek kadar kendi parasının da olduğunu söylemişti. (Va..Su.. Anne) ve ben babasına mümkün ise sende kızınla gel, belki ileriye doğru daha sonra imkânları olmazsa, bari şimdiden bu vesile ile umreye gitmiş olsun dedik ve Babası X…… bey de kabul etti ailece birlikte umremizi yaptık. 

Bahsi geçen kızımız bizim torunumuz yerindedir. Böyle bir yakıştırma için doğrudan doğruya, her iki tarafada iftira hükmündedir. Onlar ailece bizim çok sevdiğimiz kimseler idi. Bahsettiği torunlarımızla gece (2) lere kadar senelerce sohbetler ederdik, böyle bir durum olsa bunlar devam edebilirmiydi. Bu bahsetmeye çalışılan seviyesiz yakıştırma da bulunan zamanlar da, çok eski günlere ait idi, eğer böyle bir husus olsa idi Umreden sonra gene senelerce dostluğumuz devam edermi idi? Ancak son senelerde başlarından birçok sıkıntılar hastalıklar geçti, hayat onları oldukça yordu, bu sebeb ile kısa bir süre evvel tasavvuftan biraz uzaklaştılar, aramızda herhangi bir dargınlık yoktur. 

En azından insaf, gerçekten insaf, eğer kaldı ise tabii. Bu yalan düzmeleri kendi aklınca uydurup bizleri çevrende kalanlara karşı, küçük düşürüp yanın da kalacaklarınımı zannediyorsun sanki, hiç hayale kapılma. Ama kalan kalır ayrı mesele. (Cem’o) 

------------------- 

 (Va..Su.. Anne) ölsün ben sohbeti keserim diyor. Senin mi ki sen sohbeti kesicen. Ben sohbeti kesemiyorum. Sohbet devam ediyor.” “söylemeyin ona diyerek sen gizli tutmuşsun.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Va..Su.. Anne) ölsün ben sohbeti keserim diyor. 

-------------------

Bu cümleyi anlayan varsa ne olur bana da anlatsın. Acaba bu söz benim ağzımdanmı söylenmiş,? Galiba bu arkadaşta biraz falcılıkta var, Yukarıda bahsedilen ailece, cincilerle ve medyumlarla oğraşıldığı kendi ağızlarından belirtilmiş idi, demekki, iyi saatte olanlardan bir haber almış olsa gerek. (Cem’o) 

------------------- 

* “Va..Su.. Anne) geldi ben bu grubu istiyorum dedi.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bir insan dengeyi kaçırmaya görsün, bu kadar şaşkınlık olurmu ki, eğer biz bu gurubu istese idik daha baştan her şeye müdahele ederdik, bu gurupla yaklaşık (9) senenin son iki senesinde üç defa sohbette bulunduk. Bu guruba sahib olmak ne demektir, o gurup aslında zâten bizim gurubumuzdur. Aslında bizim namımıza toplanan guruba, o sahip olmuş, onları bizden koparmış irtibatlarını kesmiş, şimdi bize iftira ediyor, biz bu gurubu istiyormuşuz, nasıl tersine dönmüş bir anlatış. Tabi şimdi işler biraz karıştı baktıki elinde artık aldatacağı ve yalanlarını dinleyecek gurup diye bir şey kalmadı, garibin şahlanması tabi ki bundan. Bizim yapmak istediğimiz şey, o her yönü ile aldatılan, bize güvenerek bir yerlere gitmeye çalışan, o saf temiz kimseleri yolda bırakmamaktır. 

Kendilerine üç seçenek tanındı isterlerse oldukları gibi kalırlar, isterlerse başka bir yol arar bulurlar, isterlerse gelirler yeniden bizimle yollarına devam ederler. Kendileri bilir. Bunun neresi guruba sahip olmaktır. Herkes serbest, nasıl bir hayal peşindedir. Anlamak mümkün değildir. (Cem’o)

------------------- 

* S..X….. hn bir grup. Resimler çekilirken S..X… hn. etrafında duruyorlar. Anne demelerine (Va..Su.. Anne) bozuluyor. Bağırıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Herkesin çok açık olarak bildiği bu hadiseyi, daha o zamandan iyi takib etseymişin, bu gün bu durumlara düşmezdin. (S..X…..) değin o kişiylede bunların hiçbir ilgisi yoktur. Bari o kişi için yazılan dosyayı bir okusaydın, isimlerin kimler olduğunu daha iyi anlardın ve yazılanlardan ibret alırdın. O kişinin dosyasının ismi (17-ke…../ka…. Yı….) idi bu dosyanın ismi ise (73-Cel…-Cem…-Cel..) olarak zahiri ismi oldu, hayali ismi ise, gerçeği olmadığı halde ( hayal’î kamer’in, hayal vâdisi) dir. Daha fazla izaha zâten değmez. (Cem’o)

------------------- 

* “S..X…. hn. neden uzaklaştı? İnternette yayınlananlar yalan.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Gene sen evvelâ bu hadisenin üzerinde döndüğü kişiyi iyi bil de ondan sonra suçlama ataklarına geç. Bahsettiğin kişinin bu işle hiçbir ilgisi yoktur. Bahsi geçen hadisedeki kişi tamamen başkasıdır. İnternette yayınlananlar yalanmış. Madem öyle ise bahsi geçen kişiyide nasıl oldu ise şimdi çok sevmeye başlamış gözüküyor, seneler önce yaşanan o hadise şimdimi aklına geldi. 

Madem yalandı niye o zaman bunlar yalan diye bahsetmedin, şimdimi ona arka çıkma savaşı vermeye başladın, o zamanlar aklın nerde idi, yalan her zaman yalandır. Bunun sebebi şimdi senin yalanların ortaya çıkmaya başladıda, feryad ve yalan suçlamaların feryadların göğe çıkmıyor, zemine saplanıyor. Bahsi geçen hanım uzaklaşmadı, aynen senin gibi o da, etrafını nefsi istikametinde kullanmaya başladığından uzaklaştırıldı. Ancak aranızdaki fark o uzaklaştırıldı ve edebinle sustu. Sen ise bize karşı savaş açtın kendin bilirsin. Aslında bu yönden aranızda bir fark yok, korumak istediğinin sebebi bellidir. (Cem’o) 

------------------------ 

* F..X….hn. la konuşuldu. “olaylar böyle değildi.” Dedi. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Sen o muhterem hanımın ismini bile ağzına alma, çünkü o nu da kirletirsin, nitekim onun ağzından yalan aktararakta kirletmeye çalışıyorsun, bari buna tevbe et. Çünkü o muhterem bayan bizim İ…X…… ilk gelmemize sebeb olan kimsedir, ve bu hadiselerin en büyük şahididir. Bir şey uydurmaya çalışırken bari biraz olsun aslına yakın uydurmaya çalış. Oradaki seni dinleyen iyi niyetli insanlar bunlara kanabilir. Bütün bunlara vakıf olan kimselere bunları anlat da, nefesleri kesilinceye kadar sana gülsünler, iyi olur sana da curcuna olur. Sende alkışlarsın. Sanki bütün bunları seninle konuşmuş gibi birde, “olaylar böyle değildi.” Dedi. Diye kendi ağzından böyle demiş gibi konuşması, o hanıma karşı yaptığın en büyük iftiradır. Rabbım affetsin. (Cem’o) 

-------------------

* “Şimdi ortada başka kimse kalmadı.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Baksana bir kere ortada kimse kalmamış. Madem ki ortada kimse kalmamış, o zaman bu kadar feryadın nedendir. Ayrıca kalsa kalmasa sana ne, bu sözünle hem kendininde gittiğini söylüyorsun, sonrada ben varım gitmeyeceğim diyorsun, bunların hangisi doğru. Edebinle yolunda yürüyenlerin hepsi yerlerinde uzun senelerden beri duruyorlar, sende ahde vefa edeydinde yerinde edebinle dursaydın, Bu durumlara ne kendini nede (Cem’o/Bab’o) yu düşürmeseydin, zoruna mı gitti, seni neden ilgilendirsin. boşuna geçmiş senelerin üzüntüsü ile kendini baş başa bırakmasaydın. (Cem’o)

-------------------

* “Her tarafı fethetmiş yayılıcı siyaset her tarafı fethetmiş geriye bu grup kaldı.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şuraya bakın ne güzel bir nefsi emmâre mantığı. Her tarafı fethetmiş, ben neyi fethedeyim ki, gönlünde muhabbeti olan gelmiş, edebinle gelene, bizimde vaktimiz ve imkânlarımız uygun ise, dur denmez. Unutmuşsundur belki geldiğin zamanı, hatırlamak istersen dosyanın baş taraflarını, birinden alır okursun, çünkü muhatab alıp bu dosyayı sana göndermiyorum, çünkü zaten hiçbir şekilde görüşmek istemediğimi bildirmiştim, ama genede daha yukarıdaki, gönderdiğin mailine cevap yazdım daha sonra da arkamdan iki küçük dosyayı aldığın zaman. Yukarıdan beri cevaplamaya çalıştığım iftiralarınla ver yansın ettin, işte bunlarda onların cevaplarıdır. Bir kimsenin gıyabında yapılanlara yargısız infaz derler diye, bana o suçu atan kişinin yargısız yaptığı suçlamalara bakın. Nasıl özü sözü bir kimse değilmi.? Mübarek. (Cem’o)

------------------- 

* “Bu grup da güzel grup. Kibar nazik hemen toplanıyor. Hediyelerini veriyorlar,” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu bölücü tahkir edici ifadelere bakın, sanki diğer gurupların bu vasıfları yok. Galiba onlar kendisinin tanımı ile, nazik ve kibar insanlar değil herhalde, kendinin bu anlayıştaki düşüncesini bilseydik te bizde öyle değerlendirseydik iyi olurdu. Ancak bu gurubun diğerlerinden farkı, Hediyelerini veriyorlar, olmalarıdır, bunlar elden giderse kişi hediyelerden olacak, o zaman iş biraz zora girecek, işte esas sıkıntı burada. Başka ne diyeyim. (Cem’o)

------------------- 

* “etrafında dönüyorlar. Bu grubun hakimi ben olucam.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu suçlamalar ne demektir, bu ifadelerin ne olduğunu anlayan varsa ne olur bana da bir anlatsın. Tevhid ehlinde böyle bir sahiplenme olurmu bu nasıl bir sıradan düşünce. Bu düşünce aynen kendinde olduğundan feryatlar ondan, bizim gurup kurma şu sayı bu sayı ile işimiz yokki, şu veya bu vasıta ile bize ulaşmış kardeşlerimize sadece yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bizim sayı ile işimiz yok ki, bunu şimdiye kadar anlamamışsa kendi bilir. Şimdiden sonrada zaten böyle bir sorunu olmayacaktır. Eğer her taleb edeni şimdiye kadar alsa idik, şimdi bulunduğumuz durumun en az üç katı olurduk. Tevhid eğitimini üzerimize aldığımız kimseleri bir yerlere getirmemiz lâzımdır ki, o kişilere hizmet edip yardımcı olmaya çalışalım. Bu eğitimler kolay olacak işler değildir. Ve öyle kolay işlerde değildir hayatını bu yola hiçbir karşılık beklemeden bu yola baş koymaktır. Bu arkadaş herhalde bunları daha anlayamamış demektir. (Cem’o)

------------------- 

* “İlmine bir şey demiyorum. İlim onun değil. Fusus’ul Hikemden Mevlanadan şurdan buradan alınmış çok güzel toparlanmış, alınmış. İyi ama onu tatbikat etmezsen.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

“İlmine bir şey demiyorum.”

-------------------

 Hayret doğrusu ne büyük iltifat. Göklere çıktım. (Cem’o)

------------------- 

“İlim onun değil.” 

-------------------

Gene hayret doğrusu, yukarıda verdiğini hemen arkasından gelen cümle ile aldı. O zaman bir karar ver kardeşim, varsa bu ilim kimin? İyice açıklada kendi kendini hiç olmazsa yalancı çıkarma. Hangi taraftan bakılsa diğer taraf yalanlanmış oluyor. Ayrıca bunlar seni ne ilgilendirir, birilerinin ilmi varmış veya yok imiş sana ne, sana mı düştü bahsettiğin yeri yargılamak, madem orada böyle bir ilim yok idi, o halde (15) sene bu ilimsiz kimsenin peşinde neye dolaştın, diye bu sözleri söyleyene sormazlarmı? Nasıl bir çelişki içinde olduğunu halen daha anlamadınmı.? (Cem’o)

------------------- 

“Fusus’ul Hikemden Mevlanadan şurdan buradan alınmış çok güzel toparlanmış, alınmış.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki ifadelere bakın “Fusus’ul Hikem ve Mevlana” nın yanına “şurdan buradan alınmış” bilgileri koyabilen bir kimsenin ilim anlayışı nasıldır. Demekki ona göre tevhid ilmi şurdan buradan alınan ilimlerle karıştırılmış değeri düşük bir ilimdir, veya bahsettiği kişi öyledir. Olabilir iyi de onu ne ilgilendirir ki. Bahsettiği kişi hakkında onun ilmini tetkik ekmek için bazı makamlar ona görevmi vermişlerdirki, ordan buradan toplanmış, diye rapor verebilsin pes doğrusu. Ne demek istediği aslında açık. Bahsettiği kişiyi attığı iftiralar ile, gayesi küçük düşürmek. Sana ne kardeşim onun ilminden, diye sormazlarmı insana. (Cem’o) 

------------------- 

“çok güzel toparlanmış, alınmış.” 

------------------- 

 Sana ne kardeşim isyan bayrağını çektiğin kişinin ilmi veya ilimsizliği seni ne ilgilendirir. Ayrıca bu kişi ile bukadar ilgilenmenin sebebi ne, yolunu mu kesti? Tavuğuna “kış” mı dedi. Yoksa işin içinde başka bir kurt yeniğimi var. Bunlarla istersen gene avun dur, sen bilirsin ancak gerçekten. “er ve mert” ol, belki böylece bundan sonra geç bile olsa biraz olsun istiğfar et de belki biraz kalbin yumuşama yoluna girer. (Cem’o)

----------------------------- 

* “banko oynadığım kişiler gitti.” (k.6.m/Fark’o)

----------------------------- 

Bu telâş ve feryatların sebebi galiba şimdi anlaşılıyor. Bundan sonrasını siz kendi içinizde tefekkür edin. Telâşa bakın, “Banko oynadığı” Sanki Bu insanlar onun oyun aleti imiş, ve istediği gibi oynarmış. Onun tabiriyle banko oynadıkları giderse, diğerleri nasıl olsa gider durumuna gelmiş, telâş bu sebebten. 

Ancak ben meseleye biraz daha başka yönden bakacağım. Aslında o banko oynadığını söylediği kişi, kendisi hakkın da banko oynamış idi. Ama zaman içinde söylenenlerle yapılanların, hiçbir şekilde uymadığını gördüğü zamanki hayal kırıklığını yaşayan, o ve diğer hakikati görenler nereye banko oynadıklarını görüp o yüzden yaklaşık (7/8) senelik bir iflâsa sürüklendiklerini gördüler. Bundan sonra tekrar bu oyuna düşerlermi? (Cem’o)

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*****************************

İyi ama onu tatbikat etmezsen. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Görüldüğü gibi bu arkadaş yukarıdan beri suçladığı kişi aynasında, hep kendini görüyor. Yaptığı tatbikatlar yukarılarda sayfalarca anlatıldı, demekki o tatbikatlar yapılmazsa kişi ehli kâl olamıyor. Ehli kâl olmakta zaten başarılı kişidir, o kişi bu tabikatlarına devam etsin dursun bundan sonra dinleyecek varsa eğer. (Cem’o)

-------------------

* “azletmek, kesmek için bunlar bahane” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bahane neymiş anlamadım yukarıdan beri yazılan ve onun marifetlerini anlatan (220) diğerleri ile yaklaşık (500) küsur sayfa dolusu anlatılanların hepsi bahane ise benim bir şey diyeceğim yok. Aynaya baksın baskında da, ben kimim ben neler yapıyorum, desin eğer biraz idrak ve vicdanı kaldı ise tabî: (Cem’o)

------------------- 

* “kurban, cuma erkek işidir diyo. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yoksa sen yeni şeriatmı getirdin de, bizim bundan haberimiz yok, evde evin erkeği varken kadın başına insanları istanbulun bir ucundan bir ucuna ve bayramın üç üncü günü kurban kesmeye gitmeye zorlamak kimin şeriati kimin kanunudur. Böyle zorlama kurban olurmu. Küçük baş hayvanlar bir kaç kişi ile kesilince kurban olmaz, sadece senenin her hangi bir gününde kesilmiş et olur, yenmesinde mahsur yoktur. O kimseleri hiç olmazsa kurban oluyor diye, temiz gönüllerini aldatma. Kendilerine kurban vacib olmayan kimselerin, kurban vaadı ile katmaya çalıştığın o paraları belki daha öncelikli bir ihtiyacına harcaması lâzım gelebilecek idi. Sen kişilerin bütçelerine ne karışıyorsun bırak kişiler kendi kararlarını kendileri versinler. Hiçbir şey bilmiyorsan bari biraz ilmihal okuda bunların erkek işimi bayan işimi olduğunu öğren, iyi olur. Bütün bunlardan sonra sana güvenipte, tabî kurban ismi ile et kestirecek bulabilirsen. (Cem’o)

------------------------ 

Sen gönülden selam alıp yapmıyorsun.” (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Yukarıdaki cümleyi anlamak mümkün ise, anlayabilen bana da bildirsin. Baksanıza bu muhterem mübarek zata, gönülden selâm alıyormuş, acaba Kendine gelen bu selâm nereden ve ne şekilde gelmiş? daha evvelki sayfalarda iman etmiş olduğu o sözlerin başında (selâm, selâm, selâm,) diye, üç selâm vardı onların bulunduğu sayfalarda açıklamaları yapılmış idi. Bu selâm olsa olsa, yukarıda iman ettiğini soylediği. (k.6.m) den geldiği açıktır, belki daha henüz bunun bile farkında olmayabilir. Bu satırları ve dosyanın tamamını belki tenezzül edip okursa o zaman gerçekten bir selâm geliyorsa nereden geldiğinide kolayca anlamış olacaktır. O zaman bakalım yukarıda belirttiği “bana selâm geliyor sana gelmiyor” diye bahsettiği ve küçük düşürmeye çalıştığı o selâmın kaynağını öğrene bilecekmi? Öğrendiğinde de acaba aklı başına gelecek, ve kime hizmet ettğini anlayabilecakmi.? Hayat kendi hayatı seçimi kendi seçimidir, ama bütün bu hayal ve vehimlerle o temiz insanları zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Allah muhafaza. (Cem’o)

------------------- 

* “benim grubu rahat bırakmayacak. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ne demek acaba korku sinyallerimi? Yoksa kendi rahatsızlığımı? Yoksa gurup dediği babasının malımı, nasıl bir anlayış ve sahiplenme, kimse kimsenin ne malı nede güdeceği/yönlendireceği eşyasıdır. Her kes birey ve bireyde kendinin muhtarıdır. Gurubum dediğin kimseleri galiba sen boyunlarına bir ip geçirmiş istediğn yere götürebileceğin kölelerin zannetmişsin. Aslında uyguladığın oyun da bundan başkası değilmiş. Biraz araştırınca hepsi ortaya çıktı. Eğer gene varsa tekrar boynu na ip geçirtecek kendi tercihidir, (Cem’o Bab’o) ne yapsın kişinin hür iradesi ile seçimine her kez uyar neticesine de gene o kişinin kendi katlanır, veya mükâfatını alır. Yapacak başka bir şeyde yoktur. (Cem’o)

-------------------

* Baskı altına giricez. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Kendinden başka kim kime baskı yapmışki, olanları açıklamanın ismi baskıysa ben bilemedim, bel ki gök yüzünde başka dünyalarda yaşıyor ve oralarda kavramlar başka ise onu bilemiyorum. (Cem’o)

------------------- 

* Allah zikrinde olucaz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

İyi olur demekki şimdiye kadar Allah zikrinde olmadığın anlaşılıyor, ol bakalım nasıl olucan. (Cem’o) 

-------------------

 Kulakları oraya verirseniz dağılır orası. “ (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Burada da ne demek istediğini anlamak mümkün değil, anlaşılan kendinin aklı iyice dağılmışta farkında bile değil. (Cem’o) 

------------------- 

* “demek ki, kardeşler oradan buraya gelmişlerse, demek ki icazet alabilecek durumdayım.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Vayy, savulun dostlar savulun, kendi kendine karar veren kimse geliyor. Demekki bu kişi icazat alabilecekmiş. Bu iddiaya bu işlerle hiç ilgisi olmayan biri bile güler. Elindeki icazatın kıymetini bilmeyen onu senelerce istismar eden ve bütün güvenini kaybeden, kimseden alınan icazatın yerine acaba hangi kuruluş dünyalık bile olsa icazat/ruhsat, verir. Hangi kardeşler nereden nereye gelmişlerki? Hangi başarı ile icazat alabilecek duruma gelmiş. (Cem’o)

-------------------

“demek ki icazet alabilecek durumdayım.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Şu hale bakın vahh vahh yazık olmuş elindeki icazatın alındığını ve tekrar icazat alma umudunda olduğunu nasılda farkında bile olmadan açığa çıkarıyor, halen daha etrafında kalmaya devam edenler, arkasından gittiğiniz kişinin bu zavallı halinden bari ibret alın, bundan sonra onun icazatının ismi kendi sebeb olduğu rezalet olur. Zâten elinden alınan icazatın yerine eline rezalet yaprağı sıkıştırıldı bile, ancak bunun bile farkında değil, son çırpınışlarını oynuyor işi kolay gelsin. Umut garibin gıdası demişler. Ancak bu umut sonu gelmeyecek boş bir umuttur. 

Zannediyorum yukarıda bahsedildi, nasılki bankalar arası finans hareketlerinden bankalar biribirlerini haberdar ederler bu halde her hangi bir bankanın herhangi bir mudisi, ödemelerinde bankaya zorluk çıkarır vaktinde ödemelerini yapmaz ise bu diğer bankalara da haber verilir o mudi ondan sonra hiçbir bankadan kredi alamaz. Zâhir böyle olduğu gibi bâtında bu husus daha da ciddidir. Yani bir yolun haklarını ve görevini yerine getirmeyen birinden icazatı geri alındımı, ona ma’nâ âleminden başka hiçbir koldan icazat verilmez. Ayrıca kendisi yukarıda da belirtildiği gibi, Kadiriyyeden de ihraçlıdır. 

Bu hususta kendisince mâ’lûm olduğundan, başka da bir yola intisabı da olmadığından, bizden de musluklar kapandığından o zaman. Bundan sonra, başını iki eli arasına alıp “demek ki icazet alabilecek durumda değilim,” demesi lâzım gelir iken her halde dil sürçmesi yönünden, “alabilecek durumdayım” diyebilmektedir. Bu husus da böylece aydınlığa çıktıktan sonra, devirdiği sepetleri düzeltmeye devam edelim. (Cem’o)

-------------------

* “yokluk varlık içinde nefes olucan.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Ne demekse anlayan varmı ? Acaba neyin nefesi, Rahmânınmı? İblisinmi? (Cem’o)

------------------- 

* “Ama ben tamamen large olursam olmaz ki. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Tabî olmazkii, zât-ı muhtereme haksızlık olur. Olmaz kii, Olmuş olacağı kadar large zaten geriye ne kalmışki. (Cem’o)

-------------------

* Sistemime niye karışıyorsun? (k.6.m/Fark’o) 

-------------------

Değilmi ya, ne karışıyorsun! bırak istediği gibi, nasıl olsa kendi sistemini kurmuş, nefsinin istediği gibi, zavallı temiz inaçlı kişileride, sanki ilâhi bir varlığı varmış gibi oynatıp duruyor, işler tıkırında, şimdi böyle durup dururken kişinin kurduğu sistemine ne karışıyorsun, olacak işmi! bırak nefis atını koşturdukça koştursun, ne güzel de oynuyor baksana bir kere. Tam ibretlik tablo. 

Lâtife bir tarafa bu cümleye bakarak kendi kendini nasıl ele verdiği ve kendi kendini nasıl yalanladığı açık olarak görülmektedir. “Sistemime niye karışıyorsun”? Şu acayip savunmaya ve kafa tutmaya bakın, nasıl bir benlik ve nasıl bir yoldan çıkış ve kendisine verilen emaneti ifsad edip, yerine kendine ait tamamen nefsine ait bir sistem kurduğunu, böylece zaten daha çoktan, yolundan saptığını bu sözleri ilede açık olarak ilân etmektedir. Bunun üzerine daha ne denirki,? kendini müdafaa ettiğini zannetiği kurduğu cümleler ile nasıl kendinin fıskını/bozguncu-luğunu, yukarıda da bahsettiği gibi açık olarak adeta ilân etmektedir. Diyecek bir şey bulamıyorum. (Cem’o)

------------------- 

* Öbürlerine göz dağı vermek için budur. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Baksana sen nede akıllıynış, bunu hemen sezmiş te bizim haberimiz yokmuş. Bak iyiki hatırlattın, bundan sonra da böyle yapayım, arada bazı kişilere, şöyle hemen bir (220) diğerleri ile yaklaşık (500) küsür sayfalık yazı yazıvereyim, göndereyimde diğerleride korksunlar, ancak korkacak olanlar kim onu anlayamadım, işini güzel yapan neden korksunki, Korkan kişiler, dersini yapmayan ve suçlu olan kişilerdir vakti gelince onlarında gereği yapılır. 

Zâten yapıldığı gibi bunlardan bir örnekte bu dosyaladırdır. Böyle bir dosyanın oluşması için harcadığım zamanda işe yarar iki kitap yazardım. Ancak buda ibretlik bir kitap oldu, ne yapalım böylede bir hayat yaşamak varmış Hakk’tan hayırlısı. Keşke kendide benzeri diğer kitaplardan ve bilhassa kendisinin düzelmesi ve ikazı yönünden yazılan (81-nolu-Ha…. va…. çı… so…. ) nı vaktiyle okunsa ve kendini tekrar dini mübini islâmın gerçek yolları üzere devam etse idi, bugün içine düştüğü vehim fırtına hayal vadisinin çıkmaz sokaklarında, ne yapacağını bilmeyen kimseler gibi kalmaz idi. 

 Daha evvelce onu oradan kaçıncı defa çıkardık. Ama o gene çıkmazlara girdi (Cem’o/Bab’o) ne yapsın, Herkes kendi hayatından sorumlu. İnşeallah aklı başına gelirde, peşine takılan temiz insanları o vehim ve fırtına vadisinin çıkmazlarında tamamen çıkmaz hale getirip, oralarda hep birlikte kalmazlar. Allah kendine değil çevresinde kalmaya çalışanlara yardım etsin. Ne diyeyim. (Cem’o)

-------------------

* Eğitimdir. Bunlara karışılmaz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu mantığa bakın, sanki oraya kendi kendine gelmiş. İşte burada da açık olarak görülüyorki bu kişi zâten daha çoktan yolunu kendisine verilen izin istikametinden tam ters yöne çevirmiş. Her okulun kendine göre bir eğitim sistemi vardır ve o okulun dersanelerinde o sistemin geçerliği vardır bunun dışında hiçbir öğretmen kendi sistemini kuramaz, eğer böyle bir şey yaparsa evvelâ ikaz edilir eğer tekrar ederse işine son verilir, keyfi eğitim olmaz. Bizimde bir eğitimimiz vardır, bunun dışına çıkılmaz çıkılırsa birkaç defa ikaz edilir eğer düzelmezse eline verilen salâhiyet hemen alınır. Ve öylede oldu. 

 Buradaki ifadeside zâten açık olarak, bu isyanını kendi, kendi aleyhine kendi lisanından, haber vermektedir. Kendini akıllı sanan bu kişinin düştüğü hallerden Cenâb-ı Hakk muhafaza buyursun. (Cem’o) 

------------------- 

 * Mahsul nasıl? 40,41 kişi biz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

İbretlik bir tanıtım daha, “mahsul” diye eski çevresinde ki o temiz saf insanlardan bahsediyor. Bu tarifleri onlar düşünsün, kendilerinin kendi mahsulü, ve kendilerini mahsül olarak nasıl kullandığını, ve kendileride kendilerini nasıl kullandırdığını, biraz idrak ederek belki tefekkür ederler. 

Orada kalacak olanlar bunu daha da iyi düşünmeliler. Tabî gene kendileri bilirler. (Cem’o)

------------------- 

* Diğer yerde 40,41 kişidir. Yazılar ortada. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 * Adam olmuş, zikir ne yapayım ben. Neticeye bak sen. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Zaten şeriat mertebesi hiç yok imiş, burada da zikir yeri olan tarikat mertebesini kaldırdığının açık delilidir. (Cem’o) 

------------------- 

* Murad gülmek ise o gülmeyi sağlamışsa hadise bitti. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Ne güzel felsefe değilmi, anlat bir gülünç hikâye de, herkes gülsün eğlensin, bütün gün böyle geçsin, akşam evde çocuklar ekmek yemek beklesin dursun, baba gül diye, gerisi mühim değildir. Ancak son gülen güzel güler demişlerdir. Çünkü o gülmekten evvel çalışmayı ve yorulmayı tercih etmiştir. Kimlerin nasıl güleceği sonun da belli olacaktır, hiç mahzuru yok dileyen dilediği gibi gülsün, isterse kahkaha ile gülsün. Kendi bilir. (Cem’o)

------------------- 

* “nerede suçluyorsa hali odur.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

Halâ daha kendini savunmak için kaşısındakini kendi yaptıklarını görmeden ve gizlemeye çalışarak, nasıl suçladığı açık olarak görülmektedir. 

Şu ifadelere bakın Kendisine (15) sene hizmet vermiş olan bir kimseyi, nasıl nefsine satıyor da isyan bayrağını çektiğini açık olarak ilân ediyor. 

Maşeallah artık epey ilerlemiş gözüküyor, demekki bizim içimizide okuyor, eyvah bu kişi ile galiba iyi geçinmek lâzım, işine karışmamak sistemine dokunmamak lâzım ki, eskiden olduğu gibi vargel devam edip gitsin, bak sen şu işe, kişinin ne marifetleri varmışta farkında bile değilmişiz. “nerede suçluyorsa hali odur.” Büyük kitaplara geçecek bir inci gibi lâf. Ancak galiba farkında değil, kendi halini ne de güzel anlatıyor. 

Evvelâ sen kendi haline bakta onu nasıl düzeltirim, diye düşün dur. Eksiklerini düzeltecek eskisi gibi artık, arkanda hiçbir kimse de yok. Hani derlerye” ne ekersen onu biçersin”. (Cem’o)

------------------- 

* “Kur-an, Allah, Muhammed için buradayım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu mubarek isimleri artık ağzına almada, ma’nâları bozulmasın. Sen bunlar için değil nefsin ve yardımcıları için buradasın, Bu emeline ulaşmak içinde bahsedilen isimleri kullanıyorsun, bunları yapmasan iyi olur, sadece kendine iyilik yapmak istersen, bu kadar ikazın ardından. (15) senedir sana hizmet vermeye çalışan bu ağızdan, hiç olmazsa bir defa olsun biraz öğüt dinlede kendi menfeatin için, kendi gerçek halini görde, daha sonraları gerçek fiilende başına geldiğinde, pişmanlık çekme, ne demişler son pişmanlık fayda vermez. (Cem’o)

------------------- 

* Bedir muharebesinde 313 kişi kalmış.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Konu ile ne ilgisi varsa bu da ifade edilenler arasında idi. (Cem’o) 

------------------- 

Yorumsuz olarak toplantıdaki bazı konuşmalar aktarılmıştır.

(Cem’o/Bab’o) m, Selam, sevgi ve hürmetlerimizle.

Saygılarımızla, 

-------------------

Ve yukarıda özetle bunların yorumları yapılmıştır. Hizmeti geçenlere teşekkür ederim ellerine sağlık. (Cem’o)

------------------------ 

Şimdi önemli olan hususları tekrar gözden geçirip inceleyelim. (Cem’o)

------------------- 

Eyvallah Sultanım !…  

Semı’nâ ve ata’nâ Âmennâ ve ata’nâ Âmennâ ve saddaknâ 

-------------------

Bütün belirttiklerimize “Semı’nâ ve ata’nâ” “duyduk ve itaat ettik”  

“Âmennâ ve ata’nâ” “inandık ve itaat ettik”  

“ Âmennâ ve saddaknâ” “inandık ve tasdik ettik” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Bize karşı olan içini bilmediğimiz bağlılığını, bu ifdeler ile yukarıda bulunan dosyada, kendi yazı ve ifadesi ile belirtmiş yapılanların adeta özrünü dilemiş olmakta idi. Ancak işin aslının hiçte öyle olmadığı biraz incelendiğinde hem bu dosyada ve hemde daha sonra gelişen hadiselerde, tam tersinin uygulandığı açık olarak görülmüştür. (Cem’o)

-------------------

“duyduk ve itaat ettik” yerine,  (Duymadık ve itaat etmedik)

“inandık ve itaat ettik”   yerine,   (inanmadık ve itaat etmedik) 

“inandık ve tasdik ettik” yerine, ne yazıkki,   (inanmadık ve tasdik etmedik) hükümlerine dönüşmüşlerdir. (Cem’o) (73-C.C.C. Sayfa-69)

-------------------

Âmennâ ve saddaknâ Ancak bu nefsin hevasına tabiyet anlamına gelirse, O zaman (Tagut)’a – (Firavun)’a tabi olmaz mıyız ?....  (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-96) 

------------------- 

 NOT= Ne kadar açık yukarıdaki ifadelerle kendinin (Münafık oldum) sözleri ile ne kadar (münafık) iki yüzlü olduğunu kendi, kendi lisanı ile kesin belirtiyor değilmi? Bu kişiye acımaktan başka ne denir ki? Güya kendini yüceltiyor zannı ile nasıl kendini gülünç ve yalancı hükmüne düşürüyor başkasının bir şey demesine hiç gerek yok. (Cem’o)

-------------------

 Eşine verdiği cevaplardan.

------------------- 

Tevhid üzere yürünen bu yolda lütfedilen, izin verilen manevi vazifede manevi zata karşı durma ve/veya rakib olma çabası gösterileceğine “tabi olun, izinden gidin” ayeti gereği O’nun yanımda yer alması gerekmez mi ?... (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-84) 

-------------------

Bu ifadeyi buyurun siz düşünün.? (Cem’o)

------------------- 

 Derviş olmakta zorluk çekilmesinde sığınılacak yer yine Mürşid Makamı dır. Mürşide olan teslimiyettir. Bunun aksine Mürşid makamı ile çekişmek değildir. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-104)

------------------- 

Bir çöplükte iki horoz olur mu?.... 

(k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-97)

-------------------

Bir soru akla geliyor. “Allah’ın makbul tuttuğu Nefsin nefse olan tabiyeti midir, nefsin aklı küle olan tabiyeti midir?...” (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-97)

-------------------

Efendim, Allah tarafından büyük bir bağış ve ikram olmak üzere verilen vekil halifelik vazifesini yine Allah’ın ikram ve izniyle bizleri bir araya getirdiği bir grup içinde onun lutfu ile yürütürken. (k.6.m/Fark’o)

(73-C.C.C. Sayfa-97)

------------------- 

 Bu arada dikkat edilecek husus, Firavunluk’tan, Muhammedi Allah kulluğuna yol alırken, Allah kulluğu bahanesiyle, Firavunluk inadında kalma gafletinde olmamaktır. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-97)

------------------- 

Esas problem olan hayal ettikleri aralarındaki ilişki ise böyle bir ilişki olmadığını kendisine rab etmiş olduğu büyücüden öğreniyor. Ne hikmetse, x.x… Hanımın (x4.x5.x011) tarihli gönderdiği e-mailde “şeyhimin yüzü suyu hürmetine Allahım kabul etmiş olsun” ifadesi ile, bizdeki tatbikatın makam olarak Şeyh-i Muhammed olduğunu kabul ve ikrar ediyor. Bu durumda bizden çıkan söz, o makama aittir. (k.6.m/Fark’o) Yani ŞEYHİ söylüyor, kabul etmiyor ama ilk defa gittiği büyücü söyleyince kabul ediyor. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-101) 

------------------- 

(Cem’o/Bab’o) ya Cevap (x4.x9.x011)

E..3… kardeşimiz size karşı (haşâ) bir saygısızlık içinde olmamam yönünde gönderdiğiniz (x9.x7.x011) tarihli e-maildeki yazınıza cevap vermem için hatırlatmada bulundu. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa -112)

------------------- 

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. 

Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-115)

------------------- 

Duası, “Ya Rabbi razı olduğun arzun ile bizleri arzulandır da rızandan hissemend olalım, Amin. ” olan hangi Derviş Piriyet makamının arzusu dışına çıkabilir. (Haşâ) böyle bir şey akla bile gelse, O kişi derhal (Euzü besmele) ile istiaze edip, Rabbına istiane eder. Manevi edebe istinaden, Piriyet makamının talebi, talebimizdir. Talebi, başımızın üstüne ve başımızın üstündedir. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-113)

-------------------

Elhamdülillah, “Anam babam kurban olsun” diyen zatların yolundayız. 

Gönül Sultanımıza “Can” kurbandır. (k.6.m/Fark’o) 

(73-C.C.C. Sayfa-113)

-------------------

Bugüne kadar, bu yolda (benliğimize tevbe) bundan hiç şüphe duymadık. İnşaallah şüphe de duymayız. Kesinlikle aksi düşünülemez. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-113)

-------------------

Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz. İnşaallah... (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-159)

-------------------

Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah... (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. Sayfa-159) 

------------------- 

Başka türlü anlaşılmış olmasında kusur benimdir, affınıza sığınırım Sultanım. 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C. sayfa-166) 

------------------- 

 Not= görüldüğü gibi bu kişinin, nasıl bir çift karakterli kendi münafıklığına iman ettiği, imanlı münafık biri olduğu, “MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,” diyebildiği, kendi lisanından açık olarak görülmektedir. İşine geldiği yerde, bir evvelki fikrinin tamamen zıddını, sanki tam inanmış gibi hamd ile de kuvvetlendirerek savunabiliyor. Nasıl bir şaşkınlıktır anlamak mümkün değildir. (Cem’o)

------------------- 

 NOT= İlgisi dolayısı ile (73-C…C…C) Dosya, Kitabının (sayfa 69-72) den aktarmadır. Dileyen vakit bulunca tamamını okuyabilir. Orada da bunların benzerleri daha nelerin olduğunu görebilir. Bunlar çok küçük bir bölümüdür. (Cem’o)

------------------- 

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) kendisine verilmeyen bu vasıfların çok sık kullanıldığı tesbit edildiğinden Vasıflarının kaldırılması kesin ve kişinin de bu kabulü da kesin olduğu halde. Sadece yukarıdaki dosya metinde, kendinden bahsederken, kendini ifade ettiği vasıf (31) yerde (efendi) olarak geçmektedir. 

(73-C.C.C.Sayfa-69) Onlardan bir tanesi de aşağıdaki bu ifadelerdir. (Cem’o)

------------------- 

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. O’na karşı cephe almak, O’na isyan hareketinde bulunup, asi olmaktır. Allah’ın kabul ettiğini kabul etmek, Ademiyet nizamı olduğuna göre mürşidin kabul ettiği neden red edilmek isteniyor ? İsim olarak geçmiş olan kişinin dışında bütün kardeşlerden bu tür konuşmalar olmaktadır. Hepsine aynı şekilde muamele edilir. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa-70)

------------- 

Ayrıca burada kendisine kullanılması bile yasak edilmiş olan, aslında zâten bu vasıfların kendisine hiçbir zaman verilmemiş, sadece (Rehber halife) izni verilmiş olan kimse, bunlar kendisine daha o zaman bildirildiği halde, hiçbir zaman hakkı ve vasfı olmayan bu sıfatları açık olarak kullanması onları gasp ve çalması demektir. Bunları bağlı olduğu yerden, maneviyyat hırsızı olarak çalmış, ve asli ve kendi malı olarak bu insanları, bizim namımıza ikaz edildiği halde, kendini (mürşid) ve (efendi) olarak tanıtarak, ma’nevi baskı sebebi yaptığı, bu makamları tamamen nefsine pay çıkararak, çok haşin bir şekilde ve nefsin emretme zevki ile, kullandığı ne yazık ki tatbikatlarından, ve gerçek dışı konuşmalarından şahitleri ile birlikte açık olarak görülmüştür. (Cem’o)

------------------- 

Yukarıda da bulunan bu sözlerin sahibinin ne kadar büyük bir delâlet ve isyan içinde olduğu, kendi dilinden görülmektedir. (Cem’o)

------------------- 

 -------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa-70) 

-------------------

Kendisine hiçbir zaman (Mürşit) lik ve (Efendi) lik vasfı verilmemiş bir kimse, bunu kendine yakıştırmış her halde, nasıl bir anlayış ise, bu da yetmiyormuş gibi, Allah (c.c.) hakkında da ahkâm üretmektedir. (Cem’o)

-------------------

“Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır.) (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa-70)

-------------------

Bu ifadeleri ile kendinin nasıl bir yerde olduğunu şuur altına yerleştirip anlatmak istemiştir. Zaten hep yaptığı da oydu. 

Kurduğu cümlelerdeki ifadeler, ne kadar bireyselleştirilmiş değerlerdir, bunları böyle, aklına ve işine geldiği şekilde yazmak, veya söylemek çok büyük ma’ne vi ve ilâhi edep dışı tariflerdir. Daha henüz kendisi, gerçek halife bile değilken, kendini zamanın yegâne mürşidi, diye tarif etmeye kalkması nasıl şuursuzca bir cür’ettir. 

Efendi diye yerine koymaya kalktığı makam (gavsiyyet makamıdır) O makamda olan kimse ise, bunu açıktan her önüne gelen yerde söylemez, bunlar ilâh-i sırlardır, sır ise ancak ehline verilir, çünkü emanettir bunları sahibi olsa bile, gereksiz yere böyle adeta mahalle kavgası eder gibi, bir hadisede ortaya, ma’nevi baskı sebebi ile konulması Hakk’a karşı yapılmış, affı mümkün olmayan edep dışı hareketlerdir. 

Onu da geçelim, bu kişi mürşit değildirki. Kendi beşeri düşünceleri için haşa Allah (c.c.) lühü suçlanmış olsun. Sen kim Allah (c.c.) kim? Âdemsen edebini bil, anlaşılan odurki, aşağıdaki ifadelerden anlaşıldığına göre, galiba onu da kaybetmişsin, hiç olmazsa Âdemliğini bilde, iblis gibi konuşmasını değilde, Âdem deden gibi, susmasını bil. Ve bunlardan geçekten, bir tevbe-i nasuh ile tevbe et de, belki mevlâm bu kadar gasp ettiğin, ma’neviyyat isimlerini ve bu yolla kullandığın, ve her türlü istismarı yaptığın o kimselerden de, bu dünyadan gitmeden bir helâllik dile, onları her türlü nefsi ihtirasın yüzünden kullandığından dolayı, belki affederler. Ancak onu da aslında kaybetmiş durumdadır da farkında bile değildir. (Cem’o)

-------------------

Allah tarafından seçilmiş manevi zat hakkında böyle düşünmek Allah’ın seçimine karışmak ve tenkid etmek değil midir? (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa-71)

------------------- 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat. (k.6.m/Fark’o) 

(73-C.C.C.Sayfa-71)

------------------- 

Şu anda dünyada böyle yaşayan bir kimse olduğunu bilmiyorum, belki başka gezegenlerde vardır, ancak o da bizlere ölçü olamaz. T.B.

Allah tarafından seçilen ma’nevi zat, ancak peygamber olur. Allah tarafından seçilen, ma’ne vi zatta, kendisinden sonra böyle bir seçim olmayacağını açık olarak bildirmiştir. (Cem’o)

 O halde bu nasıl bir iştir hükümdür. 

-------------- 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat. (k.6.m/Fark’o) 

(73-C.C.C.Sayfa-71)

-------------- 

Kimdir nerededir. Bu dünyada acaba bizimde bilmediğimiz cahili olduğumuz, gizli sırlarmı vardır.! Lütfedilip açıklansa da bari herkes bu bilgiden (o nun tabiri ile) “hissemend” olsa.

Böyle bir konu yok ki Allah-ın seçimi tenkid edilmiş olsun, bu hıusus tamamen hayali bir tasavvurdan başka bir şey değildir, eğer bu yazıları yazan kişi bu ifadeleri kendini mahal hedef olarak göstermeye çalışıyorsa, bu hayal sapkınlığından başka bir şey değildir. (Cem’o)

------------------- 

Başka bir sahneye misal olarak kendisi tarafından verilen, yukarıdaki bayatlamış “tımarhane” hikâyesi, tam burada kendine uygun bir hikâyedir. 

Tekrar olacak ama birde bu anlayış ile o hikâyeye bakmak yerinde olacaktır. O hikâyeyi içerdekiler için anlatırlar, ama galiba benzerleri dışarılarda da dolaşıyorlar imiş. (Cem’o)

------------------- 

Bir hikaye vardır: 

Birgün bir akıl hastanesinde kalabalık hasta grubunun toplandığını gören doktorlar merakla kalabalığa yaklaşmışlar. Hastalardan biri hararetle etrafındakilere “Peygamberliğini” tebliğ ediyormuş. 

Doktorlar, az ötede bir hastanın tek başına oturduğunu görmüşler. Bu hastanın bunlara katılmadığına göre artık düzeldiğini düşünerek sevinçle yanına gitmişler ve sormuşlar. “Sen niye onların yanında değilsin, bak arkadaşın Peygamberliğini ilan ediyor?” Adam hiç istifini bozmadan “Konuşsun, konuşsun, ben öyle birini henüz göndermedim.” Demiş. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

Bu hikâyenin son satırı aşağıdaki gibidir. 

“Ben Allah olalı öyle bir peygamber göndermedim” demiştir. Şekliyledir. 

Yorum sizlerin olsun. (Cem’o)

-------------------

3. Efendi’nin “Hak Evliyası” olduğunu daima ikrar etmiştir. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa72)

------------------- 

Evet yukarıdaki vasıflarda, bir eksiklik olmuş. Kişinin kendinden menkul birde evliyalığı varmışta, haberimiz bile yokmuş. Demek evvelce ikrar ediliyormuş, ama şimdi inkâr ediliyormuş vah, vah hemen o kişiye gidip, “Hakk evliyası” nı neden inkâr ettiğinin hesabını sormalı. 

Bu nasıl bir benlik, nasıl bir fütursuzca küstahlık, ve ma’nevi sahiplenme ve nasıl bir iddiadır! bu şekilde de etrafına ma’nevi baskı yapmakta, bunun vebali nasıl karşılanır, hayalden ve vehimden allah (c.c.) Muhafaza eylesin. Amin. (Cem’o) (73-C.C.C.Sayfa72)

-------------------

Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. 

Sohbetlerde bunlar hep tekrar, tekrar anlatılmıştır. (k.6.m/Fark’o) (73-C.C.C.Sayfa72)

------------------- 

Yukarıdaki sözlerle hakaret ederek muhatap aldığı ve Suçladığı kişiden, (G. Hn.) yüz bin defa özür dilemesi lâzımdır. Çünkü o kimsede “kendisini şahsen tanımıyorum ama” onun üstünde bu haller yoktur, veya varsa sana ne, dir, hüküm kesmek sanamı düşmüştür, kendine gelince her şey Hakkın zuhuru, başkasına gelince beşer kendinin zuhuru, ne güzel kıyaslama.

 Bahsedilen bu vasıfları kendisi kendi imanı ile bunları bir marifetmiş gibi giyinerek çok açık olarak kabullenmektedir. Nasıl bir delâlet ve tezattır hayret bir şeydir.(Cem’o) 

------------------- 

NOT= Bu cümleler yukarıda da belirtildiği gibi kişi hakkında yazılan diğer kitaplardan (73-C.C.C.) alınmıştır sıra numaraları oraya göredir. (Cem’o)

-------------------

 Kitabın bu bölümünü sonlandırırken, özetle, birde küçük hikâye anlatıp mevzuu bitirelim. (Cem’o) 

------------------- 

 Îsâ (a.s.) zamanında bir kişi îsâ (a.s.) gelip ölüleri nasıl diriltiyorsun bana da öğretsene demiş. Îsâ (a.s.) o nu başından savmak için bu işe talip olmamasını kendisine zarar verebileceğini ifade etmiş. Ancak kişi bu işe çok ısrarlı olduğundan, Îsâ (a.s.) onun isteğini kabul edip ne yapması lâzım geldiğini kendisine talim etmiş. 

 Bunun üzerine kişi bulduğu ilk kabrin başına gelip öğrendiği diriltme işini uygulamaya başlamış, o esnada kabirden bir şeylerin çıkmaya başladığı görülmüş, az sonra kabirden büyük bir aslan sıçrayarak çıkmış, ve kendisini dışarıya çıkaranı yutuvermiş. Böylece o kişi kendi kaprisinin neticesinde o aslana yem olup gitmiş. 

-------------------

 Bu hikâyeden herkes hissesini kolaylıkla alabilir. Cenâb-ı Hakk, hiç birimizi böyle şaşkın hallere düşürmesin İnşeallah. 

------------------- 

 Son olarak Hacivat ve Karagözden bir çift söz ile bizde kitap dosyamızı sonlandıralım İnşeallah… 

------------------- 

 YIKTIN PERDEYİ EYLEDİN VİRAN, 

 GİDİP EV SAHİBİNE HABER VEREYİM HEMAN: 

------------------- 

 Allah Hakk söyler Hakk’ı söyler. 

 Muvaffakiyet Hak’tandır. 

-------------------

 Mevzu ile ilgili bir kaç zuhuratıda belirtelim. 

 (1) Aynı gece bir başka zuhuratta şunu görüyorum. Çiftlik gibi bir ev. Siz ve Va….Su…. Annemiz burada yaşıyorsunuz. İhvandan Fa… arkadaşımızla, sizi (k.6.m/Fark’o) nun ziyaret edeceğini öğreniyoruz. Hem yardımcı olmak hem de yanlız bırakmamak için yanınıza geliyoruz. F…. ile acaba (Cem’o/Bab’o) ne yapacak diye sürekli aklımızdan geçiriyoruz. (k.6.m/Fark’o) ise sanki durumu, (son hadiseleri) anlatmak için gelmiş gibi... 

 Gece boyu yemek ve yatmak hususunda herhangi bir eksik hizmette bulunmuyoruz. Sizde ve Va….Su…. Annemiz de çok rahat bir hal var. F…. ile beraber (k.6.m/Fark’o) yu bazen gizli bazen açık iğnelediğinizi düşünüyoruz. İçimizden bir his (Cem’o/Bab’o) en uygun zamanı bekliyor diye düşünüyoruz. Ama bir yandan da misafir olarak eksiksiz ağırlıyoruz. Bir ara zannedersem yemek için mutfağa bir adet soyulmuş patates götürüyorum ve dilimliyorum. Gece vakti geliyor. Va….Su…. Annemiz (k.6.m/Fark’o) ya, şalvar cinsinden komik bir kıyafet veriyor. 

 Va….Su…. Annemiz bu kıyafeti verirken son derece eğlenerek gülüyor. Biz de gülüyoruz. Akşam yattıktan sonra öğreniyoruz ki siz artık sadece karşılaştığınız sıradan bir insan, bir misafir gibi muamele etmişsiniz. Misafire iyi muamele etmek gerekir ama dervişlik meselesinde başka muamele edilir diyorsunuz. Bir sıra F…. ile bahçeden incir ağacından mevye koparıyoruz. Siz de birkaç meyve koparmış geliyorsunuz. 

 İncirden bir tane ben bir tane F…. koparıyor. İnciri ısırıyoruz ve yemeye başlıyoruz ama incirin içi biraz değişik. O sırada siz yanımızdan geçiyorsunuz ve diyorsunuz ki, bu incir zor bir incirdir, mideye ağır gelebilir, kolay yenmez, diğer incirler gibi değildir. Daha sonra sabaha doğru (k.6.m/Fark’o) nun kollarından asılmak üzere cezalandırıldığını öğreniyoruz. Ama cezası misafirliği bittikten sonra gerçekleşiyor. 

 Kalbi hürmetlerimle Efendim. M. P. (x9/x0/x015) 

------------------- 

 (2) Benim bir elektrikli aletler atölyem var orada çalışıyorum. Yanımda da çalışan bir eleman/işçi var, o nun elinde bir sistem var yerde duran bir gövde yukarıya doğru uzayıp daha sonra yatay olarak uzanan bir kol var o kolun üstünde sırayla aşağıdan gelip kolun üstünde devam eden sıra ile ampuller var. 

 Yanımdaki eleman/işçi, o makineyi çalıştırmak, ve ampulleri yakmak için makinenin açma düğmesi, şarteline defalarca basıyor, ancak makineden inler gibi çok cılız bir ses çıkıyor, fakat makine bir türlü çalışmıyor ampullerinde hiç biri yanmıyor. Bende kendisine hiçbir şekilde yardım etmiyorum. (Cem’o) (x1/x0/x015) 

------------------- 

(3) Ayrıca başka bir zuhuratımda, orta büyüklükte bir salon var, salonda okul sıraları gibi dinleyici sıraları var, orada oturan 5-6 kişi var, bende onlara karşı masada oturmaktayım dinleyici durumunda olan kimseler ne yapacağım diye bana bakıyorlar bende elimde, eski silâhşörlerin kullandığı zannedersem “gürz” ismini verdikleri demirden ve etrafında sivrileri ve yaklaşık bir metre kadar zinciri olan bir aleti elimde havada top çevirir gibi birkaç defa hızlıca çevirip karşımda oturanlara sallayarak atıyorum. Elimden çıkan gürz karşımda oturanların ortasında olan birinin başına vurup başını kökünden koparıp yere düşürüyor o kişi de başsız olarak bir müddet yerinde duruyor daha sonra uyanıyorum. (Cem’o) 

------------------- 

(4) Gene başka bir zuhuratta. Karşımda taştan yapılma bir duvar var duvar oldukça güzel örülmüş ancak zeminden iki metre kadar yukarıda taşın birisi duvar düzeyinin 25 santim kadar dışında kalmış orada dışarıya çıkık durup, duvarın düzgünlüğünü bozuyor. Ben gene bir evvelki zuhuratta olduğu gibi elimdeki o gürzü tekrar sallayıp o taşı hedef alıp taşın üstüne fırlatıyorum ve attığım gürz çıkıntılı olan taşa vuruyor ve taşın çıkıntılı tarafı kopup yere düşüyör böylece duvar düzgünleşmiş oluyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (5) Gene ayrı bir gece. Yan yana iki bahçe var iki bahçenin de epey uzamış ağaçları var, iki bahçenin bahçıvanları bahçedeki ağaçları budama zamanlarında budamışlar ancak ağaçların yeşerme vakti geldiğinde sol taraftaki bahçede budanan ağaçların hiç biri yeşermemişler ve kütük halinde kuruyp kalmışlar sağ taraftaki bahçenin ağaçları ve fidanları tamamen yapraklarını çıkarmaya başlayarak yeşillenmişler. Karşıdan bakıldığında böyle gözüküyor idi ibretlik bir tablo idi. (Cem’o) 

------------------- 

(6) Büyük bir  otelde yapılan bir düğündeyim. Sarı uzun parlak, bal rengi bir etek üzerinde, siyah dantel bir tünik ve siyah ayakkabılarım ile otelde kayboluyorum. Bir asansöre biniyorum. O kadar hızla yukarı çıkıyor ki, başım dönüyor.

G….X. hanıma rastlıyorum. (k.6.m/Fark’o) ile ayrılmışlar. (k.6.m/Fark’o) Fenerbahçey’e taşınmış. 

M…. K….

------------------- 

Asansörün yukarı çıkması güzel akıl asansörü demekki güzel çalışıyor. 

 Bahsi geçen kişiler zâten hep ayrı idiler daha evvelden de kaç defa ayrılacaklardı fakir mani olmaya çalıştım (k.6.m/Fark’o) da ayrılırsak benim iki ev bakmaya imkânım yok diyerek mecburen bu duruma katlanıyorum dediği çok kereler vakidir. 

 Fener bilindiği gibi eskilerde dışarıdan içine yağ konarak yakılan bir aydınlatma aracıdır süresi ve kapasitesi çok sınırlıdır birkaç zaman yandıktan sonra gazı yenilenmez ise hemen söner gider. 

 Bahçe ise açıklık korunaksız bir alandır. Netice olarak ne gaz "fener"i ile ve ne de "bahçe"de böyle bir hayat devam edemez netice tükenmişliktir. Hal ve neticelerini yaşayıp göreceğiz. Kimin ve neyin peşinde iseler oradan yardım "ensarlarını" beklesinler dursunlar bakalım. 

 İlâh-i ve Muhammed-i "Ensar" lığı istismar edip kendi nefisleri istikametinde kullanmak, telâfisi mümkün olmayan nasıl bir suç olduğunu daha bu dünya da göreceklerdir.  

Ne yazıkki, Allah korusun, diyemiyorum.! Rabb’ım ne yapacağını iyi bilir. Kimin neyin ve kimlerin peşinde iseler güçleri varsa onlar korusun. 

Fenerin gazı zâten kesilmiş olduğundan  çoktaan sönmüştü, kendi de aynen böyle nefis bahçesinde açıkta kaldı gitti, gerçek hali zâten bu idi. (Cem’o)  

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

***************************** 

 NOT= Bahsi geçen kişinin yukarıda bazı bölümlerininde alındığı, bu hadiselerden sonra yapmış olduğu konuşmasının hüd hüd kuşları vasıtası ile aktarılan tam metnidir. Konuşmanın tamamına bakıldığı zaman nasıl bir dil kullanıldığı ve nasıl bir çaresizlik ve sevisizlik örneği olduğu görülecektir. İçinde bahsedilen konuların bir bölününe cümle cümle yukarıda cevap verilmiştir. Ancak aşağıdaki metinde de yeri geldikçe bazı cevabi ilâvelerde yapılmıştır. Bu kişinin kimliğinin yeniden hatırlanması için kendisine verilen rumuz ismin ifadelerinin hatırlatma babından burada da tekrarlanacaktır. (Cem’o) 

------------------- 

Kendi ifadeleri ile. 

1. KAFİR- oldum 

---------

1. MÜŞRİK- oldum 

---------- 

2. MÜCRİM- oldum

----------

3. MÜNAFIK- oldum 

---------- 

4. MÜNKİR- oldum 

----------

5. MÜMİN oldum, “Bunlara iman ettim.” 

---------- 

6- Mevta- oldun, lâkabını da almış olduğundan, 

---------- 

 Bu ifadelerinden ve yaptıklarından sonra bizim için “mevta” hükmünde olan bu kişiye bir “M” de buradan verilmiş olduğundan ve kendi kendine vermiş (1-k.) (5.m) ve bizim verdiğimiz (1.m) ile.

Böylece ismi yukarıda da belirtildiği gibi kendi seçimiyle, (k.6.m/Fark’o) oldu. 

İman ettiği merci nefsiyle iş birliği içinde olan “iblistir” ama onu kedine en yakın dost edinmiş. Bir yerde Hakk dostları yoksa, o yerin dostu mutlaka iblistir.

Bu iddialarda açık olarak bulunuyor, ve söylediği her sözü ile kendini ele veriyor da farkında bile olamıyor, böylece kendini, kimbilir ne kadar da akıllı zannediyor. Dalâletin bu kadarına hayret doğrusu?. (Cem’o)

------------------- 

 Şimdi sabrınız varsa bu kişinin nasıl bir iftiracı , hakikatleri saptırıcı ve daha vahimi nasıl bir aldatıcı olduğunu göreceksiniz. Yukarıda bunların içinden bazılarının cevapları geçmişti, bazılarının cevaplarınıda bu konuşmalarının aralarında verilmiştir. Ayrıca bazı galiz, nezakete uymayan kelimeleride kaldırılmıştır. Bazı konular kendisi tarafından birkaç defa değişik şekilde tekraralandığından, bazı hususlar tekraren cevaplanmak zorunda kalınmıştır, bu yüzden cevaplarda oldukça uzamıştır. Cenâb-ı Hakk, kişinin kendi kendini aldatan bu gibi acı durumlardan hepimizi muhafaza eylesin. (Cem’o) 

------------------- 

 Burada okuyacaklarınız yaşanan tatsız, görevden azledilme hadisesinden sonra (k.6.m/Fark’o) nun yaptığı konuşmasının kısa cevapları ile birlikte tam metnidir.

------------------- 

(k.6.m/Fark’o) Yani, bir şey diyemem yani, ben yani öyle istiyorsanız öyle, çünkü niye neticede bu devir zaman içinde hasret başlar, gelirler biz kimseye kapıyı kapamadık ki, kesin ayrıldı diye bir şey olamaz, gönül bazısında böyle hareket eder, bazısında böyle, şimdi gider farzı muhal, kişi var ya, izdivaç programında, efendim, evet, ben işte bundan üç (3) ay önce birisi vardı, ee onu işte halbuki, şu anda yine davet ediyorum, çünkü onu istiyorum. 

Der bunu yani, neden demesin. Biz kimseye kapıyı kapamadık, ama yeni başlayış hareketinde, bir iki mevzuda bir, kesin hatam var, ki gördüm onu herşeyi bilebilmemde mümkün değil. 

Ben dedikoduculuk nemmamcılık yapmayım, burda nemmamcılık olayları var, yani çok enteresan şeyler. Eee G….X hn eksik olmasın uyarmasıyla da, efendim ü… hn. da düzeltmesiyle bir öneri torbası yapacaz. Bu öneri torbası burada duracak, olaki bir kardeşimiz, kafasına takılan bir konu var. 

Nedir? İşte efendim ee şu mevzuda, diye bana başlık atsın, ben onları alayım. Hah kardeşlerimize bu yönden bir düşüncesini, umumi olarak düzeltebileceğimiz bir şey varsa, düzeltelim. İsimsiz, öneri, hah kişinin özel şeyi varsa, ben zaten o aldığım öneriyi, öneri kısmına alıcam, yırtıcam, yani kim olduğu önemli değil benim için, isim yok, yani şu söyledi, hayır yok, dedikodu yok, dolaylı yoldan arkadan bir yığın laflar, yani konuşacağım şeyler var. 

Çünkü kişi oraya gidiyor, diyor ki, efendim diyor, X….Hn o söyledikleri sözleri, ordaki o birinci şeyde, aynen, hepsi onundur, diyor, ve bize de diyor, bunların böyle söylenmesi için bize baskı yaptı diyo, acı geldi bana bunlar ya, ve şimdi X…..Hanımın okuyacağım ki, bana söylediği üzüntü bilmem ne kelimeleri var, tam tersi, e böyle mi olacak, evet, İsa böyle çarmıha gerildi. 

Biz ortadayız, apaçıkız, başımızı, haysiyetimizi, şerefimizi, herşeyi ortaya koymuşuz. 71 yaşını doldurmuşum artık, anlatabildim mi? 13 sene beraberdim. O 15 sene diyor. Hayır 13 sene ben X002 yılında geldim ben. 16 sene ordaydım. X002 yılında geldim. 2 sene sonra bende mana aleminde halka açılacağım, tatbikatı oldu. Ondan sonraki 2 sene sonra, (Cem’o/Bab’o) bana şurda, bir yer var dedi. Benim mana alemimde oldu. Ben mana aleminden işaret bekliyorum dedim, rabbıma. Mana aleminde sen bana bunu yaptın, mana aleminde işaret bekliyorum dedim. Bu rüya o. İlhamları var, öncesi. 

------------------- 

 ,bunların böyle söylenmesi için bize baskı yaptı diyo, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Yukarıdaki ifadeler tamamen yalandır neyin baskısı yapılacakki,? Ayrıca yukarıdaki ifadelerin hepsi uydurmadır. (Cem’o/Bab’o)

------------------- 

(k.6.m/Fark’o) Dosyası için istediğiniz açıklamalar: 

İle başlayan yukarıda bahsedilen hadisenin hakikati aynı kitabın daha evvelki (86/89) uncu sayfalarında geçmiş idi oradan tekrar okuyup yeniden değerlendirebilirsiniz. (Cem’o/Bab’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi, şurda, hah, bu dursun orda, şimdi efendim biz, yavaş yavaş, yolumuza alalım. Duyan kardeşler duyar, bilen kardeşler bilir, bilmeyen olarak burda zaten, N….. var, T…. var ama o tastikte oldu, ee A…. var, H…. ve E… kardeşim var. Geri kalanlar hepsi duymuştur dört (4) kişi duymamıştır. Olmayan bir iki kardeş var ki, onlarında olacağını zaten düşünmüyorum. Eeee, bu 4 kardeşe, kestirme bir bilgi, aktarıcam. Evet, Bismillahirrahmanirrahiym diyoruz, bugün bu, demin rüya mevzunda, not almadığımız yer vardı. O notuda ilave edelim buraya. 

Deri dediğimiz olayda, bir kardeşimiz de zuhur eden, diriliği anlatması yani, ee, şeyden gelen sözün, ne derler onun ismine, ee notebooktan veya işte neydi onun adı, tablet haa, tabletten gelen söz, diyelimki, diyelimki ölü olsun, hopörlörden geçerken dirileşiyor, canlanıyor, anladık mı? Burda oraya saplama yaparız. 

Şimdi efendim, olay neyle başladı. Olay, şu resmi A…., N…. ve H…. kardeşlerimize E….. kardeşlerimize ulaştırın. Şimdi efendim olay neyle başladı, bu olay ee, bilgi olarak diğer kardeşler, bu bilgiye, haizler. Esasında, burada, size, onu yapmadan önce yinede, bir kardeşin, daha önceden gördüğü bir rüyayı, sonra bilahere bana anlatmasıyla geldi.

 Birde o var, onu, o gün, aktaramamıştım size. Efendim diyor ki; bu kardeşimizin rüyası “ rüya emanetimi geç göndermesi sebebiyle estağfurullah ile tevbemi eder, rabbimden affımı niyaz ederim. 

Kardeşler ile pazardayız. Alışveriş sırasında, X….Hn.. kardeş, pazar tezgahına iç çamaşırı ile uzanıyor. Nereye, tezgaha, şaşkınlıkla ne yapıyorsun diye sesleniyorum. X….H.. kardeş bana gülüyor, ben yinede anlayamıyorum. Rehberime bakıyorum, yüzünde tasvip etmeyen, acı bir gülümseme.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu zuhuratın yorumlanması onların dünya şartlarına göre düşündükleri gibi değildir, pazar tezgahı, bu âlem pazarıdır. Bahsi geçenin dünya zahir beşeri elbiselerini çıkarmış olduğu anlaşılmaktadır ki kendisi için ihtihza değil iftihar vesilesidir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bu, bu olay başlamadan, bir hafta önce gözüken rüya, nitekim diyor, Cumartesi günü işte şu şu diye devam ediyor. Şimdi o resimleri gördünüz, bu olay, T…….’ına gitmiştik. T…..’ına gitmiştik, büyük bir hevesle, kardeşlerden de efendim, altın parasıda toplanmıştı, yok şey parası toplandı, ikram parası toplandı. (k.6.m/Fark’o)

------------------ 

altın parasıda toplanmıştı, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Yukarıda bu hususun izahı (72/74) sayfalarda yapılmış idi. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Büyük bir hevesle grup halinde gittik, oraya gittik. Orada, bir kardeşimizin bana yazmadığı ama kendisi burda, gördüğü bir yakaza var. O yakazada, neymiş, o yakazada ’’ salonda bir tuvalet zuhur etmiş. Bu tuvalette Sa…, yeğeni (V….. Hn. yeğeni) S…. torunu, düşmüş” şimdi bu da şaşkın vaziyette, bu da bu olaylardan sonra bana geldi efendim, böyle böyle bir şey gördüm diye, ee tamam dedim işte, orda selamet, bitmiş. 

Sohbet güzel ve ben o sohbetin, daha da açmasını, yani her zaman için ben, “sultanımın yazılarını alırım” ve ondan istifade etmek için, hepimizde istifade ederiz. (k.6.m/Fark’o)

------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Nasıl birbirine ters ve tezad ifadelerle konuşuluyor, “sultanımın yazılarını alırım,” nasıl bir sahte kelime oyunları hayret bir şey.

Nede güzel yorum hayret doğrusu. Aslında o kişi kendinin veled-i kalbini terzi baba aynasında kendi tuvaletine düşürmüş te haberi bile olmamış kendi selâmetini kendi bulunduğu yerde düşürüp kirletmiş. Bunun bile farkında değiller. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Çünkü ben, bu haksızlık, bu gaddarlık, ile uğramış olduğum, mahsunluğun, rahmet olarak, dönüşünden kaynak olarak, alıyorum. Sistem Allaha aittir. Sistem Allaha aittir. Sen istediğin kadar, şunu de, bunu de, bu böyledir. Bunu saklayamazsın, çünkü, birisine sen bir kötülük edersen, o, kötülük eden kişi, kendi haklarından ona, rahmet eder. Orada biz manevi sohbeti yaparken, sohbette bir sorunumuz yok, ama arka tarafta ise, çıfıt bir fikir var. Nedir o? Başından beri bir olay var. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Bu ifadelerle tamda kendine yakışan tarifleri yapıyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

G…X: resimler nerde?

resimler, nerde burda. Şimdi, orada, ee, sohbet iyi, fakat esasta başka bir düşünce var, şimdi X…Hn burda, oyuna kurban gitmiş. Bütün kardeşler oyuna kurban gitmiş. Esasta kardeşleri toplamak, o gönül kurulmasıda, buna bahane olmuş oluyor. Onları toplamak, ve toplamış olduğu şeyde, bu kardeşlerle, içiçe girip, kontrolü, (Va..Su..) hanımın alması. Çünkü (Va..Su..Anne) Hn bu konuda, mülküyetçi, ve muhteris. Kim gelmişse, diğer tarafta, o, kişiyi yok etmiştir. 

İzmir’ deki halife gitmiştir, gitmiştir. 3’ler diye bahsetmiş, 3’ler dediğimiz nokta da, ne olmuştur? İkiside, biri kılıç, biri kalp dediği kişi. İkiside gitmiştir. Kaç tane, sohbet yapılan yer, gitmiştir. (k.6.m/Fark’o):

--------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) NOT= Kalp ve kılıç hakkında (Cel.. Cem… Cel…) dosyasında geniş izahat vardır oraya bakılabilir. (sayfalar - 9-18) (Cem’o) 

------------------- 

İzmirde olan hadiseden keşke (Ke…. dosyası) biraz okunsa da ibret alınsa idi, (k.6.m/Fark’o) bu zavallı hallere düşmez idi. O giderse yenisi gelir ne olacak kişi yaptığının neticesine katlanır. O gönderilen kişi aslında gerçekten hiçbir benlik iddiasında ve varlık iddiasında bulunmadan gitti. (k.6.m/Fark’o) nun ise gitmek hiç işine gelmediği için çıkardığı tantanaya bakın da ibret alın. Halen daha evvelce Pîrim, dediği yere nasıl çamurlar attığını sizler kulaklarınız ile duyduğunuz halde yanında kalmayı ısrarla istiyorsunuz keyfiniz bilir, hayat sizin, daha fazla bir şey demeyeyim. 

Benzetmeye bakın “üçler noktası” imiş. Üçlerden biraz haberin olsa idi keşke ne olurdu. Üçler dediğin. (Allah, Rahman. Rahim’dir) bunlar herhangi bir şekilde kıyas olunacak şeyler değildir. Yukarılarda bahsedilen kılıç zuhuratı ile gelen, o kılıç ile zülfikâr meşrep olarak nefsiyle mücadele etmesi için verilmişti, ancak o aynı kılıç ile kendine (harakiri/karın deşme) yaptı da farkında bile değil. Arkasından isterseniz ağıtta yakabilirsiniz yakışır. (Cem’o) 

-------------------

* “Va… Su…” hn bu grubu istiyor” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu iftiraya bakın, zaten onlar “Va.. Su.. Anne” nin kızlarıdır, istemek diye bir şey söz konusu değildir. Ayrıca “Va.. Su.. Anne” nin sağ olsunlar birçok gurubunda sayısız kızları vardır. (Cem’o)

------------------- 

NOT= “Va.. Su.. Anne” (Cem’o/Bab’o) nun o tarihlerde elli senelik eşidir.

----------------

 (Konuşmanın devamı.) Bir tek burası sağlamdı. Kaleydi. Çünkü, niye? (k.6.m/Fark’o) İtiraf ediyorum, ben burayı “Va.. Su.. Anne” yi sokmamak için, kırk numara çektim, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu itirafa bakın nasıl bir yalancılık ve düşmanlık, tam bir ibretlik konuşmalar kendi, kendinin nasıl bir düzenbaz olduğunu, itiraf ederek utanmadan aklınca efelik taslıyor. Şimdi anlaşılıyorki, bu sebebten, senelerce o guruptan bize ne bir selâm ne bir yazı ve ne bir haber gelmemişti! 

 Halbuki bize geldiklerinde, ve başka yerlerde de, “Va.. Su.. Anne” ne derse o olur derdi, yemeğe de kalın dediği zaman, “Va.. Su.. Anne” dedi ise bu bir emir hükmündedir diyerek hiç itiraz etmeden hemen kalırlardı. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) öyle ettim, böyle ettim, ne yapacak? Girmesi lazım. Girmesi için ne yapması lazım? Geliyor olmuyor, siz gelin buraya, siz gelin ki, mutfağa çekeyim, bilmem neye çekeyim. Ay nereye gideyim, dur ben sana evi gezdireyim, bahane, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu bayağı uydurma iftiralara bakın. Hadise şudur. 

Son zamanlarda bayram tebriklerine bir gün ayırıp gelecek olan misafirlerimizi bir gün içinde hep birlikte ağırlamak için anlaşmış idik çünkü her gün misafir kabul etmek artık gücümüzün üstünde bir yorgunluk veriyor idi. Bu yüzden bizde gurup olarak misafir kabul etmeye başlamış idik. 

 Bahsi geçen kişiye de gurubu ile birlikte bayram ertesi uygun bir tatil gününü belirlemiş idik. Kendisine bildirildiğinde, kalabalık bir gurubun sizi ziyarete gitmesi daha zor olur siz bize gelin orada bayramlaşalım demişti, bende olabilir ancak herkese soralım genel fikir ne olacak ise ona göre hareket ederiz demiştim. 

 Nihayet telefon ile birçok kişiye bu durum bildirildiğinde, hep birlikte biz size geliriz siz yorulmayın, düşüncesi içinde ittifakla bu fikri benimsediklerinden bizde pekiyi o zaman bayram ziyareti bizde olsun diye, böyle karar verilmiş ve kararlaştırılan günde herkes gelmiş güzel bir sohbet ve muhabbetle o günü geçirdiğimizi zannetmiştik. Bu yazılanlara bakılınca meğer o gün kendisi kendi kendine kendi içinde neler kurmuş.

 Ancak zaten kendisinden bunlar beklenirmiş sonradan kendi itiraflarıyla anlaşılmış oldu zaten kendisi (Münafık oldum elhamdülillâh) demek sureti ile münafık olduğunu zaten açık olarak ilân etmiştir. 

 İşte bu yüzden bütün konuşmaları hakikatleri tamamen çarpıtıp hadiselerin asıllarının tam tersini anlatarak münafıklığına arttırarak devam etmiştir. Hayret bir şeydir Bu kadar derin münafık olupta sureta Hakk’tan görünmekte büyük bir sanatmış. Bizde saf saf iyi niyetimizle her hangi bir araştırmaya sebep görmemişiz. 

 Daha sonraları artık bu münafıklığı gizlenemez hale gelmeye başlayınca bizde biraz araştırma yapmaya başlayınca bütün bunlar ortaya çıkmış oldu. Bizim açımızdan oldukça zor bir durum idi, uzun süreler bu hayal kırıklığını gideremedik. 

 İşte bu ziyarette güya “Va.. Su.. Anne” evi gezdirmek bahanesi ile misafirleri arka odalara çekmiş de onları kandırmaya çalışmış, halbuki gelen misafirler kendileri evi gezmek ve namaz kılmak, istediklerinden “Va.. Su.. Anne” onlara evi gezdirmiştir bundan daha tabii bir şey olabilirmi? bundan ancak içi dışı bir olmayan kimseler kendi sui zanlarına göre fesat düşüncelere dalarlar ve böylece de dedi kodu yaptıkları kimselerinde günahlarını yüklenmiş olurlar, Allah muhafaza eylesin. 

 İşte bu yüzden bize gelmek istemediği anlaşılmaktadır. Yani gayesi yaptıklarının ortaya çıkmaması için, bizleri çevresi ile görüştürmemek olduğu açık olarak anlaşılmaktadır.

(Cem’o) 

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 (Konuşmanın devamı.) e bu arada, çok güzel müsait, işte demin rüyasını okumuş olduğum X…Hn..’le, orda geliyor, resmen, işte ben İ…..’ den buraya uçakla geldim, gittim. İşte resimler mesimler, telefonlar melefonlar, ondan sonra, şeye gidiyor, İ….’ e gidiyor. İ….’ e gidince “Va.. Su.. Anne” Onu şeye, hoşgeldin “Va.. Su.. Anne” onu şeye çağırıyor, eeee, çaya, işte sabah kahvaltısına çağırıyor. Şimdi, burda, bir olay var. Ben, bu resimleri, pat diye görmedim Facebook’ dan. E…, annesiyle bana gönderiyor ki, ya böyle böyle bir resim var, Facebook da, burda ki, X…Hn.. abla değil mi? Diye. Bizde tesedüfen giriyoruz, oraya bir bakıyorum ki, orada, onu. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bunlar nasıl seviyesiz düşünce ve davranışlardır ve nasıl bir sahiplenme duygusudur, hayret bir şey. 

Hayırlı akşamlar, diye başlayan.

 Yukarıda aynı kitap (88/90) uncu sayfalarında bunların açıklamaları yapılmış idi yeniden oraya bakılabilir, tekrarı olmasın. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Haa, bu mevzuyu, bana, haber vermeye kalkıyor. Nasıl haber veriyor? Kahvaltı mahvaltı bitmiş, yani yapılmış. Yapıldığının, resimlerini de orda görüyor. Basmışlar facebookda, resimide görüyor, O gün mü?, ertesi gün mü ne, bana telefon açıyor. Ben tabi resimleri görünce, anlıyorum ki, bu bir izinle alakalı bir durum olmuş oluyor.

F…. geç kaldın. Otur, ben onunla alakalı, otur evladım, onunla alakalı, unuttum m…. ler vardı, neyse artık, devam edicez senle, onunla alakalı diye, telefona cevap vermedim, mecbur değilim herkesin telefonuna cevap vermeye, o anda kapalıdır, şudur budur. Şimdi bu kişi, daha önce bana, diyorki,” Zülcelalvel İkram ismi hürmetine, içim sohbet ederken, sohbet biterken, ferahladı. Önce celal eder sonra ikram eder deyince, çok şükür Elhamdülillah, üzdüğünü görünce, daha fazla üzülüyor insan, kendi üzüldüğüne değil halifem, sizin üzülmenize sebep olan herşeye üzülüyoruz.” Diyo, bu kişi bu. Benim üzüldüğüm şeye, çok üzülüyormuş o, çok üzülen şey ne yapıyor? “Va.. Su.. Anne” ye gidiyor. Peki “Va.. Su.. Anne” ye gidiyor bitiyor mu? bitmiyor. Ne oluyor bundan sonraki olay da. Bunlar, hızlı geçiyorum, izin istemeside şu şekilde, yani izin, müsaade almak, haber vermek, söylemek, bildirmek, hangisi? Çünkü, (Cem’o/Bab’o). bu konuları diyor ki, yani diyo, eee, babaya diyo, giderken diyo, abiden izin mi alınır? diyor. İzin almak değil de, haber vermek herhalde değil mi? Evinde bile oturuken, çocuğun senin, ben anneanneye gidiyorum derse, diyecek mi? Yoksa çekip gider mi? Soruyorum T…., ? (k.6.m/Fark’o) 

T…..: “haber verir”, 

------------------- 

haber verir ya, affedersin eşek başı mı? Burdaki. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu haddini aşan benlik kokan ifadelere bakın. Sanki mübarek dünyanın fatihi, Bize bağlı olan bir kardeşimizin çağrılması üzerine bize gelmesi onu neden bu kadar rahatsız ederki, kıyametmi kopmuş bizim davetimizle gelmiş ise ona ne olmuş, hangi vasıfla bu davranış şiddetle karşılanır nasıl bir benlik ve sahiplenmektir. Hayret bir şey doğrusu. Gerçektende suçladığı “kelimenin sureti” kendisinde varmış ve gerçekten onların başı imiş ama biraz geç anlamışız. (Cem’o) 

--------- 

 “bu bir izinle alakalı bir durum olmuş oluyor.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu küstahlığa, sahiplenmeye, ve benliğe bakın. (Cem’o/Bab’o) nun kızını, “Va.. Su.. Anne”si, bir kahvaltıya davet edecek, bu davete icabet edilebilmesi için (k.6.m/Fark’o) denen bu kendini bilmez kişiden izin alınacakmış. Şu tavır koyuşa bakın hayret bir şey doğrusu. İzin alınmadı diye X….Hn..a sonradan öğrendiğimize göre, yapmadığı kalmamış. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Tamam anneanne ye gidiyorsun, haber verir ya. Verilmez mi kardeşim, bu bir nizamdır. Yani tatbik edilecek şeydir, değil mi efendim. Şimdi, diyor ki burda, (Cem’o/Bab’o) (k.6.m/Fark’o) beye selamlarımızı söyler misin? diyo o günlerde, ben bu selam söyleme noktasında, açmaya çalıştım onlaraki, bu selam noktasını, manevi olan bir yerde, manevi makam olarak selam iniyorsa, orası zaten bu selamla, selamettedir. Yani efendim siz bana selam söylemişsiniz bende size selam söylüyor tekrar telefon açmaya gerek yok, diye bu sözümle tehdit edilmişim. 

Bu beşeriyettir. Bakın cismaniyet geldikçe, beşeriyet geldikçe, kesafet, yoğunluk olur. Kesafeti, cismaniyeti kaldırdıkça o kayıtlardan, latiflik olur. Şimdi bizim, özgürce dediğimiz olayı, anladıkmı şimdi nereye gelmeye başladık biz. Biz oraya doğru gidiyoruz. Onlar hala orada uğraşsınlar, bındırı bındırı bındırı ama senin yaptığın sohbetle ben oraya giderken, benim kardeşlerimle oraya giderken, siz nerdesiniz? Siz hala onun kavgasını ediyorsunuz. Onlara uyuyorsun sen, belki bu benim kurtuluşum, onu bilemem. 

Şimdi efendim, o arada, bir rüya görmüş, bu rüya neymiş, bu rüya, üç tane yuvarlak tabak beyaz, dörder tane köfte, görmüş, bir tanesi önüne doğru gelmiş, daha büyükmüş, köfteler. Dedim ki sordum, köftelerin boyutları nedir?, pişmiş mi?, çiğ mi? Yanında yemek çatal var mı?, bir başka ekmek filan var mı? Cevap bana verdiğinde, efendim, ee köfteler uzundu, ovaldi, kızarmıştı, pişmişti, ama ne, şey var, ee, çatal var, ne de ekmek var. Bu nedir biliyormusunuz? Bu, televizyondaki olan bir görüntüdür. Bu görüntüde, diyor ki imandır. Peki, köftenin iman olduğunu sana kim söyledi? Burası, onu çok üzüyordu, burası söyledi, sen bir başka yerde duydun mu? (Cem’o/Bab’o) bunu, dikişle iğneyle, iplik olarak anlatıyor. İğneyle iplik olarak, teslimiyet ve eee, imanı anlatıyor. Biz ise burada köfteyle ekmek olarak anlatıyoruz, niye? Çünkü, ekmek, aynı zamanda köftenin içinde vardır. Yani teslimiyet, teslimiyetse köftenin içinde ekmeğide görürsün. Hem dışında yersin, hem de içinde görürsün. Ordaki yemede vardır. Şimdi bunun anlamı ne? Sen resimde bunu görmüşsün ama, bu resimdekini, televizyondakini, aşağıya almak için, el vesile denen, teslimiyetin yok, yani burada bir mürşidin var, hayır yok, mürşidin var ama hikaye olmamışın. Pirim var diyorsun, hayır olmamışın, olmamışın. Bir kere, kişi bu. Dolayısıyla bu kişinin, kısaca bu mevzuda, anlatacağım bu. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Mürşidin, Pirim, gibi vasıfların kendi vasıfları olmadığını defalarca kendisine ifade etmemize rağmen bunları kolayca nasıl istismar ederek kullandığı ortadadır. Köfte zuhuratına yaptığı te’vil de tam kendine göre bir hayal mahsulüdür. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bundan sonra, bana bir başka kardeşimiz vasıtasıyla, Watsapp’ dan ben okuyım diye, bir şeyler gönderdi. O göndermiş olduğu şeylerde de, belli yerleri okuyacağım hızlı geçmek için, çünkü esas yere gelicem. Oradaki olan noktada, (Cem’o/Bab’o)‘nun söyledği söz. “insan babasının evine gelirken, abisinden izin alması gerekir mi? Olur mu böyle şey?” değil mi? 

Başka bir yere gitsen o zaman başka, ama merkezine gelmişken niye bu tepkiler yapıyor.” Yani demiş ki ben izin almadan buraya geldiğim için tepki veriyor. Hayır, yalan söylediği için tepki verdim ben, izin almadığı için diye değil, yani haber verirsin. Haber vermiyor musun?, efendim biz bugün sohbete gelemeyeceğiz, diyor musunuz, demiyor musunuz? 

Ben size, efendim, erken kalkıcam, bir işim var. Nereye diye soruyor muyum, soruyor muyum? F…..cım, sordum mu birgün. Neden olayları değiştiriyorsunuz? Ha ben ne yaptım, ha bir haberdir, tamam evladım, hayırlar olsun, vardır bir işin, bir rahatsızlığın vardır, falan, mesele bu. Demek ki, ee ne olmuş, demiş ki, var olan sorunlar gündeme geldi, o zaman, burada, önemli noktada bakalım, demek ki eveliyatı olan bir konu, nedir bu eveliyatı olan konu, “Va.. Su.. Anne” Hn., bu grubu istiyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu iftira küstahlık ve yalancılığa bakın, “Va.. Su.. Anne” Hn., bu grubu istiyor.” Pes doğrusu, bu kadar hayal kurgu nasıl olur? Hayret etmemek mümkün değildir. Zaten o gurup ve diğer gurupların bahsettiği kişi anneleridir, Bunların istenmesi diye bir şey söz konusu olabilirmi? Ancak buradan ortaya çıkan (k.6.m/Fark’o) nun eğitilmeleri için kendine emanet edilen bazı kimseleri nasıl sahiplendiği ve kendi mülkünde olan kimseler gibi gördüğü nasılda açık olarak kendi ifadesi ile belirtmiş olmaktadır. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bunu da ben neyle anlattım. Bir adamın 12 tane arabası varmış. Birde güzelce bir hanımı varmış. 12 arabayı taksi olarak çalıştırıyormuş. Bu 12 araba şeylerle çalışıyor, şöförlerle çalışıyor. O sırada, hanımı ne zaman istiyorsa, bir tanesini alıyormuş bir gün gezmeye, istersen şöförünle, istersen kendi başına, ama şöför o gün ne?, aç. Niye? ee hanım istedi. Hanım ne istiyorsa onu yapacaksın, bitti. Ee bir gün birisi gelmiş, demiş ki, ya böyle böyle ben iş arıyorum, o sırada birisi çıkmış, demiş al, sana bir tane araba, bak benden memnun kalırsın o olur. Arabanın üzerine Ali yaz, şey ne yaz, abi yaz, abi yaz. Abi isimli arabayı ona vermişler. Adamda zannediyor ki, arabayla halife. Yok canım, abi, ama halife olarak söylüyorlar, ama bakınca abi. Hah şimdi bu kişi ne yapmış, arabayı emekle, nasıl çabalıyor, çırpınıyor, halifeye yaranayım, ücretini dikkat bilmem nesine dikkat, hizmetine dikkat, bütüüün bunları yapıyor araba fıstık gibi oluyor. Fıstık gibi olan arabayı gelince, hanım geliyor bakıyor, diyor ki ha ben bu arabayı isterim. Bir iki ,bir iki, bir iki, isterim diyor. Adam ne yapsın, geliyor adama, o Mehmet’ e, diyor ki senin sağ elinde beş parmak var, evet beş parmak var, sol elinde de var diyor, yok şunda şu var. Abi derdin ne diyo senin? Abi diyo bizim hanım geldi, burayı istiyor, çünkü sen oraya sokmamışsın bunu. 

Başka günler işim var demişin, dolayısıyla burayı istiyor, bitti ve bende o hanımın dediğini yapıcam. Ayaklar baş olacak. İşte firavun hali budur. Ayakların baş olma halidir. İhtirastır, 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki hikâye görünümlü ifadelerden bir şey anlayan varsa bana da anlatsa ne iyi olur çünkü ben hadise ile alâkalı kendi hayal dünyasında düzenlediği iftiralardan başka bir şey göremedim, kendisine sabır ve gayretle (15) sene hizmet verilen bu ifadelerin sahibine gerçekten yazıklar olsun. Bir insan nefsi uğruna bu kadar bayağılaşabilirmi?. (Cem’o)

------------------- 

 “bizim hanım geldi, burayı istiyor, çünkü sen oraya sokmamışsın bunu.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu ifadenin (Cem’o/Bab’o)‘ nun ağzından olduğu açık olarak anlaşılmaktadır bu vesile ile de kendi iç halini ortaya koymaktadır, bahsetmeye çalıştığı da “Va.. Su.. Anne” Hn.,dır ki şuçlanmaya çalışılan bu hallerin hiç biriyle ilgisi yoktur, mesele işin tam aksidir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Başka günler işim var demişsin, dolayısıla burayı istiyor, bitti ve bende o hanımın dediğini yapıcam. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu hitapta (Cem’o/Bab’o)‘ nun ağzından olduğu açık olarak anlaşılmaktadır “bende o hanımın dediğini yapıcam.” Diye ifade edilen kişi ise “Va.. Su.. Anne” Hn.,dır, ki, Ömrünü Hakk yoluna adayan bir kimsedir, bu şekilde her iki tarafa da (Cem’o/Bab’o)‘ ve “Va.. Su.. Anne” ye de nasıl iftiralar attığı meydandadır. (Cem’o) 

------------------- 

Ayaklar baş olacak. İşte firavun hali budur. Ayakların baş olma halidir. İhtirastır, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Ayaklar baş olacak. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu nasıl bir sözdür akıl alacak gibi değildir, aklı başında olan bir kimsenin hakkımızda böyle bir söz söylemesi mümkün değildir. Ayaklar baş olacak. Bizim baş olma gibi böyle bir derdimiz yoktur, böyle bir konu da yoktur. Ancak ifadesinde belirttiği ve avami olarak bizi suçlama ve küçük düşürme ve hakaret ifadesi olarak kullandığı “Ayaklar/Kademeyn” kelimesinin gerçek ma’nâsını bilse idi o kelimenin önünde hiç kıpırdamadan namaz vakitleri hariç, en az üç gün “kıdem/Kadim” olarak hörmeten ayakta dururdu. Vah haline demekten başka diyecek bir sözüm yoktur. (Cem’o) 

------------------- 

 İşte firavun hali budur. Ayakların baş olma halidir. İhtirastır, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu ifadelere bakın bu kadar cür’et insanı nasıl dehşete düşürüyor. Bu tarifleri nasıl yapabiliyor gerçekten hayret bir şey. Bütün bunlarla kendi ihtirasını nasılda açıkça ortaya koyuyor. 

 Bilse ki, (Cem’o/Bab’o) bir aynadır kim ona bakarsa kendini görür. 

 (Cem’o/Bab’o) nun şahsında/aynasında gördüğü kendini nasılda güzel güzel tarif ediyor. Böylece de kendinin gerçek düşünceleri ile kendini ele veriyor. 

 Bu ifadeleri ile (Cem’o/Bab’o)‘ yu “İşte firavun hali budur” diye firavun’luk hali ile suçlarken aslında tam ifadesi ile kendini anlatmaktan başka bir şey yapmış olmuyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) (ses kaydındaki uzun konuşmasına devam) Musa ne yapmıştır? İsrail oğullarıyla gitmiştir. Neyle firavunun izniyle. Peki bu firavun bıraktı mı? Bırakmadı. Peşinden, peşinden niye? İsrailoğullarını istiyor, var elinde hizmetçi, hayır onu istiyor. Firavun neden ortadan kalktı. Firavun ortadan kalkmadı, firavunluk duruyor. Firavun neden ortadan kalktı, firavun, o, aşırı isteğinden dolayı Musa’ yı takip etti. Musa’yı taciz etti. İsrailoğullarını taciz etti. Hüküm inmişti, onun üzerine ne oldu, fenafir Musa denen, o gitmiş olduğu Kızıldeniz de, mahfiyete erdi, bitti. Bir kere, bir kere birşeyleri yerlerine oturtmak lazım, değil mi? (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden kendisinin “Musa” makamında, (Cem’o/Bab’o) nun da “firavun”luk makamında olduğunu ilân etmiş oluyor. Eğer gerçekten öyle ise o zaman kişiye neden (15) sene oraya devam ettin diye sormazlarmı.? Demekki araştırmalar sonun da yaptıkların ortaya çıkınca, verilmiş olan emanetler elinden alınınca bunları veren, verirken Ma’nevi olan el, iken, geri alırken firavun oldu. Nasıl bir vefasızlık anlayışı ise.! İşte aşağıda, “gözlemliyormuş,” diye ifade edilen haller yapılan aşartırmalardır. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi, ee, zaten gözlemliyormuş, demiş, bu bilgileri vermiş. Fazla girmiyorum o konuya. (Cem’o/Bab’o) beni gözlemliyormuş. (Cem’o/Bab’o) beni neden gözlemliyor, burda ne olduğunu anlamaya çalışıyor. İyide ben, zaman zaman burda, kurban meselesinde, ensar meselesinde, kendisine bilfiil söyledim. Yani, söylediklerimi yazıya mı alacaktım, bilmiyorum. Söyledim, şimdi efendim, bu olay, bir yığın kaynamalara sebep oldu. Kardeşlere açıldı, ne dendi, kardeşlere dendiki, kardeslere dendiki, aman duymasın, aman (k.6.m/Fark’o) duymasın. Bak Maide suresi, 116. Ayet, “Allah kaalallah, Allah buyurdu, ey Meryem oğlu İsa, sen insanlara, beni ve annemi, Allahın dışında, ilah, iki ilah edin dedin mi?” Burda şimdi birinci nokta ne, Allahın doğrudan doğruya muhattap olan yere soruyu açması. Muhakeme nasıl olurmuş, ilahi bir alemde, böyle, peki bu soruyu havarilere sordu mu? Ya bırak, İsa duymasın, söyle bakayım böyle bir şey dedi mi? Gel buraya Andereas, gel buraya Tom , böyle diyor mu?, hayır böyle diyor. Eğer hakiki bir ilahi yol varsa, soru böyle olmalıydı. Değil mi? Soru böyle olmalıydı. Halbuki nasıl yapıldı, efendim bir takım maddeler sıralanmış, o maddelerde bildirdiği kadarıyla, eee şimdi bildiğim kadarıyla, bunlar hangi konular, bilesiniz diye söylüyorum. Madde, madde de buraya yazdım, di mi? şurda Efendim 1. Nokta 5X konusu burda da gene yazılmış o 5X müş. Bir kere onu tashih edelim. Kimse Allahın suresi olamaz. Ama suresi neşe olarak o kişide gözükür. Ama kimse Allahın suresi olamaz, Allahın suresi Allahtır. Allah allahlığını vermez veremez ama maalesef manevi yolda gelince herkes de bir ilahi havaya giriliyor bööyle bir havaya giriliyor, hayır ilahi kelimesini ben kullanmıyorum. Biz allaha giden bir yoluz. İlhamlarımızı alırız. Eğer Mekir varsa, İblis varsa, onları kaldırırsan irfaniyet ortaya çıkar. Oyüzden mürsitle gidin ki, o tür olanlar, yani sizi benliğe götürüpte cisme sokmasın diye, o benlik her zaman karşımızda şimdi, çok acı bir şey, o kadar güzel bir makamda böyle bir, tatbikat var. Bu neye örnek oluyor, demek ki, bizide bekleyen böyle bir durum var. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Bunların cevabı yukarıda (79) sayfada verilmiştir. (Cem’o) 

-------------------

(Konuşmanın devamı.) Şimdi 5X, 5X her zaman için söylediğim bir şey vardı. Bunun dışında bir sözün varsa söyleyin, benimde haberim olsun. (Cem’o/Bab’o) 18 tane halifesi vardı. Biz o 5Xneşesindedir. 5Xneşesindeen, 5Xneşesinden takip olduğu için, 5Xneşesi içindeyiz. Dedim. Hakketende etrafımızı, bu 5Xneşesi, her yönden sardı, nitekim gine başka bir olayla anlatacam. Şimdi biz sen yok, ben o ölseymişde ben 5X olaymışım. Yok öyle bir şey yahuu, sen afedersin, yani böyle saçma bir şey ki bu, mülk edinmeyle alakalı, böyle bir mülk heyecanımız yok ama, manevi olarak bu heyecanı yaşıyoruz ki, ha biz 5X ü, o piriyeti takip eden yoldayız, olmayalım mı? Soruyorum bunun dışında ben, ben 5X’üm dedim mi? Ben böyle bir şey demedim. Eğer böyle anlamışsanız, benimle alakası yok, ama maalesef X. Hn böyle aktarmış, o da böyle kabul etmiş. Değil mi efendim. Evet, 5X meselesi böyle iken bu iş değişmiş. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Ne kadar tutarsız ifadeler hiç biri anlatıldığı şekilde değildir. Daha yukarılarda belirtilmiş idi. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

2. olarak efendim nedir, ensar meselesi, ensar meselesinde dedik ki biz, namazı bile kılarken, itiraf ediyorum, namazı bile kılarken, mevcut halimizle, geriye atıyoruz, ne yapıyoruz nusrete ermeye diyoruz. Peki ne kadar erersek, geldiğimiz yerde tekrar atıyoruz. Sohbetlerde ne yapıyoruz hicret ediyoruz. Nerden hicret ediyoruz, bir yerlerden buraya, esasında mana itibarıyla, belli bir halden buraya hicret ediyoruz. Muhacir oluyoruz, geliyoruz. Yesrib denen yerde, medeniyetleşmeye çalışıyoruz. Aynı dedik, ensar gibi oluyoruz, dedik. Muhammedi ensardan zevk almak istedik. Eğer bundan zevk alamazsam o Mekke de kalır. Orda ensar vardır. Orda muhacir vardır. Orda Muhammed vardır, peki burdaki nerde? e sen demiyormusun ki, ya oraya gidin ya buraya indirin, bende işte buraya indiriyorum. Ensar budur, bunun dışında başka bir şey yoktur. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Bunların cevabı yukarıda (81) sayfada verilmiştir. (Cem’o) 

 ------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Geldik 3. Olay,ne o? Kurban olayı, işin komik tarafıda, bu kurbanla ensar olayını ben söyledim kendisine. Kurban olayında ne yapıyorlar, kurbanda kesin, kurban dendiği zaman, herhangi bir kayıt yok, örnek olarak İbrahim alınıyor. Sonra orda deve kesiyorlar, sonra inek, öküz kesiyorlar. Bu bir teammül, bir içtehat, bu bir içtehat, anlatabildim mi? Ne yapıyorlar 10 kişi bir araya geliyorlar 1 tane inek kesiyorlar, tamam peki biz ne yapıyoruz. 40 kişi, 50 kişi bir araya geliyoruz, 14 tane kurban kesiyoruz. Ne yapıyoruz, diyoruz ki yarabbi, biz kurban vesilesi ile toplanmış olan bu parayı, işte ücreti belli, işte bu sene 19 TL imiş orada yazıyo, pazarlık ettik falan filan, bunu şimdi şu kadar adet, ne kadar, 16 tane hayvan aldık. 16 tane hayvanı, ee ne yaptık, kardeşler, dergah kesiyor, çünkü niye, ben tek başıma, o kurbanı, kesemem. O zaman ne yapıyorum, şu şu kadar, şu şu kadar, şu kadar diyorum, topluyorum, otobüse biner gibi, bu bir içtehat. Bunu yapıyorum. Bunu yaptığım zaman, ne yapıyorum. Ben bu duayı yapıyorum. Dergah olarakta, kardeşler, kim istiyorsa, işte bayramın 3. günü gelen gelecek, içindeki 16 kişiye vazife verilecek, vazife derken hizmet, ibadetinle şuyunla bununla yapıyoruz. Efendim bu yanlızca erkeklerin işiymiş. Hayır kardeşim. Aynı şey Cuma namazında da konuşuldu. Cuma namazında yalnız erkekler kılar. Hayır ya eyyühellezi amenü iman edenler, biz burda erkekliğe değil, erliğe bakıyoruz. Sen bayan olarak bekar, dergahı temsilen, er olarak temsilsen, çünkü, dergah girince orada dişilik erkeklik bitiyor. Şimdi bu bir içtehat. Eğer bana sen deseydin ki, (k.6.m/Fark’o) bey, ensarı yapmayalım, böyle, kurbanı demiyelim. Eğer bu ikaz ve ihtarı yapmış olsaydın, eyvallah. İkaz ve ihtar olmadan evin adamın, adamın evine ee şey e haciz konmaz. Müddetler vardır. Şimdi, öyle bir şey yapılıyor ki, ben kafama takmışım, bitti. Bunu böyle yapıcam, denen bir hal var. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

* “kurban ve ensar meselesini bilfiil söyledim.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Evet söylendi ama, sadece iki kelime ile bahsedildi. Bende bunları masum birer düşünceler zannettim. Zarflardan ve Ayda (6) defa zorlayarak toplanmadan ve Kurbanların bazılarının müşterek paralar ile alındığından bashsedilmedi. Çünkü bilindiği gibi küçükbaş hayvanlar müşterek olarak kesilirse kurb’an olmaz sadece senenin her hangi bir gününde kesilen et hayvanı olur. Bundan bile haberi yokmuş. Bunlardan hiç bahsedilmedi bunları araştırma yaptığımızda öğrendik. Bu hadiseleri yaşayan sizler daha iyi biliyorsunuz. (Cem’o) 

----------- 

-------------------

* Muhammedi ensardan zevk alalım dedim. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ma’nevi isimler günlük zevkler için kullanılacak ma’nâ lar değildir. 

Gerçi bu kişi onlardan kendi ifadesi ile (ma’nâ da maddeye tahvil edilir) kelâmını kendine göre üretmiş olduğundan, yukarılarda da bahsedildiği gibi bunlardan epey dünyalık zevk aldığı, açık olarak anlaşılıyor. Ne kadar masumane sözler değilmi? Bu güzel sözler için gerçekten tebrik etmek lâzımdır. (Cem’o)

-------------------

* Kurban ve ensarı böyle yapmayalım deseydi eyvallah. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bana bunlar tatbik edildiği gibi anlatılmadı ki, sadece küçük masum birer yaşantı olarak anlatıldı, Bütün gerçeği ile anlatılsaydı, anlatılmadı demekki saklandı, araştırma yapılınca işin vahameti ve kişilerin nasıl (Ensar) ve (kurban) ismi altında iyi niyetlerinin istismar edildiği anlaşıldı. Yukarılarda bunlardan bahsedilmiş idi. İleriki sayalarda da ilgili bölümde izahı gelecektir. (Cem’o) İstanbulumuzda güzide bir misafirimiz vardır. Adı herkesin bildiği gibi (Eba eyyübel Ensari) dir peygamberimiz onun evinde (Mescid-i Nebevi) yapılıncaya kadar misafir kalmıştır, bu süre içinde kendisi peygamberimizden. Efendim siz burada kaldınız o halde bunun bir diyeti vardır adı da (Ensar diyeti) dir diye bir karşılıkmı istemiştir, islâm tarihinde hiçbir zaman böyle bir tabir ve kendisi tarafından üretilen (diyet) tabirleri yoktur acaba kendisine hep gelen ve aşina olduğu cereyan tarafındanmı, diyet tarifleri konması emir edildide bu tarifler o kişi tarafından icad edildi ve şiddetle takib edildi o hafta gelmeyenden ertesi hafta ikiside (Ensar diyeti) olarak zarflara konması istendi. Madem bunlar (Ensar) ismi ile toplanıyordu ozaman bütün bunlar niye bana anlatılmadı?. Sıkılmadan şimdi bana bunlardan. 

“Kurban ve ensarı böyle yapmayalım deseydi eyvallah.” Mış. Şu savunmaya bakın ne kadar masumane değilmi? Eğer o zaman mertçe bunları bana böyle anlatmış olsaydı, hemen o zaman durdurulur bu rezil tatbikatlara hemen son verilirdi. 

Ayrıca bu tatbikatlara boyun eğerek kabul eden kimselerde, beni bunlardan haberdar etmedi, oda nasıl olsa sistem yürüyor müdahele edende yok, diyerek sizleri kullanmışta kullanmış. Olan olmuş, bütün bu açıklamalardan sonra daha halen o kişinin peşinde koşmaya devam edenler artık bundan sonra bari bu (Mev……) ya aldanmayın, ancak karar sizlerindir, bu hususta benim diyecek başka bir sözüm yoktur. (Cem’o)

----------------------- 

 NOT= Aşağıdaki Kurban hakkındaki ifadeler, bu hususta, A…G.. kızımızın bildirdiği bilgilerdir. 

------------------- 

 “Kurban paraları toplanırken (k.6.m/Fark’o) sohbette kardeşlerim kurban çok önemli bir ibadettir.  Bana durumum iyi deyil şu kadar versem olurmu diye gelmeyin. Bu gün cep telefonlarınıza istemediğiniz kadar bankalardan kredi teklifi geliyor bunuda benmi söyleyeceğim kredi al kurban ibadetine katıl demişti. Bilgilendirmek istedim. ellerinizden öperim.” A…G..

------------------- 

 Görüldüğü gibi insanları vicdani olarak nasıl istismar etmiş, hayret bir şey, bunlardan ve kurban tüccarlığından bana hiç bahsetmemişti. 

 Sonrada “böyle yapmayalım deseydi” Ne masum savunma, bizim hiç bir şeyden haberimiz olmasın o istediği gibi yeni hükümler koysun, nerde görülmüş böyle tutatrız bir sistem. (Cem’o)

------------------------ 

* “O, x3 müş. Bir kere onu tashih edelim.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Bahsi geçen kişi. (k.6.m/Fark’o) bize gelmeden (25) sene evvel (x3) vardı. Bunun neyini tashih edecekmiş, Bu vatandaş kimmişki, neyi yanlış görmüşki, hangi vasıfla tashih edecekmişki. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ondan sonra gelindi. Nereye gelindi. Zarf tatbikatı, buyrun, bu zarf tatbikatı benim icadım değildir. V….. Hn burda, Ü…. Hn burda, H… G…. burda, hatta o X…. Hn burda, önceleri bunlar, kişiler, ikram bol geliyordu, H….. sende hatırlar mısın o günleri, ee Ü…. Hn olduğu zamanlarda, oralarda yokmuydun sen? 

H: Ordaydım.

(k.6.m/Fark’o): Vardın, ikram bol geliyordu. Börekler şunlar, bunlar falan geliyordu. Kardeşler dedilerki, yav bu ne yapıcaz bu kadar kurabiyeleri, börekleri. Çünkü gelenleri biryere koyacak. Her gelen getiriyor, her gelen getiriyor. Herkes elinde getiriyor. Yani düşün ki yani bir börek bilmem ne almak, bu günkü ölçülere göre 10 – 15 TL olan bir şeydi, bunlar böyle geliyordu. Peki ne yapalım dedik, bizde sorduk onlara, dediler efendim böyle yapmayalım biz. Ne yapalım? 3-4 kişi getirsin, geri kalanlarda, bunu, işte efendim para olarak versin. Peki. O zaman ne yapılıyordu? Zarfın eee torba vardı, torbanın içine atılıyordu, öyle mi? Hatırlıyorsunuz? Hatırlıyorsun, bunlar biliyorsun, haksızmıyım evladım, böyle hatırlıyoruz. Bu böyle yapın diyen ben değildim, böyle yapılıyordu. O yapılanlara ne oldu, dergah adı altında, o zaman, Ü…. Hanımda daha çok yapıldığı için, şu klima onunla alındı, içerdeki çay ocağı, onunla alındı, oranın cereyan, bunlar konuşulmaz, mecburum konuşmaya, bunları konuştular çünkü, N….’cüm bunları konuştular, peki ne yapayım ben, bir karar vereceksiniz. Ben sustukça bilmiyorsun, a bilirsin karar verirsin eyvallah, bir şey dediğim yoook. Orda elektrik parası, yani orada kullanılan elektirik, di mi V….. Hn, aylık elektrik parasından 4 gün hesabını tutardık, ısınma parasını tutardık, keser ona verirdik, öyle mi? Bunun gibi, şu veya bu kafamda hepsi yok, anlatabildik mi? Bunlar buraya geliyordu. O sonra ne oldu. Torba içindeki olanlar, gittikçe safsataya geldi. Eeeh birgün açmışlar, içinde 1 tane 5 TL görmüşler. Ulan o kadar kişiye ikram olurken, dolu getirirken, şimdi gelmemiş. Hani verememe halinden dolayı değil. Ne bileyim işte alışkanlık dedik. Bunu zarfa dökerseniz, hani bana gelirse bari, hiç olmazsa sıkılırlar. 

Peki zarf içinden ne geliyor dersen, şimdi normal vaziyette düşünecek olursak. Efendim eee (Cem’o/Bab’o)lar buraya geldiği zaman, mecburum bunları konuşmaya, ona altın alındı. 1 altının fiyatı bugünkü 680-700 TL. öyle mi? öyle. Zarflar içinde ikram adı altında gelen paraların toplamı 200 TL – 220 TL dir. Soruyorum işte, senin tamah ettiğin bu, ha burdan ne yapıldı ayrıca, bazı kardeşlere, ve halende olduğu gibi, yardımlar yapılıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

* “hani verememe halinden değil. Bunu zarfa dökerseniz hani bana gelirken belki sıkılırlar. Zarf içinde toplanan paralar 200, 220 TL. buradan bazı kardeşlere yardım yapılıyor.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene ne kadar masum ifadeler değilmi? Yapılan tatbikat madem bu kadar güzeldir, öyle ise devam edilsin gitsin kim neden karışsın ki? Sanki bunlar hiç meydana çıkmayacak imiş gibi, ne kadarda müşfik sözler imiş. Doğrusu bunlarıda bilse idim karınca kararınca, bende bir zarf alıp daha çok sevap kazanmak için, zarfın içine en çok koyandan daha fazla koyardım, yeterki gariplere faydamız olsun. O bahsi geçen ve yüzümüze vurulan altın hediyeyesini de almazdık. 

Yukarıda da bahsedildiği gibi keseden (5) lira çıkınca bunun çok az olduğu göz önüne alınarak zarf usulüne geçildiği devam eden herkes tarafından biliniyor idi. Gene kendisinin aşağıda gelecek ifadesine göre bir gurupta (40) (41) Kişi diğer gurptada (40) (41) kişi olduğunu kendi ifadelerinde bildirmektedir. 

Bu iki gurubun içinden diyelimki (50) kişisi zarflara diyet koydu aslında hepsi koymakta idi ama biz bu kadar diyelim basit bir hesap yaparsak herkez en az kendisine verilen zarfına (10) T.l koysa (500) tl yapar bu toplantıların her ay (6) gün olarak mecburi toplanıldığını düşünürsek, aylık toplanan zarfların içinde. 

En az (3,000) tele olması gerekiyor ancak verilecek miktarın en az (30) lira olması belirtildiğinden, ve bu hasabın aylar ve seneler ile çarpıldığında gerçek miktarın hesabının yapılmasını zarfları kullananlara ve dolayısı ile kendilerini kullandıranlara bırakıyorum. 

Yukarıda belirtilen bazı kardeşlere yardım yapılıyor, olan kardeşler kimlerdir, ve bu kardeşlere ne kadar yardım yapılmıştır, bilen varmıdır? ayrıca bu faaliyet yasalmıdır. Acaba görevlilerin bunlardan haberleri varmıdır. Bunların cevaplarını bana değil, halen peşinden gitmeye çalışanlara verse iyi olur. Benim derdim değil, ben sadece bizi suçladıkları şeylere, cevap vermeye çalışıyorum. Bunun da bizim hakkımız olduğunu zannediyorum. (Cem’o) 

------------------- 

 (başka kişinin (ha….)yazısının devamı) Bu sıkılma olayı verememeden değil, zarfı ona götürmek, vermek olayı sıkıntı vericiydi. Çoğu zaman fark edilmeden masaya konurdu. Sonra görüldüki insanlar göstere göstere koyuyor. Daha sonra da zarflar, insanlara ister misin diyerek dağıtılmaya başlandı. Kişilerde onlara uydu. Onlar gibi yapılmaya başlandı. Zarflara diyet (ensar diyeti, gelemediğin günlerin diyeti, iftar diyeti), sadaka, fitre, zekat, ikram diye yazılır, tutar ve ad soyad belirtilirdi. Verilecek tutarlar çok güzel hesaplanıp işittirilirdi. 

Sadaka gibi tutarlar için ise “kendine verilmesini istediğin tutar” olmalı diye de söylenirdi. Zarflar biraz birikince alıp çantasına koyardı. Ortada görülmesin diye imiş. Bizzat iki kere kulaklarımızla “maneviyattan da para kazanılır.” Dediği duyulmuş. Bunu başka bir kardeşle de konuşulduğunda onlar da duyduğunu söylediler. 

Balkon (bala kon), mutfak (sizinde manevi mutfağınız yenileniyor), banyo, gözlük (sizinde gözleriniz açılıyor), babalar günü, anneler günü, doğum günleri, ameliyatları, hiçbir şey atlanılmazmış. Kendisi söylemez ama bir kardeşten giden teklifi rabbımdan deyip kabul edermiş. Kendisine verilen hediye ve paraların G…. hn. sorduğu zaman söylenmesini istemezmiş veya az söylenmesini istermiş. Kesinlikle işine hanımını karıştırmazmış. Yaptığı icraatı iş olarak görürmüş. 

 Buradaki neşe başka dermiş. G….X. hn ise (k.6.m/Fark’o) ya nasıl izzet, ikram ve hürmette bulunuluyorsa o da aynısını istermiş. Tabağına, örtüsüne kadar hep dikkat edilirmiş. Bunların dışında kendisine hediyeler verilirmiş. Gelen hediyeler için “alsam bana yazık, almasam ona yazık.” Dermiş. Alınan hediyelere kişinin halini yansıttığını söylermiş.

Aynı kitap sayfa (70-71) 

---------

Birde sıkılmadan bize (15) senede bir defa aldıkları bilgisayar kutusu ile altının hesabını soruyorlar. 

Yukarıda bahsedilen. “Zarflar biraz birikince alıp çantasına koyardı” ifadesi onun hakkında kullanılmıştır. 

Değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ne için, bereket için. Kişinin durumu iyi ama, burdaki durumlara dönemiyor, o zaman dedik ya, dergah sana ağırlık olmasın diye, biz al bu katkıda bulun, ha sen yavaş yavaş harcarsın, hiç olmazsa dergah sana ağırlık vermesin, hani, böyle, bir bunalıma girmeyesin sen diye, anlatabildim mi? Düşüncelerimiz buydu, konu buydu. Afedersin, benim üstümdeki kıyafet belli. 

İki tane arabam vardı, bir arabamı sattım, o arabayla affedersin, masaj tedavisi oldu, bir kısmına ozon tedavisi oldu, onlar bahane olmuş, ya konuşulacak şeyler değil bunlar, ama ben bunları konuşmak durumunda kalıyorum. İşte o yüzden diyorum ki kardeşim öneri şeyi var. Efendim böyle böyle bir durum var. Şöyle şöyle bir durum oluyor, yani dikkatinize, tamam ben alırım öneriyi, o öneriyi tatbikata koyarım ama iyi niyetli olun kardeşim. Şimdi bunlar mesele değil, bunlar ikaz ile geçilecek şeyler. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Vah vaah ne masum ifadeler hayret doğrusu! (Cem’o)

-------------------

* Araba satılıp masaj ve ozon tedavisi olmuş. (k.6.m/ Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Hayret acaba hangi araba satılmış ben hiç hatırlamıyorum, yeni tanıştığımız zaman onların iki arabası vardı. Biri az eski diğeride çok eski idi şimdi kullandıkları arabayı almak için evvelâ az eski araba satıldı, çok eski araba da o sırada, devletin çıkardığı bir teşfikten eski arabalarını hurdaya çıkaranlara, yeni araba alırken belirli bir miktar (3) bin lira civarında idi, zannediyorum bir bedelide böylece yeni arabanın finansına kullanıp geri kalanıda takside bağlanarak şimdi kullanılan araba alınmış idi. Ben başka arabalarının olduğunu bilmiyorum ki o gayb da olan araba satılsında ozon tedavisi olsun. Ama vardır her halde bir cevabı. Ayrıca bu araba meselesi oldukça eski bir hadisedir. Ozon tedavisi ise yakın bir zamanda olmuştur. (Cem’o) 

------------------- 

 NOT= Daha sonraki araştırmalarımızda bu tedavinin finansının kimin tarafından ve ne kadar olduğu, kendisi tarfından bildirilmiştir. İsmi bizde mahfuzdur. (k.6.m/Fark’o) nun verdiği cevap inandırıcı değildir.

 Aynı kitap sayfa (83) (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Neymiş efendim, kişilerin zikri hangi zikirdesiniz? Kardeşim ben bir kardeşe hak zikrine getirdim, kişi bir benliğe girdi ki, benim en sevdiğim kardeşim. Onun o benliğe girmesi, beni rahatsız etti. Kendimde hatayı gördüm. Niye ben hakikate erdim dedi. Hayır hakikate ermemişti. İşte Cem’o Bey’in bahsettiği olay bu. Önce diyor sen, bütün zikirleri yaparsın, bu ilimdir. Sonra tekrar başlarsın ayn, sonra tekrar başlarsın hak, diyo. Biz ise baktık ki böyle toparlayamayacağız, biz üçünü birleştirmeye çalışıyoruz şuanda. Benim yaptığım o değil, ama ben onun zararını gördüm, yani yapılan da zararını gördüm. Bir kardeşimiz var bugün, efendim nefsi emmare zikri. Bizim burdaki kardeşlerin çoğu emmare, levvame, mülhime, içinde devamlı gidiyorlar. Emmerenin hakikatine de geliyorlar. Levvamenin emmaresinede geliyorlar. Bir sözle, bir harekette oraya düşüyorlar. Bir hareketle buraya düşüyorlar. Ha zikrin neye faydası var, nefesi açmaya faydası var. Yapın zikrimiz var zaten, ne olacak yani La ilahe illallah, Allah ya, biz başlayınca hepsini birden yapıyoruz. Sende 3 tane birden yap, ne fark eder yani, mühim olan nefes açmaksa, birisi gelmişti onun evlatlarından birisi, bir tanesi Kayyum zikrindeydi, bir tanesi de şey yani marziye makamı, bir taneside Allah, insani Kamil zikrindeydi. İkiside bana geldi, isim vermeyim yani, onun bu sohbetleri var. Abi dediler yani, biz dediler, bunu zikrediyoruz ama hiçbirşey yok dediler. Senin yanına geldiğim zaman ben neşeleniyorum dedi. Ama ben zikirle yetişmedim, sohbetle yetiştim. Ben (Cem’o) nun zikrinle yetişmedim, tenkit etmiyorum, sohbet ağırlıklı olduğum içinde, o kısma daha çok kıymet veriyorum. Tenkit mi? Tenkit. Öyle mi yap, öyle yaparız ya sorun değil. Yani ben o kısımlara girmiyorum, ama bunların başka şeyi var. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden bir şey anlayan varsa bana da anlatırsa çok sevinirim. Kendi ifadeleri nasılda kendinin hiçbir asla dayanmayan kanaatlerinden bahsediyor. Bende zannediyordumki bizim sistemimiz tatbik ediliyor, işte zaten meselenin aslıda budur ki, oda sistemsizliktir. Bu da tamda nefsin isteği haldir, yani kayıtsızlık. Şeriat yok, tarikat yok, hakikat yok, marifet yok, sadece birkaç hayali zanni ve bol keseden aslı olmayan şeyleri atmak var. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Dergah namazı. Şimdi soruyorum diyolar ki doğrudur. Sohbete başlamadan önce namaz kılınır öyle yapılır. Bu ev müsait, V….. Hn senin evin müsait mi? H…. Hanım ın evi müsait mi? F….cim sizin eviniz müsait mi yani bu kardeşler gelecekler, burda namaz kılacaklar, buraya gelecekler. Ha bizim belli sabit bir yerimiz olur da, o yerde namaz odası ayarlanır, o zaman olur. E ben bir kardeşe bu yükü verebilir miyim? Veremem. Ben zaten bunu bölmüşüm, bu bölmede bile, ayda bir kere birisine gelmede bile, bazı kardeşler o ay işleri oluyor, almıyorlar üzerine. Peki ne diyeyim, zorla sen al diyemiyorum. Böyle bir dolaşım yapıyoruz biz, yani büyük bir cihat yapıyoruz, büyük bir uğraş veriyoruz, taaa başı büyükten taaaa bilmem Beylikdüzü’ ne kadar böyle bir seyir yapıyoruz. Çünkü çaremiz bu, bu cihattır. Bunlar tenkit olmuş. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu anlatılanların hepsi namazı terk etme bahaneleridir, misafirlikte uygun yer yoksa gelince evinde kılarsın vakti geçmiş ise kaza edersin ama terkedemessin. 

 taaa başı büyükten taaaa bilmem Beylikdüzü’ ne kadar. Haline acımak lâzım, “taaa” nerelerden nerelere gidiliyormuş iyiki söyledide haberimiz oldu, şimdiye kadar haberimiz olsa idide biz zavallıyı götürseydik. (Cem’o) 

--------- 

O hediyeyi kabul etmekle suçlanan kişi, benimle beraber en az bu yollarda, (1.000000) yaklaşık bir milyon klometre yaz demeden, kış demeden siz yataklarınızda yan gelip yatarken, o benimle hep bütün tehilkelere rağmen, hep yollarda. İdi, şimdi niçin altını aldı diye şikâyet edenler. Biraz düşünseniz iyi olur. (Cem’o) 

------------------- 

 Bu yolculuklar türlü vasıtalarla yapılıyor idi, halende yapılıyor, bu yolda kendi kazandığımız, küçük küçük dikiş ücretleri ile hep bu seyahatların benzin ve sair yol masraflarını da kendi alınterimizle karşılayp yollara düştük, sizlere veya başka bir yere giderken bazılarının yaptığı gibi, bu benzin parası bu kartuş parası bu kâğıt veya benzeri masraf parası, diye bizden böyle bir talep duyan olmuşmu. bu yollarda eskittiğimiz araba sayısını unuttum (10) taneden fazladır Bu arabalar tarladan toplanmıyor, hepsinin bir maliyeti vardır. “Va…… Su… Anne. ve benim, bizim kendimize ait bir hayatımız yoktur, bütün hayatımız Hakk yoluna adanmıştır Ben bu yaşımda (77-78) günde yaklaşık (10/12) saat bilgisayar başında çalışıyorum gelen maillerin cavaplanması lâzımdır yeni kitaplar yazılacaktır kişilerin türlü dertleri olmaktadır, eğer telefon konuşmalarımı kayda geçirmek mümkün olsa idi onlarda en az (15/20) kitap dolusu sohbet konusu olurdu. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (73)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim sohbet zamanı, efendim teybe alınması. Benim eee hazretten gelmişim, kendi meşrebimle, aşk bastımı, zaman kaybediyorum. Şimdi soruyorum size bazen, sohbeti keseyim mi diye. Siz bana devam diyorsanız, ediyorum, yanlış mı? Eğer siz, keselim derseniz, kesiyorum. 

(Cem’o/Bab’o) 45 dk yapıyor, çok güzel, ama okuyarak yapıyor. 

Biz okuyarak yapmıyoruz. Bakıyoruz başlığa, ne zuhur ederse öyle yapıyoruz. 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda ifadelerinde bile nasıl bir benlik ve benliğin içinde olan acziyeti ile konuşuyor. Şuraya bakın (15) sene arkasında koştuğu kişiyi neyle küçümsüyor. Mademki okuyarak konuşuyordu neden bu kadar zaman arkasında gittin sende eline bir kitap alıp okuyuverseydin, niye bukadar zaman vakit kaybettin, diye kişiye sormazlarmı.? Sanki kendisi (Cem’o/Bab’o) nun yeri geldiğinde saatlerce hiçbir metne bakmadan konuştuğunu bilmezmiş gibi onu küçük düşürmeye çalışıyor. 

“okuyarak yapıyor.” zaman ve zemin neye müsait ise öyle konuşur, bazen bir mevzu olur o mevzuun sistemli bir şekilde devamı için eline o mevzu ile ilgili metni veya varsa kitabını alır oradan bir cümle alır o cümlenin içinde bulunan bütün mevzuları izah etmeye çalışır böylece sohbet bir mevzu üzerinde yoğunlaşır. Ve genellikle kendi yazılarından sohbet yapar yazanda zaten kendisidir, bazende başkasının mevzu ile ilgili bölümleri varsa onları da okur anlatır, bu da bir sistemdir. Bunun neyi küçük görülür de “okuyarak yapıyor.” Diye alay konusu edilir. 

Onların hali demek o imiş aynı mevzuu “okuyarak yapıyor.” G…X Hn. Da başka yerlerde tekrarlamıştı. Canları sağ olsun.

Yukarıdan beri kendisinin konuşmalarından alınan metinlerin haline bakın bir bütün mevzu halinde bir sıra takip ederek anlatılan bir mevzu varmı.? Bütün cümle kuruluşları hepsine birden yazı bile denmez hayal âleminde uydurduğu suçlamalardan başka bir şeyler olmadığı açık olarak görülmektedir. (Cem’o)

------------------- 

 -------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

Biz okuyarak yapmıyoruz. Bakıyoruz başlığa, ne zuhur ederse öyle yapıyoruz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Mübarek olsun kardeşim sen gene öyle devam et, “ne zuhur ederse” deye deye o mudil sahasından zuhur edenlerle arkandaki kimselerlede devam et git, kendin bilirsin, verdiğin zarar sadece kendine olsa mesele yok, ancak içlerinde olabilecek gerçekten temiz kalbli, gerçekten Hakk rızası için çalışan kimselerde vardır yazık etme. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

2. olay, teybe niye alınmıyor? Ben teybe önce N…. Hn da aldım. N…. Hn.da alınan teybleri satmaya başladılar. Sonra N… Hn beraberken , sonra S

…. Hn geldik, S…. hanımlar orda hakimdi. Ağzıma bant koyarlardı, hepsi böyle uzatırlardı.

V: bacağı rahatsız olan bir hanım vardı.

T…., ayağını buraya koyardı bant uzatırlardı. Onlarda bant satmaya başladılar. Ne zaman ki, Ü…. Hanıma geldik, kaldırın dedim bunları. Ben anlatılanları 3 defa anlatmaya razıyım, bu satma işi başka, orda ürktüm. Ya dedim, bu benim elime alınan kaydı, afedersin etrafı malum, çünkü demiyor ki efendim burası tedrisattır, bir marifettir. 

Yani yarın öbür gün birisi bassa, işte buradaki zarfı görse, Abicim ben alıp hemen oraya koyuyorum, ama burayı kim basacak, basacak durumu yok, çünkü nerde ne zaman buluşacağımız belli değil, tam gezginciyiz biz, öyle bir yerimiz yok, aa burda devamlı oluyor diye. Şimdi onlar yine bant satınca, dedim kaldırın onları. O zaman G…1- hanım geldi, ille kayıt koymaya çalışıyor, onun da niyetinin ne olduğu çıktı. Dedim kardeşim, sen kayda al, anlamadığın yeri bana sor, ben tekrar sana anlatırım, yani sana derste bunu, sen hevesliysen, sen derste öğreniyorsun değil mi? 

(k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadeler nasıl birbirine zıt ve acınacak bir hali kendi ağzından korkular içinde marifetmiş gibi ifade etmeye çalışıyor. 

 Burada esas mevzu konuşmalarının arkasında delil kalmamasıdır. Çünkü konuştukları “ne zuhur ederse” dediği nefsi emmaresinin hayellerinden olduğundan, bugün doğru dediğini yarın yanlış olarak savunan, nefsi kelâmlarının delilleri ortada kalmasın aleyhine delil olmasın diye, konuştuklarını kayda aldırmadığı açık olarak bellidir. Bu metinde de görüldüğü gibi zaten kayda alınacak sözler ve konuşmalar değil nefsin hevasından başka bir şeylerde değildirler. (Cem’o) 

---------

Yani yarın öbür gün birisi bassa, işte buradaki zarfı görse, Abicim ben alıp hemen oraya koyuyorum, ama burayı kim basacak, basacak durumu yok, çünkü nerde ne zaman buluşacağımız belli değil, (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu suç unsuru taşıyan kelimelere bakın, kendi kendini nasıl ele veriyor. Daha fazla söze gerek yok, sizler değerlendirmesini yaparsınız.

 (Cem’o/Bab’o) ise sohbetine başlamadan çevresindekilere, “kayıt alacaklar var ise cihazlarını hazırlasınlar, diye haber verir ve yanında bulundurduğu, sehbaların üstü ses cihazları ile dolar ve sohbet başlarken kendisinin ki dahil, hepsi sohbet bitinceye kadar açık bıralır. Bu yolla birikmiş (Cem’o/Bab’o) nun arşivinde muhtelif mevzulardan binlerce kayıt vardır ve bunlar hep tekraren dinlenilmektedir. Bunların hiç biri ne satılmıştır ve nede bir takibe konu olmuştur. Çünkü içlerinde ne siyaset, ne nefs, ne benlik, ne beşeriyet, bunlara dair hiçbir şey yoktur, sadece İlâh-î muhabbet ve irfaniyyet vardır. Cenâb-ı Hakk kuru iftiralardan muhafaza eylesin. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

H: “evet” 

 (k.6.m/Fark’o) Senin ben fazla kayıt tuttuğunu görmüyorum 

 H:“yok” Niye, çünkü zeka seviyen, muhabbet seviyen buna müsait ve kafi geliyor değil mi sana? Sen ayrıca onu banta alsan evde dinleyecek vaktin var mı? Soruyorum ya? Kitaplar verildi, kaç kişisi o kitapları okuyabildi. Zaman zaman bir kısmı, öyle bir vakit yok ortada, gerçekçi olmak lazım. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadeler herkesin içinde söylenecek sözlermidir? Demekki kayıt tutanlar geri zekâlı şu ayrımcılığa bakın güya bir kişiyi yüceltecek böylece diğer kişilerin nasıl bir ümitsiz hale düşeceğini hiç mi düşünmüyor hayret doğrusu. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim konuşmak için izin. Konuşmak için izin almak mı? Temin anlattığım konu. Başlıkları anlatıyorum ben burda. Kardeşim sen şimdi burdan çıkıyorsun. Efendim böyle böyle benim işim var, evet gidicem, izin verir misiniz? Nezaketen, e tabi git deniliyo, yok izin vermiyorum. İzin isteyipte izin vermiyorum diyen oldu mu? Bugüne kadar. Hani 40 defa söylüyorum yapıcam diye, niye yapayım yav, adamın işi varsa gidecek zorla, zorla din olmaz zaten yav. Ama bu nezakettir ya. Bunlar konuşulacak şeyler değil. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu basit tutarsız ifadelere bakın. İzinden kasıt daha yukarıdaki sayfalarda belirtilen hususlar hakkında imalı ve dolaylı iftiralarına yenisini ilâve ediyor. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Evet efendim, daha basit şeyler var artık boşver onlara girmeyeyim. Bunun gibi başlıklarla, efendim, konulara temas edilmiş. Tamam mı? Ben kestirme anlatıyorum bunları ve bunlarla sizlere yazılar gönderildi ve o yazılarda, o yazılarda, baştaki olan kısım bu, ensara falan girmeden önceki kısım, olduğu gibi X….Hn. konuşmalarıdır. Onuda kim söyledi, ben zaten hissettim, ifadelerden hissettim, onun yakın 2 arkadaşı vardı, yakın demeyelim de arkadaşıydı. Onlardan birtanesi bugün bana açtı telefonu, bazı şeyler söyledi. Onun yanında efendim dedi, ben söylüyorum, ordaki kardeşler bilmezler dedi, o konuşmaların hepsi X… Hn,’ in sözüdür ve X…Hn bize baskı yaptıki, bunları (Cem’o/Bab’o) ya söyle diye. Bakın (Cem’o/Bab’o) diyor ki ben başka yerden aldım. Almadın, varsa bütün kardeşler demiyeyimde, çoğu onunla konuştuk, böyle söyledi, diye, bana söylediler. Yani bir birlik içinde hareket ettik, çünkü olması mümkün değil, içlerinden birtanesini söyliyeyim, X…Hn,ın o sözlerinden. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu tutarsız ve mesnetsiz sözlere bakın. Araştırmaları kendim maillerini ve telefon numaralarını bularak herkesle konuşarak hakkında ki bilgi ve kanaatlerimi oluşturdum, ondan sonra çok kötü hale gelmiş olan bu gidişe dur dedim. Çünkü seneler evvelinden defalarca kendisini ikaz etmiştim bunların hiç birini dikkate almadığından artık düzelmeside söz konusu olmadığından kendisine verilen zaten sadece “vekil halifelik”ti o nu da geri aldım. Yoksa güzel çalışan bir sistem sebebsiz niye durdurulsun? (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim, eee, bundan 7-8 sene önce, X…Hn. önce gitti, şeyde İ… Beyde biyat oldu, yine buraya geldi. Ben, bende kafa ama fark etmez, 

X…Hn olmasaydı yine o iş olacaktı yani, anladın mı demek istediğimi. 8 sene mi önce mi, 7 sene mi önce mi ne, bir evi vardı kiralanacak. Hani aklımda kaldığı kadar 1100 TL istiyordu veya 1200 TL istiyordu, gelmiş bana himmet şeyhim, 1200 TL kirala, tövbe yav sen bu delinin duasını kabul eyle, Allah diyecek ki 1200 TL aşağısı olursa çarparım lan, şimdi olurmu böyle şey, gitti geldi, gitti geldi, burama geldi. Dedim ya afedersin dedim, Allah komisyoncu değil, sen komisyoncuya git, komisyoncu diyecek ki aa komisyoncu bana diyo diyo burası 800 TL, e 800 TL diyorsa sana rayici, sende 850 TL üzerinde dur, veya 900 de, eğer 900’ u bulamazsan 800 fit ol, çünkü boş bulunan zamanda zaten kaybedeceksin. Peki dedim sana bir şey söyliyecem, sen şimdi komisyoncuya, bu işi yaptığı zaman komisyoncular genellikle, 1 senelik olan kısmından, o birinciyi kendine alır. Misal, 800 TL kiraya vermişse, o 800 TL ne yapar, kendi komisyon hakkında, şak der onu alır. Sen dedim Allah bunu yapsa, bana 800 TL verir misin dedim, tamam mı? 

 (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda bahsedilen hadisenin muhatabının, konuyla ilgili yorumu aşağıdadır. Ayrıca kendini “Allah komisyoncu değil” “Allah bunu yapsa” ifadeleri ile nerelerde olduğunu karşı tarafa şuur altı beyin yıkadığıda açıktır. Bu işin Allah (c.c.) ile ne ilgisi vardır.?

* Bana söylenen 8 sene önce, kiraya vermeyi düşündüğüm evimi kiraya verince, “1 aylık kira bedelini bize buraya verirsiniz,” yani kendi şahsın da “Allaha” şeklinde olmuştur. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (46) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

V…: Hatırlıyorum bu konuyu. Hepsini hatırlıyorum. 

(k.6.m/Fark’o) Hatırladın değil mi bu konuyu? Hah, iyi anladım, bunu yaptı. E şey tabi şok oldu, peki hadise çok daha yukarı oldu, verdi mi? Hayır vermedi. Ama bunu bahsetmiş (Cem’o/Bab’o) ya, a içim yanıyor ya, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Vah vaah, içi yanıyormuş, şu rol yapamaya bakın, İçlerinden biri çıkıp itfaiyeye haber verseydiler, belki “nefs yangını” biraz hafiflerdi, ama nefs ve ihtiras yangını nı itfaiye suyuda söndüremez o yangın sahibini yakar bitirirde ondan sonra yakacak bir şey kalmayınca ancak söner. Ne diyeyim eden bulur inleyen ölür demişlerdir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi, dedim ya, ahlaksız bir şekilde yatmış, gayri ahlaki diyelim ona, ahlaksız demiyelim, gayri ahlak, gayri muntazam olmayan bir şekilde yatmış olan kişinin sözü ne olabilir, bu olabilir. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Dehşet bir ifade iftirası bu sözleri biraz aklı başında olan bir kimse iftira ederek söyleyebilirmi hayret bir şey doğrusu iki tarafa da atılan bu iftiranın bedeli acaba nasıl ödenir aklı başında olan ve iftiraların sonunun neler doğuracağını düşünce sahibi bir kimse bu tabirleri kullanabilirmi? Bu kadar bayağılık ve acizlik nasıl olur, gerçekten hayret bir şey. 

 Eğer şu kelimelerin muhatapları hukuki haklarını bu dünyada arasalar ne kadar süreli mahküm olabileceğini düşünecek kadarda mı, aklı yokmuş? Kendi halinde olan insanlara böyle yakıştırmalar yapılması hakkı kime verilmiştir. Bu edepsizliğe pes doğrusu. Bu kadar haltlar etmiş bir kişi olarak hiç olmazsa biraz mert olsaydın bahsettiğin kişilere böyle iftiralarda bulunmasaydın hakkında daha iyi olurdu.

 Bu iftiralarından belki muhatapların seni bu dünyada ciddiye bile almazlar ancak İlâhi divanda bu iftiradan ve diğer yaptıklarından yakanı kurtaramayacağın açıktır. Bütün bunlardan sonra her halde bir helâllik dileyecek yüzünde kalmamıştır. (Cem’o)

------------------- 

“Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

(73-C.C.C.Sayfa-70) kitabında kayıtlı olan bu sözler kendisinindir, buyurun siz değerlendirin. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Buna dayalı olarak sen, senin ifadenle 15 sene, hakikati 13 sene, senle beraber olmuş, halifen dediğin kişiyi harcadın sen, ama dava bu değil, başka, “Va.. Su.. Anne” Hn., dır. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda ki talihsiz ifadenin sahibi nasıl bir zavallılığa düştüğü açık olarak görülmektedir. Bahsettiği konu onun yakıştırdığının tam tersidir. 

 Aslında ise kendisi, kendisine (15) sene emek veren ve onun bu süre içinde bütün kabalık ve kaprislerini hoş gören ve sırtında taşıyarak bir yerlere gelmesine vesile olan kimseye karşı attığı iftiralara bakın hayret bir şey doğrusu. Vefasızlığın ve inkârcılığın böylesi zor görülür. (Cem’o)

------------------- 

* Ama dava bu değil, başka, “Va.. Su.. Anne” Hn., dır.

 (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ben sana ne diyeyim ki bütün insanlık vasıflarını kaybetmiş olan kişi bu kadar da bayağı bir suçlama olurmu? Bütün ömrü Hakk’a ve halka hizmetle geçmiş olan bu “Va.. Su.. Anne” Hn.,dır ki, sen onu hep hörmetle anardın yaptığın ne kadar sahtekârlık imiş. (Cem’o)

------------------- 

 bizim hanım geldi, burayı istiyor, çünkü sen oraya sokmamışsın bunu. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 Bu ifadenin (Cem’o/Bab’o)‘ nun ağzından olduğu açık olarak anlaşılmaktadır bu vesile ile de kendi iç halini ortaya koymaktadır, bahsetmeye çalıştığı da “Va.. Su.. Anne” Hn.,dır ki şuçlanmaya çalışılan bu hallerin hiç biriyle ilgisi yoktur, mesele işin tam aksidir. (Cem’o) Aynı dosya sayfa (125-126) bu hususta geniş bilgi verilmişti.

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

V….: destur halifem. Bu oldukça böyle hep içimde şu zuhur ediyor.2. dünya savaşının sebebi bilmem kimin kimi öldürmesi sivilce, (k.6.m/Fark’o) Değil ya. 

------------------- 

 Mübarek ne kadarda bilgiç imiş benzetmesi ve tasdikleri evlere şenlik. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

V…: hani X…Hn. de bir sivilce, oldu, yani, hep, 

------------------- 

 Sanki üstüne vazife imiş nasıl bir dedi kodu mahalli. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) evet, evet, evet, şimdi hani o aralar benim içinde bir, şey vardı, neydi o kızın şarkıcı, şey, Y…. T…., onun bi son çıkardığı şarkı var, sözleri var orda, belki bilirsiniz. 

bilsin diyor, hiçbirşey umurumda değil, ama ben ona yazamıyorum, bu sözü alır öyle bir hale getirir ki Allahım yani, dağlarım yaralarımı çabuk geçsin, öğrenirken hasretinle sevişmeyi, gözyaşlarım akabilirler özgürce, içimde öyle güzelsin ki, onu kirletmeyeceğim seninle, dayan yüreğim dayan, dayan, yarına inan, gün gelir acılar ezberlenir, iyileşir, zamanla yaralar…

diye, biz, hani, ordan bir mesaj aldık kendimize, değil mi efendim. O zevk ile yürüyoruz. Şimdi, burda, bu hadiseler, böyle olurken, o kardeşin rüyasını okudum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Hayret doğrusu malûm kişi ne kadarda duygusalmış da haberimiz yokmuş, bu kadar ince kalbi gerçekten tebrik etmek lâzım. Sen onlara değil de belki bir gün aklın başına geldiğinde neler yaptıklarına belki yanarsın ama heyhât iş işten geçmiştir. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Efendim Çarşamba günü, sohbet yapacağımızın sabahı, şimdi oraya gelmeden önce, bir önceki olan, noktaya gelelim, izninizle. Bir başka kardeşimiz, ben sıraya sokarak anlatacağım için, şey tarif etmeyeceğim ama, Salı günü, yani Çarşamba gelmeden önceki Salı günü, diyor ki, o gün, birgün sonra bana diyor ki, efendim diyor, çok enteresan diyo, Salı günü, ben ona hep yazdırırım ben bunları, kafamda kalmasın. Ben diyo, ben diyo, Iphone kullanıyor, Iphone bozulmuş, yani, destek işte var ya, işte destek grubu var, o yapmışlar, demişlerki uzaktan .... herhalde onunla, seni, biz, şeyi yeniden formatlıyalım. Diyor ki benim diyo, formatlandı, çarşamba günü geldi, bu oldu, diyo. Şimdi aynı vaziyette, benimde pazartesi günü, o günden bir gün önce, bende ki digitürk de, bozuldu önden LNB diyorlar. LNB bozuktu. Ulan yine LNB bozuldu,daha 2 ay önce yenisini taktık, adam geldi yani onda da dediler ki, abi sende hiçbirşey yok, ne yaptılar, ilk defa kaç senedir kullanıyorum, digitürkü formatladılar. Bak, iki hadise. Arkadan geldi çarşamba günü. Çarşamba günü ben, sohbete gelirken, gittim işte, kan tahlil hikayesine, sıra mıra hikayesi , falan filan, tam tahlile giricem, o girdi o çıktı, falan filan, ondan sonra bana bir numara verdiler, numara 5X, üzerime üzerime geliyorlar kardeşim, anladın demek istediğimi, her yönden bir işaret geliyor. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden cümle kuruluşlarından ve kelimelerin nasıl kullanıldığından bakarsanız tam bir avami konuşmalar ve sözler olduğu açık olarak görülüyor, sonuna da bir keramet levhası yapıştırılıyorki etrafa şenlik. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

V….: Destur halifem, bir şey söylemek istiyorum. 

------------------- 

 Kendi söyledikleri yetmiyor birde yanın da sekreter, ikisi birden nara atıp duruyorlar ne güzelde uymuşlar. Lâkaplarda devam ediyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

(k.6.m/Fark’o) evet

V…: 5X’ e takan kendisiydi. (X..Hn. için söylüyor). Çünkü para koyduğu zaman, 50 TL koyacaksa 5X TL koyuyor, 10 TL koyacaksa 1X TL , elinde X TL bozuk, her seferde ne oluyorsa o X TL’ nin 1’ sini nasıl 

------------------- 

(k.6.m/Fark’o) düşüyor, düşüyor kayboluyor, 

V…..:....bir aksamayla gidiyor. 1000 TL mi koyacak, 105X TL koyuyor. Yani baştakilere örnek olsun diye, kendisi bunlara kadar takıyordu. 

------------------- 

 Sekretarya gene devrede izah etmekte adeta birinci, ancak hemen açıklarını da meydana çıkarıyorlar. Bir defada bir kişi (1,05X) T.L. koyuyormuş ise diğerlerinin ilâvesi ile miktarın nereye yükseldiğini sizler tahmin edin. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Şimdi efendim evdeki olay, yapılanları sorulmuş. O gün konuşuldu. Efendim bizim oğlan 10.000 TL verdi o evdeki masraflara, F…. var, G….X.’in kız kardeşi, o verdi, çekleri o verdi. V…. Hn biliyor, o çeklerden ödendi. Geri kalanda, sizin kardeşlerimizin dahili ile, o mutfaktı bilmem ne oldu, oraya dedik, ayda 2 kere kardeşlere ensar olsun diye. Nitekim bir iki kardeş orda ensar yapınca, X… Hn ona da cız etmiş, neden benim evimde yapmıyorsunuz diye, orda olmasın, burda olsun denen, esas firavun kim, orda başkası. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadeler kendini temize çıkarmanın kendince bir yoludur ancak geçmiş sayfalarda belirtilen bir sürü diyetler halinde toplanan zarfların akıbetini gerçek olarak ortaya koyabilse idi mesele yok idi. Ancak yukarıdaki kendi ifadesi ile, “Geri kalanda, sizin kardeşlerimizin dahili ile” Demek sureti ile neler yaptığını kabullenmektedir. Tabiî ki makul yardımlar olur ancak bunlar hiçbir şekilde rakkam bildirilerek taleb edilmez. Bu husus idraklerinize bırakıyorum. Konuyu araştırmaya çalıştığımız içinde firavun kim, kendilerince zaten tesbit edilmiş durumdadır. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi efendim, kişi bir söz vardır biliyor musunuz? 

 Şecaat arz ederken merdi kıpti, sirkatın söyler. 

Ne demektir bu. Merdi kıpti, çingenenin merti demektir. Yani yiğit, neye yiğit, çingene ne iş yapar, haşa çingeneyi suçlamak anlamında değil, alıştığımız şeyler bunlar, ne yapar, hırsızlık yapar. Ben şöyle hırsızım, ben böyle hırsızım. Merti kipti şecaat arz ederken, yani yapacağı işteki olan yiğitliği arz ederken, ne yapar, sirkatin söyler. Neyi söyler, hırsızı. Şimdi ben, (Cem’o/Bab’o)‘nun yazılarında bunu görüyorum. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ağzına yakışır, suçlamadığın bir bunlar kalmıştı sayende “Kıpti/çingene de olmuşuz, mahir bir hırsızda” yine de iltifat etmiş, acemi bir hırsız da diyebilirdi. Lütfetmiş. 

 Kendisine (15) sene her türlü hizmeti vermiş bir kimsenin bu süre içinde bir hırsızlığını görmemişte kendisine yapılan bunca ihtar ve ikazı alıncamı “Kıpti ve hırsız” olmuş anlayan varsa bana da anlatsın. 

 İnsan neslinden böyle bir vefasızın çıkacağı zor düşünülür, ama çıkıyormuş işte. İsmimizin ma’nâlarından bazılarıda “şeceat ve yiğitliktir” isabet etmiş. “haşa çingeneyi suçlamak anlamında değil” bu ifadelere gülermisiniz ağlarmısınız, kendi yönünden biraz üzülürüm çünkü (Cem’o/Bab’o)‘nun aynasında kendi “cin” gen ahlâkını ve hırsızlığını görmüşte bunu (Cem’o/Bab’o)‘ zannetmiş aklınca “cin” gen-i suçlamamış ta kendisine (15) sene hizmet vermiş, ve hakkında 

--------- 

Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz. İnşaallah... (Fark’o) Aynı kitap sayfa (53)

--------- 

Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah... (Fark’o) Aynı kitap sayfa (54) 

------------------- 

 “haşa çingeneyi suçlamak anlamında değil” miş ama daha evvelce yukarıdaki ve benzeri bir çok şekilde ki ifadeleri ile övdüğü kişiyi sirkat/hırsızk “cin” gen/Kıptilik ile suçluyor, ne güzel vefa örneği değilmi.? Bu başarısından dolayı alkışlamak lâzım. Üç harfli “cin” genli, arkadaşları bu sahada onu kandırmakta epey başarılılar. Başka ne denilir ki. (Cem’o/Bab’o)‘

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Öyle şeyler söylenmiş ki, alakasız şeyler. Ben (Cem’o/Bab’o)‘ yla yan yana geldiğim zaman, kaç sene önce, 10 sene – 13 sene önce, 10 sene önce olmuş olan bir hadiseyi anlatmışım, bunun maneviyatla alakası var mı, yok mu diye, çünkü o zaman maneviyattaydım. Bu sözü almış oraya koymuş. İyi anladım da, bu sözün orda ne işi var. Şimdi konumuz bu, yazıları okudunuz. Bu sözü oraya niye getirdin, hoşgeldin .... bu sözü oraya niye getirdin. Ben orayı anlayamadım. Şimdi burda bir durum ortaya çıkıyor ki, bir kardeşin sözüne geldim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne dendiği ve neden bahsedildiği anlaşılamıyorki, cevaplansın, zaten her türlü dengeleri bozulmuş, aslında hiç düzelmemiş ama düzelmiş gibi göstermiş bizde iyi niyetimizde epey bir zaman halini düzelir belki diye hoş görmüşüz, ancak belirli bir süreden sonra yapılan yanlışlar ortaya çıkmaya başlayınca, yapılan araştırmalar neticesinde, bütün gizlemeye çalıştığı oyunları ortaya çıkınca, ve verilen küçük görev geri alının ca ne yapacağını şaşırıp, yukarılarda görüldüğü ve gelecek sahifelerde de görüleceği gibi, hale isyanın dan ne yaptığını bilmeden hepimize saldırp duruyormuş. İbretlik bir hadise olmuş. (Cem’o/Bab’o)‘

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim dedi, ben, kafam karıştı, veya şu nedenle, bu nedenle, sizinle, yürüyememe, diye bir düşüncem olabilir, ama, dedi, ben (Cem’o/Bab’o)‘ yla yürüyemem dedi. Şu vaziyetteki konuşma, sizin bana güzel gösterdiğiniz, o zatın, bilgisi itibariyle harikulade, ama hali itibariyle, olmadığını gösteriyor dedi. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gönlün bilir kardeşim yürüyemessen yürüme yürümek istesen bile seni o kervana bu halinle alırlarmı zannettin. Orası her önüne gelenin girip yürüyüş yapacağı bir spor sahası değil ki, kendini ne zannettin. Olmazsan olmazlardan mı? Bizim gereksiz bireylere ihtiyacımız yok, sen yerinde kal zaten güzelde uyuşmuşsunuz, hayal vadilerinde dolaşıp durun kime ne mumla devetmi edileceğini zannettin, belirli bir süremiz vardı, o süre içinde gelen geldi kalan kaldı. Başka bir sorunmu var. Sen işine biz işimize kime ne. (Cem’o/Bab’o)‘

------------------- 

 “bana güzel gösterdiğiniz, o zatın, bilgisi itibariyle harikulade,”

-------------------

 Evvelce öyle idi de daha sonra yapılanlar ortaya çıkıncamı sayenizde çirkin “cin” gen “firavun” “hırsız” ve diğer vasıflarla vasfedilen kişi oldu. (Cem’o/Bab’o)‘

------------------- 

 “ama hali itibariyle, olmadığını gösteriyor” dedi. 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu değerlendirmeyi gerçekten tebrik etmek lâzım nasıl bir değerlendirici bilge kişi ise, yani bunun suçlamanın, “altında yatan, ilmi ile amel etmeyen insan portresi çizilmektedir”. O kimse, bence bundan evvel bulunduğu yeri ve kendini, acilen değerlendire bilse kendisi için en isabetli geğerlendirmeyi yapmış olur. Tabii kendisi bilir kişi nasıl bir değer yargıları üzere ise neticesine katlanır. (Cem’o/Bab’o)‘ 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi efendim, geldik başka bir noktaya. Bana gönderdiği yazı, size gönderdiği yazıda, ben o yazıyı okumadım. Bir kardeşim bana bazı şeyler anlattı. Sonra G…X okudu, okurken birkaç tane konuyu not aldım. Bir kaç tane konuyu not aldım. Onlar hakkında da size bilgi vericem. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadeleri bile kendisine ve çevresine yazılmış özel bir yerden çok özel bir yazı gelmiş onu bile okumaya tenezzül etmediğini açık olarak belirtiyor ve birkaç not aldığını belirtiyor şu ilgisizliğe bakın. 

 Kendine gelen kaçıncı ihtardır şunu bir güzel okuyayımda içinde bulunanları bir tefekkür edeyim, diyeceğine “birkaç tane not aldım” demekle yetiniyor. Eğer bu gönderilen uyarı ve ikazları baştan beri dikkate alsa idi, bu müşkil ve seviyesiz durumlara düşmezdi. 

 Sonrada güya kendini müdafaa etmek için “bana bunları baştan söyleyip ikaz etse idi eyvallah” deyip herkezi kandırdığını zannediyor. Pes doğrusu. (Cem’o/Bab’o)‘ 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Site yönetiminde haciz kararı demiş. Efendim ben site yönetiminde değil, deneticiydim ve haciz kararı benim evime alınmadı, böyle bir şey olmadı. Ha site yönetimi, cezaya giderken, denetici de beraber gitti. Peki ne oldu. Ben rabbime niyaz ettim, sonra haklılarken neden olduğunu kimse anlamadı, davadan vazgeçtiler. Öyle mi G…X Kimse anlamadı, niye, e çünkü ortada, o sitede, kooperatif esasen müteahhitti. Müteahite biz para öderdik, kooperatiften para geçmezdi. Yani hırsızlık olması mümkün değildi. Bunları anlatılmış, nerde, (Cem’o/Bab’o)‘ yazısında. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Site yönetiminde deneticiydim. Haciz kararı benim evime alınmadı. Davadan vazgeçtiler.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu kişinin o günkü hali hatıramdan silinmiş değildir. Site yönetiminde bazı olumsuzlukların tespiti üzerine, kendisi de neden bunların denetimini yapmadı sorusuna muhatap olunca, suçlananlar listesinde kendide vardı, bu sebeble ihtiyati tedbir olarak dairelerine ipotek konmuş idi, ancak her an satılabilir idi. Daha sonra site yöneticileri ile şikâyet edenler her halde aralarında anlaştılar ve dava geri çekildi ancak bu hayli uzun bir süreç gerektirdi. 

İşte ilk haciz veya ipotek kararı kendisine tebliğ edilince, benimle görüştüğü gün, nasıl bir haleti ruhiye içinde olduğunu anlatmak mümkün değildir. Söylediği sözler hetırımda kaldığı kadar şöyle idi. 

Kararmış bir yüzle, “bittim ben efendi (Cem’o/Bab’o), ben mahvoldum” sözleri ile hem dil hem hal lisanı ile bunları, o günlerde ki halini belirtiyor idi. Gene o zamanlar ailenin en büyük destekçisi “Va.. Su.. Anne ile (Cem’o/Bab’o) idi. Hayattır bunlar olabilir ayrı konudur. Sağlık olsun. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (84)

------------------- 

 (Yani hırsızlık olması mümkün değildi. Bunları anlatılmış,) (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yazıda görüldüğü gibi ben kimsenin oradaki herhangi bir halinden bahsetmedimki. Bunları şahsımı küçültmek kendi uydurarak iftara ederek “anlatılmış,” diyerek diğer bir ağızdan nakletmeye çalışmış. Ben sadece o günlerdeki sıkıntılı halini ve kendisine sadece bizim destek vermeye çalıştığımızı bildirmiş idim. Ve bunların ne kadar da kolay unutulabildiğinden bahsetmeye çalışmış idim. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

A….: Bize ne, halifem bunlardan ya. 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Tabî iş bittikten sonra, Bize ne, halifem bunlardan ya. Demesi kolaydır, sanki “halife olmayan halifesinin avukatıdır,” sen onların o günlerdeki hallerini görecektinde ondan sonra fikir yürütecektin. O günlerde bütün varlıkları ellerinden gitmiş satılacak başka hiç bir şeyleri kalmamış, tam bir iflâs hallerde idiler, bu durumda (Cem’o/Bab’o) kendisine elinizde olan dairenin birini satın, birine geçin bu sıkıntılardan kurtulun dediğim zaman, bunu yapamam çünkü bir dairede benim çalışmalarımı yapıyorum diğerinde de kalıyoruz satmam mümkün değildir diyordu. İşte tam o sıralarda dairelerinin ikisine de haciz veya ipotek kararı geldi, neden geldiğini kendisi yukarıda ifade etmiş, ben onu ona haciz veya ipotek kararı neden geldi diye bir şey demedim, ve bu şekilde bir suçlama da yapmadım, çünkü işin aslını bilmiyorum benim anlatmak istediğim, şu veya bu şekilde gelen haciz veya ipotek kararı ile içinde bulundukları sıkıntılı durumlarında, yanlarında olanın bizler olduğunu ve onları teselli etmeye çalıştığımızı bildirmek istiyorum, ben hırsızlıktan veya varsa denetçilikte ki kusurlarından bahsetmiyorumki nasıl bir iftiradır hayret doğrusu. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bize ne ama, ben bununla çarmıha geriliyorum, kiminle beraber gidiceğinizi bilin. Ben orda rezil ediliyorum herkese ki, bak bu adam bu haa, dikkat et ha, malına haciz gelmiş adama, peki ne olacak bu işte. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yaptığı halleri anlatmak onu çarmıha germek ise, o çarmıh ondan utanır, böyle bir kişiyi asmak için bula, bula benimi buldunuz diye. Zavallı rezil ediliyormuş! sen kendini zaten rezil etmişsin bunlardan vaz geç diye ikazda bulunan kimsemi seni rezil etmiş oluyor. “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” denmiştir. Sen istediğin kadar konuş. Çünkü konuştukça halin daha netleşiyor. Ayrıca “kişinin kelâmı içinin aynasıdır,” denmiştir, konuştukça içinde ne varsa hepsi ortaya çıkıyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

A….: Kimin evine haciz gelmemiş ki, 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ben hacizden bahsetmiyorum ki, tabii herkese, şöyle veya böyle haciz gelebilir, ben onların o günlerdeki “aciz” liklerinden bahsediyorum ve o günlerde onlara en çok yardımcı olanların bizler olduğundan bahsediyorm, bunları anlamak istemiyorsanız ben ne yapayım. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) İntihar etmek. Evet efendim ben, ben maneviyata girmeden önce, üzerimde korkunç baskı ile intihara teşebbüs ettim. Amerikan hastanesine kaldırıldım. Kızımın orda bir yazısı vardı bana, hala saklarım, ve bir mucize eseri kurtuldum. İtiraf ediyorum, yani diyorlar ki bana, intihara meyillidir, bu kişi. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

 O bahsettiği korkunç baskıyı yapan varlikların, halen aynı şekilde gene baskıda, ancak bu safer başka yoldan/düşünce yolundan bu baskıyı yaptıklarının farkında bile değil, eğer olsa idi gene bu durmlara düşmez idi. Kendi bilir. Biz ona bu husuta yardımcı olmaya çalıştık bahsettiğimiz husus bu idi. O meseleyi nereye getirdi. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) İyi peki, senin karın, 3. Kattan, merdiven boşluğuna atladığını söyliyeyim mi? Şimdi intihara meyilli mi oluyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) İnsaf be kardeşim atacaksan biraz akla uygun atda belki dinleyenler inana bilsinler. Bahsettiğin kişi bir zamanlar “Va… Su…” Anne diye hitab ettiğin kişidir, onlara karşı hiç olmazsa biraz nazik olsan daha iyi olmazmı.? Ayrıca olay zamanında oradamı idinde, bu kadar net konuşuyorsun, hayret bir şey, söyliyeceğin bir şeyi iyi araştır mesnetleri olsun, ondan sonra ne diyeceksen de, sonun da böyle mahçup olma. 

O bahsettiğin olay asansörü olmayan bir binanın beşinci katına çıkmak gerektiğinde son kata çıkıldığında .“Va… Su…” annenin merdiven çıkma zorluğu vardır.” Bu yüzden çok zor durumda kaldığından ayrıca “vertigo” baş dönmesi rahatsızlığı da olduğundan başı dönüp ayakları kaydı ve üç merdiven basamağı aşağıya kaydı zaten bende hemen yanında idim hemen tutup kaldırdık. Bu olay ile, üç kattan atladı ifadesi ile ne demek istenğini anlamak mümkünmü, sizlerde bir düşünün böyle saçma ve şaşkın ifadeleri ne maksatla söylediğini anlamak mümkünmü.? Üç katla üç merdiven basamağını karıştırmış olmalı evde, zaten beş katlı idi, bu kadar hayal ve çarpıtma olumu? Kendisine yazık doğrusu. (Cem’o) Aynı kitap Sayfa (78)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Dava ne, bakın ha bu adam boktan, bak şimdi bütün bu boktanlıkdan sonra, bir soru sorucam. “Halife rehber”, kendisine, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu ifadeleri buraya almaya ben harflerden bile ve okuyanlardan da utanıyırum, ama bütün sözlerini hiç müdahele etmeden aktarmak zorundayım, nasıl bir sokak edebiyatıdır pes doğrusu kendi içindeki birikmiş çökeltilerinden bahsediyor. 

 Yukarıda bahsi geçen ifade “Halife rehber” tersinden aktarılmıştır aslı ise “rehber halife” dir arada çok büyük fark vardır, bu husus bile istismar edilmiştir. Zâten onlarda bitmiştir, (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

G…X: (Cem’o/Bab’o) ya gelmeden 11 sene önceki olay kendisine halife dedirtiliyor. 

------------------- 

 Yukarıdaki anlatımda yanlıştır aşağıda izahı gelecektir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

.............. Hayır o yazı var bende. Çektimde şu anda nerde yakalıyamıyorum. Halife deyin diye kendi sözü var. Halife veya rehberim deyin dedi. Yani o benim sözüm değil, çok yanlış bir ifadeler var orada, o benim sözüm değil, şu tarihte olan yazıki, şu anda, bulamadım yine de ben size eee onu yani basmamışım. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ben o yazıyı sana buraya kaydedeyimde yeniden bir güzel oku bakalım neler göreceksin. Hangisi yanlış gör, karşındaki saf insanlara hakkımızda nefsinin zehirlerini akıt dur bakalım, bunların hesabını nasıl vereceksin (15) senedir yapılan yazışmaların hepsi, arşivimde tarihleri ile birlikte kayıtlıdır. Elindeki kargaşa notlar değildir, Okuda bunları benmi yazmışım! deyip dur. Başını ellerinin arasına alda bütün yaptıklarını yeniden bir düşün. (Cem’o)

------------------- 

 Not aşğıdaki kayıtlar. (73-C. C. C.) Dosyasının (69/71) nolu sayfalarından özet olarak, (k.6.m/Fark’o) nun yukarıdaki ifadelerine cevap olarak aktarılmıştır. Bu dosyanın tamamıda kendisine yapılan yaklaşık (7) sene evvelki ikazlardan oluşmuştur daha nasıl ikaz edelim . Yargısız infaz bu ise, gene pes doğrusu. İsteyen olursa dosyanın tamamını gönderebilirim. (Cem’o)

------------------- 

Eyvallah Sultanım !… 

ل عَذْ ط ا وَا مَعْذِ Semı’nâ ve ata’nâ  

ل عَذْ ط ا وَا  ذ أمÂmennâ ve ata’nâ  Âmennâ ve saddaknâ 

------------------------

Bütün belirttiklerimize “Semı’nâ ve ata’nâ” “duyduk ve itaat ettik”  

“Âmennâ ve ata’nâ” “inandık ve itaat ettik”  

“ Âmennâ ve saddaknâ” “inandık ve tasdik ettik”  (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Bize karşı olan içini bilmediğimiz bağlılığını, bu ifdeler ile yukarıda bulunan dosyada, kendi yazı ve ifadesi ile kat’i olarak belirtmiş, yapılanların adeta özrünü dilemiş olmakta idi. Ancak işin aslının hiçte öyle olmadığı biraz incelendiğinde hem bu dosyada ve hemde daha sonra gelişen hadiselerde, tam tersinin uygulandığı açık olarak görülmüştür. (Cem’o)

--------------

“duyduk ve itaat ettik” yerine,  (Duymadık ve itaat etmedik)

“inandık ve itaat ettik”   yerine,   (inanmadık ve itaat etmedik) 

“inandık ve tasdik ettik” yerine, ne yazıkki,   (inanmadık ve tasdik etmedik) hükümlerine dönüşmüşlerdir. (Cem’o)

------------------------ 

Aşağıda da belirtildiği üzere.

…………………………………………………………………………………………………….. (6) Birde vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere (Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim veya halifem) vasfı kullandırılacaktır. Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca idim. (Cem’o)

---------------

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) kendisine verilmeyen bu vasıfların çok sık kullanıldığı tesbit edildiğinden Vasıflarının kaldırılması kesin ve kişinin de bu kabulü da kesin olduğu halde. Sadece yukarıdaki dosya metinde, (73-C.C.C.) kendinden bahsederken, kendini ifade ettiği vasıf (31) yerde (efendi) olarak geçmektedir. 

 Onlardan bir tanesi de aşağıdaki bu ifadelerdir. (Cem’o)

------------------------ 

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. O’na karşı cephe almak, O’na isyan hareketinde bulunup, asi olmaktır. Allah’ın kabul ettiğini kabul etmek, Ademiyet nizamı olduğuna göre mürşidin kabul ettiği neden red edilmek isteniyor? İsim olarak geçmiş olan kişinin dışında bütün kardeşlerden bu tür konuşmalar olmaktadır. Hepsine aynı şekilde muamele edilir. (k.6.m/Fark’o)

------------- 

Ayrıca burada kendisine kullanılması bile yasak edilmiş olan, aslında zâten bu vasıfların kendisine hiçbir zaman verilmemiş, sadece (Rehber halife) izni verilmiş olan kimse, bunlar kendisine daha o zaman bildirildiği halde, hiçbir zaman hakkı ve vasfı olmayan bu sıfatları açık olarak kullanması onları gasp ve çalması demektir. Bunları bağlı olduğu yerden, maneviyyat hırsızı olarak çalmış, ve asli ve kendi malı olarak bu insanları, bizim namımıza ikaz edildiği halde, kendini (mürşid) ve (efendi) olarak tanıtarak, ma’nevi baskı sebebi yaptığı, bu makamları tamamen nefsine pay çıkararak, çok haşin bir şekilde ve “nefsin emretme zevki ile,” kullandığı ne yazık ki tatbikatlarından, ve sohbet konuşmalarından şahitleri ile birlikte açık olarak görülmüştür. (Cem’o)

------------------------ 

Yukarıda da bulunan bu sözlerin sahibinin ne kadar büyük bir delâlet ve isyan içinde olduğu, kendi dilinden görülmektedir.. (Cem’o)

------------------------ 

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (k.6.m/Fark’o) 

----------------------- 

Kendisine hiçbir zaman (Mürşit) lik ve (Efendi) lik vasfı verilmemiş bir kimse, bunu kendine yakıştırmış her halde, nasıl bir anlayış ise, bu da yetmiyormuş gibi, Allah (c.c.) hakkında da ahkâm üretmektedir. (Cem’o)

------------------------ 

“Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (k.6.m/Fark’o)

------------------------

Bu ifadeleri ile kendinin nasıl bir yerde olduğunu şuur altına yerleştirip anlatmak istemiştir. Zaten hep yaptığı da o imiş. 

Kurduğu cümlelerdeki ifadeler, ne kadar bireyselleştirilmiş değerlerdir, bunları böyle, aklına ve işine geldiği şekilde yazmak, veya söylemek çok büyük ma’ne vi ve ilâhi edep dışı tariflerdir. Daha henüz kendisi, gerçek halife bile değilken, kendini zamanın yegâne mürşidi, diye tarif etmeye kalkması nasıl şuursuzca bir cür’ettir. 

Efendi diye yerine koymaya kalktığı makam (gavsiyyet makamıdır) O makamda olan kimse ise, bunu açıktan her önüne gelen yerde söylemez, bunlar ilâh-i sırlardır, sır ise ancak ehline verilir, çünkü emanettir bunları sahibi olsa bile, gereksiz yere böyle adeta mahalle kavgası eder gibi, bir hadisede ortaya, ma’nevi baskı sebebi ile konulması, Hakk’a karşı yapılmış, affı mümkün olmayan edep dışı hareketlerdir ki. 

Onu da geçelim, bu kişi mürşit değildirki. Kendi beşeri düşünceleri için haşa Allah (c.c.) lühü suçlanmış olsun. Sen kim Allah (c.c.) kim? Âdemsen edebini bil, anlaşılan odurki, aşağıdaki ifadelerden anlaşıldığına göre, galiba onu da kaybetmişsin, hiç olmazsa Âdemliğini bilde, iblis gibi konuşmasını değilde, Âdem deden gibi, susmasını bil. Ve bunlardan geçekten, bir tevbe-i nasuh ile tevbe et de, belki mevlâm bu kadar gasp ettiğin, ma’neviyyat isimlerini ve bu yolla kullandığın, ve her türlü istismarı yaptığın o kimselerden de, bu dünyadan gitmeden bir helâllik dile, onları her türlü nefsi ihtirasın yüzünden kullandığından dolayı, belki affederler. Ancak onu da aslında kaybetmiş durumdadır da farkında bile değildir. (Cem’o)

------------------------ 

------------------- 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

------------------- 

*****************************

Allah tarafından seçilmiş manevi zat hakkında böyle düşünmek Allah’ın seçimine karışmak ve tenkid etmek değil midir ?. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Şu anda dünyada böyle yaşayan bir kimse olduğunu bilmiyorum, belki başka gezegenlerde vardır, ancak o da bizlere ölçü olamaz. (Cem’o) Allah tarafından seçilen ma’nevi zat, ancak peygamber olur. Allah tarafından seçilen, ma’ne vi zatta, kendisinden sonra böyle bir seçim olmayacağını açık olarak bildirmiştir. (Cem’o)

O halde bu nasıl bir iştir hükümdür. 

-------------- 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat. (k.6.m/Fark’o)

-------------- 

Kimdir nerededir. Bu dünyada acaba bizimde bilmediğimiz cahili olduğumuz, gizli sırlarmı vardır.! Lütfedilip açıklansa da bari herkes bu bilgiden (o nun tabiri ile) “hissemend” olsa.

Böyle bir konu yok ki Allah-ın seçimi tenkid edilmiş olsun, bu hıusus tamamen hayali bir tasavvurdan başka bir şey değildir, eğer bu yazıları yazan ve konuşan kişi, bu ifadeleri kendini mahal hedef olarak göstermeye çalışıyorsa, bu hayal sapkınlığından başka bir şey değildir. (Cem’o)

(73-C. C. C.)

---------- 

 Bu ifadeler eline geçerde belki okursa ama zannetmem çünkü kendisine yazılanlarıda okumadığını bildiriyor sadece birkaç not aldığını söylüyor, olsun bir gün belki şu veya bu sebeb ile kendi eline veya diğer yakınlarını ellerine geçerde okurlar da belki biraz sakin akıllarıyla biz neler yapmışız diye vakit iyice geçmeden düşünürler. 

 Biz gene metne devam edelim. (Cem’o)

-------------------

 (Konuşmanın devamı.) 

G….X: kardeşler (k.6.m/Fark’o) diyorlar da sana. 

------------------- 

 haa öyle demeyin, böyle deyin. Efendim, şimdi bunu ben söyletmedim, bana söylendi de, dedim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Nasıl söylendiği yukarıda ifade edildi okuyabilirsen okuda bir daha ne ve nasıl söylendiğini iyice anlamaya çalış. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Lutun karısı olursunuz, ayrılırsanız. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

7. Sohbetleri bırakan hanımların “Lût’un karısı” gibi olacağı benzetmesinin yapılması, Aynı kitap sayfa (43) 

------------------- 

 Bu insanlara yazıktır biraz sınırlarını bilseydin ne olurdu. Ayrıca tarihte yaşanmış bu hadiselerin günümüzün muhterem anneleri olan bu kimselere tehdit mahiyetinde olan bu tür suçlamalar ile ne kadar küçük düşürüldünün, farkında olmadınmı? yoksa böyle hakeretler ile insanları horlamak çokmu hoşuna gidiyordu.? Böyle eğitim olurmu? (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Siz burdan ayrılırsanız Lutun karısı olmazsınız.

Lutun karısı olması başka iş, başka şekilde anlatıldı, ben böyle bir ifade kullanmadım. Bu X… Hanım ın hali. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Evvelce defalarca suçlayarak söylediği yukarıdaki ve benzeri sözlerini, sıkıyı görünce şimdi inkâr ederek tevil etmeye çalışıyor şu çelişkiye bakın. Hayret bir şey kendi kendini de nasıl ele veriyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim (Cem’o/Bab’o)‘ nun selamı yasaklanması. (Cem’o/Bab’o)‘ Ben. selam vermiş, selam söylemiş, kime (k.6.m/Fark’o). ya söylenen selamı, ben size yasaklamışım, halbuki anlattım. (Cem’o/Bab’o)‘nun (k.6.m/Fark’o). ya hasseten selam söylemesi, (k.6.m/Fark’o) bey üzerinden bir sistemin çalıştığına işarettir, dedim. Bunu anlattım, yoksa kardeşlerin selamı varda, ben yasakladım, yani laflar enteresan olmuş. Ha işte evinin kirası meselesi, falan filan. Bütün bunlar ortaya konduğu zaman, bu tabloda olan kişiye, ben ne cevap vermişim. Bu cevaba şu an 2. yazı olarak size geldi. Sizin canınızı sıkıyorum, başka çarem yok, sıkıcı bir olay. Ben ona yazdım. Selam dedim, o bana hiçbir başlık atmadan, sadece ek göndermiş. Şimdi onda müdafasını yapıyorum. Hiçbir ek gönderince, selam bile göndermeyince, isim bile vermeyince, düşündüm. (Cem’o/Bab’o)‘ mu diyim, sultanım mı diyim, ne diyim? Edebe uymak için sustum, ama selam dedim. O kadar ciddi, o kadar resmiydi ki, El cevap dedim, yani ciddiyeti anlatması bakımından. Lütfetmişsiniz dedim. Orda da okursunuz. Değerli yazınız maalesef gıyabımda, referans kıldığınız kişinin, yalan yanlış abartılı ifadelere dayanılmış… O maddelerin hepsi yani, bu anlatılanların hepsi o, delil mi işte o kişinin sabah benle konuşması. Anlaşılıyor ki zanni düşünce üzerine hüküm, zaten verilmiş, verilmiş. Aslında daha önceden size bildirilmiş konular, bildirilmiş konular var. (k.6.m/Fark’o). 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ensar ve kurban. İKAZ ve İHTAR ile tashihi mümkün iken, savunma alınmadan, suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur. Allaha şükür biz emniyete çekilipde 8 saat 10 kişi tarafından çapraz soruşturmaya uğradığımızda, bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık.

Piri satılacak bir şey görüyor. Yav ben adını vermedim, bu sözüm sana değil, öteki kişiye söylüyorum. Terbiye budur, arkadan demedim, evlatlarımı da bırakmadım. Ben evlatlarımı bırakmadım, evlat beni bırakıyorsa, o onun bileceği iş. Ona da karışmıyorum, asla da gönül etmiyorum, yazdı kişi bana, onlarda var. Şunları şunları yaptınız, hayır ben hiçbirşey yapmadım, Allah razı olsun beraberce yürüdük, sizi üzüyor bunlar ama, ben ateşin içindeyim Sizden irfan olunma muhabbeti yönünden, pek çok güzellikleri görüp, zevk ettik. Ve halende devam etmektedir. Allah razı olsun, amin. Bütün bunların hatırına, değerli ellerimizle sunduğunuz zehiri, büyük bir zevk ile içerim. Eyvallah. Allah razı olsun. Haza min Fadliy Rabbiy. (k.6.m/Fark’o).

-------------------

 (Konuşmanın devamı.) Diyorum ki orda, acaba diyo, ben şimdi bunu söyleyince diyor, haktan mı bilecek, halktan mı? Haktan biliyorum. Çünkü bulunduğum mertebe o. (k.6.m/Fark’o).

------------------- 

 Görüldüğü gibi ne kadar yanlış ve aldatıcı bir cevap, Haktan biliyorum. O zaman o kişiye, peki bütün bu feryadlar, itirazlar, suçlamalar, haşâ Hakk’a olmuyormu? Diye sorsalar nasıl bir cevap verecektir, bu kadar konuşma dengesizliği olabilirmi? Nasıl sorumsuz bir cesaret. hayret bir şey. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) İkram üzere, zuhur eden manavi tecelliyat için Allaha hamd ve şükür ediyorum. Elhamdülillahilrabbilalemin. Subhanallahi ve bihamdihi. 

Gönüllediğimiz kapının her daim, gönüllendiğimiz kapının, bu kapının değil, gönül muhabbeti olan hak kapısının, kimde zuhur ederse, iddiasız kuluyuz, dervişiyiz, terketmedik. Hak kapısını terkedenlerden değiliz. Makamın gereği İsmail olarak İbrahim’e boynumuzu kırmışızdır. Kurbaniyet hakikatine erdirenlerden eylettirsin. Allah Mustafa kıldığı Adem’ de tatbike koyduğu esfeli safilin tenezzülünde lütfettiği halifeliği geri almamıştır. (k.6.m/Fark’o).

---------------------------------------

 Yukarıda bahsedilen hususlar birkaç eğri büğrü kelimeler ile anlatılacak ve geçilecek mevzular değildir. Bunların gerçek halleri kendinin asıl metni ile cevapları, aynı kitap sayfa (48/56) (8) sayfalık yazıda Bütün açıklığı ile cevaplanarak belirtilmiştir, aşağıdaki ifadelerle başlamaktadır. 

 Lütfen o sayfaları tekrar okursanız oralarda ne denmek istendiği daha güzel ve kolay anlaşılacaktır. Madem okadar merttin ve kendine güvenin vardı, ayrıca kendi metnini bile doğru dürüst okuyamamışsın.! (48/56) (8) sayfalık yazıda Bütün açıklığı ile cevaplanarak belirtilmiş olan cevaplarımı da okusaydın, doğru olmazmı idi? Ama okuyamazsın çünkü o adalet ve bahsettiğin ”merti Kıpti” nin bile mertliği sende yoktur. Sen sadece kişinin gıyabında iftira ve yalanlarınla atar tutarsın. (Cem’o)

------------------- 

 Bahsedilen bölüm böyle başlamaktadır. 

 NOT= Yukarıda belirtilen yaptığı yanlış halleri kendine iletildikten sonra, kendisi ile hiçbir şekilde görüşülmiyecek, dendiği halde gene aşağıda kısa metni olan bana gönderdiği, güya kendisini müdafaa ettiği cevabi yazısıdır. Kendisine bildirilen suçlamaların hiç birisine cevap yoktur. Zâten yazısında gene ne dediği hiç anlaşılmamaktadır. 

 Ancak ben yine de onları karşılıksız bırakmayıp aşağıda cevaplamaya çalıştım. (Cem’o)

------------------- 

 Mevzuun sonuda aşağıdaki sözlerle bitmektedir.

Bu dosyada, üzülmeye bile değmeyecek  "ibretlik bir değmez dosyası" dır. Sayelerinde çok zorda olsa, elde bu dosyalar kalacak bu da bizim (15) sene ve (1) bir aylık günümüzün karşılığı olacaktır. Elhamdülilâh bu da bir değerdir. 

Bundan başka, daha fazla zamanımı, bu kişinin meşguliyetiyle harcamak istemiyorum, zâten yeterince zaman harcendi bu yüzden, bir daha ne sesli, ne yazılı, ne görsel, hiçbir şekilde muhatap olunmayacağını da bildirmiş olayım. (Cem’o) aynı kitap sayfa (48/56)

--------------------------------------- 

 Konuşmasının metnine kaldığı yerden devam eldim. (Cem’o) 

------------------- 

Sen ademliği kaldırıyorsun. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Şu suçlamaya bakın ben ömür boyu Âdemiyet-i anlatmaya çalışıyorum, o da kaldırdığımızı söylüyor şu içindeki çelişkiye bakın hayret bir şey. (Cem’o) 

------------------- 

Ben adem için diye, burda eğitim yapıyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Şu gülünç ifadeye bakın. Gerçekten yaptıkları ile hem kendinin nasıl bir âdem/adam olduğu ve bu bütün belirtilen hususlar dahilinde, nasıl her şeyi tersinden gören bir “fark ehli” olduğu açık olarak görünüyor. (Cem’o) 

-------------------

Allah verdiğini geri almaz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Allah verdiği nimetini, değerini bilmeyenden geri alır. Kimseye de haber vermez.

 Geçmişte yaşanan hadiseler kendilerine verilen kıymetlerin, (Nemrud şeddat fir'avn) gibi kişilerden  nimetlerin ne acı hallerle geri alındığı bilinmeyen şeyler değildir. (Cem’o)

-------------------

Şanına uygun düşmez. (Fark’o)

-------------------

 Bu ifadenin ne olduğunun bile farkında olunmamış. Bu ifadeler kendini daha henüz tam tanımayan bir kimsesinin, Allah hakkında hüküm vermesidir. ve büyük bir edepsizlik ve cür'ettir. 

 Allah'ın verdiğini, kıymetinin bilinmemesi sebebi ile alması (şanındandır.) ve şanına uygun düşen budur çünkü diğer kullarının hakkını korumak da onun şanından ve adaletinden’dir. 

 Tavsiyem odur ki, gönderilen dosyayı belki (50) defa okuyup, bu hataları ben nasıl yaptım, bu kadar insanları ben nasıl böyle, daha okulunda bir ders bile geçirtemedim, bunları nasıl kullandım, verilen bu emanetleri nasıl oyaladım diye, uzun uzun düşünmeniz olacaktır. 

  Son olarak şimdilerde, aklımı şu soru düşünceye sevkediyor. (15) sene evvel (x000) de bize geldiğinizde sizi oradan iki ay süre ile uzaklaştırdıklarını ve bir daha çağırmadıklarını bu yüzden ayrıldığınızı belirtmiş, bizde buna saf saf inanmıştık,  ve hiç bir araştırmada yapmamıştık. Bu hadise bana, orada da ne gibi bir hal ortaya konulduki sizi oradan uzaklaştırdılar. Bu hususta artık olumlu düşünemiyorum.

 (Cem’o) Aynı kitap sayfa (55)

------------------- 

Evet daha sonradan aldığımız bir bilgiden bu arkadaşın eski bulunduğu yerden uzaklaştırıldığını da bu vesile ile öğrenmiş bulunuyoruz izahı ileriki sayfalarda gelecektir. (Cem’o) 

-------------------

 (Konuşmanın devamı.) senin dediğinle o adam firavun olmaz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Ben kimseye Firavun demedimki sen beni Firavunluk ile suçluyorsun. (Cem’o) 

------------------- 

 Ayaklar baş olacak. (k.6.m/Fark’o) Aynı kitap sayfa (130) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu nasıl bir sözdür akıl alacak gibi değildir, aklı başında olan bir kimsenin hakkımızda böyle bir söz söylemesi mümkün değildir. Ayaklar baş olacak. Bizim baş olma gibi böyle bir derdimiz yoktur, böyle bir konu da yoktur. Ancak ifadesinde belirttiği ve avami olarak bizi suçlama ve küçük düşürme ve hakaret ifadesi olarak kullandığı “Ayaklar”/Kademeyn” kelimesinin gerçek ma’nâsını bilse idi o kelimenin önünde hiç kıpırdamadan namaz vakitleri hariç, en az üç gün “kıdem/Kadim” olarak hörmeten ayakta dururdu. Vah haline demekten başka diyecek bir sözüm yoktur. (Cem’o) 

------------------- 

 İşte firavun hali budur. Ayakların baş olma halidir. İhtirastır, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu ifadelere bakın bu kadar cür’et insanı nasıl dehşete düşürüyor. Bu tarifleri nasıl yapabiliyor gerçekten hayret bir şey. Bütün bunlarla kendi ihtirasını nasılda açıkça ortaya koyuyor. 

 Bilse ki, (Cem’o/Bab’o) bir aynadır kim ona bakarsa kendini görür. 

 (Cem’o/Bab’o) nun şahsında/aynasında gördüğü kendini nasılda güzel güzel tarif ediyor. Böylece de kendinin gerçek düşünceleri ile kendini ele veriyor. 

 Bu ifadeleri ile (Cem’o/Bab’o)‘ yu “İşte firavun hali budur” diye firavun’luk hali ile suçlarken aslında tam ifadesi ile kendini anlatmaktan başka bir şey yapmış olmuyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Musa ne yapmıştır? İsrail oğullarıyla gitmiştir. Neyle firavunun izniyle. Peki bu firavun bıraktı mı? Bırakmadı. Peşinden, peşinden niye? İsrailoğullarını istiyor, var elinde hizmetçi, hayır onu istiyor. Firavun neden ortadan kalktı. Firavun ortadan kalkmadı, firavunluk duruyor. Firavun neden ortadan kalktı, firavun, o, aşırı isteğinden dolayı Musa’ yı takip etti. Musa’yı taciz etti. İsrailoğullarını taciz etti. Hüküm inmişti, onun üzerine ne oldu, fenafir Musa denen, o gitmiş olduğu Kızıldeniz de, mahfiyete erdi, bitti. Bir kere, bir kere birşeyleri yerlerine oturtmak lazım, değil mi? (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden kendisinin “Musa” makamında, (Cem’o/Bab’o) nun da “firavun”luk makamında olduğunu ilân etmiş oluyor. Eğer gerçekten öyle ise o zaman kişiye neden (15) sene oraya devam ettin diye sormazlarmı.? Demekki araştırmalar sonun da yaptıkların ortaya çıkınca, verilmiş olan emanetler elinden alınınca bunları veren, verirken Ma’nevi olan el, iken, geri alırken firavun oldu. Nasıl bir vefasızlık anlayışı ise.! İşte aşağıda, “gözlemliyormuş,” diye ifade edilen haller yapılan aşartırmalardır. 

(Cem’o) Aynı kitap sayfa. (130)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ademlik firavuluk insan içinde bir bütündür. Ademe geldiği zaman ikisi birden açılır. Sen öğrettin bana bunları. Bu ikisinden biri baskın çıkar, birisi baskın çıkar.

(k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Ne yazıkki (15) sene sen beni hiç dinlememişsin ben ne demişsem sen onun hep nefsine uygun geldiği şekilde kullanmışsın, çok yazık. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Firavunlukta vardır. Çünkü bazı işleri yaptırırken zorlarsın. Şantaj yaparsın. Tehtid yaparsın e burda da yapılıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Hayret bir şey bizleri tehdit ve şantajla suçluyor baksanıza bizim bilmediğimiz nelerimiz varmış. Galiba kendini tarif ediyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

(Cem’o) babanızın eğer siz umrede istiyorsanız, beni umreye götürün. Eee diyorsun işte, doğru mu? Doğru. Doğru. Kim istemez ki (Cem’o) Babayla beraber umreye gitsin, manevi olarak daha çok bilgi alsın. Ne olacak 3-5 kuruşta ona veririz, hiç olmazsa o da gelsin. E zorluyorsun ya, e tabi olacak. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

* “(Cem’o) babanızı eğer siz umrede istiyorsanız beni ümreye götürün. Diyorsun işte. Doğru mu doğru. Ee zorluyorsun ya.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu suçlamaya bakın, bu kadar seviyesizlik ve iftira nasıl olur, bazı kardeşlerimiz umreye gitmeyi arzu ederler, belirli bir tarih tesbit edilir bu tarih oldukça ileri bir tarihtirki kişiler kendilerini ona göre ayarlayacak zamanı bulsunlar diyedir. Vakti gelince de umreye gidilir, Son gittiğimiz umremiz hatırımda kaldığına göre (67) kişi idi, böylece bizi götüren şirketin belli bir sayı için bazı ikramları vardır bu zaten bilinen bir şeydir, bizde böyle gitmekteyiz. Umrede bizimle olmak isteyen kardeşlerimiz bir tarih belirler imkânı olanlarda hep birlikte muhabbetle gidip gelinir ve çok feyizli umre olur. Bunun neresi suç unsuru ve şikâyet konusudur. Bu olsa olsa sadece tarafınızdan bir iftira konusudur. 

Şimdi bu suçlamayı yapana ben sorayım, madem bunlar bir suç unsuru idi o kadar yoldan bizi uğurlamaya neden geldi. Bu işlerin içinde olduğu halde, şimdi soruyu ben sorayım, neden kendisi ve yanındaki eşi hiçbir zaman içlerinde umre arzusu olmadı? İmkânımız yoktu derlerse, bende cevaben yaptıkları uygulamaları hemen hatırlatırım. Ancak onların önceliği dünyadır, ukba değildir ve oraya gitmek için helâl para gereklidir. Ayrıca oraya Tahir olanlar alınır, bir söz vardır, “ gitmem dersin seni oraya komazlarki”! kişi oraya kendiliğinden gitmediğini zanneder ancak, imkânları olduğu halde sokmazlarki, nasıl gitsin. (Cem’o)

------------------- 

Doğru mu doğru. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Evet yalan ve iftira olduğu doğru. Hayret bir şey kendi yalan ve iftirasına doğru deyip tasdikleyeni görmek pek kolay değildir, ama işte burada görmek mümkün oldu. (Cem’o) 

------------------- 

“Ee zorluyorsun ya.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu ucuz iftiracı konuşmaya bakın, kim kimi zorluyor, bu sözü söyleyen evvelâ dönüp bir kendisine baksın, karşısında müdafaa edecek kimse yok ya, oradakilerde nasıl olsa kişi gene cevherler yumurtlıyor diye dinliyorlarya, ne güzel bir Hakk sohbeti sahnesi, elindeki kuru sıkı lâf, mantar tabancanı gerçek silâh gibi at gitsin, nasıl olsa çaldığın bu hava ile coşup oynayanlar da var, canları sağ olsun ne güzel gıybetini yaptıkları kişlerin günahlarını boyunlarına halka gibi geçirmişlerde farkında bile değiller. Belki bir gün uyanırlar. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (78)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Allah verdiğini geri almaz. Şanına uygun düşmez. Rahmeti gadabını sabık olmuş, geçmiştir. Hamd ve şükür ancak Allah içindir. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bunların cevapları, yukarılarda aynı kitap, (55/164) üncü sayfalarda verilmişti, kendi kendi sözlerinin tekrarladığından bizde hepsini ayrı ayrı cevaplamamız gerekiyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ben bu yazıyla gönderdim. Böylece, size benim, söyleyeceğim söz, burda, bitmiştir. Bundan sonra, bana buna cevaben göndermiş, bilmiyorum, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Görüldüğü gibi yukarıda bahsettiğimiz kendi yazısını karşısında olanlara okunuyor ancak “cevaben göndermiş, bilmiyorum,” ifadesi ile ne kendine bizden gelenleri, ne kendi okumuş nede onlara anlatmış sadece kendi kafasına göre yorum yaparak bizi kötülemişte kötülemiş. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) sonunda, bundan sonra ne sen bana gönder, ne ben sana göndereyim diye demiş, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Bunlar yukarıda belirtilmiş idi. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) ama bana göndermiş olan yazıda, daha başında, bir ifade kullanmış, yani 2 tane orada gördüm, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Burada ise yukarıda tamamı verilen o yazının sadece başından birkaç kelimeyi okuduğu anlaşılıyor eğer değer verip gerçekten okumuş olsa idi aklını başına alır ona göre hareket ederdi, ancak aklı selim nerde.? (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) alay ifadesi, benim sultanıma alay etmek haddim değildir. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

siz SULTANIMA biran için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu sözleri nasılda söyler hayret doğrusu, kitabın başından sonuna kadar kendi lisanından çıkan sözlerde. Ne firavunluğumuz ne iftiracılığımız, ne “merdi Kıpti” liğimiz, ve kendince adaletsizliğimizi sesinin bütün gücü ile kayıtlara geçmiştir. Genede yalancılığı ile SULTANIM diyebiliyor. Bu nasıl bir tezattır. Bütün bu gerçeklerin karşısında halen daha hangi yüzle yukarıdaki ifadeleri kullanabiliyor Hayret doğrusu bütün bunlardan bu kişinin gerçekten aklını bir kontrol ettirmesi lâzım gelecektir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Neyle hükmedersen, ona mahkum olursun, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu söz sahibinindir bunun neticesini kendi düşünsün hakkımızda hükmettikleri yukarıdan beri sıralanıyor hangisin hükmünü üstünden kaldıracak bakalım ömrümüz varsa bu dünyada da diğer dünyada da hüküm neymiş göreceğiz. Kendi hükmüyle kendini nasıl mahküm ediyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) eğer ben, böyle bir manevi makamda alay edecek olursam, o zaman alay edilenlerden olmayı bilenlerdenim. Dolayısı ile orada bir yanlışlık var, eğer böyle bir alay hissi gelmişse, huzurunuzda söylüyorum, yazılı yazıcam allah beni 1000 kere kahretsin. Eğer içimden bir damla geçtiyse, ama sen bunu öyle anlamışsan, bu senin, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Görüldüğü gibi duasında ne kadar da mertmiş, kendi duası, allah beni 1000 kere kahretsin, Bu duaya amin demek bize yakışmaz Neyle hükmedersen, ona mahkum olursun, sözü de yukarıda geçtiği gibi kendinindir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) ben mazlum ve mağdur edilirsem, çok teşekkür ediyorum, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ahh zavallı, mağdur edilmiş ve ne kadar da mazlummuş, kendisine yardımcı olalım da belki mazlum ve maduriyetten kurtulur. 

Acaba çevresine ne kadar zulmettiğini, onları ne kadar mağdur ettiğini hiç düşünüyormu.? Eğer bunları bile düşünemiyorsa, o zaman kendisi hakkında yazılanları tekrar tekrar okusunda belki biraz kendini ben ne yaptım, ve daha halen neler yapıyorum, diye kendini levm etsin. 

Çok ta nazik sağ olsun teşekkür bile ediyor. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Çünkü onun o makamdan tokat nereden gelmişse rahmet olarak buraya müncal olur. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki kelimeler ne demekse. Anlayan varsa bize de anlatsın. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

* “Anladık mı şimdi? Olay budur.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu ifadelere bakın “Anladık mı şimdi? Olay budur.” Ne anlatmış ki, olaya bakın kendi sebeb olduğu olayı bile başkalarının üstüne atıp birde hava atıyor. (Cem’o)

-------------------

* Bir kardeş sizi rüyasında görmüş. Onun yorumunu yaptı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Ne güzel ne demekse, yapsınlar bakalım. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi bu konuyu burda ben bitiriyorum, ondan sonra, size, evet, rüyayı tekrar anlatıcam. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Hep bitiyor bitiyor ama boş lâflar hiç bitmiyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi efendim, bir kardeşimizin, bir rüyası vardı, bu rüyası, siz, (Cem’o) erkek sanatçı, 3 kişi. Nerde, ortada, gidiyorsunuz, oldu canım selamet olsun. Ortada (Cem’o) solunda siz, sağında sanatçı kişi, sağında kalan sanatçı, solunda siz ve kendisi ortada, gelenler kapıda selamlaşmak için sıraya giriyor. Sanatçı kişi ne? Bakayım burda, erkek ses sanatçısı, yani bildiğimiz şarkı söylüyor, de mi? 

(Cem’o) fiziksel yapısı çok farklı, bak bize hep işaretler geliyor. Kısa boylu, boyun kol ve bacakları çok kısa, olarak görülüyor, değil mi?, boyun kol ve bacakları baya kısa, yani, bir cüce değil ama, daha kısa. Selamlaşmada elini uzatmıyor, elini oturduğu sırada, kibirdir ya, tahtanın ucunu, 4 parmağı sıranın üzerine gelecek şekilde, şöyle, sıkıca tutuyor, eğilip sağ elini, avucuma almadan, buraya koyuyor, bak diktatörlük nerde, biz atlıyoruz, kardeşlerden demin verdiğim misalle buraya gelecek şimdi, avucuma almadan, sıranın dışında kalan kısmını öpüyorum. Yani şurdaki yeri öpüyorum. Bu doğru mu, normal mi? Bu tatbikat normal mi? Kimseye de bakmıyor. Kalabalık üzerinden birini hedef almadan öööyle boş bakıyor. Gelen sözsüz bir hali görmek için, gönle iltica ediyorsunuz yani, acaba bu nedendir diye, siz gönle iltica ediyorsunuz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene ne olduğu belli olmayan bir sürü lâf kalabalığı ve nefislerinde görmek istediklerini görmüşler, Yani (Cem’o) aynasında kendi cücelik ve küçüklüklerini görmüşler bunu da iftiharla anlatıyorlar. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi bu kardeşimizin, böyle bir rüyası var, ondan sonra temin anlattığım o yakaza var. Ondan sonra, eeee, temin yine size bahsettiğim, neydi 

* “Abdülkadir Geylani Hz. Evvelden kardeşimizin gördüğü ama o kardeş bizlerle halen beraber olduğu için demek ki o feyz devam ediyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Böyle bir yorum yapılması için, kişinin bu işlerle hiç ilgisi olmadığı ne kadar açık, ve nasıl bir hayal içinde olduğu anlaşılıyor. 

Bir başkasının hayali vasıtası ile bu feyzden dolayı kendisinde bir şeyler vehmetmeye çalışması ancak zan hayali ve acziyetinin ifadesidir. Bu yaptıklarından sonra herhangi bir kanaldan kendisine rahmani olarak hiçbir şey gelmez, çünkü daha evvelce Kadiriyetten atıldığı öğrenilmiştir. Daha sonra bizide inkâr etmiştir, o halde beslenecek bir kanalı kalmadığı için bu hususta yapacak hiçbir şeyi kalmamaıştır. Ancak kendine bir şeyler geldiğini halen daha zannediyor ise, gelse gelse yukarıda bahsettiği iblis pirinden gelir. (Cem’o) Ne güzel nefsin aldatması, bunlarla eğlen dur. Çook beklersin. Bazı garip insanları yalan dolan ile imanlarını bözduktan sonra. Bakalım sonunda eline ne geçecek. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Yani Abdül Kadir Geylani hz. den selam aldığımızın işareti (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu hayale bakın, nasıl bir zavallılık. Hani derlerye, “sen bu abdestle çok namaz kılarsın” Bu ifade bile ona yakışmaz çünkü zaten namaz da kıldığı yoktur ki, Bu yaptığın icraatlarla “Abdülkadir Geylani Hz.” Onun yüzüne bakmaz mıntıkasına bile sokmaz. Ne olur biraz kendine gelde böyle büyük lâflar edipte o mubareğide zan altında bırakma. 

Bir zaman önce bağlı olduğu yer de, ona selâm göndermiş, bunun üzerine saatlerce bu selâmı alsammı almasammı? diye safsata düşüncelerle eleştirmiş. Güya, bağlı olduğu yerden gelen selâmı bu kadar eleştirirse o bir ömür boyu beklese ne “Abdülkadir Geylani Hz.” Ne de başka bir irfan ehlinden sana selâm gelmez. Ancak yukarıda da kaydedildiği üzere kendisine ancak (İblis pirinden, selam selam selam) diye gelir ve bu selam da ona yakışır. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

* “Çünkü ben de Kadiriyet ve Uşşakiden.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

“Çünkü sen Kadiriyet ve Uşşakiden.” Ne yazıkki, Kovuldun. Sonunda bunuda açıkça söylettin, daha halâ anlayamayanlar varsa buyursunlar arkasından müdil yollarına devam etsinler. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (85)

-------------------

 (Konuşmanın devamı.) 

5X mertebesinden yani necm alıyorum, (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Burayı biraz karıştıyor galiba. Necm’in ne olduğunu anlamak isteyen varsa, (37-53-Necm yıldız suresi) ni okusunlarda ne olduğunu anlasınlar isteyene de gönderebilirim. 

 Kişilerin kendi nefsi emmareleri kendi yıldızlarıdır, ışığını oradan alanlar tamamen nefsi ve benlik içinde yaşarlar ancak bunun farkında olmadığından, İlâhiyat yıldızına bağlı olduğunu zannederler, böylece bütün değerlendirmeleri nefsi ve tersinden olur, çünkü nefsi emmare “varı yok, yoku var” gösterir, ancak bunu ilâhi zannederler. (5X mertebesinden yani necm alıyorum,) evet Hakk’ın necminden değil, nefsinin nemcinden aldığı açıktır.

 Ayet-i kerime “sönmekte olan nefs yıldızına and olsun” diye geçmektedir. Ancak onlar yanmakta olan kendi nefs yıldızına yönelirler. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) kişi önemli değil, o manadan o da alıyor, bende alıyorum. Çünkü, niye halife etmişin, eğer halifelik doğru ise, eğer halifelik doğru değil ise, o zaman sen niye demişin, kardeşim ben senin 25 senedir bekliyorum. (Cem’o/Bab’o) nun kitabında var. “Kılıç,” öbürü ne, gönül “kalp.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda bahsedilen “Kılıç, kalp.” Hakkındaki, gerçek bilgiler (73-C.C.C.) dosyasının (11-18) sayfalarında (7) sayfa olarak gerçeği ile izah idilmiştir. Yukarıdakilerin hepsi hayal ürünüdür, karşısında kimse yokken atıp tutmuş nasıl olsa birkaç evetçi de var, kendi kendilerine çalıp oynayıp durmuşlar ne güzel tevhid sohbeti değilmi? “bende alıyorum” Ne kadar açık aldığı yerde “nefs yıldızı” olduğu bellidir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bu ikiside şu anda üçler, üçler demişin sen bunlara, üçleri ben kaldırdım diyemezsin. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ben yukarıda bahsedildiği gibi üçler hakkında bir şey demedimki kendisi bunları kendinden menkul üretmiş, ve aşağıda devam ediyor. Ben bu yakıştırmalar hakkında bir şey demedimki! böyle bir mevzu bile yoktur Aşağıdaki ifadeler ile suçlamak ne kadar seviyesiz kelâmlardır. Söyleyene yazıklar olsun. Aşağıda tutarsız sözlerden bir şey anlayan olursa ne olur bana da anlatıverse çok sevaba girer. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Üçler dediği şey ne biliyor musun? Amaiyet, Ahadiyet, Vahidiyet. Ahadiyet, Vahidiyet, Vahdaniyet. Vahidiyet, Vahtaniyet, Muhammediyet. Bak bu bir sistemdir. Uluhiyet, rahmaniyet, ruhubiyet. Bu üçleri kaldıramazsın bu bir sistemdir, vücutun sistemidir bu. Bunu kimse kaldıramaz. Yani ben pirim, yapamazsın ki mümkün değil, ona uyabildiğim kadar, o makamın kulusun. Sen bunu kaldırdın, e burda diyorsun ki abi, abi diyor, abiden izin mi alıcaksın, abi miydi halife miydi? Halife, görünmen yerindir. Görünme yerindir. Bir kere mananın yerine oturması lazımdır. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

* “İ….. deki halife gitmiştir. 3 ler noktası Kalp ve kılıç gitmiş.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 NOT= Kalp ve kılıç hakkında (73-Cel.. Cem… Cel…) dosyasında geniş izahat vardır oraya bakılabilir. (sayfalar - 11-18) (Cem’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

İ……de olan hadiseden keşke (Ke…. dosyası) biraz okunsa da ibret alınsa idi, (k.6.m/Fark’o) bu zavallı hallere düşmez idi. O giderse yenisi gelir ne olacak kişi yaptığının neticesine katlanır. O gönderilen kişi aslında gerçekten hiçbir benlik iddiasında ve varlık iddiasında bulunmadan gitti. (k.6.m/Fark’o) nun ise gitmek hiç işine gelmediği için çıkardığı tantanaya bakın da ibret alın. Halen daha evvelce Pîrim, dediği yere nasıl çamurlar attığını sizler kulaklarınız ile duyduğunuz halde yanında kalmayı ısrarala istiyorsunuz keyfiniz bilir, hayat sizin, daha fazla bir şey demiyeyim. 

Benzetmeye bakın “üçler noktası” imiş. Üçlerden biraz haberin olsa idi keşke ne olurdu. Üçler dediğin. (Allah, Rahman. Rahim’dir) bunlar herhangi bir şekilde kıyas olunacak şeyler değildir. Yukarılarda bahsedilen kılıç zuhuratı ile gelen, o kılıç ile zülfikâr meşrep olarak nefsiyle mücadele etmesi için verilmişti, ancak o aynı kılıç ile kendine (harakiri/karın deşme) yaptı da farkında bile değil. Arkasından isterseniz ağıtta yakabilirsiniz yakışır. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (76) Not= Aynı şeyleri değişik olarak tekrar tekrar söz konusu edince bizde aynı şeyleri tekrar tekrar cevaplamak zorunda kalıyoruz okuyanlara Allah sabırlar versin. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bütün bunlarla ne olmuş oluyor, kendinde ters düşmüş oluyorsun. O zaman ne oluyor, heves hakim gelmiş, hadi ya yazalım oraya. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu tabirlere bakın bir insan (15) sene peşinde gezdiği bir kişiye bu şekilde hitab edebilirmi? Eğer ediyor ise bu kişi o zaman kendi kendine ters düşmüyormu? O zaman neden (15) sene peşinde gezdin. Diye sormazlarmı? O halde bütün bu konuşmalarından kendi kendinde kendi hevesinin hakim olduğu anlaşılmıyormu? (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Batında, senin diyor mana alemindeki ismin diyo. Esas o isim beni hep rahatsız etmiştir. Niye, mana aleminde isim, daha önce hazretde bana söylemişti, bende de zuhur etti, Allahın isimleri olarak zuhur eder. 

Yani aziz ismi olarak, zuhur eder. Esmalar da öyledir. Başka isimler zuhur etmez. Ama x.x.x., bilmiyorum dedim, öyle deyince, öyledir dedim, şimdi onu ben değiştirdim diyor. 

 Eğer bu ilahi alemde ise, değiştiremezsin ki. 

 Şimdi ben duruyorum, bir yanlışlık var bu işte. Burda bir yanlışlık var. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Maşeallah irfaniyete bakın, yanlışlık varmış bu işte, mademki yanlışlık vardı bu işte, neden bu kadar (15) sene bu lâkabın hakkında bunlar yanlış ben bu “x.x.x.” lâfzını kullanamam demedin,? Bu lâfız kaldırılıp yerine, (x.x.x.) konduğu zaman mı? Bu yanlışlığı fark ettin, diye sormazlarmı? hayret bir şey. (Cem’o)

-------------------

 Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (x.x.x.) Bâtından gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek (x.x.x.) zâhirden giden (k.6.m/Fark’o) oldu vesselâm. (Cem’o)

-------------------

* Kendi rüyası, T…., Ö…. ve kendisi. 6 watt dan 100 watta çıkıyormuş. Özgürce. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ifadelerle ne anlatılmak istendiğini anlayabilen varsa bir uygun zamanın da bana da bildirirse minnettar olurum. (Cem’o)

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi onun üzerine, temin kayda almadım, yeni kardeşler, almadım da, yeni kardeşler geldiğinden dolayı, o rüyamı da söyleyim, ondan sonra bu mevzuyu kapatalım. Sizi ben üzdüm, çok özür dilerim, ama ben bunları söylemek durumundayım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kapatır, kapatır ama gene hep gıyabımızda hayalen konuşmaya devam eder, Ruyanıda söyle bari de bilelim. Çokta merhametliymiş yeni öğrendim. Özür dileme nezaketi de varmışta haberimiz yokmuş, hayal ve iftiralarını söylemek durumunda imiş üzüldüm doğrusu. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Çünkü çarmıha gerdiler beni, bilesiniz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (yukarılardaki Konuşmanın devamı.) Bize ne ama, ben bununla çarmıha geriliyorum, kiminle beraber gidiceğinizi bilin. Ben orda rezil ediliyorum herkese ki, bak bu adam bu haa, dikkat et ha, malına haciz gelmiş adama, peki ne olacak bu işte. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yaptığı halleri anlatmak onu çarmıha germek ise o çarmıh ondan utanır böyle bir kişiyi asmak için bula, bula benimi buldunuz diye. Zavallı rezil ediliyormuş sen kendini zaten rezil etmişsin bunlardan vaz geç diye ikazda bulunan kimsemi seni rezil etmiş oluyor. “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” denmiştir. Sen istediğin kadar konuş. Çünkü konuştukça halin daha netleşiyor. Ayrıca “kişinin kelâmı içinin aynasıdır,” denmiştir, konuştukça içinde ne varsa ortaya çıkar. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Rüyamız neydi, demin bahsettiğimiz. T…., Ö…. ve ben. Yeni gelen kardeşlere söylüyorum, yani nerden alıyoruz biz ceryanımızı, biz sohbete devam edicez, bu sohbet manevi sohbettir efendim, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Cereyan maddeden üretilen bir akımdır madde kaynaklıdır ve bu tür “cereyan” ancak “cin’gen”lerden gelir. Bunlardan aldığın hayal ve vehim vadilerinde üretilen içi boş lâfları, “manevi sohbettir” zannedersin. Buna devam edip gidersin ama neticesine de katlanırsın.(Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) felsefe kulübü değildir burası, eğer felsefe kulübü ise rabbime niyaz ediyorum bir vesile etsin, anında kapansın burası, böyle bir hadsiz böyle hesapsız bir şey yapmayalım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Hiç merak etmesin o kişi, zâten orası kapandı, bunun bile farkında değil. “Felsefe“cin’gen” kulübü” olarak açık olsa ne yazar, kapalı olsa ne yazar, zaten bizi de o kulüp ilgilendirmez ki! (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Biz Allaha mülk çekme halinde değiliz, ama rüya ortada, 

 * Aldığım ilhamlar ortada, rüyalar ortada, işaretler ortada. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne kadar da güzel, her şey ortada imiş, gören varsa ortada olan ne varsa bize de o işaretleri söyleseler, gidip görsek, o nun yönünden ortada olanları insan gerçekten merak ediyor. Ancak aklı başındakiler o kişinin izahına gerek kalmadan, ortada olan şeyin/işaretlerin, ne olduğunu gerçekten görüyorlar. (Cem’o)

-------------------

 (Konuşmanın devamı.) Ben yürümek durumundayım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yürü kardeşim yürü, daha evvelce söylenmişti. “Yürümekle yollar eskimez”. İstersen “yürü yavrum yürü”, şarkısını da söyleyerek yürü daha neşeli olur. Yukarıda bahsettiğin (iblis) pirinin arkasından yürü onu daha çok memnun etmiş olursun, tercih kişinindir. (Cem’o)

------------------- 

 (diğer dosyadan, Konuşmanın devamı.) 

 * Mana alemindekini geri alamazsın. Kapadın neyi kapadın. Senin şahsından geleni kapadın. Bak orda çok yanılmalar var. O yanılmaları kapadın. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Evet benden giden ne varsa bahsi geçen tarihte hepsi kapanmıştır. Merak etmesin, daha henüz belki işin vehametitinin farkında olmaya bilir, “hayal vadisindeki uykusundan” bakalım ne zaman uyanır. Uyandığında çevresinde neler olduğunu kendi gözleri ile görecektir. (Cem’o)

------------------- 

* Şimdi ben ordan gitmiyorum zaten. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne kadar açık itiraf değilmi? 

Şimdi (73-C.C.C.) sayfalarından aldığımız birkaç satırla bu ifadelere küçük bir karşılaştırma yapalım, bu satırları bir karşılaştıralım, Bu iki zıt cümleleri iki kişimi söylemiş, yoksa iki yüzlü olan bir kişimi söylemiş bir tahlil yapın bakalım nasıl bir değerlendirme olacak. (Cem’o)

------------------- 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/166)

------------------- 

İçimde bulunan muhabbetimin yüzü suyu hürmetine, (Fark’o) (73-C.C.C. sayfa/168) 

-------------------

siz SULTANIMA bir’an için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım. (Fark’o) (C.C.C. sayfa/168)

------------------- 

* Şimdi ben ordan gitmiyorum zaten. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukardaki ifadelerle olan bakış ve sözleri ile bunları anlamak mümkünmü? Nasıl bir iki yüzlülük hayret doğrusu. Bilinen iki yol vardır biri hâdi diğeri mudil’dir. Mademki hâdi’den ikâr ederek ayrıldı, o halde, yukarıda da belirtildiği gibi İblis pirinin yolundan gitmektedir. Bu hususta başka bir diyeceğim yoktur. (Cem’o)

-------------------

* Niye çok geniş yol, orada kazı yapılıyorsa ben buradan gidiyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Uğurlar olsun zaten herkes bir yerden gidiyor, mesele değildir. Hayal vadisinin çıkmaz sokakları çoktur, oralarda dönüp durun.(Cem’o)

------------------- 

 (ses kaydının konuşmasının devamı) bunun gibi mana aleminde halka açılma bana geldi, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu nasıl bir anlayıştır kişinin kendi kendine halka açılması gibi birey olarak olacak bir şeymidir.? Nasıl bir anlayıştır. Böyle bir şey sadece hayal ve vehmin yolundan gelir. Gerçek zanneden kimse kendisini görevli zannederek hayal atını koşturmaya başlar. Hem kendi aldanır hem de başkalarını aldatır. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

 2 sene sonra, (Cem’o) bey bana bildirdi, bildirdiğini geri aldı, mana alemindeki, onu alamazsın ki, onu alamazsın. Kapadın, neyi kapadın, senin, şahsından geleni kapadın. Bak orda çok yanılmalar var. O yanılmaları kapadın şimdi. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Malûm kişinin o günlerdeki hali içler acısı idi yani çevrelerinde kimse yoktu sosyal hayatları sıfır durumunda idi, gene o günlerde bize gelmek isteyen birkaç kişi vardı benim işimin çok olmasından dolayı bu birkaç kişiyle ilgilenmesi için malûm kişiye yönlendirdim böylece yavaş yavaş bir muhit edinmeye başladı. 

 Eğer bizden bazı kimseleri, böyle bir yönlendiriş olmasaydı halen daha kendisini tanıyan kimse olmayacak idi. Elinde neyi varsa bizden geçmiştir ancak o bunları kendine mal edip, defalarca ikaz edildiği halde kendisini bir yerlere getiren yeri devre dışında bırakıp bütün bunları inkâr edince! “Veren el istikametini bozandan onları/verdiklerini tekrar geri almasını bilir” kendisine açılan maneviyat kredi/kapısını kapatır. “O yanılmaları kapadın” Evet neyazık ki, beni yanılttı, kendi dediği gibi bende o yanılmalara bir son vererek tamamen kendisine bizden giden her şeyi kapattım. Hadise bu kadar açıktır istediği kadar seslensin dursun. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ben ordan gitmiyorum zaten, niye? Çok geniş yol, niye bu yolda kazı yapılıyorsa, ben burdan gidiyorum. ( eksik bölüm) Sokak dedikoduları değil, ben ilk defa bunları konuşuyorum, mecbur kaldım, çünkü orda ne oldu, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne yazıkki sokak dedikoduları bile bahsettiklerinden daha seviyelidir. Senin bu iftira ve haykırışlarını cevaplamaya da ben “mecbur kaldım” gereksiz olarak bu kadar vaktimi de harcamaya mecbur oldum, olsun vardır bir hikmeti. Bizden sonrakilere bu da “ibretlik bir dosya” olur. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

* “X…Hn..., Va… Su…. Anne” yedi, yedi, (adam,) ondan sonra ondan güm dedi (kustu.) Aynen bu ya, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

“X….Hn..., Va… Su…. Anne” yedi, yedi”. 

-------------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu basit avam diline ibretle bakın. Bu kimseler daha evvelce kendisi için mutenâ kimseler idi ne oldu da şimdi sadece (x…. x…) oldu. Bu isimleri aynen yazdığı ve söylediği için bende aynen yazıyorum bilende bilmeyende kendisinin hanımlara bile nasıl seviyesiz bayağı kelimelerle hitab ettiğini açık olarak görsünler duysunlar. Acaba bunlar neyi yemişler. Galiba gene bir darbımesel aklımıza gelecek, bahsi geçen kişiler “vıdı vıdı yaparak (Cem’o/Bab’o) nun başını yediler”. Şu düştüğü çaresizliğe bakın, ne yaptığını ne dediğini bile bilmeyen, kontrolden çıkmış bu kadar aciz bir kimse olamaz. (Cem’o)

-------------------

(adam,) (k.6.m) (Fark’o) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bahsettiği, (adam,) Kendisine, (15) sene hizmet veren, onu çamurdan çıkarıp cemiyete kazandırmaya çalışan, belirli bir yere gelmesini sağlayan, bütün bunlara sahip olduktan sonra da, karşısına geçip, yukarıda ki ifadesi ile (kus…) diye suçlayan, (adam,) adam kelimesiyle hangi vasıfta gördüğünü açık olarak belirten kimseden zâten başka ne beklenirdi. Kaldı ise eğer vicdanı ile belki bir gün tekrar bunların muhasebesini yapar, muhasebe de akıl ile yapılır, bu kişinin aklının çoktan pazarda satıldığını açık olarak görüyoruz. Kendisi bilir. (Cem’o) Aynı kitap sayfa (91) 

------------------- 

Lütfen bu ifade ile, (adam) aşağıdaki ifadeyi karşılaştırın, nasıl bir iki yüzlülük, nerde kaldı verdiği sözler, hayret bir şey doğrusu. (Cem’o)

------------------- 

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (k.6.m/Fark’o) (C.C.C. sayfa/166)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ben Va… Su…. Anne Hanımı biliyorum. 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Va… Su….Annesine söz söylemezdi, aman Va… Su…. Anne dedimi, ne derse hemen uyulur, derdi. Bazen bize geldiklerinde nezaketen de olsa yemeğe kalın dendiğinde Va… Su…. Anne dedi, başımızın üstünde deyip hemen kalırlardı. Va… Su…. Annede onlara en az benim kadar (15) sene hizmet vermiştir. “Besle kargayı oysun gözünü” sözü galiba sanki bu hadise için de söylenmiş gibi. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Biz T…..’ ına giderdik, nasıl giderdik, koşa koşa burdan G..X hanımla giderdik, elimizde olmayan parayla giderdik oraya. Oraya giderdik, Va… Su…. Anne otururdu, geleni, gideni, anlatırdı, böööyle benle alakalı olmayan konular, dedikodular, ben gelmişim (Cem’o/Bab’o) dan sohbet dinlemeye. (Cem’o/Bab’o) susardı, inanır mısınız saatler geçerdi, dönücem artık. 10 dk sohbet ederdi, dönerdim. Ya derdi ki, ya (Fark’o) biz buraya geldik, bunu mu dinliycez. Peki ne yapayım işte, dikenine katlanmadan bu olmuyor, bir tek onun için, gider gelirdim. Ta Ç….’ lara giderdim, Beylikdüzü’ ne giderdim. Hep tablo aynıydı, onların oturduğu, şeydeki yere işte, alan var ya, oğlanın, orda İ….. oturuyor, oralara kadar koşa koşa giderdim ki, ondan birşeyler alalım diye. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bir insan gerçek olarak yaşananları bu kadar tersine döndürüp aktarabilirmi? Hayret bir şey. (15) sene peşimizde dolaşan bu kişi bütün bunları arada yapılan bazı birkaç dünyalık mevzular olmuşsa, sanki bütün bu (15) sene böyle dedi kodular le geçmişmiş gibi anlatmak ne kadar vefasızlıktır. Mademki her geldiğinizde ve başka yerlerde sohbetlerde geldiğinizde neden bu kadar (15) sene tahammül ettiniz “koşa koşa” arkasından gittiniz, bir iki sohbetten sonra ayrılıp gitse idiniz “dikenine katlanmadan bu olmuyor” muş, o zaman bu dikenlere katlanmasaydınız, diye insana sormazlarmı? Bu kadar vefasızlığa hayret bir şey. O bahsettiği kadın Va… Su…. Anne bu yola benimle beraber ömür boyu onlara da (15) sene hizmet etmiş onların bütün kaprislerini de aile sıkıntılarını da onlarla beraber paylaşmıştır. Bütün bunlara karşılık (k.6.m/Fark’o) dan yukarıda ki ifadeleri dinlemek ne kadar talihsiz ve vefasız anlatımlardır. Hayret bir şey. (Cem’o) 

------------------- 

Daha evvelce Va… Su…. Anne ve (Cem’o/Bab’o) onların aile bütünlüğünü korumak için neler yaptığını unutmuş olan bu kişinin daha evvelce onlar için nasıl yardımcı olmaya ve kendihalerinin nasıl zor zamanlarında kendilerine nasıl yardımcı olduğunu (73-C.C.C. sayfa 24-43) sayfaları arasında (19) sayfada okuyabilirsiniz. Bu sayfalardan bazı kısa bölümleri aşağıya aktardım. (Cem’o) 

--------------------------------------- 

 G…X Daha önce bahsettiğim yazı. (0X/0X/20X1) Aleyküm selâm G…X hanım gönderdiğiniz dosyayı okudum İnşeallah herşeyin yoluna gireceğini ümid ediyorum. Sizden bir müddet daha gayret bekliyorum bu işinizle ilgileniyorum İnşeallah sıkıntılarınız yavaş yavaş aşılacaktır. Bu arada yapmanız gereken şey ortamı daha da germeden bir müddet daha sabırla sakin olarak ve yorum yapmadan beklemenizdir. Aile bütünlüğünü bozacak şeyleri aklınıza son çare olarak getirmeyin, bu karar sadece sizi etkilemez iki tane çok değerli evlâdınız var onlar sonra ne yaparlar. Bence hiç olmazsa onların hatırı için bir müddet daha hadiseleri seyredin görelim mevlâ neyler neylerse güzel eyler. Yuvanız için biraz daha sabır gerekecek İnşeallah yakın zamanda bu sıkıntılarınızın sizin yönünüzden feraha kavuşacağını ümid ediyorum. (Cem’o) (73-C.C.C. sayfa 24)

------------------- 

…………………………………………………………………………………………………………………… Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum, (G…X) kızımızın bütün bu olanlardan sonra size karşı olan davranışlarını eski ve yeni ayrımı içerisinde olumlu veya olumsuz hiç bir tepki vermeden takib ve tesbit ederek  bana bildirirseniz, gene böylece değerlendirmesini yaparız. 

Ben ikinizin de hakkını korumak zorundayım. Çünkü biriniz erkek evlât (E-1) (k.6.m/Fark’o) biriniz de zâhirin bâtınından gelen kız evlâtsınız, aranızda ayırım yapmak ve bir tarafı kayırmak olmaz ancak kız evlâtlar erkeklere göre daha zayıf oldukların onların korunmaları önde gelmektedir.  

Cenâb-ı Hakk'tan başarılarınızın devamını niyaz eder hayırlı akşamlar dilerim hoşça kalın. (Cem’o) (73-C.C.C. sayfa 32)

------------------------ 

 Bilgi alma. (0X/0X/20X1) Aleyküm Selâm Sultanım. 

Bizlere her zaman ve her daim, her konuda örnek ve ideal olduğunuz gibi, bu mevzuda gösterdiğiniz ilgi ve alakanız ile de yine örnek oluyorsunuz. Allah razı olsun. 

Allah başımızdan Va… Su…. Anne ile birlikte sizi eksik etmesin Sağlık ve esenlik içinde feyz-i ilahinizi daim, evladlarınız olarak bizleri müstefid eylesin. Amin. (73-C.C.C. sayfa 32)

------------------- 

 Mühim NOT= Muhterem okuyucularım/kardeşler, yukarıdaki hürmet saygı söz dinleyen ve söz verilen mahiyette olan ifadeleri lütfen unutmayın. 

 Sabrederek okuduğunuzda ileriki sayfalarda göreceğiniz isyanları yapan kişi acaba aynı kişimi? Diye ibretle göreceksiniz. (Cem’o) (73 C.C.C. sayfa 34) 

------------------- 

………………………………………………………………………………………………………………………………………………….(eğer her şey bir vücudun tatbikatı ise Va… Su…. annen de o vücudun bir parçası olduğuna göre diğerleri makul görülüyor iken, niye annenin davranışları da Hakk görülmeyip ayrı görülen birey nefsine bağlanıyor.?) Her şeyden evvel dinimizde, ve şeriat kurallarında zahiri şeriata uyum şarttır, ve kişilerin kişilere ne kadar yaklaşacağı  ve sınırları bellidir. 

Bir kişinin derviş olması veya olmaması farketmez, bunu değiştirmez. Dua edelimde Va… Su…. Anne bu hususların farkına varmasın eğer böyle bir şeyi sezinlerse o zaman korkarım onları defterinden siler. Eğer haberi olsaydı daha şimdiden silerdi. Bu işin vehameti baban tarafından daha henüz anlaşılamadığı görülüyor.  Gerçekten  benimde canım çok sıkkın, ve huzurum kaçık vaziyette,  ilaçlarla tedavi etmeye çalışılan ve geçmeyen yaranın dağlama vaktinin geldiği anlaşılıyor. 

Hayırlı günlerin olsun (E-2-) k…. İnşeallah bunlarda geçecektir.  Vakit bulunca sana, bu hususta babandan istediğim bana gönderdiği ve benim cevaben babana gönderdiğim, yazılarıda göndereceğim .  Hoşça kal.  (Cem’o) 

------------------- 
 NOT= İleride gelecek sayfalarda (E-1-) diğer ifadesi ise (k.6.m/Fark’o) olan kişi bizi yargısız infazla suçlamakta olduğunu göreceksiniz. Kendisi daha bu tarihlerde (2X/0X/20X1) defalarca ikaz edildiğini her halde unutmuş görmektedir. (Cem’o) (73 C.C.C. sayfa 36)

------------------------ 

………………………………………………………………………………………………………………………………………………..Bu son birkaç günde yaşananlar bunlardan ibarettir.

(Cem’o/Bab’o), tekrar tekrar sizleri bunlarla meşgul etmekten ve bir şekilde sizde herhangi bir üzüntü veya sıkıntıya vesile olmaktan dolayı sizlerden af dileriz. Rabbimiz bizleri bu yollardaki hallerimizi hayırlara vesile etsin. Amin. 

Sizin ve Va… Su…. Annemizin ellerinden öper, hürmetler dilerim. 

(E-2-) 

------------- 

 NOT= Yukarıdaki İfadelerdende bu aile ile nekadar çok oğraştığımız kendi aile ferdinin ifadelerinden de açık olarak anlaşıldığı meydandadır. İleriki sayfalarda ki isyanlarını ise ibretle göreceksiniz. (Cem’o/Bab’o), (73 C.C.C. sayfa 37)

------------------- 

………………………………………………………………………………………………………………….................Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum, (G…X) k…. bütün bu olanlardan sonra size karşı olan devranışlarını eski ve yeni ayrımı içerisinde olumlu veya olumsuz, hiç bir tepki vermeden takib ve tesbit ederek,  bana bildirirseniz gene böylece değerlendirmesini yaparız. (Cem’o)

--------------

………………………………………………………………………………………………………………. 

Ben ikinizinde hakkını korumak zorundayım. Çünkü biriniz erkek evlât (k.6.m/Fark’o) biriniz de zâhirin bâtınından gelen kız evlâtsınız, (G…X) aranızda ayırım yapmak ve bir tarafı kayırmak olmaz ancak kız evlâtlar erkeklere göre daha zayıf oldukların onların korunmaları önde gelmektedir.  

Cenâb-ı Hakk'tan başarılarınızın devamını niyaz eder hayırlı akşamlar dilerim hoşça kalın. (Cem’o/Bab’o)       

------------------------ 

 NOT= Gene yukarıda da görüldüğü gibi bu kişi kaçıncı defa ikaz almaktadır. Galiba hep bunları unutmuş olduğundan kendisi tarafından “yargısız infaz” ile suçlanmaktayız. (Cem’o/Bab’o), (73 C.C.C. sayfa 42)

------------------------ 

 Mühim NOT= Aşağıdaki dosya yazılarında suçlanan kişinin gıyabında nasıl bir “yargısız infaz” edildiği açık olarak görülmektedir. Bahsi geçen kişi bu yargısız infaz karşısında, kendisine cevap olarak sadece kendi ifadesi ile şunları dile getirerek cevap vermiştir. Bende bana gönderilen bu ifadeleri, suçlanarak bahsi geçen kişinin ifadelerini daha baştan sizlere aktarıyorum, suçlamaları yapan kişinin aslında kendinin nasıl bir yargısız infazcı olduğunu açıkça görebilirsiniz. Aşağıdaki ifadeleri de okuyup kendiniz bir karar verebilirsiniz………………………………. 

(Cem’o/Bab’o), (73 C.C.C. sayfa 43)

--------------------------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

 * “x…., Va… Su…. Anne” yedi, yedi ondan sonra (adam,) ondan güm dedi (kustu.) (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Peki ne yapayım işte, dikenine katlanmadan bu olmuyor, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kendileri için ne kadar çok fedakârlık yapmış olan “Va… Su…. Anne” ve (Cem’o/Bab’o), hakkında yakıştırdıkları vasıflarla kendi vafasızlıklarını nasılda açıkça ortaya koymuş, gerçektende kendisine yakışan vefasızlık örneği tabirleri kullanmış. Buyurun değerlendirmeyi siz yapın. (Cem’o/Bab’o). 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Sonra ne zaman ki, bizde açılmaya başlayınca, artık o türlü şeyler yani, o kadar gerekli kalmadı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdakibölümün özetle cevabı) 

 “açılmaya başlayınca,” Şu benlik kokan hayali ifadelere bakın “açılmaya başlayınca” eğer bir şeylerin açıldığını zannediyorsa, açılım diye zannettiği hususların tamamen vehim ve hayal mahsulü “cin’gen’li “pir” dostlarından geldiği hakkında şüphe yoktur. Bu kadar şaşkınlık ancak bu şekilde olur. (Cem’o/Bab’o). 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Efendim rüyamız şu Ta…., Öz… ben. Ta…..’ in mersedes arabasında, alışveriş merkezine gittik, yani alışveriş, Ta…’in arabası, mersedes olması, alman arabası olması, di mi, onun neyi işaret etmiş oluyor, e el-men olarakta da iseviyet mertebesi, hakikat mertebesi, binek olarak, hakikat mertebesine işaret etmiş oluyor. Renginin beyaz olması ise makam itibari ile ee beyaz neydi, hak makamı mıydı yok, mutmain miydi, mutmain makamıydı hah mutmain makamı tam yerlerine oturuyor, beyaz olması da mutmain makamıydı, ee mersedes olmasıda tanınmış bir marka olması yani, sıradan bir araba değil, eften püften değil, yani bu renklerde olur, yabancı olur, ama uydurmasyon bir marka değil, isim yapmış, sağlam bir araba. ee Talip bizi götürüyor, nereye götürüyor, AVM ne, AVM bildiğimiz gibi alacaksın, vereceksin dimi, Al-lah, Al-lah, kalbin atması. 

Demek ki orda geniş bir saha var. Var ya girişlerde vardır. O geniş sahada, e bir masa var, böyle bir masa, bu masa aynen böyle olunca, bu masanın sağında Öz… kardeşim oturuyor, bizde aynı Nu…’le Ve… Hn kardeşim gibi ama hafif böyle bir, daha hafif, rahatça ayağımızla da hareket ettireceğimiz koltuk. Talip kardeşim, burda oturuyor, yani böyle dönersek, Ve… Hn oturduğu yerde o oturuyor, ben de o an için ayaktayım. 

O anda işte bir, ee şey zuhur ediyor, bir arzu zuhur ediyor herhalde, ee, T…. masaya bir hoporlör getirmiş. Bu hoporlör şu götürdüğünüz hoporlör var ya, bilgisayar üzerindeki, o hoporlörün daha kısası, yine böyle dikdörtgen prizma, daha kalını, daha kalını yani, bir, 1 harfinin kalın halinde, hopörlör. Şimdi burdaki güce göre, o güç, tabii daha farklı olabilir düşüncesi var. Bunu ne yapmış, Elif’ in yani Elif’ in dikdörtgen prizması, siyah renkte ve maden üzerine deri kaplı.

Temin kardeşimizinde ikazı ve aldığı ilham üzere ordaki deri diriliğe alamettir dedi, öyle bir neşedir kabul ederiz. Maden üzerime olmuş olması, imanın kuvvetli olduğuna işarettir. Demin dediğimiz gibi ölü nokta bile gelse, uyuyan nokta bile gelse, o hopörlörden geçtiği zaman, dirilik kazanacağına işarettir. Dikdörtgen prizması olmuş olması da, yine karenin içinde yani, kare hali var, dediğimiz hal vardır. Siyah renkte, bununda, araba beyazdı, siyah renkte kemalat. Yani birisi mutmain, öbürü ise kemalat. Hal lisanı ile Öz….’ün bu hopörleri devreye sokması, işleri devreye sokması isteniyor. 

Öz…. derhal o bağlantıya geçiyor, ve o anda ben, oturmuş vaziyette, Ta….. kardeşimizin suratına baktığım zaman, kendi simamı görüyorum ve diyorum ki, sesi kontol edeceksek geriye doğru gidelim, ne kadar sahada, ne kadar sahada bu sesi alıcaz diye, baya ayaklarımızı itiyoruz. Ben itiyorum, o itiyor, ben itiyorum, o itiyor. Böööyle iyice geriye çekildik, sesi açtı, maşallah ses güzel, ama bağırmıyor, sürand dediğimiz, bir sistem, yani her tarafa yayılan, normal bir ses, her yerden baya, böyle güzel bir ses. 

Ben diyorum ki kaç watt bu? O da bana diyorki 100 watt efendim. Diyorum ki, ben ee bendeki 6 watt. Bundan bana bir tane alsana diyorum. O da tabi alırım diyor. Bunun anlamı ne? Burdaki efendim ee, ta…., talip talebe eden, ee şey talip eden şimdi talip eden talebedir. Ben o duayı ettim, ya rabbim ne olur bana bunun işaretini ver de, nasıl yürüyeceğimi bileyim. 

Aldığım ilhamlar var, onları söylemiyorum. Görüntü istiyorum dedim. Onun üzerine biraz zaman geçti. Bu rüyayı gördüm, sabahleyin. Bu sabah gördüm. Burda talibin bu şekilde gözükmesi cisim olan yakınlığımız, kendi simamı görmem, bak sen talep etmiştin ya ….. sana bildiriyorum ki o talebin bu talebindir senin. Şimdi ben bu talebe icabet ettim. Ne yaptım, buraya bir siyah, kemalatta olan ve Elif noktasındaki olan ilmi, efendim ee etrafa 100 watlık olan, bir hadiseyi, ö…. vasıtası, demek ki özgürce, beşeri kayıtlarda olmadan, ee bunun için ne yapıcan, can vereceksin ki, çünkü İsa önce ölecektir. 3 gün sonra dirilecektir. O dirilmek neyi gösteriyor, işte fena fillahın olduğunu gösteriyor. Demek ki fena fillah kemalatından, bir kemalat noktasına, gelindiği zaman, bu açılma olmaktadır. Demek ki, böylece, biz ne üzere yürüyeceğimizi, rabbim eğer, Allahu alem dilemişse, bize bunu göstermiştir. İnseallah bizde bunun üzerine yürücez diyoruz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda ki ifadelerden bir şey anlayan varsa bana da bildirirseler çok memnun olurum. İfadeler yorumlar değerlendirmeler hepsi, nefsi ve hayalidir. İlâh-i hiçbir mesnedi yoktur. Hakk’ın ve İrfan ehli indinde hiçbir geçerliliği yoktur ve kendisinin cehlinin ispatıdır. 

Zuhuratlarını mesnet olarak göstermeye çalışan kişiye o halde bende bir zuhurat anlatayım onlarda benim yorumumu görsünler. Daha sonrada malûm kişi hakkında görülen diğer zuhuratları da zahmet olmaz ise onlarıda okusunlarda açık ve net zuhurat nasıl olurmuş görsünler. (Cem’o)

------------------- 

Bu kitabın tam bu zuhuratlarla ilgili bölümlerine geldiğim zaman bende o gece bir zuhurat gördüm zuhurat şöyle idi. 

Az meyilli geniş bir yoldan yavaş yavaş aşağı doğru yürüyorum, elimde bir kavun var, bu kavunun salatalık veya patlıcan gibi dış kabuğu soyulmuş bir bütün halinde “topatan kavunu” şeklinde (40) cm. kadar uzunluğunda ve (20) cm. genişliğinde bir silindir şeklinde oldukça büyük bir kavun görünümünde, elimde duruyor, ancak vakti geçmiş gibi olduğundan, oldukça yumuşak ve bozulmaya yüz tutmuş çok yumuşak, adete parçalanıp elimden kayıp gidecek gibi duruyor, bir ara ön kısmından kavunun 4/1 bölümü biraz yarılarak kopma düşme durumuna geldi, bir insanın başının kopması gibi, bu arada bende kavunun tadına bakmak için üstünden biraz ısırdım, ama tadı tamamen bozulmuş olduğundan az ileride gördüğüm büyük bir çöp bidonuna, çöplüğe atarak yoluma devam ettim. (Cem’o)

------------------- 

 Bahsi geçen kişi mademki yukarıdaki zuhuratlara bakarak kendi istediği şekilde aleyhimizde yorum yapabiliyor. O halde gördüğümüz zuhuratların yorumunu yapmak hakkı bize de doğmuş oluyor. 

 “Yukarıda belirtilen, anlatımı da net olan zuhuratın yorumu bizce şöyledir. Gidilen yol sırat-ı müstakim’dir gidilen yolda gidenin elinde olan top atan kavunu, (15) sene sırtında ve elinde taşıdığı, o kişinin top attığı, yani iflâs etmiş olduğu görüntüsüdür. Kavunun kabuklarının sayulmuş olması kendisinin üzerinden kimliği alınmış gerçek hali ile bozuk iç halinin ortaya çıkarılmasıdır, Tadının yenmeyecek şekilde bozulmuş kokmuş olması kendi halinin belgesidir. Kavunun baş tarafının kopup yere düşecek hale gelmesi kendisinin sonu dur. Sonunun gideceği yer ise atıldığı yer olan çöp bidonudur.” (Cem’o) 

------------------- 

 Ayrıca zuhuratlar mevzu olunca tekrar olacak ama! aynı kitabın (116/118) sayfalarında belirtilmiş olan. 

 Mevzu ile ilgili bir kaç zuhuratıda belirtelim. Zuhurat yorumlarının nasıl yapılması lâzım geldiğini onlarda görsün. 

--------- 

 (1) Aynı gece bir başka zuhuratta şunu görüyorum. Çiftlik gibi bir ev. Siz ve Va….Su…. Annemiz burada yaşıyorsunuz. İhvandan Fa… arkadaşımızla, sizi (k.6.m/Fark’o) nun ziyaret edeceğini öğreniyoruz. Hem yardımcı olmak hem de yanlız bırakmamak için yanınıza geliyoruz. F…. ile acaba (Cem’o/Bab’o) ne yapacak diye sürekli aklımızdan geçiriyoruz. (k.6.m/Fark’o) ise sanki durumu, (son hadiseleri) anlatmak için gelmiş gibi... 

 Gece boyu yemek ve yatmak hususunda herhangi bir eksik hizmette bulunmuyoruz. Sizde ve Va….Su…. Annemiz de çok rahat bir hal var. F…. ile beraber (k.6.m/Fark’o) yu bazen gizli bazen açık iğnelediğinizi düşünüyoruz. İçimizden bir his (Cem’o/Bab’o) en uygun zamanı bekliyor diye düşünüyoruz. Ama bir yandan da misafir olarak eksiksiz ağırlıyoruz. Bir ara zannedersem yemek için mutfağa bir adet soyulmuş patates götürüyorum ve dilimliyorum. Gece vakti geliyor. Va….Su…. Annemiz (k.6.m/Fark’o) ya, şalvar cinsinden komik bir kıyafet veriyor. 

 Va….Su…. Annemiz bu kıyafeti verirken son derece eğlenerek gülüyor. Biz de gülüyoruz. Akşam yattıktan sonra öğreniyoruz ki siz artık sadece karşılaştığınız sıradan bir insan, bir misafir gibi muamele etmişsiniz. Misafire iyi muamele etmek gerekir ama dervişlik meselesinde başka muamele edilir diyorsunuz. Bir sıra F…. ile bahçeden incir ağacından mevye koparıyoruz. Siz de birkaç meyve koparmış geliyorsunuz. 

 İncirden bir tane ben bir tane F…. koparıyor. İnciri ısırıyoruz ve yemeye başlıyoruz ama incirin içi biraz değişik. O sırada siz yanımızdan geçiyorsunuz ve diyorsunuz ki, bu incir zor bir incirdir, mideye ağır gelebilir, kolay yenmez, diğer incirler gibi değildir. Daha sonra sabaha doğru (k.6.m/Fark’o) nun kollarından asılmak üzere cezalandırıldığını öğreniyoruz. Ama cezası misafirliği bittikten sonra gerçekleşiyor. 

 Kalbi hürmetlerimle Efendim. M. P. (x9/x0/x015) 

------------------- 

 (2) Benim bir elektrikli aletler atölyem var orada çalışıyorum. Yanımda da çalışan bir eleman/işçi var, o nun elinde bir sistem var yerde duran bir gövde yukarıya doğru uzayıp daha sonra yatay olarak uzanan bir kol var o kolun üstünde sırayla aşağıdan gelip kolun üstünde devam eden sıra ile ampuller var. 

 Yanımdaki eleman/işçi, o makineyi çalıştırmak, ve ampulleri yakmak için makinenin açma düğmesi, şarteline defalarca basıyor, ancak makineden inler gibi çok cılız bir ses çıkıyor, fakat makine bir türlü çalışmıyor ampullerinde hiç biri yanmıyor. Bende kendisine hiçbir şekilde yardım etmiyorum. (Cem’o) (x1/x0/x015) 

------------------- 

(3) Ayrıca başka bir zuhuratımda, orta büyüklükte bir salon var, salonda okul sıraları gibi dinleyici sıraları var, orada oturan 5-6 kişi var, bende onlara karşı masada oturmaktayım dinleyici durumunda olan kimseler ne yapacağım diye bana bakıyorlar bende elimde, eski silâhşörlerin kullandığı zannedersem “gürz” ismini verdikleri demirden ve etrafında sivrileri ve yaklaşık bir metre kadar zinciri olan bir aleti elimde havada top çevirir gibi birkaç defa hızlıca çevirip karşımda oturanlara sallayarak atıyorum. Elimden çıkan gürz karşımda oturanların ortasında olan birinin başına vurup başını kökünden koparıp yere düşürüyor o kişi de başsız olarak bir müddet yerinde duruyor daha sonra uyanıyorum. 

Yukarıda bahsedilen kavun zuhuratında olduğu gibi başının ma’nen kopmasıdır. (Cem’o) 

------------------- 

(4) Gene başka bir zuhuratta. Karşımda taştan yapılma bir duvar var duvar oldukça güzel örülmüş ancak zeminden iki metre kadar yukarıda taşın birisi duvar düzeyinin 25 santim kadar dışında kalmış orada dışarıya çıkık durup, duvarın düzgünlüğünü bozuyor. Ben gene bir evvelki zuhuratta olduğu gibi elimdeki o gürzü tekrar sallayıp o taşı hedef alıp taşın üstüne fırlatıyorum ve attığım gürz çıkıntılı olan taşa vuruyor ve taşın çıkıntılı tarafı kopup yere düşüyör böylece duvar düzgünleşmiş oluyor. (Cem’o) 

------------------- 

 (5) Gene ayrı bir gece. Yan yana iki bahçe var iki bahçenin de epey uzamış ağaçları var, iki bahçenin bahçıvanları bahçedeki ağaçları budama zamanlarında budamışlar ancak ağaçların yeşerme vakti geldiğinde sol taraftaki bahçede budanan ağaçların hiç biri yeşermemişler ve kütük halinde kuruyup kalmışlar sağ taraftaki bahçenin ağaçları ve fidanları tamamen yapraklarını çıkarmaya başlayarak yeşillenmişler. Karşıdan bakıldığında böyle gözüküyor idi ibretlik bir tablo idi. (Cem’o) 

------------------- 

(6) Büyük bir  otelde yapılan bir düğündeyim. Sarı uzun parlak, bal rengi bir etek üzerinde, siyah dantel bir tünik ve siyah ayakkabılarım ile otelde kayboluyorum. Bir asansöre biniyorum. O kadar hızla yukarı çıkıyor ki, başım dönüyor.

G….X. hanıma rastlıyorum. (k.6.m/Fark’o) ile ayrılmışlar. (k.6.m/Fark’o) Fenerbahçey’e taşınmış. 

M…. K….

------------------- 

Asansörün yukarı çıkması güzel, akıl asansörü demek ki güzel çalışıyor. 

 Bahsi geçen kişiler zâten hep ayrı idiler daha evvelden de kaç defa ayrılacaklardı fakir mani olmaya çalıştım (k.6.m/Fark’o) da ayrılırsak benim iki ev bakmaya imkânım yok diyerek mecburen bu duruma katlanıyorum dediği çok kereler vakidir. 

 Fener bilindiği gibi eskilerde dışarıdan içine yağ konarak yakılan bir aydınlatma aracıdır süresi ve kapasitesi çok sınırlıdır birkaç zaman yandıktan sonra gazı yenilenmez ise hemen söner gider. 

 Bahçe ise açıklık korunaksız bir alandır. Netice olarak ne gaz "fener"i ile ve ne de "bahçe"de böyle bir hayat devam edemez netice tükenmişliktir. Hal ve neticelerini yaşayıp göreceğiz. Kimin ve neyin peşinde iseler oradan yardım "ensarlarını" beklesinler dursunlar bakalım. 

 İlâh-i ve Muhammed-i "Ensar" lığı istismar edip kendi nefisleri istikametinde kullanmak, telâfisi mümkün olmayan nasıl bir suç olduğunu daha bu dünya da göreceklerdir.  

Ne yazık ki, Allah korusun, diyemiyorum.! Rabb’ım ne yapacağını iyi bilir. Kimin neyin ve kimlerin peşinde iseler güçleri varsa onlar korusun. 

Fenerin gazı zâten kesilmiş olduğundan  çoktaan sönmüştü, kendi de aynen böyle nefis bahçesinde açıkta kaldı gitti, gerçek hali zâten bu idi. (Cem’o)  

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bunun üzerine diyoruz ki, kardeşim yazılar ortada, yazılanlar ortada, siz bugün için artık ben, verilmemiş bir halifeliğin, olmayan bir halifeliğin, kaldırıldığını duyduk, yok zaten öyle bir şey, abi olarak vermiş, anlatabildim mi? O mevzu zaten öyle, öyle olmuş yani. Bugün bunları biliyorsunuz, hür iradenizle, nasıl isterseniz, isterseniz orda söylendiği gibi yaparsınız, isterseniz bizde sohbet devam ediyor, bu devam eden sohbete, katılır, beraberce yürürüz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdakibölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden daha evvelce kendisine verilen “rehber halifelik” yaptığı yanlış uygulamalar yüzünden tekrar tekrar ikaz edildiği halde dinlemeyip isyana ve hakarete dönüştürdüğü davranışları yüzünden elinden alınan bu vasfından sonra bu sahada hiçbir şey yapması mümkün olmadığı halde takındığı tavra bakın daha yukarılarda da belirtildiği gibi isyanlarına devam edip duruyor. İptal edilmiş bir lâkapla hareket etmek dünyada da ahrettede suçtur. (Cem’o)  

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Onu da, ben, size, bırakıyorum. Bu bırakmada da, zaten burda, diğer kardeşlerde bu şeyi yaptık biz, mesela şimdi burda, olmayan kardeş, biliyorum kim olduklarını, onların geleceğini zaten düşünmüyorum yani, başka şeyden dolayı, efendim, N.… kardeşim bizle beraber gelecekse, ben işaretini koyuyorum, sonra bana mail ni (şuan burda değil) F…. kardeşim, gönderdim dedi zaten. A…. kardeşim, bizle beraber misin, yoksa düşüneyim diyor musun? Nasıl diyorsun, hiiiç bi sıkıntın yok, serbestsin . 

A….: Düşüneyim efendim. 

(Fark’o) : Düşüneyim diyorsun, evet efendim, oldu, ee başka M…., sende düşünmede misiin, yoksa bizle beraber misin?

M…: Beraberim.

(Fark’o) : Berabersin, peki. F…., (F……), F…. için bir şey söylemiyoruz, onun şahsiyetine bırakıyoruz. Ha F…. bu, F…. o, pardon hey allahım ya. O F….. bu, F….’ yi bırakıyoruz, ona sorucaz, mı? Bırakalım mı diyorsun, ona dokunmayalım. İyi, geriye ne kalmış oldu burda? Nerde H…. ve E…. kaldı, onlarda düşünmedeler herhalde, evet, tamam oldu. Evet efendim, bu duruma göre biz, burda bakayım başka var mı şurdan, o A…..,na söyledim onu, de mi A…..’cım A….. ve şeylerede söylersin dedim, o yok o zaman, bitti. 

Şimdi biz bu duruma göre, bize gelen kardeşlerle beraber biz inşeallah, zaten e bundan sonraki hafta bayram haftasıdır. Bayram haftasında yeri bilenler S……’ in yerine giderler, bilmeyenler, bize gelirler zaten bayramda bayramlaşıcaz, eğer bizle beraber gelemiyecek olanlar, zaten bayramlaşmaya gelmezler, normal, yani manevi olarak olmadığı için, ancak et için oraya gelirler, yani bayram için, o da kabul ederlerse. Çünkü ben 16 tane hayvan aldım, 5000 TL oraya kapora bıraktım, bu seneki fiyatı orda görürsünüz zaten, 19 TL diye görürsünüz orda, ondan sonra, ee dolayısıyla ordada et dağıtımı, alırlar etlerini, dualarını yapılır, kaç kişi varsa, kim kesmek istiyorsa, onlarıda yaparız, böylece biz, kalanlarla, yürümemize, devam ederiz, ve o zaman da, yeni bir sistem içinde gidicez. 

 Nerede yapıcağımızı, nasıl yapıcağımızı, dediğim gibi, öneri şeyinde, daha başka fikirler varsa, hepsini ortaya koyarız, ben alışıkım efendim, 10 kişiyle başladım, yükseldi 10 kişiye düştü, 10 kişiyle başladım, tekrar yükseldi, bilmem neye düştüm, ama bu sefer çok şanslıyım, bu sefer, hahha 25’i bulmuşum. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Hayırlısı olsun epey kişi olmuşlar hayal topları ile kendi kendilerine olmayan sahalarında hayalen paslaşıp duruyorlar. Bizde ibretle seyrediyoruz. (Cem’o)  

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Hatta daha fazla. Çünkü civarınıda düşünecek olursak, bu bi baya başarı, bakalım rabbim neylerse, güzel eyler diyelim, bunu kapatalım. Sizin şimdi söyliyeceğiniz birsey var mı? Ben kimseyi zorlamadım değil mi? Sadece bilgi verdim. Bu bilgi içinde, hah daha da komiğini söyleyeyim, önce kabul edip, sonra red edenler var mı? Evet, keşke burdaki kardeşler gibi düşünseydik deseydi, e demek ki, öyle, niye öyle, ne bileyim ben. 

V…: Destur halifem, sohbet günleri konulmuştu, o günlerde (Fark’o) : O konulma noktaları çarşamba sendedir zaten, şimdi bayram gününde zaten onu konuşucam, beraber olduğumuz kişilere, belirlenmiş olacak, o duruma göre, eee, o çarşamba günü oraya gelicez, o yeni sistemine, 

 V….: e olucak,halifem (Fark’o) : a tabi,tabi, biz devam edicez 

 V…: e tamam, tamam (Fark’o) : Biz devam edicez, orda herhangi bir sorunumuz yok. Ben demiyorum şöyle yapın, böyle yapın, nasıl isterseniz öyle yapın. Sizin kabullerinize asla karışmıyorum diyorum, bunu burda kapatıyorum. Maşallah ne oldu saat, evet şimdi biz bir şey, çay may ikram verirlerse iyi olur. 

O kişi, şey yaptım gönderdim, oda bana, nezaketen göndermiş, bundan sonraki olayda da, o (Cem’o/Bab’o) nun bilahare bana yazmış olduğu, mevzuda, büyük haksızlığa gibi gördüğüm bir hususlara, nezaketen cevap vericem, vermek mecburiyetindeyim. Anlatabildik mi? O verdiğim cevap için de, bizle beraber olan kardeşlere de, onun nereye ne cevap verdiğimi de göndericem çünkü, orda diyo ki, altta ne sen bana gönder, ne ben sana gönder, çok saçma şeyler bunlar yani, ehheehh ayrı konu, ee onun ifadesiyle 15 senelik beraberlik olan şeyi, böyle bir anda silkip atmak, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gerçekten atmakta epey başarılı imiş, dilediği gibi devam etsinler, kendi bilecekleri iştir, hayal vadilerinde devam eder giderler. Oldukça da nezaket sahibi imiş yukarıdan beri sayfalar dolusu hakaretleri sanki başkası söylemiş. Ne hırsızlığımız kalmış ne de firavunluğumuz. Kapatıyormuş ama aynı şeyleri tekrar edip duruyor. Nezaketen cevap vermek mecburiyetinde imiş, (5) Beş seneye yakın bir süre içinde hep ikaz edildiği halde hiç birini bile dikkate almayıp gene kendi aklına göre isyanları ile devam eden kişiden gerçekten bizim için çok acı ve hayal kırıklığı olan bu hadiseyi, ne kadar hafife alarak “bir anda silkip atmak,” ile, suçlamalarına devam ettiğinin bile farkında değil, zavallı bile diyemeyeceğim. (Cem’o) 

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*****************************

(Konuşmanın devamı.) yani, evet görüşme olmaz ayrı konuda yani, bu şekildeki konuşmalar, aynı şekilde, mesala işte, e biz gine burdaki olan imkanlarımızla (Cem’o/Bab’o) nun bir şeyi olmuştu, ihtiyacı olmuştu bilgisayarını olduğu gibi yaptık. Fevkalade güzel oldu, hakkaten güzel oldu. O da çok memnun e diyorki yani, ya bunu alın, ya parasını isteyin. Bak kardeşim ben ne geri alırım, ne de parasını isterim. Ben Allah için hizmet ettim orda, haa sen beğenmiyorsun at, o senin halin, benim değil, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Not= mevzu ile ilgili, Aynı kitap sayfa (72-74) te geniş bilgi verilmiş idi, oraya yeniden bakılabilir, ancak küçük bir bölümünü buraya aktarıyorum. 

 Yukarıda bahsedilen, “bilgisayarını olduğu gibi yaptık.” İftiraya yakın abartılı bir sözdür. Ben kendilerinden böyle bir şey istemedim kendiliklerinden getirdikleri sadece bir bilgisayar kutusu idi, diğer bölümleri yok idi ve onun yeniden Ö… bey program yüklemesini yaptı. 

 Efeliğe bakın “Bak kardeşim ben ne geri alırım, ne de parasını isterim” sanki parasını kendi cebinden vermişte geri almazmış.! 

 Kendilerine hiçbir karşılık beklemeden (15) sene hizmet ve emek vermiş bir yere karşı bu bilgisayar kutusunu söz konusu etmek nasıl bir bayağılıktır anlamak mümkün değildir. 

 Kendisine çıkan her kitabımdan ki bunlar onların zamanında basılanlarda kendilerine gönderilen (18) değişik kitap idi ve her kitaptan yaklaşık (60) adet göderiyor idim bu kitapların tamamı yaklaşık bin yüze yakındır. Tanesini (10) liradan hesab edersek yaklaşık (11,000) on bir bin T.L. eder, bunlar hakkında ben bir şey dedimmi?, kendilerinden bir talepte bulundummu? bunlar bizim çevremizde olan her kese karşılıksız hizmetlerimizdendir. Helâlı hoş olsun, bu kadarcık bir şeyi dahi düşünemeycek kadar nefsi ihtirasına kurban gitmiş bir kimseye ne denirki. 

 Mademki bunlardan hesap soruluyor. Şimdi hediye hususunda unuttuğunuz bir şeyi daha ben hatırlatayım. Bize son gelişinizin bir evvelki gelişinizde, ben istemediğim halde, bana birde masa üstü bilgisayar kutusu getirmiştiniz. Şimdi sizden bir ricam var lütfen içinizden biriniz bir hesap numarısı gönderiverinde, “altın ve bilgisayar kutusunun ücreti ne ise gönderivereyim” sizde rahat olun bizde alnımız ak dolaşalım. (Cem’o)

------------------- 

Sayın bakalım herkese verilen kitap sayısı nerelere çıkıyor. Bunların hepsinin helâlı hoş olsun, biz bu kitapları sadece bu guruba vermiyoruz. Her guruba veriyoruz. Bunlar kitaplarımızın az bir sayısıdır, son kitaplarımızın arkasına bakarsanız. Orada gerçek kitaplarımızın dosyalarımızın sayısını açık olarak görürsünüz. Ayrıca kitapların yazılmaları daha devam ediyor. Yakın zamanda bir yenisi daha çıktı (41/ Fussilet suresi) cenâb-ı Hakk okuma zahmetinde bulunanları faydalandırsın İnşeallah. 

------------------- 

Diğer taraftan sizlere yapılan en büyük haksızlıklardan biride, bu kitapların geldiklerinde hemen size verilmeyişidir, bunlar sizlere dağıtılmak için verilmiştir, raflarında dolaplarında hapis olsunlar diye verilmemiştir, ve ayrıca bu kitapların veriliş sebeblerinden biride, Bu kitapları sizlere okuyarak bu kitapların içinde yer alan mevzulardan sohbet yapılması idi. Bu yüzdende kendisi defalarca ikaz edilmiştir, ancak ne yazık ki bunu anlayacak hiçbir hali yokmuş. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) ama sen bunu bu şekilde yaparsan, ben o zaman sana duyduğum o ilahi olan, dedim ya, gönlümde o kadar güzelsin ki, isminle kirletmem denen o şiir, sanki buraya cuk oturuyor. Haşa isminle kirletmem diye böyle bir şey söylemem, ama şiirin oturtması bakımından geliyor, yani ben hizmet olarak yaptım bunları, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdakibölümün özetle cevabı) Sözlerinden nasıl ve kime hizmet ettiği ne kadarda aşikâr, açık söyle de herkes duysun, yukarılarda geçen konuşmalarında bir pirinden bahsediyordu işte yaptığı hizmet çok açık olarak onadır. Benden uzak dur da senden hiçbir şey beklenmiyor. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) ama sen işte X…Ha..’ ı bahane ettin, öbürünü bahane ettin, bunları saklamak için şunları yaptın, çok güzel bir kelimeleri kullanma şeylerin var. Efendim orda bilmem ne yaptın, bunlarla ben mücadele etmem, esas niyete bakmak, muhabbet bitmişse zaten geri kalan hepsi boştur. Anladın mı? Bunlar hepsi boştur. Allah güzellikler versin diyoruz. Evet soracağınız bir şey var mı? Yine bunun gibi söylüyorum kardeşlere, sonradan bir daha efendim ben düşündüm taşındım, bayram oldu bilmem ne oldu, e ben vazgeçiyorum diyorsa da vazgeçer, yani hiçbir sorun yok, yani ben öyle bir kayıt içinde durmuyorum. Onuda söyliyeyim, vazgeçiyorsa, vazgeçiyordur sorun değil, ama bu kervan yürüyecek. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdakibölümün özetle cevabı) Baksanıza ne kadarda nazik ve kibarmış, kendisi hiçbir şey yapmamış, ne yapmışsa (Cem’o/Bab’o) yapmış, kervan da yürüyecekmiş, yollar bir tane değil ki istediğin yoldan git ancak Hakk yolundan gitmen için pasaportların elinden alındı, bundan bile haberdar değilsin, elinde var zannettiğin hayal evrakları yukarıda “merdi Kıpti” hikayesinde anlattığın “cin’gen” dostlarından Pirinden alınma, ancak onların yoluna giden pasaportundur. Tabi bu âlemde kıyamete kadar o kervanda yürüyecektir. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

N….: Destur halifem, Bana mail ile de bildirirsin, şimdi burda düşüncede olan birkaç kardeş var, onlar A….., H….., E…. onlar düşünce safhasına geliyorlar. Allah herkesin hakkında hayırlar olsun. Amin. Zaten bizle bağlı olanlar herhalde, bayramda ziyarete gelirler. Olmayanda bayramda niye ziyarete gelsinler, hiçbir anlamı yok, ama bayram şeyinde, kurban şeyine gelirler. Çünkü ben 16 tane hayvan aldım, 5000 TL de orda kapora verdim, bağladım o işi. Ama diyorlarsaki, hayır biz kurbandan vazgeçicem, oldu onuda bir çaresine bakarız. Paralarını kendilerine iade ederiz. Düşünmede olan kardeşlerime söylüyorum. Böyle bir şey istiyorlarsa, onuda bildirsinler, onuda ben kendilerine veririm, onda bir sorun yok, tamam. Soracağınız başka bir şey var mı? Yok. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne kadarda ali cenap hayret. Yukarıda, Çünkü ben 16 tane hayvan aldım, 5000 TL de orda kapora verdim, Bu nasıl bir iştir kardeşim sen kasapmısın koyun bakıcısımı yoksa koyun tüccarımı? Bunların değeri ortalama üst üste en az (16) on altı bin lira eder. Bu parayı çevrenden nasıl toplarsın ve onları özendirip imkânları olmadığı halde bunları almaya nasıl zorlarsın. Ben sana böyle işler alış veriş tüccarlık yapasın diye bu görevi vermedim. 

 Evet bir gün bir kurban hadisesinden bahsetmişti, bahsettim dediğide odur, ancak bana bir ve iki kurban alındığından bahsetmişti kurban ticareti yapacağından bahsetmemişti ki, işte kendi ağzı ile ifade ediyor bizim yolumuzda böyle bir tatbikat yokturki, kendi başına bu işleri habersiz izahsız nasıl yapar, yapmış işte sonra verilen küçük rehberlikki o onu allâmelik zannetmiş, yukarılarda da belirtildiği gibi ne kadar manevi makamları ifade eden isimler varsa, hepsini kendi üstüne sanki sahibi imiş gibi giyinmiş, ve sonrada kurban, ensar, diyet, ve bazı diğer hükümler getirerek, bizim hiçbir şekilde tasvib etmediğimiz vasıflarla çevresini yönlendirmeye çalışmış, sonra bunları defalarca yapmaması için ikaz edildiği halde hiç birini dinlememiş, daha sonrada verilen vasıf elinden alınınca yukarıdan beri sabırla okumaya çalıştığınız edep dışı sözlerle (Cem’o/Bab’o) ya karşı ver yansın etmeye başlamış. Gerçekten gene hayret doğrusu. (Cem’o) NOT= Bu husustaki diğer bilgiler aynı kitap (79-132-134) sayfalarda vardır yeniden tekrar olmasın diye buraya almadım dileyen tekrar o sayfaları okuyabilir. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

 .........................tabii canım, ben aldım işareti, kusura bakmayın, şimdi bunlar fazla konuşmak istemiyorum, fazla konuşmak istemiyorum, çünkü niye, bu konuştuklarım oraya gidiyor, anında gidiyor oraya, niye acaba öylemiydi, böylemiydi, burada nemmam çok, diyorum ya sana, anında satıyorlar, anında satıyorlar, o benim orda söylediğim sözü, tamamen bir başka hale getirerek, kardeşim o maksatla, yani o söz öyle söylenmez, mesela, birisi demiş ki ona, efendim demiş, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var, o yiğitmiş diyor, yav bu söz bir deyimdir, bana geldi söyledi, durdum ben, şimdi diyemedim ki işte o kadar reddederek söyledi ki, yav ben yiğidim demiyor, her yiğidin bir yoğurt yiğişi vardır efendim diyor. Ben o hizmeti o kardeşte böyle yaparım diyor, e bende aynı şeyi söylüyorum, ama bu bir deyimdir. Ben yiğidim demek değildir, sen bunu o şekilde algılayıpta onu o şekilde suç isnat edersen, ben ürkerim senden. Demek ki sen, nefret ettin mi, düşmanlık haline dönüşüyor e hani kemalat nerde, rahmet gadabını geçti hani, hani tevbeleri kabul eden Allah, nerde, işte o zaman dururum ben, ha diyorsun ki ben durmam, iyi tamam, tamam öyle git, oda sorun değil, ilmine kitabına alırım, okurum kitaplar konusu konuşulmuş. Ben hatırlarsanız, efendim sizin kitaplarınız bende var, dedim mi? Demedim mi? Ha…’cim dedim mi ben bunu? 

H: Evet (Fark’o): Bu kitapları ben size ne zaman vericem, siz bu konularda eğitiminizi belli bir yere gelsin, kitabı, eline alınca, rahatça okuyasın, çünkü ağır lisandır, ondan sonra belli bir zamana geldi, artık çocuklar ben size kitapları veriyorum. Bu da efendim, bir anda kitapları verdi. Ben bu maksatla verdim ya, Allahını seversen ya, ben bunları söyledim, söylemedim mi H……? (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Nasıl bir savunma ise anlamak mümkün değildir, neler söylediklerin bellidir. 

 “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var,” demek sureti ile kendini bulunduğu inkâr sahasında, hem bir yiğit, ve hemde müstakil hareket eden bir müçtehit, “Ensar, kurban, zarflar, v,s.” de olduğu gibi hükümler koyduğunu açık olarak söylemeye çalışıyor ama, ancak yaptığı vahim hatanın farkında bile değildir. 

 Kitapları vaktiyle vermediğinin sebebi, o kitapları senden başka kimse okumasında, içindeki bilgilerden haberleri olmasın, sende onları kendi malın gibi etrafına satasın, diye vermediğin zaten ortaya çıkmıştı. İşte bu yüzden yaptıkların ortaya çıkmaya başlayınca, acele ederek bütün kitapları bir günde dağıtı verdin, demekki hepsi birden anzızdan onları anlayacak hale geldilerde sende dağıtıverdin, ne güzel bizim kitaplarla lütufta bulunmuşun. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

H…: Evet (Fark’o): ee şimdi, ben bunu böyle yaptım diye arkamdan, bu türlü, aa bak kitapları vermiyor, ne demek vermiyor, vermediğim kişi var mı? Yapmayın ya, Ö….’le beraber hatta ayırdık kitapları, bunu aldık, bunu aldık, bunu aldık, o kitapları şimdi hangisini okursa, ki kardeşim dediği gibi efendim daha ucuza bir kitap alıyorum okuyorum, o yapılan yerde sizin sohbette siz dikiliyorsunuz karşıma, o kitap orda yaptım zaten. Ama ben o kitabı öyle ders kitabı takip etmedim de, konu olarak aldım. Musa’yı almışsam burdan, burdan, burdan aldım, bir bütün haline getirdim. O bende ki marifet olayıdır. O da sohbetin açılma halidir. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kitaplar mevzuundan yukarılarda kaç defa bahsedildi izahı yapıldı, aynı konuları biraz değişik kelimeler ile tekrar etmektedir.

 Şu itrafa bakın kendisine sadece rehberlik görevi verilmiş olan bir kişinin “ders kitabı takip etmedim” demekle kendi başına nasıl hareket ettiğini kendi ifade etmektedir, “o bendeki marifet olayıdır.” İfadesi ile nasılda “marifet” mertebesinde olduğunu/sahip-lendiğini açık olarak ilân etmektedir. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Yani ee şöyle diyim size , e kadavra gibi düşün, ee şey atılmayan yerim kalmamış, hi hi hi hani var ya, çok memnunum, çok memnunum bitti. Bitt,i tamam bitti mi, bitti.

H…: Efendim biz (Cem’o/Bab’o), hani yaptığı konuşmalarda, sizin öğrettiğiniz şeyleri gördük zaten, duyduk, yani farklı bir şey değildi.

(Fark’o): İyi ama farklı diyorlar. 

H…: Ordaki yani onun konuştukları sohbet ettikleri, (Cem’o/Bab’o), nun bütün şeyleri, siz zaten bize verdiniz di.

(Fark’o): Başka bir şey olamaz ki. 

A….: Hakikat tek. 

(Fark’o): Yani şimdi, ben seni attım, nereye atıcan beni, Allahın kuluyum ben. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Eğer yapılan tatbikatlar, Ve konuşmalar benim sistemim üzerine olsaydı bu kadar sene kendisine yapılan ikazlara gerek olurmu idi? “Çok memnunum çok memnunum bitti. Bitti tamam bittimi bitti.” Ne güzel bundan sonra artık kendi başına kaldığının sevincini nasıl gösteriyor, “ben seni attım, nereye atıcan beni” ben seni atmadım buna değmesin bile. Ben sana verdiğim küçük görevi elinden aldım mesele sadece budur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

H: O kitaplardakiler, bize aktardınız. 

(Fark’o): Başka ne aktarıcam. 

H: Ve açılımlarınızı aktardınız. 

(Fark’o): Ya o kadar güzel ki onun kitabındakiler. O benim Sultanım ya, Yani ben acı geliyor bana, sen sultan, yav sen ismini çekince, cismini çekince orda, bana pat diye bir şey atınca, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “Ya o kadar güzel ki onun kitabındakiler.” Baksanıza iltifat etmesini de bilirniş, nasıl iltifatsa? Kitabının güzel olduğunu söylemekte ama, kitabın sahibinin ne “firavunluğu” ne “hırsız Kıptiliği” ni bırakmamış karşında kendisini alkışlayanlardan başka kimse yokye bizi suçladığı “yargısız infaz” ile marifetmiş gibi, yukarıda “marifet” mertebesinde olduğunu da bildirmiş idi, kendi hoplayıp zıplayıp durmuş etrafındakiler de alkışlayıp durmuşlar ne güzel eğlence değilmi, bu hal lâfçılar kulübünden başka nedirki! 

 Yukarıdan beri, hep riya ile ifade ettiğin “O benim Sultanım” sözlerini biraz mert olda artık ağzına alma. Hiç olmazsa “sultan” sözcüğünü ve ifade ettiği ma’nâyı da ağzında kirletme. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) orda edeben susayım dedim ben, ben edebime dikkat ettim, oraya onu yazıyorum, ya ben edeben sustum çekildim, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu kendi kendini yalanlayan kelime oyunlarına bakın “susayım demiş” Yukarıdan beri bir türlü susmayan ve devam eden kişinin tamamen nezaket dışı konuşmalara bakın, “edeben susmuş” güya susmuş! Susması bu ise konuşması nasıl olur siz düşünün. “edep” kelimesi, kendini bu sahada kullanıldığının bilincinde olsa kendini bütün lügatlardan sildirirdi. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) yine sen benim sultanımsın, binlerce kere söylerim, yani şu anda sen, diyorsun ki, benimle senin ilişkin bitti, e iyi bitti. Ama yine ben o kapının, hangi kapının? (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

 “sen benim sultanımsın.” Diye bir zamanlar söylediğin bu sözler, o zamanda riya kokuyormuş ama, iyi niyetimizle bunları hep samimi zannetmiştik. “binlerce kere “yalan” söylerim” e dönüşmüş. Gerçektende, “benimle senin ilişkin bitti” ebeden bitti. Sen artık bu kapıdan bahsetme, çünkü orası sana içeriden ebeden kapandı. Yukarıda bahsedilenlerden sana açılan yeni kapıyı iyi bilirsin, uğurlar olsun sen o kapıdan ne alacaksan alırsın. Bunlarla iftihar edebilirsin. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

H: Bir kapı var zaten, hak kapısı. 

(Fark’o): Anladın dediğimi, ben orda gönül, gönüllenme dedim, bitti. O gönül içinde seni gördüğüm müddetçe, Hz Mevlanayı gördüğüm müddetçe, beni ordan kimse ayıramaz. Kimse mani olamaz. Geçen de kimle biriyle konuşuyordum öyle, bir baktım misaller açıldı. Ya dedim kız ya diyo, ha Y…. sen, kız dedim ya ulan, baya sohbet devam ediyor değil mi dedim. “ondan ne şüphe dedi”. Şimdi sohbetin devam etmediği şimdi konuya giricez, şimdi biz sıkıcı şeyler konuştuk, ama ne yapayım ki, bak bunları bu kadar bilgi verdim halde kişinin kafası karışmış, bir düşüneyim diyor. Ama bu kişiler önce ne biliyor musun? Senle beraberdim, canımı feda sana, haa hadi abiyi kullan diyence çıktı ortaya. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki şu tutarsız ve bayağı konuşmaların acınacak haline bakın, eğer bu konuşmalar devam eden sohbetse, gerçek sohbet, bunlar hakkında “sohbet” kelimesi bunlardan utanır, Cümlelerin devamında anlatılmak istenenin ne olduğu hakkın da bunları anyabilen varsa bana da anlatsa çok sevaba girer. Yukarıda geçen “abi” kelimesinin daha evvelce geçmiş olan aynı kitap sayfa (39) dan bir kısmını aktaralım. 

--------. 

 Kendisinin bütün vasıfları kendi sınırlarını aştığından ve böylece de düşmüş olduğundan . Bundan böyle hiçbir şekilde (halife ve rehber) ünvanı ile anılmayacak ve hitab edilmeyecektir. Kendisine hitab edilmesi gerekirse herkese olduğu gibi (abi kardeş veya yaşlarına göre amca) diye hitab edilecektir. Veya kişi nasıl dilerse öyle hitab edecektir. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Anladın mı? P….’cım, evet, anladın mı? Şimdi haa, gitti o gün A şahsı, geldi, ellerine yapıştı, ağladı o kadar bilmem ne, hop, yazısı, böyle durdum. Yav ne gerek var, işte bu alayiş var ya, o alayiş senin hakikatine ermene manidir. Hz İsa’nın üzerine giydiği elbiselerinde alayiş yoktur. Yani bu kafasını burdan kesmiştir, kolları burdan kesmiştir, şak bir çuvalı geçirmiştir. Hakikat ehli budur. Efendim şimdi, sen, senin sahsından almıyacağım ama senin uğrattığın haksızlıklar var ya, gaddarlıklar var ya, ha onların hepsi rahmet olarak, anladık mı ben daha öncede yaşadım bu olayı, o olayların onların orda söyledikleri gibi değil o olaylar.Ben bunları hep yaşadım. O terakkiye vesile olur. Bir yerde ölüyorsan, o dirilmeye, ama mana dirilmenin şeyidir. Watt 6 wattan 100 watta çıkacağını söylüyor. Böyle gözüküyor. Ben bilemem. Ben rüyamı anlattım, öbürüde diyor ki, Abdül Kadir Geylani Hz. sizin ağızınızdan konuşuyor diyor. O da onun rüyası. Ona da bir şey diyemem. Ben diyorum ki mal ortada göreyim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Zavallıya ne kadarda çok, “senin uğrattığın haksızlıklar var ya,” haksızlık yapılmış, “gaddarlıklar var ya,” ne kadarda çok gaddarlık yapılmış. Bu kadar sene aklı nerdeymiş, madem haksızlık gaddarlık vardı neden daha evvel çekip gitmemişte, verilen küçük görev elinden alındıktan sonra mı? Haksızlık ve gaddarlık olmuş. Hayret bir şey, “ha onların hepsi rahmet olarak,” dönecek diye, çok beklersin, bekle dur sana da belki malûm dostlarından, onların anlayışı üzere rahmet gelir. “Watt 6 wattan 100 watta çıkacağını söylüyor.” gerçektende Sadık “cin’gen” dostların sözünde durmuşlar cereyanlarını “100 watta” çıkarmışlar ki. Bu kadar yükseklerden kontrolsuz bir şekilde, atıp tuttuğu nasıl kendi ifadeleri ile ne kadar açık meydanda, bu kadar açık bir yanılgıya diyecek başka bir şey kalmıyor. “Ben diyorum ki mal ortada” Gerçektende belirttiği ve itiraf ettiği gibi, “mal ortada” kendi itirafı ile başka ne denebilirki? İşte “mal ortada” (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

V…:Destur halifem, yıllar önce bir rüya görmüştüm, yazılı anlatmıştım hatta, o zaman G… ablaların gidiciydi, o rüyada varmış sonradan çıktı. Eski usül kürsü, siz sohbet ediyorsunuz, aşağıda da bir oda, ben o zaman (Cem’o/Bab’o), tanımıyordum ilk zamanlar. İşte O makam, ben konuşuyorum, şu anda tam bakılınca zaten hep konuşan, nerden alınan konuşan, olduğu çıkıyor.

(Fark’o): Allah hayırlar versin.

Ü...: Destur halifem, ben kardeşler, telefonla aradılar bazı kardeşler ve birkaç soruları olduydu. Yani, anladığım kadarıyla tereddütleri, onları size aktarsam, belki kardeşler bir açıklama isteyebilirler. Yani şimdi böyle bir şey, yani bizim bağlı olduğumuz yer, ben burayı kapatıyorum dediği zaman, biz ne olucaz? Ortada mı kalıcaz, biz icazet alabilir miyiz? Sorusu geldi. Artı ya da nerden icazet alabilriz? Yahut da hani trafo kapandı ama ben tarafsız olarak gelenleri aktarmak zorundayım. Belki aynı sorular başkalarının aklına gelmiş olabilir. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “İşte O makam, “ben” konuşuyorum,” Şu benliğe bakın o konuşuyormuş, yukarıdaki konuşmalara bakılırsa nasıl bir hayali makamdan bayati makamının konuşmaları olduğu nasılda açık olarak kendi dili ile bir marifetmiş gibi belirtilmektedir. “Ortada mı kalıcaz?” ortada kimsenin kalmayacağı, ancak kararın kendilerine ait olduğu, kendilerine bu halden bilgi edinilmesi için gönderilen küçük dosya içinde hepsi mevcud idi, değer verip hiç okumadıkları veya okutturulmadığı nasıl açık olarak anlaşılıyor. Çünkü bizden çevresinde kalan bazı kişilere bizden gelecek her türlü telefon mail ve diğer yollarla haber almalarını şiddetli yasaklamıştı, bu yüzden kendilerinin bahsettiğimiz hakikatlerin hiç birinden haberleri yoktu. İşte bu yüzden kendini yalanları ve yanlış ifadeleri ile bizi hep karaladığı, yukarıdan beri ve devam eden konuşmalarından açık olarak anlaşılmaktadır. Bizi suçladığı yargısız infazı kendi en şiddetlisi ile yapmışki, hayret doğrusu. 

 Orada kalan kimselere gönderdiğim küçük yazının “Ortada mı kalıcaz?” muhtemel sorusuna karşılık olarak cevabı, aşağıda ki bilgileri daha o zaman belirtmiş idim. Oradan okuyabilirsiniz. Ancak bu bilgilerin kendilerine ulaştırılmadığı sordukları ve tereddütlü konuşmalarından açık olarak anlaşılmaktadır. (Cem’o) 

--------- 

…………………………………………………………………………………………………………………………….Görüldüğü gibi bütün bu tahlil ve araştırmaların neticesinde gurubun tamamen, (Cem’o/Bab’o), (İrfan mektebi) dışına çıktığı anlaşıldığından. Zâten bu durumda, (Cem’o/Bab’o), (İrfan mektebi) tebalâsının yere düşürülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Bizde o yere düşen tabelâyı bulunduğu yerden alıp kendi rafımıza kaldırp koyduğumuzdan, böylece zâten kendileri tarafından tatbik edilmeyen bir eğitim sınıfını bizde sona erdirmiş bulunmaktayız. 

Ayrıca, (Cem’o/Bab’o), (İrfan mektebi) eğitiminin dışına çıkan sınırlarını aşan, görevlide böylece kendinde emâneten bulunan rehberlik görevinden de kendisi istifa etmiş sayılır. 

Bu vesile ile bizim o gurup üzerinde hiçbir tasarruf ve âmir hükmümüz kalmamıştır, böylece oradaki sınıfımız tarafımızdan da kapatılmış ve görevli olan kişiye tarafımızdan verilen bütün ünvanları da (20X5) kurban bayramı itibari ile geri alınmıştır. 

Bundan sonra o gurubun sorumluluğu bizim üzerimizde değildir. Herkese bildiririz. (Cem’o)

--------- 

Şimdi, orada bulunan her kese sesleniyorum. Tarafımızdan hiçbir maddi ve ma’nevi baskı olmaksızın, dilerseniz sınıfınızın ismine (felsefe yardımlaşma derneği) deyin dilerseniz başka sizce uygun bir isimle yolunuza hep birlikte devam edin. 

İçinizden gerek görenler olursa, gitsin başka dergâhlarda da kısmetini arasın, yine içinizden bazı kimseler dilerse “üç aylık süre” içinde sizlere açık olan, bâtında (Cem’o/Bab’o), (irfan mektebi) ne yeniden kaydınızı yaptırabilirsiniz. Bunlar sizlerin hür iradeleriniz ile karar vereceğiniz hususlardır. 

Şunu açık olarak belirteyimki, (Cem’o/Bab’o), bu davranışı ile kendisine daha çok kişiyi bağlamak istiyor düşüncesi bizde hiçbir zaman olmaz, kimse bunu aklına bile getirmesin, (Cem’o/Bab’o), başındakiler zâten ona yetip artıyor, her yeni iltihak, yeni bir mes’uliyet ve yeni bir meşguliyettir. Ancak bizi takib etmeye çalışan kimseleride yolda bırakmak bizlere de yakışmaz. (Cem’o)

--------- 

Netice-i kelâm, bu günlere kadar, (Cem’o/Bab’o), ismi ve onun mes’uliyetinde geçen bu süre içerisinde dolaylı veya dolaysız olarak, sizlere istemeden, fiziki, maddi, ma’nevi, hissi, duygusal bir sıkıntı bu vesile ile geldi ise o benim sizleri koruyamama acizliğimdendir. Bu yüzden orada hazır olan ve olmayan muhterem sizlerden, Va….Su…. Anne ve (Cem’o/Bab’o), olarak haklarınızı helâl etmenizi bu yüzden Hakk’ın mahkemesinde de davacı olmamanızı rica edececeğim, her hangi birinizin canı, gönlü, incinmiş, maddi olarak kaybı olmuşsa gelsin ne istiyor ise ödemeye ve gereğini yapmaya çalışalım. 

Her zaman dediğimiz gibi, bizim hiçbir kimseden daha baştan bir Hak talebimiz yoktur, küçük bir şey de olsa bizden size aktarılmış ise, hepsi sizlere helâldir. Ahrette de bu hususta hiçbir kimseden davacı olmayacağımızı bildirmekteyiz, herkez kendi vicdanın da kendi hesabını nasıl olsa yapar. (Cem’o)

------------------------ 

 NOT= Burada özet olarak belirtilen bütün bu mevzular hakkında, diğer kayıtlarla birlikte çok daha geniş ve kapsamlı (73-Celâl Cemâl Celâl) isimli bir dosya kitap ta oluşturulmuştur. (Cem’o)

------------------------ 

 Bu mevzularla ilgili olarak görüş ve tecrübelerinizin daha çok genişlemesi için benzer durumlardan geçmiş başka kişilerinde olduğunu görecek ve bütün bunlarla birlikte nelerle uğraştığımızı daha yakından görmüş olacaksınız. 

 Dosyada görüldüğü gibi (X,000) senesinde başlayan bu yolculuk neş’esi ile ve hüznü ile (20X5) (15) senelik çaba ve emek sarfıyla nasıl bir hüsranla sona erdiği gözlerinizin önünde cereyan eden hadisedir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir kimseden Hakk talebimiz olmadığı gibi, varsa eğer bizim bir kusurumuz bir eksiğimiz onlar bunu bizden taleb edebilirler, bizde imkân dahilinde yerine getirmeye çalışırız. 

 Durumun bu hale gelmesine sebeb olan kendini müstakil mürşit ilân eden ve daha biz ölmeden (5X) dünyada iken kendi oluşturduğu listeye kendini (5X) diye ilân ve zanneden kişi benlik tepesinin üstüne nefsin saltanat çadırını kurmuş bile. O kimseye bundan sonra ne diyecek bir sözüm, ne de görecek gözüm vardır, içine düştüğümüz sıkıntı yüzünden bu ilerlemiş yaşlarımızda bunları bize çektirenleri, rabb’ım affetsin. Va..Su.. Anne zavallı tansiyon yükselmesinden günlerce kendine gelemedi, beni ise en az beş yaş yaşlandırdı. (Cem’o) (Dosya 1- sayfa 16-17)

------------------------ 

(Konuşmanın devamı.)

(Fark’o): (Cem’o/Bab’o), icazet verdi, halife yaptı, geriye aldı. Bu mu icazet. Bir düşün, onun ifadesi ile 15 sene onunla beraber olmuş olan kişiyi, bir X…..’in sözüyle sildi attı. Hani icazet. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu iftiralı ifadelere bakın, verildiği günlerdeki gibi hareket edebilse idi, niye geriye alınsın idi. O rehber halifelik alınsın diye verilmedi. Ancak görevini tamamen kötüye kullanan dan, emanete ihanet edildi ise tabi ki verilen emanet geri alınır. Vermesini bilen, verilenin hukuku yerine getirilmediği zaman, almasını da bilir. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

Ü: Eyvallah, yani ben geleni aktarmak istedim, hani şey açısından, bir de trafo kapandığı zaman, 

A: Herkes onun peşinde. 

(Fark’o): Şems derviş miydi, şeymiydi, halife miydi, yoo dervişti. Kusura bakma.

Ü: Eyvallah sordukları o yani, trafo kapanınca yukardan, sohbet devam edicek mi? Ne olucak? (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Trafo’nun ana trafodan aldığı güç ve akım kesilince bağlı trafo işe yaramaz hale gelir. “trafo kapandığı zaman,” ona bağlı olan hiçbir hatta ve ampul de, akım ve hareket kalmaz ölü hükmüne girmiş olur.

(Fark’o): Şems derviş miydi, şeymiydi, halife miydi, yoo dervişti. Kusura bakma. 

 Şu ifadelere bakın nasılda ahkâm kesiliyor. Bu sözlerin ne ilgisi var diye sormazlarmı? “Şems” in halife veya dermiş olması seni ne ilgilendirir. Sen mi, onun hakkında hüküm vericisin. Hüküm dediğin değerlendirme de zaten yanlıştır. “Şems” geldiği zaman “Konyalı molla Celâleddîn-i rumî” nin şeyhi idi. Ancak daha sonra “Mevlânâ” olan “Konyalı molla Celâleddîn-i rumî” nin muhibbi oldu böylece ne dervişliği kaldı, halifeliği de yoktu, Çünkü bu iki mertebede de bir “merbub/bağla-nılacak yer” lâzımdır, “Şems” ise bu kayıtlardan tamamen sıyrılmış bir rinda ne dir. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

A…: Halifem siz dediniz ya hani, hangi cihazın şarjı varsa onunla şarj yaparsınız dediniz ya, hani şeyler değişince artık bu, (Fark’o): Ben teminden beri bir şey söylüyorum, burda sen o cereyanı alıcan, o ceryan olmazsa söylüyor ki o sohbet ordan gelecek, ondan değil ama, orda kişi kapatıyor. Kişinin keyfi kapatıyor bende soruyorum, sen ilahi halifeliği vermişsen, araya giripte bunu alamazsın, alamazsın, ileriye sürdüğün şeyler yalan, yanlış, doğru olmayan şeyler, bunlarla öyle hüküm olmaz.

* “ilahi alemde halifeliği, vermişsen araya girip de bunu alamazsın. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gerçekten bu ne dediğini bilmeyen (mev…..) (k.6.m/Fark’o) sözleri ile vakit geçirecek hiç vaktim yok, ama buraya kadar sabırla getirmeye çalıştığım bu dosyayı, biraz daha zaman kaybını göze alarak sabırla bitirmeye çalışıyorum, umarım sizde zorla da olsa okuyup bitirmeye çalışırsanız iyi olur, gerçekten ender bulunacak ve çok ibret alınacak bir vak’a dır. (Cem’o)

------------------- 

Yukarıdaki cümle okunduğu zaman ne demek istendiğinin anlaşılması mümkün değildir, içindeki ifadeler tam bir tezatlık örneği, bunları konuşurken bazılarının dışında ki, dinleyenler bu sözleri nasıl kuzu kuzu dinlemişler, ve doğrudur diye tasdik etmişler, hayret bir şey. İşte bizim gayretimiz o kişiye cevap vermek değil, dinleyenlerin yanlış anlayışlarını, kendilerine izah içindir, aslında buna da bizim ihtyacınız yoktur, ancak halen orada kalmaya niyetli olan kadeşlerimize ve kızlarımıza olan şevkatimizdendir. (x5/x1/x015) tarihine kadar müddetleri vardır, dönüp dönmeme kararları kendilerine aittir, bizde sadece tebliğ vardır, karar kendilerinindir. (Cem’o) 

------------------- 

Yukarıda ki cünlenin kısaca karşılığı “vermesini bilen almasını da bilir” dir, o istediği kadar bağırsın çağırsın. Belki o daha hayal âleminde yaşıyor ama o “alamazsın.” Alamazsın dediği şey. Daha o zaman söylendiği anda kendisinden alındı, bizce beis yok hayali ile eğlensin dursun. Birde efece tabirine bakın. “alamazsın.” Nasıl azametli ve benlik içinde olan bir ifade, sadece bu ifade bile, kendisinin haleti ruhiyesini nasıl açığa çıkarıyor, sizler ibretle seyredin ve kendi lisanından şahit olun. 

“ileriye sürdüğün şeyler yalan, yanlış,” Dediklerinden bir kelime bul bakalım yalan yanlış hangisidir ilmi olarak bizde bilelim, aslında tesbitin tam sana göre, senin dediklerinin tamamı baştan aşağı yanlış ve iftira bunların vebalini nasıl taşırsın bilemem. Madem yalan yanlıştı o halde insana sormazlardı yalan yanlış olduğunu rehberlik elinden alının ca mı anladın, (15) sene hep tasdik ederek dinledin. Ve “biz dinimizi ve mertebeleri burada öğrendik” diyen sen değilmiydin. Ama ne yazıkki sen hep bunları nefsi benliğine kaptırmışsın da, senin bile bundan haberin yok. Başka ne diyeyim. (Cem’o) 

---------------------

(Konuşmanın devamı.) Allaha ee şey koyamazsın, ambargo koyamazsın, ben böyle bir halifeliği zaten istemiyorum, Allah verdiğini geri almaz. Kusura bakma, Allah verdiğini geri almaz ee sen alıyorsun, alıyorsan orada ilahilik yok, orda durdum zaten ben, orda yok, istediğin kadar konuşun bana bunu. İyi ama terakki devam ediyor. Demek ki o bahane, Allah şahane. Ne yapıcan, valla bir şey diyemem, ben kimseye risk altına girin demem, o durumda olanlara abi oraya gidin derim. (k.6.m/Fark’o)

--------- 

* Allah’a ambargo koyamazsın. Allah verdiğini geri almaz. Sen alıyorsan orada ilahilik yok. Orada durdum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Geçmiş sayfalarda buna benzer ifadeler olmuş orada cevapları verilmiş idi, verirken Allah’ın ve Peygamberinin, ve onun pirlerinin izni vasıtası ile verilen bir şeyi. “Sen veriyorsan orada ilahilik var, ” da. gene aynı şekilde geri alınması neden o zaman sadece o kişiye bağlanarak “Sen alıyorsan orada ilahilik yok.” Hükmünü nereden çıkarıyorsun, bunu bir an böyle “Sen” olduğunu düşünelim. Peki o zaman verilen zamanda da aynı husus geçerli ise yaklaşık (9) sene sen bu işi kullandığın halde nasıl o zaman Hakkani olarak bunu nasıl kullandın diye, (k.6.m/Fark’o) (Mev…) ya sormazlarmı? Ne kadar kendi kendini yalanlayan, bu nasıl bir ifade tarzı, diye kişiye sormalar mı.? (Cem’o)

--------- 

“Allah’a ambargo koyamazsın”. Haşa o senin zannın esas bu sözüyle, (k.6.m/Fark’o) Allah’ın iradesine ambargo koymakta. Maşeallah ilâh-i sistemi ne de güzel bilirmiş. Allah verdiğini geri almaz. Nereden biliyorsun hiç tarih okumadınmı? Allah (c.c.) verdiğini Hakk edenden almaz. Hakk etmeyen vakti geldiğinde öyle bir alır ki, kendi bile fark etmez. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

X….. Hn. sizin hocanız olacak, çünkü söyliyim onu, abla olucak o, resmi gördünüz, 

-------------------

* x…Hn. sizin hocanız olacak, abla olacak. Va….Su…. hanımın kızı o.“ (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bunlar nasıl bir hayalin ve kinin, mahsulü olan suçlama sözlerdir, anlamak mümkün değildir. Olurlar veya olmazlar evvelâ sana ne, bunlar senin kölelerinmi ki, haklarında hangi mensubiyete göre ahkâm kesiyorsun. Sen onların sahibimisin kendine gel (Ahm…..) haddini bil senin o (Şo…) ağzın onların adlarını söyleyerek, karalayacağını, kirleteceğini/küçük düşüreceğini zannettiğin yerler değildir. Sen o (şo….) ağzınla ancak yukarıda olduğu gibi (İblis sırete) (k.6.m/Fark’o) ve öyle olanlara ağıt yakarsın işte o ağza ancak onlar gerçekten yakışır. Onlarla kol kola girip yukarıda kendi ağzından bahsettiğin gibi bol bol (flört) edersin. Bunun ismine de Hakk muhabbeti dersin sana da yakışır. 

Sadece bu suçlama bile onu mahkeye vermeye veterde artar bile, değil dosyanın tamamında belirtilmeye çalışılan kendi icraatları. Vaktim olsaydı bunuda yapardım, ama zaten o kişi bizim için (Mev…) hükmündedir değmez, elbet onu da bu konularda “sıgaya/soruya, çeken bir molla Kasım” gelir. Oğraşmaya bile değmez. “Kendi kendine ettiğin Âdem, bir araya gelse edemez âlem” sözünü her halde duymuştur, duymadı ise şimdi onu yaşayacak ve ne demek olduğunu kendi şahsında içinde müşahedeli olarak yaşayacaktır, hayatta olanlar da buna ibretle şahit olacaklardır. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Va….Su…. hanımın kızı o. Ben kimseye bir şey demiyorum, kimseye de bir şey vaat etmiyorum, gördüğüm rüyayı anlatıyorum. Görülen rüyayı anlatıyorum, yapılan tatbikatı anlatıyorum. Hayır diyorsan, önümüzdeki günler ne olur belli olmaz, sonra ay efendim biz vazgeçtik, tekrar gelelim, git abi o zaman, hayır, gidene gel demem ben. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Va….Su… hanımın kızı o.“ Vah vah nasılda farkına varmış, gerçekten büyük bir keşif. Sadece bahsi geçen kimse değil şu an (k.6.m/Fark’o) (Mev…..) tanın yanında olanlar bile verilen tarihe kadar, (Va..Su Anne)nin (Cem’o/Bab’o) nun kızlarıdır bundan daha henüz haberin yoksa hiç olmazsa bu vesile ile şimdi öğren, anlaşılıyor senin yanındaki, (Va..Su.. Anne)nin (Cem’o/Bab’o) nun kızlarını kendinin zannetmişin de bu yüzden o kadar akla gelmeyecek, o gariplere Pirlik halifelik lâfları ile gönüllerini kandırmışsın. Ancak galiba aradan birisi gerçek Anne Babasına ulaşınca (Va..Su.. Anne)nin kızı oluyor, ne garip bir şey nasıl bir sahiplenme duygusu, işte o bahsettiği (Va..Su.. Anne)nin kızı dediği kimse, (Va..Su.. Anne)nin (Cem’o/Bab’o) nun, yeni kızı olmadı ki zâten onların kızları idi, ancak kendisine bildirilmeyen ve senelerce kendisinden uzaklaştırılan bir şeyi, gerçek mensubiyetini öğrendi. 

Burada suç aranırsa bir kimseyi gerçek ana babasına ulaşmasına mani olan kişide aranması gerekir, suçlanacak o kişidir, Annesini, Babasını bulan kişiyi şimdiye kadar suçlayan, bir ağız acaba görülmüşmüdür. Hayret doğrusu. 

Suçladığı bu iki fedaker kişi, x…Hn.. sizin hocanız olacak, abla olacak. Va….Su….hanımın kızı o.“ Kendi kaprisi yüzünden kendi foyasının daha açık şekilde ortaya çıkmasına vesile oldukları için, böyle ver yansın ederek onları karalamaya çalışıyor, aslında çevresinde olan bu cemeatin uyarılmasına sebeb olduklarından, gerçekten ikisi de teşekkürü Hakk etmiş kimselerdir. 

Böylece işi bozulan, ve bütün foyalarının meydana çıktığını, ve halinin duman olmasına sebeb olan bu kimseleri, nasıl küçük düşürürüm diye söylediği mesnetsiz hezeyanlardan başka bir şey değildir. Ayrıca artık bu kimseleri istismar edemiyeceğinden “vargel” bozulduğundan feryadı bundandır, bu yüzden (k.6.m/Fark’o) nun zavallı halini anlamak zor değildir. Bundan sonra ki işleri için kolay gelsin! Diyeceğim ama her halde pek kolay olmaycak. Kendi düşen ağlamaz demişler. 

---------

“gördüğüm rüyayı anlatıyorum. Görülen rüyayı anlatıyorum,” (k.6.m/Fark’o)

---------

sen bu hayali ruyalarla daha çok nefsinle eğlenir durursun. Yukarıdaki (115-118/181-185) sahifelerde bunlardan bahsedilmişti tekrar hatırlamak için okumak isteyenler oralara bakabilirler. “yapılan tatbikatı anlatıyorum.” Evet bütün bu anlattıklarınla ne kadar saçmaladığının bile farkında değilsin, hep birlikte bir koro oluşturmuşsunuz kendiniz çalın kendiniz oynayın bakalım ne zaman yorulacaksınız. (Cem’o)

--------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bizde sohbet devam edecek, benim bir başka yerde daha sohbetim var ayrıca, oda devam edecek. Yalnız burda değil. Anladık mı? 

Orada 4 haftada İsa’yı bitirdik. Bu olaylar kaynarken biz İsa’yı bitirdik. Şu an çarmıha gerildim. Ne zaman bir yere peygamber girdik mi o tatbikat olarak başlıyor.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “Bizde sohbet devam edecek” felsefe ile ne olduğu belli olmayan konuşmalar zaten her yerde devam eder, bu da devam etsin gitsin kime ne. 

 Ne büyük başarı biz senelerdir İsa’yı (a.s.) bitiremedik. Epey başarılı imiş. Şu an çarmıha gerildim. Sözleri içinde tek doğru olanı bu. Ancak tesbiti yanlış, biz onu çarmıha germedik, o zâten çoktan çarmıha gerilmiş, onu çarmıha geren ise nefsiyle iş birliği içinde olan “iblistir” ama onu kedine en yakın dost edinmiş. Bir yerde Hakk dostları yoksa, o yerin dostu mutlaka iblistir. İşte bunun en açık delili de böyle bizlere mesnetsiz saldırılarıdır. Bizi yargısız infaz ile suçlayanın menetsiz yargılamalarına bakın hayret bir şey. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

------------------- 

* “yakınlaştığın zaman bu tehlike var. Gözünün yaşına bakmıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

(Va..Su.. Anne) için bunları nasıl yakıştırıyor, galiba çok yakınında olan, ancak kendinden çok uzakta olan, “aile içi” biri ilemi, karıştırıyor ne yapıyor anlamak pek mümkün değil. Çünkü ifadeler kendi hallerini anlatıyor gibi geldi bana. (Cem’o)

------------------- 

“yakınlaştığın zaman bu tehlike var. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Bu nasıl bir tehlike imiş anlamak mümkün değil. Madem ki tehlike vardı neden (15) sene bizim yanımızda yer aldın. O adama bunları sormazlarmı? bari mert olda kadınlarla oğraşma, ne diyeceğin varsa bana de, bana da demediğini bırakmadın ama sana da bunları böylece cevaplayıp iade ederler. Nasıl olsa beni dinliyorlar, ne yuvarlasam yutuyorlar zannettiğin kişilerin yanın da böyle esip gürleyeceğine. Mert bir insan gibi gelip bunların varsa eğer makul cevaplarını verseydin (k.6.m/Fark’o) için daha inandırıcı olurdu. Yukarıda güya verdiğin cevaplarda hiç ilgisi olmayan bazı konulara değinilmiş. “Cevapları yerlerinde verildi.” Bu bölümde ise gıyabımızda bizimle hiç ilgisi olmayan suçlamalar yapılmış madem biz suçlu idik sen haklı idin, neden bütün bu suçladığın konular diğer yazılarını yazdığın gibi bana yazıp göndermedin. Bir de bana yargısız infaz dan bahsediyorsun, (x011) den beri türlü sebeblerle ve çok açık olarak, defalarca ikaz edildiğin halde, gene de yargısız infazdan bahsediyorsun. O halde benim gıyabımda (Va..Su.. Anne)nin burada hiçbir art niyeti yoktur sadece, bir kızını kahvaltıya çağırmıştır. Buna kim hangi vasıfla ne diyebilirki;

Bu yüzden ettiğin hakaretlere bak, biraz utansan bari, ama nerde o medeni hal. ikimize birlikte yaptığın bu iftiralar, orada olmadığımızdan cevap hakkımızı kullanamadığımızı biliyorsun. Bu ne ucuz hayal ve iftira pazarlamasıdır. Hayret bir şey doğrusu. Bu yüzden ilgili olan yerlere de, böylece günümüzün değişik vasıtaları ile, o gün cevaplama imkânımız olmayan suçlamaları cevaplamak hakkımızı, başka yollardan kullanıyoruz ve bu verdiğimiz cevapları gönderebilmek için, günümüzde geçerli olan vasıtaları kullanıyoruz, daha evvel kendisine de bir çok dosyaların gönderildiği gibi. Bunda şaşıracak ne var, aynı yoldan kendisi de kendi yazdıklarını karşı tarafında olanlara gönderiyor idi. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Gözünün yaşına bakmıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu suçlamayı en son yapacak birileri varsa o da (k.6.m/Fark’o) dur. Onun eski yerinden uzaklaştırıldığı zaman göz yaşlarını silen, onlara en büyük yardımı yapan, (Cem’o/Bab’o) ile (Va..Su.. Anne) idi. Bu nasıl bir anlayış nasıl bir aslını ve geçmişi unutuştur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Düşün, biz bu İsa’yı bitirirken, bu olaylar kaynıyordu. Şu anda çarmıha gerildim, öyle değil mi Öz…’cüm. Bu olaylar kaynarken, orda devam ediyordu. Ama terakki devam ediyordu. Bu rüyayı belki düşünürsünüz ben icat ettim Düşün, biz bu İsa’yı bitiriken, bu olaylar kaynıyordu. Şu anda çarmıha gerildim, öyle değil mi Öz…’cüm. Bu olaylar kaynarken, orda devam ediyordu. Ama terakki devam ediyordu. 

Bu rüyayı belki düşünürsünüz ben icat ettim anlattım. İnsan nefsi böyle şeylere, var ya, efendim siz rüya icat ediyorsunuz, o rüyaları bize gönderiyorsunuz, biz görüyoruz size anlatıyoruz, o yüzden siz rüyaları çok güzel tevil ediyorsunuz. Tevbe yarabbim, tevbe yarabbim, ben nerden tanırım kardeşim seni, ne aileni tanırım ne birşeyini tanırım ne bilmem neyini tanırım. Tamam, sen bana geldiğin zaman, pirden haberin varmıydı?

Ay…: Biz ona gitmedik ki halifem, siz bizim önümüze koydunuz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ruyalardan yukarıda bahsedildi gene tekrar olmasın sözlerinde zaten ne demek istediğini belki kendi bile anlamıyor ama bulunduğu yerde atış serbest ye ne atarsa nasıl olsa yutuluyor. Sakınacak bir şey yok. 

Tamam, sen bana geldiğin zaman, pirden haberin varmıydı?

 Keşke bahsettiğin kendi pirinden onların hiç haberi olmasalardı kendileri için daha hayırlı olurdu, ancak daha şimdilik bu hayal serhoşluğu içinde, bundan da bir şey anlamazlar, anladıkları zaman ise çoktan iş işten geçmiş olacaktır, neticesine de katlanacaklardır. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

 (Fark’o): Ben bahsetmeseydim, uşşakilerden haberiniz varmıydı. (Hayır)

V: Biz size geldik halifem. 

(Fark’o): O kağıtları mağıtları getirmeseydim, bunlardan bilginiz var mıydı? O zaman ne için geldiniz, maneviyatta, bilgi sahibi olmaya, öyle mi H...cim. Füyüzat yerine, demi S…. Hn geldiğinde, sen füyüzatı takip etmeye çalışıyordun. 6-7 cilt (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

“uşakilerden haberiniz varmıydı. (Hayır)” gerçek uşşakilikten bahsedilmemişki sadece bir isim olarak bahsedilmiş eğer gerçek uşşakiliği anlatsa ve tanıtsa idin bu durumlara ne sen düşerdin ne de diğerleri, bir daha bu ismi azına almada hiç olmazsa bu isim kirlenmesin. 

V: Biz size geldik halifem. 

Konuşurken biraz dikkatli olunsa bu husus konuşanın lehine olur. “uşakilerden haberiniz varmıydı.?” Diyen kişiye bu yol o zamanlar açılmamış olsa idi “V: Biz size geldik halifem.” Dediğin kişi eğer bir uşşaki ile tanışmasaydı belki bu gün dünya da bile olmayacaktı ne hale geldi ise uşşakilik onu bir yerlere getirdi. Ancak o bu gerçek yolun kıymetini bilemediğinden elinden alındı. Suçlu aranıyor ise karşınızda nefs dağı benliği olarak duruyor mübarek olsun. 

Safiyene bu yolun ruhaniyyet yolcusu olmaya gelen saf temiz kimselere çektirilmeyen eziyet kalmamış, iyiki bazı hadiselerden sonra araştırma yapmışız da bütün düzenbazlık ortaya çıktı. Bu durumu gören gerçek evlâtlarımız bizimle kaldılar bir kısmı da orada kaldılar kendi kararlarıdır saygı duyarız hayat kendilerinin karar kendilerinindir. 

 Ancak bu saha hayal ve vehme dayalı bir saha değildir, bunun da ayrılması çok güçtür saha tehlikeli bir sahadır. Yukarıda, (seçiminiz geçiminiz) olacak diyen kişinin peşinden gidenlerinde seçimleri geçimleri olacaktır. Bu seçim ve geçimlerinin sıhhati gelecekte görülecek ve oldukça hazin de olacaktır. (Cem’o) 

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 (Konuşmanın devamı.)

H: Evet, ama yani, bu arayış içerisindeydi, biz hak kapısını talep ettik, sizlen tanıştık.

(Fark’o): ee tamam, biliyormuydun onları, bilmiyordun. Beraber yürümeye başladık.

H: İlk kapımız olduğu için de sizden öğrendik. 

(Fark’o): E yani ben anlatıyorum şimdi, yani şimdi, ben diyorum ki, içine girdim, bende bugün bir şey öğrendim, şu tabloya baktım, durdum. O benim sultanım, kurbanım ona. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

“hak kapısını talep ettik, sizlen tanıştık.” İşte orada açtığımız Hakk kapısı o zamanlar Hakk’ın kapısı idi oraya öyle ulaştınız ancak bu şekilde ulaşanlarda bunun farkında değillerdi, çünkü oraya bir nuraniyyet akmakta idi. Ancak bu akışı o kişi kendi nefsine bağlamaya kalkınca, kendinde kerametler vehmederek sapıtmaya başladı ilk açık olarak sapıttığını kendisine (81-Ha…. Va… çı…. So…) isimli (150) sayfalık kitabımızı ikaz için yaklaşık hadiselerden (4,5-5) sene evvel büyük bir titizlikle çok fazla bir zaman ayırarak oluşturup gönderdik. 

Ancak böyle bir ikaz karşısında bir tek kelime ile bile olsa, yazılı ve sesli olumlu ve olumsuz, kendisinden bir kelime bile cevap gelmedi. 

 Sanki bu ikazlar başkasına gelmiş gibi, birde bağıra bağıra (Yargısız infaz) dan bahseder. Bundan büyük iftira olurmu? Pes doğrusu. Kendi iftiralarıyla ve onları dinleyenlerle baş başa olsunlar, bunlarla eğlenip dursunlar başkalarını suçladıkları (Nemmam) kimlermiş biraz düşünsünler, ancak orada düşünce diye bir şey kalmışsa tabi! 

 “sultanım, kurbanım ona.” Şu riya kokan sözlere bakın etmediği hakaretleri benzetmediği düşkün vasıf bırakmadığı kişiye güya iltifat ediyor. Sana kalsın bütün bunlar beni o ko… ağzına alma yeter. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Kurban olduğum için, çok acı bir şey, aile sırlarında haysiyet ve şerefimi ayaklar altına alarak, ona verdiğim bir takım bilgileri, ki hesabı bitmiş olan bilgileri, kitap yapıp, internete yaydı. Yakınlaştığın zaman bu tehlike var. Gözünün yaşına bakmıyor. 

(k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

“Kurban olduğum için” Kurban olan kişinin yukarıdan beri ve devam eden iftira karalama ve hakaretlerine bakın, kurban sözünü ağzına alma da, Yaptığın kurban tatbikatı gibi kurban’ın asaletinide kendin gibi küçültme. 

“aile sırlarında haysiyet ve şerefimi ayaklar altına alarak,” Sen kendi haysiyet ve şerefini çoktan kendin kendi ailenin haysiyet ve serefini ayaklar altına almış, ezmişte ezmişsinde haberin bile yokmuş, şimdi bu hareketini benim üstüme atıyorsun, pes doğrusu. Ben ise senin aile şeref ve haysiyetini kurtarmak için yapmadığım çaba kalmadı, bunları sen benden daha iyi bilirsin. 

İstersen çocuklarına da sor. Sizleri kaçıncı defa sıkıntılı günlerinizde onlarla da istişare ederek aranızı nasıl düzeltiriz diye uğraştığıma onlarda çok yakından yazışmalarımızdan haberdardırlar, bunlardan seninde haberin vardı. Daha o zaman gümbürtüye gidiyordunuz da (Cem’o/Bab’o) aranzı düzeltti. 

 ona verdiğim bir takım bilgileri, ki hesabı bitmiş olan bilgileri, Verdiği bilgi denilen şeyler bilgi değil kendi eşinin bütün hallerinden şikâyet listesi idi bunlardan her hangi bir kimsenin haberi oldumu kendisine ve hepinize soruyorum, eğer benim tarafımdan bu hususta açıklanmış bir kelime bile bildiğiniz varsa getirin bende göreyimde ondan sonra gerçekten özür dileyeyim ama bulamazsanız. Kendi kendinizin nasıl bir iftiracı olduğunu açık olarak bana bildirip hepiniz birden eğer bir parçacık adalet ve insanlığınız kalmışa mertçe (Cem’o) dan özür dileyeniz. (Cem’o) nun buna da ihtiyacı yoktur çünkü onun vicdanı her husta müsterihtir ama sizin vicdanınız nasıldır tahmin etmek zor değildir. Özür dilerseniz belki biraz olsun vicdanınızı rahatlarısınız. Gene de özrünüzde her şeyinizde sizsin olsun, bizden uzak durun yeter. 

“kitap yapıp, internete yaydı.” Şu yalan ve iftiraya bakın gerçekten pes bu yalan ve iftiraları hayal eden ve kurgulayan kişiyi ifade edecek isim kelimesi bulamıyorum. 

“Yaydı” Hiçbir mesnedi olmayan bu hali nasıl konuşabiliyor. Nasıl bir yalan iftiradır. Yazıklar olsun bir insan bu kadar mı düşer? Hayret bir şey doğrusu. 

Gerçekten eğer mert bir kimse isen ve biraz kalmış haysiyetin varsa bunları ispatla nerde ne zaman hangi kitapta internete koymuşum. 

Bahsi geçen konuların ehemmiyetini ben sana bildirdim ve açık olarak söyledim, yaptığın yanlışlardan dönmezsen bunları sadece aile efradına göndereceğimi söylemiştim, onlarında bunaların hepsinden haberleri yoktu göndereceğim dediğim odur, sonra onlarada göndermedim, yabancıya böyle hususların açılmasının ne demek olduğunu ben senden iyi bilirim sen merak etme, dersine ihtiyacım yok. 

Eğer böyle konu olsa bile ben asli isimleri gizler onları birer rumuz isimle ve mevzuu senaryo bir kurgu içinde hazırlarım. Misal istersen (Kevkeb/kayan yıldızlar) dosyasına bakarsın eğer o dosyayı okusaydın zaten bu durumlara düşmezdin. 

Mademki sen hakkımızda böyle yalan bir iftira uydurdun bunun üzerine bende bunu gerçekleştirmek bana yolunu açmış oldun bundan sonra hakkında hazırlanmış olan iki dosyayı daha yükleyebilirim. Bunun yolunu bana açan sen oldun. Zaten şu anda sana dönderilen (81/Ha…Va…Çı…So..) ilmi mana da ibretlik olarak duruyor. Bunlarla beraber sabıkan üçe çıkmış oluyor. Beni senin kadar oğraştıran kimse olmadı diğerleri peki, deyip aldıkları emanetleri bırakıp efendice çekildiler, kendisine (15) sene hizmet vermiş bu kimselere karşı bunun yaptığı akıl almaz davranışlara ve suçlamalara bakın. 

 senin kendin ve eşin hakkında aleme açtıklarını ben daha kimseye ne açtım ne de internete koydum. (Cem’o)

--------- 

“kitap yapıp, internete yaydı.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

(Cem’o/Bab’o) Şu ana kadar böyle bir şey yapmadı ama senin bana gönderdiğin aşağıda belirttiğin dosyada. 

--------- 

Hanımının kardeşlere göndermiş olduğu (e-mail) dosyayı, demek sureti ile sizin gizli dediğiniz sırlarınız gibi bir mahremiyetiniz zaten daha o zamandan kalmamış, kendi kendinizi yeteri kadar ifşa etmişsiniz (Cem’o/Bab’o). Yapması için zaten bir şey kalmamış, kendi yaptığınız bir fiili (Cem’o/Bab’o) nun üstüne atıyorsunuz, nasıl bir iftira ve iki yüzlü pişkinliktir. Bu iftiraları (Cem’o/Bab’o) ya atmak galiba sizlerin nefsinizi çok eğlendiriyor hayret bir şey. Tarihi ile birlikte belgesi aşağıda dır. (Cem’o)

--------- 

Cumartesi ek 2 (X8/X7/20X1) (73-C.C.C. sayfa-79-) Sultanım Ana yazıda bahsetmiş olduğum 

- G…. X…. Hanımın kardeşlere göndermiş olduğu (e-mail) i

- Bu (e-mailde) ki anlatılanlar üzerinde düşüncelerimizi

muhtevi iki dosyayı ek olarak gönderiyorum.  

Selam, Selam, (k.6.m/Fark’o)

--------- 

senin aileni (Cem’o/Bab’o) senden daha çok korudu, aile birliğnizin bozulmaması ve bozuk olan ailenizin durmunu düzeltmek için ne kadar oğraştığımı biraz hatıralarını yoklarsan aklına gelir. bu iftiran yüzünden seni Allah’a havale ediyorum hesabını onunla görürsün. (Cem’o) 

--------- 

“Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz.” (k.6.m/Fark’o)

---------

Aşağıda da okuyacağınız bu sözler kendisinindir. Yukarıda ne diyor aşağıda ne diyor şu tutarsızlığa bakın olmamış bir şeyi sanki gözü ile görmüş gibi yaydı. Diyor bunun ve diğerlerinin hesabını nasıl verecek günü geldiğinde görecektir. (Cem’o)

--------- 

“kitap yapıp, internete yaydı.” İftirası hakkında ilgili olan aşağıya (73-C.C.C.5-7) dosyasından kopyasını aldığım (5-6-7) sayfaları okuduğunuzda kendi aile saadetlerini korumak için nasıl gayret gösterdiğimi açık olarak göreceksiniz. 

Bu dosya yayında değildir kendimde durmaktadır ama bu iftiralardan sonra isimleri gizleyerek bir senaryo kurgusu içinde kimseyi suçlamadan siteye koyabilirim. Bunu da kendimi bu suçlamalardan temize çıkarmak için koymam bana bir hak olmuş oluyor kendisi istedi ne yapabilirim. (Cem’o)

************* 

6. (2) Böylece yukarıda işaret edildiği üzere, (73-C.C.C.5-7)

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak bayanlara sohbet olmayacaktır. 

Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabilecektir. (Cem’o)

*******************

Ekim ayı dönemini beklemekteyiz. Vade tamam olduğunda gerekeni yapmak üzere sizi arayacağız, tabiatıyla izninizi ve duanızı alacağız. 

Her daim himmetlerinize ihtiyacımız vardır. Daima da olsun isteriz. Himmetlerinizi izninizle talep etmekteyiz. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Not: Bu vesile ile bizi düşündüren bir hususa izninizle temas etmek istiyorum. (E-1-)(k.6.m/Fark’o) Sultanım (Cem’o/Bab’o) 

G….. Hn. içinde bulunduğu yaş döneminin hassasiyeti ile bu aralar gerek zahirin tesiratı ve gerekse manevi terakki olaylarını aşırı duygusallık ile algılamaktadır. Nitekim gittiği doktor tavsiyesi ile de ilaca başlamıştır.İlacın kendisine fayda verdiğini ailecek tespit etmekteyiz. 

Aşırı duygusallığı neticesinde oluşan vehmi ve yine manevi mertebesinin zanni tesiratı altında sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bütün samimiyetiyle aile sırlarımızı size açmıştır. Allah sizden razı olsun. Amin.

Sağlam bir kanaat hasıl olması bakımından biz de bu mevzuları elimizden geldiği kadar Kur’an ışığı altında olayların irfaniyetteki yerlerini ifade etmeye çalıştık. Yine sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bu çalışmaları size dosya halinde gönderdik. Böylece daha sağlıklı kanaat hasıl olabilir diye düşündük. 

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin.

Böylece çoluk, çocuk, ailecek sizin izniniz tahtında sizi mahrem bilerek (ki doğrusu budur) aile sırlarımızı size ifşa ettik. Manevi edeb yönünden şüphesiz ki kusurumuz olmuştur. Tevbe ve istiğfar ederiz Ancak Cum X9.X7.20X1 tarihli e-mailinizde şöyle bir ifadeniz olmuştu. 

*******************

……………………. bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (Cem’o) 

*******************

Bilahare Bayram ziyareti ile E-2.. kardeşimizden öğrendiğimize göre, böyle bir dosyanın tarafınızdan hazırlanmış olduğunu ifade edip, bilgisayar üzerinde dosyayı ona göstermişsiniz. Allah hayırlar versin. Amin. 

Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz. 

Bütün samimiyetle tevdi edilen aile sırlarımızın yine Cum X9.X7.20X1 tarihli e-mailinizdeki ifade edildiği gibi; 

*******************

İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. (Cem’o)

*******************

tevhiden, yapıcılık üzere, baba’can bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde gelen bilgiler tahtında sanki daha önceki “Kevkeb” (Kayan Yıldızlar) ve (İbretlik) (N….. Anne’ye saygısızlık) “Değmez” dosyaları (Terzi Baba’ya saygısızlık) mesabesinde tutulması, gibi bir fikriyatın olması bizi düşündürmektedir. 

Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz. 

Ancak, bunların ortaya çıkması ile elimizde olmadan endişe ederiz ki, maneviyatımız görünen hali ile etkilenecek ve bu etki ile istemesek de kaçınılmaz bir takım tesiratı olacaktır. Himmetinizle inşaallah hakkımızda hayırlı olur. Amin. 

Bütün bunların ışığında; 

İlk okuyuşumda farketmemişim. Özür dilerim. Muhtemelen hazırladığınız dosyaya ilâve etmek üzere X9.X7.20X1 tarihli yazınızda istemiş olduğunuz (ki, önceden iş yerinize getirdiğim) dosyayı ekte sunmuş bulunuyorum. 

(k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Görüldüğü gibi bu dosyanın oluşumu (X8.X6.20X1), den başlayıp (X5/X2/20X5) yaklaşık, (4,5) sene evveline dayanmaktadır, ve verilen hiçbir söz tutulmamış ve yapılan tavsiyeler hiçbir şekilde yerine getirilmemiştir. 

Ayrıca bütün bunların üzerine birde kendisi hakkında yazdığı (4/5) satırlık bir yazı hakkında, (81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) yaklaşık (150) sayfa civarında ki dosya kitap ile de çok açık olarak uyarılmıştır. Oda dikkate alınmamış, daha sonra hadiseler artık çok barizleşmeye başlayınca, bunları gerçekten araştırmak ihtiyacı ortaya çıkınca, yapılan görüşmelerde işlerin tahminlerin çok ötesinde, facia durumuna geldiği ve hemen acilen sonlandırılmasının gerektiği anlaşılarak, ulaşabildiğimiz kimseleri bu durumdan özetle haberdar etmeyi bir sorumluluk ve vazife görevi adderek kendilerine okumaları için (2) dosya gönderip ne yapacaklarına karar vermeleri hususunda kendilerinin kendi kararlarını, kendilerinin vermesine bıraktık, ve bu kararları için kendilerine (3) ay süre tanıdık bu şekilde artık o gurubun mes’uliyeti bizim üzermizden kalkmış oldu. Ancak geri dönebilecekler içinde kapımızın açık olduğu herkese bildirildi. İşte bu süre (X5/X2/20X5) te sona ermektedir, bu sürenin sonunda da bütün safhaları ile neticelenmiş olacak olan dosya o tarihten bir müddet evvel ilgili kimselere gönderilecektir. 

Bu dosya kendisine tevdi idilen aile içi meselelerin açığa çıkarılması değil, bu sözleri söyleyen kişinin yaptıklarının daha fazla kimselere zarar vermesini önlemek için ortaya çıkarılan, genelde kendi söz ve anlayışlarının nasıl tutarsızlık içinde olduğunun da bilinmesi ve benim bu kişi ile (15) sene, ne kadar çok kendisini düzeltmesi için yaptığım çalışmaların nasıl bir hiç uğruna heba olduğunu bildirmek içindir. (Cem’o) (73-C.C.C.5-7) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

------------------- 

* “yakınlaştığın zaman bu tehlike var. Gözünün yaşına bakmıyor. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

 (Va..Su.. Anne) için bunları nasıl yakıştırıyor, galiba çok yakınında olan ancak kendinden çok uzakta olan ”aile içi” biri ilemi, karıştırıyor ne yapıyor anlamak pek mümkün değil. Çünkü ifadeler kendi hallerini anlatıyor gibi geldi bana. (Cem’o)

------------------- 

“yakınlaştığın zaman bu tehlike var. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Bu nasıl bir tehlike imiş anlamak mümkün değil. Madem ki tehlike vardı neden (15) sene bizim yanımızda yer aldın. O adama bunları sormazlarmı? bari mert olda kadınlarla oğraşma, ne diyeceğin varsa bana de, bana da demediğini bırakmadın ama sana da bunları böylece cevaplayıp iade ederler. Nasıl olsa beni dinliyorlar, ne yuvarlasam yutuyorlar zannettiğin kişilerin yanın da böyle esip gürleyeceğine. Mert bir insan gibi gelip bunların varsa eğer makul cevaplarını verseydin (k.6.m/Fark’o) için daha inandırıcı olurdu. Yukarıda güya verdiğin cevaplarda hiç ilgisi olmayan bazı konulara değinilmiş. “Cevapları yerlerinde verildi.” Bu bölümde ise gıyabımızda bizimle hiç ilgisi olmayan suçlamalar yapılmış madem biz suçlu idik sen haklı idin, neden bütün bu suçladığın konular diğer yazılarını yazdığın gibi bana yazıp göndermedin. Bir de bana yargısız infaz dan bahsediyorsun, (x011) den beri türlü sebeblerle ve çok açık olarak, defalarca ikaz edildiğin halde, gene de yargısız infazdan bahsediyorsun. O halde benim gıyabımda (Va..Su.. Anne)nin burada hiçbir art niyeti yoktur sadece, bir kızını kahvaltıya çağırmıştır. Buna kim hangi vasıfla ne diyebilirki;

Bu yüzden ettiğin hakaretlere bak, biraz utansan bari, ama nerde o medeni hal. ikimize birlikte yaptığın bu iftiralar, orada olmadığımızdan cevap hakkımızı kullanamadığımızı biliyorsun. Bu ne ucuz hayal ve iftira pazarlamasıdır. Hayret bir şey doğrusu. Bu yüzden ilgili olan yerlere de, böylece günümüzün değişik vasıtaları ile, o gün cevaplama imkânımız olmayan suçlamaları cevaplamak hakkımızı, başka yollardan kullanıyoruz ve bu verdiğimiz cevapları gönderebilmek için, günümüzde geçerli olan vasıtaları kullanıyoruz, daha evvel kendisine de bir çok dosyaların gönderildiği gibi. Bunda şaşıracak ne var, aynı yoldan kendisi de kendi yazdıklarını karşı tarafında olanlara gönderiyor idi. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Gözünün yaşına bakmıyor. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 Bu suçlamayı en son yapacak birileri varsa o da (k.6.m/Fark’o) dur. Onun eski yerinden uzaklaştırıldığı zaman göz yaşlarını silen, onlara en büyük yardımı yapan, (Cem’o/Bab’o) ile (Va..Su.. Anne) idi. Bu nasıl bir anlayış nasıl bir aslını ve geçmişi unutuştur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

------------------------------ 

* Özel yaşamını internette ifşa etmemiz. Madde (3) 

------------------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu suçlamayı evvelâ bana yönelten kimseler başlarını önlerine alıp bir düşünseler. Kişinin herhangi bir hali kendinin dışında bir kişiye aktarıldımı ondan sonra onun iki üç olması hiç önemli değildir. O anlatılan ne ise özel yaşamdan çıkmıştır. (k.6.m/Fark’o) sizin bütün hallerinizin “nefsiniz terakki etsin” diye hepinize bir birlerinizin hallerini aylarca mevzu yapıp anlatması sizlerin yaşantılarınızın ifşası değilmi idi.? Anlatılan kendisi olan kişi bu durumda nasıl bir halde bu tahkir edici sözlerle güya “terbiye” ismi altında bu zillete düşen sizler değilmi idiniz. Sizleri birbirinize “ispiyoncu-luk/Nemmam” lık yaptıran bunu da “tesbit” kelimesine sığınarak mazur göstermeye çalışan (k.6.m/Fark’o) değilmi idi, ve sizleri birbirinizden hep ayrı tutmaya çalışan da o değilmi? idi. 

Hepinizin bildiği (G…1.Hn.) ve eşi (G..Hn) ların dosyalarının her kese bir aded kopyası sizlere belki elden bana internetten gelmedimi.? Kendisini ikinci defa ikaz ettiğimiz, “evvelki sayfalarda da belirtildiği gibi” ancak hiçbir şekilde üzerinde bile durmayan bu kişi, bu dosyanın internete konmasına kendi sebeb olmuş değilmidir, aynı dosya kendisine de özel olarak gönderildiği halde, bu ikazları dikkate almayarak işleri bu duruma, yani ortada ne varsa çıkmasına sebeb olan kendisi değilmidir. Eğer o zamanlar bunların gereğini yerine getirse idi bunların hiç biri zâten söz konusu olmayacak ve çekilen bütün sıkıntılarda hiç olmayacaktı. Bu sebeb ile yazılan bazı yazışmalarda bazı hususlar meydana çıktığı halde (k.6.m/Fark’o) halen bu kişi hakkında bizi suçlayanlara zaten diyecek bir şeyim yoktur buyursunlar bu zilletli hayatlatlarını, izzetli bir hayat diye bu kişinin arkasından gidip dursunlar ne diyeyim. 

Geçekten, güya kendileri halk arasında okumuş bir meslek sahibi, üstün vasıflı olan insanlar olarak görülmektedirler. Hür kimselerdir, nasıl düşünürlerse düşünürler, ancak meselelere tek taraflı değilde, biraz vicdan muhasebesi yaparak suçlasalar canımız yanmayacak, biz bunları yapmışız diyebilir kenara çekiliriz. Önlerinde bir kişi var, onun yaptıkları hepsi sanki zemzem ile yıkanmış, biz onun yaptıklarına ayna olup gerçeklerini ortaya çıkarmaya çalışınca. Özel yaşamını ortaya çıkarmakla suçlanıyoruz. Nasıl bir değerlendirme ise. Bu hususu yeniden değerlendirmeleri için, aynı cümleyi ve diğerlerini de kendilerine iade ediyorum. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

(özel bilgileri internete koymak) ilmine eyvallah, sohbetine eyvallah, bu tatbikata hayır, istemem. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kendinin açmadığı halleri kalmamış, özel bilgileri internete konulmuş diye bize saldırıyor, baksana bir kere, sanki halinin özeli kalmış. Madem bu durumdan rahatsız oldun, o zaman bu ikazlardan hisse alda biraz mertlik yapta, evet bunları yaptım , hepsi birer hata idi de de, işleri sonlandır, bütün yaptıklarını inkâr et, kurduğun düzen batıl üzerine devam etsin, dünyalık bütün istismarları yap, o saf insanları zehirlemeye çalış, ondan sonra özel bilgileri internete koyma. Aslında zaten internete konan bir şey yoktur. İnternete koyduğumuz (81-nolu-Ha… va…çı…so…) isimli dosyamızda “kendisine de gönderildiği gibi” açık olarak kimse suçlanmamıştır, sadece gizli belirsiz kısaltılmış isimlerle rumuz olarak kişilerden bahsedilmiştir, eğer o zamanlar bu ikazları dikkate alıp kendini düzeltmiş olsa idin, şimdi ne ben bu kadar zaman kaybedecektim, nede bu dosya kitaplarımızın arasında yerini alacaktı. 

Bu kitabı ilk yazmaya başladığım zamanki niyetim, kitabın başındaki. Birinci ön sözde belirtilmektedir. Orada ki gayem bir başka kişilerin üzerinden bu hikâyeyi mutlu sonla bitirmek idi, ancak bu kişi ikazları dinlemek yerine peki peki deyip, isyanlarını daha da arttırmış olduğundan bu dosyanın oluşumuna sebeb olmuştur, dosya bu yüzden tabi ki başkalarına da örnek olması bakımından “Ben Hakk ehliyim” diyenlere, önüne gelene itibar edilmemesini tavsiye etmek, ve bu tuzağa başkalarının da düşmemesi için yardımcı olmak için bilhassa okunması lâzım gelen bir çalışmadır. (Cem’o)

-------------------

 NOT= gerçek ma’nâ da Hakk ehli olanlardan özür dileriz, bu tür hadiselerin kendilerine de zararları olduğu açıktır. Mevlâm olmayan vasıflarla edilen iftiralardan her kesi korusun. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Zikirler g…. hn. olayından sonra kesilmiş. Sene 20X1. Bunu da, böyle durumlarla karşılaşmamak olarak izah etmiş. Şimdi ise üçü birden şeriat, tarikat, hakikat üzere yürüdüğünü, mahsule bakılması gerektiği söylenmiş.

Rabbim her ne niyette verilmişse, hizmette bulunulmuşsa herkesi, makbul kıldığı ibadetlerden kabul eder inşeallah. Herkes ektiğini biçecek. Şu an gönderilen 2 küçük dosyanın öncesi ve sonrası oldu. Şimdi bu dosyalarla herkese bildiriliyor, kapı çalınıyor, ben sizin rabbiniz değil miyim? Sorusu soruluyor. Seçiminiz geçiminiz olacak. Onlarla olan onlardan olur. Bu kayda da girdi. Artık size bildirilmiş oldu. Geride kalanlardan olursunuz hükmü tatbikata geçer. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kişi belki etrafındakileri kandırabilir, ya kendini, kandırabilir mi? En büyük acı ise bunun farkında bile olamamaktır. (Cem’o)

--------- 

 Araştımalarımız neticesinde birçok kişiden tesbit ettiğimiz aşağıdaki tırnak içindeki sözler. (k.6.m/Fark’o) nun, iftira ve suçlayıcı sözleridir. Ancak kendisi bizce (Mev) olduğundan cevaplarını sırasıyla orada kalmaya karar verenlere izah babında vermeye çalışıyorum ki, içlerinde bize karşı bir şüpheleri kalmasın. Aslında bunları kale bile almak gerekmez. Ancak cevap verme hakkımız olduğundan, daha sonra bak cevap verilemedi, bunların hepsi kabul edildi, kanaati hasıl olmaması için, bu vakit darlığında zor da olsa cevapları verilmeye çalışıldı. Kabul eden eder etmeyen etmez kendileri bilir. (Cem’o) (73-C.C.C. sayfa 178-179)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) “ses kaydına kaldığı yerden devam”

V: Destur halifem, bizimde sırlarımız var. 

(Fark’o): İsim isim verildi, bugün bunlar oraya gidecek. Bir başka olay daha var, onunda şimdi arkasından gidecek, oraya verecek, nedir bu hal? Nefsi emmare değil mi? Soruyorum. Aa sen diyorsun ki, ben oraya gidicem, git abi, bu, ben bunun arkasından gitmem. Ben ilmine eyvallah, sohbetine eyvallah, ama bu tatbikata hayır. İstemem, eksik olsun diyorum. Sizi yönlendirmek için değil. Ben net anlattım size hepsini, fazla dedikodulara girmedim. Onları anlatmaya kalksam mideniz bulanır. 

Çünkü ben her zaman, (Va..Su.. Anne) tarafından uzaklaştım, (Cem’o/Bab’o) tarafına geçtim. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

V: Destur halifem, bizimde sırlarımız var. 

--------- 

 Merak etmeyin diğerlerini nasıl suçlamışsa bir gün gelir hepinizi yapmadığınız şeylerle suçlar neyiniz varsa ortaya döker, ve döküyor. Hepinizin üstünde kurmadığı yönlendirici hayali baskı kalmamış. 

 Ayrıca ben kimsenin emanet edilmiş sırrını ortaya koymadım onlar kendileri bunların çıkmalarına sebeb oldular, ancak bu güne kadar onların hiçbir sırlarını ortaya dökmedim onun canı böyle düşünmek ve küçük düşürmek için bütün bu iftiracı söylemlerine devam edip durdu. 

 Bir gün gelirde bu dosyaları siteye yüklerimde hasbel kader bu dosyalar elinize geçerse ve tarafsız sağ duyu ile okursanız, o zaman yanınızda olup gerçekten kaldı ise vicdani halinizi görmek isterdim.

(Cem’o)

--------- 

 “ben bunun arkasından gitmem.” 

---------

 Sen bizim arkamızdan hiçbir zaman zaten gitmemişsin ama öyle görünmüşsün bunun ismine, rumuz isminin içinde bulunan kendi ifadenle (M) hafinin birinin temsilcisi olduğunu da tekrar kanıtlamış oluyorsun.

(Cem’o) 

--------- 

 “Ben ilmine eyvallah, sohbetine eyvallah,” 

--------- 

 Baksanıza ne lütufkâr ne de ali cenap, bunları bali inkâr etmiyor, ancak yukarılardaki sahifelerde, bu ilmin sağdan soldan toplanan bir ilim olduğunu haykırmakta idi nasıl bir tezatsa. (Cem’o) 

--------- 

 “ama bu tatbikata hayır. İstemem, eksik olsun diyorum.” 

--------- 

 Şu efelik taslayan sözlere bakın, madem öyle idi (15) seneden beri nerdeydinde bu kişinin peşinde koştun, her geldiği yerde ayağa kalkıp ellerini önünde bağlayıp, el pençe divan durduğun kişinin arkasından gidilmeyeceğini şimdimi bunu anladın. Bunu sormazlarmı insana.? 

 Aslında sen (Cem’o/Bab’o) nun tatbikatına baştan beri içinden hayır demişin ama saklamışsın, (M) hafinin birinin temsilcisi olduğunu da tekrar burada da kanıtlamış oluyorsun. 

“İstemem, eksik olsun” cümlesi ile nasıl bir Hakk’ı inkârlık cür’etine ve inkârına girdiğinin ve bunun vehametinin bulunduğun nefs serhoşluğu içinde farklında bile değilsin. 

 Çünkü bu cür’eti sana veren rumuz isminin başında da olan kendi ifadenle, yukarılarda da belirtildiği gibi (k) (kâfir oldum elhamdülillâh) O zaman yaptığın işin bu Hakk tatbikatının tam zıddı olan, Batıl recmedilmiş ve kovulmuş olan (cin’gen) pirinin yolunda olduğunu açık olarak ifade etmiş oluyorsun iddialar senin. Ama sen bunlar için bile, bile bile iftira ve yargısız infaz dersin, çünkü senin ahlâki hayat anlayışın budur. Daha ne diyeyim. (Cem’o)

--------- 

Onları anlatmaya kalksam mideniz bulanır. 

--------- 

 Şu iğrenç ve iftira kokan ifadelere bakın, kendi halini anlatmış biz mide bulandıracak ne yapmışıkki mertçe gelipte bana söylesin bakalım ne diyecek. Ancak yukarıdan beri söylediği kendi sözleri bunlar nasıl bayağı sözler diye kişilerin midelerini bulandırıyor. Gene yukarıdaki ifadelerinden. Bakın bakalım kimin konuşmaları mide bulandırıyor. Biri aşağıdadır. (Cem’o)

---------

 aynı kitap sayfa (91) “ X…Hn., ve Va… Su…. Anne ” yedi, yedi ondan sonra (adam,) ondan güm dedi (kustu.) (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

Ben her zaman “Va… Su…. Anne” tarafından uzaklaştım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu nasıl bir anlayış nasıl bir suçlamadır. Baksana beyimizin marifetlerine, gerçekten iyiki içindeki fıskını, Yukarıda tasdiklediği, (fasık oldum) halini böylece açığa çıkarmış. Bu haliyle içimizde yaşar dururmuşta, büyük bir ustalıkla şimdiye kadar saklayabilmiş, bizde saf saf bu (k.6.m/Fark’o) bizim temsilcimiz diye güvenip dururmuşuz. Bizi nasıl bir ayrı gayrı görüpte (Va..Su.. Anne) tarafından uzaklaştım. Bu ne demek anlamak mümkün değil, anlaşılan bizim evimizi, kendi evi ile karıştırmış. Çünkü bu ayrılık iki başlılık hallerinde kendi evinde olduğu hadiseleri yaşayanlar tarafından, yukarıda da belirtildiği gibi, açık olarak ifade edilmiştir. Onun bir yanlışı var, “Aslında doğrusu var,” çünkü kendi evini tarif etmiş. Şaşılacak bir şey yoktur. (Cem’o)

------------------- 

 (Cem’o/Bab’o) tarafına geçtim. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki, (kus…. an Adam) şimdi (Cem’o/Bab’o) oldu, ve taraf oldu, ve (Cem’o/Bab’o) sunun safına geçti kime karşı, (52) senelik eşi (Va..Su.. Anne) ye karşı. Sağ olsun çok hürmetkârmış. Böylece bizimde koltuklarımız kabardı, o günlerde pek farkına varmamıştım, ayaklarım hep yerden kesilirdi, sanki kendimi havalarda hissederdim, şimdi anlıyorum keramet kimde imiş. Meğer epey kuvvetli destekçimiz varmışta bizim haberimiz yokmuş, zatı muhteremin gayreti ile havalarda uçmaya başlamışız. 

Baksana sen ne hörmet ne destek. Ancak burada bir yanlışlık olsa gerek, çünkü bu anlatışları kendi evinde yaşananlara hiç yabancı gelmiyor. Yukarıda kimin birbirine karşı kumpas kurduğu ve evlerinde nasıl bir makam kapma yarışı olduğu mesnetleri ile ifade edilmişti. Bu suçlayıcı ve tefrika içeren tabirleri orada bulunan, o bayanlara, karşısında kendini müdafaa edecek kimse olmadığından, bizi suçladığı “yargısız infazı” kendi yapmış olmuyormu acaba, bunları anlatmak (Va..Su.. Anne) yi küçük düşürmek içinmi idi. İstediği kadar çırpınsın dursun hayatta olduğumuz müddetçe göreceğimiz epeyce ibretlik halleri olacaktır. Yukarıdan beri kendisi tarafından açık olarak belirtilen ifadelerlemi! (Cem’o/Bab’o) nun tarafına geçtim. “geçmiş” (k.6.m/Fark’o) lütfetmiş. Doğrusu bu kadar tutarsızlık, ve şaşkınlık, kolay kolay görülecek bir husus değildir. Bu kadar şaşkın ve çaresiz ifadeler karşısında Pes doğrusu. Nasıl tam bir ikiyüzlülük. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

X…. bey vardı, onun kızı vardı, genç kız öyle, erkek kız. Ümreye gitmişlerdi, hep şeyin yanında dururdu, (Cem’o/Bab’o) nun yanında, tabi sohbet yapıyor, onu istiyor. (Va..Su.. Anne) ayağını kesti onun, niye, kadınlarla beraber olmadı. Erkeklerin yanında durdun diye, ve bunu anlattı, ben durdum, “yav bende o kız yerinde olsaydım, (Cem’o/Bab’o) nun yanında dururdum, sohbet alayım diye.” İyi ama bu halden dolayı, (Cem’o/Bab’o) ya sen ne yapıyorsun, (Va..Su.. Anne) diyor mu? Hayır diyemiyor, o ne yaparsa baş tacı. 

Benim hanım kazara birşeyler söylese, sen bana arkasından karışma deyip, tak kafasını kesiyorum, ben kurana göre gidiyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

* X…. bey kızı vardı. Umreye gitmişlerdi. (Va..Su.. Anne) ayağını kesti onun. (Cem’o/Bab’o) nun yanında olup sohbeti dinlediği için. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Mübarek, bir şey söyleyeceksen bari biraz inandırıcı olsun, Bahsettiğin aile ile tanıştığımız zaman. Bahsettiğin o kızımız (8/10) yaşlarında idi bizim dizimizin yanından ayrılmazlar idi, seneler böyle geçti, bizim gene Umreye gitme programımız oldu. Bahsi geçen kızımızda gelmek istiyordu ancak yaşı küçük olduğundan mutlaka yanın da, soy ismi tutan birisi gerekiyordu, kızımızın Umreye yetecek kadar kendi parasının da olduğunu söylemişti. (Va..Su.. Anne) ve ben babasına mümkün ise sende kızınla gel, belki ileriye doğru daha sonra imkânları olmazsa, bari şimdiden bu vesile ile umreye gitmiş olsun dedik ve Babası X…… bey de kabul etti ailece birlikte umremizi yaptık. 

Bahsi geçen kızımız bizim torunumuz yerindedir. Böyle bir yakıştırma için doğrudan doğruya, her iki tarafada iftira hükmündedir. Onlar ailece bizim çok sevdiğimiz kimseler idi. Bahsettiği torunlarımızla gece (2) lere kadar senelerce sohbetler ederdik, böyle bir durum olsa bunlar devam edebilirmiydi. Bu bahsetmeye çalışılan seviyesiz yakıştırma da bulunan zamanlar da, çok eski günlere ait idi, eğer böyle bir husus olsa idi Umreden sonra gene senelerce dostluğumuz devam edermi idi? Ancak son senelerde başlarından birçok sıkıntılar hastalıklar geçti, hayat onları oldukça yordu, bu sebeb ile kısa bir süre evvel tasavvuftan biraz uzaklaştılar, aramızda herhangi bir dargınlık yoktur. 

En azından insaf, gerçekten insaf, eğer kaldı ise tabii. Bu yalan düzmeleri kendi aklınca uydurup bizleri çevrende kalanlara karşı, küçük düşürüp yanın da kalacaklarınımı zannediyorsun sanki, hiç hayale kapılma. Ama kalan kalır ayrı mesele. (Cem’o) 

--------- 

İyi ama bu halden dolayı, (Cem’o/Bab’o) ya sen ne yapıyorsun, (Va..Su.. Anne) diyor mu? Hayır diyemiyor, o ne yaparsa baş tacı. 

--------- 

 Şu hayal ve zanna bakın, sanki (Va..Su.. Anne) bir suç işlemiş gibi seneler evvel ki, bir umre seyahatinden iftiralar üreterek zannın ca (Va..Su.. Anne) yi küçük düşürmeye ve (Cem’o/Bab’o) yu da olmayan bir hadise yüzünden onu durdurmaya çalışmadığı için suçluyor. Şu garabet yakıştırmaya bakın hayret bir şey. (Cem’o)

--------- 

Benim hanım kazara birşeyler söylese, sen bana arkasından karışma deyip, 

--------- 

 Gene aklın biraz havalanmış galiba. Sen hanımını nasıl görürsen gör nasıl hareket edersen et, nasıl hakaret edersen et, o senin insana bakışını ve karakterini gösterir, karşındaki incinirmi, incinmezmi senin bu nezaketten haberin yokki sen sade gönül kırmak için atar tutarsın. 

 (Cem’o/Bab’o) (Va..Su.. Anne) ile evlendikleri uzun zamandan beri kendisine hep saygı ve sevgi göstermiş ve her zaman fikrini almıştır. Çünkü onlar her yere hep birlikte giderler senin gibi istediğin zaman tek başına gitmezler. (Cem’o)

--------- 

tak kafasını kesiyorum, 

--------- 

 Şu cümleye bakın nasıl bir meyhane ağzı ile efelik taslıyor. Yukarıda (Cem’o/Bab’o) için yumurtladığı “merdi Kıpti” hikâyesi ile nasılda kendini anlatmış. Aynı kitap sayfa, (148) de izahat geçmişti.

“Şecaat arz ederken merdi kıpti, sirkatın söyler.” (k.6.m/Fark’o)

 (Tak kafasını kesermiş) şu kelimelere bakın ve kime söylendiğine bakın, eşine karşı nasıl bir anlayış içinde olduğu, kurduğu cümlelerinden nasıl bir cânî düşünceli, ve en yakını için nasıl korkulacak bir kimse olduğu, kendi sözlerinden nasılda kolayca anlaşılıyor. 

---------

 (Merdi Kıpti şeceatini arzederken “katilliğini” bir marifetmiş gibi ortaya koymaktadır). Bundan sonra da. (Cem’o)

---------

ben kurana göre gidiyorum. (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

Diyebiliyor şu garabete ve akıl tutulmasına bakın. Hayret bir şey aklı başında bir insan, eşi hakkında ve herkesin önünde, bir toplulukta eşi için böyle bir zillet ifadesini söylemesi için bu kişinin gerçekten psikolojisinin acilen kontrol edilmesi lâzım geldiği kolayca anlaşılacak bir husustur. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

 “yav bende o kız yerinde olsaydım, (Cem’o/Bab’o) nun yanında dururdum, sohbet alayım diye.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 Şu yukarıdaki, acınacak zavallı, dedirtecek tutarsız sözlere bakın güya birilerini karalayacak. Bunu yaparken ne demek istediğinden, ve kendi kendini nasıl yalanladığından, ve kendini nasıl bir çıkmaza soktuğundan bile haberi yok. O sadece karşısındakini suçlasında sonrası ne olursa olsun. 

 Olsun ama, sonrası ne yazıkki kendi için hep hüsran olmuş kendi kendini sözleri ile, hep yalanlamış ve böylece defalarca herkesin önünde rezil olmuş, oluyorda farkında bile değil. O yeterki nefsini tatmin etmek için birilerine ver yansın etsin. Daha sonrası mühim değil. Nasıl olsa bunlarıda inkâr ediverir tertemiz olduğunu zanneder. (Cem’o)

--------- 

(Cem’o/Bab’o) nun yanında dururdum, (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu oynadığı iki yüzlü oyuna bakın “yanında dururmuş” (15) sene yanında zaten durmuşsun, bu süre zarfında senin bütün sıkıntılarını, (Cem’o/Bab’o) ve (Va..Su.. Anne) çekmiş bütün bunların kıymetini bilmemişsin oradan uzaklaştırılmışsın şimdimi aklın başına gelmiş, birde iftiharla. 

--------- 

(Cem’o/Bab’o) nun yanında dururdum, (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Diyorsun, bu nasıl bir tezattır. Madem orada durmak senin için o kadar kıymetli idi, yaptığın bunca hilekârlıklar ve iftiralar ile neden kendini o kapıdan isyanların yüzünden kovdurtuncaya kadar uğraştın. Şimdi bütün bu aldığın zilletli neticeyi galibiyetmi zannettin? (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

 V: Destur halifem bir şey daha söylemişti, (Va..Su.. Anne), ölürse ben artık sohbet etmem, (Fark’o): ee işte söylüyor, (Va..Su.. Anne), ölsün diyor, ben sohbeti keserim. Sohbet senin mi ki kesicen. Ben sohbeti kesemiyorum, sohbet devam ediyor. 

“söylemeyin ona diyerek sen gizli tutmuşsun.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Va..Su.. Anne) ölsün ben sohbeti keserim diyor. 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu cümleyi anlayan varsa ne olur bana da anlatsın. Acaba bu söz benim ağzımdanmı söylenmiş,? Galiba bu arkadaşta biraz falcılıkta var, Yukarıda bahsedilen ailece, cincilerle ve medyumlarla oğraşıldığı kendi ağızlarından belirtilmiş idi, demekki, iyi saatte olanlardan bir haber almış olsa gerek. Ayrıca onlara ne oluyor ki, dertmi olmuş.? (Cem’o) 

------------------- 

 “Ben sohbeti kesemiyorum. Sohbet devam ediyor.” 

 -------- 

 Ne edersen et, ister içine et ister dışına et. Sohbet ediyorum dediğin şey bütün bu bahsettiklerinse o sohbeti dinleyenlere diyecek bir şeyim yok kendileri bilirler. Devam ettiğin şey sohbet değil daha evvelcede belirtildiği gibi, felsefe kulübünün hayal düzenlemelerinden başka bir şey değildir. (Cem’o)

--------- 

 “söylemeyin ona diyerek sen gizli tutmuşsun.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Görüldüğü gibi hakkımızda “miş”li hayal kurguları hep devam ediyor. Benim yaptığımdan veya yapmadığımdan size ne, ayrıca sizleri ne ilgilendirir, siz bakın kendi işinize. Her halde iftira atacak bazı muvzular daha bulursunuz, bu yaptıklarınızdan bu sahada epey becerikli olduğunuz anlaşılıyor. Uydurukça mevzularda oldukça çoktur sermayesiz kalmasınız. (Cem’o) 

--------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

(Konuşmanın devamı.) Ben sohbet etmiyorum çünkü, sohbet devam ediyor. Hamama gidiyorum sohbet, tuvalete gidiyorum sohbet, yatakta sohbet, sohbet, devamlı ediyor. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 “Ben sohbet etmiyorum.” Farkında bile olmadan şu itirafa bakın. Kendinde bir şeylerin içinde konuştuğunu ve onların sohbet/ismini vedikleri hususların “vesvas” tan başka bir şey olmadığını bile daha ayıracak durumda olmadığını açık olarak ifade etmiş oluyor ama halen daha içinde konuşanın kim olduğundan haberi bile yok. Yazık doğrusu. 

 Bu hususlar kendisine (81-Ha….Va…Çı…So…) isimli dosyamızda (150) sayfa içinde hepsi anlatıldı sahih ve gerçek olan ilim. İle hayali olan vesveseler arasında ki farkı orada açık olarak senetleriyle ve kıyasları ile açıklamıştım, ayrıca kendinede göndermiştim. Ancak o kadar çalışmadan ve izahtan sonra, bir teşekkür bile etmeyip o dosya sanki kendisi hakkında yazılmamışta kendisi ile hiç ilgisi yokmuş gibi ilgisiz kaldı. 

 İşte daha bu ikaz ve iyi niyetle yaptığımız uyarıları dikkate alsa idi bu gün bu sıkıntılı durumuna düşmez idi. Birde utanmadan “yargısız infaz” dan bahsediyor. 

 Yeri gelmiş iken ilgili kitaptan mevzu ile ilgili küçük bir bölümü buraya da aktaralım da, kendisine gelenlerin nereden geldiği iyice anlaşılmış olsun. 

------------- 

 “sohbet devam ediyor. Hamama gidiyorum sohbet, tuvalete gidiyorum sohbet, yatakta sohbet, sohbet, devamlı ediyor.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Yukarıda da bahsettiği ve itiraf ettiği gibi. (Cem’o)

--------- 

“sohbet devam ediyor. Hamama gidiyorum sohbet, tuvalete gidiyorum sohbet, yatakta sohbet, sohbet,” 

--------- 

“devamlı ediyor.” Görüldüğü gibi bu husus, yani kişinin içinden bazı duyuşların devamlı geldiği hadisesi kuvvetli bir hayal hastalığı işaretidir, kendi ifadesi ile “Ben sohbet etmiyorum.” birileri “devamlı ediyor.” İfadesi çok vahim bir hadisedir kendi halini kendi bir marifetmiş gibi açık olarak bildiriyor. 

 Bu halin açıklanması bu kişinin başka varlıkların hükmü altında olduğunun kendi ifadeleri ile delilidir. İblis kökenli varlıkların kendisini gece gündüz ve her yerde nasıl kontrollarında tuttuğu açık olarak görülmektedir. Daha evvelce de kendi böyle konuşmalardan sonra ifade ettiği, bu kitabında, (15/19/27/68/80/93/119) geçmiş sayfalarında görülen ve (Kâfir oldum elhamdülillâh) diye başlayan yazılarının tahlilini yaptıktan sonra kendisine yapılan tavsiye ve yol gösteriş aşağıdadır eğer o zamanlar bunların gereğini yapmış olsaydı bu gaybi varlıklarla işi kalmazdı ancak o bunları dinlemeyip onları dost edinerek bize yapmadığı hakaret kalmadığı gibi kaç yerde de yargısız infazla suçladı , kendi bilir bunların neticesine de katlanacaktır. (Cem’o) 

---------

 ………………………………Son cümleye daha çok dikkat çekmek istiyorum. (Zâhir âlemin fiili tehlikelerinden bâtın âleminin yanlış tasavvuri tehlikeleri daha çoktur.) Bu saha çok kaygan bir sahadır, ancak Allah-ın ipine sarılmakla bu kaygan araziden biraz zor da olsa emniyyetle geçilir Cenâb-ı Hakk zâhir bâtın ayaklarımızı bizim hatalarımızdan dolayı kaydırmasın, aslında o kaydırmazda, biz nefsimize kapılarak kendi kendimizin ayağını kaydırmayalım Yukarıda belirtildiği gibi bu metnin iki sene neden bekletildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Eğer iki sene evvel bu husus ortaya çıksa idi oyunlar daha o zaman ortaya çıkacağından iki sene daha oyun uzamayacaktı. 

 Daha evvel yazılan metinlerde de benzer ifadeler vardı bunlardan hep rahatsızdım hemen okunup anlaşılacak şeyler değildi sistemleri başka idi ancak fazla abartılı olmadığından kabul edilebilir ölçülerde idi bu yüzden düzelir düşüncesiyle fazla üstünde durmuyor idim. 

 Bence bu kaydı ve daha sonra gelenleri ve daha evvel gelmiş bu ve benzeri bütün kayıtları silin ve bir müddet selâmete çıkıncaya kadar hiçbir kayıt almayın, yani varidat denen kaynağı belli olmayan fısıltılardan hiçbir kayıt almayın taki fısıltılara sebeb olanlar varsa uzaklaşsınlar. beyniniz bir müddet dinlensin boşalsın. Daha sonra ki gelişmelere göre hareket edilir. Bu tür yazıların yazılması örfe uygun olsa yazılacak çook şey var başkalarının bildirmesine de hiç gerek yok ancak İlâh-i nezaket bunlara manidir gerektiğinde özde bunları kabul edebilecek gönüllere kişiye mahsus söylene bilir, hususide bile bunların söylenmesi gene de örfe aykırıdır.

 Çünkü kıyas yapma yolu açılmış olur bunu dinleyende de bu hususlar tabiileşmiş sıradan konuşulan kelimeler haline gelmiş olur buda onda kendini bunları söyleme salâhiyyetini bulmuş olur nasıl olsa bunlar söylenebiliyor bende benzerlerini söylerim’in yolu açılmış olur, sonu nereye gider bilinmez o kişinin dünyasıda kararır ahiretide. Bazı gurupların halleri bunlara benzer. Sureta Hakk’tanmış gibi mevzu olan cümleyi söyler ancak yaşantısı yoktur. ve içi boştur sadece bir sedadan ibarettir ancak çevresindekiler bunları inançları yüzünden doğru snırlar.

 Bilindiği gibi benim Bunlara benzer ancak kıyas bile edilmez şiir türü bir yazım vardırki ifadeleri cümle kuruluşları çok açıktır mübhem bir şey yoktur aklın hükmü altındadır vehmin değildir ve ayrıca “atayım dedim” dir ismide üstündedir lâtife yolludur, “anlamadılar, sallamadılar” gibi hafifletici ifadeleri vardır o metin hakkında şimdiye kadar kimse benden bir izah istemedi, demekki itici veya rahatsız edici bir tarafı yokmuş. 

 Belki hakkımda abartılı bazı yazı yazanlar oluyordur ancak bunlar yazanların kendi görüş ve anlayışlarıdır. Ben onlara böyle yazın diye bir talimat vermiyorum. Kendilerinin araştırmaları neticesinde ulaştıkları bilgileri benimle paylaşıp kitapalrımın bazı bölümlerine ilâve ediliyor bu ayrı bir konudur. Benlik olmaz. Geriye bir bilgi mirası bırakılmaktadır. 

 Bütün bu hususlar ve ifadeler sizde nasıl bir netice hasıl eder bilemiyorum, belki kızar belki sâkin düşünür belki her şeyi yeniden gözden geçirirsiniz sizin kabulünüze kalmış bir iştir ben isteneni yapmaya çalıştım, belki mevzu gereği bazı ağır gelecek tabirler kullanılmış olabilir o zaman kusura bakılmasın benim yolum ve hayat anlayışım yukarıdan beri belirtilmeye çalışılan hususlardır, şimdiye kadar kimseyide bu şekle mecbur etmiş değilim kabul eden eder etmeyen kendi bilir bizce hiçbir mes’uliyyeti de yoktur. Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizi hayal ve vehmin tuzaklarına düşmeden gerçek Hakk yolcuları eylesin. Herkese selâmlar hoşça kalın. 

 (Cem’o) (81-Ha….Va…Çı…So…Sa..24-26)

**********

(Konuşmanın devamı.) Çünkü o gelişecek olan noktasını, geliştiriyor. İstifade ediceksen gel diyorum, hani acaba ben icazet alabilir miyim? Abi ben gittiğim yere icazet alacağımı hiç düşünmedim. 

Ben Allah hakkında bilgi sahibi, nefsi terki, sen nefis mertebelerini terakki eder misin? edemezsen bırak kardeşim, yo vakit kaybederim, o zaman git bakalım orda ediceksen et. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne denmek istendiği belli olmayan şu cümlelere bakın nasılda efelik taslıyor, bu sözleri ile ne nefis terbiyesinden ne diğerleriyle hiç ilgisi yokmuş, bizlere hep ilgili imiş gibi gözükmeye çalışıyor idi. Gerçek hali hiçte öyle değilmiş. (Cem’o) 

--------- 

(Konuşmanın devamı.) Şimdi ben ne diyeyim yani, merdiven altı var orda, orda u…..’ler var, oraya git, c….. tarikatı var, oraya git, git, al şey gitti, ee X….Hn. gitti, ee XX…… beye biatlı, şu an halen biatlı, 2 kocalı hürmüz, (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu seviyesiz iftira ve infaza bakın, “2 kocalı hürmüz,” Bu söz nasıl bir ahlâksız sözdür, Bu sözler hiçbir gurup mensubuna yakışacak sözler ve yakıştırmalar değildir. Gerçi bazı avami manada kullanılır ama bu tabirleri irfan ehli ve asalet sahibi kimseler kullanmaz. Bu yakıştırmaları yaptığın şerefli kişi, veya kişlerin eşleri, ve çocukları seni mahkemeye verseler, bu rezaletin altından nasıl kalkarsın. Ama sen buna bile değmesin çünkü söz sahibine aittir. 

 Gelecek sayfalardaki ifadelerin kendi eşin için söylediklerinin yanın da masum kalıyorlar. (Cem’o) 

---------

(Konuşmanın devamı.) işte 7 kocalı diyorum, onlar laf olmuş, öyle, oraya biatlı, oraya biatlı, oraya biatlı. Böyle olurmuymuş, yanında kadın o ya, ee sonra geldi bana, ordaki sohbet burda yok dedi. Sonra tekrar buraya geldi. 

 - Keşke almasaydınız.

Fa..: 1000 kere tevbe et yine geli yaptık biz, anladık mı şimdi? (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda yakıştırdığı iki koca iftirası yetmemiş ve hızını alamamışki! “7” ye çıkarmış. “7 kocalı diyorum” Şu iftira ve aşağılamaya bakın, bu sözleri hangi vasıfla söylüyor, yoksa kendisi âlemlerin yargıcımı, veya sahibimi? Bu iftirayı atan muhterem hanımın eşi veya çevresi bunları duymuş olsa ve onu mahkemeye verseler kendisini nasıl savunurdu.? Bu kadar büyük bir ayıp ve iftirayı yapabilmesi için nasıl bir haleti ruhiyeye sahip olduğunu sizler düşünün. 

Bunlar Lâf olmuş,muş. Dua et lâfla kalmış, fiiliyata geçse idi acaba ne olurdun. Sana ne, oraya da gider başka yere de, sende almasaydın, ancak bahsi geçen kişi, banko oynadığın kişi idi ve ilgisiz kalabileceğin bir kişi değildi. 

 Yoksa yukarıda bahsettiğin gibi, “1000 kere tevbe et yine gel’i yaptık biz,” değildi. Şimdi sizde neden tekrar kabul edildiğini her halde anlamışsınızdır, çünkü ucunda çıkar vardı. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Hani (Cem’o/Bab’o) olduğu değil, biz hep hakkı gördük, hep ademi gördük, rabbımıza sığındık. Ne günahı varsa temizler dedik, merhamet gadabı geçmişti. Bende böyle gidiyor. 

Orda öyle görmüyor, şimdi görülüyor. Dosya 1, dosya 2, çıkacak kitabı. Google açılmış işte, google yazın (Va..Su.. Anne) nin kontrolüne girip, öbür taraftada efendim, eee, maillerde bana yazın, sizin yazdığınız her mailler, onun nesidir, yeni kitabının doneleridir. Tatbikatını söylüyorum ben, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Galiba bu kişide yön/taraf, kargaşası var solu sağ, sağı sol, görüyor yani kendi yaptıkları benim yaptıklarım, benim yaptıklarımıda kendi yaptıkları olarak algılıyor, ehline gidipte kendine bir baktırsa iyi olur, daha sonra belki geç kalınmış olabilir. (Cem’o) 

--------- 

 Dosya 1, dosya 2, çıkacak kitabı. Google açılmış işte (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Bu kadar iftiraya gene pes doğrusu, Bilgilendirilme şekliyle hazırlanmış, olan (15/20) sayfalık küçük (1-ve-2) dosyada herhangi bir şekilde gizli aile sırları diye bir konu yokturki, orada sadece yapılan bazı yanlışlarının izahları vardır. “kurban, ensar, zarflar” gibi bunların yolumuzda olmadığı, bu tabikatların yanlışlıkları hakkında bilgiler vardı. Ve bunlar açık olarak çevresindeki, o zamanlar bizim mes’uliyetimizde olduklarından bunların bilgilendirilmesi gerekli olduğundan mail adreslerini bulabildiğimiz bazı kimselere göndermiş idim, bunun gizli ve kapalı bir tarafı zaten yoktur. Ve ayrıca onun iftira ettiği gibi “Google açılmış işte.” Google de hiçbir şekilde konmuş değildir. Nasıl bir yalan ve iftiradır. Diyecek bir şey bulamıyorum. Nasıl bir ahlâk anlayışıdır. 

 Biraz mertliğin olsaydı bu kadar küçülüp düşmezdin. (Cem’o) 

 -------- 

 NOT= Yukarıda bahsedilen dosyalar. Aynı kitap 1-dosya (35/42) 2-dosya (57/69) sayfalarda vardır dileyen tekrar okuyabilir. 

 Bunlar sadece ilgili kişilere, bilgileri olsun diye gönderildi, ne Google de nede internette yayınlanmadı, ayrıca bunlarda aile ile ilgili bir konu da yoktur. Ayrıca yazılarımızda asli isimlerde, rumuzlarla gizlenmiştir, bu yüzden şahısların bilinmeside mümkün değildir, ancak bahse konu olan kişiler yazıların seyrinden kendi kimliklerini bilebilirler. Ancak bundan sonra uygun gördüğümüz ve vaktimizinde olduğu bir zamanda sitemize ibret-i âlem için yükleyebiliriz. (Cem’o) 

--------- 

 (Va..Su.. Anne) nin kontrolüne girip, (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Gene şu mesnetsiz çirkin yakıştırma iftiraya bakın, kendisinin eşine olan davranışları ile, benim (Va..Su.. Anne) ile aramdaki davranışlara bakın. O bunların ne olduğunu anlayamaz çünkü kendisinin eşine verdiği değer o dur yukarıda da bahsedildiği gibi, “tak kafasını kesiyorum,” Bu anlayışta olan bir kişiden aile eş muhabbeti hakkında nasıl bir durumda olduğunu anlamak oldukça kolaydır. 

 Ben bana gelen bütün yazışmaları kayda alır dosyaları içinde arşivlerim, bunlar benim ömrüm boyunca ürettiğim değerlerimdir. Gelen mailler cevapları ile birlikte dosyalarında muhafaza edilir bunlar gelecekte tarihi kayıtlar olacaktır, çünkü içlerinde oldukça dikkat çekecek ma’ne vi bilgiler vardır araştırmacılara büyük bir saha bırakmış oluyoruz. 

 Eğer bu husus kendine göre bir suç ise kendi yapmasın. Ancak benin yaptığımdan da ona ne bu çalışmaları oldukça geniş bir zaman harcayarak hazırlıyorum, bunların içinde zuhuratlardan tutunda sorulan bir çok soruların cevaplar da vardır. Bunlar hiçbir şekilde kişilerin aleyhine kullanılmamıştır, zaten böyle bir konu yoktur. 

 Ancak kendisinin iftiracılık ahlâkı bu konu da da, depreşmiş herhalde ki, ne yapacağını şaşırmış bir şekilde karşısındakiler ile birlikte iftiralarına devam ederek oynayıp dursunlar. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

G….X hatta çok fena bozuldu, çok özel bir sırrını açtı. Ya dedi o bizim babamız dedi, o dediki benden daha yakını yok dedi. 

Sonra kitap halinde çıkardı, ne haber dedim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 “G….X hatta çok fena bozuldu, çok özel bir sırrını açtı.” Şu akıl almaz iftiraya bakın, eğer böyle bir şey olmuşsa araştırsın bakalım bu husuta bir kelime bile söz edilmişmi?, Onların hepsinin cevapları ve tavsiyeleri ile birlikte arşivimde saklanmaktadırlar. İşte böyle iftira durumlarında kendi yazılarını o hususta benim cevaplarımla da birlikte kendilerine gösteriyorum. O zaman ne yapacaklarını şaşırıp mahçup duruma düşüyorlar. 

 Bu hadisede aynen böyledir. İşte arşiv tutmanın gereği böylece ortaya çıkmış oluyor, yukarıda bunları tenkid eden ve kişilerin aleyhine tutulduğu hakkında iftiralarda bulunan kişi kendileri hakkında tutulan kayıtların nasıl bir adalet dosyası olduğu ortaya çıkmaktadır. 

 O günlere geri dönüp bahsi geçen kişiler için tutulmuş kayıtlardan bazı bölümler aktaralım bakalım kendileri hakkında aile birliklerini kurtarmak için nasıl gayret ettiğimizi ibretle tekrar hatırlasınlar yaptıkları iftiralardan, eğer kaldı ise, biraz utansınlar. 

 “çok özel bir sırrını açtı.” Aslında onların açığa çıkmamış bir halleri kalmamış idi ki bir sırları olsun. 

 Yukarıda tenkid edilen kayıt tutmanın ne derece gerekli olduğu aşağıda ki bölümle ne kadar mühim olduğu görülmektedir. Evvelki bölümlerde de gerekmiş olduğundan kayda alınan bu bölüm kendilerine aile bütünlüğünü muhafaza edebilmeleri için nasıl yardımda bulunmaya çalıştığımızın belgelerinden bir tanesidir. Eğer vaktiyle ben bunları kendi ağızlarından kayda almamış olsaydım şimdi bunları nasıl gözlerinin önüne getirebilirdim. (Cem’o) 

------------------- 

--------- Lütfen aşağıdaki (73-C.C.C. Sayfa 5-7) dosyadan alınan bölümü iyice dikkatli okuyun bakalım nasıl bir kanaatiniz oluşacak. (Cem’o) 

--------- 

 *********************** 

…………………………………….. Ekim ayı dönemini beklemekteyiz. Vade tamam olduğunda gerekeni yapmak üzere sizi arayacağız, tabiatıyla izninizi ve duanızı alacağız. 

Her daim himmetlerinize ihtiyacımız vardır. Daima da olsun isteriz. Himmetlerinizi izninizle talep etmekteyiz. (E-1-) (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Not: Bu vesile ile bizi düşündüren bir hususa izninizle temas etmek istiyorum. (E-1-) Sultanım (Cem’o/Bab’o) G….X. Hn. içinde bulunduğu yaş döneminin hassasiyeti ile bu aralar gerek zahirin tesiratı ve gerekse manevi terakki olaylarını aşırı duygusallık ile algılamaktadır. Nitekim gittiği doktor tavsiyesi ile de ilaca başlamıştır. İlacın kendisine fayda verdiğini ailecek tespit etmekteyiz. 

Aşırı duygusallığı neticesinde oluşan vehmi ve yine manevi mertebesinin zanni tesiratı altında sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bütün samimiyetiyle aile sırlarımızı size açmıştır. Allah sizden razı olsun. Amin.

Sağlam bir kanaat hasıl olması bakımından biz de bu mevzuları elimizden geldiği kadar Kur’an ışığı altında olayların irfaniyetteki yerlerini ifade etmeye çalıştık. Yine sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bu çalışmaları size dosya halinde gönderdik. Böylece daha sağlıklı kanaat hasıl olabilir diye düşündük. 

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin.

Böylece çoluk, çocuk, ailecek sizin izniniz tahtında sizi mahrem bilerek (ki doğrusu budur) aile sırlarımızı size ifşa ettik. Manevi edeb yönünden şüphesiz ki kusurumuz olmuştur. Tevbe ve istiğfar ederiz Ancak Cum X.9.X7.20X1 tarihli e-mailinizde şöyle bir ifadeniz olmuştu. 

*******************

……………………. bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (Cem’o) 

*******************

Bilahare Bayram ziyareti ile E-2.. kardeşimizden öğrendiğimize göre, böyle bir dosyanın tarafınızdan hazırlanmış olduğunu ifade edip, bilgisayar üzerinde dosyayı ona göstermişsiniz. Allah hayırlar versin. Amin. 

Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz. 

Bütün samimiyetle tevdi edilen aile sırlarımızın yine Cum x9.X7.20X1 tarihli e-mailinizdeki ifade edildiği gibi; 

*******************

İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. (Cem’o) 

*******************

tevhiden, yapıcılık üzere, baba’can bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde gelen bilgiler tahtında sanki daha önceki “Kevkeb” (Kayan Yıldızlar) ve (İbretlik) (Va..Su.. Anne)’ye saygısızlık) “Değmez” dosyaları (Cem’o/Bab’o ya saygısızlık) mesabesinde tutulması, gibi bir fikriyatın olması bizi düşündürmektedir. 

Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz. 

Ancak, bunların ortaya çıkması ile elimizde olmadan endişe ederiz ki, maneviyatımız görünen hali ile etkilenecek ve bu etki ile istemesek de kaçınılmaz bir takım tesiratı olacaktır. Himmetinizle inşaallah hakkımızda hayırlı olur. Amin. 

Bütün bunların ışığında; 

İlk okuyuşumda farketmemişim. Özür dilerim. Muhtemelen hazırladığınız dosyaya ilâve etmek üzere X.9.X.7.20X1 tarihli yazınızda istemiş olduğunuz (ki, önceden iş yerinize getirdiğim) dosyayı ekte sunmuş bulunuyorum. 

(E-1-) (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

Görüldüğü gibi bu dosyanın oluşumu (X8.X6.20X1), den başlayıp (X5/X2/20X5) yaklaşık, (4,5) sene evveline dayanmaktadır, ve verilen hiçbir söz tutulmamış ve yapılan tavsiyeler hiçbir şekilde yerine getirilmemiştir. 

Ayrıca bütün bunların üzerine birde kendisi hakkında yazdığı (4/5) satırlık bir yazı hakkında, (81-Ha…. Va…. Çı…. So….) yaklaşık (150) sayfa civarında ki dosya kitap ile de çok açık olarak uyarılmıştır. Oda dikkate alınmamış, daha sonra hadiseler artık çok barizleşmeye başlayınca, bunları gerçekten araştırmak ihtiyacı ortaya çıkınca, yapılan görüşmelerde işlerin tahminlerin çok ötesinde, facia durumuna geldiği ve hemen acilen sonlandırılmasının gerektiği anlaşılarak, ulaşabildiğimiz kimseleri bu durumdan özetle haberdar etmeyi bir sorumluluk ve vazife görevi adderek kendilerine okumaları için (2) dosya gönderip ne yapacaklarına karar vermeleri hususunda kendilerinin kendi kararlarını, kendilerinin vermesine bıraktık, ve bu kararları için kendilerine (3) ay süre tanıdık bu şekilde artık o gurubun mes’uliyeti bizim üzermizden kalkmış oldu. Ancak geri dönebilecekler içinde kapımızın açık olduğu herkese bildirildi. İşte bu süre (X5/X2/20X5) te sona ermektedir, bu sürenin sonunda da bütün safhaları ile neticelenmiş olacak olan dosya o tarihten bir müddet evvel ilgili kimselere gönderilecektir. 

Bu dosya kendisine tevdi idilen aile içi meselelerin açığa çıkarılması değil, bu sözleri söyleyen kişinin yaptıklarının daha fazla kimselere zarar vermesini önlemek için ortaya çıkarılan, genelde kendi söz ve anlayışlarının nasıl tutarsızlık içinde olduğunun da bilinmesi ve benim bu kişi ile (15) sene, ne kadar çok kendisini düzeltmesi için yaptığım çalışmaların nasıl bir hiç uğruna heba olduğunu bildirmek içindir. 

( 73-C.C.C. Sayfa 5-7) dosyadan. (Cem’o) 

************************ 

 Not= Yukarıdaki dosyada belirtilenlerin karşısında da artık diyecek bir şeyleri varsa pes doğrusu suçladıkları ve iftira ettikleri hususların ne kadar hayali olduğu açıktır. (Cem’o) 

--------- 

“Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Bunları ben senden daha iyi bilirim merak etme böyle bir şey olmaz ve olmadıda ancak senin eşinin senin hakkında bana gönderdiği, ve eşin hakkında senin bana gönderdiğin, yazıların ve söylediğin sözlerin hepsi senin ağzından dosyada yer alıyor. Benim sizin hakkınızda bir şey dememe gerek yokki, siz zaten ikinizde birbirinizi yeteri kadar her kesin önünde hallerinizi yukarıda ve aşağıdaki söz ve yazılarınızla sergiliyorsunuz, benim bunları size söylemem edeben mümkün değildir. Sizlerin kendi kendinize verdiği zararı başkalarının vermesi zaten mümkün değildir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) başka dosyadaki konuşması Sonra kitap halinde çıkardı, ne haber dedim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Böyle bir dosya kitabın hazırlandığını ben kendilerine daha o zaman bildirdim bu belki kendilerine biraz çeki düzen verirler umudu ile, gizli bir şey zaten değildi, (Cem’o) 

--------- 

“Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını “önceden bilmeden” bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Biraz ihtiyatlı olda “önceden bilmeden” bir şey hakkında atıp tutma da, böyle mahçup duruma düşme ama sende nerde o anlayış. (Cem’o) 

--------- 

……………………. bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (Cem’o)

--------- 

 Yukarıda açık olarak görüldüğü gibi.. (bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir.) diye, sadece aile fertlerine (4) kişiye gönderileceği kendilerine daha evvelden, çok açık olarak bildirilmiştir. Bundan daha açık nasıl izah ve ikaz edilir. 

 Ayrıca aile fertlerine de gönderilmediği gibi hiç bir kimseye de gönderilmemiştir. 

 Gerçek hal böyle iken, bunları kendiside biliyor iken, bunlar nasıl bir iftira ve yargısız infazdır. Ayrıca nasıl bir haddini aşmadır. Bu kimsede vicdanın hiçbir kırıntısı bile kalmamışmıdır hayret bir şey doğrusu. (Cem’o) 

--------- 

 (X9/X7/20X1) Hayırlı günler ve selâmlar. (k.6.m/Fark’o) ailesi fertleri. Yapılacakları babanıza bildirdim, okumak isterseniz ondan alabilirsiniz. Ayrıca bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde, ailece hepinize gönderilecektir. İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için, hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp, kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye, öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan, bir şey beklemeden aklı selim ile  bu hadiseyi fazla zarar görmeden, atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. Çünkü hiçbir şey tek taraflı olmaz ve hiç kimse mutlak haklı olmaz ortada bir hadise varsa, o hadisede bütün tarafların miktarınca hepsinin az çok hatası vardır. Derlerye hatasız kul olmaz. Selâmlar hoşça kalın İnşeallah bu hususta son yazımız olur.. (Cem’o) 

--------- 

 Yukarılardaki ifaderle onlara ailece ne kadar çok yardımcı olmaya çalıştığımız tarih ve belgeleri ile açıktır. Bunların hiç biri yayınlanmamıştır. Hal böyle olunca nasıl bir iftiranın içinde olduğumuz açıktır ve hayret edilecek bir vefasızlıktır. Bunlar için harcadığım (15) seneme yazık olmuş sadece yazık olmakla kalmamış birde karşılığında suçlanmadığımız düşkün vasıfta kalmamış. Kendilerini kendi vicdanları ile baş başa bırakıyorum, tabi vicdan denen bir şeyleri kalmış ise.! (Cem’o) 

--------- 

 Yukarıda görüldüğü gibi nelerle uğraşıyoruz ve nelerle suçlanıyoruz, nerelere düşürülüyoruz, bir kişinin ihtirası uğruna bu kadar değerli zamanlarımız heba olup gidiyor, bunlar bizim işimizmi.? (Cem’o) ( 73-C.C.C. Sayfa-46-) aynı dosyadan. 

----------------------------

(Konuşmanın devamı.) “uzunses kaydı konuşamasının devamı” Baban seni iğfal etti. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kendi eşine ve (Cem’o/Bab’o) ya yakıştırdığı şu iğrenç ifadeye ve iftiraya bakın herkesin içinde nasıl bu iğrenç suçlamayı yapabiliyor. Biz onlara, yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. Diyoruz, o ise bizi nelerle suçluyor.

 Yukarıda da belirttiği gibi aynı kişi/eşinin kafasını da koparabiliyor. Bu nasıl bir vahşilik, ahlâksızlık ve şerefsizliktir. 

 Bir insan, insanlığından bu kadar çıkar ve bu kadar küçülebilirmi,? 

 Kendisine iki evlât vermiş olan bir insana/eşine ve (15) sene peşinden gittiği kişiye böyle bir iftirayı ve yakıştırmayı nasıl yapabilir.? (15) sene “Sultanım ve (Cem’o/Bab’o)” diye hitab betiği ve ayrıca peşimizde koşan bu kimsenin nasıl bir vefasız olduğu ve işine gelmediği yerde karşısındakini, gerek sultanım, dediği kişiyi ve gerekse kendi hayat arkadaşını bu kadar adi ve ağır bir vasıfla nasıl suçlayabiliyor, hayret bir şey. Bu kişeye acımaktan başka yapacak bir şeyim kalmamış, halbuki ben onların aile saadetleri için (15) senemi verdim Yukardaki ve aşağıdaki yazılarım tarihleri ile bellidir. Bu kişinin galiba acilen bir doktora gitmesi gerekiyor ki, nefs hastalığı içinde olduğu anlaşılıyor. Doktorun kendisine acilen bir teşhis koyması lâzımki vaktiyle tedavisine başlansın yoksa. Ümitsiz bir vakıa olur çıkar sonra onu kimse kurtaramaz. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Anladık mı şimdi? Baban seni iğfal etti. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Aşağıdaki satırları okuduğunuzda, biz onların ikisinide evlât gördüğümüzü kendilerinin aile saadetlerini korumak için nasıl gayret ve iyi niyetimizle çalıştığımızı ve onun da ifadeleri ile, “baba’can bir hal ile” diye bahsettiği babalık vasfını, benimde “bâtınından gelen kız evlâtsınız,” vasıflarını unutmuş gibi, bununla yetinmeyip, birde utanmadan “baba kız” hükmünde olan bu hali İgrenç bir ifade ile, ve hiç yüzü kızarmadan her kesin önünde bağırarak bir defa söylemesi yetmemiş gibi, hızını alamamış olduğundan ikinci defa tekrar etmesi ne hazin bir haldir. 

 Güya aklı sıra (Cem’o/Bab’o) yu küçük düşürecek. Bu sırada eşini düşürdüğü müşkil ve ahlaksızmış, halini hiç düşünmeden saldırıyor. 

 Anlaşıldığına göre onun iffet ve asaletten yana hiçbir nasibi yokmuş, eş mahremiyeti ve aile asaleti diye hiçbir değer yargısı yokmuş. Bu anlayışla yaşayan hangi hayvandır, herkes bilir, o varlığa hakaret olmasın diye ismini siz düşünürsünüz, ben demiyeyim. Hayret bir şey doğrusu. (Cem’o)

--------- 

tevhiden, yapıcılık üzere, baba’can bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde (k.6.m/Fark’o)

---------

Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum, (G….X) “eşiniz” kızımızın bütün bu olanlardan sonra size karşı olan davranışlarını eski ve yeni ayrımı içerisinde olumlu veya olumsuz hiç bir tepki vermeden takib ve tesbit ederek  bana bildirirseniz, gene böylece değerlendirmesini yaparız. 

Ben ikinizin de hakkını korumak zorundayım. Çünkü biriniz erkek evlât (E-1) (k.6.m/Fark’o) biriniz de zâhirin bâtınından gelen kız evlâtsınız, aranızda ayırım yapmak ve bir tarafı kayırmak olmaz ancak kız evlâtlar erkeklere göre daha zayıf olduklarından onların korunmaları önde gelmektedir.  

Cenâb-ı Hakk'tan başarılarınızın devamını niyaz eder hayırlı akşamlar dilerim hoşça kalın. Efendi Babanız. (Cem’o/Bab’o)

--------- 

(E-1) Bilgi alma. (X8/X7/20X1) Aleyküm Selâm Sultanım. (Cem’o/Bab’o) Bizlere her zaman ve her daim, her konuda örnek ve ideal olduğunuz gibi, bu mevzuda gösterdiğiniz ilgi ve alakanız ile de yine örnek oluyorsunuz. Allah razı olsun. 

Allah başımızdan (Va..Su.. Anne) ile birlikte (Cem’o/Bab’o) sizi eksik etmesin Sağlık ve esenlik içinde feyz-i ilahinizi daim, evladlarınız olarak bizleri müstefid eylesin. Amin. (73-C.C.C. sayfa-32-33-) (k.6.m/Fark’o)

******************* 

 Yukarıdaki ifadeleri unutmuş olan (k.6.m/Fark’o) Anlaşılan bu şahış, atmakta hızını alamamış sanki karşısındakiler, ne demek istediğini anlamamışlar gibi ikinci defa “Anladık mı şimdi?” diye, sanki bir marifetmiş gibi kendini ne kadar küçük düşürüyor. 

 Yukarıda şahsıma yakıştırarak, “şeceat arzederken merdi Kıpti sirkatin söyler” imiş. Galiba açık olarak kendi halini anlatmış. 

 Bu tekerlemeyi kendi anlayışıyla kendi ağzından söylediğinde, şunu demek istediği anlaşılmaktır. 

 Ben (k.6.m/Fark’o) öyle güzel konuşurumki bunu anlatmak için en yakınlarım olanlar için bile en mahrem konuları dahi iftira ederek söylerim, işte ben böyle bir konuşmacıyım” diye anlaşıl-maktadır. 

 Bütün bunlardan sonra bizi iftira ve yalncılıkla ve ağza alınmayacak şeylerle karalamaya çalışması. Kendi halinin aynası olan (Cem’o/Bab’o) ya bakarak kendini seyredip kendi halini (Cem’o/Bab’o) imiş gibi zannedip anlatmaya çalışırken aslında kendini anlatıp hem kendini hemde en yakınlarını, ailesini eşini bile ahlâksızca, yapılmayan şeylerle teşhir etmeye çalışması nasıl bir insanlık ve aile babalığıdır. Bir baba herkesin içinde, eşi için böyle şeyleri nasıl yakıştırır. 

 Bu ağzı bozuk kimseyide etrafında bulunan kimseler, söylediklerini bir marifet ve cesaretmiş gibi ayrıca tasdik te, ederek, kuzu kuzu alkışlayıp dinlemektedirler. Bunların ne insanlıkla nede başka bir şeyle alâkası yoktur işin kötüsü, bütün bunları din uğruna yaptığını söyleyecek kadarda pişkin olduğudur. 

 Bu husuta gene kayıtlardan bir değerlendirmeyi de buraya koymamın yerinde olacağını düşündüm. Hakkında ki kayıt şöyledir. (Cem’o) 

------------ 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

Selamun aleyküm, Saygılarımı sunarım benden istediğiniz yazıyı size kızımla gönderiyorum.

ELİNİZDE BULUNAN BENİM HAKKIMDA YAZILMIŞ OLAN O DOSYADAKİ HER SATIR KÜLLİYEN YALAN VE İFTİRADIR. 

O MALUM ŞAHIS (k.6.m/Fark’o) İÇİN RABBİMİN BANA YAZDIRDIĞI  ŞİİRİ SİZE YOLLUYORUM. 

ÖZET O ŞİİRDEDİR. 

G…1..Dosyasından. (X1.X8.20X1) 

--------------                                

 ŞEYTAN.         

ŞEYTAN NEDİR BİLMEZ İDİM

RABBİME NİYAZ EYLEDİM

ONU BANA GÖSTER

KENDİMİ KORUYAYIM DEDİM.

RABBİM, GÖSTERDİ, ONU İŞARETİMİ VERDİ.

YALAN SÖYLER İNKAR EDER

İFTİRA ATAR BU DOĞRUDUR DER

KULU BELAYA İTER

DEVAM ET DER

HELAL HARAM DEMEZ PARAYI CEBE İNDİRİR.

VERMEYEN OLURSA YERLERDE SÜRÜNDÜRÜR

MUHAMMEDİ GÖZ İLE BAKARSAN

MASKESİ DÜŞÜVERİR

MASKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

SEN GÖZÜNE MUHAMMED GÖZLÜĞÜNÜ TAK

ETRAFINA O GÖZLE BAK

EĞİTİMDE ŞEYTANDA HAK

RABBİM BİZİ İNSAN ŞEYTANLARDAN KORUSUN… 

--------------  

NOT… BENİM YÜREĞİMİ ACITAN AYRILAN HER ARKADAŞ, DİN BU İSE LANET OLSUN DEDİKLERİDİR. ( 73-C.C.C. Sayfa-44-)

--------------  

 Yukarıda bahsi geçen dosyada şiirin sahibinin yazıları ve yazılara verilen cevaplarda geçen o kişiye karşı yapılan yargısız infazlarla doludur. Kendi yaptığı zaman yargısız infaz olmaz o zaman kendine göre izah olur. Nasıl bir anlayış ise. (73-C.C.C. sayfa-43-79-) da bahsi geçen kişi hakkında ki yargısız infazları açık olarak görürsünüz. (Cem’o)

 ------------ 

*******************

(Konuşmanın devamı.) Soruyorum, doktor, hastasınla arasındaki olan olayı kimseye anlatamaz. Öyle mi M…..’ cim? Doktor sırdır. Psikolog noktasındadır benim kız, aynı vaziyette o etiğe dikkat eder. Kimseye anlatmaz, hani ben, ya o, hiç konuşmaz, hiç. Avukatta aynı vaziyette, iyi, benim husiside söylediğim şeyleri, niye kitaba koyupta internete yayıyorsun. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) NOT= Aşağıdaki yazıları çok ibretle okumamız lâzım gelecektir, gerçi bu arada sizlerde biraz zaman kaybetmiş olursunuz ama bunlar gerçekten ibret alınacak hususlardır belki birazda, “adaaam sende bizleri ne ilgilendirir” diyeceksiniz ama, olsun biraz sıkıntıya katlanarak okuyabilirseniz, bizim neler ile zaman kaybetmiş olduğumuzu, daha iyi anlamış olacaksınız. Bir aile içinde bu kadar sürtüşmeler olur mu? Diye düşüneceksiniz. Bu dosyalar zaten kendileri tarafından birçok kişiye vaktiyle (20X1) senesin de gitmiş yani bir mahremiyeti daha o zamandan kalmamıştır. 

Bizde kendi hallerine mesned olarak, bu dosyalar kendileri tarafından bize gönderildikten, dört buçuk sene sonra kendilerinden kaynaklanan olumsuzluklar neticesinde kendilerinin sebeb olduğu olaylara daha bir açıklık getirmek üzere kendilerinin gönderdikleri dosyalardır, bu vesile ile aile sırlarının ifşa edilmesi diye bir şey söz konusu değildir kendileri zâten bu dosyaları yukarıda da olduğu gibi, aşağıdaki mailde de olduğu gibi (X8/X7/20X1) tarihlerinde sayısı (40/45) civarındaki kişilere gönderilmiştir. Bu yüzden zâten bir mahremiyeti kalmamıştır. Bu yüzden yeniden düzenlediğim dosyaya kendi ifadeleri ile yaşadıkları halleri, bana gönderildiği şekilde yeni dosyaya ilâve etmede bir sakınca görmedim. 

 (Cem’o) (73-C.C.C. sayfa-78-79-) 

--------- 

Ancak bunları internetede halen daha koymuş değilim. Eğer internete koysam bile aynen bu dosyada da olduğu gibi kişileri gerçek isimleri değil “rumuz isimlerle bir seneryo uygulaması içinde internete yüklerim” merak etmeyin. Bu kitabın ismide içinde geçtiği gibidir. Bu ifadelerden kitabın içindekilerden başka kim, kimin kim, olduğunu nasıl anlayabilir.

“Soruyorum, doktor, hastasınla arasındaki olan olayı kimseye anlatamaz.” Mış. Sanki bu hususu (Cem’o/Bab’o) bilmiyor merak etmeyin o sizi sizlerden daha çok korumuştur, yukarıdan beri ifade edilenlerden anlaşılmıyormu,? onlardan ise bütün bunlara karşı nasıl bir vefasızlık örneği ve namkörlük naraları atılıp yapılanların hepsi hemde iftira ve yalanlarla karşılaşılmıştır. (Cem’o) 

------------------- 

****************

----------------- 

(73-C.C.C. Dosyasından sayfa-35-37-)

(G…X.) Hn.’daki tesiratta, evvelki büyük inhiraflar azaldı. Ailecek bizleri eskisi gibi düşman görmemektedir. Oldukça daha sakin bir şekilde ailecek beraber yaşantımıza devam etmekteyiz. Arada bir bazen aleni, bazen de ima ederek beni size şikayet etme tehdidini henüz bırakmadığı görülmektedir. Belki de kendini böylece emniyette tutmak istiyor olabilir. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

 Mühim NOT= Muhterem okuyucularım/kardeşler, yukarıdaki hürmet saygı söz dinleyen ve söz verilen mahiyette olan ifadeleri lütfen unutmayın. 

 Sabrederek okuduğunuzda yukarıdaki sayfalarda görüldüğü gibi, ileriki sayfalarda göreceğiniz isyanları yapan kişi acaba aynı kişimi? Diye ibretle göreceksiniz. (Cem’o) 

------------------------

 (E-1) (k.6.m/Fark’o) Bilgi. (X9/X7/20X1) Selamun aleyküm Eyvallah Sultanım !… 

Semı’nâ ve ata’nâ Âmennâ ve ata’nâ Âmennâ ve saddaknâ Allah sizi ve N….. Anneyi başmızdan eksik etmesin. Amin. 

Rabbimız sizdeki feyzi ilâhisini bol ve size gönül vermiş biz evlâdlarınızı da müstefid eylesin. Amin.  

Rabbimizden himmet ve dualarınızın daim üstümüzde olmasını niyaz ederiz. Amin. 

------------------------ 

 Mühim NOT= Muhterem okuyucularım/kardeşler, gene yukarıdaki hürmet saygı söz dinleyen ve söz verilen mahiyette olan ve mutlak bir bağlılık gösteren ifadelerini, lütfen unutmayın. Bütün bunlar ve ilerideki sayfalarda okuyacağınız, ibret dolu sahneler ile, bu kişi (E-1) (k.6.m/Fark’o) ve ailesi ile nasıl uğraştığımızı ve kendisine nasıl bir masai harcadığımızı ve neticede bize karşı, nasıl isyanları oynadığını, ibretle göreceksiniz. Bu kadar vefasızlığa da “pes doğrusu” diyeceksiniz. 

 Sabrederek okuduğunuzda yukarıda ki sayfalarda olduğu gibi, ileriki sayfalarda göreceğiniz isyanları yapan kişi acaba aynı kişimi? Diye de, ibretle göreceksiniz. (Cem’o)

------------------------ 

 Yukarıda ki suçlama da geçen. (k.6.m/Fark’o) nun “benim kız, aynı vaziyette o etiğe dikkat eder.” Dediği kimse ile onların selâmeti için yaptığımız yazışmaların bir kısmı aşağıdadır, onların aile saadetleri için de nasıl çaba sarfettiğimizin ıspatlı kayıtlarıdır. Bunların hiç birisi yayınlanmamıştır. Yazışmaların hepsi tarihleriyle arşivlerimizde korunmaktadır. (Cem’o) 

---------

 Cumartesi. (X4/X7/20X1) Hayırlı akşamlar (E-2-) kızım senden küçük bir şey rica edeceğim. Cumartesi günü nerede ve kimde idiniz  nasıl bir gün geçirdiniz annenin haberi varmı idi? özetle bildirirsen sevinirim. (Cem’o/Bab’o) 

------------------------ 

Cumartesi. (X5/X7/20X1) Hayırlı günler (E-2-) kızım  Talihsiz ve hiç olmaması gereken bir sürecin içerisindeyiz, görüldüğü gibi bu süreç güzel yönetilememektedir. Bir senedir belki daha da fazla devam eden ve haberim olan bu hallerin kendi normali içinde hallelor ümüdiyle bilmiyormuş gibi davrandım. Bende evde bu konuları (Va..Su.. Anne)’ nin yanında en küçük bir şüpheye mahal bırakmamak için sizinle annenle babanla açık olarak konuşamıyorum fırsat buldukça kısa kısa satırla hemen yazmaya çalışıyorum. 

Şu anda evde misafirler var onları saçları yapılmak üzere C..'e getirdim bu arada bende yukarıdan yazıhaneden mailini cevaplamaya çalışıyorum. Bu işin gerçekten iyice tadı kaçtı bu “kadının/annenin” feryadı buralara getirilmemesi çok daha evvelden bütün bunların kesilmesi lazımdı. 

 (eğer her şey bir vücudun tatbikatı ise annen de o vücudun bir parçası olduğuna göre diğerleri makul görülüyor iken, niye annenin davranışları da Hakk görülmeyip ayrı görülen birey nefsine bağlanıyor.?) Her şeyden evvel dinimizde, ve şeriat kurallarında zahiri şeriata uyum şarttır, ve kişilerin kişilere ne kadar yaklaşacağı  ve sınırları bellidir. 

Bir kişinin derviş olması veya olmaması farketmez, bunu değiştirmez. Dua edelimde (Va..Su.. Anne)’n bu hususların farkına varmasın eğer böyle bir şeyi sezinlerse o zaman korkarım onları defterinden siler. Eğer haberi olsaydı daha şimdiden silerdi. Bu işin vehameti “baban (k.6.m/Fark’o) tarafından” daha henüz anlaşılamadığı görülüyor.  Gerçekten  benimde canım çok sıkkın, ve huzurum kaçık vaziyette,  ilaçlarla tedavi etmeye çalışılan ve geçmeyen yaranın dağlama vaktinin geldiği anlaşılıyor. 

Hayırlı günlerin olsun (E-2-) kızım İnşeallah bunlarda geçecektir.  Vakit bulunca sana, bu hususta babandan istediğim bana gönderdiği ve benim cevaben babana gönderdiğim, yazılarıda göndereceğim .  Hoşça kal. (Cem’o/Bab’o) 
---------------------------
 NOT= İleride gelecek sayfalarda (E-1-) diğer ifadesi olan, daha sonrada, (k.6.m/Fark’o) ya dönüşen kişi bizi yukarılarda olduğu gibi gene yargısız infazla suçlamakta olduğunu göreceksiniz. Kendisi daha bu tarihlerde (X5/X7/20X1) defalarca ikaz edildiğini her halde bunları unutmuş görünmektedir. Veya işine gelmediğinden hatırlamak istemiyordur.(Cem’o/Bab’o) 

------------------------ 

Cumartesi. (X5/X/20X1) Hayırlı sabahlar (Cem’o/Bab’o) m.
Öncelikle aile olarak bu konularla sizin bu kadar vaktinizi aldığımız ve sizlere bu kadar sıkıntı verdiğimiz için çok üzüldüğümüzü belirtmek isterim. 

Bildiğiniz gibi sizinle olan görüşmemiz sonrası babam anneme sohbetleri bir ara verme istemiyle en geç Temmuz ayı bitireceğini, bu ara sonrasın da da O…. Hanımı artık sohbetlerde görmeyeceği bilgisini vermişti. 

Annem de bu zamanlamayı kabul etmişti. Bu Cumartesi, yani son sohbetten bir evvelki sohbet O…. Hanımın evindeydi. Annemin haberi muhtemelen yoktu, ancak annemin bu dönem diğer sohbetlerin de nerede yapılacağı bilgisi yoktu, yani bu haftaya özel bir durum değildi.

Ancak izniniz olursa ben bu hafta olanlarla ilgili kısaca bir bilgi vermek isterim, belki şimdi aktaracaklarım yaşanmış olaylara bir sebep arz eder.

Bu son Perşembeye kadar evde herşey nispeten daha yolunda ve sukunet içerisinde yürüyordu ve  annemin babamla olan ilişkileri her anlamda daha iyi duruma gelmiş görünüyordu. Hatta babam ona çok daha ilgi gösteriyor, ayrıca onun terakkisi için ona özel sohbetler yapıyordu. Kısacası evde biraz daha aile birliği hakim olmuştu. Bu noktada Perşembe sabahı babam ona sohbet yaptıktan sonra evden çıkmış, ortada hiçbir şey olmaksızın annem babamı arayarak "son sohbette ben oraya geleceğim ve O…..'yı herkese rezil edeceğim, herkes ne olduğunu görecek" minvalinde bir ifadede bulunmuş. Babam da bunun üzerine ona son iki sohbet kaldığını, sohbetlerin zaten biteceğini, sonrasında da O…. konusunun tamamen kapanacağını biraz sabretmesini söylemiş. Ancak ne yazık ki konu büyümüş. 

Annem bizlerin onunla olan daha sonraki konuşmalarımızda Perşembe günkü patlamasını cinni bir vehme dayandırmış ve o noktada içinin hınçla dolduğunu ifade etmiştir. 

Bu hafta içerisinde babam bir de başka bir kardeşle ilgili sohbet için yazılı bir durum tesbiti yapmıştı.  Bu kardeş annemle beraber ilk başta O...Hanıma cephe almış gibi görünen, ama olayların tümüne bakıldığında aslında mürşide hanımlık peşinde koştuğu tespit edilmiş olan bir zattı. Babamın onunla ilgili yazmış olduğu yazının ilk başında da bu yazının eğitim amaçlı olduğu, o kişide görünen hallerin nefsin tekliği sebebiyle hepimizde olduğu, bunun bir eleştiriden çok bir eğitim vesilesi olarak ele alınması gerektiği vurgulanmıştı. 

Annem bu yazıyı görmek istediğini söyleyince babam da vermiş. Perşembe günkü olay sonrasında annem o yazının içerisindeki bir paragrafta isminin kullanılmadan kendisinin yerden yere vurulduğunu ve O…. Hanımın göklere çıkarıldığını ifade etti. Konuyla ilgili bizlerin de fikrini istedi. (E-3-) le ikimiz ayrı ayrı, o yazıda bahsedilen dedikodu veya büyü halinin doğrudan kendisiyle alakalı olmadığını, aslında bunu diğer kardeşlerde de bulunan haller olduğunu, ve bizim o yazıdan anladığımızın vücuttaki bu tip hizipçilik ve tevhidden uzaklaşma hallerinin temizlenmesi yönünde olduğunu kendisine bildirdik. Ancak kendisi ısrarla bunu babamın kendisine harp açması olduğunu ifade etti. Bu noktada babamın da, bizlerin de aksi yöndeki ifadeleri kifayetsiz kaldı. Tekrar konu "siz bana karşı çete oldunuz" noktasına geldi.

Cumartesi günkü sohbette bu yazı aktarılmıştır. Daha önceki sohbetlerde de olduğu gibi bu seferki sohbette de tekrar tekrar bu aktarılanların kişiye ait haller olmadığını, nefiste bu hallerin mevcut olduğunu ve bu hallerin  tek kişiye atfedilmesinin yanlış olunacağı vurgulanmıştır. Akabinde de yazıda aktarılan hallerin ve bu hallerde ısrar edenlerin Kafirun Suresi tatbikatıyla bizlerden uzak kalması yönünde dua edilmiştir.

Cumartesi gecesi annem yaklaşık 16 kardeşe O…… Hanımla ilgili doğruluğu şüpheli olan uzunca bir mail yollamıştır. Kendisinin genel fikriyatı, O….. Hanımın dağıttığı bu dergahı, kendisinin toparlayacağı yönündedir.

Bu son birkaç günde yaşananlar bunlardan ibarettir.

(Cem’o/Bab’o)m. tekrar tekrar sizleri bunlarla meşgul etmekten ve bir şekilde sizde herhangi bir üzüntü veya sıkıntıya vesile olmaktan dolayı sizlerden af dileriz. Rabbimiz bizleri bu yollardaki hallerimizi hayırlara vesile etsin. Amin. 

Sizin ve (Va..Su.. Anne)’nin ellerinden öper, hürmetler dilerim. 

(E-2-) 

--------- 

 Not= bu yazılar yukarıda bahsedilen “benim kız, aynı vaziyette o etiğe dikkat eder.” Dediği (E-2-) diye rumuzlanan kendi kızının ailesi hakkındaki yukarıdan beri belirttiği ve sonunda açık olarak “sizlerden af dileriz.” dediği sözleridir. Hadi bakalım bunları da iftira ve yalandır desin. 

“benim kız, etiğe dikkat eder, dediği kızının annesinide seninde eşin olan kişiye de sen de biraz etik davransaydın kendi aileni ve kendini bu züll durumda bırakmazdın. Gerçekten acınacak bir durum çok yazık. Birde bu hayat anlayışı ile bazı kimselere örnek olduğunu zannediyorsun. Kendi kendini ve o zavallı iyi niyetleri insanları cehennem yolcusu yapıyorsun, yap dur bakalım bunun hesabını nasıl vereceksin. 

Ve bunlar hiçbir zaman yayınlanmamıştır. Bunların yayınlandığı hakkında yalanlar uyduran, yalanlarının/yılanlarının içinde boğuşsun dursun, belki “cin’gen” dostlarından bir kurtaranı çıkar. Ümitle beklesin dursun. Başka bir yerden yardım edileceğini düşünüyor ise onu da beklesin dursun. (Cem’o) 

------------- 

 NOT= Yukarıdaki İfadelerdende bu aile ile nekadar çok oğraştığımız kendi aile ferdinin ifadelerinden de açık olarak anlaşıldığı meydandadır. İleriki sayfalarda ki isyanlarını ise ibretle göreceksiniz. (Cem’o/Bab’o) (73-C.C.C. sayfa-35-37-)

------------------------ 

***************

 (Konuşmanın devamı.) Bu erkek kişi, işi. 

Bir kardeşimiz var bizim. Yakışıklı bilmem ne, ya dedim evladım, sen hakkeden yakışıklısın, gençlik hayatın eeey zaten evliliğin kaç tane, sen birinle bir hayatı yaşarken öbürünü onlara lanse ettin mi? Etmedin. Başkalarına anlattın mı? Anlatmadın, neden erkekliğinden, er, senin mahremin, benim şu kardeşlerim, nice rüya olarak, mahremleri var bende. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu erkek kişi, işi. İmiş Yukarıdaki cümlelerden ne denmek istendiğini anlayan varsa ba na da bildirse iyi olur. Acaba kendini erkek (Cem’o/Bab’o) yu ne zannediyor. Her halde şüphesi varki böyle imalarda bulunuyor. Erkeklik eşinin, “hiç olmadığı halde” başka birisi ile birlikte olduğunu herkesin içinde ilân etmekse, bu onun erkekliği olsun. Kendi bilir. 

 Diğer taraftan kıyas olarak verdiğin kişinin özel hayatından sana ne, “Başkalarına anlattın mı? Anlatmadın.” (k.6.m/Fark’o) Ama sen herkesin önünde eşini nasıl yapmadığı bir iş için bile kendi hayal dünyanda oluşturduğun bir suç ile suçladın bunun bile farkında değilsin. 

 “senin mahremin,” (k.6.m/Fark’o) Bir kişiyi medih ederken kendini nasıl alçattığının bile farkında değilsin. Madem senin eşin gerçekten mahremindi ve erkek olarak koruman gerekiyordu, yukarıdan beri eşinin, koparmadığın ne kafası kaldı nede o kadar kişi arasında, suçlayarak davranışların en ağırı ile suçlaman erlik ise bu anlayış ve bu hali kabulleniş sana yakışan bir davranış imiş mübarek olsun. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Hepinizin rüyası bana geldi, öyle mi? Peki ben bu rüyadan, kime ne, bahsettim. Kime ne bahsedicem. Benle işi bitmiş olan kardeşlerimin rüyalarını zaten iptal edicem, gidicem, kaldırıp atıcam.

 Beni ilgilendirmez onun husisiyeti o, onun hususiyeti, anlatmam, ee ama öteki anlatıyor. O benden üstün, valla bilmiyorum, üstünlük allaha takvadadır. Yapabiliyorsa onu yap derim. Efendim zahmet oluyor size, Allah hayırlar versin, Oo maşallah kalpler, 3 tane kalp birden hehe..

 Beraber yürüyen kardeşlerimiz, hareket noktasını söylemeliyim, çünkü, hoş geldin evladım, e arkası abilik olan, kağıtla bana bildiren halifelik, zaten yok. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu anlatımlara bakın, Çok marifetli imiş. 

 “rüyalarını zaten iptal edicem, gidicem, kaldırıp atıcam.” (k.6.m/Fark’o) Ben bana gelenlerin hiç birini atamam çünkü onlar bana gelen değerli emanetlerdir. Ben onların cevaplarını verir kendilerine gönderirim, bir nüsha kopyasıda bende kalır böylece benim arşivim her gün zenginleşir böyle kayıtlardan şu an (85) dosya oluşmuştur onların içerisinde şahsa ait zuhurat yorumları sorulara verilen ilmi cevaplar vardır. 

 Ve ileride, belki (50) belki (100) sene sonra incelemeye konu olacak içlerinde çok değerli bilgiler vardır ve onlar bizden sonra gelecek nesillere bilgi kaynağı olacak bir arşiv niteliğindedir, onlara ben özel bir ehemmiyet vererek kendi tarihleri sırası ile düzenli olarak saklarım, aynı zaman da kitaplarımıda aynı anlayış ve itina ile saklarım. Ayrıca onlar benim hayat seyrimi ifade etmektedirler. Ben onları değerli bir hazine olarak saklarım. Ve onlardan herkese açık olan kitaplarım dışında, kimseye bir şey göndermem onlar bana emanettir ve hiç biri yayınlanmamıştır. 

 Bazen aradan seneler geçer daha evvelden bana yazı gönderen kimselerin o bilgilere ihtiyacı olduğu zaman bana tarihini söylerler ben kendilerine/sahiplerine o günlerdeki kayıtların hepsini veririm. 

 “kaldırıp atıcam” ben kaldırp atamam çünkü onlar benim için çok değerlidir. Kaldırıp atılacak şeylerim değildir. 

---------

 “ama öteki anlatıyor. O benden üstün, valla bilmiyorum,” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu yeminli iftiraya bakın! Öteki yani (Cem’o/Bab’o) anlatıyor. Şu açık iftiraya bakın sanki (24) saat yanımda imiş yahut keramet sahibi imiş ki, anlattığımı bilmiş. Kime ne anlatmışım ispatlayamassa açık olarak iftiracıdır. Aslında yaptığı zaten başka bir şey değildir ve bunda da çok başarılı olduğunu zannetmektedir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Üçler çok önemlidir ya üçler, 3 tek demektir ve o üçlerde ya ben bugün söylüyorum bunları, (Cem’o/Bab’o) 1 Cilt kitabında hepinizde var, aç oraya üçler içinde benim ismim var, di mi? 

Olmaz o konuyu bir açıklayalım. Arka taraftan birşeyler çevirmişim. Sen çevirmişin, niye söylemeyin ona, söylemeyin ona, söylemeyin ona, söylemeyin ona, anladın mı? N…..’ cüm. 

Bir manevi zat söylemeyin ona diye yaparsa, söylenmeyen gizli tutulan şey, ayıp demek vardır orda, ya şimdi ben ne deyim yav, adamın ismi büyük ama, adamın ismi(k.6.m/Fark’o) ama pinti. 

Allah hayırlar versin herkese (amin) inşallah bu konuştuklarımız burda kalır. 

Çünkü derhal, derhal gidiyor, derhal, ve ben şaşıyorum. Böyle yaranıyorlar kime, bu kişinin bana icazet vermesinin hiçbir anlamı yok. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene şu tutarsız ifadelere bakın. 

 “ona, söylemeyin ona, söylemeyin ona, söylemeyin ona,” Ne demekse hiç anlamadım neyi söyletmemişim. Bana da anlatsada bende bilsem iyi olur. Kendi kendini aşağıdaki kendi cümlesi ile nasıl yalanlıyor.

“inşallah bu konuştuklarımız burda kalır.” Demekle kendi kendini yalanlamıyormu,? beni suçladığı fiili kendi yaptığını açık olarak söyliyor. 

 “icazet vermesinin hiçbir anlamı yok.” Onun çok anlamı vardı ama kendisi bu emanete ihanet ettiği için, elinden ebediyen alınmıştır. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Çünkü vermemiş, ilahi değil. Kişilerden bir tanesi bugün geriye, yalan konuşuyor hiç beklemediğim kişi, seni yalancılığa teşvik ediyorsa bu kişi, inşallah bu kalanlar sağlamdır. Göndermiş de, o göndermiş olduğuna ben şimdi cevap vermek durumundayım, çünkü orda, çok yanlışlar var ( saat 1’ de herkese göndermiş) tabi, yani, engel olmaya çalışıyor ama, o söylediklerine ben şu anda, yani yazıyorum, durdum, vaktim kalmadı, inşeallah gittikten sonra, tek tek bakarım, gerçi yarında hemen de göndericem, onuda gene alıcam, kalan olan kardeşlere dicem ki, zaten size geldi, bu konu böyledir, bu konu böyledir diye yazdım, göreceksiniz. Yani suçlandığım şeyle benim alakam yok. 

E sen söylüyorsun şimdi, o öyle değil ki ya, N….’cüm. Kişi papa, papa çok büyük bir salonda, yatak odası, yatak odası çok büyük salonda, tam ortasında yatak, 5 kişi yatar yani, papa ya, papa olunca 5 kişilik yatakta tek başına yatıyor. Oh be, şimdi sabah olunca, onun işte yardımcısı, 3 m 4m tavan, geliyor ordan perdeyi açıyor, ışık ama direk ona gelmiyor zaten, yatak ortada, o orda, ama ortalık aydınlanıyor ki, papa anlıyor ki aydınlanıyor ve geliyor “bugün günlerden salı, hava günlük güneşlik, efendim rüzgar şu diye” rapor veriyor. Papa kalkıyor “Papa zaten bunu biliyor” adam takmış kafaya. Birgün açmış perdeyi, demiş, günlerden mesela Perşembe ise Çarşamba, dışarıda yağmur yağıyorsa, hava günlük güneşlik, hani ne varsa tersini söylemiş. Papa kalkmış, ama adamın burasına gelmiş ha. 

Papa ama yani, şimdi Papa’ ya laf olur mu abi, icazet veriyor abi, Papa icazet veriyor olur mu abi. Papa’ ya laf olur mu? 

 Papa zaten bunu biliyordu, nerden biliyon lan, günlerden şu, hava yağmurlu, bilmem ne, bilmem ne, yeter ya. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda ki şu ne olduğu belli olmayan tariflere bakın nasıl bir edebiyat harikası. 

 “ saat 1’ de herkese göndermiş” Bu gizli bir şey değilki, (15-20) sayfalık (2) küçük dosya idi onların özel hallerinden bir tek kelime yok idi isteyen herkese de gönderebilirim. 

 Bu dosyalar bu kitabın yukarıdaki, (35/42) ve (57/69) sayfalarında zaten kayıttadır ve daha evvelce bilgi mahiyetinde kendininde haberi olduğu, ilgili kimselere gönderilmiştir ve içlerinde kimsenin özel halinden bahsedilmemekte, yapılan yanlış uygulamalar belirtilmekte idi. 

İçlerinde çevresinden sorarak topladığım bizim yolumuzda hiç olmaması lâzım gelen yeni kurallar uyguladığı tesbit edilmiş, bunları anlatan yazılar idi. Kendisine bu dosyalardan evvelde, (81-Ha-Va-Çı-So-) isimli ilmi kitabımı ikaz için gönderdim. Bunlar zaten açık bilinen hususlardır, gizli bir şey değil ki, neyle suçluyor anlamak mümkün değil yukarıda ki sayfalarda bunlar tekrar tekrar anlatıldı ve kendide aynı şeyleri tekrar tekrar suçlayarak, anlatmakta bende bunları özetle tekrar tekrar cevaplamak zorunda kalıyorum. 

Kıyaslama yaptığı “Papa” hikâyesi ile neyi murad ettiğini anlamak mümkün değil ama gene bu seferde “papa” lıkla suçladığı bariz olarak belli oluyor. Sağ olsun lütufta bulunmuş. 

 Hiç olmazsa, “merdi kıpti” ve diğerlerinden daha güzeldir. Böylece birde “Papalık” lâkabımız oldu, lütufta bulunmuş. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Ben size söyliyeyim, şeyh putundan, pir putundan, bunlardan geçin. Hak mertebesi bütün bu isim kayıtlarını kaldıran yerdir. Özgür dediği olay bu. Ben gördüğümü gördüm, yürüdüğümü bilirim, bu kadar. 

Bu kolay değil. Başka bir “kavuncu bulucaz” herhalde Öz…, önce Er’ol diyicem, Er’ol sen bu adama kavun yedir, sen bunu öğret, hiç olmazsa deriz ki, Er’ol hala kavunu alıyor. O kardeş alır bari. 

Sonra ben, (Cem’o/Bab’o) ya isyan etmedim, (Cem’o/Bab’o) ya bayrak kaldırmadım. Benim arkamdan olaylar düzenlediler ya, niye, niyesini söylüyorum işte. (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Bu kolay değil. Başka bir “kavuncu bulucaz” herhalde. (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Daha evvel ben ona bir kavuncu bulmuş oradan kendisi için onlara belki lâzım olur diye, zaten bir kavun almıştım. O kavunun başına neler geldi. Şimdi ona bakalım. Aynı kitap sayfa (182) de kaydı vardır tekrar olacak ama buraya da alayım okuyanlara kolaylık ibret olsun. (Cem’o)

--------- 

 ------------------- 

Bu kitabın tam bu zuhuratlarla ilgili bölümlerine geldiğim zaman bende o gece bir zuhurat gördüm zuhurat şöyle idi. 

Az meyilli geniş bir yoldan yavaş yavaş aşağı doğru yürüyorum, elimde bir kavun var, bu kavunun salatalık veya patlıcan gibi dış kabuğu soyulmuş bir bütün halinde “topatan kavunu” şeklinde (40) cm. kadar uzunluğunda ve (20) cm. genişliğinde bir silindir şeklinde oldukça büyük bir kavun görünümünde, elimde duruyor, ancak vakti geçmiş gibi olduğundan, oldukça yumuşak ve bozulmaya yüz tutmuş çok yumuşak, adete parçalanıp elimden kayıp gidecek gibi duruyor, bir ara ön kısmından kavunun 4/1 bölümü biraz yarılarak kopma düşme durumuna geldi, bir insanın başının kopması gibi, bu arada bende kavunun tadına bakmak için üstünden biraz ısırdım, ama tadı tamamen bozulmuş olduğundan az ileride gördüğüm büyük bir çöp bidonuna atarak yoluma devam ettim. (Cem’o)

------------------- 

 Bahsi geçen kişi mademki yukarıdaki zuhuratlara bakarak kendi istediği şekilde aleyhimizde yorum yapabiliyor. O halde gördüğümüz zuhuratların yorumunu yapmak hakkı bizede doğmuş oluyor. 

 “Yukarıda belirtilen, anlatımı da net olan zuhuratın yorumu bizce şöyledir. Gidilen yol sırat-ı müstakim’dir gidilen yolda gidenin elinde olan top atan kavunu, (15) sene sırtında ve elinde taşıdığı, o kişinin top attığı, yani iflâs etmiş olduğu görüntüsüdür. Kavunun kabuklarının sayulmuş olması kendisinin üzerinden kimliği alınmış gerçek hali ile bozuk iç halinin ortaya çıkarılmasıdır, Tadının yenmeyecek şekilde bozulmuş kokmuş olması kendi halinin belgesidir. Kavunun baş tarafının kopup yere düşecek hale gelmesi kendisinin sonu dur. Sonunun gideceği yer ise atıldığı yer olan çöp bidonudur.” (Cem’o) 

--------- 

 Er’ol hala kavunu alıyor. O kardeş alır bari. (k.6.m/Fark’o)

---------

 Bundan sonra kavun meselesini bakalım nasıl düşünürler, halâ çöpe atılan top’atan kavununun peşinde olurlarmı? Kendi bilecekleri işleridir. (Cem’o) 

--------- 

Sonra ben, (Cem’o/Bab’o) ya isyan etmedim, (Cem’o/Bab’o) ya bayrak kaldırmadım. Benim arkamdan olaylar düzenlediler ya, niye, niyesini söylüyorum işte. (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu masummuş gibi söylediği ifadelere bakın, arkasından olaylar düzenlenmiş, sanki kendisine verilmeye çalışılan cevapların diğerleri ile birlikte toplam yaklaşık (550/600) sayfa tutan yazıların yazılmasına konuşmalarını ve yaptığı uygunsuz tatbikatların neticesinde sanki bunlarda kendisinin hiçbir dahli yokmuşta, arkasından olaylar düzenlenmiş. 

 Hayret bir bir şey bir insan bu kadarda yanar döner olurmu bu kadar pişkinliğe, gerçekten hayret doğrusu. Kimsenin başka işi yokta senin üzerine değer verip hakkında uydurmalar yapacaklar, bu senin güzel becerdiğin iştir bütün bu sayfalarla yalancılık maharetlerin ortadadır. Başka şahitlrede hiç hacet ve gerekte yoktur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

 * (Va..Su.. Anne) geldi ben bu grubu istiyorum dedi. içine giricem. Efendim İzmir’ deki, dedikodu gibi oluyor ama bu böyle. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Daha evvelki sahifelerde de görüldüğü gibi. Aynı konular tekrarlandığından benzer cevapların tekrar edilmesi gerekiyor çünkü bütün hakaret ve yakıştırmalarının cevaplanması gerekiyor, aksi halde bütün suçlandığımız hususların cevabını vermek bize de hakk olmuş oluyor. Çünkü bunlar hiç bizi ilgilendirmeyen iftira ve yalan suçlamalardır. Kabüllenmek mümkün değildir. 

Bir insan dengeyi kaçırmaya görsün, bu kadar şaşkınlık olurmu ki, eğer biz bu gurubu istese idik daha baştan her şeye müdahele ederdik, bu gurupla yaklaşık (9) senenin son iki senesinde üç defa sohbette bulunduk. Bu guruba sahib olmak ne demektir, o gurup aslında zâten bizim gurubumuzdur. Aslında bizim namımıza toplanan guruba, o sahip olmuş, onları bizden koparmış irtibatlarını kesmiş, şimdi bize iftira ediyor, biz bu gurubu istiyormuşuz, nasıl tersine dönmüş bir anlatış. Tabi şimdi işler biraz karıştı baktıki elinde artık aldatacağı ve yalanlarını dinleyecek gurup diye bir şey kalmadı, garibin şahlanması tabi ki bundan. Bizim yapmak istediğimiz şey, o her yönü ile aldatılan, bize güvenerek bir yerlere gitmeye çalışan, o saf temiz kimseleri yolda bırakmamaktır. 

Kendilerine üç seçenek tanındı isterlerse oldukları gibi kalırlar, isterlerse başka bir yol arar bulurlar, isterlerse gelirler yeniden bizimle yollarına devam ederler. Kendileri bilir. Bunun neresi guruba sahip olmaktır. Herkes serbest, nasıl bir hayal peşindedir. Anlamak mümkün değildir. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

S….. Hn, kendi grubu, evelden gelmişler, yani o bayan bir mürşidden, mürşidanımdan gelmiş, ve şeriat üzerine olan bir topluluk, etrafındaki olan kişilerde hepsi bu şekilde, şeyli burkalı ve güzel sıkı bir birliktelikleri var. Birbirlerine yardım ediyorlar. Birbirlerine yemekler yapıyorlar falan falan. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu yakıştırmalara bakın, isim ve topluluklar başta olmak üzere bahsedilenlerin hepsi yanlıştır. Bir iftira atmak istersen bari biraz araştırda gerçeğe yakın olsun. Ne isimler isim, ne toplululklar senin bahsettiğin topluluklar. Bu saçmalamanın neresini düzeltip cevaplayayım Bu kadar ucuz edebiyata, beni rezil ettin diye edebiyat bile isyan eder. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Tabi sonra (Cem’o/Bab’o) lar geldiği zaman resimler çekilirken, S…. Hn. etrafında dururlarmış anne diye onu biliyorlar ve ona anne diyorlar, (Va..Su.. Anne) Hn buna bozuluyor, bozuluyor bozuluyor, içleniyor, bas bas bağırıyor, ben şahit oldum. 

Burda bir tek anne vardır, herkes benim etrafımda dizilecektir (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Herkesin çok açık olarak bildiği bu hadiseyi, daha o zamandan iyi takib etseymişin, bu gün bu durumlara düşmezdin. (S…..) değin o kişiylede bunların hiçbir ilgisi yoktur. Bari bahsetmeye çalıştığın o kişi için yazılan dosyayı bir okusaydın, isimlerin kimler olduğunu daha iyi anlardın ve yazılanlardan ibret alırdın. O kişinin dosyasının ismi (ke…../ka…. Yı….) idi bu dosyanın ismi ise (Cel…-Ce…-Cel..) olarak zahiri ismi oldu, hayali ismi ise, gerçeği olmadığı halde ( hayal’î kamer’in, hayal vâdisi) dir. Daha fazla izaha zâten değmez. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.)

 * S…… Hn neden uzaklaştı, görünen o internetteki yazının, yalan onlar. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene sen evvelâ bu hadisenin üzerinde döndüğü kişiyi iyi bil de ondan sonra suçlama ataklarına geç. Bahsettiğin kişinin bu işle hiçbir ilgisi yoktur. Bahsi geçen hadisedeki kişi tamamen başkasıdır. İnternette yayınlananlar yalanmış. Madem öyle ise bahsi geçen kişiyide nasıl oldu ise şimdi çok sevmeye başlamış gözüküyor, seneler önce yaşanan o hadise şimdimi aklına geldi. 

Madem yalandı niye o zaman bunlar yalan diye bahsetmedin, şimdimi ona arka çıkma savaşı vermeye başladın, o zamanlar aklın nerde idi, yalan her zaman yalandır. Bunun sebebi şimdi senin yalanların ortaya çıkmaya başladıda, feryad ve yalan suçlamaların feryadların göğe çıkmıyor, zemine saplanıyor. Bahsi geçen hanım uzaklaşmadı, aynen senin gibi o da, etrafını nefsi istikametinde kullanmaya başladığından uzaklaştırıldı. 

Ancak aranızdaki fark o uzaklaştırıldı ve edebinle sustu. Sen ise bize karşı savaş açtın kendin bilirsin. Aslında bu yönden aranızda bir fark yok, korumak istediğinin sebebi bellidir. Ancak yayınlanan o dosyadaki isimler tamamen kaldırılmış senaryo isimler konmuştur, yani kimse incitilmemiştir. Bu ve bahsi geçen diğer dosyada mecaz isimlerle oluşturuldu zaten yazılarda da görüldüğü gibidir.

 Ayrıca seninle ilgili olan bunlar internete de konmadı kendi arşivimdedir. Ama bundan sonra yaptığınız bunca iftiradan kendimi koruma ve ifade hakkım olduğundan belirli bir zaman içinde internetede koymayı düşünüyorum (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Çünkü onun başka arkadaşı var, F….., onunla konuştuk biz. S….. benim arkadaşımdı, olaylar öyle değil dedi. 

 E ama olayları o şekilde yapıp gönderdi oraya, şimdi böyle bir tablo var karşımda benim yav. (k.6.m/Fark’o)

------------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Sen o muhterem hanımın ismini bile ağzına alma, çünkü o nu da kirletirsin, nitekim onun ağzından yalan aktararakta kirletmeye çalışıyorsun, bari buna tevbe et. Çünkü o muhterem bayan bizim İ…… ilk gelmemize sebeb olan kimsedir, ve bu hadiselerin en büyük şahididir. Bir şey uydurmaya çalışırken bari biraz olsun aslına yakın uydurmaya çalış. Oradaki seni dinleyen iyi niyetli insanlar bunlara kanabilir. Bütün bunlara vakıf olan kimselere bunları anlat da, nefesleri kesilinceye kadar sana gülsünler, iyi olur sana da curcuna olur. Sende alkışlarsın. Sanki bütün bunları seninle konuşmuş gibi birde, “olaylar böyle değildi.” Dedi. Diye kendi ağzından böyle demiş gibi konuşması, o hanıma karşı yaptığın en büyük iftiradır. Rabbım affetsin. 

Senin daha evvelce hazretim diye bahsettiğin yerden tardedilmeni o bamsettiğin kişi iyi biliyor ve senide çok iyi tanıyor. Çünkü! 

--------- 

………………..Meğer (Meco) nun Annesinin bağlı olduğu bir kulübü varmış, o kulübe (Meco) da zaman, zaman gider oradaki içsel çalışmalara katılır ve doğruluğunu tasdik eder imiş kendisi diğer bir kulübün üyesi olduğu için annesinin kulübünün üyesi değilmiş, ancak oraya da muhabbeti varmış. Ve güvendiği bir kulüp imiş, bu yüzden (Farko) ya o kulübe kendisini götürebileceğini söylemiş. O kulübün idarecisinin ismi ise……………………………………………………… (Cemo) imiş. 

(105-Aynı kitap Ön Söz sayfa-4) Baş tarafta devamı olan bu yazıda geçen (Meco) nun Annesi) F…. Diye ifade ettiği muhterem kişinin çok yakından tanıdığı aile dostudur, yaptığın her şeyden oğlu (Meco) vasıtasıyla haberdar idi. Kimi kime kim için suçluyorsun böyle mübarek insanlara bari çamur atma yazıktır.

(Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Dedim ki aman ha biz (Va..Su.. Anne) ye bulaşmayalım. Bulaşmayalım ama, 

* Şimdi ortada başka kimse kalmadı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu çirkin tabirlere bakın ama, gene kendi kendine farkında olmadan (Va..Su.. Anne) yi küçük düşürmek için ne sahte inciler yumurtluyor, “bulaşmayalım.” Derken bile, güya hakaret etmek niyetiyle kullandığı bu kelimelerin, kendi pisliklerini ortaya koymasına sebep olduğunun farkında bile değil zavallı. Yani demek istiyorki! (Va..Su.. Anne) den biraz uzak duralımda kendi pisliklerimizi bari ona bulaştırmayalım bizimkilere bulaştırdığımız kadar zaten bulaştırdık, hiç olmazsa ona bulaştırmayalımda, bir büyük günah daha işlememiş olalım. Hayret bir şey epey ince düşünceliymiş. (Cem’o) Baksana bir kere ortada kimse kalmamış. Madem ki ortada kimse kalmamış, o zaman bu kadar feryadın nedendir. Ayrıca kalsa kalmasa sana ne, bu sözünle hem kendininde gittiğini söylüyorsun, sonrada ben varım gitmeyeceğim diyorsun, bunların hangisi doğru. Edebinle yolunda yürüyenlerin hepsi yerlerinde uzun senelerden beri duruyorlar, sende ahde vefa edeydinde, yerinde edebinle dursaydın, Bu durumlara ne kendini nede beni düşürmeseydin, zoruna mı gitti, seni neden ilgilendirsin. boşuna geçmiş senelerin üzüntüsü ile kendi kendini baş başa bırakmasaydın. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

* Her tarafı fethetmiş yayılımcı siyaset her tarafı fethetmiş geriye bu grup kaldı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şuraya bakın ne güzel bir nefsi emmâre mantığı. Her tarafı fethetmiş, ben neyi fethedeyim ki, gönlünde muhabbeti olan gelmiş, edebinle gelene, bizimde vaktimiz ve imkânlarımız uygun ise, dur denmez. Unutmuşsundur belki geldiğin zamanı, hatırlamak istersen dosyanın baş taraflarını, birinden alır okursun, çünkü muhatab alıp bu dosyayı sana göndermiyorum, çünkü zaten hiçbir şekilde görüşmek istemediğimi bildirmiştim, ama genede daha yukarıdaki, gönderdiğin mailine cevap yazdım daha sonra da arkamdan iki küçük dosyayı aldığın zaman. Yukarıdan beri cevaplamaya çalıştığım iftiralarınla ver yansın ettin, işte bunlarda onların cevaplarıdır. Bir kimsenin gıyabında yapılanlara yargısız infaz derler diye, bana o suçu atan kişinin yargısız yaptığı suçlamalara bakın. Nasıl özü sözü bir kimse değilmi.? Mübarek. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

* Bu grupta güzel bir grup, hemen toplanıyorlar, hediyelerini veriyorlar, kibar, nazik hepsi etrafında dönüyor, resimler deniyor, bilmem ne, ulan bu grubun hakimi ben olucam, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu bölücü tahkir edici ifadelere bakın, sanki diğer gurupların bu vasıfları yok. Galiba onlar kendisinin tanımı ile nazik ve kibar insanlar değil herhalde, kendinin bu anlayıştaki düşüncesini bilseydik te bizde öyle değerlendirseydik iyi olurdu. Ancak bu gurubun diğerlerinden farkı, Hediyelerini veriyorlar, olmalarıdır. 

 Tecrübesini yapmışsın ki, Hediyelerini veriyorlar, diye itiraf ediyorsun, bize (15) senede lütfen getirdiğiniz bir altını ve sadece bilgisayar kasasını dilinizden düşürmediniz. Her bayram ve yaş günleri ve ameliyat sonrası aldığınız hediye altınlardan hiç bahsetmiyorsunuz. Ancak bu itiraf bütün bunları açıklamaya yetiyor. 

 bunlar elden giderse kişi hediyelerden olacak, o zaman iş biraz zora girecek, işte esas sıkıntı burada. Başka ne diyeyim. 

“ulan bu grubun hakimi ben olucam,” (k.6.m/Fark’o) Şu seviyesiz utanç dolu ayak takımı sözlere bakın “ulan” mış. Şu adiliğe bakın. O sözü söylediği kişiye, (Va..Su.. Anne) ye daha evvelki geçen sayfalarda ki ifadelerin bellidir nasıl bir karakter yapısıdır akıl ermiyor. Bahsettiğin gurup asılda zaten ona ait bir gurup, onlar senin özel malların değildi ki, bizim sana emanetlerimiz idi, ama sen onları sahiplenince benliğin tavan yaptı onları kendi özel malın zannettin elinden gidenler içinde şimdi bağırıp çağırıp İftira yalan dahil etmediğini bırakmıyorsun, yap bakalım elinden geleni yap hayatta olduğumuz sürece neticesini göreceğiz. Yaptığının emanete ihanet olduğunun farkında bile değilsin. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) kim o (k.6.m/Fark’o). O zaman bende dedim ki, ben kardeşlerime açarım, en azından ben kardeşlerimi terk etmedim. Buna muhabbet eden 4 kişi olsa, yine razıyım, 4 kişi. Cenazeyi 4 kişi kaldırır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet. 4 kişi olsa biz çok daha hızlı yürürüz. Hemde döve döve. Anladın mı? Daha da hızlı yürürüz, şimdi baktımda ne 4’ ü ya. Kalanlarla arkada oyun oynayan yok. Şu yok, bu yok. Öyle mi T….’ cım? Sen ne düşünüyorsun? 

T….: Ben Tevhid noktasında, birlikte olmak geliyor yani içimden, eyvallah.

(Fark’o): Tam dayaklık kız ya.

T….: Destur rehberim, ben bir şey düşünüyorum yani, savunma hakkını hiçbir şekilde verilmemiş olmasını anlayamıyorum.

(Fark’o): Bende anlayamıyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu konuşmalara bakın ne kadar alicenaplar nasılda tek kale oyun oynuyorlar. Karşılarında kimse yok ye gürleyip duruyorlar, Savunma hakkı verilmemişmiş, (4,5-5) sene kime ikazlar yapılmış bunların hiç biri dikkate alınmışmı acaba.? İçinizden biriniz çıkıpta bu arkadaşın neler yaptığını bildiren oldumu? Bundan sonra anlasanız ne olacak anlamasanız ne olacak. 

Bende size şunu sorayım sizlerin karşınızda, kendisine dolayısı ile sizlere (15) hizmet eden (Cem’o/Bab’o) ya karşı ne tarikat nezaketine nede insanlık nezaketine uymayan bu kadar adi suçlamarı dinlerken hiçmi vicdanınız biraz sızlamadı içinizden bile olsa bunlar nasıl bir ağzın sözleri, bu bayağı ağızda incelik ve nezaket kalmışmıdır diye düşünmedinizmi.? Ama sizde de ne yazıkki bu sahte incileri asıllarından ayıracak ölçü kalmadığı için, karşınızda döktürdüğü bütün safsata aslı olmayan haykırışları, bir marifetmiş gibi dinleyip alkış tutunuz, neticesini de siz düşünün. Buyurun birlikte olun nasıl olursanız olun isterseniz gece gündüz hiç ayrılmayın. 

Kendi ifadesiyle Aynı kitap sayfa (223-224). Gidenlerin bazılarını “iki kocalı bazılarını yedi kocalı Hürmüz” ilan eden kişinin, kendi anlayışına göre o zaman orada kalanlar iyi düşünsün bakalım, kızmak yok. 

Bu ifadesinin tam tersi olan. Onların hepsi bu sefer “tek kocalı hürmüsler” olmuyorlarmı? 

Ancak ben sizleri bundan tenzih ederim, ben böyle kelimeleri kimse için konuşmam, ancak bizlere yapılan hakaretlerin kendine döneceğini ve o zaman onun bütün sözlerini alkışlayan kimselerin, nasıl bir yanılgı içinde olduklarını kıyasen belirtmiş oldum. 

Avami bazı tarikat düzeyi konuşmalarda bu seviyesiz konuşmalar olur ancak gerçek Hakk ehilleri bu tür nefsi konuşmalarla vakit kaybetmezler. (Cem’o/Bab’o) da bütün ömründe böyle konuşma ve hakaret dolu yakıştırmaları kimse için yapmamıştır. Ancak şimdi “nefsi müdafa hakkı doğmuş olduğundan” Onun seviyesine inip onun lisanı ile cevaplamak zarureti hasıl olmuştur. İdraklerinize havale ederim. (Cem’o)

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 (Konuşmanın devamı.)

T: Bu şekilde çok makam olarak baktığımızda, ...... dinleyerek (Fark’o): evladım firmalarda nasıldır bunlar. Teftiş kurulu gelir. (suçlama olduğunda bile) Teftiş Kurulu, teftiş eder, raporunu bildirir. Ondan sonra derler ki, savunmalı der, di mi? İhtarı vardır, ikazı vardır, dedin de dinlemedik mi? Hayır. Ben yaptım oldu. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “Teftiş Kurulu, teftiş etti, daha o günlerde (200) sayfalık raporunu hem sözlü hem yazılı bildirdi.” Ve (4,5-5) sene bekledi, ancak bahsi geçen kişi bunların hiç birine karşılık vermedi bazılarına, tamam böyle yapacağız dediği halde hiç birinde düzelme olmadığı gibi. Ayrıca dahada yeni yeni kurallar icad ederek yeni hükümler koydu bunlara uymayanlarıda hakir gördü ve kimseyi konuşturmadı sadece kendi sözlerinin doğruluğuna inandırmaya çalıştı. 

“dedin de dinlemedik mi?” Evet hiç biri dinlenilmedi yukarılarda bütün kayıtları vardır, buraya kadar okunduğunda zaten onlar görülecektir. Şimdi ben sorayım eğer bütün bu ikazlar ve uyarılar, teftişler. Eğer gerçekten dinlenilmiş olsaydı durum bu hale gelirmiydi, bu kadar yazılara ve zaman kaybıma gerek olumuydu? 

 “Ben yaptım oldu.” Sen yapacağını yaptın ama ne oldu ise bir zaman gelecek neticesine katlanacaksın. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bunu kim yapar, Firavun. Neyle şuçlanıyorum ben, firavunlukla. E söz sahibine aittir kardeşim, sen suçladığın şeyi sen yapıyorsun, ama ben bunu diyemiyorum. Size söylüyorum, yani o yazımda bunları söylemicem. Söz sahibine aittir dicem sallıcam atıcam yani, açık belli. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Nasıl bir akıl ve hastalıklı değerlendirme, yukarılarda görüldüğü gibi kendisi (Cem’o/Bab’o) yu açık olarak firavunlukla, ve diğer düşük vasıflarla suçlayan sanki kendi değilmiş, bende kendi sözünü kendine kendi yazısı ile . “E söz sahibine aittir” devip iade edip yolumuza devam edelim. Oda sallamalarına atmalarına devam etsin dursun, zaten yaptığı tam da bunlardır. Ancak düşünemediği bir şey var. Bir zaman gelir o sallayıp atılan şeyler kişinin kendi başına düşer, Bizden hatırlatması, sonra pişmanlıklar içine girdiğinde, kendisine “kendi düşen ağlamaz derler”. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi ben ne diyebilirim, ilmine bir şey demiyorum o ilim zaten onun değil. Fususil hikemden , Hz. Mevlanadan şurdan burdan alınmış, çok güzel derlenmiş toparlanmış, gelin bizde istifade edelim, e çok güzel demesek de dahi, güzel, tamam toparlanmış. İyi ama onu tatbikat etmezsen, şöför kitabını, nasıl çalışıyor diye eline almışın, iyi güzel, bende okuyorum, tamam gördük, peki şöför kitabında araba kullanabilir misin? Soruyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “İlmine bir şey demiyorum.

-------------------

 Hayret doğrusu ne büyük iltifat. Göklere çıktım. Eğer gerçekten bu ilmin ne olduğunu anlamış olsaydı bu hale düşmezlerdi! (Cem’o)

------------------- 

İlim zaten onun değil. 

-------------------

Gene hayret doğrusu, yukarıda verdiğini hemen arkasından gelen cümle ile aldı. O zaman bir karar ver kardeşim, varsa bu ilim kimin? İyice açıklada kendi kendini hiç olmazsa yalancı çıkarma. Hangi taraftan bakılsa diğer taraf yalanlanmış oluyor. Ayrıca bunlar seni ne ilgilendirir, birilerinin ilmi varmış veya yok imiş sana ne, sana mı düştü bahsettiğin yeri yargılamak, madem orada böyle bir ilim yok idi, o halde (15) sene bu ilimsiz kimsenin peşinde neye dolaştın, diye bu sözleri söyleyene sormazlarmı? Nasıl bir çelişki içinde olduğunu halen daha anlamadınmı.? (Cem’o)

------------------- 

Fusus’ul Hikemden Mevlanadan şurdan buradan alınmış çok güzel toparlanmış, alınmış. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki ifadelere bakın “Fusus’ul Hikem ve Mevlana” nın yanına “şurdan buradan alınmış” bilgileri koyabilen bir kimsenin ilim anlayışı nasıldır. Demekki ona göre tevhid ilmi şurdan buradan alınan ilimlerle karıştırılmış değeri düşük bir ilimdir, veya bahsettiği kişi öyledir. Olabilir iyi de, onu ne ilgilendirir ki. Bahsettiği kişi hakkında onun ilmini tetkik ekmek için bazı makamlar ona görevmi vermişlerdirki, ordan buradan toplanmış, diye rapor verebilsin, pes doğrusu. Ne demek istediği aslında açık. Bahsettiği kişiyi attığı iftiralar ile, gayesi küçük düşürmek. Sana ne kardeşim onun ilminden, diye sormazlarmı insana.? (Cem’o) 

------------------- 

çok güzel toparlanmış, alınmış. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Sana ne kardeşim isyan bayrağını çektiğin kişinin ilmi veya ilimsizliği seni ne ilgilendirir. Ayrıca bu kişi ile bukadar ilgilenmenin sebebi ne, yolunu mu kesti? Tavuğuna “kış” mı dedi. Yoksa işin içinde başka bir kurt yeniğimi var. Bunlarla istersen gene avun dur, sen bilirsin ancak gerçekten. “er ve mert” ol, belki böylece bundan sonra geç bile olsa biraz olsun istiğfar et de, belki biraz kalbin yumuşama yoluna girer. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bir cihaz geldi, efendim kullanma talimatı burda, ya boşver servislerden adam çağırırız hıhı. Kitapta ….. yani ben burda haşa, suçlamış gibi değil ama, tatbikatlarda tespit ettiklerim bu. Yazıda ben bunları gördüm. İyice oku bak.Teslimiyeti artsın diye, Yav şimdi bazıları var, hakkaten onları ben çok seviyorum yav, özel seviyorum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıda ki ifadelerden ve ne olduğu anlaşılmayan bu kelimelere siz olsanız nasıl cevap verirdiniz. Suçlamazmış ama! suçlamayan kişinin Şu haline bakın yukarıdan beri suçlamadığı hiçbir şeyimiz kalmamış. 

Tatbikatlarımız da yanlışmış! Birde hangi ölçüye Göre yanlış olduğunu bildirse idi de bizde ona göre kendimizi düzeltsek ve kendine teşekkür etse idik. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

A…..: Sevgisinde leke istemiyor böyle, o onun için (Fark’o): Lekesiz olmaz. Çocuk dünyaya geldiği zaman, üzerine leş gibi kanlar olur. Kusura bakmayın böyle çocukça şeyleri bırakın, böyle hayalleri bırakın. En pis çamurdan meydana geldik biz, üzerine çamur sıçrasa ne yaparsın. Lekesiz istemiyorum sevgisini, bunlar boş konuşmalar. Boş konuşmalar. Bizde istemiyorduk. 40 yaşından beri burda neler gördüm ben, en güvendiğim yerlerde, en güvendiğim kişi tarafından, en aşık olduğum kişiler tarafından, işte ben şu anda söylüyorum.

G: Bayanlarla arası nasıldı diye, birde resimlerden bahsederken, resimdeki laubalilik, (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıdaki cümlelerden anlayanlar var ise bana da anlatırsa memnun olurum. Kendi de zaten açık olarak ifade ediyor. “bunlar “sana ait” boş konuşmalar. Boş konuşmalar.” İyiki anlamışsın ama birde bunları biraz kendini kontrol ederek söyleseydin, bu zavallı durumlara düşmezdin.

Sen kırk yaşında başlamışsın ama (Cem’o/Bab’o) bu sahaya on beş yaşında girdi o günden beri de hep hizmettedir. Biraz düşünsende öyle suçlasan senin için daha iyi olurdu. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

(Fark’o): Temin içeri girdim. Bir kardeşle beraber hususi, konuştum. O yatakta oturuyordu. Olabilir mi böyle bir şey yav. Ben kardeşlerle resim çektirirken, hani işte vücuduna değmiş hani biraz yer olsun diye tutmuşum. Bunlar hepsi benim evladım sağolasın, şöyle tutmuşum (Va..Su.. Anne) ordan bakıyor, kadına dokunmuşum. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bahsettiğin haller şeraite göre yanlıştır, İstisna-i bazı hallerde olabilir bu hususta güven şarttır. Ancak her şeyin bir adabı vardır, adab-ı muaşeret hayatın dengelerini korur, (Va..Su.. Anne) de bunları bilir ve riayet eder, Bahsi geçen resimler (Cem’o/Bab’o) nun evinde çekilmişti. Bahsi geçen kişi ve çevremizdekiler de (Cem’o/Bab’o) nun arkasında toplanmışlardı bu arada (k.6.m/Fark’o) da arka taraftaydı ve önünde olan bayanların, ellerini omuzlarında aşağıya indirip uygun olmayan bir şekilde orada tutarak böylece resimde yer almıştı, bende bu durumu resmi gördüğüm zaman gördüm gerçekten hoş bir görüntü geğildi, Bir kimse hangi vasıfla olursa olsun bu şekilde başka bir bayana elleri ile temas edemez. 

Eğer o kişinin eşi oğlu veya sorumlusu, bu manzarayı görse vereceği tepkinin ne olabileceğini düşünmemiz lâzımdır. Bu çok yanlış bir davranıştır. Kim olursa olsun herkes için şeriat kuralları geçerlidir. 

“vücuduna değmiş” miş, başka bir bayanın uygun olmayan bir yerine ellerinin değmesi, Nasıl bir cür’et ve aldırmazlıktır. 

(Va..Su.. Anne) Bunu hatırlatınca, Bu hatırlatma, (k.6.m/Fark’o) nun aklına göre suç olmuşta bizleri bununla suçlamakta. Şu acayıp akıl anlayışına bakın. Siz olsaydınız nasıl davranırdınız. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

G: Hayır resim çektirirken onlar laubali resim, (Fark’o): Ya benim bütün kardeşlerim değerlidir nazar almışlardır. Şimdi bana ağır geldi. Acaba bu icazet verebilir mi? Veremez mi? Yav senin bana ilk geldiğin zaman da, icazet alıcak, almayacağınızı düşünüyormuydunuz? Bana ters geliyor şimdi, ben bu şekilde düşünüyorsa abi git sen diyorum, git. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“resim çektirirken onlar laubali resim,” Hayret bir şey bu ne nezekâ. Nasılda anlamış. Ne yazıkki orada kalanlar iblisin nazarını almışladır. “Selâm selâm selâm” Diyerekte yukarıda da olduğu gibi, İblisin selâmını almışlardır. Onların olsun. 

Diğer cümleler ise akla ziyan ne denmek istendiğini anlayan varsa banada anlatırsa iyi olur. 

“abi git sen diyorum, git.” Şu cümleye bakın, hangi sınıfın edebiyatıdır çözebilen varsa tebrik etmek lâzım tam bir edebiyat sorusu bilen olursa en az (100) puan alır. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

M…..: ..... ama sabah kalktım, kalbim, böyle çekiyor, buraya. Kalbimi dinlemek durumunda kaldım (Fark’o): Fetfayı gönlünden alıcaksın. 

M….: dedim ki ben, bir anda kesersem.... yıllardır aradım. Kesersem, nasıl balık karaya vururda, susuz şeysiz kalır ya, ben de öyle düşündüm, ben de bir anda böyle kesersem...........bakıyorum böyle kalbim içinden çıkacak gibi oluyor yani .... o yüzden ben, 

M….: (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) İyi yapmışsın ait olduğun yeri bulmuşsun sakın oradan ayrılma, nefsinden ne güzel istikamet almışsın yolun sana uğurlu olsun. 

(Fark’o): Fetfayı gönlünden alıcaksın. 

Kişide eğer varsa, fetfa gönülden alınır. Yoksa oradan hayal ve vehim alınır, çok tehlikeli bir sahadır onun ayırt edilmesi için mutlak bir irfaniyyet gereklidir. O da orada olmadığı, bu kadar ifadeler içinde açık olarak görülmektedir. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.)

(Fark’o): Aynı fikirdeyim, beni de kalbim buraya çekti. Ben kardeşlerimi bırakamadım. Onun için diyorum mecburum anlatmaya, çok özür dilerim bu sıkıntılı konuları, sohbet yapmış oldum, ama bu bilgilendirmeyi yapmak mecburiyetindeyim, çaresizim daha fazla var ama, çarşamba daha fazla konuştum ama, artık sıkıldım. Anlatabildim mi? Artık ben bayrama gelmek istiyorum. Zaten az kaldı. Birkaç günde, bayramda kurbanların kesilmesini istiyorum, geri kalanları, kendi evimde görmek, aşağı yukarı kaç kişi oldu, misal 20 kişi, 25 kişi, civarındaki olan şeyle 30 kişi, yani, (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Aynı hayal fikirleriniz sizin olsun. Anlaşıldığına göre daha fazla sı varmış ama, içinde tutmuş. Hızını almışken hepsini deseydin de içinde kalmasaydı. Belki gıyabında konuşup yaptığın “Nemmamlık” tan dolayı (Cem’o/Bab’o) ya daha çok sevap kazandırırdın. 

“fazla konuştum, ama, artık sıkıldım.” Şu itirafa bakın, fazla, gereksiz ve iftiracı konuşmalarından sıkılmış. Ne olur hadi biraz daha gayret et, eğer tahta mermilerin biraz daha kalmışsa kuru Sıkılarına devam et. Cevaplarını verirken nasıl bir akıl tutukluğu yaşandığını gördükçe, bu kadar vefasızlığın nasıl olabildiğini hayretle görüyorum. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) banko oynadığım bazı kişiler gitti. Ama bi de gelipte gittiler. Eyvallah hepsini seviyorum, hepsine Allah hayırlar versin. (amin) Anlatabildim mi? Ama onlar, hele gelip gittikten sonra, bir daha gelipte efendim olmuyor ne olur bir daha gelebilir miyiz? Hayır. Düşünmek istiyor, eyvallah ama geldin, mailini gönderdin, tekrar mail de bana gittin. 

Yüzleşemedin mail ettin, eyvallah. Bak neden telefon edip söylemedin demiyorum. Çünkü, zor gelecek, ağır gelecek eyvallah, efendim tekrar gelebilir miyim? Hayır. Gelme, gelme sanki o kişiler geldikleri zaman, öyle mi Ü….’ cim, icazet var mı, yok mu diye mi gelindi buraya? Hele Ü…. Hn, bindik alamete gidiyoruz kıyamete dedi. Buraya gelenler icazet için mi geldi. (allah, allah için) Bende onu anlamıyorum. O zaman gelme abi. Sen mülktesin firavundasın daha. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“banko oynadığım bazı kişiler gitti.” (k.6.m/Fark’o) Bu telâş ve feryatların sebebi galiba şimdi anlaşılıyor. Bundan sonrasını siz kendi içinizde tefekkür edin. Telâşa bakın, “Banko oynadığı” Sanki Bu insanlar onun oyun aleti imiş, ve istediği gibi oynarmış. Onun tabiriyle banko oynadıkları giderse, diğerleri nasıl olsa gider durumuna gelmiş, telâş bu sebebten. 

Ancak ben meseleye biraz daha başka yönden bakacağım. Aslında o banko oynadığını söylediği kişi, kendisi hakkın da banko oynamış idi. Ama zaman içinde söylenenlerle yapılanların, hiçbir şekilde uymadığını gördüğü zamanki hayal kırıklığını yaşayan, o ve diğer hakikati görenler nereye banko oynadıklarını görüp o yüzden yaklaşık (7/8) senelik bir iflâsa sürüklendiklerini gördüler. Bundan sonra tekrar bu oyuna düşerlermi? 

Bahsi geçen kişi sanki bulunmaz bursa kumaşı, Öyleye kişiler kapısında sıraya dizilmişler sabah akşam orada nöbette bekliyorlar da, “tekrar gelebilir miyim? “Dediklerinde” Hayır. Gelme, gelme” diye ahkâm kesiyor. 

Yukarıda ise, “banko oynadığım bazı kişiler gitti.” Diyor. Bekle belki gelirler hayale düşürnek için iblisten ümit kesilmez, bu hususta “iblis siret pirin” de yardımcı olur merak etme. Böylece de, “bindik alamete gidiyoruz kıyamete” diye nara atarak yolunuza devam edersiniz ne güzel bir başarı ve netice olur. “bindiğiniz alamette” giderken kıyamete sizi seyretmek epey ibretli olacağa benziyor. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

V: O kesmeye karar vermiş, onları da sebep bulmuş.

(Fark’o): Evet, altyapıyı hazırladı. 

V: Halifem yani bunlar için (Fark’o): Bunu anlamanız lazım. Ben esas bunu vurguluyorum. Yani 

V: Halifem, bu yaptıklarınızı eksik bile hani suçlamalar eksik bile, hani suçlamalar eksik, iki katını bile koysaniz, onun karşılığı azledilmek değil, değil halifem. Eğer hakikaten piriyet makamı tamam gelip düzeltseydi, düzeltseydi halifem. Hepimiz hata yapıyoruz. Biz de bu kapıda yapıyoruz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“eksik bile hani suçlamalar eksik bile,” Allah Allah, şu ifadelere bakın, nasıl efelik taslıyorlar. Yapılan iftiraların ve suçlamaların ne kadar küçültücü ifadelerle yapıldığını sizler orada olanlar sanki hiç duymamışlar da hızlarını alamamışlar baksanıza, atın, atın bakalım saha açık, attığınız saçmaları sırası geldiğinde nasıl toplayacaksınız o zaman, bu gün nasıl bir şey yaptığınızı işte o gün anlayacaksınız, ama iş işten zaten çoktan geçmiş olacaktır. Ama zaten bilindiği gibi “eden bulur” denmiştir. İnleyen ölür.

Onu azletmemek için ikazlarla (4,5-5) sene bekledim sonra “umutsuz vakı’a” olduğu anlaşılınca kendi tutumu yüzünden kendi kendinin azline sebeb oldu. Çok merak ediyorsanız, kendisi hakkında düzenlenmiş düzenlenmiş (600) sayfadan fazla olan üç dosyayı kendilerine göndereyim. Çünkü onun iftira ettiği gibi şu an onların hiç biri yayınlanmadı. Mademki yayınlamamış kitaplar için yayınlanmıştır diye açık olara iftira ettiğinden ve yalan söylediğinden, buna karşılık bu kitapları yayınlama hakkını bana vermiş oluyor, uygun bir zaman da bende siteye yükler ilgi duyanların okumalarına açarım, işte o zaman şimdilik bizim bildiğimiz çevirdiği dolapları başkaları da öğrenmiş ondan kenlerini korumalarının yollarını araştırıp ibretlerle dolu bu dosyalardan inşeallah faydalanırlar. 

 Bunlar kişilerin sırlarını ortaya çıkarmak değil hayatın yaşanan gerçeklerinden bir gerçek olan bu tür sahalardan ve kişilerden kendilerini korumak için birer kıyas ve ölçü olur. Ayrıca bu, dosya da dahil hepsi rumuzlarla hazırlanan senaryo türü dosyalardır gerçek şahısların isimleri hiçbir zaman belirtilmemiş gizli tutulmuştur. Gerçek böyle olduğu halde konuya mevzu olan kişi (Cem’o/Bab’o) yu hiç utanmadan yukarılarda görüldüğü gibi alçakça üzerine atmadığı iftiralar kalmamıştır. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

(Fark’o): Sen bana o ikazi yaptın mı? Diyo ki bana yaptım. Diyo. Yapmadın. 

V: Gelsin açıktan, herkese birlikte atsın ve size davet etseydi, açıkca söyleseydi ve bunlar yanlış düzeltelim deseydi. Kesmek için sebep halifem. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu kişiler gerçekten ne yaptıklarından habersizlermiş tamamen hayal iftira üzere bir savunma oluşturmuşlar atıp tutmuşlar. 

Aynı şeyi ben onlara sorayım! Madem böyle bir ihtar ve ikaz aldınız neye bana gelip açık olarak bahsedilen konuları açıklamadınızda hemen karşı atağa geçip yukarıdaki ve diğer yazılardaki iftira ve yalanları üstümüze atma yoluna gittiniz. 

(Cem’o/Bab’o) yu suçladıkları “ikaz yapmadın” sözünün cevapları yukarıdan beri defalarca verildi, şimde birde hepsine gönderilen (Dosya-1-) de geçen söz ve yazıları okusaydınız şahsım için sarfettiğiniz bu sözlerden utanır yerin dibine girerdiniz. Ve bu zavallı duruma düşmezdinin (Cem’o/Bab’o) karşınızdaki kişi gibi ne iftira eder nede yalan söyler, o sadece doğruyu söyler ve kayıt tutmasının ne kadar elzem olduğunu söyler ve konuşmaları müşahede ve kayıtlara dayanır. 

Aşağıda birinci sayfası alınan dosya kitabın tamamı sizlere (26) sayfa olarak gönderilmiştir neden sizlerle karşılıklı bunları anlatmadığım tarafınızdan suçlanmaktayım. Benim düşüncem şöyle idi. 

Uygun bir gün sizleri hep birlikte (k.6.m/Fark’o) nun evinde toplayıp, (k.6.m/Fark’o) yu da karşı dairesine gönderip orada sizlerle (k.6.m/Fark’o) ailesi olmadan bütün yapılanları araştırmak idi ancak aşağıdaki yazıdada ifade edildiği gibi buna zamanım müsaade etmediği için bende aşağıda belirtilen çözümü bularak sizlerinde bildiğiniz gibi bütün bu yaşananları yazı ile bildirmeyi ve hepinizi telefonla arayarak fikirlerinizi almaya çalıştığımı eğer hatıralarınızı biraz tazelerseniz hatırlarlamanız her halde zor olmayacaktır. 

Hadi bakalım şimdi bunları düşünerek gene yukarıdaki suçlama atışlarına devam edebilecekmisiniz? vicdanınıza havale ediyorum. Kendi hesabınızı kendiniz görün. (Cem’o/Bab’o)

--------- 

ÖN SÖZ GİRİŞ 

 Hayırlı geceler evlâtlarımız, gayem bu dosyayı sohbet şeklinde size karşılıklı kendim okumak idi, ancak bu süreyi beklemekle, epey gecikmiş olacaktım çünkü, bunu size karşılıklı okumam, Kasım ayının başlarına kalacak idi çünkü ondan evvel seyahatlerimiz olacağından, bunları sizlere ulaştırmam mail ile olması daha uygun olacağını düşündüğüm için buradan sizlere ulaştırmış oluyorum. Ayrıca bildiğiniz gibi birçoğunuz ile de telefonla zâten görüşmüş olduk. 

 Neyazık ki gene bir nahoş hadise ile karşılaştık. Bu olumsuzlukların daha fazla uzamamsı için vaktiyle sizleri bunlardan haberdar etmek istedim. Vaktiniz oldukça, yavaş yavaş bu dosyayı sonuna kadar okursunuz. içinde neler yapılacağı yazılıdır. İçindekileri okuduktan sonra hür iradeleriniz ile ne yapacağına sizler kendi haklarınız olarak nasıl karar verirseniz öyle hareket edersiniz. Hakkınızda hayırlısı olsun İnşeallah. (Cem’o/Bab’o) Esselâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü, sayın evlâtlarımız. 

Bu dosyayı sizlere göndermem, hasbihal “has bir hal” yapmak içindir. Ancak bu “has bir hal”i yapmak, uygulamak için her birerlerimizin de, kendi iç âlemimizin nefsten, uzaklaştırılmış ve arındırılmış, olarak has ve öz olan ruh hallerimizde olmamız lâzımdır. 

Şu an sûret olan kendinizi, ilgili her şeyinizi, bir tarafa bırakıp, sadece bir gönül ve vicdan olarak, “okuyacaklarınızı” sabırla sıkılmadan bitirmenizi tavsiye ve rica edeceğim. Çünkü bahsedilen mevzular sizler için hayati önemi olan konulardır. Tebliğin okunması bittikten sonra herkes hür iradesi ile kabul eder veya etmez kişinin kendi bileceği iştir. 

Yaklaşık (43) senedir (19X2) senesinden beri, adedi sayılamayacak kadar çok konuşmalar yaptım, yazılar yazdım, bunların içinde türlü mertebelerden mevzularına göre bazen hüzünlü, bazen sevinçli, bazen üzüntülü, bazen de çok üzüntülü, konuşmalar ve yazılarım vardı. 

Bu günde gerçekten hiç yapılmasını istemediğim bir konuşmayı “tebliğ” yapmak zorunda kalacağımdan üzgünüm bunu da baştan belirteyim…………………………………………………………………….. (Cem’o) 

------------------- 

 Yukarıdaki ve mevzu ile ilgili bütün bölümleri okuyup umarım kendinizi vicdanınızla baş başa kalıp, bir öz eleştiriden geçirirsiniz. 

 Bahsi geçen sizlerede gönderilen yazı. Bu kitabın (35/42) sayfalarında vardır unutanlar geriye dönüp tekrar hatırlamak için okuyabilirler. Eğer biraz vicdankarı kaldı ise ne yaptıklarını bir düşünler kendileri için iyi olur. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

(Fark’o): Ki o düzeltme dediği şeyler var ya, içtehat, o da ayrı konu. Onlar yanlış değil. Şimdi orada sıkıntı şu oluyor, bak.. Toplumda bu vardır. İlericilik dediğimiz nokta var. İleri geri kavgası her zaman vardır. Dinde de bu vardır. Şimdi müteşabi olan ayetler belli bir zaman sonra devre ve zamana göre muhkemleşir. Evvelden dolmuş yoktu. Minibüs yoktu. Bilmem ne yoktu. Araba vardı, şimdi onlar çıktı. Yani nakliye deyince bunlar çıkıyor senin karşına. Evvelden şarap dediği şeyde şurup dediği nokta da bugün, bu sefer içki yoktu abi, o demiyor olmaz. Ordaki olayın manası vardır. Şimdi ben soruyorum. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden bunları söyleyen kişinin nasıl bir ruh halinde olduğu açıktır güya bunlar çok tutarlı konuşmalarmış gibi kıyaslar yaparken ne dediğini anlayan varsa bana da bilsin minnettar olurum. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

-------------------

 Kurban diyo, yalnız erkeklerin işidir. Allah allah. Cuma namazı yalnız erkeklerin işidir. Hayır öyle birşey değil. Ya eyyühel ellezi amenü, ey iman edenler. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

* “kurban, cuma erkek işidir diyo. (k.6.m/Fark’o)

--------- 

Yoksa sen yeni şeriatmı getirdin de, bizim bundan haberimiz yok, evde evin erkeği varken kadın başına insanları istanbulun bir ucundan bir ucuna ve bayramın üç üncü günü kurban kesmeye gitmeye zorlamak kimin şeriati kimin kanunudur. Böyle zorlama kurban olurmu. Küçük baş hayvanlar bir kaç kişi ile kesilince kurban olmaz, sadece senenin her hangi bir gününde kesilmiş et olur, yenmesinde mahsur yoktur. O kimseleri hiç olmazsa kurban oluyor diye, temiz gönüllerini aldatma. Kendilerine kurban vacib olmayan kimselerin, kurban vaadı ile katmaya çalıştığın o paraları belki daha öncelikli bir ihtiyacına harcaması lâzım gelebilecek idi. Sen kişilerin bütçelerine ne karışıyorsun bırak kişiler kendi kararlarını kendileri versinler. Hiçbir şey bilmiyorsan bari biraz ilmihal okuda bunların erkek işimi bayan işimi olduğunu öğren, iyi olur. Bütün bunlardan sonra sana güvenipte, tabî kurban ismi ile et kestirecek bulabilirsen. (Cem’o)

--------- 

 cuma erkek işidir diyo. (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Bu arkadaşa insanın, acaba “ayda”mı yaşıyor demesi geliyor. Ben Cuma erkek işidir diyormuşum! Bunu bilmeyen Müslüman varmıdır bu husus cumanın ilk şartıdır. Bu yüzden erkelere farzdır, bayanlara farz değildir ancak kılmak isteyen bayanlara da zaman zemin müsait ise mani yoktur, bu ifade de bir yanlışlık varsa söylese de bende bilsem. (Cem’o)

--------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

V: O zaman Kabede kadınları, kapıda tutsunlar, halifem. 

--------- 

 Bu kıyasla ne denmek istenildiğini bir anlasam veya anlatsalar ne iyi olur, fıkhi bir mesele daha öğrenmiş oluruz. Şak şak’çılar hazır (Cem’o)

---------

 (Konuşmanın devamı.) Erkeklerin işidir diye bir şey yok. Erkek kesiyor, bilmem ne kesiyor , ordaki kesen, erkek kesiyor zaten. Hayır erkek gidecekmiş vekalet vermeye. Benim anlayışıma göre, ordaki er kişidir. Gidiyor vekaletini veriyor. Neye istinaden, dergâh, orda dergâhtır. Orda esas olan . Çünkü o dergâh. Dergâh neresidir diyor? (k.6.m/Fark’o)

--------- 

“Dergâh selam alan gönüldür.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Daha yukarılardaki sayfalarda sana gelen selâmın (selâm selâm selâm) ın nereden geldiği belirtilmiştir. Hani derlerya, “sen bu abdestle çok namaz kılarsın” bu bir terimdir sen aslında namazda kılmazsın ya oda zaten seni ilgilendirir. (Cem’o)

--------- 

 Yukarıdaki anlatımlarla güya Kurb’an hakkında ahkâm kesiliyor bunlar zaten bilinmeyen şeyler değilki. Benim belirtmeye çalıştığım, orada yapılan uygulamanın yanlışlığıdır. Bu hususta kendilerine gönderilen (dosya-1-) Kurb’an meselesi de kendilerine izah edilmirtir. Yukarıdaki ne olduğu belli olmayan suçlayıcı yazıdanda anlaşıldığı gibi kendilerine gönderilen yazılarımız hiç okunmamış, veya okutulmamış ki bu kadar cahilce suçlamalar yapılmıştır, eğer o zaman okusalardı bugün bu gülünç ve acınacak duruma düşmezlerdi. Bu kitap dosyanın da (38) inci sayfasında kayıtlı olan (kurb’an) mevzuunu zahmet olmazsa tekrar okusunlarda, sonra tekrar yazdıklarına da baksınlar bakalım biraz olsun hem vicdanları ve yüzleri azıcık olsun kızaracakmı? Hiç zannetmem ama olsun ben hatırlatmış olayım. (Cem’o)

************** 

 ………………………………………………………….Ayrıca (Kurb’an) meseleside ayrı bir sorundur. Gene bizim haberimiz olmadan bu hususa da başlamak edep dışı bir davranıştır. Çevresindeki insanları böyle bir hususa yönlendirmek o kişilerin istedikleri yerde kurb’an kesme haklarının ellerinden alınmasıdır. Kurb’an kesme evde kadınların işi değil erkeklerin karar verip kendilerine ve bütçelerine uygun gelen biçimde istedikleri yerde kurb’an kesmeleri, kendilerinin öz haklarıdır. Bu hakkı kimse kimsenin elinden şu veya bu sebeb ile, hele ma’nevi baskı ile böyle bir tatbikatın yapılması mümkün değildir. 

 Ayrıca birkaç kişinin oluşturduğu bir bütçe ile küçük baş hayvan alıp kesmek kurb’an olmaz, ancak koyun kesilmiş olur, bu ise kurb’an hükmüne girmez. Bu husus baştan aşağı yanlış bir faaliyettir. Bayramın üçüncü günü kesilen koyunun bayrama hiç faydası olmaz, hayvan kesme yerine davet edilen o kimseleri de bayramın üçüncü gününde orada toplamak olmaz, çünkü bayram dolayısı ile, her evin kendi telâşı gelen giden, aile mensupları olduğundan, bir ev hanımının bu misafir varsa dışarıdan gelen aile fertlerini evde yalnız bırakıp. Evin beyinin işi olan kurb’an vecibesinin hanımlara uygulatılması başlı başına yanlış bir uygulama ve zorlamadır. 

 Bahsedilen sınıf kapatılmış olduğundan, zâten bu uygulamanın yapılabilinmesi için bir dayanakta kalmamıştır. Bu durumda kurb’an kesimi tabiriyle toplanan bütün paraların sahiplerine iade edilmesi sistem gereğidir ki bu yüzden vakitlice onlarda bütün kurb’an kesecekler, kurb’anlarını kendileri hür bir şekilde, ya bir kuruma veya kendi başlarına kestirsinler. 

 Kurb’an kesilmesi küçük baş hayvanlarda ortaklaşma olamadığından müşterek hayvan keseceklerin zaten böyle bir mükellefiyetleri olmadığından o paraları ile daha başka bir ihtiyaçlarını görmeleri daha uygundur. 

 Dolayısı ile kurb’an hükmü ile toplanmak, kim ne kadar ücret yatırılmış ise bunların hepsinin iadesinin talebi kendilerinin gerçek haklarıdır. Henüz daha niyeti olup da bu parayı yatırmamış olanların ise o ücretleri oraya vermeleri hiç gerekmez, kendi kurb’anlarını kendileri halledebilirler her halde bundan aciz değildirler. 

 Ayrıca, zaten kendisinin bütün vasıfları kaldırıldığından, bu uygulamanında tatbiki mümkün değildir. Eğer yapılmaya çalışılırsa bir hakk ihlâli olur. 

 Ayrıca bu sürecin devamı şeklinde olarak, kararlaştırılan bütün sohbetlerde cumartesi dahil hepsi kaldırılmıştır. Zaten sınıf tabelâsi uygunsuz tatbikatları yüzünden kendisi tarafından indirilmiş olduğundan bunları yapacak bir mahalde ve kimse de, kalmamıştır. (Cem’o) Kurb’an aynı dosya sayfa (38)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi şöyle düşün. 6 kisi 7 kişi şu arazide namaz kılsa, birisi imam olsa, orası camii midir değil midir? Yani camii olması için, bina mı olması lazım? Camii midir, değil midir? Yani cami olması için bina mı olması lazım? Camidir. Şu halde selam alan gönül nerede olursa olsun sohbet yapıyorsa, kendinle veya başkasınla, neresidir o? Dergâhtır. Niye? Çünkü dergâh tarikatla alakalı şeriatın, kul, abd dediğinin tarikat noktasındaki şeyidir. Ee onu da reddediyor, yapma abi be. O zaman demek ki sen gönülden selam alarak yapmıyorsun demek. Olmadı, olmadı. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Sen gönülden selam alıp yapmıyorsun.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Yukarıdaki cümleyi anlamak mümkün ise, anlayabilen bana da bildirsin. Baksanıza bu muhterem mübarek zata, gönülden selâm alıyormuş, acaba Kendine gelen bu selâm nereden ve ne şekilde gelmiş? daha evvelki sayfalarda iman etmiş olduğu o sözlerin başında (selâm, selâm, selâm,) diye, üç selâm vardı onların bulunduğu sayfalarda açıklamaları yapılmış idi. Bu selâm olsa olsa, yukarıda iman ettiğini soylediği. (k.6.m) den geldiği açıktır, belki daha henüz bunun bile farkında olmayabilir. Bu satırları ve dosyanın tamamını belki tenezzül edip okursa o zaman gerçekten bir selâm geliyorsa nereden geldiğinide kolayca anlamış olacaktır. O zaman bakalım yukarıda belirttiği “bana selâm geliyor sana gelmiyor” diye bahsettiği ve küçük düşürmeye çalıştığı o selâmın kaynağını öğrene bilecekmi? Öğrendiğinde de acaba aklı başına gelecek, ve kime hizmet ettğini anlayabilecekmi.? Hayat kendi hayatı seçimi kendi seçimidir, ama bütün bu hayal ve vehimlerle o temiz insanları zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Allah muhafaza. (Cem’o)

------------------- 

 Selâm hakkında, (91-Biismi has selâm 13) isimli kitabı okuda selâm kime ve nasıl gelirmiş belki bir fikrin oluşur. Ondan sonra bu karalamalarını belki yeniden gözden geçirirsin aslında bu kitaptan daha evvelden de haberin vardı ama, onu da hiç okumadığın bu suçlamalarından anlaşılmaktadır. (Cem’o)

---------

Olmadı, olmadı. (k.6.m/Fark’o)

---------

 Bu olumsuz kelimeleri şimdi, benim için değil de, kendin için, benim dediklerim Olmadı, olmadı diye söyleyebilirsen, isabet etmiş ve böylece adaletli davranmış olursun. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi o zaman ne olmuş oluyor. Bu manada ben ayrılıyorum. Işte aynı vaziyette yine kitapta gördüm birşey. Hz Musa geliyor. Şimdi ben buna tenkit için söylemiyorum ama tespit. Hz. Musa geliyor, peygamber efendimizin miracında kapısında. Peygamber efendimizin miracında kapı yok be. Hi Hi Hi.. Sidreti müntehayi aşıyorsun, kapı falan yok. O kapıda hadis var. Böyle birşey tamamen Israile tevrattan gelen şey o kapıda duruyor. Peygamberimiz çıkıyor. Peygamberimiz çıkıyor, yok yok Muhammed, ben bilirim, onlar kaldıramaz diyo. Bak Kur-ana uymuyor. Bu niye uymuyor. Kur-an ne diyor. Nazar edeyim, seni göreyim. Nazar et ben seni göreyim. Len terani diyo. Bu ne? Musanın makamı bu. Museviyetin makamı bu. Iseviyet noktasından ledün noktası itibari ile 3 tane soru soran yakın geliyor. 3 soruda da hepsinde itiraz ediyor. Bu halde ki olan Musa, namazdaki miracına nasıl gidecek. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu yukarıdaki hiçbir mesnedi olmayan hayali atışlara/konuşmalara bakın. Sanki bu sahada ihtisas ve söz sahibi imiş gibi, birde hava atıyor. Şu cür’ete ve cehalete bakın. Nasıl bir cehalettir. Bu hadisi inkâr, Peygamberimizi mi’racı ve o gece farz olan namazı inkârdır. İslâm ve tasavvuf adına yapılan yukarıdaki suçlamalar peygamberimizi ve Allah’ın namaz emrini inkâr etmektir. Bu hadiseyi “israiliyetten geçme dir” demek bu kişinin gerçek ma’nâ da hak ve hakikatten hiç bir haberi olmadığının açık nişanıdır. 

Her bir kelâmın kendine göre bir rengi ve kokusu vardır, irfan ehli bunları idrak eder ve bir cümlenin “Rahmani veya nefsani” olduğunu ayırır. Bu ayrımı yapamayan kimse ise bu sahada fikir yürütmesi doğru olmaz. 

Hadisin tamamı irfaniyyet idrakiyle ve nuruyla görülüp okunduğunda bu hadis hakkında şupheye düşmek veya bu hadisin uydurma bir hadis olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun dışında hadis-i şerifi, uydurma veya İsrailiyetten geçmedir, gibi anlayış ve sözlerle inkâr edip kendine nefsi bir benlik verip, hükümsüz hale getirmeye çalışmak kadar büyük bir vebal, tahayyül bile edilemez. Nasıl bir inkâr ve isyandır hayret doğrusu. Bu tür safsatalar hep ucuz, ama karşılığı çok ağır veballerdir. Bu gün vicdanında yarın, âlemlerin sultanının karşısında, bu inkârını nasıl izah edebilecek doğrusu çok meçhuldur. (Cem’o)

--------- 

 (53/03) - O hevadan arzularına göre konuşmaz.

 (53/04) - O’nun konuşması kendisine vahy edilenden başkası değildir. 

 Diye bahseden âyet-i kerimeyi, ve risalet mertebesini inkâdır. Kendini açık olarak ifade ettiği kendi sözü olan “kâfir oldum” ifadesinin başka bir şekilde kabul ve ilânıdır. 

************ 

 (06/Mübarek geceler mirac bölümü) sayfa (45/48) den bahsi geçen mevzu hakkında ki Malik b. Sa’saa r.a’dan: Rivayet elden uzun bir Hadis-i şeriften özet aktarımdır. 

---------

Peygamber S.A.V. efendimiz Mi’rac hakkında şöyle buyur­muştur:

Malik b. Sa’saa r.a’dan:

Ben Kabe-i Muazzama’da, iki kişi arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi iman ve hikmetle dolu altından bir le­ğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, iman ve hikmetle doldurdular ve katır­dan küçük, merkebten büyük, Burak denilen beyaz bir hayvan getirdiler, Cibril ile birlikle gittik………………………………………………………………………… ………………………

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….Derhal bana “Beyt’ül Ma’mür” gösteril­di. 

Cibrile sordum. 

Cebrail “Bu, Beyt’ül Ma’mür’dur. Her gün yet­miş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar, çkarlar da bir daha artık oraya dönmezler” dedi.

 Bana “Sidre’tül Münteha” da gösterildi. 

Bir de ne göreyim, 

- Bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, 

- yap­rakları da, büyüklükte fillerin kulakları gibi idi. 

- Altından dört ne­hir kaynıyordu, ikisi batın, ikisi zahir. 

Cibrile bu nehirler hakkın­da sordum. 

- Cibril (as).: “Batın, yani görünmeyen iki nehir cennet­te, zahir, yani görünenler de Nil ile Fırattır.” dedi.

Bir rivayetle: 

sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki, orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.

Sonra üzerime elli (50) vakit namaz farz kılındı. Döndüm. 

Musa. (as)’a gelince, 

- Musa bana: “Ne oldu?” diye sordu. 

“Üzerime elli va­kit namaz farz kılındı.” dedim. 

- Musa (as): “Ben insanları senden daha iyi tanırım. Beni İsrail ile çok uğraştım. Senin ümmetinin buna gücü yetmez. Rabbine dön, bu namazları azaltmasını niyaz et!’ dedi. 

Döndüm, niyaz ettim. Allah bunları kırka indirdi. 

Sonra yi­ne Musa (as)’a geldim. Aynı şeyi söyledi. 

Döndüm, Allah namazla­rı otuza indirdi. 

Yine aynı şey tekrarlandı. 

Döndüm, Allah namaz­ları yirmiye indirdi. 

Yine Musa (as)’a geldim. Aynı şeyi söyledi. 

Döndüm, Allah’a niyaz ettim. Allah namazları beş vakte indirdi. 

Yine Musa (as)’a geldim “Ne yaptın?” dedi. 

“Allah namaz vakitlerini beşe indirdi” dedim. 

Musa (as) yine gidip, daha da indirmesi için Allah’a yalvarmamı söyledi ise de, ben: “Hayır, razı oldum” dedim. 

Bunun üzerine Allah larafından bir nida geldi: 

“Farzım ke­sinleşmiştir. Kullarıma gerekli kolaylığı yaptım. Her iyi iş mukabilinde de on sevap vereceğim”. *(1)

*(1) TAC Terc’ümesi çilt 3 sayfa 486 

--------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

-------------------

A: Hep kitaplar böyle yazdı halifem. 

--------- 

 Kitaplar hep böyle yazdı, ancak senin halifem dediğin zavallı kişi kendini bütün bu ulâma-i kiramdan üstün gördüğünden bütün islâmın kabul ettiği bu hadisi şerifi hemde alay konusu ederek inkâr etti, bu nasıl bir çür’et haddini bilmezlik ve iftiradır, akıl erdirmek mümkün değildir. Sizlerde alkış tutarak bu safsataları bir marifetmiş gibi dinleyip durdunuz. Durun bakalım durduğunuz yerde, bu durma ile nereye kadar gideceksiniz. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Işte ben onu anlamıyorum. Şimdi ben burada geldim. Burda patladım. Bugün bugün artık bugün bunu konuşurum. Susuyordum. Herkes şey çarşaf giyiyordu. Ben çarşaf giyiyordum. Herkes ben bugün konuşuyorum. Bu tespit yanlıştır. Bu kitaplara alınmıs. Çıkması lazımdır, çünkü bu islamı anlatmıyor. Allahla pazarlık edemezsin. 50 rekat namaz vermiş. Yok yok bu Musa dediki, Allahım böyle bir miraç yok be. Girdi içeriye orda bir Allah var, nerdeyse Musa kapıda. Ya, öyle bir kapı yok. Kapıda di mi? isa yok. Yalnız o var. Geldi çünkü niye? Musa olacak ki, museviyet olsun. ee, geldi sen bana dedi ki böyle böyle eli çokmus… Aa doğrudur. Musa doğru söyler. Hadi bakalım. Düş Düş Düş.. Sonra beşe karar kıldık. Tamam biz razı olduk. Şimdi Allahın sözünü dinlemiyor ee diyoki, ya bir okulun müdürü böyle söylüyor. Sen bunu niye yapmıyorsun. E Senin o dediğine göre Muhammed (S.a.v) Allahla pazarlık ediyor ya, nasıl bir Allah anlatılıyor. Sanki bir şekil Allah, orda da bir Muhammed onla konuşuyor. La ilahe illalah, nerde? (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Senetleri ile ifade edilen bu şerfli hadis hakkında , yukarıdaki iki bölümde adeta alay konusu eden, bu zavallı anlayışa ne demeli bilemiyorum hadis hakkında bu kadar ileri derece de alay konusu ve iftiraya kalkmak çok büyük bir isyandır, karşılığı çok ağır olur. Kendi bilir. Neticesine mutlaka katlanacaktır. Gerçek ilâh-i ilim hakkında ne kadar cahil ve iftiracı olduğunu kendi her cümlesi ile isbat etmektedir. Ne kadar zavallı bir durumdur. 

Yukarıda namaz bahsine konu olan hadisi şerif namaz hakkında peygamberimizin bizlere getirdiği “Mi’rac-ı şerif” hediyesidir. Bu hediyeyi inkâr allah’ın lütfu keremini reddetmektir. Bu husus Ulûhiyet-i, Risaleti, ve abdiyyeti, ve mertebelerini inkâr etmektir. Ancak onun meşrebinde, yukarıda açık olarak kendi lisanından kendinin ilân ettiği “münkir oldum” hükmü ile bahsi geçen mertebelerin hepsini inkâr ettiğini daha baştan kendisi ilân etmiştir başka ne beklenirki! 

Kendi misaliyle “ilimde şecaat arzetmeye çalışırken ne kadar bu ilmin ve bu sahanın cahili ve inkâcısı olduğunu kendi açıklamakta dır.” Bu hakikati anlamak için hadis-i şerifin içinde barındırdığı hususları anlamamız gerekmektedir. İlk önce, namazın (50) vakit olarak bildirilmesi birkaç indirimden sonra (10) vakte düşürülmesinin birçok hikmeti olmakla birlikte, içinde iki husus çok önemlidir. 

Birinci husus, eğer (50) vakit mutlak olarak farz edilmiş olsaydı bu hususu tatbik etmeye gücü yetemeyecek olanlara haksızlık olurdu. 

İkinci husus ise, tam tersi olan, eğer (5) vakit baştan bildirilmiş olsaydı, bu sefer daha yukarıya çıkacak güçleri olanlara da orası ile sınırlandırılmış olacaklarından onlara haksızlık edilmiş olurdu. 

İşte böylece her kes için Hakk yerini bulmuş oldu eğer bir kimsenin ufku açık ve çalışma gayreti var ise namazları (10-20-30-40) diye yükseltebilirler bu abd’ın yolunu açmaktır. 

Namaz (5) vakte düşürüldü diye (5) vakit namazla yetinmek namazın asli halinden tam olarak yararlanamamaktır Çünkü gerçek ma’nâ da asgarisi (5) azamisi (50) rekâttır, kim nereye çıkabilirse bunun yolu açıktır. 

Ancak (5) vakit namaz açık farz, ondan yukarıları (50) vakte kadar olan bölümleri irfan ehline olan bâtınî farzdır, Diğerleri yapmadıkları zaman mes’uliyetleri yoktur. Bu husus ayrı bir konudur. 

Bilindiği gibi namazların mertebelrinden bahsedilirken, (Salât, Salâtel vusta, ve salât-ı dâimun) diye ifade edilmektedir. 

(Salât (5) vakit namazdır.) (Salâtel vusta,) ara namazıdır ki, meallerde “ikindi veya sabah namazı” olarak ifade edilmektedir. Diğer ifadesi ise, “esma mertebesi” namazıdır ki yaklaşık (25) vaktin hükmünü belirtmektedir, (salât-ı dâimun) ise (50) vaktin karşılığıdır ki, sıfat mertebesidir. Bu namazlar (5) vakit namazda olduğu gibi, fiziki ve kelâmî ma’nâ da değil, idrakî irfanî ve ubudet hükmünde olan ibadet halleridir. Ubudet ise Hakk’ın fiilidir. 

Bütün bunlardan haberi olmayan Yukarı da bahsi geçen ve bütün bunları inkâr eden kişiye başka ne diyebilirim. (15) sene ben ona bu hakikatleri anlattım ancak o bütün bunları kendi nefsine kaptırarak tamamen değiştirerek yukarıdaki isyan hallerine dönüştürmüştür. 

 Bu yönde bazı hallerini biliyordum ancak bunlar hoşgörülür sevide idi işte bu yüzden (4,5-5) sene hep ikaz ettim ancak o bu ikazlara hiç aldırış etmeden halini daha da inkâra dönük hallerini arttırak, neticede yukarıda ve aşağıda da devam eden iftira ve suçlamalarına utanmadan sıkılmadan devam edip gitmiştir. 

 Not= Salât/namaz hakkında daha geniş bilgi (05/Salât) isimli kitapta mevcuttur oraya bakılabilir. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi icazet, düşünüyor. Vereyim ben sana icazeti, ne işe yarar. 

Bana melami noktadan halifelik verdiler almadım, niye? Çünkü o ilahi değildi. Almadım o ilahi değildi. Burdakini ilahi zannettim, o da yedim kazığı. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“Burdakini ilahi zannettim, o da yedim kazığı.” (k.6.m/Fark’o) Şu seviyesiz avami konuşmalara bakın insaf ki ne insaf. Bu sözü söyleyen kimseyi (15) sene biz sırtımızda taşımışız bizim sırtımızda gezerken bize atmadığı kazık/afedersiniz, kalmamışken bunu anlayıp sırtımızdan indirdiğimizde kendisine, kendi ifadesi ile, kazık atmışız, şu insaf dışı ifadeya bakın, bir insan bu kadar nasıl bayağılaşır hayret etmemek mümkün değildir. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Seyirden mal alırsan böyle oluyor, Ha Ha Ha. Kusura bakmasınlar ya. O söylemiş olduğu sözler var orda, inşeallah orada görücem. Uygun bir şekilde cevaplıycam. Onları da size okuycam. Ben bunları niye yapıyorum. Allah için yapıyorum. Ondan sonra, ondan sonra zaten bir daha gönderecek değilim, yani o nasıl öyle yazmış, ben bunları gönderdim, bu ifadenizle malasef vermek durumundaydım. Bundan sonra sizin sözünüze uyarak ne siz bana gönderin, ne ben göndereyim sözüne aynen uyuyorum, dicem, bitti, kapatıcam. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“Seyirden mal alırsan böyle oluyor” Bu söz ve diğerleri ne demekse anlamak mümkünmü? Ne dediğinin kendide farkında değilki ne dediğini bilsin, nefs serhoşluğu içinde esip gürlüyor. Acziyyetin bu kadarına pes doğrusu. 

Allah için yapıyormuş! Yukarıda ve aşağıda ki inkâr sözleri bir araya getildiğinde yukarıdaki sözün tam tersi olan “nefsim için yapıyorum.” Deseydin daha isabetli ve doğru bir söz söylemiş olurdun, hadi kendini aldatıp bu sözlerle nefsini tatmin etmeye çalışıyorsun, bari etrafındakilerin kanına girme. Aslında bu tavsiyeye bile gerek yok bırakalım kendi kendilerine nefs borazanını öttürüp nara çekip bir müddet daha oynayıp dursunlar. Kendilerine yakışır. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bu kadar, bu kadar. Peki bizim grubu serbest bırakacak mı? Hayır, tabi burdan, burdan, burdan, burdan baskı altına giricez. Biz o çilehanesinde Allah zikrini tefekküründe olucaz. Eğer kulakları oraya verirseniz, veren dağılır kafası. M….. hanımın dediği gibi fetvayı gönülden al, gönüle bak, sen gönle. Anladık mı şimdi? Gönül ne diyor, oraya dön. Dön rabbim, dön rabbim de. Sana iltica ediyorum. Bana sen nerden görüneceksin? 

---------------- 

* “benim grubu rahat bırakmayacak. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Bu ne demek acaba korku sinyallerimi? Yoksa kendi rahatsızlığımı? Yoksa gurup dediği babasının malımı, nasıl bir anlayış ve sahiplenme, kimse kimsenin ne malı nede güdeceği/yönlendireceği eşyasıdır. Her kes birey ve bireyde kendinin muhtarıdır. Gurubum dediğin kimseleri galiba sen boyunlarına bir ip geçirmiş istediğn yere götürebileceğin kölelerin zannetmişsin. Aslında uyguladığın oyun da bundan başkası değilmiş. Biraz araştırınca hepsi ortaya çıktı. Eğer gene varsa tekrar boynu na ip geçirtecek kendi tercihidir, (Cem’o Bab’o) ne yapsın kişinin hür iradesi ile seçimine her kez uyar neticesine de gene o kişinin kendi katlanır, veya mükâfatını alır. Yapacak başka bir şeyde yoktur. (Cem’o)

-------------------

* Baskı altına giricez. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Kendinden başka kim kime baskı yapmışki, olanları açıklamanın ismi baskıysa ben bilemedim, bel ki gök yüzünde başka dünyalarda yaşıyor ve oralarda kavramlar başka ise onu bilemiyorum. (Cem’o)

------------------- 

* Allah zikrinde olucaz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

İyi olur demekki şimdiye kadar Allah zikrinde olmadığın anlaşılıyor, ol bakalım nasıl olucan. (Cem’o) 

-------------------

 Kulakları oraya verirseniz veren dağılır orası. “ (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Burada da ne demek istediğini anlamak mümkün değil, anlaşılan kendinin aklı iyice dağılmışta farkında bile değil. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

 V: Herkes gönlüne dönecek zaten. 

Ayni şeyi söylüyorum. Bunu söyleyin. Samimi olarak söylüyorum. Şahsi fikirlerinizi istemiyorum. Hz. Ali‘ye geldiler dediler ki, tamam sen evrenin müminisin. Hayır, bir gün sonra dedim. Ben size ne dedim o gün. Ben sizden bugün istemiyorum. Bir gün sonra bana gönderin. Ama bugün böyle bir fikriyat içinde misin göreyim dedim. Ha gördüm tamam işte. Okunanları da yazdım. Şu şiiri yapsana. O şarkıyı Ö…... O şarkıdaki şeyi E….. E….. in. Bir kardeşimizde bunu yazarken o sırada, bu şarkı çalmış. Çalınca da sözlerini yazmış. 

Baya gözlerim yaşardı. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

 “Hz. Ali‘ye geldiler dediler ki,” Yukarıdaki ifadelerden ne denmek istediğini anlamak mümkünse, anlayan banada söylerse memnun olurum. “Baya gözleride yaşarmış” Orada olsaydımda bir mendil verseydim. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

------------------- 

Zincire vurulmus bir mahkum gibi, Aşkının kölesi oldum ne çare, Bir ömre bedeldi, adının bir harfi, Hasretin düşürdü beni bu hale, Dipsiz bir kuyu gibi karardı dünyam, Sensiz hayat nedir ki, boş bir virane, Meyhaneler yetmiyor bu gece bana, Ben sana vuruldum deli divane, Çöllerde dolaşan bir mecnun gibi, Aşkınla tutuştum, yandım ne çare, Herşeye bedeldi, saçının bir teli Ayrılık düşürdü beni bu hale,

A: Al zikir, al zikir işte.

Kardeşimiz yazarken mailini, bu okuyormuş. Hemen onun sözlerini yazmış, yani bende etkilendim yani, ee gönlünle yazmış. Ee tabii herkes o noktada olmuyor. O da oluyor, o da oluyor, o da oluyor. Tabi bizde irşat noktası itibari ile, o noktada mecburuz rabbim, temin buyurduğu gibi, diyorki bugüne kadar hani senin ifadenle diyor develeri eşekle bir araya getiren ben değil miyim diyor. Ben göndermiştim. Gönderen benim. O zaman ne olur. Biz artık alıştık. Bunlar gideeer yenisi gelir. Bunlar gideer yenisi gelir. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene ne olduğu anlaşılmayan cümleler anlayan varsa beri gelsin. “Tabi bizde irşat noktası itibari ile,” kendi kendini mürşit yapan şu kişinin haline acımaktan başka ne yapılır. 

“develeri eşekle bir araya getiren ben değil miyim diyor.” Ne değerli kişi imiş, rabb-i ona yukarıdaki ifadeleri demiş. Bu ifadelerin bile, daha nereden geldiğinden haberi bile yok. Bulunduğu yerin neresi olduğunu, aklında olan isimlerden anlamak çok kolay, kişi neden bahsediyor ise, o kendi halidir. İçinde olanı dışarı çıkarır içinde yoksa dışarıya ne çıkaracakki? 

Cin’gen piri de bunları tasdikleyince al sana bir hilkat garibesi cümle, dinleyenlerde de bunları ayıracak kabiliyet olmadığından, Hakk’ın yolundan gidiyoruz, diye zavallılar sevinip duruyorlar. Mudil gemisinden mudil iskelesine indikleri zaman, nasıl bir karşılama töreni ile karşılanacaklarından haberleri bile yok, hasbel kader orada olanlar onların karşılanma merasimlerini ibretle görecekler. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

X……Hn.. en eskilerden biridir yani, böyle taa S….. hanım evinden taa S…… hanım evinden. T….. beyler vardı, o kanaldan gelmişti. Taa S….. bey vardı. Onunla beraber geldi S….. hanim. H…… hanımda o zamanlar var. Sizlerde o zamansınız. 

V: Yok S…… hanımda. 

Evet, ondan evvelde 6 ay öbür taraftan vardı. Taa S….. hanım evindendir. En eskilerdendir. Diyo 9 senedir ben sizlerle şöyle, nasıl övgüler diyo. Ondan sonra söylediği sözler bu. Bunlar ne oluyor. Hz. Ali efendimiz diyor ki. Birisi ona kötülük etmiş. Yav ben sana iyilik etmedim. Yav bana iyilik edenler var. Sebebini araştır. Ben kimseye ne iyilik ettim. Hayrihi ve şerrihi minnallahi teala., hiçbir şeyi üzerime almıyorum. Kimseye kızgınlığım, ne X…… hanım, ne bilmem, hoşgeldin evladım gel, Allah güzellikler versin, gel. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıdaki cümle kuruluşlarından bir şeyler anlayan varsa beri gelsin de bana da anlatsın. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Temin aklıma geldi yav, nerde. Al üzüm vereyim. Flört edicem ya Ha Ha Ha. Üzüm veriyim sana. Allah hayırlar versin evladım. Şimdi şunu söylemek istiyorum. Bu yol er kişi, her zaman söylüyorum, boş bulunduğu zaman boş vaktini dolduracak değil. Ama orda öyle bir anlatımlar varki, sanki vaktin olunca gel. Kendini fazla sıkma. 

Peki soruyorum. Tibbiyeye giderken M…..cim sen eğer kadavraya gitmezsen, kliniğe gitmezsen, bilmem neye gitmezsen, anatomiyi tatbiken öğrenebilir miydin? Bu biraz seni sıkardi değil mi? Kolay mı latincesi şusu busu dimi? Hukuka giderken aynıdır. Teknik üniversiteye giderken aynı, ay hocalarınız sizi sıkıyor mu? Hoca beni sıkmıyor kardeşim. O konuyu öğrenmem için, benim muhabbetim o. 

Ben şu sohbet bilgileri için, (Cem’o/Bab’o) nun kıtaplarını defalarca okudum. Ne zannediyorsun sen. Onları size anlatılır hale gelebilmem için. O bana hep söyledi, sıkma, sıkma kendini. Sıkma kendini de, yani bu benim işim. Yani onunla benim aramda. Yani ben sıkmayınca o bana gelmiyor ki. Böyle birşey olabilir mi? Laf öyle söylenir ama işin içine girince öyle değildir ama hoşuma gitti yani.. bu gün ilk defa icazet veriyor mu? Gitmiş adam mesela cerrahiye, demiş burda, adama icazet veriyolar mı? Sen icazet alabilecek hale geldin mi?

A: Kendini orda görüyor. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

--------- 

 Yukarıdaki bölümde bahsi geçen flört sözünün kaynağı aşağıdadır, şu sözlere ve kendi kendilerini aile içi suçlamalarına bakın, bu yolda böyle düşük kelimeler kullanmak mümkünmü, nasıl bir ahlâk ise hayret bir şey. Birde utanmadan (Cem’o/Bab’o) yu kendi yaptıkları iftiraları ile suçluyorlar pes doğrusu. (Cem’o)

--------- 

(73-C.C.C. sayfa-25-)

………………………………..Kahvaltı bitti, ben masayı topladım, bulaşıklar yıkandı, ev temizlendi, kişi hala balkonda (E-1) sohbette. 

Sohbet öğleye doğru bitti ve hiçbir şeye dokunmadan çekti gitti. Bu sefer dank ettim ve bu (E-1) yaklaşmak için beni kullanıyor dedim. Tamamen ters bir tavır aldım. (E-1) anlatıyorum, manevi aşkı ağır basmış da başka bir şey düşünemiyormuş gibi beni uyutmaya çalışan sözler… Tabii bu beni daha tedirgin etmeğe başladı. Dedim ki “sen bu kızla flört ediyorsun, bu hal nedir”. O da bütün kardeşlerle flört ettiğini, onları hale geçirmek için hepsine yakın davrandığını, onların yol alabilmeleri için şeyhlerine bağlanmaları ve sevmeleri gerektiğini anlatan bilumum masallar anlattı. (G…..X….) 

***************** 

(73-C.C.C. sayfa-40-) Mühim bir konuda, Yol yürütücü kişi, kendine emanet edilen hiç bir sâlik-i ile dünyevi ve uhrevi lâtif ve kesif "flört" edemez ve böyle bir tabir de olamaz, çünkü onlar kızlarımız veya oğullarımızdır, onlara ancak şefkat ve evlât muhabbetiyle yaklaşılması işin aslı ve yolun gereğidir. (Cem’o) 

************** 

………………………………….Bu mail-i eğer sabredip sonuna kadar okuyabilmiş iseniz, nasıl bir aile ile karşı karşıya olduğunuzu kolayca görmüşsünüz demektir. Eşini bazı sözlerinde sayfalar dolusu suçlayan bu kişi daha henüz kendi ailesini idare edecek kabiliyette olmadığı halde, bazı insanları yönetmesi nasıl olacaktır. Daha evvelki hallerinde kendini ehli salâh gösteren bu kişi daha sonra bu hallere nasıl gelebildi bende hayret içindeyim. 

Bir insan eşini bu derece de suçlarmı? acaba kimi kime şikâyet ediyor, şikâyet ettiği kim! acaba bunu unutmuşmu.? Yukarıda ki cinni ve büyücülük, mevzuları bu gibi hallere yakışır bir yeri olabilirmi.? 

(Cem’o) (73-C.C.C. sayfa-23-42-)

--------- 
 Aynı dosyanın aşağıda belirtilen sayfaları içinde bu eş olan kişilerin kendilerini kendilerine ve aleme nasıl rezil ettikleri kendi yazıları ve sözleriyle kayıttadır (Cem’o/Bab’o) tarafından kimseye gönderilmemiştir ama bu suçlamalardan sonra bunları internete yüklemek bize Hakk olduğu açıktır. Ancak bunlar internete yüklense de gene bir senarya anlatışı ve isimler gizlenerek “burada da olduğu gibi” yüklenir. açık isimlerle yüklenmez. (Cem’o) (73-C.C.C.sayfa-79-111-)

******************* 

 (Konuşmanın devamı.) Ben şu sohbet bilgileri için, (Cem’o/Bab’o) nun kıtaplarını defalarca okudum. Ne zannediyorsun sen. Onları size anlatılır hale gelebilmem için. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

------------------- 

 Şu itirafa bakın kendisine (15) sene hizmet veren kişiye reva gördüğü suçlamarına bakın, nasıl bir vefa ise sizlerin değerlendirmesine bırakıyorum. Daha sonraları bu bilgileri tamamen nefsi için kullandığından, kendisini bu duruma getiren kişiyi, yukarıdaki ve aşağıdaki ithamları ile, inkâr edip bir sürü seviyesizce yakıştırdığı iftira ve ithamlarla suçlamıştır. (Cem’o)  

--------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

 (Konuşmanın devamı.) 

 O bana hep söyledi, sıkma, sıkma kendini. Sıkma kendini de, yani bu benim işim. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ben herkese itidal tavsiye ederim her ne olursa olsun çoğu zarardır. Çok, çok okumak, çok çok zikir yapmak çok çok oruç tutmak, bunlar baştan güzel gibi gelebilir ancak, uzun zaman içinde yan etkileri görülebilir, daha sonra da konudan doyum ve bııkınlık hali ile tamamen uzaklaşmak söz konusu olur. Bu hususta mühim bir konu da, iç bünyeye hayal ve vehmin karışması ve o yoldanda, üç harflilerin sahaya girmesidir. işte bu husus düşünülmesi gereken bir meseledir. Bu tür haller başımıza çok geldiği için kişilerin hayatında her şeyin itidal üzere olmasını tavsiye ederiz. 

 Kendince bu tavsiyeler hafife alınıyor. Kendi lisanından yukarıda da kendi ifadesiyle belittiği gibi. (Cem’o) 

------------- 

 “sohbet devam ediyor. Hamama gidiyorum sohbet, tuvalete gidiyorum sohbet, yatakta sohbet, sohbet, devamlı ediyor.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Yukarıda da bahsettiği ve itiraf ettiği gibi. 

 “Ben sohbet etmiyorum “sohbet devam ediyor. Hamama gidiyorum sohbet, tuvalete gidiyorum sohbet, yatakta sohbet, sohbet,” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

“devamlı ediyor.” Görüldüğü gibi bu husus yani kişinin içinden bazı duyuşların devamlı geldiği hadisesi kuvvetli bir hayal hastalığı işaretidir, kendi ifadesi ile “Ben sohbet etmiyorum.” birileri “devamlı ediyor.” İfadesi çok vahim bir hadisedir kendi halini kendi bir marifetmiş gibi açık olarak bildiryor. 

 Bu halin açıklanması bu kişinin başka varlıkların hükmü altında olduğunun kendi ifadeleri ile delilidir. İblis kökenli varlıkların kendisini gece gündüz ve her yerde nasıl kontrollarında tuttuğu açık olarak görülmektedir. Daha evvelce de kendi böyle konuşmalardan sonra ifade ettiği, bu kitabında geçmiş sayfalarında görülen ve (Kâfir oldum elhamdülillâh) diye başlayan yazılarının tahlilini yaptıktan sonra kendisine yapılan tavsiye ve yol gösteriş aşağıdadır eğer o zamanlar bunların gereğini yapmış olsaydı bu gaybi varlıklarla işi kalmazdı ancak o bunları dinlemeyip onları dost edinerek bize yapmadığı hakaret kalmadığı gibi kaç yerde de yargısız infazla suçladı , kendi bilir bunların neticesine de katlanacaktır. (Cem’o) Mevzu hakkında daha evvelce geçen aynı kitap sayfa (219/222) ye de bakabilirsiniz daha geniş bilgi orada da vardır.

 İşte bu durumlara düşmemek için bazı dönemler hariç, her zaman ve her işte itidâl gereklidir. Peygamber efendimiz bu hususta “hayrul umur evsatuha/işlerin hayırlısı vasat olandır” diye tavsiyede bulunmuşlardır. (Cem’o)

--------- 

 (Konuşmanın devamı.) “ses kaydından konuşmasına devam” En azından öyle veya böyle. Sahte veya bilmem ne, icazet olmuş 9 seneden beri beraber olan kardeşler nerden nereye geldiler. Demek icazet alabilecek durumdaymışım. Öyle mi? Kendi kendine ölç bakalım. O kardeşler ordan buraya gelebilmişlerse, demek ki icazet alabilecek durumdayım. İyi değerlendirmek lazım. (k.6.m/Fark’o)

V: Mucize yaşamadılar mı?

------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

------------------- 

Kulakları oraya verirseniz dağılır orası. “ (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Burada da ne demek istediğini anlamak mümkün değil, anlaşılan kendinin aklı iyice dağılmışta farkında bile değil. (Cem’o) 

------------------- 

* “demek ki, kardeşler oradan buraya gelmişlerse, demek ki icazet alabilecek durumdayım.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Vayy, savulun dostlar savulun, kendi kendine karar veren kimse geliyor. Demekki bu kişi icazat alabilecekmiş. Bu iddiaya bu işlerle hiç ilgisi olmayan biri bile güler. Elindeki icazatın kıymetini bilmeyen onu senelerce istismar eden ve bütün güvenini kaybeden, kimseden alınan icazatın yerine acaba hangi kuruluş dünyalık bile olsa, icazat/ruhsat, verir. Hangi kardeşler nereden nereye gelmişlerki? Hangi başarı ile icazat alabilecek duruma gelmiş. (Cem’o)

-------------------

“demek ki icazet alabilecek durumdayım.” (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Şu hale bakın vahh vahh yazık olmuş elindeki icazatın alındığını ve tekrar icazat alma umudunda olduğunu nasılda farkında bile olmadan açığa çıkarıyor, halen daha etrafında kalmaya devam edenler, arkasından gittiğiniz kişinin bu zavallı halinden bari ibret alın, bundan sonra onun icazatının ismi kendi sebeb olduğu rezalet olur. Zâten elinden alınan icazatın yerine eline rezalet yaprağı sıkıştırıldı bile, ancak bunun bile farkında değil, son çırpınışlarını oynuyor işi kolay gelsin. Umut garibin gıdası demişler. Ancak bu umut sonu gelmeyecek boş bir umuttur. 

Zannediyorum yukarıda bahsedildi, nasılki bankalar arası finans hareketlerinden bankalar biribirlerini haberdar ederler bu halde her hangi bir bankanın herhangi bir mudisi, ödemelerinde bankaya zorluk çıkarır vaktinde ödemelerini yapmaz ise bu diğer bankalara da haber verilir o mudi ondan sonra hiçbir bankadan kredi alamaz. Zâhir böyle olduğu gibi bâtında bu husus daha da ciddidir. Yani bir yolun haklarını ve görevini yerine getirmeyen birinden icazatı geri alındımı, ona ma’nâ âleminden başka hiçbir koldan icazat verilmez. Ayrıca kendisi yukarıda da belirtildiği gibi, Kadiriyyeden de ihraçlıdır. 

Bu hususta kendisince mâ’lûm olduğundan, başka da bir yola intisabı da olmadığından, bizden de musluklar kapandığından o zaman. Bundan sonra, başını iki eli arasına alıp “demek ki bundan sonra icazet alabilecek durumda değilim,” demesi lâzım gelir iken her halde dil sürçmesi yönünden, “alabilecek durumdayım” diyebilmektedir. Bu husus da böylece aydınlığa çıktıktan sonra, devirdiği sepetleri düzeltmeye devam edelim. (Cem’o)

-------------------

V: Mucize yaşamadılar mı?.. 

------------------- 

Hayret bir şey, ne mucizesi ise! Bizede anlatsalarda bizde faydalansak. Bunların ne mucizeden ne de gerçekten hiç haberleri yokmuş. “cin’gen” taifesi bazı insanlar üstünde hakimiyet kurduktan sonra onların varlığında bazı değişik haller ortaya çıkarırlar dışarıdan bakan bunun zuhura geldiği yerde/insan’dan zannederler ve ona bir ruhaniyet atfederler, böylece de arkasından gidelecek bir kimse zannederler. İşte bahsedilen mucize ismi verilen ve yaşanan haller bu aldatmacılık oyunu içinde oluşan hallerdir. Buyursunlar bu tür mucize dediklere hallerle sevinip avunup dursunlar. Ancak bu hallerin bir oyundan ibaret olduğunu anladıklarında çok geç olacaktır. (Cem’o)

---------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Onların kafası bunlarla alakalı değilmiş. Yaşadıkları mucizelerle onlarla alakalı değilmiş. Onlar icazet istiyorlarmış. Bundan sonra yeni gelen bir kardeşlere, ilk bunu söyliycem. Kardeşim burda icazet yok, sırf Allah için geliyor musun? Ben sırf Allah için burdayım. Hiç birşey aramıyorum. Ademliğimi her zerrede yaşamak istiyorum. Ben mülkle hiç alakam yok. Lam eliften çıkacam, anında lam elifle bir olucam. Ben ona Allah diyorum. Bu kadar açık konuşuyorum. Bende böyle. (k.6.m/Fark’o)

------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

------------------- 

 Sen Ademliğini değil ama, Adem’in zıddı olan “cin’gen’likrini her zaman yaşadığın belli. Bu na şüphe yok. “Lam elifin” gerçekten ne olduğunu şimdiye kadar anlamış olsaydın zaten bu tür. Zillet durumlarına düşmezdin. (Cem’o)

--------- 

 “Lam eliften çıkacam, anında lam elifle bir olucam. Ben ona Allah diyorum” Bu kadar açık konuşuyorum (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu anlaşılmaz ifadelere bakın, hayali onu nerelere götürmüş. Kendi bile farkında değil, “Bu kadar açık konuşuyorum” bu ifadeleri ile adeta kendi kendini “Allah ilân ediyor”. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Yokluk varlık içinde bir nefes olmayı öğreneceksin. 

* “yokluk varlık içinde nefes olucan.” 

-------------------

Ne demekse anlayan varmı ? Acaba neyin nefesi, Rahmânınmı? İblisinmi? (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Bunlar hala mülkün icazet alıcam, bilmem ne olucam, hala zannediyorlarkı neyse ya bosver ne konusayım ya. Kalan sağlar bizimdir. T……. hanım naber, iyisin? Ha Ha Ha. Hey Allahım ya, T…… hanım, nereye soktular böyle ya. Herkes diyorki efendim ay ben sevdiğim tek tek istemiyorum. Ya şu lafa bak be. Yani bu lafı söylerken bi düşün be kardeşim yav. Leke olmazsa o lekeyi temizle gayreti olmaz. Şimdi çocuk öyle çocuk istiyor ki afedersin pislemesin, yani ben çocuk hiç lekesi olmasın. Çocuğun, hergün pisliyor. Her an pisliyor, o lekesini temizledikçe, sen çocuğu daha cok seviyosun. Hayat bunun üzerine kuruluyor kardeşim.

T…….: Destur rehberim, Celal ve Cemal isimleri birde Zülcelal vel ikram noktası.

Evet şimdi burda ne yapılmış biliyor musun? Celal eğer hakiki bağlantısıysa içinde itiraf taşır. Hah sen bir kırmızıya baktığın an, o kişinin ismi zuhur ettiği an, ben tonaj yükselmiş, o kayda alınmış. Skype‘tan o dinlettirilmiş ve Celal olmuş. Yav ben her dakka böyle konuşmam. Her dakka böyle konuşsam bana deli derler be. Her dakka da sakin olsan yine olmaz, böyle perdedir o. Yani Allah Kur-an da ne diyor, tabaka tabaka çıkarsın, tabaka tabaka inersin. Yani ben biran için duruyorum yav. Karşımdaki Kur-an hatmi değil mi? Değil be. (k.6.m/Fark’o)

------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıda ki ifadelerden bir şey anlayan varsa bana da bildirirse memnun olurum. (Cem’o)

------------------- 

 “Karşımdaki Kur-an hatmi değil mi? Değil be.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Bu konuşmanın da nasıl bir anlayış ve anlatım olduğunu anlayan varsa onu da tebrik etmek lâzım gelmektedir. “Değil be.” Şu ifadeye bakın değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum. Sanki böyle bir iddiada bulunan varmış. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

 V: Kalbin atışı bitmez.

Evet şimdi ben diyemiyorum. Çünkü niye? Çok acizim, çok cılızım, çok ufakım. Ama watt 6 dan 100 watta çıkıyorsa bakalım rabbım neylerse güzel eyler. 

Ondan sonra tabi, oo burası ballıymış, geleyim. Gelme abi bitti. Bitti. Bitti. Çünkü sen birşey için geliyosun, Allah için gelmiyosun, ben mecbur ediyormuşum da bilmem ne ediyormuşum da, şu da, bu da, burda neye mecbur ediyorum ben yav. İsteyen tatile gitmedi mi? Soruyorum. Ha ben bunun lafını ederim. Niye gidiyorsun ya. Farketmiyor ki gitcek, gideceksin tabiyeti ile. 

Tabi ki gideceksin ama ben tamamen large olursam olmazki, olmazki, şimdi onu anlatmaya çalışıyorum. Ya sen benim sistemimi niye karışıyorsun yav. Ben ööö derim, arkadan da git derim. Gidince ben, ööö derim, bir sistemdir ya. Öbürlerine göz dağı vermek için budur. 

Böyle bişey olabilir mi. Bu bir eğitimdir. Çok mersi efendim. Bu eğitimdir. Bunlara karışılmaz. Sen neticeye bakıcaksın. Mahsul nasıl?, alın lütfen yazılar hepinizin elinde, kitap halinde gelmiştir. 40, 41kişi, 42 kişiyizdir biz. (Cem’o Bab’o) vermiş olduğu yazılarda aşağı yukarı 40,41 kişide diğerleri vardır. Lütfen kendi yazılarınızı okuyun. Birde o yazıları okuyun. Ben hepsini okudum bir keresinde. Bizim kardeşlerde çok daha fazla üstünlük var. Anladık mı? Peki nerden oldu bunlar. Ay zikirlerin sen daha bitmemiş. Adam olmuş, zikir ne yapayım ben. (k.6.m/Fark’o)

------------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı)

---------

“Ama watt 6 dan 100 watta çıkıyorsa bakalım” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

------------------- 

 Zavallıya ne kadarda çok, “senin uğrattığın haksızlıklar var ya,” haksızlık yapılmış, “gaddarlıklar var ya,” ne kadarda çok gaddarlık yapılmış. Bu kadar sene aklı nerdeymiş, madem haksızlık gaddarlık vardı neden daha evvel çekip gitmemişte, verilen küçük görev elinden alındıktan sonra mı? Haksızlık ve gaddarlık olmuş. Hayret bir şey, “ha onların hepsi rahmet olarak,” dönecek diye, çok beklersin, bekle dur sana da belki malûm dostlarından, onların anlayışı üzere rahmet gelir. “Watt 6 wattan 100 watta çıkacağını söylüyor.” gerçektende Sadık “cin’gen” dostların sözünde durmuşlar cereyanlarını “100 watta” çıkarmışlar ki. Bu kadar yükseklerden kontrolsuz bir şekilde, atıp tuttuğu nasıl kendi ifadeleri ile ne kadar açık meydanda, bu kadar açık bir yanılgıya diyecek başka bir şey kalmıyor. “Ben diyorum ki mal ortada” Gerçektende belirttiği ve itiraf ettiği gibi, “mal ortada” kendi itirafı ile başka ne denebilirki? İşte “mal ortada” (Cem’o) Aynı kitap safa (195) aktarım.

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

 “Ama ben tamamen large olursam olmaz ki. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Tabî olmazkii, zât-ı muhtereme haksızlık olur. Olmaz kii, Olmuş olacağı kadar large zaten geriye ne kalmışki. (Cem’o)

-------------------

Sistemime niye karışıyorsun? (k.6.m/Fark’o) 

-------------------

Değilmi ya, ne karışıyorsun! bırak istediği gibi, nasıl olsa kendi sistemini kurmuş, nefsinin istediği gibi, zavallı temiz inaçlı kişileride, sanki ilâhi bir varlığı varmış gibi oynatıp duruyor, işler tıkırında, şimdi böyle durup dururken kişinin kurduğu sistemine ne karışıyorsun, olacak işmi! bırak nefis atını koşturdukça koştursun, ne güzel de oynuyor baksana bir kere. Tam ibretlik tablo. 

Lâtife bir tarafa bu cümleye bakarak kendi kendini nasıl ele verdiği ve kendi kendini nasıl yalanladığı açık olarak görülmektedir. “Sistemime niye karışıyorsun”? Şu acayip savunmaya ve kafa tutmaya bakın, nasıl bir benlik ve nasıl bir yoldan çıkış ve kendisine verilen emaneti ifsad edip, yerine kendine ait tamamen nefsine ait bir sistem kurduğunu, böylece zaten daha çoktan, yolundan saptığını bu sözleri ilede açık olarak ilân etmektedir. Bunun üzerine daha ne denirki,? kendini müdafaa ettiğini zannetiği kurduğu cümleler ile nasıl kendinin fıskını/bozgunculuğunu, yukarıda da bahsettiği gibi açık olarak adeta ilân etmektedir. Diyecek bir şey bulamıyorum. (Cem’o)

------------------- 

Öbürlerine göz dağı vermek için budur. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Baksana sen nede akıllıynış, bunu hemen sezmiş te, bizim haberimiz yokmuş. Bak iyiki hatırlattın, bundan sonra da böyle yapayım, arada bazı kişilere, şöyle hemen bir (220) diğerleri ile yaklaşık (500) küsür sayfalık yazı yazıvereyim, göndereyimde diğerleride korksunlar, ancak korkacak olanlar kim onu anlayamadım, işini güzel yapan neden korksunki, Korkan kişiler, dersini yapmayan ve suçlu olan kişilerdir vakti gelince onlarında gereği yapılır. 

Zâten yapıldığı gibi bunlardan bir örnekte bu dosyaladırdır. Böyle bir dosyanın oluşması için harcadığım zamanda işe yarar iki kitap yazardım. Ancak buda ibretlik bir kitap oldu, ne yapalım böylede bir hayat yaşamak varmış Hakk’tan hayırlısı. Keşke kendide benzeri diğer kitaplardan ve bilhassa kendisinin düzelmesi ve ikazı yönünden yazılan (73-nolu-Ha…. va…. çı… so…. ) rı vaktiyle okunsa ve kendini tekrar dini mübini islâmın gerçek yolları üzere devam etse idi, bugün içine düştüğü vehim fırtına hayal vadisinin çıkmaz sokaklarında, ne yapacağını bilmeyen kimseler gibi kalmaz idi. 

 Daha evvelce onu oradan hayal vadisinden, kaçıncı defa çıkardık. Ama o gene çıkmazlara girdi (Cem’o/Bab’o) ne yapsın, Herkes kendi hayatından sorumlu. İnşeallah aklı başına gelirde, peşine takılan temiz insanları o vehim ve fırtına vadisinin çıkmazlarında tamamen çıkmaz hale getirip, oralarda hep birlikte kalmazlar. Allah kendine değil çevresinde kalmaya çalışanlara yardım etsin. Ne diyeyim. (Cem’o)

-------------------

Eğitimdir. Bunlara karışılmaz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Şu mantığa bakın, sanki oraya kendi kendine gelmiş. İşte burada da açık olarak görülüyorki bu kişi zâten daha çoktan yolunu kendisine verilen izin istikametinden tam ters yöne çevirmiş. Her okulun kendine göre bir eğitim sistemi vardır ve o okulun dersanelerinde o sistemin geçerliği vardır bunun dışında hiçbir öğretmen kendi sistemini kuramaz, eğer böyle bir şey yaparsa evvelâ ikaz edilir eğer tekrar ederse işine son verilir, keyfi eğitim olmaz. Bizimde bir eğitimimiz vardır, bunun dışına çıkılmaz çıkılırsa birkaç defa ikaz edilir eğer düzelmezse eline verilen salâhiyet hemen alınır. Ve bu hadisede de öyle oldu. 

 Buradaki ifadeside zâten açık olarak, bu isyanını kendi, kendi aleyhine kendi lisanından, haber vermektedir. Kendini akıllı sanan bu kişinin düştüğü hallerden Cenâb-ı Hakk muhafaza buyursun. (Cem’o) 

------------------- 

 Mahsul nasıl? 40, 41 kişi biz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

İbretlik bir tanıtım daha, “mahsul” diye eski çevresinde ki o temiz saf insanlardan bahsediyor. Bu tarifleri onlar düşünsün, kendilerinin kendi mahsulü, ve kendilerini mahsül olarak nasıl kullandığını, ve kendileride kendilerini nasıl kullandırdığını, biraz idrak ederek belki tefekkür ederler. 

Orada kalacak olanlar bunu daha da iyi düşünmeliler. Tabî gene kendileri bilirler. (Cem’o)

------------------- 

Diğer yerde 40,41 kişidir. Yazılar ortada. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 Adam olmuş, zikir ne yapayım ben. Neticeye bak sen. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Zaten şeriat mertebesi hiç yok imiş, burada da zikir yeri olan tarikat mertebesini kaldırdığının açık delilidir. (Cem’o) 

------------------- 

Murad gülmek ise o gülmeyi sağlamışsa hadise bitti. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

Ne güzel felsefe değilmi, anlat bir gülünç hikâye de, herkes gülsün eğlensin, bütün gün böyle geçsin, akşam evde çocuklar ekmek yemek beklesin dursun, baba gül diye, gerisi mühim değildir. Ancak son gülen güzel güler demişlerdir. Çünkü o gülmekten evvel çalışmayı ve yorulmayı tercih etmiştir. Kimlerin nasıl güleceği sonun da belli olacaktır, hiç mahzuru yok dileyen dilediği gibi gülsün, isterse kahkaha ile gülsün. Kendi bilir. (Cem’o)

------------------- 

 “nerede suçluyorsa hali odur.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

Halâ daha kendini savunmak için, karşısındakini kendi yaptıklarını görmeden ve gizlemeye çalışarak, nasıl suçladığı açık olarak görülmektedir. 

Şu ifadelere bakın Kendisine (15) sene hizmet vermiş olan bir kimseyi, nasıl nefsine satıyor da isyan bayrağını çektiğini açık olarak ilân ediyor. 

Maşeallah artık epey ilerlemiş gözüküyor, demekki bizim içimizide okuyor, eyvah bu kişi ile galiba iyi geçinmek lâzım, işine karışmamak sistemine dokunmamak lâzım ki, eskiden olduğu gibi vargel devam edip gitsin, bak sen şu işe, kişinin ne marifetleri varmışta farkında bile değilmişiz. “nerede suçluyorsa hali odur.” Büyük kitaplara geçecek bir inci gibi lâf. Ancak galiba farkında değil, kendi halini ne de güzel anlatıyor. Kendi hükmü ile kendini mahkûm ediyor, farkında bile değil.

Evvelâ sen kendi haline bakta onu nasıl düzeltirim, diye düşün dur. Eksiklerini düzeltecek eskisi gibi artık, arkanda hiçbir kimse de yok. Hani derlerye” ne ekersen onu biçersin”. (Cem’o)

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) “ses kaydından konuşmasına devam” Adam şoför olduktan sonra, dersi napayım ben, kardeşim neticeye bak sen. Hani sohbet kesildi mi? , şimdi bir programda vardı. Fıkra anlatıyor. Gidiyorlar bir tanesi diyo ki dur, bir fıkra anlatıcam diyo. Ama fıkrasına kendi gülmeye baslıyor. Anlatacak gülmeye başlıyor. Anlatıcak gülmeye, başlıyor. Tabi gülme sari olarak bütün herkese yayılıyor. Herkes birden kahkahkah gülüyorlar. Diyorlar ki ya neyini anlatıcam, ya güldünüz ya diyo ,artık anlatmamın kıymeti yok diyor. Ne oldu. Ne oldu, murat gülmekse, o gülmeyi sağlamışsa, hadise bitti. 

 (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu savunmaya bakın. 

“Adam şoför olduktan sonra, dersi napayım ben,” (k.6.m/Fark’o) İyi güzelde çalışmadan ve hakketmeden ehliyet alınırmı? Ehliyet almadan arabaya bin senin gibi bir hayal duvarına tosla sonra ne yapacağım, yardım eden yokmu? Diye dizini döv dur. 

Ayrıca sen gene gül dur, bakalım bu hayali neşe ne kadar sürecek, gülmen geçtikten sonra, sen senin haline gülenleri ibretle, ben ne yapmışım diye seyreder durursun, böylece herkese eğlence malzemesi olur gidersin. (Cem’o) sana irfan ehlinden bir gül misali versinde senin gül anlayışınla gerçek irfan ehlinin gül ve gülmek hakkındaki değerlendirmelerini/anlayışlarını açık kıyasla görüp belki biraz bu sözlerinden utanırsın. (Cem’o) Gül, gül dedi, bülbül güle, Gül gülmedi gitti. 

Ne gül bülbüle, 

Ne bülbül güle Yar olmadı gitti. 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Anladık mı şimdi. Allahı görünür hale getirdiyse kişi, efendim nereye baksan öyle diyordu X….Hn... Nereye baksam Allahı görüyorum, nereye baksam. Ne görüş be. İlk işin ötede gelmişin mürşidini çarmığa germeye, vesile olmuşun, iyi aferin. Mürşide ne olmuş oldu. Mürşit aldığı işaretler belli. Sen ne olacaksın şimdi. Hadi sen ne olucaksın ya, onun bedelini ödeyeceksin şimdi. Senin yaptığın haksız ve suistimal konuşmalar, sendekileri buraya getiriyor. Bunu kimse anlamıyor. Sistem noktasını. Onun için ben her zaman söylüyorum. Bir kimsenin kötülüğünü istiyorsan ona hayır dua et, olur mu? Ben öyle söylüyorum. Ben onlara hayır dua ediyorum. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Alaylı bir ifade ile bahsettiğin kişilerin anlayışlarına senin hastalıklı anlayışının ermesi mümkün değildir, şimdi sen bunu anladınmı evvelâ bunu tesbit edelim. Bahsettiğin hal (2/115) âyetinin yaşantısıdır hafife almaya gelmez. 

 Sen kendi kendini çarmıha gerdinde bunun bile farkında olmadığından bunu başkasının üstüne atıyorsun. Bu zaten senin ahlâkındır yukarıdan beri yaptığın iftira ve suçlamalar bunun açık delilidir. Başka ne diyeyim sana. (Cem’o)

--------- 

 Bir kimsenin kötülüğünü istiyorsan ona hayır dua et, olur mu? Ben öyle söylüyorum. Ben onlara hayır dua ediyorum. (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu ifadelere bakın nasıl bir hayat anlayışıdır. Bu ifadeleri ile bile yukarıda defalarca bahsettiği “münafık oldum” tabiri ile kendini nasıl bir anlatışla açık olarak ıspatlıyor. Nasıl bir iblisi anlayıştır. Hayret bir şey doğrusu. Gaye kötülük yapmak aslına dayanan, iyilik yapıyormuş gibi “beddua etmek” nasıl bir anlatıştır, bunun ne insanlıkla ne maneviyatla izah edilir tarfı varmıdırki, bu tavsiye ediliyor. 

 Kendi lisanıyla ve yukarıdaki anlayışı ile “Ben onlara hayır dua ediyorum.” un, açık ifadesi “ben onlara lânet ediyorumdur” bu hileli sözlere çocuklar bile, bazı yerleri ile gülerler, sen kendini belki zeki zannediyorsun ama, ne kadar art niyetli ve vefasız biri olduğunu açıklıyorsun. Sana da zaten bu tür ahlâk yakışır. 

 Biz ise size (15) sene gerçekten aile saadetiniz için hep hayır dua ettik. Yukarıdaki kayıtlarda mevcuttur. Ama senin anladığın mana da kötülüğünüzü istemek için değildi. Zâten biz böyle bir dua yolunu bilmeyiz sayende böyle bir dua türünün de olduğunu anlamış oluyoruz. 

 “İblis, cin’gen” çervişininde fikri ne ise gerçekten zikri de oymuş. Ve münafıklıkta, bir başka yönüylede buymuş. İnsan yaşadıkça böyle hallerde demekki karşılaşabiliyor. Dünyada her tür belirli bir vakte kadar yaşıyor ne yapalım. Seyrancısın hemen seyranın eyle hükmü ile hayretle ibretle seyredip seyran ediyoruz. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

A….: Eyvah eyvah. 

--------- 

Bütün bunlara gerçektende, “ Eyvah eyvah.” Umulurki bu eyvahları vakti geçmeden yaparsınız da, Son eyvahlara kalmazsınız çünkü son eyvahlar hiçbir işe yaramaz. Son pişmanlık fayda etmez. Denmiştir. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Şimdi hazret senetle çalışırdı. Çocuk, giderdi, senetleri almaz ee onun adamı geldi mal almaya, ama şimdi kendi adamı gitti, seneti alamadı, senet alıyorlar, senetleri alamamış işte, salıvericekmiş falan filan. Ama bu arada ee mala ihtiyacı var, gelmiş kendi adamı mal alıcak. Bu diyorki, çıkıyor mal veriyor. Çünkü kesemez, içerde senetler var. Malı vermiyorum diyemez o. Az birşey kaldı, bunu vereyim ama diyor, patrona söyle. Onun gözlerinden öperim diyor, o anlar diyo. Perşembe pazarı ya, söyle, aynen söyle diyor. Ve…. onun gözlerinden öpüyor de. O anlar diyo. Anladın mı? Bana hayır duası ediyorum. O kadar yanlış kanıya Allah korusun yani, insan sonra diyorki rahmani mi hadi (lan sende,) rahmani mekri, Allahın sisteminde şeytan kaldırılmaz, firavun kaldırılmaz, nemrut kaldırılmaz. Ne olur , firavun, nemrut ne şeytan Allahtan aldığı izinle o izin zamanı içinde yapacağı herşeyi yapar, yapar, yapar. La aleyhe mektesebed aleyke mektesebet. Yaptıklarının neticesini mi bulur? Musa firavunu havada kaldırmadı. İbrahim kaldırmadı. O attı göğe taşı, ondan sonra orası …………….. oldu. Yani sen firavunsun. Ben seni kaldırdım diyorsun ya. Çok yanlış yapıyorsun. Ya ben tartışma olmasın diye konuşmuyorum. Yapma be kardeşim ya. Bunu ben sana öğretecek değilim, anladın mı şimdi? Firavunsun al oku. Orda yahu firavunu kaldıramazsın sen. Firavun ne yapacak, o hırs peşinde koşacak, koşucak. La aleyhe mektesebed. O hırs onu Musa’nın suyunda boğucak. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gerçekle hiç ilgisi olmayan bir sürü lâflara bakın nede akıllı mahir bir ahkâm kesici imiş hayret doğrusu. (Cem’o)

--------- 

“Yani sen firavunsun. Ben seni kaldırdım diyorsun ya. Çok yanlış yapıyorsun. Ya ben tartışma olmasın diye konuşmuyorum. Yapma be kardeşim ya. Bunu ben sana öğretecek değilim, anladın mı şimdi? Firavunsun al oku.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

“Yani sen firavunsun. Ben seni kaldırdım diyorsun ya” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu iftiraya bakın, senin varlığını ortadan kaldıran olmadı ki sen, sen olarak gene sensin sen olarak yaşamına ömrün oldukça devam edersin bana ne, Sen ister firavun ol ister nemrud hangisini isretsen seç istersen hepsini şeç o seni ilgilendirir. (Cem’o)

---------

“Çok yanlış yapıyorsun.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Sana göre, işine gelmediğinden belki öyle ama, gerçek hakikatlere göre kimin yanlış yaptığı ortadadır. Bitaraf bir yerden bak bakalım haklı veya haksız olan kimdir çok kolay anlarsın ama bu senin işine gelmez. (Cem’o) 

---------

 Benim yaptığın verdiğim emaneti koruyamadığından elinden almaktır seni ortadan kaldırmak değildir ki. O sahibinin işidir herkese belirli bir süre tanınır süre sonunda da ahrete aktarılır. Benim bununla ne ilgim varda sen firavunluğu kaldıramazsın diyorsun onlarında yaşam hakları vardır, beni ilgilendirmez. Bizden uzak olsunlar. (Cem’o) 

--------- 

 “Ya ben tartışma olmasın diye, konuşmuyorum. Yapma be kardeşim ya.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Baksanıza şu lütufkâra, “tartışma olmasın diye” konuşmuyormuş, bu sözün ile haline herkes güler, kendini bu kadarda küçük düşürme kendine yazık ediyorsun. 

 Etmediğin hakareti bırakma, yukarıdan beri olan, aylardan beri oğraşarak yaklaşık (300) sayfaya yakın (A-4) büyüklüğündeki ve diğer iki dosyanın içi senin konuşmadığım, dediğin konuşmaların ile doludur.(600) yüz sayfadan fazladır. Bunları nasıl inkâr ederde, konuşmuyorum diyebilirsin bu sözlerine kimler güler bilemem. Birazcık mert olsanda bu gülünç hallere kendi ifadelerin ile kendi kendini düşürmesen, kendin hakkında daha hakkani davranmış olursun ama nerde o anlayış. Konuşmalarında zaten konuştukça battığının açık ifadesidir. Diyecek bir şey bulamıyorum. (Cem’o) 

--------- 

 “Yapma be kardeşim ya.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu alaycı ifadeye bakın, senin “cin’gen” kardeşlerin varken, her türlü vasıfla vasfettiğin bu kişiye kardeşim demen biraz abes olmuyormu.? Sen bu kardeşlik sahasını çoktan kaybettin ben sana söyleyecek bir vasıf bulamıyorun kendin kendine verdiğin vasıflarla hitab etmeye çalışıyorum bunların içinde de kardeş vasfına rastlamadım. Senin sana yakışacak çok kardeşin vardır onlarla kardeş, kardeş hem hal olursunuz o zaman zaten benim kardeşliğme ihtiyaç kalmaz. Kalsa da bundan sonra benden sizlere hiçbir vasıfta kardeş olmaz. (Cem’o)

--------- 

Bunu ben sana öğretecek değilim, anladın mı şimdi? (k.6.m/Fark’o) Firavunsun al oku.” (k.6.m/Fark’o) Eğer takva sahibi isen bunu yapman lazim, yani burda bir kötü var. Onu öldüreyim. Hayır. Hayır. Hayır. Kötüyü öldürmek senin işin değil. O sana göre kötü. Şeytan, şeytan sana göre kötü. Allaha göre şeytan kötü değil. Allaha göre şeytan euzübillahimineşşeytaniracim denecek olan bir isim. Sendeki imani pekiştirmek için olan bir isim. Sen şeytanı kaldıramazsın. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu yukarıdaki ifadelere bakın sözlere şenlik, ne demek istediğini kendi anlamışmı acaba? (Cem’o) 

--------- 

 “anladın mı şimdi?” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Bir gün gelir belki aklın da başına gelir, bu ifadeyi kendin kendine, hayatın kaç bucak olduğunu, “anladın mı şimdi?” diye sorarsın ama o zaman iş işten çoktan geçmiş ve diyeti çok ağır olmuş olacaktır. (Cem’o) 

--------- 

“Firavunsun al oku.” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Bahsettiğin okumayı nereden yapacağımı da bildirseydin de, iltifat ederek yakıştırdığın “Firavunsun” mertebemizin belki daha değişik yönleride vardır da, sayende o marefetlerimizi de öğrenmiş olurdum. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Sen firavunu öldüremezsin. Belli bir zamana kadar o gelecek, gelecek, gelecek. Sana düşen ne Musa misali sabır göstermek, İbrahim misali o üzerine ateşler atacak. Sen firavuna bela okumayacaksın.

 Anladık mı şimdi T…..cım. Anlıyon değil mi şimdi olayları. Tevhid-i efal, tevhid-i esma, tevhid-i sıfat ne? İseviyet işte. Seni öldürmeye gelecekler. Teslimim diyeceksin, rabbim senin için. İşte ben o son yazıyı yazayım mı yazmayayım mı? Durduğum yer orası. Ama bu oraya gideceği için mecburen oraya usulünce oraya birkac birşey yazıcam çünkü yazmak istemiyorum. Niye? E çarmığa germiş ya. Keyfini çeksin ya. Çarmıktan zevk için. Anladın mı şimdi ne dediğimi? One yapıyor tam firavunluk. Tam bir kral. Beğenmedim atın lan bunu. Niye güç bende abi, güç bende. Haman! Demekki noldu? O güzelim böyle bir görüntü yaptı. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yukarıdaki ifadelerden de bir şeyler anlayabilen varsa bana da bildirse iyi olur. “Sen firavunu öldüremezsin” bu anlayışta firavun başka birisi olmakta. 

--------- 

“One yapıyor tam firavunluk.” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Diyorken de kendi aklınca yukarılarda müteaddit defalar açık olarak ifade ettiği gibi (Cem’o/Bab’o) yu kasdediyor. Bir karar ver de sakinleş bir türlü ata ata yerinde duramıyorsun, kalbin rahatsız olabilir (Cem’o) ya atarken bakarsın bir terslik o taşlar (Fark’o) ya çarparda yazık olur, kendisine de asrın atıcısı diye ağıt yakılırsa sen cümbüşü gör. Dünya âlem üzüntüden kara kahırlara düşerler. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) İçimde öyle bir sevgi varki, isminle kirletmiycem. Anlıyor musun? İsminle kirletmiycem. Yani, yani ama ee PKK kuvvetli mi?, kuvvetli abi, ananı babanı tehtid ediyor. Oyunu bana atıcaksın diyor de mi? Bir bayrak meselesinde, mimarlar odası, bilmem ne odası, nedir bu bayrak fetisizmi. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Şu edebiyat harikası benzetmeye bakın, Edebiyatçılar böyle harika bir benzetme karşısında kendileri acaba ne derler, nasıl bir değerlendirme ve anlayıştır, hayret bir şey. Sen (Cem’o/Bab’o) nun ismini o şom ağzına alma yeter. Bütün vasıfların hepsi senin olsun. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) 

A: Yoktu diyor.

Bir başkası: ırkçılık Öyle birşey olabilir mi? Ya. Irkçılık bayrak fetisizmi diyor yahu. O bayrak için şehitler var yav. O bir timsal. O bir şey yav, anlatabildim mi? Sen bunu nasıl söylersin. Bu nedir işte. Bak suçtur. Kurandan uzaklaşmış, birde Kur-an hatmül Kur-anım diyen kişinin, Kur-anın hangi tarafını tatbik ediyor. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu konuşmalardan ne denmek istendiğini anlayan varsa bana da bildirirse müteşekkir olurum. (Cem’o) 

--------- 

 Kurandan uzaklaşmış, (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Neye göre karar vermişse! Hayret doğrusu kendini tarif ettiği ne kadar da açık. (Cem’o) 

--------- 

 “Kur-an hatmül Kur-anım diyen kişinin,” (k.6.m/Fark’o) 

--------- 

 Şu anlamsız ve iftira edilen sözlere bakın, (Cem’o) nun ne böyle bir konuşması olmuştur nede böyle bir iddiası! (Fark’o) nun her zamanki iftira tezlerinden biridir. Ama firavun, cin’gen ve yukarıda görülen diğer suçlamalarından gene de iyidir, bir bakıma iltifat etmiş. (Cem’o) 

------------------- 

 (Konuşmanın devamı.) Nerede suçluyorsa hali odur. Tespit bu, bu, bu dersin. 

------------------- 

“nerede suçluyorsa hali odur.” (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Halâ daha kendini savunmak için karşısındakini kendi yaptıklarını görmeden ve gizlemeye çalışarak, nasıl suçladığı açık olarak görülmektedir. 

Şu ifadelere bakın Kendisine (15) sene hizmet vermiş olan bir kimseyi, nasıl nefsine satıyor da isyan bayrağını çektiğini açık olarak ilân ediyor. 

Maşeallah artık epey ilerlemiş gözüküyor, demekki bizim içimizide okuyor, eyvah bu kişi ile galiba iyi geçinmek lâzım, işine karışmamak sistemine dokunmamak lâzım ki, eskiden olduğu gibi vargel devam edip gitsin, bak sen şu işe, kişinin ne marifetleri varmışta farkında bile değilmişiz. “nerede suçluyorsa hali odur.” Büyük kitaplara geçecek bir inci gibi lâf. Ancak galiba farkında değil, kendi halini ne de güzel anlatıyor. 

Evvelâ sen kendi haline bakta onu nasıl düzeltirim, diye düşün dur. Eksiklerini düzeltecek eskisi gibi artık, arkanda hiçbir kimse de yok. Hani derlerye” ne ekersen onu biçersin”. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Peki yaptığın , yaptığın ise budur. Şimdi biz tespiten konuşuyoruz, suçlamıyoruz. Ama burda bunu görüyoruz. Neye istinaden. Buna göre. Bu suçlama değil ama suçlamaya girersen o zaman, halini oraya resm etmişindir. Anladık mı şimdi? Kim olursan ol. O zaman ben, kusura bakma. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yine yukarıdaki tutarsız konuşmaların peruşan haline bakın, ne yapmışızki! Yanlış olan neyi tesbit etmişki böyle gülünç biri birini tutmayan cümleler kurarak güya edebiyat yapıyor edebiyat sanatı bu anlatımlardan utanç duyar. (Cem’o) 

--------- 

“Anladık mı şimdi?” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Şu ifadeye bakın. Sanırsınızki bütün aklın tamamı, kendisine verilmiş, bunun (%90) nı kendisine ayırmış (%10) nu da da giğer bütün insanlara bölüşülmesi için bırakmış, lütfetmiş. Hayret bir şey. (Cem’o)

--------- 

 (Konuşmanın devamı.) Allah için ve Kur-an için ve Muhammed için bu yoldayım. Ha bunun için nerede ne olmam gerekiyorsa, cennet ehli mi?, eyvallah, cehennem ehli mi?, eyvallah, hiç farketmez. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 “Kur-an, Allah, Muhammed için buradayım. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bu mubarek isimleri artık ağzına almada, ma’nâları bozulmasın. Sen bunlar için değil nefsin ve yardımcıları için buradasın, Bu emeline ulaşmak içinde bahsedilen isimleri kullanıyorsun, bunları yapmasan iyi olur, sadece kendine iyilik yapmak istersen, bu kadar ikazın ardından. (15) senedir sana hizmet vermeye çalışan bu ağızdan, hiç olmazsa bir defa olsun biraz öğüt dinlede kendi menfeatin için, kendi gerçek halini görde, daha sonraları gerçek fiilende başına geldiğinde, pişmanlık çekme, ne demişler son pişmanlık fayda vermez. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bunlar beni korkutmaz. Ben icazet için burda değilim. Cennet içinde burda değilim. Ama ilk hazrete geldiğim zaman, cennet için geldim. O kadar günahkardım ki, kendim yönümde o kadar pistim ki, Allahtan o kadar uzaktım ki, camiiler bana düşmandı. Ya rabbim ne olur cennetini bana müesser eyle. Ne olur cennetini müesser eyle, diye diye, diye diye, diye diye. Sonra olayı başka yönünden görmeye başladım. Olayı başka yönden görmeye başladığımda iş değişti. Onun için, herkesin tabii kendi mertebesi var. O mertebe onu isteyecek, eyvallah. O mertebe onu isteyecek, eyvallah. Herkes daha iyi terakkiler verecektir. İnseallah diyoruz, diyoruz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Yine yukarıdaki tutarsız sözlerinden kelimelerdeki hoplama zıplamalarından nasıl haleti ruhiye içinde olduğu açık olarak görülmektedir. (Cem’o)

--------- 

 “Ama ilk hazrete geldiğim” (k.6.m/Fark’o) 

 “İlk hazrete geldiğim yer” dediği, bir müddet sonra orada çevirmeye başladığı halleri yüzünden, nezaketle “ilk kovulduğu yerdir”. Halende oradanda bir şeyler aldığını yukarıdaki ifadeleri ile vehmettiğini ifade etmeye çalışıyor. Oradaki hallerinin evrakları elimdedir, ama gene de bunlar bende kalsın özel olarak isteyenlere elden verebilirim. O istediği kadar (Cem’o)ya iftira ediyor olsun, kendi iftiralarına devam etsin gitsin. Yukarılarda üstümüze attığı Bütün vasıflar kendine aittir. O yine iftiralarına devam etsin gitsin, Böylece de kendilerini eğlence de zannediyorlar. Eğlenip dursunlar bakalım eğlenceleri bir gün nasıl sona erecek, (Cem’o) 

------------------- 

 camiiler bana düşmandı. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne yazıkki bu kadar eğitimden sonra değişen hiçbir şey olmamış, gene aynen bahsettiğin gibi içindeki camilerin düşmanlığı sana devam etmektedir halinden ve konuşmalarından bunlar açık olarak anlaşılyor. Sana ancak iblisin harabelerine girmek yakışır çünkü yerin oralarıdır. Onlarla oralarda çalar oynarsınız aynı hallerde olan birkaç seyircide nasıl olsa bulunur. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Allah razı olsun, nezaket itibari ile bunları söylüyorlar, teşekkür ederiz. O şeyi okudun değil mi? O…. beyin sende ………… Os…. beyin şeyi ee , sms ini okudum. Yolda geliyordum aa, bazen moral geliyor. Efendim bir kardeşimiz, bu erkek, selamun aleykum diyor ya halifem, size bu yazdıklarımı mail olarak göndermek istedim ama internet problemim olduğu için ve bir an için size ulaşması için mesaj olarak size göndermek istedim ya halifem. Ki bu kardeşimiz hiç bana uzun uzun yazmaz, erkek adam ya. Erkek adam ne yazarki. Size gönlümüzü verdik. Size biyat ettik, elinizi öptük, sizde bize gönül kapınızı açtınız, bizi kabul ettiniz. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Bir insanın bundan daha güzel bir şekilde kendisini aldatması nasıl olur. (15) sene kendisine hiç bir karşılık vermeden hizmet veren bir kişinin ikazlarını dinleme, bu yetmiyormuş gibi, Ne kıptiliğini, ne firavunluğunu ve atmadığın iftira kalmasın, diğer taraftan en kötü bir şekilde tanıttığın (Cem’o/Bab’o) yu onlara düşman hedefi yap. Bütün bunlardan etkilenen bir kişinin düşüncelerini kendine kalkan yap ve yalan haber gazate kalkanı ile kendini şövelye zannederek ürettiğin hayal varlıkların ile savaşa tutuş. 

Donkişottan ilham aldığın belli oluyor. Bu hayallerinle “cin’gen” dostlarında çok eğlenirler. Karşılıklı el çırpıp durursunuz. Güzel bir hayal korosu olur, Bu koroya sadıkane devam edin durun bakalım. Bu hayal ruyasından uyanınca nasıl bir gerçek ile karşılaşacaksınız. Son pişmanlığın para etmediği bilinen bir şeydir. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Sizden Allah razı olsun. Biz sizi nasıl inkar edebiliriz. Siz ki iyi kötü günde, hatalarımızda, hiçbir zaman hatalarımızda, hiçbir zaman bizi bırakmadınız. Her zaman yanımızda oldunuz. Siz bizim icin sığındığımız bir limandınız …..… Baska sığınacağımız başka hiçbir limanımız olamaz. Bizim şeyhimiz, halifemiz, efendimiz, sizsiniz. Hayırlara vesile olması dileği ile, saygı hürmetle, ellerinizden öperim diyor.

Düşünebiliyor musunuz? İçi çok yanmış. Efendim diyor size olan bu hadiseye ben çok üzgünüm diyor. Çok büyük bir haksızlığa uğruyorsunuz. Kişi o kadar mucizeler yaşıyorki, bazıları böyle. (k.6.m/Fark’o) 

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Oh ne güzel, hayal âleminizde kucaklaşın durun kime ne hepiniz hepinize uygun olmuşunuz yolunuza devam edin durun, kime ne!. (Cem’o/Bab’o) senelerce bu gidişin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı sizler anlamak istemediniz bu karar da, her iki dünyada neticesine katlan-makta size aittir. (Cem’o) 

--------- 

“Çok büyük bir haksızlığa uğruyorsunuz.” (k.6.m/Fark’o)

------------ 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gerçektende bulunduğunuz yerde, (Fark’o) tarafından (çok büyük bir haksızlığa “sizler” uğruyorsunuz) ama bunun farkında değilsiniz. 

“Cin’gen” doslarınızın oluşturduğu sizin farkına bile varmadığınız bazı oluşumları, “Kişi o kadar mucizeler yaşıyorki” hayal serhoşluğundan daha bunları bile, anlayacak ve ayırt edecek durumda değilsiniz. Gerçekten işiniz zor ne diyelim, yaşayan neticede halini kendi görüp kendi kendinin şahidi olacaktır. Daha sonra bunun izahı ve değişmesi de mümkün değildir. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

Ö…..: Diyojen idama giderken…………….

Şimdi diyo ya gönül adamı, akıl adamı bunu söyler. Yani suçsuz idam etmiş. Ee suçluluk ................ esas suçsuzken idam olur. Ben şimdi burda ne anlıyorum biliyor musun? Gelmiş gitmiş. Hakketen düşüncede eksik. O zaman bu kişiyi kazanmaları lazım. Ama tabi o düşündüğüm kişiler, hele o gün gösterdiği yakınlığa karşın, ee simdi düşünüyorki yani, bu yani orda öyle şeyler varki, yani öyle durumlar varki neyse oralara girmek istemiyorum. Ee bu başıma gelir mi? Gelir abi be. Çünkü niye sen, o halinle onu çağırıyosun, yani bir anlamda davranman icap eden yerde davranmayınca nolmuş oluyor. ee o zaman davrandığın şeyin hali sana geliyor. Vela.......... mektesebet. Hani peygamberimiz demiş ki, ya benle beraber kim gelir. O oraya kaçmış, o oraya kaçmış, sonra 313 kisi kalmışlar, değil mi? 

(k.6.m/Fark’o)

-----------------

Bedir muharebesinde 313 kişi kalmış.” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

Konu ile ne ilgisi varsa bu da ifade edilenler arasında. Ancak biraz düşünülürse kendi halini açık olarak ifade etmektdir de kendi bile farkında değildir. O gün senin benzerin münafıklar, ikaz edildikleri halde peygamberimizi terk edip kaçtılar. Bu yüzden kıyas yapıyorsan tam senin haline uygun bir kıyas, hayret bu yolda epey maharetli imişsin, hayret doğrusu. “değil mi?” Gene yukarıda da konuştuklarından bir şey anlayan varsa bana da bildirse iyi olur biraz daha ilim sahibi olurum. Meğer ne allâmeler varmışta haberimiz yokmuş. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

 O öyle söylüyor ama bizde öyle görüyoruz. Bedir muharebesi, öyle görüyoruz, çünkü ben bugün gidiyodum, izin mizin hikayesi işte. Bir kardeşimiz efendim bizi bırakacak mısınız dedi. Durdum ben. Ben bırakmıycam çünkü niye burası benim bırakacağım yer değil. 

(k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Ne güzel itiraf. Bulunduğu yeri bırakmak istemiyor, çünkü bedir eshabından ayrılıp münafıklar tarafına geçtiler. Orası onlara tatlı geldi hayalen alkışlarda var, biraz azalsada, zarflarda geliyor. “Böyle olunca, orası bıkabileceği bir yer olurmu?” Halini nasılda açık açık herkesin anlıyacağı şekilde tasdik ediyor. Ne ibretlik bir kişilik hayret doğrusu. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

 “Vazifeliyim. Beğensen de beğenmesen de”. Kaldıracaksan abiyi kaldır. Rabbimin gösterdiği rüya açık. Hiç kaldırmışa benzemiyor. Öteki kardeşin gördüğü rüya açık. Diğer işaretler açık. Demekki kaldırılmış birşey yok. Biz ona bakıyoruz. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

(Cem’o/Bab’o) nun, “Fark’o” hakkın da “Vazifeliyim. Beğensen de beğenmesen de”. Diye böyle bir derdi yokki ilgilendirsin. Ancak küçük bir analiz yaparsak! Onun hakkında açıklık getirilmiş olur. 

Daha evvelki bulunduğu yerlerden, hak ettiği için, “kovularak” ilişkisi kesildiğenden, oralardan her hangi ma’nevi bir vasifesinin olması mümkün değildir, hatırlanırsa yukarılardaki bölümlerde bu mevzular açık olarak belirtilmiş idi. 

“Vazifeliyim” ifadesinin tek bir yönü kalmaktadır ki, Orasıda şüphesiz, “cin’gen” dostu pirindendir. Bu da kendine yakışan ve lâyığı olan vezifesidir. Yukarıdan beri gelen bütün konuşmaları bu hususu hiç şüphesiz açık olarak isbat etmektedirler. Dalâletin en büyüğü budur. Kişinin içinde bulunduğu hali idrak edememesi, ne büyük acziyyettir anlamak mümkün değildir. Ve ne yazıkki kendini takib edenlerde aynı kaynağa bağlanmış durumdadırlar. Seçim kendilerinin olduğundan, (Cem’o/Bab’o) nun, da yapacak bir şeyi yoktur.

Onlarda vaktinde kendilerine üç türlü seçenek sunularak ne yapmaları lâzım geldiği kendilerine bırakılmıştı, Kim hür iradesi ile nereyi seçti ise orada yoluna devam etsin. Mükâfat veya mücazatları kendilerine ait olmaktadır. (Cem’o)

--------- 

“Rabbimin gösterdiği rüya açık. Hiç kaldırmışa benzemiyor.” 

(k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Yukarıdaki ruya diye belirttiğin hepsi hayal mahsulü olan görüntüleri Rahmani rüyalardır diye zannediyorsan, gene bu abdestle çok namaz kılarsın derler, ancak bu söz bile sana yakışmaz, çünkü iblisin askeri olduğundan, namazda kılmazsın. Tabi senin bileceğin iştir kılarsın kılmazsın (Cem’o/Bab’o) yu niye ilgilendirsin. Yukarıda bahsedildiği gibi zaten camiler sana düşmandır. İçeriye giripte o temiz yerleri kirletmemen için.

Bu hayallere dayanarak, “Hiç kaldırmışa benzemiyor.” Sözünle bile ne kadar şüphe içinde olduğun açık olarak görülüyor. Ancak kesin olan şu ki, “cin’gen” dostun iblis pirindendir. Aktarılan bu hayal kurgu görev yaptıklarından ve kendi sözlerinden, “Hiç kaldırmışa benzemiyor.” Bu âlemde insanın kendi kendisini aldatması kadar sonu hüsran olan bir pişmanlık tasavvur bile edilemez. (Cem’o) 

------------------- 

-------------------***** 

Süremiz galiba gene doldu, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünya ya dönmek gerekmekte, biraz da zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. Gene uygun bir zaman da gündüzün aydınlık ru’yasına geçip çeviriye devam ederiz. İnşeallah. (T.B.) 

------------------- 

Gönül kuşu kurulu saat gibi, gene cik cik ötmeye başladı galiba gene aydınlık dünya ru’ya-sının vakti geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı tekrar çeviriye devam etmeye başlıyorum. Satır başı şöyle başlıyor idi. (T.B.) 

-------------------***** 

*******************************

(Konuşmanın devamı.) 

A…..: efendim sabah namazı kılarken, istiklal marşının şu dörtlüğü geldi. 

Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli, değmesin mağbedime, göğsüme, namahrem eli, bu ezanlarki şahadetlerin dini temeli. 

Ebedi yurdumun üstünde..

Allah hayırlar versin bakalım, neler görcez. Efendim beni unuttunuz diyor he he he. Hay Allahım. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

(Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıdaki ifadelerle ne denmek istendiğini anlamak mümkünmü? Bizde hep birlikte yaşadıkça, “bakalım, neler görcez” (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

G…..X: Efendim, şey demiştikki bayramdan sonra ilk çarşamba toplanılanacak. Lütfen herkes kendi ee görüşlerini, önerilerini, veya hoşlanmadığı birşey varsa kendine ters gelen birsey varsa, onları isimsiz olarak yazıyor ve şey bulundurulacak. Artık bir kese, kesenin içine bu öneriler konulacak, hani kafandadır ama soramayacağın birşeydir. Hepsi kağıt olarak içine atılacak. Ve ondan sonra onlar değerlendirilecek. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gerçekten tebrik etmek lâzım, ne kadar da muhteşem bir fikir, nasıl olduda bu fikrin söylenmesine izin verildi. Yukarıda kafasını kopardığı, kişi böyle bir konuşma yapsın, ne cesaret. Her halde (Fark’o) nun lâvaboya gittiği bir zamandır. Kendinin dışanda konuşan bir kişinin kafası koparılırda, siz zaten bunu bilirsiniz. (Cem’o)

----------------- 

(Konuşmanın devamı.) yani şahsi sorunlarını benle konussunlar. Yani ben üzgünüm. Şimdi ben bir kişiye birşey söylüyorum. O kişi başka bir nedene takılmış. Kendi özel birşeyinden dolayı onu bana açmıyor. Ama onunla biz özelde o kadar çok şeyler konuştukki. Niye acmıyor bilmiyorum. Yani ben senle o kadar çok özel konuştumki, sonra ondan sonra öyle birşey çıkıyor karşıma, yani bana şey geliyor. Ne biliyim ya. Ne bileyim yanlış yani. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene ne konuştuğundan kime karşı konuştuğundan, bir haberimiz olsa idi belki biraz yardımcı olurduk, ama ne yapalım aklımız biraz yetersiz herhalde, bu üstün zekâ konuşmalarını anlayamıyoruz ne yapalım. Yukarıdan beri aslında ne denmek istendiğini daha halâ gerçek ma’nâ da ne denmek istendiğini de anlamış değiliz, bir iyilik yaparda tekrar böyle bulunmaz döktürme sözlerle, bizleri aydınlatırsa iyi olur. Belki (Fark’o) kendini daha iyi anlatmış olurda kendisine de haksızlık yapılmamış olur. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Peki arkasından gider miyim? Hayır hayır hayır. Ben kimsenin arkasından gitmem, bu kapı talep kapısıdır, bu kapı manevi kapıdır. Kusura bakma, sen talep edersin. Orası da icabet eder. Bu kapı böyle bir kapı, kusura bakma. Ve kimsenin de kapısı değil, Allah kapısıdır. Ben, ben de talep ediyorum. Burda oturuyorum. Gece Rabbim diyorum, bak talep ediyorum, ne oluyorum, talip oluyorum. Talebe oluyorum. Acziyetim oraya benim, kişiye değil. Kişi eh ben onu yalaka çekicem, öbürüne bilmem ne yapıcam, bunu bilmem ne yapıcam. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene şu anlaşılmaz sözlere bakın anlayan varsa bana da izah ederlerse çok minnettar olurum. (Cem’o)

---------

“Ben kimsenin arkasından gitmem,” (k.6.m/Fark’o)

--------- 

 Son zamanlarda (Fark’o) ya unutkanlık ve göz yanılma hastalığı gelmiş galiba bundan kendisinin bile haberi yok. Yukarıda da kendi lisanından (Cem’o/Bab’o) nun, arkasından nerelere gittiğini açık olarak ifade etmekte iken, burada o sözlerini unutmuş olmalıki, “Ben kimsenin arkadasından gitmem,” diyebiliyor. 

 Diğer cümlelerini okumaya bile gerek yoktur zaman kaybetmeye bile değmez ama (Cem’o/Bab’o) bu cevaplara bu kadar zaman harcadıki kimlerle ve nelerle karşılaştığı, ve nelerle uğraştırıldığı, kendinden sonra gelenlere de bir hatıra ve ibret olsun. 

Ayrıca kendisine yöneltilen sözlerin nasıl bir yalanlar orkesrası olduğu bilinsin diye, yoksa bu cevaplar verilmemiş olsa bunların hepsinin kabul edilmiş olduğu düşüncesi daha ağır basardı. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Ha bu dikenine katlanmaktır gül için. Ama yalakayla icazet bekliyorsan, i-ih.(hayır anlamında) Kusura bakmayın benim yolumda yok bu. Bu nefsi sadece cilalar. Ve nefse yaranma olur. Hakikate götürmez, Hz.İsa filmini tekrar seyredin. Şu anda biz Hz.İsanın dört hafta yaptık bitirdik. İnşeallah onları toplayıp bir yazıya çekme fırsatımız olacak ve onları ben kardeşlere yani beraber olduğum kardeşlere cd lerini verdim zaten yoksa yine veririz. Onları vericem, onu seyrederken, o kısımlar geldiğinde yazılar onları bir okuyun. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıda ne dendiğini anlayan varsa bana da anlatırsa memnun olurum, bir satırda başka bir ifade, diğer satırda başka bir ifade nasıl bir konuşma ise, hayret bir şey. (Cem’o)

“dikenine katlanmaktır” (k.6.m/Fark’o) Hayret bir şey gene nasıl katlanmaksa, kitabın başından itibaren isyanları oynayan bir dil, bu sözlerle onu kullanan sahibinden utanç duymuştur, beni böyle hiçbir değeri olmayan, ayrıca değeri olmadığı gibi, baştan sona iftira eden sözleri, benim vasıtamla söylediği için, ben ondan bunun hakkını alacağım, dediği etrafta çınlamaktadır. (Fark’o) nun Bundan bile haberi yoktur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Size faydalı olacak. O kadar mıdır İsa. Hayır. O anda bize geldi, onu anlattık. Dolayısı ile o filmi sıradan bir film olarak değil, manevi bir beyan olarak, orada çünkü velayetin bir şeyi var, bir çalışması var. İsanın hayatı tamamen velinin bir hak evliyasının görünmesidir. Şimdi acı gelen birşey var. Hz. Sü…. ekmel mükemmel, bir hak evliyasıdır. Divanında bu apacık gözükür. Bütün merhalelerinde gözükür. Hz Sü…yayı kabul etmiyorlar. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene yukarıdaki cümlerle ne denmek istendiğini bir anlayabilsek iyi olurdu ama anlamak mümkün değilki, bu eksiklik her halde (Cem’o/Bab’o) nun anlayaşının yertersizliği olabilir. Çünkü ifadelerde o kadar derin ma’nâlar varmış demekki, onların derinliğine (Cem’o/Bab’o) nun sığı aklı eremiyor, demekki bu kişiyi edebiyatından dolayı tebrik etmek gerekiyor. Yerini bir bilen varsa, tarafımızdan böyle bir edbiyatı tebrik edebilir. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) İşte ben, ordan giriyorum. Ordan bişey söyleniyor, burdan bişey söyleniyor, ee şimdi o öyle o öyle demek, bu ihtirastir. Ve benden başka büyük yok. O tehlikelidir. O işte şimdi ben kendime göre birşey söylüyorum. Ama bunları gördüğüm zamanda duruyorum orda. Hz Sü…. güzel bir hak evliyasıdır. Fevkalade güzeldir. Ve büyük tasarrufları vardır. Evet baya baya güzeldir yani. Onun nasıl nedir ki şeylerinden o divanından ne diyo orda, atiyem.

 Taa ezelden aşıkım billa. Atiye diye hanımı olan atiyeye söylüyor, gözüküyor. Zeynep yavrum aramış yav. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene nelerden bahsettiğini anlayan varsa beri gelsin, bunlarla neleri demek istiyor. Anlamak mümkünmü? Kendi kendilerine söylenip dursunlar bakalım, nereye kadar ulaşacaklar hayal yolları kendilerinin olsun. Yolun sonun da duvara tosladikları zaman, bizimde yapacak bir şeyimiz yoktur. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bilmiyorum napacağını yav. Neyse evet soracağınız bişey var mı? Güzel bir sohbet oldu ha ha ha. Allah hayırlar versin efendim inseallah, bayramda gönülleri bizlerle beraber olanlarla, geçiririz. Burda olmasada, telefonla görüşürüz. Onun dışında, yine bizi telefonla ararlarsa, yine telefonlaşırız. Biz kimseye küs falan değiliz. Ama tabi benim için bir ölçü olacak. Bizle beraber olmaya dair. 

Efendim bayramın 3. Günü artık sizlerle sabah erkenden herzaman olduğu gibi saat 8, 8 buçuk neyse ee Seçkinin orda olabilirler. Bilmeyenleri bayramda konuşuruz. Bizim orda buluşur. Beraberce oraya gideriz. 16 tane hayvan bu sene nasip oldu. Aldık. 5 bin TL avans olarak kendilerine ee şey bıraktım depozito olarak bıraktım. Bugün 70 TL çıkmış kesim parası. Gene herzaman olduğu gibi börek filan alıcak. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

“Güzel bir sohbet oldu ha ha ha.” (k.6.m/Fark’o) Evet gerçektende kendilerine göre, hayal vehim yalan iftira dolu. 

“Güzel bir sohbet olmuş” demek neşeleride yerine gelmiş “ha ha ha.” Ne güzel hallerini ortaya seriyorlar. İstesen bile bu kadar güzel hareket yapamazlardı. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) 

İ….. diyoki, (Fark’o) abicim haber ver bana, kaç kişi geliceksiniz, bize börek alıyor sabahları, çaylar yapılıyor. Orda çay börek şey yapıyoruz. 16 kişi kardeşimiz kesecek. Malum orda, işte orda şeyi var vekalet vermesi var. Öğlen namazı var, akşam namazı var, yatsı şeyinde o ibadetler yapılacak. Etleri dağıtacaz. Orda kardeşler alıp götürecekler. Alamayan kardeş öğleden sonra alıcaksa onu konuştum S……tinle, torba içinde diyorki, fazla torba içinde durmasın, kızışıyor diyor. Birde ee bir başka grup var. Onlarla zannediyorum ki ertesi günü, veya daha sonraki gün alacaklarmıs. Onları da oraya vericez. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Kurban mevzuları yukarılarda birçok sayfada cevaplanmıştı. Burada ise gene yaptığı yanlışlığı açık olarak tekrarlıyor. Ve ısrarla ikazlara hiç aldırmadığını nasıl ilân ediyor. Kendi bilir. Kendi kendisiyle baş başa kalınca, belki biraz kaldı ise, vicdanına nasıl hesap verecek, bunun halini düşünsün dursun. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Bu bayramı o şekilde halledicez inşeallah. Bakalım ne olacak. Evet soracağınız birşey yok herhalde. Var mı? Yok. Sükut ikrarden gelir. Ben söyliceğim herşeyi söyledim. En son artık, bi de bu sorun yazmış olduğu yazıyla alakalı bir dakka, bu yazıyla alakalı orda kabul edemeyeğim kesinlikle yani efendim bu budur hayır o değildir. Yani ben o maksatla öyle birşey yapmadım. Ama sen ordan hani ben şöyle yan baktım da sen gibi söylüyorsan, bunların benle, benle hiç alakası yok. (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene bu konuşmalardan bir şey anlayan varsa bize de bildirirse minnettar olurum. (Cem’o)

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Benim niyetimle ne alakası var. Kabul etmemin ne şeyimle alakası var, yani üzgünüm, onları hatır için kabul edecek halde değilim çünkü haysiyetim, şerefim, ailem herşeyim ayaklar altına alarak benim hakkımda yazıların, internet üzerinde yazılmasına eyvallah dedim. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) 

-------------------

“çünkü haysiyetim, şerefim, ailem herşeyim ayaklar altına alarak” (k.6.m/Fark’o)

------------------- 

 “haysiyetim, şerefim, ailem” Diye kendini acındırma, kitabın başından beri, bahsettiğin bu kelimelerin, ma’nalarından ve asletinden (Fark’o) da hiçbir şey kalmadığı, bu yöndende iflâsta olduğu kendi sözleri ile sabittir. Eğer biraz haysiyeti olsa idi, kendisine karşılıksız (15) sene her türlü yardımı ve hizmeti yapmış ve en zor günlerinde yanlarında olmuş olan (Cem’o/Bab’o) ya, yukarıdan beri ettiği hakaretler yerine, en azından arkasından konuşmayıp sükût edebilirdi. 

 Eğer biraz şerefi kalsa idi yukarıda bahse konu olan sahifelerde geçen konuşmaları yaparmı idi, şerefi olan bir kimse eşi hakkında böyle sözler söyleyebilir mi idi, aynı kitap sayfa (208/218) eşi hakkında kendi söylediği kelimelerini buraya almaya haya ediyorum, eğer biraz şerefi kalsaydı herkesin önünde bu alçaltıcı ve can yakıcı sözleri söyleyebilirmi idi? 

 Eğer biraz aile mefhumunun ne olduğunu bir zerre bilse idi. Yukarıdaki sahifelerde ailesi olacak eşine karşı o kadar çok yazılarla hakaret edebilirmiydi. 

 Gene yukarıda müteaddit defa kayıtları ile belirtilen yazılarda (Cem’o/Bab’o) nun, (Fark’o) ailesinin dağılmaması için yaptığı çalışmaları açık olarak bellidir, bu yüzden (Fark’o) nun (Cem’o/Bab’o) ya nasıl teşekkür ettiği yazılıdır, bütün bunların gerçek hali içinde gene de (Cem’o/Bab’o) yu suçlamaya dili nasıl varıyor hayret bir şey doğrusu. 

 (Cem’o/Bab’o) onları cemiyet arasında bir yerlere getirmeye çalıştı şimdi (Cem’o/Bab’o) nun suçlandığı hale bakın, “her şeyi ayaklar altına alınmış.” (Cem’o), (Fark’o) yu her zaman bir yerlere getirmeye çalıştı ama o her seferinde (Cem’o/Bab’o) yu suçlamaktan geri durmadı. Bundan sonrada bu yakıştırmalarına devam etsin dursun korosu da bu acuze konuşmaları alkışlasın dursun zaten kendisine ancak bu yakışır. (Cem’o) 

------------------- 

(Konuşmanın devamı.) Maneviyat için N….. hanım , bunu herkes yapamaz anladın mı? İzin veriyor musun diye söylendi. Ne yapabilirimki. Şeyhime İbrahim, ben İsmail yazılması gerekiyorsa, şart mıydı bu kadar yazılan kitapta var, o kitapta isimleri ben onları verdim, vererek geldim. Onun için kusura bakmayın, korkak davrananlarla bu iş yürümez. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Gene bayati faslından neler tekerliyor ama, tekerlek bir türlü yerine oturamıyor, çünkü ne tekerleği tekerlek, nede yolu yol. Eğlensin dursun bakalım gün sona erince evde ne bulabilecek. Ama nasıl olsa “cin’gen” dostları onu yalnız bırakmazlar sabaha kadar çalar oynarlar. (Cem’o) 

-------------------

(Konuşmanın devamı.) Onun için ha ben rahat gidicem, trene binicem öyle gidicem. Ee git, kimsenin bişey dediğim yok. Biz yolumuza devam edicez. Evet efendim. Ben size şey yapayım ee, şeyle ee Ü….. hanımla şu şeyleri vereyim. Allahın izninle inşeallah bayramda görüşürüz efendim. Allah güzellikler versin, sende gidiyordun zaten. (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 (Yukarıdaki bölümün özetle cevabı) Rahat gidecekmiş şu benliğe bakın, şeylerle şeylere, şey yapacakmış, şu tabirlere bakın. Yoluna devam edecekmiş, buyur devam et sana kim dur diyorki. Mudil yolunda devam et dur. Onun sahasındaki oyunda epeyde başarılı olmuşsunuz, mâlûm dostlarınızlada güzel bir takım kurulmuş oyuncu kendiniz seyirci kendiniz kendi kendinizi elleriniz patlayıncaya kadar da alkışlayın. Dünyanın hayal oyunu bitince bakalım sizleri hangi sahanın oyuncuları karşılayacak daha bu günden bu sonucu düşünseniz hakkınızda hayırlı olurdu. 

Demekki (Fark’o) nun içindekiler şimdilik bitmiş hayret bir şey hızını alamayıp daha devam ederek başka hangi bozuk yumurtaları yumurtlayacak diye beklerken demekki şimdilik, iftiralarına bir son verebilmiş. 

Üzüldüm doğrusu bana bir müddettir bunları cevaplamak epey eylenceli olmuştu, Akıl tutulması içinde olan (Fark’o) nun düştüğü hayali benlik kuyusundan acaba nasıl çıkacak. 

Bu hususta bir tahmin istatistiği yapsak gerçekten yerinde olur. İnsanlarada başka bir meşguliyet olur, bu olağan üstü fikirlerden aklı az bizim gibi insanlarda faydalanmış olurlar idi. (Cem’o)

 ----------------------- 

 NOT= yukarılarda da geçen bu cümlelerin sahibinin nasıl bir düzenbaz olduğu buraya kadar geçen kayıtlardan anlaşılmıştır. Yukarıdanberi her türlü aşağılama ve iftira ile kötülediği kişiye aşağıda nasıl hörmetkâr davrandığı bunun nasıl bir aldatmaca olduğu kendi sözleri ile açığa çıkmış olmaktadır değerlendirmeyi siz okuyucularıma bırakıyorum . (Fark’o) yu da zaten daha evvelden belirttiğim gibi verilen emanetleri de geri alındığı için oda kendi başına kalmış olduğundan kendi kendi hali ile baş başa neyi varsa görsün. (Cem’o) 

------------------------ 

------------------- 

 Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. 

Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin. Fa..: (k.6.m/Fark’o)

-------------------

 (C.C.C.S.75-115)

------------------- 

__________________________________

Elhamdülillah, “Anam babam kurban olsun” diyen zatların yolundayız. 

Gönül Sultanımıza “Can” kurbandır. (k.6.m/Fark’o)

-----------------

 (C.C.C.S.113)

------------------- 

 Bu sözlerinde yukarıdakiler gibi yalan olduğu aşikârdır. Nasıl karakter ise işine geldiği yerde, can kurban işine gelmediği yerde sen kurban. Deyip bir çırpıda (15) senelik hizmeti inkâr edip ayrıca iftira ve yalancı diyede ilân etmekte, nasıl bir vefasızlık ise eşine gerçekten az rastlanan bir vakıadır. Cenâb-ı Hakk İmân ettikten sonra dönen kullarından eylemesin. Amîn. (Cem’o)

__________________________________

 Kitap bu sözlerle son bulmakta idi.

------------------- 

 Nihayet (Cemo ve Farko) nun hayatlarının bir bölümünden bahseden bu kitabın çevirileri sona ermiş olduğundan.

Süremiz de galiba gene dolduğundan, zahiri beş duyu faaliyete geçmeye başladı, dünya işlerimi görmek için tekrar dünyanın aydınlık gününe dönmek gerekmekte, biraz da birikmiş olan zahiri işlerimizi yürütmeye bakalım. (T.B.) 

------------------- 

 Oldukça yorucu ve değişik bir ma’nâ tekniği oluşturarak dünya şartlarına göre uyarlanmaya çalışılan bu dosya kitaptan Cenâb-ı Hakk ilgilenecekleri faydalandırsın ve onlara da bizden bir kıyas ve hediye olsun. İnşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın. (T.B.) 

------------------- 

 NOT= İlginç bir zuhurat. 

 Bu dosya kitabın çeviri yazılarını bitirdiğim aydınlık dünya ru’ya-sının bittiği saattten sonra o günün gecesi idi. Ve bu sefer durum tersine idi. Bu defa aydınlık dünya ru’ya-sıdan karanlık gece ru’ya-sına geçiş olmaya başlamış idı. Yatağa girdiğimde yavaş yavaş, uykum geldi gözlerim kapanmaya başladı zahir beş duyu gene devre dışı kaldı, ve bazı sahneler açılmaya başladı. 

------------------- 

 Seyr şöyle devam ediyordu. (20-25) kişilik bir salon güya birisi burada konferans veriyormuş kim olduğunu bilemiyorum, ancak ne konuştuklarından, nede ifadelerinden ne dediğini anlamak mümkün olmuyordu, zaten bir müddet sonra dinleyicilerden de kimse kalmamış olduğu, ve salonun boşaldığı görülüyordu, salonda kimse kalmayınaca bende oradan çıktım. 

 Daha sonra kendimi küçük otogara benzer bir yerde görüyorum. Orada dolaşanlardan biri, değnekçi ve çığırtkan, tabir ettikleri bir kişi ile karşılaşıyorum, kendisini de uzaktan tanıyor imişim, çok yabancı gelmiyor. Beni görünce bu akşam sizi yemeğe davet ediyorum diye bir teklifte bulunuyor, bende gelirim İnşeallah diyorum, ve bir müddet sonra yürüyerek yola çıkıyoruz. 

 Epey yürüdükten sonra geçtiğimiz yerler hep şehrin dışına doğru gidiyor, nihayet öyle ıssız bir yere geliyoruzki, etrafta yıkık virane harabe halinde bir kaç bina var, ve oralarda ki, viranelerde yaşayan üstleri başları çok peruşen insan benzerleri varlıklar görülüyor, ancak hepsi aciz zavallı ve tükenmiş kimseler, oraya gelenlere hiçbir şekilde kötülük yapacak durumda değiller, ve zaten böyle bir şey yapmaktanda acizler. 

 Beni davet eden kişi ile yola devam ediyoruz ancak yollar çamur ve balçık içinde, o kadar kötüki, kaymadan düşmeden yürümeye devam ediyoruz. Nihayet ne kapısı ne camı olmayan, harabe bir binanın içinden bozulmuş dökülmüş bir taş merdiven gibi yerden kayma tehlikesi ile birlikte, bir yere çıktık oradanda gene harab yerlerden geçip biraz daha yukarıda, başka bir harab odaya girdik, içeride üç dört kişi vardı ancak, sizlere hallerinin ve simalarının tariflerini yapmayayım, çok acı ve acınacak durumda idiler, yerde yatan bir kız çocuğu ve iki üç ayakta aile ferdi vardı, anladığıma göre, değnekçi çığırtkan, beni bunlara yardım etmem için çağırmıştı, ancak durumları yardım edilme sürecini çoktan geçirmiş olduklarından, yardım olunma imkânları kalmamıştı. 

 Bu manzara karşısında değnekçiye bu seferlik yemek kalsın ben sonra gene gelirim diye ifade ederek, oradan ayrılmak isteyerek, “sen bana tekrar yolu gösterde ben gideyim” dedim ve geldiğimiz yerlerden geri dönerek başka bir yere geldim. 

 Buradaki sahne ise etraf gene harabelik idi sağda solda metruk birkaç kulübemsi yer vardı, bir kaç öbekte çalılık gibi yerler vardı, (25-30) metre kadar sol yanıma düşen yerden bir ses gelmeye başladı dönüp baktım harabe durumunda olan kulübenin birinden, “gelsene gelsene” diye yardım ister durumda olan, saçları beyaz uzamış karma karışık, yüzü peruşan bir bayanın, pencereden başını çıkarıp seslendiğini görüyor ve duyuyor idim. 

 O sırada da etrafımda üç beş kişinin daha olduğunu gördüm ancak bunlar, insan vasfı görünüşünde idi ama gene hallerini tarif babında sizlere bir anlatım/tarif yapmayayım, kusura bakmayın huzursuz olursunuz. Bunların hepsi, evvelkiler dahil cüzamlı dediğimiz sınıfın içine girecek, ve daha da kötü görüntüleri olan varlıklar idi, bütün bunları ben hiçbir sıkıntı çekmeden ibretle sadece seyrediyordum. 

 Ancak bulunduğum yerin neresi olduğunu da bilmiyordum, onları kendi hallerine bırakıp, yavaş yavaş oradan ayrılmaya başladım, gene yollar çamur ve balçık görünümünde idi. Yavaş yürürken karşıma daha biraz düzgün olan başka birisi çıktı ona, şehre giden ana yola nereden çıkılabileceğini sordum, o da, eliyle yukarıyı göstererek, üç sokak yukarıdan devam edersiniz dedi, bende oraya doğru yöneldiğim sırada. Gene bu sırada, dünyevi beş duyu her halde faaliyete geçmeye başladı. Gözlerim açıldı, dünya şuurum yerine geldi, ve zuhuratta şuur altı gördüklerimi, şuur üstüne çıkararak hatırlamaya çalıştım ve sabah olup iyice kalktıktan sonra da böylece kayda almış oldum. (T.B.)

------------------- 

 Bu zuhuratın yorumu oldukça açık olduğundan ben bir yorum yapmak istemiyorum, değerlendirmelerini sizlere bırakıyorum. 

 Cenâb-ı Hakk’tan, (Âl-i İmrân Suresi-3-8-) âyetinde bahsettiği kişilerden eylememesini niyaz ediyorum. 

 Tekrar hoşçakalın, hoşlukla kalın, böylece gerçekten uzun bir çalışma ve süreçten sonra gene ibretlik bir dosya kitap daha oluşmuş oldu, okuyanların faydalanması ümidi ile, herkese selâmlarımı sunarak hoşça kalın diyorum. (T.B.)
