# Bendeki Terzi Babam (Cilt 1)

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/bendeki-terzi-babam-cilt-1
**Sayfa:** 231

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

“BEN”DEKİ 

 TERZİ BABAM ∞

Birinci Bölüm

LÂ İLÂHE İLLÂ ALLAH

MUHAMMEDER RASÛLÜLLAH

YAZAN

TERZİOĞLU M.C.

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (126-14-1-) Basıldığı yer.

Sâhife no.

İÇİNDEKİLER ………………………………………………………………… ( 2) Terzi Babamın Önsözü ………………………………………………… ( 4) Önsöz……………………………………………………………………………. ( 5) Necdet ARDIÇ………………………………………………………………. (15) Giriş ……………………………………………………………………………… (17) “Marifet/bekābillâh” Mertebesine Doğru Hareket ……… (20) Ahzâb Sûresi (53.) Âyet ……………………………………………… (22) 53 Numara Barkodlu Taba Renkli Ayakkabı ……………… (29) 53 Numara Barkodlu Taba Renkli Ayakkabı Zuhûrâtının Oluşan Müşâhadeleri ……………………........................... (31) Huu ……………………………………………………………………………… (34) “Ben” deki Terzi Babam ∞ ………………………………………… (35) Bugün Yeni Şeyler Söylemek Lâzım………………………… (37) Senden Âdâm olmaz, Kardan Âdâm olur …………………… (45) (اَنَ) Ben ……………………………………………………………………… (47) (قُل) De-Ki …………………………………………………………………… (56) (تَرذِ بابام) Terzi Babam ………………………………………………… (60) (∞) Sonsuzluk İşâreti ………………………………………………… (68) Aşk’ın Ölmeyen Sembolü: (∞) Sonsuzluk İşareti ……… (68) (هُ) Hu Şiirleri ....................................................... (73) Şimâl Yıldızı nedir? ……………………………………………………… (75) Terzi Babam Ve Takım Elbise ……………………………………… (77) Milattan Önce (Terzi Babam-dan Önceki Seyr) …………. (79) Ricâlü’l-Gayb Ve Mehdi ………………………………………………… (88) (TERZİ BABAM-dan Öncenin) Bâkiyesi……………………… (94) Milattan Sonra (Efendi Babam-dan Sonra) ……………… (106) Bu zuhûrât şöyleydi. (13-03-2010) ………………………… (110) “Köle ve İncir” …………………………………………………………… (111) 31-08-2014 tarihli Zuhûrât ……………………………………… (113) 13-14-15 Eylül 2014 tarihli Bursa seyri ………………… (114) Allahümme En Tesselâmu Ve Min Kesselâm .………… (119) Kılıç Ve Kâlb Sarkaçları …………………………………………… (121) Tefekkürün Yüksek …………………………………………………. (124) Velîyy’ul Hamîd ………………………………………………………… (134) Ahmed Ve Hamd …………………………………………………………. (136) 

Metin-Hamid-Veli Esmâ Bağlantıları ………………………… (137) 31-01-2018 Tarihli Zuhûrât …………………………………. (153) (مِنْكَو السّلامُ) Ve Min Kesselâm ……………………………………… (155) Tekirdağ’a Efendi Babam’ın Yanına Geliş ………………… (157) Benim Efendim ………………………………………………………… (158) Bir Kahvenin Kırk yıl Hatırı Var ………………………………… (159) Burayı Sizden Sonra Kime Bırakacaksınız ……………… (160) O Benim Canımın Cananıdır …………………………………… (167) Sizden Sonra Kiminle Devâm Edeyim …………………… (169) Hâlit Dede ………………………………………………………………… (171) Fâtiha'nın Şifâ Olması Ve Düşündürdükleri ……………… (181) Nâfiz UNCÛ ………………………………………………………………… (187) Rahmîye Annem ………………………………………………………… (194) Altın Oran ………………………………………………………………… (196) Gözümün Nûru Namaz …………………………………………… (205) (و) “Vav” …………………………………………………………………… (213) Sen Buralı Değilsin …………………………………………………… (217) (و) “Vav” Devâm ……………………………………………………… (218) (يس) YÂ-SÎN ……………………………………………………………… (222) Vav – Yâsîn – Hamd, Fâtiha - Göz Nûr’u Olan Namaz bağlantısı …………………………………………………………………… (224) (ﻻ له) Lâle …………………………………………………………… (231) 19 İnsân-ı Kâmil ……………………………………………………… (235) “Gönül Kâ’besi” ………………………………………………………… (236) “Gönül Kâ’besi” Şekli Neyi İfâde Ediyor …………………… (241) Altın Oran 18.000 Âlem …………………………………………… (249) Üzülme! Herkes Ölür …………………………………………………… (251) Nâdide Nüket Annem ..……………………………………………… (252) Murâd Hz. Necdet'e bakıyor Burada Hz. Nûsret yatıyor(253) Hz. Necdet'e ……………………………………………………………… (255) Üç Kapı …………………………………………………………………… (259) (مُحَمّد) Muhammed İsmi Şerifi ..…………………… (264) Hamd’ın Mertebeleri ………………………………………………… (264) Hakk'ın Hamd’iyle Tesbih Eder ……….……………………… (265) Cem’ül Cem’ül Cem İle Feth Oldu Ebvâb-ı Hüdâ .…… (269) Terzi Baba Kitâbları …………………………………………………. (274) 

Terzi Babamın Önsözü Hayırlı günler hayırlı Ramazanlar Muratçığım, Gönderdiğin bütün dosyaları indirdim hepsi çok güzel olmuş ellerine, diline, gönlüne sağlık. Epey zaman masa-i harcamışsın, ayrıca ulaştığın yerleri de gösteriyor, Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlarını nasib etsin inşeallah.  

Ayrıca umrede iken, Bursa ilâhiyat fakültesinde şahsımıza ait hazırlanan (Yüksek lisans tezi de) kabul  edilmiş haberi geldi. Böylece ilerlemiş yaşımızda, bu her iki çalışma da terziye bir hediye olmuş oldu, bu yüzden Rabb'ımıza şükrederiz "Elhamdülillâh." Bunların yazılmalarında da hizmeti geçen,  gönül evlâtlarımıza da çok teşekkür ederiz, dünya ahret aileleri ile birlikte hayatlarının sonuna kadar huzur ve saadet içinde  olmalarını Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ederim.  

Hâl ilmi kâl ilmine benzemez. Ehli zâhir kâl ilmini öğrenince o ilmi bildiğini zanneder, oysa bir şey ancak tadıldığı zaman gerçekten bilinmiş olur. Aksi halde tabak içinde duran yemeğin gerçek tadı, yemeden anlaşılamaz. 

Yemeğin tarifini anlatmak bilimdir. Yemeği yapıp yemek ise tatbikatlı “ilimdir.” İlim ile bilim arasında bir “B” vardır, ehli zahire bu “B” bir perdedir. Ehli bâtına ise bilimden ilime geçiş ve bir vasıtadır. Bilimin özündeki ilmi ortaya çıkarmak için. Bahsi geçen “B” yi yerinden biraz geriye alıp kelimeden ayırmak lâzımdır, işte o zaman geriye ilim, “gerçek yakîn ilmi” kalmış olur. 

“B” Arapça da “ile-birliktelik” ma’nâsınadır, ayrıca “B” harfi aynı zamanda “13” tür, görüldüğü gibi muhteşem “B” ehli zâhire perde ehli hakikate göre ise, Cemâldir. 

Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlar nasib etsin inşeallah. 

Şahsım hakkında yaptığın çalışmaların, ve muhabbetin için teşekkür ederim, Hakk’tan daha nice başarılar dilerim. 

Necdet ardıç Terzi Baba. (16-Haziran-2018) Önsöz

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Aslında konuya nasıl başlayacağımı bilmiyorum? Ben yazar veya şair değilim. Duygu ve düşüncelerini anlayıp, idrâk ettiğim ölçüde “kalemimden kâğıta aktarak” kayda almaya çalışan, “Hakk’ı ve Hakîkat-i” arayıp, araştıran ve bulduklarımı çevremde bu işe tâlibli olanlara iletmeye çalışan kendi hâlinde birisiyim. Süslü cümleler kurmasını, laf ebeliği yapmasını da bilmiyorum. Olduğu gibi düz konuşur, düz yazar ve aktarım. Onun için Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan bu konu hakkında idrâk, fehim ve hayreti- mi arttırmasını niyaz ederim. Rasûlü Zişân (s.a.v.) efendimizin merhamet etmesini ve sütü “İlm” ile tâbir ettiği gibi, bu ilm sütünden gönlüme akıtmasını ricâ ediyorum. Pirlerimizin ve Efendi Babamızın da himmetini her dâim yanımda bilerek, şeytânın şerrinden sığınıp, (بِسْمِ سلم) “Bismi Selâm”[1] ile bu kitâba devâm ediyorum. 

Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa. 

Dünyâ evi deli gönlüm gibi vîrân olsa; Ne dünyâ olsa, ne can olsa, ne de ayrılık olsa. 

Kâşki sevdüğümi sevse kamu ehl-i cihân Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa.

Keşke sevdiğimi herkes sevseydi de Hepimiz onu konuşsak, sürekli ondan söz etseydik.

Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa. 

Âşık olmak demir dağı delip boynuna almak gibidir; Eğer bu iş kolay olsaydı herkes âşık olurdu.[2] 

Terzi Baba ve yolu-yolumuz hakkında bu güne kadar birçok eser ve istişâre dosyası kaleme alındı ve istişâre dosyaları oluşturuldu. Olaylar, müşâhadeler gelişirken fakirin de böyle kitâb derleyip, yazma fikri aklında yoktu. Mesleğim olan “Elektirik, Electric” konusu ile bazı bağlantılar görüp, müşâhade ettiğim için “Kılı kırk yararak” önce not almaya başlamıştım. Bu notları alırken bazı şifreler açılmaya ve müşâhadeleri olmaya başladı. Doğru yolda olduğumu anladıktan sonra bunlara ma’nâ âleminde görülen bazı zuhûrâtlar ve zâhir âlemde müşâhade ve yaşantılar eşlik etti. Kar, kartopuna, kâr ise kâr topuna dönüşerek büyüdü büyüdü ve kardan adam ve kârdan adam oldu. Daha sonra çıkan muhabbet güneşi ile gönül dağında ki bu kar eridi. Ve gönül pınarı şelale gibi akmaya başladı. Bunların Terzi Baba ve yolu-yolumuz ile alâkalı birikimler oldu. Efendi Babam ile yaptığım istişâre ile bu kitabın oluşumu başlamış oldu. Aslında ma’nâ âleminde bunun programı yapılmıştı. Yazının başında yazıldığı gibi “Kalemimden” bâtından zâhire çıkarak (.) ile yazılmaya, daha sonra, bu nokta harfleri, harfler kelimeleri, kelimeler cümleleri, cümleler ve makaleler bu kitâbı oluşturmaya başladı. 

Eğer yazmasaydım bunları, uçar gider idi benim ile Rabb-im lutfetti gayreti, kalem ile kâğıt, arası. [3]

İşimiz aşağıda yazılan şiir’in son dörtlüğün de yazıldığı gibi, nefsin hayâli ile değil, Hakk’ın hayâli olan hakîkat ve onun tâbiri ve tâbircisi olan Muhammed (s.a.v) ile ilgili olan gerçek meslek olan tasavvuf ve irfâniyet ile ilgilidir.

Murat’ın Hakikat kalemi nûrdan, Necdet Baba verdi onu buhûrdan, Sorunuz bu hakir fakîri ondan, Bak Seyyâh’tan anlasana hayâldir…

Efendi Babam’ın tavsiyesi ile daha önce dosyaladığım yazı, şiir’ler, O’nun hakkında yazılan kitâblar, istişârelerin oluşumundan özümsenen yeni müşâhade ve bilgiler ile bu kitâb oluşturulmaya çalıştırılacaktır. Böylelikle Niyazi Mısri hazretlerinin “Cem’ül Cem’ül Cem ile Feth Olundu Ebvâbı Hüdâ” dediği gibi, Cem’ül Cem’ül Cem ile Terzi Baba ve Necdet Baba’mın kapıları kendisinin ve Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın izniyle açılacaktır-açıldı. İnşeallah.

Bir önce yazmış olduğum Terzi Babam hakkında ki fakîrin ilk derleme kitâbı olan Terzi Baba (19-53) Hakîkat/fenâfillâh mertebesi ağırlıklı, Terzi çırağı ve kalfası olarak yazmıştım. Çıraklık ve kalfalık eseri olduğunu düşünüyorum. 

Hayırlı Geceler Efendi Babacığım, İnşallah işin bu kısmını da himmetiniz ile yavaş yavaş öğreneceğiz. Bu da eski târîkatımızdaki kalma alışkanlıklardan olsa gerek diye düşünüyorum. 

İnşallah doğan kuşu gibi “Şâhın Şâhımıza” lâik avlar tutmak nasip olur.

Cenâb-ı Rabb’ul âlemin niyâzlarımızı kabul etti. Terzimiz ağırdan yavaş yavaş iyi dikiyor. Bize de batan iğneler vardı. Sebebi hikmeti fakîr evlâdınızca bu yazıda anlaşılmış oldu.

İnşallah, bizlere ve diğer evlâtlarınızda iğnenin tadı “gül-şeker” olur. Bu yazı hâlimiz ve “Mesnevî-i Şerif”te ki bu konu tam bir bütünlük arz etti.

Bâtınımızda ki mükâlemeye vakifiyetiniz neticesinde muhteşem  bir cevap yazmışsınız. Şükründen aciziz efendim.

Efendi Babamızdan niyazımız odur ki diğer vazife verdiği evlâtları ve fakîr evlâdı böyle bir görevi sürdürmeye izni ve lâyikiyeti devâm ederse, bâtın âlemine göçene kadar, Zât-ı âlî’leri gibi ve himmeti ile hakîki ve kaliteli kumaşlara, düzgün elbiseler dikmek nasîb olsun İnşallah.

Efendi Babacığım, Her ne kadar lâyık değil isek de bu sadece sizin teveccühünüz bu sıfâta da lâyıkmıyız bilmemekle beraber gönlümüzden böyle geldi, “Dergâh-i İlâhinizin eşiğinde Terzi Çırağı Ellerinizden Hürmet ve Muhabbet  ile öper.“

Hayırlı günler Muratçığım. 

Talebinle atölyemize bir eleman daha geldi. Evvelce Terzi kızı, Hayyat kızı, Usta kızı, elemanları vardı şimdi onlara bir de yardımcı terzi çırağı, geldi demek ki işler daha hızlı yürüyecek... 

Lâtife bir tarafa bu anlayışta olman bizleri sevindirdi sağ olasın. Ancak belirli bir sürelerden sonra biz bazı kimselere tekrar ve daha ciddi olarak (VARMISIN) sorusunu sorarız eğer gerçekten samimi olarak evet bu yolda (VARIM) derse onu gerçek elemanlar listesine alırız yoksa namzet olarak durur gider.

Taaki tekrar (VARIM) deyinceye kadar. Varım dedikten sonra hayatının belki bir numaralı işi bu yol ehli olmak olacaktır. Ancak hiç bir zaman zâhiri işlerini ve görevlerini de tabii ki aksatmadan yerine getirecektir. Cenâb-ı Hakk dünya ve âhiret her işinde kolaylıklar versin. Herkese selâmlar Serpil kızımıza da selâmlar, Nüket annenin de selâmları vardır. Hoşça kal Efendi Baban.  

Hayırlı Akşamlar Efendi Babacığım, Lütuf ve İkrâmınızdan dolayı tekrar teşekkür bildiriz. Şükründen aciziz. 

Hissiyatımızı ma’nâlarını yazmakta kelimeler aciz, lâfızlar yetersiz kalır. Fakîr evlâdınız İslâm ile Müşerref olduğu 22 yıldır bu hâl üzere olmaya azami gayret gösterdi. Bundan sonra da Rabb’ul âleminin izni ve himmetleriniz ile daha bir gayretkar olmaya çalışacaktır İnşallah. Her zaman üzerimizde hissettiğimiz aşırı ilgi, gösterdiğiniz ihtimam ve sevginiz ve himmetleriniz ile bu atölyeden yetişmiş bir usta olarak çıkmak niyazımızdır.

Nükhet Annemizin (Ellerinden Öperiz) ve bize zuhûrâtımızda yardımcı olan Cemâl Cem kardeşimize de Selâmlar.

Hürmet ve Muhabbetle Ellerinizden öperiz. (04 -06-2011)

2885. Ni’metin şükrü ni’metten dolayı hoş olur. Şükre muhibb olan ne vakit ni’met tarafına uçar.

“Bâre”, dost ve muhibb demektir. “Hakk’ın ni’metine şükretmek, ni’metin kendisinden daha hoş ve lâtif olunur.

Çünki şükrü mü’nim  (nimet veren, yedirip içiren) ni’meti değil mü’nimi görmektir ve mü’nimi görmek elbette ni’metin kendisinden daha latif olur. Binaenaleyh mü’nimin şükrüne muhib ve harîs olan kimse hiç ni’met tarafına gider mi? Zira ni’met tarafına gitmek, ancak ni’met görmek mü’nimi görmemektir.

2886. Ni’met gaflet ve şükür intibah getirir; şâhın şükrünün tuzağı ile ni’met saydet.

Ni’metin lezzeti ve letâfetiyle meşguliyet mü’nimden gaflet ve şükür ise mü’nim hakkında intibah (uyanma, uyanıklık, göz açıklığı) ve teyakkuz (uyanma, uykudan kalkma, uyanıklık, göz açıklığı) hâsıl olunca mü’nimin lütfu ve ni’meti tezâyüd (ziyâdeleşir, artar) eder. Nitekim âyeti kerime de (İbrâhîm, 14/7) “Eğer şükrederseniz elbette ni’metimi  ziyâde ederim” buyurulur. Binaenaleyh şâh-ı hakîki olan Hakk’ın şükrü tuzağı ile bi-pâyân (sonsuz) nimetlerini avla.

2887. Şükür ni’meti seni tok gözlü ve bey yapar, ta ki yüz ni’meti fakîre isâr edersin.

Ya’ni  “Şükür ni’meti senin niam-ı zâhiriyye ve bâtiniyyeyi o kadar ziyâdeleştirir ki, bu ni’metlerin çokluğundan gözün doyar hem cinsine karşı bey ve veliyy-i ni’met olursun. Ve birçok niam-ı zâhiriye ve bâtıneyi muhtâçlara bezl (karşılıksız verirsin)  ve isâr (zengin edersin) edersin.

2888. Hakk’ın taam ve nuklünden meşbu’ olursun, ta ki şihemkarlık ve gedalık gider.

“Nukl”, meze ve çerez ma’nasınadır. “Şikem-har”, obur ve ekul ve “dakk”, burada gedalık ve dilencilik demektir.

Ya’ni “Hakk’ın mânevi taamından ve nuklünden o kadar doymuş olursun ki, senden sûri taam (sûret   yiyeceği) oburluğu ve halkın kapılarını çalarak dilencilik etmek hâli senden gider.

Bu beyitle alâkalı T.Ç notu; Bu beyitin üst beyitinde ki bağlantısından dolayı Samediyyet hükmünden dolayı ma’nevî ni’met olan ilim bu şahsın kendi özünden, aklından gelip gönlünden  kaynadığından dolayı ma’nevi, ni’met için de kimsenin kapısına gitmez.[4]  

İşe 1987 yılınının Aralık ayında işe başlamıştım. (1987-1938)[5] = 49 (4+9)= 13 

Onüç’ün hükmü altında işe başlamış bulunuyorum. Burada iki 13 (Nefis ve Tevhid mertebeleri) hükmü olduğunda 2*13 =26 yapmaktadır. 

26 ile ilginç bir zuhûrâtımızı yazacağız aslında ilginçlik diye bir şey yok, Rabb’ul âleminin zât’ında ki hayretimizin artmasından ibârettir. Eşimle Kaynarca Zenbi[6] Hanım giyim mağazasına alışverişe gittik. Biz bir kenarda sandalyede oturuyoruz. % 50 indirimden o ne varsa incelemekte biz de kendi hâlimizde tefekkürdeydik, Efendi Babam’ın 26 beyitlik “Olmaz” isimli İrfâniyet ve Âriflik  şiir’inin adeta hakîkatı ortaya çıkmış dediği ve bizden zuhûr ettirmesinin hikmeti neydi diye düşünmekteydik. Anladığımız bir şeyler vardı. Toparlamaya çalışırken eşim geldi iki gömleği elimize verdi. Birkaç şeye baktıktan sonra doğru kabine, biz de kabinlerin orada bir yere oturalım derken klimanın sıcaklığı “26” idi. Allah, Allah diye otururken istem dışı saatin kronemetre düğmesine basmışız durduğumuzda “26” da durduğunu gördük. Ücreti ödemeye giderken duvar saatinin kronemetresi “24” göstermekteydi.  Birinci “26” şiir’i ikinci “26” yorumu ve 24 yıllık zaman dilimiydi. 

Bu sayıların toplamı (26+26+24)= 76 (سورة الانسان) “İnsân Sûresinin” rakamı,

7+6= 13 Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediye, Rasûlüllah (s.a.v.)’in  şifre sayısı, Tersten yazdığımızda ise 67 ile Tüm “Esmâ-i İlâhiyye” ve “Sıfât-ı İlâhiyyeye” Câmi olan (الله) Allah esmâsıdır.

Bu zuhûrâtta ki idrâk ve hesaplamalarımızdan en büyük Kerâmetin “13-1” tüm mertebeleri kapsayan Ahadiyyet mertebesi yani Zât tecellisinin zâhirde insân, bâtında Allah (Ulûhiyyet) mertebesiyle insânın kendisinde olduğunu, Hakîkâti İlâhiyye deryâsında yıkanıp çıkan dervişlerin hâli- nin böyle olduğunu ve kerâmetinin bu olacağını söyle- diğini anlamış bulunuyor. 

Burada Mesnevî-i şerifin üçüncü cildinde şeytânın tavşan sûretinde görünüp filleri suyun başından uzaklaştırmasında, Ay’ın dalgalanmasından onların aklını karıştırıp şüpheye düşürmesinde bu  konuyla kendimizce bir bağlantı kurmaya çalıştık. Şeytân ve cinler gelen ilhamatları dalgalı çıkardıklarından bozmaktaydılar. Aslında bu ayında Hakîkati İlâhi güneşi olduğu yazılmaktaydı. Filler bu şüpheye düşmekten, yani beşer olan insân, bu Hakîkat bilgisini yanlış almaktaydı. Tavşan-Şeytân ve 26 bağlantısı ne?  26 ters yazıldığında buna ilhamatın bozuk çıkmasından ters dönmesi diyebiliriz, 62 olmaktadır. 62 sayısının ilginç bir özelliği var. Bu sayıyı okula giderken birleştirir ve Tavşan yapardık. Aynı zamanda sihirbazlar bu hayvanı şapkadan çıkarırlar. 

26 sayında ki (2) zâhir-bâtın ve (6) altı yöndür (sağ, sol, ön, arka, yukarı, aşağı) sayı ters döndüğünde altı yön ön plana geçmektedir. Yani hayâl ve vehim boyutları idrâklerde öne alınmakta zâhir bâtın boyutu da arkada kaldığı için zâhir bâtın yani gölge ve esmânın hakîkati kapalı kalmaktadır. Kevn âlemi şeytânın faâliyet sahası olduğundan sağ, sol, ön ve arkadan saldırmaktadır. Üst ve alt yönlerden haberi yoktur. Hâliyle beşeriyetiyle yaşayanın da haberi yoktur. Bir İnsân-ı Kâmil’in elini tutup insân vasfına kavuşanlar da bu 62 hayâli tavşan anlayışı asli hâline dönmekte 26 ile zâhir bâtın ve alt üst hakîkat bilgi kapıları açılmakta ve bu kapılardan haberi olmayan şeytân aciz kalmaktadır. 

Serviste gittiğim arkadaşların her birisi de bir Rabb-i Hassa bağlı Esmâ gölgeleriymiş.

Tesis Müdürü ismi Mahmud[7]: Övülmüş, Övülen ma’nâ- sına gelmekte, Hamd’ın 8. veya 9.[8] “Makam-ı Mahmud” yani övülen makamı oluşturmaktadır… Rasûlü Zişân (s.a.v) Efendimizin âlemlerin genelinde “Makam-ı Mahmud” bulunduğu gibi birimsel varlık olan insânda kendi birimine göre bu mertebeden vardır. Bu mertebeye ulaşması lâzım ki, Hamd’ın küllüne sahip Rasûlü Zişân (s.a.v.)in “Livâ’ül Hamd sancağına” dâhil olabilmesidir.

Terzioğlu ise; Aslında kendimize Terzi Çırağı deyip, Efendi Babamızın lûtfedip kabul buyurduğu ismin ma’nâsı- nı yâni bâtınını teşkil etmekte olduğu için, şükründen aciz olarak Terzi Babam’ın, Rûh evlâdı olmamız hasebiyle Terzioğlu da bâtınımızda ki soy ismimiz olmaktadır. 

Hayırlı akşamlar Muratçığım. İzin'iniz hayırlı olsun sağlık sıhhatle güzelce geçirirsiniz İnşeallah. Yazıların güzel olmuş eline diline gönlüne sağlık. Bulduğun bağlantılar da güzel olmuş Cenâb-ı Hakk (c.c.) gönül âlemini daha çok açsın İnşeallah.  Zuhârâtların da güzel zaman içinde daha nicelerini görürsün. Evet, iki lâkabın oldu biri "Terzi oğlu" diğeri "terzi çırağı" hayırlı olsun. Tekrar hayırlı geceler. Sağlık sıhhatle günlerinizi geçirirsiniz İnşeallah. Herkese selâmlar, Serpil kızımıza da selâmlar Nüket annenizin de selâmları vardır. Hoşça kalın, Efendi Babanız… (14-06-2011) 

“BEN” DEKİ TERZİ BABAM ∞, kitâbının da inşeallah, “Bekābillâh ve İnsân-ı Kâmil, Marifet” mertebesinden ağırlıklı “Terzi Oğlu” olarak, ustalık eserim olması niyazımdır. 

 Bu kitâb genel ağırlıklı olarak Terzi Baba yolu, (مِراج) mi’rac hakîkatleri ve bağlantılarının hakîkatleri hakkında olacaktır. Bilindiği gibi Terzi Baba şifresi “53” tür. Bu sûrede “18 âyet” bu konu hakkındadır. Yol içinde ki kişilerin bireysel seyirleri ve farklı farklı bulunduğu merhaleler vardır. Bir de “Halvet-i Uşşaki” yolunun ve “Terzi Baba” kolunun ilahi seyr içinde bulunduğu bir merhale vardır. (سورة النجم) “Necm Sûresi” 62 âyettir ve bunun “18 âyeti” (مِراج) mi’rac hakkında olunca oranı yaklaşık %30 olmaktadır. Bu da mi’rac ve hakîkatlerinin bu sûre üzerinde ki ağırlığı göz ardı edilmeyecek bir gerçektir.

Çocukluğumdan beri seyâhat hâlinde olduğumdan dolayı yaklaşık 50 yıllık ömrümde “Evliyâ Çelebi” ye döndüm. Zât mertebesinin iki özelliği vardır. Ahadiyyetin iki bölümü, “Eniyyet ve Hüviyyet” ile Eniyyet “İnsân ve Kû’rân”, Hüviyyet-i ise “Âlemler ve Kâ’be”dir. Fakîr ise Efendi Babam-dan zâhiren uzakta İstanbul’da oturduğum ve bu seyâhatler neticesinde “Kâinat kitâbı” ve âlemler yönüne yani Halk yönüne daha yakîn olduğumu düşünüyorum. Gelişen zuhûrât müşâhade ve yaşantılarım da bu yönde oluyor. Bu hâli Cem ve Tevhid ederek yani Halk’ta Hakk’ı, Hakk’ta Halk’ı görerek bir kitâb oluşması bizlere Terzi Baba hakîkatlerinin başka yönlerini de açacaktır. İnşeallah...

Bu güne kadar ma’nevi ve zâhiri olarak desteklerini esirgemeyen muhterem Nüket Anneme, kıymetli Necdet Babama, sevgili eşim Serpil Hanıma ve bu çalışmada desteğini esirgemeyen ve çizim, şekil ve resim gibi konularda yardımcı olan peyzaj mimârı kızım Eslem Şûrâ’ya teşekkür ederim. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan korktuklarından emin, umduklarına nâil olmaları niyazımdır.

 Murat CAĞALOĞLU

 26-12-2017

* *

* *

Necdet ARDIÇ

Bin dokuz yüz otuz sekiz,
Dünyâmıza geldin şeksiz,
Hakk'ı gören olur dertsiz,
Gönül evim Necdet ARDIÇ.

Gece durur Kûr'ân okur,
Gündüz olur ilmik dokur,
Aşkı kaynar fokur fokur,
Hizmet derdin Necdet ARDIÇ.

Gayret oğlum dedi mürşid,
Tevhid eder ilmi hûrşîd,[9]
Yardım gelir bildi nâşid,[10]
Azîz eder Necdet ARDIÇ.

Nüket anne evlenince,
Cümle uşşâk[11] şenlenince,
Cemâl, Celâl görününce,
Bayram ettin Necdet ARDIÇ.

Bîat edip el öperim,
Dedim sensiz ne ederim,
Dedi terket "Ben" gelirim,
İnsan-ı Kâmil NECDET ARDIÇ.

Candan öte çok severiz,
Rû’yet etti hep görürüz,
Beden gitti var oluruz,
Yakîn eder Necdet ARDIÇ.

Deryâ buldum akar sözler,
İnci işler rabb-i gözler,
Derviş dalar mercan öz’ler,
Hayâl değil Necdet ARDIÇ.

Rahmet eder nûru sensin,
Haydi canlar bizle gelsin,
Ben’de, ben’sin, ben’le dersin,
Rahmân kokar Necdet ARDIÇ.

 14-12-2013

* *

* *

Giriş

بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند

از جدايى‏ها شكايت مى‏كند

 Bişnev in ney çün hikâyet mîküned 

 Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

كز نيستان تا مرا ببريده‏اند

در نفيرم مرد و زن ناليده‏اند

 Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend

 Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan Erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.[12] 

Zayıfların silahı şikâyettir… Hazreti Âlî K.V.C

Not defterimi açtığımda karşıma çıkan en üstte duran not kâğıdında, Hazreti Mevlânâ’nın Mesnevî-i Şerifinin ilk 18 beyitinin ilk iki beyiti ve Hazreti Âlî efendimizin bir sözü ile giriş bölümüne başlamış olduk. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan hayırlısı…

İnsân-ı Kâmil Hakk’tan ayrı düşerek ayrılıklarını hikâyet eden bu dünya’da zayıf görünümlü, batında ma’nâ aslanıdır. Beyazıt Bestami’nin “40 yıldır halk kendisi ile konuşurum zanneder, halbuki ben Hakk ile konuşurum“ dediği gibi bu şikâyet gibi görünen şey, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan ayrı düşmenin neticesinde bir hikâyedir. İşte bu ma’nâ aslan- larından biri de yolumuzun şu an “Serdâr”ı olan Terzi Babamızdır. Bizler gibi bu dünya hapishâne- sinde birkaç mahpusu kurtarmak için Nusret Baba rahmetullahi âleyh ile yaptığı seferden tekrar bizler arasına (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Nûr-u Ayn” olarak dönmüştür. 

Bu sene güneye yaptığımız seyâhatimizde Adana ili Kozan ilçesi Kozan kalesinde, Battal Gazi zindanı bulunmaktaydı. Ama yıkıntı ağırlıklı ve her hangi bir ibâre olmadığından nerede olduğu belli değildi. Ben de zarûrî bir ihtiyâctan dolayı kaleden aşağı inmiştim. Ama aklımda yukardaydı. Eşim bu zindanı bulmak istiyordu. Aşağı indiklerinde yukarıda bulunan bir erkeğe Battal Gazinin zindanını sorduklarını, adamın garip bir şekilde bakarak “Burada her yer zindan” cevabı üzerine orayı aceleyle terk ettiklerini anlatmışlardı.

Battal da (تب) “TB” harflerini görmemek mümkün değildir. K-o-zan, baştaki “Ke“ sen demektir, senin “O” zan-nın beden kalesinde zindanındır. (نَجدَت) Necdet zâten “Yiğit” demektir. Battal Gazi, Necdet Baba’nın verdiği Zülfikar ile nefsin ile mücadele edip, Nefsi Emmâre, Nefsi Levvâme ve Nefsi Mülhimeni kestin mi? Senin senliğin kalkıp, beni (اَنَ) “Ben” de bulursan. Yani bir (اَنَ) “Ben” olan Terzi Baba’nın, ma’nâ terzisi dükkânında (اَنْتُ) “Sen” elbiseni (اَنَ) “Ben” elbisesi olan “Esmâ-i İlâhiyye” elbisesi ile değiştirip giyinir ve daha sonra bunu zâhir ve bâtın hayatında kullanırsan, her yerde Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın veçhini görür, doğu’da batı’da Allah (c.c.)’ın dersin. Rûh’ul Kuds ile desteklenir, her yönden ben Allah’ım hitâbını işitir. Attığın zaman “O” atar ve Beden mülküne rahmet olursun. O zaman da (هُ) (Hu) okursun... Hu okudun mu? (هُوَ) “Hüve” okursun. “Kalende”, olanda (قُلْ) “Kul” söyle dendiği gibi (قُلْ هُوَ اللَّهُ) “Kul huvallahu” yani Kû’rân-ı Kerim’de gerçek ma’nâda Marifet/bekābillâh mertebesinde okursun, dinlediğin Kûr’ân olur. Gördüğün, dinlediğin, senden işitilen, görülen Kûr’ân olur. Kısacası Kûr’ân’ı nâtık[13] olan Terzi Baba, Kûr’ân’ı nâtık elbisesi diker, giydirir. Kûr’an’ı nâtıklar yetiştirir. Asıl mesleği budur. (بِهُ) “Bi-Hu” Zan elçisinin haberi sana ulaştı mı? Hakîkat kozası olan Hakk’ın hayâli yetiştiğinde, Pamuk dede, Pamuk kozasında ki “HU ZAN” nı önce ilmeğe, sonra kumaşa, daha sonra bu kumaştan diktiği elbiseyi sana giydirir. Her yer zindan da olsa, sana her yer Yezdan’dır… 

* *

* *

“Marifet/bekābillâh” Mertebesine Doğru Hareket Gurubumuzun genelde “Hakikat/fenâfillah” merte- besinde yaşadığı ve bu anlayışla hayata baktığı anlaşıl- maktır ve bu husûs oldukça güzel bir oluşumdur. Bu anla- yışlar içerisinde şimdi gurubumuzu bir mertebe daha ileriye, “Marifet/bekābillah” anlayışına götürmek üzere yola çıkarmamız lâzım gelecektir. Bazı kardeş ve evlâtla- rımız her ne kadar bu sefere hazır değiller ise de böyle bir seferin olduğunu ve varlığını ilmen dahi olsa bilmeleri, kendilerini geleceğe hazırlamakta büyük faydası olacaktır. Daha eski olan kardeş ve evlâtlarımıza da vakti gelmiş olduğundan yeni ve tatbikatlı bir saha açılmış olacaktır. Zâten bu makam ve idrâk de son makamdır. Ancak Hakk’ın sonsuzluğunda son makam diye bir şey söz konusu değildir. [14]

Önsöz bölümünde bilindiği gibi Terzi Baba’mın şifresinin “53” olduğu ve bu sûrenin ağırlıklı olarak (مِراج) mi’rac âyetleri olduğu yazılmıştı. (مِراج) Mi’racın “urûc” yani “Halk’tan Hakk’a” yükseliş kısmı olan “Hakikat/fenâfillâh” ve Hakk’ta Hakk olarak seyir olan “Marifet/bekābillâh” hâli bulunmaktadır. 

Bilindiği gibi İslâm geleneği içinde “Mi’rac Kandili” kutlanmaktadır. Bireysel seyir içinde “Berât Kandili” “Mirâc Kandilinden” önce, “Kadir Gecesi” “Mi’rac kandilin- den” sonradır. Ama genel âlem seyri içinde bakarsak bunların tam tersidir. Önce Kadir gecesi, daha sonra “Mirâc Kandili”, ondan sonraki seneler de “Berât kandili” hâdisesi oluşmuştur. Kûr’ân-ı Kerim’e baktığımızda, (مِراج) Mi’rac “17” (سورة الإسراء) “İsrâ Sûresi” ve “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi” içindedir. (سورة القدر) “Kadir Sûresi de” 97. Sûredir. Ve bu gece de inen (سورة العلق) “Alak Sûresidir”. Kûr’ân-ı Kerim’de bazen bir konu anlatırken, bazı sûrelere bu konular serpiştirilmiştir. Giriş bölümünün başına yazılan Mesnevî-i Şerif beyitleri de aynıdır. Bazen bir konunun tamamını anlatır. Kimi zaman konuyu tamamlamaz ve araya başka konular alır ve bu şekilde tamamlar. Mesnevî-i Şerifte bu sistem üzerine yazılmıştır.

Önsöz bölümünde, yapmış olduğum Rasûlüllah (s.a.v) Efendimizden bir niyazım vardı. Bu ilim sütünden gönlüme akıtılmasıydı. Yaptığım araştırma neticesinde (مِراج) “Mi’rac” hâdisesinde Rasûlüllah (s.a.v) Efendimize süt içirilmiş, belki bunu daha önce kaynaklardan okumuşumdur, ama hatırımda kalmamış. Bu konu ile alâkalı internetten ulaştığım diğer özet bilgi;

Kutbü'n-Nayi Osman Dede'nin Mi’raciyesi, 128 yıldan bu yana Mi’rac kandillerinde Bursa'da Mahkeme Câmii'nde okunuyor. Safiye Hatun'un 1888 yılında ki vasiyeti gereği Hoca Muslihiddin (Mahkeme) Câmii'nde her Mi’rac kandilin de Mi’raciye okunuyor. Bu gelenek Vakıflar Bölge Müdür- lüğü tarafından devâm ettiriliyor. Bu yıl da câmii’yi dolduran cemâatin eşliğinde Mi’raciye üstatları tarafından kırâat edildi. İkindi namazını müteakib okunan Mi’raciye nin ardından cemâate süt ve hurma ikram edildi.[15]

Bu bilgi 2016 yılına ait sene itibâri ile yapılacak olan Mi’raciye de 130. olacaktır. Bu ilin isminin 16 sayısal bağlantı ve açılımları ile (نَجدَت) Necdet sayısal değerinin toplamı 16 ve bu şehirde (مِراج) “Mi’rac” ile ilgili oluşan müşâhade, yaşantı ve tecelliler ilerleyen bölümlerde anlatılmıştır. 

Terzi Baba grubu-grubumuz da içinde bulunduğu, Halvetiyye Uşşâki silsilesi içinde bir kervan olarak bu (مِراج) mi’rac hâdisesinin “Marifet/bekābillâh” seyrine geçtiği için bir sonraki sıra ve seyir ile bağlantısı vardır. (نَجدَت) Necdet isminin bir yönü “Yeni Hilâl” dir.[16] Ve (قَمَر) Kamer’in aslı ve ilk hâlidir. Bireysel seyirde olanlar bunun ilerisinde veya gerisinde olabilirler.[17] Bu tamamen yol hâli ile alakalı bir husûsiyettir. Önemli olan bu Hakikat-i Muhammediye teknesi olan yolumuzun (نَجات) Necât gemisi içinde seyirde-seyrancı olmamızdır. 

Bu çalışmada verilecek bilgiler özel bir yaşam sahasını kapsamaktadır. İndi ve zevkidir. Tevhid neş’esini yansıtmaktadır, hükmi olmadığı için bağlayıcıda değildir. Zâten Terzi Babam-ızın ve bizlerin de şuyuz, buyuz gibi her hangi bir iddiamız yoktur. Her zaman yaptığımız gibi kendimizi aramak, Terzi babam-ızı aramak, Hakk’ı hakîkati aramaktır. Her hangi bir şeye sâhip çıkma gibi bir iddiamız da olamaz. Kendi yolumuzu, bizleri ilgilen- dirmektedir. İsteyen kabul eder, isteyen kabul etmez. Herkesin canı sağ olsun. 

* *

* *

Ahzâb Sûresi (53.) Âyet 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدًا إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا {الأحزاب/53} 

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi illâ en yu’zene lekum ilâ taâmin gayra nâzı- rîne inâhu ve lâkin izâ duîtum fedhulû fe izâ taimtum fenteşirû ve lâ muste’nisîne li hadîs, inne zâlikum kâne yu’zîn nebiyye fe yestahyî minkum vallâhu lâ yestahyî minel hakkı ve izâ seeltumû- hunne metâan fes’elûhunne min verâi hıcâbin, zâlikum atharu li kulûbikum ve kulûbihinne, ve mâ kâne lekum en tu’zû resûlallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihî ebedâ(ebeden), inne zâlikum kâne indallâhi azîmâ. 

33/53. “Ey iman edenler! Siz zamanını gözetle- meksizin, bir yemeğe da’vet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak da’vet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söyle- mekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kâlbleriniz, hem de onların kâlbleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Rasûlünü üzmeniz ve kendisin den sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük (bir günah)’tır.”

* *

* *

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ

Ya eyyühellezîne amenu la tedhulu büyuten nebiyyi illa ey yü'zene leküm ila taamin ğayra nazırî- ne inahu, “Ey iman edenler, Peygamberin evlerine, vaktine dikkat etmeksizin ve yemek için izin verilmedikçe girmeyin.” Bu âyet hâl ve edep bildiren bir âyettir. (يا) “Ya” yani harfi nidâ ile başlayarak imân edenlere seslenmektedir. (نَبي) “Nebi” daha önce şeriat getiren bir rasûlün şeriatinden haber veren peygamberdir. Efendimiz (رَسُولُ) “Rasûl” olduğu gibi Nebidir… Ve bu Nebiliği Hakikat-i Muhammedi’nin tam kemâlli zuhûr mahalli olduğu için tüm Rasûlleri kapsamaktadır. Tüm şeriatlerin hakîkatlerini haber vermiştir. İşte Peygamberin evlerine derken, Hakikat-i Muhammediye’nin bu nübüvvet evlerinden bahsediliyor. Sûre sayısı “33”tür. “Mescid-i Nebeviyyenin” ilk direk sayısı “33”tür ve Hakikat-i Muhammediyeyi ifâde etmektedir. Yani yol ehli bir kişi Âdemiyetten, Hazreti Muhammed’e kadar olan mertebe evlerine girmesi izne ve vakte tabidir. Buna da ancak “Rasûl” ve onun izini takip eden varisleri olan âlim ve ârif kişiler bu vakti bilir ve izni verebilir. Yol ehlinin bu vakitlere dikkat etmesi gerekir. Bunun iznini ve zamanını ancak sâlikin ârif, ârifibillâh veya Kâmil İnsân olan Mürşid’i bilebilir. İşte bu evlerde yenilen yemekler, yani ma’nevi gıdâlar farklıdır. Nasıl ki bir bebeğe süt ve mama verilir. Büyüklerin yemeklerinden verilirse yiyeceğini hazmedemez… Büyük bir insâna bebeklerin yiyeceği süt, mama verilirse, onu da bu yiyeceklerin beslemeyeceği açıktır. Anlaşıldığı üzere kişi hangi mertebede ise o mertebenin “Rasûlüne” imân etmekte ve o mertebeden gıdâsını almaktadır. Bu da “O” mertebenin izni ile olmaktadır. 

وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ

Ve lâkin iza düıytüm fedhulu fe iza taımtüm fenteşiru ve la müste'nisîne li hadîs, “Ancak çağrıldığınızda girin, yemeği yediğinizde de hemen dağılın; sohbet etmek için de izinsiz girmeyin!” Devâmında gelen ifâdelerde ancak çağırıldığınızda yani mertebeye da’vet edildiğinizde girin deniyor, yemeği yani o mertebenin ilmini aldığınızda da dağılın, çünkü kişi aynı yemeği devâmlı yiyemez. Yerse o kişiye zarar verir. Ve sürekli bâtın ile de meşgul olunmaz. Zâhiri yönün ihtiyâclarınıda karşılamak gereklidir. Efendimiz “Erihni ya Bilâl” diyerek ma’nevi âlemlere urûc ediyor. Aişe vâlidemizin seslenmesi[18] ile zâhir âleme nüzûl ediyor, ailesinin ve sahâbelerin işlerine yardımcı oluyordu. Hadîs “söz” olduğu gibi sonradan olma iki zamanda bâki olmayan arizî şeylere denmektedir. Yani bu evlere merte- belere girerken sonradan olan hayâl ve vehimleriniz ile değil hakîkatlerini tahsil için izin alarak girin denmektedir.

لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ

İnne zaliküm kane yü'zin nebiyye fe yestahyî minküm, “Çünkü O, peygambere eziyet veriyor, üstelik sizden utanıyor.” İşte merâtibi İlâhiyeden her hangi bir mertebeye izin- siz girilirse o mertebe o kişiden incinmekte ve utanmak- tadır. O mertebenin hâli ve idrâki yoksa hayâli ve vehimi ile hürmetsizlik edilmekte ve hakikatîne saygısızlık yapılmaktadır. Yol ehli kişi vakti gelince o mertebenin dersi verileceğini ve o mertebeye alınacağını bilmeli ve bu konu da sabır ve gayretle çalışmalarına devâm etmelidir.

مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقّ

Vallahü la yestahyî minel hakk, “Allah, gerçeği söylemekten utanmaz.” Âyet’in bu bölümde ki anlatımı zât-idir. Ahadiyyet mertebesi, Ulûhiyyet mertebesinden haber vermektedir. Vahidiyet yani Ulûhiyyet mertebesinin Zât ismi olan “Allah” (الحَقق) el Hakk yani hakîkati söylemekten utan- maz. Bu mertebe tüm mertebelerin istihkaklarını yani gereklerini vermektedir. (اَلله) Allah (c.c.) esmâsının kemâli zuhûr mahalli Hazreti Muhammed (s.a.v.) ve vekilleri de Kâmil İnsân’lardır. Bu mertebeye el-Hakk ile Hakk’ıyla-hakîkatiyle gelmiş olanlar, kimin hangi mertebede olduğunu bilir ve bunu söylemekten de utanmaz.

Nesimi şöyle demiştir. Ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime, aru namus şisesini taşa çaldım kime ne!

الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ

Ve iza seeltümuhünne metaan fes'eluhünne min verai hıcab “Peygamberin eşlerinden birşey istediğinizde (sorduğunuzda) bir perde arkasından isteyin!” Bunun sebeplerinden biri Allah (c.c.) “Cemâl”ini açmış, “Celâl”ini örtmüş, perdelemiştir. (حِجَب) “Hicâb” yani örtü ile bu Celâl’den sakınılmasıdır. Her bir nebi, bir mertebeyi ifâde etmekteydi. Bu mertebelerin iki yönü bulunmaktadır. Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll yönleridir. Eşler ile mertebelerin Nefsi küll ve üretkenliklerinden istenilecek, sorulacak şeyleri hicâb-perde arkasından isteyin yani bu mertebeler den gelen ilim ve hakîkatleri zâhir ehline anlamayacak kişilerden örtün gizleyin. Bir şeyin nefsi o şeyin zât-ı yani hakîkatidir. İşte bu hakîkati ehli olmayandan örtüp gizleyemezse, “Ene’l Hakk” narasını ulu orta yerde atıp Hallac-ı Mansur gibi canını vermek vardır…

(حِجَب) Hicâb, sayısal değeri, (ح) Ha: 8, (ج) Cim: 3, (ا) Elif: 1, (ب) Be: 2, (8+3+1+2)= (14) Nûr-u Muhammedi’dir. Tüm mertebeleri içten ve dıştan ihâta etmiş olan bu Nûr, Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendi- mizin bâtınları, sırları ve esrârı olduğu için sadece onun bu mertebenin örtüsünün ehli değilseniz, mahrem değilseniz kaldırmaya çalışmayın. 

Faydalı olur düşüncesi ile “Terzi Baba 13 Hakikat-i İlâhiyye” kitâbının 49. sayfasında bulunan “Kitâb’un Netice” adlı eserin sadeleştirmesinden bir bölümü buraya alıyorum.

İnsân-ı Kâmil cem’ül cem ehlidir. Ve onun hicâb-ı yani perdesi yine kendisidir. Ve bir şey ki; kendi kendine perde olmaz. İşte Hakk’a ve İnsân-ı Kâmil’e hicâb-perde yoktur. Zira Hakk’ın İnsân-ı Kâmil’e iltifâtı vardır. Ve nâkıs-noksana göre hicâb-perde vardır. Zira a’ma hakîkati kendisine münkeşif olmamıştır.[19]

حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ

Zaliküm atheru li kulubiküm ve kulubihinne, “Öyle yapmanız, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha çok temizdir.” Bir önce ki satırlarda yazılanlar ve burada kâlbleriniz ve kâlbleri ve temizdir ile tenzih ikilik ifâdelerini içermektedir. Yukarıda sadeleştirme bölümünde de hicâb, nâkıs-noksana göre olduğu bildirilmişti. Kendi ve Hakk’ın haîkatine ulaşan için iki kâlb olmaz. Aynı zamanda kâlb, gönüldür… “Bir gönül ol, ya da bir gönle gir” denmiştir… Bir gönül olan ve bir gönle girenin de kâlbleri ve kâlbi olmaz… Kâlbimiz hükmüne dönüşür… Hakk’ın gönlü olan bu gönül de ehline harâm değil haremdir… İşte zâhiri Kâ’be-i şerife nasıl ki inananlar girmekte ”Mescid’ül Harem” olmaktadır. İnanmayanlara “Mescid’ül Harâm” hükmündedir. Yani bu sınırdan içeri sokulmazlar ve perdelidirler… Bir bakıma da sûre (33) sayı değeri ile bu mescid, Mescid-i Nebevi Hükmündedir… Sûrenin medeni olması da bunu desteklemektedir. Bu aynı zamanda Hakîkat-i Muhammediye Kâ’be-si olan gönül Kâ’be-sidir. 

53, Terzi Babam-ın gönlü ehil olan yoluna hakîki ma’nâda inananlara “Hârem”dir. İnanmayanlara ve daha henüz ikilik hükmünde olanlara da hicâb yani perdeli, inanmayanlara da harâm hükmündedir… 

وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدا 

Ve ma kane leküm en tü'zu rasullellahi ve la en tenkihu ezvacehu mim ba'dihı ebeda. “Sizin, Allah'ın peygamberini incitmeye hakkınız yoktur; arkasından hanımlarını nikahlayamazsınızda…” Zâhiri olarak açık bir hükümdür. Ma’nevi olarak da yukarıda yazılan hükümlere uymamak Allah’ın râsûlü ve râsûlün rasûlü olan “53” Efendi Babamızı incitmektedir. Nasıl ki rasûlün eşleri yani merâtib-i ilâhiyyesi sadece ona aittir… “53” Efendi Babam-ıza ait olan meratibler şu an da ve arkasından nikâhlanamaz yani sahib çıkılamaz…

إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا

Zaliküm kâne ındellahi azıyma, “Çünkü bunlar, Allah katında çok büyük bir günahtır.” Zâhiren bu ifâdeler geçerlidir… Yalnız burada bildirilen Ulûhuyiyet hakîkatleridir. (كان) “Kâne” idi… Allah (c.c.)’ın katında idi… Yani Ulûhiyyetin katında idi… Bu mertebe itibâri ile günah yoktur… Daha henüz zuhûra çıkmamıştır… Âyan-i sâbite hakîkatlerini bildirmektedir… Bu fiili işleyen kendi âyn-ı sâbite hakikatinden bunları taleb etmekte ve Allah-Ulûhiyyet mertebesi bu hakîkatleri ifâza etmekte yani feyizlendirmektedir. “Allah yaptığından sorulmaz, fakat siz sorulursunuz”. Hakîkatinin bir bakıma açılımı- dır. Günah zâhiri tefsirlerdeki ifâdedir. Âyetin bu bölümün de günah ifâdesi geçmemektedir. İfade “Muhakkak bu Allah’ın yanında büyük oldu, büyük idi.” Şimdi bu merâtibler Râsûlüllah (s.a.v) Efendimize ait olan âlem bazında olan Muhammed ismi, Vitr’iyyet-Ferd’iyyet, Hakîkat-i Muhammedi Hakîkat-i Ahmediye, Nûr-u Muhammediye’dir. Bu merâtibi ilâhiye ona aittir. Aynı zamanda Allah (c.c.)’ın yanında olan aziym-büyüklük olduğu belirtiliyor. (عظيم) Aziym harfleri (ع) Ayın: (70) Âyniyyet, (ظ) Zı: (900) Zât, (ي) Ye: (10) Yakîn, (م) Mim: 40, Hakikat-i Muhammediye’dir. Hakikat-i Muhammediye, Zât mertebesinin aynası ve aynısı olan büyük bir yakınlık olduğu ifâde ediliyor. Kişi ancak bu mertebeleri kendi bünyesinde idrâk edip anlayabilir, bunlara sahip çıkamaz bu suç olur. Sayısal ifâdesi; (70+900+10+40)= (1020)= (12) Hakikat-i Muhammediye’dir. Âyet sayısal ifâdesi (33+53)= 86 = (8+6)= (14) Nûr-u Muhammediye’dir. Sayısal ifâde de bunu desteklemektedir. 

* *

* *

53 Numara Barkodlu Taba Renkli Ayakkabı Buraya (33/53) - Âyeti kerimede geçen üzüntü ve incitme hâdiselerinden dolayı yakın bir tarihte gördüğüm ve Efendi Baba’mın yorumladığı (73 - Celâl, Cemâl, Celâl) dosyası ile alâkalı zuhûrâtı alıyorum. (M. C.)

-------------------

Kahve, Kafe tarzı bir yerin açılır kapanır ışıklı metal tavanını iki ayaklı merdiven üzerinde bir kişi beyaza boyuyor. Bu ara da işyerimizde çalışan Mustafa Ku... gele- rek bu merdiveni deviriyor. Bu mekân içinde Taba renkli, bağcıklı, sivri burunlu “53” numara, altında barkodu olan yeni erkek ayakkabısının sağ tekini görüyorum. Efendi babam bu mekana geliyor, Mustafa Ku…'yu izleyelim gerekirse polise durumu bildiririz diyor. Bu ara da Mustafa Ku… elinde siyah  bond çanta ile bu mekân’ın önünden geçip gidiyor. Efendi Babamın sağında tanımadığım kişiler ile beraber cadde tarafına bakar vaziyette arka tarafta sandalyelerin üzerinde oturuyoruz. Saat 1 (13) te eve dönmem lâzım, Efendi Babam'dan müsâade alır dönerim diye düşünüyorum. Efendi Babam ile masanın üzerine beyaz kahve fincanları ters çeviriyoruz. Efendi Babam fincanı kaldırdığında içinde ki suyun risâlet mührü oluşturduğu görülüyor. Fakir de fincanı kaldırınca içindeki su masa üstünde risâlet mührü oluşturuyor. Mekânda bulunanlardan biri bu su ile oluşan mührün üst tarafında bir yıldız olduğunu söylüyor.  

Hörmet ve Muhabbetle Nüket Annemiz ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.

Hayırlı günler Murat oğlum bu zuhûrâtını geldiği günler de okudum ancak o an da vaktim olmadığından cevaplayamamıştım sonra tekrar bakarım diye bilgisa-yarı kapattım. Daha sonra bilgi-sayarı açtığımda cevaplan-mışlar konumuna geçtiği için farkında olmadan cevaplandı diye geçilmiş. 

Daha sonra gönderdiğin iki düzeltmeyi yapmak için bu mail-ini bilgisayarda aradığımda buldum ve yeniden açtım o zaman cevaplanmamış olduğunu gördüm bu vesile ile geçte olsa zuhûrâtını birkaç kelime ile özetlemeye çalışa- yım aslında zâten açık bir zuhûrât, bu zuhûrâtı da (19-53) kitâbına ilâve edebilirsin. 

Bir kahvenin (40) yıl hatırı vardır derler, bu kişiye (15) sene içinde neler ikram edildi, bu hesab ile meseleye bakılsa kendisine  yapılanların hatırı (15) milyon seneyi geçer. 

Özetle zuhûrâtının yorumuna geçelim. Açılır kapanır metal tavan gönül kapısıdır dilediğine açılır dilediğine kapatılır ve gök ehli ile bağlantısı buradan kurulur. Beyaza boyanması "renksizlik diğer taraftan Ulûhiyyet rengi olmasıdır. 

Mustafa "kuru" nun merdiveni devirmesi, kişinin mustafa/seçilmişlik halinin kuruması ve yanmaya hazır kütük hâline gelmesidir. Aslında kendinde bulunan kendine ait mi'rac merdivenini devirmesidir. 

(Taba renkli sivri burunlu 53 numara, altında barkodu olan  yeni erkek ayakkabısının sağ tekini görüyorum.)  Kendine has Baba renkli ileriyi ve bazı kişileri işaret eden sivri burunlu 53 numara, altında ar'kodu olan  yeni er erkek ayakkabısının, akl-ı kül sağ tekini görüyorum. 

Efendi Baba ma’nâsı buraya geliyor. Kurumuş mustafa elinde düzme yazıları ile bu Ma'nâların önunden geçip gidiyor.  

Zuhûrâtın sonrası ise oldukça açık… Bu ara da bize de bir miktar teselli olmuş oldu. 

Cenâb-ı Hakk (c.c) daha nicelerini nasîb eder inşeallah. Herkese selâmlar hoşça kal Murat oğlum. Efendi Baban.[20]

* *

* *

53 Numara Barkodlu Taba Renkli Ayakkabı Zuhûrâtının Oluşan Müşâhadeleri Yukarıda görülen ve Efendi Babam-ın yorumladığı zuhûrât yaklaşık 2 sene önce görüldü. Zuhûrâtta görülen kişi dünyâ rû’yasında, bundan yaklaşık 7 ay sonra emekli olur gibi yaptı. Daha sonra mâlûm olaylardan geri döndü. Zuhûrâttan 1,5 yıl sonra İstanbul, Sancaktepe[21]de ki evini sattı. Sakarya’dan bir dâire aldı. Aslında emekli olmayıp işyerinde kalacaktı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Lojman alamayınca emekli oldu. Daha sonra Sakarya Ârifiye’den bir arsa aldığını duydum. Ah…, Mu…’nın Sakarya’da bir kamyonet alıp, nakliyecilik yaptığını cep telefonunda bir sosyal medya içeriğinde gördüğünü anlatmıştı. 

Bu yazıyı yazmadan “8 gün” önce Karacaahmet mezârlığı içindeki caddeden sabah saatlerinde geçiyordum. Mezârlık görevlileri koca kütükleri yakmışlardı. Eve dönüp istirâhat ediyordum. İkindi vakti hâne halkı kahve içiyordu. Sen de içer misin? Dediler. Onayımı alıp, kahveyi pişirdiler. Bu cümleyi yazarken de arkadaşın televizyondan seyrettiği reklam “Kahvene Kalbini Kat” diyordu. Kahveye gönlümüzü katarak oluşan bu tecelli ile yolumuza devâm edelim. Kahveyi içtikten sonra baktım kahve fincanları ters dönmüş, ben de fincanımı ters çevirdim. İşin aslına bakınca bu zuhûrât ile alâkalı bir durum olduğunu anlamıştım. Bir gün sonra sabah iş dönüşü özellikle tekrar aynı yerden geçtiğimde bu kütük tam yanmamış “kara marsığa”[22] dönmüş bir hâlde mezârlık duvarı önüne kaldırıma atmışlardı. Şu kütüğü nerede yakmışlar diye mezârlığın içine yönelince granit siyah mermerden yapılmış lüks bir mezârın başında “SAKAOĞLU” ailesi yazıyordu. Tam lâyıklarını bulmuşlar diye düşündüm. 3 gün önce de ailece Sakarya Kuzuluk’daydık. Sabah kahvaltısı için köylü pazarından gözleme yaptırıyordum. Saç fırının başında oturmuş, verdiğim siparişlerin olmasını bekliyordum. Arka tarafımdan bir hanım sesi geldi. Bulunduğu dükkânın içinden sağ tarafıma seslenerek, dün E… nin “Tarhana”sını kim kötüledi. Sağ tarafımda bulunan dükkândaki hanım buradan kimse onun malını kötülemez dedi…

(73) nolu dosyada Efendi Babamı üzen kişinin hâli budur. 54, elli dört, makam, makam diye Efendi Babamız karşısında bayrak açmıştı. İşte “54”ten elinde kalan bir ev, “Ârif”likten elinde kalan bir avuç toprak, elinden ma’nâ ilmi alındığı için sadece nâkilcilik yapan zâhir ehli… Saka[23] oğlu olmaktan ellerinde kalan dünya nefsinin yaldızlı hâli olan beden kabri, (أَحمَد) Ahmed (53) Fenâfillâh hakîkatlerinde “kara marsık” olup buradan dünyâ belasına atılan bir kütükten başka bir şey değildir. Sakarya (54)’e olan seferimizde bu kişinin malı kötülendiği için küfrettiği müşâhadesi oluştu. Zâten “81” nolu ve “73” nolu dosyada bilmem kaç sefer kâfir ve münâfık olduğu tescillidir. Malı yani ma’nâ çorbası kötü olanı, kim kötüleceyecek, malı kendi kendini kötülemektedir. Tarhana kelimesinden bire bir “Anahtar” kelimesi üretilmektedir. Anahtar, (فتّح) “Fettah”tır. Bu da “Tevhid-i Ef’âl” ve “Ef’âli İlâhiyye” ve “Ef’âl-i İnfiâliyye” olan ellerdir. Kötü eli de bire bir Cenâb-ı Hakk (c.c.) (سورة المسد) “Tebbet Sûresinde kötülemektedir.

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ {المسد/1}

(Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebbe.) 

“Ebu lehebin eli kurusun, zâten kurudu da, onun karısı da odun hamalıdır.” 

(تَبَّتْ) “TEBBET” görüldüğü gibi iki tane (تب -تب) “TB” vardır. Hem bu dünyâ da hem âhret de Efendi Babam-ın “Âh”ını almıştır. Fazla uzatmadan yolumuza devâm edelim.

* *

* *

Huu İlâhi fiiler birlenir sûltanım süslenir, Dâimi namaz da[24] halkın bünyesinde gizlenir Huu, Fakîr meyhânesinde aşk şarâbından demlenir, Kırk sene aradım durdum Terzi Babam benledir Huu.

Cümle canlara esmâ elbisesi dikersin, Hakk’tan gelir Selâm verince Hakk’a gidersin Huu, Gönlümüze nefesi rahmâniyi üflersin, Hakîkat-ı bildiren Terzi Babam didârsın[25] Huu, Zâhirde Tekirdağ’da bâtında okur Necefte, Şiir’ler yazar dizeler dizer sözü berceste[26] Huu, Dağı deldik huzûra geldik nefis serzenişte, Marifeti güldüren Terzi Babam dervişte Huu.

Kâb-ı kavseyn[27] sözü Hüseyin huyu da Hasan, İlham olur doldurur Kevser havuzunu sorsan Huu, Fâtiha okunur yüzünde gözünde duysan, Bir noktada Terzi Babam İnsân-ı Kâmil’sin Huu. 

“Hu deyipte Hu olmayan yok olsun Hu”[28]

* *

* *

“Ben” deki Terzi Babam ∞

Terzi Babam (Efendi Babam) ile alâkalı bu esere “Ben” deki Terzi Babam ∞ ismi niye verilmiş diye merak eden kardeşlerim olabilir. Bizim bu yolda amacımız benlik değil yokluk diyenler de olabilir. Ama benlik mertebelerinden geçilmeden yokluğun aslı (هِچ) “Hiç”liğe ulaşmak mümkün değildir…

Kardeşlerimden özür dileyip, aflarına sığınıyorum. Daha önce ki Terzi Baba 19-53 (8) çalışmasında ma’nâda gördüğüm zuhûrâtta, Bursa Ulû Câmii yakınlarında bir âbide üzerinde bu bir kişinin eseri değil, tüm kardeşlerin eseri olacak şeklinde ki yazı gereği bu zuhûrâta tabii olmuştum. Bu kitâb için de yazdığım yazı da asgariye düştüğü için derleme bir esere dönüşmüştü. Kendi yazdığım yazılar ile beraber kardeşlerimin done-bilgilerini derleyip bir kitâb oluşturulmuştu. Bu kesrette vahdet ifâdesi idi… Onun için bu eser (وَحدَت) “Vahdet de Vahdet” üzere oluşturmaya çalışılacaktır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) utandırmasın ve her birerlerimizi bu birlik ve vahdet işâretine ulaştırsın. İnşeallah… 

Sevgili pirim Hazreti Mevlânâ’ya (عشق) “AŞK” nedir diye sorduklarında “Ben olda bil” dediği bilinen bir hâdisedir. Necdet ARDIÇ ve diğer isimleri bünyesinde bulunduran Kûr’ân’ı nâtık ve İnsân-ı Kâmil’in zuhûr mahalli, “Ekmeltü Ekmeltü Kemâl’de İnsân” olan Efendi Babam’ı anlatabilmem için, fakîri Efendi Babam ile olan zâhiri ve bâtıni bağlantıları O’nu ben de ve beni O’nda nasıl bulduğumu anlatmam gerektiğine inandığım için böyle bir kitâb başlığı seçmiş bulunuyorum…

Başlığın sonunda kullandığında (∞) sonsuzluk işâretinden önce Efendi Babam’a, Terzi Baba ile alâkalı kitâb sırasında olan 13 veya 14 mü? Veya ikisini birden mi? Kullanalım, diye sorduğum zaman sorun olmaz demişti. Zâten bağlantısı ve kendisi 13 ve (نور) “NÛR” olduğu için bu da Nûr-u İlâhi ve Nûr-u Muhammedi olduğundan tüm mertebeleri kapsamaktadır. 13 mâlûm “Ahadiyyetin” tekliğin ifâdesi 14 ise sadece ve sayısal bir ifâde sıraya girmiyor tüm mertebelerin içinde olan bir ma’nâsal ifâdedir. Kafamı bir süre bu hâl kurcaladı. Daha sonra postanede bir işim vardı. “Posta”, haber getirme ve (رِسالَت) “Risâlet” mertebesi ile alâkalı bir bağlantıdır. Burada işimi gören hanımın boynunda böyle bir kolye vardı. Yanlış anlaşılmasın hanımı incelediğimiz yok işimiz icâbı orada olmak zorundaydım. Bu obje sadece gözüme çarptı. Bir müddet bu olayı düşündükten ve oluşan müşâhade sonucu aradığım bu dedim. Başlangıçta olayı (53) bazında (مِراج) “Mi’rac” olarak düşünmüştüm. Ama yaptığım çalışmalar ve araştırmalar sonucu Efendi Babam-ı sadece (53) sayısına hasretmenin doğru olmadığını anladım. Bu madalyonun sadece gözüken yüzüydü. Yani anlayacağımız bir paranın (ياظِ) “Yazı” tarafı gibi yazılmış 50 kuruş, 1 lira, yarım altın, tam altın gibi bir ifâdeydi. Yâni paranın değerini bildiren tarafıydı. Ama bu paranın aslını oluşturan bir de (طوغدا - طورا) “Tûrâ, Tûğrâ” tarafı vardı. Bu da ma’nâ pâdişâhlığının ifâdesiydi. Bu para bununla kıymet ve değer bulmaktaydı. (طورا) “Tûrâ” olmazsa “53”ün bir değeri olmaz. 53 olmaz ise (طورا) “Tûrâ”nın gizli hazîne olan (كُنْتُ كَنْذَنْ) “Küntü Kenzen” sırları açıklanması mümkün olmazdı. Kadîm ve Hadîs denilen (0) Kavs dâiresinin oluşması için her ikisine de ihtiyaç vardır. Biri 18000 zâhir âlemi, bir diğeri 18000 bâtın âlemi oluştururlar. Bu konunun açılımına ilerleyen sayfalarda dönülecektir.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.[29] 

* *

* *

Bugün Yeni Şeyler Söylemek Lâzım Evet sevgili cancağızım; Dün dünde kaldı bugün Terzi Babam hakkında yeni şeyler söylemek lazım. Tabi öncekilerin bağlantısının “Verdi kodu” larını yâni bize gelen “Veri kod-larını” (Code)[30] referans alarak bu işi yapmak gerekecektir.

Önce Terzi Babam bu madolyonun yani, altın paranın yazı tarafını ters çevirdi. Bir şeyler ile uğraşıyordum. Bu (طوغدا) “Tûğrâ” isminde bir işletmenin fakîrle ismi aynı olan sahibi şahısla bir müddet görüşüp arkadaşlık etmiş- tim. Bu aralar Efendi Babam-ın Kasımpaşa’da olan bu kişinin Mürşid’inin dergâhında sohbetleri başlamıştı. Ama aradığımın burada olmadığını anlayınca orası ile alâkalı ilgimi yavaş yavaş azaltıp kesmiştim.

Ne zaman Efendi Babam (سورة الطور) “Tûr Sûresi ve M. Nusret TURA hazretleri” ile alâkalı çalışmaya başladı ki, benim henüz bundan zâhirde haberim yoktu? Daha sonra anladım ki, son seneler de bunun yaşantısı oluşmuş ve Efendi Babam bu kitâbı yayınladığı anda da (كمال) “Kemâl”e ermiş. Bu madalyon yani (طوغدا - طورا) “Tûrâ-Tûğrâ” yansımasından ışığımızı-ışkımızı alınca Terzi Babam Hakîkat-i İlâhiye güneşini bâtınından-batnından yansıtmaya başlamış.

Cancağızım; Bunu nereden anladın denirse bu kitabın giriş bölümüne aldığım fakîre nasîp olan bir zuhûrât neticesinden ve bazı oluşumlardan anladım. Artık Efendi Babam yeni talebe kabul etmiyor. Kendisinin ifâdesi ile kısıtlı kalan vaktinde hem çalışmalarını bitirip, hem yanındaki talebelerini taşıyabildiği kadar yukarı taşıyıp, görev verdiği evlâtlarının da bu yolu daha ileri ki nesillere taşıyabilecek yeterliliğine ulaştırmak için insân üstü bir çaba ile vaktinin tümünü harcamaktadır. Yol içinde ki çeşitli gruplara (نَجدَت) “Necdet”in rahat olan (نَجات) “Necât” gemisinin inşaası tamam edilerek, da’vet tamamlanmış, bu da’vete uyanlar Ararat veya diğer ifadesi Cudi dağına ulaşmışlardır. Kalanlar ise hayâl, vehim ve benlik ceketlerini başlarına geçirerek bu (وَنَفَخْتُ) “ve nefahtü” olan da’vete kulaklarını tıkamışlardır. Bundan sonra oluşan nefis tufânında kendi nefsi benlik dağlarına sığınmış, bu nefis tufânında boğulmuşlardır.[31]

İşte madalyonun tersi dediğimiz (طورا) “TÛRÂ” remzi işâreti bize dönünce, Terzi Baba yolu için yeni bir dönem başlamış oldu. Başka kardeşlerin durumu nedir bilmiyorum ama bu dönüşüm olunca benim de dünyâm döndü. Bir hayli zaman kendim ile alâkalı bağlantılar ve yolun hakîkatini hazmetmem ve bununla mücâdele etmek beni bir hayli zorladı. Ama çok şükür Efendi Babam’ın himmeti “Nar Şı’râsı”[32] ve ma’nevî ve zâhiri destekleri ile bu durumu atlattım. Bir ara kendimi Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizi deli ve mecnun gördükleri hâle düşmüş buldum desem abartmış olmam. 

Yukarıda dediğimiz gibi Ararat ve Cudi dağına ulaşan yol mensupları “Terzi Baba 53” Kâbe kapısına ulaşıp burada batini Hacı olup Kûrb’ân kesebilmek için yola çıkmaya hazırlandılar. Terzi Babamızın 53 nolu “Kehribariyye Şami” Kâbe-i Muazzama kapısından giriş yapmak için yola çıkmaya hazırlandılar. “Kehribariyye” Elektirikli demektir. (كهر) “Kehr” de Kahhar’dan gelmekte- dir. Elektiriğin bir yönü bize rahmet olabildiği gibi, bir yönü de zahmet olabilmektedir. Yani hem Cemâl-i hem Celâl-i yönü vardır. Kahhar Celal-i bir esmâdır. Ama bir yönü “Zü’l Celâli Ve’l İkram”dır. “Kahrında hoş lütfunda hoş” tasavvufta bilinen bir tâbirdir… Cenâb-ı Rabb’ül âleminin “Sizin için şer sandığınız şeylerde hayır, şer sandığınız şeylere de hayır konmuş olabilir” buyurmuştur.[33] İrfân ehli bunu tevhid edip her şeyi “Hayrihi ve Hayrihi” görmeye çalışır. 

Cancağızım; “Her gün bir yerden göçmek lâzım, donmadan bulanmadan akmak lâzım” ifâdesini kullanan Aşk deryâsı Hz. Mevlânâ ne güzel söylemiş. İşte bir yönü Ararat, Cudi dağı olan gönül dağına kış yani Celâl tecellisi geçip, Hazreti Necdet gönlüne Hakîkat-i İlâhiye güneşini yansıtınca ve (قَهّر) “Kahhar” esmâsının muhabbet ateşiyle bu karlar eridi ve bu dağ yeşillendi. Türlü meyve ve çiçekler verdi. Tabii bu ara da Terzi Baba yolu da bu tecelliden nasîbini aldı. Giriş bölümünde geçen zuhûrâtta ki Efendi Babamı İ. rumuzunu verdiği şahsın (قَهّر) “Kahhar”ın Celâl yönünün zuhûru olduğu ortaya çıktı. Ve zâhirden giden İ. oldu. Ağrı dağı bilindiği gibi yanar dağdır. Bu kişi şeytani ve iblisi âhlaktan gelen ateş-kahhar zuhûrunu terk etmek istemedi. Hayâl vadisi ifâdesi hitâbı ile uyarıldı… Bu uyarı onun azgınlığını arttırmaktan başka bir işe de yaramadı. Ve ifâde edildiği gibi bu Cudi dağından akan suya iğva ve telbisini bulaştırarak ve benliğinde bulunan bu nefsâniyet suyunu kaynatarak akıp lut gölü, ölü denize ulaştı. 

Önceki seneler de ma’nâda gördüğüm bir zuhûrâtta İ., Efendi Babam ve fakîr bir odada oturuyoruz. Nüket Annem rahmetlik olmuş. Kardeşler de dışarıda misâfir olarak bulunuyor. İ. Efendi Babama, Nüket anne sağ iken size evlenme teklifinde bulunmuştum. Siz kabul etmemiştiniz. Bu mâni ortadan kalktı. Minvâlinde hâlini ifâde ediyordu. Efendi Babam sükût etti… Bu zuhûrâtı kendisine anlatınca ilginç demişti…

Şimdi geriye dönüp bakınca gerçekten ilgi-nç-miş. O zaman bu husûsu tam anlayamamıştım. Oluşan hâdiseler neticesinde bu kişinin insânları şeytân gibi iğva ettiği ortaya çıktı… Meğer (سورة القمر) “54 Kamer Sûresi” içinde geçen, Luti ahlâkının ma’nevi karakteriymiş. Nüket annenin de rahmetlik olması, onun için Mürşid’inin ölmesiymiş. 

İşte 53 ve 54 ün yazı tarafı yani maddesel tarafı değil de bunun ma’nevi tarafına baksaydı çok şey kazanacaktı… 

“53”ün arkasını çevirse 35 yani (سورة فاطر) “Fâtır”ı (Halk edilişi) görecek. Zorla hediye, para toplamayacak, gelen hediyede olsa bunu ümmete aktaracaktı… Bu işin kemâli katıyla yani (35X10)= 350 ile Efendi Babamın Tekirdağ dergâhında asılı bulunan (يس) “YA-SİN” hattı içinde yerini alacaktı.[34]

“54”ün arkasını çevirse yani bunun hakîkatini görse idi. Bunun 45 yani birçok yerde hesaplaması olan (ادم) “Âdem” sayısal ifâdesini bulacak. Ve Efendi Babamın dediği gibi “Düşündün mü? Hiç kardeşim bu dünyaya geliş amacın Âdem olmakmış meğer”[35]in sırrına kemâlatı ile erecekti. Bunun zâhir ve bâtını da 90 eder. 54+45= 99 eder. Doksan sayısı mûsevîyetin Muhammedi mi’rac kemâlatıyla ve Esmâ’ül Hûsna olarak bu sırra erecekti. 45 numaralı (سورة الجاثية) “Câsiye Sûresi” (kıyamette diz üstü çökenler)dir. Bu hakîkati görüp diz üstü çökebilseydi. Eline verilen ma’nâ kılıcı ile nefsini kesebilecekti. Efendi Babam-ın dediği gibi, O harakiri yapmayı seçti. Daha önce de söylediğimiz gibi para veya altının yazı olmayan tarafı (طورا) “Tûrâ”dır. Bunun sahibi üzerlerinde bunun ma’nâsı bulunan Hazmi TURA hazretleri ve Nusret TURA hazretleri ve bağlı oldukları gerçek ma’nâ pâdişâhı Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizdir. Apartmanların, oturduğumuz ev veya dâirelerin de bir numara ve şifresi var. İstediğimiz kadar bu numara benim diye sahip çık, 50 sene benim de, 100 sene benim de, kime ne faydası var. Mezâra girdin mi? Rabb-imiz sormaz mı? Ben seninley- dim? Sen kiminleydin. Allah muhâfaza! Neyimiz var ki neye sahip çıkacağız. Ne olursak olalım, emânetçi olduğu- muzu bilmiyorsak. Eyvay hâlimize! Eyvah ki Eyvah!. Onun için bunları gerçek sahibine bırakıp, Hz. Nusret sultânımın dediği gibi “Eyvah demeden Allah diyelim.”[36] 

Terzi baba kervanı güneye doğru indiği zaman hava iyice ısınmıştı. İşte “53” (8)’in hakikatlerinin bir yönü ortaya çıkacaktı. Lut gölü, Ölü denizin suları insânı beline kadar su üstüne çıkarmaktaymış. İ. de süflî yönünü bu şekilde gizlemiş. Efendi Babam’ın Hakikat-i İlâhiye güneşi bu Lut gölünü kurutarak İ. nin sakladığı süfli yönü yavaş yavaş ortaya çıkarmaya başladı ve o kendi ateşinin lavında kaldı. İşte böylece İ. pompei ahlâklı bir karekter olmayı seçti. Ve kâlbi taşlaşanlardan oldu. Bağıra, bağıra, kinini kusa kusa gümleyip gitti. 

Burada Kûr’ân-ı Kerîm (11) “Hûd Sûresinde” ki âyetlerin bu konuyla ilgili bir kısmını buraya alalım.[37]

وَلَقَدْ جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُواْ سَلاَمًا قَالَ سَلاَمٌ فَمَا لَبِثَ أَن جَاء بِعِجْلٍ حَنِيذٍ {هود/69}

Ve lekad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâmun fe mâ lebise en câe bi iclin hanîz. 

11/69. “Andolsun ki, İbrâhîm'e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da "selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.”

فَلَمَّا رَأَى أَيْدِيَهُمْ لاَ تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُواْ لاَ تَخَفْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمِ لُوطٍ {هود/70}

Fe lemmâ raâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi nekire- hum ve evcese minhum hîfeten, kâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lût.

11/70. “Fakat onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde onlara karşı bir korku uyandı. Onlar da "Korkma, biz Lut'un kavmine gönderildik." dediler.”

وَامْرَأَتُهُ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَقَ وَمِن وَرَاء إِسْحَقَ يَعْقُوبَ {هود/71}

Vemraetuhu kâimetun fe dahıket fe beşşernâhâ bi ishâka ve min verâi ishâka ya'kûb.

11/71.”İbrâhîm'in karısı ayakta duruyordu bunun üzerine yüzü güldü. Ona İshak'ı ve İshak'ın arkasından da Ya'kûb'u müjdeledik.”

قَالَتْ يَا وَيْلَتَى أَأَلِدُ وَأَنَاْ عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ {هود/72} 

Kâlet yâ veyletâ e elidu ve ene acûzun ve hâzâ ba'lî şeyhâ(şeyhan), inne hâzâ le şey'un acîb.

11/72. "Vay başıma gelene!" dedi, "Ben bir koca karıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!"

قَالُواْ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ رَحْمَتُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ {هود/73}

Kâlû e ta’cebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berakâtuhu aleykum ehlel beyt(beyti), innehu hamîdun mecîd.

11/73. - Dediler: "Sen Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, hamiddir (övülmeye lâyıktır), meciddir (cömertliği boldur)." Sûre sayısı ve âyet sayısını toplar isek (11+73)= 84 eder.

(8+4)= 12 

(12) Hakikat-i Muhammediye’dir.

(84) Terzi Baba kitâblarından bilinen (عيد) IYD sayısal değerlerinin karşılığıdır.[38] 

(سورة هود) “Hûd Sûresi” 73. âyet sonunda geçen (مَجِيد) Mecid[39] ve (حَميد) Hamid[40] esmâların burada olması mânidardır. Mecid esmâsı yolumuzda 49. sıra ile Fahrettin Himmeti rahmetullâhi aleyhe aittir. “50” (سورة ق) “Kaf Sûresinin” 1. Âyetinde “Mecid” esmâsı geçmektedir. Bu sûrede Mustafa Hilmi Safi rahmetullâhi aleyhin sıra numarasına denk gelen sûre sayısıdır. “Hamid” esmâsı da Efendi Baba’mızın (وَلي) Veli esmâsından sonra gelir. Bu yolumuzda bağlantı esmâsıdır, konuya ileride dönülecektir. 

(سورة هود) “Hûd Sûresi”nde bu âyetlerden önceki âyetler Sâlih aleyhiselâm ve kavmi ile alâkalı beden devesinin ayağının kesilmesi ve hacca gidilmesinin engellenmesi ile alakalıdır. (11 Hûd sûresi 61.- 68. Âyetler)

(سورة هود) “Hûd Sûresi” 49. dan 60. âyetlere kadar Hûd aleyhisselâm ve kavmi ile alâkalıdır.

(سورة هود) “Hûd Sûresi” 28 den 48 kadar olan âyetler de Nûh aleyhiselâm kavmi, tufân ve gemisinin hareket edip Cudi dağına doğru oturması ile alâkalıdır.

Efendi Babamız merkez dosyasında yolun Hakîkat/ fenâfillâhtan mertebesinden, Marifet/ bekābillâh mertebesine geçirileceğini söylemişti. İşte İlâhi sistemin yolumuzda nasıl işlediği sûre ve âyet sıralamaları ve yaşantı ile görülmektedir. 11 bilindiği gibi “Tevhidi Zât” ve Marifet-i ifâde etmektedir. 

Bu arada bu İ. giderken bir zuhûrât daha oluştu. Bu zuhûrâtın içinde Terzi Baba terzihane dükkânı içinde gördüğüm bir gönye idi. Efendi Babam bunu kısaca ölçü aleti olarak açıklamıştı. Efendi Babamın İ. nin boyunun ölçüsünü bir güzel aldığı anlaşılıyordu, “O” alır hem de bir güzel alır. Ona eden lâyığını bulur. Bunu da kul yaptı zanneder. Tabi bize de burada düşen bu gönyeyi 360 dereceli Kavs, Gavs dâiresi (0) üzerine koyup 90 derecelik dik mi’rac ile (360+90)= 450 rakamına ulaşmak olacaktı. Bu da görüldüğü gibi sonda ki sıfır hiçlik noktası ile Âdemiyetin kemâlatı, (آدام) Âdâm olmakmış.

* *

* *

Senden Âdâm olmaz, Kardan Âdâm olur Buraya küçük bir müşâhademi alayım. İşyerinden dönerken Karaca Ahmet de servisten indiğim noktaya yakın bir yerde eski Woswagen marka, halk arasında kaplumbağa denilen bir araç var.[41] Belki bilmeyenler olur. Bunun anlamı halk arabasıdır. Ve bu araç gök mavisiydi. Yani Hakk’ın arabasıdır. Bu arabanın arka camında “Senden adam olmaz, Kardan adam olur.” Yazıyordu. Allah! Allah! Niye benden (ادام) “Âdâm” olmaz diye düşünüyordum. Sen (اَنْتُ) “Ente” dir. Burada ki senlik kalkarsa (اَنَ) “Ene” ben olur. Kardan adam da (8) sayısına benzer işte (8) sayısı bir havuç, birkaç parça kömür ve kaşkol ile bu kardan adam olur. Hava ısınınca kar erir gider. Bu hayâl dünyası bir gün son bulur erir gider. Kardan adam ölür. Geriye havuç, yani yalancı Pinokyo’nun nefsi, kömür cehennem yakıtı. Ve kaşkol yani onu oraya sürükleyen nefsâni arzuların bağı kalır. İşte İ. nin hâli budur. Eğer kişi (اَنَ) “Ben” olmuşsa (اَنَ) “Ben”den âdâm olur. Hem de bal gibi olur. İşte bu mezârlıkta da Efendi Babam-ın bu (اَدام - عَدَم - اَدَم) “Adem, Âdem, Âdâm” nedir diye sorduğu A. bey yatmaktadır. Fakîr de bir zamanlar cenaze namazı ve defninde bulunmuştum. Aslında bir yönümü defnetmişim de haberim yokmuş. 

(اَدام) Âdâm olur sayısal ifâdesi 46 yapar. Bu Efendi Babamızın olan bildiğimiz bir sayıdır. (وَلي) Veli esmâsının sayısal değeridir. Ve (4+6)= (10) ile Kemâl ehli olur. İlm’el Yakin, Ayn’el Yakin, Hakk’el Yakin ehli olur. 

Eğer Âdamda ki şapkayı da kaldırmayı başarabilirse, (عَدام) Adam olur. (ع - دام) Ayın –Dam olur yani arşı gören olur… Bunun sayısal değeri “115”tir. Aynı zamanda “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi”nin sûre sayısı ve âyet sayı toplamıdır. Bu 114 artı 1 ve 113 artı 2 dir. 

(114) Yüz ondört sure ile Kûr’an-ı Kerim’dir. (1) “Ahadiyyet” ile bir bâtında doğan ikiz kardeş Kûr’ân ve İnsân olur.

(113) (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i Şeriftir. 2 ise zâhir ve bâtındır. Zâhir ve bâtın Besmele-i Şerif olur.

Bu (اَدعم) “Âdam” yani “İnsân-ı Nâtık”, “Kûr’ânı nâtık” zâhir bâtın besmele ile okunur. Zâhir ehli zâhirini okur. Bâtın ehli hem zâhirinin hem bâtınını okur. Seneler önce Efendi Babam-ın sorduğu soruya cevap vermiş olarak araya giren bu tecelliyi burada kesip devâm edelim. 

Terzi Baba da yolunu Arafat’a çevirdi. İşte bundan sonra da yolda ki sâlikler Hazreti Âdem seyri ile başlayan Hazreti Muhammed (s.a.v.) ile kemâle eren İslâm dini yaşantısı içinde yerleri neresi seyirlerine Bekke veya Mekke veya Medine veya Necef’te yaşamlarını sürmektedirler.

* *

* *

(اَنَ) Ben Cancağızım; Aslında işe sonundan girdik. Bunun da bir hakîkati vardır. İleride açıklarım. Bu konu hakkında uzunca bir girişten sonra yolumuza devâm edelim.

Kitâb başlığımız “Ben” ile başlamaktadır. “aah…!” O “ben” “Bir ben var benden içeri”[42] dedirten, âşıklara yüzde ki ben diye remiz ettiren. Nefsâniyet sahiplerini helâk çukuruna sürükleyendir. Hakîkat ehlini (ب) “Be” nin altında ki noktada[43] Zât-i benliğe ulaştırandır.[44]

Kişi ilk seyrinde nefsâni benlik üzere ilmi çalışmalar yaparak. İlm’el Yakîn olarak devâm eder. Bu seyir biraz uykulu bir seyirdir. Sâlik rû’yalar ile durumunu anlamaya başlar. (كَوْكَبًا) “Kevkeb” yıldızı ile nefsi benliğin sayısal değeri, (ك) Ke: 20, (و) Vav: 6, (ك) Kef: (20) (ب) Be: 2, (20+6+20+2)= 48 dir. Onun da toplamı (4+8)= 12 dir. (كَوْكَبًا) Kevkeb yıldızında seyrini sürdürür. Işığını bu yıldız- dan almaktadır.[45] Buraya ulaştığı zaman “Nefsi benliği” idrâk etmiş olur. Bu arada Mürşid’inin giymiş olduğu gömleğin altında bir gömlek olduğunu bununda Risâlet gömleği yani Mürşid’in de “Rasûl’ün Rasûlü” olduğunu anlar. Kurb’ân bayramı hakîkatleri içinde Mürşid’in de gördüğü mürşid’lik yönünü keser. Bu Ef’âl mertebesi itibâri ile olan İbrâhîmiyet Kûrb’ân-ıdır.[46] Bilindiği gibi bunun karşılığı “Koç” yani gönül evlâdıdır.[47] Bu sâlik kendi kendine hâlife olur. Kendine mehdi ve hâdî olur. Yalnız başkasına eğitim verecek durumu yoktur. Nefsini bilen rabb-ini bilir, marifetine irfâniyet zevki ile erer. Terzi baba yolunda kendisine yola ve Efendi Babam-ıza yardım edilecek küçük görevler yine Efendi Babam-ız tarafından verilir. 

İkinci seyir Ayn’el Yakîn hakikatleri ve müşâhade üzeri olan nûrânî bir seyirdir. Burada sâlik “İzâfi benliğe” ulaşmış. Hedefine biraz daha yaklaşmak üzeredir. Yolun sonu değildir. Zâten isteyen ve bana bu kadar yetmez diyen bu seyre devâm eder. Bu seyr (نجم) “Necm” yıldızının yansıması ile olur. Sayısal ifâdesi, (ن) Nun:50, (ج) Cim:3, (م) Mim: 40, (50+3+40)= 93 tür. Onun da toplamı (12) dir. Bu seyir de risâlet seyridir. Sâlik bu izâfi yani isimlenmiş benlik ile Mürşid’in de gördüğü bu yönünü kesebilirse ki hakîkatte (من) “Men” yani kim… Men’iyyete yani Zât’a olan isim ile bağlanmış yönünü kesebilirse Kûrb’an bayramının 2. Günü olan Mûsevîyet hakîkatlerini yaşar. Buranın kûrb’an-ı (عجل) İcl[48] ve (بقرة) inektir[49]. Burada ki çalışmalarını bitiren “Marifet-i Mübdi” ye yani, icâd edenine tam bir fakr ve ihtiyâc içinde olur. Bu kişi rehber hâlifelik yapabilir. Çevresindekilere ufak çaplı eğitimler verebilir. Zorlandığı noktalar da Efendi Babam-ızdan yardım alır. Seyrini biraz daha ileri ye götürmek isterse;

İlâhi benlik denilen noktadan seyrini sürdürmeye başlar. Burada seyrine devâm eden sâlik (عِشق) “Işk”ını ışığını (53) Necm 49 âyetinden geçen (شِّعْرَى) “Şı’râ” yıldızından alır. Âyet sayısal değeri 4+9= 13 tür. (ش) Şın: 300, (ع) Ayın: 70, (ر) Ra: 200, (ي) Ye: 10, (300+70+200+10)= 580=(5+8)= 13 tür.

Bu seyir Ayn’el Yakîn ve yaşantıda oluşan rûhânî bir seyirdir. Burası ilâhi benlik noktası olduğu için, Mürşid de görülen hayâli Hakk muhabbetinin kesilmesi, aslında kişinin ölmeden önce ölmek hakîkatine ermesidir. Burası ilâhi seyir ve İsevîyet ile bağlantılı olduğundan kesilmesi gereken havailiği temsil eden kuş türü (Hayâli gönül kuşu) kûrb’an-ıdır. Bu kûrb’an bayramının üçüncü günü- dür. Bir zamanlar tavuktan kûrb’an olur diyen ilâhiyatçı hatırıma geldi. Bununla karıştırılmasın, çünkü bu iş ilâhi âdetullaha terstir. Fikren ve idrâken oluşacak bir hâdisedir. Burada kesilen kûrb’ân remzi zâhirde “Deve” dir. Sâlikin bünyesinde bulunan (كوم بِاِذنِ اَللَه) “Kûm bi iznillah” Allah (c.c.)’ın izni ile kalk, hakîkat’ine ulaşması, varlığında bulunan havâîlik yönünü kesmesi gerekir. İşte bundan sonra bu sâlik (وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ) “Ve eyyednâhu birûhul kûds”ün[50] Rûh’ul kûdsi hakîkat-i ile desteklenmiş. Nefha-i ilâhiyyesi ölü bedenleri diriltecek hâle gelmiş olur. Bu kişi kendine asıl, Efendi Babam-a vekil olarak görev alır. Efendi Babam-ızdan sonra ister, Efendi Babam-ızdan sonraki kişiye bağlanır, isterse görevini çevresindekilere faydalı olmak için bireysel olarak faâliyetlerini sürdürür. 

(12+12+13)= 37 dir. Zâten Efendi Babam (سورة النجم) “Necm Sûresi” adlı esere (37) numarayı vermiştir. Bu da Zât-i tecellidir. Yani mukayyed Zât, kayda girmiş Zât-tır. Bu üç nokta ile sayı 40 ulaşır. Sırasıyla burada ki Zât-i tecelliden sonra, Sıfât tecellisi, Esmâ tecellisi ve Ef’âl tecellisi ile sayı kırka ulaşır.

Bunu nereden anladın denirse, mertebelerin anlatım- larından bu çıkarımda bulunduğumu ifâde edebilirim. Cum’a ile ilgili hadîsler de bu konuya açıkça değinilmesede, mertebelerin ifâdesi vardır.

6275 - Hz. Ebu Hureyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Rasûlüllah aleyhisselâtu vesselam buyurdular ki: "Cum’a günü gelince, mescidin her bir kapısı üzerinde melekler yer alır. İnsanları mertebelerine göre yazarlar. Bu mertebeler önce geliş sırasına göredir. İmam minbere çıktımı defteri kapatırlar, hutbeyi dinlerler. Namaza erken gelen, bir deve tasadduk etmiş gibidir. Ondan sonra gelenler bir sığır tasadduk etmiş gibidir. Onu tâkiben gelenler bir koyun tasadduk etmiş gibidir."

(Rasûlüllah saymaya devâm ederek tavuğu ve yumurtayı da saydı. Selh hadîsinde şu ziyâdede bulundu:) "Bundan da sonra gelen kimse, artık yalnız namaz sevabını almak için gelmiş olur."

6276 - Semüre İbnu Cündeb radıyallâhu anh anlatıyor: "Rasûlüllah aleyhissalâtu vesselam, Cum’a namazına erken gelmenin ehemmiyetini deve kûrb’an edene, sığır kurb’ân edene, davar kûrb’an edene ve hatta tavuk tasadduk edene benzetti."[51]

Bu ifâde birinci, ikinci, üçüncü safa sırası ile gelmek ve oturma şeklinde de yorumlanmıştır. Cum’a Cem mertebesini ifâde etmektedir. En öne gelen Cem’ül Cem’ül Cem olan Kûrb’an bayramının üçüncü günü sıfât merebesi kûrb’an bayramına, ikinci sıraya gelen Cem’ül Cem ile kûrb’an bayramının ikinci gününe Esmâ mertebesi kûrb’an bayramına, üçüncü sıraya gelen ise kûrb’an bayramının birinci günü olan Ef’âl mertebesi kûrb’an bayramına gelmiştir.

Birde Kûrb’an bayramının dördüncü günü vardır.[52] Yukarıda anlatılan “Nefsi Benlik”, “İzâfi Benlik”, “İlâhi Benlik” denilen Ef’âl, Esmâ, Sıfât mertebesi benliklerini cem edilebilirse yani bunların aslında “Zât-i Benliğe” bağlı olduğunu anlayabilir ve bunu kendi bünyesinde vahdet edebilirse “Cem’ül Cem’ül Cem ile Hüdâ nın kapıları feth olur”.[53] Ef’âl, Esmâ, Sıfât bir edilirse bu da Hüdâ olur, Hüdâ da zâten pâdişâhtır. Pâdişaha bütün kapılar açılır. Pâdişâha açılmayacak kapı düşünülebilir mi? Burada özetle anlatılan hâdise şöyledir. Bu gün herhangi bir kûrb’an kesilmez. Burada oluşan ufak bir Celâli tecelli ile sâlikin kendini kûrb’an etmesi sağlanır. Bu kûrb’an bayramında sâlik Mürşid’inin yardımı kendi beden devesini keser. Ve bu kûrb’andan yemez, etrafına rahmet olması için dağıtır. Burada Mürşid de görülen hayâli Zât-i muhabbet kesilip gerçek Zât-i benlik oluşturulur. Anlatılması zor bir hâldir. Ancak yaşantı sonrası oluşacak özel bir hâldir. Bu kişi veya kişiler hem Terzi Baba’ya Vekil, Hem de Hâlife-i Mutlak olur.[54] Bu kişi “53”e ulaşmış olur. Bu hâl de şöyle oluşur.

Kûrb’an bayramınını 4 gün olması bedenimizde bulunan bu dört unsur kaynaklı muhabbet ve perdelerin izâlesi olarak düşünebiliriz. Şeriat, târîkat, hakîkat mertebelerinin madde, duygu ve hubbiyet perdeleri ortadan kaldırılır. 4. Gün ise marifet mertebesidir. Marifet mertebesinde ise bunlar irfâniyet ve ilmi ilâhi ile bilinir ve her mertebe de o mertebenin hâli olan “Hâle bürünerek” yaşanır.

Rasûlüllah (s.a.v) Efendimizin “Bana dünyânızdan üç şey sevdirildi” yâni ben sizin dünyânızdan değilim dediği gibi bu irfâniyet ile yaşayan artık bu dünyâlı değil, aslı ve hakîkatine ulaşmıştır. 

Terzi Baba kitâblarında daha önce yazılmayan en azından benim duymadığım görmediğim zuhûrât ve hem ilmi müşâhade, hem de zâhiri yaşantımda müşâhade ettiğim bir durum vardır. Bu “37” ile oluşan Zât-i tecelli ve Zât-i benlik noktasının yıldızı “86” (سورة الطارق) “Târık Sûresidir”… Târık karanlığı delen sabahleyin parlayan yıldız ve yol demektir.

Bu yazıyı yazmadan 4-5 gün önce oluşan ters hilâl yani hicri ayın son günlerinde bu yıldız tam bu (إ) “Elif” gibi yay olan Hilâl’in altına gelmiş ve ters bir (İ) oluşturmuştu. Bunun (إ) Elif ve batini noktasının müşâhadesi olduğunu düşündüm. 

Tersi 68 dir. (68) “Kalem sûresi” 1. âyet ile

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ {القلم/1}

Nun, Vel Kâlemi vemâ yesturûn. 

68/1. “Nun. Kâleme ve satır satır yazdıklarına and olsun.” Burada (ن) “Nun”, yani Nûr-u Muhammedi, kalem bu gördüğüm müşâhade ile ayın hilâl hâli idi. Yesturûn’un satırın içinde geçen (طُر) Tûr ise, sîne tûr’udur. Bu sîne tûr’u olan gönül kâğıdına bu (قَمَر) Kamer olan Hilâl’in Kâlemin ucunda ki gibi (النَّجْمُ الثَّاقِبْ) “En necmi Sakıp”[55] zâti benlik noktası olarak satır satır yazdıklarına and olunmaktadır.[56] 

(ثَقِب) “Sakıb”ın (ث) “Se” si Arapça “peltek Se” denilen harfle yazılmaktadır. Bu (ث) “Se” nin harfinin değeri 500 dür ve üzerinde ki 3 nokta ile 503 yapar. (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammeder Rasûlullah tır. (عَبدُهُ) Abduhu ve (رَسُلوهُ) Rasûlühu olarak Hakk’tan halka dönüşü ifâde eder. Aradan sıfırı alırsak 53 yapar. (0) da kâb-ı kavseyn nokta- sını hiçlik noktasını oluşturur. Bir yönü hadîs bu âlemler, bir yönü de kadîm olan bâtın âlemdir. 

(ث) “Se” nin ifâdesi; Sena/Övgü veya sevb/elbise giyililecek şey. (ث) “Se” nin üç noktası İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn’dir. 

Ondan sonra gelen (ا) Elif harfi, ise bu elbise ve övgünün önünde “Ahadiyyet” ifâdesi ile dikilmiştir. Burada 503 yani “53”ün ileriye doğru uzantısı ile…

53 ve 13 ile 66 yapmaktadır. Bu iki Vav, Vav harfinin yazışılışı[57] ile (س) “Sin” ve (و) “Vav” harfinin sayısal toplamıdır. “Sv” birçok ifâdesi vardır. Su ile (كَوثَر) “Kevser” bağlantısı âşikârdır. 

Bunun tamamını toplarsak, (ث) Se: 500, (ا) Elif:1-13, (ق) Kaf: 100, (ر) Re: 200, (500+3+1+13+100+200)= 715, (7+1+5)= 13

(13) Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye’dir. 

(ق) Kaf: Delici kudret ile oluşan (قُرَّتُ عَيْنٍ) “Kurret’ül Ayn”, namazda oluşan göz nûrudur.

(ب) Be: Risâlet mertebesidir. Bu da namazda oluşan rütbeyi rasûle işarettir.[58]

(سورة الطور) “Târık Sûresi” 1. âyette (طور) “Târık”a kasem edilmekte yani and içilmektedir. 

وَالسَّمَاء وَالطَّارِقِ {الطارق/1}

Ves semâi vet târık.

86/1. “Andolsun o gökyüzüne ve Târık'a,” Sayısal değeri;

(و) Vav: 6-13, (ا) Elif:1-13, (ل) Lam; 30, (ط) Tı:9, (ط) Tı; 9, (ر) Rı: 200, (ق) Kaf; 100 dür.

(6+13+1+13+30+9+9+200+100)= 381 

(38-1)= 37 dir. 

(37) Zât-i tecelli ve yukarıda bulunan Kevkeb, Necm, Şı’râ yıldızları olan Nefsi, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik idi. 

Bu toplamda 13 ve 8 (53) bağlantıları hemen göze çarpmaktadır. Birçok bağlantıları vardır.

Eğer 13 leri hesaba katmazsak;

(6++1++30+9+9+200+100)= 356

(56-3) = 53 tür. 3 te (اَللَه - رَحمَن -رَحيم) “Allah, Rahmân, Rahîm” dir. Bu, (وَلي) Veli esmâsıdır. 

(و) Vav: Vav-ı kasem yani yemindir. Velâyete işârettir.

(ا) Elif: Ahadiyyete işârettir. 

(ل) Lam: Ulûhiyyet’e işârettir.

(ط) Tı: Tahakkuk, (ط) Tı: Bu hakîkatin şiddetini ifâde etmektedir. İkisinin sayısal değeri 18 yani 18000 âlemdir. 18000 bin olan gönül göğünü delen yıldızın hakîkatidir.

(ر) Re: Rahmâniyet ve Rubûbiyettir.

(ق) Kaf: (قُرَّتُ عَيْنٍ) Kurret’ül Ayn olan göz nûrudur.

(سورة الطور) “Târık Sûresi” 2. âyette geçen (طور) “Târık” (ال) “Elif lâm” takısı almış bilinen bir Târık’tır. 

Sayısal değeri; 

(ا) Elif: 1, (ل) Lâm; 30, (ط) Tı: 9, (ط) Tı:9, (ا) Elif: 1, (ر) Rı: 200, (ق) Kaf; 100, (1+30+9+9+1+200+100)= 350 

Bu tersten “53”tür. Bilindiği gibi Efendi Babam’ın Tekirdağ dergâh-ında asılı duran Yâ-sîn sûresi hattına ödenen bedeldir. Hakikatte bunun bedeli (يس) “YÂ-SÎN” olmak yani bedel vermek ile olmaktadır. 

Sûre sayısı ve âyet sayısını toplarsak; 

(86+2)= 88 dir. Bu sayı da üstte bulunan sayının “16”nın ikiye bölünmesi ve (نَجدَت) Necdet ismi ile alâkalıdır. Âyette Târık nedir bildin mi? Denmektedir.

53. sûre ile 86. sûre sayısını toplarsak bu da, (53+86)= 139 dur. Hazreti Muhammed (s.a.v)’in (مُحَمّد) isminin sayısal değeridir.

Bir (اَنَ) “Ben”i açıklamak özet ifâdesi ile bu kadar sürdü, bu ancak onun bu âlemlerde ki sonsuzluğunun bir kum tanesinin ifâdesi kadar bile değildir. Onun açılımı sonsuzdur. 

* *

* *

(قُل) De-Ki

Bu ifâde (سورة الإخلاص) “İhlâs Sûresi” 1. âyete işarettir.

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {الإخلاص/1} 

Kul huvallâhu ehad.

112/1. “De ki; O Allah bir tektir.” Burada ki Teklik-Ahad ma’nâsal tekliktir. Sayısal ifâdesi;

(ا) Elif: 1, (ح) Ha: 8, (د) Dal: 4, (1+8+4)= 13 tür. Bilindiği bu sayı Hazreti Muhammedin şifresidir.

(أَحَد) “Ahad”ın ortasına bir taayyün (م) “Mim” girdiği zaman bu (أَحمَد) “Ahmed” olur. Sayısal değeri 40 olduğu için toplam değer 53 olur bu “Ahmed”in şifresidir. 

Oluşan müşâhadeyi buraya alalım “Bizim yemeklerimiz 40 kapta pişer, 40 kapıya gider, bizim yemeklerimiz 40 yıldır gönülleri şenlendirir.”[59] 

İhlâs sûresi bilindiği gibi Hz. Muhammed ve Tevhidi Zât olan (11) Marifet/bâkabillâh mertebinin sûresidir.

(الإخلاص) “El-İhlâs” sayısal değerine bakacak olursak.

(ا) Elif: 1, Lam: 30, (ا) Elif:1, (خ) Hı: 600, (ل) Lam: 30, (ا) Elif: 1, (ص) Sad: 90, (1+30+1+600+30+1+90)= 753 tür... İlk göze çarpan sayılar (7 ve 53) tür. (7) Sıfât-ı Sübût-i ve (53) Ahmed ve Efendi Babam-a ait olan şifre sayısıdır. قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ)) “Kul huvallâhu ehad, olan “Ahmed” sayıların ne kadar uyumlu olduğu gözükmektedir.

(7) Nefis mertebesi, (Et-tûr’u seb’a), (5) Beş Hazret Mertebesi ve (3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn dir. 12 dersin 3 seyri ile İhlâs Marifet/bekābillâh sûresiydi. Dersleri yâni (مراج) mi’racı tamamlayarak Marifet/ bâkābillâh halinde halk arasına Hazreti Muhammed mertebesi hâli ile dönmektir.

(اِخلاص) İhlâs (Samimiyet) kelimesi içinde ki harflere kısaca bakacak olursak, (ا) Elif: Ahadiyyet, Zât mertebesi, (خ) Hı: Hakk’ın benlik noktası alarak ve arasına halkîyyet (ل) lâmı alarak halk olarak taayyün elbisesi giyerek sûretlenmesidir. 

(ل) Lam: Halkıyet lâmıdır, Hakk’ın sıfâtlarının halk üzerinde görülmesidir.

(ا) Elif: (الله) Allah (c.c.) esmâsı içinde ikinci (ل) “lâm”dan sonra gelen gizli (ا) Elif’tir. 

(ص) Sad: Sıfât’tır. 

 Efendi Babam biz samimi kişiler ile ilgileniriz diyerek, burada bulunan hakîkati dile getirir. Üzerinde (53) şifre sayısı bulunan ve samimi bir hâl ile bu sıfâtları meydana çıkarıp Hakk’a (مِراج) mi’rac edip, bu mi’rac’ından dönecek kişiler ilgilenmek bizim işimiz der.

(قُل) Kul sayısal değeri, (ق) Kaf: 100 ve (ل) Lâm: 30 dur.

100+30= 130 dur…

13 ve 0 ile hiçliği ifâde eder.

(ق) Kaf: Kudret (ل) Lam: Ulûhiyyeti ifâde eder.

Devâmında, (هُوَ) Hüve gelir.

Öncelikle (هُ) “Hu” yani Hz. Muhammed (s.a.v.)in bâtında ki ismininin ifâdesi gelir.

Daha sonra bu (و) Vav ile bağlaca dönüşür. Kudret ile Ulûhiyetten tenfis edilecek olan (هُ) “Hu”, Vav ile Vahidiyyet sahasında (الله) Allah yâni İlâhi benlik olarak, Hakîkat-i Muhammediye olan bu âlemlerin tamamı İnsân-ı Kâmil’dir. O ma’nâsal tekliktir. Bölünemez ve başka tekrarı yoktur. 

(هُوَ) Hüve sayısal değeri, (ه) He: 5, (و) Vav: 6, 

5+6= 11 dir. Bunun ifâdesi biraz yukarıda verilmiştir. Ayrıca (و) Vav: (6-13) tür. (5+6+13)= 24 tür. 24 saat ile Fenâfillâh ve Bekābillâh ifâdesidir. (هُوَ) “Hüve” bu mertebeleri bünyesinde tevhid etmiştir. 

Namazda okunduğu zaman bunun iki yönü olur. Kadın ve koku işte bu ifâde bu âlem sahasına yayılınca nefesi Rahmâni ve Rahîmiyyet-i oluşturur.

Bunun bâtınında müennes[60] olan iki (هِي) “Hiye” yani “O” vardır.

(ه) He= 5 ve (ي) Ye= 10 dur sayısal toplamı= 15 tir.

15+11+15= 41 dir. 

(41) de bilindiği gibi “Medine-i münevverede cennet’ül bâki kapısıdır”…

Cennet’ül Bâki de, Hz. Osman Radıyallâhu anhın kabri bulunmaktadır. Önce Rasûlüllah efendimizin (s.a.v.) kızı Rukiye vâlidemiz ile nikâhlanmış, rahmetlik olunca da Rasûlüllah efendimiz (s.a.v.) diğer kızı Ümmü Gülsüm Zinnûreyn ile evlenmiştir. Bu yüzden kendisine “İki Nûr” anlamına gelen “Zinnûreyn” denilmiştir. (41+13)= 54 tür. “54” (سورة القمر) “Kamer Sûresidir”. Kamer (Ay) da Hakîkat-i Muhammedi Nûr-u Muhammedi’dir. (ي) “Ye” sayısal değeri altında ki zâhir ve bâtın olan iki noktası ile “12”ye ulaşır, bu sayı 54+2= 56 dır. Bu sayı Allah, Rahmân, Rahîm (وَلي) Veli esmâsıdır. “5” ve “6”nın harfsel değerlerini yan yana yazarsak (هُوَ) aslı olan “Hüve” olur. 

Zâhir ve bâtın hakîkatlerini gönlünde nikâh ederek kılınan bir namaz gönülde, Cennet Bahçesinde kılınan namaz gibi olur.

* *

* *

(تَرذِ بابام) Terzi Babam[61] 

Gül Terzi Eğer gerçeği açıklamak istiyorsan zarâfeti terziye bırak. Albert Einstein[62]

O sensin kendini onun oluğunda ara; onun etrafında güvercin ol “ku ve ku” de!

Bilinsin ki, sâlik bir İnsân-ı Kâmil’e bağlandığı vakit, kendini beğenmemiş ve onu beğenip kendisine örnek kabul etmiş demektir. Eğer insân bu fikri kabul etmiş değilse, hakîkatte bağlanmamış sayılır (Zâhiren gelir, zâhiren gider ve derviş değil ancak muhib olur, o da olabilirse tabii ki)[63]… Şimdi, madem onu örnek kabul etmiştir, kendisini onun irâdesine ve terbiyesine teslim etmiş demek olur. Bununla beraber bu Kâmil’in irâdesi sâlikin irâdesi ortadan kaldırmış olduğu için, Kâmil demek sâlik demek olur. Ve buna “Mürşid’inde fâni olmak” derler. Ya’ni “O Kâmil, sensin, onun irâdesi senin irâdendir. Kendini onun oluğunda ara ve iste, onun etrafında pervâne gibi dön ve güvercin gibi cümle hâllerinde “ku” ku?” yâni “Hani beni Mürşid’im, hani benim Mürşid’im de!”[64]

Yolumuzda bununla beraber Mürşid’in ilminde fânî olmak ve Akl-i küllden gelen tavsiyelere uymak sâlik’in faydasına olan işlerdendir. 

Yukarıda ki mesnevi beytinde belirtildiği gibi, “Ku Ku” dersen daha sonra sana (قُل) “Kul” ve (كُلْ) “Kül” dedirtir. Burayı da geçersen, (كوم بِاِذنِ اَللَه) “Kum Biiznillah” de der.[65] Böylelikle Fâtiha’nın sonunda ki âmin olur. Edilen duâlara âmin dersin. Âmenu olursun. Burası Îsevîyet mertebesidir. Görüldüğü gibi bu zümrenin haç çıkarıp âmen demesinin hakikati nereye dayanır. Dayanır da onların, bedenlerinden bir milimetre içeri işlemez. Kendi hâlleri, kendi bilececekleri iştir… 

Daha sonra hadi bakalım sende (كُنْ) “Kün”[66] de der. Bu da ehline mâlûm olan bir hakîkattir.[67] 

Terzi Babam bunun sayısal ifâdesine bakalım, (ت) Te: 400, (ر) Re: 200, (ذ) Ze: 7, (ب) Be: 2, (ا) Elif: 1, (ب) Be: 2, (ا) Elif: 1, (م) Mim: 40, (400+200+7+2+1+2+1+40)= 653 tür görüldüğü gibi 6 yön ve 53 sayısını ifâde etmektedir. 

(53+6)= 59 dur. Kendisi bu plakanın bulunduğu “Tekirdağ” da ikamet etmektedir. Bunun birçok açılımı vardır. 

(65+3) = 68 dir.[68] 

68. sure (سورة القلم) “Kalem Sûresi”dir. Ve 1. âyeti,

 ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ {القلم/1}

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).

68/1. “Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun”. 

“68” tersten “86”dır. (سورة الطارق) “Târık Sûresidir” biraz yukarıda incelenmişti…

(6+8)= 14 tür.

(14) Nûr-u Muhammedi’dir.

Anlaşıldığı üzere (ن) “Nun” hakikatlerinin burada ağırlığı fazladır.

Merkez dosyası çalışmasında bu sayının İngilizce “Center”[69] olduğunu ifâde etmiştim.

(ج) Cim: 3, (ن) Nun: 50, (ت) Te: 400, (ر) Re: 200

(3+50+400+200)= 653 tür.

“53” (سورة النجم) “El-Necm Sûresi”, (ال) “El” Lâm-ı târifinin, (ن) Nun’un şemsi harf olması ile (اَن) “En” ile (اَنَ) “Ene” yani benlik hakîkatlerine dayandığı yukarıda ifâde edilmişti.

İşte görüldüğü gibi (مَركَذ) “Merkez” ifadesini Cen-Ter, “Cenin ve Ter yani Nem” hakîkatleri ile (عَلَقْ) “Alak” ifâdesi ile (اقْرَأْ) “Oku” “Oku” “Oku” da bulmaktadır.

Zib (ذِبْ): Güzellik ve Süs demektir.

Beyit: 

“İçeriden âşina ve dışarıdan yabancı ol. Cihanda böyle zibâ reviş az vaki olur!” Beyit:

Derinden âşinâ[70] ol divâne sansınlar,

Bu bir zibâ[71] reviştir,[72] akıl ol, deli sansınlar.[73] 

Z’ib: İçinde “İb” Vardır. Bu kelime “İbrâhim”i çağrıştırmaktadır. 

(53) (5+3)= 8 dir. Bunun bir yönü 8. Cennet, bir yönü Tevhid-i Ef’âl hakîkatleridir. Bu mertebenin peygamberi Halil’ul Rahmân İbrâhim aleyhisselâm’dır. Tevhid’in babasıdır. Kısaltması yani remiz işâretleri ise T.B. dir… 

Zebih ile bu ifâde kesilmiş ve kesilecek kûrb’ana dönüşür.

Bu konuda oluşan müşâhade ve tecelliyi şöyle anlatayım. “Mesnevî-i Şerif” şerhinden “Zibâ” ile ilgili notları aldığım günde[74] nikâha davetliydik. Adaş olduğum bir yakînim olan damat bir hayli güzel ve şık giyinmişti. Gelinin ismi ise “Gülme ve Gülüş” ma’nâsına gelmekteydi. Hakk’ın murâdı yani celâl tecellisi ile Hakk’ın cemâli tecellisinin birlikteliğini, bir araya gelişini ifâde ediyordu. Anlaşılacaği üzere regâib-rağbet kandili oluşumları vardı. Nikâh bittikten sonra eve misâfirler geldi. Bilindiği üzere İbrâhim aleyhiselâm, misâfir olmadan yemeğe oturmaz, eğer misâfiri yoksa dışarı çıkar ve yoldan geçen birini gözleyip yemeğine da’vet edermiş. Bunu niye yazıyorum, biz de böyleyiz diye kıyas mı yapıyorum? Estağfirullâh, biz İbrâhîm aleyhisselâmın ayağının altında toz, toprak olamayız. Biraz yukarıda yazılanların zuhûrât, müşâhade sonucu oluşan tecelliyi anlatmak için bu yol izlenmekte ve oluşan neş’e paylaşılmaktadır. Zâten kıyas yapmakta şeytânın işidir. 

Eve geldiğimizde tam 8 kişi idik. (8) Tevhid-i Ef’âl ve İbrâhimiyet mertebesidir. Eşimin “Âyet’el Kürsi” ve (يا نور) “Yâ Nûr”[75] okuduğunu ifâde ettiği köfteleri pişirme görevi de bana verilmişti.

Bu arada gelenlerden biri, gittiği bir hastanede şâhid olduğu bir durumu anlatıyordu. Psikolojik bozukluk raporu almak için doktorların yanında deli gibi davranan kişinin, aslında kendisi ile konuştuğunda akıl-lı olduğunu ifâde ediyordu.

Görüldüğü gibi Regâib-Rağbet gibi oluşumdan, oluşan ara müşâhadeler yani kandiller ile Kûrb’an bayramı hakikatleri bir aradadır. “Görene, köre ne! Denildiği gibi kişi kadrini ve kıymetini bildiği takdirde, Efendi Babam bunun nasıl olacağına tâliblilerine öğretir, kişinin her gecesi kadir gecesi, her gündüzü bayram olur. 

Terzi Babam “Şeb-i Arûs” gecesi için Hakk’ın Murâd’ı olan “derviş damatlığı” ve “gülme gülüş” olan yani aslında gülden olan gelinlikler diker. Erkek derviş olsun, hanım derviş olsun bunları giyerler. Çünkü varlıklarında Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll yönleri vardır. 

Birkaç gün önce balcılar yokuşu, yâni marifet yokuşundan aşağı inerken 53 numaranın alt katından gelen sözsüz müzik, nağmelerini hatırladım…

Tatlı gülüş pek yaraşır, gözleri ömre bedel,
Âh ne güzel ne güzel seni sevmek, âh ne güzel ne güzel.

Gözleri aşka gülen Efendi Babam, Tatlı gülüşün, gözlerin ömre bedel, 

Âh ne güzel seni sevmek Terzi Babam, Âh ne güzel, ne güzel. Huu…

Âbâm: Pencü ala âbâ ile Terzi babamın varlığında bulunan Hazreti Muhammed (s.a.v.), Hz. Âlî, Hz. Fatma, Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’dır.

Bunların Hazreti Muhammed (s.a.v) ile açmış gül ve diğerleri goncadır. 

Efendi Babam bu hakîkatleri gönlünde cem etmiş ve bunları benden oku ve sen de (عَلَقْ) Alak olarak “ İlâhi ben”in bâtınından doğ ve bunları kendi bâtınında bul der gibidir.

Âbâ: 1) babalar. 2) gök küreleri, seyyareler, gezegenler.

Efendi Babam, Rûh’ul Ervâh ve Ebu Türâb olan, Rûh babalığı ve toprak babalığını batınında bulundurur. Sıra sûresi “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi” olduğu için gök küreleri ve gezegenler ile de bağlantısı vardır.

“Âbâ-m” Hakîkat-i Muhammedi elbisesidir. Bütün bu âlemler Muhammedi hakîkatin sûret bulmuş elbisesinden başka bir şey değildir. 

Sayısal değerlerine bakacak olursak;

(ع) Ayın: 70, (ب) Be:2, (ا) Elif:1, (م) Mim: 40, (70+2+1+40)= 113 tür

---------------------

(ا) Elif: 1-13, 70, (ب) Be:2, (ا) Elif:1-13, (م) Mim: 40, (1+13+2+1+13+40)= 70

(1+2+1+40)= 44 tür.

Böyle iki farklı hesaplama yöntemi seçmemin nedeni okuyanların bir şeye dikkat çekmek içindir. 

Birincisi (70+44)= 114 

(114) Kûr’ân-ı Kerim’de ki Sûre sayısıdır.

(114-1)= 113

(113) (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmâni’r rahîm, “Besmele-i Şerif”tir. Kalan bir tanesi (سورة النمل) 

“Neml Sûresi” içinde 30 âyette geçen besmeleyi şeriftir. Başına 1 geldiğinde 130 yapar. Sonundan sıfırı alırsak bu da “13”tür. Mûsevîyet’in Süleymâniyyet mertebesine verilmiştir. Görüldüğü gibi oran “113 e 1”dir…

Biraz yukarı da bütün âlemlerin Hakikati Muhammedi elbisesi olduğunu ifâde etmiştik. O zaman bütün âlemler kâinât kitabından başka bir şey değildir. İşte bu kitabı “Vatanları seyreden ve mekân edinen okur” demişlerdir. 

Sonda ki kalan sıfır ise (0) daha önce belirtildiği gibi kâb-ı kavseyn dâiresidir. Ku’ran-ı Kerim’in zâhir ve bâtın yönlerini belirtir.

(70-44) olarak bakarsak, (سورة المعارج) “Meâric (Merdivenler) Sûresi” ve 44 âyeti karşımıza çıkar. Kitâb-a bu ismi verirken hiç böyle bir sonuca ulaşacağımı bilmiyordum. Çalışmanın ana konusunuda tasdik eden bir konu oluşmuş. (هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي) “Hâzâ min fazli rabb-i”[76] 

Cancağızım; Fakîri en zorlayan konulardan biri de bu oldu. Sadece “17” (سورة الإسراء) İsra ve “53” (سورة النجم) “Necm Sûresinde” geçen 19 âyet ile bu işin içinden çıkamadım. Başka bağlantılar da var diye sürekli düşünmekteydim. “17 ile 53” toplayınca “70” sayısal değerini vermektedir. Tamam, aradığım burasıymış diye düşündüm. Ama bunun da bir formülü varmış. En azından bazı yönlerini anladım. Bu konu hakkında sağ olsun Efendi Babam-ın giriş bölümünde yapmış olduğu İ. nin Mi’rac merdivenini devirmiş olması yorumu çok faydalı oldu. Neyse bu konuya daha sonra döneriz. İnşeallah…

* *

* *

(∞) Sonsuzluk İşâreti Bunun aslı, Evvel Allah, Ahir Allah, Zâhir Allah, Bâtın Allah olarak ifâde edilmektedir. Zâhir ehlinin buna nasıl baktığını anlamaya çalışırsak daha iyi bağlantı kurarız.

Bu işâret bilgi-sayar klavyesinde Alt+8734 tuşları ile oluşturuluyormuş. Sayısal değerlerine bakacak olursak;

(ا) Elif:1, (ل) Lâm: 30, (ت) Te: 400, (1+30+400+8+7+3+4)= 453 ne kadar ilginç değil mi?

(4) İslâm’ın şifre sayısıdır. Açılımı ise “13” ile Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin şifre sayısını vermektedir.

(53) (أَحمَد) Ahmed ve Efendi Babam-ızın şifre sayısıdır. 

(453) Başına her şeyin başı olan Ahadiyet ilâve olunursa elde edilen rakam “1453” olur. Bu da İstanbul’un zâhiri fethinin sayısal değeridir. Birde yaklaşmakta olan hicri “1453” senesidir. Allahu Âlem…

* *

* *

Aşk’ın Ölmeyen Sembolü: (∞) Sonsuzluk İşareti Sonsuz işâreti, sonsuzluğu ifâde etmek için kullanılan matematiksel bir semboldür.

Antik kültürler sonsuz hakkında çeşitli fikirlere sahipti. Antik Yunanlar ve Antik Hindistanlılar sonsuz kavramının modern matematikçilerin tanımladığı şekilde tanımlamak yerine, bu kavrama felsefi bir fikir olarak yaklaşmışlardı.

İlk olarak 1655 yılında John Wallis tarafından ortaya atılmıştır. Ortaya atıldığı günden beri modern mistisizm gibi matematik dışındaki alanlarda da kullanılmıştır.

Peki bilimsel bir sembol, insânların duygularını tarif etmek için kullanılan bir sembole nasıl dönüştü?

Çok sevilen, kaybetmekten korkulan, kaybedildiğinde özlenen, önem verilen şeyler için bu sembol akla gelir. Her şeyin bir sonu olduğunu bilen bizler, güzel şeylerin sonsuza dek sürmesini isteriz. Sonsuz aşk, sonsuz sevgi, sonsuz güven, en önemlisi; sonsuza dek…

İşte bu yüzden günümüzde bu önemli sembol, usta ellerde, çeşitli mâden ve taşların sanatla buluşması sayesinde, kadınların en çok tercih ettiği takılar olarak karşımıza çıkıyor. Sonsuzluk kolyesi en çok tercih edilen ürün olarak üst sırada yer alıyor. Sonsuzluk işareti kolyesi- nin hemen ardından, sonsuzluk bileklik ve yüzüğü geliyor.

Başka hiçbir söze gerek bırakmayan sonsuzluk işâreti takılar, sevdiğinize duygularınızı ifâde etmenin en güzel yoludur. Sonsuzluk işâreti anlamı itibâri ile sevgiliyi en çok mutlu eden hediyelerden biridir. Sonsuza dek sürmesini dilediğiniz aşkınızı, tutkunuzu ve duygularınızı ifâde eder.

Güzel şeyler çabuk biter. Aşkınız hiç bitmesin.[77] 

* *

* *

Cancağızım; Açıkçası bunu nasıl ifâde edeceğimi bilmiyordum. Cenâb-ı Rabb’ül âlemin ve Efendi Babam-ın kâinat kitabından gönderdiği haber ile bu iş hakkında yeni açılımlar oldu. Sonsuzluk (∞) işareti yan yatmış sekiz şeklinde ifâde edilmektedir. Bizim için ise secde etmiş (8) gibidir. “Necm sûresi” 62 âyette,

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا {النجم/62} ( سجدة واجبة ) Fescudû lillâhi va’budû. (SECDE ÂYETİ)

53/62. “Secde et ve yaklaş” Diye rabb-imiz buyurmaktadır. Âyette geçen (عْبُدُوا) “Ubudû” Ubudûyet ifâdesi ile bu Hakk’ın fiili olan secdedir. Âyet sayısının toplamı da (6+2)= 8 dir. 53 te bilindiği gibi “8”dir. Efendi Babamızın ismi sayısal değeri bilindiği gibi “457”dir. Bunun toplamı “16” ve bunun da açılımı “88”dir.[78]

(45) sayısal değeri (اَدَم) “Âdem” in sayısal değeridir. 

(ا) Elif:1, (د) Dal:4, (م) Mim:40 tır. Bunun toplamı da “45”tir. Bunlar da “Elif-Kıyam, Dal-Rükü- Mim-Secde” namazın hareketleridir. 

(7) Yedi Nefis Mertebesi ve 7 Sübût-i Sıfâttır. 

Efendi Babam, 7 Nefis mertebesini, önce saflığa, daha sonra da 7 sübûti sıfâta çevirmiştir. Onun için yaşamında (ا) Elif, (د) Dal, (م) Mim olmuştur. 70 yıldır namazına devâmlılık üzere bir hayat nizâmını benimsemiştir. İşte yukarıda verdiğimiz açılımlar ile (88) dönüşmüştür. (8∞) 

(8∞) Bunun ne ifâde etmekte olduğuna bakmaya çalışalım. “Sekiz” Tevhid-i Ef’âl ve 8 cennettir. Namazın kıyam hâlinden, Îsr yürüyüşü[79] ile “Esrâ mi’rac” hakîkati olan kâb-ı kavseyn (0) hakîkatine yaklaşmış. Ve bu hakikatlerin bu zamanda da yaşanabileceğini bildirmiş. Bu hâl üzere tâliblilere bu hakîkati yaşatmıştır. Ve bu dünyâdayken “Sekiz cennetin” (sonsuzluk) ebedilik ve bâkiliği üzerinde belirmiştir.[80]

Burada yeri gelmişken bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Efendi Babam-ın fakîre ilgilenmesi için gönderdiği kişi ve çevresininde bulunan kişilerin de işe dâhil olmasıyla oluşan yaklaşık 10 kişilik bir grub oluşmuş ve derslere ve sohbetlere yaklaşık iki yıl iştirak etmişlerdi. Daha sonra anlam veremediğim bir şekilde ilgi ve alâka- larını kesip yolumuz ile olan bağlarını kopardılar. Hakları helal olsun, canları sağ olsun. Kendi kararları ve kendi bilecekleri bir iştir. Vardır bir hikmeti diyelim… Yalnız yolu- muzda olan bir kişiyi daha sonra arayıp biz orada namaz kılamaz hâle gelmiştik. Diye ifâde etmesi bizi bir hayli üzmüştü. Yukarıda belirttiğim gibi, Efendi Babam 70 yıldır namazına devâmlılık üzere bir hayat nizâmını benimsemiş- tir. Fakîrde yaklaşık 30 yıldır bu halde bir hayat nizâmı içindedir. Efendi Babam ve fakîr namazın terki konusunda ruhsat verecek bir söylemde bulunmaz. 

Yalnız namazın özel hükümleri vardır. Hakk, İrfân ve Tevhid sohbeti yapılırken sohbetin akışı kesilmez. Zâten kişi orada namaz hâlindedir. Sohbetten çıkınca da o vaktin namazını bedeni ile îfâ eder. Kişi, Fenâfillâh mertebesine gelince namazı kime kılacağını şaşırabilir. Bu da geçici bir hâldir. Kılmak istese de kıldırılmaz, önüne mâni ve engeller çıkar. Ama kısa bir süre sonra bu hâl üzerinde kalkar. Ve hâle bürünerek namazını kılmaya devâm eder. 

(سورة الطور) “Târık Sûresi” üçüncü âyette geçen (النَّجْمُ ثَّاقِبُ) “Necmi Sâkıb” göğü delen parlak yıldız diye ifâde edilmektedir. Yukarıda bu konu incelenmişti. Yalnız eksik bir yönü kalmış. Sâkıb isminin başı olduğu Adana’lı bir aile vardır. Bu yıldızın güneyde olabileceği intibâa oluşmuştu. Ama bu aile daha sonra kuzeye göçmüş ve yıldız gibi parlamıştı. Soy isimlerinde (نج) “NC” harfi olduğu bilinmektedir. 

Bu yazıyı kayda aldığım (18-1-2018) tarihinde kış ile alakalı bir Fa-Tûrâ geldi. Bu Fa-tûrâyı veren arkadaşın kabanında “The North Face” yazmaktaydı. Bu İngilizce bir tabir (ان) “Elif Nun” hakikatlerini içermektedir. “Kuzey Yüz” demek anlamına geldiğini biliyordum. Aslında bununla çok ilgilenmezdim. Fa-tûrânın 121 yani 12-1 olması dikkatimi çekti. Oniki zâhiri bir de bâtıni noktası olan 13, (ا) Elif sayısının açılımıydı. 

Bu “kuzey yüz” ile alâkalı kızımdan bilgi aldım, coğrafi bir terim olduğunu anlattı. Bir dağın kuzey yüzü ve güney yüzü gibi ifâde edildiğini söyledi. Bizlerin kullandığı kuzey cephe, güney cephe vs gibi, bu da yön, vecih ifâde etmektedir.

“The” inceleyecek olursak ta (ط) Tı ve (ه) He harflerinden oluştuğu görülür, (هُ) “Hu” nun tahakkuku Kuzeydedir denilmektedir. (هُ) “Hu” ismi şerifi de bilindiği gibi Hazret-i Muhammed’in bâtında ki adıdır.[81] 

İnternetten “The Nort Face” nedir diye araştırma yaparken “Rabb-i zidni fike tahayyüran” Rabb-im zât-ında ki hayretimi arttır denilecek bir şey ile karşılaştım… Hâzâ min fazli Rabbihi… Bütün âlemin hazînelerini getirseler buldurulan-bulduğum şeyin yanında hiç kıymeti yoktur.

“Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler.”[82] 

Bu ilim talebesi için melekler kanatlarını internete sermişlerdi.

* *

* *

(هُ) Hu Şiirleri Türk kavimleri hakkında birçok eserler yazılmıştır. En eski Türk devleti olarak kabul ettiğimiz Hsiung-nu'lar ve sonraki devirler de başka adlar altında ki Türk kavimleri ve bunların tarih sahnesinde ki önemli rolleri bizce malûmdur. Fakat bu Türk kavimleri edebiyat bakımından ne gibi mahsuller vermiş olduğu üzerinde hiçbir şekilde çalışılmamış ve bir eser ortaya konmamıştır. Biz yalnız Çin kaynaklarından (هُ) "Hu" şiirlerine tesâdüf ediyoruz. Bunlar M. S. IV-V 'inci yüz yıl da Çin’in kuzeyine hâkim olan Türklerin şiir’leridir ki Çin edebiyatında buna “Kuzey-nâzmı" adı verilmiştir.[83]

Bu türk kavmi 10. Yüzyıla kadar hüküm sürmüşlerdir. Şiir’ler aşk ve kahramanlık üzere yazılmış edebiyat üzere olan eserlerdir… 

* *

* *

Bu araştırma yazısı 2018 yılının başlarında yayınlanan çok taze bir bilgidir. Çin dilini ve yazınını konu alan filoloji uzmanı olan bir öğretim görevlisi tarafından alınmıştır. Kendisine bu bilgiyi bizlere ulaştırdığı için teşekkür ederiz. Şükründen aciz olunacak bir durumdur. Arapların şiir ve belâgatta o yıllar da çok ileri de oldukları bilinen bir gerçek- tir. Kûr’ân-ı Kerim’de bir edebiyat mûcizesi olarak nüzûl etmiştir. Türk divân edebiyatında en güzel ve beliğ eserleri tasavvufçular vermiştir. Yolumuz büyükleri, Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh, Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ve Terzi Babam’ın şiir’leri de günümüz de en üst seviyeden eserler olduğu bilinen bir gerçektir. Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz kuzeyde olan Türklerden (هُ) “Hu” bilgisini alınız. Zâhirinin güneyde zuhûra geldiğini, bâtıni risâletinin ise kuzeyde olan Türkler de devâm ettiğini ifâde etmek istediği anlaşılıyor. Bu bir tâsdik ve Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin bir mûcizesidir.

Bu yön ile başka bir yön olduğunu yaptığım araştırma ile ulaştım. Sâkıb yıldızının Şimâl yıldızı olduğunu düşünüyorum.

Bilindiği gibi rüzgâr yönleri vardır. Bunlar denizcilik ve havacılıkta önemli bir bilgidir. 50. Sıra da bulunan Mustafa Sâfi babamız rahmetullâhi aleyhin bakıcı ve delici bakışları resmine bakanın gözünden kaçmaz. 51. Sıra olan Hazmi babamız rahmetullâhi aleyhin sıra sayısında denk gelen sûre (سورة الذاريات) “Zârîyyât” (Rüzgârlardır). 52. Sıra olan Nusret Babamız rahmetullâhi aleyh ise gemicidir. 53. Sıra da ve hâlen görevinin başında olan Efendi Babamın sıra sayısına denk sûre de (سورة النجم) “Necm (Yıldız) Sûresidir”.[84]

Fakîr askerliği gemici ve gözcü olarak yaptığı için bu husûsu bilir. Mesleğim elektirikçi ve yüzmeyi iyi bildiğim halde bu görevi vermişlerdi. Kerteriz tutmayı ve dümenin nasıl kullanacağını görmüştüm. Demek ki bir hikmeti varmış.

 Şekil[85] Şekil[86]

Görüldüğü gibi ana yönler (8) ara yönlerle birlikte toplam (16) yön olduğu anlaşılmaktadır. Efendi Babam-ın 8 ve 16 sayıları ile alâkalı bilgileri biraz yukarıda verilmiştir. Buradan da anlaşılır ki her yönden gelen nefis rüzgârlarını, tevhid rüzgârlarını, benlik rüzgârlarını, 5 hazret rüzgârını, 11, 12, 13, 14 şifre sayısı rüzgârlarını ve zâhir bâtın Hakikat-i Muhammedi rüzgârı ile üç yönden Hakikat-i Muhammedi rüzgârını bilir. Karşısına gelen kişinin üzerinde ki nefes rüzgârının ne yönden estiğini bilir ona göre muâmele eder.

Şimâl Yıldızı nedir?

Kutup Yıldızı yada bilimsel adıyla Polaris (α UMi / α Ursae Minoris / Alpha Ursae Minoris; Demirkazık, Kutupyıldızı, Şimâl Yıldızı yada Kuzey Yıldızı olarak da bilinir), Küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı. Kutup Yıldızı, dünyanın ekseni ile hemen hemen aynı doğrultuda olduğundan, diğer gökcisimlerinin aksine gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir.[87]

Hani derlerlerle bir taşla iki kuş vurdum diye bir vardır. Burada tek-tek olan hep yek kuş vurulmuş hamd olsun.

Şimâl yıldızı filmin de (1954) yılında Kuzey Kore savaşın da Üsteğmen Kemâl komutasında keşfe çıkan bir türk birliğinin kahramanlık öyküsü anlatılmaktaymış.[88]

Buradan da anlaşılıyor ki Efendi Babam-ın gönlüne giren evlâtlarının, verilen Kelime-i Tevhid kılıcı ile nefis şeytanına karşı verdikleri savaşta, kemâliyle bu şimâl yıldızı yansıma ile sâliklerin gönüllerinde ki karanlığı delip onlara yol gösterip aydınlatmaktadır. (اَنْتُ) Ente-den, (ب) Be-ye, (ب) Be’den-de (اَنَ) Ene-ye” üst kimliğe geçmektedirler. Yani Nefsi kimlikten, İzâfi kimliğe, İzâfi kimlikten İlâhi kimliğe ulaşmaktadırlar. 

“Men lem yezuk lem yedri" Tatmayan bilemez. Kim ki tatmamış; o, tadını bilemez.[89] Her ne kadar zâhir ehli “istemezük, istemezük, istemezük” dese de, bu iş bir tadış, zevk ve biliş işidir. İsteyen kabul eder, isteyen etmez. İndi ve sadece bizi ilgilendirir. Herkesin canı sağ olsun.

* *

* *

Terzi Babam Ve Takım Elbise Efendi Babam-ın niye takım elbise giydiğini merak edenler olabilir. Kendisinin zâhiren tercih ettiği bir stil ve çizgidir. Bunun benim için bir ma’nâsı da vardır. Fakîr de yaklaşık 26 yıl önce görmüş olduğu bir zuhûrât ile bunu anlamıştır. Bu konu hakkında oluşan müşâhade ve Efendi Babam ile olan yazışmanın bir bölümü aşağıdadır. 

Hayırlı akşamlar muratçığım. Mail ve içinde yazdığın zuhûratlarını okudum hepsi güzel yolunda Rabb-ımıza şükrederiz. Evet (ya vahid)’in süresi de gene (3) aydır başladığın günden itibâren hesab edersin süresi dolmaya yaklaştığında da haber verirsin İnşeallah. Zuhûrâtlarında bunların faâliyetleri gözüküyor, kısmen de günlük işlerinin yansımaları da görülüyor. Aslında bütün zuhûrâtlardan mutlaka bir yorum çıkacaktır diye de bir şartı yoktur, ancak işâretler gene de zuhûrâtlardan çıkmaktadır. Bildiğin gibi zuhûratların birçok kaynakları vardır, görmek iyidir, zuhûrâtlar kişinin bâtın âlemiyle olan bağlantıları hakkında işâretler vermektedir ki zâten sahih bir uygulamadır. 

(1992) yılında gördüğün zuhûrât ve bağlantısı gerçekten oldukça ilginç. İşte bu tür zuhûrâtlar aslında zuhûrât sisteminin sıhhatli ve ma’nevî bir yol olduğunun müşâhedeli kanıtlarıdır, diyebiliriz.

Hayırlı yolculuklar İnşeallah tâtiliniz güzel ve sağlıklı geçer. Sana ve Serpil kızımıza çocuklara herkese selâmlar Nüket annenizin de selâmları vardır hoşça kalın güle güle gidip gelin İnşeallah. Efendi Babanız.

11- 06 -2011  

Bugün öğleden sonra Terzi Baba (1) kitabına bakarken arka sayfada ki takım elbiseli resmi dikkatimizi çekti. 1992 yılında ki görmüş olduğumuz rû’yamız aklımıza geldi. O zaman ki zâhiri yaşantımı- zın hâleti rû’yeti ile görmüştük. Takım elbiseli Peygamberimiz olarak tasavvur ettiğimiz şahıs bize yaptığımızın ve hâl ve hareketimizin doğru olduğunu söylemekteydi. 

Gördüğümüz rû’yadaki şahıs ile Efendi Babam’ın bu takım elbiseli hâli çok benzemekteydi. 19 yıl önce görülen bu rû’yadaki silüet ile bu resmin benzerliği konusunda aslında aradan epey bir zaman geçmiştiği için tam emin olamamıştım. 

Daha sonra İnsân-ı Kâmil’in Rasûlün, Rasûlü olduğunu ve müşâhademizde yaklaşık bu yaşlarda ki hâlimizin Terzi Babanın o yaşlarda ki hâlinin elini dizdize öpmesi, İnsan-ı Kâmil’in 72 fıkrayı kapsayan 73. Fırka ehli olması, 19 sayısı âlemlerde bulunan İnsân-ı Kâmil olması bu düşüncenin doğruluğu yönünde fikir verdi. Demek ki bu zuhûrâtın hakikati 19 yıl sonra açılmaktaydı.  Terzi Babam’ın doğum Tarihi 1938, 1992 - 1938= 54 aslında  Terzi Baba 1938 in son ayı doğumlu bu zuhûrât 1992 yılının yaz aylarında görüldüğü için 53 küsür sene yapmakta 53 (نج) NC ile şifre sayısı. Aynı zamanda Ahad olan Ahmed’in sayısı. İslâmın zâhiri yaşantısına tam manâsıyla başlamamız 1991 son aylarında vuku bulmuştu.  1991-1938 = 53 rakkamı çıkmakta sayısal hesaplamalarda doğruluğu teyid etmektedir… 19-91 bir düz biri tersten iki “19”u vermekte ki  biri asıl İnsân-ı Kâmil biri de ayna olan İnsân-ı Kâmil yani Kâmil İnsân’dır. (T.Ç: T.O)

* *

* *

Milattan Önce (Terzi Babam-dan Önceki Seyr) Cancağızım; İnsanın aklına senin Terzi Baba’dan önce ki seyrinin konuyla ne alâkası var diye düşünülebilir. Bundan 10 sene önce olsa fakîr de aynı şeyi dile getirirdi. Sayıların aslı bir yani (وَحِد) “Vahid” olan birin tekrarlarıdır. Her birerlerimizin ma’nâsı bir, fakat görüntülerimiz birin tekrarı olduğu ve farklı kab ve şekillere girdiğimiz için sen, ben, o, biz, siz, onlar kesret âlemi içinde yaşıyoruz. Ne zaman bu ma’nâsal birlik olan tekliğe ulaşabilirsek aklımız ve kafamızda ki bütün sorular-sorunlar çözülmüş olur…

Onun için ancak kendimi bilebildiğim için bunu anlatabilirim. Bu anlatacaklarım ile alâkalı olabileceğini düşündüğüm kişileri de bu yolda tanıdım ama onların bazıları bir şekilde bu yolla ilgi ve irtibatlarını kesti. Bu yol çok özel bir yoldur ve Hakk’a ulaşmanın en kestirme yolu- dur diyebilirim. Peki bunu nereden anladın denirse anlatacaklarımdan ve yaşadıklarımdan anladım dinebilir. Burada her şeyi de yazamayacağımı baştan bildirmiş olayım. Bazı şeylerin özelimde kalması gerekiyor. Bunlar Rabb-im ve Efendi Babam arasındadır. Her kesin bunları kendi varlık ve ma’nâsında bulup yaşaması gerektiğini söyleyebilirim. 

Şunu da belirtmiş olayım, yol ile alâkalı şifre ve bilgileri bulduğum yer ile bir başkasının bağlantısı farklı yerde olabilir. Cenâb-ı Hakk (c.c.),

أمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ {البقرة/214}

Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb.

2/214. “Yoksa siz, sizden önce geçenlerin örnek olmuş durumları hiç başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onların başına öyle ezici sıkıntılar, kımıldatmaz zaruretler geldi ve öylesine sarsıldılar ki, peygamber ve beraberindeki imân edenler: «Allah'ın yardımı ne zaman?» diyeceklerdi. Bak işte, Allah'ın yardımı yakındır.”. Buyurmuştur. 

Büyüklerimiz de “Bugün ki cenneti irfâna dâhil olsalar uşşâk, yarın ki huri gılmânı neylerler.” Demişlerdir. Asıl olan bu dünya’da ölmeden önce ölüp âşıklar defterine adını yazdırmak lâzımdır. Bu defterde kimin isminin olduğunu bilemem onun kaydını Efendi Babam tutar. 

Bu kadar hasbihâlden sonra okuyanları da sıkmadan yolumuza devâm edelim.

Aşağıda ki anlatımlardan bu yol ile aslında sadece buraya girmeden rûhlar âleminden tanışıklık olduğu anlaşılacaktır. Zâten bir şekilde rûhlar âleminde “kadirşinâs”lık olmasa burada buluşma vâkî olmaz. 

“Bu dünya denen âleme Zeynep-Kâmil hastanesinde geldim.” 

(1) Zeyneb’in babasının süsü kız evlâtlar ve Kâmil’in hakiki insân demek olduğunu, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim. 

“5 yaşına kadar babaannem Lütfiye hanım ve dedem Ahmet Kemâl beyin Sübyeci sokak 9 numaralı evlerinde kaldım. Babam Alper Cengiz bey, Annem Râbia hanım idi. Burada en iyi arkadaşlarım benden 1 yaş büyük Zafer ve 1 yaş küçük Cem idi.” Babam Ümraniye Tekel deposunda, Dedem “Hereke Nûh çimento”da çalışırdı.”

(2) Sübyenin, İzmir’de kurutulmuş kavun çekirdeğinden yapılan 4-5 asırlık bir içecek ve mürekkep balığı olduğu ve İzmir’in 35 sayısal değerinin Efendi Babam-ızın bâtını ve hicret yurdu olduğunu, bu balığın (ن) “Nun” olduğunu ve bu balığın benden başka bir şey olmadığını ve mürekkebi ile benim kazâ olunmuş kaderimi yazdığını, “Lütfi İlâhi” ile, (3) 9 numaranın Tevhid-i Esmâ ve Mûseviyet olduğunu (أَحمَد) Ahmed’in şifresi olan “53 ve bunun kemâli” ile, (4) El-Berâtın kandil ve Râbia olan dördün, İslâm’ın şifresi olan Şeriat, Târîkat, Hakikat, Marifet olduğunu 13 şifresi ile “Küçücük berâtımı Necdet”ten alarak, (5) (جن) “Cen”nin Celâl-i İlâhi ve Nâr-ı İlâhi olduğunu bunun ters çevrilmesi ile Nûr-u İlâhi ve Cemâl-i İlâhi olan (نج) “Nec” ve bunun 53 şifresi olduğunu “Giz”in, “Küntü kenzen Mahfiyen” Ben gizli bir hazîneydim sırrı ile (نصرت) Nusret olduğunu, (6) Çocukluğumda en iyi arkadaşım ve hâmî’min Cem’ül Cem ve Zafer’in ma’nâsının, Nusret Babam Rahmetullâhi aleyh olduğunu (نصرمن الّله) “Nasrun Minallahi”[90] olan, (7) “Tek-el”in (أَحَد) Ahad ve (ﻻ) Lâm Elif ve (ال) Elif Lâm, (أَحَد) Ahad’ın taayyün (م) “Mim”i âlarak (أَحمَد) Ahmed olduğunu, Nûhiyyetin (نَجات) Necât, her bir mertebin necâtının olduğunu; 

 1. Âdemiyetin necâtının ve nefahtu, toprağın ağırlığından “hikmet” ile rûhun hafifliğine (necât-rahat-huzûr) ile ulaşıp kurtulmak olduğunu; 

 2. İdrisiyyetin necâtının (مَكَانًاعَلِيًّا) “mekânen âlîyyen” (19/57) “yüce mekâna” yükseltti. Böylece o da “hava” ki (kuvvet) tir, havâî-yattan “nefs-i hevâsı”nın kuvvetinden necât bulup rahat ve huzûra kavuşmuş olduğunu; 

 3. Nûh (a.s.) kavmine uzun seneler nasîhat etti (وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَ) “vesteğ şevsiyab”, (71/7) onlar Nûh’u dinlememek için sırtlarında ki örtülerini ters döndürüp başlarını ve kulaklarını örterek, onu dinlemek istemediler. Nihâyet Nûh tufânı oldu kavmi suda boğuldu. “SU” (ilim)dir, aynı zamanda da (hayat)tır. Nûh (a.s.) vücûd gemisi ile kendi mertebesi îtibariyle ilim deryâsında yüzerek necât bulup rahat ve huzûra kavuştu. Kavmi ise, kendilerine âit olan hayatı, suya gark olarak bulduklarından dünyâdan “necât”ları suda gark olmakla olduğunu;

4. Nemrûd İbrâhîm’e çok eziyet etti ve sonunda ateşe attı. (يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ ) “ya naru küni berden ve selâmâ” (21/69) Cenâb-ı Hakk (c.c.) ateşe, “ey ateş soğu ve selâmette ol” dedi, bulunduğu yer gül bahçesi oldu. “Ateş” (Azamet)tir, böylece Nemrûd’un zâhir, bâtın azameti İbrâhîm’i yakamadı, çünkü üstünde “Hullet” esmâ-i ilâhîyyenin dostluk örtüsü ve kibriyası vardı. Böylece İbrâhîm de (a.s.) ateş’ten necât bulup rahat ve huzûra kavuşmuş olduğunu; 

Bu mertebelerde ki kişi “anasır-ı erba’a” beden yapımızı meydana getiren (dört ana unsur) “toprak, su, ateş, hava” ve bunların tabiatlarından Necât bulup rahat ve huzûra kavuşmuş olması lâzım geldiğini;

5. Mûsâ (a.s.) kavmini Mısır’dan çıkarıp Kızıl denizden geçirerek Tûr-i Sîna da Tevrât-ı şerifi alması o mertebede ki (İsrîyyet) “Hakk-a yürüyüş” ün necât’ı olduğunu;

6. Meryem oğlu İsâ (a.s.) (وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ) “ve eyyednahu birûh’ül kûdüs” (2/87) “biz onu rûh’ül kûdüs ile destekledik” hükmü ile beşeriyetinden necât bulup gök ehli olduğunu;

7. Necât-ı Muhammed-i âlemde (azb) azâb anlayışını rahmet anlayışına döndürüp, (رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ ) “Rahmeten lil âlemiyn” (21/107) hükmü ile âlemlere rahmet olmak olduğu;

8. Fırka-i Nâciye: Bütün fırkaların (topluluk) hepsini kendi bünyesinde toplayıp bulundukları yerde ki haklarını vererek onları da bünyesinde toplayarak (fırkalılık) farklılıktan kurtarıp kendi bünyesinde tevhîd eden olduğunu;

Necât → kurtuluş; kurtuluş → istiklâl; istiklal → hürriyet; Hürriyet → bağımsızlık; bağımsızlık → Ulûhîyyettir. Ulûhîyyet ise, → bütün âlemlerde necat’tır, ki “hubb”îyyet olan “mertebe-i Muhammed-i” olduğunu;

Diğer mertebelerde mahalli olan necât, “mertebe-i Muhammed-i”de umumidir, çünkü rahmeten lil âlemîn’dir, yâni bünyesinde her mertebenin (نَجات) “necât”ı vardır. “Makam-ı Muhammed’i”den ümmet’ine geçen bu necât bu yönüyle diğer necatlardan ayrıdır, arada ki farkın da bu olduğunu;[91]

“Kemâl’de Necât bularak” Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim. 

* *

* *

“5 yaşından 11 yaşına kadar Sıvacı Ferhât sokak 12 numara Hayat apartmanın da oturduk. 5-3 19… tarihinde kardeşim Kemâl dünyaya geldi. Burada boyumun uzunluğundan “Leylek Leylek Havada yumurtası tavada” ön dişlerimin çarpıklığından tavşan diye kınandım. Bir gün kardeşim Kemâl 15 numara Çelebi apartmanın bir camını terastan fırlattığı soğan ile kırdı. Ben de 3 tekerlekli bisikletimle terasta kertenkeleyi ortadan ikiye böldüm. Yaşım küçük diye İcâd-Mucid okuluna almadılar. Fuâd… okuluna gittim. Burada Azîz beni kandırır, oynanan oyun ile bir şekilde elimden harçlığımı alırdı.”

(8) Sıvacının mâsivâ olan nefis dağı olduğunu ve fakîrin şirin gibi görünen nefsini “Ferhât” gibi delmesi gerektiğini ve bunu “Hayat” ile yani şeddelenmesi ile “Hayyat” olan Terzi ile olacağını, bu Terzi’nin vücut elbisesini şekillendiren Hakk’tan başka bir şey olmadığını, yeni elbisesimi dikerken işine karışılmaması gerektiğini (5-3) âyetinde geçen (أَكْمَلْتُ) “Ekmeltü” kemâliyle tamamladım hitâbını “12 Hakikat-i Muhammedi” yolu olan, (9) Kardeşim, “Kemâl”inde Vücûd varlığımın Kar-deş ile vücûd varlığımın “Kar”lı soğuk yüzü olan Kuzey’i olduğunu bunun da benden başka bir şey olmadığını, (10) “Leylek”in kuşların Mürşid-i olduğunu ve tavşanın da bu beden varlığının Mürşid’liğinin leblebi gibi tavının şanlanması gerektiğini bunun da her târîkatın sonu olan melâmet halinin yaşanması ile olabileceğini ama bunun da yolun sonu olmadığını Hakk’ın hayâli olan Evliyâ Çelebiliği “Kemâl yol” olan, (11) 3 tekerin seyri sülûk yolunda İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn seyri olduğunu, bu üç seyirde nefsi emmârenin hayâlinin, nûr olan müşâhadesinin, rûhu ele geçiren yaşantısının “Öldürülmesi gerektiğini”, (12) Önce “Fuâd gönül” eğitimi alarak “Nefsini bilen rabb-ini bilir” ve daha sonra bunun “İcâd edenine tam bir fakr ve ihtiyaç içinde olmak gerektiğini,” 

(13) Ama bu eğitimi alırken yetimin malını elinden zorla ve hile ile alan ve (عذيذ) “Azîz” olan iblis karakterlilerin bu yolda kemâliyle olabileceğini, bunlara karşı çok dikkatli olunması gerektiğini, (14) İki evin sayısal değeri (9+12)= 21 olmuştu. 21 sayısının Ravza-i Mutahhara da Cennet’ül Bâki kapısı olduğunu ve bu kapıya ma’nevî seyirle gelmenin 10-15 sene olduğunu bu kapıdan geçenin “Zinnûreyn” olduğunu, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim. 

* *

* *

“1979 yılında buradan biraz yakınımızda ki Palalı Ahmed sok. 19 numaraya taşındım. Fuâd okulunun son senesine kısa bir zaman Ulviye ile gidip geldim. Daha sonra ortaokula İmam Hatip ve Halide Edip lisesi orta bölümüne gittim. Daha sonra Meslek Lisesi Elektirik bölümüne gittim. Bu ara bir rû’ya gördüm, çok korktum, anlatacak kimsem de yoktu. Kıyamet kopmuş ortalık yangın yeri dünyada bir tek ben kalmışım. Bu hâlimi Cemâl tecellisinden, Celâl tecellisi çevirdi. Dengemi bozdu, arkadaş çevremin etkisi ile ayağımı kaydırdı. Burada birçok arkadaşım oldu. Konu ile ilgili bağlantılı olanları Metin, Hamit, Aziz ve Hâdi idi. Annemin dayısının oğlu rahmetli Olgun (Abdülkadir) ….nç altın imalatçısıydı. Annesinin ismi (yengem) Rahmîye idi. Dayım olmadığı için yaşça da uygun olduğu için kendisine dayı derdim, hanımı Fazîlet, çocukları İhsan, Nurettin idi. 

Büyük dayımın damadının ismi Metin idi. Metin enişte bir Kûrb’an bayramında daha önce bulunduğum yolda ki silsile kopukluğundan bahsetmişti. Dayımın atölyesine bir hayli gitmişliğim olduğu için bilezik nasıl yapılır. Altına nasıl mihenk vurulurdan haberim oldu ve bir hayli altın tozu yutmuşluğum vardır. Burada otururken Kuzguncuk’ta Tahtalı Camii de balık tutmaya giderdim.”

1979 yılının Nusret Babam’ın bâtın âlemi olan Bekā âlemine uğurlandığı yıl olduğunu, (أَحَد) Ahad’ın (م) “Mim” taayyünü ile (أَحمَد) Ahmed olduğunu bunun şifre rakamının “53” olduğunu ve bu şifre numarasının Efendi Babam-a yoldan verilmiş özel bir şifre olduğunu “19” nun İnsân-ı Kâmil’in şifre sayısı, “Pala ve Fuâd” ın Efendi Babam-ın evlenmeden önce gördüğü özel bir zuhûrâtta altın zincir-bilezik üzerinde “kılıç ve kâlb” olduğunu, Efendi Babam-ın yorumladığı zuhûrâtın aslında kırk hârâmîler, harâmzâde ve ehil olmayanlara bir yönden perde ve bir sır olduğunu ve bu yetimin hakkı olduğunu, bu yetimin hakkının bir duvar altına gömülü olduğunu ve Efendi Babamın yolun altın zinciri halkasını birbirine bağlayan halkalara (esmâlara) asılı (مَتِين) Metin (Kılıç) ve (حَميد) Hamid (Kâlb) esmâlarını Efendi Babam’ın gönlünde sakladığı yerden, kendi gönlüne yansıması ile (إسراء) Îsr ve (مِراج) mi’rac hakikatlerini cem edip bulup çıkaracak ma’nâ eri-erlerini beklediğini, (15) İmâm – Hatip-lik ile bir miktar Arapça öğrenilmesi gerektiğini, hatip-lik ile bir miktar hitâbet gücünün geliştirilmesi gerektiğini, (16) (خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا) “Hâlidinâ Fihâ Ebedâ” ile Zât Cennetin de ebedi kalmanın ve ölmeden evvel ölmenin ne demek olduğunu Fusûs’ül Hikem “Hâlid Fassı” anlatımıyla, (17) “Elektirik”in Bir yönünün (اَلْ) “El” bir yönünün (َﻻ) “Lâ” bunun (ان) “Elif Nun” (Electiric) hakîkatinde (جَلّلَ جَلالَهُ) “Celle Celâluhu” olduğunu “Dalgalı akım” olan “3 Faz” elektriğin Nusret Babam Rahmetullâhi aleyh ile dalgalı, Sîne Tûrû dönüşü olduğu, “Doğru akım” elektriğinin Necdet Babam olduğunu Rasûlüllah Efendimizi “bi-hakkıyla” tasdik eden, (18) Kıyametini koparmanın ne demek olduğunu, (وَحِد) “Bir”in, (أَحَد) “Tek”in, (وِتر) “Vitr”in, (فَرد) “Ferd”in ne demek olduğunu, peygamberliğin 46 cüzünden biri olan ma’nâda görülen rû’ya tâbirini ve rû’ya ve taayyünat olan bu âlemin bir rû’ya âlemi olduğu ve onun tâbirinin Muhammed (s.a.v.) olduğunu, (19) Cemâl’in ve Celâl’in ne demek olduğu bu zıt esmâları birlemenin “Tevhid” ve zıt esmâların cemi “Allah (c.c.)” olduğunu, (20) Aziz’in, “Mudil” esmâsına bağlı olduğunu ve bunun da şeytâna bağlı olduğu, Rasûlüllah efendimizin “ben şeytânımı müslüman ettim” dediği gibi nefis şeytânının Müslüman edebildiğimiz takdirde, ancak “Size nefsinizden Azîz bir resul geldi.”[92] Âyetinin gönlümüze inebileceğini ve bu (عذيذ) “Azîz”in o zaman “İzzet”e dönüşeceğini bu dönüşüm ile kişinin beden vücûdu ve gönlünün (هَدي) “Hâdi”si ve (مَهدي) “Mehdi”si[93] olabileceğini, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

Ricâlü’l-Gayb Ve Mehdi[94]

 Babacığım Ricâlü’l Gayb” ve “Mehdi” hakkında daha önce sözlü sohbetimizde bazı bilgiler vermiştiniz. Ancak müstakil başlık olarak bu konulara müsâadenizle yer vereceğimiz için sizden daha tafsilâtlı bilgi rica ediyorum Efendim? Yani bu zevât-ı kiramın zâhiren  ve batınen mâhiyetleri nedir? Vs. gibi açıklamalarınızı ricâ ederim Efendim. S.D.

 “Ricâlü’l Gayb” “gayb erenleri” diye ifâde edilen zevât-ı âlîlerden bahsetmek oldukça zor bir meseledir. Bunlar bence iki türlüdür, birileri yaşayanlar hayatta olanlar, diğerleri de bunlardan dünyâlarını değiştirmiş olanlardır. Gerçek irfân ehilleri aslında eğer mutlak gerçeklikleri varsa, yani zanni bir ricâllik söz konusu değilse, onlar yaşayan Ricâlü’l Gayb erleridir, onların tanınması için ancak kendileri gibi bir gayb eri olunması lâzımdır ki, onu değerlendirebilsin bunlar sûret kayıtları şartlanılmış bir bilgi ile anlaşılması mümkün olmayan yaşantı halleridir. 

Bunlar hâli hazırda göz önünde oldukları hâlde tanınmaları mümkün olmadığından diğer âleme geçenleri tanımak bulmak oldukça zor bir iştir. Her ne kadar târîkat kitâbları bunlar hakkında bazı rivâyetler veriyorlar ise de bunların hepsi gerçek olmayabilir, o kişiler farkında olmadan başlarına gelen bazı hâlleri veya hayâlleri, bu sahanın hâli zannederler. İşte yukarıda hakkımda bahsi geçen “haberci meleğimi” bıraktım hükmünün içinde bu tehlikelerinde olma ihtimalinin bulunması idi. 

Asıl olan onları hayatlarında iken arayıp tanıyıp bulup bire bir istifâde etmek en sıhhatlisidir. Yoksa gerçek ma’nâda ne ve nasıl olduğunu bilemediğimiz bazı ma’nevî gibi olan buluşmalardan sağlanacak fayda ne kadar yeterli olacaktır. Biz de derslerimizin Tevhid zikrine başlama zama- nında (destur ya recal’el gayb) diyerek devâm ediyoruz Böyle bir hakîkat var ki bu tatbikat derslerin içine alınmıştır.

Ancak bu tür mevzûların gerçekten tamamen hayâl ve vehimden arındırılmış bir şekilde bilinmesi lâzım gelmektedir. 

Bir bakıma gayb ereni demek. 

“Kendi geçici beşeri varlık kabuğundan çıkmış ve varlığında Hakk-ı giyinmiş, karşıdan bakanın halk zannettiği, ancak Hakk olan ilâhi zuhûrdan başka bir şey olmayan, ilâhiyat içinde gizlenmiş Hakk’ın zuhûrlarıdır.” Bunları ötelerde arayıpta başka hayâli sûretler içinde düşünmek dahi onlar hakkında perdedir.

Diğer bir ifâde ile bunlar, İlâhi iki ayak “kademeyn” hakîkati üzerine binâ edilmiş Hakk’ın Celâl-i ve Cemâl-i Ricâl-i, Zâti zuhûr mahalleridir. 

Mehdi mevzûuna gelince bu hâl de, başlı başına bir mes’eledir.

İnsan gurupları eski çağlardan beri hep bir kurtarıcı beklemişlerdir. Tarihi kayıtlarda hepsi vardır, ne hikmetse insânlığın ömrü hep kurtarıcı birilerini beklemekle geçmiştir. Yahudiler de benzer bir kurtarıcıyı beklemekteler, Hristiyan- lar ise göklerin kırallığını ilân edecek İsâ aleyhisselâmı beklemektedirler. 

Bizler ise Hadîsi şeriflerde de bahsedilen, “Mehdi” hazretlerini beklemekteyiz. Bunlar birer umut verici hayata biraz daha sabretmeyi, yaşama ümidini veren hâllerdir. Olur veya olmaz eğer gerçekten gelecekse o gün yeryüzünde yaşayanlar görecektirler. Ancak inkârcılar gene inkâr edeceklerdir. Şu an dünyâ’da yaşayan bizler onun zamanına yetişemez isek, bizim için bu husûs geçerli bir yaşantı olmayacaktır, o hâlde bizimle ilgisi de olmayacaktır, bizimle ilgisi olmayan bir şeyinde bize ne faydası olur ne zararı olur.

Ancak bire bir, bir zararı veya faydası olacak husûs bizim bize ait bize verilmiş olan, beden mülkümüzün “Mehdisi”nin gelip gelmediği meselesidir. Eğer biz kendi beden mülkümüzün mehdisini beden mülkümüze indiremezsek, işte biz bize ait mehdiyi kaçırmış olmaktayız. Bu durumda zâhir âlemde gelecek mehdiyi dahi anlamamız mümkün olmayacaktır. 

Bu husûs Âdem aleyhiselâmdan bahseden ilk âyet-i kerimelerde ifâde edilmektedir. 

قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ {البقرة/38}

Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.

2/38. “Dedik: İnin oradan hepiniz, sonra benden size ne zaman bir hidayetci gelir de kim o hidayetcimin izince giderse onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir.” Aslında Mehdi yukarıda bahsi geçen “ehli ricâl”den açıklanarak genele gönderilmiş birinin hâlidir. 

 Bundan (15-20) sene kadar evveldi bu hâle ait olduğunu düşündüğüm şöyle bir zuhûrâtım olmuştu. 

Büyük bir köşk gibi olan binânın alt kat salonunda bulunuyorum yukarıdan merdivenlerden aşağıya doğru kucağında beyazlar içinde yeni doğmuş bir çocuk ile aşağıya salona doğru vakurla büyük bir ihtimam ile birisi iniyordu. Salona inince bütün ev halkı ve görevliler ona hürmet secdesinde bulunuyorlar idi. Yeni doğan çocuktan bahsederlerken bu yeni seyitlerimizdendir, diyorlardı. Ben de sadece sahneyi seyrediyordum.

 Daha sonra uyandığımda, hayırdır inşeallah deyip zâhiren olabilirlik düşüncesi ile belki beklenen Mehdi’nin zuhûr zamanı gelmiştir diye düşündüm. Diğer yönü ile ise, o günlerde benim düşündüğüm bir meselenin doğumu yani açılımı olduğunu veya olacağını düşünmüş idim. 

Bilindiği gibi bu meselenin araştırıcıları tahmin yürütücüleri çoktur. Zuhûrâtı gördüğüm zamandan (10) sene kadar sonra idi bazı kimselerle konuşurken kendi aralarında yaptıkları tahmini hesaplara göre Mehdi (a.s) ın geldiği ve çocukluk devresinde olabileceğini kendi aralarında görüşüyorlar idi, ben de bu husûsta bir şey söylemedim sadece dinledim. 

Bütün bunların dışında bir mutlak gerçek var ki oda şudur. Mehdi (a.s.) gelmezden evvel evvelâ onu kabul edecek ümmetin oluşması lâzımdır. Onun kabulü içinde yeryüzünde hadi isminin zuhûrlarının çoğalması lâzımdır ki gerçek Mehdi geldiği zaman büyük bir çoğunluk o nu kabul etsin. Aksi hâlde bu çoğalma olmayınca kabul görmeside olmaz. Ayrıca gerçek Mehdi geldiği zaman “ben Mehdiyim” demez, kendi hâlinde bu özellik olduğu için Onun Mehdiliği dışarıdan tasdik görecektir.

Açık olarak bilindiği ve görüldüğü üzere, günümüzde bile birçok Mehdilik iddiasında olan kimseler vardır, bunlar kendilerine göre çok küçük sayılacak kadar kişiler tarafından da Mehdi olarak kabul görmeleri, zâten onların mehdilikle hiç ilgileri olmadığını açık olarak göstermektedir. Ancak böyle bir iddiada bulundukları içinde, ne kadar büyük bir mes’uliyyet içinde olduklarının farkında bile değillerdir. 

Bu tiplerle çok karşılaşıyoruz. Onlardan birisi ile de bir zamanlar görüşmüş idik, kendisini şimdi Amerika da bulunan Mehdisinin İstanbul temsilcisi olduğunu söyleyen bir zât İstanbul’da sohbetimize gelmek istemiş idi, ben de buyursunlar demiştim. 

Nihayet kararlaştırdığımız gün ve saatte bulunduğumuz yere geldi, sonradan diğer sohbete de gene geldi, yaklaşık kendisi ile (12-14) saat konuşma yaptık, konuşmalarının hepsinde söyledikleri hep birbirinin tekrarı ve haddini aşan mâhiyetinde bazı husûslardı. Bunlardan biride bizim, kendilerinin Mehdi pâyesini verdikleri kimseye, hemen bîat etmemizin lâzım geldiğini ısrarla ifâde etmeye devâm ediyordu. 

Diğeri ise çok vahim bir sözdü, Güya Peygamber Efendimiz hâşâ onun arkasında namaz kılmış iddiasıydı. Sen ne diyorsun kardeşim kendine gel bunlar nasıl sözler diye ikaz etmeye çalıştığımda. Neden olmasın sağlığında başkasının arkasında namaz kılmadı mı? Diye, söz ve fikirlerini müdâfaa etmeye çalışıyordu. Bahsettiğin husûs başkadır bununla kıyas kabul edilemez dedim. Orada zarûret vardı ve Efendimiz Hz. Ebûbekir Efendimizin imâmete geçmesini kendi emir etmiş idi. Bu yüzden imâmette Ebûbekir sıddık Efendimiz gözükse bile, aslında gene imâmet makamında olan Peygamber Efendimizdi. 

O zaman bu husûsta bir soru sorayım dedim, o da buyurun dedi. Bir an için bu muhâl işin olduğunu düşünelim! Peki bu namaz ma’nâ âleminde mi oldu? Madde âleminde mi oldu? Eğer ma’nâ âleminde oldu ise senin efendin bu âlemde Peygamber Efendimiz ise ma’nâ âlemin- de namaz nasıl kılınmış olacak? Diğer yönden baktığımız da, bu namaz madde âleminde olmuş ise senin mehdin bu âlem de ama Peygamber Efendimiz ma’nâ âleminde gene bu iş nasıl olacak, dediğim zaman ben bu durumu bilmiyorum diye cevap verip acziyyetini itirâf edince, ben de kardeşim emin olmadığın ve mâhiyetini bilmediğin böyle vahim mes’uliyetli işlere karışmasan daha iyi olur dedim.

Baktım ki, kendisine hiçbir söz para etmiyor. O hâlde size son bir soru sorayım dedim buyurun dedi. İrfân ehlinde İmân bir ömür boyu sürer mi? Dedim. Cevap olarak, “evet sürer” dediğinde kardeşim senin ne irfâniyetten ne de mehdilikten ne de İnsânlıktan bir haberin olmadığı açık olarak görülüyor, biz bu işi burada bırakalım da daha fazla bir birimizin vaktini boşa geçirtmiş olmayalım ve de kırmayalım, diyerek o gün konuşmalarımıza son vermiş idik. O günden sonra da ne ben kendilerini gördüm ne de onlar aradılar bu mesele de böylece kapanmış oldu. Haklarında hayırlısı olsun. Bunların hepsi ibretlik yaşantı ve hâllerdir. 

* *

* *

Milattan Önce (TERZİ BABAM-dan Öncenin) Bâkiyesi (21) (مَتِين) “Metin” ve (حَميد) “Hamid” esmâları bana arkadaş refik olmuş, tabi benim bundan haberim yoktu. Bu yola girmesem, girmiş olsam da araştırma yapmamış olsam bunlar ile ilgilenmemiş olsam bu bilgiler kuvvem (Gizli Hazînem) de kalacak ve varlık sahasına çıkmayacaktı. Metin babaannesiyle kalıyordu. Anne babası ortalarda yoktu. Adı gibi Metin, sert bir kişiliği vardı. Hamit ise, dost canlısı cana yakın vermeyi seven bir kişiliği vardı.[95] Arka-daş, bu isimlerin (arka’mda yani beden dağımda bana refâkat ettiği, yoldaş ve ortaklığı olduğunu, (22) Olgun’un Kâmil İnsânl’ık, “Abdülkadir’in Kaadiriyyet” kulluk kıymeti idrâk etmek, Rahmîyenin aslında bana rahmet olan, Nefsi küll yönümün batnı-bâtını, Rahmân’ın Rahmî olan bu hakîkatten (ب) “Be”nin altında ki benlik noktası tohumunu alarak burada bir miktar beklemek ve (عَلَقْ) “Alak” hakikatini yaşayarak doğmadan doğmak gerektiğini, Fazîlet’in her hâlde (هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي) “Hâzâ min Fazli Rabbihi” Rabb-i min fazlındandır hakîkatini nefsime bildirilmesi, Nûr-ettin’in dinin nûru ve bunun göz nûru olan salât-ı dâim üzere olan namaz hakîkatini bildirdiğini, İhsân’ın (هَلْ جَزَاء الْإِحْسَانِ الْإِحْسَانُ) “He’l Cezâ’u İhsân”[96] İhsân’ın karşılığı yani ne kadar verirsen sana karşılık olarak daha çok verileceğini, (23) (مَتِين) “Metin” enişte yönüyle Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ile alakâlıdır. Bana o gün Kûrb’an bayramı hakîkatlerinin açılması için gözümü orada bulunan “Kaadiriyyet” hakîkatleri ile açmış ve “köre ne, göre ne” hakîkat’ini bildirdiğini, altının sarılığının dünya yönü ve meta bunun da geçici olduğunu, bunun bileziğe dönüşmesi ile hakiki meslek olan tasavvuf erbâbı olunabileceğini, bunun içinde biraz altın tozu yani irfâniyyet tozu yutmak gerektiği, bu ailenin soy isminin (نچ) “NÇ” ve mihenk’in sonunda bulunan “NK” ile Necdet Babam ve Nüket Annem ile Nefsi Küll[97] yönünden hakikatta hısım akrabâ olduğumu, ve (ال) “El” lâmı târifi ile altının ET-TIN[98] a dönüşebileceğini bir bakımdan da (التين) “Et-Tin”[99] ne dönüşebileceğini, (24) Kuzguncuk’un (نج) “Nc” 53 ten haber getiren kuzgun olduğunu, balığın (ن) “Nun” (ن) “Nun”unda Nûr-u İlahi ve Nûr-u Muhammedi olduğunu Taht-alı’nında Hz. Alin’in tahtı olan Velâyetinin Cem’i olduğunu ve bu Velâyetin Efendi Babam olduğunu, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

“Okulu bitirdikten sonra beybi eldiven fabrikasında kısa bir süre çalıştım. Daha sonra sular idaresine girdim. 1989 yılın da askere bahriye olarak gittim. Acemi birliğinden sonra Karamürsel’de eğitim alınca, A 573 Binbaşı nolu gemide görev aldım. Askerden sonra 1990 yılının sonunda bir adaşımın vurucu ikazı ile Selâmi Ali Camiinde cemâat ile namaza başlayarak halimi düzeltmeye başladım.”

(25) Bu “Bebek el-divenin”in merdivene “Mi’rac” hakikatlerine tırmanmak için elin kaymaması için kullanılması gerektiğini, “Su-yun” hakîkatinin öncelikle nefis tufânından kurtulmak için (نَجات) “Necât” gemisine binmek olduğunu, Necât gemisinin iskelesinin bebekte bulunduğunu, daha sonra “Gönül Kâ’besinde” Zem-Zem’i ve gönülde Makam-ı Mahmud sancağı yanında Kevser havuzu kaynağının bulunması, 89 nun (سورة الفجر) “Fecr sûresi” ile Nefsi Mutmainne ve Nefsi Radiye, Nefsi Marziyye ile Nefsi Sâfiyeye ulaşmak ve bu nefiste bulunan güç ile ilerde oluşacak Kadir gecesine hazırlık olduğunu, (26) Karamürsel’in Fenâfillâh hakîkatleri bâtınında bulunan “Fenâfirresûl” mertebesi, Mûsâ âleyhiselâm olduğunu, Binin başı ve Anın, “Bilen Ayın, bilinen gayır” ile “Ayniyet Gayriyet” hakîkati bilindiğini, Görev aldığım geminin 7 nefis mertebesi ile “53” gemisi ile bu hakîkati ilâhi deryâsının bahriyeli (جُنَيد) “Cüneyd”in mücâhidliği ile 7 nefs mertebesi ile cehd ettiğimi, (27) Efendi Babamın Celâl yönümden hadi Murat bu kadar serkeşlik yeter, benim Cem, Selâm ve Velâyet hâlim olan Câmi esmâmda, Fenâfillâh hâline gir ve kendini bul hitâbının Cenâb-ı Hakk’tan geldiğini, 

Bu bina numarası ile beraber 3. Oturduğum ev ile sayısal toplam;

 (9+12+19)=40 olmuştu. (40) Hakikat-i Muhammediye ve Mim-i taayyünün sayısal değeridir.

(28) Hazreti Muhammed olarak sûretlenip görülen Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin hakîkatinin, Hakîkat-i Muhammediye olduğunu, (29) “Palalı Ahmed” in (م) Mim-i taayyünü kaldırınca, Palalı Ahad olduğunu, “Pala”nın da “12 zâhir ve 1 de bâtıni” noktasıyla (ا) “Elif” olduğunu bunun cem’inin de (13) Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye olduğununu, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

“1991 yılında bir zuhûrâtım olmuştu. Peygamber Efendimizi takım elbiseli bir şekilde görmüş ve şeriat yolunda ki seyrimin doğru bir hâl üzere olduğunu sormuş- tum. O da doğru yoldasın, bu hâl üzere devâm et demişti. Bir yandan kâlbim mutmain olmuş. Bir yanımda ne alâka Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz niye takım elbiseli diye taaccüb etmiştim. 19 yıl sonra (12) Terzi Baba 1 kitâbının arkasında Rasûlüllah efendimiz olarak temessül eden sûretin Efendi Babamız olduğunu anlayınca hayretim bir kat daha artmıştı.”

(30) (19+19)= 38 Efendi Babam-ın doğum yılı olduğunu, bunun tersinin 83 olduğunu ve bunun 1000 aydan hayırlı olan Kadir gecesinin seneye tekabülü olarak çıkan sayı olduğunu, “91”in (سورة الشمس) “Şems Sûresi”, olduğunu “Gönül Kâ’besine girip tavaf edersen” ve onun kıymetini bilip bulursan ki, bu aynı zamanda bunun kendi kadir kıymetinin olduğunu, bunun sabahının âriflik bayramı olduğunu bu hakîkati yaşayanın da bir gün gelip “Şems-i zât-ının tavâf edileceğini” ve Efendi Babam’ın “Rasûlün Rasûlü” olduğunu, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

“Zâten ilkokuldan beri harçlığımı kitaba yatırırdım. İslâmın şeriat yönünü tüm mezheb ve görüşleri hiç birini ayırmadan araştırıp okudum. Bu ara da dünyevi fikir ve görüşlerinin kominizmden hint felsefesine kadar 30 yaşına kadar araştırmasını yaptım.”

(31) Bunun bir yönünün aslında deryâ varken gölde yıkanmak olduğunu, bir yönünün deryâda yıkandıktan sonra bu bilgilerin faydalı da olabileceğini, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

“1993 yılında evlendim. Eşim 13.02.1970 doğumlu, Serpil hanım oldu. Kayın vâlidem Müşerref hanım, Kayın pederim Ahmet bey oldu. Onlar Çengelköy Lokmacı Kâşif sok. No: 7 de oturuyorlardı. Kâğıtçıbaşı sokak 13. Numarada Mürsel beyin Evini tuttuk.1994 yılında ilk erkek çocuğum ölü doğdu. Daha sonra 1995 yılında kızım Eslem Şûrâ dünyaya geldi. 1998 yılında Ferah sokak tan 55 numaradan ev alıp taşındık.” 

(32) Efendi Babamın, 19 şifresi ile 93 (نَجم) “Necm” olduğunu bundan da 40 (Taayyün (م) Mim sayısı) çıkarılın- ca bunun “53” şifre sayısı olduğunu bununda (أَحمَد) Ahmed sayısal değeri ile aynı bulunduğunu, eşimin isminin “Genişleme” olmasının Terzi Baba yolunda genişleyip, bu hakîkatlerin gönlüme yayılacağını, eşim ile gelen Nefs-i küll yönümün Terzi Baba yolunda şeref bulma olduğunu, (33) Fakir önceki bağlantısından 40 rakamı getirmişti. Eşim ise 7 rakamı bunun toplamı 47 dir[100]. Kayınpederim (أَحمَد) Ahmed ile Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) ilk (م) “Mim” mertebesinin Muhammed’ül Emin olduğunu, (34) (ل) “Lâm” harfinin çengel gibi olduğunu, bu çengelin âlemleri ayakta tuttuğunu, Kâşifin müşâhade ile ilmi keşif olduğunu, (35) Eşimin doğum tarihindeki hakikatlerinde, 13 şifresinin, zâhir ve bâtın yönüyle (19) İnsân-ı Kâmil şifresi ile “70” (ع) “Ayın” harfinin sayısal değeri, ma’nâsal ifâdesinin Göz ve bunun Cemi ile İnsân-ı Kâmil’in âlemlerin göz bebeği olduğunu ve “Îsrâ-Necm Sûreleri”nin toplamının “70” ve bunun da bâtının (سورة المعارج) Mearic-Mi’rac (Merdivenler sûresi) olduğunu bu hakîkatlerin İnsân-ı Kâmil denilen Hakikat-i Muhammediye’nin “Mi’rac hakîkatleri” olduğunu bizim de bunu seyrâncı olarak zevk ettiğimizi; 

(36) Kâğıtçı-başı; Kâğıt’ın Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ve (سورة الطور) “Tûr Sûresi” olduğunu bunun da başının âleme yaygın bir şekilde döşenen vahidiyet mertebesi olduğunu, işâretinin (سورة القلم) “Kalem sûresi” 1. âyette geçen ifâdesiyle (يَسْطُرُونَ) “yesturûn” “satır satır yazıyorlar, satırlar halinde yazıyorlar”ın gönüle yazıldığını, (37) Daha önceki oturduğum evlerin sayısal değeri, 40 idi. Buranın numarası 13 idi. (م) Mim-i Taayyün ve (أَحَد) Ahad’ı bunun toplamının (أَحمَد) Ahmed “53” bunun da Efendi Babamın şifre sayısı bulunduğunu, eşiminde getirdiği “7” sayısıyla (53+7)= 60 harfsel karşılığının (س) “Sin” bilindiğini, bunun da hakîkatinin (يس) “YÂ-SÎN” Hazreti Muhammed (s.a.v.) mertebesinden İnsân diye söylendiğini, Efendi Babamın dergahında 350 lira bedelle Hazreti Nusret sûltanıma alınan (يس) “Yâ-Sîn” hattından, (38) 19-94; Allah için Kâmil İnsân olunması gerektiği- ni, (19+94)= 113 (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm” Besmele-i Şerifle, Allah (c.c.)’ın kıskanç olduğunu ve kendi sevgisi üzerine konulan sevgiyi kesip attığını, bunun da inşirâh denilen kâlb yarılması ile bilindiğini, her zorluğun arkasında kolaylık olduğunu (اَبْتَر) “ebter”[101] hakîkati ile, (39) 19-95; toplamının (95+19) = 114 Kûr’ân-ı Kerim’in 114 sûresinin 114 sûrete girdiğini, Eslem’in, İslâm ve Efendi Babam’ın esmâsı Selâm olduğunu, Şûrâ’nın, Hakîkat-i Muhammedi Aşk’ını (الْحَمِيدُ الْوَلِيُّ) “El-Veliy’ül Hamid”[102] ile istişâre olan Hakk’ın Servet terzisiyle yapılıp, Kevser’in (ث) “Se” sinden bir seccâde diktirilip, bunu namazlık yapıp “50 vakit” (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) salâtu dâimûn ehli olup bunun kemâl katlarına bir inip bir çıkarak (مِراج) Mi’rac yapmak olduğunu, (40) Ferah’ın, Rahat demek, bunun da (نجات) Necât olduğunu, (53+55)= 108 sayısal değeridir. Bu Kevser sûresinin sayısal değeri ve 18000 âlemdir. (0) ise Kâb-ı Kavseyn dâiresidir. 18000 âlemde, (0) Kâbe yi Kavseyn dâiresine yaklaştığımı, “55” (مَتِين) Metin esmâsının sıra sayısı ve bunun da Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ve Necdet Babamın bağlantı esmâsı olduğunu varlığımı Efendi Babam muhabbeti ile ısıttığı zaman, (41) Eşimden gelen 7 sayısı ile (108+7)= 115 oldu[103]. Ma[104]-hâl-le eşyânın hakîkati olan hâlimiz Ahmediye’de, oturduğumuz şeriati Muhammedi sokağı “Dinin Necmi, Yıldızı” olan “Ok ve Yay”a, Kâb-ı Kavseny[105] ve Makam-ı Sıdk’a[106] dönüştüğünü,[107] Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

* *

* *

“30 yaşında tasavvuf ve târîkatları araştırmaya başladım. Eşimin arkadaşı olan bir hanımın hava yolunda çalışan beyi ile tanıştım. Onların Nakşibendi Kadiri yoluna dâhil oldum. Onun büyük bir kütüphanesi vardı. Târîkat üzerine birçok eser okudum. İnsân-ı Kâmil-Abdülkerim Cili eserini okurken, “Dur Rabb-in Namazda Hitâbı” çok ilgimi çekti. Bunun ne ma’nâya geldiğini anlamadım. Belki bu kütüphaneden 500 eser okumuşumdur. Bu kitâblar ile alâkalı tek sorum bu oldu. Birçok değişik târîkat zikrine katıldım. Bu kişi ile İstanbul’da girmediğim çıkmadığım dergâh kalmadı. Bu ara da İslâm ve Tasavvuf sitesi ile uğraşmaya başladım. O zaman gittiğim yolun başı çok yaşlı olduğu ve etrafındaki insân duvarını aşmak mümkün olmadığı için 3 sene dersimi bile görüşmek mümkün olmadı. 53 numaralı Pendik merkez câmiine Cum’a namazına geliyordu. Bazen orada ve bazen Esen Yalı dergâhta görmek mümkün oluyordu. Bir ara ilk eşi vefât etti. Pendik yayalar mezârlığına defn olundu.” 

(42) 20 yaşın “Hakiki Şeriat-ı” bulma , 30 yaşın “Hakiki Târîkat-ı” bulma, 40 Yaşın “Hakiki-i Hakîkat-i” bulma, 50 Yaşın “Hakiki Marifet-i” bulma-bilme-olma, (Hamdım, Yandım, Piştim), ve bir ömür boyu aynı yerde kalınmayacağını, (43) Târîkattan hakîkate geçme için uçaklarda kullanılan iki kanat, ilim ve aşk (muhabbet) gerektiğini ve rehberim olan kişinin ilk ismi (مَتِين) “Metin” ve bir tek cümle içinde olan namazın rükû hareketinde okuduğu (حَمْد) “Hamd”[108] duâsının târîkat boyutunda öğrenmek için bulunduğumu ve Hazreti Âlî’nin bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum dediği gibi bu kişinin 7-8 yıl hizmetinde bulunup her ne söylerse yaptım[109], (حَمْد - مَتِين) “Metin ve Hamd”in 12 melek olan 12 ders ve bunun kemâlâtı 40 ders ile (مِراج) Mi’rac’ın hakîkatini; Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

(44) Bu târîkatın başında bulunan kişinin ismi ile “Hikmet”in târîkat mertebesinden eşyâyı yerine koymak, Hakîkat mertebesinden “İm-i Ledün” olduğunu, (45) Mustafa Hilmi Safi Babam rahmetullâhi aleyhin (سورة ق) “Kaf Sûresinde” ki (ق) “Kaf” Kudret’i, (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Kurret’ül Ayn” göz nûru olan nakşını âşıkların gönlüne Sena/Övgü ve bedenlerine (ثَوْب) sevb/elbise olarak nakşedip, onların gönüllerini gül ve tevhid bahçesine çevirdiğini, bu gül bahçesinde gönül kuşu olan bülbüllerinin nasıl şakıyacaklarını bunun tâliminin Âdem’lik ile başladığını, (46) Gönül kütüphanesinin sahibinin Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh olduğunu, onun kitâblarının nefhasının gönlüme dolduğunu ve Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin gemisinin yelkenleri gibi şiştiğini ve Hakîkat-i Muhammedi teknesinde olan gönül kütüphanesinin anahtarının Necdet Babam ve (40+400+10+50)= 500 ün sayısal değerinin (مَتِين) “Metin” olduğunu;

(47) “Dur Rabb-in Namaz da” hitâbının 18000 âlemin rükû da Rabb’ul Âleminin huzûrunda kendi hâlleri ile kıldıkları “Salât-ı Vustâ” 25 vakit namaz mertebesi olduğunu, İnsan-ı Kâmil’in örnek numunesi ve zuhûr mahalli olan, Terzi Baba yolunda İnsân-ı Kâmil’in numunesi “Kâmil İnsân” Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

(48) Her gittiğim yerde, her bulunduğum zikirde târîkatlarda kalan son hakîkat ve marifet kırıntılarını toplamak ve bir fotağraf makinesinin kamerası gibi oranın hâlini durumunu, araştırmak ve öğrenmek, bunun da siryân-i zâti ile Efendi Babam ve Allah (c.c.) ile alışveriş olduğunu, (49) Nusret Babam rahmetullâhi aleyh’in son görüldüğü yerin “Pendik Yayalar mezârlığı” olduğu, hakîkatte bulunduğu yerin 54. Sıra (قَويّ) Kaviyy Esmâsının Nûr-u Muhammedi aydınlığı olduğu ve bu aydınlığın Efendi Babamın gönlüne doğduğunu “53” şifresinin Cemi, Câmi olan 62. âyetinden,

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا {النجم/62} ( سجدة واجبة ) Fescudû lillâhi va’budû. (SECDE ÂYETİ)

53/62. “Ubûdet hitabıyla secde et ve yaklaş” Hitâbından, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

“Bu yolda rehberlik eden 2005 yılında Efendi Babamın kitâblarını da vermiş. Bu kitâblar dikkatimi çektiği için, Efendi Babamın sohbetlerini 2006 yılında internetten bulup dinlemeye başlamıştım. 2007 yılında eşim ile Pendik Gözdağına gider olduk. 2008 yılında Ca… ağabeyin aracılığıyla Efendi Babam ile zâhirde tanışmış olduk. Bulunduğum yerde ki sıkıntım ile artık oradan bir şey alamayacağımı anlamış bulundum. En iyisi benimle ilgilenen bir kişi bulmuşken buraya yapışayım dedim. Efendi Babam-a her türlü kayıt ve kayıtsızlıktan kurtulmak istiyorum diye mail attım. O da zâten seni Tekirdağ’ına çağıracaktım dedi. 2010 yılında kendisine bağlandım. Efendi Babam sen tersten girmişsin dedi. Eşimde 2 ay önce Efendi Babamdan ders almıştı”

(50) Târîkat yolunun rehberliği “25” yani orta namaz denilen “Salât-ı Vustâ” nın kılınmasına kadar devâm ettiği, Ortada ki iki sıfır “00” başına gelen değer ifâde eden her hangi bir rakam ile, örneğin “200” kesret bildirdiğini, bu kesret âleminde tüm varlıkların, bulunduğu hâl üzere ibâdetde olmalarının “Dur rabb-in namazda” hitâbının duyulması olduğunu, (51) Mûsevîyet mertebesinin ifâdesinin “26” sayısı bulunduğunu, bunun rabb-i nin işitilmesi ve (لَن تَرَانِي) “len terâni” hitâbının yansıması ile benlik dağının yıkılması, ortada ki iki sıfırın “00” birinin mutlak hiçlik “Tenzih-i Hakiki”, diğerinin de beşeri hiçlik “Tenzih-i Hayâli” olduğunu, (52) Îseviyet, Vitr’iyyet ifâdesinin ve “27. derece” namazın Fenâfillâh namazı olarak kılındığını, ortada ki iki sıfırın “00” birinin “Teşbih-i Hakiki ” diğerinin “Teşbih-i Hayâli”, Gözdağı yani Uhud-Ahad dağını ma’nâsında bulunduran, (53) Muhammediyetin 28. Mertebe kendi varlığında bulunan vitr’iyyet hakikatinin bulunması ile âlemde olan Hakikat-i Muhammediye Ferd’iyyet-inin fikren idrâk edilebileceğini, bu idrâk, anlayış ile kılınan bireysel namazda kişinin arkasında meleklerin ve “Esmâ-i İlâhiyyenin” sâf tutacağını ve bu kişinin bu mertebelere imâm olup 28. mertebe namazı kılabileceğini, ortada ki iki sıfırın “00” birinin “Tevhid-i İlahi” diğerinin, “Tevhid-i Beşeri” olduğunu “Hakk’a Vekil” olan,[110]

(54) Ca…’in bir diğer isminin “Tayyar” yani iki kanat ile uçmak, bunların “ilim ve aşk” kanatları, bu iki kanat ile uçmanın Efendi Babam’ın zâhir ve bâtını ile tanışmak olduğunu, (55) Kayıt ve kayıtsızlıktan kurtulmanın çok zor ama olmayacak bir işte olmadığını, “Tekirdağ-Tek-Fur” Tek olan Ahad dağında, Furkan hakk’ı batıldan ayıran parlayan delici (النَّجْمُ الثَّاقِبُ) “Necmi Sâkıb” tarafından (مَتِين) “Metin” esmâsının kılıcı ile nefsi emmâremi kestirince, (56) Her birerlerimizin Hz. Âdem ve Hz. Havva nın evlâtları olduğumuzu bu durumda eşimin de kardeşim olduğunu[111] ve benden önce Efendi Baba’mın gönlüne doğduğunu, tersten girmişsinin gönlüme tersten doğmak olduğunu, bunun da Hikmet-i Nefsiyye, 2000 sayısının, Îsâ aleyhiselâmın (سورة المعارج) “Mi’rac Sûresi”, 10 sayısının Hakikat /fenâfillâh ve bunun kemâli ile Mi’rac-tan dönüp, “beni gören Rasûlün Rasûlünü görür” demek olduğunu (وَلي ) “Veli” ve dost olan (الوَلي) “El Veli”[112] isminin sayısal toplamı 77 ile iki yedili[113] (الْحَمِيدُ الْوَلِيُّ) “El-Veliyy’ül Hamid”[114] olan, Terzi Baba yolunda Efendi Babam dan öğrenip, irfâniyet ile zevk ettim.

Cancağızım; Okuyanları sadece bu sahanın varlığından, bağlantılarından haberdar etmek ve daha fazla sıkmamak için bu kadarla yetinmek zorundayım. Belki ileride daha farklı bir çalışma yapılabilir.

* *

* *

Milattan Sonra (Efendi Babam-dan Sonra)

“Hazreti Necdet’in gönül evlâdıyız eli ensemi sıvazlar, Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî‟yi gördük dili aşk-ı vaazlar”.

Cancağızım; Bu hâl ile devâm ederken daha önce gittiğim yerdeki hocama yaşının doksana yakın olması, etrafında oluşturulan örümcek ağı ve güvercin yuvasının kapattığı duvarını aşıp, birebir ulaşıp görüşmem çok zorlaştı. 3 yıla yakın yalnız kalıp görüşemedim. Telefonlara yakınları çıkıp, aramayın kardeşim niye adamı rahatsız ediyorsunuz. Cevaplarına muhâtab oldum. Tabi bu hâl beni bir hayli üzdü. Hikmet olan bu yer sadece, zâhiri hikmet imiş. Bu işin hikmeti de buymuş.[115] 

İşte bu zorluk, Efendi Babam-ın ufak ufak yardımları ile beni kendi sahasına[116] çekti. Ve “Her zorluktan sonra kolaylık vardır.”[117] Hükmüyle fakîre rahmet oldu.

Gördüğüm bir zuhûrâtta bu yolun büyüklerinden “Ubeydullâh Ahrâr” hazretlerinin memleketi “Taşkent”e eşimin bir yakını olan “İmâm Abdullâh Hoca” ile gitmiştim ve burada bir cenâze namazına katılmıştım…

Efendi Babam “Ubeydullâh Ahrâr” anlamı yanan küçük kulcuk, cenâze namazı namazdır ama rükûnleri eksik olduğu gibi tam bir namaz değildir diye ifâde etmişti.

Oluşan başka hâllerle ve Efendi Babam-ın yorumlarından, bu yol ve bağlı bulunduğum kişi benim için ölmüş, yani idrâk seviyesi olarak yukarı çıktığım için bana yetersiz hâle gelmiş. Bu yol Efendi Babam-ın anlatımları ile “Rabb-âni”, “Rab” rubûbiyet mertebesine kadar olan bir mertebedir. Ölmeden önce ölmek de bu yola bağlı olan kol, ne kadar düzgün olsa da mümkün değildir, sahası yoktur. 

Bu işe vakıf olunca anladım Taşkent’te fakîrmiş, yanan kul da fakîrmiş, İmâm Abdullâh Hoca da fakîrmiş, namazı kıldığım cenâze de benmişim, bunun da hâli kendi varlığıma (فاتحة) Fâtiha olmakmış, orada oluşan ibretlik hâdisede sessiz, sözsüz, irfâniyetle gönül kitabımın Fâtihası açılmış. Tabi bu iş varlığımda tek başına olmamış… “Taş-ke-nt, te bakıp aranırken” , Taş, Ke (Sen ve Kün) “NT” (Necdet, Nusret, Nüket)’i görmemek mümkün mü?

Yavaş yavaş bu ateş hâli, bu isimler ve ma’nâlarından gelen destekle soğuyarak, taşlaştı. Bu taş hâli gönle yağan abdiyyet (Abdullâh) yağmuru ile ufalandı, toprak olup, Âdemiyyet ile hikmet olan ilm-i ledünü anlayacak bir sağa hâline geldi. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’a Hamd eder, silsilemizde bulunan bütün anne ve babalarıma ayrı ayrı teşekkür ederim. Makamları âlî ve yüce olsun…

2010 yılında, baktım bu iş olacak gibi değil, kendi kendime oğlum Murat sağlam bir kapı buldun. Belki gezdin 500 tane kapı ama böylesini bulmak, görmek, sohbet etmek, evlât olmak, arkadaş olmak, dost olmak, birebir ilgileneni vs. bulmak mümkün değil diyerek, Efendi Babam-a düşüncelerimi ifâde eden bir mail attım. Mail kısaca şöyleydi;

“Tüm kayıt ve kayıtsızlıklardan kurtulmak istiyorum. Bu işin gereği neyse yapyaya hazırım.” Hedefi tam “On iki” den vurmuşum ki[118], Efendi Babam-dan şöyle bir yanıt geldi. Biz de seni “Tekirdağ”ına da’vet edecektik. Müsâid olduğun zaman gelirsin. “Efendi Baban…” Daha önce hem genele, hem de özele olan “Terzi Baba” hitâbı, Efendi Baban hitâbına dönmüştü. Bu hitâb bu dünyâ hayatında buluna bilecek en kıymetli hitâbdır. Başkalarını bilemem, en azından benim için öyledir. Cenâb-ı Hakk bütün âlemleri ve içinde bulunan hazînelerini önüme koysa, bunlar mı? Yoksa “Efendi Baban”mı? Seçimini yap dese, gözümü kırpmadan “Efendi Babam” derim. 

Çünkü ben zâhirde annem ve babam olsa da, ma’nâda yetimlik ve öksüzlük nedir, çok iyi bilirim. Efendi Babam-da bu hâli kemâliyle yaşamıştır, diye düşünüyorum. Efendi Babam bunu pek dile getirmez, getirmekte istemez. Çünkü bunun ilâhi bir sistem gereği, Hakk’ın bir oyunu ve kurgusu olduğunu bilir. Fakîrin hâlinin de üstünde böyle bir hâl yaşadığına eminim. Bu hâl nasıl olmuş denilirse, zâhirde bir anne ve baba varken, genç yaşında bir insânın, kendi akraba çevresi içinde birine anne ve baba diye hitâb etmesinin sıkıntısı olmuştur, diye düşünüyorum. Bir bayram sohbetinde, Efendi Babam bizlerin arkadaşı, dostu, akrabâsı olmaz demişti. Bu durumu, Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, “İçinizden dostum olsa, Bu Ebû Bekir olurdu”. Diye ifâde etmektedir. Hakk’ında âyet inen ve ikinin ikincisi diye hitâba mazhar olan bir kişi için bu ifâdeyi kullanmıştı. İrfân ehlinin Hakk’tan başka dostu olmaz. 

Bu oluşan ma’nâ yetimliği ve öksüzlüğü için, Efendi Babam senin için rahmet olmuş diye ifâde etmişti. Sonradan öğrendim ki “Zahmet”, önce “Rahmet” daha sonra da “Ahmet” olmakta-olmaktaymış.

Efendi Babam’ı Tekirdağ’da ziyâret etmeden önce şöyle bir zuhûrât olmuştu. Bu zuhûrâtın yorumunda Efendi Babam tefekkürünün bir hayli yüksek olduğu anlaşılıyor demişti. Açıkçası neyi yüksek şekilde tefekkür ettiğimi de tam ma’nâsıyla anlamamıştım.[119]

Bu zuhûrât şöyleydi. (13-03-2010)

“Tekirdağ’a Efendi Babamı gelmişim (İnşallah hakîkati de nasîp olur). Hanım anne (Nüket Anne) kapıyı açıp buyur ediyor. Ferahça evin solonuymuş cadde tarafına bakıyor. Hanım anne evin daha loş bir bölümüne geçiyor. Size  telefonla ulaşıyorum gelmek üzereyim diyorsunuz ve biraz sonra içeri giriyorsunuz. Biraz sohbetten sonra, kendimi Tekirdağ sokaklarında buluyorum. Hastane bakıyorum. Hastaneler sigortalılara bakmıyormuş. Birinden merdivenlerden yukarı çıkarken ayağımda ki önü açık beyaz terlikler, ayağımdan çıkıyor, giymek istediğimde giyemiyorum. Karşıma bir kapalı bir kadın çıkıyor. Gece namazı kıl bak ben kıldım bu hâle geldim diyor. Ona yaptığım şeyler olduğunu ulu orta söylemenin yersiz olduğu belirtirken abdestsiz gezmediğimi söylüyorum. O gene gece namazı kıl diyor. Yine Tekirdağ sokakların- dayım, sulu kar yağıyor. Tekrar fakîrhanenizin solonunda kendimi buluyorum. İki tane ihvanızdan gençten kardeş masaya geçiyoruz. Birisini Cerrahi Em… adındaki kardeşimize benzetiyorum. Yerde iki çocuk oynuyor. Biri acaba Em..'nin midir? diyorum (Çocuğu yok).  Siz ayağa kalkıyorsunuz saçınız sakalınınız kısalmış, üstünüzde beyaz entari, başınızda da gökkuşağı gibi bir takke (takke yaklaşık 8 veya 12 eşit parçaya bölünmüş ve ortasında bir merkezi var) tekrar  masaya geliyorsunuz. Siz gençlerle ilgilenirken, camdan dışarıya baktığımda her taraf bembeyaz kar olmuş. Ne oldu bir şey mi var diyorsunuz. Eve nasıl döneceğim zincirim de yoktu derken zuhûrât sonlanıyor.”

* *

* *

“Köle ve İncir” Zuhûrâtta görülen terliklerin çıkması “Köle ve İncir” dosyasında ki nalınların çıkması hâdisesidir. Kar yağması Celâl tecellisi ve ondan sonra gelen vahdet (birlik) hâlidir. Tevhid-i Esmâ mertebesinde geçen Zül Celâl’i vel İkram’a işaret vardır. Zincir ise başta ki (ذ) “Ze” sayısal değeri ise “7”dir. 7 seneye işarettir. Geriye kalan ise incirdir. Görülen zuhûrât “Âlem-i Misâl”den ilm-i bir yansıma olduğudur. Yani (25) “Köle ve İncir” dosyasının İlm’el Yakîn hâlidir diyebiliriz.

Efendi Babam-dan başta gelen mail-de (25) “3” kere tekrar edilmiştir. (25) “Köle ve İncir” dosyasında “İlm’el Yakin, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn” hâlinin ve bunları kapsayan 4. Mertebe yani tecellisinin oluşacağına işâret edilmiştir. İlk iki hâl daha önceden oluştuğuna göre “Hakk’el Yakîn” yani yaşantı ve tecelli halleri olacağı âşikârdır. Mail-inde birde parantez içinde (6) sayısı geçmektedir. Hepsini toplarsak;

(25+25+25+6)= 81 tersi 18 ile toplarsak; (81+18)= 99 Esmâ’ül Hûsnayı vermektedir. 

 İşyerinde Ek… izin’den işe döndüğünde beyaz bir terlik ile gelip gidiyordu. Zuhûrâtta “Ayn’el Yakîn” mertebesinden ayağımdan çıkan beyaz terlik sıfât mertebesinden zâhirde ikram olunmuştu. (Daha sonra fakîr de beyaza yakın bir ayakkabı aldı) Beyaz Ulûhiyet, Sıfât mertebesini ifâde etmektedir.

Bu maille birlikte Efendi Babam “Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri” dosyasını göndermiş. Bazı kardeşler de “Cemâl de Celâl-i” bularak yoldan ayrılmışlardı. “Zül Celâl’i vel İkram”ın tersi yani Esmâ tecellisi demektir. Efendi Babam bu kişileri bu hâlin ilerde olması gereken bir durum olduğu konusunda uyarmasına rağmen tercihlerini ayrılmak yönünde kullandılar. Canları sağ olsun, yolları açık olsun. “Rasûlü Ahlâk” anlaşılmış olsa bu hâller kişinin başına gelmez diye düşünüyorum. Ebû Cehil, Ebû Leheb Hakikat-i Muhammedi’nin Celâl-i yönlerinin yansıması idi. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz ben bir aynayım, her kes hâlini seyreder demişti…

Benzer bir olay da fakîrin başına geldi. Bir kardeşimiz, Ab… bin Dinar gibi hareket ediyordu. Burada yanlış anlaşılmasın kimseyi eleştirmek gibi bir derdimiz yok. Kendisi de yapmış olduğu fiilerin yanlış olduğunu anlayıp hâline değiştirme kararı aldı. Cenâb-ı Hakk (c.c.) yardımcısı olsun. Kendisi ile yaptığımız konuşmada Celâl-i bir hâl aldı. Daha sonra evine sohbette gittiğimiz de ise ikram olarak ceviz ve “Kara İncir” getirdi. Tabi o zaman hâlin gereği onunla ilgili konuyla ilgilendiğimizden bunları anlaşılması zamana yayıldı. Bu hadise de “Hakk’al Yakîn” olarak “Tevhid-i Esmâ” yaşantısından “Tevhid-i Sıfât” yaşantısına geçiş olduğu gözükmektedir. Sohbetten sonra cemâat ile kılınan akşam namazı Îseviyet/fenâfillâh mertebesi namazıdır. Bu da bir tasdik ve müşâhadedir. Olaydan sonra Efendi Babam hiçte öyle birine benzemiyordu dedi. İncirin içinde bulunan tanelerin bitişik olması sebebi ile bu dünyâ’da “Esmâ-i İlâhiyyenin” ve ona bağlı zuhûrların ayırt edilmesinde ki zorluğu belirtiyorduk.

Köle = Kul = Abd ve İncir= Tin dir.

(ع) Ayn= 70, (ب) Be=2, (د) Dal= 4, (70+2+4)= 76 dır.

 (ت) Te= 400, (ي) Ye =10, (ن) Nun= 50, (400+10+50)= 460

(460+76)= 533 tür. 

53 ve 3 şifre sayımız olan Allah, Rahmân, Rahîm 53 tür. 

“İncir’in içinde (NC/53) olması da ilginçtir. Cenâb-ı Hakk hakîkatini anlamayı ve idrâk etmeyi nâsib etsin. İnşeallah.” Bunun bir de tecelli hâli var demiştik. Efendi Babam 31 Ağustos 2014 te görmüş olduğum bir zuhûrâtımız için, zâhirde olmaz. İnşeallah, demişti.[120]

* *

* *

31-08-2014 tarihli Zuhûrât

### İşyerinde lavaboda bulunuyorum. Kumanda odasında, Mu… 6 numaralı motoru çalıştırıyor. Motor çalışmıyor ve ses geliyor. Mu…’ya basma diye sesleniyorum. O tekrar tekrar çalıştırmaya çalışıyor. Yine aynı şekil seslenerek içeri geliyorum. Güç devresi panosu patlıyor ve kapakları açılarak güç devresi kesici disjönktörü dışarı fırlıyor.

### Bu zuhûrâttan 3 dört gün önce işyerime öğleden sonra geldiğimde, Ek… bir konudan ötürü Mu… çok sinirli alttan alsan iyi olur. Ben ona Murat iyi niyetle bu işi yapmıştır diye söyledim, dedi. Gerçekten de dediği gibiydi. Gece Mu… gelince gönlünü alıp sakinleştirdim. Tabi zuhûrâtta görüldüğü üzere, enfüsünde olayı farklı değerlendirdiği anlaşılıyor.

### Peki konumuz ile bağlantısı nedir. Burada bir esmâ tecellisi olduğu anlaşılıyor. Önce Ek… yani İkram ve daha sonra Mu… kanalı ile Celâl gelmesidir. Celâl-den sonra Efendi Babam-dan bir ikram daha gelerek Hakk’el Yakîn sıfât mertebesinden yaşantıda korunma olunmuştur.[121]

### Bu konu ile alâkalı 13-14-15 Eylül 2014 tarihlerinde yapmış olduğumuz Bursa gezimizin konu ile alâkalı bölümlerini aktaralım.

* *

* *

13-14-15 Eylül 2014 tarihli Bursa seyri

### Bur - Sa;

### Bur= Burak – Berk – Zât-i Tecelli – Mi’rac,

### Sa= Sad - Sıfât mertebesi – Sıfât Tecelisi –Salât – Namaz, 

### Namaz müm’in-in mi’racıdır.[122] 

### Vahdette Kesret = İncir… Esmâ Tecellisi,

### Bursa’nın plakası 16; İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn, Hakîkat-i Muhammedi’dir.

### Bursa merkezi ilk gün (13 Eylül) gezmek için arabayı caddeden yukarı doğru bir yerde bırakmıştım. Arabayı almak için farklı bir yerden ailem ile girdiğimde, Efendi Babam-dan daha önce tasdiği gelen Terzioğlu yazısını gördüm. Baş tarafında da Rabb-i Hass’ım olarak düşündüğüm Kâdir ismi vardı. “KADİR TERZİOĞLU” Saç Bakım merkezi diyordu. Saç; Esmâ-i İlâhiyye remzidir. Binanın yanına dolanınca 13 numara olduğunu gördüm. Bunun Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan bir tastik olduğu kanâatine vardım. Merkez ise son tefekkür konumuz Fenâfillâh’tan, Bekābillâh’a geçiş hâlidir. 

14 Eylül günü Mudanya tarafına doğru yola çıktık. Yol bir hayli kalabalıktı. Mudanya bölgesi “İncir” ve “Zeytin” yetiştirilmesi ile bilinen bir bölgedir.

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ {التين/1}

Vet tîni vez zeytuni. 

95/1. “İncire ve zeytine and olsun.” Âyetini anımsatıyordu. 

Mudanya’da “Kara İncir” festivali olmuş ve ziyâretimizden 13 Eylül 2014 tarihinde kapanışı olmuş. İncir ve köle dosyasının da 13 Eylül 2009 tarihinde başlamış olması gayet ilginç… Üzerinden tam 5 yıl geçmiş. (5) Hazret mertebesidir. 

Kara = Zulmet= Sevâd-ı Azam = A’maiyyet Hakîkatleri, İncir= Vahdette Kesret, Fes-tiva-l = 

Fes= Başa giyilen tac yukarıda ilk verilen zuhûrâtta Efendi Baba’mın başında renkli bir tac vardı. 

Tiva=Tuva= Vadi-i Eymen, nalınların çıkarıldığı temiz vadi ve Yemen ile Nefesi Rahmâni… 

L= (ل) Lâm= Ulûhiyet= Efendi Babam-ın üzerinde ki beyaz entari ve çıkan beyaz terlikler.

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ {التين/4} ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ {التين/5}

Summe radednâhu esfele sâfilîn. İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn.

95/4-5. “Biz, gerçekten insânı en güzel biçimde halk ettik. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” Âyetlerine işâret vardır.

Oturduğumuz İncir Cafe’ydi ve altında Necâti usta börekçisi vardı.

İncir aynı zamanda Tevhid-i Esmâ’dan, Tevhid-i Sıfâta geçişti. İngilizce Cafe okunuşta Kafe dir. Kaf-Kef ise Ke –Sen ve Kün– (كُن) “Ol” dur. İncir dışında tekliği içinde çokluğu barındırmaktaydı. “Levlâke levlâk lema halaktül eflâk.” Sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu âlemleri halketmezdim. Âlem bazında Hakikat-i Muhammedi ve nokta zuhûr mahalli olan efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v)’e ve onun şahsında bizlere kendi birimselliğimizde bu müjde verilmiştir. İncir gibi bir bütünlüğün içinde zıt olan “Esmâ-i İlâhiyyeleri” vücûdumuzda barındırmaktayız.

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ {الأنبياء/107}

Vema Ersalnake İlla Rahmeten Lil Âlemin.

 21/107. “Biz seni (ك) “Kef” göndermedik, ancak âlemlere rahmet olarak” gönderdik. 

Hakikat-i Muhammediyenin ilmi ilâhi programından daha henüz gönderilmemiş olması ve vakti gelince âlemlere rahmet olarak gönderilmesidir.

Altta Börekçi Necâti Usta olması; Börekler yufkadan yapılır. Efendi Babamın dervişlerine karşı yufka yürekli olması ve onların her derdi ile dertlenmesidir. İşte Vahdette kesret’e – Tevhid-i Esmâ’dan, Tevhid-i Sıfâta, Necât (Necdet) ustanın börekleri yenmeden çıkılmaz. Yenen börekler dervişte mi’rac eder ve Fenâfir Rasûl ve Fenâfillâh mertebesi hakîkatleri ortaya çıkar. Ondan sonra da derviş börek gibi kızarır ve tâliblilerine kurtuluş böreklerinden ikram ederler.

Ama unutulmamalıdır ki; Kutucular da bu ilçede oturmaktaydılar ve Cemâl’de Celâl-i bulmuşlardı. Kimse yufka yürekliyiz diye bizi nefsâni emelleri doğrultusunda yemeye kalkmasın. O zaman bulacakları Cemâl değil, kendi nefislerinden çıkan Celâl olacaktır. Tabii ki bundan da kendileri sorumlu olacakları âşikârdır. 

İstanbul’a döneceğimiz günün sabahı otelde şöyle bir zuhûrât vaki oldu.

“Efendi Babam beyaz bir çarşafın altında uzanmış yatıyordu. Sağ tarafında fakir ve karşısında eşim Serpil ve kızım duruyordu. Vasiyet ederek, “Ailene iyi bak” dedi. Yüzümü onlar tarafına çevirdim. Daha sonra Efendi Babam’a baktığımda yüzü de örtülmüş ve emri Hakk vâkî olduğu hâlde “İkram” dedi.” Efendi Babam (اِڭرَم) “İkram”[123] demişti. Bulunduğu hal ise Celâl tecellisi idi. Zül Celâli ve’l ikram’ın… Yani “Tevhid-i Esmâ”nın İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn ve bunları kapsayan “Esmâ Tecellisi” hâline işâret etmiş olarak düşünülebilir.

Vasiyet aynı zamanda mîrastır. Mânevi bir mîras yani dinardır. Ulûhiyet mertebesinden, Risâlet mertebesine, Risâlet mertebesinden kulluk, mertebesine gelmiş Abdullah bin Dinar hakîkatleri ortaya çıkmış diyebiliriz.

 Aile, “Esmâ-i İlâhiyye”dir. Rabb-i Hass-ıma… Ve Efendi Babam-ın Rabb-i Hass-ı olan Eslem – (السلام) Esselâm’a işâret var denilebilir.

Aile – Eş – Nefs-i Küll’dür. Bir şeyin zâtı nefsidir… Zuhûrâtta görüldüğü üzere Efendi Baba-mın isteği üzerine Ulûhiyet-Sıfât mertebesinden Zât mertebesine yönün çevrilmesi istenmiş olarak düşünülebilir. 

(اِڭرَم) “İkram” kelimesini (5) Salât-Namaz kitabını gözden geçirirken namaz ile alâkalı olduğunu da anladım. Hayatımız iki rek’atlı zâhir ve bâtın namazdan ibârettir. Önce Efendi Babam’a bakmam Akl-ı küllüme olan (سلام) “Selâm” yani namazdan çıkarken sağ tarafıma verilen selâmdır. Ailem yani Nefsi küllüme (اسلم - سلام) (Eslem-Selâm) bakmam ile sol tarafıma bakmak ile verilen selâm ise namazdan çıkış ile verilen selâm’dır. Efendi Babam’ın üzerinde gerçekleşen (جلال) “Celâl” tecellisi ve (اِڭرَم) “İkrâm” ise namazdan çıkış duâsı olan, “Allahümme en tesselâmu ve min kesselâm tebarekte yazelcelâli ve’l ikram”dır.[124] 

“Daha sonra oluşan ilmi ve müşâhadeli ilerlemeyle beraber bu halin “İkram” ifâdesi ile Kûrb’an bayramı hakîkatleri içinde Târîkat/Esmâ mertebesi kûrb’an bayramı remzinden, ma’nâ-i Efendi Babam’ın Fenâfillâh hâline ile Fenâfillâh/Hakikat mertebesi olan Sıfât mertebesinin kûrb’an bayramı geçiş remzine işâret ettiğini anladım”[125] 

İşte bir kul, içinde özünde bulunan Rabb-ının ilâhi hakîkatlerini gönül “fecri” ile zuhûra getirmeye başladığı zaman beden mülkü arzını, İlâhiyat güneşi aydınlatmaya başladığı zaman, ortada hiçbir şey kalmaz çünkü artık aracıya gerek kalmaz. Bu hakîkatlerin oluşması gece, zuhûru ise gündüzdür. Gecenin ismi “kadir, gündüzünün ismi ise, “Kâdir” dir. İşte bu da Hakk’ın zâtından zuhûruna kudretiyle olan “Selâm-ı” dır.[126] 

* *

* *

#### Allahümme En Tesselâmu Ve Min Kesselâm[127]

“Allahümme en tesselâmu ve min kesselâm tebarekte yazelcelâli vel ikram” diyen müezzin veya namaz kılan kişi, “Ey Allah’ım selâm sensin ve selâmet sen­dendir, sen bereket yücelik ve ikram sahibisin” demiş olur.

Bu ifâdeleri değişik mertebelerden çok iyi değerlendirmek lazım gelir. 

Ehli indinde gerçekleri bi­lindiği üzere Hak kendi kendini yücelterek kulunun ağzından cevap vermektedir.

Hak’kın güzel isimlerinden “Esmâ’ül hûsna”dan biri olan “selâm”, büyük ağırlığı olan bir isimdir ve “insân”ın kay­naklarından biridir. 

Nasıl ki “Sübbuh” ve “kuddüs” melekler için kullanılırsa, “Aziz” ve “cabbar” ve “mütekebbir” de cin ve şeytânlar için kullanılır.

Namazın sonlarında oluşan (99) selâm ismi, başta oluşan (99) “esmâ-i ilâhiye”ye birer selâmet geçidi olurlar.

Şöyle ki: Mesela, “Kahhar” esmâsından başına bir zorlanma gelecekse, namazda okuyarak oluşturduğu selâmlardan bir tanesi onun önüne geçer, tamamen selâmete ulaştırır veya en azından şiddetini azaltır. 

Böylece her bir selâm, her bir esmânın ya karşıtı veya destekleyicisi olur. Yani (99) esmâ’nın biri vasıtasıyla sana faydalı bir şey de gelecekse onu da arttırır.

“Selâm”ın bir başka ifâdesi de; “kendinde olmak”tır, kendinde olan kişi de selâmette olur.

ALLAH’ın c.c. isimlerinden olan selâm, kulunda te­celli ettiğinde o kul birimsel benliğinden uzaklaşmış, Hak varlığı ile gerçek selâmetine ulaşmıştır. İşte o kul görünümündeki “zuhûr” her varlığa selâmet ve huzûr kaynağı olmuştur.

Netice itibariyle, olgun bir namaz, kulu yüce idrâklere çıkarıp “İrfân” ehli olmasını sağlar. 

İşte böylece na­mazların sonlarında bulunan selâmların sırları meydana çıkmış olmaktadır.

Allah’dan c.c. her birerlerimiz için selâm ve selâmetli! Neticeler niyaz ederiz.

* *

* *

Kılıç Ve Kâlb Sarkaçları Cancağızım; “(25) İncir” dosyasına yapmış olduğum yorum yazısında, 2010 yılında görmüş olduğum zuhûrat Efendi Babam-ı ziyâretten yaklaşık 40 gün önce görülmüş. Aslında bu gün daha iyi anlıyorum ki, bu zuhûrât Efendi Babam-ın Terzi Baba kitâblarında yazılan gördüğü zuhûrât ile alakalıymış. Bu zuhûrât ne olduğunu kısaca tekrar hatırlayacak olursak;

Efendi Babamıza, zuhûrâtında altın bir zincir-bilezik verilmiş. Bu zincirin, “Kılıç” ve “Kâlb” şeklinde sarkaçları varmış. Efendi Babam, bu zuhûrâtın zâhiri yorumunu iki oğlu olacağı olarak yorumlamış. İzzet isminde ki oğlu askerliğini Astteğmen olarak yapmış, bunu kılıç olarak yorumlamış. Küçük oğlu Cem ise bayan kuaförü olduğu, saçlarda Esmâ-i İlâhiyye remzi olduklarından, Sûltanımız tarafından kalp olarak değerlendirilmiş. Tamam buraya kadar, her şey tastamam veriler, kod-lar yerine oturuyor.

İşin civcivli tarafı burada başlıyor. Ma’nâda, bu zuhûrât ile alâkalı olduğu değerlendirmesi yapılan “Kâlb” kendisini cismen pek tanımam, sadece adını duyduğum bir kişidir. Şu an Terzi Baba ile irtibâtı olmadığını biliyorum.[128] “Kılıç” olduğu bildirilen kişiyi gayet iyi tanırım. Şu anladığım noktada, bu “Kılıç” ile bir hayli üzerime yürümüş. Efendi Babama, ma’nâda verilen “Kılıç”[129] ve öğretilen nefis şeytânına karşı oyunlar ile lâyığını buldu.[130]

İşyerimde bu İ. ile alâkalı bulunan iki kişi vardı. Birini bir kazâ sonucu rahmetlik olunca anlamıştım.[131] Diğer kişi de, Mu… olarak ma’nâlanan kişiyi Efendi Baba’mın yaptığı yorum da nitelemesinden ma’nâda ki İ. ile bağlantılı olduğunu anladım. Her ikisi ile yaklaşık 27-28 senelik bir mücâdelem olmuş. Bunlar aslında bir bakıma olumsuz nefsâni yönlerimdi. Ma’nâda Efendi Babam tarafından verilen Nusret’ul Fetih (Metin) kılıcıyla bu yönlerimi kesip atmışım. Hamd olsun… 

Buradan şu İ. nin giderken yapmış olduğu bazı iddialara da yanıt vermiş olalım.[132] Bu kişi Üçler, Beşler gitti, Kırklar dağıldı. Terzi Baba’ya “53” (سورة النجم) “Necm sûresi de” varmış gibi ifâdelerde bulunmuştu. Yaptığı bir konuşmanın kayıtlarını bir şekilde dinledik, bunları oradan biliyoruz.

Üçler, Beşler, Yediler, Kırkların târîkat mertebesinde ne oldukları bellidir. İsteyen bunların ne olduğunu araştırabilirler. Anlatmak istediğimiz konunun başka bir yönü vardır. Zâten bunlar târîkat mertebesi itibâriyledir gidenin yerleri, başka kişiler tarafından doldurulmaktadır, denmektedir. Yolumuzda bu listede olup bâtın âlemine göçen, kendi isteği ile ayrılan veya tard edilmişlerin yerini birileri doldurmuş olması gerekir. Benim için bu yönden bu konunun pek bir önemi olmadığı için bu konuyu Efendi Babama sormadım, sormam da… Kendisi kimlerin olduğunu zâten biliyordur. Beni ilgilendiren zâten bunların hakikati;

(1-) Ahadiyyet ve teklik olduğu, (3-) Allah, Rahmân Rahîm, (5-) Beş Hazret mertebesi, (6-7) Zât-i ve Sübûti Sıfâtlardır.

(12) İnsân-ı Kâmil – Kâmil İnsân, (40) Hakikat-i Muhammediye, (300) İlmel Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebelerinin vahdette kesret olarak her an bir şen de yani bir işte olmasıdır.

İşte İ. nin üstünden bu merâtibi ilâhiye alınmış, yani gafletine ve zilletine düşmüştür. Ama gafilanın, gafletinden nereden haberi olacaktır. 

Diğer “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi” ifâdesine gelince daha önce geçen ifâdelerden bu madalyonun ön yüzü ve altının değer ifâde eden yönünü yazmıştık. Bu gün birçok yerden, kazıdan altın eşyâlar veya sikkeler çıkmaktadır. Bunlar bugün kullanılmadıkları hâlde, Üç beş bin liralık altın değeri olduğu hâlde milyonlarca değer biçilmekte hatta bazılarına kıymet biçilememektedir. Bu geçmiş âlimler, yazarlar, ressamlar, müzisyenler, bilim adamları içinde böyledir. İşte aslında “53” ü daha da kıymetli kılan arka yüzü (طوغر) “Tûğrâ” yani bâtınında bulunan (هُ) “Hu” dur. Yâni demem o ki “53” bir remzdir. Zâten kendi buna sahip te çıkmaz. Efendi Babam bizim ne kadar hisse- miz var ise,” Ümmet-i Muhammedin” de o kadar hissesi var der-demektedir. Gönlünden bu “Gizli hazîne” nin hissesini bulup çıkardıysa bu suç mudur? Kim kimi bu konu da engellemiştir. İsteyen araştırır ve kendine ait olanı hisseyi gönlünde bulup çıkarır. Ama bunun bir formülü vardır. “Ya bir gönül ol, Ya bir gönle gir.” Ancak bu gönül eğitimine devâm edip, bu hisseden pay alabilmek mümkündür. Anlaşılacağı üzere dünyâ ehli böyle kıstaslar ararlar, bu bir bakıma zarûrettir. Gelene de işte bu durumuzda var demek içindir. Bazen bakar, bununla fazla uğraşılmaz der. Bir zamanlar yolumuz vardı. Şimdi tüm yollar bizim der. O da anlamaz sen yoluna ihânet emişsin der ve “kös kös” gider. A! akıllı geçinen zevat hakîkat’te sen Hakk’a giden yolu kaybetmişsin de haberin yoktur. Aynasından sana göstermiş, ama nâfile!

Nusret babam rahmetullâhi aleyh ve Rahmîye annem rahmetullâhi aleyte, Pendik yayalar mezârlığında defn olunarak, doğudan gelen bu İ. tehlikesine ma’nevî kalkan olmuşlardır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) makamlarını âlî ve yüce eylesinler.[133]

Cancağızım; Konu konuyu açıyor, anlatmak istediğim konuya yeni geldim. Eğer bağlantılar kurulmaz ise konu yarım kalır ve anlatılmak istenen hedefine ulaşmaz, okuyucuda bundan bir şey anlamaz

* *

* *

Tefekkürün Yüksek

13-03-2010 tarihli Efendi Babama ziyârete gitmeden önce gördüğüm zuhârâta Efendi Babam tarafından “Tefekkür Gücün Yüksek” ibâresine benzer bir yorum yapılmıştı. Kısa gibi görünse içinde çok ma’nâlar ifâde eden bir kelimedir. Zâten görülen Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll yönleridir. Onun aynasına bakmadan bunları görmek mümkün değildir. 

Tefekkür; Fikrin en üst seviyede ki hâlidir, zâten bu Nefs-i küll ma’nâlanması olan bu hâlin kemâli olan (نُكَت) “Nüket” ince düşünülmüş fikirdir. Zuhârâtta “Terzi baba İlm’inin kapısı”[134] olarak kapıyı bu hâl açmıştır. 

“Gücün” Daha önce ki “Terzi baba” çalışmam da “Cebinizde ki Güç” diye bir ifâde edilen bir reklam gelmişti. Açılımını yapmış ama bazı sebeplerden Efendi Babam ile istişâre ederek bu kitâbtan çıkarılmıştır. Zuhûrâtta görülen beyaz terlikler “Ulûhiyet” mertebesi itibâri ile merdivenlerden çıkılan (مِراج) “Mi’rac” hakikatlerine ulaşmakta, terk edilen dünyâ ve âhireti remz etmekteydi. Güç ise bu dünyâ ve âhiret kutrundan yükseğe çıkmak için tutulan “bi sûltan güc”ün ma’nâ pâdişahı Süleymânîyyet mertebe- sinin elidir. Gücün içinde “NC” “NK” “Cünah”, “Cünûn” “Kün”, “Nücûm“ bulunmaktadır.[135] 

İşte (نَجدت) Necdet’in 53 numaralı (نُكَت) Nüket kapısına Günah’ım ile Cünûn (İlmi Delilik) hâli ile (سورةالطور) 52 “Tûr sûresi”nde geçen,

وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ {الطور/49}

Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâran nucûmi.

52/49. “Gecenin bir kısmında da O'nu tesbih et, yıldızların batmaya yaklaştığı sıra da!…” Bu hâl üzere gitmişim ve bu hâl üzere içeri alınmışım… Başka oluşumlarda var ama mevzûyu dağıtmamak için yolumuza devâm edelim. Gerisini okuyanların anlayış ve idrâklerine bırakıyorum. 

Bu hâl daha önceki aktarımlardan (مَتين) Metin esmâsı ve kılıç diğer diyet[136] için aranan doktor ise Kalb, Hamd, Hamid hakîkatleridir. Metin esmâsı ve Kılıç’a bir şekilde ulaşılmıştır. Ama bu ma’nevi silsile olan altın zincirin diğer bağlantısı ise (حَمد) Hamd, Hamid, Ahmed Muhammed[137] bağlantısıdır. (53) Terzi Babam-ın (53-56) (وَلي) Veli esmâsının yanında bulunan (57) numaralı esmâ olduğu için buraya ulaşmak için, öncelikle Allah, Rahmân, Rahîm (53) Veli denilen Terzi Baba’nın “Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlâhi Benlik” mertebelerinin yıldızlarının[138] tahsili gerekliymiş… 

Yüksek; Ancak bundan sonra tefekkür gücünü daha yukarılara çıkarmak mümkün hâle gelir. Bir bakıma bu ref olma, (مِراج) mi’rac hakîkatleridir.

İşte içeride oynayan Em… nin çocukları aslında; (سورة يس) “Yâ-sîn Sûresinde” geçen (امر) “Emr” den gelen esmâlarıdır. (مَتين) “Metin” ara bağlantısı (وَلي) “Veli” ve (حَمِيد) “Hamid” olan altın zincir-bilezik’den sarkan sarkaçlardır. İşte buradan da anlaşılmaktadır ki doğu’dan gelen İ. tehlikesine karşı oynanan bir savaş oyunudur. Bu yalan söylemek değil mi? Diyen olursa hop! Orada dur bakalım derim. Rasûlü Zişân (s.a.v.) Efendimiz üç şey karşısında hileye başvurulabilir demiştir ki bunlardan birisi de “savaşta düşmana karşı yapılan hile oyunudur”. Buna beyaz yalan denir. Kişinin kendini, ailesini, çevresindekileri, vatanını korumak için mecburi bir hâldir. Aksi takdirde bir düşman bir yere girerse orada mal, mülk yağma olur, ırz ve can güvenliği kalmaz ve nesil bozulur. Bilinen bir gerçektir. Geçmişte ve çok uzağımızda bu hakîkati aramayalım. Yanı başımız da Irak ta Suriye’de vs. yerlerde yaşanan bir hadîsedir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) hem ma’nevî hem de maddi sulbümüzü bu hain iblisten korusun. İnşeallah…

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {يس/82} 

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.

36/82. “O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece «Ol!» demektir. O da hemen oluverir.” Şimdi bu öncelikle sayısal ifâdesi bakalım…

(36+82)= 118 

(118) Bu sayı Efendi Babamın (118) numaralı son çalışması (سورة الطور) “Tûr sûresi” ve Mehmet Nusret Tura Hazretleri olarak yayınlanmıştır. Tabi bu sayıya başka bağlantılardan ulaşmakta mümkündür. 

(1-18) Toplamı 19 dur. Görüldüğü gibi 18.000 âlemi seyreden İnsân-ı Kâmil’i ifâde eder. Birde “Îsrâ Sûresinin” 1. âyeti ve “Necm Sûresinin” 18 âyeti ile oluşan 19 âyetli (مِراج) mi’rac âyetleri ile oluşan (قَوْسَيْنِ قَابَ) “kâb-ı kavseyn” (0) dâiresinin ifâdesidir. 

Bu çalışmada toplamadan başka “çarpım”, “bölüm” ve “üssü” “Karekök” denilen matematiksel ifâdeleri de kullanılacaktır. Çünkü gördüğüm toplama işleminin sadece (اِسر) “Îsr” yönü yani toplama işlemi ile alâkalı yere yatay gidiş ve helezonik çıkıştır. Ama çarpım bu işin dikey çıkışı olan (مِراج) “Mi’rac”ın (نجم) “Necm” yönü ile alâkalıdır. “Üssü” diye bir sayının üstüne konulup bir sayının katlarını ifâde eden çıkışta (سورة المعارج) “Mearic (Merdivenler) Sûresinde” ifâde edilmektedir.

تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ {المعارج/4} 

Ta'rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe senetin.

70/4. “Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.” Bunun da tamamı 50.000x360= 18.000.000 dir…

(ع) Gayın: Gayriyet ifâdesidir. Sayısal değeri 1000 dir… 18.000.000/1000= 18.000 âlemin sayısal değerini verir. Yani melekler bu 18.000 âlemin gayriyetin-den (حَمِيد) Hamid yani (حَمد) “Hamd”ı (ا) Elif= 1 = Ahadiyyet olan, Zât âlemine yükseltmek ve (مِراج) Mi’rac âlemine “5 Vakit” namazın “40 hamdını” yâni “Hakikat-i Muhammed-i Hamdi”ni bu dünyâ günü ile 18.000.000 günlük bir sürede çıkarırlar. Bu normal bir hâdise değil “Tayy-ı Zaman” ile olacak bir iştir. “53 üssü 53” ün ifâdesini hesap makinesi ile hesaplayamadım. Belki bunu özel makineler hesaplar bu uzay yolculuğu denen ışık yılına tekâbül eden bu işin marifetidir.

(36x82)= 2952 dir.

Daha önce bu çalışma da ve Terzi baba kitâblarında yazıldığı üzere (يس) “YÂ-SÎN” hattı Hazreti Nusret TURA ya Efendi Babam ve Güner TOMBAK bey tarafından hediye edilmiş ve görülen zuhûrât bağlantısı açısından bu âyet tesbit edilmişti.

Bu sayının toplamı 2+9+5+2= 18 dir… 

Biraz önce Mearic 70/4 âyeti de 50.000 yıl ne bulunmuştu. 18.000 Âlem…

Yâni 36/82. âyet bünyesinde 18.000 âlemi bulundurur. Bunun açılımı ve bu inip çıkmanın “Ol” manın “Öl” menin nasıl olduğu 70/4. âyette olduğu anlaşılıyor. 

70+4= 74 tür… 7 ile sıfırın arasına 4 alınırsa bu da 740 yapar, bu (نُصرَت) “Nusret” isminin sayısal değeridir.[139] 

(52) Bilindiği gibi (سورة الطور) “Tûr Sûresi” sayısal değeri Nusret Tura Hazretlerinin silsile numarasıdır.

(29) 28 harf ve mertebe olan Muhammediyet mertebesine yakînlık hâli olan alfabede yeri olmayan ama yazıya girince oluşan (ﻻ) “Lâm Elif” yani “Yokluk-Adem-Hiçlik” ve bunun tersinini idrâk edip Hakk’ın eli olan (ﻻ) “Elif Lam” ile (ال) “EL” hakîkatlerini bünyesinde bulunduran Kûr’ân’ı nâtık olan İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân’dır. 29. Sure (سورة العنكبوت) “Ankebut-Örümcek Sûresidir”. Kafasında şartlanmalar olan, gönlünde heva kuşu dolaşan Aşk mağarasında bulunan Ma’şûk ve Âşık olan Hazreti Muhammed (s.a.v.) ve “Tasdik edicisi olan Sıddıkıyet” makamlarını göremez, iki rek’atlık zâhir ve bâtın namazı olan An-ı dâimde Senlik-benlik davasıyla uzakların uzaklarına tard edilip. Bu Kûr’ân-ı nâtıkı okuya- mazlar. Ancak (ك) “Ke” sende ki (ان) “ben” hakîkatine erenler (كُن فَيَكون) “Kün feyekün” olan İnsân-ı Kâmil’i okuyabilirler…

İşte burada bulunan elin sayısal değeri (ا) Elif: 1, (ل) Lâm: 30, toplamıyla 31 dir.

“82” Âyet sayısından (ال) El bağlantısı “31” çıkarsa, çıkan sonuç 51 olur. Bu da Hazmî babamın silsile numarasıdır. Onun sûresi de (سورة الذاريات) “Zârîyyât Sûresi” “Rüzgârlar”dır. Daha önce verilen rüzgâr yönleri şemasında kuzey rüzgârının (نجم) “Yıldız-Necm” olduğu görülmüştü. İşte Efendi Babamın, Hazmî Tura hazretleri ve Nusret Tura hazretleri ile bağlantısının asıl yönlerinden biri daha iyi anlaşılmış oldu. (كُن فَيَكون) “Kün feyekün” nefesi Rahmâni Fâtiha (hamd) ile üflenmesi için gerekli olan aletler… 

“Nefes-Konuşma, Beden-Kulak, Göz-Kaş ve Yüz” (حَمِيد) Hamid – (حَمد) Hamd sayısal değerleri;

(ح) Ha: 8, (م) Mim:40, (ي) Ye: 10, (د) Dal: 4, (8+40+10+4)= 62 dir…

(62) Terzi Babanın (نجم) “Necm Sûresinde” ki âyet sayısal değeridir. “Arası şiir’inde de” “61 ile 63 arası” diye bu hakîkati ifâde etmektedir. (62) sayısı Kûr’ân-ı Kerim’de (سورة الجمعة) “Cum’a Sûresine” tahsis edilmiştir. Bu sûre Cem hâlini ifâde etmektedir.

(حَمِيد) Hamid esmâsı sükûn hâlinde yani okunmazken (ي) “Ye” harfi işlevi olmadığı için (ح - م - د) “Ha-Mim-Dal” (Hamd) şeklinde olacağından sayı ifâdesi 62-10= 52 olacaktır.

(52) Bilindiği gibi Nusret Tura hazretlerine ait sıra numarasıdır. Bâtında bu esmâ onunla alakalı zâhirde ise Efendi Babam ile alâkalı olduğu anlaşılmaktadır.

Demek ki, Allah, Rahmân, Rahîm (وَلي) “Veli” (53) Esmâsının gerisinde (مَتين) “Metin” ilerisinde (حَمِيد) “Hamid” esmâsı sarkaçlarıyla muhâfaza ve hıfz etmekteymiş.

Efendi Babamın (نَجدت) Necdet isminin sayısal değeri bilindiği gibi “457”dir. Bu her yerde mevcût olduğu için sayısal değerlerini okuyanları sıkmamak için hesaplamaya gerek yoktur. 

(45+7)= 52, zâten bu sayı kişide bulunmazsa bir önceki sıra da olan kişinin devâmı olamaz…

57= Bu sayı da (حَمِيد) Hamid esmâsının sıra sayısıdır. Efendi Babamın isminin sayısal değerinde Hem Hamd-Hamid sayısal değeri hem de sıra sayısı bulunmaktadır.

Böylelikle (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresinin” hem Kûr’ân-ı Kerim’in başında bulunduğu hem de 12. Dersin sûresi olduğunun daha iyi anlaşıldığını sanıyorum…

(ال حَمِيد) “El-Hamid” sayısal değerine bakarsak, (ال) “El” bilindiği gibi “31” di.

Sükûn halinde; (31+52 = 83) tür. Bu ifâde “El-52” olan, Nusret Tura hazretlerine ait bir ifâdedir… 

(83) Bin aydan hayırlı olan (لَيْلَةِ الْقَدْرِ) “Kadir gecesinin” sayısal değeridir. Aynı zamanda (سورة يس) “Yâ-Sîn Sûresinin” âyet sayısıdır. Tersinden ifâde ettiği sayı 38 dir. Efendi Babamın doğum tarihi de 1938 dir…

Okunuşu ile bakarsak, (31+62)= 93

(93) Bilindiği üzere (نجم) “Necm”in sayısal değeridir. Bundan taayyün (م) mim’i taayyün olan (40) sayısı çıktığı zaman kalan sayı (53) tür. Bu sayı da Terzi babamın şifre sayısıdır.

Efendi Babamın yolda ki sıra esmâsı olan (ال وَلِي) “El-Veli” esmâsının sayısal değeri;

(ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30, (و) Vav: 6, (ل) Lam: 30, (ي) Ye: 10, (1+30+6+30+10)= 77 dir… (7+7)= 14 tür. 

(14) Nûr-u Muhammedi’dir, aslında sayısal ifâdesi yoktur, bu sayı sıra itibâriyledir, her mertebeyi kapsar…(77) İki yedi ifâdesi ile (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresini” işâret etmektedir…

Efendi Babamın Hicri-Kamer’i takvimde doğum günü “23 ŞEVVAL 1357” dir. Görüldüğü gibi sondaki “57” (حَمِيد) “Hamid” esmâ’sının sıra değeridir. Bu doğum tarihinin bir yönden sayısal ifâdesi, (23+10+13+57)= 103 = (13) tür.

Şimdi (مَتين) “Metin” sayısal değerine bakmaya çalışalım. Aslında ters bir durum oluşmuş gibi oldu, aslında bana da öyle oldu. İnsânın başını döndüren ilâhi bir sistem mevcut, bu kitabın başına alınan zuhûrât ve Efendi Babamın buna yaptığı yorum olmasaydı bunu çözmem belki mümkün olmazdı.

(اَلله رَحمَن-رَحِيم) “Allah, Rahmân, Rahîm” diye kaynak esmâ olarak başlayan “99” olarak sıralanmış ana “Esmâ-i İlâhiyye”[140] sistemi, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın Ulûhiyyet, Rahmâniyyet, Rubûbbiyet mertebelerinde ki aldığı isimdir. Bu sıralama “Urûc dan Nüzûl’e” “Hakk’tan Halka” doğru olan tecelli ile Esmâ-İsimler terkibi sıralamasıdır. “Halk’tan Hakk’a” doğru bakınca son esmâ’lar Sabûr, Râşid, Varis esmâ’ları ilk esmâ konumuna gelmektedir. Bu şekil de sıralandığında (حَمِيد) “Hamid” (43) (وَلي) “Veli” (44.) (مَتين) “Metin” (45.) sıraya gelmektedir. Yani seyr-i sülûk esnasında Halk’tan Hakk’a urûc ederken bu sıra ortaya çıkmaktadır.[141]

(45) (نجدت) Necdet sayısal değeri “457”idi… Başında görüldüğü gibi 45 sayısı vardır. (45) Çok bilinen sayısal değer olduğu için (ادم) “Âdem”i buraya alıyorum… 

(ا) Elif:1, (د) Dal:4, (م) Mim: 40, 1+4+40= 45 tir.

“457” nin sonunda bulunan (7) de burada Safiliği belirtmektedir. Necdet ismi bünyesinde “Âdem safiyullah” bulundurmaktadır. Burada yazılan mutlak Hazreti Âdem değildir. Bu mertebe ile alâkalı indi ve zevki bir yaklaşımdır. İsteyen kabul eder isteyen kabul etmez. Efendi Babam “Meğer” şiirinde “Düşünündün mü? Hiç kardeşim bu dünyâ’ya geliş amacın Âdem olmakmış meğer” diye bunu ifâde etmektedir. Arşivinde Âdem sohbetlerinin bir hayli fazla olduğu bilinmektedir, hakîkatte bu sohbetlerin bitmeyeceğini ifâde etmektedir. 

(ال مَتِين) El-Metin; (ا) Elif:1, (ل) Lâm: 30, (م) Mim: 40, (ت) Te: 400, Ye: (ي) 10, (ن) Nun: 50, (1+30+40+400+10+50)= 531 dir…

Görüldüğü gibi bu sayıda 53-31-13 sayıları hemen dikkat çekmektedir. (531) sayısı Efendi Babam-ın yeni aldığı arabasının plakası ile de bağlantılıdır.[142]

Ayrıca kitabın başına alınan zuhûrâtta görülen sivri burunlu “53” numaralı Taba renkli (Terzi baba rengi) ayakkabı ile alâkalıdır. 53-1 sonunda ki 1, Terzi Baba yolunun ileriye uzanacak kişilerini belirtmektedir diye Efendi Babam-dan bir yorum gelmişti… Bu ayakkabının numarası 53-1 ile (مَتين) Metin Esmâsı ile bağlantılıdır. Kûr’ân-ı Kerim’de geçen “TA’BA” tevbe ifâdesi ile bunun Tevbe olduğunu düşünmüştüm. Ama oluşan müşâhade ile bunun Taba (Terzi Baba) renginin “57” (حَمِيد) “Hamid” esmâsı ile bağlantılı olduğunu anladım. Hâzâ min fazli rabb-i…

Sadece (مَتِين) Metin ismi; 531-31= 500 dür…

500 sayısı harfsel olarak (ث) “Se” harfini ifâde etmektedir.

500 yarısı 250 dir… 3 bölünemez bir asal sayı olduğu için Bu sayı 250+3= 253 yapmaktadır. Bunun bir yönü Efendi Babam-a, bir yönüde Nusret Tura Hazretlerine dönüktür. 

 Peki bu sayı neyi ifâde etmektedir.[143]

 İnsân-ı Kâmil ebced’de اِنْسانِ كَمِلْ → 253’tür.

(ا) elif (ن) nun (س) sin (ا) elif (ن) nun (ك) kef (ا) elif (م) mim (ل) lam ( 1 + 50 + 60 + 1 + 50 + 20 + 1 + 40 + 30 ) = 253

 Veliy’ül Hamid

* *

* *

(43-44) Daha önce (وَلِي وَ حَمِيد) “Veli ve Hamid” esmâsının birlikte geçtiği yer (42) “Şûrâ Sûresi” olduğunu anlatılmıştı.

وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ {الشورى/28}

Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehu, ve huvel velîyyul hamîd.)

42/28. “O'dur (insânlar) ümit kesmişlerken yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan. O, öyle dost, öyle övülmeye lâyık olandır.” Bu sûrenin 1. Âyeti

حم {الشورى/1} 

(Ha-Mim) “Hakikat-i Muhammediye” ifâdesi ile 40 sayısını ifâde etmektedir. Ama bu âyet ve toplamı ile bu sayı 42+1= 43 dür. Bu bir bakıma “43” (حَمِيد) Hamid ile verilen Cum’a “62” ile verilen Cem halidir.

(خ) Cim: 3, (م) Mim: 40,

40+3= 43 sayısal ifâdesini vermektedir. Bu kurulan bağlantının sağlaması olmuş olur ki bir tasdiktir.

Bir sonraki Âyette,

عسق {الشورى/2}

“(ع) Ayın, (س) Sin, (ق) Kaf” Harfleri ile (42+2)= 44 olmaktadır. Bunun toplamı (4+4)= 8 eder. Bunun açılımı “53” tür ne olduğu mâlûmdur. Aynı zamanda (Allah, Rahmân, Rahîm) (وَلِي) Veli esmâsıdır…

(42-2)= 44 tür.

(44) “70” (المعارج) “Mearic-Mi’rac-Merdivenler Sûresinin” âyet sayısıdır. Bu âyette ki (ع) “Ayın” harfide “70” sayısal değerine sahiptir… 

Bu dört iki tane 13 basamaklı merdiven “Mi’rac” ifâdesidir.[144] Bunun ilki 40 ders (13) ile ile ulaşılan “Mi’rac” hâlidir. İkincisi de Halk’tan Hakk’a, Kâmil İnsân olarak taliplileri ulaştırılması hali ile oluşan 13 basamaklı merdivendir… (6-7) Bir açılımı Zât-i ve Sübût-i Sıfât hâlinin ma’nâsında Hakk’a (Rabb-i Hass) ulaşmak için merdiven gibi kullanılmasıdır… 

(40+13)= 53 ile bilinen (أَحمَد) Ahmed ve Efendi Babamın şifresine ulaşılır. Urûc-Nüzûl-Urûc ile üç sefer eder. Bundan önce de dünyâya zâhiri geliş seferi vardır. Bununla sayı 4 ve yine 13 olur… 

* *

* *

Ahmed Ve Hamd

→ (Ahmed) أَحمَد ki, حَمد (Hamd)’ın taşıyıcısı olur. 

(mim) م (ha) ح 

“Ahmed” (53), “Liva-ül Hamd” sanca-ğının taşıyıcısıdır. Ümmet-i Muhammed’ in bütün duâları da, bu hamd sancağının altında toplanmak içindir. İşte Terzi Ba-bam’ın zuhûrâtında ki “Şam” kapısından içeri girenlere bu hamd sancağının altın-da toplanma müjdesi veriliyor.

LİVA-ÜL HAMD

(dal) د (elif) ا 

 “Hamd”ı bütün mertebeleriyle taşıyan da “İnsân-ı Kâmil”dir. 

Zira Kûr’ân-ı Kerim “elhamdü lillâh’ir rabb’il âlemiyn” diyerek başlıyor. 

Bunun içinde (53), “İnsân-ı Kâmil”in özel şifre ve rumûzudur.[145]

* *

* *

Metin-Hamid-Veli Esmâ Bağlantıları (ع) Ayın: Görme, Gören, Görülen, (س) Sin: İnsân, üç seyirle üzerine aldığı üç nokta ile Şın (ش) harfine dönüşür. Bu da “Şen” yani Hakk’ın işi olmaktadır. Buraya ulaşan kişi Hakk’ın aleti olur. (س) “Sin” harfi sayısal değeri “60” (ش) Şın harfinin sayısal değeri “300”dür… 300/60= 5 dir. Yâni (س) Sin, (ش) Şın olduğunda 5 katı bir sayıya ulaşmıştır. (5) ise 5 Hazret mertebesi ve 5 vakit namazdır. Burada kılınan namaz kemâliyle olduğundan 5x10= 50 vakte ulaşan (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “salâtu dâimûn” üzere (عُبودَت) “ubûdet” mertebesinden bir namazdır.

(ق) Kaf: Kudret ve Kurre (Kararlılıktır), Gören insân kudretine ulaşan kişi de, daha sonraki çalışmaları ile oluşan “Aşk hali” ile hayatı (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Kurret’ül Ayn” olan ”Göz Nûru” (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salât-u Dâimûn” üzere bir hayata dönüşür. İşte bu kişi önce (مَتين) Metin olan güvenilir bir kişi daha sonra dost ve bu hâl üzere Cenâb-ı Hakk (c.c.) tarafından övülmüş bir kişiye dönüşmüş olur.

Şimdi (حَمِيد - وَلِي - مَتين) “Metin, Veli, Hamid” esmâlarının sıra sayılarını ve rakamsal toplamlarına toplamlarına bakmaya çalışalım. 

Nüzûl sıra sayısına göre;

(55+56+57)= 168

((6+8)-1)= (14-1)= 13 tür. Bilindiği gibi Hazreti Muhammed’in Şifre sayısıdır.

(68-1) “Nun Sûresinin” 1. âyeti ile bağlantılıdır…

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ {القلم/1}

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn.

68/1. “Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için”[146]

(المتين - الولي - الحميد) “El-Metin, El-Veli, El- Hamid” bunların sayısal değerlerini toplayacak olursak, Lâm’ı târifsiz; (500+46+62)= 608= (6+8)= 14

(68) Biraz önce bunun (سورة النور) “Nur Sûresi” bağlantısı olduğu ifâde edilmişti…

(14) Nûr-u Muhammedi ve bilindiği gibi her mertebeyi kapsamaktadır… Oluşan (0) ise kâb-ı kavseyn dâiresidir…

14 ün yanına alınırsa 140 yapar… Gayriyet ile 140.000 zulmâni ve nûrânî perdeyi oluşturur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh şiirinde; 

140.000 perde var derler, Birini görmem ey erler.

Diye bu hâli ifâde etmektedir. Zâten bunların hepsine perde olmuştur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhe, Efendi Babama, bakan nereden bakıyorsa o perdeyi görür.

Halk içre bir âyineyim herkes bakar bir an görür, Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yaman görür.[147] 

140” sayısının daha önce bünyesinde, “17” (سورة الإسراء) “İsr Sûresi”, “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi”, “70” (سورة المعارج) “Mearic sûre” sayılarının toplamı olduğunu söylenmişti. “1” ile “40” ayırırsak… “1” Ahadiyyet ve “40” ona ayna olan Hakikat-i Muhammediye ve 40 ders ile Seyri Sülûk olur… “1” yani harfsel ifâdesi (ا) “Elif” bilindiği gibi 12 zâhir, 1 bâtın noktadan oluşur… 40+13= 53 olur.

Bunun ne olduğu mâlûmdur. Hayret ki, hayret demekten başka elimizde olan bir şey yoktur.

(ال) “El” Lâm-ı târiflerini ile (المتين - الولي - الحميد) “El-Metin, El-Veli, El- Hamid” sayısal değerini toplarsak;

(531+77+93)= 701

(701) Sayısı derslerimizde genelde verilen (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah “, Kelime-i Tevhid sayısıdır. Bu sayı 700 veya 701 olabilir…

Bu Kelime-i Tevhid başta 101 âdet sonda 600 âdet olmak üzere çekilir, Tevhid derslerimize geçen sâlikin beş hazret mertebesinde Kelime-i Tevhid söyleyiş ifâdesi değişir.[148]

(600) ifadesi (خ) “Hı” harfi ile halkiyete işârettir. 12. Derse geçen kişi bunun “500” âdetini her mertebenin Kelime-i Tevhid ifâdesi ile Halk, Halkiyet (ل) lâm’ını ve (خ) “Hı”nın üzerinde benlik noktasını kaldırarak (ح) “Ha” yani Hakk ile hayat bulur ve Kelime-i Tevhid-i her mertebesini Hakîkati ile söyler…

(100) Burada kalan sayı kesrette vahdet ile “Esmâ-i İlâhiyyenin” tamamını kapsayan Allah’a işârettir. Çünkü bu mertebeye gelen harfi nidâsız (يا الله) Ya Allah der. Bununla “Esmâ-i İlâhiyye” sayısı 100 eder. “Allah, Rahmân, Rahîm” kaynak esmâlar olduğu için sıraya girmez. 100-3= 97 dir. Bu da 97. Sûre olan Kadir ve Kadir gecesidir. Bunun sabahı da 28. Mertebe olan, Hazreti Muhammed mertebesidir…

(500) Bunun ne olduğu daha önce açıklanmıştı. Bir yönü (ث) “Se” ile Sena/Sevb, Övgü/Elbise ma’nâlarına gelir. Kevser kelimesi içinde geçen “Muhakkak biz sana kevseri verdik”[149] ile ifâdesini bulan gönülden-gönüle gelen hayat suyudur. Bunun üzerinde ki üç nokta ile sayı “503” ulaşır. Bu sayının ma’nâsal ifâdesi (مُحَمّداً رَسُولُ اللهُ) Muhammeder Râsûlullah’tır. Ortadan sıfır alınınca yine bu sıfır (0) yine Kâb-ı kavseyn dâiresini oluşturur. Geriye kalan “53” ile Efendi Babamın yoldan gelen şifre sayısı ve (حمدا) “Ahmed” sayısal değeri oluşur. Bu ifâdeler (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah “, Kelime-i Tevhid’in içinde oluştuğun- dan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اَلّله مُحَمّداً رَسُولُ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlullah” ifâdesi oluşmuş olur. 

Bir diğer ifâdesi de (مَتين) “Metin” esmâsıydı. Bunun daha önce Efendi Babam-ın evlenmeden önce görmüş olduğu zuhûrâtta ki kılıç sarkacı olduğu ifâde edilmişti. (53) “Allah, Rahmân, Rahîm” (الولي) Veli esmâsı (أَحمَد) “Ahmed”in bünyesinde (حَمد) ”Hamd” olduğunu belirtmiştik… (مَتين) Metin bu esmâsının bir yönün Nusret Babam rahmetullahi âleyhe bağlı olduğu ifâde edilmişti, buradan da anlaşılacağı üzere yolumuzda ki tüm pirlere ve Hazreti Ali’ye kadar uzanan bir zincir oluşur. Bu altın zincirin-tesbiğin kaynağı imâmesi Rasûlu Zişân (s.a.v.) Efendimizdir. Bu zincir- tesbihin imâmesinin önünde-başında İlm’el yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yak’în tesbih taneleri olan (الّله - رحمن - رحيم) Rahîm, Rahmân, Allah tesbih taneleri vardır. Onun için sıraya girmezler. Bu tesbihi 33’e bölen (مَتين) “Metin” ve (حَمِيد) “Hamid” esmâları ayraçlarıdır. Bu şekilde sayı “95” düşer. Bu çok enteresan bir sayıdır.

“95” (سورة التين) “Tin sûresi” sayısal değerdir. İçinde geçen (تين) “İncir” ve (ذَيتون) “Zeytin” ile “Vahdette Kesret, Kesrette Vahdet” ile dünyâ hayatında ki Sıfât ve Zât tecellisine işârettir. 8 âyet olması yine “53” sayısını verir. 

(95) Kâ’be-i muazzamada ki göğe açılan “sitâre” Yıldız kapısının sayı numarasıdır. Bu yine “53”tür. 

(95) ters çevrilirse bu da “59”dur… “53”ün mekânı ve (نج) “NC” ile (نَجَف) “Necef” velâyet sancağının dalğalandığı mekândır.

Şimdi sormak lazımdır, (سورة التين) “Tin sûresinde” (أ سْفَلَ سَافِلِينَ) Esfele Sâfîlin denilen bu aşağıların aşağısı yere, İrfan ehli “Hazret-i Şehâdet” demekle haksız mıdırlar?

Bu arada yeri gelmişken oluşan bu hâdisede görülen, bu işin hakîkat yönü bu altın zincir-bilezikte ki sarkacın kılıç olanı (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اَلّلهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah“, “Kelime-i Tevhid”, Kâlb olanı da (حَمد) Hamd ile (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i Şeriftir.

Bunun zâhire dönük olan yönü zuhûrâtta gördüğüm iki erkek çocuk ve Efendi Babam-ın iki erkek çocuk ve (8) 

“Tevhid-i Ef’âl” remzi ile bunlar İsmâiliyet ve İshakiyettir. Biri ma’nâ olarak Hazreti Muhammed (s.a.v.) ulaşır bu kâlbtir. Bir diğeri “Zebih” olarak kûrb’an olur… Ama kimin kûrb’an olduğu belli olmadığı için her ikisi de kûrb’an kabul edilerek, her mertebenin kûrb’an hakîkatine ermesi sağlanır. 

(مَتين) Metin esmâsının bir (ال) “El” e ihtiyacı vardır. Burada oluşan sayı 500+31= 531 dir. Yukarıda bunun ifâdesi verilmişti. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i Şerif ve (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhameder Resûlüllah bunu yapamaz, her ikisi de rahmettir. Bunun için Lâ İlâhe İllâ Allah ve Biismi Allahü Ekber – Allahu-Ahad[150] ismine ihtiyâc vardır. (اللهُ) Allahu sayısal değeri okunuşu itibâriyle 73, (أَحَد) Ahad ise “13”tür.

(73+13)= 86 dır. Bunun ne olduğu daha önce açıklanmıştı… “86” (سورة الطارق) “Târık Sûresidir”.

(8+6)=14 (14) Nûr-u Muhammedi’dir. Burada şu hitâb gelir. (8) Tevhid-i Ef’’al ve (6) “6” yöndür.

وَالسَّمَاء وَالطَّارِقِ {الطارق/1}

Ves semâi vet târık.

86/1. “Andolsun o göğe ve Târık’a,” Gönül göğü ve bu göğü delip geçen yıldıza kasem yemin edilmektedir. Sesleniş mertebesidir.

İşte (8) ve Tevhidi Ef’âl ile,

فصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ {الكوثر/2}

 Fe salli li rabbike venhar. 

108/2. “Rabbin için namaz kıl ve kûrb’an kes” Âyeti hükmü ifâdesini bulur. Yalnız burada bu ilk ifâdedir. Kişinin ilk seyri ve “İbrâhîmiyet” “Tevhid-i Ef’âl” mertebesi ile oluşacak kûrb’an hâdisesidir. Bu kûrb’an bayram’ının birinci gününün ifâdesidir. 

“Îshakîyet” ile “Mûsevîyete” ulaşan kişi burada bir boğa keser. Bu kûrb’an bayram’ının ikinci günüdür. İkinci seyir de buraya ulaşılır.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ {الطارق/2}

Ve mâ edrâke mât târık.

86/2. “Târık nedir bildin mi?” Sorusuyla karşılaşılır. Araştırma yapılması istenmektedir… Duyuş mertebesidir.

“Mûsevîyyeten” “Îsevîyete” ulaşan sâlik burada bir deve keser bu Hacc’da, Mina’da olur… Hem şeytânını taşlayıp Müslüman eder. (Yukarıda ki 2 mertebe ile burada üçüncü mertebe tamam olur). 3 cemre ye taş atılmış olur. 

النَّجْمُ الثَّاقِبُ {الطارق/3}

En necmus sâkıb.

86/3. “O karanlığı delen yıldızdır(Necmi Sâkıb)” Dördüncü gün Kûrb’an yoktur, bu gün oluşan Celâl tecellisi ile sâlik kûrb’an olur ve etrafına rahmet olarak bu etten dağıtır. “Muhammediyyet”ten mertebesinden uzatılan bir el “Îseviyet” mertebesini yukarı çeker, Ma’nâ kanalından gelen “İsmâiliyette” “Muhammediyete” ulaşır. Rabbimiz “Kûr’ân da İsmâil’i an; çünkü o, vaadine sâdık bir peygamberdi.[151] İşte burada Rabb-i Hass denilen özel rabbe ulaşılır… Rabb-imiz şöyle buyurmaktadır. “Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın”[152] Kişinin denetleyicisi rabb-idir. Bu hale ulaşmış olan kişinin Rabb-i Hassı denetleyicisi olduğu gibi, Rabb’ul erbab olan Allah (c.c)’ta denetleyicisidir. Nefsi sıfâtlar, Hakk’ın Zâti ve Sübûti Sıfâtlar ile münkalib olup donanmıştır.[153] 

Bu işin hikmetini çok düşündüm, Mustafa Hilmi Safi Babam rahmetullâhi aleyh ve Hazmî Babam rahmetullâhi aleyh Nakşi yolunu bünyesinde bulunduran Zâtlar, fakîr de daha önce bulunduğu yerde hem kadiri, hem de Nakşilik vardı. Sâdıklıkta tasdiktir. Nakşilikte Ebûbekir Sıddıka bağlı olduğu için tasdik ve Fenâfillâh mertebesi halidir. Hazreti Ali velâyet yolu, Muhammediyet kanallıdır… İsteyen kabul eder, isteyen kabul etmez. Ama bu velâyet elini tutmaya ihtiyaç vardır. Tutmasa ne olur bir şey olmaz ama Muhammedi–Îsevi mertebesinden yukarı çıkamaz… 

Burada oluşan iki matematiksel ifâde vardır… 1 4’e ulaşır… 4 ise 3’ü yukarı çeker…

“14” “43” toplarsak, (14+43)= 57 bu (حَمِيد) Hamid esmâsının sayısal değeridir. Hamd, Ahmed, Muhammed ve Mahmud olur.

(5+7)= 12 bu da İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân ifâdesidir.

Oluşan 4 tane 12 ile (4x12)= 48 olur… Toplamı (4+8)= 12 yine 12 dir.

(48) Öncelikle daha önce verilen (12) Yusûf sûresi 4. Âyette geçen (كَوْكَبًا) “Kevkeb” olur. Görüldüğü gibi (12x4)= 48 bu sayı tasdik ve sağlama ifâdesidir. Bunun ifadesi “kayan yıldızlar”dır. İşte bu yol ile ebedi ama 10-13 yıllık olan zâhiri bağlantım ile bir hayli kayan yıldız gördüm… Efendi Babamın da yolumuz ile olan bağlantısı, bâtında ebedi olan 65 yıldır zâhiri beraberliğinde kayan yıldızları sorsak sayısını bilmez. Bazen gerektiği yerde genç kardeşlere “Ben bu yolu çok zor buldum, zor da olsa kaybetmek istemem, sizler kolay buldunuz, yani fazla aramadan kolayca ulaştınız kolay kaybetme- yin” diye kendilerine tavsiyede bulunurum. Cenâb-ı Hakk (c.c.) her birerlemize bu kapının, kıymetini nerede olduğumuzu anlamayı, idrâk etmeyi ve hakkını vermeyi nasip etsin. İnşeallah… İşte bu (كَوْكَبًا) “Kevkeb”lik işini nefsine kaptırıp kaydırmadan geçenler…

(48) “Fetih sûresi”nde ki Fetih ile müjdelenirler, Bu fetih “Gönül kâbesi” olan Efendi Babamızın gönlünün feth edilmesidir. Bîat hâdisesini anlatan,[154] 

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا {الفتح/10}

İnnellezîne yübayiuneke innemâ yübayiunellah yedullahi fevka eydîhim femen nekese fe innemâ yenküsü alâ nefsihî femen evfa bima ahede aleyhullahe feseyü’tihi ecran azîmâ 

48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” İşte anlatmak istediğimin tam karşılığı olan bir âyet daha ne desin ki, Efendi Babam bu işin başında ve her mertebe de yapılması gereken bu bîat töreni vakit azlığın- dan, bu işin sonunda yapılır der. Ama işin bir yönü de gerçek derviş bulmak zordur. Muhib çoktur ama gerçek derviş az bulunur. Yolun hakiki dervişi de Efendi Babam’dır. 

Bir gün Mevlânâ hazretlerine bir beldeden gelip başlarına geçecek bir Mürşid istemişler. Mevlânâ hazretleri hay hay iyi ki Mürid-Derviş istemediniz. Biz de Mürşid çoktur, ama Mürid-Derviş onu bulmak zordur. Mürid-Derviş ise pek yoktur, onu isteseydiniz. Ben gelmek zorunda kalacaktım demiş.

Bir kişinin gerçek derviş olabilmesi için (10) Fenâfillâh mertebesine ulaşması gereklidir. Bu sayı Kemâl sayı olan (عش) “Aşera”dır. Bazıları buna (اسنا عش) “İsnâ Aşera” “12” demişlerdir. Ramazan bayramı, Kûrb’an bayramı hakikat’lerini bünyesinde barındırır. Zâten bu “10” ve “12” sayılı derslere ulaşamadan birçok kişi derslere olan ilgisini kaybeder ve yoldan ayrılmış olur. Bu sayıya ulaşanlarda istisna hâdiseler hariç yolda daha çok kalıcıdırlar… İşte “4” mertebeli hilâfet ile biten ve daha önce açıklanan bunların içeriği ile sayı, (4x10)= 40 ders, (4x12)= 48 ile (48) Fetih ve hakîkatlerine ile Kûr’ban bayramı hakîkatlerine, 12 ve birde bâtini noktası olan (ا) “Elif” (13) ile, (13X4)= 52 ile (حَمد) Hamd ve hakîkatlerine bunun esmâ sıralaması olan “57” (حَميد) Hamid’e ulaşır. (حَمد) Hamd’ın başına her şeyin başı olan (ا) “Elif” gelince 5. Hazret mertebesi ile (أَحمَد) Ahmed yani “53” olur…[155] 

Âyette “Bîy’at” eden, “Rasûl”, “Allah”, ile üçlü oluşum vardır. Bunlar “Abdiyet”, “Risâlet”, “Ulûhiyet” mertebeleridir. Aynı zamanda kişinin seyrinde ki üç seyri belirtir. Hamid esmâsının sırası “57” idi… Bu üçlü oluşum, (57/3)=19 dur…

(19) İnsân-ı Kâmil’in ve Kûr’ân-ı Kerim’in şifre rakamıdır. Kûr’ân-ı Kerim’in şifre rakamı oluşu (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm” Besmele-i şerifin 19 harfli olması ve yazıda bu âyet ile başlamasından gelir. 

Şimdi günümüzde bu tatbikat Rasûlü Zişân (s.a.v.) Efendimiz aramızda olmadığına göre bu işi gerçek ma’nâda bu hakîkatleri bünyesinde toplamış gerçek bir İnsân-ı Kâmil – Kâmil İnsân olan “Rasûl’ün Rasûlü” yaptırabilir. 

Bu oluşum ile Abdiyet, Rasûl, Rasûl’un Rasûlu olan Kâmil İnsân ile mertebe 4 olur… “4” te bilindiği gibi İslâm’ın şifre sayısıdır. (Şeriat, Târîkat, Hakikat, Marifet)… Bu oluşumlar var mıymış? Yok muymuş? İsteyen istediği kadar yok desin, ben zâhir ehli şeriat ehliyim bunlar fasa fiso uydurma desin. Güneş balçıkla sıvanmaz kardeşim. Ben güneşim diye her yerde bas bas bağırır. Birde bu yazılanları bir zamanlar[156] Allah (c.c.)’ına Râsûl’üne, Kitâb’ına kadar şeriatçi ve selefi akidesine sahip biri yazıyor. Târîkata karşıydım ama sahtekârlığına, din kisvesi altında insânları soyup soğana çevirmesine, hassas ve temiz duygular ile oynamasına karşıydım. Bunu şimdi de kabul etmem, geçmişimde de kabul etmemişimdir. Ne zaman böyle gerçek ma’nâda yolun olduğunu buldum târîkate dâhil oldum, bu işin gerçek ma’nâda hakîkati ve marifeti olduğunu öğrendim soluğu Efendi Babam’ın yanında aldım. Cenâb-ı Hakk (c.c.) ebediyen ayırmasın… 

Cancağızım; Araya böyle şeyler giriyor kusuruma bakılmasın, amacımız kimseyi eleştirmek değildir. Genel geçer hâlimizi tesbit ve çok dolu olduğum için bunları paylaşıyorum.

Bugün bîat hâdisesinde “4” oluşum olduğundan bahsetmiştik… Şimdi bulduğumuz bu oluşum başına düşen (19) sayısını bu “4” ile çarparsak bakalım ne olacak, (19x4)= 76 güzel sayı, niye güzel sayı denirse (76.) sûre (سورة الانسان) “İnsân sûresidir”. İnsân sûretini anlatıyor. “7 Zât-i sıfâtı”, “6 sübûti sıfâtı” olduğunu anlatıyor. Ehlullâhın birisi “Korktular sana Allah demeye, döndüler İnsân dediler” diyor. Dördüncü Zât mertebesinde Allah (c.c.) yok ki[157], Burada “Bir bâtında doğan ikiz kardeş Kûr’ân ve İnsân” var[158]… Ümm’ül Kitab ve İnsânın oluşumu Â’maiyyetin bir yönü olan sadece bu ifâdeyi bulan daha fazlasını düşünmenin yasak olduğu “Mutlak Zât” var. Çok ayak kaydırıcı tehlikeli bir saha, iniyyetin, mutlak benliğin iki yönü, Ümm’ül Kitâb ve İnsân var.[159] Kur’ân-ın hakîkati ve İnsânın hakîkati var. Allah (c.c.) ismi ve Ulûhiyet burada bâtında, bir mertebe sonra Âyan-i sâbite programında ortaya çıkıyor… “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demişler.” Boşuna söylememişler, Cenâb-ı Hakk (c.c.) bile sivrisineği örnek göstermekten çekinmez…

Yalnız bu yazılan insânın hakîkat-i itibâriyledir. Lâ taayyün denilen mertebesidir. Hiçbir oluşumu yoktur, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın “Ben gizli bir hazineydim” dediği ilk bölümdür. Bu mertebenin altında varlık kokusu almamış âyan-i sabite ilmi hakîkatleri emr-i irâdi üzere bulunmaktadır. Zâhiri olarak Ef’âl âleminde kul olarak, Rabb-ı Hassı ile Esmâ âlemi ve üzerinde bulunan sıfâtlar ile sıfât âleminide bünyesinde bulundurmaktadır. Ef’âl âlemi itibariyle emr-i teklifiye muhâtabdır. Esmâ âlemi itibariyle, tüm esmâların Allah (c.c.)’ın esmâlarının olduğunu bilip nefsi istikâmetinde kullanmaması ve üzerinde birimsel olarak bulanan Hakk’ın Zât-i ve sübûti sıfâtlarını delâlet değil hakîkat istikâmetinde kullanması gereklidir. Buna mertebelere riâyet denir.[160] 

Buradan da anlaşılacağı üzere 2010 yılında fakîrin Efendi Babamın aynasından yansıyıp gördüğüm zuhuratta Em…nin iki erkek çocuğu olarak düşündüğüm çocukların marifet yönü de Yasin sûresi 82. Âyette ifadelenen

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {يس/82} 

(İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.)

36/82. “O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece «Ol!» demektir. O da hemen oluverir.” Yukarıdaki paragraftan da anlaşılacağı üzere bu iki çocuk, iki oluşum, “Emr-i İrâdî” ve “Emr-i Teklifi”dir. 

Şimdi bunları sırasıyla yazacak olursak, (1) Ef’âl - Şeriat mertebesinde bu iki sarkaç (iki çocuk) yani oluşum, İsmâiliyet - İshakiyet, (2) Esmâ - Târîkat mertebesinde bu iki sarkaç (iki çocuk) yani oluşum, (مَتِين) Metin ve (حَميد) Hamid esmâları, (3) Sıfât - Hakîkat mertebesinde bu iki sarkaç (iki çocuk) yani oluşum, Emr-i İrâdi ve Emri Teklifi, (4) Zât - Marifet mertebesinde bu iki sarkaç (iki çocuk) yani oluşum, Bir bâtında doğan ikiz kardeş, “Kûr’ân ve İnsân”dır…

(5) İnsân-ı Kâmil, Hakikat-i Muhammediye mertebe- sinde bu iki sarkaç (iki çocuk) yani oluşum, Ben gizli bir hazîne idim bilinmeyi (حب) “hub” ettim (sevdim) ile “Ahmed ve Muhabbet”tir… 

52. sıra, 76 yaşında vefâtı ile Nusret Babam rahmetullâhi aleyh neyi ifâde ediyor. Hakîkat-i nedir çok iyi düşünmek lâzımdır… Okuyanların anlayış ve idrâkine bırakıyorum… Yalnız şu bilinsin böyle bir sistem ve yol şu an dünyâ’da bulmak mümkün değildir. Bunu da rahatlıkla yazıyorum. Efendi Babam ile Tekirdağ’da yapmış olduğum görüşmenin birinde büro - dergâh olan binanın önünde Hüseyin Pehlivan caddesinde sormuş olduğum böyle bir yolu Türkiye’de bulmak mümkün mü? Diye sorduğumda;

Efendi Babam şöyle cevap verdi… Evlâdım böyle bir yolu Türkiye’de değil dünyâ’da bulmak mümkün değildir. Ben çok aradım ama bulamadım. Biz her yolun marifetini alırız ve bünyemize dâhil ederiz. Bizim yolumuzun sistemi bu demişti.[161] 

İşte bîat edilen Efendi Babam bu hakikatleri bünyesin- de toplamış olan bir ma’nâ eri ve recül’dür. Ayette yazdığı gibi isteyen bu ellerinin elinin üstünde ne olduğunu bilir ve ahdini sürdürür. Şözleşmesini yerine getirir ve büyük mükâfata nâil olur. İsteyende ahdini kendi aleyhine bozar, âyet öyle diyor. Herkes bu konuda hür ve serbesttir. Kimse bizim yolumuz da veya başka bir yolda mecbur kalacaksın diyemez. Çünkü mutlak bîat Resûlü Zişân (s.a.v) Efendimiz iledir. 

Kalana ne mükâfat vardır… Âyet ile sûre sayısını toplarsak, (48+10)= 58, (5) 5 Hazret Metebesi, (8) 8 Cennet (5+8)= 13 Hazreti Muhammed’in şifre rakamı, (58) (سورة المجادلة ) “Mücâdele Sûresidir. Bunun için bu yolda nefis ile cehd ve çok çalışma gereklidir.

(48+12)= 60 

(60) (س) “Sin” sayısal değeridir. İnsân olmak ile mükâfatlanır…

(48+13)= 61 

(61) (سورة الصف) “Saf Sûresidir”. Bu sûrede (أَحمَد) “Ahmed” müjdelenmiştir. Kendi bünyesinde Makam-ı Mahmud-u bulmak ve Ahmed olmak ile müjdelenir. Aynı zamanda (نَجدَت) “Necdet” isminde bulunan harflerin Türkçe sıra numara toplamıdır.[162] 

(71) 701 Arasındaki sıfır (0) yine Kâb-ı kavseyn dâiresini oluşturur.

(71) (سورة نوح) “Nûh Sûresinin” sayısal değeridir. Efendi Babam bilindiği gibi Necât’tır… 

Fâtiha (سورة الفاتحة) “Hamd Sûresinden” sonra, (سورة البقرة) “Bakara (Bak-ara) Sûresi”,

الم {البقرة/1}

2/1. “Elif, Lam, Mim” ile başlamaktadır…

(ا) Elif: Ahadiyyet, (ل) Lam: Ulûhiyyet, (م) Mim: Hakikat-i Muhammediye, (ا) Elif:1, (ل) Lâm: 30, (م) Mim: 40, (1+30+40)= 71, İnsân-ı Kâmil’in koordinatlarını veren sayı ve harfsel ifâdesidir. 

Cancağızım; Aslında burada yazılanların bir yönü Efendi Babam ile bağlantılı olduğu gibi bir yönü yol ile ve bu yolda bulunan kişiler ile alakalıdır. Sık sık tekrar edildiği gibi her birerlerimiz bireysel bir seyir sürdürüyor olsakda, genel olarak yolda “Necât Gemisi” içinde yolculuk yapmaktayız. Geminin kaptanı Efendi Babamız ve her birerlerimizin bu gemide görevi vardır. Askerde gemicilik yaptığım için bu konuya vakıfımdır. Evet kaptan gemiyi sevk ve idâre eder. Ama geminin diğer personeli olmazsa o gemi yerinden kalkamaz, her bir personele ihtiyâc vardır. Her birerlerimizin bu yazılan hakikatlerden hissedar olabilmemiz, ücretlerimizi alabilmemiz için görevimiz neyse canla başla yerine getirmeliyiz ki, “Necât Gemimiz” yerine hedefine ulaşabilsin. Gemi kalksın kalkmasın, arızalansın kaptanı o gemiyi terk etmez. Sonuçta gemi o’nundur. Onun için verilen görevleri zâhiri işlerimizi aksatmadan harfiyen yerine getirmeli, geminin sevk ve idâresini de kaptanına bırakmalıyız.

* *

* *

31-01-2018 Tarihli Zuhûrât Bunları yazdıktan sonra 31-01-2018 tarihinde bir zuhûrâtım oldu.

Bir gurupla yangın merdivenine benzeyen merdivenler- den Vâlide Atik’te bulunan, tamamlayamağıdım Üsküdar İmam Hatip lisesinin Toptaşı’nda bulunan binasına doğru ilerliyoruz. Bir gurupta okula giden normal merdivenlerden geliyor. Bizim çıktığımız merdivenler yolun yükseğinde kalıyor. Yeşil demir kapıyı açıp, aşağı inen merdivenlerden çıkarak okula giriyoruz. 30 yaşımdaki hâlimle bir şekilde okulu bitirip 12. Sınıfının Tevhid bölümünden me’zun olmuşum. Bir sahne önünde diploma töreni oluyor. Kızlı erkekli grup olarak yuvarlak bir masanın etrafına oturuyoruz. Yaşlı beyaz saçlı ve sakallı biri kırmızı halıya merdivenlere sırtını vermiş tersi-tersine emekleyerek, merdivenleri çıkıyor. 

Aslında açık olan ve yazılan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah, Kelime-i Tevhid ve (مِراج) Mi’rac hakîkatlerinin bir tasdiği olan zuhûrâtın ne anlama geldiğini merak edenler olabilir…

“Yangın merdiveni”; İbrâhîmiyet (8) ve 8. Cennet üzere yapılan mi’ractır. 8. Mertebe üzere yapılan (حَمد) “Hamd”dır.

Kapının demir olması; merdiven, Mi’racının üst mertebesi ile ulaşılan yer, yeşil ki tazelik ve teravettir. Mescid-i Nebevinin, Cennet bahçesi ile remz edilen kısmı da yeşildir. (سورة الحديد) 57. “Hadîd, Demir ve Sûresidir”… Hamd hakikatin muhabbet ateşi ile ulaştığı cennet kapısıdır. Merdivenden iniş ve yanımda bulunan kişiler, (حَمد) Hamd ile Hakk’a mi’racını yapan varlığımda ki halk’ımdır. İniş ise Ef’âl, Esmâ, Sıfât, Tecelileridir. 

Yandaki normal merdiven; (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid ve (حَمد) Hamd’ı diğer mertebeleri ile okuyup kendi esmâlarıyla ulaştıran kişilerdir. 

Valide Atik; Eski Anne, Eski Ümm ile âlemler ve Kâ’be-nin, Zât mertebesinde Hüviyyet yönüdür. 

İmam Hatibin Tevhid bölümünden 12. Sınıftan mezun olmak; (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhidin “12” ders ile me’zuniyetidir.

Yuvarlak masa; Seyr-i Sülük dairesi ve Kâb-ı Kavseyn dâiresidir. 

Yanımda oturan kişiler; Hanımlar nefis mertebeleri, beyler ise 5 hazret mertebesidir. 

Diploma; Bir eğitim sonucunda eğitimi alan kişiye, eğitimi veren kişi veya kurum tarafından verilen yeterlilik belgesi ve bunun çevreye duyurulması için yapılan sembolik törendir.

Dip-L-A’ma, Dip, Hakikat-i İlâhiyye deryâsının dibi, L-Lâm; Ulûhiyyet, A’ma; A’maiyyet hakîkatleri,

A’maiyet hakîkati olan ben gizli bir hazîne idim bilinmeyi hub ettim(sevdim) hakîkatine, Ulûhiyyet hakîkati içindeki âyan-i sâbite hakîkati ile ulaşıp, bu âlemlerin dibi olan okyonus deryâsında ki Hazret-i Şehâdet âlemine dönüştür. 

“Oma” da (هُ) “Hu” ve (ما)“Ma”, şey eşyâ vardır. Eşya’nın Hakîkati Nûr, Nûrun da Hakîkat-i Nefesi Rahmâni ile tenfis edilen (وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي) “Ve nefahtu fihi min rûhi” ile üflenen rûh ile içinde bulunan (هُ) “Hu” hakîkatidir. 

30 yaşımda olmam; yaptığım çalışmaların senesi kadar olan bir senedir.

Yaşlı adam; bu hâl de benim hâlimdir. Kırmızı halı (الله) Allah esmâsıdır. Sırtımı dayamam nefsimin bu esmâdan güç alıp buraya zarûrî ölümüm ile ulaşılacağı, ama irfâniyet eğitimim olmasa şeriat ve târîkat eğitimi ile bu esmânın hakîkatinden habersiz olarak emekleyerek sadece şeriat ve târîkat mertebesinden ulaşabileceğimdir. (Daha önceki geldiğim yolun esmâsı “Allah ve ilerleyen safhada nefesi habs ederek, sayı 21 e kadar ulaşana kadar yapılan, Neyf-i İsbat ile Kelime-i Tevhid”di.) Kimseyi eleştirecek hâlim yok ama bu bir tesbittir, bu işin hakîkati budur…

* *

* *

(مِنْكَو السّلامُ) Ve Min Kesselâm (مِنْكَو السّلامُ) Vemin Kesselâm” yakın bir zamanda, gördüğüm zuhûrâtın bir bölümü bununla alâkalıydı. 

Selâmsız da iki üniformalı kız öğrencinin Bab’ül Kâ’be kapısı adlı okulda imtihana girecekleri konuşmasını şâhid olup, daha sonra bu okulu araştırım diyerek oradan ayrılıyorum. 

(سَلَم) “Selâm”[163] bilindiği gibi Efendi Babam’ın kendisine ait olan “Rabbi Hass” özel esmâsıdır. Bu muhitte Celveti Şeylerinden Aziz Mahmud Hüdâi hazretlerinin hâlifesi olan Selâmi Âlî Efendinin tekkesi bulunduğu için Selâmi Ali Mahallesi ismi verilmiştir. Bağlarbaşı semtinden aşağı tekkesine inerken yukarıda bulunanlara “Selâm” verir tekkesinin yakınında bulunanlara “Selâm” vermezmiş. Etrafındakilerin dikkatini çeken bu hadise karşısında birisi efendim bu işin hikmeti nedir diye sorunca; benim gördüğümü sen de görsen “Selâm” vermezdin demiş. Meğerse burada bulunan kişilerin siretleri olan hayvan ahlâklarını sûretlenmiş hâlini bu kişilerde görürmüş. Olmuş mu? Onu bilemem, anlatılan hâdisatı bir yerden duymuştum. Ama olmayacak işte değildir. 

Bunun verdi konusu bize lazımdır… Zuhûrâtta gördüğüm, İmtihan (سورة الممتحنة) 60. “Mümtehine Sûresidir”. 60 sayısının, harfsel ifadesi (س) “Sin” harfidir. “Sin” de insân demektir. İşte iki rek’atlık zâhir ve bâtın namazı 7. Gün olan Cum’a günü itibari ile geldiğimiz bu dünya hayatından sağ ve sol ehline selâm vererek çıkarız. İster bunun farkında olalım, ister olmayalım. Bu dünya hayatına Zât-i hakikatler bünyesinde olarak her (اِنسان) “İnsân” gelmektedir. 

Bundan gafil olsun olmasın… İşte doğu halkı bunun gafletinde sadece sağa selâm verir, ister batı halkı ve inkâr edenler sol tarafa selâm verirler. İrfan ehli ise (س) “Sin” Olan “İnsân”ın hakikatini bilir ve her iki tarafa selâm verir. İşte ins, nâs, insân, “Sin” ile Hazreti Âdemiyet devresinden Hazreti Muhammediyet devresine kadar hangi devrede ve ma’nâda yaşıyorsa, (سَلَم) Selâm verip, bu hayat namazından çıktığı ve musallâ taşına gelip (فاتحة) Fâtiha hakikati üstünde zuhûra geldiği zaman, (مِنْكَو السّلامُ) “Vemin Kes-Selâm” bu dünya hayatına dönük olan (سَلَم) “Selâm” yönü kesilmiş olur. İşte bu işin sonu sağ ehli olmuş ise “İkram’ın Cemâl” yönü olur. Sol ehli olmuşsa bu “İkram Celâl” olur. İrfan ehli, Tevhid ehli olmuşsa bu kişi Zât cennetine dâhil olur. Cennete dâhil olana Rabb-inden selâm vardır. 

Bu Allah (c.c.)’tan değil, sadece kendi zannın da olan hayâlî kurgusu olan Rabb-in dendir. Zât cennetine nâil olanlar, bizâtihi hakiki Rablerini ve Allah (c.c.)’nü müşahâde edeceklerdir.

İmtihan ile ilgili oluşan müşahade; Hakk’ın Nusret isminin ma’nâsının yardımı ile bu imtihanın Cem’den sonra fark âleminde elektronik ortamda girilen, ehliyet teorik yazılı sınavı olduğu anlaşılmıştır. Bu kendi varlığının Fenafirresül hâlinde idâre etmenin ehliyet imtihanı diyebiliriz. 

* *

* *

Tekirdağ’a Efendi Babam’ın Yanına Geliş Tekirdağ’a 2010 senesinin Nisan ayında gitmiştim. Tekirdağ ve çevresini daha önce biliyordum. Yukarıda adını verdiğim, “İmâm Abdullâh Hoca”, Efendi Babamın oturduğu Yüzüncü Yıl sitesinin ana yol istikametin de tam karşısında kuş uçuşu yaklaşık 500 metrelik mesafede “Ebûbekir” camiinde 2000-2005 yıllarında görev yapmış. Buraya yakın bir mesafede oturmuştu. Zaman zaman burada kalmış ve bu câmiide namaz kılmıştım. Şimdi anlıyorum ki, Cenâb-ı Hakk (c.c.) Efendi Babamın ma’nevi havasını bizlere teneffüs ettirmiş. 

İşte bu hâl üzere, arabayla önce evinin bulunduğu bölgeye gittim. Gelen telefon üzerine merkezde bürosuna yakın bir yerde olduğunu söyledi. Yoldan kendisinin aldım ve yolda beklerken vakarlı duruşu[164] üzerinde ki parlak kahve kaban dikkatimi çekmişti. Bana gelenler, hediye bâbında seccâde, tesbih böyle şeyler isterler. Fakîre üşümesin diye verdiği kahverengi yeleği çıkarken al sende kalsın dedi, fakîrin, evde bunlardan çok var, buna ihtiyâcım yok demiştim. O zaman “ben verdim, ben de aldım” diyerek, Efendi Babam-ın yanından ayrılmıştım

* *

* *

Benim Efendim Sûltanımda bazı sırlar, Gözlerinde kenzî[165] parlar, Dizlerinde bizi sallar, Necmi[166] açar benim Efendim. 

Gülşen[167] açar sînesinde[168], Bülbül öter bahçesinde, Ayıp bunun neresinde, Kamer-i[169] açar benim Efendim. 

Gönlü Hakk'ın virânesi,[170] Celâl-i Zât'ın siryânisi,[171] Cemâl-i Vechi Hüsniyesi,[172] Şemsi[173] açar benim Efendim. 

Gelenleri ister nazı, Dünya ahret ister bazı, Sîne tûru ister razı, Hakk’ı açar benim Efendim, Fenâlıktan sakın denir, İyilikten bakın denir, Şâh damardan[174] yakîn denir, Yolu açar benim Efendim, Saray soğuk verir yelek, Derde devâ olur bilsek, Benim bana sevdâm dilek, İdrâk-ı açar benim Efendim. 

Sözlerini duy boğulma, Kesretini gör dağılma, Elmasını bul koğulma, Selâm-ı açar benim Efendim. 

23-04-2015 Regâib Kandili

* *

* *

Bir Kahvenin Kırk yıl Hatırı Var

Bu kitâbın başında yazılan zuhûrât ile anladım ki, “bir kahvenin kırk yıl hatırı var”, ifâdesi ile bu renk dersimizde 40 ders ve 40 ayaklı Mi’rac merdivenin rengiymiş. Yalnız onun giydiği kabanın kolları vardı. Fakîre verilenin kolu yok ve üstünde “Âlim bîat” markası yazmaktaydı. Burada ifâde edilmek istenen, evet âlimliğin var ama ellerini yani sağ ve sol el olan birbirine zıt görünen Cemâl ve Celâl olan “Esmâ-i İlâhiyyeleri” kullanman için el ele, el Hakk’a olan ma’nevi bîatını yapıp. Yapılacak olan ma’nâda “tek el” nakli operasyonu ile Âdemiyet ile öğrendiğin ve İbrâhîmiyet ile giyindiğin bu Esmâ-i İlâhiyyeleri, 40 dersini tamamlayıp, Muhammediyet ile kullanabileceğim, Efendi Babam tarafından anlatılmak istenmiş.

Cancağızım; Acizane bir tavsiyede bulunacağım, Efendi Babam ser verir sır vermez. Hiçbir şekilde de ağzından laf almakta mümkün değildir. Yolumuzda “Anladınsa ebsem ol” kaidesi hüküm sürer. Onun için ne duydunuz, ne gördünüz, ne müşâhade ettiniz, araştırmaktan çekinmeyin. Efendi Babam, Sûltan Mahmud’un sarayı olan gönlüne, kazma kürek delici malzeme bilumum edevâtı koymuştur. Ayaz’ın odasında ki, yani kendi gönlünüzde olan, altını bulmak için Ayaz’ın odasına girin. Eski elbise, seccâde ve yeleğini gördükten sonra, onun odasını yani gönlünü kazın. Orada bulacağınız altın değil, onun ma’nâsı olan aslında kendi ma’nânızdır.

Bundan sonra yazacaklarım, tarih sırasına göre yazamayacağım. Çünkü hâfızamda kalan verdi-kod-usu, veri kod-ları olan hâtıratlardır.

* *

* *

Burayı Sizden Sonra Kime Bırakacaksınız Efendi Babamın bürosuna ilk ziyârete gittiğimde, burayı sizden sonra kim’e bırakacaksınız diye sordum?

Efendi Babam, önce şöyle bir durdu, bana bu ne diyor gibi baktı, belli ki böyle bir soru fakîrden beklemiyordu. Şimdi düşününce ancak bu işi deli yapar diye düşünüyorum…

Efendi Babam – Kim var ki kim-e bırakayım, bırakacak kim-se de yok, zâten senin kim-seye de ihtiyâcın olmaz dedi… 

Bunu düşününce; zâten bu âlemde “Hakk” ve zuhûr ve tecellisi olan “Halk”tan başka kimse yoktur. Bizler emânetçiyiz. Neye, nasıl sahip çıkabiliriz. İfâde de “Kim” 4 kez tekrar edilmiştir… “Kim” Arapça (من) “Men” yani kimliğe işârettir. Buradan (مَنِييَت) “Men’iyyet” yani benliğe ulaşılır. 

Görüldüğü gibi irfân ehli bizim gibi edebsize[175] nasıl cevap vermiş. Tam dört tane (من) “kim” yani “kim-lik” oluşumu var. Hangi kim-i yani hangi beni, kim-e bırakaca- ğımı soruyorsun? 

1. Kim; Ef’âl mertebesi ile olan kimlikler, Hakk’ın Ef’âl mertebesi itibâri ile olan zuhûr mahalleridir. O zaman zâten ortada kendine hayâli kim’lik-benlik verip gezenler yoktur. Bu zuhûr mahallinde gördüğün (نَجدَت) “Necdet”i kime bırakacağım? Zâten onu bende arıyorum ama bulamıyorum demiştir. 

2. Kim; Esmâ mertebesi ile ben (وليالسلم) “Veliy’üs Selâm”ım, bu da bana ait olmayan Hakk’ın esmâlarıdır. Cenâb-ı Hakk (c.c.) bu esmâlar ile bana kimlik vermiş ve Veliy’ül Hamd ve Selim ve Sâlim olarak buradan gözükmektedir. Zâten üzerimde ince bir gömlek olan beden elbisesi kalmış. Bunlarda 40. Günüm de ve 52. Günüm de Hakk’a uçacaklar… (52) Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ve (حَمد)Hamd’in hakikat-i ile vuslat edeceğim, E! Bu da benim değil…

3.Kim; Kimse yok ki Hakikat/fenâfillâh itibâriyle zâten Hakk’tan başkası yok ki,[176] sen yok, ben, yok, o yok vs, kesret yok ki, hepimiz biriz. O zaman kim-i kim-e bırakayım kim-se yok ki, zâten ben rûhumu çoktan Hakk’a uçurdum… Üstümde bir gömlek gibi olan şu tenimden başka Azrail başka bir şey bulamayacak ki… (92+7)= 99 Esmâ’ül Hûsna-yı “Cem ettim” birimsel varlığımda (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı, Ulûhiyyet hakîkatlerine ulaştım. Ondan başka kimse göremiyorum ki, evlâdım…

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {الإخلاص/1} 

 Kul hu Vallahu ahad. 

112/1. “De ki; O Allah Tektir” Efendi Babamım, burada anlatmak istediği varlığında ve Hakk’ın varlığında bulunan “Vitr’iyyet” ve “Teklik” hakîkatidir. “Allah birdir, birleri sever”. Ve devâmında bunun açılımı olan âyet gelir… Tecellide Ahad önce, (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı sonra gelir.

4. Kim; Senin kimseye ihtiyacın olmaz… İşte daha önce ki merâtibleri idrâk ve fehm edersen, senin de benim gibi kimseye ihtiyacın olmaz. Zât-i kimlik olan (هُ - هو) Hu-Hüve bâtında kimliğin olur…

اللَّهُ الصَّمَدُ {الإخلاص/2}

Allah’us samed

112/2. “Allah, o eksiksiz, Samed'dir (Her şey O'na muhtâçtır.)” Allah’ın Es-Samed diye ifadesini bulan Es ve Samed de içinde bulunan 2 tane (ص) Sad vardır… 

Sad: Sıfât demektir. Burada oluşan Allah (c.c.) yani Ulûhiyyet bağlantısı olan (اص) “Es” ile sayısal değeri (ا) Elif: 1, (ص) Sad: 90, sayısal toplamı, 90+1= 91 dir. Tersten ise “19”dur… İnsân-ı Kâmil’in bâtıni yönüdür… Ulûhiyyet bağlantısı ile “7” Sübût-i Sıfâttır.

91 de 9+1=10 Kemâl sayıdır… “1” Ahadiyyete, (0) ise kâb-ı kavseny dâiresidir…

Samed: Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın Zât ismidir. Burada ki Sıfât, Zât’a işârettir. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın Zât-i Sıfâtları- dır… (أَحَد) Ahad ile olan Allah’ın tekliğini, Ulûhiyyetin sübûti sıfâtları ve Zât-i sıfâtları ile Zât-a yani 10. Mertebe olan Tevhid-i Sıfâtın, Tevhidi Zât-a bağlantısı oluşmuş olur. 

Onun için Zât-ta Sıfât, Sıfâtta Zât-tır demişlerdir. Tecelli de yine (أَحَد) Ahad’ın (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsından önce geldiği gibi (صَمَد) “Samed” Allah (c.c.) esmâsından önce gelir. Ve devâmında şu hitâb gelir.

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ {الإخلاص/3} 

Lem yelid ve lem yûled. 

112/3. “Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.”

وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ {الإخلاص/4} 

Ve lem yekun lehu kufuven ehad.

112/4. “O'na bir küfüv (denk) de olmadı!” Sırr ile bana içimden söylenir, Mısrıyâ ben doğmazam, ben ölmezem.[177] 

İşte buradaki sırr nedir, Necdet Babam’ın Ceddi olan Nusret Babamın ismi içinde bulunan “SR” sırr dır. “52” (سورة الطارق) “Tûr Sûresi” ile Nusret Babam rahmetullâhi aleyh bir bakıma Mısri’dir… Yani Mısır, Mûseviyet târîkat mertebesinin Muhammedi Mûsevîyet olarak, hakîkatini bünyesinde bulunan bir (صر) “Sır”dır.

İşte o zaman, bu zaman bu kimlik ile “Necdet Babam” irfân ehli olarak doğmamış doğrulmamıştır. (سورة يوسف) “Yusûf Sûresi” (53.) sûre olarak nüzûl olduğu için Necdet Babam-da Mısrî’dir… 

İşte İhlâs hakîkatleri içinde Nusret Babam rahmetullâhi aleyhe Vekil olduğu için, sırf kul ve safi kuldur. Tevhid-i Zât hakikatine göre Fenâ-i Zât-tır… Bu mertebeye göre hiçbir şeye ihtiyâcı yoktur. Bu mertebede ne doğum olur, ne de ölüm… Safi kul da (76) olan İnsân’ın hakîkatidir. Zât’a ne denk olabilir ki, ne eşi ne benzeri olan ma’nâsal (أَحَد) “Tek” tir. 

Aslında bu anlatımın devâmı vardır. Ama hitâb buraya kadar yapılmıştır. Bunun akabinde bir yıl sonra sorduğum soruda devâmı ve cevabı gelmiştir. 

(الإخلاص) El-İhlâs sayısal değerine bakılırsa, (ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30, (ا) Elif: 1, (خ) Hı: 600, (ل) Lâm: 30, (ا) Elif: 1, (ص) Sad: 90, (1+30+1+600+30+1+90)= 753 (7+5+3)= 15 

(15) Zâhir Bâtın, Hakikati Muhammedi’dir.

(53) Necdet Babamın yolumuzda sıra numarasıdır. “7” ise “7 sıfâtı sübûtiye” ve “7 nefis mertebesidir”. İki yedili Fâtiha sûresidir. (سورة الفاتحة) “Fâtiha sûresi” yolumuzda (12.) dersin sûresidir.

“753” sayısından Hazreti Muhammed’in şifre sayısı (13) sayısı çıkınca (753-13)= 740 tır. “740” sayısal değeri ise daha önce ki hesaplamalardan (نصرت) “Nusret” isminin sayısal değeri olduğu bilinmektedir. İhlâs’taki bir “Sır”ın bu olduğu ortaya çıkmaktadır. Son harfi (ص) Sad harfidir, bu Sıfât, Salât, Sır’ra vs… işârettir. 

İhlâs yolumuz da 11. Dersin sûresi olduğu düşünülürse ve (م) “Taayyün Mim” sayısal değeri “40” ile toplanılırsa, (40+11)= 51 dir. Bu sıra sayısı Hazmî Tura Hazretlerine aittir. (الإخلاص) El-İhlâs ta, (ال) El ve (ﻻ) Lâ ile iki yöne (ال) El vardır. “52” in “51” den el alması ve bu eli (أَحَد) Ahad’a eklenen (م) tahayyün mimi ile (أَحمَد) Ahmed “53” şifresine intikâl ettirmesidir.

İhlâs 112. sûredir ve “4” âyettir. (12+1)= 13 tür. 4=(1+3)=13 tür. 

İhlâs’ın durak harfler “4” tane (د) Dal harfidir. (4x4)=16 dır. (4 üssü 4) (4x4x4x4)=256 dır. 256 (نور) (200+6+50)= 256 Nûr sayısal değeridir. (2+5+6)= 13 tür.

(ن) Nun ve (ر) Re harfleri bilindiği gibi Nusret Baba ve Rahmîye Anne rahmetullâhi aleyhin baş harfleridir. Ortalarında olan (و) “Vav” harfi ise Veled-i Kâlbi ve Velâyet sırrı ile Veli olan Necdet Babama işârettir. 

 (16) sayısı “457” (نَجدَت) Necdet harflerin sayısal değerinin toplamını vermektir. 

(13 ve 3) sayısaları ile İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn, Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye’dir.

Oluşan “4” tane “13” sayısı ve (4x13)= 52 dir. (52+3)= 55 tir.

 (5+5)= 10 dur. 

- Ahadiyyet mertebesi, 

 (0) Hiçlik ve bir yönü hadîs bir yönü kadîm olan Kâb-ı Kavseyn dâiresidir.

(55) (مَتِين) Metin esmâsı sıra sayısıydı. Bu esmâ görüldüğü gibi 51,52 ve 53. Sıra sayılarına birbirine bağlamaktadır. Aynı zamanda (سورة الرحمن) “Rahmân Sûresi” sayısal değeridir. Bir başka açıdan toplarsak,[178] (13+13+13+13+13+13)= 78 dir. 

(78) (سورة الرحمن) “Rahmân Sûresinin” âyet sayısıdır. Bunlar nasıl oluşuyor diye düşünülürse, Efendi Babam yoldan gelen esmâsını verirken bir ipucu vermektedir. (الله رَحمَن رَحيم) Allah, Rahman, Rahim “53” (وَلي) Veli esmâsı demektedir. (وَلي) Veli 56. Sıradadır. (54) de tekabül eden kaynak esmâ Allah, (55) tekabül eden kaynak esmâ Rahmân ve (56) ya tekabül eden kaynak esmâ ise Rahîm esmâsıdır. 

(78+14)= 92 dir. 92 sayısıdan Hakikat-i Muhammed-i sayısı olan “40” sayısı çıkarılırsa, (92-40)= 52 dir. (52) sayısının Nusret Baba rahmetullâhi aleyhin sayısal bağlantısı ve (حَمد) Hamd bağlantısı daha önce verilmişti. Bu bağlantılar ile hayrette kalmamak mümkün değildir. Efendi Babamın her zaman söylediği gibi asıl kerâmet, “İlm-i Kerâmet” tir. Bu da Kûr’ân-ı Sâmit ve Kûr’ân-ı Natık’ın yönlerini araştırmakla âşikâr olmakta ve Hakk’ın ilminde muhakkak açılmış olan da, açık olan, açılmaktadır.

* *

* *

O Benim Canımın Cananıdır

Bakışları hayret uyandırır,
Nazarları deryâlar aştırır,
Âşıkı Hakk ile tanıştırır,
O Benim Canımın Cânânıdır.

O kim diye arayıp sorarsan,
Durmadan Rabb-i ne yalvarırsan,
Kervanın yoluna koyulursan,
Ma’şûkum Canımın Cananıdır.

Bana dedi o güzel gün yavrum,
Hayâllerimi yaktı kavruldum,
Salâh-ı, Necât-ı buldu Rûhum,
Kandilim Canımın Cânânıdır.

Nakışı Cemâl-i İlâhidir,
Yaptığı işleri ba kemâlidir,
Peteği marifet-i ilhamidir,
Nakkaşım Canımın Cânânıdır.

Fusûs’tan okur hikmeti özel,
Mesnevî’den  haberi verir güzel,
Sen bunları sakın sanma gazel,
Efendim Canımın Cânânıdır.

Bazen kızdırmışım cânânımı,
Bürününce kaynatmış kazanımı, Ölür mü? vericekmiş makamını,
Hakk dostum Canımın Cânânıdır.

 

Hakk’la bâkiler hiç ölürler mi?
Hayy olanlara sual olur mu?
Kâmil aranmakla bulunur mu?
Kâmilim Canımın Cânânıdır.

Deryâdan çıkar çokça inciler,
Cümle canlar olur birinciler,
Kûr’ân-ı Mecidi hatmediciler,
Hu zâtım Canımın Cânânıdır.

Yandım şemine oldum pervâne,
Mâsivâ yok oldu, gönül virâne, Âh çektirir, dervişi zamâne,
Ahmedim Canımın Cânânıdır.

Durmazam dönerim Allah deyu,
Vardım huzûruna edep deyu,
Akıl koymadı başta hâl deyu,
Mi’racım Canımın Cânânıdır..

Vardım öptüm lâtîften elini,
Gördüm O'nun güzel Cemâlini,
Verdi bana Hakk'ın hayâlini,
Hakîkat Canımın Cânânıdır.

Durmadan uyandırır kâlbimi,
Dedi; bil kendinin kıymetini,
Buldum âlemlerin sahibini,
Kıymetlim Canımın Cânânıdır.

Vardım bugün O güzel huzûra,
Dedi ki; hazır oldun zuhûra,
Hakkının karşılığı yoktûr'a!
El Fâtiha Canımın Cânânıdır.
 14-12-2012
 

* *

* *

Sizden Sonra Kiminle Devâm Edeyim Efendi Babamın bürosuna ikinci ziyârette gittiğimde, yekten biraz da edepsizce, belki yaşından ötürü, Efendim sizden sonra kiminle devâm edeyim diye sormuştum.

Efendi Babam bu deli gene ne diyor der gibi, biraz durduktan sonra, biz öldük mü? Senin kimseye ihtiyâcın olmaz sana ihtiyâcı olanlar olur demişti.

Açıkçası bu soruları niye böyle bir insâna sordum, densizlik ettim diye epey üzüldüm. Hakîkatte bu iş, Efendi Babam-ın hakîkatinden geliyor. 

Ama benim nefsimden çıktığı için suç, onun da kaynağı Hakikat-i Muhammedi kaynaklı olduğu için herhangi bir sorumluluğu yok. Zâten benim de hayâl ve vehim yönüm o zamanlar üzerimde fazla olduğu için gelen hakîkatleri değiştirerek dalgalı yansıtıyorlardı. “Anladıysan ebsem ol” diye Nusret Babam rahmetullâhi aleyh boşuna söylememiş. 

İşte burada eksik kimlik sorusu gelmiş… Bu da 5. Hazret mertebesi ve (ا) Elif’in bâtın noktası ile oluşan kimlik… 

İşte efendi Babam bu Tevhid-i Zât hakîkati olan Marifet/bekābillâh hakikatin’in sûresi olan (الإخلاص) “El-İhlâs” hakîkatini çalışır ve benim gibi ma’nâsal (أَحَد) “Tek”liği bünyende bulup Vitr’iyyeti idrâk ettikten sonra, âlemde bulunan Hakikat-i Muhammediyi de fikren ve zevken bünyende idrâk edersen,[179] “Ferd’iyyet” denilen 28. Mertebeyi idrâken ve fikren anlamış olursun. 

Yatsı namazı vakti; Efendimiz “Rabb-inin adıyla oku” hakîkatini Yatsı namazı ile Elif 12 bâtini, 1 zâhiri noktadan oluşur…

(27+12)= (39) Bu Esmâ tecellisidir. (97) Kadir gecesi denilen (96) (سورة العلق) “Alak Sûresi”nin ilk 5 âyetinin inmesi ile ilk bölümünü yaşamıştır. (ا) Elif 12 zâhiri, bir bâtini noktadan oluşur…

Gece kılınan (وتر) “Vitr” Teklik namazı ile (39+1)= 40 bakın bu ifâde edilebilmek için bu eşitlik verilmektedir… Aslında oluşan “39-1” dir. Buda 13 tür… 1 kaynak sayıdır. 1 başa alındındın mı? (مِراج) Mirâc ile oluşan (أَحمَد) Ahmed (53) oluşumu, 139 yani Muhammed olur… Muhammed isminin ikinci (م) Mimi olan Hazreti Muhammed mertebesi oluşur. Tek sayılar üç ile başlar… Bu oluşum ile Âlem bazında Ef’âl tecellisi oluşmuş. 40 rek’at namaz tamam olmuş… Ve (97) Kadir gecesi ve (سَلَم) “Selâm” ve (وتر) “Vitr” de ki (أَحَد) “Tek” Allahu Ekber, (اللهُ أَحَد) “Allahu Ahad” ile karşılığı olmayan Tekbir ifâde edilmiş olur. 

Bunun sabahı bayram yani Ramazan bayramıdır. Efendi Babam Biz öldük mü? Derken biz öldük, Hakk ile Bâki olduk, hakîkatini ifâde etmiştir. Sende ölürsen, Fenâfillâh ve Bekābillâh hakîkatlerine ulaşırsın. Fâtiha hakîkati ve Rabb-i Hass hakîkati sende açılır demek istemiş. Burada ehline mâlûm olan başka hakîkatler vardır. 

5. Kimlik; Sizden sonra “Kim”lik sizin sonranız yani 5. Hazret mertebesi ile bünyenizde bulunan (هُ) “Hu” dur. Ve bunun Vahidiyyete - Ulûhiyyete dönük olan yönü Hüve’dir..

6. Kimlik; Biz öldük mü? Benden sonra kimseye ihtiyacın olmaz… 3. Mertebe olan, Nefsi Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik seyirleri olan Mi’râc’ın uruc bölümünü tamamlayıp, bu üç seyir ile “Nefsini bilen rabb-ini bilir, Mûcidine karşı tam bir fakr ve ihtiyâç içinde olursan, ölmeden önce ölürsen. Bundan sonra oluşacak tecelli ile Rabb-i Hass’ın Cenâb-ı Hakk tarafından verilir. Gerçek kimliğin olan Özel esmân sana verilir. 

 Ve bâtının da bulunan kimlikler senden yardım almaya gelirler, diye Efendi Babam tarafından anlatılmak istenmiştir.

Şimdi yeri gelmişken daha önceden yazmış olduğum, Hâlit dede yazısı[180], bu hakikatler ile son günlerde mail ile oluşan karşılıklı bir yazışmayı buraya almam okuyanlar için faydalı olur düşüncesindeyim.

* *

* *

Hâlit Dede Aleyküm selâm Muratçığım, hamdolsun bizler iyiyiz. Nüket Annen de hergün biraz daha iyiye gidiyor, hamdolsun. Tecelli yaşantılarının yoluna girdiğine sevin- dim. İnşeallah diğer zâhiri işler de yoluna girer, aslında her şey yolundadır da bize değilmiş gibi gelir, biraz sabır gerekir. Yazın güzel olmuş ellerine diline gönlüne sağlık. 

Serpil kızımıza bende selâm ederim sözleri çok güzel olmuş sağ olsun. Gerçi daha henüz zâhiren görüşemedik ama "zâhirde bâtınen,"  "bâtında zâhiren," kendi lisânıyle gönül evlâdımız olmuş, Cenâb-ı Hakk hakkında hayırlı eyler inşeallah.  Eğer dilerse ve kendini daha hazır hissettiğinde başka mânisi de yoksa derslerini de veririz İnşeallah.  Uygun olduğun bir günde beklerim birkaç gün önceden haber verirsen daha iyi olur. İnşeallah.

Almanyadan şöyle bir mail geldi. Er… me... Erenköylü Nakşi bendi şeyhi Seyyid Hikmet efendiden 11 yıldır dersli imiş. Epey sorunları varmış onları bildiriyordu. Hikmet efendiyi tanıyor musun? diye soracaktım.[181] Cenâb-ı Hakk (c.c.) her türlü işlerinde kolaylıklar versin ailevi huzurunuzu da dâim etsin. Ve iznini de verimli kullanmanı niyaz ediyorum. Hayırlı günlerin olsun herkese selâmlar Serpil kızımıza da selâm ederiz ismi gibi inşeallah gönül âleminde de serpilip gelişir. Hoşça kal Efendi Baban.

Nüket Anne daha iyidirler inşallah... Cenâb-ı Allah (c.c.)'ın Şâfi isminden, Şâfi muâmelesini niyaz ederiz...

Serpilin de selâmı var. Efendi Babama selam söyle dedi... Bildiğiniz üzere işler bir hayli yolunda… Şükrünüz den aciziz. Üzerimizde ki hâl de sükûn buldu. Bu hafta izne çıktık. Bugün doktor ve yarın da iki gün için Bursa'ya geçiceğiz. Perşembe Tahlil sonucu alınacağı için ilerleyen haftalar da bir Pazartesi ziyâretinize geliriz. İnşeallah.

Not: Dosya ektetir...[182]Selâm ve Muhabbetle ellerinizden öperiz.

Murat ve Serpil 07-02-2011 günü, Serpilin 3 hafta önce meydana gelen rahatsızlığının kontrolü için Paşabahçe Devlet Hastanesine[183] giderler. Nöroloji servisine Saat 10:03 (32) nolu hasta olarak beklemeye başlarlar. Bu arada çocuklar koşuşturmakta camdan güneşin vurmasıyla tozların yoğun bir şekil de havada uçuştuğu görülmekteydi. Serpil Hastanenin çok kalabalık olduğunu ve bunun kendisini rahatsız ettiğini söyler. Murat, Terzi Babanın Hacca gittiği zaman Allah’ım bu kadar insânı niye buraya topladın bu kalabalık neden dir? Dediği zaman, zuhûrlarımın çokluğudur diye cevap aldığını bu kalabalığın, zuhûrların çokluğu ve her bir bireyin bir şen’iyyet olduğunu söyler. 

Bu ara kapıdan birileri içeri yönelir. Yaşlı hastamız var, 96 yaşında taşımak için araba yok mu? Görevli kim diye sorular sorarlar. Güvenlikçiler, acilden bir araba isterler. Araba gelince dedeyi içeri alırlar ve Nöroloji bankosuna yönelirler. Barkod için sıraya girdiklerinde Murat burada beklemenize gerek yok, yaşlı hastamız var diye numara- nızı alın diye uyarır. Diğer bekleyen de saati göstererek zâten saat 10:13 randevu saatimiz 10:15 iki dakikamız var. Murat bizim randevu saatimiz daha önce fakat daha birkaç kişi var. Bankoda numarası ve ismi de yanmıştır dedenin (35) numara Hâlit Kılıç diye… Siz doktora söyleyin der. Dede arabanın içinde bir hayli hasta ve bitkin gözükmektedir. Gözleri de görmemektedir. Genç olan arabanın başında durana Amca, O da Dedeye, Baba diye hitâb ediyordu. Dede, oğul ve torun olarak gelmişlerdir. Bu ara da içeri girerler ve ilaç yazdırıp çıkarlar. Sıra geldiği zaman Cengiz Beye kontrole girerler. Daha önce söylediği üzere birkaç tetkik daha ister. Serpil ve Murat hastaneden çıkıp Burunbahçe’ye belediye tesislerine giderler. Yiyecek birkaç bir şey aldıktan sonra deniz kenarına otururlar. Bir yandan yiyeceklerini yerken boğazı seyre koyulurlar. İnsanlar martılara simit atmaktadırlar. Yaşlı bir balıkçı kayığından sallamış olduğu oltasını ağır ağır çeker ve balıklarını kayığına alır. Birkaç gün öncesinin soğuğu gitmiş deniz süt liman olmuştur. 

Dönüşte alışveriş merkezine uğrarlar Serpil indirimden kıyafet alır. Eve dönerler. Öğle namazından sonra Murat bugünkü hâdiseleri yazmak için bilgisayarını açar. Serpil yanına gelir. Günlük olağan ev haliyle birbiriyle konuşurlarken Serpil, Murat’a bak seni Babama söyle-rim. Murat şaşırır. Hangi baban der. Çünkü Babasından başka kimseye Baba dememektedir. Serpil Biyolojik Babam öbür tarafta olduğuna göre ona değil herhalde, Terzi Babaya söylerim. Babam vefat etti. Her ne kadar Terzi Babayı görmediysem de Baba olarak biliyor ve kabul ediyorum der.

Müşâhadesi;

Gün olarak (7+2+2+1+1)=13 Hakikat’ul Ahadiyet’ul Ahmediyye, Randevu saatleri de, 

10:03=13 

10:13=14 ve 13 Hakikat’ul Ahadiyet’ul Ahmediyye, Nûr-u Muhammediyye, (خالد) Hâlit ismi, Hâlid isminde Türkçeleştirilmiştir. Sözlükte ismin ma’nâsı sonsuz ebedi olarak geçmekte… 

Arapçası; 

(خ) Ha, (ا) Elif, (ل) Lam ve (د) Dal (600+1+30+4)=(635) (6+3+5) 14 Nûr-u Muhammediyye, (35) ise tersten 53 ile Efendi Babam’ın şifresidir.

(35+6)= 41 

(41) Mescid-i Nebevi de, Cennet’ül Bâki kapısının numarasıdır. Bu bağlantılardan, “Hâlidina fiha ebeda” Orada ebedi ve devâmlı kalacaklar ifâdesi aşağıdaki sıra ile Kûr’ân-ı Kerim’de yer almıştır. 4 âyet olmak üzere, “Şeriat/zâhir, Târîkat/ bâtın, Hakikat/fenâfillâh, Marifet/bekābillâh” mertebesinden ma’nâlandığını anlamak zor olmayacaktır. Kûr’ân’ı Kerim’in yazılış tertibi üzerine âyetlere bakarsak; 

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَّهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلاًّ ظَلِيلاً {النساء/57} 

Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti se nudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun, ve nudhıluhum zıllen zalîlâ.

4/57. “İman edip iyi işler yapan mü’minlere gelince, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız, onlar içlerinde ebedi kalmak üzere. Orada kendilerine gayet temiz zevceler var. Hem de onları gölgelendiren bir gölgeye koyacağız.” Âyetin başında verilen imân ifâdesi, zevc-eş-nefis ve sonda verilen zil-gölge ifâdesi ile cennet yaşamı yâni Târîkat/esmâ mertebesi yaşamının cennetinde kalınacak ebedilikten bahsedilmektedir. (سورة النساء) “Nisâ-Kadınlar Sûresi” içinde geçmesi de bunun desteklemektedir. Tenzih/esmâ mertebesinde devâmlı bir kalıştan bahsedilmektedir. Bu dünya hayatında gelinen mertebe yani düşünce yaşantı ne ise, âhirette ebedi kalınacak mertebede O olacaktır. Âyet sayısal değeri görüldüğü gibi (457)’dir. Bu sayı da bilindiği gibi (نَجدَت) Necdet isminin değeridir. Kendisinin niye erkek terzisi değil de hanım terzisi olduğunu merak ediyordum. Bir yönü nefis elbisesi dikmesi, bir yönü de bu âyetin sayısal değeri olsa gerektir. Bu mertebenin hakîkat-i ise Tevhid-i Esmâ Cennetidir.[184]

قَالَ اللّهُ هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {المائدة/119}

Kâlellâhu hâzâ yevmu yenfeus sâdikîne sıdkuhum, lehum cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), radiyallâhu anhum ve radû anhu, zâlikel fevzul azîm.

5/119. “Allah buyurur ki: «İşte bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan. İşte o büyük kurtuluş budur.” Bu âyet Zât ismi Allah (c.c.)’ın buyurması ile başlamaktadır. “Sıfât/fenâfillâh” mertebesi kaynaklıdır. İçinde bulunan Sâdık ve sıdk tasdik makamının ifadesidir. Sonda geçen Fevz (Bir şeyden, bir yerden kurtulma, felâh, halâs, necât, selâmet) ma’nâlarına gelmektedir. Bu ismin anlamlarından olan Necât, Necdet’in bâtında ki adı, Selâmet-Selâm ise Rabb-i Hassı’dır. “Mâide sûresinde” olması da Hakikat/fenâfillâh mertebesi kaynaklı olduğunundan bunun hakîkat-ı Tevhid-i Sıfât Cennetinde ebedi kalınacağıdır.

خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَّا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا {الأحزاب/65}

Hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ).

33/65. “(Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı.” Bu âyette “Şeriat/zâhir” mertebesi kaynaklıdır. Bu veli-dost ve yardım-burada yanlız zahir dünya yaşantısında bulunması gereklidir. Hakikat ve Marifet ehli Ârif, Ârifibillah, Kâmil İnsân olan Veli-Dost halkın velisi değilde, Hakk’ın velisi bu dünya hayatında yardımcı olarak bulunabilirse kişiyi dört unsur denilen toprak, su, ateş ve hava olan dünya bağlarından kurtarır. Önce (Torpak-Hikmet, Su-Hayat, Ateş-Azamet, Hava-Kuvvet) yönlerini ortaya çıkarıp gök ehli yani zât ehli yapar. Genel ma’nâda kişinin bu hâlden çıkabilmesi için kendisine yardım edecek Hakk dostu bir Veli bulması gerekli olduğudur. 

Husûsi ve indi ma’nâda sadece bizi ilgilendiren kısmı ise; Hamd olsun ki, Efendi Babamın yoldan gelen esmâsı “Allah, Rahmân, Rahîm” (ولي) “Veli” esmâsıdır. (نصر) “Nasr” yoldan gelen yardım da Nusret Babamızdır.

إِلَّا بَلَاغًا مِّنَ اللَّهِ وَرِسَالَاتِهِ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا {الجن/23}

İllâ belâgan minallâhi risâlâtihî ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâra cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ.

72/23. “Ancak Allah'tan ve elçilik görevlerinden bir tebliğ yapabilirim. Her kim de Allah'a ve Rasûlüne isyan ederse, muhakkak ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.” Âyet anlaşılacağı üzere Allah (c.c.)’tan verilen risâlet ve elçilik üzere Marifet/bekābillâh mertebesi ile alâkalıdır, Tevhid-i Zât cenneti ve içinde bulunan İnsân-ı Kâmil cenneti ile ilgili bölümdür. Âyetin ilk bölümünde Ulûhiyyet-Risâlet-Abdiyet mertebesinin oluşumları vardır. Öncelikle genel ma’nâda “men-kim” lik bulup zâhir âleme gelen esmâ sûretleri emri teklifi üzere “Abdiyet” mertebesinin yerine getirmeyip, Hazreti Muhammed (s.a.v.) ve Allah (c.c.)’a asi olursa bu dünyâ hayatı ve âhiret hayatında ebedi cehennemde kalacaktır.

Bireysel ma’nâda; kişi kendinde bulunan abd hakîkati ile “men” kimlik hakikatini idrâk edip risâlet ve Ulûhiyyet mertebesine ulaşamazsa ebedi bunun pişmanlığı içinde olacağıdır.

Özel ma’nâda ise; Hakîkat/Marifet yolunu bulmuş sâlikin yaptığı bîat Allah (c.c.)’a resûle ve rasûlün râsûlü olan Mürşid’dir. İşte kim bu zât-i ilim sofrasından yerse ve buna karşı inkârcı ve asi olursa, ebedi pişman olacaktır. Çalışmanın baş taraflarında bahsedilen İ. ve “Değmez” dosyalarında bahsedilen kişiler bu kategoriye dâhil olan kişilerdir. Allah (c.c.) bu hale düşmekten her birerlerimizi hıfz eylesin. İnşeallah…[185] 

Tükçesi;

(خ) Ha, (ا) Elif, (ل) Lâm, (ت) Te (600+30+400)= 1031= 131 = 13 =5 

131 (سَلَم) Selâm esmâsının sayısal değeri, 13 Hakîkat’ul Ahadiyet’ul Ahmediyye ve 5 ise Hazret mertebeleridir.

Sayısal değerlerden de anlaşıldığı üzere müşâhade de oluşan bağlantılar. Efendi Babamın 53 şifre sayısı ile Rabb-i Hassı ile altı yönden gelen (سَلَم) Selâm ile Hakîkat’ul Ahadiyet’ul Ahmediyye, Nûr-u Muhammediyye mertebelerinin müşâhadesi oluşmuştur. 

Hâlid ve Hâlit isimlerinin harfleri, (خ) Ha, Hakîkatın Halk’a dönük olan yönünün mertebesini, (ا) Elif, Ahadiyyet ve A’maiyyet mertebesini, (ل) Lâm, Ulûhiyyet Mertebesini (د) (ت) Dal ve Te = Delili İlâhiyye ve Tevhid Mertebeleri, Doktor Cen-giz’in, (ج) “Cim” ve (ن) “Nun” harfleri ve Hâlit dedenin ismi sıra numarası “35” tersten “53” olan (أَحمَد) Ahmed ismini vermektedir ki bu ismin farklı farklı yansıma ve zuhûrlarıdır. (سَلَم) Selâm ismi ise Mürşid’den ve Hakîkatinden yansıyandır. 

Dedenin üç zuhûru ile gelmesi İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn ve Hakk’al Yakîn mertebelerinin zuhûr etmesidir. Dedenin Â’ma olması, A’maiyyet hakîkatlerine delâlet etmektedir. Mûsâ aleyhisselâma Cenâb-ı Allah (c.c.)’ın bir ihtiyar şeklinde gitmesi ve hastalarda bulunduğunu bildirmesi, Allah (c.c.) dededen zuhûr ettiğinin bir başka türlü bildirilmesidir.

Yaşının 96 olması 9 ile Mûsevîyyet mertebesi ve bu yönüyle (لَن تَراني) Len Terâni bu mertebede sen beni henüz göremezsin 6 ile imânı hakîkatleri ve bu sayede bir yakınlık kesbederek. Toplamda 15 ile zâhir ve bâtın Hakîkati Muhammediyye mertebeleridir.

Murat, Burun bahçede deniz kenarında Zât-ı Ahadiyyet denizinin hakîkatlerini görmüştür. Bir yönü İnsân bir yönü Martı olmuş. Rezzak ile Merzuk buluşmuş. 

Martı da, (م) Mim; Hakîkati Muhammediye (ر) Re; Rahmâniyyet, Rubûbiyyet, (ت) Te; Tevhid Hakîkatlerini idrâk ederek. 

Murat; yaşlı balıkçıda boğazın (leb-i deryâdan çıkan) Zât-i hakîkatleri yakalayarak (idrâk ederek). Ferd’iyette ki benlik teknesine almıştır.[186] İstavritte, (ا) Elif ile A’ma’iyyet, Ahadiyyet, Ulûhiyyet hakikatlerini, (س) “Sin” ile İnsânlık - İnsân-ı Kâmil’in hakîkatlerini, birinci (ت) “Te” ile Tevhid hakîkatlerinin bâtını yönünü ve ile Vahidiyyet ve Vâridât-i İlâhiye hakikatlerini, (ر) “Re” ile Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet hakîkatlerini ve ikinci (ت) “Te” ile Tevhid hakîkatlerini “Hazreti Şehâdet” mertebesin- de zâhiri olarak müşahâde etmiştir.

Eve döndüklerinde Serpil, Cengiz beye kontole gitti ise de, Hakîkatte “Hâzık Tabib” olan Mürşid-i Kâmil’e gitmiştir. Bu nereden çıktı denecek olursa 35 sayıları 53’ün tersten okunuşu (أَحَد) Ahmed isminin rakamı ve Terzi Babanın şifre sayısıdır. Bu hakîkatı Serpil, Terzi Babamı Babam diyerek dile getirmiştir.

Cenâb-ı Pir Hazreti Mevlânâ Efendimiz dahi kendi ma’nevi zât-i saltanatlarını açıklarken şöyle buyururlar. Beyit:

Ben taht’tan tabuta giden şah değilim. Benim saltanatı zâtiyemin berâtında “Hâlidina ebeden” yazılıdır! 

Şükründen aciziz… 

07-02-2011

Üsküdar-İSTANBUL

* *

* *

Fâtiha'nın Şifâ Olması Ve Düşündürdükleri Hayırlı günler Kıymetli Hocam;

Zuhûrâtlara cevap verdiğinizde her zaman sevinç hissediyorum ama bu sefer daha fazla sevindim. Teşekkür ederim. 

Kısa süre önceydi, ilâhiyatçı olduğunu düşündüğüm bir kişi programına hristiyan episkopos bir râhip getirmiş. Özellikle seyrettim. Dikkatimi çeken kısmı sizinle paylaşmak istedim. 

İlâhiyatçı kişinin tasavvufa karşı olduğu ve oldukça sınırlı bir bakış sahibi olduğu çok belliydi. Konuğu olan râhibe daha ilk adımda, "İbni Arabî size bazı noktalarda övgülerde bulunur ama aynı zamanda da kâfir der" şeklinde bir şey söyledi. Sanırım İbn-i Arabî Hazretlerini eleştirmek için bu kişiden faydalanmak istedi. 

Râhibin verdiği cevap: İbni Arabî, Mevlânâ gibi zâtlar, düz ve sıradan bir din anlayışı ile bakmazlar. Onlar başka boyutlardan ve mertebeleri bilerek konuşurlar. Bu tür kişileri hafife almak ve onlarla alay etmek doğru değildir. 

İşte buna benzer bir ifâde kullandı. Üstelik program boyunca tekrarladı buna benzer sözlerini bir kaç kere. Çok ibretlik bir durumdu. Ayrıca bazı imani konular hariç rahibin söyledikleri İslâm tasavvufundan hiç uzak şeyler değildi. Vahdeti nice zâhir ehli Müslümandan daha iyi kavramış. Terzi Babam’ın dediği gibi Müslümanlar, mûsevîyet mertebesi belki de daha evvelki mertebelerden İslâm’ı anlıyorlar. Bunu yakînen görmüş oldum bir kere daha. 

Kendini çok iyi yetiştirmiş ve bulunduğu mertebenin hakkını veren bir râhip ve müslüman olduğu halde idrâkini kapatmış müslüman. Tabii ki râhip de kendini orada sınırlamış ve İslâm’a erememiş, az kaldığı halde hakikate ulaşmasına bir sıçrama yapmaya kapatmış, kendini bulunduğu yer ile sınırlamış, o başka. 

Kimseye bir şey demek değil gayem, sadece değerlendirme yaptım ibretlik bulduğum için. Hemen size yazmak istedim ama zâten bir iki gün içinde zuhûrâtları göndereceğim. Tekrar tekrar rahatsız etmeyeyim dedim. 

Eşim bile bazı şeyleri kavramaya başladı, hayret ediyorum. Geçen akşam Terzi Babam-ı kulaklık ile dinliyordum. Sordu ne dinlediğimi, söyledim. O da merak etti. İnsân-ı Kâmil sohbetinin son kısmını dinledik beraber. Bu kişi ne kadar güzel anlatıyor, dinlendiriyor dedi. Sonra Füsûs’un başlangıç sohbetini dinledik. Sonra kendi bir kaç sohbet daha dinlemiş. Şimdi bu tür konular, ma’nâ âlemi söz konusu olunca Terzi Babam şöyle dedi, böyle dedi diyor. 

Geçen gün aklıma (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresi” neden şifâ oluyor acaba, hastalıklar için okunması tavsiye ediliyor Peygamberimiz tarafından diye düşündüm. Aklıma birşeyler geldi sezgi olarak. Bunu yazmayı da zuhûrâtlar vaktine bıraktım.

(سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresi”nin kelimeleri, harfleri mi acaba sadece şifâ olan, yaydığı enerji mi? diye düşündüm. Yoksa başka anlamları olabilir mi? dedim. Elbette nice hikmeti vardır bilmediğim. Ama tabii ki bilmek isterim. (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresi” üst boyutlardan söz ediyor, (رَحمَن) Rahmân ve (رَحيم) Rahîmden. Ve hem Allah (c.c.)'a hem kula bakan tarafı var diye anlatılmış. Kul, insân üst ile (رَحمَن) Rahmân ve (رَحيم) Rahîm ile ve kendini ancak kendi, en iyi kendi öven, hamd eden, müteâl alan ile irtibâta geçince, bunu idrâk edince neler olur zihinde ve de bedende diye düşündüm. 

Üst gerçeklik alt gerçekliği etkiler. Kapsamına alır, ihâta eder. Düşünceler, nefsâni olmayan duygular, idrâkler, sezgiler bedenin üstünde olan gerçekliklerdir. 

Ma’nâ maddeden üstündür. Düşüncelerin beden üzerinde ki hastalıklara sebep olduğu biliniyor. Psikolojik hastalıkları tetikleyip biyokimyamıza yansıyor ve kanda ki PH değerini bile değiştiriyormuş. Zâten bu konularda kendi tecrübelerimiz de var.

İnsânın kendi öz varlığına hakîkatine erişmesi için kendini bedenin ve hatta duygu ve düşüncelerinin ötesinde bir boyutta bilmesi ve bu mertebeler ile irtibât etmesi gerekiyor. İşte “Fâtiha Sûresi” de bunun kapısını açıyor diye düşündüm. İnsân da idrâk sıçraması yapıyor. Rûh mertebelerinde yükselmesinin ortamını hazırlıyor. Rûh’un da hastalığı olmayacağına göre çok yönlü olarak şifâ gelmiş oluyor. 

İdrâkin yüksek mertebelerde gezinmesi bedenin “7 katmanını” etkiliyor, ihâta ediyor. Kendim de öyle hissediyorum. Birden sıçrama oluyor ve hasta, keyifsiz hâlim dönüşüme uğruyor. Elhamdülillâh.

Aynı günlerde sohbetler üzerinde ki çalışmam esnasında Terzi Babam’ın karşıma çıkan ifâdeleri bu konuyu daha geniş düşünebilmemi sağladı. Şöyle diyor:

"Ahadiyyet mertebesi ve Ulûhiyyet mertebesiyle faâliyette olan O hüviyyeti mutlaka, bütün bu âlemlerde mevcûdiyetini sürdürmekte ve aynı zamanda sende de, bu mevcudiyeti sürdürmekte. Yâni sendeki hüve O'nun hüve’sinden başka bir hüve değil. O'nun özelliklerinden başka bir özellik değil.”

(اللهُ) Allah esmâsı; bütün isimleri ve sıfâtları kendi gerekleri içersinde muhâfazaya ve korumaya deniyor. Allah (c.c.) kelimesinin ifade ettiği gerçek ma’nâ isimleri ve sıfâtları haklarını vererek korumak, onun için (اللهُ رَحمَن) Allah Rahmân, (اللهُ غافور) Allah Gafûr, (اللهُ رَحيم) Allah Rahîm diyoruz.

 (رَحمَن) Rahmân sıfâtı biraz daha öz oluyor. Rahmâniyet sadece Zât-i Sıfâtlara has bir oluşum. Ama Ulûhiyyet, Ef’âli Sıfâtlarda da tecellide tesirdedir. Yani madde âleminde ki yaşamda Ulûhiyyetten geliyor. Rahmâniyyet sadece, “Zât-i Sıfâtlar”. Yani ma’nâ âleminde ki düzenlemeyi yapıyor. Ondan sonra Rubûbiyete intikâl ettiriyor. 

"Allah (c.c.)'ın varlığı ile kulun varlığını birleştirmemiz gerekiyor ki O'na ulaşmış olalım. Menzil devâm ediyor, ta ki kendimizi Hakk'ın varlığında, varlığına teslim edip orada gerçek kimliğimizi buluncaya kadar. Bu vuslat demek işte… Bu vuslata mâni olan her şeyin önümüzden kalkması lâzım."

"Ey kulum diyor Allah (c.c.)… Ulûhiyyet tecellim senin tümündedir. Tırnaklarını uzatan Allah (c.c.)’tır. Kulaklarını çeken Allah (c.c.)'tır. Zâhir tecelisiyle bütün varlığında mevcut olan Allah (c.c.)'ın varlığından başka bir şey yok. Neden? Çünkü her mertebede o mertebenin hakkını Allah (c.c.) verir." Yine başka bir sohbette şöyle anlatıyor Terzi Baba:

"İşte şu kâğıt olarak gördüğümüz, kâğıt olarak kâğıt ama ma’nâsı olarak rûhtur. Şunun içinde ki kelimelerin hepsi ruhtur. Mürekkebi ile kâğıdı mahlûk, ama ma’nâsı Halık. Eğer Kûr'ân okuyoruz da buradan rûh bulmuyorsak biz onu mahlûk yönüyle okuyoruzdur. Eğer biz onu Halık kelâmı diye (kelâm zât’ınındır, kişinin varlığı) okuyorsak, Allah (c.c.) kelâmı diye zâtının sözüdür. Eğer Allah (c.c.) zâtın- dan sana bir şey söylüyorsa da sen canlanmıyorsan, ölü toprağı serpilmiş ölüden daha ölüsün demektir.” Defterime yazdığım bu ifâdelerle, düşüncelerimi birleştirince ve yükseltince şifânın anlamı yerini buluyor. Ve idrâkin yani üst boyutun nasıl ihâta edici olduğudur. 

(فاتحة) Fâtiha'da ki Rahmân ve Rahîm, Allah (c.c.) kelimesinin isim ve sıfâtlara hakkını vermesidir. Onun için Allah Rahmân denmesi ve (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresi”.

Ayrıca Kûr'ân’ın mertebeleri zâhiri, bâtını, hâddi, matla-ı açısından da düşünülebilir. Terzi Baba-nın bu konuda anlattıklarıyla (فاتحة) Fâtiha'nın şifâ olması arasında da irtibât var diye düşündüm. Mertebeleri itibâriyle anladığımız da âyetlerin hakikatinin bizde açılmasıyla, gelen şifâ gibidir. Tabi bu konunun daha nice boyutları ve nice açılımları vardır.

İnşallah doğru şekilde düşünebilmişimdir. Aklıma gelenler bunlar oldu ve haddim olmadığı hâlde dile getirmeye çalıştım.

Selâm ve muhabbet ile...

Hayırlı Günler “Ekmeltü Ekmeltü” Hanım, Tespitleriniz ve tefekkürünüz gayet güzel ve yerinde olmuş, Cenâb-ı Hakk nicelerini nasîp etsin.[187] İnşeallah...

Şöyle düşünebiliriz. (104) Kitâb Kûr'ân da, Kûr'ân'ın da özü (فاتحة) Fâtiha da toplandığına (فاتحة) Fâtiha da, (هادى) Hâdi ve (مضل) Mudil de zikredildiğine göre zâten 7 âyet “7 nefis mertebesi” ve “7 sıfât mertebesini” bünyesinde barındıran iki yedili değil midir?

İşte öyleyse her bir mertebede olan da, dalâlette olan da, hâdi olan da burada yer bulmakta cem olmaktadır... Tam üstünde (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i şerif ayna gibi ben buradayım diye kendini ifşâ etmektedir. Allah (c.c.) her mertebenin hakkını veren Rahmâniyet, her mertebeye genel rahmetin den ifâza etmekle ayna misali, Rahîmiyet ise mümin olan aynalara, hususi özel rahmetinden ifâza eden ayna misâlidir.

Birde bunu namazda 40 sefer gün boyu tekrarladığımızı düşünürsek, zâten bu sayı Hakikat-i Muhammedi ve 40 ders olan (مِراج) Mi’rac değil midir? Yediğimiz gıdâlarda bizden mi’raclarını (حَمد) "Hamd" sözüyle çıkan nûr ile (tabi burada çıkan nûr ise) mi’raclarını tamamlamaktadırlar. İşte bizim anlayış idrâkimiz nereye kadar ise bu mi’racları oraya kadar olmaktadır. Dalâlet ehline bu yedikleri zahmet, hâdilere rahmet, İrfân ehline Ahmet (أَحمَد) “Ahmed” olmaktadırlar...

İşte bu hakîkat üzere anlayış ile ölçüsü ile abartmadan yenen yiyecekler bize Fâtiha'nın (حَمد) "Hamd"ı ile şifâ olur hem mi’râclarını bizim ile yapıp, bizlere Rahmet ve Ahmet olmuş olurlar... Bu anlayış ile yenen yemek namaz hükmüyle her gün Mi’rac, bu anlayış ile tutulan Oruç'un gecesi Kadr gecesi, Sabahı Ramazan Bayramı, Bu anlayış ile kesilip yenilen Kûrb’an eti de bizlerin Kûrb’an bayramı olmuş olur. V’essâlam...

Hoşça Kalın... 

Ne kadar güzel anlatmışsınız Hocam ufkum açıldı. Teşekkür ederim. 

* *

* *

Nâfiz UNCÛ

Efendi Babam-a ziyârete gitmeden önce, Sûltan tepe Özbekler tekkesinin yanında ki mezârlıkta yatmakta olan Üsküdar’ın sırlılarından biri olarak o zamanlar muhabbetim olan Mihrimâh sûltan (İskele) câmii eski imâmlarından merhum Nâfiz Uncû, o civara yakın olduğum bir zaman illâ yanıma gel, bende emânetin var, diye bir hâl oluşmuştu. Mezârının başına gidince üç İhlâs bir Fâtiha oku, emânetin verildi git diye bâtınımdan bir hitâb gelmişti.

Efendi Babama bu hâli anlatınca Nâfiz nüfûz eden, un da çokluk ifâdesidir. Çokça nüfûz eden ve bu nüfuzunda etkili olmak demektir, ben de öyleyim sen de öylesin demişti.

Üskadar’ın hırlısı, hırsızı, sırlısı bir hayli fazladır. Burada 50 senedir bulunduğum için hayat tecrübesiyle sabittir. 

(نافيذ) Nâfiz; Delip geçen, içe işleyen ma’nâlarını bünyesinde geçirmektedir. (اُنجو) Uncu, ortasında ki (نج) NC harflerini görmemek mümkün değildir. İki tane (نج) “U” başında ki, (اُ) Elif okuduk ötürü, sonda ki bâzâr[188] ettik götürü[189] ile (و) “Vav”[190] harfidir. Uncu’lar Üsküdar da hırdavat, ev gereçleri ve yapı malzemelerinin satıldığı mahaldir, yâni pazardır.

Yukarıdaki, ifâde ile Uncû, (اُنجو) hâlinde yazılışıdır.

(ا) Elif: 1-13 (ن) Nun:50, (ج) Cim: 3, (و) Vav: 6+13, (1+13+50+3+6+13)= 86 dır… Şimdi bunun nerede olduğunu hatırlarsak, (النَّجْمُ الثَّاقِبُ ) “Necmi Sâkıb” ile karanlığı delen yıldızdır.[191] Bu yıldızın Efendi Babam “Necdet Babam” olduğu anlaşılmıştır, sanırım.

Sûltan Tepe; Sûltan, “Sûltan gücün eli” dir. Tepe de, Terzi Babam’ın Celâl-i olan yönüdür. Sûltan gücün eli olan Celâl elinin tutulmasıdır.

Üsküdar’ın ma’neviyat ile alâkalı birçok yönü vardır. Üsküdar’dan Hacc için kalkan “Sürre alayı” olarak adlandırılan deve kervanları “Ayrılık Çeşmesi”ne kadar uğurlanırdı. Tabi bugün uçaklar ile Hacca gidildiği için bu usül uygulanmamaktadır. Bunun için Üsküdar, Medine toprağı sayılır. Dipnotta “Uncu” da ki (ا) Elif ve (و) Vav sayısal değerinin açılım toplamından görüleceği üzere 33 Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısı da olması bir tasdik niteliğindedir.

“Un-Cu”, Un’dan hamur yapılır ve fırından ekmek pişirilip ana gıda olur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh kitab serisine verdiği sembol isim de, “Hamdım, yandım, piştim” diye bu hakîkati dile getirmektedir. Ana gıda olan ekmek tasavvuf dilinde (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid’dir. Bu gıdâ kılıç remzi yani bıçak ile 12 zâhiri, bir bâtını parçaya bölünür. Bu parçaların zâhiri üç lokma, batını dört lokma yapılır. Bu da 40 toplam lokma yapar. Veya bunun zâhiri “40 fırın ekmek yemen lâzım” diye atasözünde yer bulur. Bu Hakîkat-i Muhammediye olan Mi’râc hakîkatidir. Tâlibliler hangi mertebe de ve seyirde ise oradan lokması verilir ve onlarda yer ve kendilerinde ilmi kuvvet ve şifâ olur. 

Bu yazı yazıldıktan sonra, Efendi Babamın 1 Nisan 2018 Kavacık “Namaz Sûreleri” sohbeti bitince Üsküdar’a dönmüştüm. İkindi namazı için yolumun üzerinde Mihrimâh Sultân câmiine dış avluda bulunan erkekler bölümüne ferdi olarak ikindi namazını kılmak için girdiğimde câmiinin dış bölümün sağ tarafında köşede bir kapı üzerinde (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Resûlullah yazdığını fark ettim. Bu kapıdan minâre’ye çıkılmaktaydı. Fakîr’in yazdıklarını bir tasdik gibi Mihrimâh yanî Hakîkat-i İlâhi güneşi ve Hakîkat-i Muhammedi ma’nâsı olan (مِراج) Mi’rac hakîkatlerinin da’vet kapısının giriş kapısı buradayım der gibiydi. 

(خو) “Cu” kimyasal dil’de bakırın simgesidir. İşte Efendi Babam bakırı altın yapan kimya ve simyâ ilminin bâtınını bilir. Kendine gelen bakır gibi az kıymetli mâden mesâbesinde olanları altına çevirir… (خو) “Cu” Atom numarası 29 dur. Altının atom numarası ise 79 dur. 79 bilindiği gibi Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin bâtın âleme göçtüğü yıldır. 

Peki bu nasıl olur. Üsküdar akşam batan güneş ile camlarına yansıyan güneş ışığı “altın şehir” diye anılmakta, şairler bunu “yanan şehir” diye ifâde etmektedir.

Üsküdar’ın yolumuz ile ilgili hakîkat yönü de çıkılan bir yolculukta Nusret Babam Üsküdar Harem iskelesinde kalmış. Rahmîye annem rahmetûllahi aleyh ve Necdet Babam gelen gemi ile karşıya geçmişlerdir. Doğu’dan gelen tehlikeye karşı yolu koruyucu olarak doğu’da kalmışlardır. Yıldız güneşten ayrılma olduğu için güneşten bir parça yani “mihr” dir. Güneş (Yıldız) iyiyi de aydınlatır, kötüyü de[192] işte “Üsküdar” a Tekirdağ’dan yansıyan ışığın Muhabbet ateşimi, iblisi ateş mi ayrılması güç olmuştur. Hâdi de bu muhabbet ateşinden, Mudil’de de bu ateşten vardır. Her ikisini ayıran özellik, şeytânın isyanı, isyan ile lanetlenip tard edilenlerden olması ve Âdem’in ise “zelle” ayak kaymasına karşı ettiği “Ta’ba” tevbe olmuştur. Bu hâl ile Hakk Âdem’i kendisine Zât-i zuhûr mahalli ve hâlife tâyin etmiştir.

“Mihr” den (شمس - نجم) “Güneş-Yıldız” (النَّجْمُ الثَّاقِبُ) “Necmi Sakıp”dan yansımasını alan (قمر) “Mâh-Kamer-Ay” ile hicri yıl ile senelik seyr-i sülûk oluşur. Bunun içinde kandil ve bayram hakikatleri vardır. İşte bunun “İskele” Camiinin imâmı olan Nusret Babam’ın hakikati ile “İs” “Kara” yani nefsinin karalığı, karanlığı olan nefsinden cahil olma hâli ile “leke” senin için olan “Lev lâke levlâk lema halaktul eflâk” sen yoktun daha henüz programın yapılmamıştı. İşte bu yapılan programın neticesinde bu âlemleri halk ettim ile Hakîkat-i Muhammedi ve birimsel varlığımızdaki Hakîkat-i Muhammedi idrâkine işâret vardır. İskele geminin yanaşacağı yer olduğu gibi, geminin sol tarafı olan Nefs-i Küll hakîkatidir.

Altın 79, Cu 29 du… Altın sayısal değeri, (7+9)= 16 dır. Bu sayı Necdet isminin sayısal değeri 457 bu sayının toplamı da “16” dır. “7 ve 9” (وحدالقهّر) Vahid’ul Kahhar tecellisi olan Tek Rabb’ul âlemin olan Allah (c.c.)’nin “Sırâtullahına” işârettir. Muhyiddin İbn-i Arabî hazretlerinin “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır”. Diyerek şehâdet şerbetini içtiği razılık ve razı olunmuşluk, hakîkatine işârettir.

(29) Ye harfi ile yakınlığa işârettir. (79-29)= 60 bu (س) “Sin” harfidir. (و) “Vav” harfinin, Kemâl sayı olan 10 ile çarpılması ile elde edilir. İlk önce “Sin” insân hakîkatine buradan insânın kemâlat ile “Vav” yani birlik hakikatine oradan da (أَحَد) “Tek” lik hakîkati idrâk ve fehm etmesidir. “Aslı Vahid olan Vahid’leşir”.[193]

Altın’ın işlenmesi için biraz da bakır karıştırmak gerekir. Bilezik, bileklik, kolye 22,18 ve 14 ayar ölçüsüne getirilip öyle işlenir ve kuyum olarak vitr’inde yerini alır…

(79+29)= 108 işte böyle kıymetli bir insâna, (108) Kevser verilir. Rabb-i için namaz kılar ve kûrb’an kesilir. İşte böyle kıymetli insâna buğz edenin nesli kesiktir. 

Cu elementinin atom numarası (29) dur…

(ج) Cim: 3, (و) Vav “6 ve 13” tür…

(3+6+13+29)= 51 dir. 

(51) Elli birinci sıra ile yolumuz da sıra numarası verilmiş olan, Hazmî babamız rahmetullâhi aleyh görüldü- ğü gibi bakır mâdenini temsil etmektedir. Mürşide vâlidemizle zahirde, herhangi bir evlâtları olmamıştır. Burada çıkan tasdik ile zâhir de evlâdı olmadığı için bu tür hâdiseler olduğu anlaşılmaktadır.[194] Çünkü zâhir ehlince bakır[195] gibi kıymetsiz görülen sulbi, bâtından gelen 24 ayar altın mesâbesinde olan ceddini görmeye engel olmuş- tur. Ama Cenâb-ı Hakk (c.c) Hazmî Babam rahmetullâhi aleyhe[196], 24 ayar kıymetinde bir evlât vermiştir.[197] Zâten O’na da Cenâb-ı Hakk (c.c), bir kız bir erkek evlâdı vermiştir. Bu da zâhir ehli için dört dörtlük bir hâdisedir. Hem zâhiri 24 ayar hem de, bâtıni 24 ayar olmuştur. 

(اُنجو) “UNCÛ” ifâdesinin başında ki (اُ) “U” ve sonda ki (و) “U” nun ne olduğunu ifâde edilmişti. “AU” bu altının kimyasal simgesiydi. Ortasında bulunan (نج) “NC” ise 53 ile Necdet babamızdır. Nusret’in tam “Altın” olan ortası olan gönlünde Nefs-i Küll ve Akl-ı Küll hakîkatlerini birlemiş vaziyette durmaktadır. 

(نافيذ) Nâ-Fiz; (نا) “Na” Arapça karşılığı Biz demektir. Zât-a işârettir. Fiz, Fizan’ı çağrıştırmaktadır. “Fizan’a kadar yolun var.” Darb-ı meseli bilinen meşhur bir deyiştir. Osmanlı devri zamanında tehlikeli beyinlerin tecrit edildiği ulaşılması zor çöl koşulları içinde sürgün yeriydi. Bu devir de tehlikeli beynin akla en yakın olanı irfân ve tasavvuf ehli arasından olanlardır. Efendi Babam burcum ne diye sorunca Kova, birde yükselen var bu da önemli deyince o da Kova demiştim. Bu burç hava burcudur. Fikri rindâne olur, aşağıda dolaşması zor olur demişti.

“Fiz”in birde konuyla alâkalı, “Faz” yani elektirik yönü de vardır. Bakır, Altın, Yıldız-Nûr bağlantıları da bunu destekler niteliktedir. Bu konu hakkında geniş mâlûmât “Elektirik” bölümünde verilecektir. 

Efendi Babam da bu iki özellik birleşmiş, Onun da zâhirde kız evlâdı olmamıştır. Ama Cenâb-ı Hakk (c.c) pırlanta-elmas gibi kız evlâtlar vermiştir. Efendi Babam’ın yolumuzda ki kız evlâtlarına daha bir düşkün olduğu bilinen bir gerçektir. Buradan erkek evlâtlarına düşkün olmadığı ma’nâsı çıkarılmasın… Yolda bulunduğu hâl itibariyle de erkek çocuk sâhibi olması bu işin hakîkatidir. Bunuda okuyanların anlayış ve idrâkine bırakıyorum. Bu yazılmaz ancak kişinin idrâkinde oluşup kendinde kalması gereken bir hakîkattir. Ehli bilir diyelim ve yolumuza devâm edelim. 

İşte Hazmî Babam rahmetullâhi aleyh ve Nusret Babam rahmetullâhi aleyhden gelen iki özelliği Cem etmiş. (خو) “Cu” “Bakır” ve “Altın”ı birlemiş, (نجم) “Necm” olan varlığında ki muhabbet ateşi ile eritmiş. Daha sonra yine sayısal oluşumda ki Âdemiyyet ile bu eriyik hâlinde olan altın soğuyup, meydana 18 ayarında bir zincir-bilezik oluşmuş… 14 ayar ve 8 ayarda iki sarkaç meydana gelmiştir. Mesleği terzilik olduğu için bu da onun 22 ayar altın bileziği olmuş-tur. İşte yola gelenler bu zincir ve bilezikte yerlerini bulmaktadır. Mihe”nk” taşıda Nefs-i küll hakîkatinin zuhûr bulmuş hâli “Nüket Anne” dir. “Nüket Anne” veya Efendi Babamın bâtını olan Mürşid’lik yönü, önce gelen kişiyi Mihe”nk” taşına vurur. Mürşid’in bâtını, terbiye etme “Rabb” Rubûbiyet mertebesi olduğuna göre, baştaki “Mih”, “Mihr” yâni güneş olur… Bu da Hakikati İlâhi güneşidir. Hakikat-i İlâhi güneşinden yansıyan bu ince ve fikir ve düşünceler, bu kişinin gönlü almaya müsâit midir? Değil midir? Bu kişinin ince fikir ve anlayışı idrâk etme ölçüsü kaç ayardır. Bunda bir sorun yoksa içeri alınır. Ondan sonra da Efendi Babam nefsâni-hanımlık yönüne bakar. Bu nefs kumaşından elbise dikilir mi? dikilmez mi? Hakk’ın gelini olacaktır. 22 ayar bileziği koluna takabilecek midir? Onun için “her kumaştan elbise biçilmez” der… 

İşte Efendi Babam-ın Üsküdar’da görmüş olduğu-olduğum ulû rû’yetin bir yönü daha açılmış olur. 

“Mihrimâh” İskele (Nusretiye) câminin hakîkatte imâmı Necdet Babam’dır… Burası ile bağlantı olan “Rahmîye Annem” şiirini bu hakîkatleri bünyesinde ifâde etmeye çalıştığım için buraya alıyorum.

* *

* *

Rahmîye Annem[198]

Senin misâfirin yeğenin Necdet, Bilince soyunun devâmı Hazret, Gözümün nûrunun devâsı Nusret, Evimin[199] sahibi Rahmîye Annem.

Rahatsız etmesene benim oğlumu, Yakalayıp sıkınca aşktan kokumu, Durmadan yorulmadan anlat doğumu, Merhamet dağıtır Rahmîye annem.

Seferden dönerdi deryâlar Mûşâsı,[200] Sabırla beklerdi gençti Yuşası,[201] Haber verirdi gönül paşası, Hakîkati dinlerdi Rahmîye Annem, Tûr[202] dağına çıktı babamız gayret, Tecelli edince Rabb-imiz hayret, Baygın düşüverdi ma’şûku[203] seyret, Huzûru sendin Rahmîye annem.

İnince Tûr’undan Hakkı velâyet[204], Bebekte satardın aşkı velâdet[205], Makamı sâdıktan[206] yanar selâmet, Hizmetler ederdin Rahmîye Annem. 

Mescid’ül Harâmı sahilde Harem, Pirimiz kalınca kendimi bilmem, Geldiğin yollara altınlar sersem, Durmadan yürüdün[207] Rahmîye Annem.

Hakk’a vuslat etti bayram belledik, Ma’nâ otobüsü sefer eyledik, İlâhiler zikirler çoştuk söyledik, Yayalar[208] mekânın Rahmîye Annem.

* *

* *

Altın Oran Verilen altın ayar değerleri, (8+14+18+22+24)= 86 dır. (8+6)= 14 tir. Ne kadar enteresan toplamı (14) Nûr-u Muhammedi ve (86) Târık sûresi göğü (Gönlü) delen Yıldız sûretinin sayısal değeridir. Önce şöyle bir uygulama yapalım, “86” sayısı ile "Necm-53” sayısını çıkarıp ve toplayalım…

(86-53)= 33, (86+53)=139

(33) Mescid-i Nebevi de ki ilk direk sayısı ve “53”te bu Mescide daha sonra ilâve edilen direklerden biridir. Efendi Babama ma’nâda işâret edilen direktir.[209]

(139) Bilindiği gibi (مُحَمّد) “Muhammed” isminin okunuşu ile oluşan sayısal ifâdedir. 

(139+33)=172 dir. (1+7+2)= 10 ile kemâl sayıdır. (1) Ahadiyet ve 0 ile bir yanı hadis bir yanı kadîm olan hiçlik dâiresi olan (قَابَ قَوْسَيْنِ) kâb-ı kavseny noktasıdır. 

Unutmadan şunu da yazalım, 5 tane ayar grubuna giren altın ne ma’nâya gelir.[210] 5 rakamından anlaşılacağı üzere (5) hazret mertebesi diye biliriz.

(8) Bakır oranı yüksek, parasal olarak pek kıymeti harbiyesi olmayan altın oranıdır. Zâten rakamdan anlaşılacağı üzere şeriat mertebesi ve düşünceleri fikir ve zikrinde olan ve bu yaşantıda olanların kıymetidir. Zahiri İmâmlık mertebesi diyebiliriz.

(14) Altın oranını bakırdan biraz daha fazla olan altın ayarıdır, genelde bileklik ve boyun için ince zincirlerde kullanılır. Nûr-u Muhammediden yansıyan (نور) “Nûr” ile eşyânın hakîkat-i olan Esmâ ve Târîkat mertebesidir. Bu mertebede yaşayanın düşünce ve idrâk yapısının kıymetidir. Şeyh’lik-Mürşid’lik mertebesi diyebiliriz. 

(18) Bu oranda altın oranı biraz daha yükselmiş, bakır oranı biraz daha azalmıştır. Bu altın oranı biraz daha kalın bileklik ve kolye tarzında kullanılır. Görüldüğü gibi 18.000 âlemdir. Zıt esmâları gönlünde birlemiş, Sıfât ve Hakîkat mertebesinde olan gönül sahiplerinin düşünce ve fikir yapılarının kıymeti olarak düşünülebilir. Âriflik mertebesi diyebiliriz. 

(22) (2+2)= 4 sayısal toplamından da anlaşılacağı üzere İslâm’ın şifre sayısı ve Zât/marifet mertebesidir. Bundan bilezik yapılır çeşit çeşittir, düzü, burgusu, hasır, vs… modelleri olur. Ârifibillâhlık mertebesidir, diyebiliriz. İşte bu kişi tasavvuf mesleğinin sahibidir. Bilezik modeline göre eğitim verir.

(24) Bu Fenâfillâh ve Bekābillâh mertebesini bünyesinde bulunduran ayardır. Aynı zamanda saat gibidir. İstediği zaman, vaktin istediği saatinde olabilir. Vakt’in babasıdır. “Saat kaydına” girmez, zâten kendisi yaşayan “An” yani saat olmuştur. İnsân-ı Kâmil mertebesidir, tüm ayar yani, kayıtları kendinde toplayan, ama mutlak kayıtsızlıkta olandır. İstediği zaman istediği ayara girer, istediği kişiye mertebesinin ayarını verir[211], hâli uygun olmayana da ayarı verir yanından uzaklaştırır. Bu da İnsân-ı Kâmil mertebesi olarak düşünülebilir, tüm modelleri yani tüm şeriatleri, tüm târîkatleri, tüm hakikatleri, tüm marifetleri bünyesinde toplamış.[212] Bâtınen İnsân-ı Kâmil veya zâhiren Kâmil İnsân’dır. Biliyor musunuz? Bu târif ettiğim benim babam, bizim babamız Necdet ARDIÇ diğer namıyla Terzi Baba vs… dir. Pirlerimiz ve kaynağımız sultânımız Muhammed (s.a.v.) dir.[213] 

86/5= 17.2 dir… 

(17.2) Kesrette yaşayan bizlere düşen orandır. Bir bakıma âlemlerin altın oranıdır. İşte “Mihenk” taşına vurulduğumuzda bizde çıkması gereken oran budur. 18-17.2= 0.8 bir ayar farkı kalır. Yani gönül âlemimizin 18 yani 18000 âlem olabilmesi için gereken orandır.

Burası sıfât, hakîkat mertebesi diye ifâde edilmişti. 18000 âlem olan Kâmil İnsân’ın gönlüdür. 18000-17200= 800 sayısı kalır. Bu “8” sayısının kesretidir. 8 bilindiği gibi 53 ile Necdet Babamızın şifresidir. 00 ise kesret ifâdesidir. 5300 ile hem “53”ün kesretini oluşturur. Hem de “1000” ler basamağı ile gayriyeti oluşturur. Bunu “Bilen ayn-ı, bilmiyen gayr-ı olur.” Haberi olmayanlar da zâten gafletindedirler. 

(800) Ebced olarak (ض) “Dat” harfini oluşturur, (ض) “Dat”ın hem dalâlet yönü vardır, hem de, (ودود ) “Vedud” esmâsı ile seven ve sevilen, “Âşık ve Ma’şûk”luk ifâdesidir. İşte bu kaynaktan “Vedud’um Necât, Necâtım Vedud”[214] gelir. Gelir de “800” Dat-Dalalet yönü yerinde kalırsa, yani sâlik geldiği gibi kalırsa, bâtından gelir zâhirden gider.

17200 sayısının iki sıfırı kalktığı zaman kalan sayı ise 172 olur. 

Bu da (72+1)= 73 yani 73. Fırka olan “Fırka-i Naciyye” olur. Başta ki “1” Ahadiyyet teklik mertebesi ile 72 fırkayı bünyesinde toplayan “Necât”iyetttir. (نَجدَت) “Necât”ın da ne olduğu mâlûmdur. İşte bu fırka “Fırkullâh” yani Allah (c.c.)’ın fırkasıdır. 

Eğitim ile önce kişi gayriyet ve kesret-ef’âl yönünü, çift hane olan “99” sayısına yani Esmâ-i İlâhiyye’ye düşürmesi, nefsi istikametinde kullandığı “Esmâ-i İlâhiyyenin” gerçek sahibinin Cenâb-ı Hakk (c.c) olduğunu anlaması gerekir yine küçük bir hesap yapalım…

Sâlike verilen (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid kılıcının sayısal değeri 701 idi. 800 sayısından bunu çıkarırsak 800-701= 99 sayısı kalır. Görüldüğü gibi bu sayı Esmâ’ül Hûsna sayısıdır.

Beş hazret mertebesi ile (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid ifâdeleri değişmektedir. Yerine o mertebenin Kellime-i Tevhidi gelmektedir. 

Tevhid-i Ef’âl mertebesine gelindiği zaman en son da okunan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “ Lâ İlâhe İllâ Allah”, kelimesi 100 adet eksilir, (ﻻَ فااِلَ اِﻻّ اللّهُ) Lâ faile İllâ Allah kelimesi 100 âdet eklenir… 

(800-100)= 700 olur. 700 sayısı (ز) “Zel” harfinin sayısal değeridir. “Zevâl” ile öğle namazı olan zevâl vaktidir. Öğlen vakti de “İbrâhîmiyet” mertebesi namazıdır. 

Bir yönden 800+100= 900 olur. 900 sayısı (ظ) “Zı” harfinin sayısal Zât’a işarettir. Sonda ki Ef’âl âlemi birlenir, kesreti ortadan kaldırılırsa 9 ile Tevhid-i Esmâ mertebesi kapısı açılır. 

Tevhid-i Esmâ mertebesine gelindiği son da okunan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “ Lâ İlahe İllâ Allah”, kelimesi 100 âdet eksilir, (ﻻَ مَوجُدَ اِﻻّ اللّهُ) Lâ Mevcûde İllâ Allah kelimesi 100 âdet eklenir…

800-200= 600 olur. 600 sayısı (خ) “Hı” harfinin sayısal değeridir. (خ) “Hı” da (جلك) “Halk”ın remzidir. Mevcûd da bulunan, (جلك) Halk’ın aslının (حقق) “Hakk” olduğu anlaşıldığı zaman, (خ) “Hı” da ki benlik noktası düşer, halkiyet lâm’ı da (ك) “Ke” ifâdesi ile “Levlâke Levlâk Vema Halak’tül Eflâk”… Sen olmasaydın felekleri gökleri halk etmezdim, ifâdesine dönüşür. Bu Hakk olarak, Halk edilen gönül göğüdür. 

(800+200)= 1000 dir. 1000 sayısı (غ) “Gayn” harfinin sayısal değeridir. Esmâ âlemi birlenip kesreti kaldırılırsa, öncelikle “100” sayısı ile harfi nidâsız (اَللهُ) Allah (c.c) esmâsı ile Esmâ-i İlâhiye olur. Daha sonra “10” ile Kemâl sayı olur. 1 Ahadiyyet, (0) ise Kâb-ı Kavseyn dâiresi anahtarı ile Sıfât ve Mi’rac kapısı açılır. 

Tevhid-i Sıfât mertebesine gelindiği son da okunan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “ Lâ İlâhe İllâ Allah” kelimesi 100 âdet eksilir, (ﻻَ مَوسُف اِﻻّ اللّهُ) Lâ Mevsûfe İllâ Allah kelimesi 100 adet eklenir… 

(800+300)= 500 olur. 500 sayısı (ث) “Se” harfinin değeridir. Bu harfin açılımı daha önce verildiği gibi “Övgü/Sena ve Elbise” dir. 500 ün (متين) “Metin” esmâsı ve Efendi Babamın görmüş olduğu bileklik-zincir de olan sarkaçta ki kılıç olduğu da belirtilmişti. (ث) “Se” üzerinde ki 3 nokta ile 503 olmakta bu da (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) 

 “Muhammeder Rasûlüllah” ve bu sayı aradan sıfır kaldırılınca “53” ile Efendi Babama ait olan şifre sayısını vermektedir. 

(800+100) = 1100 dir. 1100 (ذُل جللي وَل اِكرَم) “Zül Celâli V’el İkram”[215] esmâsı sayısal değeridir. Önce sübût-i sıfâtlar birlenirse kalan sayı 110 olur. Bu sayı (نَصر) “Nasr Sûresi’nin” sayısal değeridir.

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ {النصر/1} 

İzâ câe nasrullahi velfethi

110/1. “Allah’ın Nusreti (yardımı) ve fethi gelince.” Nusret Babam rahmetullâhi aleyh (مَتِين) “Metin” esmâsı ve Necdet Babam arasında ki bağlantı ve (فتح) “Feth” ile Kılıç bağlantısı burada görülmektedir. 

Zât-i Sıfâtlar da birlendiğinde, sayı 11 olur. Bu da Marifet /bekābillâh mertebesinin anahtarı olmuş olur.

(نصرت) NU”SR”ET’ ismin ortasında ki (صر) “Sır” ın bir yönüde “Zât-i Ve Sübût-i Sıfâtların” birlenmiş hâlidir.

Tevhid-i Zât mertebesine gelindiği son da okunan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah kelimesi 100 adet eksilir, (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ - ﻻَ معبُودَ اِﻻّ اللّهُ) La Ma’bude İllâ Allah- Lâ İlâhe İllâ Allah kelimesi 100 âdet eklenir…

800-400= 400 dir. 400 sayısı (ت) “Te” harfinin sayısal değeridir. (ت) “Te” (اَنْتَ) Ente sen demektir. (اَنْتَ) “Ente” de ki senlik kalkarsa (ان) “Ene” ben olur. Olur, ama arada bir mabeyinciye, Risâlet mertebesine ihtiyâc vardır. (ت) “Te” harfinde ki iki noktadan biri bireysel tevhid noktası diğeri ise İlâhi tevhid noktasıdır. Bireysel tevhid, İlâhi tevhid noktasında eriyip yok olunca bir tane nokta kalır. Bu da (ن) “Nun” harfi olur. O zaman okunuş, Enne olur. Bu da Türkçe de okunuşta, Anne yani “ANA”dır. Ana da (اُمّم) “Ümm” ile Hazreti Muhammmed mertebesidir. İşte o zaman üstteki ilâhi nokta aşağı gelir (ب) “Be” harfi ile Risâlet ve Muhammediyet mertebesi oluşur ve bu Kadir gecesi olur. Gündüzü de 28. Mertebe ile Muhammediyet mertebesidir. 

(انن) Enne içinde (نن) iki “Nun”, birisi (النَّجْمُ الثَّاقِبُ ) “Necmi Sâkıb” Necdet Babam, diğeri de Allah’ın ve Fethi ve yardımı olan Nusret babam rahmetullâhi aleyhin isimlerine işarettir. Her ikisini birlersek, bu iş dile kolay geliyorda, bu işin hakikati kolay mı? Ehli bilir. Anne’nin Ana, olduğu gibi bu da (اَنَ) “Ene” ben olur. 

 (800+400)= 1200 dir. Anneler – Hüviyyet – Âlemler - Kâbe birlenirse, sayı 120 olur… Görüldüğü gibi 12 ve birde noktası vardır. Bu nokta bâtında oluşan noktadır. Bu sayı 120 derecelik sinüs eğrisi ve elektrikte 2 faz arasında ki farktır.[216] 

Babalar yani, bir batında doğan ikiz kardeş birlenirse yani İnsân ve Kûr’ân birlenirse sayı 12 olur. Bu da Hakikat-i Muhammediyenin anahtarı olmuş olur. 

İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân mertebesine gelindiği son da okunan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) Lâ İlâhe İlla Allah kelimesi 100 adet eksilir, (ﻻَ اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Resûlüllah Kelimesi 100 âdet eklenir…

(800-500)= 300 dir. 300 sayısı (ش) Şın harfinin sayısal değeridir. Bu harf (سورة الرحمن) “Rahmân Sûresinde” ma’nâlanmıştır.

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ {الرحمن/29}

Yes’eluhu men fis semavati vel ardı, kule yevmin ve hüve fi şe’nin

55/29. “Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O her gün yeni bir tecellidedir.” İşte bu âyette Efendi Babamın senin kimseye ihtiyâcın olmaz, sana ihtiyâcı olanlar ile işâret ettiği mertebedir. İlk seyirde kişinin kendi varlığında ki abdiyet ve rubûbiyet hükümlerinin ihtiyâcıdır. İkinci seyir de mâbeynci gibi Hakk ile Halk arası gidip gelinip risâlet (rasûlün rasûlü) mertebesinden ihtiyâcı olanların ihtiyâcının karşılanması- dır. Sen, “Ten”e dönmekte yani tenin nûrlanmaktadır. Üçüncü seyir de ise Sen, Şe’n olmuş, her gün, her an yeni bir işte olup, Halk ile Hakk arasında gidip gelmekte, sefer edenleri elinden tutup Hakk’a götürür. 

Fâtiha’nın (حَمد) “Hamd Sûresi” de diye anıldığı bilinmektedir. Daha önce ki açıklamalarda, Efendi Babamın zuhûrâtında gördüğü bileklik-zincir de ki diğer sarkacın (حَمد - حَميد) “Hamid-Hamd” ve yine Nusret Babam rahmetullâhi ileyh ile Necdet Babam arasında bağlantı olduğunu anlatılmıştı. Ehline mâlûm olan başka bağlantılarıda vardır, şimdilik bu bizde kalsın… 

 (800+500) = 1300 dür. Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlâhi Benlik sayısal bağlantıları 37 idi. Bu Zât tecellisidir. 3. Seyir sonunda buraya kadar ulaşılmış olur. Sıfât tecellisi ile bir sıfır ortadan kalkar. Sayı 130 olur. (ع) Ayın ve (س) Sin harflerinin toplamı da (70+60)= 130 dur. Bu Îsâ yani gören insândır. Sıfât tecellisi oluşunca bir sıfır daha kalkar ve burada Rabbi Hass denilen, Esmâ tecellisi ile husûsi Esmâ, Cenâb- Hakk (c.c) tarafından verilir. Bundan sonra Ef’âl tecellisi ile oluşan hal ile yoldan verilen “Esmâ-i İlâhiye” ile sâlike tören yapılır ve bir sefere mahsûs Mürşid’i tarafından El-Fâtiha çektirilir. 

Oluşan bu bâtıni anahtar ile sâlik bir kapıya daha gelmiş olur, bu “13” (40.) Hakîkat-i Muhammedi kapısıdır. Bir adım daha atabilirse, Mescid-i Nebevi de (41.) kapıya ulaşmış olur. (سلام) Selâm kapısından gelen sâlik verilen bu iki anahtar yani Zinnûreyn olan iki nûr esmâ ile bu kapıyı açar. 

(800-600)= 200 dir. 200 sayısı (ر) “Re” harfidir. Rubûbiyet ve Rahmâniyet olan iki esmâ ve sıfât mertebesi nûru ve rûhudur (800+600)= 1400 dür. Rubûbiyet nûru birlenirse, sayı “140” olur. “140”ın ne olduğu daha önce verilmişti. (17) İsrâ, (53) Necm ve (70) Mearic sûrelerin sayısal toplamı- dır. Aynı zamanda Muhammed isminin sayısal değeri “139”du. 139+1= 140 sayısal değerini verir. Hazreti Muhammed (s.a.v)’in bâtında ki ismi (هُ) “Hu” dur. Bu da Ahadiyyet mertebesi (1) dir. 

İşte bu üç sûre ve “Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Hu” yani zâhiri ve bâtini isimler birlenebilirse, “14” yani Nûr-u Muhammedi ve tüm mertebeleri kapsayan ve içinde olan mertebe ortaya çıkmış olur.

 İşte bu üç sûre ve iki isim ile oluşan anahtar ile tüm mertebelerin kapısı açılır. 

* *

* *

Gözümün Nûru Namaz

800-700= 100 dür. 100 sayısı (ق) “Kaf” harfinin sayısal değeridir. 100 Kesret sayılarının başlangıcıdır.

(Kaf) adında başlayan sûre, 50 numaralı sûre sayısıyla yolumuzda bu sıra, Mustafa Hilmi Safi hazretlerine ait verilmiş bir şifre sayısıdır. 50 sayısı ise (ن) “Nun” harfinin sayısal değeridir. “Kaf sûresine” verilen sûre sayısı harf harfinin tam yarısıdır. ½ olan bu yarım, eskilerin tâbiriyle “nıfs” olarak ifâde edilir. Bir bakıma bu “nefs”tir. Burada ki nefs bildiğimiz değil âlemlerin ve Hakk’ın “nefsi nefsi”dir. Rasûlü Zişân (s.a.v) Efendimizin “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi Kadın, Koku ve Gözümün nûru olan Namaz” dediği, Kadın bölümüdür. Burada ki Kadın ve Namaz Müeennes (Dişi), arada bulunan tıyb (koku) müzekker isimlerdir.[217]

Nıfs asli sayısal değerine bakarsak, (ن) Nun: 50, (ف) Fe: 80, (س) Sin: 60, (50+80+60)= 190 dır. 

Bu sayı 19 İnsân-ı Kâmil’in bir yönden zevâli, bir yönden kemâli olan sayıdır. 190 sayısı İnsân-ı Kâmil’in nefsi olan bu âlemlerde ki kesretidir. 

19 sayısı toplam da, 1+9= 10 sayısını vermekteydi bu sayı da 1 ile Ahadiyeti (0) ile kâb-ı kavseyn dâiresini oluşturmaktaydı. 

Görüldüğü gibi Kudret (ق) “Kaf”ı ve (ن - نور) Nun - Nûr bir araya geldiği zaman oluşan hal (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Kurret’ül Ayn” yani “Göz Nûr’u”dur. Kurre, kararlılık demektir. Bu hâl ancak namazda kararlılık üzere devâm edilen hâl ile oluşur. İki harfin sayısal değeri, 100 ve 50 idi.

100+50= 150 dir. Bunun gayriyet ifâdesi olan sayı 1500 olur. Ayniyet hâli olan sayı ise 15 olur. Bu Zâhir, Bâtın Hakikat-i Muhammedi dir. Bu da Zâhir de ismi “Muhammed” Bâtın da “Hu” olan Rasûlü Zişân (s.a.v.) Efendimizdir. 

800+700= 1500 dür. Bu sayının harfsel ifâdesi (غث) “Gase” olur. Bunun da açılımı “1503”tür. “1” Ahadiyet, “503”te Muhammeder Rasûlüllah’dır. “Gase” Kâse olarak düşünülürse toprak, çini camdan yapılan kaba denilen isimdir. Bu sükûn hâlinde bulunan Âdem aleyhiselâmın toprak olan, harekete geçmemiş hâlidir. 

Yahya b. Muaz, Bayezid-i Bestami'ye şöyle der: "Muhabbet kadehinden o kadar içtim ki, sonunda mest oldum." Bayezid, şu anlamlı cevabı verir: "Muhabbet şarâbını kâse kâse içtim. Lâkin ne şarâb bitti, ne de benim hararetim geçti." İşte böyle bir kap olunup aşk şarabı olan, temiz şarâb olan irfâniyet sohbeti ile tanışıp, böyle bir kâse olan irfân ehlinden, sohbeti ile kulaktan içilirse ve Âdemiyet mertebesi hareket ettirir ve kıyama kaldırırsa, beden arzında bâtından zuhûra çıkar ve Muhammediyet mertebesine uruc yani mirâc eder. 

(ن) Nun: Nûr-u Muhammedi’dir. Bu ise “50” sayısı olan göz nûru olan namazdır. Yalnız namazın gözde nûr olabilmesi için, bir takım oluşumlara ihtiyâc vardır. “50” elli vakit ifâdesiyle (صَلَاتِهِمْ دَائِمُون) “salâtu dâim”undur. 

 Yani dâimi namazdır. Biraz yukarı da Mi’rac hâlinde bunun (ب) “Be” harfine dönüştüğü ifâde edilmişti. (ب) “Be” harfi de ki, (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i Şerifte ki (ب) “Be” harfi dir. Hazreti Âlî’nin dediği gibi “Dört kitâb Kûr’ân’da, Kûr’ân Fâtiha da Fâtiha ise Besmele de, Besmele ise Be harfinde, Be harfi ise altında ki noktada ve ben bu noktayım” dediği nokta olur. 

(ن) “Nun” harfi Arapça harf sıralamasında 25. Sıradadır. 50 sayısı ile toplarsak 75 yapar. 75 bilindiği gibi ders sistemimiz olan 7 nefis ve 5 hazret mertebesinin tamamıdır. Bu sayının toplamı (7+5)= 12 dir. (12) Hakikati Muhammedi – İnsân-ı Kâmil olarak ifadesini bulur sûresi Fâtiha’dır. 75 sayısına sûre ismi olan (ق) “Kaf” harfinin 100 sayısını da ilâve edersek toplam 175 olur. (1+5+7)= 13 olur. 175 tersten 571 olur.[218] Bu da Hazreti Muhammedin (s.a.v.) doğum tarihidir. Sükûn hâli nokta zuhûr mahalli Regâib kandili olarak düşünülürse, burada oluşan hâl de bâtini doğumdur. “Rahmân’ın Rahmîn den doğmayan, Bismillâhi'r-rahmâni’r-rahîm olamaz.”[219] 

(ن) “Nun” harfi Türkçe harf sıralamasında 17. Sıradadır. (50+17)= 67 olur. Bunun ifâdesi ise (اَلله) “Allah” isminin sayısal değeridir. (67+25)= 92 dir. 92 sayısından 40 yani Hakîkati Muhammedi olan taayyün mimi sayısı çıkarılırsa kalan sayı “52” olur. 52 sayısı daha önce verildiği üzere Hamd, Hamid sayısal değeridir. 

(ن) “Nun” harfinin açılımı (نون) “Nûn”dur. (ن) Nun: 50, (و) Vav: 6, (ن) Nun: 50,

50+6+50= 106 dır. 106+25= 131 dir. 131 sayısı, hem 13 Hazreti Muhammedin şifresidir. Hem de, Efendi Babamızın anlatımıyla bildiğimiz (سلام) Selâm esmâsının sayısal değeridir. Selâm olan namaz hâlidir. (131+17)= 148 dir. Bu sayı da (1+4+8)=13 tür. (ن) “Nun” harfi her yönü ile “13”e bağlıdır. Yine (ق) “Kaf” ilâvesiyle sayı (100+148)= 248 olur. (48+2)= 50 dir. Yine sayı aslına ulaşmaktadır. (2+4+8)= 14

(14) Nûr-u Muhammedi’dir, her mertebenin içinde olan fakat sıraya girmeyip sadece rakamsal bir ifâde ile anlatılmak istenen bu mertebe umarız okuyanlar tarafından daha iyi anlaşılır ve idrâk edilir. Burada sadece genel geçer ifâdelerine bakılmıştır. Dileyen bu sahada araştırma yapıp, başka bağlantılar da bulabilir.

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا {الفتح/1} 

48/1. (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ)

“Muhakkak biz sana bir apaçık fetih ihsân ettik.” Kûr’ân-ı kerîm’de dört yerde (Fetih) ten bahsedilir. İkisi bu sûrenin içinde, diğerleri (Saf 61/13), (Nasr 110/1)’dir. Dikkatlice bakıldığında bu fetihlerin özellik-lerinin aynı olmadığı ve üç bölümde toplandığı görülür.

- (Fethi mübin = Açık fetih:)

 (2) (Fethi karib = yakın fetih:)

 (Allah’ın yardımı ve Fethi karip = yakın feth.) 

- (İzâ cae nasrullahi vel fethi = Allah’ın yardımı ve fethi geldiği zaman.) 

Görüldüğü gibi son iki (فتح) “Feth” için Allah’ın yardımı, yani Ulûhiyyet mertebesinin yardımı gerekmektedir.[220]

لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا {الفتح/2} 

48/2. ( Liyağfira lekellahu ma tekaddeme min zenbike vema teahhera ve yütimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sıraten müstekıyme)

“Tâ ki, Allah, senin için günâhından geçmiş ve sonraya kalmış olanı mağfiret etsin ve senin üzeri-ne nîmetini itmam buyursun ve seni dosdoğru bir yola iletsin.” Görüldüğü gibi bu Âyet-i kerîme ve gelecek bir sonraki Âyet-i kerîme, özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizi muhâtab almaktadır ve bu Âyet-i Kerîme içerisinde dört yerde muhâtab “sen” (كَ) “Ke” si vardır. 

Hz. Peygambere olan ilâh-î hitâbları üç yönlü olarak anlamamız bizlerin tefekkür ufuklarımızı çok daha ileriye götürecek ve hayata bakışımızı çok daha zengin-leştirecektir. 

(1) İnci yönü = Hakikat-i Muhammed-î Mertebe-si itibariyledir.

(2) nci yönü = Hz. Muhammed-zuhûru Muham-med-î mertebesi itibariyledir.

(3) Üncü yönü = ise, kendi şahsında ümmet-i ne dönük onlara yansıyan yönü itibâriyledir.[221]

Bu ifadelerin (ن) “Nun” ile bağlantısı ne diye akla bir soru gelebilir. Amacımız burada (فتح) “Fetih” nedir veya sayısal bağlantıdan öte harfsel ma’nâsal bağlantı nedir.

(فتح) Feth’in birinci âyeti görüldüğü üzere bir savaş halini tasvirdir. Üç tane (نا) “Na” Biz ifadesi vardır. Kelime-i Tevhid Kılıcı ile oluşan (4+8+1)= 13 sayısı ile nefse karşı verilen ve apaçık olan Fetih ile E’fâl, Esmâ, Sıfât mertebelerinin Fethi ve bu mertebelerin Kûrb’an bayramını ifâde etmektedir.

(فتح) Feth’in ikinci âyeti de (راحمة) Rahmet üzeredir. (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammeder Rasûlüllah ile ifâdesini bulur. (4+8+2)= 14 ve 48+2= 50 ile Nûr-u İlâhi, Nûru Muhammedi olarak ma’nâlanan kûrb’an bayramının ve (فتح) Feth’in 4. Günü olan bu anlatım ile bu gün kûrb’an olmaz, işte burada ki günah ifâdesi o gün oluşan celâl-i tecelli ifâdesidir. Bir nefisten günah olan bir oluşum hâdise celâl-i tecelidir. Yalnız burada mazûriyet vardır. Ve ifâde ile zâten af ve mağfiret söz konusudur. O ana ve o güne ait husûsi bir hâldir. İşte efendimizin hakikat-i ile oluşan bu hâdise ile kûrb’an bayramın 4. günkü mazûriyet ümmeti içinde geçerlidir. Zâten burada kûrb’an olan kişinin kendisidir. Ve bu kûrb’aniyyet hâli ile etrafındakilerine faydalı olur. İşte Muhammed (s.a.v.) bünyesinde oluşan celâl’den sonra vahdet hâli ile ve vahidiyyet tecellisi ile etrafındakilere bu ilimden dağıtır. (مُحَمّد) Muhammed isminin bilindiği gibi kaynağı (حَمد) Hamd’dır. Namazda (حَمد) “Hamd”sız yani Fâtiha’sız olmaz. İşte aslı tek din olan İslâmın mertebeleri de (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlüllah ile tamamlanır. Bu mertebeler olmadan eksiktir ve Cenâb-ı Hakk ahir zaman ümmeti için bu zarûrî bir hâl ve oluşumdur. 

İşte Mustafa Sâfi Babam rahmetullâhi aleyh bünyesin-de nokta zuhûr mahalli olan (حَمد-حَميد) Hamd–Hamid hakîkat-i ve gönül âlemi olan kâlb sarkacı hakîkat-i ile 49. sıra Fahrettin Himmeti hazretlerinin himmetinden aldığı (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) Lâ ilâhe İllâ Allah, Kelime-i Tevhid hakikatlerini ve (مَتِين) Metin esmâsı Kılıç sarkacı ile yine içinde bulunan 503 (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammedür Resûlüllah Hakikati ile yolun ilerisine altın zinciri-tesbihi, ayna olan Nûr-u Muhammedi - Hakîkati Muhammedi aynasına yansıtmıştır. 

Bu ana kadar açıklanmaya çalışılan ile ifâde (ن) “Nun” harfinin sükûn, sekene denilen halidir. Yanına 1 sayısı gelirse, sayı (51) olur bunun okunuş ile harfsel ifâdesi (نا) “Na” Biz olur, biz de Zât-i ifâdedir. Bu sesleniş ifâdesidir. Elli vakit olan (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salâtu Dâimûn”un ikame edilişi ve seslenişidir. Nefha-i ilâhiye olan sesleniştir. Bu sesleniş, hastaya şifa olur, ölüye can verir. Bir bakıma âb-ı hayat olur. Gönüllere hayat suyu akıtır. Bir diğer ifâdeyle (با) “Ba” olur bu da kapıya işârettir. Namazda ayakta, kıyamda durmanın ifâdesi de, (ا) Elif harfi dir. Bu Âdem’in (ا) Elif şeklini almış halidir. 51. Sıra bilindiği yolumuzda Hazmi Tura hazretlerinin yeridir. 

Cancağızım; Bunun ifâdesi  “Ben otuz senedir Hak ile konuşurum; halk ise kendileriyle konuştuğumu sanırlar”[222] Görüldüğü gibi bu hale gelen Hakk’ın sıfâtı olan konuşma hâline gelir. Ve (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, Besmele-i Şerif olan, (فاتحة) “Fâtiha”nın 1. âyetini okumuş olur.

{ الفاتحة/1} بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

“Bismillâhir rahmânir rahîm” Allah ve Rahman olan Allah’ın adıyla başlarım.

Kendisi ile ferd’iyyet kâmil olan üçüncüye gelince, "namaz"dır.[223] Bundan dolayı "Benim gözümün nûru namazda kılındı" buyurdu. Çünkü o müşâhededir. Bu da Allah ile kulu arasında söyleşmektir. Nitekim (فَاذْكُرُونِيأَذْكُرْكُمْ) “Fezkurûnî ezkürküm” ya’nî (Bakara, 2/152) ya'nî "Beni zikrediniz, tâ ki ben de sizi zikredeyim" buyurdu. Ve o, Allah ile kulu arasında yarı yarıya bölünmüş ibâdettir. Bundan dolayı onun yarısı Allâh'a ve yarısı kula mahsûstur. Nitekim güvenilir hadîste Allah Teâlâ'dan ulaştı. Hakîkatte Allah Teâlâ buyurdu ki: "Ben namazı benim ile kulum arasında yarı yarıya taksîm ettim. Şimdi onun yarısı bana ve yarısı kuluma mahsûstur. Ve kulum için taleb ettiği şey hâsıl olmuştur.” Kul "Bismillâhir rahmânir rahîm" der. Allah Teâlâ "Kulum beni zikretti" der. [224] 

Bu ifâde de (نا) “Na” olan Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın Zât’ının (با) “Ba” kapısı olan İnsân-ı Kâmil’in anahtarı olan âyet ve şifredir. 

(1) sayısal ifâdesi, (1-1)= 0 olur. (0) bilindiği gibi hiçlik noktasıdır. (1+1)= 2 dir. 2 çiftlik ifâdesi ve ikide ki birliktir. (1x1)= 1 dir. “1 üssü 1 ile 1 in kuvveti” yâni meleki yönüde (1)’dir. İstersenin (1) üssü sonsuz ifâde edilsin yine aynıdır.

Burada ki sayısal ifâdeleri toplarsak sayı (2+1+1)= 4 olur. (4) İslâmın şifre sayısıdır. (4) sayısı aynı zamanda içinde “13” sayısını bulundurur. (13) hem (ا) “Elif” ve hem de (و) “Vav” harfinin sayısal değeridir.[225] 

İki sayısı birin toplamında yani, (وَحِد) “Vahid” olan ifâdesinde vardır. Diğer sayılar birin tekrarıdır. “1”in çarpımı (أَحَد) Ahad olan ifâdesi ve 1 üssü ise vitr olan ifâdesiyle ma’nâsal tekliğini ifâde edebilir diyebiliriz.

* *

* *

(و) “Vav” İşte bu (1) Vahid olan ifâdesiyle (و) “Vav” harfsel ma’nâsının sayısal ifâdesi ile (6) sayına işârettir. 

Bunun müşâhadesi bir kaç ay önce Bursa Ulû Câmiide gördüğüm hat yazılarında olmuştu. Burada ki hatlar Küfe ekolü ile yazıldığı için normal Arapça bilgisi ile okuma bir hayli zor. Ama bu işin sonunda anladım ki “Küfe” ekolü ile ifâde edilmek istenen (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” ekolüymüş. Bu câmiide bulunan 192 hat sayısı bir hayli ilginçtir. Bu sayı (السلام) Es-Selâm ismi şerifinin sayısal değeridir.[226] Bilindiği gibi bu esmâ, Terzi Babam-ıza husûsi olarak Cenâb-ı Hakk (c.c.) tarafından verilmiş özel bir Esmâdır. Bursa Ulu Câmii açılışında Emir Sultân, Somuncu Baba’dan vaaz vermesini istemiştir. Somuncu Baba diğer namı ismi ile Hamudin-i Veli (فاتحة) Fatihâ’nın 7 ma’nâda tefsirini yapmış ve her kapıdan çıkanlar ile Cum'a tebriği yapmıştır. Daha sonra da sırrın ifşâ olması üzerine Malatya Darendere olan memleketine gitmiştir. Kıymetli öğrencisi Hacı Bayram Veli’yi yetiştirmiştir. Fakîr de orada bulunduğu gün içersinde, İkindi ezanı okunduğu zaman Ulu Câmii civarındaydım. Câmiiye girip önce sünneti binâ ettikten sonra, sıra ikindinin farzına gelmişti. Önümde sol tarafımda açılan safa dâhil oldum. Önümde ki, üstünde Kâ’be resmi, altın da (اَللهُ) Allah (c.c.) hattı ve onun altında ki (و) Vav hattı dikkatimi çekti. Normalde pek tesbîhât ve duâ’ya kalmam. Ama o an oluşan ambians ile farklı bir durum olduğunu sezinlediğim için bu (و) “Vav” hattını incelemeye koyuldum. Altında 5 ve 7 adet olan Lâle figürü dikkatimi çekti. Tesbihât, duâ, Kûr’ân tilaveti faslı geçti. Cemâat dağılmaya başladı. Etrafımı şöyle incelemeye başladım önce diğer bir hattın altında bulunan âyet nedir? Onun ne olduğunu anlayıp, meâlini çözdüm. Tam arkama döndüm. Bir de bakarım, namaz kıldığım yerin arkasında direkte 6 lı (و) Vav hattı var. Bunların resimlerini çektim. O resimleri buraya faydalı olur diye alıyorum. 

[227]

6 tane (و) “Vav” olan yazı hattını okumaya çalışırken, kıyın kıyın hanımlar bu direğin dibine yapışıp namaza durdular. (الشمس) Eş-Şems ve (القمر) El-Kamer ile başlayan iki tanesinin Güneş ve Ay ile alâkalı olduğunu anladım. Ama yazı sitilini okumanın zorluğu ve bu hanımlar işime engel oldular diye düşündüm. Ama bu normal bir hadîse değil diye de bu işin hikmeti nedir? Diye gönlümde bir soru işâreti oluştu. Câmii’nin girişine televizyon bordu konmuştu. Bu bord’da Ulû Câmiide ki hatlar ile alâkalı bilgiler dönüyordu. Bu ara ailem aradı. Bir kafeye oturmuşlardı ve beni yanlarına çağırıyorlardı. Buradan da aradığımı bulamamıştım. 

Daha sonra yaptığım araştırmalarda (و) “Vav”ların zâhiren şu anlama geldiğini öğrendim, Aynı câmiide “7”li “vav” da vardır. Aziz Peygamberimiz (sav) “7 vav”a dikkat çekiyorlar ve buyuruyorlar ki; “vav”ların işâret ettiği hallere ve mesleklere yönelirken temkinli olunuz. Mesela;

• Vali olmak

• Veli olmak

• Varis olmak

• Vekil olmak

• Vezir olmak

• Vakıf malını değerlendirmek

• Birde sıkca Vallâhu yemininde bulunmak[228]

• Ulu Câmii’nin her duvarında VAV harfleri yazılıdır.

• Halk arasında Hızır Aleyhisselâm’ın bu vav harfinin önünde namaz kıldığı rivâyeti yaygındır.

• Tezhib sanatı ile süslenmiş ve ucuna Lâle motifi işlenmiştir. Lâle süsleme sanatında Allah (c.c.)’ı sembolize eder.

• Vav harfi, Vahidiyyet, Vahdaniyyeti ihtivâ etmesi yönüyle de Allah (c.c)’ın birliğini ifâde eder.

Yıldırım Bayezıd tarafından mîmâr Âlî Neccâr'a 1396-1399 yılları arasında yaptırılmıştır. 

Ulû câmii’yi gezenler 3 tane kapısı olduğunu çok iyi bilirler. Somuncu baba câminin yapıldığı sıra buraya gelir işçilere hayrına somun dağıtırmış. Somuncu baba bir gün gene orada ekmek dağıtırken Hızır aleyhisselâm'ın orada olduğu fark etmiş, kolundan tutup "sen Hızır’sın anladım" demiş. "Buraya gelip her gün namaz kılacağına dair söz vermezsen burada ki herkese senin Hızır olduğunu söylerim" demiş. Hızır aleyhisselâm her gün geleceğine dair söz vermiş ama o da bir istekte bulunmuş. "Hangi vakit geleceğimi bana kalsın" demiş. Bunun üzerine Hızır aleyhisselâm Ulû câmiide ki vav harfinin önünde her gün gelip hangi vakit olduğunu bilinmez ama orada namaz kılıyormuş. Eğer bir gün Ulû câmii’ye giderek namaz kılacak olursanız mutlaka vav harfinin orada namaz kılın.

Belki Hızır a.s'la birlikte namaz kılarsınız.

Ulû Câmii, kimi din adamlarınca İslâm’ın 5. en yüksek mertebesinde ki ibâdethane olarak kabul edilmiştir. (İslam’da en yüksek mertebeli câmii, Mekke’deki Mescid-i Harâm, diğerleri Medine’de ki Mescid-i Nebevi, Kûdüs’teki Mescid-i Aksa, Şam’da ki Emeviye Câmii’dir. Beşincilik kimilerine göre Anadolu’da inşa edilen ilk camii olan Diyarbakır’da ki Ulû Câmii’ye aittir; ancak Emir Sûltan, Akşemsettin, Molla Gürani gibi din adamlarının konuşmalarına göre beşincilik metresi Bursa’da ki Ulû Câmii’nindir.) Ulû Câmii’nin kutsallığı, yapıldığı devir de din adamlarının ve evliyâlarının gösterdiği ilgiden gelir (Yapılmasını teklif eden Emir Sûltan; ilk namazı kıldıran Somuncu Baba; ilk cemâati Emir Sûltan, Molla Fenârî, Yıldırım; ilk imâmı Süleyman Çelebi; müezzinlerinden birisi Üftade)[229]

 Açıkçası bu hal beni biraz uğraştırdı. Melâmet, Şenâat, Hüzzâm hâlleri ile biraz meşgul olmak zorunda kaldım. 

* *

* *

Sen Buralı Değilsin Kavacık sohbetinde oluşan tevhid neş’esinde, Efendi Babam nerelisin diye sormuştu? Fakîrde safça Üsküdar’lı deyince, ben de Tekirdağ’lıyım diye cevap vermişti. Devâmında; Ama senin bir yönün, bir hakîkatin var ki, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın yanında aslın buralı değil. O zaman buralıyım diye hava atma demişti. İşte sen buralı değilsin, senin hakîkatin buralı değil ifâdesi olan Necdet Ardıç sûltanımın fakîre vermiş olduğu ipucu şifre bu işin hakîkatını çözmeye yardımcı oldu.

Babaannem Lütfiye Nazife Hanım Ankara’da doğmuş yetişmiş olmasına rağmen, memleketi babası Mehmet Kitâbçı dede bağlantısı ile Malatya Darendere ilçesidir. Annanem Nâzire Hanım da, Bursa Emir Sûltan’dandır. Ve uzun bir süre Emir Sultân hazretlerinin türbedârlığını yapmıştır. Somuncu babanın iki yönüyle bağlantısı fakîri biraz uğraştırdı. Necdet sultânımın, sen buralı değilsin ifâdesi ile bu hâlden çıkabildim. Bu işin cilvesi, oyalayıcı sebebidir. Hem ne olacak bu işin bana ne faydası var, diye düşündüm.

Hızır burada namaz kılıyormuşta fazla ilgimi çekmedi. Zâten Efendi Babam-dan öğrendiğim, Hakkani sıfâtları ile hazır olan Hızır’dır. Bu âleme gelen başka bir sıfâtla gelmez ki, ama işin gafletindedir. O da başka bir hâldir. Eğitim ile kişi bunu bilir ve fikren ve idrâken bu hâli kendi bünyesinde yaşar. 

* *

* *

(و) “Vav” Devâm Somuncu Baba’nın bir diğer ismi, Hamüdiddin Veli’dir. (ولي الحمد) “Veliyül Hamid”[230] bağlantısı burada görülür. Kendisi Melâmi meşrep bir zât-tır. Hacı Bayrâm Veli, kendisinin talebesi ve onun devâmı olan zâtlar, Bolu, Göynük ilçesinde yatan Akşemseddin hazretleri ve Ömer Sıkkini hazretleri (Bıçakçı Dede) dir. Akşemseddin Fatih Sultân Mehmet’in Hocası ve Fetih’e katılmış yumuşak halim selim bir zâttır. Bıçakçı dede ise celâli bir zâttır. Defalarca hazretlerin ziyâretlerine gitmiştik. Somuncu Baba, Ekmekçi Baba demektir. Ekmek ana gıda ve yolumuz zuhûrât tâbirlerinde (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid olarak yorumlanır. Somuncu baba bünyesi ve ma’nâlanmasında hem Hamd ve Hem de kılıç fetih hakikati vardır ki, yolundan olan evlâtlarında bu hâl zuhûr bulmuştur. Zâten Hızırın ne ifâde edildiği yazılmıştı.

Daha önce yazılanlar “Ef’âl” ve “Esmâ” mertebesi ile alâkalı olan bağlantılardı. Şimdi işin nirengi noktasına gelelim. Ulu Câmi, Ulûhiyet Câmii ve Câmii olan (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsının remzidir. Ulû Câmii yapılış tarihi de bunu destekler “13-99” Efendimizin şifre rakamı 13 ve 99 “Esmâ-i İlâhiyyedir”. (13+99)= 112 dir. (112) bilindiği gibi (سورة الإخلاص) “İhlâs Sûresidir”.

Bursa plaka sayısı “16”dır. Necdet isminin sayısal değeri olan “457” sayısının toplamı da “16”dır. Daha önce ki yaptığım bireysel çalışmalarda, Bursa isminin hakîkatine bakıp aradığımda, Bur-Sa ile ismin hece sisteminde, Sabur ile son (99.) esmâ ve Bur ile Burak ve Sa ile de (صلات) Salât hakikatleri ile (مِراج) Mi’rac olan namaz hakîkatlerini bünyesinde bulunduğunu fark etmiştim. Ulu Câmiide, 192 Hat bulunduğunu ve bunun da sayısal değerinin Efendi Babam-ın (السلام) Es-Selâm esmâsından dolayı bu sayının ne olduğunu çıkarabildim.

Hat ne olabilir diye düşünülürse, Kûr’ân’ın dört, yedi, hatta sonsuz ma’nâları vardır. Dört ma’nâsı; Zâhiri, bâtını, hattı (sınırı) ve matla-ı (doğuş yeri) dir. Öncelikle bu câmii de Somuncu yani hakîkatinde olan Kelime-i Tevhid Babası, Emir ile bu Emir (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün”den gelen Emirle (فاتحة) Fâtiha’ya 7 ma’nâsını vermiştir. Bağlantısı ise sonsuzdur (و) “Vav” lar görüldüğü gibi Kâ’be-dir. Bu “Gönül Kâ’besi” ile Hüviyyet ve âlemlere ve bunun Zât-i Tecelli mahalli olan bir bâtında doğan ikiz kardeşin (اِنسان) “İnsân” yönü ve (قُران) “Kûr’ân” hakîkatine işârettir. Zât mertebesi itibâri ile orada durmakta ve Ef’âl, Esmâ, Sıfât, Zât mertebelerine işârettir. Altında ki Allah (c.c.) Sıfât mertebesi, Lâle (Allah’ın remzi) 5 ve 7 motifli olması ile 57. Sıra (حَميد) Hamid esmâsı ile (حَمد) Hamd, (أَحمَد) Ahmed, (مُحَمّد) Muhammed’e işârettir. (و) “Vav” da Fâtiha’nın 1. âyeti olan (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Bismillâhir rahmânir rahîm, olan Besmele-i Şerife işarettir. Tam karşısında ise Hakkani sıfâtları ile hazır olan İnsân durmakta ve namazın dört mertebesi, olan (ا) Elif, (د) Dal, (م) Mim ve (ح) Ha, toplamı olan (مُحَمّد) Muhammed ismini oluşturmaktadır. Nefesi Rahmâni yemen tarafı olan insânın mide boşluğundan yani güney tarafından insânın ağzı olan kuzey tarafından nefha edilmektedir. Tam arkası yani kuzey cephesinde duran 6 tane “Vav” ise Fâtiha’nın, Besmeleden sonra ki 6 âyetini ve 6 yönünü oluşturmaktadır. Daha önce rüzgâr yönü ile rüzgârlar (سورة الذاريات) “Zârîyât Sûresi” ile Hazmî Baba Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerine ait olan 51 sıra numaralı sûrede, “Yıldız Kuzey” yönü şemasıyla beraber verilmişti. 

Bu (و) “Vav” oluşumu (نا) “Na” Biz ifâdesinin içinde açılmış ve devâm etmektedir. N.A, Necdet Ardıç isminin kısaltma harfleridir. Buraya bağlıdır ve (وَحِد) Vahid olan Vahid’in yâni “Bir olan Bir”in yönleridir. 

6 tane (و) “Vav” sayısal değeri (6x6)= 36 dır.

Daha önceden Efendi Babam’ın 53 sıra sayısı Esmâ bağlantısı (وكيل) “Vekil” ve “Allah, Rahmân, Rahîm” (وكيل) “Veli” olduğunu biliyoruz. Hazmî Babam rahmetullâhi aleyhin 51 sıra sayısıyla yolumuzdan gelen esmâsı (اَللهُ) “Allah” kaynak esmâsından sonra (حقق) “Hakk” esmâsıdır. 

Nusret Babam Rahmetullâhi aleyhin 52 sıra sayısıyla yolumuzdan gelen esmâsı ”Zâhir, Bâtın” (قَوِيّ) “Kaviyyü” esmâsıdır. 

Hazmî Babam rahmetûllahi aleyhin (51) sıra sayısı ile başlayan (سورة الذاريات) “Zariyat Sûresi” (وَالذَّارِيَاتِ) “Vez zâriyâti.” Tozu dumana katan, esip savuran rüzgârlar-a, fırtınaya yemin olsun, kasem olsun, andolsun... 

Nusret Babam rahmetûllahi aleyhin (52) sıra sayısı ile başlayan (سورة الطارق) “ Tûr sûresi” (وَالطُّورِ) “Vet tûri.” Kasem olsun, andolsun o Tûr'a, Necdet Babam yani Terzi Babam’ın (53) sıra sayısı ile başlayan (النجم سورة) “Necm Sûresi” (وَالنَّجْمِ) “Ven necmi.” Yıldız’a kasem, andolsun. 

Her üç sûre (و) “Vav”ı kasem ile başlamakta sırası ile rüzgâra, Tûr dağına ve yıldıza and içilmektedir. 

Efendi Babam’ın sıra sayısından dolayı Kasem (و) “Vav” harfinin “Veli, Vekil” esmâları ile bağlantısı vardır. Hazmî Babam Rahmetûllahi aleyh (51) sıra sayısında “1” bulunduğu için bu “Vav” harfi “Vahdet” ve “Vitriyet”e işârettir. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayısında (52) “2” bulunduğundan dolayı bu “Vav” harfi “Velâyet” 

“Vâhidiyet’e işârettir. Zâten (1+2+3)= 6 dır. (وكيل) Vekil esmâsı her iki büyüğümüzün arasında bağlantı esmâsı olduğu için ayrıca 7. “Vav”ı oluşturur. Bu 67 ile bunlara Câmii olan Allah (c.c.) esmâsının sayısal değeridir.

Şunu da ifâde edelim (و) “Vav”ı kasemden sonra her üç sûrenin âyetinde görüldüğü gibi Lâm-ı târif olan (ال) “El” harfleri düşmektedir. Yazılışta “Vâlnnecmi” olan ifade “Vennecmi” gibi bir ifâdeye dönmektir. 

Şimdi üç âyetin (و) “Vav”ı kaseminden sonra ki harflere bakalım... Her üç harfte şeddelenerek okunmaktadır. 

(والذّ) “Vezz” (ذ) “Ze” harfine and içilmektedir. “Za, Zi, Zü” sahip olmak ma’nâsınadır. Burada şiddetli bir şekilde zâhir, bâtın “Nefesi Rahmâni” rüzgârlarına sahip olunmaya yemin edilmektir. 

(والطّ) “Vett” ile (طّ) “Tı” harfine and içilmektedir. “Tı” tahakkuk etmektir. Şedde ile yemin edilmesi, Tûr-u sîne dağının Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın şiddetle tecellisinin tahakkunun hakîkatıyla dağılıp un ufak olup toprağa dönüşmesi ve bu topraktan nefesi Rahmâni rüzgârlarının getirdiği yağmurun hayat suyu olan “Kevser” suyuyla hikmet olan ilm-i ledün bitkileri olan ince fikir ve tefekkürün yetişmesidir. 

(والنّ) “Venn” ile (ن) “Nun” harfine yani Nûr-u İlâhi ve şeddelenmesi ile Nûr-u Muhammediye’ye yemin edilmektir. Devâmında ki harfler ile (ج) “Cim” Cemal-i İlâhiyye ve (م) “Mim” ile Hakîkat-i Muhammediye yemin edilmektedir. 

Bunu toparlayacak olursak, Vitr hakîkatleri içinde zuhûrda bâtında bulunan “El” Ahadiyet ve Ulûhiyet hakîkatlerinin Nûr-u İlâhi ve yansıması olan Nûr-u Muhammedi ile sırlanıp, “Cemâl-i İlâhinin” Hakikat-i Muhammedi olan bu âlemlerde olan zuhûruna ve bu zuhûrun nûrun şiddeti ile meydana geldiğine yemin edilmektedir, denilebilir. Yetişen bitkiler ve bunu yiyen hayvanları ve bu toprakta bulunan ilm-i ledün-i yiyerek Kevser suyunu içen mü’min kulun bünyesinde bu ma’nevi yiyecekler ölüp mide’de hazm olup namazda gözde oluşan nûr ile mi’raclarını yapar. Bu hal (ن) “Nun” harfinin şeddelenmesi yadi bu nûrun şiddetinden dolayı oluşan bu hal zâhiren gözükmemektedir. 

* *

* *

(يس) YÂ-SÎN

(36) (سورة يس) “Yâ-sin sûresi” ve 3 seyir ile 36 ders olan (مِراج) Mi’rac’ın urûc yâni yükseliş kısmıdır. Rasûlü Zişân (s.a.v.) Efendimiz (سورة يس) “Yâ-sîn Sûresine” Kûr’ân-ı Kerim’in kâlbi demiştir. 

"Her seyin bir kâlbi vardir. Kûr'ân-ın kâlbi’de Yâsîn'dir. Kim Yâsîn'i okursa, Allah onun okumasına, Kur'ân-ı on kere okumuş gibi sevap yazar" (Tirmizî, Fedâilu'l-Kûr'ân, 7; Dârimî, Fedâilu'l-Kûr'ân, 21). 

Kûr’ân Zât olduğuna, (يس) “Yâ-sin”de Muhammediyet mertebesinden “Ey İnsân” ifâdesini taşıdığına göre, “Zât-ın kâlbi-gönlü olan Ey İnsân” ma’nâsı çıkmakta- dır. “Kâ’be inşaa edildiği tarihten beri içine girmediği ifâde edilen Cenâb-ı Rabb’ül âlemin. Mü’min kulunun kâlbinden de hiç çıkmamıştır.” Diye ifâde edilmektedir. 

(كُنْ فَيَكُونُ) “Kün feyekün” sayısal değerini inceleyecek olursak;

(ك) Ke: 20, (ن) Nun: 50, (ف) Fe: 80, (ي) Ye: 10, (ك) Ke: 20, (و) Vav: 6, (ن) Nun: 50, (20+50+80+10+20+6+50)= 236= (2+3+6)= 11

(11) Hazret-i Muhammed ve Tevhid-i Zât mertebesidir.

(2) Zâhir Bâtın, (36) bilindiği gibi (سورة يس) “Yâsîn sûresidir”. Kûr’ân-ı Kerîm’de geçen “8 adet” (كُنْ فَيَكُونُ) Kün feyekün âyetinden biri bu sûrenin 82. âyetinde geçmekte- dir. (2+6)= 8 dir. (8) Tevhid-i Ef’âldir. Ef’âl sahasında meydana gelen genel “Ol” dur. 8. Cennet ile de özel “Ol” dur. Geriye kalan (3) sayısı ise İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebesinden (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün feyekün” açılımı olarak düşünülebilir. Görüldüğü gibi ne kadar muhteşem bir sistemdir. 

(يس) Yâ-sîn okununca 10 kat sevap alınıyorsa, bu da irfân ehli için kemâle gelme anlamına gelir. İrfan ehli için bu Kemâl sayı ve Kemâl’e ermedir. Yani (يس) Yâ-Sîn olan Hazreti Muhammed mertebesinde kemâle ermesidir. (36x10)= 360 olur. 360 da bilindiği gibi dâirenin çapıdır. Zâhir, bâtın 18.000 âlemdir. Dâiresi (0) yani (قَابَ قَوْسَيْنِ) Kâb-ı kavseydir. İşte zâhir ve bâtın olan bu insânın hakikati bir yönü hadîs bir, yönü kadîm olan (اِنسان) “İnsân (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”e yani Zât-i Tecelliye ayna olur. 

Efendi Babamın Tekirdağ Dergâhında yapmış olduğu sohbeti takip edenler, tam arkasında Yâ-sîn hattı ve Kâbe resminin ortasında sohbetlerini yaptığını bilirler, bize göre (يس) Yâ-sîn sol da, Kâbe sağdadır. Bu ayna-ya olan yansıma hâlidir. 

Hakîkat’te Kâ’be-i şerif onun solundadır. Bu Nefs-i Küll tarafı âlemler tarafıdır. Yâ-sîn hattı ise sağındadır. Bu da “Ey İnsan” olan hakikatin Akl-i Küll hükmünde olmasındandır. 

* *

* *

Vav - Yâsîn – Hamd, Fâtiha -Göz Nûr’u Olan Namaz bağlantısı Hakkani sıfâtları ile (و) “Vav” ve “6 Vav” arasına giren insân zâhiren düşünürsek bu Kâ’be-de olur. (6) Zât-i sıfâtlardır. Sübûti sıfâtlar ile (7) (فاتحة) Fâtiha ile bu sayı “13” olur. Bu kâbe’nin merkezi olan Makam-ı Mahmud’un ifâdesidir. Aslı bir olan (و) “Vav” Vahidiyyet ve (اللّهُ) Allah (c.c.) esmâsı ise Ulûhiyyettir. Bu sıfât mertebesinin bir bölümüdür. Vahidiyyet, Ulûhiyyete yaygın bir saha oluşturur. Sıfâtın diğer bölümü bu mertebe deryâlarının taşması ile oluşan Rahmâniyet deryâsıdır. Bu hâli anlatan âyeti kerime A‘râf Sûresi 54. âyettir. 

إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَ

ى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ {الأعراف/54}

 İnne rabbekumullâhullezî hâlakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşı, yugşîl leylen nehâre yatlubuhu hasîsen veş şemse vel kamere ven nucûme Mûsâhharâtin bi emrihi, e lâ lehul halku vel emr, tebârekallâhu rabbulâlemîn.

7/54. “Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde halketti, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki halketme ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” İlk önce Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın halketme fiili vardır. Altı gün ifâdesi hakkında tefsirlerde birçok ifâdeler vardır, genel olarak altı gün altı mertebe de Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın tenezzül ederek yâni a’maîyyet, ahadîyyet, vahidîyyet, rahmânîyyet, rubûbîyyet, melikîyyet ile faâliyete geçmesidir. Yedinci gün ise İnsân-ı Kâmil’in yeryüzünde zuhuru ile kıyametin koparak bu dünyânın ortadan kalkmasıdır. Ve Efendimizin (s.a.v) zuhûru ile bu yedinci gün başlamış oldu. Bizler şu anda yedinci günü yaşıyoruz yâni kıyamet saatinin içindeyiz ve bu nedenle vaktimizi çok iyi değerlendirmemiz lâzımdır.[231]

Âyette geçen (عَلَىالْ عَرْشِ اسْتَوَى) “Ala’l arşı istiva” Hatt-ı istivadır. Hatt üzerine Ulûhiyyetin yayılmış hâlidir. Yukarıda verilmiş olan Hatt resmi ile Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın Vahidiyet ve Ulûhiyet sahası ve bunun yaygın olduğu saha’nın bir yönü gönlü (يس) Yâ-sîn olan İnsân-ın Kâlb’idir. Bir yönüde arş olan başıdır. İki tane 180 derece yani Nûr ve Rûh yarım dâireleri, bir bakıma Esmâ, Sıfât mertebesinin birlenenerek oluşan Tevhid hâlidir. Kuzey’de-Yıldız’da nefisde oluşan 360 derece ve güney’de yâni Hakk’ta oluşan “6” (و) Vav ile toplam sayı 366 olur. 366 sayısı da 4 yılda bir oluşan artık yıldır. Diğer yıllar 365 gün üzere devrini tamamlar. Görüldüğü gibi Ef’âl, Esmâ, Sıfât seyirleri ile seyrlerinde oluşan sayısal değer, (3+6+5)= 14 Nûr-u Muhammedidir. 

1. Yıl oluşan “14” sayısı itibariyle, Ef’âl mertebesi yani “8” Tevhid-i Ef’âl mertebesinde olan Abdiyet nûrudur. 

2. Yıl oluşan “14” sayısı itibâriyle, Esmâ mertebesinden, Tevhid-i Esmâ Risâlet mertebesi nûrudur.

3. Yıl ile oluşan “14” sayısı itibâriyle, Sıfât mertebesi itibariyle Tevhid-i Sıfât Ulûhiyyet nûrudur.

4. Yıl da sayı değişmektedir. (3+6+6)= 15 olur. Bu sayı zâhir, bâtın Hakikat-i Muhammedi’dir. Yani oluşan (نور) Nûr, (هُ) Hu ve Muhammediyet mertebesi itibâriyle Zât mertebesi Nûru değildir, burada (نور) Nûr olmaz çünkü herhangi bir oluşum yoktur. 13 ile bâtini noktadır. 

5. Bunların tamamı ile (14+14+14+15)= 57 olur. Ne kadar muhteşem sistem değil mi? (5+7)= 12 dir.

(12) Hakikat-i Muhammediye ve İnsân-ı Kâmil mertebesidir ve (سورة الفاتحة) “Sûresi Fâtihadır”.

Burada yani Hızır makamında bireysel namaz kılan “Ârifibillâh” ve “Kâmil İnsân”, 28 mertebe üzere namaz kılacağından ve (36+6)= 42 olduğundan, (سورة الشورى) “Şûrâ Sûresi” 28. âyette geçen (ولي الحمد) Veliy’ül Hamid olur. 

Hatta görülen Tek (و) “Vav”, ise sayı değerinin bir yönü 6+13= 19 dur. Burada ki (و) “Vav” (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele’nin remzi olan (و) “Vav” dır. 

(36+19)= 55 tir.

(55) Sıra numarası ile daha önce (مَتِين) Metin esmâsıdır. Ne anlama geldiğini bağlantılarını açıklanmıştı. (5+5)= 10 ile kemâl sayı ve Ahadiyyet, Hiçlik ve Kavs dâiresi olduğu, sayısal açımlı ile “503” (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammeder Rasûlüllah ve Kılıç hakîkat-i Kelime-i Tevhid yanî (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ ilâhe İllâ Allah Mumammedür Rasûlullah olduğu önce anlatılmıştı. 

(55) Sûre, (سورة الرحمن) Rahmân Sûresinin sayısal değeridir. Bu da arş’ın ifâdesidir. 

Yâsin bir yönden kemâl, bir yönden zevâl olan “360” sayısı ile (19) Besmele toplanırsa (360+19)= 379 olur. 

(79+3)= 82 olur. Bu da yine (ال) “El” (31)-51 ile Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhi vermektedir. Yasin Sûresi 82. Âyette, 

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {يس/82}

36/82. İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn “Onun emri bir şeyi murâd edince (dileyince) ona sâde ol demektir, o oluverir” Ve (سورة يس) “Yâ-sin Sûresi” verilen bu âyet ve son sûre olan 83 âyet ki,

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ {يس/83}

36/83. Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve ileyhi turceûn. 

 “Artık tesbih edilmez mi öyle herşeyin hükümranlığı elinde bulunan yüce Allah! Hep de döndürülüp O'na götürüleceksiniz.” Nusret Babam rahmetullâhi aleyh, O eli vermiştir. Bu gelen (سورة الذاريات) “el- Zariyat Sûresi”, (سورة الطارق) “Tûr Sûresinin” içinde bulunduğu 26. Cüz ve 27. Cüz itibâri ile Muhammediyet mertebesi içinde sağ el içine alınmış sol el- dir. Namaz kıldığımız zaman sağ elimiz üstte sol elimiz onun altındadır. 

(79-3)= 76 dır. Nusret Babam rahmetulâhi aleyh’in dünyâ hayatında kaldığı yıl ve 19-79 da, batın âlemine geçtiği yıldır. 

Bursa Ulu Câmiide önce dikkatimi çeken hat aşağıda resmi olan hattır, 

Bu hat üzerinde (سورة البروج) “Buruc Sûresi” 16. âyet olduğunu baktığım zaman çözmüş ve not almıştım.

ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ {البروج/15} فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ {البروج/16} 

85/15-16. (Zul arşil mecîd. Fa’âlun limâ yurîd.)

 “Arş'ın sahibidir, şanı yücedir. Dilediğini mutlaka yapandır.” Bir önce ki âyet bu hatta ki âyet ile bağlantılı olduğun- dan buraya aldım. (مَجِيد) “Mecid” esmâsı “50” (سورة ق) “Kaf sûresi”nde 1. âyette Mecid olan Kûr’ân-a and olsun diye (و) “Vav”ı kasem ile geçmektedir. 

(85+15)= 100 dür. Yüz kesret sayıların başı ve (ق) “Kaf” harfinin sayısal değeridir. (مَجِيد) “Mecid”, (سورة ق) “Kaf Sûresi” 1. âyette geçmektedir sayı (100+1)= 101 dir. (85+16)= 101 dir. 101 de arada ki sıfır alındığında sayı 11 olur ki, Marifet/bekābilllâh mertebesi ile Zât olan Şanlı ve şerefli olan dileği, (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” dür. Duâ’sı (كُنْ) Kün dür. “Ol” derse oluverir. 

(50+1)= 51 dir. (مَجِيد) Mecid esmâsı, 49 sıra esmâdır ve bir önce ki sıra ile bağlantılıdır. “49” (13) sayısının 53/49. Âyette geçen (شعرى) “Şıra” yıldızı ile “İlâhi benlik” yıldızı olduğu açıklandı. 

Buruc, yıldızlar ve türçe ifadesi ile “Burç”lardır. Burç yıldızı, olan nefis yıldızı üzerinde irâde ve hükmünü sürdürüp dilediğini yapan Ulûhiyet yıldızı olan şanlı şerefli (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsıdır. Rahmâniyet olan arşa bu yıldız şanlı bir şekilde yansır ve âlem bayrağı oluşur. Gaflette olan ışığını (ما) “Ma” şey-eşyadan alır. Hakîkatte yaşayan ise ışığını, Ulûhiyetten alır.

Daha önceki (و) “Vav” önünde duran kıyam hâlinde olduğu zaman “1” sayısını oluşturur. Bunun kemâl’i ise “10” sayısıdır. Yâ-sîn kemâl’iyle, (360+10)= 370 olur. Bu hâlin zevâli-kemâliyle[232] “37” yâni zât tecellisi olur. 10 sayısının, harfsel karşılı (ي) “Ye” dir. Bu da yakîn halidir.

Rükû hâline gelince ve bunun kemâliyle (2x10)= 20 ile (360+20)= 380 ve bunun zevâl-kemâl’iyle (38) sıfât tecellisidir. 20 sayısının hafsel karşılığı (ك) “Ke” harfidir. Bu ifade sen olmasaydın ile Âyan-i sâbite mertebesinde ki program halidir. (كُنْ) “Kün” ile (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” hitâbının olduğu tecelli mahallidir.

Secde haline gelince ve bunun kemâli ile (3x10)= 30 ile (360+30)= 390 ve bunun zevâl-kemâliyle (39) esmâ tecellisidir. 30 sayısının harfsel karşılığı (ل) “Lâm”dır. Lâm ise Ulûhiyet ve Halkiyettir. Ulûhiyetin esmâ yönü olan Allah (c.c.) ve Esmâ-i İlâhiyye tecelisidir.

Tahiyyyât hâline gelince karşılıklı konuşma mahallidir. Yâni bu hale gelende denklik hâli, muhataplık hâli oluşur. Bunun kemâli ile (4x10)= 40 ile (360+40)= 400 ve bunun zevâl-kemâliyle oluşan rakam yine 40 tır. 400 sayısının harfsel karşılığı, (ت) “Te” dir. 40 sayısının harfsel karşılığı (م) “Mim” dir. (ت) “Te” Tevhid ve (اَنْتَ) “Ente Sen” ifâdesi ve bir yönü (اَنَ) “Ene Ben” ifâdesidir. (م) “Mim” Hakikat-i Muhammedi ise bu (اَنَ) “Ene-Ben”, (اَنْتَ) “Ente-Sen” ile ara da “Mâbeynci” olan Hakk ve Halk arasında haberci olan mertebedir.

Bu namazı kılan Kâmil İnsân ise 5 vakit namazının kemâli ile bu sayı (5x10)= 50 vakit (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “salât-ı dâimûn” namazda devâmlılık olur. Ve Sayı (360+50)= 410 dur. Bu sayının Zevâli-Kemâliyle (410/10)= 41 olur.

“41 Yâ-sîn” okumak halk arasında sevap kazanmak için mûteber ibâdet sayılır. Yolumuzda ise Mescid-i Nebevinin (سلام) Selâm kapısından girip bâtin-i gönül çalışmasına başlayan sâlik ise 15-20 yıllık bir seyir sonunda (41) nolu Cennet’ül Bâki kapısına gelir. Bu kapıdan önce Resûlüllah, Hazreti Ebûbekir ve Hazreti Ömer’in istirâhat ettikleri türbeleri vardır. Hazreti Ebûbekir ve Hazreti Ömer’in pencelerinde (سورة الحجرات) “Hucurât Sûresi” 49/3 ve 49/2 nolu âyetler vardır. Bu pencerelerde, peygamberin yanında sesini yükseltmeyenler ve onun yanında sesini kısanlar hâli geçmektedir. (49) numaralı Hucurât (Odalar) Sûresi Fahrettin Himmeti hazretlerin sıra sayısına denk gelmektedir. Yolumuz onun övülmüş himmeti ile bu sahadan geçmiş ve Cennet’ül Bâki de bulunan Osman Zinnûreyin Zâhir, Bâtın Nûruna ulaşmıştır. “52” sayısı “50” (ن) Nun ve “2” ile Zâhir ve Bâtını bildirmektedir. Bu hakîkatin zâhir bâtın nûrunu Nusret Babam rahmetullâhi aleyh bizlere, Efendi Babam Necdet Ardıç’ı “Gözümün Nûru” diyerek, bildirmiş ve bizlere bu hakîkat aktarılmıştı

* *

* *

(ﻻ له) Lâle Cancağızım; Bu konu niye bu kadar uzadı diye düşünülebilir. Ama aktardığım ve oluşan bağlantılar ile bu Ulu Câmii de oluşan müşâhade ve yaşantının aslında, yolumuz ve Efendi Babam ile alakalı olduğu, onun gönül Câmi-Cem’i ve Kâ’be-sinde ki yaşantısı ve yaşantımızın yansımaları ile oluştuğu anlamak zor olmayacaktır. Bu da, Hakk’ın aynası ve rü’yetinde oluşan bir zuhûrâttır. Efendi Babamın sık sık dile getirdiği gibi yolumuz ilâhi sistem üzere giden bir sistem olduğu için bu bağlantıları, âlem aynasın da görmek zor olmamaktadır.

(اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı altında olan (و) “Vav” hattının altında (ﻻ له) “Lale” figürü bulunmaktadır. Bakıldığı zaman sağ tarafta “7”li, sol tarafta ise “5”li lale vardır. Ama buna ayna mantığına göre bakıp, yani biz o tarafa geçersek sağ tarafta beşli lâle figürü, sol tarafta yedili lâle figürü olduğunu anlamak zor olmayacaktır. 

Lâle sayısal değeri; (ﻻ) Lâm Elif: 31, (ل) Lâm: 30, (ه) He: 5, (31+30+5)= 66 dır. (ﻻ له) Lâle (اَلله) Allah (c.c)’un remzi olarak kabul edilmektedir. Yanlız (اَلله) Allâh (c.c) esmâsı-nın içinde gizli (ا) Elif vardır. Sayı böylelikle “13”e ulaşır.

(ﻻ له) Lâle isminin Arapça yazılışında görüldüğü üzere (ﻻ) LÂ ve (له) Leh oluşumu vardır. (ﻻ) “La” bir yönden yok demektir. Bir yönden (ال) “El” bu da var demektir. Ama yokluk idrâk edildiğinde var olmaktadır. (له) Leh ise, (له) 

“Lehu” dur. 

Onun içindir. “Onun için yok” veya onun için yok ol, ma’nâsı çıkar, sen çık aradan kalsın yaradan (halk eden) denmektedir. Bir de Ulûhiyyet ve (هُ) Hu’nun yok olduğu bir mertebeden haber vermektedir. Bu mertebe yine Zât mertebesi içinde olan Hüviyyet ve Eniyyetin kaynağı olan, altında ve üstünde hava olmayan ve el’an da öyle olan A’maiyyet mertebesini ifâde etmektedir. 

Bu müşâhade de, Kâ’be-Zât tecellisi, (اَلله) Allah (c.c.) esmâsı Sıfât tecellisi olan Ulûhiyyet ve onun altındaki (و) “Vav” Vahidiyyet ve altındaki (ﻻ له) “Lâle” Rahmâniyyettir. “Sıfât” mertebesinin üç bölümüdür. (سورة الرحمن) “Rahmân Sûresi” 55. sıradır. Ama Lâle ve figür 12 sayı değerindedir. (5+5)= 10 kemâl sayı olan (عشر) “Aşere”dir. Kemâl sayıya bazıları (اسن عشر) “İsna Aşer” de denmektedirler. Bu sayı Oniki dir. Rahmân Sûresi daha önce verildiği gibi,

الرَّحْمَنُ {الرحمن/1} عَلَّمَ الْقُرْآنَ {الرحمن/2} خَلَقَ الْإِنسَانَ {الرحمن/3} عَلَّمَهُ الْبَيَانَ {الرحمن/4} 

(1. Er rahmân. 2. Allemel kûr’ân. 3. Halak’al insân. 4.Allemehul beyân.) 

1. Er Rahman, 2. Kûr’ân’ı (Zât-ı) talim etti. 3. Talim ettiğini beyan etti yani açıkladı. 4. Ve İnsan-ı Halk etti. 

(55+1)= 56, (55+2)=57, (55+3)= 58, (55+4)= 59 dur. Bunların toplamı 11, 12, 13, 14 ile Hz. Muhammed’e ait olan mertebe ve şifrelerdir.

Daha önce incelediğimiz “55” (مَتِين) Metin esmâsı bağlantısı Er-Râhman’ın sûreti olmakta, “57” (حَميد) Hamid, (حَمد) Hamd, (أَحمَد) Ahmed, (مُحَمّد) Muhammed bağlantısı ile Zât-ı tâlim edip öğrendiği anlaşılmaktadır. (سورة الرحمن) “Rahmân Sûresi” Kûr’ân-ı Kerîm’in arûsu yani Zât-ın gelinidir. Gelin olmak ise regâib kandilidir. 57 sayısını Kemâl sayısı ile çarparsak, (57x10)= 570 dir. Âlemlerin sultânının, Regâib kandili olan gece bu sene içinde olmuştur. 

Bu (ﻻ له) Lâle figürü oluşumu “7 ve 5” ile “7 nefis mertebesi” ve “5 hazret mertebesi” ile ders sistemizi vermektedir. Daha önce incelediğimizde “7” (و) “vav” ile bunun (فاتحة) Fâtiha olduğu anlaşılmıştı. Yalnız birinci âyet (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif yâni (اللّهِ لرَّحْمَنِا الرَّحِيمِ) “Allah, Rahman, Rahim” ile başladığı ve bu oluşum da sıfât ve rubûbiyet mertebesidir. 

Aynı zamanda bu anlatım yedi sıfât mertebesini ifâde etmektedir. Bu okuyan kişinin anlayış ve idrâkine göre değişir. 

Beşli oluşumlu (ﻻ له) Lâle de Kur’ân-ı Kerîm’in, (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresinin” yan sayfası kendine göre sağında bulunan (سورة البقرة) “Bakara Sûresi”nin ilk 5 âyetidir. “Bakara Sûresi” sayısal değeri 2 dir. (2) Zâhir ve Bâtın demektir. “Fâtiha Sûresi” (1) sûre sayısıyla Ahadiyyet mertebesidir. Ahadiyyet mertebesi, (فاتحة) Fâtiha içinde açılmış. Açılan sıfât mertebesidir. (6) Zât-i Sıfât ve (7) Sübût-i Sıfât açılmıştır. Bu (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif’in Fâtiha’nın hem içinde hem dışında olmasından kaynaklanır. Fâtih-Fetih-Fettâh, 8. Mertebe olan 8. Cennet ifâdesi ve aynı zamanda, tam karşısında olan (الم) Elif, Lâm, Mim yani Ahadiyyet, Ulûhiyyet ve Hakikat-i Muhammedi ile başlar. 5. âyette sayı (5+2)=7 ye ulaşır. 

(فاتحة) Fâtiha son âyeti ile oluşan sayı, sûre sayısı ile toplarsak (1+7) dir. (سورة البقرة) “Bakara Sûresi” ilk âyetinde geçen (الم) Elif, Lam, Mim sayısal değeri ise, (ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30, (م) Mim: 40, (1+30+40)= 71 dir. 17 olan Teklik- Ahadiyyet ifâdesi, tam karşısı olan zâhir, bâtın aynasına, 71 ile yansımıştır.[233] (17) bilindiği gibi Kur’ân’ı Kerîm’de (سورة الإسراء) “İsrâ Sûresi” ve 71 ise (سورة الحج) “Nûh Sûresidir”. “İsrâ Sûresi” 1. âyet (مِراج) Mi’rac âyeti olduğu ve Nûh’un ise Necâtiyet (Nûh Neciyullâh) olduğu bilinmektedir. Bu ifâdelerin Efendi Babam ile bağlantıları birçok yerde tekrar edilmiştir.

Bu sayılar ile ilgili daha önce çizilen bir şekli buraya alıyoruz.

Üste verilen şema,[234] Efendi Babam Necdet Ardıç’ın çizmiş olduğu ve (10) numaralı Kelime-i Tevhid kitabında “Kâ’be-i şerif krokisi” olarak verilen şemasından yansıma ile tefekkür edip çizilmişti. Bu çizilen ilk şemaydı. Bundan sonra da yaklaşık 1,5 sene içinde çeşitli şemalar çizildi.

* *

* *

“Gönül Kâ’besi” Bu şema hicri olarak 13 Zilkade 1432 de çizilmiş, 13 sayısı ilk dikkati çeken sayıdır. Bu şemayı buraya alırken fakirin 45 yaşına girdiğim hicri doğum günüymüş. (45) daha önce verildiği (ادم) “Âdem” sayısal değeridir. 

Bu şemayı sadece Efendi Babama göndermiştim. O tarihlerde de fakîrin çevresinde bulunanlar sohbet ortamı istiyorlardı. İlk ilgilendiğim kişi olan hanım kardeşimiz evinin musâit olduğunu söylemişti. Bağdat Caddesi yakınlarında bulunan bu eve, Efendi Babamında iznini alarak gitmiştik. Kızım da yanımdaydı. Şu an yolumuzdan dersli olan oğlu da bu ortamda hazır bulunmuştu.

“Bu adrese gitmeden, gördüğüm zuhûrâtta bir saraya giriyordum, sarayın görevlisi fakîri alıp pâdişâhın huzûruna çıkarıyor ve bizi pâdişâh ile yalnız bırakıyordu. Sarayın kabul meclisinde pâdişâhın huzûrunda bağdaş kurmuş bir vaziyette oturuyordum.” Bu zuhûrâtı gördüğüm zaman tam anlamamıştım, sohbet ortamını uygun bulduktan sonra bulunduğum (38) numaralı, Dilek isimli binânın (4) numaralı kapısından çıkmak üzereydim. Hatta ayakkabılarımı da giymiştim. Efendi Babamdan bir telefon vardı. Konuşmaya başladık, mevzûnun uzayacağını anladığım zaman ev sahibini de kapıda bekletmemek için tekrar evin salonun geçmiştim. Yukarıda çizilen şema hakkında fakîre bir şeyler soruyordu. Biraz olayda karışıklık var gibiydi. Bu çizimin o zaman “Terzibaba13 internet Sitesinin” forum şeklindeki hâlinde yayınlandığından bahsediliyordu. Siteyle ilgilenen İl… Nüket Anne’ne söylemiş diye de bu konuda biraz ısrarcı olunca, baktım bu iş olacak gibi değil, kendimden bu konuda emindim. Yazdığım yazı ve şiiir’leri, çizdiğim şekilleri Efendi Babam tamam demeden kimseye göstermem. Zâten şu an bile bunu çizen ve Efendi Babam haricinde bu şemalardan pek kimsenin haberi yoktur. Eğer böyle bir şema-şekil yayınlanmışsa kim göndermiş yayınlamışsa benzer bir yansıma olmuştur. Bunu sizden başkasına göndermedim dedim. Efendi Babam da senden başkası bunu çizemez dedi. Açıkçası şu anda tam neyi kasteti bilmiyorum. Her hâlde deli dumrul, cahil cesaretli olandan başkası bu işe tevessül edemez, demek istemiştir. Ama bir eksiği vardı. Kâ’be-nin şeklinin altında bulunan “Hicri İsmâil” denen bir yay gibi görünen siyah çizgi çizilmemişti. Efendi Babam bu çizimin “Hicr” kısmı eksik demişti. Fakîr de bu kâbe şekli, gönül kâ’be-sini ifâde etmektedir. Onun için “Hicr” kısmı yok demiştim. Şimdi bu zuhûrât ve devâmında olan, müşâhade ve tecellisi ile bu zuhûrâtı yorumlamaya çalışalım.

Apartmanın ismi (دِلَكْ) “Dilek” dileme ile alâkalıdır. Bir süredir yazdığımız “Yâ-sîn Sûresi 36/82” âyetinde geçen (دِلَكْ) “Dilek” (اراد) “Erâde” sıfât mertebesi itibâriyledir. Âyani sâbite programı içinde oluşum olmadan İlm-i irâde mertebesinden, Vahidiyyet ve Rahmâniyyet hakîkatlerine irâdenin aktarılmasıdır. “Burûc Sûresi 85/16 âyetinde geçen “Dilek” ise (يُرِيدُ) “Yurid” dir. Ef’âl mertebesi itibâri ile eşyada hüküm süren olduğunu bildirmektedir. Resûlü Zişân (s.a.v.) Efendimiz “Eşyânın hakikatini bana göster” dediği bilinen bir hadîsedir. Esmânın hakîkat-i eşyâyı içten ve dıştan kapsayan (نور) “Nur”dur. (اراد) “Erâde” dileme olan irâde sıfâtı, gelecek zamanda (يُرِيدُ) “Yüridi” olan “diler, dilediği” geçmiş, ama geçmemiş olan, geniş zaman kipiyle Ef’âl mertebesi itibariyle ilm-i ilâhi programını zuhûra çıkarır demektir. Kazâ olan (اراد) “Erâde”nin yani dileğinin, kader olarak eşya yani şei’iyyet olan, bu ef’âl âleminde rü’yet edilmesi ile yurid yani diler-dilediği olarak “19” şifresi ile ortaya çıkmasıdır. Buruc-Burclar yani nefislerin Hakîkat-i olan bu “dileme” ile kendi hakîkatlerinden talep edilen bu istek, Cenâb-ı Hakk (c.c.) tarafından feyizlendirme sûreti ile Kûds-i feyiz ve Mukaddes feyiz olan, Zât ve Sıfât mertebesi kaynaklı (ما) “Ma” yani eşyaya ulaşır. İşte ulaşan bu nâr eşyanın hakîkatidir. (يُرِيدُ) “Yuridi” ifâdesinde iki tane (ي) “Ye” harfi vardır. Kişi gerçekten bu hâli anlayıp, kendine hâl edinirse, (اراد) “Erâde” ile yakînlik hâli oluşur. 

(1) Görülen zuhûrât ve evin sahiplerinin ismi ile pâdişâhın ve hakîkat-ı, binânın ismi Dilek ve binâ numarası 38 yâni sıfât tecellisi ve 4 ile İslâm’ın şifre sayısı bulunmaktadır. (دِلَكْ) Dilek sayısal değeri, (د) Dal: 4, (ل) Lâm: 30, (ك) Ke: 20, dir. Toplamı ise (4+30+20)= 54 tür. 

(2) Kamer 54/55 âyetinde geçen, Kudretine nihâyet olmayan pâdişâhlar pâdişâhının yüce huzûrunda doğrulara has mecliste! 

Bu âyet ma’nâlanmıştır.

(3) Pâdişâhın doğruluk meclisinde kurulan “Bağ-daş”, Bağ, Cenâb-ı Hakk (c.c.) ile ünsiyet, tanışıklık ve Daş ise refâkat ve ortaklıktır.

Bu iş nasıl olur denirse, bir gün Efendi Babam-ı telefon ile bir kişi aramış. Efendi Babam-ın bir şiirini okumuşmuş. Başlamış vermiş veriştirmeye, “Ya Hu” sen nasıl bir insân- sın, nasıl Allah ile ortak olursun demiş. Efendi Babam dur bakalım, Allah’ın havasını solumuyor musun? Suyunu kullan mıyorsun? Gıdasından istifâde emiyor musun? Vs… dedikten sonra bunlar ortaklık değilde, nedir demiştir.

(4) “Hicr” ayrılık demektir. Bu işin üzerimde özel bir etkisi olduğundan belki bu ayrıntıyı çizemedik. Bunun hakikati de yukarıda verilen oluşum ile,

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا {مريم/54}

Vezkur fîl kitâbi ismâîle innehu kâne sâdıkal va’di ve kâne resûlen nebîyyen.

19/54. “Ve Kitâp'ta İsmâîl (a.s) ı (da) zikret. Çünkü O, vâadine sâdıktı ve O, Nebî Resûl idi.”[235]

(5) Efendi Babam, şekilde bir eksik olduğunu ifâde ettiği hâlde, fakîrde onun bu uyarısına karşı, tamam Efendim yerine, bu “Gönül Kâ’besi” çizimi olduğunu ifâde ederek, bunda “Hicr” olmaz denmiştir. 

 a) Bu yaşantı bir târîkat oluşumu içinde olsaydı. Efendi Babam bu zâten benden yansımış, sen kim oluyorsun, nereye gidiyorsan git, “Hicr” ayrılık neymiş anlarsın derdi. E! Bunu dememiş bu olayın üzerinden de yedi yıla yakın bir süre geçmiş. O zaman bu işin başka bir hakîkati var. Yanlış anlaşılmasın, kendimi aklamak, haklı çıkarmak gibi bir niyetim yok. Yaptığım bu iş, nefsimden çıktığı için bu işin suçu ve vebâli bana aittir.[236] Zâten burada şekilde görüldüğü gibi istenen de yerine getirilmiştir. 

b) Bu işin hakîkati Efendi Babamın Mescid-i Nebevi krokisinde 18. 19. sıra olarak kayda aldığı, Mescid-i Nebevi nin pencelerinde yazan şu âyetlerde saklıdır.

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ {الحجرات/3}

49/3. İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîm.

“Kesinlikle Allah ve Resulünün yanında seslerini kısanlar (yok mu), işte onlar o kimselerdir ki, Allah kâlblerini takva için imtihan etmiştir. Onlara hem bir bağışlama, hem de büyük bir mükafât vardır.”

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ {الحجرات/2}

49/2. Ya eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu il kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn.

“Ey imân edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” İşte bu âyetler de görüldüğü üzere bir imtihan olduğu ve seyr-i sülûk yolunun da geçilen mertebeleri olduğu âşîkardır… Bundan sonra 20. Cibril ve 21. Bâki kapısı geride bırakılarak (مِراج) Mi’rac için açılan Cennet’ül Bâki kapısı vardır. İşte bu âyetlerin hakîkatinin yaşanması gerektiği için böyle bir yaşantı olmuştur.

* *

* *

“Gönül Kâ’besi” Şekli Neyi İfâde Ediyor Cancağızım; Gerçi “Gönül Kâbesi” şeklinden uzaklaştık, ama Cenâb-ı Hakk (c.c.) hakîkatte uzaklaştırmasın, İnşeallah…

#### İlâhi hakîkata ayna olan “İnsân-ı Kâmil” âlemlerin gözbebeğidir, ayniyetin gayr eli, hakikati ilâhi 18000 âleminden yansıyan Nûr-u Muhammedidir ve tam kemâlli zuhûr mahalli Hazreti Muhammed-dir.

#### Marifet deryâsının hakikat güneşine baktıkça, sevgilinin nûrlu yüzünden nefsinin ayniyette ki özü olan rûhun murâd’ını gönül pınarlarından taşırır.

#### Âşık kendini, Nûr-u Muhammedi deryâsında Ulûhiyyet salında bulsa, vahdet deryasının aşk şarabından içmek, âşıka sefa’dır. 

Aşkının Âh...ına Nûr-u Muhammediye olan aslına, Hakîkat-i Muhammedi teknesine binip vasıl olsa aslına, vahdet deryasına şâhid olmak, zât-ının (هُ) “Hu” suna koşmak âşıka sefa’dır.

#### Hakikat-i ilâhi güneşinin sevgilisi, Nûr-u Muhammediyye baktıkça “Kâmil İnsân”, ayniyette ki özünün sahibi murâd’ını gönül pınarlarından taşırır.

#### İnsan-ı Kâmil rakamlarda görüldüğü gibi “19” sayısı üzerine binâ edilmiştir. Bu sayılar;

(7) Nefis mertebesi, (4) Unsur (Toprak, Su, Ateş, Hava)

(3) Mevalid ( Mâden, Bitki, hayvan)) Arş, Kürsi, Akl-ı-Nefsi Küll ile sayı 17 ye ulaşır. Bunların tamamı, (18) ile 18000 bin âlem ve (19) ile bu âlemlerin “Göz Bebeği” olarak ifade edilen İnsân-ı Kâmil’dir.

Efendi Babam’ın şeklinde 4 Hâlife olarak bildirilen, Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Âlî yoktur. O çizilen Zât-i Kâbe’nin şeklidir. Bu ise “Gönül Kâ’be-sidir. (Hakikat-i Muhammedi Kâ’be-sidir). Bu âlemleri kapsıyan Hakkat-i Muhammediye olan yansımasıdır. 

Ortası (17-71-77) sayıları ile kahverengi olarak tonlanmıştır. “17 ve 71 ifâdeleri”, (فاتحة) Fatiha ve (الم) Elif, Lam, Mim’i ifâde etmekteydi. “77” ise “seb’ül mesânî” iki yedili ile (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresi” ve insânın vechi yani yüzüdür. İnsân’ın yüzünde “7 delik” vardır. “7 dilek vardır.”[237] “17” (سورة الإسراء) “İsrâ Sûresi” ile (مِراج) Mi’rac bağlantısı, 71 ile Nûh, Necâtiyet, “77”nin de (ال ولي) El-Vel”i esmâsı olduğu daha önce ifâde edilmiş ve sayısal olarak hesaplanmıştı. Kahverengi renginin ilmi müşahâde ile (40) Hakikat-i Muhammedi rengi olduğunu tespit etmiştik. 

(17) Akl-ı Küll ve Nefsi Küll, etrafında çizilen ve bölünüp harflendirilen kısımlar “1”den “8”e kadar olan sayıların nokta bağlantısı, “9”dan “16”ya kadar olan bölümler ise bire bir bağlantılıdır. Her bir sayının karşısına gelen bir harf vardır. Bunlar İnsân-ı Kâmil şekilden görülebilir.

İki bölüm hâlinde (8-8) olan sayılar Efendi Babamın rakamsal ifâdeleriyle, (457=16=88) oluşan bir değerdir. 

Ma’nâsal ifâdeler, (مولانا) Mevlânâ – Efendimiz, (ال ولي) El Veli, (هو) Hu, (ما) Ma (Eşyâ-Su), (هُواللَّهُ) Huvallahu’dur. 

(هُواللَّهُ) Huvallahu sükûn hâli, esmâ hâli ile (هُواللَّهُ الَّذِي) “Huvalalhullezi”dir. Bu (سورة الحشر) “Haşr Sûresi” 59/23 ve 24. âyetleriyle alakalıdır. Bilindiği gibi bu âyetler dersleremizde “Tebâreke”den sonra okunur.

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ {الحشر/23}

Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir(mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn.

59/23. “O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.”

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {الحشر/24}

Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı) ve huvel azîzul hakîm. 

59/24. “O, halkeden, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O' nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.” Bu iki âyetin toplam sayısal değeri, (59+23)= 82 ve (59+24)= 83 tür. 82 ve 83 sayıların bağlantıları daha önce verilmişti. Bu sayıların Hazmi Tura hazretleri ve Nusret Tura hazretleri ile alâkalı olduğu anlatılmıştı.

23. Âyette; O Allah (c.c)’tır ki kendisinden başka (هو) “Hüve” yoktur diye ifâde edilip, 4. sıra esmâdan başlanmaktadır. (اَللَه - رَحمَن -رَحيم) Allah, Rahman, Rahim esmâları kaynak esmâ olduğu için sıraya girmezler. (هو) Hüve yani hüviyet, kimlik, men’iyyet, benlik, Melikiyet âlemi olan Melekût âlemi de denilen, “Ef’âl mertebesine” yansıma yapan hayâl mertebesinden başlamaktadır. (الْجَبَّارُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّ رُ) “Aziz, Cabbâr, Mütekkebir” ile bitmektedir. Normal sırası ile 9-10-11. Esmâlardır. Kaynak esmâlardan sonra sıralama “6-7-8”dir. Bunlar dalâlet esmâları olan şeytâna ait isimlerdir. Bu isimlere ortak olmuştur. Necm’e yani ilâhiyat yıldızı olan (أَحمَد) “Ahmed” liğe, (خبّار) “Cabbâr” ki bir yönü (جبرل امين) “Cibril’i emin”dir, Hakîkat-i Muhammedi ve Hazreti Muhammed arasında mâbeyncidir. Hakîkat-i Muhammedi dolûnâyına ve yeryüzünde (مُتَكَبِّر) “Mütekebbir”e sahip çıkarak yürürseniz, bu da Hakikât-i İlâhiye güneşidir, bunlara istediğiniz kadar ortak olduğununuzu zannedin, Cenâb-ı Hakk (c.c.) mutlak tenzihindedir. (23) yıl Rasûlü Zişân (s.a.v.) efendimiz bu hakîkatleri anlatmıştır.

Ne zaman, nefsi benliğin kesilirse, “Ef’âl mertebesi” kûrb’anıdır. Yıldız olan (أَحمَد) Ahmed’in gerçekten ne olduğu anlaşılır. İşte o zaman “Size nefsinizden aziz bir Rasûl gelir”.

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيز{التوبة/128} 

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz.

9/128. “Andolsun ki, size kendinizden gayet izzetli bir peygamber geldi” 

(عذيذ) “Aziz” rasûl sırada 9 ve kaynak esmâlardan sonra (6) 6 yöndür. Sayı (96) (سورة العلق) “Alak Sûresi”-sûreti olur.

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ {العلق/1}

Oku O halkeden Rabbinin adıyla!

96/1. “İkrâ biismi rabbikelezi halak” İşte o zaman resûlün rasûlü olarak rabb-i nin adıyla vekâleten Allah, asaleten Rabb-i Hassın ismi ile okunur. (9+6)= 15 tir. (15) Zâhir Bâtın, Hakîkat-i Muhammedi’dir.

Ne zaman ki İzâfi benlik kesilir, Esmâ mertebesi kûrb’anıdır. Cenâb-ı Rabb’ül Âlemin bu nefse yemin etmiş- tir. Seninde varlığında (م) “Mim” hakîkat olan ikinci Mim yarılır ve ayrılır. Hakîkat-i Muhammedi ve Nûr-u Muhammedi denilen, Hakîkat bu kişi de ayrılmış olur. Bunun değerleri “12” ve “14”tür. O zaman “13” nerededir? O da Mahmud’ur yâni 8. Hamd olan Cenâb-ı Hakk’ın övdüğü Mahmud senin gönlün olur. Kendinden kendine haber getirirsin.[238] (خَبّار ) “Cabbâr” 10. sıra kaynak esmâlardan sonra “7” dir. Hem sıfât mertebesi, hem yedi nefis mertebesidir. (10+7)= 17 dir. (17) “4 mertebeden, Hakîkat-ül Ahadiyyet’ül Ahmediye’dir.” Ne zaman ki İlâhi benliğin hayâli kesilir, sıfât mertebesi kûrb’anıdır. (هو) “Hüve” olur, zâhiri beşer, bâtını (هُ) “Hu”, yâni İnsân olur, Kâmil İnsân olur, gök kubbeden kendini, işitir, kendini duyar, kendini görür. Hakikat-i İlâhiyye güneşi bu insândan doğar. (مُتَكَبِّر) “Mütekebbir” hâli, Şah-ı Nakşibendiye ithâf edilen ne kadar kibirli bir kişi diye kendisi hakkında ki ifâdeye verdiği cevap gibi hâli, bu kibir değil, “Kibriyâ” hâline dönüşür. Sıra olarak “11” kaynak esmâ haricinde “8”dir. Bekābillâh haliyle ef’âl âlemine dönme tecellileri oluşmaya başlar. (11+8) = 19 olur. Bu da, Kûr’ân-ı Kerim’in ve İnsân-ı Kâmil’in şifresidir.

وعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ

 قَالُوا سَلَامًا {الفرقان/63}

(Ve ibâdur rahmânillezîne yemşûne alâl ardı hevnen ve izâ hâtabehumul câhilûne kâlû selâmâ.) 

25/63. “Ve Rahmân'ın kulları; O kimseler ki, yeryüzünde tevazu’ ile yürürler ve cahiller kendilerine lâf attıkları zaman «Selâmetle!» derler;”

25+63= 88 dir. Âyet, (سورة الفرقان) “Furkan Sûresi”nde geçmektedir. İncelenen, 59. Sûre dir. Efendi Babam-ın memleketi, Tekirdağ plakası (59) olduğu bilinmektedir. 88 de onun isminin bir sayısal bağlantı değeridir. 53, Allah, Rahmân, Rahîm (وَلي) “Veli” esmâsı da yolumuzdan ona aittir. Rahmân ile “55” (مَتِين) Metin esmâsı da bağlantı esmâsıdır. (سلام) “Selâm” esmâsı da Rabb-i Hass yönüyle bağlantılıdır. Rahmân’ın ve sarkacı olan (مَتِين) “Metin”in kulu elinde Fetih kılıcı olan Zülfikar-ı (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allâh”, Kelime-i Tevhid ile tevazu’ hâlinde yürür. Câhiller ona laf atarsa, birinci yönü nefsi emmâre câhilidir, ikinci yönü nefsinin câhilidir.[239] Lâf atıp sataşırsa, bu kılıcın ona düşen nefsâni tarafından hissesini alır, selâmet bulur.[240] Bir diğeri de, nefsinin cahilidir, işte bunlar da laf atarsa yukarıda (سورة الحجرات) “Hucurât Sûresi” âyetlerinde geçtiği gibi sesi az çıkan ve sesini yükseltenler de, bunlar da bu kılıcın hakk’ani yönü ile kesilir ve selâmet bulur. Mütekebbirlikleri, Hakîkat-i Tekbir edene yani, şerefeleri olan ağızlarından Hakk’ın tekliği olan, Allah’u Ahad’a yani Allah ve Ahmed’e da’vet müezzinlere dönüşür. 

24. Âyet; 59+24= 83 toplamıyla, (83) 1000 aydan hayılı olan Kadir gecesidir. 1000 gayn harfidir. Ayniyyetine ulaşırsa sayı (ع) Ayn= 70 olur. (83-70)= 13 tür. 83 ün 3 ayı da vardır. “3 mertebeden 13 olur”. 

Burada ifâde biraz değişmektedir. 23. Âyette tenzihte olan Cenâb-ı Hakk (c.c.) burada teşbih esmâlarını sıralamaya başlıyor.

(هُواللَّهُ) (Huvallahu), “O Allah El Haliktir”. İfâdesi ile halk edici olduğunu, halk olduğunu ifâde ediyor. (هو) Hüve, hüviyet yönü ile benliği ile Ulûhiyettinden Hakk’ını istiyen esmâları (هُ) Hu ile Rahmâniyetinden tenfis ettiğini bildiri- yor. Sıra ile 12. Esmâdır. Kaynak esmâlardan sonra 9. Sıra da rubûbiyet mertebesidir. Halkiyetin esmâ Rabb yönüdür. Bu hâl bir bakıma “Nefsini bilen Rabb-ini bilir” marifetidir. 

Bâri ise yoktan var edendir. Burada ki yokluk izâfi yokluktur. Mutlak yokluk diye bir saha yoktur. Bu halde, “İcâd edenine karşı oluşan tam bir fakr ve ihtiyâc hâli” olan marifettir. Marifet-i Mübdi hâlidir. Sayısal sıra “13”, Kaynak esmâlardan sonra gelen bu sayı ise 10 dur. Fenâfillâh hâlidir. Esmâ’sı Ahad, sayısal değeri “13”tür.

Müsavvir tasvir edendir, şekil ve sûrettir, bu âlemleri hayâlinde, hayâli ile hayâl edip, yoktan varlık verip halkeden yani tecelli edendir. Yokluk aynasını, tesviye edip, düzeltip cilâladıktan sonra bu aynaya tecelli edip, şekil ve sûret verendir. Bu ayna dört boyutludur. En, boy, derinlik ve zamandır bu boyutlar. Bu ayna baş aşağı dönmüş, sağ sol olmuş ve zaman tersine, kum saati gibi akmaktadır. İşte bunu anlayan zâten ölmeden ölmüş ve bunun marifetine ulaşmıştır. Bu âyet 14. sıra esmâ ve kaynak esmâlardan sonra 11. dir. 11, 12, 13, 14. Merâtibi ilâhi Rasûlü Zişân (s.a.v) efendimize ve onun ümmeti olan bizlere verilmiş bir mertebedir.[241] 

(24) Yirmidört ayar altın ve Fenâfillâh ve Bekābilâh hâline ulaşmıştır. Ve üç marifet hâsıl olmuştur.

İşte bu İnsân-ı Kâmil–Kâmil İnsân, onun en güzel isimlerinden biri olmuştur. Bütün isimler Hakk’ındır. Bunları da gönlünde bulmuş, üstüne giyinmiş ve kullanmaktadır. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın her ismi güzeldir. Bizim nefsimiz onu iyi veya kötü olarak bize lanse eder.

Göklerde ve yerde bulunanlar bu “İnsân-ı Kâmil-i” tesbih ederler. Kâmil İnsân-ı da kendi gönül göğünde bulunan esmâ’lar ve arzında bulunan kuvvetleri tesbih ederler. Önceki âyette yazdığımız gibi (عذيذ) Aziz esmâsı, İzzet hâline dönüşür ve Aziz bir rasûl yani nefsi ona haberci olur. Bu mü’min ise ferâset olur, Kâmil İnsân-da ise ilhamat-ı ilâhiye olur. 

(عذيذ الحكيم) Aziz’ul Hâkim ile nefsinden gelen haber yani ilhamat-ı ilâhiye hikmet pınarları gibi dilinden söz, ma’nâ, rûh ve nûr olarak dökülür. (حَكيم) Hâkim esmâsı 47. Sıra esmâdır. Kaynak esmâlardan sonra 44. Esmâdır. (4+7)= 11 ve (4+4)= 8 toplarsak 19 olur. Bu âyetler de 59. Sûredeydi, (59-19)= 40 yani Hakîkat-i Muhammediye ve İnsân-ı Kâmil’in şifresini içinde barındırmaktadır. 

İşte bu İnsân-ı Kâmil–Kâmil İnsân (هُواللَّهُ) Huvallahu, yani bu İnsân-ı Kâmil –okuduğu-okunduğu zaman (قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ) “Kulhuvalahu Ahad”. (سورة الإخلاص) İhlâs suresi 112/1 olur. Bu ifâde ve sûret ile Sıfât ve Zât mertebesidir. 

Eşya-Ef’âl, Esmâ, Sıfât ve Zât mertebelerini cem etmiş gönlü, 18000 âlem olan bu Tüm merâtib-i ilâhiye ve tüm târîkatları bünyesinde bulunduran, İnsân-ı Kâmil her yöne rahmettir.

Biz den bu kadar daha ilerisini isteyenlerin, bu konuyu araştırması ve idrâk etmesi gayreti neticesinde olacaktır. İnşeallah.

* *

* *

Altın Oran 18.000 Âlem Son olarak 800 den kalan son sayı “100” sayısıydı. “100” sayısının (ق) “Kaf” harfinin ma’nâsal değeri olduğu ve bunun da “50” sıra sayısıyla Mustafa Hilmi Safi Babamız rahmetullâhi aleyhin sıra numarası sûresi olan (سورة ق) “Kaf Sûresi” olduğu ve bağlantıları anlatılmıştı. “100” aynı zamanda, kesret ifâdesi olan sayı ve harfi nidâsız (Ya)sız söylenen (اَلله) Allah esmâsı ile 99+1= 100 ile “Esmâ-i İlâhiyyenin” sayısal değerini vermekteydi. 

Bu verilen ifâdelerden “Vahdette Kesret / Kesrette Vahdet” idrâk ve hâl edilerek bu fikr ile (ن) “Nun” olan gözümün nûr’u olan (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salât-ı dâimûn” hakîkatine ve hâline ulaşılması gerekir.

Bu şekilde oluşan (مِراج) Mi’rac hâdisesi ile sayısal “10” kemâl sayısı ile “1” Ahadiyet mertebesi, (0) ise hiçlik ve (0) Kâb-ı Kavseyn dâiresi bilinç ve idrâkinde oluşacaktır. (800-800)= 0 ile de (0) bu ifâde oluşmaktadır. 800 sayısının aslı (وَحِد) yani “1” olduğu içinde her mertebenin başı olan Ahadiyet içinde mevcuttur.

Tamamlanan “800” sayısı bilen Ayn’ı bilmiyen gayr’ı ile ile gayriyet sayısı olan (غ) “Gayın” harfinin sayısal değeri olan “1000”e bölünürse elde edeceğimiz sayı (800/1000)= 0.8 olur. Başta verilen günlük kullanımda olan “5 altın ayarı” olan (8, 14, 18, 22 ve 24) ortalaması olan (17.2+0+8)= 18 olur. (18X1000) de bize 18000 âlemi verir. İşte bir kişi bir gönüle girip, bir gönül olabilirse varlığında bulunan “Gönül Kâbesi” 18.000 âlemi ihâta eden ve “Ne varsa âlemde o var Âdem’de” ifâdesi ile 18000 âlemin hakîkatını gönlünde bulmuş olur.

(800+800)= 1600 ile ifâdesini bulan bu sayı ile kesret ifâdesi olan 100 sayına bölününce (1600/100)= 16 olur. Bu sayı Efendi Babamın (نَجدَت) Necdet isminin sayısal değeri olan 457 nin (4+5+7)= 16 ile eşdeğerdir. Bir başka ifâdesi ise İlm’el Yak’în, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn Hakikat’ül Ahadiyetül Ahmediye dir. Seyri ve (مِراج) Mi’rac-ı ifâde etmektedir. 

İşte bu kişi hakkani sıfâtları ile hazır olan kişi olur. Ve dersimizde Kelime-i Tevhid çekildikten sonra, Hazreti Pir Hasan Hüsameddinden sonra zikredilen Rical’ül Gayb’ tan[242] olur. Bunun tâbiri de (خِضِر) “Hızır”dır. Sayısal değerine bakacak olursak; (خ) Hı: 600, (ض) Dat: 800, (ر) Re: 200, (600+800+200)= 1600 dür. Sayısal bağlantılara bakacak olursak yukarıdaki paragraflarda incelediğimiz, 1600 sayı ile bağlantılı olması hayret ki hayrettir. 16 sayısının Bursa sayısal değeri ve ve Efendi Babamın sayısal bağlantısı ile alâkadar olduğu incelenmişti. (خِضِر) “Hızır”ın yolumuzun yakîn seyri ile ilgili olan bağlantıları bu kitâbta incelenmiştir. Zahmet edip sıkılmadan okuyanlar görecektir.

(خِضِر) “Hızır” harfsel ifâdelerine bakacak olursak, (خ) Hı: Halk demektir. Bu ifâde Hakk’ani sıfâtları ile hazır olan (خِضِر) Hızır’ın halktan biri olarak suretlendiğidir. “Ârif”in nasıl kisvesi, nişânı, izi âlemeti olmaz dendiği gibi, (خِضِر) Hızır halk arasında tesbit edilemez.

(ض) Dat: Seven ve sevilen ifâdesi ile Vedud’ta kendini bulur. Ama “Dat” Dalâlet-i İlâhiye de demektir. Tehlikeli bir sahadır. Her an nefsi emmâre ve şeytân’ın oyunları karşısında tetikte olmak lâzımdır. Varlığında duyduğu seslerin, Hakk’tan bir ilhamat mı? Vâridât mı? Yoksa bu sahayı kullanan vehmi varlıklar tarafından geldiğini iyi araştırıp, müşâhade etmeli ve Şeriat dâiresine uymayan şeyleri uygulama sahasına koymamalıdır. Nasıl ki (خِضِر) Hızır aleyhisselâmın yanına gelip birlikte olan ve yaptıklarını eleştiren Hazreti (موسى) Mûsâ gibi, şeriat ehli de “Ârif” lerin hâllerinden anlayamaz ve eleştirirler.

(ر) Re: Rubûbiyet ve Rahmâniyettir. Rubûbiyet mertebesinde olan istidâdlı kişilerin bir üst mertebe olan Rahmâniyet mertebesine çıkarılma hâlidir.

Cancağızım; İşte (نا) “Nâ” ifadesi olan Hazmi Tura hazretleri bağlantısını geçemedik. (50-1) olan bağlantıda ki namaz’ın nûr’u ile başlamıştık. “Ferdi selâse” olan bu (1) Ferd ifâdesi açılımı “3”tür. Böylelikle kendisinden sonra ki bağlantı olan, Nusret Tura hazretleri ve Efendi Babam Necdet Ardıç ile bağlantısı daha iyi anlaşılır.

* *

* *

Üzülme! Herkes Ölür. Kimi Toprağa, Kimi Yüreğe gömülür. Hz. Mevlânâ

Âd… Bey kardeşim, Efendi Babamız Nusret Babam rahmetullâhi aleyh gönlümde yatıyor demekte, İnşeallah bizlere de bu yaşantı nasîb olur… 

23 Eylül günü Umre’de beraber olduğumuz Fransa dan Ad… bey kardeşimizin facebook sayfasında paylaşmış olduğu yazıyı, sayfamızda paylaşmış ve üstte ki yorumumu yapmıştım… Bunun konu ile ne alâkası olabilir diye düşünülebilir. Murad Hz. Necdet'e  bakıyor” şiir‘i yazıldıktan hemen sonra aşağıda Efendi Babam ile Kâ’be-i şerif‘de Haziran 2013 te çekilmiş olan fotağraflarda onun sayfasında gördüm ve onun cep telefonu ile çekilmişti…

“Ene ilm-ü şehrin Ali bâbuha” Nüket hanım çevresinin bâb’uha’sı’dır.[243]

* *

* *

Nâdide Nüket Annem Âdem ile Havva cennette erler, Babam ile Annem irfân ehliler, Benzer ve eşleri bulunmaz birdiler, Saflığım Nâdide Nüket Vâlidem.

Bin denildiğinde Necât[244] yatına, Yükseltirler onun on üç katına, Bismillâh Mecrâhâ[245] Tekirdağ’ına, Felâhım[246] Nâdide Nüket Vâlidem.

Dersim verildiğinde Fetih el eder, Güneş ile Kamer hayâle ne der? Allah’ın Necmi'dir seyret birader, Nakkaşım[247] Nâdide Nüket Vâlidem. 

Huzûrun kaynağı güzelim yüzün, Çok şeyler anlatır mübarek sözün, Züleyha misâli “Hu” eder özün, Doğuşum Nâdide Nüket Vâlidem.

İbrâhîm ile geldim, baktım Mekke’de, İsmâil ile oldum, Hacı Kâ’be-de, İshak ile gördüm, şeytân Mina’da, Ama’yım Nâdide Nüket Vâlidem.

Dünyâ ve âhretin ayakkabısı, Onları çıkardım baktım kapısı, “Vet'Tûr”[248] dağındayım görmem vesvâsı,[249] “Fenâ”yım Nâdide Nüket Validem.

Sultân sofrası bekler dervişler, Meryemi visâli[250] gelir yemişler, Helvacı bacımız dilsin demişler, Hakk nûr’um Nâdide Nüket Vâlidem.

Dünyânızdan bana sevdirilmiştir, Kadın, koku, namaz, Rasûl (s.a.v) demiştir, Muhabbetin ile gülü yetiştir, Cemâl’im Nâdide Nüket Vâlidem.

 29–11-2017 

Mevlüd Kandili

28 Eylül günü işyerinde ki büyük elektirik motorlu kepenkli kapının (bab) altından geçerken Nüket Annem yakaza hâlinde hayâlimde belirdi. Mesnevi-i Şerif Ahmed Avni konuk şerhinin 3. cildinin baş taraflarında tavla oyunundan bahsederken Altı kapının farsçasının “şeş dere” olduğunu söylemekte, dere (farsça)-kapı (türkçe)-bâb (arapça) söylenişleridir. Bâb tersten okunuşu da aynıdır. Dere, küçük akarsudur. Tersten okunuşta (اَرَد) “Ered” olur. (اَرَد) Ered”in arapça karşılığı vardır. Dilek, Murâd ma’nâ-larına gelir. Fakîre de Hazreti Şehâdete geldiği zaman konulan isimdir… Bu ma’nâ-landırmayla “Nüket hanım çevresinin Murâd’ıdır. Ma’nâsı ve müşâhadesi çıkıyor. Belki biraz zorlama gibi gözüksede zevki ve indi’dir…[251]

* *

* *

Murâd Hz. Necdet'e  bakıyor, Burada Hz. Nûsret yatıyor.

Akşam eve geldiğim zaman Terzi Baba (12) bazı hâtıralar bölümünden 1965 yılında Nusret babamın 1965 yılında yazmış olduğu mektubu alıntıladım. Buraya da ilâve edelim.

Tasavvufta aşk nedir?

N. Tûra’nın kendi el yazısıyla yazılmış olan mektub...

“Her aşıka, ‘ma’şûk libâsı’ giydirilmez. Fakat aşık olarak ölmenin de zevki başkadır. Pervâne bile âşık olarak dönmekten usanmış ma’şûkun ateşinde yanıp yok olmayı son zevk olarak bilmiş. Bu onun hâlini görenlerin idrâkidir. Ben de böyle yandım. İstersen sen de yan. Nitekim yanıyoruz. Dünyamız da bir ateşti. Milyonlarca sene sonra soğudu bu hâli aldı. Sen de soğuktan sıcağa, sûretten ma’nâya, kesretten vahdete, cesetten gönüle hicret et devrini tamamla, aslına vasıl ol. Sen de o olduğunu anla da huzûrunu bozma. Gönül kitabını okuyamıyorsan bunları oku. Kemâle ersen dahi oku da bu zevkten ayrılma. Çünkü hepsi senin makamlarındır. Devrini bul. O zaman sen de, “Ben gizli bir hazîneyim” diyebilirsin.” 

1965 yılında yazılan bu mektubun aslı hâlen mevcuttur.

***********

Bu mektubunda konumuzla alakası Aşk, Muhabbet ve Mevlânâ hazretleridir. Mevlânâ-i Celâleddin Rûmi, Mevlana-i Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.), Mevlânâ ve Hazret-i Allah (c.c.) efendilerimizdir. Bunların hakîkat-ı anlaşılmadan muhabbet ve aşkı anladım diyen ancak hayâlinde kurguladığı vehimi aşk ve muhabbettir.

Daha sonra yan sayfada ki şiire “Hz. Nusret’e”[252] gözüm ilişti. Dörtlüğün sonunda ki “Burada” ifâdesi “Murâd’a”, yatıyor, batıyor daha sonra da “bakıyor”a dönüşünce Hz. Necdet’e şiir’ini yazmaya karar verdim ve kelimeler bir bir dökülmeye başladı… 

* *

* *

Hz. Necdet'e

Ey yolu bu deryâya düşen,
Esmâ-i ilâhi ailemi bezen,
Ben gizli hazîneyim diyen,
Murâd Hz. Necdet'e  bakıyor.

Tekbirle kalkıp namaz eyle,
Gönlündedir Rabb-ine söyle,
Tevhid et nûr olursun  böyle,
Murâd Hz. Necdet'e bakıyor.

 Rû’yetinde yön bir "el an",
 Nûrun hakîkatidir zaman,
 Tevhid ridân elde kalan,
 Murâd Hz. Necdet'e bakıyor.

İrfân zevkince nûrsun böyle,
Yakîndir uzak değil öyle,
Kevser ırmağı gönlü söyle,
Murâd Hz. Necdet'e bakıyor. 

 Hayat bahşeder muhabbeti,
 Ne güzel oluyor sohbeti,
 Eli doğratır Yusûfiyeti,
 Murâd Hz. Necdet'e bakıyor. 

An ve an a’maiyyetin şan,
Nefahtü su gönle ulaşan,
Hakk diyerek yanıp tutuşan,
Murâd Hz. Necdet'e bakıyor. 

 Ven necmi izâ hevâ âyet,
 Hadi oğlum et biraz gayret,
 Marifetinden hayret hayret, Murâd Hz. Necdet'e bakıyor. 

Âşıkları Hakk'a yükselten,
Akıllar tefekkür ettiren,
 Mertebeleri hep bildiren,
Murad Hz. Necdet'e bakıyor 
 Nüket Anne de hep yanında,
 Canlara rahmet var huyunda,
 Beraberler tevhid yolunda,
 Murad Hz. Necdet'e bakıyor. 

Yolu cümle yolların sonu,
Gönül Kâbesi buldum onu,
Oynar bizle  orta oyunu, 
Murad Hz. Necdet'e bakıyor.

Murat CAĞALOĞLU 28 – 09 – 2013

Ad… bey kardeşten fotağrafların asıllarını istedim göndermiş sağolsun. Fotağrafta şiiri yazdıktan sonra gördüm. Bu fotağrafı daha önce görmemiştim. Şiir’de yazdığımın şâh beyitlerin fotağrafta resimlendiğini görünce “hayret” ettim. 

“Rabbi zidni zâti fike tahayyüren” Rabbim Zât-ında ki hayretimi arttır. 

Resimde Efendi Babam-a bakıp gülümsüyorum. İnsân-ı Kâmil ve Zât-i tecellinin altındasın, zâhirde üzerinden bir zaman geçmiş. Niye gülüyorum önce çıkaramadım, zâhirde zaman geçse de hakikatte geçtiği falan yok. Şiir’i düşününce yazının başlığından anladım. Efendi Babama niye gülerek bakıyorum. Buraya da Efendi Babama yazdığım mail ve gelen cevabı da ilâve edelim.

Yıldönümü tebriği,‏

Efendi Babacığım, Nüket Anneciğim hayırlı ve mutlu seneler dileriz... (Bugün yakaza halimizde nüket annemiz zuhûr etmişti, sebebi bu yıl dönümüymüş.) Eslem ve Serpil de yıldönümünüzü tebrik edip mutluluklar diliyor. İnşeallah, şifre sayınızda da hep beraber evlilik yıldönümüzü kutlarız…[253] Hürmet ve Muhabbet Necdet Babamız ve Nüket Annemizin ellerinden öperiz. Efendi Babamın kaynağı olan fakîrin yazmış olduğu şiir’i acizane 50. yıl dönümü hediyesi olarak gönderiyoruz…

Hayırlı günler Murat Oğlum. Sağ olasın Temennin de şiirin de güzel olmuş sağ olasın sizlere de nice elli yıllar. Cenâb-ı Hakk nasîb etsin İnşeallah. Serpil ve Eslem kızlarımıza da teşekkür ederiz sağ olsunlar onlara da herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban.

* *

* *

Üç Kapı Ulu Camiinin (Ulûhiyet Cem’inin) 3 kapısı Sıfât mertebesinde ki “3” lü vitr’iyettir. Uluhiyet, Vahidiyet ve Rahmaniyet mertebeleridir. Bunun da aslı Zât mertebesi kaynaklı olan, 3 lü ferdiyet, Zât, İrâde ve Kavil (Söz)’dür. 

Bir bakıma Allah, Rahmân, Rahîm dir.

Bir bakıma, İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn’dir.

Bir bakıma Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlahi Benlik’tir.

Hazmi Baba hazretleri, (سورة الذاريات) Ez Zârîyât, rüzgârlar ile nefes kapısıdır. (فاتحة) Fâtiha’nın “Seb’ül Mesâni” yedi ikilisinden biri olan insânın yüzünün, ağız ve burnu olan nefes kapısıdır. Burada görüldüğü gibi 3 delik vardır. Hazmi Baba hazretlerinin, Bursa’da ihvanları olduğu bilinmektedir.

Diğer kapılar ise aklı küll ve nefsi küll kapılarıdır. Bu da diğer kapıları ifâde etmektedir.

Bu Ulû Câmiide çektiğim bu resim bu hâli remz etmektedir. Bir birine ayna olan iki (هو) Hüve dir. Yalnız insânın, bâtınından (batnından) çıkan (هُ) Hu, bu nefs ve nefesi ile midede Hazm (هظمي) “Hazmi” edilen gıdalar ile alınan nefes ile oksijen, karbondioksite ve bu gıdâlar çeşitli gazlara dönüşür. İşe yarayan kısmı vücûda kuvve olur. Diğer karışım olan gaz ise kişide nefsâni, süfli bir yaşantı var ise, zulmaniyet ve karanlık olarak bu âleme hatta uzay boşluğuna kadar sözü ile yayılır.[254] Eğer kişide ulvi ve nûrânî bir yaşantı var ise kıldığı namazda ki söz, ma’nâ, ma’nâ, rûha, rûh nûra inkilâb olur. Bu (نور) nûr ile kişinin Rabb-i Hassı olan “Esmâ-i İlâhiyyeye” (مِراج) mi’rac eder- ler. İşte böylelikle kişi eğer, dâimi namazda ise ve ölmeden önce öldüyse, tüm hâli yaşantısı, uyuması kalkması ibâdet hükmünde olacağından, (فاتحة) Fâtiha, (حَمد) Hamd ve (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif hükmü üzere olur. 

Bedeni, nefis ve nefes tam ortadan bir hat boyu nasıl bir hayvan karkas olarak, tam ortadan bir hat boyu iki kısma ayırıyorsa, bacak birleşiminden boğaza kadar iki bölüme ayırır. Bu ayrılan bedenin sol tarafı nefs-i küll, sağ tarafı ise akl-ı küll olur. Bu yanlız İnsân-ı Kâmil, Kâmil insân için geçerlidir. Kişi de zulmet üzere bir yaşam var ise yaşamı nefsâni bir yaşam üzere olur. Kâlbi zulmet içinde olacağından “Gönül Kâbesi” zâten yıkılmış ve inşaa edilmeyi bekliyordur. (هو) İki gözlü “He” gibidir. (و) “Vav” yâni bir olan (وَحِد) “Vahid”leri de ayrı ayrı görür. Bu (ه) “He” nin bir yönü ilâhi hüviyyet, bir yönü beşeri hüviyettir. Ancak kişinin beşeri hüviyyeti ortadan kalkarsa tek gözlü (هُ) “Hu” ya dönüşür ki bu da İlâhi hüviyyetir. Bunun içinde seyri sülük eğitimine ihtiyâc vardır. Bu “Gönül Kâ’be-sini” faâliyete geçirecek eğitimi de her yerde bulmak zordur. 

Bu vücudun sol tarafını yolumuzda Nusret Tura hazretleri temsil eder.[255] Sonuçta (سورة الطارق) “Tûr Sûresi” (52) sıra sayısı ile onun yolumuzda ki sırasına tekâbül eder.[256] Kâlb vücûdun solunda olduğuna göre, bu mertebede sol taraftır. “Gönül Kâ’besi-de” bu mertebenin içindedir.

قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا {يوسف/30} 

Kad şefagahâ Hubbâ. 

12/30. “Hub onun kâlbine işlemiştir.”[257] 

Yani Hazmi Tura hazretleri, Nusret Tura hazretlerinin kâlbine işlemiş, yani onun gönlündedir. “53” (سورة النجم) “Necm Sûresidir”. Nefsi Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik ile tüm bu mertebeleri ihâta eden Akl-ı Küldür. Bu vücu- dun sağ tarafıdır. Nasıl Kâbe tavafı sağ-dan sol-a tavaf edilip, ihâta ediliyorsa, aynı şekilde (53), (52) ve (51)’i ihâta eder. 

Hatta (هو) Hüve’si, (هو) Hüve’sine ayna olmuş, insân remz edilmiştir. (هُ) “Hu” harfi kulak gibi durmaktadır. İşitme, Mûsevîyet ve Tûr ile alâkalı olduğu için bu hatta bu şekil yani yüzün ve Fâtiha’nın kulakları ona ait olmaktadır. İki (ه) “He” İki kulak, bunun sayısal değeri (5+5)=10 dur. Bu sayı da (1) Ahadiyet ve (0), Hiçlik noktası olan, bir yâni hadis, bir yâni kadîm olan Kâb-ı Kavseyn noktasıdır. Bu kulakların tek kulak, yani aslında (ه) “He” nin Hakk’ın işitmesi olduğu anlaşılırsa (ه) “He” tek olmuş ve duyuş birlenmiş olur. İster menfi, ister müspet duyuş olsun, bunu söyleyen Hakk’tan başkası değil anlayışına sahip olunmuş- sa, o zaman tek duyuş olur. 

Esmâ-i İlâhiye kimlikler birlenmiş olur. Zâten sayı “10” aynı zamanda İsevîyyet, Aynı zaman da kemâl sayı, bir bakıma da “12”dir. (ه) “He” birlendiği sayı (5) Hazret mertebesi olur. Bunun da (5.) Hazret mertebesi, Hakikat-i Muhammediye ve İnsân-ı Kâmil mertebesidir. (52-12)= 40 yâni Hakîkat-i Muhammediye’dir. Böylelikle Ulûhiyetin ceminin orta kapısını (Nefesi Rahmâni) sonra, sol kapısı Hüviyyet-Kimlik kapısı da anlaşılmış oldu. Son ziyâretimde çıktığım kapıydı. Bu kapı, Sıfât mertebesinin Vahidiyet sahasına açılan kapısıdır. İşte Efendi Babam, Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin kitâbları için “Amca matbaasına”, kitâbların durumunu öğrenmeye gittiği zaman, matbaacının kendisine kitâbta dikkati çeken sizin Efendi “Cem’ül Cem” makamında imiş. Diye bu hakîkat-i açıklamıştır. Yüzde bulunan kulaklar Cem’ül Cem makamının kapılarıdır. Aynı zamanda nefes ve ağız deliklerini de bünyesinde bulundurur. Toplam (5) deliktir. “Cemlerin Cemi”dir. Cemlerin toplamıdır. 

“Ulûhiyetin Ceminin” sağ kapısı yani Akl-ı Küllü ise bedenin sağıydı. Bunu yüzde göz delikleri ifâde etmektedir. (و) Vav’ın yuvarlakları iki tane yıldız gibi olan gözler. (نجم) “Necm” sayısal değeri ile (53) sayısı ile Efendi Babamı ifâde etmektedir. (5+3)= 8 sayısal değeri, (71) (سورة نوح) “Nûh Sûresi”, (نَجات) Necât sayısal ifâdeleri ile 1. sûre ve “7” âyet olan tüm (فاتحة) Fâtiha’yı kapsamaktadır. 

(و) “Vav”ların birleşimleri, Cemâl-i İlâhiye olan yüzü örten bıyık ve sakal gibidir. Bir yönden de gözün önünde ki gözlük gibidir. Hazmi Tura, Nusret Tura sûltanların sakallarının olmadığı resimlerine bakanların dikkatini çekmiştir. Belki devirleri îcâbı sıkıntılı bir süreç olduğu için hâle bürünmüşler. Belki de bu hakîkat gereği sakal bırakmamışlardır. Ama Efendi Babam’ın genç yaşta sakal bıraktığı resimlerinden anlaşılmaktadır. Sakal Cemâl-i İlâhiye olan Zât-ın remzinin, bu örtü ile sırlanmasıdır. Orta da yukardan sarkıt ile sallanan lamba beyaz ılık ile (قَمَر) “Kamer” yani Nûr-u Muhammedi ışığı göz nûru gibi durmaktadır. (و) “Vav”ların üzerinde kılıç gibi hat edilmiş ve birbirini kesen (و) “Vav” lar ise kaş gibi durmaktadır. Bunların tam ortasında üst tarafta da (ه) “He” yani (هُ) “Hu” tek hâlde durmaktadır. Âlemler ve Kâbe’nin bir olduğu “A’mâiyyet”i remz eder gibidir. Sayısı “5” kesret ifadesi (5x100)= “500” Metin’dir.

İşte Ulûhiyyet Cemi’nin bu üçüncü kapısı diğer mertebeleri de içinde bulunduran, İlâhlık, Allah (c.c.) ismidir. Sayısal değeri “67” ve bu da “13”tür. (53-13)= 40 Hakikat-i Muhammediye’dir. (53+13)= 66 sayısal değeri ile (ﻻ له) “Lâle” ve (اَلله) “Allah” (c.c.) esmâsının sükûn yani okunmadan oluşan sayısal değerdir. 

Gözlerle beraber Toplam “7” delik olmuştur. Bu halde Cem’ül Cem’ül Cemdir. Ef’âl, Esmâ, Sıfât Cemidir. Sağ taraf Akl-i küllde oluşmuştur. Bu da (سورة الفاتحة) “Fâtiha sûresi”dir. Diğer oluşumu, Cem ve Cem’ül Cem ise, (الم) Elif, Lâm, Mim ile başlayan (سورة البقرة) “Bakara Sûresinin” ilk beş ayeti içinde sol tarafta (53) şeklinde oluşmuştur. Çiftlikte ki birliktir. Sağ tarafta ki “7” âyetli (فاتحة) “Fâtiha” ise, “3”lü Ferdiyet ve nokta zuhûr mahalli oluşmuştur.[258] “3”ün yanına “0” alınırsa “30” eder. “30”un, harfsel karşılığı (ل) “Lam”dır. (ل) “Lâm” da Ulûhiyyettir. Oluşan “7” âyette bu sayıya eklenirse 30+7= 37 eder. (37) “Zât-i Tecelli”dir. Aynı zamanda daha öce verilen, Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâhi benlik sayı sisteminin toplamıdır. Başka oluşumlar vardır. Ehline mâlûmdur. Ayrıntıya girip işi zorlaştırmayalım. Araştırmacı olanlar, bundan başka oluşumlar çıkarılabilir.

Yüzde olan bu yedi delik, (فاتحة) Fâtiha’nın yedi mertebesini oluşturur.[259] Nefsine kullanan zulmet sahibidir. Bunların Hakk’ın sıfâtı olduğunu bilip, sıfât-ı ilâhiye dönüştürmüş Kâmil İnsân “Seb’ül Mesâni” iki yediliyi oluşturur. Her ikisini de ihâta eder. 

(فاتحة) Fâtihâ, “7” âyet “1” ve “1.” sûrettir. (1+7)= 8 dir. Bu da (حَمد) Hamd’ın Hakk tarafından övülmüş olan (محمود) “Mahmud” ifadesidir. Tüm yüzün yani (فاتحة) Fâtiha’nın toplamıdır. Başta olan saçlar ise, “Esmâ-i İlâhiye” yâni “9” sayısını ifâde etmektedir. Bıyık ve sakal ise yüzü yani “Cemâl-i ilâhiye” olan insânın zât-ını örtmekte olan “Sıfât-ı İlâyiyyedir”. Sayısı “10” dur. Sakal ve bıyık örtüsü “Zât-i İlâhiye” ise sayısal değeri “11” dir. Bölünen “3” ile bu sayı 11, 12, 13 le üç (م) Mim’i ifâde eder. Böylelikle bu câmii’nin kapıları aynı zamanda üç (م) Mim olmuş olur. Zâhir âlemde ismi azam olan (مُحَمّد) “Muhammed” ismidir. 

* *

* *

(مُحَمّد) Muhammed İsmi Şerifi (مُحَمّد) Muhammed ismi şerifi ismi azam olduğu için Rasûlu Zişân (s.a.v.) Efendimizden başkasının kullanması uygun değildir. Ondan başkası bu ismin ma’nâsını taşıyamaz. Evet belki şeriat ve târîkat mertebesinde olanlar bu ismi kullanıyor olabilirler. Ama hakîkat mertebesi ve marifet mertebesinde olan bir kişi bunu kullanamaz. Daha önceki bulunduğum târîkat mertebesin- de gelenlere bir ikinci isim verilmekteydi. Fakîre de bu isim iki isim kullanmak lâzımdır diye verilmişti. O mertebe zâten ikinin ikincisi mertebesi ile alâkalıydı. 

Nasıl ki bir insân isminin başına (Allah) ismini koyarsa ne kadar yersiz ve edep dışı olursa (Muhammed) ismini de koyması buna benzer. Çünkü o (اَلله) Allah (c.c.) kelimesini en geniş ma’nâda zuhûr mahalli olduğundan  ve (bana bakan Hakk'ı görür) hakîkatinin taşıyıcısı olduğundan (Muhammed) ismi sadece ona aittir diğer hiç bir kimse bu yükü çekemez o hâlde bu isme yüke sahip olmayan kimselerin kullanması pek nezâketli bir şey olmayacağı açıktır. 

Her ne kadar bu ismi koyanlar var ise de bu bilgisizlikten ve bilinçsiz muhabbettendir ki her iki yönü de mahsurludur diyebiliriz.

Efendi Babam bu ismi kullanmamam ve yukarda yazdığım hakîkatleri bildirerek, bu ismi kullanmanın doğru olmadığı konusunda fakîri sağ olsun uyarmıştı. Sağ olsun… 

* *

* *

Hamd’ın Mertebeleri

1. Şeriat mertebesinde şükür olarak,

2. Târikat mertebesinde övme olarak,

3. Hakîkat mertebesinde övmede aciz kalmak, çünkü bir şey hakkında en güzel övgüyü onu yapan yapabilir, mamul edilen mamul edeni övemez. 

4. Marifet mertebesinde yapılan hamd.

5. Burada ise övgü Hakk’a geçmektedir, kul artık ortada yoktur ve burada artık Rabb’ı kulunu över. 

6. Bütün varlığın kendi mertebeleri îtibarıyla yaptığı hamd. 

7. Âlemlerin bir bütün olarak yaptığı hamd.

8. Ahirette ki “livahil hamd” sancağıdır. Bu âlemde kim hamd’ını hangi mertebeden yapmışsa onun bayraklaşmış hâli onları muhafaza edecek. Kim hamd hakîkâtini ne kadar idrâk etmiş ise merkeze o kadar yakın olacaktır. Bunun kemâlatı ise “makam-ı Mahmud” dur.

9. Muhammed İsmi Şerifidir

* *

* *

Hakk'ın Hamd’iyle Tesbih Eder

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا {الإسراء/44}

Tusebbihu lehus semâvâtus seb’u vel ardu ve men fîhinne ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ.) 

17/44. “O'nu, yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan akıllılar tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, O'nu överek tesbih etmesin, ancak siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. O, gerçekten halim ve çok bağışlayandır.” Varlık Hamd’inle tesbih eder,
Gözleri önünde Hamd beder,[260]
Hakîkat-i vaaz sana ne der?
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Onun tesbihi anlamazsın,
Cümlesi canlı bulamazsın,
Gaybi görmez kurtulamazsın, 
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Arzından şeytânı defet, Tüm varlığınını Müslüman et, Anlamak için Allah'ı keşfet, 
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Hâyâdan su ve ateş oldu,
Arşı su üzerine koydu,
Âlemler bundandır doydu,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Semâları duman eyledi,
Köpüğünden yeri döşedi,
Sanma sakın gayreyledi,
Hakk'ın Hamdiyle tesbih eder.

Hakk nazarı Celâl’le bakar,
Varlığın perdesini yakar,
Örtüsü kalkar, nûru yanar,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Mutlak mukayyedde[261] gizlendi,
Tenzihi, teşbihle birlendi,
Acele Esmâ lebislendi,[262]
Hakk'ın Hamdiyle tesbih eder.

Nûrundan rûhlar peyda[263] oldu,
Suyundan cisim vücud buldu,
Hu'su nefesine bir yoldu,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

İp sarkıt üzerine düşer,
Tahtı üzerinde yüzer,
Âlemleri bir bir gezer,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

İnsânı halk etti kul ola,
Ararsa doğru yolu bula,
Kevserinden özünü sula,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Gördüğün kesif vücudun,
Hakîkatin ile muzâfun,[264]
Adem’e dönüş olur sonun,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Nâsiyenden[265] tutar götürür,
İdâresindesin tekebbür,
Yücelik dâvâsı bir küfür,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Âdem olmak en güzeli,
Sen tut en iyisi bir eli,
İrfân ehli bilir özeli,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Bilemedi altı ve üstü,
Şeytân bundan dört yöne düştü,
Hayâlin dumanıdır tütsü,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

İnsân toplam altı yöndür,
Kâ’besi yedi turlu döndür,
Nefsâni yıldızını söndür,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Altmış Yedi Allah Esmâsı,
Beyt'ul Mamûr O'nun âsâsı,
Döne döne vardım semâsı,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Huzurunda buldum Îsâ’sı,
Mi’rac tahsili kısacası,
Dönünce kâfir kaçacası,
Hakk'ın Hamdiyle tesbih eder.

Âlem Hakîkat-i Muhammedi,
On sekiz bininde Ahmedi,
Olursun Hakk ile Samedi,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

Vatanları seyretmiş hamil,[266]
Aklı kül makamları tahmil,[267]
Âlemlerin gözbebeğidir Kâmil,
Hakk'ın Hamd’iyle tesbih eder.

23-12-2012

* *

* *

Cem’ül Cem’ül Cem İle Feth Oldu Ebvâb-ı Hüdâ[268]

Cem’ül Cem’ül Cem’de kalmıştık. Bu çiftlik ve teklik olan Hüdâ kapılarının (فتح) Feth edilmesi lâzımdır.[269] Bursa’lı olan Niyazi Mısri hazretleri böyle buyurmuştur. Hani dile kolay gelir de söylenir ya her yol Hakk’a çıkar diye, aslı Hakk olan yol Hakk’a çıkar. 

Niyaz-i Mısri, Somuncu Baba ve devâmı olan zâtlar, irfâniyet ve tevhid neş’elerinden dolayı zorluklar, sürgün ve idâmlar ile karşılaşmış zâtlardır. Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh, Malatyalı ve Bursa’dan müntesipleri vardır. Somuncu Baba’nın Malatya ve Bursa ile bağlantısı bilinmektedir. Niyazi Mısri, Bursa’lıdır, Mısır’a sürgüne gitmiştir. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh’in bağlantısı olan (طور) “Tûr” dağı Mısır’dadır. Efendi Babam’ın sayısal ifâdelerinden biri “16” dır. Bursa’nın 16 plakasından dolayı sayısal bağlantısı vardır. (53) Nüzûl olan sûre ise (يوسف سورة) “Yusûf Sûresidir”. Mısır’a köle olarak satılan Yusûf aleyhisselâm sonunda Mısır’a azîz olur. Nusret Baba’mın hakîkat-i (فتح) Fetih’tir. Görüldüğü gibi, “Hüdâ’nın Ef’âl, Esmâ, Sıfât, Zât kapıları” bir bir açılmış ve Efendi Babam’ın bütün yolların piri, bizim de pirimizdir dediği, hakîkat bu oluşumlardan apaçık ortadır. Âyette buyurulduğu gibi zâten bunlar açıktı.[270] 

* *

* *

Burada oluşan bu mertebelerin cem edilmesi, (قَابَ قَوْسَيْنِ) “Kâb-ı Kavseyn”in birbirine yaklaşması hâli vardır. Onları da şekil ile ifâde edelim.

 Şekil 1 Şekil 2

 Şekil 3 Şekil 4

 Şekil 5 Şekil 6 

Yukarıda verilen 6 adet şekilde;

1. Şekil, (ن) Nun harfinin ters dönmüş şeklidir. Nefsi benliği ifâde etmektedir. Nefsâni benlikte, görüş bu şekilde olmaktadır. İlmi çalışma ile bu (ن) “Nun” normal hâle gelir, yani aslı hâl üzere görülür. Ef’âl âlemi birlenirse ancak bu cem hâli oluşur.

2. Şekilde görüldüğü gibi, (ب) “Be” harfi oluşumu yani Risâlet mertebesi ile “İzâfi Benliği” ifâde etmektedir. Görüş düz olsa da, yine ikilik vardır. Varlıklar ayrı ayrı görülmektedir. 

3. Şekilde ise iki yay birbirine yaklaşır, ama yine iki görüş vardır. Bunlardan biri Cebrâildir. Cebrâil buradan yukarı gidemem der. Risâlet mertebesi yanarsam ben yanayım der.

4. Burada yani Zât metebesi ile görülen, yani idrâk edilen bir batında doğan ikiz kardeş ve İnsân ve Kûr’ân ve Âlemler ve Kâ’be-dir. 

5. Bu şekil ise (عما) “A’ma” yani a’ma’iyyet ifâdesidir. Kendi kendini görüp âşikâr olma hâli, ama dışarıya görünmeme hâlidir.

6. Bu şekilde Cem’ül Cem’ül Cem ifâdesidir. İstediği yönden görünmedir. Ef’âl, Esmâ, Sıfât mertebesindekilere istenilen yönden görülür. 

İşte Somuncu Baba lakaplı, Hamidüddün-i Veli hazretleri, aslında bu mertebeleri bünyesinde bulunduran Ulûhiyyet-Vahidiyyet-Rahmâniyyet üçlüsü olan sıfât mertebesi bu şekilde, Ulûhiyetin Cemi olan sıfât âleminin istediği kapısından görünür.

Peki bu hilâllerin (نَجدَت) Necdet veya (نصرت) Nusret ile ne bağlantısı var diye düşünülebilir. Nusret Babamız rahmetullahi aleyhin (52) sıra sayısına denk gelen (سورة الطارق) “Tûr Suresidir”. Bu sûre de Hz. Mûsâ ile bağlantılı- dır. Elini ceybini sokup parlak bir ışık olarak çıkardığı bilinen bir hâdisedir. (نَجدَت) Necdet ismi ile ilgili yakın bir tarihte yaptığım bir çalışmada bu ismin Hilâl-Ay ile bağlantısı olduğu görülmüştü. 

Birinci Bölümün Sonu

NECDET ARDIÇ 

TERZİ BABA

Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5 

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ Tel: (0282) 408 93 84 

 (0533) 7743937

www.terzibaba13.com terzibaba13@gmail.com

Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

35. Fâtiha Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-namaz sureleri

 88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine. 

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95-Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi. 

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

-------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

-------------------

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.) 

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

------------------------------ 

 Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

 1. KÛR’ÂN VE HADîS :

 2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

 3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca) 

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

25. -1-Köle ve incir dosyası: 

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 

27. -2-Genç ve elmas dosyası: 

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 

29. Karınca, Neml Sûresi: 

30. Meryem Sûresi: 

31. Kehf Sûresi: 

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası: 

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası: 

35. Fâtiha Sûresi: 

36. Bakara Sûresi: 

37. Necm Sûresi: 

38. İsrâ Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2) 

40. Âl-i İmrân Sûresi: 

41. İnci tezgâhı: 

42. 4-Nisâ Sûresi: 

43. 5-Mâide Sûresi: 

44. 7-A’raf Sûresi: 

45. 14-İbrâhîm Sûresi: 

46. İngilizce, Salât-Namaz: 

47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

50. 76-İnsân, Sûresi: 

51. 81-Tekvir, Sûresi: 

52. 89-Fecr, Sûresi: 

53. Hazmi Tura: 

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi: 

55. 28- Kasas, Sûresi: 

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 

57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

62. -4- Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler: 

66. Risâle-i Gavsiyye: 

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-Namaz Sûrereleri: 

69. 2-Namaz Sûrereleri: 

70. Yahova Şahitleri: 

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

72. Îman bahsi: 

73. Celâl cemâl Celâl: 

74. 2012 Umre dosyası: 

75. Gülşen-i Râz şerhi: 

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

77. Aşk ve muhabbet yolu: 

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: 

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası. 

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi. 

90- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi. 

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

92- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (2) şerhi. 

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara. 

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası. 

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri. 

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası. 

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası. 

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

103-terzi Baba yüksek lisans tezi. 

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları

113- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-2) şerhi.

114- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-3) şerhi.

115- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-4) şerhi.

116- 2017-Kudüs seyahati dosyası. 

117- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-5) şerhi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

119-Fu-Hi-01-Adem Fassı.

120-Fu-Hi-02-Şit Fassı.

121-Fu-Hi-03-Nuh-fassı.

122-Fu-Hi-04-İdris-05-İbrahim-fassı

123-Gülşen-i Raz-2-Terzi Baba şerhinin tamamı. 

124-İbretlik bir değmez dosyası daha Satih ince.

125-2018 Umre dosyası 

126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

------------------------- 

Altı peygamber serisi: 

1-15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

2-21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

3-24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

4-59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

5-60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

6-61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi: 

1-12- Terzi Baba-(1) 

2-39- Terzi Baba-(2)

3-32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4-79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5-80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6-86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7-91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

8-95-Terzi Baba-(8) (19/53) 

9-99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

10-103-Terzi baba yüksek lisans tezi.

11-108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

12-109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

13-110-19-53-Şeker risalesi. 

14-126-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

15-127-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi. 

1-25 -Köle ve incir dosyası: 

2-27 -Genç ve elmas dosyası: 

3-34 -Bakara dosyası:

4-61-Bir ressam hikâyesi:

5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

6-89-Her şey merkezinde hikâyesi. 

------------------------- 

Dîvanlar serisi: 

1-1-Necdet Divanı: 

2-2-Hacc Divanı: 

3-16-Divân (3)

4-87-Terzi Baba-İlâhiler derleme.

5-88-Nusret Tura-Divanı.

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi. 

1-17-kevkeb-kayan yıldızlar.

2-23-İbretlik değmez dosyası. 

3-73-Celâl Cemâl Celâl “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”

4-81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları. 

5-93-Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara. 

6-98-Solan bahçenin/kuruyan gülleri.

7-105-Cemo ve Farko. 

8-112-Bir kardeşin soruları ve cevapları.

9-124-İbretlik bir değmez dosyası daha. Satih ince.

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

1-2. Hacc Divanı:

2-20. Terzi Baba Umre (2009)

3-33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

4-74. 2012 Umre dosyası: 

5-83- 2013 Umre dosyası.

6-97- 2015 Umre dosyası. 

7-106-(2016) Umre dosyası.

8-104-Hacc Umre ve hakikatleri. 

9-125-2018 Umre dosyası

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

 1-5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

2- 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

3-46. İngilizce, Salât-Namaz: 

4-47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

5-48. Fransızca İrfan mektebi:

6-71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

7-93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8-100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

9-107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

------------------------

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar . 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90- 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-

------------------------

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (127+95=222) 

- Geniş bilgi için, Terzi Baba Gönülden Esintiler (91) Bi ismi Rabbi Hass kitabına bakılması, ↑

- Taşlıcalı Yahya Bey… ↑

- Divan (3) Terzi Baba Divânı Tasavvuf Serisi 16, Sayfa 101. ↑

- Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerif Şerhi 6. Cilt ↑

- (1938) Efendi Babam’ın doğum tarihi esas alınmıştır. ↑

- Günah. “Vücûdu Zenbike” En büyük günah, senin vücûdundur. “Günah” Ahzâb sûresi/53. Âyette bölümünde incelenecektir. ↑

- Eski… ↑

- 9. Makam, Muhammed ismi ile oluşmaktadır.

12 ↑

- Güneş, ↑

- Şiir okuyan, şiir yazan… ↑

- Âşıklar… ↑

- Mevlânâ Celâleddin Rûmi, Mesnevî-i Şerif, İlk iki beyit… ↑

- Konuşan Kûr’ân… ↑

- (89) Her Şey Merkezinde mi? Hikâyesi, Sayfa 253 ↑

- http://www.hedefhalk.com/ ↑

- Kitâbın ilerleyen bölümlerinde, Necdet ismi hakkında bir mütâlâa bölümünde bu konu hakkında bilgi verilmiştir. ↑

- Burada ifâde edilen, “Marifet/bâkābillâh” mertebesidir. ↑

- “Kellimini ya Hümeyra” Konuş ya Hümeyra… ↑

- Terzi Baba (13) Hakikati İlâhiyye, Sayfa 49 Özet Bilgi… ↑

- Terzi Baba 19-53 (8), Sayfa 277, 278 ↑

- Sancak geminin sağ tarafı, yani Akl-ı Küll dür. Tepe ise, T.B. kısaltmasıdır. ↑

- Marsık; Üretilirken gerektiği biçimde yanmamış bulunması nedeniyle, yakıldığı zaman tüterek ve koku vererek yanan, niteliksiz odun kömürü… ↑

- Saka; Hacılara zem zem taşımakla görevli olan kişidir. İrfan ehli de ma’nâ hacılarının gönüllerine ma’nevi hayat olan zemzem ve Kevser’den, su, süt, şarâb ve bal taşır. ↑

- Mearic/23 – Salât-u Dâimûn… ↑

- 1. yüz, çehre. 2. görme, görüşme. 3. görüş kuvveti. 4. açık meydânda. ↑

- Edebiyatta öz, güzel, lâtif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize yada beyittir. ↑

- Necm/9 - Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, hatta daha yakîn; ↑

- Muhyiddin İbn-i Arabî Lüb Lüb’ul Lüb (Özün Özü) ↑

- Hazreti Mevlânâ Celâleddin Rûmi ↑

- İngilizce, (ال) “Elif Nun” hakikatinde bu şekilde yazılmaktadır. (نَجدَت) Necdet ismi ile bağlantısı grafik bölümünde incelenmeye çalışılacaktır. ↑

- Bu konuda ibretlik hikâyeler tüm ayrıntılarıyla Terzi Baba “Değmez” dosya kitâblarında mevcûtur. ↑

- “Şı’ra” bir bakıma bir meyvenin özü olmakla beraber, (53 Necm /49) âyetinde geçen (شِّعْرَى) “Şı’ra Yıldızı”dır. Bunun da ifâdesi “İlâhi benlik”tir. ↑

- Bakara/216 ↑

- Terzi Baba kitâblarında bu hediyeyi bir arkadaşıyla Hazreti Nusret Tura’ya aldığı ve daha sonra Nusret Tura Efendimizin batına alındıktan sonra tekrar kendisine döndüğü ifâde edilmektedir. Bu konunun farklı bağlantılarına tekrar dönülecektir. ↑

- Terzi Baba Necdet Ardıç, Meğer şiiriden... ↑

- M.Nusret TURA ↑

- Lut kavminin başına gelenler ilgili sûrenin devâmında okunabilir. ↑

- (عيد) “Iyd” Osmanlıca bayram demektir. ↑

- Azamet şeref ve hâkimiyeti sonsuz... ↑

- En çok övülen ve en çok övülmeye lâyık olan. ↑

- Bunun bir bağlantısı Terzi Baba Gönülden Esintiler (95) 19/53 Terzi Baba adlı kitâbta (53) numaralı aynı tür aracın kullanılmış olmasıdır. ↑

- Yunus Emre ks. ↑

- Hz. Ali (ب) “Be” nin altında ki nokta için, Fâtiha’daki besmelenin (ب) “Be” sin altındaki noktaya işâret etmiştir. Fâtiha’dan kırk deve yükü ilim çıkaracağını da bildirmiştir. Yolumuzun kırk ders olmasının bir hikmeti bu olsa gerek. ↑

- Burada ifâde edilen Zât, “Mutlak Zât” değil, ef’âl, esmâ ve sıfât mertebeleri ile “Mukâyyed Zât”tır (Kayda girmiş Zât). ↑

- Fakir astonomi ilmini bilmez, ama Efendi Babam-dan tahsil ettiğim gönül göğü ilmi ile tevhid ilmini bilirim. Bu kitâbta yazdıklarımdan böyle bir iddia da bulunduğum sonucuna varılmasın. (Yazan) ↑

- Bu hâdisâtın oluşabilmesi için (سورة الفتح) “Fetih Sûresi” 10 âyetinde belirtilen el alınan yerde bîat hakikatlerinin olması lâzımdır. Halk’tan El ele, el Hakk’a ulaşıp, alışverişin Allah (c.c.) ile olması lâzımdır. Bu hakîkatler o yolda yok ise alışveriş nefisten nefise olur. Bunun da sonu hüsran olur. Ahirette böyle bir duruma düşmektense, kişi gireceği yeri çok iyi tahlil ettikten sonra oraya girmeye karar vermeli, eğer böyle bir intibâa oluşmamışsa kendi başına devâm etmesi daha karlı olur. Kendi yanlış bile yapsa, kendi yanlışı olur. Başkasının yanlışını yüklenmenin neticesi ve sonuçları daha farklı olur. Böyle bir durumda orada yapılan yanlışın sorumluluğundan da hisse sahibi olur. Geniş bilgi için Terzi Baba (19) numaralı, Fetih ve Feth’in hakîkatleri adlı esere bakılabilir. ↑

- Hz. İshak ve Hz. İsmâil’in Zebih (Kûrb’ân) olduğu yönünde iki görüş vardır. Her ikisinin hakîkati vardır. Hz. İshak kanalıyla Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ ya ulaşılır. Muhammediyet mertebesinden uzatılan el ile buradan yukarı çekilir. Hz. İsmâil’ den gelen ma’nevî kanaldan Hz. Muhammed (s.a.v) mertebesine ulaşmış olur. ↑

- Buzağı (Dana) ↑

- Terzi Baba Bakara sûresinde ve Mûsâ Aleyhiselâm ile alâkalı sûre ve kitâblarda geniş bilgi vardır. ↑

- Bakara/253 ↑

- Kütübü Sitte Cum’a namazına erken gitme bölümü… ↑

- Bu konuda geniş bilgi Terzi Baba (6) Mübârek gece ve kandiller kitabında Kûrb’an bayramı bölümünde vardır. ↑

- Niyazi Mısri… ↑

- Bu hâl yalnız Terzi Baba zâhir âlemdeyken olmaz. Ancak ondan sonra oluşabilecek bir hâdisedir. ↑

- O karanlığı delen parlak yıldızdır. (Tarık 86/3) ↑

- Bu konunun Nusret Baba, Terzi Baba, Adana bağlantıları vardır. İleride değinilmeye çalışılacaktır (Yazan) ↑

- Burada “Vav”lar sükûn halindedir. ↑

- Bu konu gözümün nûru namaz bölümünde anlatılacaktır. ↑

- Bunun da kimin ma’nâ yemeği olduğu bellidir. 40 yıldan fazladır görevinin başında ve bu ma’nâ yemekleri kitâb, sohbet, çalışmalarını özele ve genele sunan Terzi Babam-ızdan başkası değildir. ↑

- Dişil… ↑

- Bu konu hakkında geniş bilgi için, Terzi Baba ve Terzi Baba istişâre kitâblarına bakınız. Terzi Baba sadece bu hakîkatleri yazanın babası değil, ona ma’nevî evlât olanların da babasıdır. “İsterim sevdiğimi herkes sevsin” ↑

- Müşâhade edilen bu resimler, Gül Terzinin izni ile çekilmiştir. ↑

- Yazan… ↑

- Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerif Şerhi (4. Cilt 1972. Beyit) ten sadeleştirilmiştir ↑

- Bu izin her hangi bir şeyi diriltmek için değil, yapılan sohbetler ile ölü gönülleri “ve nefahtu” demi ile diriltmek içindir. ↑

- Bu “Ol” da, her hangi bir şeyin oluşumu için değil, çevresindekilerin dualarına “Kün” demek mâhiyetindedir. ↑

- (كُنْ) “Kün” ile Efendi Babam arasında ki hakîkate ileride değinilecektir. Bu özel ve kişiyi ilgilendiren bir hâldir. Cenâbı Hakk (c.c.)’ın âlem bazında ki genel hâl olan (كُنْ فَيَكون) “Kün feyekün” ile karıştırılmasın. ↑

- Bu konuya namaz gözümün nûrudur. Konusunda açıklama yapılacaktır. Terzi Baba ve yolumuz ile alâkalı bağlantıların olduğu fakîrde müşâhadesi oluşmuştur. ↑

- Center “Merkez” kitâbın ilerleyen bölümünde yerini alacaktır. ↑

- Bildik, tanıdık. ↑

- Süslü, yakışıklı. ↑

- Gidiş, Yürüyüş. ↑

- Ahmed Avni Konuk, Mesnevi-i Şerif Şerhi, 4.Cilt, Sayfa 354 ↑

- Bu beyitler bu yazı yazıldıktan yaklaşık 2-3 ay sonra okunmuştur. ↑

- (يا نور) “Ya Nûr” ile lgili bağlantılar ilerleyen bölümlerde incelenecektir. ↑

- (27) Neml sûresi 40 âyet. Rabb-i min ihsan ve lütfundandır. ↑

- https://www.nazarboncugu.com sitesinden alınan bilgidir. ↑

- Bu hesaplamalar Terzi Baba (1-2-) kitâblarında sayıların dilinden bölümünde vardır. Araştırma yapmak isteyenler bu kitâblara bakabilir. ↑

- Gece yürüyüşü, Dervişin yürüyüşü… ↑

- Bunun nereden anladın denirse, bu zevk ve tevhid neş’esidir. ↑

- Bu konu da geniş mâlûmât (91) Terzi Baba Rabb-i Hass kitâbında ayrıntısıyla anlatılmaktadır. ↑

- (Câmiü’s-Sağîr, 1/310) Bu hadîsi şerif ve Terzi Baba bağlantısı (NC - ÇİN) Terzi Baba 2 kitâbında incelenmiştir. ↑

- M. S. IV - V.' İNCİ YÜZ YILLAR DA ÇİN'İN KUZEYİNDE HANEDAN KURAN TÜRK'LERİN ŞİİRLERİ DR. MUHADDERE N. ÖZERDİM SİNOLOJİ DOÇENTİ – 2018 Daha fazla bilgi için, dtcfdergisi.ankara.edu.tr/index.php/dtcf/article/download/4123/3994 ↑

- Bu konu hakkında (12) Terzi Baba 1 kitâbına bakınız. ↑

- https://www.denizcilikbilgileri.com/ruzgar-yonleri-ve-beaufort-skalasi/ ↑

- https://balikoltada.tr.gg/R.ue.zgar-y.oe.nleri.htm ↑

- https://www.turkcebilgi.com/%C5%9Fimal_y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1 

Şimâl yıldızını kaynak olarak aldığım sitede S. Aksu ya ait Şimâl yıldızı ile alâkalı şarkı sözü vardır. Gayet ilginç bağlantısı vardır. Burada “Tufân”dan bahsedilmektedir. Bilindiği Nûh aleyhisselâmın kavminin imân etmeyenleri nefis tûfanında boğulmuşlardır. Terzi Baba kitâblarında, Efendi Babamın bu bağlantısı geniş ayrıntısıyla yazılmıştır. Bu şiir’i telif haklarından dolayı buraya alamadım. Merak edenler link adresine bakabilirler. ↑

- https://www.sinemalar.com/film/5837/simal-yildizi ↑

- Kelâm-ı kibar… ↑

- Seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih… Müminleri müjdele. (Saff sûresi, 61/13) ↑

- Necât konusu anlaşılır olabilmesi için; (49) Terzi Baba Kûr’ân-ı Kerim’de yolculuk 36-Yâsîn Sûresi sayfa 55-56-57 den alıntılanmıştır. ↑

- Tevbe/128 ↑

- Bu konu hakkında Efendi Babamın özel bir sohbetini bir zaman paylaşmış olan, İbrâhîm … bey kardeşimden bu konu hakkında elinde başka notu olup, olmadığını mail yoluyla sormuştum. O da başka bir notu olmadığını söylemişti. Her ne hikmetse bu mail kendisine ulaştığında Efendi Babam’ın yanında bulunmaktaymış. Murat CAĞALOĞLU mail göndermiş ve Mehdi konusu hakkında bilgi istiyor diye bildirmiş. Efendi Babam bak bakalım belki işine yarar diye Terzi Baba tezinde kullanılmak üzere bu konuya verdiği cevabı fakîre göndermiş bulundu. Mevzû buraya gelmişken bu yazıyı buraya alacağım. ↑

- Terzi Baba Tezini Yazan S.D kardeşimizin, Efendi Babamıza sorduğu sorudur. ↑

- Bunlar ayrı yerlerde oturuyorlardı. Aralarında yaklaşık 500 metre vardı. ↑

- Rahmân sûresi (55/60) ↑

- Bunun Akl-ı küll olması lâzım diyenler olabilir. Bunun hakîkati şudur. Efendi Babam Nusret Baba’ma bağlanmadan önce Rahmîye annemizin yeğeniydi, hanım olması yönüyle Nefs-i Küll hükmündedir. ↑

- Mûsâ aleyhiselâm Tûr dağına Rabb’inden levhaları almak üzere çıktığında kavminin başına Hârûn aleyhiselâmın bırakmıştı. Bu arada Cebrâil’in atının bastığı yerden toprak yeşerdiğini gören Samiri adlı kişi bu topraktan almıştı. Îsrâil oğullarını kandırarak topladığı takıları eritmiş ve bunun içinden aldığı bu topraktan koyduğu zaman “İcl” buzağıdan, buzağı sesi çıktığı için Samiri Îsrâil oğullarını bu sizin rabb-inizdir diye kandırmıştı. Îsrâil oğulları da bu buzağı ya tapar olmuştu. Mûsâ aleyhisselâm Tûr dağından inip bu hâli görünce, kavmini emanet ettiği Hârûn aleyhiselâmın sakalını anamın oğlu bu hâl nedir diye çekti. Güçsüzlüğünü ifâde eden Hârun aleyhiselâm’adan sonra, Mûsâ âleyhiselâm Samiri ye yönelip buzağıyı yakıp külünü nil nehrine savurdu ve Samiri’yi Îsrâil oğulları içinden kovdu. Bunun başka yönü “Tın tın” sesini Âdem aleyhhiselâmın toprağı vermekteydi. Âdem aleyhisselâmın çamur olan toprağını kururken iblis görmüş ve bu ne ola ki deyip bu toprağa vurmuştu. ↑

- Tin sûresi hakkında geniş bilgi (54) Terzi Baba kitabında bulunabilir. Bizi ilgilendiren sûre sayısı 95 dir. Tersi ise 59 dur. Bilindiği gibi Tekirdağ’ın plakası ve Efendi Babamın oturduğu şehirdir. ↑

- (47) Muhammed sûresinin sayısal değeridir. ↑

- (108)” Kevser Sûresi” 3. âyet… ↑

- “Şûrâ Sûresi” (42/28) Âyet… 42+28= 70 görüldüğü gibi yukarıda verilen sayıları tasdik niteliğindedir. ↑

- 115 sayısı 53. Sure 62 âyet olan Necm’in sûret ve işâret sayı değeri toplamıdır. Bunun başka sayısal değerleri için (12) Terzi Baba 1 kitabına bakınız. ↑

- (Ma) Arapça şey-eşya’ demektir. Eşya’nın hakîkati içten ve dıştan ihâta eden (نور) “Nûr” dur. ↑

- “Necm sûresi” (53/9) ↑

- Kamer sûresi (55/54) ↑

- Bu değişiklik hâli Efendi Babama zâhiri intisâbtan sonra gerçekleşmiştir. ↑

- Rasûlullah (asm) namaz kılarken nefes nefese bir adam geldi ve: "Allahü ekber, Elhamdülillahi hamden kesiran, tayyiben, mübareken fihi." (Allah büyüktür, çok temiz ve mübarek hamdler Allah'adır!) dedi. Rasûlüllah (asm) namazı bitirince: "Şu kelimeleri hanginiz söyledi?" diye sordu. Cemâat bir müddet sessiz kaldı, Rasûlüllah (asm):

"Kim söylediyse çekinmesin, 'benim' desin; zira fena bir şey söylemiş değil." dedi. Bunun üzerine adam: 

"Ben, ey Allah'ın Râsûlü!" dedi. Rasûlullah (asm) da:

"Ben on iki melek gördüm. Her biri, bu kelimeleri (Allah'ın huzûruna) kendisi yükseltmek için koşuşmuşlardı." [Müslim, Mesacid 149, (600); Ebu Davud, Salat 121] ↑

- Rabb-im bir gün beni Murat, bu adamın her dediğini, her özel işini niye yapıyorsun diye uyardı. Artık ona ihtiyâcım kalmamış ve bu verilenin karşılığı fazlasıyla verilmiş olsa gerek diye düşünüyorum… ↑

- Ne kadar ilginçtir ki, Terzi Baba yolunda Efendi Babam’dan öğrendim şeklinde yapılan “53.” Tekrar olan “2008” yılında Efendi Babam ile tanışmıştım… Yani bu sayı kemâl bulunca zâhiri tanışma hâdisesi de gerçekleşmiş. Bunlar yazılırken veya daha önce böyle bir sistem güdülmemiş ve şu an bunlar kaç tane olmuş diye gönlümden gelen vâridât ile sayılmıştır. Bu da görüldüğü gibi “53” ve sayısının bir tasdiki olmuştur. ↑

- Bunun bir başka yönü “Müminler ancak kardeştirler” şeklinde bildirmektedir. ↑

- (ا) Elif: 1, (ل) Lam:30, (و) Vav: 6, (ل) Lam: 30, (ى) Ye: 10 1+30+6+30+10= 77 ↑

- “Fâtiha Sûresi”… ↑

- “Şûrâ Sûresi” (42/28) ↑

- Yolumuza târîkat eğitimi alıp gelen birçok kardeşin bu hâl üzere geldiğine de şâhit oldum. ↑

- Bu saha irfâniyet ve âriflik sahasıdır. ↑

- İnşirâh/5-6 ↑

- İşin hakîkati de gönül tahtamda ki hedef, Efendi Babam-ın attığı aşk oku ile tam “on iki“ den vurulmuş. Bu işin hakîkati böyledir. Mâ’şuk, mumunu yakmasa, âşık pervâne gibi neye, nasıl atılıp ta kendini yakabilecek. ↑

- Bu zuhûrât ve bağlantılı zuhûrât ile alâkalı; Tevhid-i Esmâ mertebesinden, Tevhid-i Sıfât ve bunun akabinde Esmâ Tecellisinden, Ef’âl Tecellisine geçme mertebesine geçme aşamasında olduğum sıralarda (bu hâlin yaşantısının ve tecellisinin oluşması aşamasında) sıralarda (25) Köle ve İncir dosyası yazısına bu hâl ile alâkalı yorum yapmıştım. Devâmında ki hâdisatlar İ. ile alâkalı olduğundan onları da buraya aldım. Bu zuhûrâtı gördüğüm zaman fakîre bu konu ile alâkalı bir soru gelmediği hâlde, Efendi Babamdan böyle bir yansıma olmuş. Bu eğitimin içinde olanlar çevrelerine iyice bakıp araştırma yapmaları menfaatlerine olacaktır. ↑

- Zâhirde bu işin hakikati meydana çıktı. Terzi Baba (73) Celâl-Cemâl-Celâl dosya kitabında ayrıntısı ile yazmaktadır. Dileyen oradan okuyup, araştırabilirler. ↑

- Zuhûrâtta Mu… olarak görülüp ma’nâlanan kişinin, Efendi Babamın 53 numaralı Taba renkli ayakkabı zuhûrâtını yorumlaması ile İ. rumuzlu kişi ile bağlantılı olduğu daha sonra anlaşılmıştır. ↑

- (Hadîs-i Şerif) ↑

- Bu (اِڭرَم) “İkram” başka bir hakikatini aslında birkaç sene sonra anlayabildim. (73) nolu kitabında Efendi Babam Celâl, Cemâl, Celâl dosyasında bu halden bahsediyordu. Aslında bu dosyanın Celâl, Cemâl ve İkram olacağını, ama yapılan hatalı ve yanlış işlerden şu an verdiği isme dönüştüğünden bahsediyordu. Sâlik yola geldiği zaman Celâl den hâli Cemâl’e dönüşür ve “Ramazan Bayramı” hakîkatlerini yaşamaktadır. Daha sonra oluşacak küçük celâl tecellisi ile “Kûrb’an Bayramı” hakîkat’lerini yaşamakta ve bu kûrb’an kendisi olarak çevresindekilere “İkram” edilerek etrafındakilere rahmet olmaktadır. ↑

- [Müslim, Mesâcid 135, (591); Tirmizî, Salât 224, (300); Ebû Dâvud, Salât 360 (1513); Nesâî, Sehv 80, (3, 68).] ↑

- Bu ifâdeler kitâb yazılırken eklenmiştir. ↑

- Terzi Baba Kûr’ân-ı Kerim’de yolculuk (68-1) Namaz Sûreleri, Sayfa 182… ↑

- Bu bölüm (5) Terzi Baba Gönülden Esintiler Namaz (Salât) kitâbından alıntılanmıştır. ↑

- 2018 yılı başında Tekirdağ da bir sohbette adı va hakkında bu mâlûmat geçti. ↑

- Bu da nereden çıktı denebilir. Efendi Babam gibi müşâhade etmediğim şeyi yazmam. Kavacık sohbetinde yakaza halinde Nusret Babam rahmetullâhi aleyhi, tam Efendi Babamın üstünde elinde” Kılıç” müşahâde etmiştim. Efendi Babama bu hâli anlattığımda iyi görmüşsün demişti. İyi ki görmüşüm… ↑

- İ. gibi bu kılıç ve Metin esmâsına sahip çıktığımız zannedilmesin, bunda tüm kardeşlerimiz ve İslâm âleminin hakkı vardır. Bazı gerçeklere ışık tutmaya çalışıyoruz. Emâneti veren istediği zaman istediği şekilde alır. (Yazan) ↑

- İsmi İ. Denen kişi ile aynıydı. ↑

- (12) Terzi Baba (1) adlı kitâbta sayfa 262, 263, 264 te bu kişinin gördüğü zuhûrât ve 3, 5, 7, 40 lar vs… ile ile ifâde edilen kişiler vardır. ↑

- Yazılan bu satırları tekrar düzeltirken, biraz önce işyerime Pendik’ten gelen çöp kamyonun kasasının yeşil çimenlerin üstünde “Çevrene dikkat et” diye yazıyordu. Bir bakıma Arapça Harâm, bir bakıma ehline harem olan kamyon, aradaki O harfini çekersek “Hu” dur. Geriye kalan “Kâmin” ise, gizli sırdır. Bâtının sırrında olan Nusret Babam rahmetullâhi aleyh “Çevrene iyi bak” diyerek hakkımızda tehlikeli fikir sahiplerine dikat et diyerek bizleri adeta uyarıyordu. ↑

- Nüket Annemin Terzi Babanın ilim kapısı olduğu (41) İnci Tezgâhı, Terzi Baba kitâbında geçmektedir. ↑

- Bunlar nasıl bulunmuş diye sorulabilir. Bir zamanlar TRT 1 de yayınlanan bir kelime bir işlem yarışmasının iş yerimde nöbetim olduğu zaman Pazar günleri kaçırmazdım. Oradan biraz tecrübem vardır. Bunların internette bölümleri vardır. İzlenirse faydalı olabilir. ↑

- Hastane aramamın sebebi işyerinde yemekten muaf olmak için, diyet raporu almak istiyordum. Aradığım Diyet’in Fer-diyyet idrâki ve anlayışı olduğunu henüz yeni anlamış bulunuyorum. ↑

- Muhammed ismi şerifi bâtında olan Hamd’ın 9. Mertebesidir. ↑

- Bunların ne olduğu daha önce anlatıldı. “Ben” konusuna geri dönülüp bakılabilir. ↑

- Nusret sayısal değerinin nasıl hesaplandığını merak edenler varsa, (12) Terzi Baba (1) sayıların dilinden bölümüne bakalabilirler… ↑

- Tüm isimler aslında Hakk’ın isimlerinden başka bir şey değildir. “Esmâ-i İlâhiyye” sonsuzdur. Bizler bu isimlere sahip çıkmakta olduğumuzdan, “Esmâ-i İlâhiyye zâhirde buraya hasredilmektedir. ↑

- Bu da nereden diye çıktı diye düşünülebilir. Terzi Baba (10) Kelime-i Tevhid kitabının “Lâ İlâhe İllâ Allah” nüzûl ve urûc oluşumu incelenince bu hakikatin daha iyi anlaşılacağını umuyoruz. ↑

- İlerleyen bölümlerde bu konuya dönülecek… ↑

- Bunun karşılığı (12) Terzi Baba (1) Sayfa 145 te bulunmaktadır… ↑

- Bu fikir kuşunun getirdiği haber ile “Üçler” yani Allah, Rahmân, Rahîm’in çatısı yani arşından, dudaktan okunan “İkrâ” hakîkati ile Ahmed’in hakîkatine edilen Tevbe-i Nasuh kemâlâtı ve daha sonra ulaşılan Adam’lık marifeti ile müşâhade edilmiştir. ↑

- (12) Terzi Baba (1) Sayfa 144-145 ↑

- Bu âyet için ilerleyen sayfalarda bir araştırma bulabilirsiniz. ↑

- Niyazi Mısri ↑

- (14) Terzi Baba İrfan Mektebi kitabından geniş mâlûmât vardır. ↑

- Kevser sûresi 108/1 ↑

- “Allahu Ahad” Kûrb’an bayram’ının 4. Gününe işârettir. Bu gün Kûrb’an kesilmez… ↑

- Meryem sûresi (19/54) ↑

- Târık sûresi (86/4) ↑

- Burada oluşan hâdise genel ma’nâda değildir, Allah, Allah’lığını kimseye vermez. Birimsel beden varlığı itibâriyledir. ↑

- Bu konuda geniş açıklama için, Terzi Baba (19) Fetih sûresi ve Fethin hakikatleri kitâbına bakınız. ↑

- Bu sayı bilindiği gibi Terzi Baba ya yoldan verilen şifre rakamıdır. ↑

- Hâlen de öyledir, yanlış anlaşılmaya mahal verilmesin… Selefi denilen hâlin hakîkati de, tüm mezhebleri kapsıyan Hüdâ mezhebidir. ↑

- Allah (c.c.) isminin oluşumu Ulûhiyyet-Vahidiyyet mertebesi olan Sıfât mertebesindedir. ↑

- Hadîs-i Şerif… ↑

- Bununda bir hakîkati var ama yazıya kayda girmez, girerse suç olur, bazı görüşlere paye çıkar. İ. gibi olunur sonra ancak bulanın bunu kendine saklaması gereken sırdır. ↑

- Vücûd birdir ama mertebelere riâyet şarttır. (Hazreti Mevlânâ) ↑

- Bizim yolumuzun sistemi ne diye merak ediliyorsa, “Marifetleri bünyesinde toplayan sistem”dir. ↑

- (12) Terzi Baba (1) kitabının sayıların dilinden bölümü… ↑

- Bu konu hakkında (91) Terzi Baba Bi ismi Rabbi Hass kitâbına bakılabilir. ↑

- Bunun da ne olduğunu oluşan müşahâde ile İngizlizce (Elif Nun hakikatiyle) “Royal Stance, Kraliyet Duruşu” yani “ma’nâ sûltanlığı” duruşu imiş. ↑

- Hazîne. ↑

- Yıldızı. ↑

- Gül Bahçesi ↑

- Gönül… ↑

- Ay… ↑

- Hazîne bulunan, yıkıntı yer. ↑

- Zât-i sereyân, zât-i tecelli… ↑

- Güzellerin güzeli yüzü… ↑

- Güneş… ↑

- Kaf/16. ↑

- Hz. Mevlânâ “Biz edepli edepsizleriz” diyor. Çok mânîdar bir sözdür. Ama iyi ki sormuşum, yoksa bu hakîkatleri anlamam ve başkalarına anlatmam mümkün olmazdı… ↑

- Şu anda okunan Akşam (Fenâfîllah) mertebesi ezanı Hakk’tan bir tasdik gibi, tâliblilerini bu mertebeye çağırıyor. Bu vaktin sonuna kadar namazları uyduğumuz hanifi mezhebinin rek’atları ile; Sabah (4), Öğle (10) , İkindi (8), Akşam ile (5) toplarsak, 4+10+8+5= (27) derece namaz yani Vitriyet hakikatlerine, zahir batın sünneti idrâk ve hâl ederek, Hakk kulun tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen ağzı, işiten kulağı, gören gözü olarak aleti olur. Ve “Attığın zaman sen atmadın ve lâkin Allah attı” (Enfal/17) der. İçinde bulunduğumuz Muhammediyet mertebesi ile şu an 7. Gün Cum’ayı yaşadığımız için, bu gün (ahir zamanda) kılınan 16 rek’atlık Cum’a namazı ile bu sayı (33) ulaşır. Bu Mescid-i Nebevi’de bulunan direk sayısıdır. ↑

- Beyti Niyazi Mısri… (İşte bu hâl ne güzel anlatılmıştır) ↑

- Duraklarda bulunan (د) Dal: 4 sayılarıda 13 tür. 4 tane 13 oluşur. Bunlar şeriat, târîkat, hakikat marifet mertebesinin “delil-i ilâhiye”leridir. Sûre sayısı ve âyet sıra sayısı ile 2 tane daha toplam 6 tane 13 oluşumu vardır. ↑

- Bu hakîkat sadece âlem bazında Rasûlullah Efendimize aittir. Bunu âlemde görüyorum ve bana ait derse, bu ortaklık yani şirk ve suçtur. Kişinin birimsel varlığında idrâken ve fikren bu hakîkatin anlaşılması olur. ↑

- Bu yazı Efendi Babama sorduğum ikinci soru zamanına denk geldiği için olduğu gibi değişiklik yapmadan buraya alıyorum. ↑

- Burada Efendi Babamın sorduğu kişi, daha önce ki yanında zâhiren bulundu- ğum hocamdır. ↑

- Hâlit dede ile alâkalı müşâhade yazısıdır. ↑

- Daha sonradan öğrendiğim bilgiler doğrultusunda “Gönül Paşası” lakabı Nusret Babam rahmetullâhi aleyhe ait olduğuna göre, hakîkatte ona muâyene olmaya gidilmiştir. ↑

- Bu sûre âyet sayısı ne kadar ilginçtir ki, (457) dir. Necdet ismi ile bağlantısını görmemek mümkün müdür? ↑

- “Halidina Fiha Ebeda” ile ilgili âyetler kitaba zenginlik katması için, bu çalışma yapılırken ilâve edilmiştir. (23-02-2018) 23 gün rakamı ne kadar ilginçtir. 72/23 âyetini zâhir bâtın 18.000 âlemden tadsiği gibidir. ↑

- Bu hâl yaşantıda değil, idrâk ve anlayışta oluşacak bir hâl ve hakîkattir. Bunun yaşantısı sadece Hazreti Muhammed (s.a.v)’e ait bir oluşumdur. ↑

- Ekmeltü hanım kardeşimizin anlattıkları, Tevhidi Sıfât mertbesi hâli, idrâki ve anlayışıdır. ↑

- Pazar… ↑

- Yunus Emre… ↑

- (ا) “Elif” ve (و) “Vav” harflerinin sayısal değerleri toplamı 1-13, 6-13 ile 1+13+6+13= 33 tür. 33 Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısı ve Hakikat-i Muhammedi sancağının dalgalandığı yerdir. ↑

- Târık Sûresi (86/3) ↑

- Hakîkatte bu izâfidir, iyi ve kötü bizim nefsâni görüşümüze göredir. Hakiki tenzih Hakk’ta eksiklik görmeyip, kendini eksik görmekten tenzih etmektir. ↑

- (8) Terzi Baba, Tuhfet’ul Uşşâkiye Şerhi… ↑

- (Ebter) Kevser Sûresi… ↑

- Bakır hakkında detayları elektirik konusu bağlantılarında verilecektir. ↑

- Nusret Babam rahmetullâhi aleyhi vefat yılının 19-79 senesinin, 79 Altın simge numarası ile olması mânidardır. ↑

- Bu evlât Nusret Tura Hazretleridir. ↑

- Yolumuz büyüklerini görmedim, ama gönlümde yaşamaktadırlar. Efendi Babam-ın anlatımları ve zuhûrâtlar neticesinde bu şiir oluşturulmuştur. Hani denir ya (zaman olur ki hayâli cihan değer) bu hayâl geçmişi düşünüp geriye gitmek değil, bu safhada artık zamanın sadece bir an olduğu ve o anın (an-ı dâim) olduğu bilinir, O hâlin husûsi tadından hiçbir şey kaybedilmez çünkü o an geçmiş değil, geleceğinde çok ilerisinde olan bir geçmiştir ki, geçmemiştir bâkidir. ↑

- وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ 52.4 – Vel beytil mağmûr. Ma'muur eve, ↑

- Eski Mısırlıların Kıpti lisânına göre (mû) “su” (şâ) “ağaçlık bir yer” demekmiş. Mûsâ (a.s.) sandık içinde Nil kıyısına geldiğinde, o’nu bulanlar, ağaçlık ve sudan geldiğinden (Mûşâ) diye seslenmişler ve ismi (Mûşâ) olmuş, zamanla (Mûsâ) ya dönüşmüştür. (Geniş mâlûmât, Terzi Baba On üç ve Hakîkat-i İlâhiyye, Sayfa 105-106) ↑

- Hz. Mûsâ, Hızır ile buluşmaya giderken yanındaki arkadaşı ”Fetâ” (Genç) ↑

- Tûr dağı ve 52 numaralı Tûr sûresi, Nusret Babamız rahmetullâhi aleyhin sıra numarası olan sûre ve şifresidir. ↑

- İnsân isen gel maşuku seyret. 

 Fâni vücûd'u bâki'ye devret. 

 Mahbûb'u Hakk'sın ilminde zevket. 

 Yorulma gitme celâl'e doğru. N. T..  ↑

- Ermişlik, erenlik, velilik. Aliy’ül Veliyullah yolunun temsilcileri… ↑

- Doğma, doğum, doğuş. ↑

- (54/KAMER-55) Fî mak’adi sıdkın inde melîkin muktedir(muktedirin). Kudret Sahibi Melik’in huzûrunda, sâdıklar makamındadır. ↑

- Men câle nâle “Yürüyen maksuda erer.” Kelâm-ı Kibar ↑

- Nusret Tura Babamız ve Rahmîye Tura Annemizin kabirleri Pendik yayalar mezârlığında bulunmaktadır. ↑

- Bu konuda geniş bilgi Terzi Baba Umre dosyalarında, Mescid-i Nebevi krokilerinde bulunabilir. ↑

- Bunlar kuyumculuk ve ticarette kullanılan genel, geçer ayarlardır. Başka altın ayarları da mevcûttur. Ama halkın günlük kullanımda mevcût değildir. Bu konu hakkında internette bilgi alınabilir. ↑

- Bu nasıl olur diye sorulacak olursa, kimyasal analiz ile değerli mâdenler altın kaplama yapılmaktadır. Bu misâl olarak düşünebilir. ↑

- Aslında bu ifâdelerin aslı bir tek olan İslâm’dır. Bu ifâde edilenlerin farklı gibi görüren asıl yönlerini Cem’ül Cem etmiş Cem ehlidir. ↑

- Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz hem bâtın da hem zâhir de İnsân-ı Kâmil’dir… Bu hakîkat ona aittir. Kimse sahip çıkamaz. ↑

- Bu konu hakkında, (12) Terzi Baba 1 - Necât bölümüne bakınız. ↑

- Hesaplama, “Esmâ-i İlâhiyye” sayısal değerleri çizelgesinden alınmıştır. ↑

- Bu konu hakkında ilerleyen sayfalarda bilgi verilecektir. ↑

- Bu konu hakkında ayrıntılı açıklama, Muhyiddin İbn-i Arabi, Fusûs’ül Hikem, Ahmed Avni Konuk şerhi, Muhanmmed Fassı bölümünde bulunabilir. ↑

- 19/53 (95) Terzi Baba (8) çalışmamızın rakamsal toplamları da, (175-571) bağlantısını vermişti. Bu konu hakkında ilgili kitaba bakılabilir. ↑

- Terzi Baba… ↑

- Terzi Baba (19) Fetih Sûresi ve Feth’in hakîkat’leri özet olarak. ↑

- Aynı geçen eser özet olarak. ↑

- Beyazit Bestami Hazretleri… Şimdi anlıyorum ki, Hazreti üç kere Kırıkhan da, sırlandığı türbesinde ziyâret edişimiz, bu hakîkatin ilmini, müşâhade ve yaşantıda tatbiki imiş. Bunu okuyanlar tekrar tekrar anlayacaklardır ki, yolumuz ilâhi sisteme bağlı ve tüm pirler bizim pirimizdir. ↑

- Ferdi Selâse yani üçlü ferd’iyyet olan 1-Kadın, 2-Koku ve 3-Namaz ↑

- Fusûs’ul Hikem Muhammed Fassı - 24. Paragraf. ↑

- Büyük ebced hesabına göre, ↑

- Bakınız, (91) Terzi Baba Bi ismi Hass ↑

- Bursa Ulû Camii, 1 li ve 6 lı Vav hatları… ↑

- http://bursaulucami.blogspot.com.tr/2011/05/ulucaminin-vavlar.html ↑

- http://www.bursaulucamii.com/ sitesinden özet olarak alınmıştır. ↑

- Şûrâ sûresi, 42/28 ↑

- Terzi Baba Kûr’ân da Yolculuk (44) A’râf Suresi 54. âyet yorumundan özet olarak alınmıştır. ↑

- Zevâli-Kemâli ifâdesi nereden çıktı diye bir soru oluşabilir. Zevâl, yok olma, erime, son bulmadır. Zâhir âleminde yaşamda, rakamların yanına ne kadar sıfır konursa kıymeti artmaktadır. Bilindiği gibi öğle namazı vakti zevâl vakti olarak anılmaktadır. Bu da gün içinde hakikati en kıymetli vakit olan Bekābillâh, Hakk ile Hakk olarak beraber olma ve Tevhid hâlidir. En küçük sayı “1” dir. Aslında sıraya girmeyen kaynak sayıdır. Ve bütün sayıların aslı olan ma’nâsal birdir. “0”ın kıymeti yoktur. Ama “1” in yanına gelince kemâl sayıyı oluşturur. ↑

- “Bakara Sûresi” ilk 5 âyet açıklaması için (36) Terzi Baba, Kûr’ân-ı Kerim de yolculuk Bakara sûresine bakılabilir. ↑

- Burada verilen şema, Kâ’be-ye benzerliği ile dikkat çekmektedir. Ama bu çizim “Gönül Kâ’besi” ile alâkalıdır. ↑

- Terzi Baba (30) Kur’ân-ı Kerîm’de yolculuk kitâbında, “Meryem Sûresinde 54. âyet ile ilgili açıklama vardır. ↑

- Yakın bir zamanda Efendi Babama gönderdiğim, bir mail-de tevbe ifâdesi kullanmıştım. Her ne kadar, kendisi bunu niye yaptın anlamadım derse de, O anlamıştır. İşte yapılanlara toptan “Tevbe” ettiğimizi yine bildiriz. ↑

- Burada da böyle bir neş’e oluştu… ↑

- Bu çok tehlikeli bir sahadır. Geçmişte örnekleri Terzi Babamın “Değmez” dosyalarında görüldüğü gibi bu tür hâdiseler hala görülmektedir. Bu gelen vâridât ve ilhamat denilen bilgilerin çok iyi değerlendirilip, ondan sonra Şeriat-i Muhammediye uygun ise paylaşmak her zaman bu kurala uymak kişinin menfaatine olacaktır. ↑

- Nefsinden habersiz olan, Hakk’ın cezbesine kapılmış, nefsâniyette habersiz olan. ↑

- Bu nasıl olur denirse, Fusûs’ül Hikem Nûh Fassı ve Terzi Baba’nın bu konu hakkında ki sohbetlerinde bulunabilir. ↑

- Yalnız şunu da unutmamak gerekir, bizler mîras yedi değiliz. Bu mertebeleri kendi varlığımızda bulup idrâk ve fikir ile anlamalayız. Bu mertebeler sadece bizim beden varlığımızda, bizim içindir. Genel ma’nâda sahip çıkamayız. ↑

- Rical’ül Gayb-Gayb erenlerinin neyi ifâde etmiş olduğu, Milattan Önce Terzi Baba bölümünde, Efendi Babam tarafından gönderilen mail ile gelen, Rical’ül Gayb ve Mehdi konusu içerisinde yazılmıştı. Konu hakkında bilgi almak isteyenler oraya mürâcaat edebilir. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (41) İnci Tezgâhı ↑

- Kurtuluş. Necdet isminin Kûr’ân-ı Kerim’de geçen şekli ve bâtını… ↑

- Hud/41. âyet. Nûh: «Binin içine, yürümesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphe yok ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.» dedi. ↑

- Kurtuluş, Necâtın başka bir şeklide söylenişi… ↑

- Nakşeden, resmeden gönle işleyen… ↑

- Tûr-i sîne dağı… (52. Sure) ↑

- Vesvese… ↑

- Vuslât, kavuşma… ↑

- Yolumuz büyükleri, Nusret Babam ve Rahmîye Annem rahmetullâhi aleyh ve Necdet Babam ve Nüket Annemin isimlerinin birbirleri ile alâkası ile yaptığım özel ve daha önce yapılmamış bir inceleme sisteminde, (نكت) “Nüket” ismindeki harf tecellisi oluşumunda (كن) “Kün” bağlantısı ve bu bağlantının da Yâsîn/82 de bulunan (ارد) Ered ismi ile bağlantılı olduğunu anladım. ↑

- Hz. Nusret’e şiiri, (12) Terzi Baba (1) ve (39) Terzi Baba (2) kitâblarında mevcûttur. ↑

- (95) Terzi Baba (19/53) adlı eser bu yıldönümü hediyesi olarak derlenip yazılmıştır. ↑

- Bu iş nasıl olur denilirse, bunun araştırması yapılmıştır. Hatta tüm zamanlarda ki konuşmaların kaybolmadığı ve uzay boşluğunda dolaştıklarını ilmi bir araştırmadan okumuştum. ↑

- Bu temsiliyet (ن) “Nun” üzere “gözümün nûru namaz” ile (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) salâtu dâimûn hakîkat-i üzere olan bir temsiliyettir. Yoksa her bir piranın Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Hazreti Âlî (k.v.c)’yi vekâleten, kendilerini de asalaten teslimiyetleri vardır. ↑

- Her zaman söylendiği gibi bu sûre ve diğer sûrelere sahip çıkma gibi bir niyetimiz yoktur. Tüm ümmeti Muhammed’in bizler kadar tüm sûrelerde hakkı vardır. Biz yalnızca ilmi bir araştırma yapmaktayız. ↑

- Bu satırların imla düzeltmelerini yaparken, “Efendi Babam Tûr Sûresi” sohbetine başlamıştı. Aynı zamanda işyerimde bulunan İd… adında ki arkadaş ufak çocuğunda (kawa-saki) kalb rahatsızlığı olabileceği ihtimali üzerine internetten araştırma yapıyordu. Cenâb-ı Hakk (c.c.) şifâ verir, İnşeallah. Bu yazılanların müşâhadesi ve tasdiği Efendi Babamızdan gelmiş oldu. Şükründen aciziz. Dervişlerinin yanında ki bir kişiye bile nasıl himmet ve yardım ettikleri okuyanların gözünden kaçmayacaktır. ↑

- Mustafa Hilmi Safi hazretlerine intikâl eden nun-nûr noktası… ↑

- Geniş bilgi için, Terzi Baba (35) “Fâtiha Sûresi”, Hamd bölümüne bakınız. ↑

- 1. Süs, bezek. 2. Nakış, kumaş nakışı. ↑

- Kayda girmiş. ↑

- Elbise. ↑

- Meydana gelme. ↑

- İsimlenmiş, bağlanmış. ↑

- Alın. ↑

- Üzerinde bulunduran, taşıyan… ↑

- Yükleme işi. (Bir yere, bir nesneye elektrik yükü biriktirme, doldurma, şarj.) ↑

- Niyazi Mısri ↑

- Efendi Babam’ın “Tûr Sûresi” sohbetindeki biraz önceki ifadesiyle ”Hadi bakalım, Zülfikar kılıçlarını hazırlıyalım”. ↑

- Fetih/1 ↑
