# Bendeki Terzi Babam (Cilt 2)

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/bendeki-terzi-babam-cilt-2
**Sayfa:** 226

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

“BEN”DEKİ 

 TERZİ BABAM ∞

2. Bölüm 

LÂ İLÂHE İLLÂ ALLAH

MUHAMMEDER RASÛLÜLLAH

YAZAN

TERZİOĞLU M.C.

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (127-15-2) Sâhife no.

İÇİNDEKİLER ………………………………………………………………… ( 2) Terzi Babamın Önsözü ………………………………………………… ( 4) Önsöz……………………………………………………………………………. ( 5) Anlasana Hayaldir ……………………………………………………… ( 6) (نَجدَت) NECDET İsmi Üzerine Mütalâa ……………………… ( 8) Hilâl ve Necm İle Seyri Sülûk ve Yol Tasviri ………… (15) Âlî Neccâr .…………………………………………………………………. (17) Mobilya .……………………………………………………………………. (20) Nun – Balık ……………………………………………………………… (21) 07-12-2017 Tarihli Zuhûrât ……………………………………… (23) Bir Talep Ve Bir Şiir. (Olmaz) …………………………………… (29) Ömeriyyet Ve Furkan ………………………………………………… (35) Kırkıncı Mertebe ……………………………………………………….. (37) “(يا هو) Ya Hüve - (كُنْ فَيَكُونُ) Kün Feyekün” ……………… (43) (كُنْ فَيَكُونُ) Kün Feyekün …………………………………………… (50) 8 Dâire …………………………………………………………………… (51) Gözümün Nûru Namaz (نب) Nebe …………………………… (52) Şatranc-ı Urefa, Muhyiddin-i Arabî ………………………… (56) Gözümün Nûru Namaz (نَبَ) Nebenin Tamamlanması. (61) Göz Nûru Namazda Kılındı ……………………………………… (62) Gözümün Nûru Namaz (نَجَ) Nece ……………………………… (64) Şifreler .……………………………………………………………………… (67) 9 - Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyet Mertebesi . (73) Sayılar Ne İfâde Etmektedir ……………………………………… (84) (حُروف) Harfler Ne İfâde Etmektedir ………………………… (89) Kitâb’un Netice ………………………………………………………… (93) Diller – Lisânlar ………………………………………………………… (95) Gözümün Nûru Namaz (نَجَ) Nece Devâm ………………… (102) Bizim üzerimize "Salât edici" olan (اَللهُ) Allah (c.c.) … (114) (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) Salât-u Dâimûn (Dâimi Namaz Hâli) …… (123) Elli Vaktin İfâdesi Nedir ? ……………………………………… (133) Elektrik ……………………………………………………………………… (140) Atom ………………………………………………………………………… (143) Fezânın Gerçek Dokusu …………………………………………… (146) Elektirik İle İlgili Oluşan Müşâhadeler ………………………… (149) 

Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtı ve Düşündürdükleri ………… (162) (كَوْكَبًا) Kevkeb Dosyası Mütâlâa …………………………………. (172) Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtının Devâmı …………………… (175) Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtının Müşâhadesi ……………… (178) (عصر) “Asr”-Zaman …………………………………………………… (180) Nûr-u Muhammedi (Kuş Dili) …………………………………… (183) “Nece” Eczâ, Tıp Dili ……………………………………………… (188) (نَجَ) Nece Diller, Lisanlar ..………………………………………… (197) (اشيان) Âşiyân-Üsküdar ………………………………………………. (199) Halvetiyye Âlîyyeyi Uşşâki Necdet Babasın .…………… (210) Kalem Sûresi Üzerine Bir Araştırma .…………………… (211) Sayıların İlminden .………………………………………………… (214) 53 – İyot .………………………………………………………………… (215) Harflerin Fısıltıları ve Müşâhadeleri .……………………… (218) “el-nucûmi” (النُّجُومِ) ve “Vennecmi” (وَالنَّجْمِ) ,……………… (224) Hecelere Câmi .………………………………………………………… (226) Kahve-den Seyre Ve Müşâhade-ye .……………………… (237) Erler Demine Destur Alalım .…………………………………… (246) Şûrâ-53 .………………………………………………………………… (278) Sonuç – Sönsöz ……………………………………………………… (280) Terzi Baba Kitâbları …………………………………………………. (289)

Terzi Babamın Önsözü Hayırlı günler hayırlı Ramazanlar Muratçığım, Gönderdiğin bütün dosyaları indirdim hepsi çok güzel olmuş ellerine, diline, gönlüne sağlık. Epey zaman masa-i harcamışsın, ayrıca ulaştığın yerleri de gösteriyor, Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlarını nasib etsin inşeallah.  

Ayrıca umrede iken, Bursa ilâhiyat fakültesinde şahsımıza ait hazırlanan (Yüksek lisans tezi de) kabul  edilmiş haberi geldi. Böylece ilerlemiş yaşımızda, bu her iki çalışma da terziye bir hediye olmuş oldu, bu yüzden Rabb'ımıza şükrederiz "Elhamdülillâh." Bunların yazılmalarında da hizmeti geçen,  gönül evlâtlarımıza da çok teşekkür ederiz, dünya ahret aileleri ile birlikte hayatlarının sonuna kadar huzur ve saadet içinde  olmalarını Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ederim.  

Hâl ilmi kâl ilmine benzemez. Ehli zâhir kâl ilmini öğrenince o ilmi bildiğini zanneder, oysa bir şey ancak tadıldığı zaman gerçekten bilinmiş olur. Aksi halde tabak içinde duran yemeğin gerçek tadı, yemeden anlaşılamaz. 

Yemeğin tarifini anlatmak bilimdir. Yemeği yapıp yemek ise tatbikatlı “ilimdir.” İlim ile bilim arasında bir “B” vardır, ehli zahire bu “B” bir perdedir. Ehli bâtına ise bilimden ilime geçiş ve bir vasıtadır. Bilimin özünde ki ilmi ortaya çıkarmak için. Bahsi geçen “B” yi yerinden biraz geriye alıp kelimeden ayırmak lâzımdır, işte o zaman geriye ilim, “gerçek yakîn ilmi” kalmış olur. 

“B” Arapça da “ile-birliktelik” ma’nâsına dır, ayrıca “B” harfi aynı zamanda “13” tür, görüldüğü gibi muhteşem “B” ehli zâhire perde ehli hakîkate göre ise, Cemâldir. 

Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlar nasib etsin inşeallah. 

Şahsım hakkında yaptığın çalışmaların, ve muhabbetin için teşekkür ederim, Hakk’tan daha nice başarılar dilerim. 

Necdet ardıç Terzi Baba. (16-Haziran-2018) 

* *

* *

Önsöz

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

“BEN” DEKİ TERZİ BABAM ∞, kitâbı oluşurken aslında tek bölüm olmasını planlamıştım, oluşan müşâhade ve bağlantılar eklenince bu kitâbın hacmi genişledi ve ikinci bölümü açmak gerekliliği oluştu. Vardır bir hikmeti diyelim.

Efendi Babam-ın her zaman hâtırlattığı gibi bu tür eserleri nefsin heva ve hevesinden soyunarak saf bir gönül ile okumak her birerlerimizin yararına ve faydasına olacaktır. İnşeallah…

İnsan’ın en büyük hedefi tasavvuf ilmi ile ilgilenenlerin malumu olduğu üzere kendini ve Rabb-ini tanımaktır. Her birerlerimize bu konuda başarılar ve hakîkatlerine ulaşmasını dilerim.

Bu kitâb çalışmasında rehberim, önderim İnsân-ı Kâmil - Kâmil İnsân Efendi Babam, Necdet ARDIÇ beyefendinin elim’den–elimiz’den tutarak bizlere nasıl yol gösterdiği, ilim deryası, ilim sütü, ilim şarabı ve marifet balı ile fakîri ve bizleri nasıl beslediğini oluşan zuhûrât, müşâhade, yaşantı ve tecellileri anlatmaya devâm edilecektir.

Birinci bölümden itibâren okuyanlar görecektir, bu sadece Efendi Babam ile zâhirde karşılaşmadan ibâret değildir. Bu dünya âlemine doğumdan hatta, Zât âleminden başlayan eğitimin kemâle ermesi ve bu kemâl hâli ile yazıya ve kayda girmesidir. 

Bu çalışma aslında 2018 yılının Mi’rac kandilinde bitirilmişti. Düzenlemeleri ile Ramazan ayı içinde bitirildi. 

Kadir gecesini idrak ettiğimiz bu gün 2. Bölüm önsözü ile tamamlanmış bulunuyor. Heza min Fazli Rabbi. (Rabb-imin fazlındandır) Bu güne kadar ma’nevi ve zâhiri olarak desteklerini esirgemeyen muhterem Nüket Anneme, Necdet Babama, Sevgili eşim Serpil Hanıma ve bu çalışma da desteğini esirgemeyen ve çizim, şekil ve resim gibi konularda yardımcı olan peyzaj mimârı kızım Eslem Şûrâ’ya teşekkür ederim. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan korktuklarından emin, umduklarına nâil olmaları niyazımdır.

Bu kitâbtan oluşacak ma’nevi hasılayı, İki cihan serveri Muhammed Mustafa (s.a.v) efendimizin, Piran Hazretlerinin, Rahmiye Annen ve Nusret Babam Rahmetullâhi aleyhin ruhlarına, Nüket Annem ve Necdet Babam’ın ruhaniyetlerine hediye eylerim. Cenab-ı Hakk’tan kabul buyurması ricası ve niyazıyla… 

 Murat CAĞALOĞLU

 10/11-06-2018 (Kadir Gecesi)

* *

* *

Anlasana Hayaldir

İki zamanda bâki olmayan,
Rahmanın havasını koklamayan,
Nereden geldiğini anlamayan,
Bak bu âlem anlasana hayâldir.

Allah dedi; Küntü Kenzen Mahfiyen,
Sevdim nefsimi görünürüm hemen,
Gör kendi hakîkatini istersen,
Bak vücudun anlasana hayâldir. 

Araya araya bul Hak dostunu,
Gösterir bir bir nefsinin huyunu,
Anlatır sana da güzel soyunu,
Bak eğlencen anlasana hayâldir.

Otur o zaman Hakk ile destûrâ,
Kalemin yazmaya başlar yestura,
Canım cananı olur Nusret Tura,
Bak gönlünden anlasana hayâldir.

Sine sine varırım huzûruna,
Çağırıldım her zaman hazuruna,
Vuruldum onun can yakan nûruna,
Bak nurundan anlasana hayâldir.

Rabıtası Allah ile olanlar,
Sora sora Bağdat ta bulunanlar,
Kudreti hayâlini yıktıranlar,
Bak Allah'ın anlasana hayâldir.

Allah nûrdan tahtındandır dediler,
Hakîkatte gönlünde durmaz dinler,
Senin ise zan ettiğin huriler,
Bak arşından anlasana hayâldir.

Sıra sıra elmasları dizdiler,
Kendini vezirdi zannetiler,
Emreder hayâli kırmanı diler,
Bak elmasın anlasana hayâldir.

Sözü dinleyip kırdınsa hayâlini,
Giy Esma-i ilahiyye elbiseni,
Takındırır marifetin tacıni,
Bak şeyhliğin anlasana hayâldir.

İrfaniyetin olmaz ki hayâli,
Bize bunları bir bir kaldır Ali, (k.v.c)
İnsan-ı Kâmil yolumuz Haydar Ali, (k.v.c)
Bak gerisi anlasana hayâldir.

Murat'ın Hakîkat kalemi nûrdan,
Verdi onu Terzi Baba buhurdan,
Sorunuz bu hakir fakîri ondan,
Bak Necdet’ten, anlasana Hayâldir.

 12-12-2012 Çarşamba.

* *

* *

(نَجدَت) NECDET İsmi Üzerine Mütalâa Fusûs’ül Hikem’den Mûsâ Fassı’nı okur- ken, birden Efendi Babam-ın beden elbisesinin zâhirde ki ismi olan (نَجدَت) “NECDET” ismi hakk’ında gönlümde fikir kuşları uçmaya başladı. Fakîrin de bu ismin içinde bulunanlar hakk’ında daha detaylı ma’nâlanma nedir? Diye bir inceleme ve çalışma yapma fikri ile beraber (نَجدَت) “NECDET” ismi üzerine fikri olarak yoğunlaştım. 

Necdet, Suudî Arabistan'ın kuzey’inde bulunan (نَجيت) "Necit" bölgesine atfen türetilmiş olan Arapça kökenli, ama Arapça olmayan bir erkek adıdır.

Muhtemelen 19. yüzyıl sonlarında, Osmanlı aydınları tarafından değiştirilmiş "yeni moda" bir isimdir. Kuş uçmaz kervan geçmez olarak kabul edilen Necit bölgesine yalnızca kanun kaçakları, münzevîler yada gözünü budaktan sakınmayan insânlar gidebildiği için, "cesaret, mertlik, kahramanlık" gibi çağrışımlar taşır.[1]

Zâhirde (نَجيت) “Necit” bölgesine gözünü budaktan sakınmayan insânlar gidebildiği gibi, Necdet Baba’mın hakîkatı olan (نَجيت) “Necit” bölgesine de gözünü budaktan sakınmayan dervişleri gidebilir diyebiliriz.

(نَجدَت) Necdet’in sonunda “Et” olduğuna göre şöyle bir durum karşımıza çıkıyor. Necd-et, Necid-et…

Et, ne demek. Et bilindiği gibi isim, nesne yönü olmakla beraber (Tavuk eti, Dana eti, Balık eti vs…[2]) fiil olarak ta günlük hayatta karşımıza çıkabilmektedir.

Et” aynı zamanda yardımcı fiil olarak kendisi ile bileşik fiil kurulan kelimedir. Et(mek) eylemi çoğunlukla bir yargıyı tek başına ifâde etmez, bu nedenle tek başına yüklem olmaz, bu durum da bu eylem kendinden önce gelen bir ad yada ad soylu sözcükle birleşmek sûretiyle kesin bir yargıyı ifâde edebilir. Bu oluşuma yardımcı eylem denir. Yardımcı eylem olarak “etmek” olmaktadır. (Bu konu hakkında daha geniş mâlûmât internette vardır) İşte (نَجدَت) Necdet isminde fiil yönüyle öncelikle şu ma’nâlar çıkmaktadır.

(نجد) Necd: Açık işlek yol…

(نجيد) Necid: 1. Yüksek yayla Arabistan’ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan kısım. 

2. Kahraman, bahâdır…

(نجد-ت) Necd-et: Açık işlek yol etmek… (نجيد-ت) Necid-et: Kahramanlık bahâdırlık etmek… 

Necdet Babam yaptığı ilmi kahramanlık ve yiğitliklerle, yolunu ve tasavvuf yolunu açık ve işlek yol haline getirmiştir. Her bir dervişe düşende nefsine karşı pehlivan- lık[3] ederek, kendinden geçen yolunu açık ve işler hâle getirmek olmalıdır.

(نجادت) Necadet: Kahramanlık, Efelik, Yiğitlik…

(نَجات) Necat: Kurtuluş…

Nefsi emmârenin zincirlerinden kurtulmak ve selâmete çıkmak için yapılan kahramanlık, efelik ve bunun için gösterilen açık işlek yol…

(نجيدت) Necidet, ismin asli hâli üzerinden hecelersek, (نج-يد-ت) Nec-id-et, (نج) Nec tek başına bir anlam vermemektir, bilindiği gibi sayısal değeri “53”tür. Efendi Babam’a ma’nâ âleminden verilmiş şifre sayısıdır. “53” (أَحمَد) Ahmed ismin de sayısal değeridir.

(نج) Nec, hece oluşumuna okunuşu ile bakarsak… 

(نَجَ) Nec’e: Şiddetli nazar, şiddetli bakış… (Osmanlıca)

(نجي) Neci: Ne iş yapar, ne ile uğraşır.

(نجا) Neca: Göz değmek, nazar olmak…

(اِد) İd: İlkel benlik, bilinçaltı, içgüdü, (عد) Id: (عيد) (Iyd) Bayram…

Bu hece ma’nâlarına ile bakarsak, (نَجدَت) Necdet; Şiddetli nazar bakış ile nefâni benliklere nazar edip göz değmesi ile ilkel nefsi benliğinden önce izâfi benliğine, izâfi benliğinden ilâhi benliğine ulaşıp bayram etmektir. 

(نخ-دت) Nec-det, (نخَ-دت) Nece-det, (نج-يدت) Neci-det, (نخا-دت) Necâ-det, (دت) Det: Sus. Det yalan söylüyorsun. (Türkiye ağızları sözlüğü) Efendi Babam sık sık, târîkatta yapılan bazı hâlleri yapıcı eleştiri bâbında, hadi oradan Mürşid-in yüzüne bakılmazmış, soru sorulmazmış demektedir. İsminde bulunan (دت) “Det” kelimesi bu hâl ile zuhûra çıkmaktadır.

(نَج-اَ-دَت) Nec’e-det: Nec’e, şiddetli nazar bakış, det te Efendi Babam-ın tâbiri ile hadi oradan… Hadi oradan, (نَجدَت) Necdet’in şiddetli nazar bakışına bak nefsâniyetinden erimiyorsan sen derviş olamazsın… 

 (نج-يدت) Neci-det: Efendi Babamın talebe olmak için gelenlere ne iş ile uğraşıyorsun sorusu en meşhur sorusudur. Gelen kem küm efendim der ise cevabı (دت) “Det” hadi oradan önce kendine iş bul gel yani (نجي) Neci: “Neci” (نَجدَت) “Necdet” oldur… 

(نخا-دت) Neca-det; Efendi Babam (نَجدَت) Necdet’in sohbetlerinde göz değmesi ve nazar ederek sus yani (بيشنو) “bişnev” dinle bu neyden demesidir.

 (ن-جديت) Ne-Cedit (ن) Ne: Bilindiği gibi Nûr-u Muhammedi’dir. (Kamer-Ay) 

(جديت) Cedit: Yeni…

Yeni kamer veya aya verilen isim ise Hilâl dir. (نَجدَت) Necdet’in bir ma’nâlanması da hilâl olmaktadır. 

Bayrağımız da bilindiği gibi hilâl ve yıldızdan oluşmaktadır. Sürekli dikkatimi çeken gökyüzünde ayı takip eden bir yıldız vardır. Bunun niye böyle olduğunu düşünürdüm? Bu soruma da yanıt gelmiş oldu. 

(حيلال) Hi-lâl: 

(حي) Hi: Ha ve Ye harflerinden oluşmaktadır. Ha, hayat ve ilimdir.

(لال) Lâl: Suskun olmak, dilsiz olmaktır.

Efendi Babam, Nusret Babam rahmetullâhi aleyhten aktararak, “Anladınsa ebsem ol” yani anladınsa sus der. Necdet’in ilmini yakîn olarak anladınsa sus… Bu konuda fazla konuşmamak doğru olan… 

 (نجديت) Necidet; Burada bir iki şeye dikkat çekmek istiyorum. 

 (جيد) Cid: Ciddi…

(جيد) Cid: Cit, Git (Türkiye ağızları sözlüğü)

(جيت) Cit: Çuval… 

Ne et, Ne et ciddi ol. Yani Necdet’in ağzından çıkan lâtife gibi sözlerin ciddi olduğunu ne et, ne et anla… 

 (نَجدَت) Necdet; Nûr-u Muhammediye ile rahat bir şekilde işlek bir yol olan Şeriat-i Muhammedi caddesinde yapılan ma’nâ yolcuğu ile gitmektir.

(نَجدَت) Necdet isminin (نَجيت) Necit Arapça isminden, türkçeleştirilmiş bir isim olduğu yazılmıştı. Sonunda bulunan et ise bir yönü ile fiildi. Arapça isimler fiil olduğu zaman başlarına (م) “Mim” harfi gelir. 

Bulabildiğim iki kelimeyi buraya alıyorum. Araştırmacılar belki başka kelimeler de bulabilir.

(منجا) Menca: Kurtuluş, necât yeri, (منجي) Münci: [Necât’tan] Kurtaran…

İşte görüldüğü gibi Efendi Babam (نَجدَت) Necdet, kurtuluş necât yeri ve nefsin esâretinden kurtarıp Hakk’a ulaştırandır.

Küçük bir hâtıram, çocukken üst kat komşumuz olan evin babası beyin ismi de MÜNCİ idi… 

İşte bunları tefekkür ederek günlük Fusûs’ül Hikem’den günlük okumamı bitirdiğimde İbn-i Arabî hazretleri fakîre şöyle diyordu.

Hz. Şeyh (ra) “Fehmem” yani iyi anla buyururlar; hakîkat içinde bu bâhis anlaşılmaz ise Fusûs’ün zevkine varılamaz. Ve yanlış anlayanlar ise şeriati tâtil etmek belasına tutulmuş olurlar. Hz. Attâr ne güzel buyurur.

Beyt:

“Pâdişâhı hakkıyla tanıyan bir adam lâzımdır ki, herhangi bir libâs içinde olursa olsun pâdişâhı tanıyabilsin.” Bu konuda daha önce birçok tecelli oldu. Son olanı buraya alıp yazıma son vereyim.

21 Nisan 2016 perşembe günü sabah işten çıkın- ca, Erenköy’e Hastaneye gidip omuzumdan iğne olup Üsküdar'a döndüm, bir büfeden hazır bir şeyler alacaktım. Saat erken olduğu için alacaklarım hazır değildi. Saat 12 ye kadar 35 nolu Üsküdar Belediye binasının önünde ki parkta “ba nk ta” oturarak bekledim. Alacaklarımın hazır olduğunu görünce yanda bulunan “Eminlik” süt ürünlerine girdim, kutu ayranlara baktım. Hepsi kapalı idi. Kasadaki kıza açıkta "ayıran" yok mu? Diye sordum, kapalı paketin içinden istediğim iki tanesini verdi. Bu arada yaşı ilerlemiş beyaz önlüklü bir bey  bir kasayı ters çevirip üzerine çıkmış, pakette ki sosisleri en üst rafa diziyordu. Dükkânda bulunan genç bir hanım füme hindi sordu. Kasada bulunan kız da bu adama dönerek "Necdet Usta" Füme hin-di var mı? Diye sorarken ben dükkândan çıktım. 

 “Bu o zamanlar yolumuza gelen fakîrin Efendi Babam namına ders verdiği kişi ile alâkalıydı. Terzi Baba dersi aldığı hâlde Efendi Babam-dan, Tekirdağ’a sohbete giderek ders talep etmişti. Tabi Efendi Babam-da fakîr bağlantısıyla gittiği için bize tekrar yönlendirmişti. Bu kişinin Efendi Babam ile aramızda olan yazışmadan haberi de yoktu. Ve işi anlamamazlığa verdi. Yukarıda oluşan müşahâde sonucu bu hinliğin ne olduğunu düşünmekteydim. Yaşananları ve müşahâdemi Efendi Babama anlattığımda “Dur bakalım bu yolda, daha neler göreceğiz” demişti. (25-04-2016) Gönderdiğin dosyanı indirdim güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık. Zahmetler olmuş. Teşekkür ederim. (99/9-Terzi Baba istişâre dosyası)’na ilâve olacak bir konu olmuş. Lâtif olan Allah (c.c) lâtif hâllerini ve düşüncelerini arttırsın İnşeallah. Bu garip beden kalıbı  mülküne kim nasıl nereden hangi penceresinden bakıyor ise, öyle görüyor, kim neyi görüyor ise kendine göre doğruyu görüyor. Ancak bu (men) kimlik (ene) ben olarak, kendinde, eksi artı ne deniyorsa hepsi vardır. Ancak diğer yönü ile eksi artı hiç biri yoktur. Eğer kulluk olarak paylaşmak gerekirse, eksiler bizim artılar Hakkındır.  Cenâb-ı Hakk (c.c.) her birerlerimizi gerçek kulluğundan ayırmasın. 

* *

* *

Hilâl ve Necm İle Seyri Sülûk ve Yol Tasvir

Yukarıda görülen ilk soldaki şekilde oluşum, Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll yönlerinin Cem yani Tevhid edilmesidir. Hz. Âdem ve Hz. Havva ile başlayan bu oluşum, dünyâ hayatı denilen esfeli sâfiline, irfân ehlinin tâbiri ile Hazret-i Şehâdete, zâhiri baba ve zâhiri anne tarafından nikâh kıymak sonucu, zâhiri doğum ile bu âleme istisnâsız her birerlerimiz geldik. Zâten ilm-i İlâhide böyle bir programı- mız yapılmış olmazsa, “Sen olmasaydın” hitâbını da işitmezdik. İşte bu cem’den önce ki fark denilen yaşantı hâlidir. 

Bizler kendi yolumuzda “Cem” hâline Necdet Babam-ız ve Nüket Annemiz ile Nefs-i Küll ve Akl-ı küllümüzün üçüncü yönüne ulaşıp, Necdet Babamızın gönlüne doğumumuzu gerçekleştirerek. Bu bâtini doğum ile “Veled-i Kâlblerimizi” Cem’ül Cem’ül Cem ile Ef’’al, Esmâ, Sıfât mertebelerini Cem edip, yani merâtibi İlâhiye ve merâtibi Hakîkat-i Muhammediye seyirleri ve seferlerini yaparak. Akl-ı küll ve Nefs-i Küll hakîkatlerine ulaştıktan sonra, Rahmân’ın Rahmî olan bu gönülden bir doğum daha gerçekleştirip, Hakk’tan, (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillahir rahmânir rahîm” olarak dönülmesi lâzımdır. Zor bir iştir, ama olmayacak bir işte değildir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) tâliblilerine kolaylıklar versin.

Sağda ikinci şekilde ki oluşum yine yol hâlini anlatmakta ve Efendi Babam’ın yol ile ilk şekilde ki Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll bağlantıları verilmiştir. Merkezde bulu- nan Kûr’ân ve İnsân ile hem silsile deki büyüklerimiz bulunmakta, hem de kaynak olan Hazreti Muhammed (s.a.v.) ile “Zât-i Ahadiyyet” bağlantısı vardır. Sekizgen yıldızlar ile yolumuzun şifresi, “8 cennet” ve 53 şifresi remz edilmiştir. 

Sekizgen yıldız ve “3 hilâl” ile (83) sene ile 1000 aydan hayırlı olan (لَيْلَةِ الْقَدْرِ) Kadir gecesi remzi de mevcuttur. Kûr’ân ve İnsân’ın buluşarak, Bu üç hilâl seyri ile “Hayvan-ı nâtıka”, “Nefsi nâtıka”, “İnsân-ı nâtık” ile bu buluşma ile “Kûr’ân-ı nâtık “birleşmiş, âlemler bayrağı ve “Gönül Kâ’besi” devrini yapmaktadır. 

Bu şekilde oluşan müşâhade ve araştırmalar sonucu derslerin seyri ve aynı zamanda “Mi’rac seyri”dir. Her bir seyir de “Hakîkat-i ilâhi” ve “Hakîkat-i Muhammedinin” nûrunun, “Necdet Hilâl’ine” ve “Necdet Yıldız’ına” yansıma- sı sonucu oluşan nûr ile sâlik hangi seyir ve hangi derste ise yansımasını oradan almaktadır. Asıl olan bu üç seyri tamamlayarak, merkez noktasında olan “İlâhiyat Necm- inin” merkezine girip “13” şifresi ile Rabb-i Hass’a ulaşabilmektir. Burada bulunan (يا سلام) “YA SELÂM” esmâsı bilindiği gibi Efendi Babam-ıza aittir. Burada başka oluşumlar da vardır. Bu kadar ile yetinerek, okuyanların idrâk, anlayışlarına ölçüsünde araştırmacılara da bir saha bırakmış olalım. 

* *

* *

Âlî Neccâr Ulu Câmii’nin Mimârı Âlî Neccâr, adlı kişiymiş. O zaman Ulûhiyyetin Cem’inin mimârı kimdir, nedir? 

Âlî bilindiği gibi, yolumuzun (1) numaralı sırasında bulunan Hz. Âlî Keremullâhi vechedir. (نَجّار) Neccâr, marangoz demektir. Bu meslek öncelikle (عيسي) Îsâ aleyhis selâma ait olan bir meslektir. (نوح) Nûh aleyhisselâmın da gemi inşaa etmiştir. Onun da mesleği marangozluktur. (نَجّار) Neccâr bağlanıtısı Efendi Babam ile de alâkalıdır.[4] Bu câmii de, (خِضِر) Hızır aleyhisselâmının günde bir vakit namaz kıldığı rivâyet olunmaktadır. O zaman Ulûhiyyetin Cem’i, içinde işi nedir? Hakkani sıfâtları ile hazır olanın burada işi vardır.

Hızır aleyhisselâm asıl ismi Belya veya İlya olup Milkan’ın oğludur. Hızır[5] künyesidir. Soy olarak Erfahşed b. Sam. b. Nûh’a (a.s.) dayanır.[6]

Nec-cârda ki NC sayısal değeri “53”tür. (جار) Câr ifâdesi ise Fârisî de “4”tür. 4 ise islamın şifre sayısıdır. (53+4)= 57 dir. (ج) Cim: 3, (ا) Elif, 1-13, (ر) Re: 200 dür.

(53+3+1+200)= 257 dir. “13” ilâvesi ile “270” olur. (27) Îsevîyet ve Vitr’iyettir.

(2) Zâhir ve Bâtın, (57) “12” olmakla beraber, incelemeye çalıştığımız (حَميد) Hamid esmâsının sıra sayısıdır.

Zâhir ve Bâtın ile (مُحَمّد) Muhammed ve (هُ) Hu ismi şeriflerini ifâde etmektedir.

Hazreti Ali Efendimiz için, Resûlullah (s.a.v) efendimiz, “Âlî bendendir, ben Âlî denim, eti etim, kemiği kemiğim” diyerek, Vitr’iyyet-i yani tek olduklarını ifâde etmişlerdir. Bu işin hakîkat yönüdür. Birde bunun târîkat yönü vardır.

(خِضِر) Hızır aleyhisselâmın soyu, (نوح) Nûh aleyhisselâma dayanmaktadır. Dolayısı ile marongozluk ile bağlantısı vardır. İsmi “Belya” veya “İlya” olduğuna göre, “Mobilya”da ki M-o-b-ilya bağlantısı olduğunu anlamak zor olmayacaktır. “M” yâni (م) Mim, (ب) “Be” yani risâlet mertebesi itibâriyle Muhammed ismi şerifidir. “O” ise (هُ) “Hu” dur. Biraz önce bulunan sayısal değerde çıkan bağlantı, ma’nâsal olarakta teyid etmektedir. 

(خِضِر) Hızır aleyhisselâm (موسى) Mûsâ aleyhisselâm, risâlet mertebesi itibâriyle “18” (سورة الكهف) “Kehf Sûresinde” geçmektedir. Bu sûre 1. âyeti (الحمد) “El-Hamd” ile başlamaktadır. 

(كهف) “Kehf” sayısal değeri, (ك) Ke: 20, (ه) He: 5, (ف) Fe: 80 toplamı, (20+5+80)= 105 dir. Bu sayı “15” ile zâhir ve bâtın “Hakikat-i Muhammedi” ifâdesidir. Yolumuzda ki bu bağlantı sayısı “52”dir. (105-52)= 53 tür. 

Bu sûrede (موسى) Mûsâ aleyhisselâm ve yanında bulunan genç ile zembillerine tuzlu bir balık koyup, Cenâb-ı Hakk (c.c)’tan tâleb ettiği kendisinden zamanında daha ileri anlayışta bir zât ile buluşmaya gitmiştir. Deniz kenarına gelindiğinde bu balık canlanıp, denize akıp gitmiş fakat genç (موسى) Mûsâ aleyhisselâma haber vermeyi unutmuştur. Hatırına gelince (موسى) Mûsâ aleyhisselâma haber vermiş ve balığın denizde canlandığı yere gitmişler. Ve burada (خِضِر) Hızır aleyhiselâm, risâlet görevi (موسى) Mûsâ aleyhiselâmın yanında bulunduğu süre de verilmiştir. Ayrıldıklarında risâlet görevi bitmiştir. Hızır aleyhiselâm sen benim yaptıklarıma tahammül edemezsin diye uyarmış. Mûsâ aleyhiselâm da, yaptıklarına beni sabırlı bulacaksın demiştir. (خِضِر) Hızır aleyhiselâm, önce bindikleri gemiye küçük bir delik delerek zarar vermiş, daha sonra, annesin kucağında ki bir çocuğu denize atmış ve öldürmüş, son olarakta kendilerine yiyecek ve yatacak yer vermeyen bir köyde, bir duvarı düzeltmişlerdir. Her üç olayda Hazreti (موسى) Musa, Hazreti (خِضِر) Hızır’ın yaptıklarına tahammül edememiş ve sorgulamış. Bunun üzerine (خِضِر) Hızır aleyhiselâm artık aramızda ayrılma vakti geldi diyerek yaptıklarının hikmeti bir bir açıklamıştır. 

- (خِضِر) Hızır aleyhiselâmın, zarar verdiği gemi 

fakîrlere ait bir gemi olduğunu, bu sularda dolaşan zorba hükümdarın gemisinde bulunanların bu gemiye el koymaması gerektiği için gemiye küçük bir zarar verdiğini söylemiş. (Bu işin hakîkat-i dervişin bünyesinde oluşan ufak tefek rahatsızlıklar ile vücûda hükümdar olan nefsi emmârenin beden gemisini ele geçirmemesidir)

2. Öldürülen çocuğun ana ve babasına ileride asi olacağı için öldürdüğünü, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın kendilerine sâlih bir evlât vereceğini söylemiş. (Bu işin hakîkati, dervişin nefis evlâdını öldümesi gerekir, bunu öldürdüğü zaman veled-i kâlb evlâdı doğar)

3. Düzeltikleri duvarın altında yetime ait bir mîras olduğunu ve yetimin ileride bu duvarın altını kazarak kendisine ait babasından kalan mîrası bulacağını, eğer bu duvarı düzeltemeseler ehli olmayanların eline geçeceğini söyleyip yanından ayrılmış. (Bu işin hakîkati de dervişin gönül duvarını, yani târîkat yaşantısını düzeltilip, bunun hakîkati ile ileride “Gönül Kâ’besi” tekrar inşaa edilirken bu hazîneyi gönlünde bulacaktır.)[7] 

* *

* *

Mobilya Bir Kûrb’an bayram sohbetinde Tekirdağ’a Efendi Babam-ın evinde kardeşler ile beraber bulunuyorduk. Bir ara Efendi Babam-ın büyük oğlu İzzet Bey, söze dâhil oldu. Konu sanırım vardır bir hikmetiydi. Meslek lisesine girerken, yaptığı tercih sıralaması sonucu daha üst[8] bir bölüme girmesi mümkün olduğu hâlde “Mobilya” bölümüne girdiğini ifâde etmişti. Efendi Babam-ın da vardır bir hikmeti diyerek bu olan olaya, olgun bir şekilde yaklaştığını ifâde ettiğini belirtmişti. Daha sonra çalıştığı kurumda bölüm şefi veya müdürü pozisyonuna, böyle bir eğitim almış birini aradıkları için CV’sinden kendisini bu görev için uygun olduğunu anlayıp, uygun pozizyondaki işi verdiklerini anlatmıştı. Yukarıda anlattığımız ifâdelerden de bu işin hakîkatini okuyanlar için anlamak zor olmayacaktır. 

* *

* *

Nun – Balık Yûnus aleyhiselâm, “Zün-Nun” olarak anılmaktadır. Bu da balık sahibi demektir. Aslında her birerlerimiz de oksijen deryâsında yüzen dikey balıklar gibiyiz. İşte bu dikey hâlimizle de mi’rac ehliyiz. Tabi bu hakîkatleri anlarsak Yûnus aleyhiselâmın, Nefsi levvâme dersimizde ki duâsını hâtırlayalım.

وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ {الأنبياء/87}

Fenâdâ fizzûlümâti en lâilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn. 

“Karanlıklar içinde “senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben zalimlerden oldum,” diye niyaz etmişti”.

 Yolumuz ile alâkalı bu durum nedir, (ن) “Nun” verilen sayı değeri 50 dir. Bir bakıma bu harfin açılımının sayısal değeri isei (ن) Nun: 50, (و) Vav: 6-13, (ن) Nun: 50 dir.

Bir yönü, (50+6+50)= 106 

(106) “Kureyş Sûresi”dir, (مَكَّ) Mekke’nin câhiliye’den, imâna dâvet edildiği halidir. Aradan sıfır kaldırıldığında “16” kalır, bu da “3” mertebeden Hakîkat-i Muhammediye ve Efendi Babam’ın isminin sayısal bağlantılarından bir tanesidir.

İşte “13” mertebe ile bu sayı (106+13)= 119 olur. “1” ve “19” dur. (1) Ahadiyet mertebesi ve (19) İnsân-ı Kâmil’in şifresine uzanır. 

Mustafa Hilmi Safi Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayısı olan “50” (سورة ق) “Kaf Sûresinin”, Kûr’ân-ı Kerim’de 26. Cüz’de olduğunun bilgisi daha önce verilmişti. (26) Mûsevîyet ve Târîkat mertebesidir. “50” (ن) Nun harfi olarak sükûn halidir. İşte bu tuzlanmış balık yolumuzun seyrinde yanında 51. sıraya geçecek olan o zaman genç olan Hazmi Babam ile “Hakîkat-i İlahi Deryâsı” kıyısına götürülmüştür. İşte o zaman (ن) “Nun” yani Balık bu sükûn hâlinden çıkmış ve bu “Hakîkati İlâhi Deryâsında” (نا) “Na” (Biz) olarak hareketlenmiştir. Yol hâli ile devâm edilmiştir. Genç, balığın “Hakîkat-i İlâhiyye Deryâsına” karıştığı yeri hatırlamış ve buraya geri dönülmüştür. Yalnız hikâye, hakîkat aynı ama karekterlerin isimleri değişmiştir. İşte buraya dönülmeye başladığında, Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh 51. Sûresi 26. cüz ve 27. cüzü birbirine bağlayan yâni târîkat ile hakîkat-ı birbirine bağlayan yerde bulunmaktadır. Genç karakteri ise Nusret Babam rahmetullâhi aleyh olmuştur. Balığın “Hakîkat-i İlâhiye Deryâsına” akıp gittiği yere gelince, (موسى) Mûsâ karekteri Nusret Babam rahmetullâhi aleyh, genç ise Efendi Babam olmuştur. Nusret Babamın sıra sûresi (52) 27. cüz içindedir. Gemiye binince Hızır Efendi Babam’dır. Neccâr ifâdesi ve bağlantılarından anlaşılmaktadır. “3” imtihan– yaşantı ise, Hazmi Babam, Nusret Babam ve Efendi Babamın sıra numarasında Nun-50 yanında bulunan, 51, 52, 53 ile bağlantılıdır. Yolda ki üç seyir hâli olan İlm’el Yakin - Nefsi Benlik, Ayn’el Yakin - İzâfi Benlik, Hakk’el Yakin - İlâhi Benlik seyri ile bağlantıları vardır. 

Yaklaşık üç yıldır yaptığımız, ülkemizin güney bölgelerine seyahatte Antakya’nın Samandağ ilçesinde bulunan Mûsâ ağacı diye bir ziyâret yeri vardır. Bu ağacın bu bölgede olmasının sebebi, (موسى) Mûsâ aleyhisselâm ile (خِضِر) Hızır’ın Samandağ’da Akdeniz’de buluştuğu rivâyet edilmektedir. Gerçekten bu buluşma Samandağ sahilinde olmuş mudur? Bu konuda bir bilgim yoktur. Yalnız sürekli bu bölgede 3 senedir üst üste dolaşmamızın bir hikmeti vardır diye düşünüyorum.

Daha önce seyrettiğim bazı videolardan toprak içinden cansız bir şekilde kılıf içinde duran balıkların canlandığı ve çöle yağan yağmur sonrası oluşan göllerde ortaya çıkan balıkların kaynağı nereden geldiği anlaşılamamaktadır. 

Bu balığın ne olduğu konusunda bir müşâhadem oldu. Bu balığın “Dil balığı” olabileceğini düşünüyorum. Dil hem söz söyleme aracı hem de eski dilde gönül demektir.

* *

* *

07-12-2017 Tarihli Zuhûrât

Bu konu ile alâkalı olduğunu düşündüğüm ma’nâda görülen bir zuhûrâtı buraya alıyorum.

07-12-2017: İzmir de bir grup ile beraber yürüyoruz. Burası İzmir’in Konak ilçesinde Alsancak semtinde bulunan Kordon boyu... Dört yol ağzına geliyoruz. Bu grubun en önünde Îcâdiye Palalı Ahmed sokak ve Halide Edip Adıvar lisesinden orta kısım 7., 8.  sınıflardan da arkadaşım olan Rizeli Akgün ailesine mensup Faruk, Ensar, Kâmil kardeşlerin en büyüğü Faruk 20 yaşlarında ki hâliyle bulunuyor. Bu grup bizden ayrılıp tren istasyonun bulunduğu Basmane tarafına gidiyor. Yanımda bir kişi ile düz devâm ediyorum. Binasının dış yüzeyi kırmızı bir restorant tarzı bir binâya giriyoruz. Binâ dışarıdan küçük gözüküyor, ama içeriden ucu bucağı olmayan bir mekân olduğu anlaşılıyor. Yanımdaki kişi ile alt tarafına oturuyorum. Yan taraflarından yukarı çıkılıyor. Oluşan mekân Kâ’be-i şerifin zemini ve aşağıdan görülen etrafındaki terası gibiydi. Bu üst tarafta döner tezgâhları var. Dört bir yan da et ve tavuk dönerler başlarında kimse ve bıçak olmadan kesilip dağıtılıyor. Yanımda oturan kişiye kalaylı bakır kap içerisinde süzme mercimek çorbası geliyor. Getirenden bana da çorba getirir misiniz? Diyorum. Bu kişiyi olduğu yerde bırakıyorum. Bu ara da bu restoranın Kordon'dan, İzmir körfezinin Ege denizine açılan bölümüne tekne ile giderken sağ tarafımızdan büyük Yunus cinsinden balıklar denizin içinden parıldayarak İzmir körfezine doğru giriyorlar. Tahtadan inşa  edilmiş bu bölümde denizi seyrederken diğer kişiler tabaklarda bulunan ay çekirdekli simitten yemekteler, ben bununla ilgilenmeyerek tekrar restorantın deniz kıyısında olan mekâna dönüyorum.  Kasada dört beş kişi var. Erkek olanına bir saattir çorba bekliyorum gelmedi, diyorum. Ortamı göstererek çok kalabalık müşterilere yetişemiyoruz diyor. "Bu da geçer dünyâ hâlidir"i açıkça, (يا هُ) "Ya Hu" kısmını içimden söylüyorum.

Efendi Babam bu ve diğer zuhûrât için Rabb-ım feyzlerini arttırsın. Diye yorum yapmıştı. 

Cancağızım; Bu zuhûrât ile büyük balık yakaladığımı anlamıştım. Ama tam ma’nâsı ile ne olduğunu fakîr anlamamıştı. Efendi Babamın yaptığı yorum, esmâsı Selâm ve Veli kanalıyla, “Feyzi Mukaddes” ve “Feyzi Akdes” yani sıfât ve zât mertebesi kaynaklı gelen bir ilim akışı olduğu anlaşılıyor. Bunun ne olduğunu merak edenler olabilir.

“Feyz-i Akdes”, Zât-ın birliğinde gizli ve habs olan esmâ ve sıfâtın, yani kıyaslama ve olayların İlâhi ilim mertebesinde meydana çıkması için Hakk’ın kendi zâtında kendi zâtına olan tecellisidir. Bu feyz genel zât-i rahmettir. Bu rahmete hâdi, mudill, kâfir, mü’min ve iblis dâhildir. 

“Feyz-i Mukaddes” genel sıfât-i rahmettir. Genel zât-i rahmet gereği, ilmi İlâhi de mevcut olan ayna sûretleri, ayan-i sâbite hükmünce, ayna varlık sûretleriyle meydana çıkarlar. Bu rahmet cümle eşya’yı kaplamıştır. Birde özel zâti rahmet vardır ki, bu feyzi mukaddesin şıkkıdır. Bu rahmet, Hakk’ın bazı kullarına muhabbet eserinden dolayı olan ezeli ihsân ve lütfudur. Bu lütuf ve ihsân için hiçbir sebebe gerek yoktur.[9] 

Bu yolun hakîkatini az çok anlamıştım. Merak ettiğim benim burada ne işim var, niye bu yola geldiğimdi. Ve yolumuz hangi seyirden geçiyordu. İşte görülen zuhûrât ve Nun-Nûr, Nan-Ekmek, Nun-Balık hakîkatlerini daha önceki hakîkatleride bünyesi içinde toplamış olarak seyrini-seyrimizi sürdüğümü anlamış bulunuyorum. Yalnız bu iş sadece bu kadar değildir. Bir bölümüdür diyebiliriz. 

Girilen yer, daha önce Rahmîye Anne şiir’inde belirti- ğim, (وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ) “Beyt’il Ma’mûr” olduğu zuhûrâttan anlaşılıyor. Et ve dönme işlemi de, (الطور) “Et-Tur” dönenlerin-dönerlerin nevi ile Ef’âl, Esmâ ve Sıfât dönüşleridir. 

Yukarıdan itibâren yazılanları yorumlamaya çalışırsak. Yolumuz son sıra büyüklerinin Türkiye üzerinde bulunan denizler ile bağlantıları olduğu anlaşılıyor. Ak-deniz, Beyaz Deniz, Beyaz saflığın ve Ulûhiyetin ifâdesidir. Ulûhiyyet denizi ve (موسى) Mûsâ aleyhisselâm ve (خِضِر) Hızır aleyhisselâmın bu denizde buluştuğu düşünülürse bu bağlantıdan bu denizin Hazmi Tura rahmetullâhi aleyh ile bağlantısı olduğu anlaşılmaktadır. Bu denizde dört il vardır. Plaka sayıları, (07+33+01+31)= 72 dir. 72 saysı 72 ile toplanırsa (72+27)= 99 dur. (99) bilindiği gibi Esmâ’ül Hûsna’dır. Bu da Musevîyet/târîkat mertebesini vermektedir. 

Zuhûrâtta görülen Ege denizi ve (وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ) “Beyt’il Ma’mûr”, (الطور) “Et-Tur” (52.) sûre bağlantısı ile bu denizin Nusret Tura rahmetullâhi aleyh ile bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. İzmir (35) yani (53) ile bu “E” (ا) “Elif”-Gef (ك) “Kef”, Ahadiyet ve (كُن) Kün denizi ile bağlantı sağlamaktadır. Ege denizi Fethiye ilçesi ile başlar, bu ilçenin bağlı bulunduğu ilin plakası (48) dir. (17) Çanakkale ile biter. Yalnız bu il ve Balıkesir, Marmara denizine kıyısı bulunan illerdir. Plakaları (17) ve (10) dur. (17+10)= 27 dir. Îsevîyyet ve Vitr’îyyet ile bağlantısı olduğu görülmektedir. Bu bağlantı toprak yani hikmet bağlantısıdır. Ege denizi ile Marmara denizi ile Çanakkale denizi ile bağlanmaktadır. Bu bağlantı (17) sayısal değeri ile olmaktadır. (17) bu sayı daha önce verilen “Gönül Kâbesi”nin merkez sayısı olan 4 mertebeden Hazreti Muhammed’in şifre sayısı ile Akl-ı Küll ve Nefs-i Küll bağlantısıdır. Bu aynı zamanda mide ile gırtlak arasını bağlayan deniz gibidir. 

Marmara denizine[10] bakacak olursak, Mar-Ma-Ra hecelerinin oluştuğunu görürüz. Rama-Râmî bu ifâdeyi görmek zor olmayacaktır. Araştırmacılar için birçok bağlantı vardır. (رَمي) “Râmî” ifâdesi için “Ahmed Avni Konuk Füsûs’ül Hikem Muhammed Fass’ında” Râmî, (أَحمَد) “Ahmed”dir demektedir. (أَحمَد) Ahmed’in ise sayısal değeri 53 olduğu ve bu şifre sayısının Efendi Babam-ıza ait olduğu birçok yerde yazıldığı bilindiği için hesaplaması burada fazladan olacaktır. Efendi Babam-ında Marmara denizi ile birlikte İzmir bağlantısı ile Ege ve Adana ili ile ilgili verilen bilgilerden Akdeniz yani bunların hakîkatleri ile bağlantısı olduğu âşikârdır. Efendi Babam-ın oturduğu Tekirdağ’da denizi bakımında çok ilginç bir ilimizdir. Marmara denizine kıyısı olmakla beraber, Kara Denize de Saray ilçesinin Kastro, şimdiki adı ile Çamlıköy plajı ile bağlantısı vardır. Kara Deniz ise isminden iki yönü vardır. Bir nefsâniyetin karalığı, birde nefsâniyetinden câhil olarak Zât ile olan irfâniyet ve idrâk birlikteliğidir. Marmara denizi yâni Râmî denizi, Zât denizine İstanbul boğazı bağlar. İs-Tan-Bul, İs; Kara, Tan-Fecir, yani Kadir gecesinin idrâkinin doğuşu ve B-ul Risâlet ve Ulûhiyetin Cemi olan Tevhid dir. Kadir sayısal değeri (ق) Kaf:100, (د) Dal; 4, (ر) Re: 200, toplarsak (100+4+200)= 304 tür. Aradan sıfırı alırsak 34 yapar. (نَجدَت) Necdet isminin ortasında bulunan (ج) Cim ve (د) Dal harfleri de 3 ve 4 tür. Sondaki (ت) Te; Tevhid’dir. Baştaki (ن) Nun; Nûr-i İlâhi olmakla beraber “Balık” tır. (نَجدَت) Necdet isminin hakîkati; bir bakıma Zât-ın tevhidini Kadr kıymetini bilerek, boğazından nûr olarak çıkan nefesi rahmâni olan yolunu, Zât deryâsına seyr ettiren “Hakîkat-i İlâhi Deryâsı” nûru ile teni aydınlanmış Kâmil İnsân’dır. 

Marmara denizinde bulunan iki boğazın illerinin plaka sayısı (17) ve (34) tür. Bu sayıların toplamı, (17+34)= 51 dir. (51.) Sıra sayısı bilindiği gibi Hazmi Tura hazretlerine aittir. Sûresi de (سورة الذاريات) Zârîyât yâni rüzgârlar’dır. Boğaz insân vücudunda nefesin alınıp verildiği, yenen yiyeceklerin geçtiği yer ve ağzımızdan çıkan (حَمد) Hamd ile (مِراج) mi’rac ettiği daha önce anlatılmıştı. Nefsinin câhiliğinde yaşayan için ise bu zulmet olarak âleme-âlemine yayılmaktadır. İşte kişinin özü yani zâtından sözü haber vermekte ve bu “ya nûr” olmakta ya da nar olmaktadır. Marmara denizi ve Karadeniz ile bağlantısı olan Tekirdağ sayısal değeri ise 59 du. (51+59)= 110 dur. (11) Tevhid-i Zât ve Hazret-i Muhammed mertebesidir. (110) “Nasr Sûresi”dir. 1. Âyetinde, 

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ {النصر/1}

İzâ câe nasrullâhi vel fethu.

110/1. “Allah’ın yardımı (Nasr) ve Fethi geldiği zaman” Diye ifâde edilen (نصرت) Nusret bağlantısıda görülmektedir. Karadeniz ve Marmara denizine kıyısı olan İzmit ilinin sayısal değeri de eklendiği zaman, (110+41)= 151 sayısı elde edilir ki, 51 ve (51+1)=52. Sıranın varlığı burada gözükür. “52” daha önce verilen bağlantılardan, (حَمد) Hamd ve (حَميد) Hamid ve bununla bağlantılı olan (ماحمود) Mahmud, (احمد) Ahmed ve (مُحَمّد) Muhammeddir. (1+5+1)= 7 bağlantısı ile de “7 nefis” ve bir şeyin nefsi, hakîkatte Zât-ı gerçeği de görülür.

* *

* *

Bir Talep Ve Bir Şiir.  (Olmaz) Böylece çıkardık deryâdan (26) balık,
İstemiş idiniz bir zamanlar deryâya bakıp,
Dilerim siz de lütfedersiniz bize birkaç taze balık,
Alır hem yer hem dostlara dağıtırız.[11] 

Terzi Baba Necdet ARDIÇ 

17.07.1987

Bu şiirin tamamına bir zamanlar yapılan yoruma Efendi Babam’ın ayırdığı bölümleri ilave edelim.

Gerçekten dikkat çekici ve ibret verici bir hususu sizlere de belirtelim istedim. Ma’nâ âleminin kendi içinde ki bağlantı ve hakikatlerini idrâk etmek gerçekten bu âlemin en güzide işlerinin başlıcalarındandır. Şiir’in isminin (olmaz) olması tesâdüfi değildir. Genelde insânlar (kerâmet) meraklısıdır’lar. İşte gerçek irfâniyyet, sûrî ve zâhiri (kerâmet) ile (olmaz) “istisnâları kaideyi bozmaz”. Gerçek “kerâmet,” (kerâmeti ilmiyye-ilmi kerâmet- tir) bununda ilk başlangıcı, kişinin, kendi hakîkatini va eşyanın hakîkatini idrâk etmesi gerçek ma’nâda kendine ulaşma kerâmetidir. Rabb-imize şükrederiz. 

(Terzi Baba 1) kitabımızın (122) nci sayfasında belirtildiği üzere tam (24+2) sene evvel istenen bir kerâmet talebinin o zaman (26) beytlik bir yazı ile cevaplandırılmasının gerçek haliyle bir evlâdımızın kalem ve lisânından tam (24+2) sene sonra Hakk tarafından açığa çıkarılması gerçekten hayret edilecek bir husûs olmuştur. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız orada ki tarihi de sene ve izâhı itibârı ile göreceksiniz. (Rabb-i zidnî fike tahayyuran) “Ya Rabb-î zâtında ki hayretimi arttır.” (09/06/2011)  T.B.

Bu bölüm bize zaman, zaman yazarak zuhûrâtlarını gönderen (M.C.-T.Ç.) oğlumuzun zuhûrât ve yorumlarının bu mevzû ile ilgili bir bölümüdür. Okuyunca yukarıda belirtilen husûsların bağlantısını göreceksiniz. Okuma lütfunda bulunanlara faydalı olacağı düşüncesindeyim. Cenâb-ı Hakk “Âlîm ve Habir” isimleri ile tecelli etmesini niyaz ederim. T. B. 

1 = Tüm mertebeleri kapsıyan Ahadiyyet mertebesi.

Bunların verdiği bilgiler ile Tecellinin gelişine bakarsak;    

Ahadiyyet Mertebesinden,  Nûr-u Muhammedi ile İnsân-ı Kâmil üzerinden gelen Zât-i tecelliyi, İnsânı Kâmil’e olan teslimiyetle Fenâfillâh hâli ile İlm’el Yakîn, Ayn’el  Yakîn ve Hakk’al Yakîn mertebelerinden zâhir bâtın altı cihetten seyir.

Bu  oda genelde namaz kıldığımız oda ve kıbleye döndüğümüz yön ise tecellinin olduğu Zâti köşedir…

Diğer gece görülen zuhûrâtta Efendi Babam ile sohbete gitmem ve Cemâl Cem’i müşâhade ise, sohbette ki Cemâl’e dikkat idi.

Burada bir nokta da Arabalı vapurun, Arabalar ile mertebeleri Cem etmesi ve yol ehline yardımcı olunmasıydı.[12]

Efendi Babam İhsânın karşılığı, İhsân değil mi derken burayı açıyordu. Şimdilik her ne kadar göremiyor- san, O’nu görüyormuş gibi ibadet etmek müşâhade yani Zât-i tecelli olan Cemâl-i İlâhi kapılarını açıyordu. Bu tecel- li (نور) Nûr ile oluyor diyordu. Efendi Babam Lütf-i ilâhi ki şükründen aciziz bu tecelli Cemâl Cem’de ki Cem ile Mücmel olmaktaydı. Rabb’ul âlemini görüyormuş gibi yönelişimiz bu lütf-i İlâhi ile ikram bulmuştu.

İbrâhîmiyyet mertebesinde ki  “14” rakamı ve Efendi Babanın sohbetinde bu sûre hakkında “77” rakkamı ulaşımında ve ziyâretimizde zuhûrâtımız üzere üçüncü metrebe eksikmiş oluştu denmesi yine burayla ilgili bizi bir takım düşüncelere sevketti. 

Mertebeler de Şeriat, Tarîkât, Hakîkat, Marifet veya Ef’âl, Esmâ, Sıfât, Zât, Kûr’ân-ı Kerim’in dört, hatta yedi, Hatta yetmiş, Hatta sonsuz hadîs-i şerifini hatırımıza getirdi. 

Bu dört mertebenin kendi içlerinde mertebeleri bulnmaktaydı. Şeriatin Şeriatı, Şeriatın Târîkatı, Şeriatın Hakîkatı, Şeriatin Marifeti…

Bu “77” sayısından ise[13] 

Aslında mertebelerin bu yedi özelliği Şeriat’in İnsân-ı Kâmil’i, Şeriatın Hakîkat-i Muhammedi, ve Şeriat’in Nûr-u Muhammedi mertebeleri… Tüm bu yedi mertebenin bu şekilde kendi içinde mertebeleri  ve hadîs-i şerife göre de sonsuz mertebenin içinde sonsuz mertebeler olduğu anlaşılıyor.

“7” nefis mertebesi  içsel mertebeleri  toplamı  “49”  yan yana toplamı “13”, “7“ Tevhid mertebesinin içsel toplamıda “49”  yan yana  toplamı “13”, (13+13)= 26 Efendi  Babam  Sahilde Kerâmet görmek isteyene bu rakam ile cevap vermiş.

(2+6)= 8 Tevhid-i  Ef’âl ile iki “13” toplamından buraya ulaşılmıştı.

Bireysel  Benlikler ve Tüm âlemde ki fiillerin şey’iyyetlerin (eşya’nın = Maden, Bitki, Hayvan, İnsân) kaynağının bu “13 ler” olduğu, Hakîkatinin bizâtihi Allah’ın Rûhu ve Nûru olduğu Efendi Babam kerâmet mi arıyorsun önce bir kendine, bir de âlemlere bak 26 dan iyi kerâmet mi olur diyor. Bir gün gösteririz diyor. Aslında her an göstermekte Ne diyelim Anlayana, Köre ne, Göre ne… 

(49+49)= 98 = Yan Yana toplamı (9+8)=17, (17) Dört mertebeden Hakîkati Muhammediyye, (49+49+13+13)= 124= 12400 Peygamber ve Veli’nin rakamını vermekte, Tüm bu mertebelerin bu zuhûr mahallerinden yansıdığı da anlaşılmakta,

98 ve Tüm Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye Cami olan Allâh (c.c.) Esmâsı ile, (99) Esmâ-i İlâhiyye, (9+9)= 18000 Âlem,

Ve bu âlemler ve bunu ihâta eden İnsân-ı Kâmil ile 19,

19 nedir? Efendi Babam sohbette bunu da çok arıyorlar diyor. 

Murat CAĞALOĞLU

07-06-2011    17.07.1987 13

 07-06-2011   

17.07.1987  

24 26

Bir küçük uygulama yapalım. (7+6=13) (1+7+7=15) (15-13=2)  (24+2=26) böylece (26) tının hakîkati burada da meydana çıkmış olmaktadır. Bu sayılar üzerinde daha başka bağlantılar da vardır fakat yeri olmadığı için bu kadarla yetinelim. T.B.

İşte bu oluşum kemâli de bu yazıların ve 26 şiir’inin son dörtlüğü ile yazılan yazı da, 

17.02.2018

17.07.1987

00. 07.30 rakamlarını vermektedir. Burada da küçük bir uygulama yaparsak, (30+7= 37), ((30x12)+7)= 367 dir.

(37) Zât-i Tecelli ve Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlâhi Benlik sayı toplamları…

(67) Allah (c.c.) Esmâsı, (3) Ulûhiyyet, Vahidiyyet ve Rahmâniyyet.

Esmâ-i ilâhiyyeden çıkar servetim, Halk eden hayatın suyu rahmetim, Dinimin direği namaz vahdetim, “Ya hu” kavs dâiresinde halvetim.

Gönül insânı özünden nefh eder, Sînem yarılır kûrb’ân zâtım neder, Yükseltir hüviyetine yâr eder, Bak ara teklik dağında celvetim. 

Bu zuhûrât ile alâkalı bağlantısı olan Faruk-Furkan bağlantısı ie ilgili yazıyı buraya alıyoruz.

* *

* *

Ömeriyyet Ve Furkan Bugün siteye koyduğumuz Hz. Ömer ile Menkıbesinin, Rabb-i mizin bize söyledikleri ve idrâk edebildiklerimiz kadarıyla yansıyanlar-yazılanlardır.

Bu menkıbeden anlaşılan en büyük özellik Hazreti Muhammed (s.av)’in ve Kâmil İnsân’ın “37” mertebeyi kendi bünyesinden yansıtmasıdır. Diğer üç mertebeyi de Hazreti Ömer, Hazreti Âlî ve Hazreti Hamza’dan ve bu mertebelerden yansıtmaktadır. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif, Hazreti Muhammed (s.a.v.) (اَللهُ) Allah Esmâsı ile Hazreti Âlî (رَحمَن) Rahmân esmâsı ve Hazreti Ömer ve (رَحيم) Rahîm esmâ’sı ile başlamak Ef’âliyyet ve müşâhade de Hazreti Hamza olmaktadır.

Bir İnsân-ı Kâmil’in de bünyesinde ve zuhûra çıkaracağı bu üç mertebeyi oluşturması yani zuhûr mahalleri olması lâzım, idrâki ve yaşaması gerekiyor. Birçok şeyler de ilâve edilebilir. 

Hörmet ve Muhabbetle Ellerinizden Öperiz. 

Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” îmâna gelince; “Yâ Rasûlüllah! Kardeşlerimiz kaç kişidir?” diye sordu. Efendimiz; “Seninle kırk olduk” buyurdular. Memnun oldu. 

Ve Efendimize; Yâ Resûlüllah! Kâfirler, müşrikler Lât ve Uzzâ putlarına âşikâre ibâdet ederken, biz on sekiz bin âlemin Rabb-i ne niçin gizli ibâdet ediyoruz?” dedi. Bununla yetinmedi. Ve şöyle arz etti: “Yâ Rasûlüllah! İzin ver bu evden çıkalım, “Kelime-i Tevhîdi” açıkça haykıralım. Rabb-imize âşikâre ibâdet yapalım, kimden çekiniyoruz?” Efendimiz; “Olur” buyurdu.

Şimdi hep birlikte o evden çıkıp Kâbe-i şerîfe gidilecek, orada müşriklerin gözü önünde saf tutup namâza durulacaktı. Kırk kişiydiler. Sevinçliydiler. Evden çıkıldı. Efendimizin sağında Hazret-i Hamza, önünde Hazret-i Âlî, Onun önünde Hazret-i Ömer ve arkada diğer sahâbîler. Ayaklarını pekçe ve kuvvetle yere vurarak heybetle yürüyor ve geçtikleri yerlerden toz bulutu yükseliyordu.

Peki ya müşrikler? Onlar haber bekliyordu. Şöyle ki, Ömer bin Hattâb bir gün önce Ebû Cehil’in kışkırtmasıyla galeyâna gelmiş ve Rasûlüllahı öldürmek için yalın kılıç ve pür hiddet yollara düşmüştü. 

Ümitliydiler. Sevinçliydiler. Zîra her an için; “Ömer, Rasûlüllahı öldürmüş” haberini bekliyorlardı ki, uzaktan bir “toz bulutu” gördüler o ara. Biri sevinçle bağırdı: 

“İşte o geliyor!” “Kim geliyor?” “Ömer geliyor!” Az sonra eşkaller iyice belirdi. Evet, gerçekten de gelen Ömer bin Hattâb idi. “radıyallâhü anh”... Müşrikler, Ömer bin Hattâb’ın uzaktan yalın kılıç gelmekte olduğunu görünce, bir tanesi; “Gördünüz mü, buna Hattâboğlu demişler!” diyerek sevincini dile getiriyordu. 

Biri de; “Gözünüz erkek görsün!” diyor, bir diğeri de; “Helâl olsun Ömer’e, bakın âsîleri nasıl da toplamış getiriyor!” diyordu. Ama hayır! Yanılıyorlardı. Nitekim Ebû Cehil bu gelişi beğenmedi ve başını olumsuzca iki yana sallayıp onlara; “Durun, hemen sevinmeyin!” dedi. Onlar şaşırıp; “Niçin?” dediler. “Sizin zannettiğiniz gibi olsaydı Ömer arkada, diğerleri Onun önünde olurdu. Görünen o ki, maalesef o da Müslüman olmuş” dedi. Doğru anlamıştı. Nitekim mü’minler iyice yaklaşmışlardı. Ebû Cehil onlara doğru bir iki adım atıp; “Bu ne hal yâ Ömer?” Hazreti Ömer durdu. Ve cân-ü gönülden; (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllallah!” diye haykırdı. Sonra da bütün hiddetiyle; “Beni bilen biliyor. Bilmeyen de bilsin ki, Hattâboğlu Ömer’im. Karısını dul, çocuklarını yetîm bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın!” diye bağırdı. Müşrikler korktu. Ve donup kaldılar. Ardından çil yavrusu gibi dört yana dağıldılar. Efendimiz ve mü’minlerse bir ağızdan tekbîr getirdiler: (اللهُ اكبر) Allahü ekber! Allahü ekber! 

Sonra saf tutup Kâ’be-de ilk olarak âşikâre namaza durdular. Efendimiz aleyhisselâm hazret-i Ömer’i alıp Kâ’be-i şerîfe girdi. İçerisi put doluydu. Onları gösterip; “Hak gelince bâtıl gider“ meâlinde ki âyet-i kerîmeyi okudular. Evet, Hakk gelmiş, bâtıl gitmişti. 

* *

* *

Kırkıncı Mertebe Ömer (عمر)  70+40+200= 310  “13 ve 4” “13” Hz. Muhammedin Şifre sayısı “4” ise İslâmın şifre sayısı, (ع) Ayn = Ayniyyet ve Gören İnsan, (م) Mim= Hakîkat-i Muhammedi, (ر) Re= Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet Mertebesi, Hakîkati Muhammediyye, Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet mertebesinden gören İnsân, Ömeriyyet mertebesinde  hakîkat mertebesi oluşup, “Hakîkat-i İlâhiyyeye” imân edince fark sıfâtını soyunup, Furkan sıfâtını giyinince; 

Ömerriyet (Furkan-Sıfât) mertebesi Muhammediyyet (Zât) mertebesine sordu. Tüm mertebeler kaç mertebe olduk. Hz. Muhammediyyet mertebesi seninle kırk mertebe olduk.  

18000; 18 bin âlemin Râbb-ine niçin gizli ibâdet ediyoruz. 

18= Akl-ı Küll, Nefs-i Küll, Arş, Kürsi, Yedi Nefis Mertebesi, Cemâdat, Nebâdat, Hayvânat, Hava, Ateş, Su, Toprak… 

Bunların yâni rubûbiyyet mertebesinin Rabb-i ile Rahmân ve “19” ile İnsân-ı Kâmil mertebesi… Ömeriyyet mertebesinin hakîkati olan sıfât ve Rahmâniyyet mertebeleri Zât mertebesi izin ver, mertebelerin arasına (Fark âlemine) dönüp Bekābillâh ile Hakîkati Muhammedi İnsân-ı Kâmil olarak zuhûr edelim.

Hakîkat-i Muhammedi olur buyurdu. 40 mertebe tamam olmuştu. Bu geri dönüş mertebelerinde fark, sıfât âlemine dâhil olmaktı. Şimdi “Gönül Kâ’be-sinden” çıkılıp, “Zuhûr Kâ’be-sine” gidilecek. İniyyet ve Hüviyyet mertebeleri cem olacak. Orada Nefs-i emmârenin gözü (müşâhadesi yok) önünde hakîkat namazı ikame edilecekti. 

Kırk Mertebeydiler. Ve tüm bu mertebeleri cem etmelerinden dolayı sevinçliydiler. Gönül Kâ’be-sinden çıkıldı. Hazreti Muhammed Mertebesinin “36” Mertebe ve Zât-i dönüş mertebesi ile “37” mertebe Hazreti Muhammedin bünyesinde cem idi ve diğer üç mertebe üç zuhûrdan yansıyordu. Aynı zamanda Marifet mertebesiydi, sağında Akl-ı Küll tarafında Hazreti Hamza yani şehâdet, Ef’âl-Şeriat müşâhade mertebesi. Önünde Hazreti Âlî ile İlm-i Ledün’ni ve Velâyet mertebeleri Hz. 

Ömer ile Furkan, hitâbet mertebesi O’nun önünde gitmekteydi. “Hakîkat-i Muhammediyye” Zât-ını, hakîkatini, nefsi nefislerini ve varlığını esfel-i sâfilin, en uzak mertebeye Hazreti şehâdet mertebesine vuruyorlar. Vehim ve hayâl tozlarını Hazreti şehâdet mertebesinden kaldırıyorlardı. 

Peki ya Nefs-i Emmâre ve en kemâlli zuhûr mahalli Mudill mertebesi; Bir gün önce Ömerriyet mertebesi Nefs-i Emmârenin kemâlli zuhûr mahalli Mudill esmâsının kışkırtmasıyla fark âleminden Hazret-i Muhammed mertebesini ortadan kaldırmak için yola düşmüştü. Ama bu fark âleminden “Hakîkat-i Muhammediyye” gidişte Bekābillâh elbisesi ile 40. Mertebeye ulaşmış İnsân-ı Kâmil olarak fark âlemine dönmüştü. 

Ömerriyyet (Furkan) mertebesini gören Nefs-i Emmâre taifesi kendi yaşantı ve düzenlerine karşı olan ve hükümranlığını sona erdirmeye gelen tâifeyi de görünce geleni eski Ömer yani aralarından ayrılan kendi fark âleminde ki Ömer mertebesi zannettiler ve sevindiler. 

Fakat başları olan Mudill esmâsı Ömeriyyet (Furkan) mertebesinden parlamakta olan Hakîkat-i Muhammedi ve Furkan sıfâtını görünce anladı ki bu gidenle gelen bir değil. Bekābillâh elbisesi ile Kâmil İnsân olarak halkının arasına dönmüş. Nefsi Emmâre tâifesi başları olan Mudill esmâsına sebebini sordu. Eğer arkada olsa idi ki bu daha henüz kişinin mi’racının başında farkta olması anlamına geliyordu. Önde olması derslerin tamamlanıp Furkan mertebesinden İnsan-ı Kâmil olarak dönülmesiydi ve  yanına Zât, Esmâ ve Ef’âl mertebelerini de almıştı. Mudil Mertebesi iki adım zahir ve batın öne çıkarak bu ne hal Ömeriyyet mertebesi? Yani fark vardı ama nasıl bir fark çünkü bilemiyordu. Bu hakîkate, mertebesi ve anlayışı yetmiyordu.

Ömeriyyet Mertebesi durdu. Rahmâniyyet ve Rubûbiyyetten mertebelerini cem ederek Zât mertebesin- den… Kelime-i Tevhid-i tüm mertebelere riâyet ederek ve cem ederek Kelime-i Tevhid’in hakîkatini söylemiştir.

Beni bilen biliyor. Ben fark ehliyim. Daha önceki icraatlerim ve boynunu vurduğum Nefsi Emmâre sahipleri- ne sorun. Nefsini dul, Nefis ve Akıl çocuklarını yetim bırakmak isteyen karşıma çıksın. Hakîkat-i Muhammedi mertebesi yani İnsân-ı Kâmil karşısına çıkan Nefs-i Emmâre sahibinin kötü sıfâtlarını ortadan kaldırıp. Hakîkat-i Nefis olan nefs sûretinde bırakırım diye hitâb ediyordu.

Nefs-i Emmâre mertebesi ve sahipleri korktular. Bağlı bulundukları Mudill esmâsı da hakîkatte buraya bağlı olduğundan eli kolu bağlandı. Donup kalmaları zâten hakîkatte olmayan hayâli ve vehimi olan varlığının faâliyeti ve sûretini hareketsiz bıraktı. Ardından da Hz. İbrâhimin kuşları bölüp dağıtıp dört unsura koyup çağırdığı gibi Nefs-i Emmâre de cüzlerine ayrılıp Hava, Ateş, Su Toprak unsurlarına dağıldılar.

Sonra Zât-ı şerifte, İnsân-ı Kâmil ilk olarak İnsân-ı Kâmil mertebesinden namaza durdu. Hazreti Muhammediyet (Zât-Marifet) mertebesi. Ömerriyyet (Furkan-Sıfât) mertebesini alarak “Gönül Kâ’be-sine” (Esmâ Mertebesine) girdi. Nefs-i Emmârenin İlâhları ile doluydu. Hazret-i Muhammediyyet mertebesi, Zât mertebesinde şu işâreti okudu, Hakîkat-i İlâhi geldi, Nefs-i İlâhi Sona erdi…

Burada bir İnsân-ı Kâmil’in mertebesi olan Kırkıncı mertebenin yani Hakîkat-i Muhammedi mertebesi ve zuhûru Muhammedi mertebesinin cem’inin Ömerriyyet mertebesi ile tamamlandığı ve bu mertebe tamam olduktan sonra da bir İnsân-ı Kâmil’in sâliklerde ki Nefsin sıfâtlarını izâle edip, Emmâre, Levvâme, Mülhime mertebelerinin de boynunu vurmaya mâlik olacağıdır. Aynı zamanda sâlikin “Gönül Kâ’be-sine” girerek nefs-i ilâhi putlarını yok edip, yerine “Hakîkat-i İlâhiyyeyi” tesis edecektir. Bunu da putları kırmakla Velâyet mertebesi yapacaktır.

İşte bu mertebeler kişinin bünyesinde tesis edilmedikçe ne kadar âlim, ne kadar zâhid olunsun başkalarının Nefs-i Emmâresinin kötü sıfâtlarının kaldırılmasında sonuç vermez. İnsân-ı Kâmil, sağına Akl-ı küllün şeriatin, şehâdetin müşâhadesini, önüne Târîkat/ Esmâ ve Velâyet ve en önüne Furkan/Sıfât, Hakîkat mertebelerini alarak Cem etmiş ve Ef’âl, Esmâ ve Sıfât cümle ismi Şerifin Câmi Allah (c.c.) ismi şerifinin zuhûr mahalli olmuştur.

İlm’el Yakîn, Aynel Yakîn ve Hakk’al Yakîn mertebeleri Akl-i Küllü kullanarak şehâdet âleminde faâliyet gösterir. “3” mertebe önde sıralanması (1+1+1)=3 bir mertebe sağda olması” 31” “31” sayısı tersten “13” ve İslâmın şifre sayısı ve aslında Kâ’be-i şerife giden de Hakîkat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye’dir. 

40. mertebe tamam olarak “Gönül Kâ’be-sine” Zât ve Furkan’ın girmesi, burada ki putları Marifet mertebesi nezaretinde Hakîkat mertebesinin idrâk edebileceğidir. Velâyet Esmâ, mertebesi ise Marifet mertebesinin omuzlarına, varlığının hakîkatinin üzerine çıkıp bu gönül kâbe’sinde ki putları kırmasına, Ef’âl âleminde ki putların yani hayâl, vehimin de ancak şehâdet ve müşâhade ile kırılacağıdır. 

Bu kırk mertebeyi bünyesinde toplayan zuhûr mahalli, bünyesi ve kabına göre tüm mertebelere de câmi olur. 

Hayırlı günler Muratçığım. Bu mail-i nin içinde son gönderiğin üç mail-inde yazısı var onun için bu mail üçü bir arada oluyor. Düşündüklerin güzel olmuş Cenâb-ı Hakk (c.c.) daha nice açılımları nasîb eder İnşeallah. Geçmişte yaşanan her hâlin bugüne ve yarına da ve her zaman etkileri ve ibretleri ve yaşanmaları vardır, o günlerde olan hâdiseler kıyamete kadar ehli indinde geçerli olan ibret tecrübeleridir onların yaşadıkları sadece kendileri için değil aynı zamanda kıyamete kadar gelecek olan bütün nesillere onlarında yaşamaları için birer tatbikatlı uygulamalardır. Bu hâdiseler onların zamanında yaşandı da geçti onlara ait olan hadiselerdi deyip geçersek bu dünyadan hiç bir şey öğrenmeden giden kimselere benzeriz. Allah korusun. Cenâb-ı Hakk (c.c.)'ın isimlerinden biri de "Hakîm" hikmetle iş yapandır. İnsanın da en belirgin zâhiri tarafı "toprak" ki o da "hikmet"tir, işte "Hakîm" olan zât "Hikmeti" ile o beden üzerinde tasarruftadır. Bu tasarruf kişinin eğitimi istikametindedir, eğer gaflette kendisinden "Mudil"in hikmeti,  eğer kendisinden haberi varsa "Hâdî" nin hikmeti zuhûr eder işte bu tür zuhûr  mahalleri Cenâb-ı Hakk’ın ledün ilminden ilham yollu istifâde ederler. Gaye böyle bir kanala ulaşıp eğitiminden istifâde etmek olmalıdır. Aksi hâlde bütün bildik-biliyoruz diye zannedilen bilgilerin hepsi hayâli ve vehmi'dir, içlerinde her zaman bir şüphe vardır.  

Bayramdan sonra uygun bir günün olursa gelmeden evvel sende olmayan cd leri söylersen hazırlar sana veririm bu arada gavsiyenin de cd sini veririm İnşeallah. Cenâb-ı Hakk (c.c.) her işinde kolaylıklar ve başarılar versin. Herkese selâmlar, hoşça kal.

Efendi Baban (30.07.2011) 

* *

* *

“(يا هو) Ya Hüve - (كُنْ فَيَكُونُ) Kün Feyekün” Cancağızım; 16-02-2018 tarihinde ailece çıktığımız seyri Bursa ile noktalayıp, Cum’a namazı için Bursa Ulu Câmii ye girdim. Özellikle Cum’a namazı vakti burada olmak istiyordum. Sayısal bağlantıya dikkat etmemiştim ama 16 ve 18 in bağlantıları gözükmektedir. Namazdan 20-25 dakika önce, “3 Kapı bölümünde” bahsedilen sol kapıdan içeri girdim. Yâni Ulûhiyyet cem’inin, Muhammedi-Mûsevîyet kapısından içeri girdim. Namaza bir hayli vakit olduğu ve hava soğuk olduğu hâlde câmi tıklım, tıklım doluydu. Arka taraftan bu taraf boş diye bir nidâ geldi. Baktım hanımlar bölümüydü. Hızla bulduğum boşluktan bu tarafa geçip, (يا هو) “YA HÜVE”, YA HÜVE karşılıklı ayna hat yazı bulununan direğin dibine oturup, Cum’a namazını kıldım. Hamımların daha önce 6 lı (و) “Vav” hatlı direğin önünde namaz kılması gibi bu hâlde fakîre ilginç geldi. Buradan şu sonuca vardım. 

Selâm olan Necdet Babam-ın “Gönül Kâ’besi-nin” Ulûhiyetinde cem hâli ile hakk’ani sıfâtlar ile hazır olunması için (يا هو) “YA HÜVE” olan hakk’ani hüviyyetine “YA HÜVE” olarak ayna olmak ve bu hâl ile gök kubbeye uzanan bir mi’rac direği gibi kıyamda olmak gerektiğini anlayıp müşâhade ettim. Hamd olsun… 

(يا هو) “YA HÜVE” hattının fotağrafı alınmadığı için, el yordamı ile çizilip fotağraflayarak buraya alınmıştır. Daha sonra fark etiğim üzere bu hatta daha önce yapılan teşbih ile (ه) He harfi kulaklara (و) Vav harfi gözlere benzetilmişti. Ulû câmii, Ulûhiyyet cem’ininde bulunan hatlarında Kufe, (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” ekolü olduğu daha önceki sayfalarda ifâde edilmişti.[14] Cum’a namazın- dan sonra oluşan müşâhade de bunun tasdiği de gelmiş. Ve aşağıda yazılmıştır. (يا هو) Ya Hüve nin hattı düz ve ters çizilmesinde ki hikmet, düz gördüğümüz hâli bizim bakış açımız ve halk’tan Hakk’a olan şekliyledir. Ters olarak resmedilen (يا هو) Ya Hüve hattı ise tecelli yani Hakk’tan halka olan şekliyledir. 

Hat resminde görülen (يا) “Ya”larda bulunan (ا) Elif harfleri, (و) “Vav”ların içinden bir çubuk misâli olarak geçmekte ve ters tarafa doğru bir çatal ve birleşim oluşturmaktadır. İşin ilginç yönü bu hatlar genelde (1800-1900) arası yaşamış hattatlar tarafından yazılmış. Yani bu hattın bu tarihler arası yazılmış olması kuvvetle muhtemel olduğu anlaşılıyor. Bunu yazmamın nedeni göz ile ilgili yapmış olduğum araştırmada, gözün aslında normalde ters ve baş aşağı olarak oluşan görüntüleri, gözün arkasına iletilen elektirik dalgaları ile düz bir şekle çevirdiği ve görüntüyü düz gördüğü tespit edilmiş. Yalnız bunun nasıl olduğu hala anlaşılamış, bir muammâ olarak çözüm bekliyor. Görüntünün oluşumu, bugünkü teknoloji ve ilim ile bu kadar bilinen bir hâdisedir. Bu hatların yazıldığı tarihte bilinmesi zâhiri olarak mümkün değildir. Ancak bu hatta bu oluşumun anlatılması irfâniyet ilmi ile oluşabile- cek bir hadisedir. Bu görüntülerin gözde nasıl ters döndüğünü ve düzeldiğinin oluşan müşahâdesinin resmini buraya alıyorum.

(يا هو) “Ya Hüve” ayna hattının ters çevrilmiş şekline baktığımızda da, sağ tarafta ki (ا) “Elif”in uzantısının (ي) “Ye” harfi şeklinde sol tarafı ve sol tarafta ki (ا) “Elif”in ise sağ tarafta ki (ي) “Ye” şeklinde gözüktüğü görülmektedir. İşte şeytânın varı yok, yoku var gösterdiği denen hâdisenin bir bakıma nasıl olduğu burada ki müşâhadeden anlaşılmaktadır. Oluşan iki (ي) “Ye” ile “Yakînlık” hali sol taraftan sağ tarafa giden (ا) “Elif” hattı ile ile “Tenzihi şeriat” ve “Tenzihi-târîkat” ve sağ taraftan sol tarafa giden (ا) “Elif” hattı ile oluşan (ي) “Ye” yakînlik hâli ile “Teşbihi ve Tevhid-i Yakînlik” oluşmaktadır. Bunları kendi varlığında cem eden de “İnsân-ı Kâmil - Kâmil İnsân” olmaktadır.

(يا هو) Ya Hüve-Ya Hüve oluşumunun sayısal değerine bakacak olursak;

(ي) Ye: 10, (ا) Elif:1-13, (ه) He: 5, (و) Vav: 6-13, (ي) Ye: 10, (ا) Elif:1-13, (ه) He: 5, (و) Vav: 6-13, (10+1+5+6)= 22 = (2+2) = 4 tür. İslâm’ın şifre sayısı ile karşı tarafta da bu ayna oluşmakta ve “Mü’min Mü’minin Aynası” olmaktadır.

10+1+13+5+6+13= 48 = (4+8) = 12 dir.

(12) Hakîkat-i Muhammedi ve İnsân-ı Kâmil’dir.

Diğer ayna olan (هو) Hüve de Hakîkat-i Muhammediye ayna olan Kâmil İnsân’dır. (ي) “Ye”lerin altına bireysel yakınlık ve ilâhi yakînlık noktaları vardır. Bu 2 nokta da sayıya ilâve ve edilecek olursa, (48+2)= 50 yapar. “50” (ن) “Nun” harfinin sayısal ifâdesidir. Nûr-u Muhammedi ve 50 vakit namazdır. Her yönü ile (نور) “Nûr” olmuş, (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) Salât-ı Dâimûn üzere Hakîkat-i Muhammedi ve İnsân-ı Kâmil aynası olmuş, Kâmil İnsân’ın ifâdesidir, diyebiliriz.

ALLAH (cc)'sız bir mahal, bir zaman, bir mekân yoktur. Yalnız, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın en ziyâde tecellî ettiği mahal muhlis, samimi olan mü'minlerin kâlbi ve bilhassa İnsân-ı Kâmil’lerin gönlüdür. Yüce Habîb’inde ise, hüve hüvesine zâhir olmuştur. Nitekim bu hakîkate vâsıl olanlar; Habîb-i Kibriyâ’nın ulvîyetini beyân sadedinde: “Ayinedir bu âlem, her şey HAK ile kâim, Mirât-ı MUHAMMED'den ALLAH görünür dâim" cümlesi ile bu sırrı ifşâ etmişlerdir.[15] 

(48+48)= 96 dır. Allah, Rahmân, Rahîm esmâları kaynak olup sıraya girmediği için kalan sayı (99-3)= 96 dır. “96” (سورة العلق) “Alak Sûresi”dir. İlk 5 âyeti ile Hira dağında Cebrâîl tarafından Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e getirilen ilk âyetlerdir. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin bahsettiği, İnsân-ı Kâmil’lerin gönülleri “Esmâ-i İlâhiyyeyi” cem etmişler ve gönülleri ve üstleri yani tüm varlığına Kûr’ân-ı Kerim’in açılımı inmektedir. (50+50)= 100 (ق) Kaf ile kesret âlemi olan Hazret-i Şehâdette, İnsân-ı Kâmil’ler “salâtu dâimûn” sürekli namaz üzere aramızda (قُرَّةَ أَعْيُن) “Kurrat’ul Ayn”, göz nûru olarak gezmektedirler. 

Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sözlerine kulak verdikten ve yardımı eşliğinde, oluşan yorumdan sonra yolumuza Bursa Ulu Câmiide Cum’a namazına müteakiben oluşan (كُنْ فَيَكُونُ) Kün feyekün müşâhadesi ile yolumuza devâm edelim. Diye yazmış bulunmaktaydım.

Bu bölümün imlâ düzenlemesine sıra geldiği zaman celâli tecelli oldu. Yaklaşık bir ay bu kitâb ile ilgilenemedim. O işlerin etkisi azalınca ve terar bu çalışmayla ilgilenmenin zamanının geldiği günlere yakın, ailece bir Bursa seyrimiz daha oldu. Arabamızda yakıt azdı. Daha önce gözüme kestirdiğim Kara-mürsel yakınlarında Ene-rji petrol istasyonundan yakıt almak üzere durduğumuzda genç bir kız yanımıza gelerek, kutuda ki patlamış (keşf olmuş) Mı-SIR-ları gösterek istermisiniz dedi. Üzerlerinde “İKRAM” yazıyordu.[16]

Bursa’ya indiğimizde kızım Ulu Camiide bu hattı bularak resimlemiş üsteki yazılanları bir hikmeti vardır diye silmiyerek, kısa bir açıklama ihtiyacı doğduğu için fotağrafı buraya alıyoruz.

Daha ufak yazılar ile üstte birbirine ayna olan Kelime-i Tevhid görülmektedir. Bu Nüzül ve Uruc mertebelerini temsil etmektedir. Vav’ların ortasında duran Allah (c.c.) yazı ise görüntüde olanın Allah (c.c.)’den başkası olmadığını remz etmektedir.

Sağlı sollu “Ya” harfinin noktaları üstünde duran Ya Hüve ve Ya Men harfleri de bireysel kimliklerin kaynağı yani Esmâ’ül Hüsnaları temsil etmektedir. Ayna da ise “Nem Ây” (Nuru Muhammedi Kamer) olmaktadır. Her birerlerimizin aynaya yansıyan “Nem” yani Nefesi Rahmani den başka bir şey olmadığını anlatır gibidir. Diyerek yolumuza daha önce kaldığımız yerden devâm edelim. 

Bursa Mudanya sahilinde, biraz önce bahsettiğimiz Marmara denizin (Râmî deryâsı) 16 sayısal bağlantısının olduğu noktada bir müşahâdem oldu. Aracımızı parkederken tam önümüzde gül saksılarının önünde sahile açılan sokakta, siyah bir arabanın arka camında (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Fe Yekün” yazısı vardı. Türkiye’de kaç milyon araç olduğu düşünülürse ve bu aracın rengi ile A’maiyyet ve gül ile Hazreti Muhammed (s.a.v.)’min remzidir. Böyle bir müşâhade hâlinin oluşabilmesi olsa olsa milyonda bir bekli milyarda bir ihtimal olsa gerektir. Zât-i bir müşâhade ve yazılanların Târikat/esmâ mertebesinden bir tasdiği olduğu mesajı olarak düşünülebilir. Cam ise hayâl ve bunun üzerine yazılan “Ol der ve oluverir”. Aracın modelinin tam ortasında bulunan “OL” ile de, bu hayâl âlemi olan Hakk’ın hayâlinin oluşmasında araştırmacılar için bir fikir verebileceği düşünülebilir. Bu aracın üzerinde tam dört tane “Ol” vardır. Dört mertebe olan Şeriat, Târîkat, Hakîkat ve Marifet mertebelerinin “Ol” udur. Demek ki ilmi olarak arayınca “Olmaz” bile bal gibi “OL”uyormuş. 

Arabanın plakası harfleri sayısal değeri 50 ve yan sayı toplamı 18 dir.

(16) Üç mertebeden Hakîkat’ül Ahmediye ve (نَجدَت) Necdet (457) isminin sayısal toplamı.

(50) (ن) “Nun” ve 50 Vakit Namaz.

(18) 18 bin âlem… 

(16+50+18)= 84 dir. (84) “Iyd- Bayram”[17] sayısal değeri ve 12 toplamı ile Hakîkat-i Muhammediye’dir.

Kitâbımız da yazdığımız (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” Ol der ve Oluverir hakîkatının zuhûrâtı ve müşâhadesi için, Cenâb-ı Hakk (c.c)’a Hamd-ü senâ ederiz.

* *

* *

(كُنْ فَيَكُونُ) Kün Feyekün

Ol dedi! Ezelden, ebede geldin, Aşkı buldun, duydun, gördüğün sendin, Ma’şûk’un nûrundan gönüller deldin, Külün harlanır Feyekün[18] seslenir.

Semme vechullâh[19] şüphesiz bakılır, Hakk’lan aynı ama gayrı sayılır, Halk’tan gayrı ilham alan bayılır, Külün harlanır Feyekün dinlenir.

Künfe murâdın abduhu sislenir, Kum biiznillah[20] bülbül dillenir, Gül okunur rasûlühu birlenir, Külün harlanır Feyekün gözlenir. 

 25-02-2018

* *

* *

8 Dâire

Bu konuyla bağlantısı olduğunu düşündüğüm daha önce tevhid neş’esi olarak yazılan bir yazıyı buraya alıyorum.

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {يس/82 

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.

11/73. “O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.” Ahad olan Ahmed, müşâhade sahasına çıkmak için nefesi Rahmâni olan (هُ) “Hu”yu tenfis ettikten sonra âlemler zuhûra geldi.  Hava, Su Toprak ve Ateş “Hu”dandır. (أَحَد) Ahad taayyün mimi ile (أَحمَد) Ahmed oldu ve Tevhid-i Ef’âl ile Muhammediyet mertebesinden (يس) “Yâ-Sîn” ismi ile zuhûra çıktı. El an, Âlî-Necdet, (رَحمَن) Rahmân’ın zuhûr mahâllidir. Akl-i cüzün, akl-i külle bağlantısı toprak babamız Âlî Keramullâhi Veche, (اَللهُ - رَحمَن - رَحيم) Allah, Rahmân, Rahîm ile Hakîkat-i Muhammedi ve Rahmâniyyet ile yolu (8) şifresi ile El An, Şeriat, Târîkat, Hakîkat, Marifet mertebelerinden  ateş eli,  İnsân’ın özünü sînesini temizler. Tevhid-i Ef’âl-in sınırlarının tahakkuku Kevser nehrinden gönüllere (مُحَمّد) Muhammed (s.a.v.) ile zâhirde (اَللهُ) Allah bâtında (هُ) “Hu” ile Âlî-Necdet’den akarak,  şek ve şüpheyi hayâli bitirir. Â’maiyyete tüm eminlik ile Zât-ın gelini (رَحمَن) Rahmân zuhûru olunca, Rahmetin’den âşıkların başlarını kesip ateş, hava, su, toprak unsurları dağılıp aslına gidin- ce, rûh hür olup aslı olan nefesi Rahmâni ile buluşur. Dâire tamam olup, seyri sülûk tamam olunca tekrar eski bedene Hakk’ani kimlik ile dönülür. Artık ahirini (8. Cennet) bugünden Hazreti Şehâdete birleşmiş Cem’ul Cem'ul Cem olmuş. “88” sayısı ile gâşyolunmuş ve (اَللهُ) Allah (c.c.) aşığının kanı ve canı irfân suyundan gasledilmiştir. ( “88” (سورة الغاشية) Gâşiye sûresinde 13 âyet vardır.) Zât, irâde, kavil, üçlü ferdiyeti meydana getiren nefesi Hakk, Âdem, Havva ile İnsân’ın gönlündesin. (هو) Hüve tâcı, Âdem’in nûru, İnsân’ın özü nefes gönlün neyi nefesle şallanır.

(رَحمَن) Rahmân’ın (هُ) “Hu” nefesi, kulun tevhid sözünün ahdidir. Rûh’ul kûds, Îsâ aleyhiselâm’da İnsân-ı Kâmil’in işi ve zâti ilmi zuhûra çıktığı mahaldir. (هُ) “Hu” nûrundan razı, Hakîkat-i Muhammedi yatından “Esmâ-i İlâhiyyenin” işleri- ni görür. Enbiyâ ve Evliyâ’ya kör olan, İnsân-ı Kâmil’in 18000 âlemine de kör olur.

Namazın nûrunu Evliyâ ve Enbiyâ Hakîkat-i Muhammediye de görür. Bu görüş birliği gönül aynasındadır.

* *

* *

Gözümün Nûru Namaz (نب) Nebe (ن) “Nun” harfinin yanına çiftlik ifâdesi olan “2” sayısı ve ma’nâsal ifâdesi olan (ب) “Be” gelirse bu ifâde (نب) Nebe olur. Nebe bilindiği gibi habercidir. Bu işlerden haberi olmayan, bu âlemde gezen kendinden haberi olmayan da bu habere Ne Be! Diyerek bana ne! Der ve bir de insânı azarlar.

Namazın rükû hâli olan bu hâl için Fusûs’ül Hikem Muhammed Fassı 26. paragrafta;

Kendine hâs âlemine ve kendisi ile berâber namaz kılan meleklere imâm olacak olursa ki, güvenilir hadîste ulaşmış olduğu şekilde, muhakkak her namaz kılan hiç şüphesiz imâmdır. Çünkü melekler kulun arkasında namaz kılar.[21] Şu hâlde muhakkak, namazda onun için resûl rütbesi hâsıl olur. O da, Allah Teâlâ (c.c.)'dan vekîlliktir. "Semi'allâhü li-men hamideh" dediği zaman, kendi nefsine ve arkasında ki meleklere, Allah Teâlâ'nın işitici olduğunu, haber eder. Şimdi melekler ve onunla berâber hâzır olanlar (رَبَّنَ لَكَ اَل حَمد) "Rabbenâ ve leke'l-hamd" derler. Çünkü muhakkak Allah Teâlâ kulunun lisânı üzere (سَمع الّلهُ ليمَن حَميدة) "Semi' Allâhü li-men hamideh" buyurdu. Bundan dolayı namazın rütbesinin yüceliğine ve sâhibini nereye ulaştırdığına dikkât et! Böyle olunca namazda görme derecesini tahsîl etmeyen kimse, onun gâyesine ulaşmadı. Ve onun için, onda göz nûru hâsıl olmadı. Çünkü kendisine söyleyişte bulunduğu kimseyi görmedi. Şimdi namazda Hakk'ın onun üzerine çevirdiği şeyi işitmeyecek olursa, o kimse kulağını veren sınıftan değildir. Ve işitmez ve görmez olmasıyla berâber namazda Rabb-i ile hâzır olmayan kimse, aslâ namaz kılıcı değildir. Ve o kimse görücü olduğu hâlde, kulak veren sınıftan değildir.[22]

Şimdi gerek tek başına namaz kılıp bâtında kendi hâs âlemine ve meleklere imâm olan ve gerek zâhirde kendi gibi birtakım insânlara imâm olan kimse için rasûl rütbesi hâsıl olur. Çünkü insânlara imâmlık yapmak Rasûl (s.a.v.)- ‘in mertebelerindendir. Ve rasûl rütbesi ise Allah Teâlâ (c.c.)'dan vekîlliktir. Çünkü "imâmlık" Allâh (c.c.)’ın kulları- nın hukûkuyla kıyâmdır ve Allâh (c.c.)’ın kullarının hukûkuyla kıyâm ise, Hakk'ın işlerindendir. Şu hâlde imâm, Allâh (c.c.)’ın halîfesi olur. Ve o kimse "Semi' allâhû li-men hamideh" dediği zaman, eğer tek başına kılıyorsa kendi nefsine ve kendisiyle berâber namaz kılan meleklere; ve zâhirde beşer cemâatine imâm ise insânla- ra, hamd eden kimsenin hamdini Allâh (c.c.)'ın işitmekte olduğunu haber verir.[23] 

50 yani (ن) “Nun” sayısının yanına iki olan sayısal değerin harfsel karşılığı (ب) “Be”geldiği zaman (نب) Nebe olduğunu ifâde edilmişti. “Fusûs’ül Hikem”den aldığımız bu ifâdeler görüldüğü gibi namaz kılanın Hakk’ani kulağının faaliyete geçmesi gerektiğidir. Kurb’u nevâfilin yani hakiki sünneti yaşamında Hakk’ın işiten kulağı olması gerekir.

Mûsâ aleyhisselâm nasıl ki ateş ararken ağaçtan işittiği hitâb,

إنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي {طه/14} 

İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.

20/14. “Gerçekten Benim Ben, Allah; Benden başka ilâh yoktur; onun için Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl!” Bu mertebede olan kişi yani Nusret Tura hazretleri ve yolumuzun geçtiği hâli ifâde etmektedir. Bu hâl üzere dâimi namazda olma hâli, kişi üzerinde hükmünü yürütür. Namazın rükû hâlinde işitilen ses Hakk’ın sesi ve bu sesi işiten Hakk’tan başkası olmadığı gibi, sürekli namaz halinde rütbeyi rasûlluk hâsıl olduğu zaman işitilen haber (ilham) şeriat süzgecinden geçirildikten sonra tatbik eder hale gelebilir. Yalnız tehlikeli bir hâldir. Her gelen Hakk’tan diye bu hâle ulaşamayan kişi gelen haberleri uygulamaya kalkarsa ayağı kayıp, tard edilenlerden olabilir. 

Efendi Babamın anlatımlarından, bu hâli güzelce ifâde eden kendisi ve Nusret Tura hazretleri arasında geçen bir diyolağı aktaralım.

Efendi Babam Necdet Ardıç, bir gün okuduğu kitâblardan topladığı bazı bilgileri, Nusret Babamız ile yalnız kaldığı zaman kendisine anlatmak istemiş. Efendim bazı yazılarım var okuyabilirmiyim demiş. Nusret Baba da oku evlâdım demiş. Necdet Babam, şu veli böyle yapmış, şu büyük bunu demiş gibi ifâdeler kullanırken, Nusret Baba okuduğu gazeteyi indirip Efendi Babama bakarak, “Daha ne kadar bu dedikodular ile uğraşacaksın, Rabb-in sana ne söyledi,” onu söyle demiş. Efendi Babam bu ifâde karşısında ıyy! Etmiş. İyiki böyle söylemiş diye de peşinden anlatmaktadır. Tabii bu konular ile ilgilenilecek, dedikodusundan ziyâde verdi kodusuna bakılması gerekir diye ifâde etmektedir.

İşte dâimi namaz üzere Rütbe-i Rasûl hâsıl oldu mu? Rabb-in sana ne söyledi. Her an hükmünü yürütür. Her an, her yerden, her şeyden konuşan Rabb-in olur. Âlemde senden başka konuşan da yoktur ki, (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Gözümün nûru namaz.” Ferdiyet Fassında geçmiyor muydu? İşte kişi bunun idrâk ve anlayışında olur ve buna göre yaşamını kendi kendinde sürdürürse, kendi varlığında rütbe-i rasûl hâsıl olur ve Rasûl’ün Rasûlü olur. 

(ن) “Nun” harfinin yanına 2 sayısı geldiğini ifâde etmiştik. 2 sayısının matamatiksel ifâdesine bakacak olursak, (2+2=4), (2x2=4) (2 üssü 2= 4) tür. (4+4+4) = 12 dir.

(12) Hakîkat-i Muhammedi’dir. 

(52-12)= 40 Hakîkat-i Muhammedi’dir.

(52+12)= 64 dir. (6+4)= 10

(10) Kemâl sayıdır.

(64) (8X8) dir. 8 ise yolumuzun şifresidir. 

(64) Satranç ve dama oyunun sahasında bulunan kare sayısıdır. (8x8) sistemi vardır. Nusret Babam rahmetullahi aleyh kitâblarında bu oyundan bahsetmektedir. 

* *

* *

Şatranc-ı Urefa, Muhyiddin-i Arabî[24] (شَطْرَنْجِ عُرَفَا) Sûfilerin seyri sülûkunda, “yolda ilerleyişlerinde” kullanılmıştır. Yukarıyı gösteren oklar sıçrama yapılabilecek noktalardır. Aşağıyı gösteren oklar ise düşüş yaşanabilecek noktalardır. Klasik Tasavvuf öğretisinde “Vahdeti Vücût” (Varlığın Birliği) fikrini temel alan ilerleyişin sistematize edilmeye çalışılmış hâlidir. Yolu ve yoldaki hâlleri gösterir.

Oyunun amacı tasavvuf yolunda ilerleyen sâlikin karşısına çıkabilecek durumları öğretmek ve yolun güzel ve tehlikeli yönlerini kavratmaktır. Oyun zar atarak oynanıyor. Oyuna altı atarak başlanabiliyor. Burada altı sayısı tüm kötülüklerin ve kötü huyların terki anlamını taşıyor ve ilk altı basamakta ki kötü huyların terki ile seyr başlamış oluyor. Bazen ulaşılan basamaktan geri düşülü- yor bazen ise ulaşılan basamak sayesinde ileri sıçramalar yapılabiliyor. Oyun 101 basamaktan oluşuyor.

[25]

İlk basamak olan zillet (alçaklık) basamağı ile başlıyor ve son basamak visâl (kavuşmak) basamağı ile sona eriyor ve oyuncu üzerine ulaştığı her basamağı açıklamak ve yorumlamak zorunda bırakılıyor. Oyunda kötü huylardan ya da gururlanma, kendini beğenme, böbürlenme gibi durumların oluşabileceği ya da bizzât oluştuğu basamaklar bulunuyor ve buralarda yılanlar bekliyor. Bu durumda basamak kaybediliyor. Bazı durumlarda ilk basamağa kadar inilebiliyor. Bazen ise sona ulaştırıcı basamaklara geliniyor ve buralardan visâle ulaşılabiliyor. Örneğin 87. basamak olan muhabbet (sevmek) basamağı doğrudan 101. basamağa yani visâle (kavuşmaya) ulaştırabiliyor.

Satrancı Urefa Risâlesinde ki şu satırlar önemlidir: “Visâle giden o çileli hayat yolu ve nefsin insânı kemâl noktalarından zillete kadar alaşağı eden tuzakları hakkında keyfiyetli bilgiye ulaşmak gayesiyle, gönül ehli bir zât-ın rahle-i tedrisinden geçmek iyi olabilirmiş. Ariflerin hikmet nazarıyla baktıkları 100 hamlelik bu satrancın kareleri içinde sıralanan kelimelerin önce kamuslarda ki anlamına bakmak, bununla da kalmayıp gönül aynasından bakarak bu kelimelerin ne ifade ettiğini bilmek gerekiyormuş. En başa büyük harflerle Visâl’i yazdıktan sonra şu kelimeleri de peş peşe Kaza’dan Zillet’e kadar sıralayıp öğrenmek işin adabı, oyunun kuralı sayılırmış.

Visâl, Kaza, Hâlet, Bâd-ı aşk, Mürüvvet, Hâl, Maksud, Aşk-ı hakikî, Rağbet, İftihar, Gurur / Vahdet, İzzet, Müşâhede, Muhabbet, Sabır, Nişat, Esrâr, Edeb, Şefkat, Cemâl / Mahv, Mücahede, Devâm, Vefa, Ferah, Vicdan, Kerem, Aşk-ı mecazî, Ru’yet, Evham / İttihad, Güzel, Şûriş, Şüphe, Ahd-i necat, Sahra-yı cünûn, Uşşak, Teselli, Nazar, Tecelli / Sadâkat, Haml, Hasret, Kesret, Tecrübe, Afiv, Ahlâk-ı hamide, Terahhüm, Zevk-i dil, Selâmet / Haslet, Ümid, Firkat, Celâl, Kûy-i cânân, İttisaf, Ârâm, Kemâl, Tisyâr, Âzar / Sitem, Sevda, Aşk, Fikr, Encâm, İntizâr, Nifâk, Akl, Ağyâr, Safâ / Devâm, Rakib, Eyyâm, Fırsat, Zaman, Merhamet, Cefa, Hased, Kin, İstiğnâ / Arzu, Adem, Hacâlet, Meşakkat, Zahmet, Ta’n-ı hulk, Zeval, Dûzah, Mihnet, Sohbet-i seg / Rızâ, Karar, Gurbet, Hicrân, Adavet, Nedamet, Kavga, Recâ, Teessüf, Zillet.” Oyun hakkında Necip Fazıl Kısakürek’in anlatımına kulak verelim: “Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî Hazretleri”nin Satrancı Urefa isimli meşhur mağfiret yolu tablosunda birtakım küçük yılanlar vardır ki, kötü huyları temsil eder ve insânı mütemâdiyen aşağı kademelere düşürür. Yılanlı mıntıka geçildikten sonra da birtakım oklar vardır ki, iyi huyları temsil eder ve insânı mütemâdiyen üstün kademelere uçurur. Fakat gurur, bu tabloda, her tehlike bittikten ve en üstün derece elde edildikten sonra kalan muazzam bir yılandır ki, başı kemâlin taa yanında, kuyruğu da zevâlin taa dibindedir. Bu yılanın başına basan, göğün yedinci katından yerin yedinci katına düşer ve mahvolur.[26]

Ariflerin santrancı buraya almamızın amacı, 101. Sıra Visâl ve üstünde bulunan Tûğrâ-Tûrâ işareti ve “Şatranc” ta bulunana Şatr ve Nc ifadeleridir. 

Aslında bu eser seneler önce elime geçmişti. Ama bakmaya fırsat olmamıştı. Baktıktan sonra da aslında satrancı urefa oyuncusu olduğumu fark ettim. Ama Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin ifâde ettiği ve bu ariflerin satrancından anlaşıldığı üzere ya nefsine uyup bu oyunda mağlup olursun ya da Şâh ile karşı karşıya kalırsın (87 muhabbet) ve onda fâni olur, yani Visâl’e ulaşırsın. 

Mustafa Safi Hilmi Babam rahmetulâhi aleyh ve Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayılarını topladığımız zaman, (50+51)=101 olduğu görülecektir. Yani bu “Satranc” ta ki “Visâl” sayısını vermektedir. Hazmi Babam ve Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayıları toplandığı zaman ise (51+52)=103 tür. Bu İncil’in sayı ifadesidir. Aradan sıfır alındığı zaman (13) kalır. Bu satrancı düşürücü 13 yılanı ve yükseltici 13 oku bulunmaktadır. Efendi Babam’a ait “Olmaz” şiirin son dörtlüğü “26” sayısı ile bitmekte olduğunu tekrar hatırlatıp, bağlantı kuralım. Ve en tepede Şâh ifâdesi olan Tûğrâ-Tûrâ bulunmaktadır. Her iki Babamızın da soy ismi de bilindiği gibi (طورا) “Tûrâ”dır.

Şatra’nın sonunda bununan (نج) “NC” bilindiği gibi “53”tür. Ve (نج) “NC” (نَجدَت) Necdet isminin baş harfleridir.

فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ {البقرة/144}

Fe velli vecheke şatral mescidil harâm,

2/144. “Haydi yüzünü Mescidi Harâma doğru çevir.” Bu âyet bilindiği gibi, Kıbleteyn mescidinde Berât kandilinin ertesi günü ikindi namazında gelmiş ve namaz esnasında Kûdüs’ten esmâ ve sıfât mertebesine dönüşten, Kâ’be-i şerife yani Zât mertebesine dönülmüştür. Mescid’ül Aksa alanı 144 dönümdür. Bu âyet sayısal değeri ile aynıdır. Şatra; kelimesinin anlamı taraf, yön olduğuna göre yönün (نج) NC “53”e döndürülmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

(ش) Şın: Şehâdet, Müşâhade.

(ط) Tı: Tahahhuk, (ر) Ra: Rahmâniyet, (ن) Nun: Nûru İlâhi, (ج) Cim: Cemâl-i İlâhi…

İşte dervişe sorulan var mısın? Sorusuyla yön ve tarafını 53 “NC” ile (س) Sin olan insânlığını üç seyir ile (ش) Şın yâni Zât-i işler ile tahakkuk ettirip, Rahmâniyet, Nûr’u İlâhi ve Cemâl-i ilâhi tarafına vechini çevirmesi lâzımdır. (2013 yılının Berât kandil gecesinin ertesi günü, Umre’ci iken Kıbleteyn mescidinde Efendi Babam-ız ile bulunmamız ve bu ma’nevi atmosferi solumuş olmamız. Cenâb-ı Hakk’tan bizim için büyük bir lütuf olmuştur. Şükründen aciziz… 

* *

* *

Gözümün Nûru Namaz (نَبَ) Nebe’nin Tamamlanması (نا) “NA” ifâdesinde (فاتحة) Fâtiha’nın, (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) Besmele-i Şerifinin söylendiğini ifâde edilmişti. 

(2+1)= 3 sayısını vermektedir. Burada da “3 âyeti de” ilâve edersek, (فاتحة) Fâtiha’nın 4. âyetine kadar okunmaktadır.

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ {الفاتحة/1} الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {الفاتحة/2} لرَّحْمنِ الرَّحِيمِ {الفاتحة/3} مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ {الفاتحة/4}

1/1-2-3-4. Bismillâhir rahmânir rahîm. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn. Er rahmânir rahîm. Mâliki yevmid dîn.

“Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle, Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur.” Burası Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresini” kulum ile benim aramda taksim ettiğim dediği bölümün Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın kendisine ayırdığı bölüm- dür. Görüldüğü gibi rütbe-i rasûl ile yanî varlığında ki ve varlıkta ki işitmenin Hakk’a ait olduğu anlaşıldığı zaman bu husûsiyet daha bu dünyada anlaşılmış. (حَمد) Hamd’in 8. Mertebesi olan Makam-ı Mahmud kişinin birimsel varlığın- da oluşmuş olur. Bu Rasûlüllah Efendimizin âlemler bazın- da haşr da oluşacak “Makamı Mahmud Sancağı” ile karıştırılmasın. Rasûlüllah (s.a.v.)’den başkasından genel ma’nâda bunun oluşması mümkün değildir. Böyle bir iddia da bulunanda suç işlemiş olur. 

* *

* *

Göz Nûru Namazda Kılındı Ezan hakk’tan da’vet durmadan, Kaçın nefsin arzularından, Sözler gafile kurtuluştan, Göz nûru namaz da kılındı.  

Çeşmenin başında beklenir, Kevser havuzundan gönderir, Gönlümüz yıkanır süslenir, Göz nûru namaz da kılındı.  

Tadili erkâna uymalıdır, Âlem rû’ya uyanmalıdır, Hayâl gerçek ayrılmalıdır, Göz nûru namaz da kılındı.  

Zâhir bâtın iki rek’attır, Hakîkat bilin üç rek’attır, Marifet ise dört rek’attır, Göz nûru namaz da kılındı.  

Bak bir inci gönül namazı, Bulunmaz başka şeyde hazzı, Gönül kâ’besine gir kıl farzı, Göz nûru namaz da kılındı.  

Allahu Ekber eller bağlanır, Mâsivâ arkaya sallanır, Muhabbet orada aşılanır, Göz nûru namaz da kılındı.  

Edeb ile döndüm namazda, Fâtiha huzûrum kıyamda, Hazmı mi’rac olur rûhumda, Göz nûru namaz da kılındı.

Allah kulun hamd’ini işitir, Abd övgüsü çeşit çeşittir, Ağırlık çöker nasıl iştir, Göz nûru namaz da kılındı.  

Saf bağlandı Beyt’ul Ma’mûrda, On sekiz bin âlem rükûda, İşittim “Dur Rabb-in namazda” Göz nûru namaz da kılındı.  

Gelince Mekke’ne hacılar, Kâbe kaldırılsa şaşırırlar, Birbirine secde etmedeler, Göz nûru namaz da kılındı.  

Ağlarım seccâdem izlenir,
Arkasında elif gizlenir,
Rasûlden kokan Hu özlenir,
Göz nûru namaz da kılındı.

Şanlı Kûr’ân olunca rahmet, Hakk ile edilir muhabbet, Sıdk ile oturur Muhammed, (s.a.v.) Göz nûru namaz da kılındı.  

Allah kulu kuldan münevver,
Tek olan tek Ahmed dilâver,[27]
Allah birdir, birleri sever,
Göz nûru namaz da kılındı.  

Zât, irâde, söz üçlü ferdiyet,
Miski amberi kokar hayret,
Muhammedi Hakîkati zevket,
Göz nûru namaz da kılındı.  

* *

* *

Gözümün Nûru Namaz (نَجَ) Nece Daha önce (NC) harfinin (53) sayısı bağlantısı bu çalışma ve daha önceki Terzi Baba ile alâkalı çalışmalarda yazılmıştı. Kısaca ne olduğunu hatırlarsak bu sayı (أَحمَد) “Ahmed” isminin sayısal değeri ve Efendi Babam Necdet ARDIÇ’ın şifresiydi.

(53) sayısı, 50 ve 3 toplamından oluşan sayısal ifâdeyi vermekteydi. 50 sayısını da daha önce (51) ve (52) sayılarında yaptığımız gibi sâbit bırakırsak ve geriye kalan (3) ifâdesini incelersek;

Öncelikle (3) “Ferdi Selâse” ma’nâsal ifâdesiydi. Bu “Zât, İrâde, Kavil (Söz)” denilen üçlünün tamamını ifâde etmektedir. Daha önce anlatmaya çalıştığımız gibi, Nefes-Söz, Duyma-işitme ve Göz-Görme hadisesinin üçüncüsü olan Görüş-Rû’yet ile hem bu mertebeyi hem de Cem’ül, Cem’ül Cem’i ifâde etmektedir. (ن-نور) “Nun-Nûr” ile gözümün nûru namaz ifâdesi ile de, Göz ifâdesi ile (ديدَ) “Dide” denilen, Cenâb-ı Hakk (c.c.) ’ın bu âlemleri seyr ettiği göz bebebeği olan, İnsân-ı Kâmili–Kâmil İnsân-ı remz etmektedir.

(3) Matamatiksel ifâdelerine bakmaya çalışırsak. 

(3+3)= 6 dır. (3x3)=9 dur. (3 üssü 3) = (3x3x3)= 27 dir. √3 ün karakökü tam bir sayı vermez yalnız. √3 ün sayıya dönüşümü, 1.73 ifâdesi ile elektirikte kullanılan 3 Faz’ın yani 3 hat’tan geçen enerji-elektirik, 1 hattan geçen, 1 Faz’ın üzerine düşen enerji-elektirik birimi olan gerilimin volt cinsinden sayısal ifâdesidir. Daha önce belirtildiği gibi bu konuya ayrıca değinilecektir. 1.73 ün diğer ifâdesi 1 ve 73 ile 73 fırkayı bünyesinde bulunduran Fırkayı Naciye (Necat, kurtuluş fırkası ) ile Fırkullah (Allah’ın fırkası, Allah’ın bölüğü dür). Allah bölüğüde tüm “Kuvve-i İlâhiye” ve “Esmâ-i İlâhiyeyi” bünyesinde toplayarak yani bunun idrâki ile nefs mücâhadesi yapan ve bu yaptığı mücâhadeyi, kendi bünyesinde nefs mücâhadesi yapmak isteyen mücâhitlere bu savaş tatbiklerini öğretendir. Necât ve Fırkullah kavramları daha önce incelendi. (نَجات) “Necât” bilindiği gibi (فَنَجَّيْنَاكَ) “Fe necceynake”[28] ile Kûr’ân’da geçen (نَجات) “Necât” ismi ile Efendi Babamızın bâtında ki ismidir. 

“Allah” ifadesi (اَللهُ) “Allahu” diye okunduğu zaman oluşan sayısal değer; 

(ا) Elif: 1-13, (ل) Lâm: 30, (ل) Lâm: 30, (ا) Elif: 1-13, (ه) He: 5, (و) Vav: 6-13 tür.

Allah ifâdesi bilindiği gibi (1+30+30+1+5)= 67 sayısal değerini vermektedir. 

Bu ifâde (اَللهُ) Allah’u olursa (و) “Vav” ilâvesiyle, (67+6)= 73 olur. Bu ifâde de bilindiği gibi 73 fırka olan “Fırka-i Naciye”dir. (7+3)= 10 dur. (10) ise kemâl sayıdır.

İlâve sayıları eklemeye devâm edersek, Baştaki (ا) Elif aynı zamanda 13 tür. (73+13)= 86 dır. (86) daha önce (سورة الطارق) “Tarık Sûresi sayısı olduğu ve bağlantıları Târîkat/esmâ boyutun dan ifâde edilmişti. Burada ise (اَللهُ) “Allah” ve (هُ) “Hu” ifâdesi ile Sıfât/hakîkat/ fenâfillâh ve Zât/marifet/bekābillâh mertebesi ile olan bağlantılarıdır. 

(اَللهُ) Allah (c.c.) yazılırken ikinci (ل) Lâmdan sonra gelen okunuşta ki gizli elif harfinde de bir “13” bulunmaktadır. (86+13)= 99 dur. (99) Esmâ’ül Hûsnayı vermektedir.

(اَللهُ) “Allahu” ifâdesinin sonunda okunuşta bulunan vav harfininde 13 yönü bulunmaktadır. (99+12)= 112 sayısını vemektedir. (12+1)= 13 tür. Allah’u ifâdesinde 4 tane “13” oluşumu vardır. “112” yani (سورة الإخلاص) “İhlâs Sûresi” de 4 âyettir. Daha önce bu sûre ve bağlantıları incelendiği için bu kadar bilgi ile iktifâ edip, yolumuza devâm edelim.

Bulduğumuz sayılar 6, 9 ve 27 diydi. (50+6)= 56 dır. Bu sayı bilindiği Allah, Rahmân, Rahîm “53” (وَلي) “Veli” esmâsını vermektedir. (56) sayısal diziliminin harf dizilimi (هو) “Hüve” dir. Sayısal toplam dizilimi de (نو) “Nû” dur.

(50+9)= 59 dur. (59) bilindiği gibi Efendi Babam Necdet ARDIÇ’ın ikamet ettiği Tekirdağ’ın plaka numarasıdır. (5+9)= 14 tür. (14) Nûr-u Muhammedi olarak tüm mertebelere câmi olan ma’nâsal ifâdedir.

50+27 ise 77 dir. (77) sayısı daha önce verilen bilgilerden, (اَلوَلي) El-Veli esmâsının sayısal değeridir. Bu esmâ Efendi Babamın yol ile bağlantılı olan esmâsının sayısal değeridir. (7+7)= 14 tür. Bu Nûr-u Muhammedi- nin, bir yönü ile “Nûr-u İlâhiyeye” ve bir yönü ile aldığı bu nûru, nûru beşeri üzerine iletmesine delâlet eder. (77) sayısı ise iki yedili yönüyle “Seb’ül Mesâni” olan (سورة الفاتحة) “Fâtiha Sûresine” işârettir.

(6+9+27)=42 dir. (42) daha önce bilgi verildiği gibi Şûrâ/28 âyette geçen (وَلي اَلحَميد) “Veliy’ül Hamid”e işârettir. Bir diğer yönü Terzi Baba kısaltması olan (تب) “T.B” de sayısal değeri olan (400+2)= 402= 42 ile bağlantılıdır. 50+42= 92 dir. 92 den de Hakîkat-i Muhammedi olan 40 sayısı çıkarıldı mı? (92-40)= 52 kalır. 

 (52) Nusret Tura hazretlerinin yoldaki sıra sayısı ve (حَمد) “Hamd” sayısal değeriydi.

(نَجَ) NECE, sözlük ma’nâsı; 

- Hangi dilde, hangi dilden?

- Şiddetli nazar. Şiddetli bakış. (Osmanlıca'da yazılışı: nec'e) 

Cancağızım; (نَجَ) Nece’nin ikinci ma’nâsı bu çalışmamamızda oluşan düşünce, müşahade ve yazılanlar destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Efendi Baba’mın ilmi nazar ve şiddetli bakışı zâten bilinen bir husûstur. Hangi dilde, hangi dilden? Anlamına gelirsek bu konuda aslında daha önceden bu çalışma ile alâkalı ön çalışma olarak yazdığım, fakat bağlantısı bu (نَجَ) “Nece”nin dil, lisân tasdiği ile ortaya çıkan, Diller-Lisânlar ve bununla bağlantılı olan şifreler ile ilgi bağlantılı yazılı bölümleri buraya alınması uygun olacaktır.

* *

* *

Şifreler[29]

Terzi Baba yoluna girmeden önce bu konu hakkında bir bilgim yoktu. Ebced hesabı olduğunu biliyordum ama bunun hesaplarından haberim yoktu. Terzi Baba ile olan fiziksel bağlantımdan birkaç yıl sonra özelikle harfler ve rakamlar arasında bir bir takım farklı bağlantılar olduğunu ve bunlardan farklı ma’nâlanmalar olduğunu anlamaya başlamıştım. Önce Efendi Babam-dan öğrendiğim, ebced hesabı ile uğraşmaya başlamıştım. Daha sonra harflerin ma’nâlanmaları ve yer değişimleri ile çıkan ma’nâlanmalar ile bir takım yazılımlar çıkmaya başlamıştı. Ama bir hayli ağır ma’nâlanmalar olduğu için anlaşılması güç olan şeylerdi.

Örnek olması bakımından küçük bir bölümü buraya alıyorum.

“Ayniyette verir dost el lâl ışığını[30], İnsân-ı Kâmil’in nefs-i küllüdür. Hakîkat-i Ahmediyye’nin tahakkuku ancak kıyâmeti “Muhsi”yledir.[31] Allah’ın vahdeti Fâtiha aynî dostdur.[32] Hamd âlemlerin rabb-ine mahsus işleri İnsân-ı Kâmil’in nefs-i küllüne dost ârif, Dost Necât Rubûbiyet nûru Hakk’ani sıfâtlarıyla hazır.”[33] 

Bu tür çalışmalar, Terzi Baba (27) Genç ve kıymetli elmas, (34) Bakara dosyası içinde görülebilir.

Nusret Babam rahmetullâhi aleyh, (77) “Aşk ve Muhabbet Yolu” adlı eserinde bu yolda olan şifrelerden söz etmekte, yapılan irfâniyet çalışmaları ile bunların açılacağından sık sık bahsetmektedir. 

Ama bu saha tehlikeli bir sahadır. Daha başlarda iken iç sesime, bu işlerden anlamam dediğimde bazı varlıklar bunu biraz bozarak. Sen “8”sin ve şifre çözücüsün, Arapçaya falan ihtiyâcın olmaz diye haber vermişlerdi. Bunun ilk kısmı doğru ama ikinci kısmı vehim ve evhâm karışıktır. İlk kısmının doğru olması yolumuzun şifresinin (8) olması bakımındandır. Efendi Babam Arapça öğren diye telkinde bulunmuştu. Bu konuda temelim vardı. Bu temelim olduğu için bireysel çalışmalar ile ilerletmeye çalışıyorum. Aynı zamanda Efendi Babam yaptığım bu çalışmaları güzel olduğunu ileride kıymetleneceğini söylemek ile beraber, işlerin hayırlısı vasat olanıdır, zâhir ve bâtın hayatını düzenli bir şekilde götür demiştir. Yolumuza gelen ve ayrılan birçok kişi bu vehimi ve hayâli varlıkların etkisinde kaldıkları için bu bilgilere nefsâniyetleri sahip çıkmakta ve ayakları kayıp gitmektedir. Bu çalışmalar ilmi- dir, irfâniyet ve Hakk’ın varlığındaki müşâhadeler için kullanılmaktadır-kullanılmalıdır. Fakîr bu konuda ki bilgileri okuyacaklara dikkatli olmaları ve bu Zât-i bilgileri nefsâniyetleri yönünde kullanmamaları bu işin kuralı olduğunu hatırlatır. Aksi halde mes’uliyet kendilerinin olacaktır. 

Bu konuda Efendi Babam bir hayli zorluk çekmiş, daha önceki zamanlarda, Kûr’anın sistematiği oluşmadığından, bu konu bile bir hafıza sorulması gerekiyordu. Bu gün her türlü bilgiye bilgisayar ve cep telefonlarından ulaşmak mümkün hâle gelmiştir. 

Efendi Babamın dediği gibi 1900 lara kadar Tevhid-i Ef’âl, 1900-1950 arası Tevhid-i Esmâ, 1950-2000 arası Tevhid-i Sıfât ve 2000 yılından sonra Tevhi-i Zât çağıdır. Onun için zâhiri âlemde görülen birçok zâhiri ilim sıçramaları ve hızlı teknoloji ilerlemeleri bunun kanıtıdır. Kûr’ân-ı Kerim’de bulunan birçok müteşâbih âyetin açılımları olmakta ve Kûr’ân Kerim, Fiili Kûr’ân sahnesinde zuhûr etmektedir.

Kûr’ânı kerimin dört, yedi, hatta sonsuz ma’nâları vardır. İmâm’ül Mübin, Furkan Kitab’ul mübin ve Ümm’ül kitab olmak üzere zâhiri, bâtını, matla-ı (doğuş yeri) ve haddi sınırları vardır. Kûr’ân-ı Kerim de harfler den müteşekkildir. Bütün harfler (ا) “Elif” harfinden oluşmuştur. (ا) “Elif” harfinin aslı da bir noktadır. Harflerin aslı olan harfi şekil ve form değiştirmesi ile diğer harfleri meydana gelmiştir.

İsimlerin ve harflerin zâhirde gözüken hâlinden başka ma’nâsı, hakîkati vardır. Ve bu ma’nâ araştırmasının bir sistem dâhilinde yapılması gereklidir. Kûr’ân-ı Kerim, Tecvid ilminde bazı kurallar vardır. Bu konuların hakîkatleri bizlere yardımcı olmaktadır. 

Şemsi harflerin önüne, lâmı târif yani (ال) “El” gelirse önündeki harfe uyarak okunur. Örneğin yazılışta (النجم) “El-necm” olan belirli bir yıldızın ifâdesi, (النجم) “En-necm” olarak okunur. (ل) “Lam” harfi (ن) “Nun” harfine dönüşmüştür. Kamer-i harflerde her hangi bir değişiklik olmaz. (القمر) “El-kamer” yazılıştaki gibi (القمر) “El-Kamer” okunur. “LÂ” ve (ال) “EL” seyri sülükte önemli ifâdelerdir. (ا) “Elif” Ahadiyetin (ل) “Lam” ise Ulûhiyyetin remzi ve şifresidir. Bir yönden (ﻻ) “Lâm elif” yokluğun “Adem’in” ifâdesi bir yönden (ال) “Elif Lam” ile varlık ifâdesidir.

كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ {الرحمن/29} 

Külle yevmin hüve fi şen 

55/29. “Her an bir iştedir.” Âyetinde Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın dediği gibi bu âlemler bir an madum, bir an vardır. Buna “Müceddid-i emsâl” benzer yenilenme denmektedir. Hazreti Mevlânâ resmini yapmak isteyen ressam bir türlü resmini yapamadığı ifâde edilmektedir. Hazret her gün başka bir sûrette görünüyor- muş. Hazreti Mevlânâ’nın resmini yapmış ama ressam benzememekte olduğunu fark etmiş. Günümüze ulaşan Hazreti Mevlânâ resmi bu ressamın yaptığı son resim olduğu söylenmektedir.

(ﻻ) “Lâm Elif” altında bir yuvarlak vardır. Başlarda bu sığınılacak bir mağaradır. Ama kişi seyrinin sonuna gelip bu (ال) “ Elif Lâm” olarak buraya döndüğünde (ه) “He” yani bu (هُ) “Hu” olur. 

Yeri gelmişken Kelime-i Tevhid de olduğu gibi (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ ilâhe İllâ Allah” derken bu Halk’tan Hakk’a doğru söylenişi Kelime-i Tevhid’in “Urûc” hâlidir. Bir de Hakk’tan Halka doğru okunuşu vardır. (اَللهُ) Allah (cc), (اِلّا) İllâ, (اِلَهَ) İlâhe, (لَا) Lâ şeklinde “Nüzûl” yâni tecellidir. 12 harften müteşekkildir. Ve harfler tek, tek iner ve çıkar.[34]

Buradan anlaşılacağı üzere kelimenin nüzülü yani inişi gördüğümüzün tersinden olmaktadır. Tabii hâliyle, Marifet mertebesinden kelimeye bakılınca farklı ma’nâlanmalar olmaktadır. Mevlânâ Hazretleri “Bu âlem baş aşağı dönmüş tür. Yukarıdakiler aşağıda, aşağıdakiler yukardadır.” Diye- rek, bu hakîkati dile getirmiştir. Muhyiddin Arabî hazretleri de “Bu âlemin sağının sol, solun sağ olduğunu” ifâde eder bir sözü vardır. Bunun bir yönü bu âlemler hakkın aynası- dır. Aynada sağ sol, sağ gözükür. Arapça yazılış sağdan sola doğrudur. Yani akl-ı küllden başlayıp, nefs-i külle doğru gitmektedir. Türkçe de kullandığımız Latince harflerde soldan sağa doğru yazılmaktadır. Nefs-i külden, akl-ı külle doğrudur. Arapça bir bakıma “Nüzûl” üzere, Latince ise “Urûc” üzere yazılmaktadır. 

İşte yazıda görülen veya konuşmada söylenen ilk harf ma’nâda tam tersi olmaktadır. Örneğin (نَجدَت) “NECDET” yazarken veya söylerken bu halk’tan, Hakk’a söyleniş biçimidir. (ن ج د ت) “Nun, Cim, Dal ve Te” harfleri sıraya girmektedir. Ama yukarıdan bâtından baktığımızda bu sıralama değişmekte ve tecellisi (ت د ج ن) “Te, Dal, Cim, Nun” olarak sıralanmaktadır. Efendi Babamın (10) Kelime-i Tevhid eseri incelenirse Kelime-i Tevhid’in urûc ve nüzûl hâlindeki oluşum ve harflerin sıralamaların, nüzûl de sondan başa olduğu görülecektir. 

Seyr-i süluk seyri İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olmak üzere üzere İlim, müşâhade ve yaşantıdan oluşmaktadır. Bundan sonra ise dönüş tecellileri vardır. İlk seyir (ت) “Te” (اَنْتُ) Ente olmak üzere ikilik üzeredir. Kişinin senliğini yani nefsi benliğini kaldırmak üzeredir. İkinci seyir de ise (ب) “Be” yâni ile birliktelik “Risâlet” seyridir. Kişinin oluşan müşâhadeler ile izâfi benliğini tanıma yönünde yapılır. Üçüncü seyirde (ا) “Elif” ile ilâhi benliğini tanıma ve yaşama üzere yapılan bir eğitimdir. Görüldüğü gibi (ت) “Te” (ب) “Be” harfine, (ب) Be ise (ا) Elif harfine dönüşür.[35] 

Marifet mertebesi Tevhid-i Zât ile başlamaktadır. Sâlik (اَللهُ) “Allah (c.c.)” lâfzı içinde bulunan gizli elife ulaştıktan sonra yanan ışık ile sonda bulunan (هُ) “Hu” ya yanan ışık ile ulaşır. Burası da “Marifet/bekābillâh” mertebesinin devâmı olan İnsân-ı Kâmil’dir. Burada Kâmil İnsân halk’tan Hakk’a sefer eder. Bu seferinde yeni tâliblileri Hakk’a ulaştırır. Burada bu konu hakkında geçen; 

كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ {الرحمن/29}

Külle yevmin hüve fi şen 

55/29. “Her an bir iştedir.” 

(هو) “Hüve” olur. Ve (في) “Fi” ile Fenâfiyşeyh, Fenâfirresül, Fenâfillâh hâlini İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olarak Cem’ül Cem’ül Cem ile Efâl, Esmâ, Sıfât ve bunların tamamı olan Zât kapılarının sahibi (Ulûl elbâb) olarak seyr eder, seyr ettirir.[36] 

Türkçede kullanılan bir harfi müennes (dişil) yapmak için kullanılan harf genelde “Ye” olmaktadır. Örneğin Rahmiye, Nazmiye vs… Arapça da müenneslik bu ise yuvarlak te denilen (ه) “He” harfinin üzerine iki nokta koyarak te yapmak sureti ile yapılır. Buna (ة) “Tenis Te” si kuralı denmektedir. 

(ب) “Be” ve (م) “Mim” harfinden sonra (ن) “Nun” harfi gelirse (ن) “Nun” Mim harfi gibi okunur. Bu işin kuralları Tecvid kitâblarından araştırılabilir. Bu konunun da içinde bulunduğu daha önce yazmış olduğum bir yazıyı buraya alıyorum. 

* *

* *

9 - Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyet Mertebesi[37]

Bu mertebe derslerimizde, Hakîkat mertebesi içinde bulunmakta her ne kadar Târîkat mertebesi “Et-Tûru Sebâ” denilen “Yedi tavır” içinde bulunan “Sırât-ı Mustakim” ile kendini tanıma çalışmaları içinde bulunsa da, aynı zamanda bu mertebe de (اِسر)

 ‘İsr (gece yolculuğu) ile dervişlik hakîkatlerini ve “Sırâtullâh” (مِراج) Mi’rac yolu içinde de âlemde genel kural içinde yerini almaktadır.

Efendi Babam-ın Kûr’ân Kerim’de yolculuk sohbetleri içinde (سورة النمل) “Neml Sûresinin” başını bulunduğum ders itibâri ile daha bir dikkatli dinlemekteydim. 9 sayısının o kadar çok bağlantısı vardı ki baş döndürücü dense abartı olmaz. Efendi Babam bu kadar bahsettiğine göre bu sayıya yüklenmiş özel bir ma’nâ var diye tefekkür ettim. Sonra bir fikir zihnimde netleşmeye başladı. Daha önce sohbetlerde tesâdüf etmemiştim. Sohbetlerde bu açılım olabilir veya olmayabilir. Eğer yoksa sâlikin bu konuyu idrâk ve açılımını anlaması isteniyordu veya benim bunu idrâk etmem lâzımdı. Sonuçta yansıyan yer Efendi Babamdı. 9 sayısını çarpanları, çarpım tablosunda bakıldığı zaman, çıkan sonuç yan yana toplandığı zaman, Örneğin (6x9)= 63,  (6+3)= 9, (8x9)= 72, (7+2)= 9   

Sonsuza kadar olan sayıları 9 ile çarpsanız bir örnek ile iktifâ edelim, (5487963215878x9)= 49391668942902

(4+9+3+9+1+6+6+8+9+4+2+9+0+2)= 72 = (7+2)= 9

Hangi sayı ile çarpalım muhakkak (9) çıkmaktadır. Muhakkak dedik. 

(ط) Tı harfinin sayısal değeri dokuz büyük ebcedde sayısal değeri (535) ile (13) ve (53) ve (5) hazret sayılarına bağlı, Toplamda da (9+535+13+53+5)=615=(6+1+5)=12 Hakîkati Muhammediyye, (ط) Tı harfi, Hakîkat-i Muhammediye’nin, Mûsevîyyet Mertebesinden Tahakkudur.

(6), (1) ve (6) sıralarının oluşumu da ilginç bu bize, (6) ile imân edeceğiz. 

(1) ile neye, Ahadiyyet mertebesi ile Allah (c.c.)’ın, Zât-ın birliğine, (5) ile nasıl, hem ubûdiyyetimizle islamın beş şartını yerine getirip, Hazret mertebeleri ile Ulûhiyyeti idrâk edip yaşayacağız.  Hazret mertebelerinde “İmân, İhsân ve Yakîne” dönüşmüş olacağından, İmân ortadan kalkıp yakîn hâlinde “Müşâhadeye” dönüşecektir.  

Huruf-u mukattada, tahakkuk, bu tahakkuk Rubûbiyyet mertebesinin Hakîkat-i, Dokuz ile bünyesinde barınan Tevhid-i Esmâ, Rubûbiyet ve Muhammediyyet anlayışı içinde Mûsevvîyyet hakîkatlerinin sâlikin bireysel yaşantısında tahakkuk ederek hakîkatiyle yaşanması için, (13) ile Hakîkat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye ve (12) zâhir (1) bâtın noktası olan (ا) “Elif” ve bir’e bağlı olması, (53) ile (أَحمَد) Ahmed ismini bünyesinde taşıyan Mürşid-i Kâmil ve Ârifibillâh’a bağlı olması ki bu 13 ün yeryüzünde ki zuhûr mahallidir. (53) ile (13) toplamı, (66) zâhirde (اَللهُ) Allah isminin sayısal değeri bâtında ki (ا) elif ile de (67) batında ki (اَللهُ) Allah (c.c.) isminin sayısal toplamını bize verir.

(5) ise Beş Hazret mertebesidir. Tevhid mertebeleridir. Rubûbiyyet ve Tevhid-i Esmâ oluşumunun bu Hazret mertebeleri içinde olacağına delâlet eder. Bazı oluşumlar “Tevhid-i Esmâyı” da dâhil etmemektedirler. “Tevhid-i Ef’âl” ve “Tevhid-i Sıfâtın” tecellilerini nefs mertebeleri içinde göstermeleride bu oluşuma uymamaktadır. Beden ve rûh mertebelerinin bileşiminden nefs mertbesini ortaya çıkarmaktadır. Nefs-i oluşuma yansıyan Rabb-i Hass’ın tecellisi, Rabb’ul Erbâb olan Âlemlerin Rabb-ının tecellisinin yansıması gibi bir zanna götürmektedir diye düşünmekteyiz. 

Öncelikle Rubûbiyyet mertebesi zâhir bâtın’dır. 

İki dokuzu toplarsak (9+9)= 18 ile 18000 âlemi verir. Zâhir ve Bâtını bir açılımı bu olmakta, (99) yan yana yazarsak bu sayı “Emsâ’ül Hüsna”yı verir.

Bu (99)’u oluşturan zâhir bâtın veya  esmâ, sıfât, zât-i isimler içinde niye, Rabb yok? Olması lâzım değil miydi? İşte bu şekilde (99) “Esmâ-i İlâhinin” içinde olsa idi. Sadece tek başına müstakil bir esmâ olacaktı. Tüm “Esmâ-i ilâhiyeyi” içten ve dıştan ihâta edemiyecekti.  Burası aynı zamanda Nefs-i küll mertebesidir. Zât-i sıfâtlar da “Kıyam bi nefsihi ile Allah nefsi ile kaimdir”. Nefs bir şeyin hakîkati ve öz varlığıdır. Zât bizâtihi bu Rubûbiyyet mertebesi ile kaimdir.  Ef’âl-i, Esmâ-i, Sıfât-i, Zât-i isimler Rab-Rubûbiyyet mertebesinin özlerinde bulunmaları ile kaimdir ler. Bir bakıma da “Esmâ-i İlâhi”, eşyânın hakîkati olan, Nûr-u Muhammedi - Nûr-i İlahi ile ayakta olmasıdır. Burası “Mutlak Tenzih Mertebesi” olduğu için, Mutlak Zât’tır ve kayıt altına alınamaz. 

9- Bir mertebeden anlaşılırsa zâhiridir, ef’âlidir,

8. Mertebe olan Tevhid-i Ef’âl ve İbrâhîmiyyet mertebesini oluşturur. Şeriat Mertebesidir.

9- İki mertebeden anlaşılırsa Zâhir Bâtın, (9x2)= 18 tersiyle toplamı (81+18)= 99 Esmâ’ul Hûsnayı verir.

Bu kendi mertebesi olan Tevhid-i Esmâ ve Rubûbiyyet ve Mûsevîyyet oluşturur. Târîkat mertebesidir.

(3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’al Yakîndir.

(9x3)= 27 (2+7)=9 verir. Yalnız dokuz bu üç mertebeden anlaşılırsa, (27) Aynı zamanda Îsâ aleyhisselâm sırasıdır. Îsevîyyet mertebesini oluşturur. Hakîkat mertebesidir.

Şeriat, Tarikat, Hakîkat, Marifet yani dört mertebe ile çarpılırsa, (9x4)=36 (3+6) = yine dokuzdur, (36) Aynı zamanda (سورة يس) “YA-SİN Sûresidir”. Hakîkat-i Muhammedinin, Hazreti Muhammed - Zât mertebesinde ki ismidir. İkrâ ile Kûr’ân-ı Kerim’in Rubûbiyyet mertebesinden okunmaya başlamasının bir yönü bu olabilir.

Şimdi dokuzların sonsuz sayı ile çarpımı ve bu sayıların neyi ifâde ettiği, Dokuz sayısı tekli sayılar içinde en kemâllisidir. Dokuz tane birden meydana gelmektedir.

Dolayısıyla aslı birdir. (9+1)=10 u yani kemâl sayısını vermektedir. “0”ın bir değeri yoktur. Ama hiçliktir ve (0) (قَابَ قَوْسَيْنِ) Kâb-ı Kavseyn dâiresidir. “1” ise Ahadiyyet mertebesi ve tüm mertebelerin içinde bulunan mertebedir.

Fusûs’ül Hikemde geçen Rabb-i Hass konusu, “Bireysel Kimliklerde” oluşan Rabb-ler, evet Rabb tektir. Bu Rabb’ul Erbâb olan Rabb-dir. Kûr’ân-ı Kerim’de farklı farklı ilâhlar mı hayırlıdır? Yoksa tek olan Rabb’ul Erbâb mı? Denmektedir. Rabb-lerin terbiyecisi olan âlemler de ve TEVHİD-İ ESMÂ ve RUBÛBİYYET mertebesini oluşturan Zât-i Ala Celle ve TEKÂDDES hazretlerinin NEFS-İ, KÜLLÜ NEFİS tektir. (9) sayısının da ki tüm çarpımlarında ki öz sayı (9) olması sebebiyle, sayısal değeri farklılıklar yani bireysel kimliklerin farklı görüntüsünün altında bu hakîkat yatmaktadır. Farklı farklı görünen (9) lar yani birimsel nefsler biz Rabb-iz, biz Rabb-iz diye bağırmaktadırlar. Fark âleminden bakıldı mı doğrudur. İşin hakîkati olan (9) durun durun sizin temeliniz kaynağınız özünüz benim, size şimdilik bu görev verilsede zâruri ölüm hâli vaki olduğu zaman ayrı ayrı zannettiğiniz birimsel kimliklerinizin tek bir kimlik olduğu ortaya çıkacaktır. Tabii görene köre ne! Ya Rabb-i diyecek ben dünyâ’da kör değildim, beni niye kör haşrettin. Kördün de haberin yoktu!!! Rabb’ul âlemin, mahşerde ben sizin Rabb-iniz değil miyim? Dediği zaman ârifler her seferinde evet diyecekler, müşâhadesi olmayan- lar hayâli rabb-i ile yaşayanlar, Rabb-i hass’ını Rabb’ul âlemin kabul edenler hayır diyecekler. Âhiretini burada yaşayanlar her daim evet sen bizim Rabb-imizsin demektedirler. Zâten Ondan başka görecek bir şeyleri ne de buna güç ve tâkatleri kalmamıştır. Fenâ hâli içinde tam bir mahv ve yokluk ile üzerlerine Bekâ elbisesi giydirilmiş, ya da giydirilmeyi beklemektedirler. Ne mutlu Hakk ile Hakk olduğunu idrâk edip, beşeriyetiyle Ulûhiyyete yönelip bir edenlere, Mescid ü meyhânede
Hânede virânede
Kâbede puthânede
Çağırırım: Dost! Dost![38]

 Mûsevîyyet mertebesinde birimsel varlıkta ki nefs-i emmâre Fir’âvun sûretinde faâliyete geçmektedir. Bizde bulunan Fir’âvun yani nefsi emmâre mertebesini, MÛSÂ (Mûsevîyet) mertebesinin peşine takıp, bu mertebenin aleti olan asa ile Kızıldeniz, nefsi levvâme denizini yarıp bu metrebe içinde Fir’âvun olarak sûretlenmiş nefs-i emmâremizi boğmamız lâzımdır. 

Nefs-i emmâre ve nefs-i levvâme birimsel benliğimizi simgelemektedir. Âlemlerde bulunan nefs-i emmâre boğulup, nefs-i levvâme geçilince, birimsel benliğimiz, kalkmış benin altındaki nokta ile “Be” İlâhi benliğe dönüşmüş. (9) sayısına bu ilâhi benlikteki hakiki (1) sayısınıda ilave edince (10) ile Îseviyyet Mertebesidir. “Kesrette Vahdetin” oluşumu ve bu oluşumun (أَحَد) Ahad yani bir olduğu tüm benliklerin bu İlâhi benlikten kaynaklandığı anlaşılır. (أَحَد) Ahad (13) tür. Bunun üzerinde Hz. Muhammed mertebesi vardır ki bu iki mertebelidir. Birisi zuhûru ve biriside hakîkatidir. Hz. Muhammed mertebesinde (أَحَد) Ahad’a (م) Mim eklendi mi, (أَحمَد) Ahmed olur. Bu da (53) tür. (53) aynı zamanda (نج) NC harflerinin sayısal değeridir. 12.ci mertebede Hakîkat (م) “Mim”i ilâve olunca (نجم) NCM, NECM= 93  (9+3)=12 bize Hakîkat-i Muhammedi mertebesini vermektedir. 1. mertebe de nefs-i emmâre, hevâ ve heves yıldızı, (ن) “Nun” ile Nûr-u İlâhi, Hakîkat-i İlâhi, Nûr-u Muhammediye dönüşmüştür. (جلال) Celâl ve (جمال) Cemâl isim ve sıfâtlarını (جَمال) Câmi olan (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsına zûhur mahalli olarak (م) “Mim” ile kırk mertebeyi geçmiştir ve zuhûru Muhammed’inin bir kopyası ve Kâmil varisi halk arasına olarak dönmüştür. Bu birimsel varlık Allah (c.c.) ve Hazreti Muhammed (s.a.v.) mi? olmaktadır. HAŞA böyle bir iddiamız yok. Olması da mümkün değil. Zâten “Allah Allah’lığını kimseye vermez”, Hakîkat-i Muhammed’inin en kemâlli zuhûr mahalli bir tanedir o da Hazret-i Muhammed (s.av.)dir… Diğerleri ise bu isim ve sıfâtlara birimsel varlığında ki boyut kadar hâlef ve emânetçi konumundadır. “Hâlife de Müstâhlefin aynısıdır” denmiştir. 

(ط) Tı harfinin sayısal değeri dokuz büyük ebced de sayısal değeri (535) ile (13) ve (53) ve (5) hazret sayılarına bağlı demiştik, (9), (ن) Nun ve (م) Mim (50+40)=90 

(9) Esmâ ve Rubûbiyyet mertebesi (0) ise kemâli ifâde etmektedir.

(ن) Nun: Kudret “Nun”u, Nûr-u İlâhi ve Nûr-u Muhammedi, (ن) Nun sayısı büyük ebced de (760), (7+6) = 13 ile Hz. Muhammedin Şifre sayısı, “76” (سورة الانسان) “İnsân Sûresi” ve insânın hakîkati de “Nûr-u İlâhiyye”dir. Rasûlullah (s.a.v.) “Ben Allah’ın nûrundanım, Mü’min’lerde benim nûrumdandır” demek suretiyle, Bu Nûr-u İlâhinin cüzünün, cüzleri olmaktayız.

Matematiksel olarak (9) un bir başka özelliği daha karşımıza çıkıyor. 

90 = 99  Bu da aynı zamanda sayısal değerleri itibâriyle Nun+Mim= Esmâ’ul Hûsna, (9) alt değerleriyle toplandığında, (9+8+7+6+5+4+3+2+1)= 45 rakamını vermektedir. Bunu eşitliğin 9 sayılarına uygularsak,

90= 45+45 =90 sayısına ulaşırız.

Buradan da  90 = 9+9  9 =18 zâten buna (9) sayılarının katlarının dokuza eşit olduğundan bu sayıya ulaşmıştık bu sağlaması oldu.

(ن) NUN +(م) MİM= 18000 âlem  18000 âleminin kesretinin 90 sayısının 0 kemâlinden geldiği de anlaşılıyor.

Nûr-u Muhammedi 14 sayısı ve tüm mertebeleri ihâta etmekteydi… Nûr-u İlâhi, Nûr-u Muhammedi, Rabb ve yıldız özelliğinden dolayı, bireylere kendilerine müstakil birer varlık hissi, hayli ve vehimi ve görüşü vermektedir. Matematiksel açılımlardan anlaşılacağı üzere tamamen hayâl ve vehimdir. Aslı astarı yoktur. Tüm kimlikler (9) ile Rubûbiyyet mertebesine bağlıdır.

“Nun harfinin tevcid kuralları içinde yeri vardır.” İDĞAMI MEAL ĞUNNE: Tenvin veya sâkin nun’dan sonra (ي - م - ن- و) harflerinden biri gelirse idğamı meal ğunne olur. 

İDĞAM: iki harfi, şeddeli bir harf hâlinde okumaya denir. Yahut bir harfi kendisinden sonra gelen diğer bir harfte gizlemeye denir. 

ĞUNNE: genizden (burundan) gelen (ن) “Nun” sesidir. 

Tenvin; farklı bir kelimenin nun ile sükûn hâlinde veya nun’un sükûn hâlinde okunması demektir.[39]

Buradan da şu anlaşılıyor. Mü’minler bu (ن) Nun harfinin bünyesi içinde bulunmaktalar. Diğer bozulmuş semâvî anlayışlar ve batıl inançlar dâiresinde olanlar. Nûr-u İlahi ve Nûr-u Muhammedi bünyesine gelip sâkin olup mesken tutun ve Hakîkat-i Muhammedi ve Hazreti Muhammediyye dâhil olunuz. 

(ن) “Nun”, (م) “Mim”e vurdurulup bir “Mim” sesi elde edilir. Bu (ن) “Nun”, (م) “Mim”, (م) “Mim”, Bunun da sayısal değeri (50+40+40)=130= 13 tür.

Sükûn; sâkin olmak makam tutmak demektir. (9) ile Rubûbiyyet mertebesinin sükûn bulup makam tutması hâlinde içine Hakîkat-i Muhammedi (م) “Mim”i ilâve edilip (13) bağlantısı sağlanmış olacağını gösterir. Bunun biricisi Rûh’ul Kûds hakîkatleri, 2 ve 3 Hazret-i Muhammed (s.a.v) ve Hakîkat-i Muhammedi hakîkatleri ve “4” de bâtini hakîkatlerdir. 

Rasûllülah (s.a.v)’in dış yaşantısı sünnet’tir. İç bâtın âleminde ki yaşantı Hakîkat-i Muhammedi ve farz yaşamıdır. Yukarıda hesapladığımız gibi, (ن) “Nun”u (م) “Mim”e çarpmaz, bundan korkar ve çekinirsek isek yani Kûr’ân-ı Kerim’i, Zât-i tecvid kurallına uymayıp okursak, Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in hakîkatini olan “Hakîkat-i Muhammediyyeyi” idrâk edemeyip. Kûr’ân-ı Kerim’i Zât-ın hakîkatlerini, fiili Kûr’ân-ı da hatalı okumuş oluruz. Okuyabileceğimiz mertebe bu Ef’âl ve Esmâ mertebesine kadar sınırlı kalır. Yanlış mı olur hayır doğrudur. Ma’nâda bozulma olmaz ama bize olan açılımı sadece bu iki mertebeye kadar sınırlı kalır. Vesselâm…[40]

Buraya bir ilâve daha yapalım, (ن) “Nun”u (م) “Mim” ile çarparsak, (40x50) = 2000 dir.

(2000) Îsâ aleyhisselâmın Mi’rac’ta kalacağı süredir.

Unuttuğumuz bu konuyla ilgili bir zuhûrâtı da ilâve edelim, Bugün 22-08-2011 saat 14:00 da sokağımıza olan N.C... sokağa iki seneye yakın bir zaman önce açılan Halil Usta yemek salonunun yan tarafına Sebze Meyve Dünyası açıldı.[41] Hürmet ve Muhabbetle ellerinizden öperiz.

Hayırlı günler Muratçığım. Maşeallah tevhid denizinden güzel şeyler yakalamışsın. Muhammed-î tekneni o deryâdan doldurmaya bak Cenâb-ı Hakk (c.c.) feyiz ve bereketini arttırsın İnşeallah. Yazıların güzel olmuş eline sağlık Hakk Teâlâ Hazretleri devâmını nasîb eder İnşeallah. (Halil ustanın 8 sebze meyva dünyasının 9) olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Sana Serpile Esleme herkese selâmlar hoşça kal. Efendi Baban.[42]

* *

* *

Sayılar Ne İfâde Etmektedir[43]

Ebced hesabında ile bulunan sayıların ilmi bir karşılığı vardır. Terzi Baba bunu sistemleştirmiş ve anlaşılır bir hale gelmiştir. Çalışmalarda kullanılan rakamların, sözel karşılıkları şöyledir.

(1) Ahadiyet mertebesi ve teklik âlemi… (Tüm mertebeleri kapsayan mertebe)

(2) Zâhir, Bâtın… Tek’in çifte dönüşümü, sen ve ben…

(3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn… (İlim, Müşâhade, Yaşantı - Rû’ya, Nûr’ânîyet, Rûh’ânîyet mertebeleri)

(4) İslâm’ın şifre sayısı… (Şeriat, Târîkat, Hakîkat, Marifet) Dört unsur… (Ateş, Hava, Su, Toprak)

(5) Beş Hazret Mertebesi… (Tevhid-i Ef’âl, Tevhid-i Esmâ, Tevhid-i Sıfât, Tevhid-i Zât, İnsân-ı Kâmil)

(6) İmân mertebeleri, Altı yön, Zâtı sıfâtlar… (Vücût, Kıdem, Bekâ, Vahdaniyet, Kıyam bi nefsihi, Muhalefetün-lil-havâdis)

(7) Yedi Nefis mertebesi… (Emmâre, levvâme, mülhime, mutmeinne, radıye, merdiyye, safiye) ve Sübûti sıfâtlar… (Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Sem’i, Basar) 

(8) Tevhid-i Ef’âl (İbrâhîmiyet), Cennet Mertebeleri…

(9) Tevhid-i Esmâ… (Mûsevîyet), Rubûbiyet…

(10) Tevhid-i Sıfât… (Îsevîyet – Kemâl sayısıdır)

(11) Tevhidi Zât… (Hazreti Muhammed s.a.v.)

(12) Hakîkat-i Muhammediye… (İnsân-ı Kâmil - Kâmil İnsân) 

(13) Hakîkat’ül Ahadiyyet’ül Ahmediye… (Hazret-i Muhammed s.a.v.’nin şifre rakamı, 12 Zâhir - 1 Bâtın noktalı (ا) “Elif”)

(14) Nûr-u Muhammedi… (Aslında sıraya girmez, tüm mertebelerin içindedir. Rakamsal ifâde olarak bildirilmektedir.)

(15) Zâhir- Bâtın Hakîkat-i Muhammedi…

(16) “3” mertebeden Hakîkat-i Muhammedi… (İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn)

(17) “4” mertebeden Hakîkat-i Muhammedi… (Şeriat, Târîkat, Hakîkat, Marifet), Namazın farzları…

(18) On sekiz bin âlem…

(19) İnsân-ı Kâmil’in şifre rakamı (Aynı zamanda Kûr’ân-ı Kerim’in şifre rakamıdır.

(20) Zâhir Bâtın, On sekiz bin âlem… (Cibril Kapısı)

(21) Ravza-i mutahhara da Cennet’ül Bâki Kapısı…

(22) Ravza-i Mutahhara da Nisâ Kapısı… 

(23) Rasûlüllah efendimizin risâlet müddeti… 

(24) Yirmi dört Saat… (Fenafillâh, Bâkabillâh)

(25) Salât-i Vustâ… (50 vakit namazın yarısı, Esmâ mertebesi namazı)

(26) Rubûbiyyet-Mûsevîyet…

(27) Vitr’iyyet… (Kişinin kendinde ki tekliği, bulmaması ve cemâat hâlinde kılınan 27. Dereceden Fenâfillâh namazı) Sıfât/hakîkat…

(28) Muhammediyet… (Ferd’iyyet, Kişinin tek başına kıldığı meleklere ve “esmâ-i ilâhiye”ye İmâm olduğu 28.) mertebeden namaz… Marifet/bâkābillâh, 28 Peygamber…

(29) Tüm mertebelere Yakîn hâli…

(30) (ل) Lâm harfinin ebced tablosunda ki sayısal değeri… (Lâm, Lâhût, Ulûhiyyet ifâdesidir) Ârife günü ile Ârif-lik…

(31) (ﻻ) “Lâm Elif” sayısal değeridir. Karşılığı (ال) “EL” dir… 

(32) Şeyhliğin “32” mertebesidir.[44] (Aynı zamanda 32 farzdır)

(33) Mescid-i Nebevi de ilk direk sayısıdır. İseviyet kemâli, teşbih sayısıdır.

(34) “3” ve “4”dün toplamı ile “7” nefis mertebesini verir. (Kâbe tavâfında ve Safâ ile Merve arasında saylarda ilk üç tavaf ve ilk üç say koşar adımlar ile yapılır. Nefsi Emmâre, Nefsi Levvâme ve Nefsi Mülhime den hızlıca uzaklaşmak için koşar adımlarla hareket edilir. Diğer tavâf ve saylar daha yavaş adımlarla yapılır. Umre Hakîkati Muhammediye de Cemâlullah-ı seyr, Hac ise Hakîkati İlâhiye de Cemâlullâh-ı seyirdir.

(35) Terzi Baba-nın hicret yurdu İzmir’in şifresidir.[45]

(36) (12) dersin İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olarak tamamlanması…

(37) Zât Tecellisi, (38) Sıfât Tecellisi, (39) Esmâ Tecellisi, (40) Ef’âl Tecellisi (40 ders salikin derslerinin tekmil târîk tamam olmasıdır. Aynı zamanda (م) “Mim” harfinin sayısal değeridir. Hakîkat-i Muhammediyeyi ifâde eder. Kemâl yaş, bir günlük namazın rek’at sayısıdır.

(41) Ravza-i mutahhara da Cennet’ül Bâki Kapısı…

(50) Elli vakit namaz… 

(52) Elli ikinci gün… 

(53) Terzi Babanın şifre sayısıdır. (أَحمَد) Ahmed sayısal değeri bu rakamdır)

(54) Elli dört farzdır. (Terzi Baba-nın devâmı olan sayı değerini ifâde eder)

(67) (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsının sayısal değeridir.

(99) Esmâ’ül Hûsna sayısal değeridir.

(100) Harfi nidâsız (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı ile beraber tüm esmâları içine alır. Kesret sayılarının başıdır. 

(101) Tevrât, (Derslerde verilen tevbe istiğfâr ve tesbîhât sayı değerleridir)

(102) Zebur, (103) İncil, (104) Kûr’ân.

(113) (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif… (Kûr’ân-ı Kerim’de 113 sûre, Besmele-i Şerif ile başlamaktadır)

(114) Kûr’ânı-ı Kerim Sûre sayısıdır.

(124) 124.000 Peygamber ve Evliyâyı Kiram’ın sayı değeridir.

(131) (سلام) Selâm esmâsının sayı değeridir. (Bu esmâ Terzi Baba’ya da ait olan özel bir esmâdır)[46]

(139) Hazreti Muhammed (s.a.v) min (محمّد) “Muhammed” isminin sayısal değeridir. Toplamı 13 vermektedir.

(192) (السلام) Es-Selâm esmâsının lâm-ı târif ile sayı değeridir.

(196) (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” sayı değeridir.

(297) (رَسول) Rasûl sayı değeridir.

(503) (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) “Muhammeden Rasûlullah” sayı değeridir.

(699) (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeden Rasûlullah” sayı değeridir.

* *

* *

(حُروف) Harfler Ne İfâde Etmektedir[47]

Burada anlamı verilmeye çalışılan harflerin ma’nâlarının çeşitli yönleri olabilir. Kelime içinde gelişlerine göre değişebilir. İyi tetkik edilmesi lâzımdır. Bilgi amaçlı konu hakkında bir fikir verilmesi için yazılmıştır. 

(ا) Elif: Mutlak olarak ifâdesi Ahadiyyettir. Kayda girdiği zaman (اَللهُ) Allah (c.c.), (ادم) Âdem, (اِنسان) İnsân vs. ma’nâlanmalar alır. (Sayısal değeri “1” dir.)

(ب) Be: İle birliktelik ve risâlet ifâdeleri vardır. (اَنَ) Ene (Ben) ile (اَنْتُ) Ente (Sen) arasında mâbeyncidir. Hakk’tan, halka haber getirir. Altındaki (.) nokta ilâhi benlik noktasıdır. (Sayısal değeri “2” dir.)

(ت) Te: Tevhid’dir. Üzerinde ki iki noktadan birisi ilâhi tevhidi, diğeri bireysel tevhidi ifâde eder. Bir başka yönü (اَنْتَ) Ente (sen) dir. (Sayısal değeri “400” dür.)

(ث) Se: Senâ/Övgü veya sevb/elbise giyililecek şey.

(ث) “Se” nin üç noktası İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn ifâdesidir. (Sayısal değeri “500” dür.)

(ج) Cim: “Cemâl-i İlâhiyyedir”. Yerine göre Celâl-i İlâhiyye olur. (Sayısal değeri “3” tür.)

(ح) Ha: Hayat, Hakk ve Hakîkattir. (Sayısal değeri “8” dir.)

(خ) Hı: Halk, Halkiyyettir. Hakk’ın içindeki (ك) “Ke” halkıyet (ل) “Lâm”ı ile (ح) “Ha” üzerine beşeriyet (.) noktası alarak Halk ka dönüşür. (Sayısal değeri “600” dür.)

(د) Dal: Delili ilâhiyedir. (Sayısal değeri 4 tür.) 

(ذ) Ze: (ذا) Zâ, (ذي) Zî, (ذو) Zû sahiplik ifâdeleridir. (Sayısal değeri “7” dir.)

(ر) Re: Rubûbiyyet ve Rahmâniyyettir. (Sayısal değeri “200” dür.)

(ذ) Zel: Zevâl’dir. Zevâl öğle vakti olduğu ve bu vakit “Bekābillâh” ifâdesi olduğu için bu mertebede olan içinde “Kemâl” ifâdesidir. (Sayısal değeri “700” dür.)

(س) Sin: İnsân demektir, bu bilinen beşer insân değil, insânın hakîkatıdır. Kelime ve harfi mukattâ içinde ki başına gelen harf mertebesini belirtir. (Sayısal değeri “60” dır) 

(ش) Şın: İlâhi şeen, zâti işlerdir. (س) Sin harfinin üzerine üç nokta gelmesi, İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn seyri ile (ش) Şın harfine dönüşmesidir. (Sayısal değeri “300” dür.)

(ص) Sad: “Sıfât-ı İlâhiyyedir”. (Sayısal değeri “90” dır.)

(ض) Dat: “Dalâleti ilâhiyye”dir. Başına (و) “Vav” geldiği zaman ki bu bir bakıma vahidiyyet sıfât mertebesi ifâdesidir, bir bakıma vehimdir. (ودود) Vedud ile seven ve sevilen olmaktadır. (Sayısal değeri “800” dür.) 

 (ط) Tı: Tahakkuk, gerçekleşme, yerine gelme. (Sayısal değeri “9” dur.) 

(ظ) Zı: Zât ifâdesidir, aynı zamanda Kûr’ân zâttır. (Sayısal değeri “900” dür.) 

 (ع) Ayın: Ayniyetttir, Gözdür, İlm-i İlâhi programın ifâdesidir. Bu harfin 40 tane anlamı vardır. (Sayısal değeri “70” dir.)

(غ) Gayın: Ayın harfinin üstüne nefsi benlik noktası gelmesi ile oluşmuştur. Bilen aynı, bilmiyen gayrı demişlerdir. ( Sayısal değeri “1000” dir.) 

(ف) Fe: Faâliyet, “Ef’âli iİâhiyedir”. Bir bakıma (كُنْ فَيَكُونُ) “Kün Feyekün” dür. Ol der ve hemen oluverir. Üstünde ki nokta Cemâl yönlü kullanımda Ef’âli İlâhiyye[48], Celâl yönlü kullanımda Ef’âli infialiyye[49] olur. (Sayısal değeri “80” dir.) 

(ك) Kef: Kelâmi ilâhiyye, Kün (Ol) ve “Sen”dir. (Sayısal değeri “20” dir.)

(ق) Kaf: Kudreti ilâhiyye, Kurre (Karar)dır. Üzerinde iki noktadan biri külli kudrete diğeri cüzi kudrete işârettir.(Sayısal değeri “100” dür.)

(ل) Lam: Lâhût âlemi ve Ulûhiyyet’tir. (Sayısal değeri “30” dur.)

(م) Mim: “Hakîkat-i Muhammediyyedir”. (Sayısal değeri “40” tır)

(ن) Nun: Nûr-u İlâhiyye ve Nûr’u Muhammediyedir. Üzerinde ki (.) nokta ilâhi benlik noktasıdır. Nûr, nara dönüşürse o zaman bu nokta nefsi benlik noktasına dönüşür. (Sayısal değeri 50 dir.)

(و) Vav: Vahidiyyet mertebesi ve vâridât-ı ilâhiyyedir. İlâhi vehim ve nefsâni vehmi de işâret edebilir. (Sayısal değeri “6” dır.) 

(ه) He: Kelimenin başında ve ortasında gelirse iki gözlü, kelimenin sonunda gelirse tek gözlüdür. İki gözlü olması beşeri ve ilâhi hüviyyeti ifâde eder. Sonda geldiği zaman (هُ) “Hu” olur. Hakkın mutlak hüviyyetinin ifâdesidir. Bundan sonra ilâhi seyirlerinden halk arasına hakk arasına inmiş olanların hüviyyeti (هو) hüve olur. (ه) “He” nin iki gözü birlikte iki gözüken bir hüviyyettir. (و) “Vav” bağlantısı ise İlâhi vâridât ve Ulûhiyyet ile olan bağlantıyı gösterir. Halk içinden taliplileri Hakk’a sefer ettirir. (Sayısal değeri “5” tir.) 

(ﻻ) Lâm Elif: Aslında harf sırasında olmayan (ل) Lâm ve (ا) Elif yani Ahadiyet ve Vahidiyet mertebelerinin birleşiminden oluşan enteresan bir harftir. Halk’tan Hakk’a doğru okunurken okunuşta (ﻻ) Lâ yani yokluk ifâde eder. Hakk’tan Halka okunuşta (ال) “El” olur. O (ال) “El”le atar, O (ال) “El”le tutar, O (ال) “El”le alır, O (ال) “El”le verir. Vs… (Sayısal değeri “31” dir. Tersten “13” ile Hazreti Muhammedin (s.a.v)’in şifre rakamıdır.) 

(ي) Ye: “Yakîn” ifâdesidir. Bu yakînlık iki şeyin birbirine yakınlığı değil, birbirinde bulunarak oluşan yakînlik hâlidir. İki noktasından bir tanesi beşeri yakinlik diğeri izâfi yakînliktir. Bunlar cem olursa İlâhi yakînlik hâli oluşur. (Sayısal değeri “10” dur.)[50]

Böylelikle sayısal ve harfler neyi ifâde ediyor hakkında özet bir mâlûmât verildikten sonra Diller ve Lisânlar çalışması ile devâm etmeden önce bu kısım ile ilgili zahir âlemde oluşan bir zuhûrâtı alalım. 

* *

* *

Kitâb’un Netice Efendi Babama Tekirdağ’ında yapmış olduğum ziyâretlerin[51] birinde yukarıda yazılmış olan harflerin ma’nâsını nasıl öğrenebilirim diye sormuştum. Efendi Babam İsmâîl Hakkı Bursevi’nin “Kitab’un Netice” adlı eserinde harflerin ma’nâ ve ilminden bahsedildiğini yalnız, dili ağır olduğu için okuyup anlaşılmasının zor bir eser olduğunu ifâde etmişti. Fakîr de olsun efendim, iyi bir Osmanlıca sözlüğüm var. Okuyup anlayabilirim demiştim.

Demiştim de bir türlü okumaya da vakit bulamadım. Aslında ihtiyâçda duymadım dersem daha doğru olur. Efendi Babamın kitâb, sohbetleri, Mesnevi Şerif ve Fusûs’ül Hikem okumalarım ile bu harflerin anlamlarını yavaş yavaş öğreniyorum. 

Söylenenin hakîkatine bakarsak, İsmâil kimdir? Yolda ki gönül evlâdı, İbrâhîm aleyhisselâmın birlikte Kâbe temellerini yükseltiği gönül evlâdı İsmâil aleyhisselâmdır. 19/54 âyetinde bildirildiği gibi “Sâdık’ul vad’ül emindir”. Yani zâhiri ve bâtini olarak verdiği sözde doğru olan yerine getiren ve emin olunandır. Hakîkatte babası İbrâhîm aleyhiselâmı tasdik edicidir. Efendi Babam birinci hâlin bu olacak demek istemiştir. 

Hakkı nedir? Bu İsmâiliyyet hakîkat-ı ile Hakkı, kendin de ve âlemde bulup, bu hakîkata kendini kurb’ân edebilirsen, benim elimdeki bıçak taşı keser, yani senin toprak ve dört unsur ile bağlantın olan nefsi benliğini keser, ikinci hâlin bu olacaktır. 

Bursevi nedir? Zahirde Bursa’lı olandır. Zâhirde anne-nefs-i küll yönünden Bursa’lıyım, ama bu yetmez. Bir önceki ifâdeyle hakîkatte Bursa’lı olmam gerekiyordu. (16) Bursa sayısal ifâdesi çalışmanın daha önceki geçen bölümlerinde incelendi. Zuhûrât ve müşâhadelerin niye bu kadar yoğun olduğu daha iyi anlaşıldığını umuyorum. Efendi Babamın sayısal bağlantılarından biri bu sayı ve İlm’el Yakîn, Âynel Yakîn, Hakk’el Yakîn, Hakîkat-i Ahmediyeyi anlayıp idrâk etmen gerekir, üçüncüsüde bu olmalıdır.

Kitab nedir? Kitab’ın aslı Ümm’ül Kitâb olan Kûr’ân-dır. Kûr’ân-da Zât-tır. Ümm’ül Kitab’ın Hakîkat-i olan Kûrân-ı nâtık’ı okuyup, anlaman ve idrâk etmen ve bu Kûr’ân-ı nâtık’ın tüm varlığına inmesi gerekir, dördüncü hâlinin de bu olması lâzımdır.

Netice nedir? Bir işin sonudur. Bir bakıma da başı olan “İnsân’ın Hakîkatinin” anlaşılmasıdır. Aradan (ت) “Te” (اَنْتَ) “Ente” sen harfi çıktığı zaman kalan (نَخَ) “Nece” diller ve lisânlardır. Aradan (اَنْتَ) “Ente” sen çıkarsan, kalan (اَنَ) “Ene” ben, (نَخَ) “Nece” yani diller ve lisânlar olur. Bu da beşincisidir. 5 hazret mertebesini anlarsan, harflerin anlamı olan (نَخَ) “Nece”de anlaşılmış olur demiştir.[52] (نَخَ) “Nece”den, anlaşılacağı üzere işin neticesinde (نَجدَت) Necdet kitabı anlaşılmış olur… 

* *

* *

 Diller – Lisânlar

فَوَرَبِّ السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ {الذاريات/23}

Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn.

51/23. “Göğün ve yerin Rabb-i ne andolsun ki, O Kûr’ân sizin kullandığınız düşünce usullerine, mantığınıza, konuşma üslûbunuza benzer bir üslûpla indirilen Hakkça düzeni içeren Hakk bir kitâbtır.”[53]

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {إبراهيم/4} 

Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu ve huvel azîzul hakîm.

14/4. “Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu îtibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidâyete erdirir. O her şeye gâlibdir, hükmünde hikmet sâhibidir.”

“Dil[54] ve Lisân” aynı anlamları taşımaktadır… Dilin sözlükte birçok ma’nâları bulunmaktadır. 

- Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı 

- İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işâretlerle yaptıkları anlaşma, lisân, zeban, Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi

- Belli durumlara, mesleklere, konulara özgü dil.

- Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri.

- Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili, Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.

- Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı.

- Gönül, yürek.

- Ağız boşluğunda bulunan, çizgili kaslardan oluşmuş, lokmanın biçimlenmesinde, yutma, tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ, glossa, lingua.

- Tat alma organı.

- İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma.

- Tutsak, esir.

- Körfez, koy.

- T. Lisân, zeban.[55]

قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ {البقرة/33}

Kale ya Ademü enbi'hüm BiEsmâihim, felemma enbeehüm BiEsmâihim, kale elem ekul leküm inniy a'lemu ğaybesSemavati vel'Ardı ve a'lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;

2/33. “Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybini şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk (c.c.) melâikeyi kirâm’ın bu sözüne karşılık “ey Âdem o isimlerin hakîkatlerini sen haber ver” dedi. 

Mertebe-i Âdemiyyet yani kişide ki aşkullâh, şevkullâh, irfâniyetin merkezi olan hilâfet mertebesi, gönül mertebesi ona söyle dedi ve Âdem (a.s.) da o isimlerin hakîkatlerini bir bir melâikeyi kirâm’a anlattı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk (c.c.) buyurdu; “Ben size dememişmiydim, muhakkak ki Ben Semavat ve Arzda ne varsa hepsini bilirim, sizin bilmediklerinizi de açıkladıklarınızı da, hepsini bilirim” dedi.

Buraya gelinceye kadar bütün hakîkat Âdem (a.s.)’ın üzerinde döndüğü hâlde Âdem (a.s)’dan hiçbir söz yok, Cenâb-ı Hakk söyle dediği zaman bir şey söylüyor fakat melekler Cenâb-ı Hakk onlara söylemeden söze karıştılar ve faâliyete geçtiler. Burada işte Âdem’in asâletini görüyo- ruz, kendi hakîkatini idrâk etmesinin nasıl olduğunu görüyoruz. Kendinden bahsetmiyor çünkü kendinde kendi yok, kendinde tamamıyla Hakk’ın tecellisi, zuhûru var Hakk’ın insân esmâsıyla Âdem’de zuhuru var. Bunun üzerine hâdisenin devâmını şöyle görüyoruz. Ey muhatap olan kimse kendinde, bir zaman oluştur ki kendine dönerek ben şuyum, ben buyum de, istersen ben en kötü insânım de, yeter ki kendini bil, kendine gel kendinde olduktan sonra eksikliğin fazlalığın varsa bunların hepsi yoluna girer. Eğitimle meydana çıkar ama kendinde kendi- ni kendin olarak bulmadığın sürece ne yapacaksın ki, elindeki malzemeyi bilmedikten sonra o malzemeyi nasıl kullanacaksın? Hep yaptığımız iş hayâlde bir varlık tasavvur etmek yani hayâli bir üst varlık tasavvur etmek ve bunun arkasından koşmak ama Cenâb-ı Hakk (c.c.) ben kulumun zannına göreyim diyor. E! bunların hepsini kabul ediyor biz herhangi bir kimse veya kimseleri incitmek için konuşmuyoruz biz ne söylüyorsak kendimize söylüyoruz. Yeter ki bunların hakîkatlerini anlamaya çalışalım bizim başkasıyla işimiz yok, zâten irfan ehlinin başkasıyla işi olmaz kendisiyle işi olur. Rabb-i ile işi olur. Bizim Rabb-imizle işimiz yoksa başkasıyla istediğimiz kadar uğraşalım onu methedelim, bunu küçültelim, şunu yükseltelim hep dışarda, hep dışarıyla uğraşmış oluruz ama bize kendimizle uğraşmak lâzım çünkü ne varsa bu varlığın içinde var, her birerlerimizin de özünde var.[56]

Efendi babam-ızın gönlüne, leb-i deryâsı ve kâlemine sağlık dileyerek yolumuza devâm edelim. Hz. Âdem ile başlayan insânın dünyâ’daki serüveni en temel ihtiyâclardan biri de konuşma ve lisân idi. Hazreti Âdem’e, Allah (c.c.) tarafından öğretilen bu lisân, Âdemoğulları ile birlikte asli hâlinden bozarak, bir bakıma vahdette kesrete dönüşerek çoğaldı. 

Birleşmiş Milletler tarafından paylaşılan verilere göre göre, şu an için dünyâ’da 7000 bin ile 8000 bin arasında dil var.[57] Hazreti Âlî (k.v.c.)’nin dediği gibi “İlim bir nokta idi câhiller onu çoğalttı.” Nefsâniyet sahipleri nefsi emmâre ve Celâl, doğrultusunda bu ilmi çoğalttı. Enbiyâ ve varisi enbiyâ olan Ârif, Ârifibillâh ve İnsân-ı Kâmil–Kâmil İnsân olan zâtlar da nefsinin câhili olarak irfâniyet neşesi ve zevki içinde bu ilmi çoğalttılar.

Efendi Babam anlatımlarında; Arapçanın aslının (اَ ! رَبجا) “A! Rabça” imiş, yâni soru elifi ile arası ayrıldığı zaman bir üst mertebesi olan Rabb-ca olduğu anlaşılmaktadır. Bunun bir üst mertebesi Hakk-ca, bir üst mertebe de ise Allah-ca denmektedir. Kûr’ân-ı Kerim, Arapça’dan başka dillere yapılan çevireler de beşinci dilleri oluşturmakta ve meâl adını almaktadır. Yukarıda yazıldığı gibi bu dillerin aslı tektir. Ama Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın murâdı buymuş ki bu kadar da çok dil oluşmuş. Yukarıda görüldüğü gibi 15 belki daha çok anlam yüklenen bir kelimedir. 

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” dendiği gibi, irfân ehlinin dili de, sâlikin bâtınında bulunan nefsi emmâre yılanını deliğinden çıkarır. Önce bu nefsi emmâre yılanın başını kestirir. Daha sonra Hazreti Mûsâ gibi eline “Âsâ” yapar ve nefsi emmâre fir’âvunun büyücülerinin hayâl ve vehimden ip olan bağlantılarını yutar. Bu “Âsâ” da senin tın, tın diye yere vurarak yol bulmaya çalışan aklın olur. İşte hayâl ve vehimi kaldırır. Kendi varlığın ve âlemin varlığının Hakk’tan başka bir şey olmadığını anladın mı? Kâinat kitabını seyr etmeye başlarsın. 

İrfân ehli burada sana kâinatın bir dili, bir tâbiri olduğunu gösterir. “Âsâ” nın “tın tın” sesini yani duyuş ile basar görmeyi de birleştirirsen Tevhid ehli olur. Kendinde bulunan, âlemde bulunan Hakk’ı çevrene anlatmaya başlarsın. Biraz daha bunu ilerletip kendini de kûrb’an edebilirsen, Kâmil İnsân olarak çevrendekileri, Halk’tan Hakk’a sefer ettirir ve daha önce geçtiği yerlerin lisânı ile Kâinat kitabının vatanların seyr etmiş olarak okur ve anlatırsın. [58] 

İşte Terzi Babamız hem, okur hem anlatır, hem okutur hem anlattırır. Efendi Babam kişiyi öğretmen yapar. Öncelikle kişi kendi kendinin öğretmeni olur. Daha sonra ufak ufak bu işe tâlibli olanları ve daha sonra da genele dönük çalışmalar ile Hakk taliplilerine öğretmen olur. Kısaca “TED” yani “Tevhid Eğitim Dili” diyebiliriz. Zâten görüldüğü gibi NECDET isminin içinde de vardır. 

Yeri gelmişken bir hatıramı paylaşmak isterim. Efendi Babamın bir sohbeti esnasında “Gustavo – Mustafa” kardeşimizde vardı. Bu kardeşimizin hikâyesi bir Hakk yolcusu için büyük ibretler taşımaktadır. Uzun yıllar Hakk’ı ve gerçek İlm-i Ledün-i aramış, hayâli vehimi, atıl, batıl, doğru yol, burada ifâdem yetersiz kalıyor, okuyanlar kusuruma bakmasın aklınıza ne kadar gelebilecek gidiş varsa içinden geçmiş ve Efendi Babamıza ulaşmış bir kimsedir. Bizler, 150 km öteden kendisine ulaşamıyoruz. O dünyanın öbür ucundan bulup, defalarca gelmiş, bir Hakk erenidir. Birde bu kişinin konuştuğu dil İspanyolcadır. Varın gerisini siz düşünün. Hakk’ı arayanın önüne dünya değil, 70.000 perde koysalar vız gelir, tırıs gider. Kâlbine atılan aşkın oku nokta atışı ile onu bulur. Bu okun ucuna bağlanmış onu aslına çeker ve başlar Kûr’ân-ı Nâtıkı okumaya, okur-okur- okur, dinler-dinler-dinler, seyreder-seyreder-seyreder, anlatır-anlatır-anlatır, doyamaz, doyamaz, doyamaz. İnsân aslını bulmuş, nasıl doysun ve kansın ki, muhabbeti fazla uzatmadan konumuza dönelim. Bir sohbette duyduğumuz yaşanmış bir hâdiseyi yaşayan kişinin dilinden anlatalım.

Bu sohbette Ah… dan gelen bir emir ile Keremna tacı anlatılıyordu. Mustafa ile Efendi Baba arasında İngilizce-Türkçe çeviri yapıyordum. Olay öyle bir hâl aldı ki, bir baktım Mustafa ya Türkçe anlatıyorum, Efendi Baba ya İngilizce konuşuyorum. Onlar da anlar gibi beni dinliyorlar. E! Kardeşim anlasana Cebrâile ihtiyaç kalmamış. Sidret’ül müntehâ geçilmiş. Senin yerin var mı orada?[59] Hazreti Mevlânâ’nın “Mustafa’nın koltuğu altında başka bir elbise vardı” Bu Mustafa’nın dilinin altında irfâniyet ve Tevhid hapı, yani lisânı ve dili vardı. Ancak bu onların arasında şifre idi. Âşık ve Ma’şûk buluşmuş, elçiye ihtiyâc kalmamıştı… 

İşte bu güzel hâtırattan yola çıkarak, diller arasında etkileşim olduğunu, bazı dillerde kullanılan harfler kelimeler, başka dillerde farklı anlama gelebilmektedir. Bu kitâb içinde isimler üzerinde ki çalışmalarda buna örnek verilecektir. 

Kendi hâtıratımdan buna örnek verecek olursam, bundan seneler evvel bir kardeşimizin ofisindeydim. Rus asıllı olan hanımından olan büyük oğlu da oradaydı. Rusça “Kamin” “Kamin” deyip duruyordu. Rusça da bu taş demekmiş. Sürekli söylemesi ilgimi çekti, sürekli tekrar edilen bu söz neydi. Bunun Osmanlıca da bir karşılığı varmış. 

Kamin: Saklı. Gizli. Belirsiz. Pusuda duran.

Efendi Babamın dediği gibi yeni doğan çocuk “Inga” ile (ع) “Ayın” ve (غ) “Gayın” harfleri ile oluşan bu bebek dili “Ayniyet ve Gayriyet” Hakk’tan ayrı düştüğü hakikatlerinini haber vermektedir. Bu sabî sübyan da, bir bakıma ailesine saklı, gizli, belirsiz bir şekilde pusuda duran nefsi emmâreyi haber vermekteydi. Bir bakıma bana taş atma hâdisesini haber vererek.

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى {الأنفال/17}

Ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ

8/17. “Attığın zaman sen atmadın, Velâkin Allah attı” Âyetini haber vermekteydi.

* *

* *

Gözümün Nûru Namaz (نَجَ) Nece Devâm (نَجَ) “Nece” oluşumun toplam değeri (50+6+9+27)= 92 idi.[60] 92 den 40 olan Hakîkat-i Muhammedi sayısı çıkarılınca (92-40)= 52 sayısını vermekteydi. (52) sayısı da Nusret Tura Hazretleri ve (حَمد) “Hamd” oluşumun sayısıydı. √3 ün bir önceki inceleme de tam sayı olmadığı için dâhil etmemiştik. 1.73 ondalık sayısını ilâve edersek, oluşan sayı (92+1.73)= 93.73 sayısını bulmuş oluruz. (93) (نجم) Necm sayısal değeri olduğunu daha önceki yapılan hesaplamalardan biliyoruz. (93-40)= 53 ile Efendi Babam-ın şifre sayısıdır. (73) ise Fırka-i Naciye ve bunun ifâdesinin Efendi Babamızın bâtıni ismi olan (نَجات) “Necât” olduğu mâlûmdur. 93.73 sayısını biraz daha inceleyecek olursak. Dışta ki sayısal oluşumun (93) Necm, içte ki sayısal oluşumun (37) olduğu görülmüştü. (37) Zât-i tecelliyi ifâde eden sayı olmak ile beraber, Nefsi benlik (كَوْكَبًا) “Kevkeb“, İzâfi benlik (نجم) “Necm” ve İlâhi benlik (الشِّعْرَى) “Şı’râ” yıldızı sayısal değeri toplamı olduğu ifâde edilmişti. (0.73x100) = 73 tür. 100 kesreti ifâde eden sayıdır. (93+73)= 166 dır. (66+1)= 67 (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı ve 13 tür.

93 ve 73 ifâdesi içinde bulunan (.) ifâdesinin sayısal değeri, (نقطه), (ن) Nun: 50, (ق) Kaf: 100, (ط) Tı: 9, (ه) He: 5 tir.

 (50+100+9+5)= 164= (1+6+4)=11 dir. 166-164= 2 dir. Zâhir ve Bâtını ifâde eden bu sayısal oluşumun harfsel karşılığı (ب) “Be” dir. (93+11)= 104 tür. (104) ifâdesi bilindiği (104) kitab ile Kûr’ân-ı Kerim’dir. Diğer oluşum (ب) “Be” harfi ve altındaki nokta idi. Hazreti Âlî (k.v.c)’nin bu iki oluşumun ifâdesini birleştirdiği yerde bulunmaktayız. (104+73)= 177 dir. (1) Tüm mertebelere câmi olan Ahadiyyet mertebesi, (77) “Seb’ül Mesâni” İki yedili ile (فاتحة) Fâtiha, (الوَلي) El veli esmâsı sayısal değeri ve (14) Nûr-u Muhammedi’dir. Bu sayısal bağlantılar daha önce verilmiştir. 

Hazreti Âlî (k.v.c.) “Bütün semâvî kitâbların esrârı Kûr’an-ı Kerim’dedir. Kur’an-ı Kerim’de ki, her şey Fâtiha' dadır. Fâtiha'da ki her şey besmelededir. Besmelede ki her şey Besmelenin 'ba'sındadır. Besmelenin 'ba'sındaki ise onun altında ki, noktadadır.”[61]

Hazret Âlî (k.v.c.)’nin diğer ifâdesi ise “İlim bir nokta idi onu câhiller çoğaltı.” Şeklindedir. 

Bu çoğalan ilmin (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillahi Rahmânir Rahîm”, Besmele-i Şerifin (ب) “Be” sinin altında olduğu âşikârdır. Bu ilmi çoğaltanlarda bir kısmı nefsâniyet ile câhil olan tâifedir. Dünyevi ilim olarak bunu çoğaltmışlardır. Bir diğer kısım ise nefsinden câhil olan “Ârif”lerdir.[62] 

Efendi Babam-ı 2010 yılında Tekirdağ’ında ilk kez ziyârete geldiğimde o zaman oluşan ilmi açılım ile bu hakîkatı ifâde eder bir halde, Efendim bizler Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın rû’yeti-hayâlinde yaşıyoruz. Bu rû’yet ve hayâl ise bir noktadan ibâret bizler de onun içindeyiz dediğim zaman, Hazret “Sen tersten girmişsin” demişti. Yukarıda yazıldığı gibi tüm bu hakîkatler toplanana toplana, bu nokta hakîkatinde Cem edilmesi gerekiyordu. Bu da Cem’ül Cem olan Cemlerin Cemi’dir.

Cancağızım; görüldüğü gibi bu oluşum ma’nâsal ve sayısal ifâdelerden anlaşılacağı üzere, İlâhi benliğe ulaşmış ve Hakk’ın zâtını kendi hakîkatinde bulup, bununda bir noktadan başka bir şey olmadığını anlayan, Hakk’ın Velisi, “Seb’ül Mesâni” olan ve bunu “Dâimi Namaz-ı” ile bünyesinde “Cem” etmiş. Fırka-i Naciye - Necât ehli olan Kûr’ân-ı Nâtık olan kişinin şifreleri ve hâlinin ifâdesidir. Bu yazılanlar ve şifreler Efendi Babamız bünyesinde mevcut olduğu bilinen bir gerçektir. Bu hakîkat ve oluşumları ve yaşantıyı bir ömür boyu etrafına aktarma çabası içindedir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) kendisinden razı ve marzi olması niyazımızdır.

(نج) “Nece” ifadesi, hangi dil ve lisândan idi. Ara konularda bunun nasıl olduğu ve kendisinin sadece Türkçe değil, çeşitli lisânları konuşan talebe müntesipleri ve kitâbları olduğunu belirtmiştik. Bunu belirtmek aslında abesle iştigal gibi görünsede bir yönden bir mecburiyettir.

50-51-52-53 ve bundan sonra ki sıra oluşumda sûre başlarına gelen (ال) Lâm-ı tarifler ve Ulu-Ulûhiyet Câmii içinde bazı hakîkatler ile bu lisânlar ile ilgili bağlantılar vardır. Efendi Babamın her zaman söylediği gibi müşâhadem olmayan bir şeyi yazmam dediği gibi bu çalışma ve diğer yaptığım çalışmalarda bu prensibe uyarak. Müşâhade ettiğim oluşumlar üzerine çalışma yapmayı, Efendi Babama gönderdiğim tüm çalışmalarda kendime ta başından beri ilke edindim. Eğer böyle olmasaydı, bundan seneler önce yazılmış, yazı ve şiir çalışmalarını buraya almam mümkün olmazdı.

Bundan 3-5 ay önce gittiğim ismi Tevhidi Zât/bekābilâh mertebesini ifâde eden ezzacım istediğim bir ilâcın aynı isimli farklı bir mudili olduğunu, bu ilâcın üstünde yazan

75 mg ve üzerinde (صر) “SR” harfleri bulunan ilâcın, harflerinin ifâdesinin mide de kolay hazm ve çözülme olduğunu anlattı. İşin ilginç yanı bu ilâcı biraz fazla sıkıntı olduğu zaman alıyordum. Her aldığımda bu konuda açılımın biraz daha fazla olduğunu fark etmeye başladım. Aslında M. Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh ve (مِراج) “SR” ile Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin ma’nâlarının dikkatimi çekmek istediği birkaç yön vardı. Mide ve Hazm ve bundaki sır ile (75) ile ders sistemizin olan (7) “Et-tûru sebâ” ve (5) Hazret mertebeleri ile yapılan (مِراج) mi’rac ve bu mi’rac’ın (كُنْ) “Kün” ile Mide, Hazm ile (يا هُ) “Ya Hu” ile ve (حَمد) Hamd oluşumu ile (كُنْ فَيَكُونُ) “Fe yekün” ile birimsel (كُنْ) “Ol” ile zuhûr bulması olarak düşünülebilir. 

50. Sûre “El-Kaf” (سورة ق) , 51. Sûre “Ez-Zârîyât” (سورة الذاريات) “Rüzgârlar”, 52.Sûre “Et-Tûr” (سورة الطور) “Tûr Dağı”, 53.Sûre “En-Necm” (سورة النجم) (Yıldız) 54.Sûre “El-Kamer” (سورة القمر) “Ay” şeklinde (ال) Lâm-ı târifler ile okunmaktadır. Öncelikle burada ilginç bir sistem oluştuğu gözükmektedir. İki tane “Kameri harf” ile oluşan Lâm-ı Târif (ال) “El” inin diğer, “Şemsi harfler” ile oluşan (ال) Lâm-i Târifleri aralarına aldığı görülmektedir. Bu çalışmada yolumuzda ki bağlantı ve hakîkatleri incelediğim ve bununla birkaç ay uğraştığım için bu gözümden kaçmamıştı ama hakîkat yönlerinin tam ne olduğunu bilemiyordum. Bulunan bağlantıları yazacağım. Tabii bu işin bununla bittiğini ve başka oluşum olmadığı sonucuna varılmasın Kûr’ân-ı Kerim’in sonzuz ma’nâsı olduğuna göre bu bağlantılarda sonsuz olması mâkûldür. Onun için araştırmak isteyenlere de tüm kapılar sonuna kadar açılır. İnşeallah…

Bu oluşumdan sûreler arasında incelemede 2 yerde daha olduğu anlaşılıyor. Bu şunun için önemli bu oluşum 5 li sistem olduğu için öncelikle (5) hazret mertebesini ifâde ediyor. Yalnız başta ki ve sondaki sıra sayıları ile farklı anlamlar ve oluşumlar taşıyor diye düşünüyorum. İkincisi yukarıda yazılmıştı. 

İlki, 36. Sûre “El-Yâsîn” (سورة يس), 37. Sûre “Es-Sâffat” (سورة الصافات) “Sıra sıra dizlenler” , 38. Sûre “Es-Sâd” (سورة ص), 39. Sûre “Ez-Zumer” (سورة الزمر) “İmânlıların ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar”, 40.Sûre “El-Mu’min” “Mü’minler” – “El-Gafir” (سورة غافر) “Affeden”…

Üçüncüsü, 63. Sûre “El-Münâfıkûn” (سورة المنافقون) “Münâfıklar”, 64. Sûre “El-Tegâbün” (سورة التغابن) “Aldanma”, 65. “Et-Talak” (سورة الطلاق) “Boşanma”, 66. Sûre “El-Tahrîm” (سورة التحريم) “Harâm kılma”, 67. Sûre “El-Mülk” (سورة الملك) “Mülk, İrade, Hükümranlık, İktidar”. 

Bu sistemin dikkat çeken yönü “36” (سورة يس) “Yâsîn Sûresi” ile başlayıp. (67) (سورة الملك) “Mülk Sûresi” ile bitmesi, (يس) “Yâsîn” Ey İnsân ile başlayıp, “67” (اَللهُ) Allah (c.c.) sayısal ifâdesiyle ile bitmesidir. (67-36)= 31 dir. (ال) “El” sayısal değeri ile bunun bir sistem dâhilinde olduğu anlaşılmaktadır. “31”in tersi “13”tür. Bu sistem “13”e, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in şifre rakamına bağlıdır. 

Bu sistemin genel toplamı; (36+37+38+39+40)= 190 (50+51+52+53+54)= 260 (63+64+65+66+67) 325 = 775 (7+7+5)= 19 dur. Bu sistemin (19) sayısı ile İnsân-ı Kâmil’in şifre sayısına bağlıdır.

40 tan 50 ye ara da 10 sayısı ve 54 ten 63 oluşan 9 sayısı ile (10+9) 19 ile Kûr’ân-ı Kerim’in şifre sayısına bağlıdır. 

30-40-50-60 sayı dizini içinde oluşan bu sistem (30+40+50+60)= 180 dir. Denildiği gibi tekrar 180 kere de olsa güzeldir. 18.000 âlemi içinde bulundurmaktadır. 

30 (ل) ”Lam”, 40 (م) “Mim”, 50 (ن) “Nun”, 60 (س) “Sîn” harf ifâdesi ile bu sistem ve (ال) “El” (يس) “Yâsîn” ile İnsân’ın Hakîkatından, sırasıyla Ulûhiyyete, Hakîkat-i Muhammediye, Nûr-u Muhammediye ve İnsân’a ulaşarak, “190”ın sıfırını kaldırırsak 19 dur. (19) İnsân-ı Kâmil’in şifresidir. 260 sayısının sıfırı kaldırıldığı zaman 26 kalır. (26) Mûsâ aleyhiselâm ve Mûsevîyet mertebesidir. (ن) “Nun” balık ve (نور) “Nûr” ile ile ilgili bağlantıları daha önce incelemiştik. (3+2+5)= (10) Kemâl sayı bağlantıları daha önce incelenmişti. (19+16+10)= 55 dir. (55) sayısının bağlantıları da daha önce incelenmişti. Bu incelememize bu sistem destek olacak mâhiyettedir. 

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ {الملك/1}

Tebârakellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr

67/1.” Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.” Olmaktadır, diyerek bu sistemin oluşumu hakkında ön bilgi mâhiyetinde bir araştırma ve bilgi vermiş olarak konumuz ile ilgili olan kısma dönelim. 

(نَجَ) Nece’nin dil ve lisân demek olduğu, Efendi Babamın bu konuda bağlantıları yazılmıştı. Yukarıda verilen İki (ال) “El” arasında ki oluşum, “Ulu Câmi –Ulûhiyet Cemi” Cem’ül Cem’ül Cem bağlantıların hâtırlanacak olursa, Ubûdet hâli olan 50 vakit namaz hali ile, (51) nolu sıranın “1” ile Nefs-Nefes ve yüzde oluşan burun ve ağız ile (وَنَفَخْتُ) “Ve nefahtu” ve (هُ يا) “Ya Hu” ile ismi azamın tenfis edilmesiydi. (52) ise bedenin sol tarafı ve kâlbin bulunduğu nefs-i küll ve yüzde kulaklardı. (53) ise vücûdün sağ tarafı ile nefsi küllü ve Gönül Kâ’besi” olan kâlbi ihâta eder olarak yüzde gözler ve diğer delikleri olan 7 deliği toplar nitelikteydi. “50” ifadesi de (ن) “Nun” (Nûr-u Muhammedi), (نور) “Nûr” (Nûr-u İlâhi), (نان) “Nân” (Ekmek ile ana gıda ve bu ana gıda olarak ma’nâlanan Kelime-i Tevhiddir). “50 Vakit” devâmlı namaz üzere olan bu İnsân-ı Kâmil–Kâmil İnsân’ın dili ve lisânı tüm lisân ve dilleri kapsamaktadır. Çünkü Fırka-i Naciye üzere Necât olduğundan tüm farklıları bünyesinde cem etmiştir. 

“50” numara sıra numarası Mustafa Safi Baba rahmetullâhi âleyhin hangi dil ile bağlantılı olduğu acaba nedir? Bunu bulmak bir anda oluşan bir hâdise değildir. Uzun zaman üzerinde tefekkür ettiğim, düşündüğüm ve müşâhadelerini incelemem konusunda ortaya çıkan bir durumdur. Mutlak budur diye de bir şey söylemek mümkün değildir. Başka bağlantılarıda olabilir. (ال ق) “El Kaf” yazarken harf sıralaması (الق) “ELK” dir. “Nun-Nûr” bağlantısı ve kısaltmasından bunun bir bağlantsının “Elektirik” olmasını” anlamak zor olmayacaktır. 

(الق) “ELK” sayısal değerlerine bakılacak olursa, (ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30 (ق) Kaf: 100, (1+30+100)= 131 dir. (131) Selâm esmâsının sayısal değeri ve 13 tür. Selâm da bilindiği gibi Terzi Babam-ın, Rabbi Hassı olan esmâdır. 

Buradan şu sonuca ulaşılabilir. Elektirik[63] ziyâ kaynağı- dır. Ziyânın kaynağı ise (نور) Nûr’dur. (ق) “Kaf” kudret tir, (ن) “Nun” ise kudret nûr’udur. (ق) “Kaf”, Kurret’ul ayn olan göz nûrudur. Gözün nûru da namaz da kılınmıştır. Namazda ise (94) selâm vardır. Toplam “5 vakit” ile bunu toplarsak (94+5)= 99 ile (99) esmânın selâmı ve nûru olmuş olur. 

“25 vakit”, salât-u vustâ denilen orta namazdı. (25) vakit salâtu vustâ hâline ulaşıldı mı? (94+25)= 119 olur. (1) Ahadiyet ve (19) ile İnsân-ı Kâmil’in şifre sayısından selâm ve bu selâm’ın nûru ile aydınlanan ve aydınlatan İnsân olur.

“27. Derece”, cemâat ile kılınan Hakîkat /fenâfillâh mertebesinden namaz hâlidir. (94) selâm ile bu namaz kılınırsa, (94+27)=121 dir. (12+1)= 13 ile Hakîkat-i Muhammediye üzere selâm nûru ile aydınlanan ve aydınlatan İnsân olur. 

“28. Derece”, bireysel olarak kişinin kendi varlığında olan “Melek-i İlâhiyye”, Esmâ-i İlâhiyeye” imâm olarak kılınan namazdır. (94+28)= 122 = 12+2= 14 tir. (14) Nûr-u Muhammedidir. Tüm mertebelere câmi, selâm nûru ile aydınlanan İnsân ve aydınlatan İnsân olur.

“Elli vakit” (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) salât-ı dâimûn olarak devâmlı hâl üzere olma hali, (94+50)= 144 tir. Öncelikle Berât gecesinin, gündüzü oluşan, Bakara/144 âyetinde geçen (شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ) “Şatr’ul Mescid’il Haram” Yönünü Mescid’ül Harâm tarafına çevrilerek zât tecellisine dönülüp, Necdet’in küçücük berât’ı olan (سلام) selâm ve nûru alınır.[64]

(144)’ün başka bir yönü Mescid’ül Aksa’nın yüz ölçümü olan 144 dönümdür.

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ {الإسراء/1} 

Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.

17/1. “Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Harâm'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfâtlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.”[65]

Bu âyet (مِراج) mi’rac hakîkatlerinin anlatıldığı ilk âyettir. Geriye kalan “18” tanesi de (سورة النجم) “Necm Sûresindedir”. Mi’rac’ın yatay ve yürüme seyri olan Zât tecellisinden Sıfât tecelilisine, târîkat yürüyüşü olan îsr hakîkatleri ile Hazret-i Muhammed’in, Mescid’ül Aksa’ya götüren Allah (c.c.) yani Ulûhiyyet tecellisinden bahsedilmekte ve bunu bir üst mertebe olan Ahadiyyet anlatmakta ve mutlak tenzihinden haber vermektedir. Bu yaşantı ve hal, Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in ümmetinde, Rasûlüllah efendimizin “Namaz mü’minin mi’racıdır” diyerek namaz hâli ile gerçekleşir. 144 dönüm olan Mescid’ül Aksa bir bakıma, Mü’min’in Mescid olan gönül Aksa’sıdır. 

Sayısal hesaplardan “50 vakit” namaz hali ile ile gerçekleştiği anlaşılmıştı. (هُ) “Hu” Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in batında ki ismi idi. İşte bu hu ya ayna olup (هُ) “Hu” olan İnsan-ı Kâmil’de şüphesiz muhakkak (هو) Hüve olur.[66] (هو) Hüve ise işitme ve görmedir.

Kulakta ki duyma işlemi şu şekil de gerçekleşir. Dış kulağa gelen ses dalgaları, kulak kepçesi tarafından toplanarak orta kulağa iletilir. Orta kulakta alınan ses titreşimleri güçlendirilerek iç aktarılır. İç kulakta ise bu ses dalgaları, sesin yoğunluk ve sıklığına göre elektrik sinyallerine dönüştürülür ve beyne gönderilir. Beyinde bu sinyaller duyma merkezine iletilir. Bu sayede duyma gerçekleşmiş olur.[67] 

Göz beynin dış dünyaya açılmasını sağlayan bir penceredir. Ancak görme duyusunun oluşumunda göz yalnızca bir aracıdır. Görmenin gerçekleştiği yer ise çok daha derinde, beynin içinde gizlidir.

 Göze gelen ışık ışınları korneadan, gözbebeğinden ve ardından da mercekten geçer. Saydam tabakanın bükümlü üst yüzeyi ve mercek, ışınları kırar ve nesnenin (resmin) görüntüsü ters çevrildikten sonra retinaya ulaşır. Işığa duyarlı hücreler (reseptörler; koni ve çubuk hücreler) ışığı elektrik sinyallerine çevirir ve sinir uçlarına uyarı olarak yollarlar. Retinadan gelen görüntü orjinaline göre baş aşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar. Bu elektriksel uyarılar beyne nesnenin çeşidi, büyüklüğü, rengi, uzaklığı hakkında haber götürürler ve tüm bu dizi işlemler saniyenin onda biri kadarlık bir sürede gerçekleşir.

Görme gerçekleşirken bir saniyede meydana gelen işlem sayısı şu an mevcût hiçbir bilgisayarın yapamayacağı kadar yüksektir. Bu kadar hızlı olmasının yanısıra görme- nin en şaşırtıcı ve mûcizevi yanı ağ tabakaya düşen ters görüntünün beynin optik merkezinde düzeltilmesidir.[68]

Görüldüğü gibi duyma ve işitme işlemi için elektirik sinyallerinin beyne iletilmesi ile oluşmaktadır. Duyma ve görme elektirik ile nûra dönüşmektedir. Ah!... Rasûlüllah efendimiz yanımda olsa da, doyana kadar mübarek elini koklasam, öpsem, öpsem, öpsem.[69] Issızlığın ortasında derdini kime anlatacaksın. Ne kadar muhteşem bir ilim, ne kadar dehşet bir ilim, hayran kalmamak elde mi? Rabb-i zidni ilma… 

İşitme ve görme olan Hakk’ın sıfâtlarını birlersen, Tevhid olur, (هو) Hüve olur ki, bunun devâmı olan (سورة النجم) “Necm (Yıldız) Sûresinde” ki (18) âyet gelir. “Necm (Yıldız) suresi” sayısı “53”tür. (53-17)= 36 dır. Hem (12) dersin “3 seyri” ile oluşan (36) ders ve bu seyirle oluşan (مِراج) mi’rac hâlidir. Hem de “36” (سورة يس) “Yâ-Sîn Sûresidir”. Hazret-i Muhammed mertebesinden İnsândır. (هو) Hüve sayısal değeri (5+6)= 11 dir. Hazret-i Muhammed mertebesidir. Ne kadar muhteşem bir sistem… (53+17)= 70 dir. Daha önce belirtildiği gibi (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salâtu Dâimûn 50 Vakit namaz” âyeti bu sûrenin “23” âyetidir. (23) Rasûlüllah Efendimizin risâlet sûresidir. Bu 23 senenin (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salâtu Dâimûn” üzere olduğuna işârettir. (70+23)= 93 tür. (93-40)= 53 tür. Sanki mi’racın matamatiksel sağlaması gibidir. Salât-ı Vustâ’nın, “Gözümün nûru olan namaz” ve selâm’ıdır. (70) (ع) “Ayın” harfi sayısal değeridir. Namazda (94) selâm vardı. (94-70)= 24 tir. (24) Fenâfillâh ve Bekābillâh’ı ifâde ettiği gibi (سورة النور) “Nûr Sûresidir”. Bu sûrenin 35. âyetinde Alllah (c.c.) nûr üstüne nûr olduğunu ve dilediğini bu nûra ulaştıracağını belirtiyor. 35 tersten 53 tür. (24+35)= 59 dur. Bundan sonrası okuyanların idrâk ve anlayışlarına kalıyor. 

(نج) Nece bağlantısına Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin “gözümün nûru namazda kılındı” ifâdesine Fusûs’ül Hikem, Hikmeti Ferdiye Fass’ında ilgili bağlantı ile devâm edelim. 

Ve onun "Benim gözümün nûru namazda kılındı" sözüne gelince, kılmayı kendi nefsine bağlamadı. Çünkü Hakk'ın namaz kılana olan tecellîsi, namaz kılana değil, ancak O'na dönüktür. Çünkü bu sıfâtı kendi nefsinden zikretmese idi, elbette ondan ona tecellîsiz olarak, ona sâdece namaz ile emrederdi. Şimdi bu, ondan lütuf yoluyla olduğunda, müşâhede de lütuf yoluyla olur. Böyle olunca "Benim gözümün nûru namaz da kılındı" dedi. Oysa namaz, ancak mahbûbun müşâhedesidir ki, muhabbet edenin gözü, "istikrâr"dan türemiş olarak, onunla "karâr" eder. Bundan dolayı göz onun görüşünde "karar kılmış" olur. 

Şu hâlde onunla berâber, bir şeyde ve bir şeyin dışın- da onun gayrı olan bir şeye bakmaz. Ve işte bundan dolayı Hakk Teâlâ namazda başka şeylerle ilgilenmeyi yasakladı. Çünkü başka şeylere ilgi, kulun namazından şeytanın kaptığı bir şeydir. Bundan dolayı onu mahbûbunun müşâhedesinden mahrûm eder. Belki eğer Hak, bu başka şeylerle ilgilenenin mahbûbu olsaydı, namazında vechi ile kıblesinin dışında bir şeye ilgi göstermezdi. Oysa insân, bu hâs ibâdette bu mesabede midir, yoksa değil midir? Kendi nefsinde hâlini bilir. Çünkü insân nefsine basîret üzeredir. Ve eğer onun ma'zeretlerini aktarsa bile, o kendi nefsinde doğruyla yanlışı bilir. Çünkü bir şey, kendi hâlini bilmez değildir. Çünkü onun için kendi hâli zevkîdir ya’nî bizzât yaşantıdır.

Namazda muhabbet edenin gözü mahbûbun müşâhedesinde karar kılmış olduğundan dolayı Hak Teâlâ hazretleri, namazda kıblenin veyâ secde mahallinin dışında olan yerlerle ilgilenmeyi yasakladı. 

Namaz denilen için başka bir taksîm vardır. Çünkü Hakk Teâlâ bize kendisine namaz kılmamazı emretti. Ve o bizim üzerimize salât edici olduğunu haber verdi. Şu hâlde namaz bizden ve Hak'tandır. Şimdi O salât edici olduğu zaman, ancak Âhir ismi ile salât edici olur. Böyle olunca Hakk, kulun vücûdundan sonra olur. 

İnanışta bulunanın inancı dolayısıyla kıblesinde hayâl edilmiş olan (اَللهُ) Allah (c.c.), bizim üzerimize "Salât edici" olan Allah'tır. Bundan dolayı biz Kıble’mizde hayâl ettiğimiz inanışlardaki ilâha karşı namaz kıldığımız zaman, Âhir ismi bizim için hâsıl olur. Ve biz o isimde tahakkuk etmiş oluruz. Çünkü önce Hakk'ı hayâl ettik, daha sonra namaz kıldık.[70]

* *

* *

Bizim üzerimize "Salât edici" olan (اَللهُ) Allah (c.c.)'dır.

Üzerimizde “Salât edici” olan Allah (c.c.) ve kıblede olan Allah (c.c) remzini, ailece 3-4 ay önce gittiğimiz, ismi Türkçe halka ve bir toplu taşıma aracının ilk ve son durağının aynı nokta da olan hat ile[71] son harfinde bulunan “S” (س) Sin harfi ile bunun anlamı İnsân’dır. Tamamına bakarsak bir halka aynı (bir) noktadan aynı (bir) noktaya, aynı (bir) nokta olan (قَابَ قَوْسَيْنِ) Kâb-ı Kavseyn dâiresinde ma’nâ yolculuğu yani an-i dâimde iki rek’atlık, zâhir bâtın, fenâfillâh bekābillâh namazı olan (مِراج) Mi’râc yapan insânın hakîkatıdır.

Bu ma’nâlanmayı ifâde eden alışveriş merkezinin mescidinde, “Onların alışverişi Allah (c.c.) iledir.” Müşahâdesi ile beraber, mihrâbta, kıblede görülen Allah (c.c.) remzi müşâhadesi neş’esi oluşmuştur. 

Görüldüğü gibi bu şeklin 5 parçadan oluşması 5 hazret mertebesinin ifâdesidir. Bir başka ifâde 5 vakit ve devâmında oluşan namaz vakitleridir. Her birinde oluşan necm-yıldız-ziyâ-nûr kendi mertebesinin ilminin müşâhade ve ma’nâlanmasıdır. Mihrâbta bulunan 3 yaldızlı şerid, İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn ifâdeleri ile (مِراج) Mi’rac’ın üç seyrini ifâde etmektedir. Aynı zamanda 5 ve 3 ile (53) sayısını ifâde etmektedir. (سورة النجم ) Necm sûresinde “18” (مِراج) mirâc âyeti vardır. Buraya da Îsr-Esrâ gece yürüyüşü ile gelinmektedir. (سورة الإسراء) “İsrâ Sûresi-nin” ilk âyeti ile (1-18) 1 Ahadiyetin tecellisi olan 

18.000 âlemi seyreden (19) İnsân-ı Kâmil olmaktadır. 

13 ışıklı bölümden oluşan yıldız sistemi Ongen (نخم) necm-yıldız ve merkezi Ongen (شمس) şems-güneştir. (نخم) Necm-yıldızının, aslı (شمس) Şems-güneştir. Ongen necm-yıldız, (1) Ahadiyyet, (0) ile hiçlik ve kâb-ı kavseyn dâiresi dir. Dışarı uzanan hatlar, 18 tanedir. Necm sûresinde geçen 18 mirac âyeti ve 18.000 âlemdir. 13. Bölümde oluşan, Yatsı namazı ve vitir namazı birlikte oluşan 13. Rek’at namazı Vitir, Vitr’iyettir. (نخم) “Necm” 53. Sûre, (شمس) “Şems” ise 91. sûredir. (53+91)= 144 tür. (144) ün, Kûdüs’te bulunan Mescid’ül Aksa ve Bakara sûresi 144 âyetinde bulunan (شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ) “Şatr’ül Mescid’ül Harâm” Vechini, yüzünü Mescid’ül Harâm’a çevir ifâdesi vardır. (سورة البقرة) “Bakara Sûresi” sayısal değeri (2) idi. Kıbleteyn mescininde ifâdesini bulmakta olan bu yaşantı hâli, (2) ile an-ı dâimde, zâhir bâtın namazı olan birinci rek’at ta Fenâfillâh ve ikinci rek’at ta Bekābillâh hâlini ifâde etmektedir. İkincinin yani Bekābillâh içinde aynı zamanda Fenâfillâh hâli olan “İkinin ikincisi” ifâdesi yerini bulur.

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ {التوبة/40} 

İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm.

9/40. “Eğer siz ona yardım etmezseniz, biliyorsunuz ya, o küfredenler onu çıkardıkları sırada mağarada bulunan ikinin biri iken Allah ona yardım etmişti ki, o, arkadaşına: «Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir!» diyordu. Bunun üzerine Allah ona ma’nevî güç ve huzur verdi, onu görmediğiniz ordularla destekledi ve küfredenlerin kelimesini en alçak etti. Allah'ın kelimesi ise en üstün olandır. Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.” Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz Hicret ederken gelen bu âyet bilinen bir hâdisenin özel bir yönünü anlatmaktadır.[72] “Yâr-ı Gar” mağara dostu mağara arkadaşlığı denilen bu âyet günümüzde “Nakşibendi” târîkatı olarak anılan oluşumun ilk temelinin atıldığı “Ebu Bekir” efendimize atfedilen Bekriyye ile ilgilidir. Hazreti Ömer’e ithâf edilen “Ömeriyye”, Hazreti Osman’a ithâf edilen “Osmaniyye-Nûrbahşiye” ve Hazreti Ali’ye ithâf edilen “Aliyye-Alevi” dir. Hazreti Ömer ve Hazreti Osman’a dayanan târîkat oluşumları günümüze ulaşamamış, diğer târîkatların bünyesi içine dâhil olmuştur.

Âyet (işaret) sayısal ifâdesi “40“tır. 40 harfsel ifâdesi (م) “Mim” Hakîkât-i Muhammediye içinde 13 sayısal ifâdesi bulunmaktadır. Bu Sıfât/hakîkât/fenâfillâh mertebesi ifâdesidir. Sûre (sûret) sayısal ifâdesi “9“dur. (9) Esmâ/târîkat mertebesidir. (13) ve (9) yan yana geldiği zaman bu ifâde 139 sayısı ile (مُحَمّد) “Muhammed” isminde ma’nâlanmaktadır. Zât/marifet/bekābillâh ifâdesidir. Târîkat mertebesinin sûreti, yani yolun gidişin-revişin sûreti aslı bir olan Vahid’dir. Yani birlerin, tekrarıdır. Hangi târîkat olursa olsun burada son bulur. Ben söylemiyorum, sûreden sayıda çıkan harfsel ma’nâ bunu söylüyor. Hakîki ma’nâda yapılan tevbe sureti, tevbeyi nasuhtur. Bu tevbenin bir daha geriye dönüşü yoktur. Bu tevbeden dönenin de bir daha, Hakk kapısına gelmeye mecâli olmaz. Esmâ/târikat mertebesini yani tüm târik ve yolları bir eden, aynı zamanda “Esmâ-i İlâhiyyeyi” bir etmiştir. “Esmâ-i İlahiyyenin” aslı (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsıdır. Sayısal değeri 67=13 tür. 6 zâti sıfât ve 7 sübût-i sıfâtın, aynası da 40 sayısal değerli olan Hakîkati Muhammediyedir. 13 (Hakîkât’ül Ahadiyet’ül Ahmediye) 40 (Hakîkat-i Muhammediye) yansır. (13+40)= 53 tür. İşte (أَحَد) Ahad’a taayyün (م) “Mim”i eklenince (أَحمَد) Ahmed olur ifâdesi burada yerini bulur. “53” (سورة النجم) “Necm suresi” bilindiği gibi “18 âyeti” (مِراج) mi’rac âyetidir. Âyet (işâret) ile yolumuzda 40 dersi tekmil târik bitirmek demek budur. Cümle târîkleri yani yolları bir edip, Fırka-i Naciye ehli olduktan sonra (مِراج) mi’rac derslerini bitirip, Zât/marifet/bakābillâh ile Halk arasına dönüp, Kâmil İnsân olarak Halk ile Hakk’a sefer yapmaktadır. Bu görüldüğü gibi sürekli mi’rac hâli olmaktadır. 

Bu mağarada Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz “Hafi” gizli olarak (اَللهُ) Allah (c.c.) lâfza-i Celâl’ini Hazreti Ebû Bekir Sıddıka telkin etmiştir. Onun için gizli ve tefekkür yönü az ve kapalı olarak devâm eder. Râsûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hazret-i Ali’ye ise açık bir ortamda (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” Kelime-i Tevhid-i telkin etmiştir. (اَللهُ) Allah (c.c.) lâfzı kelimedir. Ama (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” Kelime-i Tevhid, kelime olarak isimlensede cümledir. Aslında Cümle-i tevhiddir. 

12 ziyâ-nûr’lu yıldızı ve yaldızlı bölümde noktadaki yıldızda (اَللهُ) Allah (c.c) ifâdesi vardır. (ا) “Elif”te 12 zâhiri bir bâtini noktadan oluşur. Bu 13. noktada ki (اَللهُ) Allah (c.c) ifâdesi, Hazreti Muhammed (s.a.v)’in Rabb-i Hassı olan (اللّهُ) Allah (c.c)’dır. Asaleten ona aittir. 12 yıldız, 12 noktanın kişi neresinde bulunuyorsa, kişinin hayâlinde ki (اَللهُ) Allah (c.c) kıblesinde görür. 12. noktaya ulaşmış olan İnsân-ı Kâmil mertebesini, Kâmil İnsân olarak ikmâl eden kişi de İlm’el, Ayn’el, Hakk’el Yakînliği hangi mertebede ise sırası ile rû’ya, müşâhade ve yaşantısında Allah’ı kıblesinde görür. Yazılanlardan anlaşılacağı üzere (an) içinde bulunulduğundan kişi nerede ise her an kıblesinde olan (اَللهُ) Allah (c.c.)’dır. Ama anlayış, idrâk, gaflet, zan neredeyse o şekildedir. 

(10X13)= 130 dur. (130) (ع) “Ayın” ve (س) “Sin” harflerinin birleşimi ile (عيسي) “Îsâ” yani gören insândır. Kıble’sinde Allah’ı asaleten gören Hazreti Muhammed (s.a.v) dir. Diğer Rasûl, Nebi, İnsân-ı Kâmil ve Kâmil İnsân lar ise vekâleten Allah esmâsının müşâhade ve tecellisi oluşmakta, asaleten bu 13 te oluşan tecelli ile Cenâb-ı Hakk (c.c) tarafından (اللّهُ) Allah (c.c) esmâsı bünyesinde bağlı bulundukları Rabb-i hass denilen, özel esmâsı kıblesinde hayâl-i hakîki olur. 

(18X13)= 234 dir. (234+67)= 301 dir. Aradan sıfır alınınca oluşan sayı (31) dir. (31) in sayısal ifâdesi, harfsel olarak (ال) “El” idi. (سورة الفتح) “Fetih Sûresi” 10. âyetinde tutulan elin hakîkatte (اَللهُ) Allah (c.c)’ın eli olduğu ifâde edilmektedir. Nasıl ki Kâbe-i şerif tavaf edilirken, Hacer’ül esved (اَللهُ) Allah (c.c)’ın remzi olarak sağ el ile selâmlanırsa, namazda sağ ve sol el kaldırılmak ile “Gönül Kâ’besi” yâni Hakîkat-i Muhammedi selâm’lanmaktadır. 

Sağ ve sol avuç içinde “18” ve “81” sayısal ifâdesinin toplamı (18+81)= 99 dur. (99) varlığında bulunan “Esmâ-i İlahiyye” ile (اَللهُ) Allah (c.c) esmâsı ve bünyesinde bulunan (هُ) Hu yâni Zât-ı selâmlanır. (301) sayısının başka bir bağlantısı, işyeri telefonumun başında bulunduğumdan araştırdığımdan bilmekteyim. Kûr’ân-ı Kerim’de bulunan 7 tane (حم) “Ha-Mim” ile başlayan sûrenin sayılarının toplamıdır. (40+41+42+43+44+45+45+46)= 301 dir. (حم) “Ha-Mim” sayısal değeri (ح) Ha:8, (م) Mim: 40, (40+8) = 48 dir. (48X7)= 336 dır. 3. (حم) “Ha-Mim” Şûrâ sûresi 2. âyette (عسق) “Ayın, Sin, Kaf” ifâdesi ile de (7+1 veya 1+7) ile 8. Hurufu mukatta harfi vardır. Gören insânın kudretidir ve gören insânın, (قُرَّةَ عْيُنٍ) “Kurret’ül Aynı” Göz nûru olan namazdır. Sayısal değeri, (ع) Ayın: 70, (س) Sin: 60, (ق) Kaf: 100, (70+60+100)= 230 dur. İşte gözümün nûru namaz da kılındı ifâdesi bu âyette bulunmuş olur. Bu ifâdenin devâmı 3 seyr ile (س) “Sin” harfinin, 3 nokta (…) alarak (عشق) “Şın” harfine dönüşmesidir. İfâde (عشق) Aşk, ışk, ışık, nûr’a dönüşür. Gözümün Nûr’u Aşk olan namaz da kılındı ifâdesine dönüşür. Rabb-im her birerlerimize de (عشق) “Aşk” makamınının ışkını-nûrunu nasip etsin. İnşeallah. 

(ش) “Şın” harfinin sayısal değeri 300 dür. Sayısal ifâde, (70+300+100)= 470 dir. Şimdi tüm sayısal ifâdeleri bir araya getirirsek, (130+301+230)= 661 dir. 66+1= 67 dir. “67” (اَللهُ) Allah (c.c) esmâsının sayısal değeridir. (1) “Elif” ifâdesinin ayrı olması ise (اَللهُ) Allah (c.c.) ifâdesi içinde gizli bulunan (ا) “Elif”in lâfzen okunmasıdır. (130+301+470)= 901 dir. Aradan sıfır alınırsa “91”dir. “91” (سورة الشمس) Şems-Güneş sûresinin sayısal değeridir. Hakîkat-i İlâhi güneşi ve İlâhi benliktir. “91”in tersi “19”dur. “19” ise İnsân-ı Kâmil’in şifresi ve “19” (مِراج) mi’râc âyetidir. 

(عشق) Aşk, ışk, ışık, nûra dönüşür. Gözümün nûru aşk olan namaz da kılındı ifâdesine dönüşür. Bunu biraz daha açıklamak lâzımdır. (عشق) Aşk ifâdesinde (ع) Ayın ve (شق) (Şın-Kaf) Görme ve Şakk, (وَانشَقَّ الْقَمَرُ) “Şakk’ül Kamer” iki kısma ayrılırsa, (وَانشَقَّ الْقَمَرُ) Şakk’ül Kamer[73] mûcizesi gerçekleşir. Ay, yani nûr ikiye ayrılır. Yani (م) Mim harfi ikiye ayrılır. İki Mim (مم) ile Hakîkât-i Muhammedi oluşur. Bir başka ifâde ile Âşık ve Ma’şûk oluşur. (عشق) Aşk ifadesi 5 nokta (…..) ve 3 harften oluşur. Görüldüğü gibi sayısal ifâde (53) tür. “53” (أَحمَد) Ahmed sayısal ifâdesi ile (حُبْ) Hubb edilen, Küntü Kenzen yani gizli hazînedir. (عشق) Aşk (أَحمَد) Ahmed, (أَحمَد) Ahmed (عشق) Aşk’tır. 

Yolumuza kaldığımız yerden devâm edersek, (اَللهُ) Allah (c.c.) kelimesi, Kelime-i Tevhid içinde ikinin ikincisi olarak bulunmaktadır. (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” Kelime-i Tevhid, nefy ve ispat kısmından oluşmaktadır. (اَللهُ) “Allah” (c.c) kelimesidir. Bu cümlenin tamamı Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Risâletten oluşan (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlullah”tır.” (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” bu işin urûc tarafı, (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammeder Rasülullahta nüzûl tarafıdır ve bu ifâde görüldüğü gibi üç kelimeden oluşur. Ferdi Selase denilen üçlü ferdiyet hâlidir. (اللّهُ) Allah (c.c) “Zât), (رَسُولُ) Resûl (İrade) ve (مُحَمّد) Muhammed “Lafız-Söz” olan Cevam’ul kelâme yâni kelimelere-isimlere Câmi olan isimdir. Urûc hâli yani Hakîkât/fenâfillâh hâli tamamlanmazsa, nüzûl Marifet/bekābillâh hâlinin tamamlanması mümkün değildir. İki ayaklı merdiven düşünelim, bu merdivenle önünde set-engel olan bir yer aşılacaktır. Bunun en üst noktasına çıkmadan, buraya tam tepe noktasını aşıp diğer taraftan aşağı inmek mümkün olabilir mi? Hazreti Ali’ye telkin edilen (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid Kelimesi-Cümlesi içinde Allah ifâdesi vardır. Rûhânî yol izleyip (اَللهُ) “Allah” (c.c) esmâsı ile 5 hazret mertebesi üzere rûhânî seyri eğitimi gözüksede, yolumuz yolların nihâyetidir diye ifâde edilsede, Cemâl-i eğitim veren bu târîkatta, Celâl-i denilen nefs eğitimi eksik olduğu için, çalışmalar bırakıldığı zaman başa dönme tehlikesi vardır. İşte onun için Şah-ı Nakşibend hazretleri, Celâl-i yol izleyip, “7 Nefis” mertebesi ile (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ) “Lâ İlâhe İllâ” Kelime-i Tevhid lâfzını bâtinen (اَللهُ) Allah (c.c) lâfzını da zâhiren ifâde eden Kadiri târîkatı önderi Abdülkadir Geylani hazretlerinden ma’nevî yardım almıştır. Yolu “hafî” zikir üzere olduğundan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, “Kelime-i Tevhid” zikrini mide boşluğunda nefesi haps ederek ve sayıyı (21)’e kadar çıkarmak üzere “Nefy İspat zikri” denilen sistemi Nakşibendî yoluna getirmiştir. Yalnız burada şu durum oluşmaktadır. (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, Kelime-i Tevhid zikri Cehri yâni seslidir. Kâlb, Rûh, Sır, Hafî, Ahfâ letâifleri (Lâtif esmâsı) üzere yapılan (اَللهُ) Allah (c.c) zikri (5) Hazret mertebesidir. Bu anlayışta, (5) hazret mertebesinin bugüne gelişi, Tevhid-i Ef’âl, Tevhid-i Sıfât, Tevhid-i Zât mertebeleri vardır. Tevhid-i Esmâ ve İnsân-ı Kâmil mertebeleri eksiktir. Kimseyi eleştirecek hâlimiz ve durumuz yok, bu yolların hepsi bizimdir. Hazreti Ebûbekir’e verilen (اَللهُ) “Allah” (c.c) esmâsı (5) hazret mertebelidir. Bunun ma’nâsı ile birlikte verilmiştir. 

İşte bu iki yol Celâl ve Cemâl üzere birleştiren (12) esmâ üzerine ders yapan Âlî’yye ve Âlevi târîkatlar bu eğitimi hakîki ve gerçek ma’nâda verebilir. Bu yol (عشق) Aşk üzere bir eğitim verebilir. Oyüzden “Şuttâr” târîki denmiştir. Yalnız buna da dikkat etmek lâzımdır. Bu eğitimi veren yolun başındaki kişide, Ârif, Ârifibillâh ve Kâmil İnsân denilen vasıflar var mıdır? Çok iyi araştırıp, tetkik etmek lâzımdır. 

Hazreti Muhammed (s.a.v), Hazreti Ebûbekir’e bu mağarada “lâ tahzen innallâhe meanâ” “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Dışarıda mağara önünde oluşan güvercin yuvası ve örümcek ağı karşısında müşrikler burada olamaz diyerek. Kendi vehim, hevâları ve şartlanmaları kendilerini yanılttı. İşte sâlikin bünyesinde hicret hâli oluştuğunda ve Zât-i tecelli mertebesi olan Mekke’den, Esmâ-Sıfât tecellisi olan Medineye Hicret’inde bir vakit gönül mağarasına sığınmak lâzımdır. Risâlet mertebesinden, sıddıkıyet mertebesine (اَللهُ) “Allah” (c.c) lâfza-i celâl-i harfi nidâsız olarak verilir. Bunun uzantısı olan Medine’ye ulaşma hâlinde ”Bedri Münir” deniler, Nûrlu Ay’a, Hakîkat-i Muhammediye’ye ulaşılır. 

Kelime-i Tevhid, 12 harften oluşmaktadır, Kelime-i Risâlet ise tamamı 17 harftir. Toplamı ise (29) dur. 29. Sûre (سورة العنكبوت) “Ankebut-Örümcek Sûresidir.” (29) “28” mertebenin yakîn hâlidir. Arap alfabesinde “28” harf vardır. (ﻻ) Lâmelif harfi ile bu sayı “29”a ulaşır. “Lâ tahzen” korku yok derken, “Tah”, Hamur ve “Zen” Kadın demektir. Bulunduğumuz yerde nefsin hamuru yoktur, Akl-ı küllün hamuru, Kelime-i Tevhid’in (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah”, hamuru olan (اَللهُ) “Allah” (c.c) lâfza-i celal-i var, onun için bize korku yoktur, demektir. Çünkü (ﻻ) “La” (ال) “El”e dönüp bütün yokluğu bünyesinde alan vara, Nefs-i küllü ihâta eden Akl-ı Külle dönüşmüştür. İşte gönül kuşu aşk ile havalanır ve “28” harfi yakîn nûru ile “29”a tamamlanırsa şartlanmalardan kurtulur ve Cevâm’ül Kelim olan Rasûlullah (s.a.v.) efendimizden nûrunu alır ve kelimelere câmi olmanın idrâk ve fehmi ile kelimeleri-isimleri kullanabilir. Kullanılırsa (ذَنْ) “Zen” ve (كُنْ) “Kün” birleşir. Gönül mağarasında “Küntü Kenzen mahfiyyen” Ben gizli bir hazineydim sırrı açılır. Hafi gizlinin gizlisi demektir. Bu da Rasûlüllah (s.a.v.) efendimizin bâtın da olan ismi (هُ) “Hu” dur. Burada oluşan ve tecellinin neş’e ve ma’nâlanmasının açılımını okuyucuların idrâkine bırakarak yolumuza devâm edelim.

* *

* *

(صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) Salât-u Dâimûn (Dâimi Namaz Hâli) Fusûs’ül Hikem Muhammed Fassı sonlarına doğru yapılan daha önceki sayfalardaki alıntı, göz ve Allah-Ulûhiyyet bağlantısı ile namazın Fâtiha-Kıyam, İşitme-Rükû’dan, görüş-secde bağlantısını oluşturmaktadır. “50 vakit” üzere olan (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) Salât-ı dâimûnda sürekli olarak, Hakk’i müşahâde hâli vardır. “51, 52” de Hakk ile mukabele ve Hakk’ı işitme hâli olduğu anlatılmıştı.

Daha önce (50), (50+1) ve (50+2) anlatımların da (فتحة) Fâtiha’yı şerif’in ilk 4 âyetinin oluşumu ifâde edilmişti. Burası (سورة الفاتحة) “Fatiha Sûresinin” ilk bölümü taksimin (اَللهُ) “Allah” (c.c.) bölümüydü. Geriye kalan üç âyet ise “Kul”a ait olan bölümüdür. (50+3) ifadesinin içinde ki (3) sayısal ifadesi (1+2)=3 de bulundurduğundan ilk taksim kısmı olan (اَللهُ) “Allah” (c.c.) kısmını da içine alır. Aynı zamanda (53) “19” (مراج) mi’râc âyeti içinde ve bünyesinde olduğundan, “19” İnsân-ı Kâmil ve Kûr’ân-ı Kerim’in (19) kelimeli olan (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şeriftir. Bu ifâde ve hesaplamalardan anlaşılacağı üzere (فتحة) Fâtiha olmuş olur. Daha önceki ifâdelerden “52” (حَمد) Hamd ve başına gelen (ا) “Elif” ile (أَحمَد) Ahmed olduğu izâh edilmişti. 

(50+2) sıralı yazılışı 502 (بشر) “beşer” sayısal değeridir. (ب) Be:2, Şın: (ش) 300, (ر) Re: 200, (2+300+200)= 502 dir. (50+3) ifâdesi yan yana yazıldığı zaman (503) (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) “Muhammeden Rasûlullah” sayısal değerini verir.

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ {فصلت/6}

Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun.

41/6. De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insânım. 

Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.” Kul innemâ ene beşerun mislukum, Ey habîbim onlara de ki, ben de sizin gibi bir yönü ile beşer isminin ifâde ettiği ma’nâ, davranışlar ve yaşantısı ile sizin benzeriniz gibiyim. 

Yûhâ ileyye, Ancak bana hakîkat-i ilâhiyye ve sıfât-ı rahmâniye den ilâhi bilgiler vahyediliyor. Sizler beşeriyyet “hicâb/perdeleri ile perdelendiğiniz için, bu sahaya geçemediğiniz den beni de kendileriniz gibi kıyas ederek öyle değerlendirdiğinizden, sûre-i şerifin başında olan (Ha-Mim) Hakk olan Muhammed-i ve ondan vahy aktaran beşer yönümle beni anlamıyorsunuz.

Ennemâ ilâhukum ilâhun vâhıdun, bana bu hakîkatleri bildiren mutlaka sizin de örttüğünüz İlâh’ınızdır, sizlere ona ulaşmanın yollarına sülûku haber veriyorum o sizin zannettiğiniz gibi, çok değil, Vahid/birdir.[74] 

(صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salât-ı Dâimûn” üzere olan ve bu hakîkatları bünyesinde bulunduran İnsân-ı Kâmil - Kâmil İnsân’ın bir yönü beşer ve bir yönü Rasûlüllah (s.a.v.)’ın vahyinin açıklamaları olan ilhamdır. İşte bu dâimi mamazında (فتحة) yüzü Fâtiha ve bâtını (حَمد) Hamd olup, dış görünüşü beşer ama batını vahyi açıklar nitelikte ilham üzerinedir. 

(صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) “Salât-u Dâimûn” ifadesi “70” (سورة المعارج) “Mearic Sûresinde” geçmektedir. (53) sayısı ile bağlantılı olduğu için daha önce bu ifâdeler geçtiği hâlde bu konu hakkında bilgi verilmemişti.

(الْمَعَارِجِ) El-Mearic sayısal değeri, (ا) Elif: 1-13, Lâm: (ل) 30, (م) Mim: 40, (ع) Ayın: 70, (ا) Elif:1-13, (ر) Re: 200, (ج) Cim: 3, (1+13+40+70+1+13+200+3)= 341 

Mearic sûre sırası (70), Nüzûl Sırası (79) Âyet sayısı 44 dür. 

Âyet durakları; (ب) (Be: 2), (ت) (Te: 1) (ج) (Cim: 1), (د) (Dal: 1), (ع) (Ayın: 5), (ل) (Lâm: 1), (م) (Mim: 4), (ن) (Nun: 21), (ه) (He: 4), (ي) (Ye: 4) (ﻻ) (Lâmelif: 31)

((2X2)+400+3+4+(70x5)+30+(40x4)+(21x50)+(4x5)+(4X10)+31)=

(4+400+3+4+350+30+160+1050+20+40+31)= 2092= 13 

(341+70+79+44+2092)= 2626 dır. 

(2+6+2+6)= 16 dır. 

(16) (13) Hazret-i Muhammed’in şifresi ve (3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn’dir. Mi’rac’ın üç seyridir. 

(2626) İfâdesinde görüldüğü üzere iki tane 26 vardır. (26+26) = 52 dir. (حَمد) Hamd sayısal değeri de “52” idi. (حَمد) Hamd sûresi olan (فاتحة) Fâtiha’nın bir yönü Allah (c.c.)’a bir yönü kula tahsis edilmişti. (سورة المعارج) “Meraic Sûresi, Merdivenler Sûresi” (ع) “Ayn” Göz ikiye bölünmüş yani iki göz oluşmuştur. (70/2)= 35 dir. Tersten görüldüğü gibi “53”tür. İşte (حَمد) Hamd’ın Allah ve kul bölümü bir edilirse “52” (حَمد) Hamd ve (أَحمَد) Ahmed olur. 

(سورة المعارج) “Meraic Sûresinin” bazı âyetlerini buraya alalım ve kısaca incelemeye çalışalım. Aslında hepsini buraya almaya kitâb alanımız müsâid olmadığı için başka bir çalışmaya bırakmak zorundayız.

مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ {المعارج/3} 

(Minallâhi zîl meâric).

70/3. “O, miraçların sahibi Allah'tandır.” Burada görüldüğü gibi (مراج) “Mi’rac bir tane değil, çoğul olarak ifâde edilmiştir. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bünyesinde her bir mü’min (مِراج) mi’rac yapmaya adaydır. Tabi bunun için bir seyri sülûk eğitimine ve (مِراج) mi’racını tamamlamış irfân ehline ihtiyac vardır. Âyet sayısı (3) de bunun İlm’el Yakîn, Âyn’el Yakîn ve Hakk’el Yakîn olacağını, (70+3)= 73, (7+3)= 10 ile Hakîkat/fenâfillâh mertebesi kaynaklı olduğunu ifâde etmektedir. Sahibi (اَللهُ) “Allah” (c.c)’den ifâdesi Rasûlüllah (s.a.v) Efendimizin (مِراج) mi’racı (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsınadır. Diğer birimsel varlıkların mi’racı ise kendi Rabb-i Hass’larına olmaktadır. Bunun da sahibi (اَللهُ) “Allah” (c.c)’dır.

تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ {المعارج/4}

Ta'rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe senetin.

70/4. Melekler ve Ruh (Cebrail), süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar.

Daha önce bir miktar incelediğimiz bu Âyet-i kerime, Kuvve’ler namazda ki (حَمد) “Hamd” nûr ile ve Rûh’ul Kûds olan Cebrâil’in yani aklı melekenin merdivenlerinden (50X1000)= İfâdesi ile “50000 yıl” tutan bir günde yükselip yani (مِراج) mi’rac ettiğinden bahsetmektedir. 

Burada “1000 gayriyet” ve “50 ise bir günlük namaz” içinde dâimi namaz ile ulaşılan kemâlat halidir. Sayısal değeri (7+4)= 11 dir. Marifet /bekābillâh mertebesidir.

إِلَّا الْمُصَلِّينَ {المعارج/22}

İllâl musallîn.

70/22. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

Ateş ve cehennemin dışında kalacak olanlar namaz kılanlardır. Nasıl namaz kılan, Namaz-ı gafilan, sehv-i sücûdest. 

Namaz-ı arifân, terki vücûdest. 

Yani, Gafillerin namazı, “yanılma secdesi” ile. 

Ariflerin namazı, “vücudlarını terk” ile olur, demişlerdir.

Vücudunu terk ile kılınan bir namaz ile vücût terk edilirse ateş yakacak bedeni nereden bulacaktır. İşte bu namazın abdestide kişinin kendi kanı ile alınır. Âyet sayısal değeri (70+22)= 92 dir. Hakîkat-i Muhammedi sayısı (40) çıkarılırsa, (92-40)= 52 olur. Bu sayı Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin şifresi ve (حَمد) “Hamd” sayısal değeridir. Namazında (حَمد) “Hamd”ı melekler ve Rûh tarafından nûr olarak (مِراج) mirâc eden Hakk’a ulaşanlar bundan müstesnâ’dır.

الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ {المعارج/23} 

70/23. Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn “Onlar, namazlarına devâm eden kimselerdir.” Ellezine; , O şey ki, O kimse “Ellezine” ifâdesine (الَّ) 

“Elle” sağ ve sol eller vardır. Arapça ifâde de görüldüğü gibi aslı bir olan (ال) el’in (ل) “Lâm”ın şeddelenmesi ile oluşan aslı Uluhiyyet eli olan nefs-i küll olarak halkiyet eli olarak görünmesidir. Aklı küll ve Nefsi küll el’ine sahip bu “Abdiyet” elinin aslının “Risâlet ve Ulûhiyyet” ellerine (ذِ) “Zi” sahip ve (ن) “Ne= Nun” Nûr, Nûr-u Muhammedi ile tüm mertebeleri içten ve dıştan ihâta eden ellerini gönlüne sokup nûr olarak çıkaranlardır. Böyle eli buldun mu? Öp, Öp, Öp, bulamazsan da kendi elini öp… Peki bu (ن) “Nun” dan (50) “Elli”den nûr’dan olan, O şeyki, O nasıl kimsedir?

Ellezine Hum; “Onlar olanlardır.” Ellezine kelimesine bakmıştık. (هم) “Hum” nasıl onlar… (هُ) Hu ve (م) Mim (Hakîkat-i Muhammedi) olan yâni bâtını “Hu” zâhiri beden varlığı ile Hakîkat-i Muhammedi’den ayrı olmadığını idrâk etmiş olan… Sayısal değeri ise (5+40)= 45 tir. (45) sayısal değeri de (ادم) Âdem di. (الم) Elif, Lam, Mim ile Kıyam, Rükû, Secde halinde Hakîkat-i Muhammedi idrâkinde Hazreti Âdem’den, Hazreti Muhammed’e kadar “28” mertebeyi bünyesinde bulandır. 

“Âlî (على)” … a takısıdır. Bir bakıma (على) “Ali”, yüce yüksek demektir. “Ellezine hum ali” Yüce yüksekte olanlar demektir, mi’rac ifâdesidir. (ع) Ayın: 70, (ل) Lam: 30, (ي) Ye: 10, (70+30+10)= 110= 11 dir. (11) Hazreti Muhammed mertebesidir. Namazda bu ifâdenin yeri Kade-oturuş ve tahiyyât’tır. Bu âyetin sayısal ifâdesi 70+23= 93 tür. (93) (نجم) Necm sayısal değeridir. (40) Hakîkat-i Muhammedi sayısal değeri çıkarılırsa, (93-40)= 53 kalır. (مراج) mi’rac âyetleri 53 (النجم سورة) “Necm Sûresinde” bulunmaktadır. 

(النجم سورة) “Necm Sûresi” 62. âyetinde (Fescudû lillâhi va’budû.) “Artık, hemen Allah için secde ediniz ve ibadette bulununuz.”[75] Buyurulmaktadır. Burada geçen ibâdet (وَاعْبُدُوا) Ubûd-Ubûdet ile Hakk’ın fiilidir. (هم) “Hum” ifâdesinde (م) “Mim” Hakîkati Muhammedi idrâki ve anlayışı ile secdeye yaklaşma hâlidir. (على) “Âlî”, yüksek, yüce olarak “Makam-ı sıdk”[76] doğruluk makamında rabb-larına mülâki ve kavuşma hâli olur. 

Namaz fiili’nin “kıyam” yani ayakta durma bölümü, nebatatın hukukunu, “rükû” yani eğilme bölümü, hayvanların hukukunu;

“secde” yani yere kapanma, mâdeniyatın hukukunu koruma ve onlara olan “şükran” borcumuzu ödeme yolunda yapıldığından namaz ehline Zât-î olarak sadece “tahiyyât” yani oturuş bölümü kalmaktadır. Burası ise namaz’ın en muhteşem yeridir.

Tahiyyatta oturan kimse daha evvelce de bir miktar bahsettiğimiz gibi gerçek kimliğini bulmuş, “Hakîkat-i Muhammediyye”ye ulaşmış ve huzûr ehli olmuş olur. 

Bu oturuşuyla namaz kılan kişi vücûd duruşu itibariyle “Muhammed” yazısını oluşturmaktadır. 

Şekliyle ve de ma’nâsıyla, zâhir - bâtın gerçek kimliğini ispatlamış olur. Böylece ve sadece, bu kimseler Hakk’a gerçek ayna olan­lardır.

Ayak’ta (ا) “elif”, Rükû’da (د) “dal”, Secde’de (م) “mim” yâni (ادم) “Adem” liğe ulaşan kimse, “tahiyyâtta” da (مُحَمّد) “Muhammed”liğe yükselmiş ve netice hâsıl olmuş olur. 

Ne muhteşem bir sistem! 

İnkâr veya gaflet sebebiyle bu ibâdeti terkenler neler kaybettiklerini bir bilebilseydiler ne olurdu?

Namaz’a hareketlerinin 3’üncü yönü itibariyle baktığımızda;

ayakta durma, “kamet” (ا) “elif”, → “İbrâhîmiyet” eğilme, “rükû” (د) “dal”, → “Mûsevîyet”, yere baş koyma, “secde” (م) “mim” → 

“İseviyet”, oturuş, “tahiyyât” (مُحَمّد) → “Muhammediyye mertebesidir.[77]

Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât "Dil ile beden ve mal ile yapılan bütün ibâdetler Allah içindir." Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtuhu "Ey Peygamber! Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun." Burada gerçekleşen Allah c.c. için ibâdeti, Ubûdet mertbesinden Hakk’ın fiili ile Ulûhiyet mertebesi ile “Risâlet” mertebesi arasında oluşan konuşma hâlidir. (السلام) Esselâm (ك) “Ke” senin üzerine olsun ey “Nebi” derken Rasûlüllah efendimizin bünyesinde bu hitâb bizlere de gelmektedir. (السلام) “Es-selam”ın da Efendi Babamın hususi esmâsı olması düşündürücüdür. Cenâb-ı Hakk (c.c.) bizleri muhâtab alıp, Ulûhiyyetinden her birerlerimizde bulunan “Risâlet” mertebesi ile konuşmaktadır.

Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn.

"Selâm bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun." Hallac-ı Mansur bağdatta sohbet verdiği kürsüden, oluşan ilâhi muhabbetle “İbâdillâhis-Sâlihîn” ifâdesi yerine, Râsûlüllah “İbâdillahil-ecmâin” Ah! Ne olurdu bütün kulların üzerine olsun deseydi. Dediği zaman, âlemi ma’nâ da Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz “Ya Hallac biz vahiy ile konuşuruz bilmiyor musun? Deyince, Hallac-ı Mansur eyvah! demiş. Resûlüllah bunun diyetini ne ile ödeyecek- sin deyince, hata ettiğini anlayan “Hallac-ı Mansur” hata ettim Ya Rasûlüllah boynum ile ödeyeceğim. “İbâdillâhis-Sâlihîn” ifadesi Salâh içinde tüm kullar vardır. Bu âlem Hakk’ın zuhurundan başka bir şey olmadığı için hakîkatte “İbâdillâhis-Sâlihîn”, “İbâdillahil-ecmâin” ifâdesini içinde bulundurmaktadır. Yaklaşık 300 yol sonra âlemi ma’nâda Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz ile görüşen bir Ehlullâh Hallac-ı Mansur’un affedilmesi için ricâcısı olmuş ve Halllac-ı Mansur affalmuştur. 

Salâtihim dâimûn; Namazlarına devâm eden, nasıl devâm “50 vakit” üzerine devâm eden.

* *

* *

Elli Vaktin İfâdesi Nedir ?[78]

Mi’rac gecesi namazın ilk belirlenen elli (50) vaktinden, kısım kısım, beş (5) vakte indirilmesinin sebebi neydi acaba?

Cenâb-ı Hakk’ın (c.c.) haşa! o kadar bilgisi yok muydu? da Mûsâ aleyhiselâm vâsıtasıyla indirildi.

Eğer Cenâb-ı Hakk’ın murâdı gerçekten ümmet-i Muhammed’e sadece beş vakit namazı farz etmek olsaydı daha baştan bunu böylece bildiremez miydi?

Demek ki: bu hâdiseden bizlere bazı ibretler çıkarmak düşüyor. Eğer baştan belirtildiği gibi namaz elli vakit olarak yeryüzüne inip mutlak hüküm haline gelmiş olsaydı, bazı insânlara çok büyük yük olacaktı.

Eğer, namaz baştan elli vakit bildirilmeyip sadece sonda belirlenen beş vakit olarak hüküm haline gelmiş olsaydı bu sefer de bazı insânlara haksızlık edilmiş olacaktı. Cenâb-ı Hak ise haksızlıkla değil, hikmet ile faâliyet gösterir, yeterki bizler o hikmetleri idrâk edelim.

İnsanlar aynı güç kâbiliyette olmadıklarından idrâk ve ihâta seviyeleri de değişiktir. Kâbiliyeti yüksek olanı düşük seviyede bırakmak ona haksızlık olur, gücü az olana da fazla yük yüklemek ona haksızlık olur.

Demek ki, belirtilen vakitlerin ellisi (50) azami, beşi (5) asgaridir.

Beş (5) vakti, asgari müşterekte bütün ümmete farz, fa­kat ma’nâ âleminde yükselmeye istîdâtlı olanlara ise elli (50) vakte kadar çıkma imkânı verilmiştir.

Böylece her müslüman beş vaktin hakkını vererek tatbik ettikten sonra gayreti mikdarınca çalışmaları neticesinde bir günlük namazını elli vakte çıkarma imkânını bulmuş olur.

Gerçekten, “Hakîkât-i Muhammedi” yolunda faâliyet gösterip idrâkini geliştirmesi için kişi, evvelâ → “Âdemiyyet” mertebesini yaşayıp, oradan → “Nûhuyet”, 

 → “İbrâhîmiyet”, 

 → “Mûseviyet”, 

 → “İseviyet” ve nihâyet gerçek → “Muhammediyyet” mertebesine ulaşması gerekir.

İşte bu seyr esnasında, kişinin asgariden beş (5) vakit namaz ile başladığı günlük namazı, her mertebede yükselerek nihâyet elli (50) vakit hükmüne ulaşır.

Ancak bu­rada fiilen bedenen kılınan yine (5) beştir, diğerleri mâ’nen olmaktadır. Fakat vakti ve gücü olan fiilen de nâfile hükmünde yapabilir.

Eğer beş vaktin üstünde ki namaza yol açılmamış olsaydı. Her hâlde bu ümmete yükselme yolu kapanmış olurdu. Bu hâl ise ümmet-i Muhammed için düşü­nülemez bile. 

وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ {المعارج/24}

Vellezîne fî emvâlihim hakkun ma’lûm.

70/24. “Onların mallarında belli bir hak vardır.” Onların malı nedir? (نور) Nûr dur? (نور) Nûr nedir? Eşya’nın hakîkatıdır. İşte bu (نور) Nûr ve (ن) “Nun”dan bu Eşya’nın hakîkatının irfâniyetinden belli bir payları vardır. Bu Kâmil İnsân olma hakkıdır.

لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ {المعارج/25}

 Lis sâili vel mahrûm.

70/25. “Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.” Hem bundan sail, süâl edenden yani bir miktar haberi olandan, Yani Âyn’el Yakîn mertebesinde olandan hem de bundan mahrûm olan yani bu konuda bilgisi olmayan, daha henüz İlm’el Yakîn mertebesinde olan için bir Hakk vardır. 

وَالَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ {المعارج/26}

Vellezîne yusaddikûne bi yevmid dîn.

70/26. “Ve onlar ki dîn gününü (ceza gününü) tasdîk ederler.” Onlar daha henüz bu dünyâ’da ölmeden önce ölmüş ve âhirlerini daha henüz bu dünyâ’da yaşadıklarından tasdîk, Hakîkât/fenâfillâh mertebesindedirler. Hazreti Şems’in “Ben rûh’umu çoktan Hakk’a uçurdum. Azrâil gelince üzerimde ki gömlekten (beden elbisesinden) başka bir şey şey bulamayacak” demektedir. 

وَالَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ {المعارج/27}

Vellezîne hum min azâbi rabbihim muşfikûn.

70/27. “Ve onlar ki Rabblarının azâbından korkarlar.”

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ {المعارج/28} 

İnne azâbe rabbihim gayru me’mûn.

70/28. Çünkü rablarının azâbından emîn olunmaz.

Bu âyetlerde ki ifâdeler Allah (c.c.) esmâsı hükmü altında ki Rabb-ı Hass ile alâkalıdır. Kişi hangi mertebeye gelirse gelsin, ibâdetlerini terk edemez üzerinde beşeriyeti var olduğu için, hâle bürünerek de olsa bu ibâdetleri etrafı- na göstermek için yapar. Terkedenlerin hali ortadadır ve bu azaba düşmekten emin olunamaz. İşte “Biz Hakk ile Hakk olduk namazı kime kılacağız” diyenler bu âyetleri okuyup tekrar, tekrar düşünsünler. 

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ {المعارج/29}

Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn.

70/29. “Onlar ki ırzlarını korurlar.” Zâhir de kişi beden ırzını korur, yani fuhşa düşmekten korkar. Bunun da İslâm hukunda cezâsı bellidir. Yalnız burada biraz daha ilerisi vardır. Âyet sayısal değeri toplam da “99”dur. (99) Esmâ-i İlâhiyye’dir. “Esmâ-i ilâhiyeyi” nefsi istikametinde kullanmayarak ırzın, korunması târîkat mertebesindendir. Bunun tamamı (اَللهُ) “Allah” (c.c) esmâsıdır. Bu Ulûhiyyet ve Hakîkât ifâdesidir, gaflete düşerek nefsin iğvasından ırzın korunması işinin hakîkat mertebesidir. Bir an olsun Hakk’tan gafil olmayıp ırzın nefsin iğvasından korunması da bu işin marifet kısmıdır. 

إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ {المعارج/30}

İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn.)

70/30. “Ancak zevcelerine ve câriyelerine karşı hariç… Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.” Zevc ve Câriye ise, kendi varlığında bulunan Nefs-i küll hakîkatleridir, Nefs-i küll hakîkatinin yönlerine yaklaştıkça kınanmazlar.

فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ {المعارج/31}

Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn.

70/31. “Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.” Bundan ötesi Akl-i küll ve Hakîkat-i Muhammediye hakîkâtleridir. Bir yönden itâb yâni uyarı olarak görünen bu hitâb bu sâhaya nefis ile yaklaşılamayacağıdır. Ancak bu sâhaya nefsin’den câhil olan ve Akl-ı küll ve “Hakîkat-i Muhammediyeyi” idrâk ve anlayan kişiler geçebilir. Nasıl ki Cebrâil (مِراج) mi’rac’a çıkarken “ben bundan öteye geçe- mem yanarım, dediğinde Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz yanarsam ben yanayım” demişti. Mevlânâ Hazretleri de bu hakîkatı ifâde ederken “Mustafa’nın koltuğu altında başka bir elbise vardı.” Diye bu hakîkatı bildirmektedir.

وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ {المعارج/32}

Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn.

70/32. “Ve onlar ki, kendilerine emânet edileni korur, verdikleri sözü yerine getirirler.” Emânet edilen “zalûmen cehûlâ” nefsin’den câhil olan İnsân’ın Hakk’ın hâlifesi olması emânetidir. İşte kendilerine emânet edilen söz, sözde ki ma’nâ, ma’nâda ki rûh ve rûhda ki nûr ile Hakk’ın nûrudur. Gözlerinin nûru olan namazı ikâme ederek bu sözü yerine getirirler.

وَالَّذِينَ هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ {المعارج/33}

Vellezîne hum bi şehâdâtihim kâimûn.

70/33. “Ve onlar ki şâhidliklerinde dürüstürler.” Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasûluh.

"Şâhidlik ederim ki, (اَللهُ) Allah (c.c.)’dan başka ilâh yoktur. Yine şâhidlik ederim ki, (مُحَمّد) Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir." Yani müşahâdelerinde dürüstürler, müşâhade etmediği şeyi sözlemezler ve yazmazlar. Hazreti Âlî’nin dediği gibi, görmedikleri (اَللهُ) Allah (c.c.)’a ibâdet etmezler. Görüldüğü gibi şâhidlik görülene olur, görülmeyene nasıl şâhid olunabilir? Mahkemede bile şâhidlik ederken, Hâkim olayı gördün mü? Diye sormaktadır. Ya Rabb-imiz, mahkeme-i Kübrâ’da bizim şâhidliğimizin nasıl olduğunu sorgulayacak olursa yani gördün mü? Diye sorarsa bizim cevabımız ne olacaktır. Çok iyi düşünmek ve gereğini yerine getirmek lâzımdır.

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ {المعارج/34}

Vellezîne hum alâ salâtihim yuhâfizûn.

70/34. “Ve onlar ki, namazları üzerine muhâfızlık ederler.” Vellezine hum ala; Âyette geçen bu ifâdeler, 23. 

âyette incelenmişti. 

Salâtihim yuhâfizûn; Devâmlı namaz üzerinde nasıl muhâfızlık edilir. Önce âyet sayısal değeri (70+24)= 104 tir. (104) Kitâb ifâdesi ile Kûr’ân-ı Kerim’dir. Öncelikle Kûr’an-ı nâtık olarak muhâfaza ederler. (حافِظ) “Hâfız” esmâsı (اللّهُ رَحمَن رَحيم ) Allah, Rahmân, Rahîm kaynak esmâlarından sonra 36. Esmâ ve sıra olarak 39. Sıralı esmâdır. (36) üç seyir ile (مِراج) mi’rac hâli ve (يس) “YÂ-SÎN” Hazreti Muhammed mertebesinden İnsân’dır. 37-38-39, Zât, Sıfât ve Esmâ tecelileridir, hâliyle 40 Ef’âl tecellisi de içindedir. (مِراج) Mi’rac hâlinde olan namazlarını Zât, Sıfât, Esmâ, Ef’âl tecellileri ile hızf ederler. Efendi Babam da bilindiği gibi muhâfız alayında askerlik yapmıştır. Muhâfız olan asker, nasıl nokta nöbeti tutar bulunduğu yerden milim kıpırdamaz, bedeni ve yüzü milim kıpırdayıp, oynamaz işte bu hâde namazlarını korurlar. İki rek’atlık zâhiri Hakîkat/fenâfillâh ve Bâtını Marifet/bakābillâh hâllerini korurlar.

أُوْلَئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ {المعارج/35}

(Ulâike fî cennâtin mukramûn.

70/35. “İşte onlar Cennetlerde ikram olunanlardır.”

35 sayısı görüldü gibi tersten 53 sayısı ve “8”dir. 8. Cennette Ef’âl, Esmâ, Sıfât, Zât ve bunların içinde bulunan İnsân-ı Kâmil cennetlerindedirler. 

Mukramûn; İkram olunmuş, ikramın başına (م) “Mim” (40) gelmiş ve kelimeyi fiile dönüştürmüştür. İkram seyri sülûkta Celâl, Cemâl ile 3 seyirden sonra oluşan tecellililer ile sayı “40”a ulaşınca oluşur. Bu hâlin nasıl oluşağı bir önceki âyette görüldü. Göz nûru olan dâimi olan aşk namazının hıfz edilmesi yani korunması ile olmaktadır. 

Tevhid-i Ef’âl tecelisi ile İbrâhîmiyet (8) oluşur bu 8 cennettir. Ve bunun içinde bir önceki paragrafta oluşan cennetlerinde oluşumu vardır. İkram da kişinin kestiği Ef’âl mertebesi kurb’ânıdır, bunu çevresine ikram eder. Diğer mertebelerde bunun içindedir, kişinin idrâk, kâbiliyet ve çalışmasına göre onlar da oluşursa, diğer mertebelerin ilmini çevresine ikram edebilir. 

* *

* *

Cancağızım; Araya başka tecelli ve konular girmesi ile (نَجَ) “Nece” diller ve lisânlar konusuna bir müddet ara vermiştik. (الق) “El Kaf” ın “ELK” yani Elektirik dili ilgili bağlantısına kaldığımız yerden inceleme ve araştırmaya devâm edelim. 

(سورة ق) “El-Kaf Sûresi”nin 26. Cüz’de olması da bunu destekler niteliktedir. Hazretin yaşadığı yıllar da, elektirik kullanımı dünyâ da yaygınlaşmaya başlamış ve günlük hayata girmiştir. Elektirik dili teknik bir dildir. Bunun + ve – kutupları pozifitif ve nötür olarak bir yönden gelen artı yüklü eloktronların, elektiriği kullanan birimden sonra oluşan dirençten yükü negatif ucundan nötürlemesi gereklidir. Şimdi bu oluşum nasıl oluyor ona bakakım. Öncelikle Atom konusunu ve buradan eloktron akışı ile hatlardan elektiriğin nasıl iletildiğini anlamak lazımdır. 

* *

* *

Elektrik “35” yıllık mesleğim ile ilgili bu konu hakkında yazı yazmaya “5” sene kadar önce niyetlenmiştim. O tarihlerde gördüğüm bir zuhûrâtta işyerimim şalt merkezinde (enerji besleme binâsı) bulunan yüksek gerilim elektrik baraları altından zor bir pozisyonda kendimi tehlikeye atarak geçmek zorunda kaldığımı gördüğüm için, bu zuhûrât neticesinde bu işten vazgeçmiştim. Zuhûrâttan henüz böyle bir çalışma yapmanın uygun olmayacağını anlamıştım. Bu konunun tasavvuf ile ilgili bağlantısının ne olduğunu araştırmak istiyordum. Aşağıda verilen bilgilerden Elektirik-Atom bağlantısının olduğu da âşikârdır. Elektirik zâhiri ilimlerden Fizik ile bağlantılı olduğu için lise okumuş, üniversite imtihanlarına girmiş birçok kişi bu konuya az yada çok vakıftırlar. Gündelik kullanımın vazgeçilmezlerindendir. Kısa süreli elektrik kesintisi bile günümüz insânın zor durumda bırakmaktadır. Tüm ev aletleri ve işyerleri elektriğin enerjisinin varlığına muhtâç bir hâldedirler.

Kısa süreli bir girişten sonra önce “Elektrik”in ne olduğunu anlamaya çalışalım. 

Elektirik 

1. Maddenin elektron, pozitron, proton gibi parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.

2. Bu enerjinin gündelik yaşamda kullanılan biçimi.

Elektirik Nedir?

Elektrik, doğada elektrik yüklerinin birbirleri ve çevreleri ile etkileşime geçmeleri ile ortaya çıkan fiziksel bir olaydır. Eski Yunanca'da "kehribar" anlamına gelen elektron sözcüğü, Latince'ye electro veya electrica olarak geçmiştir. 1600 yılında İngiliz fizikçi ve filozof William Gilbert, "De Magnete" adlı eserinde electricus kelimesini "kehribar gibi cisimleri kendine çeken" anlamında kullanmıştır. 1634 yılında ise İngiliz Sir Thomas Browne tarafından ilk kez elektrik (electric) sözcüğü kullanılmıştır. Aslında elektrik doğrudan hayatımızın içindedir. İnsan vücudunda hücrenin metabolik etkileşimleri elektrokimyasal yollarla gerçekleşir. Sinir hücrelerinde uyartımların iletimi elektrik- sel sinyallerle sağlanır. Ancak biz bu etkileri fiziksel olarak algılayamayız. Farkına varabileceğimiz veya algılayabileceğimiz en açık olaylar statik elektrik olayı, şimşek çakması ve yıldırım deşarjıdır. Bu olaylar, elektriği duyu organlarımız ile fark edebileceğimiz olaylardır.

 YÜK

Elektrik yükü; kütle, uzunluk, zaman ve sıcaklık gibi, fiziksel dünyanın temel ölçülerinden biridir. Diğerlerinin aksine elektrik yükü, fiziksel olarak doğrudan algılayamadığımız bir büyüklüktür. Dışarıdan baktığımızda bir cismin kütlesi, boyutları ve sıcaklığı hakkında bir fikir yürütebilmemize rağmen o cismin yükü hakkında bir şey söyleyebilmemiz çok zordur. Maddeyi oluşturan atom; (+) yüklü protonlar, (-) yüklü elektronlar, yüksüz nötronlar ve diğer atomaltı parçacıklardan oluşur. Protonlar atomun çekirdeğinde nötronlarla beraber bulunur ve sâbittir. Elektronlar ise atomun çevresinde belirli yörüngelerde, çekirdek ile aralarında ki elektromanyetik bir dengede dönmektedir. 

Atomun çekirdeğine daha yakın olan elektronlar, çekirdeğe daha kuvvetli bir bağ ile bağlıdırlar. Atomun en dış yörüngesindeki elektronlar ise çekirdeğe en az kuvvet ile bağlıdırlar. Maddenin fiziksel özelliklerini bu en dış yörüngedeki elektronlar belirler. En dış yörüngedeki bu elektronlara valans elektronları adı verilir.

Normal koşullarda bir atomda elektron ve proton sayıları birbirine eşittir. Böyle atomlara nötr atomlar denir. Ancak valans elektronları başka atomlarla etkileşime geçerek bağlı bulundukları atomdan kopabilir ve başka bir atoma eklenebilir. Bir atom elektron kaybettiğinde o atomdaki proton sayısı elektron sayısından fazla olacağından o atom pozitif yüklü olur. Bir atom elektron kazandığında ise negatif yüklü hale gelir. Pozitif veya negatif yüklü atomlara iyon adı verilir. 

Bu model, bir maddenin neden hiçbir elektriksel özellik taşımadığını veya hangi şartlar hâlinde yüklü duruma geçebileceğini açıklar. [79]

* *

* *

Atom Kanada da yüksek “fizik kimya” eğitimi gören bir kar-deşimizin oradan “atom” hakkında sorduğu soruların cevap-larından bir kısmını mevzuumuz ile ilgili olmasından dolayı buraya almayı uygun buldum.

Fakîr fizik ilmini bilmem, fakat gerçek tevhid ilmi bunları genel hatlarıyla çözümlemektedir.

Sevgili Ozan:

Atom bölümüne geçmeden evvel âlemlerin oluşumu-na kısaca bir göz atmamız gerekecektir; 

şöyle ki:

Â’mâ - Zât’ul Baht Ahad - Ahadiyyet İlâh - Ulûhiyyet = Vahidiyyet → Zûlmet - karanlık Zât âlemi : → İlm-i ilâhi Rûh’u A’zâm

 Â’yân-ı sâbite Rahmân - Rahmâniyyet → Rûh’ul Kûds : 

(Sıfât âlemi) : hayatın kaynağı, İlâhi ilmin belirlenmesi Rabb - Rubûbiyyet → Nûr-u ilâhi, (Esmâ âlemi) : aydınlanma lâtif varlıkların oluşumu Melik - Melikiyyet → Işık = gölge = zaman Mülk, şehadet âlemi, dünyalar Çoğalma = görünme Ortaya çıkma = zuhûr Yukarıdaki şemada görüldüğü gibi, âlemler; “İlâhi Zât”ın,

1- 2 - Â’mâ’dan → Ahadiyyete, 

3 - oradan → Ulûhiyyet’e, 

4 - oradan → Râhmaniyyet’e, 

5 - oradan → Rûbubiyyet’e, 

6 - oradan → Melikiyyet’e tenezzülüyle meydana gelmişlerdir.

İşte bu meydana geliş ile; 

1 - zûlmetten → rûha, 

2 - rûhtan → Nûra, 

3 - Nûrdan → ışık ve gölgeye, 

4 - atomlar vasıtasıyla da → maddeye ulaşılmıştır.

Bu oluş zât-ı İlâhinin belirli seyr-i içerisinde “bâ-tın”dan zâhire çıkmasıdır. 

Maddeyi meydan getiren atomdan daha ilerisini, bu beşer idrâki içerisinde anlayıp, Nûr mertebesine ulaşmak çok zor olacaktır, çünkü o mertebeyi idrâk edip anlayacak araçla-rımız yoktur. Ayrıca en büyük perde de kendi bireysel var-lığımızdır.

Bu dünyâ’da iken madde ötesine ulaşmamız ancak “öl-meden evvel ölmek” ile veya rû’yada görmek sûretiyle mümkün olabilmektedir. Bu ayrı bir yaşam sistemidir.

Şimdi mevzûmuzla ilgili birkaç kelimenin lügat mâ-nâlarını vermeğe çalışalım.

Akıl : Saf bir cevherdir. Külliyet ve cüz’iyyet’i idrak eden, cisme bağlı saf bir cevherdir.

Nefs : Nefs-i nâtıka = Konuşan nefs = külliyyat ve cüz’iyyatı idrâk eden, cisme tedbir ve tasarruf eyleyen saf bir cevherdir.

Cisim : Üç uzaklığı = yani eni, boyu, derinliği kabul eden bir cevherdir.

Cevher : Kendi nefsiyle kaim olan şeydir.

A’raz : Zahir olmak için bir vücûda muhtâc olan ve iki zamanda bâki olmayan şeye derler.

Esir : (Arapça) Kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûz eden, fizikçilerce ışık, hararet ve elektrik gibi şeylere nakil vasıtası hizmeti gördüğü farzolunan, tartısız, elastiki ve akıcı hafif bir cisim. (Kelime rumcadan arapçaya geçmiştir.) (Atom’un eskilerce izahıdır.) Şimdi kısaca atomun kendisini ve arka planını incele-meğe çalışalım.

Nötron = Çekirdekte var olan = yüksüzdür Proton = Çekirdekte var olan = (+1) yüklüdür.

Elektron = Çekirdek etrafında döner = ( -1) yüklüdür. 415

Nötron = Çekirdekte yüksüz = (zûlmet – karanlık)

 (ana varlık, soğuk) Proton = Çekirdekte (+1) yüklü = (Rûh) 

(Nefes-i Râhmani) (Enerji hayat) (sulu kuru) Elektron = Çekirdeğin etrafında = (Nûr – aydınlık Dönen (-1) yüklü (Sıcak zaman) Bu sistem içerisinde bâtında olan ma’nâlar uygun elbi-seler giyerek hayâli görüntüler hâlinde meydana gelmekte-dirler.

Fizikçiler fezâ dokusunun, karanlık, soğukluk ve za-mandan ibâret olduğunu söylemişlerdir.

Eğer sadece bunlardan ibâret olsaydı, ne fezâ ve ne de fezâdaki hayat olurdu.

Fezânın Gerçek Dokusu :

- Zûlmet - karanlık - soğuk,

- Rûh-u A’zâm - ilmi ilâhi, sulu - kuru,

- Rûh’ul Kuds - Hayat,

- Nûr-u İlâhi, 

- Işık - zaman, sıcak,

- Muhabbet’tir diyebiliriz.

Ancak, bu sistem içerisinde, sonsuz fezâda hayat oluşabil-mektedir. 

Nötron : Zûlmeti, karanlığı ve yokluğu ifâde ettiğini, kendinde hiç bir “âlem” yükünün olmadığını söyleyebiliriz. 

Proton : Rûh - nefes-i Râhmani = Enerji hayatın ta kendisi. Böylece hayat ile (+1) artı bir yüklü olduğunu söyleyebiliriz.

Elektron : Nûr = aydınlığı ve aydınlanmayı eksi bir (-1) yüklü olduğunu, bunların birlikte çalışmasından, yani dönmelerinden ve değişik sayı değerleri ile guruplar oluş-turmalarından da “Melikiyyet” yani (ışık ve gölge) de, birey olarak zamanda yaşamanın ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

“Esmâ’ul Hûsna” (Allah’ın güzel isimleri) Dalga hareketi, “Esmâ’ül Hûsna”dan her bir zıt isim diğerinin zıddı ile artı bir (+1), eksi bir (-1) yani etgen ve edilgen olduğundan; her bir isim de kendi varlığını korumak zorunda olduğundan, birbirleriyle birleşip, birbirlerinde yok olup, kendi varlıklarını hükümsüz bırakamazlar. 

Oyüzden her biri varlığını korumak zorunda oldu-ğundan bireysellikleri yüzünden birleşemezler, bunları külli olarak tutan “Allah” (c.c.) ismi câmi’idir. 

İşte bu yüzden aslında herşey ayrı ve tekler hâlinde iken “Allah” ismi ile bir bütün olarak, bu âlemde ki hayat oluşmakta ve devâm etmektedir.

Hidrojen atomu 1 (–) elektron, 1 (+) protondan oluş-makta, yani bir “bir”in; diğer bir “bir” ile birleşmesi ikiliği, iki zıt ismi, o da basit ma’nâda hayata kaynak olmaktadır. İşte bu zıtlar çoğaldıkça daha geniş ma’nâda daha değişik oluşumlar meydana gelmekte, böylece Allah’ın güzel isimleri bütün âlemde devreye girerek mutlak ve müthiş bir sistem içerisin-de bu âlemde ki yaşamı meydana getirmektedirler. 

“Gerçekten MADDE var mıdır? “ sorusuna gelince.... 

“Ef’âl âlemi” yani, yaşadığımız bu âlem, şartları ve itibarı ile hükmen var sayılmaktadır. Asılda ise kendine ait bir varlığı olmayıp ilâhi ma’nâların zuhûr mahallidir. Nefes-i Râhmani tabiat üzerine vaki olup bu âlemlerde ki hayat, hayâ-li sûretler olarak zuhura çıkmıştır. Her (sûret) bir (sûre) ve o sûrelerin kısımları da “âyet”ler yani Hakk’ın o bölgede zât’ı-na ait “işâret” leridir.

Böylece bu âlem Allah’ın vecihlerini yansıtan koca-man bir aynadır. Aynada görülen hayâl aslına ait ise de, aslı değil, hayâlidir. İşte her birerlerimiz asl-ı yansıtan birer hayâl olduğumuz gibi, aslın bizde olan zuhûru dolayısıyla da kendi-mize has gerçek birer varlıklarız.

Kûr’ân-ı Keriym Haşr Sûresi 59/ 21. âyetinde;

ve tilkel emsalü nadribüha linnasi le’allehüm yetefekkerune “Bu misâlleri, insânlar düşünsünler diye veriyo-ruz.” diye bildirilmektedir.

Yaşadığımız bu âlem bir uyku ve hayâl âlemi oldu-ğundan gördüğümüz, hissettiğimiz her türlü mevcûd, misâl-lerle ifâde edilmiştir.

Misâllerin gerçek hakîkatlerini idrâk etmeyince ger-çekten onları hakkıyla tanımak mümkün olamaz. Onları ger-çekten idrâk etmek için de kendi hakîkatimizi idrak etmemiz gerekmektedir. Bu oluşmayınca ne kendimizi ne de yaşadığı-mız dünyâ’yı ve varlıkları tanımamız mümkün olmayacaktır.

Gerçek dünyâ’da yaşadığımızı zannederek, kendi kurduğumuz hayâl ve misâl dünyâ’mızda yaşamış olmaktayız. 

Âhirete intikalimizde bize dünyâ’dan sorduklarında doğru cevap vermemiz mümkün olamayacaktır, yukarıda bahsedilen Âyet-i Kerime bu hakîkatleri ne de güzel açıkla-maktadır. (Umulur ki, fikir edersiniz.) Atomun ağırlık değeri, (0,00000000000001 gr.) 

(10 -13 ) 13 sıfırdan sonra gelen değerdir, ki “Hakîkat-i Muhammedi”nin şifresidir. 

Atomlardan meydana gelen bu âlem ve ferdlerinin kaynağının “Hakîkat-i Muhammedi” olduğu ve “Hakîkat-i Muhammediye”nin de yoğunlaşmış nokta zuhûr mahallinin Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğu bu yoldan da kolayca anlaşılmış olmaktadır.[80]

* *

* *

Elektirik İle İlgili Oluşan Müşâhadeler

Bu bilgileri verdikten sonra bu yazıyı yazmadan önce işyerinde oluşan bazı hâdiseleri aktarayım. Aşağı yukarı akranım ve meslektaşım olan Ö… bizden daha genç işe yeni girmiş olan makinacı İ... ile tahtaya bir şeyler çizmiş mütâlâa ediyorlardı. İ… elektirik ve elektronik konularıyla da ilgili bir arkadaştır. Aşağıda ki 3 fazlı lâmba devresini beyaz tahtaya Öm… kalemle çizmişti. Önce İd…’e bu devrede ki lambaların çalışıp çalışmayacağını sorduktan sonra Murat usta biraz gelir misin? Diyerek tahtanın yanın çağırdı. 

Tahtanın yanına geldiğimde sanki nutkum tutulmuştu. “35” yıllık meslek hayatım vardı. Ve mesleğimde araştırmacı bir kişiliği sâhib birisi olarak bunu bilmemem nasıl mümkün olabilirdi? Usta bu lâmbalar yanar mı dedi? Ben de durumu kurtarmak için bu devreyi kurup test etmem lâzım dedim. Bu soru 2 kere daha tekrar ettikten sonra, üstte bulunan “Yıldız bağlantı” ile oluşan (ن) “N” noktası yâni nötr noktası kendi arasında oluşur. Ve bu lâmbalar yanar diye devâm etti. Sanki Rasûlüllah efendimizin Cebrâil ile karşılaştığı zaman (اقْرَأْ) “İkrâ” Oku hitâbına neyi okuyayım der gibiydim. 

Daha sonra iki faz ile bu bağlantı oluşmazsa nötür noktası oluşmayacağı için lambaların yanmayacağını ifâde etti.

Bu nötür noktası cihazlarımızda işe yaramaz trafolarda ki Yıldız bağlantı ile elde edilen nötürü kullanırız dedi. 

Aşağıda trafo devresi vardır. 

Onlar yine konuşmalarına devâm ederken yerime döndüm ve bu olanları düşündüm. “Rabb-im bana ne söyledi” diye tefekkür etmeye başladım…

Üstte koyduğum şekille benzer olduğu için üç fazlı yıldız motor bağlantısını buraya almadım. Bu bağlantılardan başka Üçgen ve Zigzak bağlantılar mevcuttur. 

Bakıldığı zaman soldaki şekil Zigzak bağlantı sağdaki şekil üçgen bağlantıdır. Zigzak bağlantıda her bir fazda yıldız noktası yani “3” tane nötür noktası vardır. Ama üçgen bağlantıda ise nötür yani dönüş noktası yoktur.

Trafolar elektirik santrallerinde oluşan çok yüksek gerilimli (380.000 volt) elektirik kademe kademe düşürülerek elektirik gerilimi kullanıcını ihtiyacına dönüştürürler. İşyerlerinde genellikle bu üç faz kullanılır. Evlerde ise binaya üç faz elektirik girer ve dairelere tek faz olarak dağıtılır. Bunun sebebi evlerde ki alıcılar tek faz’lıdırlar. Ve trafoların dengeli yüklenmelerini sağlamaktır.

Habîb-i zîşân (s.av.)’in izini izlemiş, hâli ile hâl’lenmiş İnsân-ı Kâmil’lerin gönülleri Hakîkat-i MUHAMMED'iye ile dolmuş olduklarından dolayı, büyük voltajlı transformatör merkezleri mesâbesinde olan ilâhi şebekeleridir. Onların gönülleri Hakk’ın bâtınî tecellîlerine sahne olmuşlardır. Bu ilâhi mazhariyyete nâil olanların feyiz kaynakları yüksek akım arzederler. Kâbiliyetli alıcıları de hareket ettirme istidâdındadırlar.

Bilhassa, Habîb’i için, Cenâb-ı Zülcelâl Hz.leri: "Bir an tecellîm ondan hâriç değildir ve melekî kuvvetler de Habîb’ime mûsahhardır, emrine ve arzûsuna tâbidir. Ey îmân edenler, siz de ona tâbi ve teslim olunuz ki, necât ve selâmete ulaşasınız" buyurmaktadır. Tabiatı ile Habîb’inin sevgilileri de, bu buyruğun mazhariyetinden alâ merâtibin hissedârdırlar.[81]

3 faz alt abone grubunun kullanımında ülkemizde 380/220 Volt dur. Her bir faz arasında 380/220 bölümü ile arasında yaklaşık 1.73 lük bir oran vardır. Özellikle trafo girişlerinde, elektirik panolarında ölüm işâreti mevcûttur.

İşyerimizde 31 yıldır bu işâret ile her gün karşılaşmaktayım. Ve bu ölümle karşılaşan arkadaşlarımız oldu. Bu konu hakkında zâhir, bâtın dengesini kurmaya çalışırken servis ile eve dönerken sağ tarafımda bir ticâri araç ve plakası dikkatimi çekti. Scnedier Electric, 35 SC 7348 bu gördüğüm araç ile Efendi Babamın bazı şifreleri vardı. Önce kendi kendime, “Allah Allah” ne alâka dedim. Ama daha sonra birçok alâka görülen, bu konu hakkında yazmama müsâade edildip, onaylandığını müşâhede etmiş oldum.

Hemen “Scnedier” ne demek cep telefonumda ki sözlükten hemen araştırmaya başladım. Karşıma çıkan sonuç ile bu iş iyice ilginç bir hâl almaya başlamıştı. Bu kelime “Almanca Terzi” demekmiş. Bu marka piyasa da pano ve elektirik malzemesi konusunda geçerli bir markadır. İşyerimizde kullanılan bazı panolar da bu markadır. Bu müşâhadeden sonra Marmaray’ın elektirikli yürüyen merdivenlerinin de bu marka olduğunu görmüş- tüm. Merdiven Arapça (معارج) mi’ractır. (معارج) Mi’rac hakîkatleri de 53 numaralı (سورة النجم) “Necm Sûresinde” anlatılmaktadır.

Elektirik “El-MEN-CE” Terzi demek yani, Men, Kimlik ve Men’iyyet o da Zât-a işârettir. Terzi Baba nın “Men” yani kimliği “Selâm”dır… 

“35” tersten “53” olduğu gibi Terzi Baba nın Hicret yurduna işarettir. Esmâ ve Sıfât hakikatleridir. “SC” de ki harfler (ص) “Sad” ve (ج) “Cim” ile “90 ve 3” sayısal değeri ile “93” tür. (نجم) Necm sayısal değeri aynı zamanda “53”tür… (48) ise (سورة الفتح) “Sûre-i Fetih” ve Bîat tır. “73” ise, “73” Fırka ile Fırka-i Naciye ve Necât’tır. Bu “53”tür. Burada daha sonrdan fark ettiğim üzere bu kitâbın baş taraflarında incelenmiş. “48” (كَوْكَبًا) Kevkeb, “53” (نجم) Necm ve (37) Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlâhi Benlik (12+12+13)= 37 sayısal toplamı mevcûttur. 

(سلام) “Selâm” (13) tür. “3” tane “53” ve “48” yâni (سورة الفتح) “Fetih Sûresi” 10. âyette anlatılan İnsân-ı Kâmil ile yapılan bîat ile “19”dur… (13-19-53-53-53) sayısal değerleri çıkmaktadır. Bu Hazret-i Muhammed-in şifresi, İnsân-ı Kâmil şifresini bünyesinde bulunduran Terzi Baba ile İlm’el Yakın, Aynel Yak’ın, Hakk’el Yak’ın mertebesinden yapılan (مِراج) Mİ’RAC’ın ifâdesidir. 

(13+19+53+53+53)= 191 dir. Kendi varlığında bulunan “1”de eklenirse “192” yapar ki bu da (السلام) “Es-Selâm”dan başka bir şey değildir…

Plakanın ortasında bulunan “S ve C” harfi olan Terzi kısaltması eşimin yani Nefs-i Küllü’mün isim ve soy isminin baş harfleridir. Efendi Babam ile 2013 yılında birlikte yaptığımız umrede Kâ’be-i şerif’de namazda önümüzde ki çocuğun tişörtünde gördüğümüz. “Lete” MSC nin “MSC” eşimle benim kısaltma harflerimiz ve şifremiz olduğunu söyleyince Efendi Babam gülmüştü. “Lete” Senin için demektir, demişti. Demek ki bu oluşumun (LETE MSC) “Senin için Hakikat-i Muhammedi Terzisi” yönü de varmış. 

Bununla ilgili Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin mezâr duvarının karşı duvarında görmüş olduğum bir müşâhade bunun ile alakalıdır. Vakit bulamadım, sağ olsun yakın civarda çalışan Ka… kardeşimiz resimleri çekip gönderdi. 

Muhtemelen Kâ’be-i şerif’de ki müşâhade ettiğimiz “MSC” ile bu yazılar yakın zamanda bu duvara yazılmıştı. Karşı duvara yansıma olduğu içinde harfler karışık durmaktadır. Boya işlemi de daha sonra yapılmış. Burada ki iki yıldız, Kevkeb ve Necm yıldızı izâfi benliktir. Sondaki “Ç” Osmanlıca da (چ) Cim den faklı olarak üç nokta ile ifâde edilmektedir. Bir başka bir müşahâde de “Ç” nin bir başka ifâdesi görülmüştür. 

(چ) “Ç” harfi Ay ve Yıldız olarak ifâde edilmiştir. (چ) “Ç” harfi çengeldir. “HAÇ” ile iki “C” dir. “HACC”dır. Nusret Tura rahmetullâhi aleyhin Kâbe kapısı (52) numaralı “Umre” kapısıdır. Mehmetçik ifâdesi ise Fetih ile bağlantılıdır. (54) Fetih kapısıdır. (53) Kehribariyye Şam-i kapısı da Efendi Babama ma’nâda verilen Kâbe kapısıdır. Kendisi de Umre ile Fetih arası diye bunu ifâde etmektedir. (چ) “Ç” nin altında gizli olan Yıldız da (الشِّعْرَى) “Şı’râ” yıldızı ve ilâhi benliktir. “Ç” (چ) osmanlıca ifâdesiydi. Noktaları ayırırsak geriye (ح) “Ha” harfi kalır sayısal değeri “8”dir. Geriye 3 tane nokta kalır. “8”in yanına 3 ifâdesi konursa 83 olur. Bu 83 aydan hayırlı olan Kadir gecesi olur. (م) “Mim” ve (س) “Sin” Hakîkat-i Muhammed-i mertebesinden insân ve diğer (ج) “C” ifadeleri ile Cemâl ve Celâl olmaktadır. (م) “Mim” ve (س) “Sin” Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ile bağlantısı ile Mûsâ aleyhisselâm ve (سورة الطور) “Tûr Sûresidir”. 

“ÇMS ve Yıldız” resimlerini çekip gönderen Ka… kardeşimiz, bu yazının imlâ düzeltmeleri yapıldığı gün yine Nusret Babam-ız rahmetullâhi aleyhin kabri başından bize selâm gönderdi. Biz de hazrete selâm ettikten sonra, kardeşimiz bu resimleri duvara yaptıran firma tabelasının fark edip resmini bize göndermiş. “Çift Yıldız Mermer Sanayi”, Birlikte ki ikilik olan Nusret Babam ve Necdet Babamın, (سورة الطور) “Tûr sûresi” sonu (النُّجُومِ) ve (سورة النجم) “Necm sûresi” (وَالنَّجْمِ) başında bulunan yıldızların birliğinin, Mer=50 sayısıdır. Bu (ن) “Nun” harfidir. Nûr-u İlâhi ve Nûr- Muhammmedi olarak, (Ta-bela) Ta= Tahakkuk ve Bela=Evet ile Ben sizin Rabb-iniz değil miyim? Ve verilen cevab “bela-evet” olarak düşünülebilir. 2 tane “mer” (50+50)= 100 eder. 100 ise (ق) “Kaf” sayısının değeridir. (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) Kurret’ül Ayın olan Namazda ki iki yıldız yani göz ile Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ı tek görüş nuru ile müşâhadedir. Nusret Babam-ıza ma’nâ âleminden bu ikramı için teşekkür ederiz.

Cancağızım; araya giren bu müşâhade sonrası yolumuza devâm edelim. Elektirik kelimesinde ki başta ki (ال) “El” kelimesini görmemek mümkün değildir. İşte bu (ال) “El” i görürsen Cemâl ile senin (سلام) Selâm’ın olur. Görmeyipte arkanı dönersen (ﻻ) “LÂ” hükmüne girer ve “Celâl” ile “Selâmsız” yani sol ehlini verilen “Selâm”dan nasîbdâr olursun…

(ك) Ke: Senin vehimi varlığındır.

Tri: Bu İngilizce okunuş ile üç demektir. Tutulan üç el, Allah-ın eli, Resül-ün eli ve Mürşid-in elidir.

(ك) Ke: Senin hakîki varlığındır. (كُنْ) “Kün” emri ile “Levlâke levlâk vema halakt’ül eflâk” Sen olmasaydın felekleri halk etmezdim.

Elektirik sayısal değeri, (ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30, (ك) Kef: 20, (ت) Te: 400, (ر) Re: 200, (ك) Kef: 20, (1+30+20+400+200+20)= 671

(67) (اَللهُ) Allah (c.c) sayısal değeridir.

(1) Ahadiyet mertebesinin ifadesidir.

(6+7+1)= 14 ile Nûr-u Muhammedi’dir. 

Müşâhade edilen yabancı dil’de (İngilizce (ان) “Elif, Nun” hakîkatinde) elektirikte, Electiric ile iki tane (ج) “Ce” bulunmaktadır. Celle celâlûhu ve Cemâl ve Celâl elleridir.

(ج) Cim sayısal değeri “3” tür. (ك) “Kef” lerin yerine bu sayısal değeri koyarsak, (1+30+3+400+200+3)= 637

Görüldüğü gibi yine, (67) (اَللهُ) Allah (c.c) sayısal değeri, (13) Hakîkat’ül Ahadüyet’ül Ahmediye, (3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebeleridir. 

“Elektirik-in” arapçasını buraya alalım. 

(كهربائي) Kahrabayiyun (كهر) Kahr; Kelimenin başında Kahr’ı yani Kahhar ve Celâl gözükmektedir.

(با) Ba: (باب) Bâb yâni kapıdır.

(ء) Hemze; Hamza yani şehitlik, şâhidliktir.

(ي) Ye: Bu hâle yakîn, yani birlikte olmakta hâlidir.

Sayısal değerlerine bakacak olursak, (ك) Kef: 20, (ه) He: 5, (ر) Re: 200, (ب) Be: 2, (ا) Elif: 1, (ء) Hemze: 1, (ي) Ye:10

20+5+200+2+1+1+10= 239

2+3+9= 14

(14) Nûr-u Muhammedi’dir…

Türkçe, Latince, Arapça harf ifâdelerinden, Elektirik ile Fenâfilah ve Bekābillâh hakîkatlerinin var olduğu görülmektedir.

Sayısal ifâdelerden, (اَللهُ) Allah (c.c), (13) Hazret-i Muhammed ve (14) Nûr-u Muhammedi bu oluşumda olduğu anlaşılmaktadır. 

Şu an değişikler olan Kâbe-i şerif’de Kehribari Şam kapısı (53) numaralı kapıydı. Ve elektirikli merdivenler bulunduğundan dolayı bu ismi almıştır. Elektirik ismi de tarihi olarak “Kehribar”dan gelmektedir.

Nusret Baba rahmetullâhi aleyh yolda ki “52” (سورة الطور) “Tûr Sûresi” bağlantısı dolayısıyla “Mûsevîyet/târîkat bağlantısı ve yatay gidiştir. Necdet Baba yolda “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi” bağlantısı ile (مِراج) “Mirâc” hakîkatlerini bünyesinde bulundurduğu için dikey seyirdir.

(نصرت) Nusret ismini yatay ve (نَجدَت) Necdet ismin dikey yazınca şöyle bir oluşum olmaktadır. 

T

D 

C 

N S R T 

Bunu inceleyecek olursak sıralamada ki grafik olarak bir şekil oluştuğu görülecektir.

(S C) Bu harflerin “SCNEDİER” Almanca “Terzi” olduğunu yukarıda ki müşâhadeler açıklanırken yazılmıştır. 

(D R) Bu harflerin de “Doktor” kısaltması olduğunu anlamak zor olmayacaktır. 

(D C) Bu harfler de “Doğru Akım”ın kısaltmasıdır. Hepimiz biliriz, “Pil”, “Akü”, Bisikletlerin tekerinin çevrilmesinde elde edilen kinetik enerjiyi, elektirik enerjisine çeviren dinamo buna örnektir. Günümüzde rüzgârlar ile çevrilen ve her geçen gün yaygınlaşan, potansiyel ve mekanik enerjiyi doğru akım ve alternatif akım olarak üreten türbünler vardır. Kitâbın önceki bölümlerinden Rüzgârlar, (سورة الذاريات) “Zârîyât Sûresi” (51) sıra numarası ile Hazmi Tura hazretlerine bağlı olduğu ifâde edilmişti. 

Doğru Akım; İletken bir devre üzerinde yön değiştirmeyen sürekli elektirik akımıdır.

Alternatif Akım; (AA veya AC İngilizce: Alternating current), genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En çok kullanılan dalga türü sinüs dalgasıdır. 

(C D) Cet, ata büyük demektir.

(S R) Sır demektir.

(مِراج) Mi’rac hakikatlerini anlatan âyetlerin bir tanesi (سورة الإسراء) “İsrâ Sûresi”nin ilk âyetidir. Onsekiz tanesi” (سورة النجم) “Necm Sûresi”nin ilk 18 âyetidir. Toplam Ondokuz etmektedir. İnsân-ı Kâmil’in şifre sayısıdır. “Necdet” ve “Nusret” isimleri ile ilgili bağlantıyı daha iyi anlamak için iki isim arasında yukarıda verdiğimiz grafikten yola çıkalım. Târîkat mertebesi ve buradan yatay mi’rac yani yürüme ile sıfât mertebesine yani (سورة الإسراء) 

“Îsrâ Sûresinde” belirtilen Kûds’îyete ulaşılır. Esmâ/târîkat mertebesi ifâdesini ARAPÇA yani başındaki soru elifini ayırarak Kûr’ân’ın “A!!!RABÇA” olduğunu anlamak ile başlar… 

Bu oluşumlar ile alâkalı Efendi Babama mail-i gönderdiğim zaman, cevabı müşâhadelerin güzel olmuş demişti. 

Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin ismi içinde bulunan, N: Nötr, R, S, T ile 3 faz’lı altarnatif akım simgelerini ismi bünyesinde görüldüğü ve her bir faz farkı ile oluşan 120 derecelik aıların toplamı (120+120+120)= 360 derecedir. Bu tam bir dâirenin açısıdır. Seyr-i sülûkta oluşan üç seyr-i ifâde ettiğini anlamak zor olmayacaktır. Her biri ile alıcılar çalışabilir. Üç faz’ın yaptığı iş daha farklıdır. Nusret Babam rahmetullahi âleyhin Aşk ve Muhabbet yolu eserinden yaptığımız alıntıda hazret; Habîb-i zîşân (s.a.v.)ın izini izlemiş, hâli ile hâllenmiş, İnsân-ı Kâmil’lerin gönülleri Hakîkat-i MUHAMMED'iye ile dolmuş olduklarından dolayı, büyük voltajlı transformatör merkezleri mesâbesinde olan ilâhi şebekeleridir. Diye bu konuya açıklık getirmiştir. İşte kişi bu trafoya hangi kanaldan (fazdan) bağlı ise o kanaldan (fazdan) gönlünü aydınlatır. Nefsi, İzâfi, İlâhi benlik kanalından bağlanılan bu şebeke bir edilirse kişinin kendisi de bir şebeke olur. İşte bu üç faz ile bağlantı sağlanırsa kişinin “Gönül Kâbesi” bir motor gibi manyetik hareket ile harekete geçer ve helezononik dönüş ile Kâbe “Beyt’ul Ma’mûr”a[82] dönmüş olur ve melekler bu Kâ’be-i tavâf ederler. 

Şimdi tekrar başa dönelim, (الق) “EL-Kaf” ile “ELK” Elektiriğin bağlantısını kurmuştuk. (القاف) “EL-Kaf” açılımıdır. Kaf içinde (ق) “Kaf” (ا) “Elif” ve (ف) “Fe” harfleri vardır. (ا) “Elif” Ahadiyet, 12 zâhir ve 1 bâtın noktadan müteşekkidir, (ف) faâiliyeti ve Ef’âli ilâhiyedir. Elektirikle, Ahadiyyet ve 12 zâhir ve 1 bâtın nokta ile 13, Ef’âl-i ilâhiyyede faâliyete çıktığı anlaşılmaktadır. 

(سورة الذاريات) “Zârîyât Sûresi” Rüzgârlar ile rüzgâr türbünü ile doğru ve alternatif akım olarak akım olarak elektirik üretimi olmaktadır. Rüzgârlar, güneşin havayı ısıtması ile oluşan atmosfer basıncı farklarından oluşmaktadır. Rüzgârlar aynı zamanda denizden aldıkları nemi dağların üstünden geçirerek soğuma ile yağışları oluşmaktadır. Su ile de hidro elektirik santraller aracılığı, alternatörler yardımı ile elektirik enerjisi üretilmekte ve elektirik hatları ile iletilmektedir. Burada görüldüğü gibi “Hıdr” “O-Hu” elektirik santrali oluşmaktadır. Yani Hakk’ani sıfâtları ile hazır olanlar, nefesi Rahmâni sohbetleri ile transformatörler aracılığı ile alıcılara yani sohbeti dinleyenlere bu rûhu ve nûru ulaştırmaktadırlar. 

(الطور) Et-Tûr bağlantısı ile Nusret Babam rahmetullâhi ile “Elektirik” bağlantısının Üç fazlı alternatif akım transformatörü gibi olduğunu yani “Muhammed-i - Mûsevîyet” mertebesinde olunursa santralden alınan elektiriği alıcılara ulaştırmaktadır. Yalnız bu akım dalgalı bir akımdır. Gelen ilm ihtiyatlı ve inceleyerek kabul edilmelidir. Ancak üç faz, yani üç mertebeden alınır veya bu mertebelerden alabilen bunun doğruluğunu gerçek ma’nâda anlayabilir.

Necdet Babamın isminin içinde (دج) “DC” harfleri olduğu bunun da “doğru akım” olduğunu ifâde edilmişti. Bu şekilde gelen “Söz-Ma’nâ-Rûh-Nûr”a, vehim hayâl karışma ihtimâli yoktur. (نجم) “Necm” Yıldız, aslı “Güneş” olduğu için enerji kaynağıdır, yâni enerjisi kendindendir.

Efendi Babam’ın sûresinden sonra gelen sûre (سورة القمر) “El-Kamer Sûresi”dir. Bu sûrede de “ELK” oluşumu vardır. 

 Yalnız bu aslında “Elektirik” olmak ile beraber “Elektronik” dilini de içinde barındırır. Kamer-Ay, ışığını Güneş-Yıldızdan alır. Günümüz elektronik, bilgisayar çağıdır. Bu sistemler alternatif akım ile beslense de, bu elektirik akımı ile çalışamazlar, içlerinde bulunan trafo-adaptör denilen sistem ile doğru akıma dönüştürülmesi lâzımdır. Aksi takdirde yanarlar. Necdet’te bulunan (دج) “DC” ile dervişte bulunan sistem çalışabilir. Bu sistemin çalışması içinde grafikte görüldüğü gibi ancak dönüş denilen tecelli hâlinde, Sıfât ve Esmâ tecellisi ile bu hâl oluşmaktadır. 

(القمر) El Ka-Mer ifâdesini ayırdığımız zaman, (الق) El Kaf ve (مر) Mer oluşmaktadır. Mer; Elli (Sayısı). Hamsin. (50), (C: Müru') Er, erkek. Katı, şiddetli, şedid ma’nâlarına gelmektedir. (الق) “El-Kaf Sûresi” 50. Sıradaydı. Burada oluşan (الق) “El-Kaf” ve “50”dir. 50 ise harfsel olarak (ن) “Nun” Nûr ve Nûr-u Muhammedi idi. Oluşan sistemin muhteşemliği, birbirine intikâli ve bağlantıları ile hayrette kalmamak mümkün değildir. 

Buraya bu konu ile ilgili bağlantılı olan yaklaşık 7 Yıl önce, Mustafa Hilmi Safi Babam rahmetullâhi aleyh ile ilgili görülen bir zuhûrât ve yorumunu alıyoruz…

* *

* *

Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtı ve Düşündürdükleri Hayırlı günler Muratçığım yazıların güzel olmuş Cenâb-ı Hakk (c.c.) daha nicelerini nasîb eder. İnşeallah, herkese selâmlar Nüket annenizinde selâmları vardır. 

Serpil kızımıza da selâmlar hoşça kal Efendi Baban.

Hayırlı akşamlar Efendi Babacığım, Nasılsınız seyahatiniz iyi geçiyordur inşeallah, Görmüş olduğumuz bir zuhûrât bu yolda geçen 21 senemizi ma’nâlandırdığını düşündürdüğümüz için idrâk edebildiklerimizi anlayabildiğimiz kadarıyla yazmaya çalıştık. 

İlk kısımdakiler Salât adlı eserinizden alınmıştır.

Tüm canlara selâm olsun.

Efendi Babamızın ve Nüket Annemizin ellerinden öperiz. 05-05-2011

İstirâhata çekilirken Mustafa Safi Babamız zihnimde ve gönlümde hayâlime geldi. O derin bakışlarıyla fakîri etkileyen ender şahsiyetlerdendir. 

Selâmi Âlî mah. Selâmi Âlî Câmii’nde yatsı namazının ilk sünneti ve farzını Hikmet Efendi ve ihvanı ile edâ ediyoruz. Farzdan sonra onlar ön tarafa geçiyorlar. Câmii’nin arka mahfilinden açık olan kapıdan, arkadaki açık olan kısmına geçiyoruz. Avukat Murat karşıdan gelecekmiş fakat yok. Biz bu alanda tek başımıza yatsının son sünneti ve Vitr namazını tamamlıyoruz. Vitr namazını tamamlayınca arka istikâmetimize dönüyoruz, havanın aydınlanmaya başladığını ve sağ tarafımızda 5-6 günlük ters Hilâl şeklinde parlak bir Ay’ı müşâhade ediyoruz. Hava sanki gökyüzüne çıkmışsınız izâfi gece kalmış, her an gündüz olmuş gibi. Sadece geceden tek iz bu Ay gibiydi.

Gözümüzü açarken yine Mustafa Safi Babamızın keskin ve sevecen bakışları bizi aydınlatıyor.

Yatsı namazı mertebe itibari ile mûsevîyyet mertebesi namazı…  Yatsı namazı, “dünyâ’dan ayrılmak”tır.

Yatsı namazı vakti: 

#### “Fenâ fillâh”ın kemâli

#### Gece yatsıya ulaştığında karanlık kemâle ermiş eşya hiç görünmez hâle gelmiştir. 

#### Bu da kimliklerin tamamen ortadan kalkmasıdır, her şey’in Hak’da yok olmasıdır. 

Sabaha kadar süren bu yaşam, kişinin hayata bakışında büyük değişiklikler meydana getirir. 

Genel anlamda, gece,     “fenâ fîllâh”, gündüz, “bekā billâh”tır.

Vitir namazının birinci rek’atı sünnet, ikinci rek’atı vacip, üçüncü rek’atı farzdır.

“ALLAH-u vitran yahubbul vitra” yani    “ALLAH birdir birleri sever”, buyurulmuş.

Neden acaba: “ALLAH, vahid”dir, “ehad”dır, denmemiş, bunlarda bir demektir. 

Demekki vitr kelimesi ile daha değişik bir ifâde kullanılmak istenmiştir.Daha evvelce namaz tekbirlerinde de bahsedildiği gibi “vitr tekbir”i bir tektir. Kim ki, kendi varlığının hakikatini idrak etmiştir, işte o gerçek vitr namazını kılabiliyor demektir.

Kendi birimsel varlığının hakîkatini idrâk etmek, “vitr’iyyet”, bütün âlemde ki tek varlığın hakîkatini idrâk etmek ise, “ferd’iyyet”tir. 

“Ferdi vahid” “tek ferd” yani bütün bu âlemi tek bir ferd şeklinde müşâhede etmektir.

Konu buraya gelmişken bir hadîs-i şerife göz atalım.

“Cemâatle kılınan namazın sevabı yirmi yedi (27) derece daha fazladır” buyurulmuştur. 

Burada bizlere büyük icazlar vardır. Yirmi yedi (27) sayısı ile ne kast olunmuştur dersek, aklımıza yirmi yedin (27) ci peygamber, Hz. Îsâ aleyhiselâm gel­mektedir. 

Demek ki kişi İseviyet mertebesine ulaşıncaya kadar toplayıcı yani cemâat olacaktır. 

Başka bir ifâdeyle bütün varlıktaki birimleri toplayacaktır.

Vakta ki kişi, yirmi sekizin (28)ci peygamber Hz. Muhammed (as)ın özelliğini idrak eder ve “mertebe-i ferd’iyyet”e ulaşır, işte o kimse tek başına nerede olursa olsun, kıldığı namazı ile yirmi sekizin (28)ci dereceye ulaşmıştır.

“Mertebe-i İseviyet”te kılınan yirmi yedi (27) dereceli namaz ile,mertebesi itibariyle “Vitr’iyyet”, “Mertebe-i Muhammediyet”te kılınan yirmi sekiz (28) de­receli namaz ile mertebesi itibâriyle “ferd’iyyet”tir, Yerinde kullanılınınca hem cemaâtle, hem de ferdî olarak kılınan namazın değeri çok yüksektir.

İki rek’atlı namazın birinci rek’ati “Fenâ fillâh” ikincisi ise,   “bekā billâh”tır. Hakk’a varmak için bu iki adımı atmak lazımdır. Pek uzak bir yol değilse de bu yolu aşmak kişilere göre değişir, ama yine de on beş yirmi se­neyi alır.

Üç rek’atlı namazları birinci rek’ati, meseleleri  “ilmel yakîyn” bir bilgi ile idrâk etmek. İkinci rek’ati meseleleri “aynel yakîyn” bir bilgi ile idrâk etmek. Üç’üncü rek’atte ise meseleleri “Hakkal yakîyn” bir bilgi ile idrâk etmektir.

Dört rek’atlı namazların birinci rek’ati şeriat mertebesinin hakîkatini idrâk etmek. İkinci rek’ati târîkat mertebesinin hakîkatini idrâk etmek. Üçüncü rek’ati ha­kîkât mertebesinin hakîkatini idrâk etmek. Dördüncü rek’ati ise   marifet    mertebesinin hakîkatini idrâk etmiş ol­maktır.[83]

(مصطفى) Mustafa= Seçkin, Seçilmiş…

(حلمي) Hilmi: Yumuşak huylu, nazik, ince kimse…

(سافى) Safi = Saflık, Safiyyet(عشّقى) Uşşâki = (ع) Ayn, (ش) Şın, (ق) Kaf, (ي) Ye = Aşk ve hubb’iyete yakınlık hâli…

Seçilmiş, Nazik, Sâflaşmış, Âşık, Bu zuhûrât hakkında idrâkimizi yazmadan önce bağlantılı olduğunu düşündüğümüz birkaç noktaya değinmek istiyoruz. Geçen ay ki zuhûrâtlarda “Rabb’ul Erbab”ın izniyle 21 yıl önce namaz kılmaya başlamamıza vesile olan taksici Murat’ı bu mahallede görmüştük. Zuhûrâtta gördüğümüz câmii namaza başladığımız Selâmi Âlî câmiiydi.

Bundan yaklaşık 13-15 yıl önce bireysel çabalarımızla başlamış olduğumuz sülük yolunda görmüş olduğumuz iki zuhûrâta değinmemizde yerinde olacak. 

İlk zuhûrâtımızda kendimizi münkirlerle birlikte “Mekke” de görmüştük. İkinci zuhûrâtımızda Peygamber efendimiz Medine’ye hicretinde yaptırmış olduğu Kubâ mescidine giriyorduk. Yerler kızıl kırmızı hali kaplıydı. Peygamberimizin imâmet ettiği yerde ikindi namazı kılmıştık.

Bu zuhûrâtların ne ma’nâya geldiğini sülûkumuzun ilerleyen zamanlarında anlamış bulunuyoruz. Birinci zuhûrâtta zâhirimiz ile şeriata uysakda bâtınımızın emmâre fikirlerin içinde bulunduğumuz anlaşılıyor.

İkinci zuhûrâtta emmâre fikirlerden, levvâme mertebesi ve fikirlere yöneldiğimiz anlaşılıyor. Peygamber efendimizin makamındaki namaz zâhiren şeriate uyulduğu vakit olarak beşeriyet ve nefsâniyet hükümlerinin devâm ettiğinin bir göstergesidir. 

Son yıllarda görmüş olduğumuz zuhûrâtlarda da “Sabah, Öğle, İkindi, Akşam, Cum’a, Bayram, Cenâze namazları” ve bu zuhûrâtla “Yatsı ve Vitir” yatsıyla vitir arasının bu zuhûrâtta geçmesi “Teheccüd” vaktinin dâhil olduğu ve vitir aynı zamanda Peygamber efendimizin “İlâhi Dergâhı İzzette” kıldığı (مِراج) Mi’rac namazıdır. Râsûlü Zişân (s.a.v) efendimiz “Namaz mümini mi’rac’ıdır” buyurmaktadır. Terzi Babamın salât adlı eserinde buyurduğu üzere bu vakit vitir namazıdır. 

“Tüm bu namazların zuhûrâtlarda ma’nâlanmış olması Terzi Babam-ın sende her meşrep var bizde öyleyiz demesinin açılımı olabilir diye düşünmek-teyiz.” Yatsı namazı farzı sünnetleri ve vitir namazıyla toplam 13 rek’at yapmaktadır. 12 zâhir de 1 de vitir ile bâtında ki noktayla 13 olmaktadır.

(ا) “Elif” de 12 zâhir ve bir de bâtında ki noktayla 13 nokta olmaktadır.

(ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” Kelime-i Tevhid de 12 kelimeden ibâretir. 

(سلام) Selâm = 131,  (عليم) Âlîm = 150 esmâ’ları, (سلام) Selâm = İnsân’ın bağlı bulunduğu esmâ, Sağdan 13 Aklı Küll-ün Hazreti Muhammed’in şifre sayısına bağlı olduğu, soldan 13 Nefsi Küll-ün Hazreti Muhammed’in şifre sayısına bağlı olduğu, (13+1)= 14, Nûr-u Muhammedi, (1) = Ahadiyyet Mertebesi,(1+1) = 2, Zâhir, Bâtın, (3)= İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’al Yakîn, (3+1)= 4 İslâm’ın şifre sayısı- Şeriat, Târîkat, Hakîkat, Marifet, (3+1+1)= 5 Beş Hazret Mertebesi – Hazerat-ı Hamse, (سلام) Selâm = (س) Sin = İnsân = (ﻻ) Lâmelif = Ulûhiyyet ve Ahadiyyet mertebeleri, (م) Mim = Hakîkat-i Muhammediyye, Hakîkati Muhammediye, Ulûhiyyet ve Ahadiyyet mertebelerine ayna olan İnsân, İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân, Esmâ ve Sıfât isimlerine Câmi olan (اَللهُ) Allah (c.c.) ismi şerifin Ef’âl, Esmâ, Sıfât ve Zât mertebelerinde zuhûr mahalli, (على) Ali = 110 = 11  = Hazreti Muhammed mertebesi, İki tane bir İlâhi Benlik, Vahdette Vahdet ve o mertebede ki benlik noktası, 1 ve 0 Kesrette vahdet, Vahdette Kesret, (ع) Ayın = Gören ve O mertebeleri idrâk eden İnsân, (ل) Lâm = Ulûhiyyet Mertebesi, (ي) Ye = Bu mertebelere yakînlık, (على) Âlî = Ulûhiyyet mertebelerini müşâhade hâlinde yakınlık hâlinde gören ve idrâk eden, (عليم) Âlim, (على) Âlî ismi şerifinin esmâ ismi, sıfât mertebesinde ilim, zât mertebesinde ilmi ilâhi ismini almakta ki burada sadece düşünceden ibâret.

(150+131)= 281, Ezan ve Kametlerde ki tekbir sayısı, (150)= 15 = Zâhir Bâtın, Hakîkat-i Muhammedi, (1)= Ahadiyyet mertebesi, (5)= Hazerat-ı hamse, (0)= İlmi ilâhinin kesret âleminde ki hiçlik noktası, (0) Kâb-ı Kavseyn ile bir yönü hadîs, bir yönü kadîm…

(1+5)= 6, İmân mertebeleri ve altı yön, Mustafa Hilmi Safi Uşşâki’nin ma’nâsıyla, Selâmi Âli Câmii’nin görülmesi, seçilmiş saflaşmış âşığın “İlmi İlâhi de” tüm bu mertebeleri cem ederek tüm mertebeler de, mertebelerin den seyretmesi, Hikmet, Selâm ve Âlî Kapıları (حكمة) Hikmet= Tüm mertebelerden müşâhade, (حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ) “Hikmet’ül Bâliga” Açık hikmet…[84]  

(سلام) Selâm = İnsân-ı Kâmil kapısı, (على) Âlî = Hub ilâhi sevgi kapısı, Namazların rek’at sayıları (4+4+2+3)= 13 Ahadiyyet mertebesi, (ا) “Elif” 13-1, (1)= Tüm mertebeleri kapsayan “Ahadiyyet” mertebesi, (2)= Zâhir, Bâtın ve Fenâflilah, Bekābillâh, (3)= İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn Hakk’al Yakîn mertebeleri, (4)= İslâm’ın Şifre sayısı- Şeriat, Târîkat, Hakîkat, Marifet mertebeleri, (2+3)= 5, Beş Hazret Mertebesi – Hazerat-ı Hamse, (23) Hazret-i Muhammed-in tebliğ süresi ve İslâm’ın kemâl’e ermesi, (2+4)= 6, İmânın şartları, altı yön, (4+3)= 7, Nefis Mertebeleri, (4+4)= 8, Tevhidi Ef’âl, İbrâhimîyyet, Hz. Şehâdet,  Şeriat, Melikiyet-Âlemi, Mülk mertebesi, (4+3+2)= 9, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyyet, Rubûbiyyet, Târikat mertebesi, (4+4+2)= 10, Tevhid-i Sıfât, Îsevîyyet Vahidiyyet-Rahmâniyyet, Hakîkat mertebesi, (4+4+3)= 11, Tevhid-i Zât, Ahadiyyet-Ulûhiyyet-Â’mâ’iyyet hakîkatleri, Marifet mertebesi, (4+4+3+1)= 12, Hakîkati Muhammediyye, (4+4+2+3)= 13, Hakîkat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye…

Terzi Babam-ın vermiş olduğu Ya Fettâh, zuhûrâtta görülen Fâtih, Hazreti Âlî’nin ma’nâda ki müşâhade de vermiş olduğu miftah ve kevkeb dosyasının[85] okunması ve verilen cevap ile dört mertebenin kapıları açılmış beşinci mertebe ile cem edilmiş olduğu düşünülebilir. 

* *

* *

(كَوْكَبًا) Kevkeb Dosyası Mütâlâa Efendi Babacığım, öncelikle size ve Nüket Anneye hörmet ve tâzimlerimizi sunarız.

Buyurmuş olduğunu gibi (كَوْكَبًا) Kevkeb adlı dosyayı okumuş bulunuyoruz. Bu hanım ve yapmış olduklarını okuduktan sonra bir hayli müteessir olduk. Tabii bireysel olarak da bir öz eleştiri yapma fırsatı bulduk.

Değmez dosyasında ki şahsın yaptığı sadece kendine iken bu şahısların verdiği zararın maddi ve ma’nevi boyutu çok büyük olmuş. 

Tabii ki bir hikmete mebni ve bizler içinde çok büyük dersler içermektedir. Bizden de böyle bir hata sadır olduysa afffınızı diler, dergâh-ı ilâhininizin önüne başımızı koyarız. İnşallah bu bizim yunusumuz mu? Hitâbının nâiliyetine mazhar oluruz. Avuç içlerinizden öperek beyâtımızı yenileriz. 

Sohbetleriniz de buyurmuş olduğunuz gibi, talebe hocasının fevkinde olsa bile talebedir ve o talebenin ölene kadar öğrencisidir. Tabii ki bâtın âlemine alındığı zaman da hocalığı devâm etmektedir. Aksi takdirde Allah (c.c.) ve Râsûlu zişân (s.a.v.) efendimize bağlı olan zinciri inkitâya uğratır. Hakk’ani olmaktan, nefsâniyet târîkine döner ve sonuç zâten dosyada bu belli oluyor. 

Bildiğiniz gibi daha önceki yolda da yardımlarınız ile oradaki dersleri de idrâk etmiş duruma geldik. Sizin yardımınız ve desteğiniz olmasa bu mümkün olmazdı. 

Bir yıl kadar vermiş olduğunuz Hazerat-ı Hamse derslerinde  daha önce görmüş olduğumuz zuhuratlarda 8. ve 9. dersleri geçme işaretleri olsada Etvâr-ı Seba da bir takım eksiklikler olduğunu ve bu zaman zarfı içinde bunların tamamlanmasına vesile olduğu kanaâtindeyiz. Görülen zuhûrâtlar ve sizin söylemiş olduğunuz oralar geçilmiş demeniz de bunu anlamamızı netleşirdi. Ve sizinle Dergâh-i İlâhi’de ki görüşmemiz neticesinde Fettâh ismi şerifi zuhûrâtların Fâtih ile açıldığını ve Hazerat-ı Hamsenin üst mertebelerinden bilgi ve ma’nâların geldiğini müşâhade etmekteyiz.

Anladığımız kadarıyla bu Hanım ve cemâati yolda kalmış bir grup ve size geldiği zaman belirli bir seviyede imiş. Ve idrâkinde kendisini liderlik konumuna hazırlamış ve bunada kendini fazla kaptırmış veya nefsaniyetinin belirli bir bölümünde SABÂ MELİKESİ gibi gizli kalmış olmalıdır. SABÂ melikesi SÜLEYMÂN Aleyhisselâm’a itâat ederek doğru olanı yapmıştı. Bu konu da idrâk olunamış olmalı ki emire itâat te olmamış. İnşallah burada tesbitte-teşbihte hata olmamıştır. 

Mertebelere riâyetin ne demek olduğu bu dosyada daha iyi anlaşılyor. Daha henüz tarafımıza tam ma’nâsıyla böyle bir görev verilmesede Zât-ı Âlîniz tafarından verilen işâretler, bir takım emânetler ve veriler bunun olabileceğini işâret etmekte diye düşünmekteyiz. İnşallah nesfâniyetimiz beşeriyetine dönüpte nefsâni yönde bunu kullanmaz.

İsmi Câmi olan Allah (c.c.)’den, Hakîkat'ul Ahadîyet'ul Ahmediyyeden, Hakîkat'ul Muhammediyye, Hazreti Muhammed, Bâtına intikal etmiş Efendi Babalarımızdan, Efendi Babam-ızdan niyazımız odur ki hangi hâl ve görevde olursa sadece Hakk’ın bir zuhûr ve tecelli mahalli olduğumuzu, kendinden menkûl bir varlığımız olmadığını üzerimizde bulunan, beden toprağımızın istendiği an unsurlarına döneceğini, Ef’âli İlâhimizin son bulacağını, Esmâ ve Sıfât-ı İlâhinin aslına döneceğini, Hazret-i Şehâdet mertebesinde üzerimizde bulunan Zât tecellisinin Hakk’a ait olduğunu bu yönümüzle birlikte acizliğimizin göstergesi olan bir beşeriyetimiz olduğu ve en önemlisi mertebeler riâyeti unutturmasın.. Bu yazdıklarımız da üzerimizde zuhûrda bulunan Nefs-e Akıl-a, Rûh-a, Nûr-a ve toplamı olan Beş Hazret mertebesine nakş olsun.

Bu dosyayı okuduktan sonra bu soruyu sormak hâsıl oldu? Size de daha önce de bildirdiğimiz gibi sizin meşguliyetinizden dolayı bir hanımla çok ısrarlı soruları ile sadece internette görüşmek üzere yaklaşık iki yıldır ilgilenmekteyiz son zamanlarda da İrfân Mektebi üzerinden de zuhûrâtlarına bakmaktayız. Sizin kitâb ve sohbetlerinize yönlerdiğimiz gibi idrâk ettiklerimizden aktarmaktayız. 

Eğer bunda bir beis var ise bildirmenizi arz ederiz. Kendisine de uygun bir dille izâh ederiz. Bu yönde de tâlebler gelecek gibi gözükmekte, gerçi görüşmemizde 
Serpil bu konuya sıcak bakmıyabilir dediğimizde erkek cemâate yönelmemiz uygun olur demiştiniz. 

Size ve Nüket Anneye hayırlı yolculuklar dileriz. Serpil kızınızın da Selâmları var. Efendi Babamızın ve Nüket Annenimizin Hürmetle ellerinizden öperiz.

Hayırlı akşamlar Muratçığım. Bazen şerden hayır çıkar denir ya, bu dosyada bazı kimseler için böyle bir şey, ancak sahipleri için aynı şey düşünülemez. Okuyup gördüğün gibi yapılan ikazları daha o zamanlar da anlayabilselerdi kendileri içinde hayır olacaktı ancak görüldüğü gibi inatları yüzünden tersi oldu. Kendileri böyle davrandılar sağlık olsun kimseyi suçlayacak hâlimiz yok, ayrıca bir talebimiz de yok herkes kendi yoluna devâm etsin deriz. 

Dosya hakkında değerlendirmelerin güzel olmuş Cenâb-ı Hakk (c.c.) faydalandırsın, İnşeallah. Bahsettiğin hanımla içerden bir mahsur yoksa devâm et yalnız  her hâlinle oldukça dikkatli ol, zaman içinde karşına çok değişik  sûretler çıkabilir. Erkeklerden de böyle tâlepler olursa bir müddet kontrol ettikten sonra bana bildir haklarında istişâre edelim ona göre  bir karar veririz. 

Biz yarın kısmet olursa (4.40) uçağı ile İzmir’e gideceğiz ay sonuna kadar oradayız, ancak laptop-u götürüyorum yazı gönderebilirsin. Gene böylece görüşebiliriz.  Herkese selâmlar hoşça kal Serpil kızımıza da selâmlar zuhûrâtları oldukça güzeldi maşeallah Cenâb-ı Hakk (c.c.) her ikinize de başarılar nasîb etsin İnşeallah. Görüşmek üzere. Efendi Babanız.

Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtının Devâmı Önceki zuhûrâtlarda görülen seyr-i sülûk (mi’rac) yolculuğuna vesile olan Murat’ın, Selâmi Âlî Mah, Ekmekçibaşı sokakta görülmesi, Ekmek =Ana gıda maddemiz. 

Ef’âl âleminde hareketlerimizi yapmamız için gerekli enerjiyi sağlar. Esmâ âleminde, bu hareketleri muhabbetle yapmamızı sağlar. Sıfât âleminde bu gıdanın ma’nâlarının hakîkatlerini alırız. Zât âlemi bu gıdânın ma’nâların marifet yoluyla aktarılmasıdır. 

Ekmekçibaşı ile bu mertebenin işâret edilmiş olduğu düşünülebilir. İnsân-ı Kâmil’in seyri sülûk yolunda ki ma’nâları Zât-i mertebeden iletip aktarmasıdır diye düşünebiliriz. Yatsı namazı Mûsevîyyet mertebesi-târîkat mertebesi, İlk sekiz rek’atın Hikmet efendi ve ihvanıyla cemâatle kılınması, seyri sülûk yolunda Tevhid-i Ef’âl mertebesine bu târîkat yoluyla gelindiği, Hikmet efendi Cemâati ile câmiide namaz Îsevîyyet/fenâfillah mertebelerinin cem edilmesi ve Hikmet’e binâen mertebelerin yerli yerince kullanılması olarak düşünülebi- lir. Sünnet namazlar, Kurb-u Nevafil, Farz namazlar Kurb-i Feraiz, Vacip namaz, Ulûhiyyet ve Ubûdiyyet mertebesinin cem edilmesi. Son beş rek’at için dışarı çıkılması Hazerat-ı Hamse mertebelerinin Uşşâkiyye üzere ikmâli olarak düşünülebilir.

Dışarıda kılınan, 

09. Rek’at, Tevhid-i Esmâ, Târîkat mertebesi namazı,

10. Rek’at, Tevhid-i Sıfât, Hakîkat mertebesi namazı,

11. Rek’at, Tevhid-i Zât, Zât mertebesi namazı,

12. Rek’ât, Hakîkat-i Muhammedi, İnsân-ı Kâmil mertebesi namazı,

13. Rek’at, Ahadiyyet mertebesi, Vitr’iyyet ve Ferd’iyyet ve 11. 12. 13. Rek’at namazları olarak düşünülebilir.

Cemâatle  mertebe-i Îsevîyyet kılınan namaz 27 derece ile Vitr’iyyet, Ferdî olarak Mertebe-i Muhammediyyette kılınan namaz 28 derece ile Ferd’iyyettir. 27+28 = 55 ile (سورة لرحمن) Rahmân Sûresi ve Rahmâniyyet hakîkatleri ile İnsân-ı Kâmil’i belirtir. İster sünneti yaşam, ister farzi yaşam üzere bulunur. Yâni istediği zaman Fenâfillâhta bulunur. İstediği zaman Bekābillâh hâli üzere bulunur.

Kapı Selâm, Âlî ve Hikmet kapılarıdır. Bu kapılardan geçilmiştir. Bu kapılardan geçilerek Uşşâki kapısına baş konmuştur. Gökte ki Ay “Hakîkat-i Muhammediyyenin” gönül göğüne doğduğu ve yansıdığı olarak düşünülebilir. Havanın ışıması; Fenâfillâh’tan, Bekābillâh’a geçiş olarak düşünebiliriz. Sağ taraftan havanın ışıması, sol tarafta ay bulunması; Hakîkati İlâhiyyenin, Hakîkati Muhammediyye yansımasıyla, “Hakîkati Muhammediye”nin de gönül göğüne yansıması olarak düşünülebilir. Sağ tarafın Hakîkati İlâhiye, sol tarafın Hakîkat-i Muhammediyye ve bunların toplamının İnsân-ı Kâmil olduğu düşünülebilir.

Gecenin kaybolup gündüzün hükmü altına girmesi Bekābillâh ile Fenâfillâh’ın hükmünün kalmaması ki Muhammediyet şeriati kendinden önceki şeriatleri kaldırıp kendi bünyesine toplamıştır. Bu câmiide zâhir âleminde başlayan 5 vakit cemâatle Ramazanlarda bile akşam namazlarını aksatmadan başlıyan yolculuk bâtın âlemine intikâl ve ma’nâlanmasıyla ziynetlenmiş ve ilâhi ikrama nâil olunmuştur. Şükründen aciziz. (05-05-2011)

* *

* *

Selâmi Âlî Câmii Zuhûrâtının Müşâhadesi

Bu zuhûrâtın müşâhadesi 08-04-2018 tarihinde şöyle oluşmuştur. Öğle namazından önce Selâmi Âlî câmiine girdim. Tam bu sırada câmii imâmı önüne rahleye açtığı Kûr’ân-ı Kerim’den meâl okumaya başladı. Bir senedir devâm ettiğimiz Kûr’ân-ı Kerim âyetleri ve meâl okumamıza (سورة النور) “Nûr Sûresi” 41. âyetten devâm ediyoruz diyerek başladı ve “Nûr Sûresi” 50. Âyet’i okuyup bitirdiği zaman öğle ezanı okunuyordu.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ {النور/41}

E lem tera ennallâhe yusebbihu lehu men fîs semâvâti vel ardı vet tayru sâffât(sâffâtin), kullun kad alime salâtehu ve tesbîhahu, vallâhu alîmun bimâ yef’alûn. 

24/41. “Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.” Öncelikle bu âyet sayısal değerlerine bakalım, Sûre sayısı 24, âyet sayısal değeri 41, âyet durak harfi (ن) Nun: 50, (نور) “Nur” (50+6+200)= 256 dır. (256+50+41+24)= 371 dir. Bu sayının birçok bağlantısı olmak ile baraber zuhûrâtta görülüle Ay-Kamer (القمر) “El-Kamer”in sayısı ile de bağlantısı vardır. (1+30+100+40+200)= 371 dir. (371) sayısına (نور) “Nur” un (ال) “El” takısını sayısal değerini ilâve edersek, (371+31)= 402 eder. 

Bu sayı da (400+2) ile T.B. harflerinin sayısal değeridir. Bilindiği gibi Terzi Baba’nın kısaltma harfleridir. 

Âyet işâret değeri 41 ile Cennet’ül Bâki kapısı ve (نَجدَت) Necdet isminin Arapça harf sıra sayısıdır. Bu işâret ve sûret sayı değerleri ile iki nûr ile “Zinnûreneyn” olan Hazreti Osman’a işârettir. Âyet (ا) “Elif” harfi ile başlamakta ve (ن) “Nun” durak harfi ile bitmektedir. Yâni (ان) “Elif Nun” hakîkatleri arasında yani Ehadiyyet ile başlayıp Nûr-u Muhammedi ile bitmektedir. Bu (سورة النجم) “El-Necm”in başında bulunan Lâm-ı târif’in okunuşudur. Hakîkati buraya dayanır. 

Görmez misin? Yani müşâhade etmez misin diyerek Sıfât mertebesini haber veren mertebe Ahadiyyet-Zât mertebesidir. Gök ve yerde kanat çırpan kuşlar, Yedi Nefis ve beş Hazret mertebesinde bulunan âşık bülbüllerdir, Ma’şûkları olan (اَللهُ) Allah (c.c.) yâni Ulûhiyyet mertebesini Târîkât/Risâlet mertebesinden zikretmektedirler. “1 den 12 ye hatta 13.” mertebeye kadar olanlar kendi esmâ ve derslerinin duâlarını bilmektedirler. (اَللهُ) Allah (c.c), Ulûhiy- yet mertebesi, diğer mertebelerin yapmakta olduklarını Hakk’ıyla bilir.

 أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ {النور/50} 

E fî kulûbihim maradun emirtâbû em yehâfûne en yehîfallâhu aleyhim ve resûluhu, bel ulâike humuz zâlimûn.

24/50. “Kâlblerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüd içinde midirler? Yoksa Allah ve Râsûlünün kendilerine zûlüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zâlimler kendileridir!” İmâm efendinin okuduğu son âyet “50.”dir. Elli sayısı Mustafa Hilmi Sâfi Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayısıdır. Ayrıca (نور) Nûr ve Elli sayısı (صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ) Salât- Dâimun ile dâimi namazda oluşan (نور) Nûr hâlidir. Sayı değeri, 24, 50, durak harfi 50 sûre ismi Nûr (256) dır. (256+50+50+24)= 380 dir. 38 Sıfât tecellisinin kesrete olan yansımasıdır.

Bu hakîkatleri (Elif, Nun) kâlblerinde vehim ve hayâl şüphesi olanlar kabul etmezler. Ulûhiyet ve risâlet mertebesi zûlüm etmez, ancak nefsi emmâre sahipleri zâlimdir. Öğlen namazı ile yani Bekābillâh mertebesinde ve Ef’âl tecellisi ile Selâmi Âlî zuhûrâtının müşâhadesi oluşmuştur, diyebilir. Burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Daha önce oluşan ilmi zuhûrâtların ileri de görüldüğü gibi müşâhade, yaşantı ve tecelileri oluşmaktadır. Bunların anlaşılıp çözülmesi işide kişinin b-ilmine ve araştırmasına kalmaktadır. Terzi Baba (ان) “Elif Nun” hakîkatlerini yansıması ile oluşan bu hâdisatların anlaşılabilmesi için yolumuzum b-ilminin öğrenilmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. 

* *

* *

(عصر) “Asr”- Zaman Efendi Babam Fezâ’nın dokusu oluşumunu şu şekilde sıralamıştır…

- Zûlmet - karanlık - soğuk,

- Rûh-u A’zâm - ilmi ilâhi, sulu - kuru,

- Rûh’ul Kuds - Hayat, 

- Nûr-u İlâhi, 

- Işık - zaman, sıcak,

- Muhabbet’tir diyebiliriz.

Ancak, bu sistem içerisinde, sonsuz fezâda hayat oluşabilmektedir.

5. Sırada oluşan Işık-Zaman, sıcak ile ilgili bir bağlantıyı da buraya tekrar alalım…

(ق) “Kaf” sayısal değeri “100” idi… 100 aynı zamanda (عصر) “Asr” denilen 100 yıllık zamanın ifâdesidir. (والعصر) “Vel Asr” Asr’a yemin olsun (103/1) (سورة العصر) “Asr Sûresinde” Vavı-Kasem’i başına alarak geçmektedir… 1000 yıllık zamana da dehr denmekte ve Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz “Dehre küfretmeyin O, Allah’tır” buyurmuştur. 

Bu sûrenin sıra numarası 103, nüzûl sıra numarası 13, âyet sayısı 3, fasılaları (ر) “Re” dir. Görüldüğü gibi sıra ve nüzûlü 13 tür…

(عصر) “Asr” sayısal değeri, (ع) Ayn: 70, (ص) Sad: 90, (ر) Re: 200, (70+90+200)= 360… 360 derece lik dönüş ile 24 saatlik günlük zaman dilimi oluşmakta bu güneş etrafındaki dönüşü ile güneş yolu ve Ay’ın dünyâ etrafında ki dönüşü ile Kamer-i denilen takvim oluşmakta ve bu senelik seyri sülûk’u oluşturmaktadır. Zaman, En, boy, yükseklikten sonra 4. Boyut olarak bu âlem aynasında zaman ile hareketli görüntü oluşmaktadır. Dünya kutru ortadan kalkarsa, ortada kalacak olan uzaydır. Bu “Zûlmet-Karanlık-Soğuk”tur. Uzaya giden astronotlar uzayda güneşin dahi gözükmediğini, görülenin lacivert bir boşluk olduğunu ifâde etmektedirler. Işığın oluşması için yansıma yani çarpıp döneceği bir yere ihtiyâcı vardır. Güneş ışığı dünyaya çarpıp, bir yansıma ve bir aydınlanma oluşmaktadır. Cenâb-ı Hakk (c.c.), Hazreti Âdemi, balçıktan kara bir topraktan halketmişti. Hakîkat-i İlâhiye güneşinin ışını alıp yansıtması bu şekilde olmaktadır. Ama bu sırrın güzelce cilâlanıp parlak hâle getirilmesi lâzımdır. Bir insânın ömrüde bir (عصر) “Asr”dır. 

(و) Vav: Vahidiyyet, Velâyet hakîkatleri…

(ا) Elif: Ahadiyyet, (ل) Lâm: Ulûhiyyet ve İlm-i İlâhi…

(ع) Ayın: Göz, (ص) Sad: Samadiyyet hakîkatleri, (ر) Re: Rahmâniyet Vahidiyyet sahasında, An-ı dâimde velâyet sırrı ile Ahadiyyet ve Ulûhiyyeten aldığı İlm-i İlâhi, Samadiyyet hakîkatleri ve rahmâniyyet hakikatleri ile âlemlerin sırrını zaman aynasında 18 bin âlemi seyreden Hakk’ın göz bebeğidir.

Asr sayısal değerine bakacak olursak, (103+13+3+(3x200)+360+100)=1179=(1+1+7+9)= 18 dir. (18) 18 bin âlemdir…

(سورة ق) “Kaf Sûresi” sayısal değeri, 50 idi… (103-50)= 53 tür… 

Efendi Babamın Tekirdağ’da, Yüzüncü yıl mahallesi, A blok Kat: Daire 13 te oturduğu bilinmektedir. Adresindeki bağlantılar ile (سورة العصر) “Asr Sûresi” bağlantılarının, ne kadar örtüştüğü âşikârdır… Yolumuzun 50 numaralı sırasından gelen (قُرَّةَ أَعْيُنٍ ) “Kurret’ul Ayn” Göz nûru hakîkatleri zamana yemin edilerek, onun “tahiyyâtı” hayatı ile vücûd bulmuştur. Zamanında oluşan bir hâli ve müşâhadeyi buraya alalım…

* *

* *

Nûr-u Muhammedi (Kuş Dili) Günlerden 26-01-2011, Sayısal değeri  (8+1+4)= 13 Hakîkat’ul Ahadiyyet’ul  Ahmediyye, Derviş,  yaklaşık iki aydır zaman zaman  kuvvetlenen bir ateş içinde yanmaktaydı.  Derviş bu yangının verdiği ilham ile bir de şiir terennüm etmişti.

Gönül aşka düştü dilinden, gözünden nâlân,[86]
Ahu zardan ettiği nâleler, vaveler pek yaman,
Ma’şûk’un kor ateşidir gönülü dağlayan,
Nar ile dağlanmaktan oldu hem de yanan.

Nara düşen demir nar gibi kor olur aman,
Demir ben ateşim derse olur mu yalan?
İbrâhîm A.S'a kızgın nar oldu nefesi Rahmân,
Sineyi dağlayan nar oldu nur hem de yanan.

Gönül nûrdan nûr kesildi ben yanarsam yakan,
Nûr-u Muhammedi gülünün bülbülü sûzân,[87]
Hakîkati Muhammedi nûrdan nuru zaman,
Bu beden nûr üstüne nûr oldu hem de yanan.

Mevhûm varlığı ile birlikte mazhariyetinin hakîkatinden gelen nûr nara dönüşüp onu kavurmaktaydı. Yoksa Hakîki Ma’şûk’undan ayrılık ızdırabı mı onu yakmaktaydı? Dersi olan lâfza-i Celâl mi onu bu hale koy muştu? Aslında olanlar bir zuhûrât ile başlamıştı…

Bir gece 03:30 sularında yatağa istirâhat için uzanmıştı. Bir an da her şey tüm hayâller kayboldu, bir rû’yada olduğu, Âyan-i sâbitede bulunan hakîkatin bu olanları izlemekte olduğu düşüncesi tüm bedenini kaplamış, tüm vücudunu bir titreme almış ve o hâlde uyumuştu. Günden güne kuvvetlenen bir ateş ile yanmaktaydı. İnsân-ı Kâmil ile zâhiri görüşmesine de bir takım başka zuhûrâtlar mâni olmuştu. Daha sonra bu konuyu İnsân-ı Kâmil’e danıştı.

İnsan-ı Kâmil de ona aşağıdaki terkibi verdi.      

Cenâb-ı Hakk'ın İbrâhîm aleyhisselâm hakkında buyurduğu (21/69) (Kulnâ yâ naru künî berden ve selâmen alâ İbrâhîme) (Dedikki ey ateş, İbrâhîm üzerine serin ve selâmet ol)   (yâ naru künî berden ve selâmâ) İbrâhîm aleyhisselâmı Nemrûd avanesi ile birlikte ateşe atmış idi. Cenâb-ı Rabb’ül âlemin bu ateşi Nûr’a dönüştürmüştü. 

(ا) Elif, (ب) Be, (ر) Re, (ا) Elif, (ه) He, (ي) Ye harflerinden müteşekkildir. Sayısal değeri, (1+2+200+1+5+10+40) = 239 = (14) Nûr-u Muhammedi, İbrâhîm isminin bağlı olduğu yer her mertebede bulunan Nûr-u Muhammedi mertebesidir.

Sayısal değerlerde ki toplamında bulunan Nûr-u Muhammedi İbrâhîm aleyhisselâm’ın hakîkatinde bulunmaktaydı. İlâhi program neticesinde kader’in vukû bulması ile Hakîkatinde bulunan Nûr-u Muhammedi mertebesi bu ateşi Nûr’a çevirip onun için serin, selâmetli eylemişti. (yâ naru künî berden ve selâmâ) (سلام) Selâm esmâ’sının sayısal değeri de (131) (13) ile (ال) “Elif Lam” (31) ile (ﻻ) Lâmelif’ten müteşekkildir. (13) ve (14) tür. Zât mertebesinden İbrâhîmiyyet mertebesi olan ef’âli ilâhi mertebesine zuhûr ile yardım gelmiştir. Âyette “Ve Selâmen” diye geçmektedir. 

(و) Vav = Vahidiyyet, Velâyet mertebesi, (س) Sin = İbrâhîmiyyet mertebesinde ki Kâmil İnsân, (ﻻ) Lâmelif = Ahadiyyet mertebesine ayna olan Ulûhiyyet ve her iki mertebenin kucaklaşması…

(م) Mim = Hakîkati Muhammediyye’nin, İbrâmîyyet mertebesinden zuhûru.

(ا) Elif = Tüm bu oluşumların programının yapılmış olduğu Ahadiyyet mertebesi.

(ن) Nun = Okunuşta ki (ن) “Nun” ise “Kudret Nun”un Bâtında zuhûr ettiğidir. Göz nuru (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Kurret’ül Ayn”dır. 

Burada ki Mesnevî-i şerifin birinci cildinde geçen hâdisatta dervişin tahayyülünde zuhûr eder. Yahudi pâdişâhı Îsâ aleyhisselâm taraftarlarını bir ateş yaktığı kuyunun başına toplamış ve Yahudiliği kabul etmiyenleri içine atmakla korkutmuş ve bizâtihi atmaya başlamıştı. Bu sırada annesinin koynundan bir  çocuğu alıp ateşe atmışlar idi. Çocuk ateşin içinden seslenip anneciğim imânını (müşâhadeni) vermeyesin. Ateş yakmamaktadır. Sen de gel diye defalarca tekrar etmiş. Bu netice sonunda Îsâ a.s.

taraftarları kendilerini ateşin içine atmaya başlamıştı. Artık bu olayın önünü alamayacağını anlayan Yahudi hükümdarı bu işinden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Bilindiği üzere Mûsevîyyet, târîkat ve tenzih mertebeleridir. Rubûbbiyet mertebesi olduğundan terbiye edici özelliği vardır. Îsevîyyet ise görüş ve Hakîkat mertebesidir. Îsevîyyet mertebesi Mûsevvîyet mertebesinden daha üst bir mertebe ve hakîkati görüş olduğu için tenzihi mertebe olan Mûsevîyyetin kaydına girmesi mümkün değildir. Tek başına da ancak hakîkati anlamakla iktifâ olunduğu için aslında her iki mertebenin bir edilip tenzihi de teşbihi de ortadan kaldırıp hakîkatte Zât-tan başka bir şey olmadığından idrâk etmektir.

Mesnevî-i Şerif Birinci Cilt 2156 nolu beyitin şerhinde Ahmet Avni Konuk bey şunları yazmaktaydı…

2156. O kimseye ki, esrârdan ata olmaya, o cemadın feryadını ne vakit tasdik eder?

Bu beyit numarası sayısal değeri 14 tür. Nûr-u Muhammedi’den haber vermektedir. 

Mâlûm olsun ki cemâdâtın (madenlerin) tekemmülü (kemâli) bu âlemde sâbit ve vaki’dir. Ârifler lisân-ı fasih (bir dilin kolayca düzgün olarak söyleniş ve yazılışı) ile işitirler; fakat herkesin işitmesi mû’tad (Alışılmış, adet olmuş) değildir. Binanaleyh onu işitmek hark-ı (yanma, yangı) ade (âdet) nev’inden olur; ve bu tekellüm (kemâl) bu âlem içinde vaki’ olur; ve arif sır kulağı ile işitir. Bazı kimselerin zâhib (bir fikir ve sanıya kapılan) oldukları gibi cemâdâtın(mâdenlerin) tekemmülü(kemâli) âlem-i misâlde değildir ki o âlemde işitilmiş olsun. 

Fakîr derim ki, bunu inkâr edenler ” merâtib-i vücûd”u (Vücûd Mertebeleri) anlıyamamış olanlardır. Zira kelâm sıfât-ı Hak’dır ve Vücûd ancak Hakk’ındır; fakat bu bu vücûdun merâtib-i muhletif (Çeşitli Mertebeleri) vardır. Binanaleyh sıfât-ı Hakk her mertebesini muhittir (kuşatmış ve kapsayıcıdır); velâkin zuhûru taayyünât (meydana gelme zâhir olma) îcâbatına göredir. Mesala kelâm cemâd(mâden) nebat (bitki) bâtındır; hayvan nâkıstır (eksiktir) ve insân da Kâmil’dir. Şimdi sır kulağı açılmış olanlar kelâm-ı bâtını ve nâkısı işitebilirler; kapalı olanlar ancak “Ahsen-i Takvim” üzere mahlûk (en güzel sûrette halk edilmiş) olan insânın kelâm-ı zâhirisini işitirler. Binanaleyh inkârın sebebi ancak cehildir.[88]          

Derviş-e Efendi Babası (سلام) “Selâm” ismininin zuhûru çok geçmeden (53) nolu sokağın başında göründü. Hanımı misâfir olarak çağırmıştı. Gülcan biraz geç kalmıştı. Derviş seslendi. Gülcan kulağı ağır işittiği için duymadı. Dervişte işe geç kalmamak için fazla üstünde durmayıp devâm etti. Burada kelam ve görme olduğu ve diğer sıfât-ı sübût-i sıfâtlarıyla birlikte gerçekleşmiş Zât-tan zuhûr etmekteydi. Daha sonra derviş âyetlerin meâl ve tefsirinden hatırladığı üzere bu serinlik İbrâhîme gül bahçesi olmuştu. Gülcan’ın ma’nâsına bakarken internette rastladığı şeyi yazdı.

'İLK AÇAN GÜL! TAA! . EZELDEN BAĞ-I SEVDANIN GÜLÜ, ON SEKİZ BİN ÂLEMİN BAĞRINDA HER CANIN GÜLÜ..HİÇ DİKENSİZ. HİÇ KATIKSIZ, TA EBED HİÇ SOLMAYAN,ÖYLE BİR GÜLDÜR O GÜL, CAN İÇRE CANANIN GÜLÜ’

Anladı ki bu ateş ondan aslında “Selâmet Can-ın Gülü” 

E… gülün bir yönü acı vermekte bir yanı güzellik gülü seven dikenine katlanır denmekteydi. Bülbül güle aşkından dikenine katlanmıyor muydu?

Hakîki ezeli, ebedi, zâhir ve bâtın olan gerçek sevgili… Düşündü yahu ma’şûk ve aşık seven kimdi kimi sevmekteydi. “Onlar O’nu sever O da Onları seven”, Ben Vahid’ul Kahhar’ım demiyor muydu? Ey âşık senin âşıklığın kaç para ne değeri var. Senin neyin var. Sana ait olan ne vardır. Mülk benim, hakîkat benim ne varsa benim sen neye âşıksın Sen de Sana, Ben de Bana âşık olan benim… Sen kalktıktan sonra Benden başka ne var ki senlik benlik izâfidir. A’maiyyetim de bilinmezlikliğim ile vasf olunmayışımla mutlak benim. Her âşıkta ki ma’şûk, âşık benim… Hakîkati ile kalanın hakîkatinde ki de benim…      

26-01-2011 Üsküdar-İstanbul…

* *

* *

“Nece” Eczâ, Tıp Dili (نصرت) Nusret ve (نَجدَت) Necdet bağlantısı ile oluşan bir diğer ifâde (در) “DR” doktor bağlantısı nedir onu incelemeye ve anlamaya çalışalım. Bu başlığı açtığım gün 14-3-2018 “Tıp bayramı” olması Cenâb-ı Hakk (c.c.) ve pirlerimin bu konuda bir tasdiği ve fakîri bu konuda cesaretlendirmeleri ve bu konuda ma’nevi desteklerinin üstümde olduğunu fazlasıyla hissetmemi sağlamıştır. Cenâb-ı Rabb’ül âlemin utadırmasın… 

Öncelikle (در) “DR” sayısal değerine bakarsak kısaca, (4+200)= 204= 24 tür. (24) Fenâfillah/Bekābillâh mertebesi, bir yanı zûlmet karanlık, bir yanı ışk ve aydınlıktır. (24) Nûr sûresi sayısal değeridir. Tıp bayramı- nın “14, 3 ve 2-18” değerlerinin de içeren sayı gününde kutlanması “Nûr-u Muhammedi’nin ve “3” mertebeden yakîn hâlini zâhir bâtın, 18000 bin âlem de kutlandığına işâret ve bunun bu merteblerden müşâhade edildiği anlaşılmaktadır.

Bu satırları yazmadan önce ma’nâda görülen zuhûrâtta; İşyerinden genç arkadaş İd.. atelyö-terzihane gibi bir dükkânda elektirikli ızgara üstünde şişe geçmiş “Adana Kebab”ları pişiriyor ve üstünde ekmekleri ortadan ikiye ayırmış şekilde kızartıyordu. İçeride bir masada oturan kişilere servis edilmiş ve yemekteydiler. İd… bu yiyecekten yemiyor, sadece pişirme işi ile ilgileniyordu… Daha sonra dışarı çıkıyorum ve tekrar bu dükkânın içine girdiğimde, içeriyi örten perdeyi araladığımda sol tarafta Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh bir yatakta beyaz çarçaf ve örtünün içinde istirâhat ediyor. Rahatsız olmasın diye tam dışarı çıkarken, buryun evlâdım müsâidiz gelebilirsiniz diye nâzik, naîf bir sesle, sesleniyor... Burada ma’nâdan çıkıyorum…

Belki bu zuhûrât hakkında bilgi sâhibi olmak isteyenler olabilir diye kısa bir açıklama yapalım.

Atelyö-Terzihane gibi dükkân; Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh ve Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin vahdetinin bulunduğu vahdet dükkânıdır. Aynı zamanda bu dükkân Efendi Babamın gençliğinde Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhi ma’nâ da gördüğü, haydi oğlum Necdet gayret, (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” diyerek Kelime-i Tevhid-i telkin ettiği dükkândır. Anlaşılacağı üzere sevr mağarası hakîkatleri de vardır. Efendi Babam-ım yerde oluşan kömür ile yazılmış (عيد) “IYD” yazısını Nusret Babam rahmetullâhi aleyhe sorduğu zaman (عيد) “IYD”ın türkçe karşılığının “Bayram” olduğu ve Hazmi Baba rahmetullahi âleyhin Hakk’a vuslâtını bildirmek için orada zuhûr ettiğini ifâde etmişlerdir. 

İdris; İlim ve Fen de ileri seviyede olan, ilk kez kâlem kullandığı için yazarların piri olan… Yazarlık ve birçok mesleğin piri olan… Cenâb-ı Hakk (c.c.), O’nu yüce bir mekâna yükselltik.[89] Buyurmaktadır. Füsûs’ül Hikem “İdris Fassı”nda bu peygamberin hikmeti hikmeti kûds’iyye olarak belirtilir. İdrîs (a.s.) ağır riyâzât ile nefsini hayvâni sıfâtlardan ve tabîat kirlerinden ve ârızî noksanlıklardan temizlemiş ve sonuçta rûhâniyyeti hayvâniyyeti üzerine üstün gelerek, madde beden kaydından çıkmış ve mi'rac sâhibi olmuş ve melekler ve saf rûhlar ile karşılıklı görüşme ve konuşmalarda bulunmuş idi. Nitekim on altı sene yiyip içmediği ve uyu­madığı ve salt akıl hâline geldiği hikâye olunur.[90]

“Elektirikli Izgara” Elektiriğin “İz ve Gar” ile bu mertebe sıfât mertebesidir. Elektiğin izinin Sıfât/fenâfillâh ve Ulûhiyyet mertebesi ile bağlantısıdır. Bu aynı zamanda ateştir. İdris aleyhisselâm çıktığı bu mi’ractan İlyas aleyhhiselâm olarak döndüğü söylenir. Buda “Hikmet-i Ünsiyye” yakînlık hikmetidir. İlyas aleyhiselâm ateşi kontrol altına almıştır. Bu verilerden (+) yüklü olarak “Kûds” hikmeti ile Mi’racını tamamlayıp (nûr-nar-ışk) olarak yanan hikmet, (-) yüklü olarak mi’rac dönüşü ile oluşan yakînlık hâli ile yine elektiği aldığı trafoya İnsân-ı Kâmil’e akmakta ve bu şekilde bir döngü ile Hakîkât/fenâfillâh, Marifet/bekābillâh hakîkatleri oluşmaktadır, diye düşünülebilir. 

İdris’in pişirdiği et ve ekmekten yememesi; Kûrb’an bayramının dördüncü gün hakîkati, bu gün kişi kendini Kûrb’an eder ve etrafına bu kûrb’anı ikram eder.

Adana Kebap; Hem etin pişirilmesi “ET” ile “ET-TUR” ile bağlantısı vardır. “Et” kıymetli bir gıdâdır, ma’nâda sıfât mertebesi yiyeceğidir. “Şiş” ise Füsûs’ül Hikem, Hikmet-i Nefsiyye dir. Aynı zamanda Nefes hikmetidir. Ad-Ana, “Ana Esmâ”nın “Ke” (Sen”) (Bab) kapıdır. Ana esmâ (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsıdır. Allah esmâsının kapısının ma’nâsının pişirilmesidir. Bunun kapısı urûc da (ا) “Elif”nüzûl tecelli de (هُ) “Hu” harfleridir. “Adana kebap” acı ve yakıcıdır. Bu ki- tâbın baş taraflarında olan “Adana” hakîkatlerinin Sıfât te-cellisi ile ma’nâsının tâliblilerinin yiyecek hâle ulaşmasıdır. 

Ekmek; Ana gıdâ olan (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İlllâ Allah” Kelime-i Tevhid’dir. Kelime-i Tevhidin ikiye bölünmesi ikinin ikincisi ile sıddıkiyet, yâni Hakîkat/fenâfilllâh mertebesinin kızarması yanması hâlidir.

Masa etrafında bu gıdâlardan yiyenler; Masa arştır, Arş ise Rahmâniyettir, nefesi Rahmâni hakîkatlerinin ma’nâlanması ile oluşan bu yazılardan faydalanacak olan kişilerdir. 

Perdenin aralanması; Bu hakîkatlerin ve ma’nâların alındığı yerdir. 

Hazmi Babam-ın beyaz örtüler içinde yatması; Bu ma’nâların Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh ve beyaz ile safiyet, Ulûhiyyet, Fenâfillah/sıfât mertebesinin Hazm edilmesi ile bu mertebeden verildiğidir. 

Hazmi Babam, evlâdım müsâidiz gelebiliriz diye nâzik ve nâif bir sesle, sesleniyor. 

Fakîr kendilerini ve bulundukları temsil ettikleri mertebeyi incitmekten çekiniyor. Zâhirde kendisini tanımak nasîp olmadı ama ifâdelerinden çok nâzik, beyefendi ve kim olursa olsun muâmelesi ümmetin işini öne alan birisi olduğu anlaşılıyor. Bu şekilde ifâdesi bu hakîkatler bizim ma’nâmızdan veriliyor, Ses, sesin oluşumu üfleme, nefesi Rahmâni hakîkatlerini ve Fenâfillâh “Hazm” ile oluşan ve vücûtta, İnsân ile bekâ bulan ve bunun ile oluşan “Elektirik” “Ezzâ-Eczâ” hakkında yazabilirsin diyordu, diye düşünülebilir. 

“Ezzâ-Eczâ”; Amacımız eczâcılık veya bunun ne olduğu değildir. Bu ihtisâs konusudur. Efendi Babam bir gün Nusret Tura hazretlerinin yanında iken, bu işin fazla uzadığını düşünen Rahmîye annemiz rahmetullâhi aleyh sıkıştırma çocuğu deyince, Nusret Babamız yakalamışken hapları yutturuyorum diye cevap vermiştir. Sâlike verilen dersler veya durumuna göre yapılan değişik tavsiyeler, doktorun verdiği bir ilâç reçetesi benzeri bâtini olarak Kâmil İnsân-İnsân-ı Kâmil tarafından, kendisine tedaviye gelenlere hastalıklarına göre verdiği “bâtini reçete”lerdir. Bu tedaviyi uygulayanlar “Esmâ-i İlâhiyeyi” kullanan nefsi emmâre istikâmetinde kullanan, nefis çetesi karşısında tedâvi olurlar. Ve biiznillâh bu hastalıklarından kurtulurlar…

Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhin yolumuzda ki, sıra numarasına denk gelen (سورة الذاريات) “Ez-Zârîyât Sûresi”, “Ezza ve rîyât” ifâdesi görülmektedir. Bu ifâde “Ezzâ-Eczâ” ve oluşan “Rû’yet” yâni görüştür. 

Ezzâ; Eczâ; ilâç; kibritin yakılmak için sürüldüğü kısım; ayna arkasındaki sır. 

Eczâ; Canlılarda ki rahatsızlıkların bozuklukların ve çeşitli hastalıkların tanısı, önlenmesi veya tedâvisi için yararlanılan doğal veya sentez yoluyla hazırlanmış madde. 2. çeşitli amaçlarla kullanılan kimyasal madde… 

Daha önceki anlatımlarda, ezzâcımın bana tavsiye ilâçta (صر) “SR” harflerinin mide de kolay “Hazm” ve çözülme olduğunu yazılmıştı… “Ezzâ” ifâdesinde görüldüğü gibi Rû’yette ki (صر) “SIR” ın ayna arkasındaki sır olduğudur. Hazmi Baba rahmetullâhi aleyhin yansıması, aynası Nusret Babam rahmetullâhi aleyh olduğuna ve onunda “Sırrı” Terzi Babam olduğuna göre bu sırra işâret vardır. Aynı zamanda bu “Sır” aşk ateşidir. Terzi Babam da bulunan bu sır nasıl ki, kibrit sürülme mahalline sürüldü zaman yanarsa, âşık olan derviş bunu gönül aynasına zikir ile sürdüğü zaman Terzi Baba “Kibrit-i Ahmeri”[91] o gönlü aydınlatır. Yediğimiz gıdalardan midemiz de karışım oluştuğu zaman buna eskilerin diliyle Dört hılt-ahlat denir. Ahlat-ı Erbaa; Ateş, hava, toprak, suya anâsır-ı erbaa (dört unsur), bu dört elementin insân bedeninde ki karşılığı olarak kabul edilen dört sıvıya da ahlat-ı erbaa (dört hılt) denir.

Ateş - sarı safra -kuru ve sıcak Hava – kan - nemli ve sıcak Toprak - sevda (kara safra) - kuru ve soğuk

Su – balgam - nemli ve soğuk İbn-i Sina bu dört hılt’ın (sarı safra, kan, sevda, balgam) her insânda özel ve benzersiz bir şekilde karıştığını, kişiye özel bir denge oluşturduğunu söylemiştir. İşte kişiye özel ortaya çıkan rûhsal, bedensel, zihinsel özelliklerin bütününe mizac denir. Ahlat-ı erbaa’da dört temel mizactan bahsedilir: Safravi, demevi, sevdavi, balgami.[92]

Eski tıpta bu denge bozuldu mu? Çeşitli hastalıklara sepep olduğu bilinmekte ve bu dengenin tekrar sağlanması için, hangi unsur dengesi bozulmuşsa ona yönelik tedavi uygulanırdı. İşte Kâmil İnsân-İnsân-ı Kâmil’de öncelikle verdiği tedâvi ile vücûtta bu itidali sağlar. Daha sonra dört unsurun bedenden üzerinde ki etkisi ortadan kaldırıp, gök ehli olmasını sağlar.

Yeni tıpta ise hangi organ veya vücût sisteminde bozukluk varsa ona yönelik ilaçlarla ile tedâvi yapılmakta, bu iş (4) ten çoklu kesrete yönelik tedâviye dönüşmüş. Her organ ve uzuv için ihtisas dalları oluşmuştur. Eczâcılık konusunda asgari eğitim (5) yıl olması “5 hazret” mertebesini akla getirmektedir. 

Yediğimiz gıdâlar vücudumuzda ki, hücrelere intikâl edince bu hücreler de elektirik üretimi sağlanır. Bu hücrelerde üretilen elektirik 50 milivolt civarındadır. Ancak alternatif veya doğru akım olmasından ziyâde farklı bir yapıya sahiptir. Bu elektirik iskelet sisteminde kasılmayı sağlar, sinirleri harekete geçirir. Daha önce yazıldığı gibi, kulağın duyması ve gözün görmesi elektiğin sinirler vasıtasıyla beyne intikâli ile oluşmaktadır. Vücutta oluşan seste, havanın vücuda girmesi ve nefes boşluğundan çıkan hava ile ağzın ve mahreç denilen kısımların hareketi oluşmaktadır. Anlaşılacağı üzere bu elektiriğe bu iş içinde ihtiyâc vardır.[93] 

İşte kuvvede oluşan bu elektirik - nûr sinirler sayesinde, namazda okunan “Hamd” bu sistem ile beyne yani düşünceye ulaşmakta, göz nûr’u olarak Cenâb-ı Hakk’a mi’rac etmektedir. İnsanın vücûdunda, vücûd bulan her bir yiyecek hücresi bu sayede aslına ulaşmaktadır. Ne kadar muhteşem ve akılalmaz bir nizâm…!

Tıp Dili; Bu konu da ayrı özel bir eğitim sistemidir. Asgari pratisyen bir doktor olabilmek için 6 yıllık bir eğitime ihtiyaç vardır. Demek ki bu işin bâtınını için İmân mertebelerini ve 6 yönü iyi bilmek lâzımdır.

Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sıra numarasına denk gelen “52” (سورة الطور) “Et-Tûr Sûresi”dir. “Tı ve UR” oluşumu ile “52” de bulunan 2 harfsel karşılığını (ب) “Be” yi alırsak, (طب) “Tıb” olur. “Nun” “Tıb” “Ur” oluşumu, Nur, Tıb, Kanser ile nükleer tıbbı ve rontgen çekimleri konusunu da ön plana çıkarmaktadır.

Kâmil İnsân-İnsân-ı Kâmil, “Hazık tabib” Usta tabib gibidir. Kendisine gelen nefsi hastalığa sâhib olanlara teşhisini koyar ve tedâvi metodlarını uygular. “Hece”sel oluşumlardan görüldüğü gibi vücudu kanser gibi sarmış nefsi emmâreyi rontgen, ulturason, emar gibi teşhis eder ve nerede ne zayiât vermiş bilir. 

Bu satırların yazıldığı ertesi gün, Cum’a namazında Bayram Hocanın Cum’a namazının Zâhir/Bâtın, Fenâfillah/Bekābillâh rek’atlarında okuduğu âyetler yazdığım Tıp konusunu ve Tıp bayramını işâret eder gibiydi…

وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ {الزمر/73} 

Vesîkallezînettekav rabbehum ilâl cenneti zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ ve futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn(hâlidîne). 

39/73. “Rabb-lerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selâm size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.”

(سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ) selâmun aleykum tıbtum; “Selâm sizin üzerinize, size siz temize çıktınız, aklandınız.” Yolumuz ile ilgili hakîkatleri Cem makamından, bayram hocanın Fenâfillâh mertebesinden verdiği bu hakîkat; “Selâm ve Tıp” kelimelerini içermekteydi. Efendi Babam’ın esmâsı bilindiği gibi (سلام) “Selâm” olması ile her dâim üzerimizde bu “Selâm ve Selâmet”i hissetmekteyiz. 

Bâtınında bulunan (طب) “Tıb” hakîkati temizlenme, aklanma yönü de varmış, hazık tabibin vermiş olduğu tedâvi ile nefsinizden temizlenip, aklanıp, Hakk ve hakîkat ile birlikte oldunuz denmektedir.

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {يونس/10}

Da'vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm(selâmun), ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).

10/10. Onların orada ki duâları: “Allahım, sen yücelerden yücesin”; sağlık dilekleri selâm”, duâlarının sonu da «Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.» diye şükretmek olacaktır. 

Bayram hocanın, Cum’anın bâtıni makamından, Cem’ül Cem mertebesinden, Marifet/bekābillah’tan haber verdiği bu âyet; 

da'vâ-hum fî-hâ; Orada onların duâları, (كُنْ) “Kün” ol dur… 

sübhaneke; ile Ahadiyette bulunan mutlak tenzih mertebesini Kûr’ân ve İnsân’ın birlikteliğinden haber vermektedir. 

ve tehiyyetu-hum; Onların hayatları, tehiyyât ve dilekleri, burada tahiyyât ve namazda ki oturuş ile Bekābillâh mertebesinden haber verilmektedir. Meâllerde bu sağlık dileği olarak geçmektedir. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan “tıp” konusuna gelen bir işâret olarak düşünülebilir. 

selâm(selâmun); (سلام) Selâmdır… Bu sure 10, Âyet 10 dur, (مِراج) Mi’rac hakîkatlerinden bahseden sûret ve işârettir. Namaz nasıl ki selâm ise Kâmil İnsân-İnsân-ı Kâmil’de (سلام) Selâm’dır… 

ve âhıru da'vâhum; onların duâları ve sonrası, sonu…

Onların duâların sonu da (كُنْ فَيَكُونُ) “Künfe Yekün” (Oluverir) dir. Denebilir ki bunun devâmında başka bir ifâde vardır…

enil hamdulillâhi rabbil âlemîn(âlemîne); (الْحَمْدُ) “El-Hamdu” ifâdesinin başında (أَنِ) “Eni” vardır. (ان) “Elif ve Nun” hakîkati, (ا) “Elif” okuma işâreti üstün, (ن) “Nun”un okuma işâreti Esre dir. Ehadiyet nûr’unun yeryüzün de, beden arzında ma’nâlanması olan (اَللهُ) Allah (c.c.) “Ulûhiyyet” için olan ayni Ubûdiyyet mertebesinden yapılan (حَمد) “Hamd” ile Allah kulunu övmektedir. 

Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın şükründen aciziz, bu konuyu burada bırakarak yolumuza devâm edelim… 

* *

* *

(نَجَ) Nece Diller, Lisanlar

Bu konuya bir miktar değinmiştik. (ان) “Elif Nun” hakîkati olan “İngilizce” gibi günümüzde popüler bir hakîkat-i bünyesinde bulunduran bu hakîkat anlaşılacağı üzere 8000’e yakın bir dili bünyesinde bulundurmakta, ayrıca teknik diller, yukarıda geçtiği gibi ecza-tıp, kuşdili, matamatik, edebiyat, tasavvuf dili vs… akla gelen, gelmeyen tüm dilleri bünyesinde bulundurmaktadır. Niye acaba diye düşünüldüğünde bunu anlamak çok zor olmayacaktir. (نَجَ) “NeCe” 53 (أَحمَد) Ahmed şifresini bünyesinde bulundurmaktadır. Her şeyin başında ve kaynağı olanın, her şeyi içinde bulundurması anarmol karşılanacak bi şey olmasa diye düşünüyorum.

Yalnız şununda göz ardı edilmemesi lâzımdır. Bütün dillerin hakîkati bir ise, namazda Kûr’ân-ı Kerim her dilden okunabilir mi? Veya bu yola kapı açılır mı? Sorusu akla gelebilir. Bunun mümkünatı yoktur. Zâten elimizdeki meâller, meâlin meâlidir. İsimleri de şunun veya bunun meâli diye geçmektedir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) Kûr’ân-ı Arapça indirdiğini bildirmektedir. Yani ma’nâsına ancak Arapça dili aracılığı ile ulaşmak mümkündür. Diğer diller ile okuma ancak duâ hükmünde olur ancak sevap hükmünde olur, ama farziyet hükmü ortadan kalkmadığı için kazanılan günahta bundan kat ve kat fazla olacaktır. 

(53) rakamsal ifâdesini 5 ve 3 şeklinde yan yana getiren harfler de, “He” ve “Cim” harfleridir. Bu harfler yan geldiği zaman (هج) “Hece” olmaktadır… Efendi Babam şiir sisteminin bir kalıba girmesine önem verir. Şiir yazmaya çalışanlarada, hece ve arûz ölçüsüne göre yazmalarını tavsiye eder. Serbest şiir sistemi de kullanılmaktadır. Serbest şiir sistemi ile yazan birçok şair vardır. Aslında başta bu konu üzerinde niye bu kadar durduğunu anlayamamıştım. Şiirlerin bir kalıba uyması ile beraber (هج) “Hece” 53 hakîkatine uyup (هج) “hece”lere câmi olarak yazılmasının öğrenilmesi istenilmektedir. Her ne kadar Efendi Babam, Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin şiiri çok güzel yazardı. Biz hala onun seviyesine gelemedik, yazdığımız şiir’ler deneme desede, bizlerin onun gibi şiir yazması ve o seviyeye ulaşmamız çok zordur. Kelime ve cümlelere yüklediği anlamlar ilm ve Aşk’ın en üst seviyesini anlatmaktadır. 

* *

* *

(اشيان) Âşiyân-Üsküdar Cancağızım; Muhtemelen biri İstanbul boğazın Marmara açılımında doğu’da, diğeri de boğazın ortalarında batı’da olan bu muhit bir arada ne arıyor diye düşünülebilir. Konuya vakıf olmasam ben de öyle düşünür- düm… 18-03-2018 Pazar günü, Efendi Babamın sohbetini internetten takip ettikten sonra akşam 18:00 civarı eşimle Üsküdar merkeze doğru evimizden indik. Daha sonra, Üsküdar kütüphanesinin yanında bulunan, Aşiyan-Kitâb ve Kahve denilen mekâna girip, üç kat ve 4 adımlık merdiven çıkılınca “L” terasa (11) numaralı masaya oturduk. Bu mekâna daha önce hiç gelmemiştik. Neyse eskilerin “yediğin içtin senin olsun, ne gördün onu anlat” dedikleri gibi ne müşahâde ettim, onları anlatayım. 

Zamandan da anlaşılacağı üzere “18” lerin 3 tane olması ile 18.000 âlemin şifrelerinin bu dünyâ zuhûrâtı ve müşâhadesi İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olmak üzere oluşmaktaydı. Çıkılan üç kat, üç seyir ve peşine çıkılan 4 merdiven Zât, Esmâ, Sıfât, Ef’âl tecellileri ile 40 ders olarak düşünülebilir. Mekânın bir ismi kahve olduğu ve bu mâdeninde 40 yıl hatırı olduğuna göre bu tasdik eder niteliktedir. “L” Arapça (ل) “Lâm” ile Ulûhiyet mertebesini ifâde etmektedir. Teras’ ta, (ت) Te; Tevhid, (ر) Ra; Rahmâniyet ve (س) Sin; İnsân ile İnsân-ı Kâmil mertebesini ifade etmektedir. Manzara ve seyir bu mertebelerden oluşmuş diyebiliriz. 

Bu ara Efendi Babamın bügünkü Tûr sohbetinde, Nusret Babam ile Âşiyân’a giderdik, orada bülbüller öterdi. Hala ötüyor mu bilmiyorum dediğini hatırladım. Valla zâhiri Âşiyân’da hala bülbüller ötüyor mu bilmiyorum? Ama ma’nâ-i Âşiyân da bülbüllerin neş’elenip, çoşup öttüğü kesin… Gördüğüm müşâhade üzere Mustafa Safi Babam rahmetullâhi aleyh, Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh, Nusret Babam rahmetulâhi aleyh, ve Efendi Bababm Necdet Ardıç, Ma’nâ-i âşiyânı bize getirmişlerdi. Bizim 500 metre yaklaşmamıza onlar 10 kilometre yaklaşmışlardı. Anlaşılacağı üzere bizim attığımız 1 adıma onlar 20 adım ve kat ve katını atıp bizlere yaklaşmaktaydılar. Eşimin verdiği siparişler geldikten sonra, kenarda boşalan bir masayı görüp deniz tarafına oturduk.

Önce dikkatimi kenarda ki cam korkulukları üzerine kuş yuvalarının olduğu yüksek kule gibi bir şeklin üstünde ki, yeşil fonun üstüne yazılmış, hat yazısı çekti. Okurken farklı bir sitil ile yazıldığı için biraz zorlandım. Sonunda (اشيان) “Âşiyân” yazıldığını çözdüm. (ا) “Elif”ler ile bir üçgen oluşturulmuş. (ش) Şın ve (ي) Ye harflerinin üstüne (ن) “Nun” kondurulmuştu. (ن) “Nun” daha önce yazıldığı gibi, “Nûr-u Muhammedi” sayısal değeri “50” ile Elli vakit namaz ve Mustafa Hilmi Sami Babam rahmetallahi aleyhin sırası idi. Üçgen ile bir bakıma “53 gen” yani (أَحمَد) Ahmed gen ve bir bakıma (مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Muhammedür Rasûlüllah gen, geometrik şekli oluşmuştu. Altta bulunan “Şın” harfi, Sin harfinin üzerine, üç seyirle üzerine üç nokta almış hâli idi… (يس) “YÂ-SÎN” beni unutma ben de buradayım der gibiydi. Âşîyan sayısal ifâdesine gelince; (ا) Elif: 1, (ش) Şın: 300, (ا) Elif: 1, (ي) Ye: 10, (ن) Nun: 50, (1+300+1+10+50)= 362 = (3+6+2)= 11 Hazret-i Muhammed Mertebesidir. (36) (يس) Yâ-sîn sûresinin sayısal değeri, (2) Zâhir ve Bâtındır. 

Bu ara siparişlerin yazıldığı adisyon numarasına baktığımda 955 yazmaktaydı. Bu sayıyı görünce hayret ettim. Toplamı (19) yani İnsân-ı Kâmil’in şifresiydi. Ama bu kitâba Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhin isminin sayısal ifâdesini yazmamıştım. Hazret (هظمي) bunu niye yazmadın der gibiydi, (ه) He: 5, (ظ) Zı: 900, (م) Mim: 40, (ي) Ye: 10, (5+900+40+10)= 955 tir. 

 Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin (نصرت) Nusret isminin sayısal değeri (ن) Nun:50 , (ص) Sad: 90, (ر) Re: 200, (ت) Te: 400, (50+90+200+400)= 740 tır. (955-740)= 215 tir. (2+1+5)= 8 olduğu gibi, (215) Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sûresi olan Tûr’un sayısal değeridir. (ط) Tı: 9 (و) Vav: 6, (ر) Re: 200, (9+6+200)= 215 tir. (نَجدَت) Necdet isminin sayısal değeri 457 idi. (955-457)= 498 tir. (8)= 53 tür. Necdet isminin Arapça harfleri sıra sayısı toplamı 41, Türkçe harfleri toplamı 61 idi. (457+41+61)= 559 dur. Tersten görüldüğü gibi 955 tir. 53/49 âyeti (الشِّعْرَى) Şı’râ yıldızı, ilâhi benlik yıldızı idi… (سورة الطور) “Tûr Sûresi” de 49 âyettir. 

 Efendi Babam-ın yolda ki kişilerin sayısal değerlerinin birbiri ile bağlantılı olması lâzım dediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Görüldüğü gibi bir yönden değil kaç yönden bağlantı vardır. Daha önce oturduğumuz masanın numarası (11) idi. (40+11)=51 ile Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhin sıra numarasını vermektedir. Bu kenarda oturduğumuz masanın sayısal numarası 3 idi. 11 ile 3 yan yana konursa 113, toplanırsa (11+3)= 14 Nûr-u Muhammedi’dir. 12 ve 13 te içindedir. “113” (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şeriftir. Hazmi Babam rahmetullahi âleyh Besmele-i Şerif ile yediklerinizin hazm olsun, vücüdûnuzda “Mi’rac edip göz nûru olsun” der gibiydi. 

(اشيان) Âşiyân; Kuş yuvası, oturulan ev mesken demektir. Üskü-Dar’ın “Dâr” olan kısmı Arapça, yer, yurt demektir. Âşiyân semti bu ismi Tevfik Fikretin bu semte bulunan Âşiyân isimli köşkünden almış. Tevfik; 1. uydurma, uygun düşürme. 2. başarıya ulaştırma. 3. Allah'ın yardımına kavuşma. Fikret; düşünme, tefekkür, murât, maksat, niyet… anlamlarına geliyor… Allah (c.c.)’ın yardımı olan başarıya ulaşmak için, Hakk’ın murâdını düşünüp tefekkür edilen gönül evinde ki, gönül kuşlarının, tefekkür ederek şakımaları diyebiliriz. 

(اشيان) Âşiyân; Kelimesinin hecelerini biraz daha detaylı incelersek, (اش - يان) Âş ve Yân, (اش) “Âş ”ın yâniyenen yiyeceklerin, bitkisel gıdaların kıyamda, hayvansal gıdâların rüküda, maddesel gıdâların ise secdede, üzerimizde bulunan haklarının namazla ile şüküre ve onunda (حَمد) Hamd’a dönüşmesi ile (يان) “Yân”an göz nûr ile Hakk’a mir’aclarıdır.

Tam önümüzde, terasa kadar dikey uzanan enterasan 13 dallı incir ağacı, Mihrimâh sûltan câmii ve minâresi yükseliyor. Biraz ileride önümüzde sırasıyla, Haliç vapur iskelesi, İstanbul Boğazı, Beşiktaş vapur iskelesi, Yıldız yokuşu ve Yıldız manzaramız ve görüş alanımız içindeydi. 

13 dallı incir ağacı; 13 Hakîkat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye ve İncir Vahdette Kesret ile Zât tecellisidir. Aynı zamanda bu kitâb içine aldığım, Efendi Babamı Tekirdağ’a gitmeden gördüğüm zuhûrât ve yorumlarımın bir müşâhadesi ve tasdiği gibi önümde duruyordu. Bir nokta ile oluşan müşâhade 12 zâhir bir bâtın noktalı (ا) “Elif” harfine dönüşmüştü. 

Bahsi geçen yere tekrar gittiğimizde bu incir ağacının duvardan büyümüş olduğunu yaprak verip incir açtığını ve bir dal daha ilave olarak (14) dallı olduğunu ve meyve verdiğini müşahade ettik. Nûr-u Muhammediye olarak adeta gizli hazinenin altında bulunan tohum ile tüm mertebelerini vahdette kesret olarak aşikâr eder gibiydi…

Mihrimâh; Ay ve Güneşten müteşekkil bir isimdir. Hakîkat-i Muhammedi ve Hakîkat-i İlâhiyyedir. Câmii bunun cem hâli olan Cemler’in Cemi ve minâre ezan ile bu mertebelere da’vettir. Toprak babam Cen-giz bey’in anlatımı ile nine-mizin[94] yaptırdığı Câmii’dir. Zâhiri böyle bir bağlantı olmakla beraber, bâtını hakîkati “Nine” İngilizce” (9) Dokuz sayısı” demektir. Ahadiyyetin Nûr-u İlâhi ve Nûr-u Muhammedi cemini (9) yani Rubûyet mertebesi yapmakta, yâni yansıtmaktadır. Haliç vapur iskelesi; Hâl-iç, Hâli iç yâni bulunduğun hâli iç veya iç hâl, bâtini hâli seyre çıkmak için beklenilen-binilen Hakîkat-i Muhammedi teknesidir.

İstanbul Boğazı; Bir yönü sıfâtı ilâhiye, bir yönü Zât-ı ilâhiye açılan (وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي) “Ve Nefahtü Min Rûhi” demi olan “Nefesi Rahmâni”dir. 

Beşiktaş vapur iskelesi; Beş Hazret mertebesi ve (ك) “Ke” (كُنْ) “Kün” Ol ve Taş, yani Maden ile bu 3. Hazret mertebesi olan Sıfât mertebesidir. 53 ve (كُنْ) “Kün” Ol ile… Üs kün Dar yani (كُنْ) “Kün”ün Üssü olan veya “Us” ile aklı olan yurt, meskenden, “Hakîkati Muhammedi” Teknesine binilip, “Nefesi Rahmâni’nin tenfis edilip, bu teknenin yelkenlerinin şişirilip, (53) Terzi Baba Necdet Ardıç iskelesine (كُنْ فَيَكُونُ ) “Kün Feyekün” oluverir ile ulaşmaktır.

Yıldız yokuşu; (كَوْكَبًا) “Kevkeb” Nefsi Benlik ve (نخم) “Necm” İzâfi Benlik seyirlerinin zorluğudur. Ama bu zorluk aşılmayacak bir zorluk değildir.

Yıldız; (الشِّعْرَى) ” Şı’râ yıldızı” ile “İlâhi Benlik” yıldızıdır. 

Aşiyan-Beşiktaş, Yıldız ve Üsküdar bir üçgen oluştur- muş gibiydi. Bu üçgenin Âşiyân ayağı 45 derecelik açıya sahiptir. Bu ayaktan hareket edip düz bir satıhta hareket ederseniz, Beşiktaş’ta yıldıza ulaşırsınız. Bu mi’racın (اسراء) Îsrâ-Esrâ yatay gidişi olarak düşünülebilir. Bu üçgenin açılarından Yıldız-Beşiktaş ayağı 90 derecedir. 

Bu açı bilindiği gibi kare şeklinde bir kutucuk oluşturur. Yani Âşi- yân ve Beşiktaş-Yıldız birleşimi gönül kâ’be-sini oluşturmaktadır. Tam karşı istikâmet olan Üsküdar’a dik bir şekilde uzanır. Bu da miracın (نخم) “Necm” kısmı ve 18 âyeti olarak düşünülebilir. Üsküdar ayağında da, 45 derecelik bir açı oluşur. (45) bilindiği gibi Âdemdi. Âdemîyetten 90 ile Mûsevîyet Kemâlâtına, Mûsevîyet Kemâlâtından yine (45) ile Âdemîyyete dönülür. Üsküdar’dan oluşan bu açı ile Âşiyân’dan, Üsküdar’a Bâtıni bir yokuş “Urûc”, Üsküdar’dan, Âşiyân’a bâtini bir yatay iniş, nüzûl oluşur. Yıldız-Beşiktaş tan ise Üsküdar’a dikey bir çıkış nüzûl, Üsküdar’dan, Yıldız Beşiktaş’a dikey bir iniş nüzûl oluşur. Bu sistem ring şeklinde Hâl-iç ve Beşiktaş tekneleri ile çalışır. 

Üsküdar’da dikey ve yatay mi’rac ile gelen hatlar niye bir tek noktada toplanmıştır. Daha önce de yazdığımız gibi surre (Hacc) alayları buradan kalkmaktaydı. Medine toprağı diye nitelenmekteydi. Bu hat üzerinde bulunan sahil bölümünün ismi de Harem dir. Yani Hakîkat-i İlâhi ve Hakîkat-i Muhammed-i Remz ve sembolü buradadır. 

 Yıldız- Beşiktaş Âşîyan-Kudüs 

Üsküdar-Medine-Harem Necef Gözün görüntüyü görmesi, çapraz ayna şeklinde ki olan görüntüyü düzeltmesiyle oluşmaktadır. Bu üçgeni görünen ve bunun tam karşısında kare şeklinde bir görünmeyen üçgen daha vardır. Kesik çizgilerle görülmektedir. Kareyi ikiye bölen çizgi aslında düzgün olsada içinden geçen kesik çizgiler vardır. Bir an var, bir an yok olan bu görüntü, şehâdet âlemini devâmlı olarak göstermektedir. Bu görüntünün hayâli olan kısmı kalktığında kesik çizgiye dönüşecek ve hakîkat anlaşılacaktır. Yıldız-Beşiktaş’ın aslında yansıması, şekilde görüldüğü gibi (نجف) “Necef” Velâyet bayrağıdır. Zâhiri 180, batını 180 derece oluşan altı açı ile 360 derece ve altı yön ile âlemler oluşur. Yani bir yönü hadîs bir yönü kadîm hiçlik (0) noktasıdır. 

Efendi Babamın esmâları yoldan geleni (الوَلي) “El-Veli”, Rabb-i Hassı ise Es-Selâm (السلام) “Selâm” idi. Bu esmâları birleştirecek olursak, (الوليالسلام) El-Veliy’üs-Selâm okunur. Anlam şöyle olur, Dostun eli olan, Selâmet üssü ve Dostun eli olan Aklı Selam. Tercihen, Dostun eli olan Akl-ı Selim, Kâlb-i Selim üssü Terzi Baba Necdet Ardıç… Zâten Efendi Babam gördüğü zuhûrâtta Câmiide Selim sen kalk oku diye hitâb edildiğini ifâde etmektedir. 

Görüldüğü gibi nüzûl ve urûc mertebelerinin müşahâde si oluşmuştur diyebiliriz, her zaman söylendiği gibi bunun hükmi bir değeri yoktur. İndi ve özeldir, yazanının hâli ile alâkalı müşahâdelerdir. İsteyen kabul eder, isteyen etmez, herkesin canı sağ olsun.

Daha sonra bu müşâdenin başka bir oluşumu Wattsapp grubumuzdan yolumuza birkaç ay önce dâhil olan Bursa’lı ve İzmir’de Mühendislik okuyan Er… At… kardeşimizden geldi. Faydalı olur düşüncesi ile kendisinden geldiği şekilde, eline ve gönlüne sağlık diyerek buraya alıyoruz.

Selamlar, herkese hayırlı hafta sonları, Sizlerle son günlerde gözüme çarpan bir bilgi paylaşmak istiyorum. Derslerim gereği Geometriyle uğraşırken gözüme bir şey takıldı. Uğraşanlar bilir en çok kullanılan dik üçgen 3-4-5 üçgenidir. İki dik kenar uzunlukları 3 ve 4 metre olursa dik kenarın baktığı uzun kenar 5 metre olur. Uzunlukları değişmediği gibi bu kenarlara bakan açılar da değişmez, sabittir. Şimdi bu üçgenin açılarını incelersek, 4 birim uzunluğuna bakan açı 53.130102 derece, 3 birimlik kenara bakan açı ise 36.869897 

derecedir. 3, 4 ve 5 rakamlarının Efendi Babamızdan anlamlarını yüceliğini okuyoruz ve 4 birim uzunluğu- na bakan kenar ne büyük bir ma’nâdır ki 53.13 derecedir, bildiğiniz gibi 53 Efendi Baba'mız, 13 ise Aleyhisselatu vesselam Efendimiz'in şifre sayılarıdır. Bu iki sayı Bir'likte 4 uzunluktaki kenara bakmaktalar. Şekille göstermem gerekirse,

Daha sonra oturduğum yerden tam karşımda ki duvara bakınca ilginç bir resim ile karşılaştım. Efendi Babam için bir önceki bölüm de “Hece” lere câmii-dir, diye yazmıştım, hem onun müşâhade ve tasdiği hem de, âşiyânın bâtini anlamı nedir. Buraya resm edilmişti. 

Mesnevi okumalarında karşılaştığım beyitte Hazreti Mevlânâ bu müşâhadeyi doğrular gibiydi.

3281. Lâfız[95] yuva ve ma’nâ kuş gibidir. Cisim ırmak ve rûh akan su gibidir.

Ma’nâlara delâlet eden sözler, kuşların yuvaları gibidir. Kuşun yuvası ile münâsebeti ne ise, ma’nâlaların da sözler ile olan münâsebetleri odur. Ve kezâ suyun suyun aktığı suyolu olan ırmak ile münâsebeti ne ise, rûh’un dahi cisim ile olan münâsebeti ve alâkası odur. [96]

Kiminin başında biter ağaçlar, 
Kiminin başında sararır otlar. 
Kimi mâsum, kimi güzel yiğitler, 
Ne söylerler, ne bir haber verirler.[97]  

Bu duvara nakş olmuş gördüğüm resmi tefekkür ederken, Yunus Emre’nin bu dizeleri görüş alanıma girip bizi de, bizi de yaz derler gibiydi. 

Bu duvara nakş olmuş resim aslında cilâlanmış “Gönül Kâ’be-sine” nakş eden bir resim gibi durmaktadır. Mavi fon gönül göğünü, sol tarafta duran kişi İnsân-ı Kâmil’i yani Efendi Babamı temsil etmekte sağ elinde taşıdığı arapça-türkçe harf kovasını sol eli yani üretkenliği ile gönülden serpiştirip söze--🡪 ma’nâ--🡪 rûh’a-🡪 nûr’a dönüştürmektedir. 

Yunus Emre’nin dediği gibi kiminin başı yani fikirleri ot mesabesinde olup, bir işe yarazmaz. Aklında ve fikrinde hevâ ve heves kuşları dolaşır. Bu fikirler heva heves kuşunun bıraktığı yumurtayı aşılamayacağı için bu yumurta bozuk ve kokmuş olur. Ama kimi insânın başı da Tuğba ağacı gibi, gönül göğüne ulaşır. Buraya yumurta olarak bırakılan gönül göğünün sâlikleri, bir müddet sonra Esmâ-i İlâhiye olan bu rahîmiyetten (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, olarak doğarlar… Bir bakıma bu kuş gönül mağarasının girişidir. O mağaraya girersen ikinin ikincisi olursun.

Üç kuş, “Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâhi benlik” ve İlm’el Yakîn, Âyn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebelerini temsil etmekte ve sâlik hangi mertebede ise harflerin ma’nâlarını o mertebeden dizmekte ve okumaktadır.

Bu ara da Mihrimâh sûltan Câmiinden Akşam ezanı okundu. Bir müddet daha oturduk ve aşağı indik. Eslem’e, Selâm’a da bir pasta alıp, 76 numaralı fişe 37 lira ödeyip. Üçler markete girip, evimizin yolunu tuttuk.

Hakîkat-i Muhammedi, Hakîkat-i İlâhi sûltanı efendimiz, Bekābillâh mertebesi artık sona erdi bu kadar ma’nâları (هج) “Hece” kisvesine bürüyüp saçtığın yeter, artık Fenâfillâh vakti girdi, artık örtünüp gizlenme vakti diyordu.

Eslem-Selâm’a alınan pasta aslında, (سلام) Selâm’dan bize gönderilen ma’nâ pastalarıydı. Fiş, Fenâ-Fişşeyh, şeyhin ilmin de fâni olmak, (76) Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin dünya yaşı, 53 (النجم سورة) Necm suresinin nüzûlü olan 23 sıra sayısı ile toplamını veren (7) Sübût-i, (6) Zât-i sıfâttır. Ödenen ücret karşılık aslında bunu ödeyen bizde değiliz. Efendi Babamlar bunun karşılığını “Zât tecellisi” ve “Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâhi benlik” mertebeleri ile ödemişlerdir.

Üçlerden yapılan alışveriş ile (اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ) Allah, Rahmân, Rahîm mertebeleri ile alışveriş edilmiştir, diyebiliriz. 

* *

* *

Halvetiyye Âlîyyeyi Uşşâki Necdet Babasın Bülbül-ü aşiyân saçların,
Leb-i deryâ bal dudakların.

 Elif yazar güzel ellerin,
Gökküşağı rengi kandilin.

 Yardım bize geniş yüreğin,
Tekbir dağı senin gözlerin.

 Kavacıkta esen söz rüzgârın, 
Üsküdar’da koktu aşk esrarın.

 Topkapı da batan güneşin, Süleymân mülkü sultanısın.

 Salacak’da yokomoz nûrun,
“Ha Mim” teknesi kaptanının. 

 Gönlün Onsekizbin âlemin,
Cümle tenin baş neyzeninin.

 Yaşlı gözlerin bey’atısın , 
Veliyullâhın Âlîyyesisin.

 Uşşâkinin ol murâdısın,
Halvetiye Necdet Babasın… 

* *

* *

Kalem Sûresi Üzerine Bir Araştırma

[98]

Bu çalışma için internette araştırma yaparken, Kalem (Nun) sûresi hakkında yapılmış bir araştırmaya rastladım. Bu resim epeydir dosyanın altında mahzun bir şekilde kalmış ve beni niye sıraya almıyorsun. Benim hakkımda da bir şeyler yaz der gibiydi. Bu çalışmada (سورة القلم) “Kalem Sûresi” içinde kaç (ن) “Nun” harfi var ve sıralama sistemi incelenmiş. Bizim araştırmalarımız daha farklı olduğu için sadece bu resmi buraya aldım. 

(سورة القلم) “Kâlem Sûresi” 68. sûredir. Nüzûl sırası “2”dir. 52 âyet ve durak harfleri 50 tane (ن) “Nun” 2 tane (م) “Mim” harfidir. (قلم) Kalem sayısal değeri; (ق) Kaf: 100, (ل) Lam: 30, (م) Mim: 40, (100+30+40)= 170 dir. (68+2+52+(50x50)+(40x2)+170)= 2872 = (2+8+7+2)= 19 dur. (19) İnsân-ı Kâmil’in şifre rakamıdır.

Bu surenin 51. ve 52. âyetleri nazar âyetleridir. Bir bakıma 19/51 ve 19/52 şifre sayılı İnsan-ı Kâmil olan Hazmi Tura ve Nusret Tura Hazretlerinin nazarı ve bakışıdır. Yine 52 âyet olması (حَمد) “Hamd” hakîkatlerini bünyesinde barındırıyor olmasıdır.

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ {القلم/1}

 Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).

68/1. “Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için.” Kimi satırdan kimi sadırdan yazar. “Nun” sayısal değeri “50” idi. Bu sûre sayısı “68”dir. (68-50)= 18 dir. Ve 1. âyet sayısı ile 19 olmaktadır. Yani Kalem olan İnsân-ı Kâmil’in Nûr-u Muhammedi’den aldığı ilmi ilâhi programı gereği Âyan-i sâbitelerin Hakk’ı ne kazâ olunmuşsa, satır satır Hakk’ıyla kader-ilâhiyi, Kûr’ân-ı Nâtık olarak sadır- dan, satıra dizmekte ve sırası gelecek olanları da dizecektir.

(سورة القلم) “Kalem Sûresi” nin üste verilen araştırma resminde, 20. ve 40. âyetlerinde (ن) “Nun” harfi geçmemektedir. Bunun bir sebebi “20”nin kendi ile toplamının 40 ve bu rakamında (م) “Mim” harfinin sayılal değeri olması bunun da Hakîkat-i Muhammedi olmasıdır. Geri kalan 50 âyette (ن) “Nun” harfi geçmektedir. Bu sayıda (ن) “Nun” harfinin sayısal değeridir. Bu sûre sayısal değeri 19 idi. 19/50 ile Mustafa Safi Hilmi hazretlerinin şifresi de buradadır.

Araştırmacı (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ) “Bismillâhir rahmânir rahîm”, Besmele-i Şerif ile 132 adet (ن) “Nun” harfi var olduğunu bildirmiş. “132” (مُحَمّد) Muhammed ismi şerfinin sükûn hâlinde sayısal değeridir. Bu sure okunmazken, yani sükûn hâlinde iken “52” âyetinde “131” (ن) “Nun” harfi vardır. 131 sayısı (سلام) Selâm ismi şerifinin sayısal değeri idi. Bu esmâ da Efendi Babam’a ait olan bir Rabb-i Hasstır.

“1”den, “19”a kadar olan âyetler de 42 adet (ن) “Nun” harfi var. Daha önceki incelemelerimizde 42/28 âyetinde, (الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ) olarak geçtiğini, (وَلِيُّ) “Veli” esmâsının Efendi Babama yoldan verilmiş esmâ olduğunu ve (حَميد) Hamid esmâsının bağlantı esmâsı olduğu görülmüştü. 

21 ve 40. âyetler arası 19 âyette 53 (ن) “Nun” harfi bulunmaktadır. Efendi Babam-a 19/53 şifresi ile benim de hakîkatim burada saklanmış, der gibidir.

Geriye kalan son 12 âyette 36 (ن) “Nun” harfi de seyri sülûk yolunda geçilen (12x3)= 36 ile İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakın nûru ifâde ederek. 51 ve 52. âyetlerde ki nazar âyetleri ile “Hamd”ın göz nuruna döndüğünü ifşâ eder gibidir.

Bu araştırmayı yapan kişinin eline sağlık ve teşekkür ederek yolumuza devâm edelim.

* *

* *

Sayıların İlminden Cancağızım; Bu sâhada yapılan çalışmalardan, fazla bir alan kalmamıştır. Ama Hamd olsun, araştırmamız neticesinde ufak tefek bulduğumuz şeyler oldu. 

Asal sayılar; Asal sayı “1”den büyük, “1”e ve kendisine bölünebilen, başka sayıya bölünemeyen sayılardır. Bu sayılara inatçı sayılarda denmektedir. 

Adı üzerinde olduğu gibi asal sayı yani asal sayılar ve bir bakıma vahdet üzere bulunan sayılardır. 

53 sayısı 16. Asal sayıdır. 16 bilindiği gibi Necdet isminin 457 sayısal değerinin kendi arasında toplamıdır.

131 sayısı 32. Asal sayıdır. 131 Selâm esmâsının sayısal değeriydi. 32 de, Tuhfet’ül Uşşâki de şeyhliğin 32 şartı olarak geçmektedir.

457 sayısı 88. Asal sayıdır. 8 yolumuzun şifresi, 53 ile Efendi Babamın şifresidir.

Pi Sayısı; Pi sayısı bir irrasyonel sayıdır yani virgülden (3,14…….) sonraki basamağın sınırı yoktur. Pi, bir bakıma “PİR” sayısıdır.

Sınırı olmayan bu sayı dizisi kendini hiç bir zaman tekrar etmediğinden, sayılar hep farklı şekilde dizile gelmiştir. İşte bu noktada doğum tarihinizin pi sayısının içinde gizlenmiş olabileceğini biliyor muydunuz? (Tabi burada sadece doğum gününüz ile de sınırlı değilsiniz.) Merkez tefekküründe, İngilizce “Center-Merkez”in sayısal değerinin 653 olduğunu müşâhade etmiştik. (ان) “Elif-Nun” hakîkatleri içinde 6 yönün merkezi 53 şifre sayısını veriyordu. “Pi” sayısı bir dâirenin alanı veya çevresini hesaplamakta kullanılmaktadır. Kâb-ı Kabeyn dâiresini çevre ve alanı içinde “53” şifresine ihtiyâcımız vardır.

Araştırma yaparken bulduğum site, doğum tarihi yazıldığı zaman Pi’nin sonsuz basamakları içindeki yerini vermekteydi. Efendi Babamın 15-12-1938 doğum tarihini yazınca karşılaştığım rakam sıralaması bir hayli ilginçti ve şöyle yazmaktaydı.

Dize (15121938), ondalık noktadan sonraki ilk hâneden sayma pozisyonunda (57,149,348) meydana gelir.[99] Başta bulunan 571 sayısı, Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin doğum tarihi idi. (5+7+1+4+9+3+4+8)= 41 dir. 41 Cennet’ül Bâki Kapısının sayı değeri ve Necdet isminin Arapça harflerinin sıra sayı toplamlıdır. Bu sayı içinde başka hakîkatlerde mevcûttur.[100] Bu kadar ile iktifâ edelim. 

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {الأنعام/162}

Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn. 

6/162. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kûrb’anım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” 

* *

* *

53 – İyot Atom numarası Z = 53, atom ağırlığı M = 126,904 4 ve simgesi I olan, halojenler kümesinden element.[101] 

İyot, sağlıklı büyüme için gerekli bir mineraldir ve iyot eksikliği “guatr” olarak adlandırılan genişlemiş tiroid bezine neden olabilir.

Balıklar (özellikle tuzlu su balıkları) iyot bakımından oldukça zengindir ve iyot kaynağı olarak tüketilebilir. Yüksek oranda iyotlu balıklar arasında ilk sıralarda ton balığı, mezgit, soğuk su ve derin deniz balıkları gelmektedir. Karides ve diğer kabuklu deniz canlıları da iyot eksikliğini önlemek için kullanılabilir. İyot eksikliği başta da söylediğimiz gibi tiroid bezi hücrelerinin dolayısıyla tiroidin büyümesine neden olur. Bu kadınlarda erkeklerden daha sık görülen bir hastalıktır ve özellikle gebelik döneminde ve ergenlik öncesi çocuklarda görülür. Yeterli miktarda iyot almak çocuğun fiziksel ve beyin gelişimi açısından önemlidir. Aşırı iyot alımının yol açtığı zehirlenme vakaları nadir olarak görülmekle birlikte fazla miktarda iyot tüketimi tiroid bezlerinin çalışmasını etkileyebilir. İyot kaynağı olarak sadece iyotlu tuz kullanmak yerine bu minerali balık, deniz ürünleri ve sebzeler yoluyla almak uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Çeyrek çay kaşığı iyotlu tuz günlük iyot ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılar.[102]

İyot “53” numarası verilmiş elementtir. 53 bilindiği gibi şifre rakamıdır. Rahmîye Annem rahmetullâhi aleyh Terzi Baba (1) kitâbında yazıldığı üzere bu maddenin eksikliğin- den dolayı guatr hastalığına yakalanmış ve bu rahatsızlığa deniz havası iyi geldiği için Bebek semtinden ev alıp taşınmışlardır.

Türkçe yazılışı ile “İyot” sayısal değerine bakarsak; (ا) Elif: 1, (ي) Ye: 10, (ع) Ayın: 70, (ت) Te: 400, (1+10+70+400)= 481 =(4+8+1)= 13 tür. Hakîkat-ül Ahadiyet’ül Ahmediye’dir. 

53 – İyot başlığını attıktan sonra, Nüket Annem’in paylaştığı bir mesajda hastanede olduğunu ve “Troid”de büyüme tanısı için biyopsi yapıldığını ve ulturason çekileceğini öğrendim. Bu tevâfuk ve eşiminde birkaç hafta önce yapılan ulturasonunda aynı rahatsızlık olduğunu öğrenmiştim. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’tan her ikisi için şifa niyaz ederim. Bu konuda üzgün olduğum için, dünyâ hâlidir, buda geçer Ya Hu! Diyerek yolumuza devâm edelim. İnşeallah…[103] 

* *

* *

Harflerin Fısıltıları ve Müşâhadeleri Elektirik bölümünde Nusret Babam rahmetullâhi âleyh ve Necdet Babam’ın isimlerinde ki bağlantılardan sonra, annelerimizin isimleri ile beraber birleşimlerindeki harflerin kulağıma bazı ilmi fısıltıları oldu.

(رحمي) Rahmîye annemin isminin sonuna gelen “Ye” eki Türkçe ismi hanım isimine çeviren bir ektir. Bu isminin aslı (رَحمِ) Rahmî, (رَحِمْ) Rahîm dir. Ârapça isim müennes yapılırken “tenis te”si (ة) denilen bir kural vardır.[104] Bu isim Arapça aslının dişil-müennes yapılırsa, Rahmet olur. 

(نكت) Nüket’in bilindiği gibi, Nükteler, İnce ma’nâlar, anlamına gelmektedir. Bunun eş anlamlı kelimesi “Nikât” tır. Osmanlıca da yazılışı (نقاط) “Nikât” tır. (نكت) Nüket ve (نقاط) Nikât Türkçe bir isimdir. Bu kelimeleri Arapçalaştırırsak, oluşacak müennes kelimeler (نكة) Nüket (Nükeh) ve (نقاة) Nikât (Nikâh) olacaktır. (ة) “Tenis Te” si ile biten müeennes isimler, kelimeler, okunup geçilirken (ت) “Te” olarak “Rahmeten lil âlemin” gibi okunur. Ama durulacak ve geçilmeyecekse (ه) “He” olarak (نقاه) “Nikâh” gibi okunurlar… Rabb’ül âlemine hamd olsun dünkü üzüntülü yazıdan sonra, bu günde güzel bir tevâfuk oldu. Bu yazıyı yazdığım akşam Regâib-Rağbet edilme kandilidir. Hepsinin vardır bir hikmeti diyerek, yolumuza devâm edelim.

Yolumuzun amacı ibâdetlerimizi, tefekkür ile geliştirip-genişleterek ubûdete, Hakk’ın fiiline çervirmektir. Harfler üzerine çalışırken, bu bağlantıların olduğunu ilmi müşahâde ile görmüş. Yazmak için sırasını bekliyordum.

Anne ve Baba’nın (نقاه) “Nikâh” akdi birbirlerine verdikleri söz ile gerdek gecesi, dünya yeni gelecek bebeklerine rağbet etmiş olurlar. Anne rahmine intikâl eden bu yeni bireyin doğumu da (مولد) “Mevlid” yani Mevlid kandili olur. 

Buradan anlaşılacağı üzere Nüket annemin isminde (نقاه) “Nikâh” yani Regâib kandili gizlidir. Rahmîye annemin isminde de açık olarak, “Mevlid kandili” vardır. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sıra suresi (سورة الطور) “Tûr sûresi” olması münâsebetiyle Berât kandili içinde mevcûttur. Aynı zamanda El ve Tûr sûresi sayısal değerleri toplamı ile (31+52)= 83 tür. (83) Bin aydan hayırlı Kadir gecesidir. (ال) El ve (سورة النجم) “Necm Sûresi” sayısal toplamı da (31+53)= 84 tür. (84) sayısı Efendi Babamın, Hazmi Tura hazretlerinin bâtın âlemine göçerken gördüğü yakaza hâlinde ki zuhûrât ile yerde kömür tarafından yazılan (عيد) “IYD” bayram sayısal değeri olduğu Terzi Baba kitâblarında yazılmış bilinen bir hâdisedir. Necm sûresinde “18” Mi’rac âyeti’dir. Mi’rac ve Bayramlarda Efendi Babam-ın ma’nâsal ve sayısal değerlerinde mevcûttur. 

Yani kandil geceleri ve bayramlar bu büyüklerimizin ma’nâsal ve harfsal ifâdelerinde toplanmıştır. 

Efendi Babamın soy ismi bilindiği gibi ARDIÇ’tır. Ardıç bir ağaç türüdür. Bilinen özelliklerinden başka müşâhade ile bu ağacın kabuklarının kışın hayvanları soğuktan koruduğu ve ufak tefek hayvanların soğuktan korunmak için bu ağacın kabuklarını kullandıklarını tesbit eden bir şahıs ile yapılan röportajı internetten okumuştum. Yani Efendi Babam evlâtlarını muhabbet ateşi ile gönlünde yaptıkları yuvalarında ısıtmaktadır.

“ARDI” Ç olandır. Yani arkası, gerisi, (چ) “Ç” olandır. Daha önceki bölümlerde Nusret Babam ve Rahmîye Annem rahmetullâhi âleyhin karşı duvarında görülen iki yıldızın altında ki “ÇMS” harflerindeki (چ) “Ç”, “HA” ve üç noktadan oluştuğu ve bunun sayısal değeri “83” ve Kadir gecesine işâret eder olduğunu yazılmıştı. 

Bir diğer müşâhade de “Ç” nin “Ay Yıldız” olarak âlemler bayrağı olarak düşünüldüğü söylenmişti. 

(عرض) ARD harflerinde ki “A”, (ع) “Ayın” ve “DE” (ض) “Dat” olarak düşünülülürse “ARDI” yeryüzü ve beden arzıdır. 

(ارد) ÂRD harflerinde ki “Â”, (ا) “Elif” ve De “DAL” olarak düşünülürse (ارد) “Ered” yani dilemesi, murâdı (چ) “Ç” olan olarak ma’nâlanır. 

Bu dört isimden üçü (ن) “Ne-Nun” harfi ile başlamaktadır. Diğeri (ر) “Re” harfi ile başlamaktadır. 

Bu dört isimden üçü (ت) “Te” ile bitmekte birisi ise (ي) “Ye” harfi ile bitmektedir. 

Bu dört isimden üçü Arapça, biri Türkçedir.

Bu dört isimden üçü Müzekker, biri Müeennes’tir. 

Görüldüğü gibi yolumuzun büyükleri olan Efendi Baba ve Hanım Annelerimizin isimlerinin birbiri ile olan dört tane bağlantısı görülmektedir.

Dört tane 13 ve 31 oluşmaktadır. (4) İslâmın şifre sayısı, (13) Hazret-i Muhammed-in Şifre sayısı ve 31 de (ال) “El”in şifre sayısıdır. 

(نقاط) Nikat sayısal değeri; (ن) Nun: 50, (ق) Kaf: 100, (ا) Elif: 1, (ط) Tı: 9, (50+100+1+9)= 160 

(نَجدَت) Necdet sayısal değeri 457 idi. (457-160)= 297 

(297) sayısal değeri daha önce yapılan hesaplamalardan (راسول) “Rasûl” sayısal değeri olduğunu biliyoruz. Risâlet mertebesini ifâde etmektedir.

(457+160)= 617 dir… (67) Allah esmâsının sayısal değer, (1) Ahadiyet mertebesinin sayısal değeridir. (نَجدَت) Necdet ve (نكت) Nüket’in eşanlamlısı olan (نقاط) “Nikât”ın sayısal fark ve toplamı, Ahadiyyet, Uluhiyyet ve Risâlet mertebesini ifâde etmektedir. 

617 yine daha önceki çalışmalardan bilindiği üzere (ترذي) “TERZİ” sayısal değeridir. Zâhirde (ترذي) Terzi görünümünde olan Efendi Babam, bâtınında Ahadiyet, Ulûhiyyet, Risâlet mertebelerini idrâk ve fehmetmiş ve ma’nâsal ifâdeleri ile bir bütündür.

Bu isimlerin niye böyle artı şeklinde yazıldığına geçmeden önce (نَجدَت) “NECDET” ismi ile ilgili bir müşâhademi anlatayım. Necdet, Necât, Nejât, vs bu isimlere genellikle bir kısaltma ismi kullanılır. Belki (نَجدَت) “Necdet” isminde bu pek görülmezse de diğer isimlerde görülür. Zâten (نَجات) Necât ismide Efendi Babama batından verilmiş ismidir. Bu kısaltma isim de bilindiği gibi (نجهُ) “NEC’O” ismidir. Yirmi yıldan fazladır bu isim Zeynep-Kâmil, Nuh Kuyusu kesişiminde “Foto Neco” olarak fakîri selâmlar. Bütün yazılan ifâdeler de Efendi Babamın şifreleri vardır. (نجهُ) “Nec’o”nun sonunda bir (هُ) “Hu” harfi vardır. Buradan da anlaşılacağı üzere (نَجدَت) “Necdet” isminin ortasında yani bâtınında bir (هُ) “Hu” harfi vardır. Bu aynı zamanda (هو) “Hüve” dir. Bu isim açılımı (نجهودت) “Nechüvedet” olur. Sayısal ifâdesi (هو) “Hüve” (5+6)= 11 olduğuna göre, (457+11)= 468 dir. (4+6+8)= 18 dir. (18) Bilindiği gibi Onsekiz bin âlem ve (نجم) Necm sûresinde ki 18 Mi’rac âyetidir.

53 nolu barkodlu ayakkabıyı gördüğüm zuhûrâtın yorumunda Efendi Babam Bar koda, Ar kodu demişti. Bu Kod nedir? Aslı İngilizceden gelmekte olan “CODE” olarak ifâde ed ile Kod nedir?

Kod: 1. Bir bilginin simgesi. 2. Bir bilgiye ulaşabilmek için kullanılan simge ya da simgeler dizisi. 

“53”e ulaşabilmek için, Elli üç ilminin simgesi “Ar” yani edep ve hâyâ kurallarına uymak bir yönü de “Âr” yani Erlik Recül’lük kodudur.[105] 

(نَجدَت) NECDET isminin ortasında gizli “Hu” veya “O” olduğu biraz yukarıda anlatılmıştı. NECODET görüldüğü gibi tam ortasında “CODE” ifâdesini görmek mümkündür. Geriye ne kalmaktadadır. Bir taraftan “NET” bir taraftan kalan ise “TEN” dir. 

Efendi Babamın soldan sağa olan yani Nefs-i külden, Akl-ı Külle olan urûc’u “CODE” Kodu NET…

Bu kelimenin İngizlizce-Türkçe karşılığı “AĞ demek. Yâni “53” ün bağlı bulunanlara ve bağlı bulunanların Elli üçe ulaşmak için kullandığı bir ma’nâ ağı olduğu anlaşılıyor, bu (ان) “Elif, Nun” hakîkatleri ile “Ahadiyyet ve Nûr-u İlâhi”dir.

NET: 1. Bütün çizgileri belirgin olan, gözün bütün ayrıntılarıyla algıladığı, iyi görünen. 2. İyi duyulan (ses). 3. Kesintilerden sonra geri kalan miktar da olan, safi 4. Açık seçik olan, anlaşılmaz yanı bulunmayan.

53 şifre kodlu Efendi Babam, bu bu ağı kullanarak ilettiği ilim görüldüğü gibi, En ince ayrıntısına kadar belirgin, iyi duyulan, saflaşmış, açık seçik, anlaşılmaz yanı bulunmayan bu ma’nâ ilmini nûr olarak intikâl ettirmektedir.

Efendi Babamın sağdan sola olan yani Akl-ı Küllden, Nefs-i Külle olan nüzûlü “CODE” kodu TEN… 

TEN: 2013 yılında Efendi Babam nasîb olan Umre ziyâreti ve görevinde, bireysel olarak yaptığımız Umre için mikat mahallinin dışına çıkıp, Umremizin başlangıcı olarak Te’nim mescidi seçmiştik. Efendi Babama Kâ’be-i şerif’de bundan bahsettiğimde bütün âlemler benim tenim” olarak düşünülebilir, demişti. Bu hakîkatı dile getirdiğini görmemek mümkün mü? 

* *

* *

“el-nucûmi” (النُّجُومِ) ve “Vennecmi” (وَالنَّجْمِ)

(سورة الطور) “Tûr sûresi”, Necm ile bitmekte ve (سورة النجم) “Necm Sûresi” de Necm ile başlamaktadır.

وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ {الطور/49}

Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâran nucûmi.

52/49. “Gecenin bir kısmında da O'nu tesbih et, yıldızların batmaya yaklaştığı sıra da!…”

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى {النجم/1}

Vennecmi iza hevâ.

53/1. “İnmekte olan yıldıza and olsun ki.” Bu iki âyetin bitişi “el-nucûmi” (النُّجُومِ) ve başlangıcı, “Vennecmi” (وَالنَّجْمِ) dir. Yıldızlar batmaya yaklaştıkları sırada, inmekte olan bir tek yıldıza “Vav-ı Kasem” velâyet ve vahdet yıldızına dönüşmüştür. Peki bu nasıl olmuştur-olmaktadır. 

Nusret Babam Rahmetullâhi aleyhin âlemi ma’nâ, batın âlemine alınma tarihi 5 Ekim ay ve gün yan yana koyarsak 510 “0” kalkarsa olur “51” ve Hazmi Babamın sıra numarası, yâni Hazmi Babam rahmetullâhi aleyhin yanına gitmiştir. Gün ve ay yan yana konursa, “105” olur. “52” ve “53” toplamının, “105” olduğu daha önce verilmişti. Dağ ve Yıldızı birbire bağlamış, Nefsi benlik olan (كَوْكَبًا) “Kevbeb”, kayan yıldızlar önce (نجم) “Necm”, İzafi benlik, sonra “53” ün 49. İşâreti ile (الشِّعْرَى) “Şı’râ” yıldızı, ilâhi benliğe dönüşmüştür.

“el-nucûmi” (النُّجُومِ) ve “Vennecmi” (وَالنَّجْمِ) sayısal değerleri nedir. (ا) Elif: 1, (ل) Lâm: 30, (ن) Nun: 50, (ن) Nun: 50, (و) Vav: 6, (ج) Cim: 3, (م) Mim: (40), (1+30+50+50+6+3+40)= 180 dir. 

Vav: 6, (ا) Elif: 1, (ل) Lam: 30, (ن) Nun: 50, (ن) Nun: 50, (ج) Cim: 3, Mim: (م) Mim: (40), (6+1+30+50+50+3+40)= 180 dir.

İki kelimenin sayıları aynıdır. Efendi Babam-ın sık sık tekrar ettiği gibi, tekrar 180 kere olsa güzeldir.

(180+180)= 360 derece ile (0) kavs dâiresini oluşturmaktadır. “el-nucûmi” (النُّجُومِ) bu hiçlik dâiresinin hadîs tarafı, “Vennecmi” (وَالنَّجْمِ) ise bu dâirenin kadîm tarafıdır.

“el-nucûmi” (النُّجُومِ) ile, Ahadiyyet, Uluhiyyet (Sıfât) mertebesinden “Nûrun” Nûru olarak yansıyıp “Cu” Bakır olmuş gibi değersiz gibi görünen Hakîkat-i Muhammedi… Vahdetten kesrete inmiş yâni nüzûl etmiştir.

Vennecmi” (وَالنَّجْمِ) de ise, Vahdet deryasına, “Nûrun Nûru Göz Nûru” olarak urûc ile üç seyir yapıp tekrar halk arasına Hakîkat-i Muhammediye olarak dönmektir. Diyerek yolumuza devâm edelim… 

Hecelere Câmi Cancağızım; Bu isimlerin harflerinin grafik olarak birbiri ile bağlantısına bakmaya çalışalım.

Bu grafiklerde anlatmak istediğimiz ana tema Efendi Babam, Nüket Annem, Nusret Babam Rahmetullâhi aleyh ve Rahmîye Annem rahmetullâhi aleyhin isimlerindeki bağlantılara dikkat çekmek kelimeler, heceler ve harfler arasında ki, geçişleri ve hakîkatleri göz önüne sermektir. Aslında bu hakîkatler her zaman göz önündedir. Bizim yapmaya çalıştığımız zâten açık olanı, açmaktır. 

 N N 

 E U

 C S

 D R

 E E

R A H M E T E K Ü N N Ü K E T E M H A R

 E E 

 R D

 S C

 U E

 N N

Yukarıda şekil içinde görülen grafikte yolumuzun son sırada bulunan büyükleri ve hanımlarının ismi görüldüğü gibi (+) şeklinde yazılmıştır. Bunun amacı birbiri arasındaki bağlantılar ve geçişlerde neler oluşmaktadır, ona bir nebze bakabilmekir. Burada aynı zamanda Eski Arapça dal (د) “Dal” harfi vardır. 

Karşısında oluşan (د) “Dal” harfine gözün görmesinde oluşan ters ve baş aşağı yansıması gibidir. Yani bâtına alınan büyüklerimiz, zâhirde bulunan Terzi Baba ve Nüket Annemize ayna olmaktadırlar…

Soldaki grafikte aşağıdan yukarı çıkarsarsak, (نُ) Nu: Numaradır. Bilindiği gibi yolumuzda ebced hesabı ve numaralar önem arzetmektedir. Aynı zamanda Nûr-u Muhammedi’dir. Biraz daha ilerlersek, (نُص) “Nus” hecesine Rahmîye anneden bir “Ha” alırsak, “Nush” kelimesi oluşur. “Nush” nasîhat öğüt demektir. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ve Efendi Babam bütün ömürlerini bu kelimenin ma’nâsı olan nasihat ve öğüt verme ile vakfetmişlerdir. Ziyâ Paşa bu konuda şöyle demiştir. 

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

Her ne kadar şiddet günümüzde çok da uygulanmasa da bu söz bir ikaz ve gözdağı için söylenmektedir.

Efendi Babam’ın “İbretlik Dosyalar” adı ile kayda aldığı bu hikâyeler bu yolun ayak kaydırıcı sahasında söz dinlememiş ve beşeri akılları ile hareket etmiş kişilerin hâlini tasvir etmekte ve bizlere birer ibret vesîkası olarak, göz ardı etmememiz gereken husûslar olarak dikkatimize sunulmuş, eserlerdir. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın her birerlerimizi bu durumdan korumasını niyaz ederim.

(رت) Ret: Kabul etmeme, bir şeye karşı çıkma, (aile içi kişilerden) birini artık kendinden saymama… Bunun yolumuzdaki ifâdesini, Efendi Babam bu durumlarda Nusret Babam rahmetullâhi aleyh “Yolumuz yürüsün, darılan darılsın” diye ifâde ederdi. 

Bizlerin asıl amacı yolumuzu gelecek nesillere, bir önceki nesilden ne kadar daha üstüne hakîkat varsa onu koyup aktarmaktır. Buna mâni olmaya çalışanlarda yolumuzdan ret edilir ve hayâl, vehim, zannı ile baş başa bırakılır ve kervan yola devâm eder.

Etek-Ceket: Bu ikili bayan elbisesi için kullanılır. Döpiyes olarak isimlendirilir. Do-Piyes olarak bakarsak… Do ilk notadır. Nefsi emmârenin remzidir. Nefsi emmârenin çalıp oynadığı piyestir. 

Bu piyesin diğer, diğer sahne ve bölümlerine geçmek için, “Hakîkati Muhammedi Terzisi” olan Efendi Babama gelip, diğer bölüm ve sahnelerin elbiselerini diktirip. Nefs ve Beş Hazret mertebesinin rolünü öğrenip onlarıda bu varlık sahnesinde sahnelemek lâzımdır. 

(راح) RÂH: 1) Yol. (bkz. : sırât, târîk). 2) tutulan yol, meslek, usul…. Nusret Babam’ın ifâdesi ile bu “RÂH-I AŞK” tır. Yolumuzun mesleği ve usulü Aşk ve İlm üzere gidiştir.

(حم) “HA-MİM”: Hakîkat-i Muhammedi’dir…

(حَمد) HAMD: Hamd Allah içindir. Gerçek ma’nâda Allah yapar ve kulundan kendini över. 

(رحمت-احمت) RAHMET-AHMET: “Zahmetten Rahmet”, “Rahmet Ahmet” doğar demişler. Görüldüğü gibi Rahmîye Annemin Rahmet’in den (أَحمَد) Ahmed (53) şifresi doğmuştur. Düz satıhta biraz daha devâm edersek, (تك) TEK: Arapça karşılığı olan (أَحَد) Ahad ve taayyün (م) “Mim”i ilâvesi ile (أَحمَد) Ahmed olur. Hani bazı kimseler bunlar nereden çıkıyor, demektedir. Havadan gelmiyor, bu isimlerin içinde bulunan ma’nâ dan gelmektedir.

(نكحت) “NÜH-KET”: Nüket Annemin ismi bazen böyle yazıldığı gözlerden kaçmamıştır. “Nüh” dokuz demektir. “TEK” ise ma’nâsal birliğin ifâdesidir. Yanyana yazıldığı zaman “19” ile İnsân-ı kamîlin şifresini ifâde etmektedir. 

(كن) KÜN: “OL” demektir. Bu konu hakkında kitâbın daha önce ki bölümlerinde bilgi verilmiştir. 

Sağdaki grafiği incelersek…

(نج) NC: Bildiğimiz bir ifâdedir. Sayısal değeri 53 ile şifre sayımızdır.

(جد) CD: Günümüzde bilgisayarlardan bilgi kaydedip yazılan disklerdir. “CUDİ” olarak bakarsak, burada bir sır ortaya çıkar ki, Nûh aleyhiselâmın (نَجات) “Necât” gemisi olan Hakîkat-i Muhammedi gemisinin suların çekilmesi oturduğu söylenen dağın adıdır.

ETER: Az kullanınca ayıltıcı, çok kullanınca bayıltıcı etki yapan organik sıvı madde… Sohbetlerde “Nefesi Rahmâni” ile üflenen bu madde sâliki baygın bulunduğu ölü halden ayıltmaktadır diyebiliriz.

“ET, (اط) ET”: Birisi Kûrb’an bayramında oluşan, Ef’âl, Esmâ ve Sıfât mertebesi etleri, bir diğeri ise “Nikât” ile “ET” yani “ET-TÛR”un (ال) “El” takısıdır. 

(كتم) KETUM: Ağzı, sıkı… Bu yolda olanların “olmazsa olmaz” özelliklerindendir. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin sık sık tekrar ettiği gibi “Anladınsa ebsem ol” hakîkatıdır. 

ETEM: Daha tam daha noksansız, mükemmel. Ekmel, Ekmeltü…[106] 

(حر) HAR: (1)"Düşüncesizce ve hesapsızca harcamak, bol bol harcayıp tüketmek" anlamlarında ki har vurup harman savurmak deyiminde geçen bir söz... (2)  Kızgın, yakıcı. (3) defne (4) Yarmak. Öncelikle bizlerin en kıymetli zamanımızdır, mümkün mertebe zamanımızı yapacağımız irfâniyet çalışmaları ile değerlindirmeliyiz. Nefsin kızgın yakıcı ateşini yapılan çalışmalar ile muhabbet ateşine çevirmemiz gerekir. Ondan sonrada sineyi yarıp yani inşirâh edip, boş kaldığımız zaman Rabb’ül âlemine yönelmeliyiz.[107]

(تر) TER: İşte bu çalışmalar ile oluşan “Misk-i Amber” kokusu olan nefes-i Rahmâni’nin vücûttan daha kesif bir halde dışarı çıkmasıdır.

TERS: Bir şeyin aksi, karşıtı… Yani “Hakk’a, Hakîkate” ayna olmak ve onun karşısında durarak bu hakîkatleri yansıtmaktır.

UN: Genelde Buğday, Çavdar, Mısır, Yulaf, Arpa gibi tahılların öğütülerek kesret haline getirilmesinden oluşan toz şeklinde ki yiyecektir. Bu yiyeceğe, su katılıp hamur hâline getiririp, yüksek sıcaklıkta ki fırınlarda pişirilince ana gıdâmız ekmek olmaktadır. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh bu hakîkatı dile getiren kitâb serisine, “Hamdım, Yandım, Piştim” ismini vermiştir. Bu ana gıda (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah” Kelime-i Tevhid remzi olarak zuhûrâtlarımızda ma’nâlanmaktadır.

Diğer grafik şekline geçecek olursak…(ت) “Te” harflerini dışa ve (ن) “Nun” harflerini içe aldığımızda aşağıdaki şekil oluşmuştur. Rahmiye Annem rahmetullâhi aleyhin başında bulunan (ر) “Re” harfi “Nun” harfi içine alınmıştır. (ن) “Nun” harfi zâten Nûr-u ifâde etmektedir. Merkezde ki (ن) “Nun” ifâdesinin açılımı “Nûrunun” olmaktadır. Bu ifade “Ben Allah’ın nûrundanım mü’minler de benim nûrundandır.” Hadîs-i şerifini çağrıştırıp, düşündürmektedir.

 T T 

 E E

 D R

 C S

 E U

T E M H A N Ü K E T T E K Ü N A H M E T 

 U E

 S C

 R D

 E E

 T T

Bu şekilde genelde, diğer şekilde ki ifâdeler mevcûttur. Yine sağdaki grafikten incelemeye başlarsak.

(ت) TE: Tevhid ve Sen (اَنْتَ) “Ente” demektir. Senin senliğin kalmayınca bu (اَنَ) “Ene” Ben ifâdesine dönüşür. Ama bunun için bir mâbeynci gibi olan risâlet mertebesi olan “Be” harfine ihtiyâc vardır. Yani (ا) “Elif”, (ب) “Be” ve (ت) “Te” harfleri tersten sırası ile üç seyri oluşturur. Bu bir kenarda incelemek üzere kalsın…

(صنح) SUN: İş, yapma… Güneş ve ışığı… Peykleri olan yıldız ma’nâsına gelmektedir. Görüldüğü gibi Nusret Babam rahmetullâhi aleyhin isminin içinde bulunan bu hakîkat yukarıda geçen (النُّجُومِ) “Nucûm” âyetinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

SÜNNET: Kurb-u Nevâfil üzere olan sünneti hakîkat. Kulum bana nâfilelerle yaklaşır. Ben bir kulumu sevdim mi, onun tutan eli, yürüyen ayağı duyan kulağı, gören gözü olurum. Hadîs-i Kudsisi… 

(حن) HAN: Pâdişâhlık ünvanı… Yolcuların yol güzergahlarında konaklama yeri…

(اَنْ) AN: An-ı Dâim… Tek bir an’dan ibâret olan zaman dilimi… “Geçen geçmiştir, gelecek ise müphemdir. Nasîbin- de olan ise geçmekte olan şu demdir.”[108] Diyen zât ne güzel bu hakîkati dile getirmiştir.

Sağ taraftaki şekli inceleyecek olursak; 

(كناح) Künah-Günah: Bilindiği gibi zâhir âlemde nefsimizden çıkan, şeriate aykırı hareketler günah sayılmaktadır. 

لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ

 صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا {الفتح/2}

(Liyağfira lekellahu ma tekaddeme min zenbike vema teahhera ve yütimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sıraten müstekıyme)

48/2. “Tâki, Allah, senin için günâhından geçmiş ve sonraya kalmış olanı mağfiret etsin ve senin üzeri-ne nîmetini itmam buyursun ve seni dosdoğru bir yola iletsin.” Bu âyetin birinci yönü Hazret Muhammed, ikinci yönü Hakîkat-i Muhammedi ve üçüncü yönü ise kendi şahsında ümmetine dönük yönü iledir.

Âyette görüldüğü gibi Hazreti Muhammed ve Hakîkat-i Muhamedi’nin gelmiş geçmiş günahlarının af olunduğu ve Hakîkati Muhammediyi idrâk eden ve bu idrâk üzere hareket eden ve edecek olan ümmetininde bundan hissedâr olduğu ifâde edilmektedir.[109] 

(نا) NA: Biz demektir. Zât-i ifâdedir. Örnek: “İnna” Muhakkak biz…. 

“USR”: Sığınılacak yer… Melce… Nusret Babam’ın hakîkatine “Fefirru” kaçınız ilticâ ediniz ki yardım olunasınız.

 B B 

 E E

 D R

 C S

 E U

B E M H A M Ü K E B B E K Ü M A H M E B 

 U E

 S C

 R D

 E E

 B B

İkinci seyir, Fenâfirrasûl ve Risâlet, Târîkat mertebesinin hakîkatı üzere olan müşâhadeli seyirdir. Bu seyrin üzerinde etkili olan harf (ب) “Be” harfidir. Bu harf tecvid kuralarında (ن) “Nun” harfine vurdurularak okunursa (ن) “Nun” harfi (م) “Mim” harfi gibi okunur. Onun için (ت) “Te” Harfi (ب) “Be” harfine dönüşünce merkez de olan harf (م) “Mim” harfi esas almak üzere yazılmıştır.

Bu grafikte her iki oluşumu birlekte okumaya çalışalım…

(بر- بد) BER-BED: İyi ve kötü Hakk’ın varlığında iyi ve kötü diye bir şey yoktur. Aslında her şey nefsimizin değerlendirmesine göre izâfi yani görecedir ve kemâlindedir. Bu oluşum Celâl ve Cemâl esmâlarıdır. O zaman bu iki zıt grup esmâ birleşitirilirse, Allah esmâsı Cem edilmiş olur. 

 (بدوح) BEDUH: Eski yazıda mektub zarfları üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad ve aslı meçhul bir sözdür. Bu vefk ve sihr yazmakta da kullanılmaktadır. Bu yolumuzda uygun olan bir iş ve davranış değildir. Bununla uğraşanlar tasvip görmeyip uyarılmakta, bu konuda ısrar edenler yoldan uzaklaştırılmaktadır.

Bunun hakîkati sâlikin dersleri geçmesi için gerekli gücün aktarılması için yolumuzun büyüğü tarafından her bir dersin “efsûn”u hilâfet verdiği kişiye aktarılmasıdır. 

(جم) CEM: Sağ taraftaki şekilde “Bed” Celâl sıfâtı üzerinde Cem gözükmektedir. Bu Cem’ül Cem toplamların Cem’idir. 

(نجم) NECM: Sol tarafta gizli “Nun” ile “Necm” Yıldız, İzâfi benlik oluşumu görülmektedir. 

(مصرى) MISR: Sağ tarafta ise yukarı doğru Mısr görülmektedir. 

(مجيد) MECD: Bu “Mecid” esmâsıdır. “CD” harfleri arasında bulunan “Hu” Zât-a işarettir. Zât ise Kûr’ân’dır. Kûrân-ı Mecid. “Kaf Sûresi” 1. âyette Vav-ı Kasem ile geçmektedir. Şanlı Kûr’ân’a and olunmaktadır. Bu şanlı Kûr’ân Efendi Babam’a işârettir. Sayısal toplamı (50+1)= 51 dir.

Görüldüğü gibi Târîkat-i Âlîyye olan yolumuzda haklarında bilgi sahibi olduğumuz yolumuzun son dört büyüğünün hakîkat-i burada ma’nâlanmaktadır. 

(بم-حم) BEM-HAM: Bem kelimelerin başına abartma mübalağa ön eki olarak getirilir. Örn: Bem-beyaz… Burada “HA-MİM” Hakîkat-i Muhammedi’nin haddinden fazla abartarak aktarılmasıdır. Efendimiz beni daha çok övün, bu abartma da bir mesüliyet yoktur. Buyurmuştur. 

(بكم) “BEKÜM-BEGÜM”: Hanım, hanımefendi. Hint prensesi…

(كم) “KÜM-KUM”: “Kum biiznillah” Allah’ın izni ile kalk, diril… Ölü gönüllerin, üflenen bu hakîkat ile kıyam ettirilip diriltilmesi hakîkatidir. Mesnevî-i Şerif Ahmed Avni konuk 4. cildin sonlarına doğru şöyle bir tasvir vardır. Sadreddin Konevi bilindiği gibi Muhyiddin İbn-i Arabî hazretlerinin üvey oğludur. Hazreti pirin tabağında kuş kemikleri gören Sadreddin Konevi’nin annesi olan eşi, kendin kuş kebabı yemişsin, benim oğluma da, kuru ekmek yediriyorsun dediği zaman, Hazreti Pir kemiklere “Allah’ın izni ile kalk” diyince kuş dirilip havalanmış ve senin oğlun da böyle olsun, O da yesin! Demiştir. 

(ماه) “MÂH”: Ay-Kamer.. Bu seyir Nûrânî bir seyirdir. Sâlik Hakîkat-i Muhammedi ayından yansıması ve ışığını alır.

(كب) “KEP-CÜBBE”: Bu seyrin târîkat seyri olduğunu söylenmişti. Tac ve Cübbe günümüzde remz-sembolik olarak sadece törenlerde kullanılmaktadır. Çünkü yaklaşık 100 sene önce Cenâb-ı Hakk’ın isteği üzere târîkat yaşantısının hükmü bâtına alınmış ve hükmü sadece remz ve sembolik olarak kişilerin kendi bünyesinde yürütülmektedir. 

Son günlerde yaşanan nahoş bir olayın neticesinde emânet olarak Efendi Babamız Necdet Ardıç’a kalan ve Asitâne-i Uşşâkiye’nin gerçek ve hakîki tek mîrasçısı olan Efendi Babam-ızdan ma’nevi eşyâların pervasız ve edep dışı bir şekilde istenmesinin buradan kınıyor. Ve bu kişiyi Hakk’a havâle ediyoruz. Efendi Babam’ın hazır-ladığı dosya-kitâb ile bu kişide (كَوْكَبًا) “Kevkeb” kayan yıldızlar listesine eklenmiştir. Bu satırları yazdığım sıra da okunan “İkindi Ezanı” ile nefsâni beşeriyet sahasına dönüşü tasdik ediliyor gibiydi..

(رب-دب) “REB-DEB”: “Dep” yöresel ağızla, depmek tekme atmak… “Atma fiili”. “Ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ” Attığın zaman sen atmadın velâkin Allah attı… Reb ise “Rab”, Rubûbiyet metresini ifâde eder. Fenâfirresül/târîkat ve Hakîkat/fenâfillâh mertebesini ifâde eder. Her ikisini Cem ve Tevhid, Marifet/bekābillâh mertebesidir.

Bu grafik şeklinde ki harflerin dış kısımda olanlara üçüncü seyir için (ا) “Elif” harfi alınır. Â olarak okunur. Bu kadar bilgi vererek okunyanları da daha fazla sıkmadan, araştırmacalarında idrâkine bırakarak yolumuza devâm edelim.

* *

* *

Buraya bir kardeşimizden gelen müşâhade ve tefekkür yazısına, kitâbın başında görülen ma’nâ zuhûrâtının, dünya zuhûrâtında ki açılım ve müşâhadeleri ile ilgi oluşan karşılıklı yazışma alınmıştır. 

Kahve-den Seyre Ve Müşâhade-ye Teşekkür ederim Hocam, Allah her zaman iyilikler ihsân etsin inşallah.

Kızım bir küçük video göndermiş. Dikkatimi çekti, bir şeyler düşündüm ve sizinle düşüncemi paylaşmak istedim.

Japonlar bir kahve makinası yapmışlar. Önce kahve içmek isteyen kişinin fotoğrafı çekiliyor. Sonra bu fincandaki süt üzerine kahve ile resmediliyor. Yani kişi fincandaki beyaz içecek üzerinde kendi resmini kahverengi olarak görüyor.

Sonra kendine bakarak, kendini temaşa ederek içeceği içiyor adeta. Yâni kendini tüketiyor. Sonunda yok oluyor. Tabi bu kısımları vidyoda yok. Resim bir hayâl, aslı yok. Kendine ait varlığı yok ve kayboluyor, bitiyor. 

İrfân ehli demiş bu âlem bir hayâldir. Biz aslında yokuz. Kendimize ait varlığımız yok. Var edenle varız ancak. Varlığımız kendi kudretimiz ile ve irâdemiz ile medyana gelmediğine göre bir nevi yokuz, var edene muhtâç ve bağlıyız.

Böyle olunca açıkça anlaşılıyor ki; varlık tektir. O da Hakk'ın varlığıdır. Kendimizin sandığımız varlık parçalanıp ayrıştırıldığında özde olanın Hakk'tan başkası olmadığı ortaya çıkıyor. Bu âlem bir hayâlden ibâretmiş.

Maddenin en küçük yapı taşı atomun da altına inildiğinde atom altı parçacıklarının madde değil enerji olduğu görülmüş. Kesif madde gitmiş yok olmuş ve enerji çıkmış ortaya, yani ma’nâ maddeye galip haldedir. Esas olan O.

Kahve fincanında ki hayâli görüntüdeki gibi yok olmaya mahkûm madde ve benliklerdir. Hatta daha bu şehâdet âleminde görülüyor. İşte maddenin altına bilim teknik ile inildiğinde ortaya çıkan gibidir. Allah farklı vechelerden kendi Tek'liğini ortaya seriyor.

Nefs tanımına baktığımda evvelki zamanlarda, bir şeyin varlığıdır  diye okumuştum. Varlık denince ilk aklıma gelen beden oldu. Ama zamanla anladım ki; varlığın katmanları var. Beden içre bedenler, varlık içre varlıklardır.

Emmâre, levvâme, mülhime... en nihâyetinde nefsin yani varlığın ancak Hakk'ın varlığı olduğu anlaşılıyor. Bu beden elbiseleri bir bir çıkartıldığında ortada kalan ma’nâ, özde var olan, hakîkatte var olan Hakk'ın varlığıdır.

Buradan, bu boyuttan baktığımız zaman Ahad olandan başka bir varlık yok. Öyle de zâten, kalanı hep zan, benlikler hep zandır. Bu benlik kisvelerinden kurtulunca kalan Hakk’tır. Beni çıkar aradan kalır sana yaradan demişler. Bunu  bilim dahi bugün atom altı parçacıkları misâliyle ortaya koymuştur. Ve aslında gören gözlere, düşünen akıllara bir kahve makinesi de  anlatıyor. Allah misâller ile hakîkatimizi yani kendi hakîkatini önümüze sermiş. Kûr'ân Kerim’de ve hadîslerde kullanıldığı gibi misâller ve semboller ile anlatım hayatın içinde de kullanılmıştır. Kahvede ki hayâl misâli, Allah misâl vermekten çekinmez, O ganî’dir.

O zaman varlık “TEK”tir. Bu kesif çokluk yanıltıcı ve ma’nâ maddeden öncedir. Gördüğümüz çokluk “Tek” olanın o şekilde zuhûra gelişinden başka bir şey değildir. Az önce bilgi-sayar da yazı dosyasına yazdığım Terzi Baba'mın sohbetteki ifâdesini önümüze buraya almak istiyorum.

"Hz. Rasûlüllah bütün âlemde ki görüntü Hakk’ın vechinden başka bir şey değildir diye gerçek tevhid akidesini ortaya koyuyor." demiştir.

Varlığın tek oluşuna seviniyor insân, “Tek olanı Tek” olduğundan dolayı seviyor. Acaba o kudsi hadiste ki “bilinmekliğimi sevdim” ifâdesinde ki “sevdim” kelimesi kendine yani Hakk'a ait olduğu için mi? Her kelime gibidir. İnsândan açığa çıkarak kendinden kendini sevmesi mi? Varlık elbiselerinden sıyrılınca hakîki varlık “O” olunca mı? İnsân seviyor, böyle Ahad olmasını Vahid olmasını “O”nun? Bizden kendini sevmesi aslında bize kendini sevdirerek oluyor.  Ya da kendinden kendini sevmesini…

Varlığın “Tek” olması huzûr veriyor insâna, kaygıyı alıyor. “Tek” olması olan biteni kabullenmeyi, rızayı kolaylaştırıyor, sağlıyor. Varlığın “Tek” olmasından razı oluyor insân mutlu oluyor. Neden böyle oluyor acaba? Diye aklıma geliyor. Nefsi duyguları değil İlâhi duyguları ile anladığı için diye olmalıdır diye düşünüyorum. 

Bir kahvedeki resim böyle konuşmamı sağladı içimden kendi kendime. Kendimle olanı harflere kelimelere aktarıp, size de söylemek istedim. İnşallah sürçü lisân etmemişimdir. 

Bir fincan kahvedeki resim ile dahi misâl veren, kendini biz de gösteren Hakk'a şükürler, hamdü senalar olsun. Selâm ve muhabbet ile...

Hayırlı Günler “Ekmeltü, Ekmeltü” Hanım Kardeşim, Cenâb-ı Hakk (c.c.) iyilikler versin. İnşeallah. Hamd olsun bizler de iyi olmaya çalışıyoruz. 

Tefekkürünüz güzel olmuş... Tevhid-i Sıfât mertebesi idrâki ve hâlini güzel anlatmışsınız. Cenâb-ı Hakk nicelerini nasîb etsin. İnşeallah... 

Kahve deyince Terzi Baba (73) Celâl-Cemâl-Celâl dosyasında geçen zuhûrât aklıma geldi, 

Bu zuhûrâtın üstünden yaklaşık 2 sene geçince de dünyâ zuhûrâtı ve müşâhadeli yaşantısı oluştu... 

Hayırlı günler Mu… oğlum bu zuhûrâtını geldiği günler de okudum ancak o anda vaktim olmadığından cevaplayamamıştım sonra tekrar bakarım diye bilgisayarı kapattım. Daha sonra bilgi-sayarı açtığımda cevaplanmış- lar konumuna geçtiği için farkında olmadan cevaplandı diye geçilmiş. Daha sonra gönderdiğin iki düzeltmeyi yapmak için bu mail-ini bilgisayarda aradığımda buldum ve yeniden açtım o zaman cevaplanmamış olduğunu gördüm bu vesile ile geçte olsa zuhûrâtını birkaç kelime ile özetlemeye çalışayım aslında zâten açık bir zuhurat, bu zuhûrâtıda (19-53) kitâbına ilâve edebilirsin. Bir kahvenin (40) yıl hatırı vardır derler, bu kişiye (15) sene içinde neler ikram edildi, bu hesab ile meseleye bakılsa kendisine yapılanların hatırı (15) milyon seneyi geçer. 

Özetle zuhûrâtının yorumuna geçelim. Açılır kapanır metal tavan gönül kapısıdır dilediğine açılır dilediğine kapatılır ve gök ehli ile bağlantısı buradan kurulur. Beyaza boyanması "renksizlik diğer taraftan Ulûhiyyet rengi olmasıdır. Mustafa "kuru" nun merdiveni devirmesi, kişinin mustafa/seçilmişlik hâlinin kuruması ve yanmaya hazır kütük haline gelmesidir. Aslında kendinde bulunan kendine ait mi'rac merdivenini devirmesidir. (Taba renkli sivri burunlu 53 numara, altında barkodu olan yeni erkek ayakkabısının sağ tekini görüyorum.) Kendine has Baba renkli ileriyi ve bazı kişileri işaret eden sivri burunlu 53 numara, altında ar'kodu olan yeni er erkek ayakkabısının, akl-ı kül sağ tekini görüyorum. Efendi Baba ma'nâsı buraya geliyor. Kurumuş mustafa elinde düzme yazıları ile bu Ma'nâların önunden geçip gidiyor. 

Efendi Babam fincanı kaldırdığında içinde ki suyun risâlet mührü oluşturduğu görülüyor. Fakîr de fincanı kaldırınca içinde ki suyun masa üstünde risâlet mührü oluşturuyor. Mekân da bulunanlardan biri bu su ile oluşan mührün üst tarafında bir yıldız olduğunu söylüyor. 

Zuhûratın sonrası ise oldukça açık… Bu arada bize de bir miktar teselli olmuş oldu. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasîb eder inşeallah. Herkese selâmlar hoşça kal Mu… oğlum. E…. baban.[110]

Bu ma’nâ zuhûrâtının, dünyâ zuhûrâtı ve müşâhâdesinin oluşumu; 

31-Ocak-2018 tarihinde adına Murat denen beden elbisemizin doğum günüydü. Ailemizin isteği üzerine Fethipaşa’ya belediyenin sosyal tesislerine kahvaltıya gittik.  Burayı ilginç kılan bir kaç özellik var. Bilindiği gibi Paşa Limanının ve Bel-Tur tesislerinin üst tarafına kalı- yor.  Efendi Babamın Tûr sûresi sohbetlerinin birisinde, Nusret Tura rahmetullahi âleyh hakkında "Gönül Paşası"[111] olarak bahsetmektedir. Fethipaşa sosyal tesisleri, Nacak sokakta bulunmaktadır. (نج) "NC" harfleri bilindiği gibi (نَجدَت) "Necdet" harflerinin baş harfidir. Bel-Tur'un bulunduğu Fethipaşa’ya döner merdivenler ile çıkılmaktadır. Helezonik dönüş ile  târîkat mertebesinden (مِراج) Mi’râc çıkışı gibidir. Oturduğumuz yerden görülen gönül vakfının açılması bunu da desteklemektedir. “53” numaralı Kâ’be kapısı "Şam-ı Kehribariye" kapısıdır. Umre ve Fetih kapıları arasında bulunmaktadır. Osmanlı zamanında Hacca giden, Surre alaylarının Üsküdar’dan kalkması ve Üsküdar’ın Medine toprağı olarak geçmesi, yolun biraz ilerisinde Harem olması da mânidârdır.

Oturduğumuz yerden Nac… sokakta açılan “Gönül vakfı” gözükmekteydi. Gayesi de insân yetişmek ile ilginç, bir hâli ifâde etmektedir. Bir müddet sonra çay, kahve için kafe bölümüne geçmiş bunuyorduk. Üstü açılır kapanır, platformun lambaları yoktu. Ama buranın sayısal ifâdesi olan binâ numaraları (14) tür. Bilindiği gibi Nûr-u Muhammedi’dir. Bu kısımın merdivenlerinin başına geldiğimiz zaman önümüzden bir doğum günü pastası geçiyordu. Üstünde iyi ki doğdun Gizem yazıyordu. Bir bakıma "Küntü Kenzen Mahfiyyen" Ben gizli bir hazineydim, Hakîkat-i Muhammedi’den doğmaktaydı. Bir bakıma (صر) "Sır"  ve burada oluşan müşâhadeler ile Nusret Babam rahmetullâhi aleyh doğum günümü kutluyordu. Yukarı terasa çıkınca cam masanın üzeri, gece düşen çiğlerden buhulanıp suya dönüşmüştü. Masa da kalan artık yiyeceklere, martı ve kargalar pikeler yapıp ne kaçıra bilirsek kardır edasıyla saldırmaktaydılar.[112] Bir ara yan masamızda oturan “Elif ve Esrâ” isimli kızlar kahve almaya gidip, kahvelerini alıp döndüler. İsimlerden de anlaşıldığı üzere (ا) “Elif” (13) "Esrâ" Îsrâ/ 1. Âyet-i ile (مراج) Mirâc hakîkatlerini ifâde etmektedir. 

Daha sonra bizimkilere de herhangi bir şey içer misiniz? Diye sordum. Eslem ve ben kahve, Serpil hanım da çay içti. Eslem eğlencesine kahve falı sitesine, kahvenin kapandıktan sonra çektiği resimleri gönderiyor. Yanımda kahveyi ters çevirdi. Bende ters çevirdim, ama bunu gönderme ben kendim bakarım dedim. Kahveyi açtığım zaman hayretle kahve fincanı içinde (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlüllah” yazdığını gördüm. Ve bir de yıldız oluşmuştu. Eslem de bu yıldızların yanında  iki tane küçük yıldız olduğunu fark etti... Bu yıldızların küçük olanları (كَوْكَبًا) “Kevkeb yıldızı 12/4” Nefsi benlik, (نجم) “Necm yıldızı, 53” İzâfi Benlik, Büyük olanı ise (الشِّعْرَى) “Şı’râ Yıldızı, Necm/49” İlâhi benliktir. Daha sonra bunların üzerinde bir dolunay olduğunu farkettim.  Bu da bilindiği gibi, Hakîkat-i Muhammediye’dir. Daha sonra Paşa Liman’ına hep birlikte indik. Bir süredir boğazdan geçmekte olan SATURN adında bir plotform, Boğaz köprüsü önünde duruyordu. 

[113]

Fethi Paşa’da farkettiğiz bu platformu biraz seyredip geri döndük. Gördüğümüz gün bu platform buradan yeterli su alıp alçalamadığı için geri dönmüş. İlerki günlerde tekrar geçmek için Marmara denizinde beklemeye başlamış. Ve 5 Şubat günü boğazı geçip Karadenize gitmiş.[114] 

"SATURN" içinde Nusret TURA, (طور) Tur ve (ص) SA=SALAT= NAMAZ ve (ن) N= NUN = Nûr-u Muhammedi ifadeleri görülmektedir. Bu platformu görüldüğü gibi 5 tane klavuz çekiyor. Bunlar 5 Hazret mertebesi ve 5 Vakit namazdır. Ortadaki plotform bazı müşahâdeler ile düşündüğüm gönül kabesidir. Direkler ise namazın 4 rüknü olan, kıyam, rükû, secde, tahiyyâtın merdivenleri yani mi’racıdır. 

“5-2 de geçilmesi” ile 52 ile Nusret Baba rahmetullâhi aleyh ve (حَمد) Hamd sayısal değeridir. 

Selâmlar, Hoşça Kalın... 04-03-2018

Böylelikle görüldüğü gibi bu ma’nâlanma ve müşâhade ile yolumuz selâmet ile tehlikeler bertaraf edilerek yolumuz “Zât-ı İlâhiye Deryâsına” yani “Marifet/bekābillâh” mertebesine ulaşmıştır.

Nusret dede derler insân şeklime Zât deryâsı deyin engin gönlüme Sevgi derim sırtımdaki yüküme Onu görmek istersen bak gözüme[115].

Nusret Denilen deryâ gezerinin ma’nen de hatmettiği bu seferi “Erler Demine” adlı şiiri için yazmış olduğum yorum-neş’e yazısını buraya alalım. 

* *

* *

Erler Demine Destur Alalım[116]

Hayırlı günler Muratçığım. Bu yazında güzel olmuş ellerine diline sağlık. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini ikram eder İnşeallah. Herkeze selâmlar Nüket annenin de selâmları vardır hoşça kal. Efendi Baban.

Bundan yaklaşık olarak 6 sene önce Nusret Babam Rahmetullâhi Aleyhin “Erler Demine Destûr” alalım şiir’ine o zamanki idrâk ve anlayışımla yazmış olduğum kuş dili misâli ancak ehline mâlûm olan yazıyı Efendi Babamın derlediği 77 – Aşk ve Muhabbet Yolu – Nusret TURA adlı eseri okurken gönlüme düştü ve yazılan bu satırları yorumlamadım. Nusret babamınız ma’neviyatından ve Cebab-ı Rabb’ül âleminden yardım niyaz ederiz.

(1) Erler demine destûr alalım (1) Ehadiyyetin, Ulûhiyyet, Rahmâniyyet Erlerinin, Hakîkat-i Muhammedi An-ı Bizim, Rubûbiyyet elinden destûr, Yoktur Âlîm…

Erlerin demine destûr alalım, yolumuza koyulalım. İnşeAllah…

Ehadiyyetin, Uluhiyyet, Rahmâniyet Erlerinin; 1- Er-Rahmân, 2- Allamel Kûr’ân (Kûr’ân-ı (Zât’ı) tâlim etti), 3- Halak’al insân (İnsânı Halk etti) 4 – Allam’ül beyan (Ona tâlim ettiği Kûr’ân’ı (Zât’ı) açıklamayı öğretti. (Rahmân 55/1-4) Rahmân sûresi ilk dört âyette belirtildiği gibi Ahadiyyet mertebesinden, İlm-i İlâhi programı, Ulûhiyyet mertebesinde yapılan ve Rahmâniyet mertebesinde Kûr’ân-ı tâlim eden İnsân’ın hakîkatından İnsân-ı Kâmil’den bahsedilmektedir. 

Hakîkat-i Muhammedi An-ı Bizim; Tüm âlemlerde bulunanların topluca isminin aldığı mertebe Hakîkat-i Muhammedi - İnsân-ı Kâmil mertebesidir. Hazreti Muhammed’in bâtının ifâde eden bu hal an-ı dâim ile kendimizin bâtınının da olduğu ve bunu idrâk ettiğimiz bu hâl kendi bünyemizde, kendimize bizim hâlimiz olmaktadır. 

Rubûbbiyyet elinden destûr yoktur Âlîm; Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ mertebesidir. Bu mertebeye destûr yoktur, yani dur Râbbin namazda hitâbı ile burada kişi durdurulmuş olmakta ve Rabb’ül erbâb ile arasında son kalan perde haber verilmektedir. Namazı aslında kılan sen değilsin zâten yoksun (burada ki idrâk kimlik olarak yokluktur). E! Yoksan bu namazı kılan kim? Hakîkatte var olan Rabb-indir. Burada ibâdet “Ubûdete” dönüşmekte ve Hakk kulu yerine namaz kılan olmaktadır. Ancak bu irâde üzere olanlar erler demine destûr alabilir. “Âlîm” ifâdesi “Âlî-M” Hz. Ali, Silsilemizde bulunan Pirân- Âlî ve “M” ise Hazreti Muhammed (s.a.v), Hakîkat-i Muhammedi ve Hakîkat-i Ahmed’idir. 

(2) Pervâneye bak ibret alalım…

(2) Ey Rabb-ın Vâhdeti bizim, Benliğimiz Ak, Tebrik Yok Âlîm… 

Rabb-ın Vahdeti Bizim; Kişi âlemlerde ve kendinde Râbb’ül Erbâb’dan başka bir şey olmadığı ve onunla var olduğunu anladığı andan itibâren hem kendini vahdet etmiş, hem de âlemleri vahdet etmiş yâni birlemiştir. 

Benliğimiz Ak; Ak beyaz demektir. Beyaz ise Ulûhiyetin ifâdesidir. “Bir ben var, benden içeri” dendiği gibi benliğimizin asıl sahibi olan “ben” Ulûhiyet mertebesi yâni “Allah” (c.c.)’tır. Böyle bir benlik ilâhi benliğin ifâdesidir.

Tebrik Yok Âlîm; İrfân ehli bunları karşılık beklemeden tebrik, iltifât almak için değil, hakîkatînin Hakk’tan başka bir şey olmadığı için yapar. Bundan iyi tebrik mi olur? Birkaç parça kisve ve ben şuyum, ben buyum diyen zâten olamamıştır. Sûltanın maddiyatı ile ilgileniyordur. 

Asıl olan “Allam’el Esmâ” İsimleri talim edip öğrenip, Esmâ-i İlâhiyyeyi giyinip, “Cevâm’ül Kelim” kelimelere câmi olarak “Esmâ-i İlahiyyeyi” kullanabilmektir. İşte o zaman Hakk tarafından başına “Keremna tacı” yani ikram tacı giydirilir. İşte irfân ehlinin olmaz nişânı denmiştir. Tüm bunlarda “Âlî-M” hakîkatinden gelir.

(3) Aşk ateşine gel bir yanalım…

(3) Ay Yarıldı, Gayriret elinin tahahakkuk eşi bizim, Ahmed’in Nayi Âlîm…

Ay Yarıldı; Sûrette Ay’ın ikiye yarılması Kûr’ân-ı Kerim’de yazıldığı yön ile olmuştur. Yalnız Ay mı ikiye ayrılmıştır, yoksa gözlerde biri iki görme hassası mı halk edilmiştir? Emir ve tasarruf aya mı, gözlere mi tesir etmiştir?

Bunun tevili;

Güneş vahdeti vücûda, Nûr-u Muhammediye misâlidir. Ay, Kâmil insân demektir.

İnsanların iki tarafları vardır. Akıl ile nefis, ten ile can, sûret ile ma’nâ, rahmâniyet ile şeytâniyet… Birlik ve tasaruf âleminde insân ay gibidir, bu âlemde işlediğimiz işlerde mecburen taraf tutmaktayız.

Hazreti Mevlânâ Mesnevisinde gece ve gündüzü kavga ettiriyor. Münâkaşanın sonunda yanlarına gelen ârif bir zât; 

“Ne için kavga ediyorsunuz? Gerçi birinizin adı gece, diğerinizin adı ise gündüz ise de ikinize bir gün derler. Barışın, anlaşın, kavga etmeyin, ayıptır.” Demiştir ki çok ma’nâlıdır.[117] 

İşte Hubbiyet (Muhabbet) ateşi ile ay yâni Hakîkat-i Muhammediye – Kâmil İnsân-ı nefsâni görme hayâli yarılır ve Hakk’ın hayâli görülmeye başlanır. 

Gayriyet elinin tahahakkuk eşi bizim, Âdem ve Havva cennete bir idiler. “İhbitu” hitâbıyla bu dünya arzına inince Hakk’tan gayriyete düştüler. İşte bu hakîkati idrâk eden irfân ehli Âdemi ve Havva’yı ma’nâyı hayâl cennetinden beden arzına indirmiş olurlar ve seyri sülukta ki yolarına başlarlar. Eşlerinin ve tüm varlığın hakîkatte kendilerinde ayrı bir şey olmadığını anlar. Ayniyet ve gayriyet, “bilen ayn, bilmiyen gayr” Kişi gayriyette de olsa orada örten gizleyen Hakk’tan başka bir şey değildir. İrfân ehli o elin hakîkatte kime ait olduğunu bilir. 

Biriz ma’nâda cânânım, sûrette ayrıldık biz, Libâs-ı[118] aşkı ben giydim, libâs-ı hüsnü[119] giy. (Nusret TURA) Ahmed’in Nayi Âlîm; Ah… Ahmed diye inliyen ve bu hakîkati “Hu” diye bir kuyuya ifşâ eden ve bu kuyudan yetişip büyüyen kamış ney yani İnsân-ı Kâmil olur. Âlî (k.v.c) - Muhammed (s.a.v.)’’in hakîkatlerini söyler.

(4) Dost dost diyerek arşa varalım, (4) Hu el, Hu el, Senin Seçiminin eli, Vahdet Ahad, Rahmân Rahîm Âlîm…

Hu el, Hu el,; (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Resülullah da ifâdesini bulmaktadır. Her iki ifâde de ki (اَللهُ) Alah’ın sonu (هُ) “Hu” dur. Birinci oluşum Seyri Sülûk sonunda 12. Derste oluşan (هُ) “Hu” dur. İlm’el Yakîn, olarak yapılan bu seyr Hakk’el Yakîn olarak da tamamlanınca dönüş Zât, Sıfât, Esmâ Ef’âl tecellileri oluşur. Bu oluşum sonucunda (رسل) Rasûlüllah ifâdesinin sonunda ki (هُ) “Hu” (هو) Hüve dir. “Hu”nun kulu ve “Hu”nun Rasûlüdür (Abduhu ve Rasûlühu). Bu oluşumları kendi varlığında bulan Kâmil İnsân-da Rasûl’ün, Rasûlü olmakta ve, Senin Seçiminin eli, Üç tane el birisi “Hu el”, birisi “Hu olmuş el”, birisi de “Hu olmak için seçilmiş el”, onların alışverişi Allah iledir. (Fetih 10) Vahdet Ahad, Birlikteki tek bölünemez olan tek bu teklik (م) Mim taayyünü ile (أَحمَد) Ahmed olmakta, Rahmân Râhim Âlîm; Rûh ve Esmâ mertebelerinin ifâdesidir. Bu mertebede Âlî-M in aldığı ifâde Ruh’ul Ervâh ve Ebû Turâb tır. Rûh ve toprak babalığını ifâde etmektedir. Hazreti Muhammed bölünemez, (أَحَد) Ahad (أَحمَد) Ahmed dir. Silsilede sıraya girmez ve ana kaynaktır. Pirân-ı Âlî, Hazreti Âlî’nin farklı tekrarları olan (وَحِد) “Vahid” ler yani birlerdir. Farklı kaplarda ki görüntüleridir. 

(5) Devrâna uyup seyrân edelim, (5) Dönen Ana, Hakîkati ilâhi deryâsının ipi, baş nâyi Nûr-u Muhammediyyi seyrân edip övelim… 

Dönen Ana; 18000 bin âlem bir nokta olan vahidiyyet noktasından ibâret dönen bir andır. Aynı zamanda Ümm-Ana yâni tüm âlemlerin hepsini kapsayan, Nefs-i Küll hükmündedir. Bu kesret âlemi onu sürekli ve çok göstermektedir. 

Hakîkati ilâhi deryâsının ipi; Ancak Hakîkat-i İlâhi deryâsının ipi olan İnsân-ı Kâmil’in elini tutmakla bu kesret hayâlinden kurtulup bir noktaya ulaşılabilir. Asla ve öze bu şekilde ulaşmak mümkündür. 

Baş nâyi Nur-i Muhammediyyi seyrân edip övelim; Nûr-u Muhammedi tüm mertebeleri kapsadığı için baş neydir. Yani tüm hakîkatleri bünyesinde toplamıştır. Bu âlemde tüm merâtib-i ilâhiye vardır. İşte bu seyir de ancak merâtib-i ilâhiyyeye riâyet etmekle mümkün olabilmektedir. Nasıl övelim? 

Cenâb-ı Hakk (c.c.) bize bildirmektedir.

إنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا {الأحزاب/56}

İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alân nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.

33/56. “ Şüphesiz Allah (cc) ve melekleri peygambere salât ederler. Ey imân edenler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin” Rasûlüllah âşığı Nusret babam rahmetullâhi aleyhte “40 yıldır secdem sana ya Râsûlüllah” ve “Veliler sende yok olur Ya Rasûlüllah” demektedir.

(6) Eyvah demeden, Allah diyelim, (6) Ey Ahmed’in Vahdetini An eden, Allah’ın Eli Âlîm…

Ey Ahmed’in Vahdetini An eden; “Lev lâke levlâk vema halaktül eflâk” Ahadiyet mertebesi “sen olmasaydın sen olmasaydın âlemleri halk etmezdim” hâlini haber vermektedir… (أَحمَد) “Ahmed" henüz sen yoktun yani programın henüz vahidiyyet mertebesinde ilm-i ilahi mertebesinde idi “An-ı Dâim” ile zâhir ve bâtın hükümlerinin varlık sahnesine çıkabilmesi için (كن) “Kün” ol emri ile meydana gelmiştir. 

Allah’ın Eli Âlîm; Allah (c.c.)’ın eli de, Hazret-i Muhammeddir.

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ {الأنفال/17}

Ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ. 

Attığın zaman sen atmadın ve lâkin o elden atan Allah (c.c.)’dı (Enfal 17) diyerek Ahadiyet mertebesinden verilen ile haber ile bu eller (يس) “Yâ-Sîn” Ey İnsân ile Hazret-i Muhammed ve bu elleri tutan Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlî dir.

(7) Günler geceler durmaz geçiyor, (7) Gayriyette Uluhiyetin eri ünün yoktur geç, artmaz geç, Hakîkat-i İlâhi güneşinin yakınından geç… 

Gayriyette Ulûhiyyetin eri ünün yoktur geç; (قُلِ اللّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ) “Kul Allahu sümme zerhum” Allah de geç. (En’âm 91) Nusret Babam rahmetullâhi aleyh “Kimsesiz sandılar beni, halbuki ben herkesim” diyor. İrfân ehlinin, ün, pâye, nişân ile işi olmaz bunları bir kalem geç.

Artmaz geç; Zâten bu da artmaz, artsa da hayâldir. Aslı astarı yoktur. Asıl olan irfâniyet ve kişinin kendini ve Râbb’ül Erbab olan Allah (c.c.)’ı tanınmasıdır. 

Hakîkat-i İlâhi güneşinin yakınından geç; Gerçek ma’nâda Allah (c.c.) diye biliyorsan, Hakîkat-i İlâhi güneşinin yakınından geçip, yakîn hâline erebilirsen vuslâta ulaşabilirsin. Bu da haccın hakîkati olan Hakîkat-i ilâhiye’de Cemâlullâhı seyirdir. Aksi hâlde ancak hayâl ve vehim kuruntuları içinde bu hayâl ve vehmine yakînlık bulabilirsin. 

Konu ile alakası bakımından Terzi Baba (1) kitabında bulunan bir resmin arka yüzünde yazılanları buraya alıyorum.

(1965 Senesi Adana’da çekilmiş olan) 

## Nusret Tûra Uşşâki Hazretlerinin fotoğrafın arkasındaki

kendi el yazısı ile yazılanın orijinali

## Nusret Tûra Uşşâki Hazretlerinin

#### Fotoğrafın arkasındaki

#### Kendi el yazısı ile yazılanın temize çekilmiş hâli

Bîkesim[120] ben sandı âlem, halbuki ben herkesim Mihverim[121] âlemlere, Hem de muhîti[122] âlemim

Kâ’be’ye dikkatle baksa hacılar, zâtımı görür Didede[123] olmazsa fer[124], her bir nefeste öldürür, Kime yazmıştım bu beyti, kimlere oldu nasîp Haydi Necdet gayret eyle bekliyor zira HABİP[125]....

## Nusret Tûra Uşşâki 1965

## (8) Sermâyen olan ömrün bitiyor,

(8) Hakîkat-i Muhammedi kırk bir başın aynı, “Hu” Ulûhiyet bizim, Nûr-u Muhammede tabidir, Hakîkat-i İlâhi Güneşine… 

Hakîkat-i Muhammedi kırk bir başın aynı; Hakîkat-i Muhammedi ve Kırk bir, Ravza-i mutahhara da “1” numaralı Selâm kapısından “41” numaralı Cennet’ül Bâki kapısına giden yoldur. Bu koridorda “33” direk, Rasûlüllah efendimizin namaz kıldırdığı mihrâb, Hazreti Ebû Bekir’in kabri (Sıddıkıyet-Tasdik) Hz. Ömer’in Kabri (Furkaniyet-Sıfât) Hz. Muhammed’in Kabri (Hubbiyet) bulunur. Yürüme mesâfesi olaraka 10 ila 15 dakika da geçilen bu yolu hakikatini idrâk ederek geçmek bâtıni olarak 15-20 senesini alır. 

Hu Ulûhiyet bizim, Nûr-u Muhammede tâbidir, Hakikat-i İlâhi Güneşine; “41” numaralı, Cennet’ül Bâki kapısında çıkan (هُ) “Hu” olur. Allah’u olur. Ama kendi varlığı itibâri ile âlem şumul değil. “Allah Allah’lığını kimseye vermez”. Yâni varlığının bundan başka bir şey olmadığını anlar ve Hz. Osman gibi iki Nûr sahibi olduğunu anlar, idrâk eder. Nûr-u Muhammedi ve Hakîkati İlâhi güneşine tâbi olur. Zâten Fenâfillâh olan başka ne yapacak.

(9) Bülbüllere bak feryâd ediyor, (9) Özünün Özü Eli Erin Benliği Ak, Faâliyetteki er anıyor, Hakîkat-i İlâhi güneşinin elini…

Özünün Özü Eli Erin Benliği Ak, Arapçadaki gibi yazılışta sonda gelen kelimeyi başta okursak, Ak, beyazdır, beyaz ise Ulûhiyetin ifâdesidir. Ulûhiyet benliği erim yani varlığı Hakk olmuş, Hakk’ın varlığı ile var olduğunu bilmiş recül’ün eli Allah (c.c.)’ın ve Rasûl’ünün elidir.

Faaliyetteki er anıyor, Hakîkat-i İlâhi güneşinin elini; Ef’âli ilâhi olan bu şahâdet âleminden özünün özü yani zât-ı olan aslının kaynağı “Zât-ı Mutlak”ı anmaktadır. Böyle bir recül-resül, İnsân-ı Kâmil’dir ve Hakîkat-i İlâhi güneşi ve eli olur. 

(10) Ey gonca açıl mevsim bitiyor (10) Vahdet Gayriyette Necât ile Hakîkat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye, 18000 Bin Âlem açıl, Sev Nûr-u Muhammediyyeyi, Tabi ol Hakîkati Muhammedi Güneşine…

Vahdet Gayriyette Necât ile Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye; Vahdet Nusret Babam rahmetullâhi aleyh ile Necdet Babam-ın birliğidir. Gayriyette yâni bu âlemde gayrda olanları Necdet Babamın şifre sayısı (53) ve Hakîkat’ül Ahmediye “13”tür. 53 ve “13”de ifâdesini bulmaktadır. Fırkayı Naciye yani kurtuluş fırkasına ulaştırır. Nusret ve Necdet isimlerinde görüldüğü gibi (ن) “Nun” ve (ت) “Te” harfleri aynıdır. Ortaları ise Nusret’te (صر) “Sır” ve Necdet te (جد) “Ced” yani ata-dır. “Nusret’teki Sır Nusret ve Necdet’in atası Nusret-tir”. Bu da vahdet yani birlik hâllerinin ifâdesidir.

18000 Bin Alem açıl; “İlk Açan gül! Taa!. Ezelden Bağ-ı sevdanın gülü, On sekiz bin âlemin bağrında her canın gülü… Hiç dikensiz. Hiç katıksız, ta ebedi hiç solmayan, öyle bir güldür o gül, can içre cânânın gülü… 

Bu ateş ondan aslında Selâmet Can-ın muhabbet Gülü, bu hakîkatler 18000 âlemde açılarak bizlere ulaşmaktadır. Bunu da açan 19-53 şifresidir. 

Sev Nuru Muhammediyyeyi; Rasûllüllah efendimiz, “Ben nûrdanım, mü’minlerde benim nûrumdanım” demektedir. Kim kendinde bulunan narı, hubbuyet yâni muhabbet ateşi ile söndürüp nur ederse, Nûr-u Muhammedi’yeyi sevmiş olur. Bu da hakîki aşk ve hubbuyettir. 

Tabi ol Hakikati Muhammedi Güneşine; İşte ilâhiyat güneşi “Necm” (53) tabi olunursa, Hakîkat-i Muhammedi güneşine tâbi olmuş olur. Bu genel bir durum değil özel bir durumdur. Yol içinde ki bir hâldir. Genele ait bir hâl ve durum değildir.

(11) Devrâna uyup seyrân edelim (11) Biz Rahmân’a Hakk’ıyla uyup, Başımız ve elimiz ile nâyimizi övelim...

Rahmân, sıfât, hakîkat mertebesinin ifâdesidir. Hakîkatimize uygun gerekleri yerine getirip, arş yâni Akl-ı Küllden gelen gönül kabımıza yansıyan düşüncelerimizi kaleme ve kâğıda dökerek. Hakk’ın nâyi olan yâni sohbetlerinde “Ve nefahtü” demini üfleyen Hazret-i Nusreti övelim. Aslında Cenâb-ı Rabb’ül Âlemin onları övmüş te zuhûra getirmiş. Övülmeye de ihtiyâçları yok, bizler bunu anlayalım.

(12) Eyvah demeden, Allah diyelim, (12) Ey, Ahmed-i Vahdet-i  dem ve dem öven Allah’ın yeli gönlüm, “Kâlbler Rahmân’ın iki parmağı arasındadır.” Yel (Rüzgâr) Hazreti Süleymân’ın kudretinin ifâdesidir. Allah’ın mülkü ve Rahmân’ın iki parmağı arasında olan gönül Ahmed’in birliği olan “Hakîkat’ül Ahmediye”yi yâni “Makam-ı Mahmud”u övmekle kendi bireysel varlığında “Makam-ı Mahmud”u bulmaktadır.

(13) Âşıksan eğer gel birleşelim, (13) Âşık İnsân, Ehadiyyetin, Gayriyetin Ayniyyetinde, Gayriyetin eli er,  Ahad elin Şeenleri Âlîm, Âşık olan insân zâtının gayriyette ayniyetten başka bir şey olmadığını anlamış. Mutlak olan zâtı, zâtı mukayyette bulmuştur. Bunun ifâdesi mutlak tenzihdir. İşte bunu idrâk eden gayriyette yâni Hazreti Şehâdet âleminde olsada ayniyetin yâni hakîkatin eli olmuş olur. Hakîkatin eli olarak, Hakk’tan aldığını ihtiyâç sâhiblerine dağıtır. (أَحَد) Ahad yani tek elin, iki elin aslı birdir. Yani tektir. “Her an bir şendedir, iştedir.” (Rahmân/29) âyeti kerimesinde buyurduğu gibi bu insân her an başka bir işte görülür. Bunun örnekleri tasavvuf menkibelerinde çoktur. Bunun hakîkati de Hazreti Âlî ve müntesipleri Pirân-ı Âlî de görülür.

(14) Şeyhin izine yüzler sürelim, (14) Şeyh Cemâl’in, Celâl’in, iniyyetin eniyyeti izin, Ulûhiyyet eri, Rasûl Âlîm, İniyyetin eniyyeti, Zât’ın özelliğinden iniyyet yönünden enesi (benliği) Kûr’ân ve İnsân, İnsân-ı Kâmil olan şeyhin cemâli ve celâli izinden gidilir. Ancak böyle Ulûhiyetin yani Allah’ın eri Ârifibillâh yolcuları Hakk’a vuslât ettirip, Hakîkat-i Muhammedi ve Hakîkat-i İlâhiyye de Cemâlullahı seyrettip bâtini umre ve bâtıni Hacc yaptırır. Ramazan Bayramı hakîkatlerini seyrettirir. Celâl yönü ile de sâlike nefsi emmâresini kestirme kudreti verip Kûrb’an bayramı yaptırır. Bu Allah eri Hazreti Muhammed, Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlî’nin habercisidir.

(15) Tâ fecre kadar zikreyleyelim, (15) Tahakkkun faâliyette, Rahmân’ın Cemâl’inin Vahdet’inin Nûrunun ziyâsı yel Âlîm, Tahakkkun faâliyette; Hakîkatin bu âlemlerde faâliyette, bu âlemde görülen artı ve eksi tüm zuhûrlar cemâl-i ve celâl-i esmâların zuhûrları olduğu için tüm eşyâ sûretlerinden görünen Hakk’ın tezâhürlerinden başka bir şey değildir.

Rahmânın Cemâlinin Vahdeti; Hakîkat-i Muhammediyenin birliğini yani bu âlemlerinin birliği olan İnsân-ı Kâmil’i ifâde etmektedir. Tüm âlemlerde hakîkati ile faâliyette olan onun zuhûrudur.

Nûrunun ziyâsı yel Âlîm; Rasûlüllah (s.a.v.) risâlet nûru zâhirde gözüküyordu. Yani anlında bunun işâreti ve alâmeti vardı. Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlî ye eşyânın hakîkati olan nûr batında velâyet nûru ve risâlet nûru olarak intikâl ettiği için zâhir ehli bu nûru göremezler. Bunu görebilecek olanlar bâtın ehli ve bu hakîkatleri idrâk edebilecek kâbiliyet ve kapasiteye sahip olan kişilerdir. Aslında bâtınları (هُ) “Hu”, Hakk’ın varlığı bizle bizdedir diyerek Kadir gecesi yani Kûr’ân (Zât) ile İnsânın hakîkatının buluşması bizdedir. Kadir kıymetimizi bilerek bizi hatırlayın. Bunu anlamak için “Semme Vechullâh” Her yana baksan Hakk’ın vechidir hakîkatini idrâk etmiş ve edecekler bunu anlayabilir. “Âdem isen Semme Vechullâhı bul” diyen ehlullâh ne güzel söylemiştir. 

(فجر) Fecr sayısal değeri, (ف) Fe: 80, (ر) Cim: 3, (ج) Re: 80 dir…

80+3+200= 283 

2+8+3= 13 Hakîkat-i Ahmediye, Burada fakîrin gördüğü iki hakîkat ortaya çıkıyor. Birincisi daha önce Terzi Baba kitâblarında hesaplamaları olduğu için fazla uzatmadan (نصرت) Nusret sayısal değeri 740 ve (نَجدَت) Necdet sayısal değeri 457 dir. 

740-457= 283 

Hayretki hayret 1955 yılında yazılan bu hakîkatleri vermektedir. “52” (سورة الطور) “Tûr Sûresi”dir. Tur dağında Hazreti Mûsâ’nın bayılması ile Fenâfillah hakîkatinin ilk başlangıcıdır. 52 nin devâmı olan “53” ise (مِراج) Mirâc hakîkatleridir. (فجر) Fecr yani güneşin doğması ile Bekābillâh başlamaktadır.

740-457= 1197 dir. 

(11) Tevhid-i Zât ve 97 (سورة القدر) “Kadir Sûresidir”. Kadir ile bilgili bu beytin açıklamasında verildi.

سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ {القدر/5}

Selâmun, hiye hattâ matlaıl fecr. 

97/5. “O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir).” Terzi Baba’nın 91 nolu Rabbi Has adlı kitâbında her kesin bir Rabb-i Hassı olduğu ve kendisinin Rabb-i Hassı yani esmâsının “Selâm” olduğunu bildirmektedir.

1+1+9+7= 18, On sekiz bin âlemidir.

Tam ortada bulunan da 19 İnsân-ı Kâmil’in sayısal değeridir. Ehline mâlûm olan bu hakîkatlerin yorumunu okuyacak olanların idrâklerine bırakıyorum. Birçok sayısal bağlantıları olan bu oluşumun sayısal bağlantılarını burada bırakarak yolumuza seyrimize devâm edelim. 

Ta fecre kadar zikretmenin iki yönü vardır. Birisi Fecr ile birlikte hava aydınlanmaya başlar ve Bekābillâh hakikatleri doğuşunun başlamasıdır. İkincisi (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı, Hazreti Muhammedin Rabb-i hassı, yani husûsi Rabb-ıdır. Tam kemâlli zuhûr mahallidir. Başka biri Allah esmâsını ancak vekâleten çekebilir. Bekābillâh, Mi’rac dönüşü ile birlikte biraz yukarda belirtilen Rabb-i Hassı ne ise onu çekmesi gerekmektedir. Bu zevâl değil, kemâlâttır. 

Âlem bir kumarhâne-i aşk oldu serâpâ
Binlerce kumarbaz atıyor sanki dübârâ
Ey nefs-i nefis gel atalım biz dahi tek tek
İbret alalım çünkü bize gelmede hep yek (Nusret TURA) Bu kumarhâne de kazanan hep kasa’dır. Aşk kumarhânesinin kasası Ahmed’dir. 

(16) Feryâd edelim efgân edelim, (16) Anıp Ref’ed Âlîm’i, Gün bizim Nûr Âlîm, Bizi Vareden, Hakîkat-i İlâhi Deryâsı, Rahmân’ın Başı Nûr Âlîm… Hu Ahmed’in Vahdeti An ve An Allah, Nûr Alim…

Anıp Ref’ed Âlîm’i; Mi’rac edip ref olalım. Cebrâile ihtiyâç olmadığı gibi burada târîkata yer yoktur. Hakîkat ve aşka ihtiyâc vardır. Rasûlüllah efendimizin buyurduğu gibi “Yanarsan ben yanayım.” Ve Hazreti Mevlânâ’nın söylediği gibi “Mustafa’nın koltuğu altında başka bir elbise vardı.” Muhabbet ehli, aşk ehlinin bu sahaya girişine izin verilir. Ücret-i ise can’dır. O cana bedel cânân verilir. İşte bu hal ile mi’racınını yapıp halk arasına dönebilirse, dönen kişi giden kişi değildir. Ama gören, onu eski hâliyle sanır. 

Gün bizim Nûr Âlîm; Hazreti Muhammed, Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlînin göz nûru olmuştur. Fenâfillâh ve Bekābillâh hakîkatlerini kendi bünyesinde toplamış. Gün yâni (كن) “Kün” hakîkatlerini kendinde bulmuş. Sözü, Duâsı (كن) “Kün” Ol olmuştur.

Bizi Vareden, Hakîkat-i İlâhi Deryâsını, İşte bu Kâmil kişi kendi hakîkatindeki katrenin hakîkati ilâhi deryâsından başka bir şey olmadığını ama bu deryânın tamamı da olmadığını bilir. Var edenine, icâd edenine bu hakîkati deryâsından başka bir şey olmadığı için marifet-i mübdi gereği, karşı tam bir fakr ve ihtiyâç içinde olur. 

Rahmânın Başı Nûr Âlîm; Nokta zuhûr mahalli olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.), Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlî’nin başı Hakîkat-i Muhammedidir. Bu hakîkatin nokta zuhûr mahalleridir. Hazreti Muhammed (s.a.v.) (اَللهُ) “Allah (c.c.) esmâsının”, Hazreti Âlî (رحمن) Rahmân esmâsının, Pirân-ı Âlî diğer esmâların zuhûr mahalleridir. Ana kaynak Hazret-i Muhammeddir. 

Hu Ahmed’in Vahdeti An ve An Allah, Nûr Âlîm; (هُ) “Hu”, (هو) “Hüve” olan (أَحمَد) Ahmed’in hüviyyeti, hubbiyet perdesini üstüne çekerek an ve an (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsı- na dönüşmekte ve bu (هو) “Hüve”, hüviyet 18000 âlem perdesine dönüşmektedir. İşte siyah örtü neyi örter bilir misin? Hakîkatinin bir an, an’da perdesini aralayıp, tekrar kendini sırlaması yani (نصرت) “Nusret” e bürünmesidir.

Hani denir ya (zaman olur ki hayâl cihan değer) bu hayâl geçmişi düşünüp geriye gitmek değil, bu safhada artık zamanın sadece bir an olduğu ve o anın an-i dâim olduğu bilinir. O hâlin husûsi tadından hiçbir şey kaybolmaz çünkü o an geçmiş değil geleceğin çok ilerisinde olan bir geçmiştir ki geçmemiştir, bâkidir.[126] 

Nûr Âlîm; Bu da “Nûr Âlîm” ile nûrânî perdeler ile kendini örtmektedir. Hakk’ın perdeleri ve örtüleri altında sevgilileri vardır.

Aşk-ı buldum, aşka uydum, aşk ile oldum enis, Sûreta derler zavallı inliliyor, nalan-ı aşk. (Nusret TURA)

(17) Devrâna uyup seyrân edelim, (17) Hu Ulûhiyetin Hakîkat-i İlâhi Güneşi Zülkarneyn, Ahad’a Sahip Gayriyetin Eli, Kamerin Eli Nebi, Ulûhiyetin Ef’âl âleminde ki batı ve doğusuna, Celâl ve Cemâline sahip olan Akl-ı küll ve Nefs-i küll sahibi olan Hakîkat-i İlâhi güneşini varlığında (أَحَد) Ahad yani tek bilmiş ve gayriyet perdesi ile örtülmüş Allah (c.c.)’ın eli, Hakîkat-i Muhammedi’nin eli Hakk’ın kimliğinden haber vermektedir.

(18) Eyvah demeden, Allah diyelim, (18) Yahve der Mûsevîden, Ahmed-i Medheden Ulûhiyet el, Allah-ı duyalım, Yahve der Mûsevîden; 18 bin âlem Rubûbiyet mertebesidir. Aslı tahrif olmuş, Tevrât’ta Rabb, yahve olarak geçmektedir. İşte bu gün hâlimiz budur. Maalesef târîkatlar bu gün oturulacak yer hâline geldiği, ilerleme kaydedemediği için, İsrâiloğlu gece yürüyenler olan dervişlik hakîkatleri bu gün rafa kaldırılmıştır. 

Gerçek ma’nâda derviş, gönülden derviş olanların bu gün bu hakîkatleri ihyâ edip, Tevrât-ın hakîkatlerini yazan Kûr’ân-ı Kerim’i iyi anlayıp bu hakîkatleri kendi varlığımızda “İnni Enallâhi Lâ ilâhe illâ ene Fabudni” (Taha 14) Muhakkak gerçekten ben Allah’ım, benden başka ilâh yoktur, öyleyse bana kul ol hitâbını tüm yönlerden duymalıyız…

Ahmed-i Medheden Ulûhiyet el; Saff sûresinde 6. bu âyet bağlantıyı ifâde etmektedir.

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ {الصف/6}

Ve iz kâle îsâbnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiran bi resûlin ye’tî min ba’dîsmuhû ahmed(ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn.

61/6. “Ve Meryemoğlu İsa (A.S) şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki ben, elimdeki Tevrât’ta olan herşeyi tasdik eden ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan Resûl ile müjdeleyen, size (gönderilmiş) Allah’ın Rasûl’üyüm.” Fakat onlara beyyineler (mu’cizeler, deliller) getirdiği zaman onlar: “Bu apaçık sihirdir.” dediler.” 

(سورة الصف) “Saff Sûresi” 61. sûredir. 61+6= 67 dir. (اَللهُ) Allah (c.c.) esmâsının sayısal değeri de 67 dir. Allah – Ulûhiyyet metresinin Zât ismi olarak ifâdesidir.

Allah-ı duyalım; Allah (c.c.) vaaz ettiği bu hakîkatleri varlığımızda duyup, vehimi varlığımızı yerine Hakk’ın hayâli olan hakîkatleri duyalım ve bu hakîkatleri söyleyelim.

(19) Ey yolcu biraz gel dinle beni, (19) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn bir, az geldiyse kes benliğini, İlmi, müşâhade ve yaşantıyı bir eden, cem eden. Rû’ya âlemi, Nûr âlemi, Rûh âlemini bir eden, cem eden, kendi varlığının hâlifelisi olan Âriflik sana az geldiyse kendini tanıdıktan sonra (اَللهُ) Allah (c.c.)’ı tanıyan olan ârifibillah olmak istersen, madde, nûr, sıfât perdelerinden sonra muhabbet perdesini de kaldırıp benliği kesmen gerekir.

(20) Kervan yürüyor sen kalma geri, (20) Hamid Er Sen Hakîkat-i İlâhi Güneşi ile yürüyorsun, Kalem’in Elif, Lâm, Mim Gayriyetin Eri…

(حَمد) Hamd ederek yani (اَللهُ) Allah (c.c.) kulunu över dendiği bu yolda (اَللهُ) Allah (c.c.)’ın övülmüşü kulu olarak ve hakîkati ilâhi güneşinden aydınlanarak fikir, zikir, idrâk tefekkür çalışması yaparak ilerliyorsun. İlk halkedilen “Kalem-i Ala”dır. (الم) Elif, Lâm, Mim, âlemin koordinatları İnsân-ı Kâmil’dir. Nokta zuhûr mahalleri de gayriyet libâsına girerler ve hakk’ın kalemi olarak bu âlemde yol alırlar.

 Nusret Tura Efendimiz,
 Terzi baba  ve talebeniz,
 Elimiz de Hakk eliniz,
 Yolunuzda yürüttünüz.

(21) Nusret denilen deryâ gezeri, (21) Nusret delilin An ve An eniyyetin Vahdet-i dürer, Gayretin Necât Eri…

 Nasrun minallah âyetinden,
 Çok şey kazandi gayretinden,
 Her an hayrandı hayretinden,
 Burada Hz. Nusret yatıyor. (Terzi Baba) Yazılanları çok güzel özetleyen Efendi Babam-dan, Nusret Babam Rahmetullâhi aleyhin mezâr taşına yazılmış şiirin ilk dörtlüğüdür. 

Yardım delilin an ve an-i dâim denilen tüm zamanları kapsayan an şu an zâhir ve batın ene yani İnsân-ı Kâmil bir varmış bir yokmuş misâli, İlm-i İlâhi programı zamanı dürer ve Hakk’ın yardım eli bâtına alınır. Ama dünyâya gelme sebebim senmişsin dediği Necdet Babam onun zâhirinde Necât (Kurtuluş) eli olur. Ve Nûh (Necât) Hakîkat-i Muhammedi gemisi hala bu dünyâda seferlerini sürdürmektedir. Binen de olur, inende sağ olsun bu gün – o gün bizi gezdirdi.

Bu satırları yazdığım ve defterime aldığım 29-12-2012 Perşembe Mevlüt kandili günü sağ olsun gemisi ile gezdirdi. Önce ailem ile durusu gemisine binip Eminönü ne geçtik. Duru-su yani sakîn bir yolculuk olan “Hakîkat-i İlâhiyye” de Cemâlullâhı seyirdir. Sağ olsun bize zem zem içirdi. Dur-usu Akl-i Küllden gelen dur hitâbı ile “Dur Rabb-in namazda” der gibiydi. “SAKİNİM – DURGUNUM - DEMLENİYORUM”.

Emin önünde “Sefer” bize “Kûrb’an” hakîkatlerini hatırlatan ma’nâ yiyeceklerini getirdi. Efendi Babamın hâlifesi olan Sefer bey ile zâhiri olarak tanışmak mümkün olmadı. Ma’nen bizim ile tanışıklığı olduğu âşikârdır. Hesab 41 lira demesi de, 41 Cennet’ül Bâki kapısının sayısal değeridir. Mekânı da Cennet’ül Bâki’dir. İnşeallah… Sefer’in bir başka yönü ise bir sonraki beyitte görüleceği üzere seferin son bulmasıdır ki, nerede son bulduğu biraz önce yazıldı. Cenâb-ı Rabb’ül âleminden her birerlerimize böyle bir sonlu mekân hazırlamasını ricâ ve niyaz ederiz. Hesabı ödediğim kasadaki kişide 40 lira mı? Dedi. Hayır, 41 diye tekrar etmek zorunda kaldım. 40 ise Kırk ders ile derslerin tekmil târîk bitirilmesidir. O gün biraz rahatsızdım ve üzerimde Celâl-i bir tecelli vardı. Ailemi orada bırakıp yalnız geri dönmek zorunda kaldım. 

15:10 da Üsküdar’a kalkan deniz hatlarının gemisi ismi Gök-su idi. Gönül göğünden gelen, Kevser suyu… İçeri doğru yürüdüm, yüzüm öne dönük sağ cam kenarında kalan son yere otururken, çapraz karşımda bir hanımın yaka kartı üstünde “Hilâl” sokak sanatçısı, müzisyen yazmaktaydı. Fakîr denizi seyrederken bu hanım sanatını icrâya başladı. Hilâl bilindiği gibi ayın ilk hâline verilen isimdir. Ay da, Hakîkat-i Muhammedi’dir. Dört veya beş tane şarkı söyledi aklımda kalan; 

Unutma ki dünya fâni veren Allah alır canı, 
 Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca… 

Burada unutulmayan nefistir, Fâni olan fenâ bulursa, Allah (c.c.) ile bâki olur, aslında bedenden çıkan, giren de yoktur aslında hükmü son bunan nefsi emmâredir. Nefsi emmâre kesilirse ancak fenâ bulur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh gibi zevât ise “can ile can bula gör” olduklarından “Ben” yani “ben ile bende benlen” olanı nasıl unuturum demektedirler.

Bu hanım yanına küçük bir şapka koymuştu, yardım ederseniz sevinirim dedi. Şapkası derviş keşkülünü andırıyordu. Târîkatlar faâliyetteyken, nefis tezkiyesi nefsi alçaltmak için bu keşkülleri boyunlarına bağlar ve halk arasında dilencilik yaparlardı. Rengi de ilginçti, mor renkli bir şapkaydı. Mor renk ölüm halinde bir müddet süre sonra bedende oluşan renktir. İşâretler gösteriyordu ki, razı olmuş nefis, razı olunan nefis ve bu hâl ile saflığa ulaşan nefsin işâretlerinden ve Fenâ-i Ef’âl, Fenâ-i Esmâ, Fena-i Sıfât ve Fenâ-i Zât hakîkatlerinden haber veriliyordu.

Bu nefis benlik yıldızından, yeni ay ile hakîkati muhammediye dönüp ziyâsını oradan almanın hâlidir. SAKİNLİK SAKİLİĞE DÖNÜŞÜR.

(22) Hatmetti bugün seyr ü seferi, (22) Tahakkuku Ahmeddi, Gayıretti, Hakîkat Deryâsının Serdarının Ünü…

Nusret Babamız rahmetullâhi aleyhin hakîkati (أَحمَد) Ahmed yani “53” ile (نَجدَت) Necdet Babamızdı. Gayriyete, bize göre batın âlemine gitti ama hakîkat deryasının başkumandanı Necdet Babamız ününü sağ olsun dünyâya duyurdu. Yaşadığı devir de dini yaşamak zordu, birde bunları anlatmak daha zordu. Artık günümüzde bu hakîkatleri insânlara ulaştırmak daha kolaydır. Ta o zamanlarda bu zâhmet çekilmese, rahmet ve aslı olan Ahmet gün yüzüne çıkmayabilirdi. Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın (سورة الشرح) “İnşirâh Sûresinde” buyurduğu gibi her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.

(23) Devrâna uyup seyrân edelim (23) Bizi Vareden, Hakîkat-i İlâhi Deryâsı, Rahmânın Başı Nûr Âlîm… 

Bizler hakîkati ilâhi deryâsının köpükleri olan tecellisinden ibâret bir katreyiz. Hakîkat-i Muhammedi mertebesinin nokta zuhûr mahalleri ve onun göz nûru olan Hazreti Muhammed (Ana kaynak, tam kemâlli zuhûr mahalli) Hazret-i Ali ve Pirân-ı Âlî’dir. 

(24) Eyvah demeden, Allah diyelim.

(24) Hu Ahmedin Vahdeti An ve An Allah, Nûr Âlîm… 

“Hu, Ahmedi, Vahdet”, birlik muhabbet perdesi ile örtmüş “küntü kenzen mahfiyen” ben gizli bir hazîneyim demiştir. An ve An yani Hazreti Âlî nin dediği gibi “El an” Allah var idi onun ile hiçbir şey yoktur. (اَللهُ) Allah (c.c.) derken, “El An” onunla beraber başka hiç şey yok diyorsan işte o zaman eyvah değil, Eyivallah… dersin. İşte bu Eyivallah’ın göz nûru âlemlerin göz nûru olan İnsân-ı Kâmil’dir.

Bu şiir görüldüğü gibi 24 beyitten oluşmaktadır. Bu yazıya aldığım fotağraf arkasında Nusret Babam Rahmetullâhi aleyhin imzasını Musret Tura UŞŞÂKİ diye attığını fakettim, belki ilk ismi Mehmet diye bu şekilde imza atmaktaydı… Fakîrin baş ve son harfleri de bu isim ile aynıdır(M-T). Musret’in ortasındaki harfler S-R (صر) “Sır” olmaktadır. Mehmet’in ortasındaki harfler ise H-M “Hakîkati Muhammedi” deki (صر) “Sır”dır. 

Fakîrin ortasında ki harfler ise “URA” dır. Ura’nın saat-zaman, çıplaklık, ilmek atmak ma’nâları vardır. İlmek hafifçe düğüm atmaktır. Bu 24 beyitlik şiir ki 24 saat ve 24 ayar olan Fenâfillah ve Bekābillâh hakîkatlerini Hazreti Nusret ile bu şiir’i ile sırlamıştır. Bu sırlı ilmeği çözme işini de zâhir ve bâtın Terzi Babam-dan aldığım zâhir ve bâtın ilmi ile ve onun çırak ve kalfası olarak fakîre yaptırmışlar diye düşünüyorum. 

Bu hâleti rûhiye içinde Nusret Babamın Erler Demine adlı kitâbına Terzi Babamın yazdığı mühim bir not bölümü vardır. Özet olarak şöyledir;

1955 yılında[127] Nusret Babamın ma’nevi seyri sülûkunu tekmil ettiği zaman da yazdığı bu şiir aslına uygun ilâhi olarak meclislerimizde okunmaktaydı. Ancak nasıl bir iştir ki şah beyitlerini değiştirerek namlarına kaydettirmişlerdir.

 “Ey yolcu biraz gel dinle beni,
 Kervan yürüyor sen kalma geri,
 Nusret denilen deryâ gezeri,
 Hatmetti bugün seyri seferi” Şeklinde olan şiirin son beyti: 

 “Yusûf denilen dünyâ güzeli,
 Fethetti bu gün gönlü seferi,” Şeklinde değiştirilerek okunmaktadır. Vicdân muhâsebesi yaparak belki yanlışlarından dönerler, yoksa akıbet ne olur bilemem. 

Bundan bir önce yazdığım yazıdan birkaç ayrıntı ile burada gördüğüm bağlantıyı açıklamaya çalışayım. “Bak ara” kaidesince “Demine” kelimesi “De”mine” yani “Mine De” Mine nin söylenmesi istiyor. Veya bir başka açıdan bakarsak “Erler Mine de” olmaktadır. Mine, Mina, Cam, Şişe, Hayl, Liman, iskele sözlük anlamları vardır. Bu ise Ef’âl-Madde, Esmâ-Nûr, Sıfât-Ruhâniyet, perde ve hayâllerine olan muhabbet kaldırıldıktan sonra, muhabbet perdesinin de kaldırılması gerekliğidir. Mina’da nefsi emmâre yani nefis şeytânı taşlandıktan sonra Kûrb’an bayramının 4. Günü kişi oluşan Celâl tecellisi ile nefsini keserek, bu eti etrafındakilere ikram etmesidir. 

Bilindiği gibi mertebelere riâyet şarttır. Celâl tecellisinin belirtildiği beyitlerde rû’ya ve hayâlden ibâret olan bu âlem Muhammediyyet mertebesinden yorumlanmıştır. Bu arkadaşlar, nefsâni hayâl olan rû’yalarını bu beyitler ile belirtmişler. Ve Cemâl tecellisi ile tasvir etmişlerdir. Hangi seferi fethettiklerini okuyanların ve okuyacak olanların idrâkine bırakıyorum… Bu kişilerde “Eyvah!” Demeden “Nusret” derler. İnşeallah…

Bu yazılanları kaleme almadan âlem-i ma’nâda bir zuhûrât görmüştüm. Erler demine-Nusret Tura adlı eserde, Mehmet Nusret TURA adlı bölümün bir paragrafı bununla bağlantılı olduğum için bu paragrafı buraya alıyorum. 

Talebesi olan Necdet Beyefendi onunla beraberliklerin- den şunları yazar: “Nusret Babam gişede çalıştığı sıralarda ziyâretine giderdim. Gemi saati olmadığı zamanlar gişe kapalı olur, kendisi içerde ya istirâhat eder yada eğer yorgun değilse zikir yapar veya yazılarını yazardı. 

Ben kapıyı vurmam beklerim, o geldiğimi anlar içeri alır, benimle sohbet ederdi… Bir gün arkadaşım ile beraber ziyâretine gitmiştik. Sonra başka yerde dersimiz olduğunu söyleyerek kendisiden izin istedik. Kapıdan çıkarken “Deryâda yıkanıp temizlendiniz, hadi şimdi göle gidip kirlenin bakalım” dedi. Bunun ne anlama geldiğini çok seneler sonra anladım. 

26-11-2017, fakîrin ma’nâda gördüğü zuhûrât, Müstakil beyaz ikiz bir villa, bu evin bir tarafını biz kullanıyoruz. Diğer bölümüne misâfirleri ağırlıyoruz. Bu evin hemen yanında bir göl var. Yanımızda misâfir aldığımız villanın bölümüne misâfir geliyor. Hâllerinden dünyâ ehli oldukları anlaşılıyor. Bu kişiler bu göle girmek istiyorlar.

Pek temiz olmadığını düşündüğüm bu göle, misâfirlerin girmesini tasvip ve tavsiye etmiyorum. Onlar dinlemeyip bu göle giriyorlar. Biri kadın üzerinde gri bir tişört ve 3-4 tane erkek üzerlerinde bulunan elbise ile kurbağa gibi yüzüyorlar. 

Daha sonra sahne değişiyor. Güney’de Adana-Tarsus taraflarını olduğunu düşündüğüm bir yerdeyim. Müstakil bir eve misafiriz. Bu evin ön tarafında veranda Rahmîye annem ile yan yana oturuyoruz. Türkler pek giymez ama üzeri başında ki baş örtüsünden bütün elbiselerine kadar siyah yas elbisesine benziyor. Rahmîye annem ile manzarayı seyrediyoruz. Dört bir yanımız dağ ile çevrilmiş. Tam ortasında nasıl berrak tarif edilemeyecek şeffaflıkta duru bir deniz, bu denize etraftaki evlerin yansıması mı yoksa bu denizin içinde evler mi var böyle bir manzara, sözsüz konuşmadan sadece o an-ı izlemekteyiz. 

Şimdi bu zuhûrâtı acizane yorumlamaya çalışalım. 

Müstakil beyaz ikiz villa, Müstakil şahsi olarak kullanılandır. Beyaz ise Ulûhiyet mertebesinin ifadesidir. İkiz ise, bir bâtında doğan Kûr’ân ve İnsân olan ikiz kardeştir. Bu gönül evinin iki bölümlü olması bir yönünün Hakk’a bir yönünün Halk’a bakar olmasıdır.

Bu ev zuhûrâtta anlaşılacağı üzere Hazreti Nusret’in gönül evi, dolayısı ile kendi batın âleminde olduğu için ve yerine zâhirde görevli bıraktığı için Hazreti Necdet’in gönül evidir. Ve de biz evlâtlarının…

Yanımızda misâfir aldığımız villanın bölümüne misâfir geliyor. Hâllerinden dünyâ ehli oldukları anlaşılıyor. Halk’tan misâfir olanlar ise misâfirlik hükümlerine uymayan “dünyâ güzeli” olan yâni dünyâlarını güzelleştirip, Hakk’ı Hakk’a teslim etmeyen misâfirlik hükümlerine uymayan hakîkat-i dünyâ metâsına çeviren zevâttır. Şahsi olana, özel olana, kendi malları gibi sahip çıkmaktadırlar.

Pek temiz olmadığını düşündüğüm bu göle, misâfirlerin girmesini tasvip ve tavsiye etmiyorum. Hakîkat-i ilâhi deryâsından gelen “Nusret” babamın sözlerini varlık ve mâsivâ gölünden gelen sözlere dönüştürülmesini ve kirletilmesini tasvip ve tavsiye etmiyorum.

Onlar dinlemeyip bu göle giriyorlar. Girsinler bakalım hâlleri nice olur… İşte Nasıl Nûh aleyhiselâmı dinlemeyip elleri ve elbiselerini başına kapayan kavmi gibi, Necât olan Necdet’i dinlemeyenlerin hâli nasıl olur. Allah, muhâfaza…

Biri kadın üzerinde gri bir tişört ve 3-4 tane erkek üzerlerinde bulunan elbise ile kurbağa gibi yüzüyorlar. Varlıklarından beden elbiselerinden soyunmayan bu nefsi emmâre sahipleri, kendi nefsâniyetleri ile kur-dukları bağ ile kurbağa gibi yüzmektedirler. Kurbağa gölde sabaha kadar vıraklasa, bıraklasa bir anlam ifâde eder mi? Eder ama kendi mertebesinden kendi ne? Bu hakka ulaşır mı? Çeşitli yerlerde bu şekilde okunan bu şiir, ilâhi Hakk’a ulaşır mı? Bu yerlerde ilk göze çarpan “Edep Ya Hu”dur. Allah (c.c.) bunların var ise gözlerine, özlerine gösterir. İnşeallah…

Daha sonra sahne değişiyor. Biraz üste nefsâniyet varlık sâhiblerinin, İrfân ehli, Hakk ehli, İnsân-ı Kâmil’e yaptıklarının ma’nâlanmasıdır. Ve Hakk ehli sadece ve sadece bunu izler ve tasvip etmez. Fazla da üstüne gitmeden bir hikmeti vardır, der. İşini İlâhi adâlete havâle eder. Bir de İrfân ehlinin işini nasıl yaptığını, her şeyi Hakk bildiği, duyduğu, gördüğü hâlde aşağıdaki yorumdan anlayabiliriz. Herkesi Hakk bilir ama kendinde ve işlerinde şeriati uygular.

Güneyde Adana-Tarsus taraflarını olduğunu düşündüğüm bir yerdeyim. Müstakil bir eve misafiriz. Bu bölgeye yaklaşık 3 senedir yaptığımız gezilerden dolayı aşinayım. Güney’de olması, Rasûlüllah (s.a.v.) efendimiz “Rahmân’ın nefesini yemen tarafların- dan alıyorum.” Yani güney’den alıyorum demiştir. Adana tarafları olması, üste yazıda konulan fotoğrafta Hazreti Nusret’in “Kimsesiz sandı âlem beni, halbuki ben herkesim.” Diye ifâdesidir. Bir başka ifâdesi Ad-Ana, Ana Esmâ, Allah (c.c.) ismi taraflarında bu ismin hakîkati ile olunmasıdır. Tarsus’ta ise “Nusret Mayın Gemisi” bulunmaktadır. Cenâb-ı Rabb’ül âlemin kim ki benim velime, dostuma savaş açarsa ben de ona savaş açarım demektedir. Yani Hazreti Nusret ve Hazreti Necdet’in gönül evine misâfiriz. Bu zuhûrâtı gördükten bir gün sonra 27 Kasım’da Efendi Babam beni aradı. Aynı zamanda konu ile alâkalı mail-de göndermişti. “Tûr ve Mehmet Nusret Tura Hazretleri” adlı eserinde “Tûğrâ” ve “Nusret Mayın Gemisi” konusu hakkında internetten “anonim yani genele ait olan alıntılar yaptığını, kaynak vererek bu esere aldığını, çıkarılmazsa iyi olup kitâbı zenginleştirileceğini ve konunun acil olduğunu, matbaada basım için kitabın beklediğini, hukuki bir sorumluluk ve kişisel hak ihlali olup olmayacağının araştırılmasını ricâ ediyordu. Kitâb işi ile ilgilenen ve hukuk işi ile ilgilenenlere sorulduktan her hangi bir sakıncası olmadığı öğrenilip, kendisine bilgi verildi. 

Bu evin ön tarafında veranda Rahmîye annem ile yan yana oturuyoruz. Türkler pek giymez ama üzeri başında ki baş örtüsünden bütün elbiselerine kadar siyah yas elbisesine benziyor. Nusret Baba’mın eşi olması dolayısıyla “Rahmîye” ma’nâda aslım ve hakîkatim olan Rahmet eden, esirgeyen Nefs-i küllümdür bu hakîkatin üretkenliği ile oturmaktayım. Veranda da olmamız gönül evinin dışa açılan bölmesinde bu hakîkatler daha geniş bir şekilde izlenmektedir. O bölge genelde Îseviyet hakîkatlerinin yaşandığı bölgedir. Ashab-ı Kehf oradadır. Rahmîye annemin üstünün siyah olması “Fenâfillah” hakîkatleri ve bir bakıma “Ka’be”nin örtüsünün rengi olması nedeniyle Zât-i hakîkatlerin seyredilmesidir. Yas tutuyor olmasıda, Nusret ve Necdet Babamın bu konudan üzüntü duymasıdır. Bir bakıma Vera-nda, Vera’ yâni şüpheli ve harâm olandan kaçınarak, bir bakıma mâvera’sından yani arkasından, hakîkatinden izliyoruz. 

Rahmîye annem ile manzarayı seyrediyoruz. Dört bir yanımız dağ ile çevrilmiş. İşte ma’nâda aslım olan bu hakîkat ile husûsi özel rahmet ile olaylara nazar ediyor ve seyr ediyorum. Dört bir tarafın dağlar ile çevrili olması, bu bölgede Toros dağları vardır. Ne kadar enteresan “ TOR-OS” “TORO”-S “Tur - Ayın-Sin” Tûr ve İnsân “Tûrâ Sin” “Tûrâ İnsân” Hakk’ın mührü olan İnsân-ı Kâmil… Tûr bilindiği gibi 52 numaralı sûrenin ismi ve Nusret Babam’ın sıra numarası ve “Îsâ” ise Mi’rac hakîkatleri ile 53 numaralı Efendi Babamın sıra numarasıdır. Bu hakîkati izliyorum. 

Tam ortasında nasıl berrak târif edilemeyecek şeffaflıkta duru bir deniz, bu denize etrafta ki evlerin yansıması mı? Yoksa bu denizin içinde evler mi var? Böyle bir manzara, sözsüz konuşmadan sadece o anı izlemekteyiz. 

İşte bu gönül deryâsının Cemâli hâlini aslım ve hakîkatim ile özel ve husûsi bir rahmet ile izliyorum-izliyoruz. İşte bu evler de Hakk’a ayna olan Kâmil İnsân’ın gönlündeki gönül evleridir. Hakîkat-i İlâhi deryâsının içinde husûsi bir rahmet ile sükûn hâlinde seyirlerini yapmaktadırlar. İşte bu hâl sadece yaşanır. Lafa, söze gelmez. Gelirse de Leb-i deryâdan, söz, ma’nâ, rûh, nûr olarak anlatılır.

Cenâb-ı Rabb’ül âlemin rahmeti gazabımı geçmiştir, diyor. Hazreti Nusret’in de bu konuda ne kadar rahmetli olduğu bu olanlar ve zuhûrâttan anlaşılmaktadır.

Hazreti Nusret bir an oğlum “Cesaretin var mı AŞK’a Ya Hu! diyerek AŞK’ın kitâbını gösterdi. 

Bu yolda zaman zaman sorulan gerçekten Var mısın? Sorusuna, şu şekil de cevap verelim.

Ey Tebrizli Şems, Dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
 Benim dinim senin yüzünde övünür, ey sevgili.
 Bunu unutma, hâtırlaa ama.

Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (k.s) Allah’ıma, Hu’suna, Hüvesine, Kûrb’an olarak varım diyerek, Tevhid sahasında koşturduğumuz Nûr-atımızı soluklandıralım. Ve bu gün Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerif Şerhi 3. ciltte okuduğum konu ile tevaffuk eden kısa bölümü aktararak yazıyı bitirelim.

Divân-ı Kebir de şöyle geçmektedir. 

“Derviş sözünü görüp de söyler, ammi işitir de söyler.”

855. Kulak dellâldır ve göz ehli visâldir. Göz hâl sahibi ve kulak hâl sahipleridir.

Kulak dellâllık vazifesini yapar. Dellâl nasıl ki kendisinin olmayan malı “Harac, mezat” diye satarsa kulak yolundan âlim olanlar da kendilerinin zevki olmayan ilmi öylece satarlar. Fakat çeşm-i bâtın ve ayn-ı basîret sahipleri ehli visâl olduklarından, onlar Hakk’a vuslât hâlindeki zevklerin-den bahsederler. Binanaleyh göz hâl sâhibi ve kulak kâl sâhibidir. Nitekim “Haber muâyene gibi değildir” buyurmuşlardır. 

07-12-2017

* *

* *

Şûrâ-53

صِرَاطِ اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ أَلَا إِلَى اللَّهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ {الشورى/53}

Sıratıllahıllezî lehu ma fis semavati ve ma fil ard e la ilellâhi tesîyrul ümur.

42/53. “(O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.” Sıratıllahıllezî lehu ma fis semavati ve ma fil ard, (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah (c.c.)'ın yoludur. 40,41 ve 42. Surelerin 53. âyetlerine dikkatlice baktığımızda birbirini takip eden âyetler olduğu anlaşılır. Bu sûreler Ha-Mim hurufu mukatta harfleri ile başlıyor. Kısaca bu âyetler üzerinde Ha-Mim, yani Hakikat-i Muhammedi’nin etkisi var diyebiliriz. Âyetleri kısaca hâtırlarsak 40/53 hidayet yolu, yani doğru yol ile alakalı- dır. 40/53. Kâ’be-i Muazzama’nın temelinin yükselmesi yani “Sıratullâh” Allah yolunun başlangıcıdır… 42/53. âyeti “Men a’refe nefsehu, fakad a’refe Rabbehu” Kim nefsine arif oldu, fakad rabbine arif oldu kısmının ikinci bölümü ile alâkalı ve mi’rac-i seyir hakîkatlerini anlatmaya devâm etmekte olduğu görülecektir.

 Zâhiri gök ve yer ile bahsedilmekle beraber bunlar aynı zamanda bizim beden arzımız ve gönül göğümüzdür. Bizim zannetiğimiz bedenimiz aslında zâhir ve bâtın Allah (c.c.)’ın ve buradan geçen Allah (c.c.)’ın yolu “Sıratullâh” varmış. İşte bunun faâliyete geçmesi için nefsimizi tanıyıp buradan, da Rabb’ül Erbab olan Allah (c.c.) yolunda mi’rac etmeyi hayata geçirmemiz gerekir. 

Bu sistem derslerimizin ikinci bölümü olan Beş Hazret mertebesini (Sıratullâh) oluşturur.

 1- Tevhid-i Ef’âl, 2- Tevhid-i Esmâ, 3- Tevhid-i Sıfât, 4- Tevhid-i Zât, 5- İnsân- Kâmil...[128]

Ela ilellâhi tesîyrul ümur, Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah (c.c.)'a döner. Burada bir şeye dikkat çekiliyor. Neye dikkat edilecek devâmında “İla” Allaha, Allah’a doğru bir hedef gösteriliyor. Seyr-i İlallah, tüm işler Allah’a dönerek seyir halindedir, diyor. Bir an yok ve bir an var. Adem ve Âdem (var ve yok) hakîkatları bize ifşa ediliyor. Her an her şey, Allah’a dönmektedir. Peki biz bunun farkındamıyız. El-Umur, burada ki “El” takısı istiğrak olarak değerlendirilmekte ve kelimeye bütünlük kazandırmaktadır. “İsriğrak” tasavvuf terminolojisinden gark olmak, boğulmak ve kendinden geçmektir. Bütün işler ki bizler de Hakk’ın emri ile olan (كُنْ) “kün” Ol’dan başka bir şey olmadığımıza göre bu dönüş Fenâfillah mertebesini belirtiyor…

Sûre “Şûrâ” yâni “İstişâre” sûretidir. Bu sûrenin 38. âyetinde “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” Buyurulmaktadır. Bizlerinde işlerimizi birbirimiz ve Efendi Babam-ız ile istişâre etmemiz. Bu istişâre sonuncu birbirlerimizin ve Efendi Babam-ızın tavsiyelerine uymamız, Sıratullâh üzerinde ilerlememizi ve hakîki ma’nâda “İstiğrak” olup Allah’ımıza dönmemize vesile olacaktır. İnşeallah. Buraya gönlüme doğan küçük bir şiir’i ilave etmeyi uygun buldum.

Fettâh bizle, oldum Cahid, Kimlik senle, buldum Vahid, Ahad mimle, gördüm Ahmed, Kûr'ân ile geldim Samed, Rabb-a Kâmil İnsân mirat,[129] “Ya Hu” İnsan-ı Kâmil sırat.

Allah derdi, dedem Nusret, Selâm verdi, babam Necdet, Sofra serdi, annem Nüket, Ârif virdi, hemdem[130] sohbet, Rabb-a Kâmil İnsân mirat, “Ya Hu” İnsan-ı Kâmil sırat.

11-01-2016 

* *

* *

Sonuç – Sönsöz

وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ {فاطر/19}

Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr)

35/19. “Kör ile gören eşit olamaz” Nasıl ki bu kitâbın başında bulunan bir zuhûrât ve yorumu ile bu kitâb başladıysa belki bu kitâbın sonlarında yazılan başka bir kitâbın başlangıcı olacaktır. Bunun aslında her yazılan bir kitâbın “Ümm’ül Kitâb” olan Kûr’ân-ı Kerim’in bir açılımı olduğunu düşünürsek, bundan daha doğal bir şey olmadığını anlamak zor olmayacaktır. 

Şiir ve yazılarda ki hata ve kusurlarımızın hoş görülmesini dileriz. Başta belirtiğimiz gibi ne yazar ne de şair’iz, yazılanlar makale ve şiir denemeleri, belki denemenin denemesi mâhiyetinde ilgili kişilere aktarılmaya çalışılan, çalışmalardır.

Zâhirde yapılan ön çalışmaları ile 8 aylık bir zaman diliminde bu kitâb bitmiştir. Ama Efendi Babam sohbet ve kitâblarının yaklaşık 13-14 senedir dinlenilip okunması ve 8-9 senedir de bunlardan özümsenenlerin kalemin, mürekkebinden kâğıda aktarılması sonucu oluşan çalışma- lar ve yeni zuhûrât, müşâhade ve ilmi çalışmaların harmanlanması ile “Ben”deki Terzi Babam kitâbı ∞ meydana gelmiştir. Cenâb-ı Rabb’ül âlemine hamd olsun, şükründen aciziz.

Terzi Baba sûltanımız aslında kelimeler anlatmaya kifâyet etmiyor. Efendi Babam da bizi hoş görsün. Câhil cesâretiyle kalkıştığımız bu işi ondan gelen yansıma ve himmetleri olmasa bitirmeye muvaffak olamayacağımız âşikârdır. 

Cenâb-ı Rabb’ül âlemine hamd olsun, böyle bir amaç güdülmediği hâlde, mi’râc hakîkatleri ağırlıklı olan bu çalışmanın bittiği bu gece mi’rac kandili olması bizim için çok büyük bir mükâfat ve armağan olmuştur. Şükründen aciziz.

SONUÇ ve SONSÖZ kelimeleri ile biten ama bitmeyen bu kitâbta bu kelimeler de çalışmamızın bir tasdiği gibidir.

S-ON-UÇ; (س) “Sin” İnsân, “On” Fenâfillâh ve uç ile mi’rac hakîkatlerinin ucunda yâni Onüç hakikatlerinde olan İnsân-ı Kâmil ve Kâmil İnsân…

S-ONS-ÖZ; (س) “Sin” İnsân, “ONS” yaklaşık “30 gram” ağırlığında ki ölçü birimi, uluslarası piyasalarda kıymetli mâdenlerin fiyatının belirlendiği ağırlık ölçüsüdür. “ÖZ“ü “SÖZ”ünde ki, ma’nâ, rûh, nûr ile nâkıs olan insânları kıymetli mâden yapan İnsân-ı Kâmil ve Kâmil İnsân… Diyerek yakın bir tarihte, bizlerden binlerce kilometre uzakta yurt dışında olan bir kardeşimizden tarafımıza gelen bir zuhûrât ve yorumu ile kitâbımıza ve sonuna alarak nihâyet verelim.

Hayırli Akşamlar, hayırlı Cum’alar Murat  hocam.

Hocam ben sizlerden zikir almadan 2.5 sene önce- si neler yasadığımı sizi, Ze…’yi ve Efendi Babamı zuhûrât- da gördüğümü sizinle paylasmak istedim. Bunu uzun zamandır yazmak istiyordum demek ki nasîb bu güneymiş.

Hocam, aslında ben Tv ve haberlerden duyduklarimdan dolayi târîkatlardan korkan bir insândım. Çünki her seferin de hoş olmayan seyler ve durumlar duyuyorduk. Ama yine o arada  bir Tv kanalını seyretmeye başlamış- dım. O kanalda bir insân Mürşid-ini, istihâre namazı kılarsa ve Allah (c.c.)’ne sorarsa  gece zuhûrâtda gösterilir demişti. 

Ben o kanalı seyretmeye baslayinca biraz korkum hafiflemişdi ve merak etmeye baslamıştım. Kendi kendime dedim ki ya bu korkup kaçtığım târîkatlar gercek ise ve benim için hayırlıysa diye düşündüm. 

En iyisi bu tavsiyeye uyup istihâre namazı kılayım dedim, kıldım ve şunu bilmek istedim.'' Allah’ım benim için acaba, târîkata girmem iyi mi? Hayırlı mı?” Tv de dediler ki zuhûrâtda beyaz görürsen bunun cevabı ne sorduysan evet iyi demekmiş. Siyah yada hoş olmayan sahneler görürsen bu hayır ne sorduysan yapma iyi değil demekmiş.

İlk istihâre sonrasi gördügüm zuhûrâtda bir düğündey- dim ve  birçok gelin ve damatlar gördüm. Beyaz renk gördügüm için demek ki târîkata girmem hayırlıymış dedim. Tamam târîkata girip zikir alayım, ama hangi târîkata gideceğimi bilmiyordum. Bunu bilmek içinde tekrardan istihâreye yatayım dedim ve yaptım. Allah (c.c.)’ın Mürşid-imi târîkatimi göstermesini diledim. İkinci istihâreden sonra ki zuhûrâtı şu şekil de gördüm.

Tam karşımda bir câmii vardı. Câmiinin kapısının hemen yanında orta yaşlı beyaz başörtülü bir bayan oturuyordu. Bana el salladı gel dedi. Ona doğru yürüdüm. Sonra eliyle camiinin kapısını işâret etti. Kapıdan bakmamı istedi. Kapıdan içeriye baktım. Beyaz sakal ve saçlı bir adam sohbet veriyordu. Onu oturup dinleyen cemâat erkek ve kadın karışıktı. Buna biraz şaşırdım. 

Ama o insânları çok ama çok sevdim. Sonra tekrardan kapının önünde oturan o bayan eliyle karşıda duran bir adama gitmem için yine işaret etti ve yönlendirdi. Onun işâret ettiği yöne gittim. O adam da orta yaşlı bir insândı. O adam bana burası İstanbul senin tarîkâtın da Aliyye-i Halvetiye’dir dedi. Ben efendim yalnız şimdiye kadar hiç böyle bir târîkat ismi duymadım, ya uyandığımda unutursam bu ismi dedim. Sonra neyse ben de uyanır uyanmaz hemen yazarım not ederim dedim.

Sabahleyin uyandığımda hemen kalem ve defter almak icin koştum tam yazacakken aynı zuhûrâtda soylediğim gibi târîkatin ismini unuttum. Aklımdan, Halveti tamamiyle silinmişti. Bu isim yerine bana sanki “Tilâveti” duydum gibi geldi. Ve internetden İstanbul  “Âlî Tilâveti” târikatları diye aramaya başladım öyle bir târîkat yoktu. İnsânlara sordum hiç kimse bilmiyordu. Ve ben bu arada Allah (c.c.)’ım beni rû’yamda gördüğüm târîkata kavuştur diye gözyaşları ile çok duâ ediyordum. Hatta bazen geceleri artik duâ edip çok ağlamaktan yorgun düşüyordum ve sabah gözlerim şistiği için açılmıyordu. Açılması için bir süre beklemem lâzımdı. Yâni o kadar cok aşırı istiyordum. Bu hâlim iki buçuk sene devâm etti. Hep aklımdaydı ve târîkatımı bulamadiığım için çok üzülüyor- dum. Artık teselli olamıyordum. Hocam bulamayacağım diyordum ve içim çok acıyordu. Bu iki buçuk senelik bir zamandan sonra facebook’da Ze…’ye ile tanıştım. Ze…’ye Terzi Babamızın sohbetlerini sayfasına eklemişti. Onları dinledim, dinledikçe doyamadım. Gece gündüz, Efendi Babayı dinliyordum. Bir sefer yine Efendi Babayı dinlerken sohbeti durdurdum ikindi namazını kılıp kaldığım yerden tekrar dinlerim dedim. Ve ikindi namazında bir hâl yaşadım. Bu hâl, çok aşırı bir şekilde ağlamak ve mutluluk hâli idi. Ben hayatımda hiç, O kadar mutlu olmamıştım. 

 O anda gözyaşları ile beraber kendi kendime “ahhh, ahhh” diyordum. Namazı bitirdiğimde çok şaskındım bana ne oldu böyle diye kafamda soru işâretleri vardı ve  merak ediyordum. Terzi Baba’nın sohbetini kaldığım yerden tekrardan açıp dinlerken o anda tam da namazda yaşadığım O hâli konuşdu ve anlattı. Bu “Sekr” hâlidir diyordu. O zamanda cok şaşırmıstım. Nasıl olur da o anda yaşadığım bir hâli aynı anda anlatabilir bu tesâdüf olamaz demiştim. Ze…’ye sordum sayfanda sohbetlerini ekledigin bu adam kimdir?

Ze… O benim Mürşid-imdir dedi. Eğer ben de istersem zikir alabilir miyim? O da sorarım dedi. Çünki artık tesellim tamamen o zuhûrâtda gördüğüm târîkatdan düşmüştü. Bari artık buradan zikir alayım, zâten aradığımı bulamayacağım diyordum. Ve size sormam için mail adresi verdi size yazdım biliyorsunuz. Zikirler geldi başladım. 

Hocam zikirlere başlayana kadar târîkatin bu ismini bilmiyordum. Bir gün Ze…’ye  sordum. Bu târîkatin ismi nedir?

Ze…ye bana linkini attı. Tam linki tıkladım. O an da Halvetiye-i Âlîyye okur okumaz hayretler içerisinde kalarak hâtırladim. Rû’yamda görüpte sonradan unutduğum târîkatin ismiydi. Ve ne zaman ki sizin yönettiğiniz sitede sohbetinizi dinledim sesinizi duydum. Sizi de hâtırladım. Rû’yam da burası İstanbul senin târîkatin Âlîyye-i Halveti- ye târîkati diyen sizdiniz. Ve Ze… de zuhûrâtda ki  câmiinin önünde beni size yönlendiren beyaz başörtülü bayandı, zâten zâhirde beni, size, O yönlendirdi. 

Ne zaman Ze…yi beyaz başörtülü görsem zuhûrâtımı hatırlarım. Birâz daha düşününce câmiinin içinde sohbet eden inşanın da Efendi Baba olduğunu hâtırladım. Yâni tesellimin tamamen düstüğü anda sizleri ararken aslında aradığım insânlar ile karşılaştırıldığımı sonradan fark ettim. Allah (c.c.)’a çok şükür, nasîb etti. Allah (c.c.) sizlerden Terzi Babam- dan sonsuza kadar razı olsun. Biraz uzun oldu yazı kusura bakmayın. Hakkınızı helal edin.

Allah’a emânet olun.
Selâmlar, Ay.. De..

Hayırlı Günler Dolunay Hanım Kardeşim, Sizin de geçmiş ama geçmemiş olan Cum’anız mübarek olsun. 

Maalesef dediğiniz gibi bu sahada şeytân ve avanesi kol geziyor. İnsânları kandırmak için kullanılan yöntemler hepimizin mâlûmudur. 

Bizlere düşen çok dikkatli araştırma yapmak, şeriate aykırı görülen durumlarda kendi başımıza hareket etmek kendi menfâtimizedir. En azından rabb-imize karşı kendi yaptıklarımızın sorumluluğunu üstlenir ve başkalarının yapmış oldukları yanlışları üstlenmiş olmayız. 

Bizleri tanımadan ikibuçuk sene önce görülen zuhûrât ilginç, sistemimizin ne kadar sağlıklı çalıştığını ve Hakk'ın isteğinin bu yönde olduğunu göstermektedir. Bahsettiğiniz kanal tasavvuf ile ilgilide olsa bahsedilen her kişinin hâli tamamen doğru olamayabilir, hayâl ve vehim üzere hareket edenler bulunabilir. İyi tetkik edilmesi lâzımdır.

Bahsettiğiniz hanımın isminin ma’nâsı akıl ve zekiliktir. Beyaz başörtü ise saflık ve Ulûhiyettir. Safiyet ile ulaşılan bu yer sidret'ül münteha olduğu için burada aklı terketmek ve aşk ile hareket etmek gerekir. İçinde “Mi'rac” hakîkatlerini barındırıyor olmasıdır. 

Camiide görülen hanım cemâat nefis mertebeleri, erkek cemâat ise hazret mertebelerinin cem hâlidir. Efendi Baba-mızın bu guruba karışık sohbet vermesi Âyn’el ve Hakk’el yakîn mertebelerinden verilen sohbetin bu mertebede olanlara karışık olarak hangi sohbet açılırsa, O merteden alacaklarını almaları, İlm’el yakîn mertebesinde olanların ise verilen esmâlarla derslerinin kaynağını bilip o kaynaktan ilimlerini almalarıdır. 

Onun için bizim yolumuz ilim ve Aşk yolu olan Halvetiye-i Uşşâkiye'yi Âlî'yyedir. Akılda Tilaveti Âliyye kalması da Yüce Kûr'ân-ı Kerim olan Kûr'ân-ı Nâtık'ın, Kûr'an-ı Nâtık olarak, Ulu Camiiden yani Ulûhiyetin Cem'inden, Târikat, Hakîkat ve Marifet sohbetleri yapıyor olmasıdır. 

Bu zamana kadar yaklaşık 5-6 sene sonra aktarılmasının beklemesinin hikmeti de yaptığımız çalışmanın son günlerine doğru gelen bu zuhûrâtın, yaptığımız çalışmamızın Cenâb-ı Hakk (c.c.) ve Efendi Babam-ız tarafından adeta bir tasdiği olmasıdır diyebilir. Rabb-imizin şükründen aciz olarak, O'nun Hamd'ı ile Hamd ederiz. 

Dolunay hanım kardeşim, Cen’ab-ı Hakk (c.c.) nicelerini nasîb etsin. İnşeallah… 

Cem’ül Cem’ül Cem ile Feth olundu, ebvâb-ı Hüdâ.[131] 

Süleyman Çelebi, Mevlidinde namazın müminin mi’racı olduğunu şu dizlerle dile getirmiştir: Sen ki mi’râc eyleyip ettin niyâz, Ümmetin mi’racını kıldım namaz.  

Gayrete gel başla bu günden, Kamus-u aşkı[132] oku yüzünden, Bak görürsün Necdet’in gözünden, Hadi yürü; sen de Mi’raca gel.

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى {النجم/11}

“ma ke­zebel fuadü ma rea” 

“fuad rû’yet ettiğini (gördüğünü) tekzib etmedi (yalanlamadı),”[133]

13-04-2018 Cum’a, Mi’rac Kandili[134]

Pendik/İSTANBUL

NECDET ARDIÇ 

TERZİ BABA

Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5 

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ Tel: (0282) 408 93 84 

 (0533) 7743937

www.terzibaba13.com terzibaba13@gmail.com Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

35. Fâtiha Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-namaz sureleri

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine. 

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95-Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi. 

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

-------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

-------------------

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.) 

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

------------------------------ 

 Terzi Baba kitapları sıra listesi

 KAYNAKÇA

 1. KÛR’ÂN VE HADîS :

 2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

 3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca) 

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

25. -1-Köle ve incir dosyası: 

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 

27. -2-Genç ve elmas dosyası: 

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 

29. Karınca, Neml Sûresi: 

30. Meryem Sûresi: 

31. Kehf Sûresi: 

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası: 

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası: 

35. Fâtiha Sûresi: 

36. Bakara Sûresi: 

37. Necm Sûresi: 

38. İsrâ Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2) 

40. Âl-i İmrân Sûresi: 

41. İnci tezgâhı: 

42. 4-Nisâ Sûresi: 

43. 5-Mâide Sûresi: 

44. 7-A’raf Sûresi: 

45. 14-İbrâhîm Sûresi: 

46. İngilizce, Salât-Namaz: 

47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

50. 76-İnsân, Sûresi: 

51. 81-Tekvir, Sûresi: 

52. 89-Fecr, Sûresi: 

53. Hazmi Tura: 

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi: 

55. 28- Kasas, Sûresi: 

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 

57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler: 

66. Risâle-i Gavsiyye: 

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-Namaz Sûrereleri: 

69. 2-Namaz Sûrereleri: 

70. Yahova Şahitleri: 

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

72. Îman bahsi: 

73. Celâl cemâl Celâl: 

74. 2012 Umre dosyası: 

75. Gülşen-i Râz şerhi: 

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

77. Aşk ve muhabbet yolu: 

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: 

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası. 

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi. 

90- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi. 

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

92- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (2) şerhi. 

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara. 

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası. 

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri. 

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası. 

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası. 

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

103-terzi Baba yüksek lisans tezi. 

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları

113- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-2) şerhi.

114- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-3) şerhi.

115- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-4) şerhi.

116- 2017-Kudüs seyahati dosyası. 

117- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-5) şerhi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

119-Fu-Hi-01-Adem Fassı.

120-Fu-Hi-02-Şit Fassı.

121-Fu-Hi-03-Nuh-fassı.

122-Fu-Hi-04-İdris-05-İbrahim-fassı

123-Gülşen-i Raz-2-Terzi Baba şerhinin tamamı. 

124-İbretlik bir değmez dosyası daha Satih ince.

125-2018 Umre dosyası 

126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

------------------------- 

Altı peygamber serisi: 

1-15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

2-21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

3-24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

4-59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

5-60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

6-61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi: 

1-12- Terzi Baba-(1) 

2-39- Terzi Baba-(2)

3-32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4-79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5-80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6-86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7-91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

8-95-Terzi Baba-(8) (19/53) 

9-99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

10-103-Terzi baba yüksek lisans tezi.

11-108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

12-109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

13-110-19-53-Şeker risalesi. 

14-126-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

15-127-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi. 

1-25 -Köle ve incir dosyası: 

2-27 -Genç ve elmas dosyası: 

3-34 -Bakara dosyası:

4-61-Bir ressam hikâyesi:

5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

6-89-Her şey merkezinde hikâyesi. 

------------------------- 

Dîvanlar serisi: 

1-1-Necdet Divanı: 

2-2-Hacc Divanı: 

3-16-Divân (3)

4-87-Terzi Baba-İlâhiler derleme.

5-88-Nusret Tura-Divanı.

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi. 

1-17-kevkeb-kayan yıldızlar.

2-23-İbretlik değmez dosyası. 

3-73-Celâl Cemâl Celâl “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”

4-81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları. 

5-93-Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara. 

6-98-Solan bahçenin/kuruyan gülleri.

7-105-Cemo ve Farko. 

8-112-Bir kardeşin soruları ve cevapları.

9-124-İbretlik bir değmez dosyası daha. Satih ince.

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

1-2. Hacc Divanı:

2-20. Terzi Baba Umre (2009)

3-33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

4-74. 2012 Umre dosyası: 

5-83- 2013 Umre dosyası.

6-97- 2015 Umre dosyası. 

7-106-(2016) Umre dosyası.

8-104-Hacc Umre ve hakikatleri. 

9-125-2018 Umre dosyası

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

1-5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

2- 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

3-46. İngilizce, Salât-Namaz: 

4-47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

5-48. Fransızca İrfan mektebi:

6-71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

7-93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8-100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

9-107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

------------------------

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar . 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90- 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-

------------------------

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (127+95=222) 

- https://tr.wikipedia.org/wiki/Necdet ↑

- Bununla ilgili bağlantılar Nusret Tura ve Et-Tûr bağlantılarında incelenmişti. ↑

- Bu lakap kendisine, Hazmi TURA hazretleri tarafından verilmiştir. Tekirdağ’ında işyeri ve bugün hala dergâh olarak kullandığı bürosu, Hüseyin Pehlivan caddesindedir. ↑

- (39) Terzi Baba (2) Neccâr bölümüne bakınız. ↑

- Hızır sayısal değeri ve sayısal bağlantıları, Altın Oran 18.000 âlem bölümünde incelenmiştir. ↑

- İnternetten, Hızır hakkında kısa özet bilgi. ↑

- Bu konu hakkında geniş bilgi için Terzi Baba (31) Kûr’ân da Yolculuk, Kehf sûresine bakınız. ↑

- Bu bölüm Elektronik bölmüydü. Fakîr de aynı şekilde yaptığı sıralama ile Eloktronik bölümüne girme imkânı olduğu hâlde Elektirik bölümünü kazandım. ↑

- Mesnevi-i Şerif Şerhi Ahmed Avni Konuk, 4. Cilt, Sayfa 216 ve 217 den özet olarak sadeleştirilmiştir. ↑

- Efendi Babam Necdet Ardıç, Nusret Tura Hazretleri ile beraber birçok defa Marmara seyahatleri yaptığını ifâde etmektedir. Fakîrde çocukluğundan, bu yaşa kadar Türkiye’ye deniz kıyısı bulunan il ve ilçelerin tamamına yakınını gezmiş ve görmüştür. ↑

- Olmaz şiirinin son dörtlüğüdür. Bu şiir’in tamamı için Terzi Baba kitâbları (1) Necdet Divanı sayfa 156 ya bakınız. Bu şiir hakkında Fakirin yazdığı ve Efendi Babamın tamamladığı (26) yazısının tamamı Terzi Baba istişâre dosyalarında yerini aldığından tekrar olmasın diye buraya almadım. ↑

- O tarihlerde görülen zuhûrâtta, Efendi Babam ve küçük oğlu Cem bey ile ile Eskihisar-Topçular arası çalışan arabalı vapur ile Bursa ya gidiyorduk. Görüldüğü gibi seneler sonra bu zuhûrâtın müşahâde, yaşantı, tecelli ve açılımları olmkatadır. ↑

- (77) sayısı ayrıca daha önce verildiği gibi el –Veli isminin sayısal değeridir. ↑

- Daha sonra başka bir kaynaktan öğrendiğim bilgiye göre Ulu Camiide 13 çeşit hat örneği varmış. Rabb-imize şükrederiz. Burada bulunan hatlar 13 şifresi ile Efendimize bağlıdır. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (77) Aşk ve Muhabbet Yolu / M.Nusret Tura / Sayfa 119 ↑

- Burayla ilgili oluşan müşahadeye yorum yapmaya gerek olmadığı için kısaca geçmeyi uygun gördüm. Birçok hakikatleri bünyesinde barındırmaktadır. ↑

- (12) Terzi Baba 1 kitâbında, Efendi Babam tarafından terzi atölyesinde kömürün yerde çizdiği şekil ve Nusret Tura hazretlerinin “Iyd”, bayram hakkında geniş bilgi vardır. ↑

- Kün; Genel ol, feyekün bireysel ol dur. ↑

- Allah’ın vechi, Bakara/115 âyeti. ↑

- Allah’ın izni ile ol… ↑

- Buraya kadar olan kısım, Âdem’in kıyam hâli ile alâkalıdır. İfâde bölünmesin diye paragrafı ayırmadım. (Yazan) ↑

- İkinci kısım ise rükû hali olan Âdem’in ortasında bulunan (Dal harfi) rükû hali ile alakalıdır. Yalnız bu ifâdeler 50 Vakit üzere olan Göz Nûru namazı Salât-i Dâimûn ile içindir. ↑

- Fusûs’ül Hikem, Ahmed Avni Şerfi Hikmet-i Ferdiyye Fassının 26. Paragraf şerhinden özet olarak… ↑

- https://indigodergisi.com/2012/07/ariflerin-satranci/ ↑

- http://www.dunyabizim.com/kitap/7462/bu-oyun-tasavvuf-yolunu-ogretiyor ↑

- Şatranc-ı Urefa hakkında basılmış kitâblar ve internette daha fazla bilgi mevcuttur. ↑

- Yiğit. Cesaretli. Yürekli ↑

- Taha/40. “Böylece seni kurtardık.” ↑

- (1) Gizli haberleşmemeye yarayan, anlamları ancak haberleşenlerce bilinen imlerin, sözlerin vb. tümü.

 (2) Gizliliği bulunan işlerlerde kullanılan kasa, kapı vb. gibi şeylerin açılabilmesi gereken rakam vb. ↑

- Lal kırmızı bir taştır. Bu ışık rengi ile “Ya ALLAH” esmâsının rengidir. Ne kadar ilginçtir, seneler sonra Efendi Babam-ın aldığı aracın rengi de kırmızıdır. ↑

- Sayıların tümünü küllüyle bilen… ↑

- Buraya kadar olan bölümde “Kûrb’an Bayramı”na işâret vardır. ↑

- Bu kısım da Ef’âl ve Esmâ tecellilerini remz etmektedir. ↑

- “Lâm Elif” ve Kelime-i Tevhid konusunda geniş bilgi için Terzi Baba Gönülden Esintiler (10) Kelime-i Tevhid adlı kitâba bakınız. ↑

- Daha fazla mâlûmât için Terzi Baba Gönülden Esintiler (35) Fâtiha Kitâbı, Besmele bölümüne mürâcaat ediniz. ↑

- Daha fazla mâlûmât için Terzi Baba Gönülden Esintiler (14) İrfan Mektebi, Tevhidi Zât, İnsân-ı Kâmil bölümlerine mürâcaat ediniz. ↑

- 22-08-2011 tarihinde yazılan yazı... (Murat CAĞALOĞLU) ↑

- Niyaz-i Mısrî ↑

- İnternetten alınan özet tevcid bilgisi… ↑

- Bu yazı Mi’rac’ın, Îsr bölümünde bulunan hakîkatleri de içermektedir. ↑

- O zaman bu dükkânların bulunduğu bina numarasını yazmayı unutmuşuz. (10) Bilindiği gibi sıfât - îsevîyet mertebesidir. ↑

- Efendi Babam-ın 9 - Rubûbiyyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyyet Mertebesi adlı yazıya yaptığı yorumdur. ↑

- Bu tablo Terzi Baba kitâbları ve sohbetlerinden elde edilen kesbi ve vehbi bilgiler ile yazılmıştır. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (8) Tuhfet’ül Uşşâkiye adlı eserde bu konu hakkında geniş mâlûmât vardır. ↑

- Bu konu hakkında geniş mâlûmât için (39) Terzi Baba (2) kitâbına bakınız… ↑

- Daha fazla bilgi için (91) Terzi Baba Rabbi Hass adlı esere mürâcaat ediniz… ↑

- Bu konuda geniş mâlûmât Terzi Baba Kitâbları içinde değişik mevzûlarda, Muhyiddin Arabî Harflerin İlmi, İsmail Hakkı Bursevi Kitâb’un Netice adlı eserlerinde bulunabilir. Bu tablo Terzi Baba kitâb ve sohbetlerinden elde edilen kesbi ve vehbi bilgiyle oluşturulmuştur. ↑

- İlâhi fiil, Hakk’ın fiili… ↑

- Nefsin fiili… ↑

- Bu tabloda verilen sayı değerleri hesaplamalarda genelde kullanılan küçük ebced sayı değerleridir. ↑

- Her ne kadar giden ben olsam da hakîkatte ziyârete gelen Efendi Babamdır. ↑

- Bu sadece fakîrin oluşan müşâhade ile bu olayı kendince yorumlamasından ibârettir. Başka oluşumlar olabileceği, zâhirde bu kitâbın okunmasında istendiği ve Efendi Babamın bu konuyu başka şekilde yorumlayabileceği göz ardı edilmemelidir. ↑

- (Ez-Zariyat 51/23) Ahmet Tekin Lügatli Tefsir Meali… ↑

- “Dil” konusunun daha iyi anlaşılması için Terzi Baba bir hikâye birçok yorum (34) Bakara tefekkürünün okunması faydalı olur. İnşeallah… ↑

- Kaynak; http://www.nedirnedemek.com/lisan-nedir-lisan-ne-demek ↑

- Terzi Baba Kûr’ân-ı Kerim’de Yolculuk (36) Bakara suresi, Sayfa 46-47-48, 33. âyet yorumu… ↑

- http://bilinmeyengercekleriogren.blogspot.com.tr/2016/03/dunyada-konusulan-toplam-kac-dil-vardr.html

 ↑

- Hep kitâb-ı Hakk’dır eşyâ sandığın,
 Ol okur kim seyr-i evtân eylemiş. (Niyâzi Mısrî) ↑

- Rasûlüllah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdu:“Cenâb-ı Allah'la öyle bir anım olur ki aramıza ne bir Nebiyi Mürsel, ne bir Melek-i Mukarreb girebilir.” Bu hatıratı yazarken böyle bir zevk oluştu, yaşayanlar mazur görürler. İnşeAllah ↑

- “3” ün kendisi ile toplama, çıkarma ve üssü ifâdeleri toplanması… ↑

- Kuduri, “Yenabiu’l-Mevedde” adlı eserinde rivâyet etmiştir. ↑

- Bu konuda geniş bilgi için Terzi Baba (35) Fâtiha sûresi adlı esere bakılabilir. ↑

- Başka bağlantılarda vardır. Burada ki bağlantısı esas alınmıştır. ↑

- Bu yol ile alakalı Efendi Babamın şiirinden küçük bir neş’edir. Bu berât’ın aslı nefsi emmârenin elinden kurtulup Hakk’tan alınır. ↑

- Bu âyet hakkında Terzi Baba Kûr’ân Kerim’de Yolculuk (38) Îsrâ Sûresi yorumuna bakılabilir. ↑

- Bunun nasıl olduğu “Ya Hüve” bölümünde anlatılmıştı. ↑

- https://www.ebilge.com/399518/Kulak_nasil_duyar.html ↑

- http://www.mayoptik.com.tr/gormemucizesi ↑

- Nusret Babam “öpecek, el bulamazsan kendi elini öp” diyor. ↑

- Füsûs’Ül Hikem Ahmed Avni Konuk Şerhi, Muhammed Fass’ından özet olarak… ↑

- Ring. ↑

- Geniş bilgi siyer kitâblarında vardır. ↑

- Kamer/1 ↑

- Terzi Baba Kûr’ân-ı Krim’de Yolculuk (96) 41 Fussilet Sûresi… ↑

- Secde âyeti… ↑

- Kamer/55 ↑

- Terzi Baba gönülden esintiler (5) Namaz (Salât) Sayfa 46 dan alıntıdır. ↑

- Terzi Baba gönülden esintiler (5) Namaz (Salât) Sayfa 52 den özet olarak alıntıdır. ↑

- http://www.elektrikport.com/teknik-kutuphane/ adlı siteden alınan özet bilgidir. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (11) Vahiy ve Cebrâil, Atom bölümü…. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (77) Aşk ve Muhabbet Yolu / M.Nusret Tura / Sayfa 119-120 ↑

- Tûr/4 … ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (5) Namaz (Salât) ve Hakîkatleri… ↑

- Kamer/5 ↑

- Terzi Baba (17) Kevkeb Dosyası ile ilgili olan düşüncüler, konu içinde geçtiği için buraya alınmıştır. ↑

- İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. ↑

- Yanan; ateşli, coşkulu. ↑

- Mesnevi-i Şerif Ahmed Avni Konuk Şerhi, Birinci Cilt… ↑

- Meryem/57… ↑

- Fusüs’ul Hikem Ahmed Avni Konuk İdris Fassı, Hikmet bölümü… ↑

- Kırmızı kibrit. * Cisimleri altun hâline koyacak derecede te'sirli olduğu söylenen şey. İksir. * Tas: Mürşid. Kıymeti çok yüksek olan. ↑

- http://ztbb.org/festival/geleneksel-tip-festivali-2015/ibn-i-sina-ahlat-i-erbaa-ve-tibbi-bitkiler/ ↑

- Bu konuda geniş bilgi internette vardır. Merak edenler,” İnsan vücûdunda elektirik üretimi nasıl olur” diye araştırabilirler. ↑

- Bu câmii Cağaloğlu Rüstem paşa’nın eşi Mihramâh Sûltan tarafından yaptırılmıştır. ↑

- Söz, kelime… ↑

- Ahmed Avni Konuk, Mesnevi-i Şerif Şerhi, 4. Cilt… ↑

- Yunus Emre – Yalancı Dünya’ya Konup Göçenler şiirinin, ikinci dörtlüğü… ↑

- http://www.ikizkod.com/nun.pdf ↑

- http://www.matematikciler.com/pi-sayisinda-dogum-tarihiniz/ ↑

- 49 (Şı’ra Yıldızı), 93 (53 ve Necm) 48 (Kevkeb-Kayan Yıldız) ↑

- http://www.yardimcikaynaklar.com/iyot-nedir-ozellikleri-ve-kullanim-alanlari-nelerdir/ ↑

- http://iyigelenyiyecekler.com/iyot-iceren-yiyecekler/ ↑

- Efendi Babam’ın duâsı ile yapılan tetkikler neticesinde, her ikisinde de önemli bir şey çıkmadı. Şükründen aciziz. ↑

- Daha önce lisânlar ve diller bölümünde açıklanmıştı. ↑

- Recül’lük erlik hakkında, Rical’el Gayb bölümünde geniş bilgi mevcûttur. 

 ↑

- Mâide 5/3… ↑

- Fergab (94/8) ↑

- İbrâhîm Hakkı Erzurumi hazretleri… ↑

- (19) Fetih ve Fethin hakikatleri, Terzi Baba Gönülden Esintiler 48/2 âyet açıklamasında konu hakkında geniş bil mevcûttur… ↑

- Bu zuhûrât ve yorumu aslında kitabın başında vardır. Konu ile bir bütünlük olması ve anlaşılmasının kolaylaştırılması için tekrar buraya alınması lüzümu hâsıl olmuştur ↑

- Fakîrin kullandığı iki mail-inden birinin sonunda (pasa) Paşa ifadesi vardır. Efendi Babam bu mail adresine başlarda pek mail göndermek istemiyordu. Bunu şimdi daha iyi anladığımı düşünüyorum. “Gönül Paşası” olarak nitelendirdiği Nusret Babam rahmetullahi âleyhi nitelendirdiği bu paye sadece ona aittir. ↑

- Bunlar Mâide sofrası olan Zât-i ilimden aldıklarını kâr sayıp, yolumuzundan ilim kaçırmaya çalışanların hâlini tasvir eder gibiydi. İşe yaramaz artıkları kaçırıp, fayda temin ettiklerini zannediyorlar. ↑

- https://www.ntv.com.tr/video/turkiye/dev-petrol-platformu-istanbul-bogazindan-gecti,CoQJYircW0OXZWUGL99jRA ↑

- Bunun niye olduğu rakamsal olarak böyle olmakla beraber, Efendi Babam ve Asitane-i Uşsâkiye ve yolumuza tehlike arz eden, doğudan gelip batıya yerleşen bir densiz ve edepsizin yoldan çekilip, bu tehlikenin ber-taraf edilmesini işinin de olduğunu gelişen olaylar neticesinde anlamış bulunuyoruz. ↑

- Terzi Baba Gönülden Esintiler (77) Aşk ve Muhammet Yolu / M. Nusret TURA, sayfa 112. ↑

- Bu şiir ve Nusret TURA divanın tamamı “Necdet ARDIÇ” imzası ile “He” yayınlarınca yayınlanmıştır. ↑

- (Aşk ve Muhabbet Yolu / Nusret Tura - Sayfa 10) ↑

- Elbise… ↑

- Güzellik… ↑

- Kimsesiz. ↑

- Eksen, merkez. ↑

- Etrafını çeviren. ↑

- Göz. ↑

- Parlaklık, aydınlık ↑

- Seven, sevgili, dost. ↑

- (T.B.) ↑

- Ne kadar ilginçtir ki, “955” sayısı (هظمي) Hazmi isminin sayısal değeridir. ↑

- Bu dersler ile ilgili geniş mâlûmât (14) numaralı İrfan Mekteb-i Kitâbında şerh edilerek yazılmıştır. Bu kitaba müracâat edebilir. ↑

- Ayna… ↑

- Canciğer arkadaş. ↑

- Niyaz-i Mısri… ↑

- Aşk sözlüğü… ↑

- Necm sûresi/11. Âyet… ↑

- Cenâb-ı Rabb’ül âlemine hamd olsun, bu çalışmanın bittiği tarih Mi’rac kandiline denk gelmiştir. Burada iki hikmet ortaya çıkmıştır. Efendi Babam-a bu çalışma numarasının 13 veya 14 nolu Terzi Baba çalışmasımı veya her ikisini de içine alan bir numara mı? Olsun diye sormuştum. Mi’rac gecesi 13 ü 14 bağlayan gece, Hakikat-i Ahmediye’yi, Nur-u Muhammediye bağlıyan gece olmaktadır. Bir diğeride bu mi’rac kandilinin 2018 yılında olması Îsrâ suresi 17/1 âyeti ve “Necm sûresinde” bulunan 18 âyeti ile her ikisine de işâret eder olmasıdır. ↑
