# Terzi, Elif, Terâzî, Teradî — İrfan Mektebi, Kırk Seyir

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/terzi-elif-terazi-teradi-irfan-mektebi-kirk-seyir
**Sayfa:** 178

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

NECDET ARDIÇ

İZ- TERZİ BABA

Terzi-Elif-Terazi-Teradî- İrfan Mektebi-Kırk Seyir (179-13)

Yazan ve Düzenleyen

TERZİ OĞLU MURAT DERÛNİ (13) İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (179-13) NECDET ARDIÇ

İZ-TERZİ BABA

Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ Tel: (0282) 408 93 84

(0533) 7743937

www.terzibaba13.com

terzibaba13@gmail.com 

Cild kapağı Sinan Sertel 

SAYFA NO

İÇİDEKİLER ……………………………………………………………………(3) TERZİ BABAMIN ÖNSÖZÜ ……………………………………………(5) ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………(7) TERZİ - TERÂZİ ………………………………………………………….(10) Terzi ne demek?……………………………………………………………(11) Terazi ne demek?………………………………………………………….(11) Ebced Tablosu ………………………………………………………….(17) Kırk Ders Tablosu …………………………………………………………(19) İlm’el Yakîn Nefsi Emmare ……………………………………….(27) İlm’el Yakîn Nefsi Levvame …………………………………….(28) İlm’el Yakîn Nefsi Mülhime ………………………………………. (29) İlm’el Yakîn Nefsi Mutmainne …………………………………….(30) İlm’el Yakîn Nefsi Radiye …………………………………………(31) İlm’el Yakîn Nefsi Mardiye ………………………………………(32) İlm’el Yakîn Nefsi Safiye ……….….……………………………….(32) İlm’el Yakîn Tevhid-i Ef’âl ……………………………………………(33) NEFS VE RUHUN KARDEŞLİĞİ …………………………………(33) İlm’el Yakîn Tevhid-i Esmâ ………………………………………….(34) İlm’el Yakîn Tevhid-i Sıfât …………………………………………… (35) İlm’el Yakîn Tevhid-i Zât ……………………………………………(36) İlm’el Yakîn İnsân-ı Kâmil ………………………………………….(37) Ayn’el Yakîn Nefsi Emmare ………………………………………… (38) Ayn’el Yakîn Nefsi Levvame ………………………………………. (40) Ayn’el Yakîn Nefsi Mülhime …………………………………………(43) Ayn’el Yakîn Nefsi Mutmainne …………………………………….(45) 19 53 …………………………………………………………………………… (51) Ayn’el Yakîn Nefsi Radiye …………………………………………… (60) Ayn’el Yakîn Nefsi Mardiye ………………………………………… (62) Ayn’el Yakîn Nefsi Safiye …………………………………………… (65) Ayn’el Yakîn Tevhid-i Ef’âl …………………………………………… (72) İşaret ne demek? ………………………………………………………(77) Ayn’el Yakîn Tevhid-i Esmâ ……………………………………… (82) Ayn’el Yakîn Tevhidi Sıfât ………………………………………… (88) Ayn’el Yakîn Tevhid-i Zât ………………………………………… (91) Ayn’el Yakîn İnsân-ı Kâmil ……………………………………… (91) Hakk’al Yakîn Nefsi Emmare …………………………………… (92) Hakk’al Yâkin Nefsi Levvame …………………………………… (97) Hakk’al Yakîn Nefsi Mülhime ……………………………………… (98) Erler demine destûr alalım ………………………………………. (99) Hakk’el Yakîn Nefsi Mutmainne ……………………………….(106) Serkan Denkçi - BURSA AKADEMİ ………………………….. (107) Yahavo şahitleri ile yapılan mülakatın son bölümü……………………………………………………………………… (113) Hakk’al Yakîn Nefsi Radîye ……………………………………… (117) Hakk’al Yakîn Nefsi Mardîye ……………………………………(121) Bakkal Terazisi ………………………………………………………… (138) Hakk’al Yakîn Nefsi Safiye ………………………………………… (141) Hakk’al Yakîn Tevhid-i Efâl ……………………………………(143) Hakk’al Yakîn Tevhid-i Esmâ …………………………………… (149) Hakk’al Yakîn Tevhid-i Sıfât …………………………………… (152) Gaza …………………………………………………………………………. (153) Gadır hum ………………………………………………………………… (154) Hakk’al Yakîn Tevhid-i Zât ……………………………………… (157) SELÂM, SELİM, ABDÜSSELÂM MÜŞAHADESİ ………… (159) Hakk’al Yakîn İnsân-ı Kâmil …………………………………… (168) Meğer ………………………………………………………………………. (171) Tevhid-i Zât Tecellisi ………………………………………………… (176) Tevhid-i Sıfât Tecellisi ……………………………………………… (179) Tevhid-i Esmâ Tecellisi …………………………………………… (182) 108-KEVSER ………………………………………………………… (182) Ritüel ve Kült Nedir ………………………………………………… (186) Tevhid-i Ef’âl Tecellisi ……………………………………………… (190) Halk Arasına Dönüş ………………………………………………… (193) RAH-I AŞK ONUN GÜZEL İSİMLERİ ………………………… (214) İz-inden Yürüdüm ………………………………………………… (232) TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ …………………………….. (241) TERZİ BABAMIN ÖNSÖZÜ 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

 Muhterem okuyucularımız, kardeş ve evlâtlarımız. 

 Yavuz Burak Kır, oğlumuzun hazırlayıp, Tekirdağ Namık Kemal üniversitesi ilâhiyat fakültesi ilâhiyat bölümü bitirme tezi, 2019 olarak üzerinde çalıştığı, (14-İrfan mektebi Hak yolunun seyr defteri) isimli kitabımızın üzerinde yaptığı çalışmasının, Üniversite Hocalarımız tarafından kabul görmesi fakiri memnun etmiştir. 

 Bu yüzden evvelâ kendilerine ve yrd. doç. Yakup Bıyıkoğlu, hocamıza, uzun süren bir çalışma neticesinde meydana getirdiği bu değerli çalışması yönü ile de, Yavuz Burak Kır, oğlumuza teşekkürlerimi sunarım. 

Bu yüzden de tezimiz (177) sıra numarası ile kitaplarımızın arasında yerini almıştır.

Bilindiği gibi bundan bir müddet evvelde, Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde de, hakkımızda diğer bir tez olan, “yüksek lisans tezi, olarak, aşk ve irfan yolunda bir ömür” ismi ile kabul görmüş, bu kitabımızda (103) sayı numarası ile kitaplarımızın arasında yerini almıştı. 

 Bu tez kitabının da oluşmasına sebep olan başta Prof. Dr. Abdurrezzak Tek hocamıza, tezi hazırlayan Serkan Denkçi oğlumuza, tezi kabul edişlerinden dolayı, tez danışmanı ve sınav komisyonu başkanı, Sayın Prof. Dr. Mustafa Kara hocamıza ve Dr. Öğr. Üyesi Bedriye Reis hocamıza bu vesile ile teşekkürlerimi sunarım.  Ayrıca oldukça uzun sayılabilecek bir süre sonunda oluşan böyle bir çalışma, âdeta bize Hak’tan bir lütuf niteliğindedir. Rabbimize şükrederiz.

Muhterem okuyucular, on beş yaşında başladığım tasavvuf hayatımın şu an yaklaşık altmış yedinci senesindeyim. Yedi senesi vekil, kırk iki senesi asil görevli olmak üzere toplam kırk dokuz sene hem eğitim hem de irşad ile geçmiştir ve hâlen aynı şekilde geçmeye devam etmektedir. 

Bu süreç içerisinde, gerçekten çok zor zamanlar geçirdiğimiz gibi, çok güzel zamanlar geçirdiğimiz de vakidir.

Bu tez kitaplarımızın, zahiri ulama-i kiram, ilim insanlarımız tarafından kabul görmesi, yolumuzun ve sistemimizin onlar tarafından da doğruluğunun tasdikidir. 

Yolumuz batınen tasdikli olduğu gibi, bu yönüyle de zahirende tasdik görmüş olmaktadır. Bu şekilde yolumuzun zahir ve batın tasdik görmüş olduğu açıktır. 

Gene bu günlerde, (14-İrfan mektebi Hak yolunun seyr defteri) isimli kitabımız, Murat Derûni oğlumuz tarafından (40) ders olarak şerhi yapılmıştır. (179) sıra nosu ile kitaplarımız arasında yerini almıştır. Bu iki kitap aynı zamanlar da ve biribirlerinin tasdiki hükmündedir. Onun da ellerine gönlüne sağlık. Her iki oğlumuza da teşekkür ederim. Sağolsun var olsunlar. 

Bütün bunlardan Rabb-ımıza da şükrederiz. 

Üzerimize aldığımız yükü, evvelâ Kur’an’a sonra sünneti seniyye ye uyarak, daha sonrada Piran hazaratının yollarını İZ’leyerek sırat-ı müstakim olarak takib etmekteyiz. Bizden sonraki nesillerinde bunları kolayca İZlemeleri için, gereken bütün imkânları bizlerden sonrakilere bozulmadan kendi asli halleri ile aktarabilmek için, bunların hepsini sistemli olarak kayda alarak bozulmamalarını temin etmeye çalışmaktayız. 

Bu senelerimizin boşa geçmeyip, arkamızda çok kıymetli evlâtlarımızın ve sayısı en az üç yüzü geçecek olan kitaplarımızın ve adedi belli olmayan sohbet kayıtlarımızın kalacak olması, bizleri daha bu günden huzurlu ve bahtiyar eylemektedir. 

Hayat verip bizleri bu günlere ulaştıran Rabbimize şükrederiz. Ve üzerimizde emeği olan bütün büyükleri-mize teşekkür eder, onlara da Rabbimizden mağfiret dileriz. Saygı ve sevgilerimizle. 

## “İz--T-B-“ Terzi Baba. 

ÖN SÖZ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

 İz-Efendi Babam ile geçirdiğim yaklaşık 12 yıllık zâhiri ve bâtini seyir ve toplamda 30 yıllık seyrin neticesinde oluşan müşahadeler ve bak-ara ile bazı oluşumların neticesinde seyr-i sülûkumda oluşan keşf-açılım neticesinde bu kitabı düzenlemeye başladım. 

 Resülullah Efendimiz şöyle buyurmuştur. 

 “(S.a.v.) Hz. Zeyd b. Hârise’ye “Yâ Hârise, nasıl sabahladın?” buyurdular. O da cevâben “Hakk’an mü’min olarak sabahladım” dedi. Buyurdular ki: efendimiz (s.a.v.)

 “Her bir şeyin bir hakîkatı vardır; şimdi senin îmânının hakîkatı nedir yâ Hârise?” Hz. Zeyd dedi ki: 

 “Nefsimi dünyâdan uzaklaştırdım, indimde taşı ve kerpici ve altını ve gümüşü aynı oldu. Ve gündüz susuz ve gece uykusuz oldum ve sanki açıktan açığa Rabb’imin arşına bakıyorum (nazar ediyorum) ve cennet ehline nazar ediyorum ki, orada birbirlerini ziyaret ederler; ve cehennem ehline nazar ediyorum ki, birbirlerine havlarlar. ” Nebi (s. a. v.) buyurdular ki:

 “Doğru söyledin, sus (fâş etme) açığa vurma!”[1] 

------------------- 

 Ebu Hüreyre (ra), şöyle demiştir:

 "Resûlullah’dan (asm) iki kap (dolusu) ilim öğrendim. Birisini yaydım; anlatıp herkese duyurdum, ikincisini söyleyecek olsam, şu boğazım kesilirdi."[2]

------------------- 

 Bir gün sahabeden bir Resülullah (s.a.v.)’in yanına girmişler, bu ara Hazreti Ali ile konuşmaktaymışlar, aralarında Arapça konuştukları halde, sahabeler birbirine ne konuşuyorlardı diyerek bir şey anlamadıklarını ifade etmişler. Çünkü aralarında konuşma lisanen Arapça olmakla birlikte mâ’nâ bakımından Hakkça idi.

 Ebu Zer’e bir gün sohbette açılım olmuş bu esnada Resûlullah ne anladığını sorunca oda çoşkulu bir şekilde anlatmaya başlamış. Efendimiz (s.a.v.) Ya Eba Zer, atını biraz dizginle ve yavaş koştur diye uyarmıştır. Yapılan sohbet tevhid sohbetiydi. Ve tevhid atının hızını yavaşlatması istenmiştir.

 Müşahadeli eğitim “özel eğitim” dir. Bu eğitim de ancak müşahade ehlinden alınır.[3]

 Belki bazı kelimeler ve açılımlarını ve bağlantılarını anlamak biraz zor olacaktır. Özel bir saha olduğu için bu konu taliplilerini ilgilendirmektedir. Ve herkesin Hakk’a yolculuğu kendinden geçtiği için benzer ve misal bir anlatımdır. Bunları kişinin kendinde bulması, müşahade etmesi, yaşaması ve tecellilerinin oluşması gerekmektedir.

 Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek mâ’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biride konumuz olan “Terzi - Elif –Terazi - Teradî - İrfan Mektebi - Kırk Seyir” çalışmasıdır. İçinde bir hayli mevzular olan çalışmanın zâhir bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.

 İrfaniyet yolunda maddi ve manevi desteğini esirgemeyen eşim Serpil ve kızım Eslem Şura hanımlara teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşeallah. 

 Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.

 Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.

 Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.

 Terzi Oğlu Murat Derûni

 12-10-2019

 Üsküdar/İSTANBUL

TERZİ - TERÂZİ 

 Konu isminden de anlaşılacağı üzere “Terzi ve Terazi” dir. Peki, isim benzerliğinden başka birbiri ile ne alakaları vardır. Aslında bende yakın bir zamanda müşahadem ile böyle bir benzerlik gördüm.

 Anlatayım; evimizde yaklaşık bir ay kadar önce ufak tefek tadilat ve boya[4] işleri vardı. Bu işler biraz elimden geldiği için malzemeleri Bauhuus-Ba-uha-us (Ba-kapı, uha, ha hayat, gizli yazılışında “hu” ve Us-akıl ) yönü ile Allah ile yapılan alışverişten eşim (nefs-i küll üretkenliği) ile aldık. 

 İşyerinden de 5 günlük izin alınıp işe başlandı. Yerlerin temizliğinin korunması için boya örtüsü ve gazete kağıtları serildi. Belirli bir zaman sonra belki yorgunluktan, belki düşündüğüm bazı şeylerin tezahürü olarak gazetenin üstünde bulunan “TERAZİ” yazısını “TERZİ” olarak okuduğumu fark ettim.

 Bu olay aklımın bir kenarında şuur altı kaldı. İş yerimde boş kaldığım bir vakit Terzi-Terazi arasında “A-Elif” (ا) harfi okunuşu farkı olduğundan yola çıkarak ve etüd ederek bir yazı-çalışma oluşturmaya başlamış oldum. Ve bunun İz-Efendi Babamın bazı sohbetlerinde bahsetmiş olduğu tasavvufi klasik eğitimin yanında özel eğitimi ile ilgili olduğunu anlamamı sağlayan bazı işaretlere ulaştım. Tabii bu Uşşakiye’nin başka bir kolunda veya başka bir yolda farklı olabilir. Zaten adı üstünde “Özel” eğitim, Öz-el bâtini (gönül-derûn) el ile alakalı bir eğitimdir. Bu bugün böyle olduğu gibi, gelecekte başka türlü olabilir. Bugün ki eğitim içinde eğitim alan kişilerin hâline göre de değişiklik gösterebilir.

 Şimdi bunu nereden anladın denilebilir. İz-Efendi Babamın başından beri söylediği verilen şifre ve ipuçlarının peşini bırakmamam ve bu anahtarlar ile açtığım kapılar ile ulaştığım ilim-müşahade-yaşantı-tecelliler sonucu diyebiliriz.

 Yolumuz “(12) Terzi Baba 1” kitabında yazıldığı gibi Uşşakiye’nin Terzi Baba kolu’dur. Yani Uşşaki’nin ve İz-Terzi Baba uzantısıdır. Klasik olarak yani genele Uşşaki gibi gözükmektedir. Ama öz-ele İz-Terzi Baba eğitimi verilir. Yani tarikat eğitimi Uşşaki ama Hakikat ve Marifet eğitimi İz-Terzi Baba eğitimi özellikleri ile verilir. İsteyen bir nevi klasik Uşşaki eğitimini tamamladıktan sonra bu eğitime devam eder. Zaten bu özel eğitimin ana nüvesi ilim olarak klasik eğitim içinde verilmektedir. 

 Şimdi konu başlıklarının kısaca mâ’nâsına bakalım. 

Terzi ne demek?

- Giysi biçip diken kimse

Bir şehrin yedi mahallesinde herkesin baş eğdiği bir terzi olmalıydım. A. İlhan

- Giysi dikilen yer, terzihane.

- Bk. dikişçi

- Giysilerin dikimiyle uğraşan kimse…

 Terazi ne demek?

 1. Bir kolun iki ucuna asılı iki kefeden oluşan tartı, mizan.

 2. Elektronik tartma aracı.

 3. İp cambazlarının dengeyi sağlamak için kullandıkları uzun sırık.

 4. Vücudun, asılarak veya dayanarak yere paralel bulunduğu denge duruşu.

 5. Zodyak üzerinde Başakla Akrep arasında bulunan burcun adı.

 6. Vücudun, asılarak ya da dayanarak yere koşut bulunduğu denge duruşu.

 7. Bir maddenin kütlesini veya ağırlığını ölçmek için kullanılan alet.

 8. (Rıza. dan) Birbirini razı etme. Uyuşma.

 İşte bu kelimelere bu anlam ve mâ’nâlar zâhiri olarak yüklenmiştir. Terzilik mesleğinin piri İdris (a.s.)’ın olduğu söylenir. Aslında yirmiden fazla mesleğin piridir. Dolayısı ile tüm mesleklerin ve zanaatların piri sayılır.

-------------------

 İz-Efendi Babam Mülk sûresi 3. Âyet-i yorumunda Terazi hakkında şöyle diyor.

 الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ {الملك/3}

elleziy haleka seb’a semavatın tıbakan “semavatı yedi kat olarak halk eden elleziy/o zattır”

“Gökleri yedi kat üzere halk eden O’dur” diye âyette belirtilen zâhir gökyüzüdür. 

“Yere göğe sığmam mü’min kulumun gönlüne sığarım” ifadesiyle hadis-i kudsîde belirtilen ise, insan gönlü olan bâtın gökyüzüdür. 

Zâhir gökyüzü yedi kat (tabaka) olduğu gibi, gönül gökyüzü de yedi tabakadır. 

Bunlar yedi nefis mertebeleridir. 

Birinci tabaka “Nefs-i Emmare”dir. 

Diğerleri; “levvame”, “mülhime”, “mutmeinne”, “radiye”, “merdiye, safiye” diye isim alırlar. 

Gerçek bir eğitim ile bu mertebeler aşılır. İnsan hakiki benliğini ve kimliğini böylece tanımağa başlar. 

Gönül göğünü ve beden arzını (toprağını) adaletle korumak için tartıyı koymuştur. 

Her mertebede, o mertebenin gereği olan ilmi almak, daha fazlasını yüklememek için tartıyı koymuştur.

-------------------------- 

 Kişiye bu yolumuzda verilen kendini tanıma eğitiminden sonra, kişilere kendini tanıtma eğitimi verilir. İşte bununda Terzi-Terâzi eğitimidir. İlk eğitim çıraklık, daha sonra kalfalık, daha sonra Ustalık ve son olarak ta Usta öğreticiliği eğitimi verilir. Terzi’nin Terazisi nedir? 

 Resimlerde terzinin aletleri kısmi olarak görülmektedir. Terazisi önce boy ölçüsü almak, daha sonra belirlenen kumaşı ölçüp, biçip, en güzel şekilde dikmektir. Bu iş için mezura (terzi metresi) en büyük etken gibi olsa uygun kumaş, makas, iğne, iplik, yüksük, ütü, dikiş makinesi, pravo mankeni vs… gibi yardımcı aletleri olmasa elbiseyi düzgün dikemez, istenilen ölçülerde olamaz. İşte bunun için bâtini elbise (yokluk elbisesi) dikmek için uygun kaliteli kumaş bulmak lazımdır ki, prova için iğnelere, ütü için yüksek ısıya ve dikiş makinesinde istenildiği hareket edebilmesi özelliği olması lazımdır. Yoksa aslan motifi yaptırmak için dövmeciye gidenin hâline benzer, her acı hissettiğinde acı içinde bağırarak orası olmasın burası olmasın diye bağırır. İşte böyle aslan motifi olamayacağı gibi “Terzi”ye müdahale edilirse, o elbise elbise olmaktan çıkar belki üste örtülecek bir çuval, belki de bir bez parçasından öteye geçemez. Mevlânâ hazretleri hani diyor ya! Nice insânlar gördüm, üstünde elbise yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. İşte yokluk elbisesi giyenin üzerinde varlığı kalmamış, varlık elbisesi giyenin ise insânlığı yoktur, ortada olan ise ancak hayâli bir beşer silüetidir.

 Birde bu işe tevessül edenler vardır bunlar ise (Mutaffifîn) ölçüde tartıda hile yapanlardır. Bâtini terziliğe soyunup kendini ve müntesiplerini yanlışa ve hüsrana sürükleyenlerdir. Bunların örnekleri Terzi Baba ibretilk dosyaları içinde vardır. Kendileri etmiş, kendileri bulmuşlardır. Arkalarından ağıt yakacak durumuzda yoktur. Biz onları kendi hâllerine bırakalım. İşin bizi ilgilendiren tarafına dönelim ve yolumuza devam edelim. 

 Yukarıdaki alıntı da genele Terzi Baba, evlatlarına yani özele İz-Efendi Baba ne diyor;

Gerçek bir eğitim ile bu mertebeler aşılır. İnsan hakiki benliğini ve kimliğini böylece tanımağa başlar.

Her mertebede, o mertebenin gereği olan ilmi almak, daha fazlasını yüklememek için tartıyı koymuştur.

Her mertebenin hakkını vermek için ki bunun ismi Ulûhiyyettir. Kişinin bu adaletli eğitim ile önce kendinde bulunan Ulûhiyyet mertebesine ulaşması ve oradan da âlemde bulunan Ulûhiyyet mertebesine ulaşarak kendine ve çevresine adâleti ölçülü bir şekilde yerine getirebilsin. 

O zaman nedir? Terzi’lik-Terâzilik eğitimi nedir? İz-Efendi Babam yaklaşık 8-9 yıl önce Ebced (harflerinin sayı ilmini içeren) bir kağıt vermişti. Geçen sene oluşan özel bir durumdan dolayı yine bu kağıttan sende vardır ama yine de bulunsun diye vermişti. Bu ilmin zâhiri hem bâtıni ve bunun da birlikteliğinden oluşan Nûr’u intikal ettiriliyor demek istemişti diye düşünüyoruz.

O zaman “A-Elif” (ا) (1-13) ile şöyle bir sistem oluşuyor. Terzi-TerÂzi (Terzi-Ter(1-13)Zi ile oluşan sistemdir. Sayı olarak 1 (Vahid) asıl kaynak sayıdır. Diğer sayılar ise hep birlerin tekrarıdır. Elif ise harflerin asılıdır, değişik hâle girmesi ile 28 harf oluşmuştur. İşte bu 28 harfin sayı değerleri olduğu tesbit edilmiş genelde küçük ebced hesabı kullanılır olmuştur. Tasavvuf büyükleri bazı olayları bu sistem ile birbirine çevirip şifrelemiş ve ehli olmayanlara sırlamışlardır. İşte bunun ile olaya yaklaşırsak Terzi kelimesi Ter ve Zi (Çalışmak ile oluşan ilim ile Sahip olunan Vehbi İlim) arasına aldığı sayılar harfe dönüşmektedir. Normal ebced (Küçük) de bu sıra sistemi 1 ler, 10 lar ve yüzler basamağı ile tasnif edilip son harfe “Gayın” 1000 sayısı verilmiştir. Yalnız burada bir mantık daha işlerlik kazanmaktadır. Muhyiddin İbn-i Arabi hazretlerinin harflerin değerine verdiği ebced değerleridir. Kendisinin vermiş olduğu sistem bu üçlü tasnifi 28 harfe göre uyarlamış ve 1 den 28 kadar sayı verip kullanmıştır. (Ye) 10 dan sonra gelen (Ke) harfine normal ebced de 20 yerine 11 sayısını verip bu şekilde devam ettirmiştir. Bu sistem içinde (28) mertebe (28) peygamber hazaratının eğitimini haber vermiştir.

Yolumuzun dersleri İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn 12[5] dersten üç seyir olmak üzere 36 ve Tevhid-i Zât, Tevhid-i Sıfât, Tevhid-i Esmâ ve Tevhid-i Ef’âl olmak üzere 4 dönüş tecellisi ile 40 ders yapmaktadır. 

Şimdi bu sistem içinde Terzi ve Teraziye bakarsak, baştan müşahade edildiği gibi Terzi (تَرزى-تَرذى) bir ve (ا) “Elif” ilavesiyle Terazi olmaktadır. 

Harfler

Küçük Ebced

Harfler

Küçük Ebced

1-Elif 

 اليف

1

15-Sin 

سين

60

2-Be, Pe 

 با

2

16-Ayn 

 عين

70

3-Cim,Çim جيم

3

17-Fe 

 فا

80

4-Dal 

دال

4

18-Sad

 صاد

90

5-He 

 ها

5

19-Kaf

 قاف

100

6-Vav

 واو

6

20-Re 

 را

200

7-Ze, Je 

 زه

7

21-Şın 

 شين

300

8-Ha 

 حا

8

22-Te

 تا

400

9-Tı 

 طا

9

23-Se

 ثا

500

10-Ye 

 يا

10

24-Hı

 خا

600

11-Kef 

كف

20

25-Zal

 ذال

700

12-Lam

 لام

30

26-Dad

 ضاد

800

13-Mim

 ميم

40

27-Zı 

 ظا

900

14-Nun نون

50

28-Gayn

 غين

1000

 Mertebeler

İlm’el Yakîn Ter (zi-za-zu) 

B’aba

Ayn’el Yakîn Ter (zi-za-zi) 

B’aba

Hakk’el Yakîn Ter (zi-za-zu)

 B’aba

(13) Dönüş Tecellileri (Oz-Az-Uz-İz)ret Efendi B’aba

1

Nefs-i Emmare

Terâzi-Teruzi-Terizi 

ترازى–تراضی 

Teradî-Terudî-Teridî

Teryeczi-Teryuczi-Teryiczi

تريجزى-تريجضی

Teryecdî-Teryucdî-Teryicdî

Terkalzi-Terkulzi-Terkılzi

ترقلزی-ترقلضی

Terkaldî-Terkuldî-Terkıldî

Tevhid-i Zât Azret-Azrut-Azrit

ازرت-ايضارت

Aydaret-Ayduret-Aydıret

2

Nefs-i Levvame

Terbezi-Terbuzi-Terbizi 

تربزى-تربضی

Terbedî-Terbudî-Terbidî

Terkezi-Terkuzi-Terkizi

تركزى-تركضی

Terkedî-Terkudî-Terkidî

Terrezi-Terruzi-Terrizi

ترّزى-ترّضی

Terredî-Terrudî-Terridî

Tevhid-i Sıfât

Uz-ret-Uz-rut-Uz-rit

ازرت-ايضرت

Uyderet-Uyduret-Uydıret

3

Nefs-i Mülhime

Tercezi-Tercuzi-Tercizi

ترجزى-ترجضی

Tercedî-Tercudi- Tercidî

Terlezi-Terluzi-Terlizi

ترلزى-ترلضی

Terledî-Terludî-Terlidî

Terşezi-Terşuzi-Terşizi

تريشزی-تريشضی

Terşedî-Terşudî-Terşidî

Tevhid-i Esmâ İzret- İzrut-İzrit

ازرت-ايضرت

İydaret-İyduret-İydiret

4

Nefs-i Mutmeinne

Terdezi-Terduzi-Terdizi

تردزى-تردضی

Terdedî-Terdudî-Terdidî

Termezi-Termuzi-Termizi

ترمزى-ترمضی

Termedî-Termudî-Termidî

Tertezi-Tertuzi-Tertizi

ترتزى-ترتضی

Tertedî Tertudî-Tertidî

Tevhid-i Ef’âl Özret- Uzret-Îzret

عزرت-عيضرت

Oydaret-Uyduret-Îydîret

5

Nefs-i Radiye

Terhezi-Terhuzi-Terhizi

ترهزى-ترهضی

Terhedî-Terhudî-Terhidî

Ternezi-Ternuzi-Ternizi

ترنزى-ترنضی

Ternedî-Ternudî-Ternidî

Tersezi-Tersuzi-Tersizi

ترثزى-ترثضی

Tersedî-Tersudî-Tersidî

Halk Arasına Dönüş Ter-merzi

ترمرز-ترمرضى

Ter-muradiye Terazi

6

Nefs-i Merdiye

Tervezi- Tervuzi-Tervizi

تروزى-تروضی

Tervedî-Tervudî-Tervidî

Tersezi-Tersuzi-Tersizi

ترسزى-ترسضی

Tersedî-Tersudî-Tersidî

Terhazi-Terhuzi-herhızi

ترخزى-ترخضی

Terhadî-Terhudî-Tehıdî

7

Nefs-i Safiye

Terzezi-Terzuzi-Terzizi

ترززى-ترزضی

Terzedî-Terzudî-Terzidî

Ter’azi-

Ter’ozi-Ter’ızi

ترعزی-ترعضی

Ter’adî-Ter’odî-Ter’ıdî

Terzezi-Terzuzi-Terzilzi

ترذزى-ترذزضی

Terzedî-Terzudî-Terzidî

8

Tevhid-i Ef’âl

Terhazi-Terhuzi-Terhizi

ترحزى-ترحضی

Terhadî-Terhudî-Terhidî

Terfezi-Terfuzi-Terfizi

ترفزى-ترفضی

Terfedî-Terfudî-Terfidî

Terdâzi-Terdûzi-Terdîzî

ترضزى-ترضّی

Terdâdî-Terdûdî-Terdîdî

9

Tevhid-i Esmâ

Tertazi-Tertuzi-Tertızi

ترطزى-ترطضی

Tertadî-Tertudî-Tertıdî

Tersazi-Tersuzi-Tersızi

ترصزى-ترصضی

Tersadî-Tersudî-Tersıdî

Terzâzi-Terzûzi-Terzîzi

ترظزى-ترظضی

Terzâdî-Terzûdî-Terzîdî

10

Tevhid-i Sıfât

Teryezi-Teryüzi-Teryizi

تريزى-تريضی

Teryedî-Teryudî-Teryidî

Terkazi-Terkuzi-Terkızi

ترقزى-ترقضی

Terkadî-Terkudî-Terkıdî

Tergazi-Terguzi-Tergızi

ترغزى-ترغضی

Tergadî-Tergudî-Tergıdî

11

Tevhid-i Zât

Teryâzi-Teryûzi-Teryîzî

تريازى-ترياضی

Teryâdî-Teryûdî-Teryidî

Terkâzi-Terkûzi-Terkîzi

ترقازى-ترقاضی

Terkâdî-Terkûdî-Terkîdî

Tergâzi-Tergûzi-Tergîzi

ترغازى-ترغاضی

Tergâdî-Tergûdî-Tergîdî

12

İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân

Teryebezi-Teryebuzi-Teryebizi

تريبزى-تريبضی

Teryebedî-Teryebudî-Teryebidî

Terkabzi-Terkubzi-Terkıbzi

ترقبزى-ترقبضی

Terkabdî-Terkubdî-Terkıbdî

Tergabzi-Tergubzi-Tergıbzi

ترغبزى-ترغبضی

Tergabdî-Tergubdî-Tergıbdî

Belki yazılanlar ilk bakışta bir anlam ifade etmiyor ve akla ziyâ-n gibi duruyor. Tabii bunların ne mâ’nâya geldiğini açıklamak gerekiyor. Bu bir sistem ve bu sistem içinde ilerlemenin başlangıcını Terzi Baba öyle ifade ediyor;

Özel eğitim için talip olanı nereden bulacaksın, bu eğitim zordur ve herkes bu eğitime tahammül edemez.

İlk tablo zaten belli küçük (asıl) ebced değeri ile bilinen sayı değerleri var. Bunlara ulaşmak internette bir kaç tıklama ile mümkündür. Ama bu harfler yan yana gelip kelimeler dizisi oluşmaya başladığı zaman toplam verilen değerlerin ne ifade ettiği ayrı bir eğitim işidir.

İkinci tabloda ise birinci sütunda klasik olarak (14) numaralı “İrfan Mektebi” kitabımızda bulunan ders sistemi sıralamamız vardır. “İrfan mektebi” kitabında ve Terzi Baba İrfan mektebi sohbetleri içinde geniş açıklamaları vardır.

İlk sırada ise seyirler ve tecelli başlıkları verilmiştir. Yalnız Ter(zi-za-zu) B’aba ve (Az-Uz-İz-Öz)ret Efendi Baba şeklinde özel eğitimin ilaveleri yazılmıştır. 

 Ter; bilindiği insanın fazla hareketinden dolayı bedensel olarak ürettiği sıvıdır ve Ter bezleri ile vücuttan atılır. Bâtıni olarak baktığımızda ise yapılan ilmi çalışmalar ile oluşan nefesi rahmâninin “huu” ile tenfis edilen nefesin yoğunlaşarak oluşturduğu kesifleşen sıvısının yokluk elbisesi üzerinde oluşturduğu damlacıklar ile yokluğa ulaşan kişinin bu nûrdan elbise ile gözükmesidir, diyebiliriz.

 (za-zu-zi); sahiplik bildiren arapça ifadelerdir. Yani Ter-zi, çalışıp çaba gösterip emek sahibi olan kişidir. İz-Efendi Babam hem zâhir hem bâtın bunun numunesidir. Hala günde 12-14 saat çalışmalarına zaman ayırmakta ve biz evlâtlarına ilim ve irfâniyetin zirvesine taşımak için himmet göstermektedir.

B’aba; Baba kelimesi iki “Bâ” yani kapının birleşiminden oluşmaktadır. İlk kapı “Bâ” zâhirde Nüket Anne ve oradan açılan kapı “Bâ” ile İz-Efendi Babanın hakîkatına ulaşılmaktadır. Bu sayısal olarak “B” yazılışta ayrıldığında 13 tür. “Elif” ise “1-13” tür… 131-131 ile Sağ ehil ve Sol ehline selâm olmaktadır. “13-13-13-13” ile dört mertebeden Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in şifre rakamı ve (13+13+13+13=52) ile Hamd sayısal değerini vermekte ve “Elif-1” ilavesi ile bunun kemâli olan “Ahmed” yani 53 olmaktadır. 

İşte Terzi Baba üzerinden kaldırılan zâhir elbise ile B’ilmel Yakînden İlm’el Yâkine ve Terzi Babanın Mürşidlik Abasına, buradan Risâlet Abasına ve buradan Hakk Aba’sına ulaşılıp sonra “Az” gidip “Uz” gittikten sonra “İz” mahlasınının elbisesi üzerine ulaşıldıktan ve “Öz”üne vekaleten giyildikten sonra B’aba yani Risâlet elbisesi ile halk arasına dönülmektedir. Burada Hakk’ın Resûllüğü veya Resûl’ün Resûl’lüğü ile karıştırılmasın Terzi Baba kolunun eğitimi irsâliyeti ile bu eğitimi verebilecek hâlde bir dönüştür.

Burada araya alınan kelimeler “Üstün” “Esre” “Ötre” okunuşları ile verilmiştir. Nasıl ki Kûr’ân okunurken bizler bunlara ihtiyaç duyuyoruz. Kûr’ân-ı Natık’ın okunmasında da buna hataya düşülmemesi için ihtiyaç vardır. İlk devirlerde Kûr’ân üzerinde harekeler (mâ’nâ hareketlendirmeleri-kanatları) yoktu. Ve âlimler arasında bu harekeler olsun mu? Olmasın mı? İhtilafı onların geçtiği yola farklı lehçeler ve harekeler ile okuyan kişilerin Kûr’ân-ı Kerimi okutulması suretiyle, harekesiz olarak okumanın mâ’nânın bozulacağına hükmetmişlerdir. Harekeler “Üstün-Elif” Ahadiyet, “Ötre-Vav” Vahidiyet – Vehime”, Esre “Ye” “Zâhir ve Bâtın” Yakîn’e işarettir.

 Ve Terzi “Ze” ile Terazi hem (ذ) “Ze” gibi Türkçe yazılmakta (ض) “Dat” ile Arapça yazılmaktadır. “Dad” ile yazıldığında sözlük mâ’nâsında verildiği gibi (Rıza. dan) Birbirini razı etme. Uyuşma. Yani zâhir, batın kefelerin denk hâle gelmesidir. 

İlim’in ve Elif’in ne demek olduğunu Yunus Emre hazretlerinin meşhur dizelerinden tefekkür edip anlamaya çalışalım. Sanki mübarek bu çalışma için yazmış gibi diyeceğim ama İlm’el Yakin seyri ve neticesinde Ayn’el seyri geçiş şiirde anlatılmaktadır.

İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendin bilmezsin Ya nice okumaktır Okumaktan murat ne Kişi Hak'kı bilmektir Çün okudun bilmezsin Ha bir kuru ekmektir Okudum bildim deme Çok taat kıldım deme Eğer Hak bilmez isen Abes yere gelmektir Dört kitabın mânâsı Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır Yiğirmi dokuz hece Okursun uçtan uca Sen elif dersin hoca Mânâsı ne demektir Yunus Emre der hoca Gerekse bin var hacca Hepisinden iyice Bir gönüle girmektir Yunus Emre İlm’el Yakîn Nefsi emmare;

Sırası ile başlayacak olursak. Terâzi-Teruzi-Terizi ترازی - Muhyiddin Arabi hazretlerine Nefsi emmare nedir? Diye sorulunca önce Nefsi emmare dairesine gelmek lazım demiştir. Hakiki mâ’nâda nefsi emmare dairesine gelmek için hakîkat seyri yaptıran irfan ehlini bulup kendine bende olmak gerekir. Her dediğini, her söylediğini, her istediğini harfiyen yerine getirmek ve Allah (c.c.) ile olan alışveriş ile biat yapılması gerekir. Gerisi lafı güzaftır…

 İşte Te (Ente-Sen)-ruz-i (gün) senin gününün, Terâzi ile dengeye geldikten sonra sen razı olduktan sonra, çalışmalar ile Ter-izi’nin belirmesi ve Terzi’nin diktiği elbise dikişlerinin belirginleşmesidir.

 تراضی - Teradî-Terudî-Teridî, 

 Te-radî; Te (Ente-Senin-Ene-Benim) Radî bu işten razı olmadır. Çalışmalarda oflayıp puflaman, gezmek, tozmak var iken bunlar ile uğraşılır mı? Dememen lazımdır. Bâtından gelen iğnenin verdiği acılara, makasın kesmesine, ütünün verdiği muhabbet ateşi ile girdiğin külhanda kirlerin bedeninden dökülürken kaçmayıp bundan razı olmandır.

 Rudi; şanlı kurt mâ’nâsınadır. İşte nefsi emmare dairesine geldin mi? Derviş-salîk oldun mu? Bir yandan Kelime-i Tevhid kurşunları verilir. Karşı tarafta ise nefsi emmare kuvvetleri vardır. Senin-Benim Yusûfiyetimin nefsi emmare kardeşleri bir gün gezmeye diye götürüp beden kuyusu içine atarlar. Ve babaları olan Aklı külle Yabûb’una kanlı gömleği götürüp Yusûf’u kurt parçaladı derler. Aklı küll olan Yakûbiyet mertebesi ise parçalanmayan gömleği görünce ne de “merhametli kurt” imiş diyerek, işin iç yüzünün başka olduğunu ima eder.

 Teridî; Dalaletin (Mudillin-iblisin) tard edilip “ihbitu” ininiz hitabı hile hayal cennetinden beden arzına inen Âdemiyete karşı önünden, arkasından, sağından, solundan yaklaşmasıdır. Önünden hayal ile arkasından vehim ile sağından akıl-fikir ile solundan nefsaniyet ile yaklaşır.[6] Ancak yukarıdan ve aşağıdan yani ledün ilmi ve hikmetten haberi yoktur. Kişi ancak aşağıdan ve yukarıdan gelen bilgiler ile bu taarruzlardan kurtulabilir. Aksi takdirde her zaman şeytan kişinin ayağını kaydırabilir…

İlm’el Yakîn Nefsi Levvame; 

تربزی - Terbezi-Terbuzi-Terbizi kelimeleri karşımıza çıkmaktadır. Ter-in buzi yani buz halinden, Ter-bezlerinin yapılan ilmi çalışma faaliyetlerinin deliler gibi (cünun hâli) çalışmaya başlaması ve levvame-pişmanlık hâli ile oluşan ateş sonucu erimeye geçmesi ve su şekline dönüşmesidir. Kişi “Ben” diye var sandığı vehimi varlığının “bizi-bize” dönüşmesidir. Ufak bir kelime oyunu ile “Terbizi-Tebrizi” ye dönüşür ve “Mevlânâ”sını aramaya başlar.

تربضی - Terbedî-Terbudî-Terbidî aslında (ض) “Dat” harfi ile yazılmaktadır. Ama türkçe karşılıkları olmadığı için farklı yani (د) “Dal” harfi gibi algılanmaktadır. İşte (ض) “Dat” delalet-mudil ile şeytan iğva verip telbis etmekte varı yok, yoku var göstermektedir. Ter-Bedi, Ter yani vucûdun aslı başlangıcı Hakk’tır. “Bud” ise varlıktır, işte aslında varlık Hakk’ın varlığından başka bir şey değildir. Kendini kişi var sanmak ile en büyük pişmanlığa ve delalete düşeceği ve Hakk’ın varlığına ben diye sahip çıkmak ile en büyük günahı işleyeceği aşikardır. Efendimiz (s.a.v.) “Vücudu Zenbike” senin vücudun-varlığın en büyük günahtır, buyurmuşlardır. 

Bidî; “Bıdı bıdı” geveze bir şekilde bu hayâli varlığını her fırsatta ifade etmektir. 

İlm’el Yakîn Nefsi Mülhime; 

ترجزی - Tercezi-Tercuzi-Tercizi, kelimeleri karşımıza çıkmaktadır. 

Ter-ceza; yani çalışmak ile oluşan mülhimenin ilham yönü karşılık olarak ortaya çıkar. Yalnız bu gelenlerin evham mı? İlham mı? Olduğunun ayırt edilebilmesi için şeriat ölçüsünün terazisine vurulması işe yararlılarının alınması, işe yaramayanlarının atılması gerekir. 

Ter-cüzi; terlemenin çalışmanın cüzi irade ile kişiye ait olan kısımlarıdır. Bunda sorumluğu vardır. 

Ter-çizi; Tercızı, işte çizilen külli iradenin kişiyi cızlatmasıdır. Salîkin bu cızlara-iğnelere dayanması lazımdır.

ترجضی - Tercedî-Tercudi- Tercidî kelimelerine bakalım. 

Ter-Cedî; Ced atadır, Yani atalarımız-pirlerimizin çalışmaları ile bizlere bıraktıkları ilhamatlar-varidatlardır. İşte “dalal”den kurtulmak için bunlara sığınmak lazımdır. Ama dikkat etmek lazım dalalette olan İblis atasına sığınmayalım. O zaman, Ter-Cudi; yani Nûh’un teknesi yani Hakîkat-i Muhammedi teknelerimizi Cudi dağına ulaştırmış oluruz. Ter-cidi, Cidi yöresel oluş gidi yani gidiştir. Bu çalışmalar ile “Necât”a gidiştir.

İlm’el Yakîn Nefsi Mutmainne; 

 تردزی - Terdezi-Terduzi-Terdizi kelimeleri karşımıza çıkmaktadır. Bu kelimeler bize “Ter”in düzilmesi-dizilmesi şeklinde bir gereksinimi karşılaması için, birçok şeyi birbirini tamamlayacak biçimde bir araya getirmesidir. Bu da “Ey Rabbine, itaat edip huzura eren nefis![7] Hitabına mazhar olmaktır. 

تردضی - Terdedî-Terdudî-Terdidî kelimelerine baktığımızda bu hitabın duyulmasının şen şakraklığı ile Rabb-im bana şunu dedi, bunu dedi diye anlatılıp aktarılmasıdır. Ama yine (ض) “Dat” delalet-mudilin etkisinde ise hayal ve vehim anlatılır.

İz-Efendi Babam, Nusret Babam (r.a.) ile olan hatıratlarından birinde şöyle anlatmaktadır. Bir gün yine bazı kitaplardan not aldığım şeyleri sohbet bitiminde Nusret Babama, efendim bazı notlarım var okuya bilir miyim? Diye sorunca, oku bakalım dedi. Ben de şu veli böyle yapmış, bu veli böyle yapmış diye okurken, O da okuduğu gazeteyi indirip daha ne kadar bu “dedikodular” ile uğraşacaksın, Rabb-in sana ne söyledi. Bana onu söyle deyince Iyy! Dedim. İyi ki o gün bunu bana söylemiş. Evet, bunlara bakılacaktır ama verdikodusuna, bize hakikatte ne veriyor ona bakılacaktır. İz-T.B.

O günlerde, İz-Efendi Babamın bizlere intikal ettirmiş bu hatıratı ile bu seviyelerden geçtiğini anlamak zor olmayacaktır.

İşte hayali Rabb-i ile hayal cennetine girmiş olan, ancak bundan emin olacak ve bunları dedikodusu ile uğraşacaktır. 

İlm’el Yakîn Nefsi Radiye; 

ترهزى - Terhezi-Terhuzi-Terhizi kelimelerine baktığımızda, Ter-huzi; bulduğu Rabb-inin hitabı ile bulduğu huzur ile, Ter-hazi; “Bu ter” den haz duymaktır. Kişi yapmış olduğu çalışmaların tevhid ve irfâniyet neş’esi ile haz duymaya ve nefsinden razı olmaya başlar.

Ter-hizi; bu razılık ile seyri sülük yolunda hız almaya, hızlanmaya başlar. 

ترهضی - Terhedî-Terhudî-Terhidî kelimelerinde yine görüldüğü gibi delal ve idlal vardır. Dikkatli olunması gerekir. 

Ter-hadî; Kişi kendini (ه) “He” Hu dan razı zannederken Hakk’ın hüviyetine-kimliğine sahip çıkmak suretiyle kendini bir anda dalalette bulur ve nefsi emmaresinden razı olan olur. 

Ter-Hudî; birde kendini emr olunduğu gibi hud’ilerden ve dosdoğru zanneder ama nefsi emmaresi ve mudill olan hüviyeti-kimliği üzere doğrudur. 

Ter-hidî; Ve “Hidiv”lik ile beden mısrının mudill yönünden Azizi olur.

İlm’el Yakîn Nefsi Mardiye;

تروزى - Tervezi-Tervuzi-Tervizi kelimelerine baktığımızda, Ter-Vezi; Vezir’i çağrıştırmaktadır. Razı olunmuş kişi öncelikle memleket-i insâniye yani vücut ikliminin veziri konumuna gelir. Terzi Baba, Terzi Baba yolu ile alakalı durumu (27) Genç ve elmâs dosyasında mevcuttur. Burada bulunan vezirler padişahın elmas-ı kırma emrini, kendince daha uygun gördükleri fikirleri yerine getirmek için yapmaktan kaçınmışlardır. Padişahın kıymetlisi olan Genç ise hem bu emri yerine getirmiş hem de akıllıca elmasın ziyan olmasını engellemiş. Razı olunan olmuştur.

Ter-Vuzi-Vüzu’; (Ze ve ayın ile) Yasak etmedir. Seyr-i süluk yolcusunun Hakk’ı razı etmek için onun emirlerinden başka şeyi yapmayı kendine yasak etmesidir. 

 تروضی - Tervedî-Tervudî-Tervidî yine işin tehlikeli tarafına geldik. 

 Ter-Vedu; Vedud gibi yani seven ve sevilen gibi bir hâl oluştuğu zannedilir. Kendisinde bu hâl varmış gibi lanse ederek “vıdı vıdı” sıralı sırasız, çevresindekileri rahatsız edecek biçimde, yerli yersiz durmadan konuşur.

 İlm’el Yakîn Nefsi Safiye;

ترززى - Terzezi-Terzuzi-Terzizi kelimelerine baktığımızda, Ter’in “za-zu-zi” “sahiplik takısı” ile artık safiyetine sahip olduğunu ve nasıl suyun özü arı-saf su ise derviş-salîk artık Tevhid mertebelerinin ilmini özümseyebilecek hâle gelmiştir.

 ترزضی - Terzedî-Terzudî-Terzidî burada çalışarak elde edilen saflık-sahiplik-delalet yan yana gelmiştir. Bu da nefsin emmarenin safiyetine sahip olmaktan başka bir şey değildir. Celâl-i bir hâl üzere hayatın sürmüş olanın çalışması ile nefsinin elde edebileceği ilmi olarak en kemâl hâldir. Bir bakıma acınacak en zavallı hâldir.

 İlm’el Yakîn Tevhid-i Ef’âl;

 ترحزى - Terhazi-Terhuzi-Terhizi kelimelerine baktığımız zaman, sâlik-derviş hayatının ne olduğunu ilmi olarak sahip olacak yani ef’âl âlemindeki menfi, müspet zuhurlarının Hakk’ın hayatı ile var olduklarını idrak edip ve bu idrak ile huzur bularak nefs ile olan savaştan terhiz olacaktır. 

Bundan sonra olanları yine İz-Efendi Babamızdan okuyup-dinleyelim. 

NEFS VE RUHUN KARDEŞLİĞİ : 

Kendi birey varlığımızda nefsimiz ve ruhumuz bir istikamette gitmediği sürece, o kişinin kendi varlığında huzuru bulması mümkün değildir. 

Nefs bir taraftan çeker nefsaniyyete doğru, ruh bir taraftan çeker hadi camiye gidelim, kitap okuyalım ister. Evvela bu birlikteliği kurmamız gerekiyor.

Bizim bir şiirimizde geçer "nefs ile ruhunu ediver kardaş". Nefs ve ruh kardeş oldukları zaman, işte o bedende Hakk yolunda muvaffakiyet daha fazla olur. Çünkü sulh olan yerde ilerleme olur, kavga olan yerde olmaz.

(Terzi Baba-6 Peygamber Hz. Âdem (a.s.) sohbetinden.)[8]

ترحضی - Terhadî-Terhudî-Terhidî burada yine çalışılarak hayatta zâhir, bâtın yakîn olarak vehimi hayatın yaşantısı delalet olarak kişinin üzerinde hüküm sürer. Görüldüğü gibi yazılış yine “Hadi” “Hudi” Hadi imiş, doğruymuş gibi dışı cemâl ama bâtını celâl üzere olabilir. Buna münafık denir. Bunun tanınması en zor olandır. Belki kişilerin aklına irfan ehli olan eğitici bunları anlayamaz mı? Diye aklına soru gelebilir. Yaşantıda bu harf oyunları gibi dıştan cemâl sahibi, işten celâl sahibi olanlar ancak işin sonunda anlaşılabilmektedir.

İlm’el Yakîn Tevhid-i Esmâ;

ترطزى - Tertazi-Tertuzi-Tertızi kelimelerine Terzi arasına (ط) “Tı” ile Tahakkuku hakikati gerçekleşmesini almıştır. Bunun için Tazı gibi koşup, Tuzla veya Tuz gölünden geçtikten sonra “Tûr” dağında vehimi vücûd ifna edilir.

ترطضی - Tertadî-Tertudî-Tertıdî Ter-tadî; nefis fir’avnu geride bırakılır. Bu dünya’nın gerçek “Tadı” ölmeden ölmekmiş meğer idrak edilir ve idraken ölünür. Ya da delalet ile bu dünya hayatının ne nefsani zevki var ise tadılır. 

Ter-tudî; “Tudi”  "Küçük arazilerin koruyucusu tanrı" anlamına geliyormuş. Küçük beden arazisinin devamını ve korunmasını kendi hayâlinde var ettiği bu “Tanrı-İlâh-Rab“ ile yapmaktadır.

İlm’el Yakîn Tevhid-i Sıfât; 

تريزى - Teryezi-Teryüzi-Teryizi kelimelerine baktığımızda; 

Ter-yezi; “Yezid” kelimesini çağrıştırmaktadır. 

Ter-yüzi; yani işin iç yüzüne bakmaya çalışalım Yolumuz “Ali”ye mensup bir yoldur. Ve Hazreti Hüseyin Yezid ve taraftarları tarafından şehid olmuştur. Kişinin ilmi seyrinde şehadete-müşahadeye ulaşabilmesi için, bâtınında bulunan Nebilik-Risâlet-Salihlik-Şehadet mertebelerini idrak etmesi gerekir. Hazret-i Hüseyin’de bulunan Nebilik-Risâlet- mertebeleri bu mertebeler ehl-i beyt peygamber oğlu peygamber oğlu olması hasebiyle kendisinde mevcuttu. Bizler de peygamber oğluyuz. Hazret-i Hüseyin Kerbela da şehit edilmeden önce babası Hazret-i Ali’nin öğrettiği 700 çeşit kılıç oyunu biliyordu. 1 hafta 10 gün yanına yanaşamadılar. Şehit olacağı gün bu gün şecaat (yiğitlik) günü değil, şehitlik günüdür diye kendisine hitab edildi. Aksi takdirde kendisini bu yolla öldürmeleri mümkün değildi.[9] İşte salikin bu mertebeye gelince kendi yiğitliğini bir yana bırakması “Necdet”in (Yiğit)in ilminde fâni olması gerekir. Teri-İzi ile Ter, İzini takip edebilsin.

تريضی - Teryedî-Teryudî-Teryidî Ter-“Yedi-Yudi” okunuşta el ve eller olarak anlaşılmaktadır. Fetih 10. biat âyetinde onların elinin üzerinde Allah’ın eli vardır, demektedir. İşte gerçek mâ’nâda ellinin, ellerinin üzerinde Allah’ın eli olan ile alışveriş yapabilirsen seni Hakk’a ve Hakk’ta fâni olmaya ulaştırır. Bu mertebelerden haberi yoksa nereye ulaştıracak daha kendi ulaşamamıştır ki, Ter-yidi; “Yidi” ile ancak bunları yiyenlere yedirir. Kendi hatıratımdan anlatayım. İşyerimde 28 sene çalıştığım yaklaşık 5 sene önce trafik kazasında rahmetli olan arkadaşım, bir gün bağlı olduğu yerin rahmetlik olmuş eski başlarından olan kişinin “bu kapıdan yedi Gavs” çıkar dediğini, demişti. Kendisi bunu “yidi-yedi” ama karşısındaki yimedi-yemedi. “Yed” el demektir dedim, belki Gavs’ın eli çıkar demek istemiştir. Bir de böyle düşün dedim… İşte görüldüğü gibi hâlimiz nelerle uğraşıyoruz. Bize ne faydası vardır. Ama bu işin hakikati yoksa tutulan “delaletin” şeytanın eli olabilir çok dikkatli olmak lazımdır. Böyle bir hâle düşmekten ise kişi kendi başına şeriat mertebesi yaşantısında kalması onun için daha evlâdır.

İlm’el Yakîn Tevhid-i Zât; 

تريازى - Teryâzi-Teryûzi-Teryîzî kelimelerine baktığımızda çalışma ile olan; 

Ter-yazı; “Yazı” yani Kaza ve Kader hakikat-i olan Ayan-i Sabite hakîkati ilmi olarak anlaşılır. 

Ter-yûzi; “Yüz”ün terlemesi ile Seb’ül mesâni olan İnsân-ı Kâmil yani Fatihâ hakîkatleri açılmaya hazır hale gelir. Aynı zamanda sâlik çalışma ile öğrendiklerini artık yazacak hâle gelmiştir. İkinci seyirdeki “Fen”ler denilen hâle hazırdır.

 ترياضی - Teryâdî-Teryûdî-Teryidî buranında tehlikeli hâli oluşan marifetin “yad” etme hatırlama ile yani terketiklerini de tekketme hâli oluşması ve eskileri hatırlama eskiye dönme hâlidir. Dalalet elleri sâlike bunu yedirmeye uğraşır. 

------------------- 

İlm’el Yakîn İnsân-ı Kâmil; 

تريبزى - Teryebezi-Teryebuzi-Teryebizi kelimeleri nefsi levvame ile benzerlik oluştursa da “Yeb” (10+2=12) sayısal değeridir. “Bez-Buz-Biz” kelimelerine yakınlık hâlidir. Yani ilmi çalışma ile kevser ırmağının kaynağına ulaşmış olur. Kendi kendine bu “buz” dan istediği zaman eritir ve kullanır. “Yeb” kelimesinde gizli yazılmış “bey” vardır. Hazret-i Mevlânâ’nın dediği gibi Terzi Baba kapısına gelen köle ise geda[10], geda ise bey[11] olur. 

 تريبضی - Teryebedî-Teryebudî-Teryebidî işte bu işin hayâlinde, vehiminde, delaletinde olan, bu işin ne başlangıcından, ne sonundan haberi olmadığından uzaklığındadır. Bu işten haberi olmayan insanları tarîkât eğitimi veriyorum diye etrafında toplar ve Efendilik taslar, elimi öpen cennete gidiyor, gibi bir takım safsataları bıdı bıdı konuşur. Götürebileceği yerde hayâl cennetinden başka bir yerde değildir, tabii ona da muktedir olabilirse götürür. Gerçek irfan ehlinin aynasında kendini görünce nefsinin kuyruğunu seyreder ve neresine yanayım der. Neresinin, nerede yanacağını Rabbi bilir, biz ona karışamayız. Cenâb-ı Rabb’ül Âlemin böylelerin eline düşmekten hepimizi muhafaza eylesin. İnşeallah…

 Böylelikle Terzi-Terazi’sinin İlm’el yakîn dengesinin sonuna geldik. Tabii kısa ve öz anlayışımıza göre yazmaya çalıştık.

 ------------------- 

 Ayn’el Yakîn Nefsi Emmare; 

 Oluşan kelimelere geçmeden önce küçük bir bilgi verelim bu seyir ilk seyirdeki gibi sıra ile değil, hangi mevzunun kitabı okunuyorsa veya sohbeti açılmışsa karışık olarak ilerler, diğer Hakk’el Yakîn seyri de bu şekildedir.

 تريجزى - Teryeczi-Teryuczi-Teryiczi kelimelerinin ilkinde, Ter-Yeczi; bizi karşılıyor. “Yeczi” Ceza’dan gelmekte ve çalışmanın karşılığı olmaktadır. Bunun hakkında araştırma yaparken Lokman sûresi 33. Âyette geçtiğini gördüm. Bunu ilginç kılan “Yec” sayısal değerinin (10+3) 13 olması ve Lokmân sûre sayısının 31 yani bu sayının tersten gizli yazılışıdır. 33. âyet olması ise bu seyir hakikat seyridir. (33) ise mescid-i nebevi direk sayısıdır ve bu mertebeyi ifade etmektedir. Müşahade olan bu seyrin bir müşahade ile başlaması da bir tasdik niteliğinde olmuştur. 

 يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ {لقمان/33}

 Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ ve lâ yagurrennekum billâhil garûr.

 (Lokman - 33) “Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve öyle bir günü sayın (öyle bir günden ürperti duyun) ki, baba, çocuğundan (taraf) bir şey ödeyemez; evlât da babasından taraf bir şey ödeyecek değildir. Muhakkak Allah'ın va'di gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur (şeytan) sizi Allah('ın affın)a güvendir(erek aldatıp cehenneme sürükle)mesin!” [12] 

 Ceza kelimesinin başına “Ye” alması ile nasara-yensuru-nasran arapça fiil kalıpları ile bakacak olursak fiili müzari yardım ediyor/yardım edecek, “yeczi” ise karşılık veriyor/verecek ile geniş zaman kalıbı olmaktadır. Şu an verilen karşılık ve ilerde verilecek olan karşılıktır. Yani nefsi emmare ile yapılacak olan işlerin karşılığı ayn’en müşahade edilmektedir. 

 “Yec” (ى) (ج) “Ye ve Cim” sayısal değeri de (10+3=13) yani (ا) “Elif” 1’i vermektedir. Yani bu başlangıç yine “Terazi” ve dengeli bir başlangıç olmalıdır. 

 Ter-Yuczi; de nefsi emmare ile yapılan işlerin ucuz olduğu müşahade edilmektedir. 

 “Ter-y’eczi” ise “aciz” kelimesi karşımıza çıkıyor. Hazret-i Ebubekir buyuruyor ki: “aczini idrak, idrakin ta kendisidir.” İşte burada kişinin acziyetini idrak etmesi ve nefsi emmaresinin aslında ne kadar aciz-acûze olduğunu müşahade etmesi gerekiyor.

 Bunları düşünürken mâ’nâ âleminde gördüğüm bir zuhurat şöyle idi;

 Kadıköy bostancı minibüs yolu taraflarında Semiha Şakir’e ait kültür-sanat mekkezinin lavobalar bölümündeyim. Yavru bir tekir kedi var. Orada yalpalayarak, aciz bir şekilde dolaşıyor alaturka deliğinden içeri düşüyor. O anda mekan kapanıyor, görevlilere durumu bildirip oradan çıkıyorum. Gündelikte de giydiğim beyaz ayakkabılarımın içine sarı deniz kumu dolmuş onu boşaltıp ayakkabılarımı giyiyorum.

 Kadı-köy bu sütunun sonunda gelecek, Semi’ işiten ve Şakir çokça şükreden demektir. Bu Ayn’el yakîn seyri ile alakalıdır. Tekir-dağ ise İz-Terzi Baba yolu ile bağlantılıdır. Te-kir, Ente-Ene Kir yani senlik-benlik ile kirlenmektedir. İşte bu aciz hakikatten tırtıklayan kedi yani nefsi emmare sûreti de bu dünya çukurundan çıkamaz. Bu hâlde olana da yardım istemediği sürece ve söylenenlere kulak tıkadığı müddetçe yardım etmek mümkün değildir. İşin sonunda ahirinde, ahirette görevliler gereğini yapar. Çıkarılan beyaz ayakkabılar ise ruh papucu ve rengi Ulûhiyet yani her mertebenin hakkını vermektir. Sarı kumlar ise geçici olan kesret hayatıdır. Kesret hayatı kum saatinin akması gibi kısa bir sürede biter. Ve herkez-herşey aslına rücu eder. 

 تريجضی - Teryecdî-Teryucdî-Teryicdî bu kelimeler içinde; 

 Ter-Yüc-dî; kelimesi içinde okunuşu ile “Yüce” olmaktadır. Sonunda bulunan “Dat-delalet” Nefsi emmare’yi kendisini büyük, ulu, yüksekte hisseder. Ama yukarıda müşahade edildiği üzere hâli ortadır. Hayatımın bir bölümünde Yüce-er isimli birini tanımıştım lakabı ise Mezarcı Ahmet’ti. İz-Efendi Babam gördüğüm bir zuhuratta ismi ilginç bulmuştu. Gerçekten nefsi emmarenin zirvesinde ve yüceliğinde bir yaşantısı var-vardı. 

 Teryicdi; Ye şeddeli bir şekilde olursa nefsi emmare sahiplerinin “Ter-yiyici-dî”, delalet ile kazandıklarını yemekte olduklarını müşahade etmek zor olmayacaktır. 

 Ayn’el Yakîn Nefsi Levvame;

 تركزى - Terkezi-Terkuzi-Terkizi ile başlamaktadır. 

 Terkezi; Terzi Baba’mın mail-lerine dikkat edenler oldu mu? Bazen kelimeleri farklı yazar. Bunlar anlayana, anlamak isteyene bir şifre, bir işarettir. Bunlardan biride “herkez” dir.

 herkez, herkeş x herkes zm. (he'rkes) İnsanların bütünü: "Neylersin ölüm herkesin başında / Uyudun uyanmadın olacak" -C. S. Tarancı.[13]

 Amacımız yanlış aramak değil, bir şeye dikkat edildiğini göstermek içindir. Kez “Kes” peki ne kesilecek bir sonraki Ter-kuzi; kuzuluğunu yani “çok uysal” kes artık bırak koyun gibi sürü psikolojisi ile herkez-herkes gibi hareket edip sonra pişman olma demektir ve bu kuzuyu kes!

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ {الصافات/107}

Ve fedeynahu Bi zibhın Azıym;

37/107-Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik.

Kavimi azametle vasf eyledi ben bilmem ki bu tazim hangi mizandandır ve sebeb-i tazim olan şey nedir. Hz Şeyh (r.a.) buradaki düşünce ve tereddücü, tecahulu irfadedir. Zira tazim bize ve koça inayet-i mütesaviyeden naşi vaki olmuştur. 

Çünkü koç insân-ı Kâmil için zebih olunduğu vakit İnsân-ı kâmile gıda olup onun cem-i eczasında sari ve heman o olur. Ve hayvan mertebesinden İnsân-ı kâmil mertebesine intikal eder. Bu ise ona inayettir. Yani ona bir lutûftur. Bize inayet olması dahi yani bu ilmin bu hakîkatin bize bildirilmesi lutuf olması dahi koçun bizim katlimize mani olmasıdır. 

Eğer biz seyr-ü sulukta kendimizi öldürürsek o zaman ne biz kalırız ortada ne de bir şey kalır. Böylece bin netice ona inayet bize inayetin aynı olur. Yani koça tazim insâna tazimin aynı olur.[14] 

----------------------

 Akşam yemeğini Sakarya’da yedikten sonra istirahat ve tedavi maksatlı Kuzuluk-İhlas kaplıcalarına gittik ve ertesi gün İznik üzerinden Bursa’ya doğru yola çıktık.

----------------------

 Yalnız bu –Kuzu- beni konuştur dedi. Yahu nasıl olacak dedim. Hem sen kuzu değilsin ki, İsmi mekansın kendini kuzu mu zannediyorsun? Dedim. Sen hele bir sonumdaki “luk” ekimi şöyle bir ters çevir işin gizli-bâtına aynasına bak… Hadi bakalım… “Kul” kuzu sen Kul musun? Dedim. Evet, zâhirde öyleyim. Ama sen hakîkati olan A-rab-çasına bak… Hay-Hay bakalım… 

 Kul; de söyle… Güzelmiş… Peki, kuzu ne söyleyeceksin? İlâhi, kuzu ne söyler… “Me” “Me” “Me” demez mi? Biz de Esmâ-i İlâhiyye (Hayv-an, Hayy-an, yaşayan an) mertebesi değilmiyiz. İşte “Mim”-i Muhammed-i ile Hakîkat-i Muhammediyeyi haber veriyoruz. A! gafil Murat… Anlayan yok… Demek siz böyle diyorsunuz. Bu güne kadar hiç düşünmemiştim, hatırlattığın iyi oldu. 

 Murat kardeş sen bu (م) “Mim” ile ne yapacaksın… (112) İhlas’da değil miyiz? 0402B yani, zâhir bâtın “TB” (Terzi Babamın- Terzi Baba ile) misafiriyiz. قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {الإخلاص/1} “Kul huvallahu Ahad” (112/1) Kuzu kardeş, Ahad’da senin şu (م) “Me-Mim”ini eklersek olur mu? Olmaz mı be ya! Oku bakayım! (أَحمَد) “Ahmed” yahu bu iş bu kadar kolay mıydı? Dahası var, ama beni yemen lazım ki, sende mi’rac edeyim ve bu hakîkatler senden dile gelsin… Yalnız biraz sabırlı ol bu işin yeri ve zamanı var. Her kuzunun eti yenmez!

 Kuzu haklı çıkmıştı. Tam bir hafta sonra bunun tecelli ve müşahadesi oldu. (Tekrar buraya döneceğiz…)[15]

 تركضی - Terkedî-Terküdî-Terkidî; 

 Ter-kedi; biraz önce yazmış olduğumu zuhuratta “kedi” görülmüştü. İşte Nefsi emmareni mudilliği-delaleti ile yaşamanın pişmanlığına düşmenin müşahadesidir. Terk-Terk-Terk ve bu terkettiklerinin de “Ke” “Kü” “Ki” senin, sende, sen ile pişmanlığının olmamasıdır. 

 Ayn’el Yakîn Nefsi Mülhime;

 ترلزى - Terlezi-Terluzi-Terlizi; 

 Ter-Lezi; ile yolumuza devam edelim. “Leziz” Yani çalışma ile oluşan müşahade ile gelen ilhamlardan lezzet ve haz bulmak tevhid neşesi ile neşelenmektir. 

 Ter-lüzi; Lüzi, sonuç ve karaağaç (kara-nefsani fikir) yine sonuca ulaşırken nefsani fikirlere dikkat etmek gerekliliğidir. 

 Ter-lizi; İtalyan aktris Liz Taylor’u çağrıştırmaktadır. Terzi Babam namaz sûresi sohbetlerinde hatıratından Tekirdağ dan bir kişiyi anlatmıştı. Teşbihte hata olmaz demişler. Belki Liz Taylor, belki başka bir aktris idi. Bu aktrisin resmin sürekli yanında taşıdığını ve saplantı derecesinde kendisine aşık olduğundan bizlere bahşetmişti. İşte kişinin vehimi ve hayali fikirlerine saplantı derecesinde aşık olmanın ne güzel örneği ve müşahadesidir. 

 ترلضی - Terledî-Terludî-Terlidî İşte bu işler adamı hayal ve vehimde ise Terledi; dedirtir. Aynı zamanda “Led” günümüzde popüler aydınlatma sistemidir. Hayâl ve vehimden aydınlanıyorsa, “Hayâl-i Kamer’in Hayâl vadisinin çıkmaz sokaklarında” dolaşır durur. Takii gerçek ışığını-ışkını İz-Terzi Babadan alana kadar, zaten bunu kabul etmezse bâtından gelen, zâhirden tard olur gider. 

 Âyetlerde dediği gibi bu dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibaret değildir. İmtihan yeridir. Ama Ter-ludî; ludi sözlük anlamına bakarsak; latince.

 1. çeşitli tanrıların onuruna düzenlenen festivaller.

 2. gladyatör eğitim okulları.

 Antik dönemdeki festival, bayram gibi kutlama isimlerinde sık karşılaştığımız kavramlardan biridir. mesela "ludi circenses" vardır, eski roma'da at yarışlarını temsil eder. Genelde başına geldiği oyuna veya kutlamaya "onuruna düzenlenen" anlamını katar.[16]

 Varlığında bulunan üç harfli Roma tanrıların-ilâhlarının şerefine-onuruna bayram-festival düzenleyip durur bununla da gururlanır… 

 ------------------- 

 Ayn’el Yakîn Nefsi Mutmainne 

 ترمزى - Termezi-Termuzi-Termizi kelimelerinde Ter-Meze, ve Ter-Muz vardır. Bu dersin İrfan mektebindeki İlm’el Yakîn seyri içinde Rabb-ten hitab duyuş ve cennete giriş seyrinin başıdır. İlm’el Yakîn de oluşan ise meze ve muz yani meyvedir. 

 Burada yine sözü İz-Efendi Babama bırakalım ve Yâ-sin sûresinde ilgili âyetlere kulak verelim.

 إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ {يس/55}

 (İnne ashâbel cennetil yevme fî şugulin fâkihûn.)

 (36/55) “Muhakkak ki cennet ehli, o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır.”

 *********

 هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ {يس/56} 

 (Hum ve ezvâcuhum fî zılâlin alel erâiki muttekiûn.)

 (36/56) “Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmış olanlardır.”

 *********

 لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ {يس/57}

 ( Lehum fîhâ fâkihetun ve lehum mâ yeddeûn.)

 (36/57) “Orada onlar için meyveler ve istedikleri (her)şey vardır.”

 *********

 سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ {يس/58}

 ( Selâmun kavlen min rabbin rahîm. ) 

 (36/58) “Rahîm olan Rab'ten "selâm" sözü (vardır.”

********* 

 Cennet ehlinin hallerini anlatan bu dört Âyet-i Kerîme’leri okuduğumuzda tabi olarak bu Âyet-i Kerîme’lerin hükmü altına girmek isteriz. 

 Acaba Âyet-i Kerîme’ler zâhir olarak ne ifâde ediyor bâtın olarak ne ifâde ediyor, düşünmeliyiz?

 Zâhiren şeriat mertebesi îtibarıyla ve bireysel yaşam, nefsi yaşam, îtibarıyla menfaat temin eden Âyet-i Kerîme’lerdir. 

 Bâtın ehli açısından ise bu Âyet-i Kerîme’lerin hükümlerine tabi olmak onları üzer hatta ağlatır. 

 Cennet ehli olmak bana yeter diyenler için zâten bir problem yoktur ancak Allah ehli olmak isteyenler açısından sorun vardır. Bu durumda bir seçim yapmamız gerekiyor, biz cennet ehlimi olacağız yâni nefsimize menfaat temini için mi bu âlemde ibâdet edeceğiz, ilim alacağız, iyilikler yapacağız yoksa hiçbir karşılık beklemeden Allah ehli olmak için mi bunları yapacağız. 

 Her birerlerimizin evvelâ bunun kararını vermesi lâzımdır. Bu karar verildikten sonra bu Âyeti Kerîm’leri aslı ve meali ile tekrar tekrar okumamız lâzımdır. 

 Bu Âyet-i Kerîme’lerin hükümleri altına girenler gerekli amelleri işledikten sonra bu hükümlerin altına girerek cennet meyvelerinden yiyerek, yanlarında zevcleri ile üstüne üstlük Rab’larından kendilerine selâm’da gelecek ve hayatları bu şekilde devam edecektir.

 İrfan ehlinin ise tek bir meşgûliyeti vardır o da Hakk’tır. Gerçek Allah ehli olanlar bu Âyet-i Kerîme’leri okudukları zaman bunlardan Allah’a sığınırlar. Gavsül Âzam Abdûlkadir Geylâni Hz.lerinin dedikleri gibi:

 “Ya Rabbi cehennem ehlinin cehennemden sana sığındıkları gibi bende cennet nimetlerinden sana sığınırım” Bu dünyâda cennet nimetleri ile kıyas edilmeyecek derecede az bir lezzeti olan suyu içerken dahi o anda eğer Rabbimiz aklımızda ise o bize perde olmaz ancak o lezzet bizi ihâta etmiş ise lezzetin hükmü altına girmiş isek biz putperestiz çünkü Rabb’e değil nimete yönelmişizdir o anda ve o bize Rabb’imizi unutturan bir meşgûliyettir. Bu suyu içerken “Ya Rabbi bu senin varlığın iledir” düşüncesi içindeysek aynı anda suyun lezzetini hissetmemizin bir zararı olmaz hatta aynı zamanda şükrünü edâ etmiş oluruz. 

 Bütün bu nimetleri vereni bir kenara bırakarak sadece nimetler ile ilgilenmek nimete de nimeti verene de hayasızlık, haksızlık olur. 

 Gölgede olmaları da açıkça belirtiyor ki onlar gölgelidirler yâni nûr’un dışında kalmışlardır çünkü çok sıcak bir ortamda gölge onlara biraz serinlik verdiği için tercihleri gölgelerdir. Bu gölge nefslerinin gölgesidir ayrıca İlâh-î gölgede değildir. Ve perdedir.

 Tahtlara yaslanmış olmalarındaki yaslanmanın hakîkati bir bakıma gaflettir. 

 Bizler eğer Hakk ehli isek bize helâl olan tek bir şey vardır o da Rabb’ımız yâni Allahû Tealâ hazretleri. Ahirette cennet ve cehennemden başka bir mahal olmadığına göre O’nun bizi dilediği yere koymasına rıza göstermeliyiz. Her iki durumda da Rabb’ımızı unutmadan ve gaflete düşmeden hayatımızı sürdürmek durumundayız. 

 Bir de anlamamız gereken şey “gerçek cennet” nedir? Sorusudur. 

 “Cenn” kelime anlamı olarak örtmek demektir. Bu örtüyü oluşturan her bir ağacın bir esmânın zuhuru olan tecelli-i ilâhîyye olduğunu düşünürsek, cennet kişinin toprak bedenini esmâ-i ilâhîyyenin örtmesinden başka bir şey demek değildir. Bu durumda meyveler, huriler, gılmanlar nerede kaldı ki, İlâh-î tecelli ile sarılmak nerede kaldı. 

 Gerçek cennet Allah (c.c.)’ın kişiyi fiilleriyle, isimleriyle sıfâtlarıyla ve tümden zâtıyla sarmasıdır. Biz bunu talep ediyorsak eğer gerçek Hakk dostuyuz. O kişiler işte kendi varlıklarını Allah (c.c.)’ın zâtı ile sarıp beden topraklarında görünecek yer bırakmazlar. Bu hale de “bakâbillah” derler. Herhangi bir mahal fenâfillah’tan sonra bakâbillah hükmü ile hayatını sürdürüyor ise Hakk’ın varlığından başka kendi varlığında varlık bulamıyorsa ve “kimse kimse değildir” sözünün hakîkatine ulaşmış ise “o kimse” denilen bütün varlıkların Hakk’ın varlığında olan isimlerin birer tecellisinden başka bir şey olmadığına âriftir. 

 Efendimiz (s.a.v)’in “Bana bakan Hakk’ı görür” buyurması bu gerçeğin ifâdesidir, yâni Hakk beni örttü ben de beşeriyete âit Muhammed diye bir şey kalmadı, benden Muhammed ismi ile görülen Hakk’ın ta kendisidir bu yüzden siz bana baktığınız zaman bu isim kapsamı altında Hakk’ı görüyorsunuz, demektir. İşte gerçek cennet ehli bu demektir.

 Nefsâni isteklere uygun gelen cennet târifleri yâni meyveler, hûriler, gılmanlar vb. gibi târifler ile insânlara gelecekteki menfaatleri kazanabilmek adına bu dünyâdaki zorluklara katlanmaları için yapılan târiflerdir. 

 Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın emâneten bize vermiş olduğunu biz sahiplenerek asâleten kendimizin zannettiğimiz için bu bize verilmiş olana ihânet ettiğimizden dolayı cehennem ile cezâlandırma olmaktadır yoksa “Hakkâni” oluşumuz yönünden değil. 

 Yedi nefs mertebesi üzere olan Yedi cennet ve tevhîd cenneti olan sekizinci cennet ile Sekiz cennet olduğu belirtilmektedir. Sekizinci cennet olan tevhîd cenneti de Dört bölümdür. 

 Rahîm olan Rab'ten "selâm" sözü (vardır), deniliyor ancak süresi ve miktarı belli değildir, girdikleri zaman hoş geldin mânâsında olan bir selâm’mıdır? Ve arkası sonra kesiliyor mu? Veya düzenli aralıklarla mı veriliyor? Bu selâm, öyle ise bu zaman aralıkları ne kadar? 

 Bu selâm geliyor ancak selâm’ı göndereni görmek yoktur, onunla konuşmak yoktur, onunla birlikte haşır neşir olmak yoktur, sadece iyi niyetle gelen bir selâm vardır. 

 Cennetin bu halleri tabîidir ki cehennem haline göre çok büyük bir hâdisedir. Ancak Rabb’ından sadece selâm gelmesiyle, devamlı O’nun yanında olmak bambaşka şeylerdir, bu konu üzerinde iyice düşünüp hangisini tercih etmemiz gerektiğine karar vermeliyiz. 

 Nefsleri için cennet talebinde bulunanlara “selâm” hitâbı ile yetiniliyor, diğerleri ise nefsleri için değil Hakk için o ibâdetlerini yapmışlardır ki fiziki cennet dahi onların yüzü suyu hürmetine vardır. Nefsleri karşılığı yaptıkları ibâdetler neticesinde cennete girenler cennetin kulu, ibâdetlerini sadece Hakk için yapanlar ise cennetin âmiri olmaktadırlar. 

 Bunlar Zât-ın kulları ve “vedhulî cenneti” (89/30) hükmü ile zat cennetinin sakinleridir.[17] 

********* 

 Terme-zi; “Terme” bir ilçe ismidir ve “55” plaka işaretli ilimizdedir[18]. Bu âyetlerin “55” numara ile başlaması da buranın seyirde geçilecek bir durak olduğunu bildirmekte olduğunu düşündürüyor.

 ترمضی - Termedî-Termudî-Termidî ile yolumuza kaldığımız yerden devam edelim. 

 Ter-Medi; çalışma ile övünme halî ve bundan mutmain emin olmadır. Hele birde araya (ه) “he” ilave ederse kendini mehdi bile sanır bunun örnekleri çoktur. 

 Ter-mudi; “Mudi” kelimesi Türk Dil Kurumu'na göre, "Bankaya para yatıran kimse" anlamına gelmektedir. Yine gördüğüm zuhurata döneceğim yine burada da bağlantısının devam ettiği anlaşılıyor. 19-53 çalışmasını yaparken biz de ismini biraz benzer gizli yazalım. “Şakirbank” ve 19-53 bağlantılı bir resim gelmişti. Ve bizden yorum yapmamız istenmişti. (110) Şeker risalesi olarak ayrı bir kitaba dönüştürülmüştür… Buraya kısa bir bölümünü resmi buraya koymadan alacağız. Bu kısımda özel seyrin bu hâli ile alakalıymış. 

------------------

 19 53

 Kimden: yu… yüc[19]…
 Gönderildi: 14 Şubat Pazar 22:16
 Konu: 19 53
 Kime: Mu… Ca…

 Yu… Yü… <yu…@msn.com>

 Kime:

 Mu… Ca… <ca…@hotmail.com>;

 14.2.2016 (Paz) 22:16

 Selâmün Aleyküm Hayırlı Akşamlar Mu… Abi.

 İnşaallah iyisinizdir. Allah Afiyetler versin. 19 53 kitabıyla ilgili bir resim göndereceğim.

 Bu resim mail yoluyla bana yaklaşık iki ay önce Şakir Bank tarafından gönderilmişti. Ben de Babamıza göndermiştim. Kitapta olmadığını söyledi. Hafta sonu beraberdik. Size göndermemi istedi. Resim üzerinde herhangi bir yorum yapmadan gönderiyorum.

 Hayırlı Akşamlar, Allah'a emanet olunuz.

 Mu… Ca… <ca…@hotmail.com>

 Kime:

 Yu… Yü… <yu…@msn.com>;

 16.2.2016 (Sal) 15:52

 Hayırlı Günler Yu…,

 Bu günlerde biraz rahatsızdım. Grib-in garipliği den maillere geç cevap verebiliyorum. Gönderdiğim resmi aldım. Telefondan baktığım için, daha henüz yerine kaydedemedim. Bende henüz bir yorum yapamayacağım. Bilgin olsun diye mailine döndüm. 

 İmza gününde "H" yayınları evimize yaklaşık yürüme 10 dakika mesafede olduğu halde, işte olduğum için gelemedim.

 Herkese Selamlar, Hoşça Kal.

 Yu.. Yü… <yu…@msn.com>

 Kime:

 Mu… Ca… <cagaloglupasa@hotmail.com>;

 16.2.2016 (Sal) 19:09

 Mu… Abiciğim Hayırlı akşamlar, Allah acil şifalar versin. 

 ------------- 

 Mailde de yazdığı gibi mail geldiğinde rahatsızlığımdan ötürü resim hakkında detaylı yorum yazıp, cevap verememiştim. 24 Şubat 2016 çarşamba, İz-Terzi Baba Mesnevi-i Şerif sohbetinde uzun uzun resme bakıp düşündüm. Bir taraftan da notlar aldım.[20] (Hem sohbet, hem bu iş ne alaka kardeşim ya sohbeti dinle, ya da bu işle uğraş denilebilir. Bu gelen resminin bağlantılarına daha iyi nüfuz edebilmek için sohbet kanalından “ve nefahtü” demi ile bakabilmek, aslına nüfuz edebilmek için bu şekilde baktım diyebilirim). Yarım sayfayı kaplayan bir resim, zahiren bakıldığında alt tarafı bir resim, biraz daha olayı zahiri şeriat boyutuna indirgediğimiz zaman, resmin geldiği kanal ve resimdeki karakterlerden dolayı bu resmin böyle bir mübarek adamın kitabında ne işi var diye düşünülebilir. Tabii onlarda kendilerine göre haklıdır. Kimseyi eleştirecek ne halimiz, ne de durumuz vardır. Bu resmin söyledikleri ile bir değil belki bir kaç kitap yazılabilir. Biz kısaca anlatmaya ifade etmeye çalışalım. Eşimde bu arada bir zuhurat görmüştü. Konu ile bağlantısı olduğu için buraya almayı uygun buldum. 

 “Evimizde İz-Terzi Baba’nın sohbeti var. Ve bu sohbet devam ederken evin içine mahallenin çocukları doluyor. Bir yandan sohbet devam ederken, çocuklarda kendi hallerinde oyunları ile meşgullermiş ve tam bir karmaşa hâli imiş “

 Ne diyeyim bu zuhuratın tesbit edebildiğim bir yönü İz-Efendi Babam sohbet yaparken biz evlâtlarının hali oyun ve eğlence ile dünya hayatı ile olan meşguliyetimiz, O bizi tutup yukarılara götürmek istiyor. Bizim çocuk olan beşer tarafımız ise biz şu hayâli, vehimi dünya hayatı ve nefsin hevası ile biraz daha oynayalım-oyalanalım diyoruz. İşte bizim İz-Efendi Babamızın gönül âleminde bu karmaşa ve karışıklığa verdiğimiz huzursuzluğa, sabır edip bizim bu çocukluklarımızı hoş görü ile karşılıyor. 

 Bir diğer ve asıl görülme sebebi olan yönü İz-Efendi Babamın “Şekerci Dede” ismi ile olan bağlantısıdır. Mail-e dikkatlice bakarsak “Şakirbank” tan geldiği yazılmıştır. Ç.H.U kardeşim Terzi Baba 1 ve 2 kitabında bu konuya güzel açıklık getirmiş idi sağ olsun. Ve sayısal bağlantıları yönünden kitabımıza almıştık. Terzi Baba 1-2 kitapları ve bu kitabın 19/53 Terzi Baba 1-2 bölümlerine daha geniş olarak bakılabilir. Efendi Babamın çocuklara zahiri olarak dağıttığı akide şekerinden manaya geçilmiş ve “Akide-Akid, İlah-i biat” bağlantısı kurulmuş idi. Terzi Baba 2 de ki “Şekerci Dede” bölümünün son paragraflarını buraya bağlantı kurulabilmesi-kurabilmek için tekrar aldım…

 Akide. İse onunla yapılan İlâh-i biat akid, sözleşme yemin, ya da nikâhtır. Tıpkı Osmanlı geleneğinde olduğu gibi, Askerlerin Sultana olan bağlılık törenine Akide denir imiş. Tören sırasında da akide şekerleri ikram edilirmiş. Bugünkü evliliklerde ise Nikah şekeri verilmekte, bu ise suri anlamda olmakla birlikte ma’nevi anlamda dahi düşünülebilir. Askerlerin sultana olan bağlılığı ise, asker onun Hak yolunun erleri olan sâliklerdir. Padişah, sultan olan ise İnsân-ı kâmildir.

 Bu hadiselerin yaşandığı dönemde bazı öğrenciler çeşitli nedenlerle geç kaldıklarından akide şekerinden de mahrum kalırlar imiş. Bu ise İlâh-i ma’nâ da ona ulaşmakta geç kalanları, ya da kendi nefsi emmareleri ile onun huzuruna girdiklerinden, bu hakikat nimetinden mahrum kalmış olanların durumunu remzetmektedir.

 Şeker in Arapça yazılışı şın ile sin harfinin yer değiştirmesi ile olmaktadır. Sukür Sukür (سكر) SİN-KEF-RI harflerinin dizilimi ile.

 SİN. Zâtın zuhuru olan Hazreti İNSÂN

 KEF. Kevn. kün emri

 RI. Rahmâniyet nefesi rahman Günümüz lisanına bu kelime sükur iken şükür ve şeker e dönüşmüştür. 

 Sükur, şükür e dönüşünce şükür bayramı da şeker bayramına dönüşmüştür. Şeker Bayramı, Şükür bayramı ise, tasavvufta seyri sülûk yolunda bir dervişin kâmil bir veli nezaretinde, ulaştığı bazı mertebe ve hakikate binaen, hakkın kendisine lütfü İlâhisidir.

 Şeker Bayramını yaşatacak olan ise bunun hakikatine sahip olan, kendisine akide ile bağlanılan, ve bu isim ile müsemmâ olmuş olan Şekerci Dede (İz-Terzi Baba) dır.

 Zâhiren şeker bayramını zâhir olarak ve bu anlayışla yapabilenler olduğu gibi, bâtinen ise Şekerci Dede nin elinden akide-akit yapanlar ve bu yolda sıratı müstakîm-sıratullah-üzere yüreyenlere kendisinin bir ikramı olmaktadır Nasıl ki o dönemin ilkokul öğrencilerine ikram ettiği akide şekerleri nasıl rağbet gördü ise şu anda da onun irfan mektebine öğrenci olabilenler için de aynı ikram geçerlidir. Halen her sohbet meclisinde gelenlere şeker ikramıda devam etmektedir. Ç.H.U.

-------------

 Bu konuya bir kaç ilave yapmak istiyorum. Şeker’in arapça Sin-Kaf-Rı harflerinden oluştuğu yazılmıştı. Bu harflerden oluşan “Sekr” (Sekir) kelimesi vardır. 

 TDV İslam ansiklopedisinde bu kelimenin anlamı şöyle yazılmıştır. Salikin, kendisine gelen vâridin etkisiyle yaşadığı manevi sorhoşluk anlamında tasavvufi terim...

 Bahse konu olan “Sekr” manevi cezbe ile oluşan haldir. Bunun için “Salik-i Meczub” ve “Meczub-u Salik” olmak üzere iki sınıf salik vardır. Kimisi seyr-i sülûk tan sonra cezb edilir. Kimisinin cezb edilmesi sülûk’undan öncedir. Burada ki cezbe hâli, zahiri meczupluk yani garip garip konuşmak, zikir meclislerinde bağırıp çağırıp nara atmak değildir. İlim ile Allah’ın cezb etme yani kendine çekme hîlidir… Bu sekr hâli de; meyhane diye tabir edilen dergâhta yapılan sohbetlerde Terzi Babamızın ağzından çıkan sözlerden oluşan latif aşk badesini, nuş eden saliklerde ilahi cezbe hâli oluşur. İnsân sûresi 21 âyette bahsedildiği gibi; 

 عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَاهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا {الإنسان/21}

 ( Âliyehum siyâbu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullû esâvira min fıddatin, ve sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ. )

 (76/21) “Onların üstlerinde yeşil ince ipekten ve işlenmiş atlastan elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rab'leri onlara temiz (lezzetli) içecekler sundu.”

 (Yorumu için Terzi Baba Kûr’an da Yolculuk (50) İnsân sûresine bakılabilir)

*********

 İşte mânevi şeker-sekr ikram edilip, manevi Sekr halinde olan salik, “Şekeri Dede” nin verdiği şekerler ile artık. Âlemi et, yağ tabakası gözü ile değil, Ak-dide ile yani Ulûhiyyet gözü- İnsân-ı Kâmil’in gözü ile görür. 

 Bu hâlden çıkan kişinin hâline sahv derlerler… Bu da uyanıklık ve şuur halidir… Cem’den sonra ki fark hâlide diyebiliriz. 

 Şeker konusunda şimdilik bu kadar ile iktifa edelim tekrar bu konuya dönülecektir. 

 Zâhiri olarak resim Efendi Baba’mın isteğiyle “Yusufiyet” aracılığıyla “Şakirbank” tan geliyor. Yeşil zemin üzerinde üzerin de beyaz tonlu yazı ile “………. …… ….. …..” ve altında sarı zemin üzerinde 19 53 rakamları bulunmaktadır. Banka’nın ihtiyaçlar için sağlayacağı “Kredi, Maaş, vs Para” imkanların dan bahsediyor. 

 Şimdi sizleri biraz daha Terzi Baba’mdan manevi “Akide” şekeri almak için Dergâh-Terzihane olan yere gidişime yaklaşık 6 yıl öncesine götürmek istiyorum. Her bir salikin farklı olabilir. Her salik kendi şeker alışını “İlâhi biatını” bilir. Kimse kusura bakmasın, ben ancak kendi hâlimi biliyorum. Herkes kendi açısından bu hâli değerlendirebilir. Hani nasıl deniyor? Kimse kimse için bir şey yapamaz. Kişinin hakikati yine kendinden geçer. 

 Eşim bana Efendi Baba’mı Tekirdağ’a ziyarete gittiğimde zâhiri ihtiyaçlarımız için bankadan “Kredi” kullanabilir miyiz? Diye sormamı istemişti. Efendi Babam da devlet buna izin veriyor. Eğer alınacak şeye gerçekten ihtiyaç varsa alınabilir. Örnek olarak da koltuğu göstererek eskimiş ise bunun için alınabilir. Ama yeni ise ihtiyaç olmadığı için ve bu değişim nefsani olacağı için almak mahsurlu olur diye cevap vermişti.

 Eşimin sorduğu kredi sorusunun cevabının bâtını yani mâ’nâsı olan cevap 6 yıl sonra gelmiş oldu. Bu resim geldiği sıra “Fusûs’ül Hikem” den Efendi Baba’mın “Yusuf Fassı” sohbetlerini dinliyor ve basılı metin kitap şerhinden de Süleyman Fassı bölümünü okuyup takip ediyordum. Kasımpaşa da Efendi Baba’nın “İrfan Mektebi” sohbetine giderek, Se… kardeşimiz ile Terzi Baba tez kitabı için bir mülakat yaptık. O sırada resmi gönderen Yu… kardeşimiz ve birkaç kardeşimizde hazır bulundular…

 Se.. kardeşimiz ile yazılan bu kitap hakkında görüşeceğimizi sanıyordum. Bana Terzi Baba’yı nasıl görüyorsunuz, mâ’nâsı nedir, yolunun sitemi nasıl kendisini diğer mürşidler den farklı kılan nedir? Sorularına muhatap olunca açıkçası şaşırdım. Daha sonra bu kardeşimizde Efendi Babam hakkında yazdığım şiirleri gönderip, mülakatta ki eksik olan yönleri tamamlamaya çalıştım. Gönderilen bu resimde sorular ile bağlantılı olduğu ve açıkladığı da anlaşılıyor.

 “Kredi” kelimesinin içinde ne bağlantı var diye bakarsak, içinden “R” harfini aldığımız zaman “Kedi” kalır. (ر) “Re” harfinin ifadesi Rubûbiyyet ve Rahmâniyyettir. Rubûbiyet mertebesini, Rahmâniyet ile bağlayan nefis ve benlik dağını yıkıp Fenafillah’a ulaşır. “Kedi” ve “Dağ” birleşimi ise “TEKİR’DAĞ”ı çağrıştırmaktadır. İşte manevi krediye ihtiyacı olan Tekirdağ’a “Şekerci Dede” diğer namıyla İz-Terzi Baba ya gelir. Talipli olan bu kimselere Hakk Bank’tan kredi açılır. Yani Hakk’ın ince nükteli mâ’nâlarını anlama kapısı açılır. Bilindiği gibi alınan kredinin geri ödeme zamanı vardır. İşte salik bu zaman dilimi içinde, zikir, kitap okuma, sohbete katılma, kayıttan dinleme ve tefekkür irfâniyet çalışmalarını hakkıyla yerine getirirse kredi borcunu (Tekirdağ daki Şekerci Dede’ye) öder ve yeni dersinin kapısı kendisine açılır. Eğer tembellik eder çalışmazsa veya nefsâniyeti doğrultusunda kullanılırsa, zâhiri kredi’ninin vakti gelip ödenemediği gibi bâtıni olarak alınan bu kredi de ödenemez ve kişi kara listeye alınır. Hakk’ın kara listesine nefsani mâ’nâda girmekten yine Cenâb-ı Hakk bizlere muhafaza buyursun. 

 6 yıl önce İz-Efendi Babam diğer namıyla Şekerci Baba’yı Tekirdağ’a ilk defa ziyaretime gitmeden önce bir zuhurat görmüştüm. Kısaca bu yazılanlarla ilgili bölümü şöyleydi.

 “Tekirdağ sokaklarında dolanıyordum. Merdivenlerden çıkarken ayağımdan çıkan terliklerimi bir daha ayağıma giyemiyordum. İz-Terzi Baba’mın evine girdiğimde evin kapısını Nüket annem açıyordu.” Terlik-naleynin ayaktan çıkması; Tuva vadisinde oluş, Bir bakıma da bunun daha ilerisinde oluşacak hadise, terk-i terk yani terk etiklerini de terk, Merdivenden çıkış; Mirac çıkışı, Tekirdağ da oluş; Tûr dağında[21], Fenafillaha geçiş.

 İz-Terzi Baba’nın evinin kapısını Nüket annemin evini açması; Şakirbank tan alınan kredi dir, diyebiliriz. 

-------------------

 Ter-midî; kelimeleri Mıdı ve Midi olarak karşılık bulmaktadır. 

 MIDI, elektronik cihazların kendi aralarından senkron sağlamasını ve veri alışverişini yapmasına olanak veren standart bir protokoltür. MIDI, ilk defa 1982 yılında yapılan NAMM ( National Association of Music Merchants ) fuarında tanıtılmış, Sequential Circuits firmasının önderliğinde diğer synthsizer firmalarının da desteği ile yaklaşık 1 sene içinde düm dünyada stardart olmuş bir arabirimdir.

 "Musical Instruments Digital Interface" kelimelerinin baş harflerinden oluşmuş olan bu kelime, o tarihten itibaren tüm müzisyenlerin dikkatini çekmiş ve bugün stüdyolar, hatta evinde kayıt yapan amatör müzisyenler tarafından da kullanılan bir iletişim protokolü haline gelmiştir.[22] 

 Zamanını hatırlamadığım bir zuhuratta İz-Efendi Babam ve yoldan bazı kimseler ile dergâh gibi bir yerdeydik ve objelerden biri ise gitar (müzik) idi. Gördüğüm zaman pek anlam veremediğim bu obje konu açılımının mygitar (benim gitarım) adlı siteden gelmesi ilginç olmalıdır. Yani bu ne diyecek olursak İlâhiler ile sağlanan senkron hakîkat ile veri alışverişidir. Ama eskiye dönüş olursa yine (ض) “Dat” devreye girer ve yolu idlal eder.

 Ayn’el Yakîn Nefsi Radiye;

 ترنزى - Ternezi-Ternuzi-Ternizi kelimeleri “Nun” harfi ile oluşmaktadır. 

 Ter-nezi; Ter-nezir, Terzi-Terzi Baba dan gelen uyarı diye biliriz. 

 Tarikât hâli içinde birlikte bulunduğum daha önceki grubun hâli zuhuratta bellerine kadar su dolu havuzun içinde top oynamaları şeklinde yansımıştı. İz-Efendi Babam ise sakalımı çekmişti. Bu uyarı Mûsâ (a.s.) dan Harun (a.s.) a gelmişti. İz-Efendi Babama niye bana kızdınız diye sorunca, sana niye kızayım dikkatini çekmek istemişimdir, diye karşılık vermiştir. 

 Ter-nuzi; “Nuzü” “Nüzü-l” İz-Terzi Baba “Nüzül”ü açıklarken, bir şeyin bir yerden bir yere inmesi değil mâ’nânın hafiflemesidir. Allah’ça – Hakk’ça ya, Hakk’ ça – Rabb’ça ya ve Rabb’ça Arapça ya çevrilerek nüzül etmiş, yani mâ’nâsı hafiflemiş ve kesafet (yoğunluk) kazanmıştır.

 “Ter-nizi” “nize” Mızraklı. Kargılı. Süngülü. (Osmanlıca'da yazılışı: nizedâr) işte nefis mücahadesinde verilen ekipmanlar günümüzde bunlar daha değişiktir. Tüfek, tank, top, Uçak vs… gibi ekipmanlar savaş aletleridir. İşte mücahadesi olmayanın, müşahadesi olmaz demişlerdir. 

 ترنضی - Ternedî-Ternudî-Ternidî kelimelerinde göreceğimiz üzere buranın gerçekten hâlini biraz araştırma ile müşahade edilmektedir.

 Nefis gerçekten iyiye güzele doğru çalışarak (Ter) eğitilirse nefis olmaktadır. Ama Nusret Babamız (r.a.) “gitme celâle doğru” dediği gibi hâlinden nefsi emmareden razı olduğu yerdir burası ve bunu ancak irfan ehli müşahade edebilir.

 Ter-nedî; bakalım nedir? NEDİ': Ateş veya kül içinde pişmiş olan.[23] Ya muhabbet ateşi ile kişi pişer ya da nefsin heva, vehim, hayal delalet üçlüsünün ateşinde külhanında pişer ve bundan razı olur.

 Ter-nudî; Nude: çıplak, Nüdist; Kelime Kökeni : Fransızca [isim] Her yerde çıplak gezmeyi savunan kimse.[24]

 Daha önce Hazret-i Mevlânâ’nı şu sözü yazılmıştı. Nice insanlar gördüm üstünde elbise yok. Neydi bu; yani yokluk elbisesi ile dolaşıyorlar. Nefsâni varlıkları kalmadığı için çıplak yani “Nü” dürler. “Nûr” dan elbise giymişlerdir. Birde nefsi emarenin azgını ve razı olan tayfa vardır. Hani dendiği gibi çıplak gezmeyi savunurlar ve çıplaklar kampında falan boy gösterirler. Vücût elbiseleri vardır ama Hazret-i Mevlânâ’nın dediği gibi içinde insan yoktur.

 Ter-nidî; nidi ne demek? Yuvalar, böcek yuvaları, nidifikasyon ne demek? Kuşlarda yuva yapma ve bununla ilgili davranış.

 (en)Nidification. (fr)Nidification (la)Nidus: yuva; facere: yapmak.[25]

 Ya kişi gönlünde, gönül kuşunun (bülbülünün) yuvasını yapar ve onun nağmelerinden razı olur. Ya da nida eden ya da bağıran, çağıran heva kuşunun yuvasını yapar ve toprak altında yaşayan börtü, böcek gibi nefsi emmare ilminden beslenir yaşar ve bundan razı olur.

 Ayn’el Yakîn Nefsi Mardiye;

 ترسزى - Tersezi-Tersüzi-Tersizi kelimeleri ile yolumuzun izinde ilerleyelim. Belki çoktan bu işi bırakırdım ama bulunan şeyler yolun özel eğitimi ile o kadar örtüşüyor ki bende doğrusu hayret içinde kaldım. Bir şeyler çıkacağını seziyordum. Ama iş sezgilerimin de ötesindeymiş. 

 Ter-Sezi; Ter-sezgi” yani çalışma ve kesbi olarak verilen sezi-sezgi yeteneği sözlük anlamına bakalım.

 Sezgi ne demek?

 Sezme yeteneği, feraset Sezme gücü yerinde olan kimse.

 Gerçeğin deneye veya akla vurmadan doğrudan doğruya kavranması.

 Sezme yeteneği, seziş.

 Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama, tahaddüs.

 Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş ya da olacak bir şeyi kestirme anıklığı.

 Deney yapmadan ya da usavurmadan bir kavramı, bir genellemeyi doğrudan doğruya anlayıverme.[26] 

 Ulaşılan yer (س) “Sin” harfidir. (س) “Sin” ise “İnsân” demektir. يس “Ya-sin” ise ey insân demektir. Sezme yeteneği, “feraset” olarak geçmektedir. Hadis-i şerifte “mü’minin ferasetinden sakının” denilmiştir. Bu hadis-i şeriflere gelen bir anlayış yeteneğidir. İlham ise veli, evliya, irfan ehli zâtlara gelen ilm-i ledün bilgileridir. Kuds-i hadis karşılığıdır. Peygamber, nebi, resül olan kişilere Cenâb-ı Hakk’tan gelenlere ise vahiy denilmektedir.[27] 

 Ter-süzi; ise bu gelen bilgilerin hemen kabullenilmeyip, iyice araştırılıp süzgeçten geçirilip şeriat bilgilerinin doğruluğu ile harmanlanıp, Ter-sizi; siz-biz yani sizlerin, bizlerin yiyebileceği şekilde sunulması ve aktarılmasıdır. İşte bu şekilde kişi razı olunduğunu müşahade edebilir.

 Ayrıca “Ter-suzi” Suzi yanma, yanıştır ve diğer söylenişi “Suzan”dır.

 (سوزان) sıf. (Fars. sūhten “yakmak, yanmak”tan sūzān)

1. Yakan, yakıcı: Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir / Aman dünyâyı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir (Nedim’den). Çölde şemsin şuâ-ı sûzânı / Yakarak gözlerinde elvânı / Görmez artık selâmet imkânı (Tevfik Fikret).

2. Yanan, yanıcı: Şem’ giryan, lâle sûzan, gonca hûn-âlûdedir / Var mı bir dil kim belâ-yı dehrden âsûdedir (Seyyid Sabri’den). Rûy-ı cânândır çerâğ-efrûz-ı bezm-i cânımız / Mazhar-ı sırr-ı tecellâdır dil-i sûzânımız (Leskofçalı Gālib).

Sûzan etmek (eylemek): Yakmak: Tâb-ı hurşîd-i sitem sûzân ederdi âlemi / Ger sehâb-ı adl ü dâdın olmasaydı sâyeban (Nef’î’den). Bir şererle istesek dünyâyı sûzân eyleriz / Berk-ı ebr-i “kün fe-kân”ız biz celâl-i kalb ile (Leskofçalı Gālib). Sûzan olmak: Yanmak: N’ola sûzân olursa nâr-ı aşkınla dil-i bîtâb / Nice bin handân ol şevk ile yanmış kül olmuştur (Leskofçalı Gālib)[28]

Su-zan, yani ilm-i İlâhi deryasındaki zan kişiyi yakmaktadır, ya hayal ve vehim nefsinin ateşi ile yakar. Ya ilmi İlâhi deryasının hakiki hayâli ile muhabbet ateşi ile yanılır.

Şarkıda nasıl diyordu, Kırklar Dağının Düzü
Karanlık Bastı Bizi Kör Olasan Suzan Suzi
Ziyaret Çarptı Bizi[29]

 ترسضی -Tersedî-Tersüdî-Tersidî böyle yapmazsa ne olur. 

 Ter-sedi; İz-Terzi Baba önüne set çektiği seti kaldırdığında Yec’üc ve Mec’üc salıverilir. Bakın “YEC” harfleri İlm’el Yakîn seyrinin Nefsi Emmareninde bulunan “Ter-Yec-zi”yi hatırlayalım. Niye, Ter-südî; bu çalışmalar ile İz-Terzi Baba sütünü yani ilmini bozmaya kalkarsa İz-Terzi Baba evlâtlarını zehirleyebilir. İşte o zaman İz-Terzi Babanın “Tersinin” ne olduğunu görür ve delaletinden razı olunmuş olur. Belki cümle tuhaf gibi görülebilir mudill esmâsı bu halden razıdır. İşte şarkıda yazdığı gibi hakîkate kör olanı da ziyaret çarpar. 

 Ayn’el Yakîn Nefsi Safiye;

 ترعزی - Ter’azi-Ter’ozi-Ter’ızi kelimelerinde bulunana (ع)“Ayn” harfi ile müşahade etmeye çalışalım. (ع) “Ayn” göz demek olduğu gibi 40 çeşit anlamı bulunan bir kelimedir. 

 Terazi kelimesi (ع) “Ayın” harfi ile Türkçe yazılışta (ا) “Elif” harfi gibi bir benzerlik göstermektedir. Ama görüldüğü gibi Ter’azi diyerek üsten bir virgülle ayırmak gerekir. İşte bu virgül kişinin hayâl ve vehim perdesidir. Bu perde kalktı mı? Dengeli bir görüş oluşur. Kulak ayarlarından sonra göz ayarlarının yapılması gerekir. Terzi Baba (7) numaralı “İslâm, İmân, İkân” kitabını Cibril hadisi üzerine yazmıştır. Bu hadisi şerifin “ihsan-müşahade” ile ilgili bölümü şöyledir.

 "Bana ihsandan haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.v.): " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür." buyurdu.

 Bunun şerh edilmiş hâli de (72) Îmân ve Îkân dır. Bizim de tabloda incelediğimiz bölüm ise 7. sütun 2. bölümdür. Görüldüğü gibi sayısal olarak ne kadar örtüşmektedir. 

 Hadisi şerifin “İmân” bölümü ise, "Bana imandan haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.v.): Âllah'a, Allah'ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât yine: "Doğru söyledin." dedi.

 Bahse konu olan kitaplarda bu mertebeler hakkında geniş açıklama vardır.

 Müşahadenin oluşabilmesi için zaten burada İslâm’dan İmân mertebesine geçilmiş olması lazımdır. Burada İhsân âyetinde belirtildiği üzere,

 فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ {الرحمن/55}

 hel cezaül ıhsani ille’l ıhsanü hasen/ihsanın/iyiliğin cezaü/karşılığı illa/ancak/sadece hasen/ihsan, iyilik değil midir?

“ İyiliğin karşılıyı yalnız iyilik değil midir ?” 

 “Ceza” ve “ihsan” kelimelerine kısaca bakalım. 

“Ceza” kelimesi, genelde bilindiği gibi sadece bir suçun karşılığı değil, her oluşumun karşılığının ifadesi “ceza” kelimesiyle belirtilmektedir;

İyiliğin de kötülüğün de karşılığı “ceza”dır. Ve İhsânın 5 mertebesi vardır. 

“İhsan” ın birinci mertebesi; 

“Cibril hadisi” diye de bilinen Yahya bin Ya’mur’dan rivayet edilen hadisle belirtilmiştir.

“İhsan” ın ikinci mertebesi;

Rabbımızın Hz. İbrahim’e ve seyr-i sülûk yolunda o mertebeye gelmiş olanlara olan hitabına bakalım. 

Kûr’ân-ı Keriym Bakara Sûresi 2. sûre 131. âyette 

إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {البقرة/131}

iz kale lehü rabbühü eslim kale eslemtü lirabbil âlemiyne rabbühü/onun/kendisini rabbi lehü/onun için eslim/tesim/islam ol dediğinde el alemler rabbi için teslim oldum dedi “Rabbi ona; “teslim ol” buyurduğunda, “âlemlerin Rabbına teslim oldum” demişti. 

“İhsan”ın üçüncü mertebesi; 

Kur’anı Keriym A’raf Suresi 7. sure 56. ayette 

 وَلاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ بَعْدَ إِصْلاَحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ {الأعراف/56}

inne rahmetallahi kariybün minel muhsiniyne inne/muhakkak/kesin allah rahmeti muhsinlerden karib/yakındır “Muhakkak ki; Allah’ın rahmeti yakın olarak ancak muhsinlerden gelir.” İfadesiyle açık olarak bildirilmektedir.

“İhsan”ın dördüncü mertebesi; îzahına gayret etmeği çalıştığımız, 

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ {الرحمن/55}

hel cezaül ıhsani illel ıhsanü hasen/ihsanın/iyiliğin cezaü/karşılığı illa/ancak/sadece hasen/ihsan, iyilik değil midir?

“ İyiliğin karşılıyı yalnız iyilik değil midir ?” ayetinin hakikatidir.

“İhsan”ın beşinci mertebesi ise; 

Kur’anı Keriym Ankebut Sûresi 29. sûre 69. ayette 

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ {العنكبوت/69}

innallahe leme’al muhsiniyne “innallahe/kesin/muhakkakki Allah elbette muhsinlere maiyet (ile beraberdir.)”

 “Muhakkakki Allah muhsinlerle beraberdir.” Ayetinde belirtilen hakikattir.

“İhsan” hadisiyle başlayan rû’yet ve müşahede yolculuğu, bu ayet ile kemale ermiş ve varlığında Hakk’ın Varlığından başka hiçbir şey olmadığını anlayan ve arif olan kişi, Allah’ın kendiyle kendinde olduğunu mutlak olarak bilmiş, bildirmiş ve hayatını böylece devam ettirmiş olmaktadır. 

Allah “Muhsin” ismi ile o mahalden “Zati” zuhurunu ortaya getirmektedir. Kısaca izahına çalıştığımız bu hakikatleri Allah (c.c.) arzulularına kısmet etsin.

 (9) Kûr’ân-i Kerim’de Yolculuk (55) Rahmân sûresi âyetinde İz-Terzi Baba tarafından yapılan yorumların tamamı 74-78 sayfalardan okunabilir.

 İz-Efendi Babam bir görüşmemizde sen tersten girmişsin demişti. Bu işte de tasavvuf ehli olan “Muhsin” adlı bir kişi ile bir müddet diyaloğumuz olmuştu. Demek ki bu işin hakîkatini de sonunda aramışım.

 Yaklaşık 15 yıldır aracımı götürdüğüm “İhsan” usta yanına bir yardımcı usta daha almıştı. Kopuz usta denilen bu kişinin aracı “55” plakalı olduğu dikkatimi “İhsan” ustayı bu araçta görünce dikkatimi çekmişti. Yine aracımı rutin bakımı için götürmüştüm “İhsan” usta cenazesi olduğu için 53-Rize’ye gitmişti. Araca kopuz Usta bakımını yaptı. Ailece bir Edirne ziyaretimiz oldu. Eşim ile 1 hafta sonra Afyon’a gidecektik. Aracın silecek suyunu tamamlamak için yanına giderken 55 numaralı apartmanımızdan içeri girmiş yalpalayarak yürüyen siyah yavru-genç kedi apar topar dışarı kaçtı. Aracın ön kaputunu açınca ne göreyim? Tekir bir yavru-genç kedi motor kapağı üstünde kuzu gibi yatıyor ama ölmüş ve öleli de bir müddet olmuş. Bizim sokakta görmediğim kedi muhtemelen “Edirne”den gelmişti. Ve bu iki kedinin hâli birlikte Ayn’el Yakîn-Nefsi Emmare bölümünde yazdığım zuhurattaki birlikteliği gibiydi. Zaten “Edirne” kelimesinin karışık yazılışında “DERİNE-DERÛNİ” bağlantısını düşünüyordum. Demek ki bu rû’yet ve müşahade hâli kendi hakîkatimden gelmekteydi. Afyon’da kiraladığımız evin numarası “115” (55+60=115) olması da bunu destekleyen bir bağlantı ve müşahade oldu. 

 Ter’ozi; Ter-Ozi, internette arattığımızda, “Ozan isminin çoğu durumda kısaltması” olarak karşımıza çıkmaktadır. “O-zan” olarak baktığımızda “Hu-zan” ve “O-zan” olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin iki bakış açısı olarak ya “Hu zan” ile yukarıda yazıldığı gibi Hakk’ı kendinde ve her şeyde bularak bakar. Ya da “O zan” ile Sen-Ben-O diye her şeyi ayırarak kesret gözüyle Hakk’a perdeli olarak bakar. 

 Ter’ızi; İşte bu çalışma ile Terzi-Terzi Baba’nın Izi-İzi’ne ulaşılır. “Iz” yani “Izzet” bu bağlantı efendi Babamın büyük oğlu ve mâ’nâ da Kılıç bağlantılı evlâtlığıdır. Aynı zamanda Yıld-ız-Necm bağlantısı ile “Vennecm-i Heva” “Heva yıldızına and olduğu an”[30] İzafi-isimlenmiş benlikten İlâhi benliğe isme geçiş yani “İz” mahlasına/bâtini ismine geçiştir. Bu da “Ter-İzi” çalışma ile Terzi’nin-Terzi Baba’nın İz-inden yolundan, yürümektir.

 ترعضی - Ter’adî-Ter’odî-Ter’ıdî Ter’adî; Yukarıda müşahade edilenler hoş, gayet güzel şeylerdi. Bu tarafta olanlar ise Türkçe yazılışında görüldüğü üzere ”Ter-adi” ve arapça okunuşu ile “Teradzi” gibi mahreç sesi verir. Yani “Terazi” gibi anlaşılır. Yani baştan dengeli gibi görünür ama işin hakikati ve adiliği, mudilliği, bayalığı, aşağılığı, alçaklığı sonradan ortaya çıkar. Ter çalışması karşılığı “Terzi” ye yapılan bu hareketler ibretlik dosyalarda görülebilir. Terzi her zaman “Bizi takdir edenler olduğu gibi inkar edenler olmuştur.” Canları sağ olsun, hakları helal olsun. İt ürür, kervan yürür der. Ama şunu da ilave etmeyi unutmaz. Üç kişi vardır ki Cenâb-ı Hakk katında davacı olacağım. Biz de buna şahid olacağız. İnşeallah… 

 Ter’odî; Bunun da cezası karşılığı “Odi” Oduna, ateşe mensup olmak, ateş ehli olmaktır. Herkez yaptığının karşılığını burada kazandıkları ile bulacaktır.

 Bu dünya hayatında her birerlerimiz kadim âlemden hadis âleme gelerek kısaca par-lamaktayız ve bu genel “Par-odi” Ayan-i Sabitenin[31] figüranları ve Ayn-ı sabitemizinin[32] ise başrol oyuncularıyız. 

 PARODİ; i. (Fr. parodie < Yun.) 1. tiyatro. Ve tv. Bilinen bir şey veya olay etrafında kurulan, daha çok taklide dayanan, alay ederek güldürücü etki bırakan kısa oyun. 2. Ciddî bir eseri alaya alarak, mizahlaştırarak yazılan, bu eserin tenkit düşüncesiyle yapılmış bir karikatürü sayılabilecek tiyatro eseri: “Karmen operasının parodisi.”[33] 

 İşte kelime anlamında görüldüğü gibi kişi hakikatini ve gerçeği bir kenara bırakması onu alaya almasıdır. Hayâli ve vehimi kurgularını bu dünya sahnesinde nefsâniyet ateşi ile birlikte oynaması ile aslında kendini karikatüre etmekte ve hakîkat kaşısında komik duruma düşmektedir. 

 Ter’ıdî; “İdi” ancak bunlar “Terzi-İz-Terzi Baba” için “İdi” bir zamanlar “Var idi.” Yani geçmişte kalan ibretlik hatıralar olmuşlardır. Bunların hâli sözlükte anlamının yazdığı gibi, “ıdı” Miskin, hımbıl ve olmaktır. Yani malı mülkü kalmamış, hiçbir işe eli varmayan, uyuşuk, güçsüz, zavallı, tembel, aptal, budala kimselerdir. Bu kişi müflis kimsedir. Efendimiz (s.a.v.) müflis hakkında şöyle buyurmuştur;

 "Ümmetimden müflis olan o kimsedir ki: Kıyâmet günü namazı, orucu ve zekâtı olduğu halde gelir. Ancak birine küfretmiş, diğerinin kanını dökmüş, bir diğerinin de malını yemiştir. Hasenatı, buna, öbürüne, diğerine dağıtılır. Üzerindeki borçlar bitmeden hasenatı tükenmişse öbürlerinin günahlarından alınır, üzerine yüklenir ve böylece ateşe atılır." Şairin dediği gibi,  “Geçen geçmiştir artık; ân-ı müstakbelse mübhemdir; Hayatından nasibin: Bir şu geçmek isteyen demdir.”[34]  Geçen geçmiştir, gelecek ise belirsiz. Sen ise içinde bulunduğun zamanın ve durumun sahibisindir. Ehlullah, bunu daha ileriye götürüp an ile dahi olma, Hakk ile ol demişlerdir. 

 Anlaşılacağı üzere kim ne hâl üzere ise o hâl üzere ölür ve o hâl üzere dirilir. [35] 

 Ayn’el Yakîn Tevhid-i Ef’âl;

ترفزى - Terfezi-Terfuzi-Terfizi Burada ki oluşum (14) İrfan mektebi 8. Ders tevhid-i ef’âl idrâki ve hâli âyetlerine baktığımızda;

 İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir Kûr’ân-ı Keriym; Fussilet Sûresi (41/53) Âyetinde bu mevzua işaret vardır.

 سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ {فصلت/53}

 “Senürihim Âyatina fil âfaki vefi enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehül Hakk’u” Meâlen; 53. Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefslerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâki, onlar için O'nun hakk olduğu ortaya çıksın.

 Hâli: Bu mertebenin hâli ile hâllenmektir. 

 Kûr’ân-ı Keriym; Kasas Sûresi; (28/88) Âyetinde bu hâle işaret vardır.

 كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ {القصص/88}

 “Küllü şey’in helikün illâ vechehu lehülhükmü ve ileyhi türcaun.” Bu mertebede kişi, daha evvelce görmüş olduğu, “ENFÜSİ” yani kendi nefsinde yaşadığı hakikatleri bu defa “AFAKİ” yani dış âlemde yaşamağa başlar. 

 KÛR’ÂN-I KERİYM’de, bu hakikati ilk def’a idrak edip yaşayan kimsenin İbrâhim (a.s.) olduğu bildirilmiştir. “Yakında onlara ufuklarlarda ve kendi nefislerinde olan Âyet-lerimizi göstereceğiz tâki, onlar için Onun Hakk olduğu ortaya çıksın. (41/53) Kelâmı İlâhisi bunu çok güzel anlatmaktadır. 

 Bu mertebeye ulaşan kimse ALLAH’ın Âyetlerinin, yani işaretlerinin Hakk olduğunu müşahede eder. Böylece oluşan bütün fiillerin hakk’ın fiilleri olduğunu YAKIYN bir bilgi ile idrak ederek yaşamaya başlar. 

 Oldukça zor olan bu yaşam halinde kişinin çok dikkatli olması gerekir. Karşısına çıkan her fiilin, her şeyin, müspet veya menfi ne olursa olsun hepsinin Hakk ve Hakk’tan olduğunu bilmesidir. Ancak..... Bu idrak ediş buraya ulaşanlara has bir hükümdür. Buna çok dikkat edilmelidir. 

 “Onun vechinden başka her şey, helâk olacaktır, hüküm onundur, Ona döndürüleceksiniz.” (28/88) Kelâmı İlâhisi de, bu mertebede çok açık ifadesini bulmaktadır.

 Her ne kadar bu Âyet-i Kerime’nin gelecekte kıyamet hadisesi ile ilgisi var ise de, yaşadığımız günde de geçerliliğini koruyup bu mertebeye ulaşan kişi yaşantısında ve idrakinde fiillerin ve eşyanın her yönüyle Hakk’ın değişik mertebelerden, ayrı ayrı zuhurları olduğunu bilmesi anlamındadır. 

 Böylece bu günden, kendiliğinden âlemin kıyameti kopmuş, yani zaten, zan etti-ğimiz, fakat aslında sadece isimlerden meydana gelmiş olan eşyanın hakikati ortaya çıkmış olur. Eşyanın hakikatini arayanlar neticede bu mertebenin idrakine ulaşırlar. 

 Bu hüküm de Hakk’ın hükmüdür ve gerçekte görüldüğü gibi her şey Ona döndürülmektedir, burada döndürülme kelimesi çok iyi anlaşılmalıdır. 

 Bu mertebe, kişinin kendi İlâhi varlığı ile ef’âl âleminin birleştiği, bütünleştiği ilk tevhid mertebesidir. 

 İşte bu yüzden burası dostluk, yani hullet mertebesidir. İbrâhim (a.s.) mın halil olması bu yüzdendir. 

 Kendinin ve bütün varlıktaki fiillerin Hakk’ın fiilleri olduğunu, dolayısıyle kendi vasıtasıyla Hakk’ın icraatta bulunduğunu idrak etmesidir. Bu mertebenin kemâli (fenâ-i ef’ âl) dir. Bu mertebe de kesin olarak bilinmelidir ki; âfakta ve enfüste hiç bir şeyin faa- liyyeti yoktur, bütün faaliyyet Hakk’a mahsustur.

 Âdem (a.s.) ma İsimler öğretildi: 

 İbrâhim (a.s.) ma ise İsimler giydirildi: Bu yüzden ALLAH-ın dostu oldu. [36] 

Şimdi burada ele aldığımız kelimeleri topluca ele almaya çalışalım ve ayn’el yâkın, nûrani ve müşahade seyri olduğunu unutmayalım.

ترفزى - Terfezi-Terfuzi-Terfizi; Ter-Fezi, “Fezâ” – Ter-Fuzi, “Füze”, Ter-Fizi “Fizik” (Meta-Fizik) kelimelerine ulaşıyoruz… 

İdrâki (41/53) âyetinde ufuklarda ve nefsinizde âyetlerimizi göstereceğiz ve devamında hâli (28/88) âyetinde ise sonra her şey helak olacak ve ona döndürüleceksiniz.

Tekrar bu seyrin başında görülen zuhurat hatırlanacak olursa tekir kedi hela yani helak çukuruna düşüyordu. Yani “az yaşa çok yaşa akıbet gelir başa” demişler. Bundan kurtuluş var mı? 

Süleymân (a.s.) zamanında yaşayan biri Azrail (a.s.) ile karşılaşır ve sert bakışlarından korkar ve Süleymân (a.s.)’a gelerek, olayı anlatır ve rüzgara emretmesini ve kendisini Hindistan’a göndermesini rica eder. Daha sonra Azrail (a.s.) Süleymân (a.s)’ın yanına gelince kendisine sorar sen benim tebamdan birine niye hiddetle bakıp korkutuyorsun deyince, ben onun canını yarın Hindistan’da alacaktım. Bu iş nasıl olacak diye bakınca korktu deyince, benden kendisini Hindistan’a göndermemi istedi ve oraya gitti. Ve ertesi gün olur, planlanan yerde emri Hakk vaki olur.

Neyse biz kaldığımız yerden devam edelim. Bizlere Âdem (a.s.) dan bu zamana kadar yaşayan insânların ömürlerinin tamamı, birde füze verilecek olsa ve fezada zâhiri fiziki zaman ile yolculuğa çıkacak olsak Hakk’a ulaşmamızın mümkünatı yoktur. Hem seyrimimiz bilmediğimiz bir karanlık boşlukta nereye olacaktır, bunun örneği yolu ve izi yoktur. 

Peki, o zaman bizlere gösterilecek-gösterilmekte olan Âyet nedir? 

Sözlükteki asıl anlamı “bir şeyin ve bir amacın mevcudiyetini gösteren alâmet”tir. Buna bağlı olarak “açık alâmet, delil, ibret, işaret” gibi anlamlarda da kullanılmıştır. Kûr’ân-da tekil ve çoğul şeklinde 382 defa geçen âyet kelimesi terim olarak çeşitli anlamlar ifade etmektedir.[37] 

Burada dikkat çeken bir sayı var. 382 hem (38+2=40) ve (3+8+2=13) tür. 13[38]+40[39] ve toplamı olan 53 yani bu âyeti işaret ediyor. 

İşaret ne demek?

1) Anlam yükletilen şey, anlamlı iz, im. 2) Belirti, gösterge, levha, tabela, alamet. 3) El, yüz hareketleriyle gösterme. 4) İnsanlar arasında anlaşmayı görüşmeyi sağlayan bütün semboller. 5) İm (anlamı bulunan, anlam yüklenilen her şey, gösterge, iz, simge, remiz, belirti.) 6) Bir şeyi bir vasıta ile (el, göz, kaş veya parmakla) göstererek bildirmek.[40]

Bizleri burada “özel” olarak ilgilendiren “İz” dir. Ve bütün bu anlamlar ile bağlantısı vardır.

İşte bunun izi ve işaretini İz-Efendi Babamız, Ozancığım diye Fizik profösürü bir kardeşimize Hu-zannı ile günümüzde meta-fizik denilen ilmin hakikatiyle yani tasavvuf ilmi ile (11) Vahiy ve Cebrail kitabının Atom adlı bölümünde muazzam örnekler vererek bunun aslının Nûr olduğunu ifade ederek bildirmektedir. [41]

İz-Efendi Babamın görmüş olduğu kalb ve kılıç sarkaçlı altın bilezikte kılıcı büyük oğlu İzz-et bey olarak remz etmiştir. “Ze” harfi görüldüğü gibi şeddelenmiştir. İz’i şiddet ederek yani çalışmada (ter) şiddetli bir şekilde ısrarcı olunmasıdır. Ve Gönül evladının hâyalini kesmesi ve içsel yolculuğa gönül âleminde bu âyet-işaret-iz-i takip ederek hedefine varmasıdır diyebiliriz.

 “Onun için yapılması gereken şeylerin başında gelen evvela kendimizi tanımak, sonra Peygamberimizi tanımak, oradan da Allah'ı tanımaktır. İşte bütün bu mertebeleri idrâk eden kişi aynı zamanda mir’acını yapmış demektir ve İslâmiyeti en geniş en güzel şekilde derli toplu anlamış demektir. Kafa yapımız yerine gelmedikçe, fizik olarak ne kadar çalışırsak çalışalım o yaya yürüme hadisesi gibi alacağımız yol bir ömür boyu bu kadardır.

 İşte kişi kendini, ufkunu, hedefini fezaya açmadıkça Rabb’ül âlemine açmadıkça fizik âleminde aldığı yol ne kadar süratli olursa olsun, az gittik uz gittik dere tepe düz gittik. Altı ay kış gittik bir baktık arkamıza bir arpa boyu yol gittik sözü, latife gibi gelen bizim üzerimizde hakîkate dönüşmüş olmasından başka hâlimiz olmamıştır”. İZ-T.B.

ترفضی - Terfedî-Terfudî-Terfidî kelimelerine baktığımızda bu mertebe itibari ile menfi, müsbet zuhurların Hakk’ın zuhurundan başka bir şey olmadığını müşahade etmektir.

Terfedi; Terfadi, Ter-Fadli, (Heza min fadli Rabbihi)… Terzi Baba kitaplarının bazılarında bu âyet bulunmaktadır.

Neml Sûresi 27/40. Âyet

هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي

 “haza min fad­li rabbiy”

(bu rabbimin fazlındandır) Kişinin başına menfi, müsbet[42] ne gelirse bu âyet hükmü altında olması ve bu sözleri tekrar etmesidir. Sayısal ifadeler (27+40=67) Allah (c.c.) sayısal değeri hem 13 tür. Hayriyi ve şerrihi min’ellahi teala (hayrihi ve hayrihidir)[43]

Fudı; kelimesini internette aratırken aşağıdaki bilgiye ulaştım. Belki biraz karışık gelebilir, bir mesajlaşma protokolü ve içinde “Atom” bağlantısı olması bakımından buraya alıyoruz.

FUDI ( Dünya Çapında Dijital Arayüz [1] ) Miller Puckette tarafından icat edilen Pure Data[44] yama dili tarafından kullanılan bir ağ protokolüdür. Mesajların noktalı virgüllerle ayrıldığı dize tabanlı bir protokoldür. Mesajlar, boşluklarla ayrılmış simgelerden oluşur ve sayısal simgeler, dizeler olarak gösterilir.

FUDI paket odaklı bir protokoldür.

Her mesaj, bir veya daha fazla boşluk karakteri ile ayrılmış bir veya daha fazla atomdan oluşur ve bir noktalı virgül karakteri ile sonlandırılır.

Bir atom bir veya daha fazla karakter dizisidir; Atomların içindeki boşluklar ters eğik çizgi (ascii 92) karakteri ile giderilebilir (aşağıdaki Örneklere bakınız).

Beyaz boşluk, bir boşluk (ascii 32), bir sekme (ascii 9) veya yeni bir satırdır (ascii 10).

Bir mesajı sonlandırmak (ve göndermek) için noktalı virgül (ascii 59) zorunludur. Yeni bir satır sadece boşluk olarak değerlendirilir ve mesajın sonlandırılması için gerekli değildir.[45]

Bu kısım biraz teknik olduğu için detaya girmeden burada bırakıyoruz.

Terfidî; Ter-“Fida” “Fi-da” “dat” ile yazılınca Fi; içinde ve Da-Dat delâlet dolayısı ile delalet içinde olmaktır. İşte bu delalet hâli içinde olmadan “Fida” “dâl-delil-i İlâhiyye” içinde bedel-kurb’an verme müşahade ile çıkılabilir.

37-Saffat sûresi ilgi âyetlere bakacak olursak; 

100 - "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!" 

101 - Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. 

102 - Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. 

103 - Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı. 104 - Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! " 

105 - "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız." 106 - "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik) 

107 - Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.[46]

108 - Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık. 

109 - Selam olsun İbrahim'e...

110- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız. 

111 - Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı. 

112 - Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.

Kûr’ân-ı Kerim’de hikâye edilen Kurb’an hikayesi bu şekildedir. Cenâb-ı Hakk bizlere bunun kim olduğunu bildirmemiştir. İslâm âlimleri genelde bunun İsmâil (a.s.) olduğuna kanidirler, batı ise İshak (a.s.) olduğu görüşündedir. Hazret-i Mevlânâ Mesnevi-i Şerifte İsmâil (a.s.) ve Divân-ı Kebirde İshak (a.s.) olduğu hakkında görüş bildirir. Muhyiddin Arabi hazretleri ise Fusûs’ül Hikem İshak fassında fida-zebih’in İshak olduğunu belirtir. Terzi-Terazi dengesinde ise her ikisinin kurb’an olduğu ve her iki yoldan gelenlerinde kurb’an vazifesi olduğu açıklanıp bu denge sağlanmış olur. Aski takdirde salik Kurb’an bayramı hakîkatleri içinde olan 1. Gün Ef’âl mertebesi kurb’anı, 2. Gün Esmâ mertebesi kurb’anı, 3. Gün Sıfât mertebesi kurb’anı ve 4. Gün Zât mertebesinde kurb’an kesilmemesinin hikmetini anlayamaz bu hâli yaşayamaz ve kendini kurb’an edip etrafındakilere bu kurb’andan yemesi için dağıtamaz… 

Ayn’el Yakîn Tevhid-i Esmâ ; 

ترصزى - Tersazi-Tersuzi-Tersızi yine bütünsel olarak kelimelere baktığımız zaman Sazı-Suzi-Sızı kelimeleri karşımıza çıkmaktadır. Belki saz, saz çalma müzik şeriat ehli tarafından kabul edilmez, mertebesine göre doğrudur. Burada kelimelerin gelişine göre Sazlık, Su-Suzi (Ayrılık ateşi) ve Sızı ile inleme ve şikâyet hâlinin oluşmasıdır.

Sazlık alanda, “Su” olursa bu sazlardan ney yapmak için kesilir ve kurumaya bırakılır ve özünde bulunan yetiştiği “Su” yani hakikat-i İlâhi hayatı ve ilminden uzak kalmanın sızı ve “Su” yun yapısı olan “H2O” Hidrojen ve Oksijenin ayrışması ile verilen “Huu” nefesi ile ayrılık sızının ateşli nağmeleri ile gönüllere hayat verir. Burada kastedilen ney Kâmil İnsân-İnsân-ı Kâmil’dir. 

Ney Yapımı Ney’in ana malzemesi kamıştır. Ney yapımına uygun kamış bulmak kolay değildir. Çünkü ney yapımı için gerekli olan kısa boğumlu kamışlar pek bulunmamaktadır. Bulunanların çoğu uzun boğumlu ve ince kamışlardır. Ney; sarı renkli, sert ve sık lifli kamıştan yapılır. Neylik kamış mutlaka dokuz boğum olmalı ve boğum aralıkları mümkün olduğunca birbirine yakın olmalıdır. Tabiatta bulunan neylik kamış, yerden yukarıya doğru ters olarak yer alır. Yere yakın olan boğumların kamış et kalınlığı fazla olduğundan bu kısımlar ney yapımında kullanılmaz. Ney yapılan kısımlar genellikle kamışın orta kısımlarında bulunur. Ney yapılan kamışlar sonbaharda, hava sıcaklığına göre Ekim, Kasım ve Aralık aylarında kesilmelidir. Kamış sararmamışsa kamışı kesmemek gerekir. Çünkü erken kesilen kamışlar kısa zamanda buruşur. Kamışlar en geç Ocak ya da Şubat aylarında kesilir ve kurutmaya bırakılır. Püskül ve kabukları sararmış kamışlar ney için kesilir. Minesinin sert ve parlak olması da neyde aranan özellikler arasındadır. Dünyada Nil kıyıları dışında en kaliteli kamışların yetiştiği bölge Hatay’ın Samandağ ilçesi Asi Nehri kıyılarıdır. En iyi kamışların yetişmesi açısından çok uygun bir iklime sahip olan bölge, Ney çalgı aletinde hem ses kalitesinin yüksekliği hem düzgünlüğü hem de çap açısından kuvvetli olmasını sağladığı için tercih edilmektedir. Kamışlar toplandıktan sonra birkaç ay (bazen bir yıl) kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra ölçü ayarları yapılır. Ney, hangi karar sesine uygunsa o kamış o karar sesine göre kesilir. Sözgelimi; RE karar sesinde olan Sipürde bir ney yapılacaksa yarım ses fazla kesilir ki daha sonra ayar yapıldığında kesilebilecek parça kalsın. Ölçü ayarları yapıldıktan sonra matkap ve buna benzer özel delici aletlerle delikler açılır. Milim hesabı yapılarak açılan deliklerde hata olmamalıdır. Aksi taktirde seslerde kayma oluşabilir. Daha sonra açılan perdeler zımparalanır ve hafifçe yağlanır. Ney’in parazvânesi ve başpâresi takılır. Parazvâne, genellikle alpaka gümüşünden yapılır. Ateşe tutulup lehimleme yöntemiyle alpaka gümüşü parazvâne haline getirilir. Parazvâne parlatma aracıyla parlatılır. Kamışın her iki tarafına yerleştirilen parazvâne, kamıştaki aşınmayı ya da olası bir çatlamayı önlemek amacıyla takılır. Daha sonra başpâre takılır. Başpâre gerek temiz ses elde etme gerekse dudaklarda olası bir yırtılmayı önlemek için takılır. Daha sonra Ney yapım ustası neyin ses ayarını (akortlama) yapar. Ayar tutmamışsa milim hesabı yapılarak kamıştan bir parça kesilir ve seslere tekrar bakılır.[47] 

İz-Efendi Babamız Mevlevi dervişi arkadaşı merhum Sencer beyden yaklaşık 1 ay kadar ney çalma talimleri yaptığını hatta belli bir seviye geldiğini ama bu işin vaktini alacağını düşündüğünden ilgisini kestiğini anlatır.

Alıntılanan Ney yapımı ilgili yukarıdaki yazıda ney kamışının dokuz boğum olması gerekli olduğu yazmaktadır. İşte, Ney olacak salikinde Ayn’el Yâkin seyrinde 9 uncu derse gelmiş olması lazımdır. Ney ustası onu istediği gibi işlesin ve üflenecek-üfleyecek hâle getirebilsin.

Yolumuz ilim ve aşk yolu olduğundan Hazmi Babamız (r.a.) Mesnevihan olduğundan ve vakti zamanında Beyazıd camiinde Farisi üzerine Mesnevi-i Şerif dersleri verdiğinden İz-Efendi Babamız bu konuda İZ-inli bir Mesnevihan ve Mesnevihan yetiştiricisidir. Beden neyi ile bu hakîkatleri anlatır ve 18 beyit-i kulaklardan duyanın gönlüne akıtır.

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned Dinle, bu ney neler hikâyet eder, Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan Erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk İştiyâk derdini şerhedebilmem için, Ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.

Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse, Orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.

Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Bedhâl (kötü huylu) olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.

Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men Vez derûn-i men necüst esrâr-i men Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu. İçimdeki esrârı araştırmadı.

‏Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.

Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir. Lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur.

Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd Her ki în âteş nedâred nîst bâd

Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir. Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.

Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd Neydeki âteş ile meydeki kabarış, Hep aşk eseridir.

Ney harîf-i herki ez yârî bürîd Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri, bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.

Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd Ney gibi hem zehir, hem panzehir; Hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür Ney hadîs-i râh-i pür mîküned Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned Ney, kanlı bir yoldan bahseder, Mecnûnâne aşkları hikâye eder.

Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, Mâneviyâtı idrâk etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti.

Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist Günler geçip gittiyse varsın geçsin. Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..

Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd Balıktan başkası onun suyuna kandı. Nasibsiz olanın da rızkı gecikti.

Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar.  

O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.  

Bizde es-selâm ile yolumuza devam edelim. Bilindiği gibi Es-selâm İz-Efendi Babamın Rabb-i hassı yani özel esmâsıdır.

Tekirdağa kendisini ziyarete gittiğimde aramızda sohbet vaki olmuş ve yapmam gereken bazı şeyler telkin etmişti. İstanbul’a döndükten bir müddet sonra göğüs bölgemde gönlüme kor ateş düşmüş gibiydim. İbrahim (a.s.)’ın atıldığı ateş, Musâ (a.s.)’ın gördüğü ateş gönlümde yanıyor gibiydi. Daha sonra anladım ki bu gönle üflenen Nefes-i Rahmâni ile Venefahtu olan muhabbet ateşiydi. Bizim dokuz boğumlu gariban kamışa da üflenmiş aslını hatırlamıştı. O zaman bu hâli taşıyamamış İz-Efendi Baba’ma aktarmak zorunda kalmıştım. O da her ne yapıyorsan 15 gün ara ver daha sonra 1 hafta yap 1 hafta yapma hâlin normale dönünce aynı şekilde devam edersin demişti. İşte bu sözler ile ateş soğumuş ve selâmete dönüştü. Selâmım benim!

ترصضی - Tersadî-Tersudî-Tersıdî İşte bu tasavvuf yolunun hakîkatinin “ters”ine giden afedersiniz adileri (yol kesici şeyhleri) , udileri, ve ıdileri vardır. Ama burası bâtın olduğu için herkesin bunun anlaması mümkün değildir. Kostüm ve sahne, (Udi) eğlence ve İd (bayram) havası ile gidenleri cezbeder ve kandırırlar. Nereden mi biliyorsun? Diye sorulursa tecrübeyle sabittir. Zaten bu hâllerin birçoğu ibretlik dosyalarda kayıt altındadır.

Ayn’el Yakîn Tevhidi Sıfât ;

ترقزى - Terkazi-Terkuzi-Terkızi kelimelerinde sultan Mahmud’un sarayına misafir olalım. 

Ter-kazı ve Ter-kuzi; yani çalışma ile dengeyi kurabilirsen Sultan Mahmud yani Terzi Baba’nın sarayının (dergâhının) onun yardımcısı (Ayazı) olursun. Kuzu, kuzu bu gönül sarayında oturursun. Ama burada seni çekemeyenler olabilir. İz-Efendi Babam, Nusret Babam (r.a)’ın en küçük halifesiydim. Nusret Babam bizden sonra yerimiz Necdet evlâdımızındır deyince hâliyle çekemeyenler oldu diye aktarmaktadır. Tabii şu an Cenâb-ı Hakk uzun ömürler versin, kendisinden sonra kim-kimler yerini devam ettirecek kendi malumudur. İşte çekemeyen tayfa sultan-ı yanlarına alırlar ve Ayaz odasında biriktirdiği hazinesini saklıyor derler. Sultan kapıyı kırın der. Ayaz seccadesini yere sermiştir. Ve gündüz zâhiri padişaha gece ise hakiki padişaha hizmet etmekte ve saraya geldiği kıyafetleri iledir. Padişah sorar, hani söylediğiniz altınlar, hazine neredir der. Efendim, saklamışdır deyince kazın bakalım der. Ve kazmaları vururlar ama nafile onların aradıkları orada yoktur. 

Burada son kelime, Ter-kızi; çalışma ile olan izafi (isimlenmiş) nefsi külli üretkenliktir. İlm’el Yakîn seyri “Fen”ler seyridir. Kişinin mürşidi herhangi bir kitap yazdığı zaman talebesine-dervişine de yansıma olur. O da bu konu hakkında bir şeyler yazar. Yolumuzda bu mahla/bâtini isim ile anılan Terzi Kızı Nur Nihan hanım vardır. Efendi Babam ile Tekirdağ’da dergâhta ikinci kez görüşmeye gittiğim zaman sabit telefon çaldı. Arayan Terzi Kızı idi. Önce şu an yol ehli olup bâtına alınan Ca… abinin bi rû’yasını ismi lazım değil birine anlattığını böyle şey olur mu? Hem bana soruyor, hem ona soruyor dedi. Ca… abiyi iyi tanıyor ve telefon ile görüşüyordum. Bu konu hakkında hiçbir şey demedim sadece kuzu kuzu dinledim. Sonrasında ne İz-Efendi Babam mevzuyu açtı ve ne de ben açtım. Ama bu işin içinde denendiğimi anlamıştım. Ser verip, sır verilmeyeceğini anladınsa ebsem ol! Dendiğini biliyordum. İşte gönül âlemim kazılmış ve burada dünyalık bir şeyler var mı? Aranmıştı. İz-Efendi Babam ile Terzi Kızı arasında (28) Tesbih ve Zikir kitabı için âyetlerin bulunması konusu geçmişti. Efendim bende hadisleri bulabilirim diye yardımcı olabileceğim yani ilmi olarak üretkenlik yapabileceğimi zâhirde erkek görüntüsünde olsamda nefsi üretkenliğin ile aslında bâtında bir Terzi Kızı olduğumun farkında olduğumu ifade etmiştim. Belki okuyanlara bu nasıl şey ve absürd olarak gelebilir ama her bir bireyde her iki özellik vardır. Kişi zâhirde erkek te olsa kadın da olsa gerçek hanımlığını yani nefsinin zâtından başka bir şey olmadığını idrâk etmesi lâzımdır. 

ترقضی - Terkadî-Terkudî-Terkıdî kelimeleri ile devam edersek. 

Ter-kadı; bize bir önceki bağlantıdan kadını çağrıştırmaktadır. Tabii kız bir gün büyür ve gelinlik çağa gelir. Ve evlenir evinin hanımı kadını olur. Ayn’el yakîn hakîkat/fenâfillah seyri içinde olan bu kelimeler “Küllü nefsin zaikatül mevt” Her nefis ölümü tadacaktır[48]. (14) İrfan mektebi kitabımızda Tevhid-i sıfât mertebesi hâlidir. Burada bu hâlin müşahadesi hazret-i Mevlânâ’nın ölüm gecesini şeb-i arus yani düğün gecesi ve maşuka kavuşma vuslat hâli olarak tabir etmektedir. Mürşid bâtında evlâtlarını ilim sütü ile mâ’nâ yemeği ile besleyendir. Bir sonraki kelime ise, Ter-kudî; nin sözlük mâ’nası “Ağzı dar çömlek, güveç” demektir.[49] Peki bu nedir mürşidin derûnu yani gönlüdür. Gönül kuzinesinde (Ter-kuzi) gönül çömleği, güvecinde malzemeleri harmanlar ve pişirir. Leb-i derya olan dudaklarından, Ter-kıdî; yani kıdım-kıdım (Bir cismin en küçük parçası, molekül[50]) işte bu H2O molekünü önce söz, sonra mâ’nâ sonra, sonra ruh ve sonra nûr (zâhir ve bâtın) sâliklerin hazmedebilecekleri şekilde aktarır. Ve salik bu H2O (su-hakîkati ilâhi deryası) molekülünü atomlarına ayırabilirse (H) Hidrojen yanıcıdır, oksijen ise yakıcıdır. Vücüd füzesi, gönül fezâsında bu yakıt ile O yani “Hu” olur. Ve (H) 1. Element, = (O) 8 elementtir. 2x1= 2+8= 10 dur. 10 yani Fenâfillah ile Mir’ac yolculuğuna çıkmaya hazır olur.

Ayn’el Yakîn Tevhid-i Zât ;

ترقازى -Terkâzi-Terkûzi-Terkîzi / ترقاضی - Terkâdî-Terkûdî-Terkîdî kelimeleri bir önceki kelimeler ile aynı olsa bile (ق) “Kaf” harfleri (ا) “Elif” yazılışı ve okunuşu ile uzamaktadır. Kaza ve Kader, Kadı ile A'yân-ı sâbite-kazâ ve kader ortaya çıkmaktadır. Normalde zâhirde bizler kader ve bunun neticesinde oluşan kaza gibi bir olayın gelişimini anlasakta hakîkatte ilmi İlâhi programı kaza ve kader bunun ve uygulacısı Kadı yani Cenâb-ı Hakk’tır. Bu seyrin başında görülen zuhurat Kadı-köy mevkiindeydi. Zaten bütün seyir içinde geçen kelimeler ile bağlantılıydı. Yani seyir hüküm koyucunun mecrasında geçmekte ve mutlak olanlar dışında, mukayyed olanlar kişinin hâl ve hareketlerine göre durum almaktadır. Terzi Baba 78-A'yân-ı sâbite-kazâ ve kader kitabı bu konuda faydalı olacaktır. Anlaşılması en zor olan konulardan biridir. Yukarıdaki paragrafta mir’ac yolculuğuna çıkmaya hazır olur demiştik. İşte bu yolculuğun programı ve merkezi burasıdır. Kişi bunu iyi anlayıp, müşahade edemezse hakîkatine ulaşamaz, hedef sapar ve hâyali bir noktaya gidebilir.

Ayn’el Yakîn İnsân-ı Kâmil;

ترقبزى - Terkabzi-Terkubzi-Terkıbzi buradaki kelimelerden tersten ilerlersek önce Ter-kıb-zi “Kıble”, Ter-kub-zi “Kub-Kâ’be”, Ter-kab-zi “Kab-ı Kabseyn”i[51] bize Kabe’den, Esmâ-Sıfât mertebesi kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya ve bu hakîkatler ile Necm sûresi 9. Âyette “Kab-ı Kavseny” iki yaydan az arası bir bir mesafe kaldı denilen hâl ile Mir’aca çıkılması ve müşahade hâlinin oluşması ve “Zi” ile bunun hakîkatine sahib olunmasıdır. 

ترقبضی - Terkabdî-Terkubdî-Terkıbdî; bu kelimeler içinde de “Kıb” – “Kub” -“Kab” vardır ama sonunda bullunan “Dı” dalalet-mudill ile hayâli bir kıbleye dönülür, hayâli kâ’benin içi put doludur ve yakınlıkta ancak hayâli ve vehimden başka bir şey değildir. Hayâli Rabb-i ile birliktedir. 

Kıbdî veya Kıbti Mûsâ (a.s) zamanda yaşayan Fir-avn Firavunun avanesi ve yardımcıları ve tebasıdır. Cemi, cümlesi Firavn’un yönetimi altında birleşmişlerdir. Ve Firavn’u rabbleri olarak kabul etmektedirler. Mûsâ (a.s.) Hadi isminin mazharı ve Firavun mudill isminin mazharı yani tam kemâlli zuhur mahalleridir. 

Burada Ayn’el Yakin şeyri ile ilgili düşüncelerimiz bitiyor ve Hakk’el Yakîn kelimelerine geçelim.

----------------

Hakk’al Yakîn Nefsi Emmare; 

 ترقلزی - Terkalzi-Terkulzi-Terkılzi Ter-kal-zi; kal yani söz ehli olmaktır. Neyi söylecektir. 

Ter-kul-zi; bir yönden “kul” yani acziyet içinde olduğunu, bir yönden “Kul hu vallahu Ahad” ve taayyüne gelmesi ile Ahmed-i olduğunu kendinden kendine söyleyip İlâhi hakîkatini ve İlâhi benliğini idrak edecektir. İşte böyle hâle gelen kişi namaz kılmak istediği zaman geçici bir süre namaz kılamaz, neye namaz kılacaktır, şaşırır. Bir gün Molla Camii hazretleri bu duruma gelmiş, namaz kılsa hakikate ters olacak, kılmasa münkir olacak ne yapacağını şaşırmış. Ama bir müddet sonra bu hâlin etkisi üzerinde azalınca beşeriyet-fizik bedeninin hakkını vermek için namazlarını kılmaya devam etmiş. Burada namaz kılan daha önceki gibi namazlarını kılamaz, hâle bürünerek kılar. Burası sükûn mertebesi olduğu için sakin kalır yani sükûn ehli olur. 

Görmüş olduğum bir zuhuratta İz-Efendi Babam artık ilerleyemiyorsun demişti. Bunu kendisine iletince üzülecek bir şey yok nefsi yönden artık ilerleyemiyorsun, demişti. 

 ترقلضی - Terkaldî-Terkuldî-Terkıldî Ter-kal-dî-Ter-kul-dî-Ter-kıl-dî, delalet söyleyen, mudillin kulu olur, Mudil olan Rabb-ine ibadet kıl-ar. Hakîkat ehlini gördüğünde nefsi emmare kuyruğunu “kıl” gibi Kâmil İnsân aynasında görür ve birde ona laf eder ve iftira atar.

 Bu dersin sıralamasına baktığımız zaman 25 sayısını bize vermektedir, Salâtun daimun[52] ifadesi yani devamlı namaz hâli olan sıfât mertebesi sayısal olarak 50 vakit namaz ile bildirilmektedir. Bunun yarısı ise (50/2=25) 25 vakit salat-u vusta (orta namaz) olan namaz esmâ mertebesinden namaz halidir.[53] 

 24 ten 25 e geçilmektedir. 24 zamanı bildirmekte, 25 ise esmâ mertebesi namazını bildirmektedir. Televizyonda oynayan biraz tasavvuf içerikli Vuslat dizisinde Necmi karakterinden işittiğim “Terazi var tartı var her şeyin bir zamanı var” sözü ilgimi çekmişti. Zamansız hiçbir şey zâhir âleme gelmemekte ve bâtın âleme alınmamaktadır. 

 Tartı [isim]: 1-Ağırlık, 2- Tartma aleti, çeki. 3- Oran, ölçü, karar. 3- Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.[54]

 Terazi zâhir, bâtın denge işinin aleti ve tartı ise bu işin aleti olmakla beraber bu denge aletinin bir tarafındaki ağırlık ve diğer taraftaki ölçü, oranı belirtmektedir. Herkes bilir daha ilkokuldan öğretilir. 1 kilo pamuk ile 1 kilo demir aynı büyüklükte gözükmez. Niye özgül ağırlıkları farklıdır. Pamuğun özgül ağırlığı 1,55 gr/cm³, demirin özgül ağırlığı ise 7,86 cm³ tür. İşte eski tartı aletleri ile bir kilo küçük demirin karşılığına konan koca bir torba pamuğun karşılığı da bundandır.[55] 

 Veya ufak bir altın veya mücevherat yükte hafif paha da ağırdırlar. Bunun da tartısı, ölçüsü budur. 

 Fazla uzaklaşmadan Öz-gül ağırlığın biraz daha özüne, derûnuna nüfuz etmeye çalışalım. Öz’ün 11 tane anlamı vardır,

 1-Bir kimsenin benliği, kendi mânevî varlığı, nefis, derun.[56] 2-Bir şeyin temel öğesi, künh, zübde. 3-Kendi, zât. 4-'Kendi' anlamında birleşik kelimeler türetir. 5-Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa. 6-Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. 7-Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça. 8-Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan. 9-İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı. 10-Dere, çay. 11-Sulak, verimli yer.[57]

 Gül, tasavvufta bülbülün gülün dikenleri içinde kanlar içinde kalması bahasına hatta canında vazgeçmesi ile maşukuna aşkını ilan etmesidir. Aynı zamanda Hazret-i Muhammed (s.a.v.) remzidir. Gül (ك) “Kef” ile yazıldığı için, bir bakıma külldür. Gönülde; sen kendini küçük bir cisim sanırsın halbuki bütün âlemin gizli olduğu yerdir.

 Geçtiğimiz Cum’a “Gülfem” hatunun yaptırmış olduğu camiiye Cum’a namazı için gitmiştim. İmam efendi aile (esmâ-i İlâhiyye) konusundan sonra Cum’a namazında okuduğu âyetler Furkân sûresindendi.[58] 

 Dikkatimi çeken âyetlerde;

 Tebârake-lleżî ce’ale fî-ssemâ-i burûcen vece’ale fîhâ sirâcen ve kameran munîrâ.

 (Furkan 25/61) “Ne yücedir o ki Semâda burçlar yapmış, hem içlerinde bir (güneş) kandil, bir de nûrlu bir ay asmış.” Sol tarafıma bir ama kardeş, sağ tarafımda olanın ise yere koyduğu j7 prime yazan telefon kabı dikkatimi çekmişti. “Je” sayısal değeri “7” böylelikle “77” bu sûrenin sayısal değeri ve Prime (İlk, başlangıç) ile “Seb’ül Mesâni” (İki yedili) Fatiha sûresidir.

 Burası o kadar ilginç bir geçiş noktası olduğu işin içinden nasıl çıkacağımı şuur altı düşünüyordum. Müşahadeden-yaşantıya, Nûr’dan-Ruh’a, Hakikatten-Marifete ve İlâhi benlik-beşeri benlik ile birlikte hareket etmeye, Dur Rabb’in namazda ile hayâl cennetinden beden arzına indirilen, oradan gönülde faaliyete geçirilen Âdemiyyet mertebesinin yaşantıda faaliyete geçirilmesi nasıl birleştirilecekti.

 Bu konuda işyerinde İdris (terzilerin piri) arkadaşım yardımcı oldu. Arabasında bulunan semaver ile çay demlemeye başladı. “Sem-a-ver” Semâ ve –Aver (getiren, taşıyan) Semâ getiren ç-ay Celâl (Güneş) ve nûrlu ay ve dem Âdem, işte çıra ateşinde muhabbet ateşi ile kaynayan su ile oluşan nefesi rahmâni ile hakîkat-i İlâhi terzisinin dokuması ile oluşan bu âlemlerde Güneş, Ay ve Dünya (Âdem) muhabbet ateşi ile dönerek semâ getirmeye başladılar. Zikirleri “ene razı” “ente razı” idi. 

 İşte âyette okunan fakire İz-Efendi Babam tarafından taltif edilen “Nûr” Rabb-i Hass esmâsı ile Rabbim namazda idi. Bende namazda idim ama hâle bürünmüş olarak çünkü yukarıda yazmış olduğum ne yapacağımı bilmez bir hâlim vardı. Âdemiyet yaşantıya iniyor, ama bir yandan Muhammediyet mertebesi Esmâ mertebesi namazı hâlinden sıfât mertebesi namazı hâline geçmek ve Mir’ac için devam ediyordu. Ne yapacağımı bilmez hâldeydim. Rabbimin yardımı ile Furkan (Fark âlemine) inerken, bir yandan sıfât nâmazı ve marifet mertebesine geçmeye çalışıyordum. Bu yazılanlar bir iddia olarak algılanmasın isteyen kabul eder, isteyen etmez özel bir seyrin genel değil birimsel hâlidir.

 Hakk’al Yâkin Nefsi Levvame;

 ترّزى - Terrezi-Terruzi-Terrizi bu kelimeleride yavaş yavaş inceleyelim, Terrezi; Ter-razi, yani ene razı, ente razı ben razı sen razı ile rubûbiyyet-esmâ mertebesinin levhi mahfuzda dönüşü ve istikaklarını Cenâb-ı Rabb’ül âleminden taleb ederek zuhura çıkmak istemeleridir.

Terruzi; Ter-ruz-i, Ruz-Gün (24 saatlik zaman) dilimidir. Zâhir ve bâtın hâli ifade etmektedir.

Terrizi; Ter-rizi, -rizi, döken, dökücülük demektir. Ayrıca “Rızık” tır. Her esmâ-i İlâhiyye kendi hakîkatinden razı olmuş ve razı olunmuş olarak vakti zamanı geldiği zaman zâhir, bâtın zuhura kendi rızkı ile gelmektedir. 

ترّضی - Terredî-Terrudî-Terridî Ter-redî; hayâli vehimi çalışmaların Hakk olarak red olunmasıdır.

Ter-rudî; rudi kelimesi şanlı kurt olduğu geçmişti. Bu kurdun şanı koyun görünümüne girip, bütün sürüyü idlal yani telef etmesinden gelir. Bir yolun başına geçen kuzu görünümlü kurdumuz orda bulunanların hakîkatini yer.

Hakk’al Yakîn Nefsi Mülhime; 

تريشزی - Terşezi-Terşuzi-Terşizi ile yolumuza devam edelim, ruh-yaşantı-marifet mertebesi itibari ile gelen nefsi mülhimenin ilham hâlidir. 

Terşezi; Ter-şazi, Şazi belki bilenler olabilir, Şaziment isminin kısaltılmış hâlidir. Şazi, Şadi ile eş anlamlı bir kelimedir. Bunu diğer tarafta da inceleyelim. 

Şaziment; Allah'ın adamı, Allah'a ait olan, Allah'ın yolundan giden kişi anlamını veriyormuş. “Kim ki Allah için oldu, Alah’ta onun için oldu.” Denmiştir. Yani Şaziment ve bu hâl ile şadi (sevinçli) olmuştur.

Terşuzi; Ter-şuzi, daha önce incelediğimiz 1. Seyrin nefsi mardiyye mertebesindeki “suzi” kelimesini ve seyrini incelemiştik. 1. Yanma, tutuşma ile ilgili, 2. (Mecazen): Ateşli kimse, manâlarını vermekteydi. (س) “Sin” harfi üzerine üç nokta aldığı zaman (ش) “Şın” harfi olur. 

Yanma olayı, yanıcı maddenin ısı ve oksijenle etkileşimi sonucu ortaya çıkan kimyasal olaydır. Yangın olabilmesi için ısı ve oksijenin bir arada bulunması gerekir. Bu yüzden yangını önlemenin ilk ve en basit yolu ortamdan ısı veya oksijeni uzaklaştırmaktır.[59] 

Yanmanın gerçekleşebilmesi için, yakan (ısı-tutuşturan) , yanan (yanıcı madde) ve yakmaya devam eden (Oksijen -O- Hu) olması gerekir. Yanıcı madde “aşık”, yakan “maşuk” ve yanmayı sağlayan nefesi Rahmâni “Hu” dur. İşte (ش) Şın harfi üzerindeki üç nokta nefsi benlik, izâfi benlik ve İlâhi benlik noktalarıdır. Tasavvufta aşıkın yanması işi için pervane örneği remz edilmiştir. Bu konu hakkında Nusret Babam (r.a.)’in “Erler demine destur alalım” şiirine acizane yazdığım yorumun bir bölümünü yararlı olur diye buraya alıyorum. 

 Bundan yaklaşık olarak 6 sene önce Nusret Babam Rahmetullâhi Aleyhin “Erler Demine Destûr” alalım şiir’ine o zamanki idrâk ve anlayışımla yazmış olduğum kuş dili misâli ancak ehline mâlûm olan yazıyı Efendi Babamın derlediği 77 – Aşk ve Muhabbet Yolu – Nusret TURA adlı eseri okurken gönlüme düştü ve yazılan bu satırları yorumlamadım. Nusret babamınız ma’neviyatından ve Cebab-ı Rabb’ül âleminden yardım niyaz ederiz.

 (1) Erler demine destûr alalım (1) Ehadiyyetin, Ulûhiyyet, Rahmâniyyet Erlerinin, Hakîkat-i Muhammedi An-ı Bizim, Rubûbiyyet elinden destûr, Yoktur Âlîm…

 Erlerin demine destûr alalım, yolumuza koyulalım. İnşeAllah…

 Ehadiyyetin, Uluhiyyet, Rahmâniyet Erlerinin; 1- Er-Rahmân, 2- Allam’el Kûr’ân (Kûr’ân-ı (Zât’ı) tâlim etti), 3- Halak’al insân (İnsânı Halk etti) 4 – Allam’ül beyan (Ona tâlim ettiği Kûr’ân’ı (Zât’ı) açıklamayı öğretti. (Rahmân 55/1-4) Rahmân sûresi ilk dört âyetinde belirtildiği gibi Ahadiyyet mertebesinden, İlm-i İlâhi programı, Ulûhiyyet mertebesinde yapılan ve Rahmâniyet mertebesinde Kûr’ân-ı tâlim eden İnsân’ın hakîkatından İnsân-ı Kâmil’den bahsedilmektedir. 

 Hakîkat-i Muhammedi An-ı Bizim; Tüm âlemlerde bulunanların topluca isminin aldığı mertebe Hakîkat-i Muhammedi - İnsân-ı Kâmil mertebesidir. Hazreti Muhammed’in bâtının ifâde eden bu hâl an-ı dâim ile kendimizin bâtınının da olduğu ve bunu idrâk ettiğimiz bu hâl kendi bünyemizde, kendimize bizim hâlimiz olmaktadır. 

 Rubûbbiyyet elinden destûr yoktur Âlîm; Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ mertebesidir. Bu mertebeye destûr yoktur, yani dur Râbbin namazda hitâbı ile burada kişi durdurulmuş olmakta ve Rabb’ül erbâb ile arasında son kalan perde haber verilmektedir. Namazı aslında kılan sen değilsin zâten yoksun (burada ki idrâk kimlik olarak yokluktur). E! Yoksan bu namazı kılan kim? Hakîkatte var olan Rabb-indir. Burada ibâdet “Ubûdete” dönüşmekte ve Hakk kulu yerine namaz kılan olmaktadır. Ancak bu irâde üzere olanlar erler demine destûr alabilir. “Âlîm” ifâdesi “Âlî-M” Hz. Ali, Silsilemizde bulunan Pirân-ı Âlî ve “M” ise Hazreti Muhammed (s.a.v.), Hakîkat-i Muhammedi ve Hakîkat-i Ahmed’idir. 

 (2) Pervâneye bak ibret alalım…

 (2) Ey Rabb-ın Vâhdeti bizim, Benliğimiz Ak, Tebrik Yok Âlîm… 

 Rabb-ın Vahdeti Bizim; Kişi âlemlerde ve kendinde Râbb’ül Erbâb’dan başka bir şey olmadığı ve onunla var olduğunu anladığı andan itibâren hem kendini vahdet etmiş, hem de âlemleri vahdet etmiş yâni birlemiştir. 

 Benliğimiz Ak; Ak beyaz demektir. Beyaz ise Ulûhiyetin ifâdesidir. “Bir ben var, benden içeri” dendiği gibi benliğimizin asıl sahibi olan “ben” Ulûhiyyet mertebesi yâni “Allah” (c.c.)’tır. Böyle bir benlik ilâhi benliğin ifâdesidir.

 Tebrik Yok Âlîm; İrfân ehli bunları karşılık beklemeden tebrik, iltifât almak için değil, hakîkatînin Hakk’tan başka bir şey olmadığı için yapar. Bundan iyi tebrik mi olur? Birkaç parça kisve ve ben şuyum, ben buyum diyen zâten olamamıştır. Sûltanın maddiyatı ile ilgileniyordur. Asıl olan “Allam’el Esmâ” İsimleri talim edip öğrenip, Esmâ-i İlâhiyyeyi giyinip, “Cevâm’ül Kelim” kelimelere câmi olarak “Esmâ-i İlâhiyyeyi” kullanabilmektir. İşte o zaman Hakk tarafından başına “Keremna tacı” yani ikram tacı giydirilir. İşte irfân ehlinin olmaz nişânı denmiştir. Tüm bunlarda “Âlî-M” hakîkatinden gelir.

 (3) Aşk ateşine gel bir yanalım…

 (3) Ay Yarıldı, Gayriret elinin tahahakkuk eşi bizim, Ahmed’in Nayi Âlîm…

 Ay Yarıldı; Sûrette Ay’ın ikiye yarılması Kûr’ân-ı Kerim’de yazıldığı yön ile olmuştur. Yalnız Ay mı ikiye ayrılmıştır, yoksa gözlerde biri iki görme hassası mı halk edilmiştir? Emir ve tasarruf aya mı, gözlere mi tesir etmiştir?

 Bunun tevili;

 Güneş vahdeti vücûda, Nûr-u Muhammediye misâlidir. Ay, Kâmil insân demektir.

 İnsanların iki tarafları vardır. Akıl ile nefis, ten ile can, sûret ile mâ’nâ, rahmâniyet ile şeytâniyet… Birlik ve tasarruf âleminde insân ay gibidir, bu âlemde işlediğimiz işlerde mecburen taraf tutmaktayız.

 Hazreti Mevlânâ Mesnevisinde gece ve gündüzü kavga ettiriyor. Münâkaşanın sonunda yanlarına gelen ârif bir zât; 

 “Ne için kavga ediyorsunuz? Gerçi birinizin adı gece, diğerinizin adı ise gündüz ise de ikinize bir gün derler. Barışın, anlaşın, kavga etmeyin, ayıptır.” Demiştir ki çok mâ’nâlıdır.[60] 

 İşte Hubbiyet (Muhabbet) ateşi ile ay yâni Hakîkat-i Muhammediye – Kâmil İnsân-ı nefsâni görme hayâli yarılır ve Hakk’ın hayâli görülmeye başlanır. 

 Gayriyet elinin tahahakkuk eşi bizim, Âdem ve Havva cennete bir idiler. “İhbitu” hitâbıyla bu dünya arzına inince Hakk’tan gayriyete düştüler. İşte bu hakîkati idrâk eden irfân ehli Âdemi ve Havva’yı mâ’nâyı hayâl cennetinden beden arzına indirmiş olurlar ve seyri sülukta ki yolarına başlarlar. Eşlerinin ve tüm varlığın hakîkatte kendilerinde ayrı bir şey olmadığını anlar. Ayniyet ve gayriyet, “bilen ayn, bilmiyen gayr” Kişi gayriyette de olsa orada örten gizleyen Hakk’tan başka bir şey değildir. İrfân ehli o elin hakîkatte kime ait olduğunu bilir. 

 Biriz mâ’nâda cânânım, sûrette ayrıldık biz, Libâs-ı[61] aşkı ben giydim, libâs-ı hüsnü[62] giy. (Nusret TURA) Ahmed’in Nayi Âlîm; Ah… Ahmed diye inliyen ve bu hakîkati “Hu” diye bir kuyuya ifşâ eden ve bu kuyudan yetişip büyüyen kamış ney yani İnsân-ı Kâmil olur. Âlî (k.v.c.) - Muhammed (s.a.v)’’in hakîkatlerini söyler.

 (4) Dost dost diyerek arşa varalım, (4) Hu el, Hu el, Senin Seçiminin eli, Vahdet Ahad, Rahmân Rahîm Âlîm…

 Hu el, Hu el,; (لَا اِلَهَ اِلّا اَلله مُحَمّداً رَسُولُ اَللهُ) Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Resülullah da ifâdesini bulmaktadır. Her iki ifâde de ki (اَللهُ) Allah(c.c.)’ın sonu (هُ) “Hu” dur. Birinci oluşum Seyri Sülûk sonunda 12. Derste oluşan (هُ) “Hu” dur. İlm’el Yakîn, olarak yapılan bu seyr Hakk’el Yakîn olarak da tamamlanınca dönüş Zât, Sıfât, Esmâ Ef’âl tecellileri oluşur. Bu oluşum sonucunda (رسل) Rasûlüllah ifâdesinin sonunda ki (هُ) “Hu” (هو) Hüve dir. “Hu”nun kulu ve “Hu”nun Rasûlüdür (Abduhu ve Rasûlühu). Bu oluşumları kendi varlığında bulan Kâmil İnsân-da Rasûl’ün, Rasûlü olmakta ve, Senin Seçiminin eli, Üç tane el birisi “Hu el”, birisi “Hu olmuş el”, birisi de “Hu olmak için seçilmiş el”, onların alışverişi Allah iledir. (Fetih 10) Vahdet Ahad, Birlikteki tek bölünemez olan tek bu teklik (م) Mim taayyünü ile (أَحمَد) Ahmed olmakta, Rahmân Râhim Âlîm; Rûh ve Esmâ mertebelerinin ifâdesidir. Bu mertebede Âlî-M in aldığı ifâde Ruh’ul Ervâh ve Ebû Turâb tır. Rûh ve toprak babalığını ifâde etmektedir. Hazreti Muhammed bölünemez, (أَحَد) Ahad (أَحمَد) Ahmed dir. Silsilede sıraya girmez ve ana kaynaktır. Pirân-ı Âlî, Hazreti Âlî’nin farklı tekrarları olan (وَحِد) “Vahid” ler yani birlerdir. Farklı kaplarda ki görüntüleridir. 

 (5) Devrâna uyup seyrân edelim, (5) Dönen Ana, Hakîkati ilâhi deryâsının ipi, baş nâyi Nûr-u Muhammediyyi seyrân edip övelim… 

 Dönen Ana; 18000 bin âlem bir nokta olan vahidiyyet noktasından ibâret dönen bir andır. Aynı zamanda Ümm-Ana yâni tüm âlemlerin hepsini kapsayan, Nefs-i Küll hükmündedir. Bu kesret âlemi onu sürekli ve çok göstermektedir. 

 Hakîkati ilâhi deryâsının ipi; Ancak Hakîkat-i İlâhi deryâsının ipi olan İnsân-ı Kâmil’in elini tutmakla bu kesret hayâlinden kurtulup bir noktaya ulaşılabilir. Asla ve öze bu şekilde ulaşmak mümkündür. 

 Baş nâyi Nur-i Muhammediyyi seyrân edip övelim; Nûr-u Muhammedi tüm mertebeleri kapsadığı için baş neydir. Yani tüm hakîkatleri bünyesinde toplamıştır. Bu âlemde tüm merâtib-i İlâhiyye vardır. İşte bu seyir de ancak merâtib-i İlâhiyyeye riâyet etmekle mümkün olabilmektedir. Nasıl övelim? 

 Cenâb-ı Hakk (c.c.) bize bildirmektedir.

 إنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا {الأحزاب/56}

 İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alân nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.

 33/56. “ Şüphesiz Allah (cc) ve melekleri peygambere salât ederler. Ey imân edenler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin” Rasûlüllah âşığı Nusret babam rahmetullâhi aleyhte “40 yıldır secdem sana ya Râsûlüllah” ve “Veliler sende yok olur Ya Rasûlüllah” demektedir.

 (6) Eyvah demeden, Allah diyelim, (6) Ey Ahmed’in Vahdetini An eden, Allah’ın Eli Âlîm…

 Ey Ahmed’in Vahdetini An eden; “Lev lâke levlâk vema halaktül eflâk” Ahadiyet mertebesi “sen olmasaydın sen olmasaydın âlemleri halk etmezdim” hâlini haber vermektedir… (أَحمَد) “Ahmed" henüz sen yoktun yani programın henüz vahidiyyet mertebesinde ilm-i İlâhi mertebesinde idi “An-ı Dâim” ile zâhir ve bâtın hükümlerinin varlık sahnesine çıkabilmesi için (كن) “Kün” ol emri ile meydana gelmiştir. 

 Allah’ın Eli Âlîm; Allah (c.c.)’ın eli de, Hazret-i Muhammeddir.

 وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ {الأنفال/17} 

 Ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ. 

 Attığın zaman sen atmadın ve lâkin o elden atan Allah (c.c.)’dı (Enfal 17) diyerek Ahadiyet mertebesinden verilen ile haber ile bu eller (يس) “Yâ-Sîn” Ey İnsân ile Hazret-i Muhammed ve bu elleri tutan Hazreti Âlî ve Pirân-ı Âlî dir.[63]

تريشضی - Terşedî-Terşudî-Terşidî; Ter-şadi kelimesine burada döneceğimizi söylenmişti. Burada yazılan yine (ض) “dat” harfi iledir. Okunuş benzerliği olan ise شادی görüldüğü gibi (د) “dal” harfi ile yazılmaktadır. Delil-i İlâhiyye ile ilhâm olunan sevinç hâlinde olmaktır. Yani kesin Yâkin-İkân bilgisidir. Ama (ض) “Dat” harfi ile yazılan “Şadi” dalaleti İlâhiyyenin, dalaleti nefsiye üzere üzere hayâli ve vehimi bilgi üzere sevinç hâlinde olmaktır. İşte Terazi ve dengenin her iki yanında burada olan hâl budur. 

Hakk’el Yakîn Nefsi Mutmainne;

ترتزى - Tertezi-Tertuzi-Tertizi “Ter-tezi” çabuk bir biçimde, hızlı bir biçimde çalışmak ve diğer anlamı ile akademik kariyerde lisans, yüksek lisans ve doktara tezi olarak yazılan akademik çalışmadır. İz-Efendi Babamız daha zâhir olarak bu âlemdeyken Cenâb-ı Hakk tarafından bu mazhariyet ile taltif olunmuştur. Bu çalışma “Serkan Denkçi” kardeşimiz tarafından Tasavvuf Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanmış. Profösör Abdürrezak Tek hocamız da Tez danışmanlığı görevini üstlenmiştir. (103) numaralı Terzi Baba kitabı olarak yerini almakla beraber, Bursa Akademi yayınları tarafından yayınlanmıştır. İz Efendi Babamın bu Tez için yazmış olduğu kısa düşünceleri ile baş başa bırakıyoruz.[64]

Serkan Denkçi[65]

BURSA AKADEMİ

Muhterem okuyucular, on beş yaşında başladığım tasavvuf hayatımın yaklaşık şu an altmış beşinci senesindeyim. Yedi senesi vekil, kırk senesi asil görevli olmak üzere toplam kırk yedi sene hem eğitim hem de irşad ile geçmiştir ve hâlen aynı şekilde geçmeye devam etmektedir.

Bu süreç içerisinde, gerçekten çok zor zamanlar geçirdiğimiz gibi, çok güzel zamanlar geçirdiğimiz de vakidir. İşte elinizde bulunan bu kitap, güzel geçirdiğimiz zamanlarımızdan birinin oluşmasına sebep olan, âdeta bir mükâfat niteliğindeki, hakkımızda yapılan bir “yüksek lisans tezi”dir.

Bahsi geçen senelerin hepsinde, daima yanımda olan eşim, Nadide Nüket Hanım Anneye de teşekkür ederim. O, irşad görevi ile yaz kış demeden, birçok tehlikeler de atlattığı yollara düşüp, bıkmadan, yorulmadan, can evlâtlarına hep yardımcı olmaya çalışmıştır. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin inşallah. 

Daha evvelki senelerde oldukça uzun süren irşat yolculuğumu ve görevimi “belki seksen yaşıma kadar sürdürebilirim” diye düşünüyordum. Ancak şu an bu yaşı doldurduğum ve hamdolsun şimdilik sıhhatim yerinde olduğu için, şu anki hedefim inşallah seksen üç yaşı oldu. O günlere ulaşabilirsem; irşat görev sürem elli seneye ulaşacaktır ki bu da irşat sahasında oldukça uzun sayılabilecek bir süredir.

Bu senelerimizin boşa geçmeyip, arkamızda çok kıymetli evlâtlarımızın ve sayısı en az iki yüz elliyi geçecek olan kitaplarımızın kalacak olması, bizleri daha bugünden huzurlu ve bahtiyar eylemektedir.

Hayat verip bizleri bu günlere ulaştıran Rabbimize şükrederiz. Ve üzerimizde emeği olan bütün büyüklerimize teşekkür eder, onlara da Rabbimizden mağfiret dileriz. Saygı ve sevgilerimle… İZ-T.B.

-------------------

Fakirde bu Tez kabul edildiği zaman (126-127) BEN deki TERZİ BABAM ∞ (1-2) çalışması tamamlamıştı. Bu iki çalışma için ömrünün son zamanlarında kendisi için zâhir, bâtın bir hediye olduğunu ifade etmişti. Bu kitap hakkındaki İz-Efendi Babamın düşüncelerini de buraya alıyoruz.

Terzi Babamın Önsözü Hayırlı günler hayırlı Ramazanlar Muratçığım, Gönderdiğin bütün dosyaları indirdim hepsi çok güzel olmuş ellerine, diline, gönlüne sağlık. Epey zaman masa-i harcamışsın, ayrıca ulaştığın yerleri de gösteriyor, Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlarını nasib etsin inşeallah.  

 Ayrıca umrede iken, Bursa ilâhiyat fakültesinde şahsımıza ait hazırlanan (Yüksek lisans tezi de) kabul  edilmiş haberi geldi. Böylece ilerlemiş yaşımızda, bu her iki çalışma da terziye bir hediye olmuş oldu, bu yüzden Rabb'ımıza şükrederiz "Elhamdülillâh." Bunların yazılmalarında da hizmeti geçen,  gönül evlâtlarımıza da çok teşekkür ederiz, dünya ahret aileleri ile birlikte hayatlarının sonuna kadar huzur ve saadet içinde  olmalarını Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ederim.  

 Hâl ilmi kâl ilmine benzemez. Ehli zâhir kâl ilmini öğrenince o ilmi bildiğini zanneder, oysa bir şey ancak tadıldığı zaman gerçekten bilinmiş olur. Aksi halde tabak içinde duran yemeğin gerçek tadı, yemeden anlaşılamaz. 

 Yemeğin tarifini anlatmak bilimdir. Yemeği yapıp yemek ise tatbikatlı “ilimdir.” İlim ile bilim arasında bir “B” vardır, ehli zahire bu “B” bir perdedir. Ehli bâtına ise bilimden ilime geçiş ve bir vasıtadır. Bilimin özündeki ilmi ortaya çıkarmak için. Bahsi geçen “B” yi yerinden biraz geriye alıp kelimeden ayırmak lâzımdır, işte o zaman geriye ilim, “gerçek yakîn ilmi” kalmış olur. 

 “B” Arapça da “ile-birliktelik” ma’nâsınadır, ayrıca “B” harfi aynı zamanda “13” tür, görüldüğü gibi muhteşem “B” ehli zâhire perde ehli hakikate göre ise, Cemâldir. 

 Cenâb-ı Hakk daha nice açılımlar nasib etsin inşeallah. 

 Şahsım hakkında yaptığın çalışmaların ve muhabbetin için teşekkür ederim, Hakk’tan daha nice başarılar dilerim. 

 Necdet ardıç Terzi Baba. (16-Haziran-2018) 

--------------------

 Tertuzi; çalışma ile oluşan ter’in tuzu işte bu Mûsâ (Masa) (a.s.)’ın Hızır (a.s.) ile buluşmak için yanına aldığı işaret olan tuzlu balık ve yanındaki genç “feta” ile buluşma noktalarına geldiği zaman canlanıp suya doğru hareket etmesidir. Bir bakıma bu balık kişinin beden balığıdır. İşte bu deniz (hakîkat-i İlâhi deryası) veya “kevser”e ulaştığının işaretidir. 

 إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ {الكوثر/1} 

 (108-1) İnnâ a’taynâkel kevser. 

 “Muhakkak ki Biz, sana Kevser'i verdik.”

 فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ {الكوثر/2}

 (108-2) Fe salli li rabbike venhar.

 “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” Burada Rabbin için namaz kıl hitabı öncelikle efendimize geldiği için “Allah” esmâsı ve zâtidir. Biz ümmeti için ise Rabb-i Hass hükmünde olduğu için Rububiyet mertebesi üzerindendir.

 Et’te bilindiği tuzlanır[66], bizim atadan gelen geleneğimizde biraz da çeşni katarak kıymasından sucuk, büyük parça etinden pastırma yapılmaktadır. Zaman zaman alışverişe gittiğim kahvaltılık, şarküteride çalışan Necdet Ağabey de pastırmayı satır ile doğrar sucukları ise kılıfından çıkarak dilimleyerek paketler ve yenmek üzere hazırladığına şahit olurum. İz-Efendi Babam da kendi zât-i kurb’anlığı ile hazırladığı mâ’nâ ilmini zâhir tarafından soyar ve satır, satır kitablarına yazar, tatlı tatlı konuşarak sohbetlerinde biz evlâtlarına aktarır.

 Tertizi; Ter-tizi, işte bu aktarış tiz, (ses için) keskin, ince bir şekilde hani nasıl arının sesi vız diye keskin ve ince bir şekildedir. Yoksa hakikat ve marifet bilgileri karşı tarafa aktarılamaz. Tizi; f. Çabukluk, tezlik. * Keskinlik. * Sıklık, anlamlarına geliyormuş. İşte kendini kurb’an ettikten sonra kurb’an derisi hızlı bir şekilde kokmaması için tuzlanır. Rabb’in için kılınan namazda saflık hâli sık tutulur ki, zâhir ve bâtın namazında hayâl, vehim ve nefsâniyet üçlüsü içeri sızmasın… 

 ترتضی - Tertedî-Tertudî-Tertidî ile yolumuza devam etmeye çalışalım.

 Tertedî; Ter-tedi; bunu açıkçası yazıp yazamamak konusunda şuur altında kararsız kalmıştım. Bu gün Cum’a namazından dönerken gördüğüm “Tedi” torbasının içindeki ilim müşahadesi oluştuğu için yazmaya uygun olduğu anlaşıldı. “Tedi” gıda dışında ev ihtiyaçlarını karşılayan marketler zinciridir. İşte kişi dünyevi eşya ilmi ile varlığını doldurursa ahirine-ahretine götüreceği bu dünya eşya-şey’ietinden, ilminden başka bir şey olmayacaktır. Ama orada işe yaramayacağı aşikardır.

 Tertudî; Ter-tudi ne demek diye internetten araştırınca yine ilginç bir kelime ile karşılaştım. 

 TUDİ Nedir? Bulmaca oyunlarında sıkça gelen "TUDİ" sorusuna cevap "Küçük arazilerin koruyucusu tanrı" çözümüdür.[67]

 (14) İrfan mektebi kitabımızın Nefsi mutmainne bölümünde bu dersin idrâki âyeti şöyle tarif edilir.

 İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir. 

 Kûr’ân-ı Keriym; Fecr Sûresi; (89/27-28) Âyetinde bu mevzua işaret vardır. 

 يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ {الفجر/27} ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً {الفجر/28} 

 (Ya eyyetühennefsülmutmeinnetü (27) irci i ilâ Rabb’i ki........(28) Meâlen: “Ey nefs-i mutmeinneye eren kişi. Rabb’i ne dön.” Bu seyrin ruh mertebesi itibari ile olduğu söylenmişti. Şimdi arazilerin koruyucu tanrısı ile ne alakası var diye düşünülebilir. Tu-dî yazarken sonunda yine (ض) “dat” dalalet vardır. (ت) “Te” (و) “Vav” ile okunuşunda “Te” nin yani tevhidin vehimi anlayışı bulunmaktadır. 

 (70) numaralı Yahavo şahitleri ile yapılan mülakatın son bölümünü alalım. 

 ********** 

 NOT= Buraya kadar aktarılanlar kaset kayıtlarından idi ancak bundan sonrasını kasetlere kaydedememişik. Sonrasını hatırımda kaldığı kadar ilâve ederek devam etmeye çalışacağım. 

 ********** 

 Epey seneler evvel okuduğum ve yazarını unuttuğum “Kıyâmet, Ahiret” isimli kitapta ki, bir Hadîs-i Şerif’te şöyle bahsediliyor idi. Cehennemden en son çıkacak kişiye Cenâb-ı Hakk diyecek ki, “ey kulum sana dünya büyüklüğünde bir cennet versem razı olurmusun? Diyecek! O kulda, “razı olurum ya rabb-i” diyecek, bunun üzerine, tekrar, Cenâb-ı Hakk “bir o kadar daha versem razı olurmusun? Diyecek! O kulda, “razı olurum ya rabb-i” diyecek, böylece bu konuşmalar (10) a kadar devam edecek. Diye belirtikmekteydi. Yani cehennemden en son çıkacak kişiye on dünya büyüklüğünde bir cennet verilecektir. 

 O halde Ahmet kardeşim kusura bakmayın ama sizin rabbınız çok fakirmiş. Sayıda bir benzerlik var ama hakîkatte kıyas kabul etmez bir husus var. Siz diyorsunuz ki, cennet dünyada olacak ve Yehova şahitlerine dünyada 10 dönüm arazi verilecek ve bu arazi çok mümbit olacak aden cenneti gibi bereketli olacak ve kurtla kuzu bir ararada gezecek. Bizdeki haberlerde ise cennet başka bir âlemde olacak ve cehennemden en son çıkacak kişiye on dünya büyüklüğünde bir cennet verilecektir. İşte bu yüzden kusura bakmayın sizin hayal ettiğiniz rabb’iniz çok fakirmiş. 

 Ahmet Bey: Siz öyle düşünebilirsiniz. Bu dünyada bütün insanlar günahlıdır, ancak Allah’ın biricik oğlu Îsâ günahsızdır ve bu yüzden o kendine inananların günah-ı na kefaret olmak üzere kendini feda etti. Hattâ Muhammed bile günahlıdır, çünkü kendi ifadesiyle. “Bende günde (70 veya 100) kere istiğfar ederim demiştir, bu da, kendi ağzından günahının olduğunu itiraf etmesidir. 

 Terzi Baba: Orada biraz durmak lâzımdır, Hz. Muhammedin (s.a.v) Fetih Sûresinde eğer varsa, bile ki Peygamberimiz masum günahsızdır, Onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarının af edildiği açık olarak bildirilmiştir. İstiğfar konusuna gelince, Onun istiğfarı günah yüzünden değil, O her an bir yeni bir tecelli ile yükseldiğinden bir evvelki mertebe de ki halinden istiğfar etmekteydi. Bunu anlamak pek kolay bir şey değildir. 

 Ahmet bey kardeşim, bu kadar konuşmalardan sonra benim anladığım kadarı ile, kusura bakmayın ama, sizler gerçek mânâ da, ne İbrâhîm’den haberiniz olmuş, ne Mûsâ’dan ne de îsâ’dan (a.s) haberiniz olmuş. Ve neye dayanarak ve neyin şahidi olmuşsunuz bunu da ben pek anlayamadım. 

 Eğer gerçek şâhitlik arıyor iseniz? Bizlere katılın. Gerçek HAKK şahitleri bizleriz. Çünkü İslâmın ilk şartı (Eşhedü enlâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühû)dur. 

 (Şehadet ediyorum ki, Allahtan başka ilâh yoktur, ve yine şehadet ediyorumki Hz. Muhammed Onun kulu ve elçisidir.) Ahmet Bey: Bütün bu konuşmalardan sonra anlaşıldı ki ne sizin Yehova olmanız mümkün olacak, ne de bizim Müslüman olmamız mümkün olacak, o halde daha fazla birbirimizi meşgul etmeyelim, bu görüşmeleri bitirelim diyerek vedalâşıp ayrıldılar. 

********** 

 Yaklaşık üç ay kadar süren bu görüşmelerimiz, böylece neticelenmiş oldu. Ancak bu ara da, geçen bir hatıramı da kaydetmek irterim. 

 Görüşmelerimizin olduğu sıralarda idi, bir gün Ahmet Bey: bizi bulundukları yerde bir gece merasimlerine davet etti, bu merasim o gece yapılacak Îsâ, (a.s) doğum gecesi merasimi imiş, ben de kabul ettim ve belirtilen gece iki arkadaşımı da alıp birlikte gittik. 

 Davet tarihinden bir gece evvel bir zuhurat gördüm. O zuhuratta, bana gerçek İncili gösterdiler sayfalarını açtım İbranice olduğundan her tarafını okuyamadım ancak açtığım sayfalarda ki Yazıları okuyordum, bazı İbranice kelimeleri okuyorken de mâ’nâları bir taraftanda gönlüme açılıyırdu. Bu bölüm Îsâ (a.s) ın Rabbına dua da bulunduğu zamanı idi, kelimeler dilimde ancak üzerinden epey zaman geçmiş olmasından dolayı yanlışlık olmasın diye yazamıyorum, ancak Mâ’nâsı şöyle idi. (Baba, Baba beni yanına al, ben çok zorlanıyorum,) ve bunları her ne kadar ben okuyor gibi isemde Îsâ (a.s) ağzından bana okunuyor idi, yani hem ben okuyorum hemde dışarıdan okunuyor idi. Kitabın sayfaları iki sütunlu idi. 

 O gece ki, merasimde İstanbuldan bir konuşmacı getirmişlerdi, bulunulan salonda bir de piyano vardı onun eşliğinde kendilerine göre birkaç ilâhi okudular ve konuşmacı kürsiye gelip îsâ (a.s) hakkında bazı konuşmalar yaptı. Ve o geceki genel konuları hakkında söz alanlar oldu bu arada küçük çocuklarını dahi güzel elbiseler giydirerek getirdikleri görülüyor idi ve onlara da söz hakkı veriyorlar idi. O geceki merasim programları bittikten sonra bir sonraki meramsimlerinin konusunu bildirerek geceyi sonlandırdılar. Bizde teşekkür ederek ayrıldık. 

 Bu hadiseden sonraki görüşmelerimizde, gördüğüm zuhuratı kendilerine anlatmış idim dinlediler ve yorum yapmadılar. Tabiî ki kendileri bilir idi. 

 Böylece bu görüşmeler de sona ermiş arkada bu ibretlik yazılar kalmış oldu. Değerlendirilmelerini sizlere bırakıyorum. Gayemiz herhangi bir kimlik ve gurup hakkında eleştiri yapmak değil yaşanmış bir hadisenin hatıra olarak kaleme alınıp ilgili ve meraklı kimselere bunları aktarmaktır.[68] 

********** 

 İşte bahsedilen grubun rabb-ilâh anlayışı aslında tanrı inancı Tudî (küçük arazilerin koruyucu tanrısı) beden arazilerini korumak için hayâli ve vehimi icad ettiklerini rablerinden başkası değildir.

 Hakk’al Yakîn Nefsi Radîye; 

 ترثزى - Tersezi-Tersezi-Tersizi harflerinden (س) “Sin” harfi ile bir benzerlik görünsede farklılık arz eder.

 Tersezi; Ter-sezi buradaki sezi nedir? (ث) “Se” senâ (övgü) ve Sevb (elbise) dir. Bu seziş kul elbisesi altında kulunda kendi kendini öven Hakk’tan başkası değildir. Hamd’ı ancak Allah yapar. 

Efendi Babam bu hususta bazen bizlere lâtife yollu şöyle derdi! Benden elbise isteyen kimselere bazen dar elbise yapardım, bazılarına da bazen bol elbise yapardım bunun ne demek olduğunu anlamayanlar, elbiselerini bir iki sefer giyer çıka-rırlar bir daha giymezlerdi. Dar elbise yaptıklarımın nefisleri çok bol şişman olduklarından onların toplanması gerektiğinden, elbise kalıbını dar yap-tığını söylerdi, o dar elbiseye, nefis terbiyesine devam eder ise yavaş yavaş o elbise kendisine kısa bir süre sonra tam üstüne göre olurdu derdi. 

 Bol yapılanlar ise çok zayıf olan, varlığını güçlendirmesi ve ilimle içini doldurması için, biraz bol yapıldığını söylerdi, işte bu elbiseleri böylece giyip kullananlar, kısa bir süre sonra gerçekten olmaları gereken şekle gelirlerdi. Bu elbiseleri, zor gelip giymeyenler ise kendi hallerinde istedikleri, kendilerine uygun zannettikleri nefis-kesret elbise-lerini giyerler onların nefsi rahatlılıkların da, gaflet içerisinde yaşayıp giderlerdi. 

 Bu hususta Hz. Mevlânânın da bir sözü vardır. “Ne insân’lar gördüm sırtında elbisesi yok. Ne elbiseler gördüm içinde insân-ı yok.” İşte Efendi Babam’ın istediği “hem elbise güzel olsun hemde içinde ki İnsân-ı güzel olsun” Bu hâle zâhir ve Bâtın kemâlâtı derler.[69]

 Ter-suzi; buradaki yanma yanış biraz daha yukarda yanıldığı gibi soğumuş ve rutubet “Su” ya dönüşmüştür. Kişinin varlığı kevser havzı ile dolmuştur. Ve kendi birimsel varlığında Makam-ı Mahmud’un idrâkine varmıştır.

 Tersizi; Ter-sizi ile “siz-biz” ne varsa hepsi “Hu” olmuştur.

 Birde bu hususta şu ilave edilebilir. Kelimelerin sonlarına ilave edilen siz-sız yapım ve olumsuzluk ekleri vardır. Kimsesiz, hırsız, bensiz, olumsuz vs. gibi… Belki düşünen olabilir daha önce (س) “Sin” ve (ص) “Sad” harfleri geçtiği hâlde niye bu harfler ile bağlantı kurulmadı. Bilindiği gibi Arapça, harflerin Türkçe harf okunuşlarında tam karşılığı yok, bu kanıya varmamdaki zâhiri sebep Türkçe alfabesindeki “S” harfinin “Se” olarak telaffuz edilmesidir. Bâtini sebebe gelince ise Nusret Babam (r.a) in şu sözleridir. 

 Bîkesim ben sandı âlem, halbuki ben herkesim Mihverim âlemlere, Hem de muhîti âlemim Kâ’be’ye dikkatle baksa hacılar, zatımı görür Didede olmazsa fer, her bir nefeste öldürür, Kime yazmıştım bu beyti, kimlere oldu nasip Haydi Necdet gayret eyle bekliyor zira HABİP...

 Nusret Tûra Uşşâki 1965

 Kelimeler :

 Bîkes : Kimsesiz. Dide : Göz. Mihver : Eksen, merkez. Fer : Parlaklık, aydınlık Muhit : Etrafını çeviren. Habib : Seven, sevgili, dost.[70] 

 Bikes-Kimsesiz ve Herkes, Beşeriyet ve Ulûhiyyet ile birlikte zâti benliğe işarettir. Devamında gelen ifadelerde “hacılar zâtımı görür” ifadesi bunu desteklemektedir.

 “Bi” ile birliktelik-risâlet, kes, kesme fiili ile “Rabbin için kurb’an kes” yani kendini “Rabbin için kurb’an et ve herkes ol!” dur. 

 “Hırsız” demiştik, bir gün Mevlânâ hazretleri zabtiyenin yakaladığı hırsızı görünce bunun suçu demiş. İşte, şunu bunu çaldı deyince, bıraksaydınız ya! Demiş. Bıraktık efendim ama yine çaldı. E! Yine bıraksaydınız ya! Zabtiyeler yine bıraktık efendim deyince o işine sizden daha sadıkmış demiş…

 ترثضی - Tersedî-Tersudî-Tersidî bu kelimelere bakmaya çalışalım.

 Tersedi; Ter-sedi; Mutlulukla, Talihle İlişkili Olan; Uğurlu Yıldıza Ait Olan, ma’nâlarını gelmekteymiş. Yalnız yazılışı ثدی (د) “dal” harfi iledir. Dalaletin delile dönüştürülmesi gerekir. (ن) “Nun” harfinin üzerinde tek bir nokta vardır, yıldız olarak “Necm“ dir. (86) Tarık sûresinde geçen Necm-i Sabık yani karanlığı delip geçen parlak yıldızdır. Ve Sakıp (ث) “Se” harfi ile yazılır. Alt kısmı hilal veya yarım ay gibidir, Nûr-u Muhammedi-i Hakîkat-i Muhammedi Kameridir. Üstünde bulunan üç nokta ise Kevkeb (nefis yıldızı-nefsi benlik)[71], Necm (Heva yıldızı-İzâfi benlik)[72] Şıra yıldızı, (Şıra yıldızının rabb-i İlâhi benlik)[73] tir. Ve (ث) “Se” sayısal değeri 500 ve 3 nokta ile toplamı 503 yapar bu Muhammedür Resülullah sayısal değeridir. Aradan sıfır alınınca kalan 53 tür, İz-Terzi Baba şifre sayısı ve Necm sûresidir. İşte bunlar (ض) “dat” ile olursa hayâli ve vehimi olursa (81) hayâli kamer, hayâl vadisinin çıkmaz sokaklarından çıkamaz.

 Tersudî; Ter-sudî ise bir gün İz-Efendi Babamın, Nusret Babam (r.a) den izin isteyerek Kûr’ân talimi çalışmalarını yapmak için ve hikmetini daha sonra anladığım dediği “Deryada yıkandınız, göle kirlenmeye gidin bakalım” sözüdür.

 Tersidî; Ter-sidi “C-D” bilgisayarlarda kullandığımız “Compact Disk” kısaltmasının türce okunuş şeklidir. Bilgi-sayar’a takıldığı zaman içinde saklanmış bilgiler gelir. İrfan ehlinin gönlüde bir bilgi-sayar gibidir. Kişinin programında yüklü olan bu “CD” ancak bu aynada görüntülenmesi ile kişinin rû’yaların aksederek görülebilir.

 Hakk’al Yakîn Nefsi Mardîye; 

 ترخزى - Terhazi-Terhuzi-Terhızi kelimelerine bir önceki kelimelerden ulaştığımız (ن) “Nun” harfini ilave ederek başlayalım.

 Terhazi; Ter-hazine خزینه hazine zâhiri olarak yedi anlamı vardır. 

 Altın, gümüş, mücevher gibi değerli eşya yığını, büyük servet… Değerli şeylerin saklandığı yer… Gömülü veya saklı iken bulunan değerli şeylerin bütünü… Devlet malı, parası veya bunların saklandığı yer. Kaynak… Büyük bağlılık duyulan, değer verilen şey veya kimse… Devletin altın, döviz, bono ve nakit işlemlerini maliye ile birlikte düzenleme görevini üstlenen makam…

 Bâtini olarak ise baktığımızda ise; 

 Zât-ı mutlak kendini daha henüz her hangi bir vasfı ile vasıflandırmazdan evvel, yâni kendini bir isim ile vasıflandırmazdan evvel Ahadiyyetinde iken inniyyet-i ile Hadîs-i Kûds-î de bildirildiği üzere, (Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü en u’rafe fe halektül halke li uğrafe bihi.)

 (Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim-arzu ettim ve bu halkı, onunla bilinmekliğim için halkettim.)

“Küntü” (Ben idim) ifadesiyle Zât-ı Mutlak kendine daha henüz bir isim vermezden evvel kendini isimsiz (ben) diye ifade ederek bildirmektedir.

“Kenzen mahfiyyen” (gizli bir hazine.) ifadesi ile, â’maiyyetinin hakîkatini bildirmektedir.

“Fe ahbebtü” (Sevdim-arzu ettim.) İfadesi ile Zât-ı Mutlağın âlemde ilk olarak faaliyyete geçen sıfatının (hub) muhabbet sıfatı olduğunu bildirmektedir.

##          “En urafe” (ârif olmak-bilinmeklik.) İfadesi ile bilmek ve yaşamak-irfaniyyet-i nin ne derece mühim olduğunu ve bilinçli sevginin irfâniyyet sıfâtı ile güzel olduğunu bildirmektedir.

## (Fe halektül halke) (Mükevvenât-halkı, halk   ettim.)  İfadesiyle Ulûhiyyetinden halkıyyetine olan tenezzülünü ve halkıyyet sıfatını bildirmektedir.

           (li uğrafe bihi.) (Halk ve mükevvenatımdan yola çıkarak bana arif-bilici, olmanız için. Bu halkıyyet ve tenezzülü itibariyle Onu tanımağa çalışarak gelinen yoldan tekrar geriye dönmek için…

(Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim-arzu ettim ve bu halkı, onunla bilinmekliğim için halkettim.) İfadesinde, görüldüğü gibi (Zât-ı Mutlak) üç def’a Zâtından, Ahadiyyetinde olan İnniyyetinden, (Ben) diye bahsetmektedir. Çünkü bu mertebede daha henüz kendine bir isim ve vasıf vermemiştir. Ayrıca bu bahsedişin gizli bir bahsediş olduğunu da bildirmektedir.

Bu gizlilikten ilk ortaya çıkardığı“ hûbbiyyet sevgi” sıfâtıdır. Bu sıfâtın gayesi, kendinin bilinmesi ve bunu sevmesidir. Eğer bir sevgi kontrolsuz olursa “Cemâl” iken “Celâl”e dönüşür, belirli bir zaman sonra o sevginin dışında kalanlara olan düşmanlığı doğurur.

“Bilinçsiz çok sevgi zıddı olanlara düşmanlığı getitir.” Denmiştir. Genelde zıt guruplarda görülen düşmanlık, kendi gurubuna çok bağlılıktan o sevgi hûbbiyyetten kaynaklanmaktadır. İşte bu duruma düşmemek için sevgi ve muhabbetin irfâniyyet’e ihtiyacı vardır.

Hadîs-i Kûdsî de; evvelâ gizlilik sonra  “hûb-muhabbet” sonra Âriflik-tatbikatlı bilinç, sıralanmıştır. Daha sonra da “halkıyyet” sıfâtı belirtilmiştir.

 İşte bu Hadîs-i Kûds-î de belirtilen “Hûb-muhabbet” bu âlemlerin aslî kaynağı olmuş ve her zerre de halkıyyet kudreti ile faaliyyete geçmiştir ve ayrıca feza dokusunun da ana kaynaklarından başlıcası olmuştur. Hakîkat-i Muhammed-î bu hûbbiyyet kaynağı üzere programlanmıştır.

 Bu âlemlerde ilk faaliyete geçen sıfât-ı İlâhiyye hûbbiyyet yâni, muhabbettir. Bu ilâhi Hûbbiyyet’in zuhur mahalli ise Hakîkat-i Muhammed-î dir. İşte bu yüzden diğer bir Hadîs-i Kûds-î de bildirilen, (Levlâke) dir. Yâni (Eğer sen olmasaydın,) Bu ifadenin içinde gizli olan çok büyük bir hûbbiyyet-sevgi vardır. İkinci def’a (levlâk) gene “eğer sen olmasaydın” (lemâ halektul eflâk) “bu âlemleri halketmezdim” haberinde Cenâb-ı Hakk-Zât-ı Mutlağın, Hakîkat-i Muhammediyye ye ne kadar Hûb-Muhabbet ettiği açık olarak görülmektedir.

 Hakîkat-i Muhammediyyenin, nokta zuhur mahalli olan Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin de işte bu yüzden lâkabı (Habib) Ullah’tır. Zât-ı Ulûhiyyet’in Hûbbiyyet deryasının ilk coştuğu ve aktığı Hakîkat-i Muhammed-î deryasıdır, işte oradan da bütün âlemlere zuhur yerleri itibariyle dağıtılmaktadır.

 Hakîkat-i Muhammed-î bütün âlemleri kaplayan muhteşem bir programdır. Ve İnsânlık bölümü dünya tarihi sahnesinde Âdem (a.s.) ile uygulanmaya   başlanan bir süreçtir.

 Bu uygulamada görülen bütün İlâhî toplum önderleri! Peygamberler, Hakîkat-i Muhammed-î nin kendi mertebelerinden zuhurlarıdır. Yâni kendilerine ait bir varlıkları olmayıp Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizde kemâlini bulan (İnsân-ı Kâmil) mertebesinin diğer Peygamberler önce, kendi mertebelerinden zuhura getirmişleridir. Yâni hangi Peygamber ve velî yeni olarak ne getirmişse onların hepsi Hakîkat-i Muhammedî’nin zuhur mahalli Hz. Muhammed’in (s.a.v) o isim ile o mertebeden ve o özelliği ile zuhura çıkmasından başka bir şey değildir.

 Hakîkat-i Muhammed-î programı içerisinde İnsânlık bilinç ve sahnesinin başlamasında ilk faaliyyet gösteren mahallin Âdem ismi ile anıldığını görüyoruz. İşte bu husus diğer bir ifade ile Hz. Muhammed’in varlığında mevcut olan bu hakîkatin Âdem ismiyle ortaya çıkmasından başka bir şey değildir.

 Nûhiyyet mertebesi de, Hakîkat-i Muhammed-îyye nin o mertebede ki, necâtiyyetinden başka bir şey değildir. İşte mevzuumuz olan bu İbrâhîmiyyet mertebesi dahi Hadîs-i Kûds-î de belirtilen Hûbbiyyetin kendi zamanı için, yâni İbrâhîmiyyet zamanı için en geniş mâ’nâ da İbrâhîm ismi ile zuhura çıkmasından başka bir şey değildir. İşte bir sâlik seyr-i sülûkunda ki; burası “Tevhid-i ef’âl” mertebesidir, buraya geldiğinde kendi bünyesinde bu hâlin taşıyıcısı olur. Kendisinde Allah sevgisi, irfâniyyet-i ve muhabbet-i üst derecelere, âfaki seyrine doğru yol almaya başlar.

 Aslı “Hûb” olup zuhur ismi “vedûd” olan bu halin ilk olarak en geniş mâ’nâ da hayat seyrine baktığımız da İbrâhîm (a.s.) ın başından geçenler ve kendisine verilen (Halilûllah) lâfzıyla kendisinde zuhura çıktığını görmekteyiz.

 İlâhî hulliyyet’in kemâli Muhammed (s.a.v.) Efendimiz de kendisi Allah’ın (c.c.) (Habîb) i olması dolayısıyla zuhur bulmuştur. Başlangıçta Hûbbiyyet, netice de de Hûbbiyyet vardır. Öyle ise ortası da Hûbbiyyettir. Düşmanlıklar ise beşeri Hûbbiyyet’in yanlış yönlendirilmeleridir.

 Hz. Muhammed (s.a.v.) den sonraki Hûbbiyyet’in en geniş manâda ki. Zuhur mahalli ise, Hz. Mevlânâ (r.a.) Efendimizdir. İşte bu yüzden onun ismi (Mevlânâ) dır. Bilindiği gibi, “Mevlâ-efendi” “nâ” ise “biz” demektir. Bu vasıf bazı kimselere verilmiş ise de ilk akla geleni, Hakikat-i Muhammediyye’nin Hûbbiyyet-i itibari ile en geniş manâda zuhur mahalli olan Hz. Muhammed (s.a.v.) dir, ondan sonra akla geleni, Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin kendinden sonraki Hûbbiyyet zuhur mahalli ise, evvelki ismi, (Celâleddîn-i Rûmî-veya Mollayı Rûm) olan, sonradan (Şems) in-yâni İlâhî- ateşi ile kendisinde zuhura gelen bu Hûbbiyyet hakikatinden sonra, kendisine her kes tarafından (Mevlânâ) lâkabı tabii olarak verilmiş olan zuhurdur.

 Böylece Zât-ı mutlak olan “İlâh-î Mevlâ”nâ Allah (c.c.) bu Hûbbiyyet’ini ilk olarak daha geniş mânâ da mertebe-i İbrâhîmiyyet’te (Hullet-Halil)liyyet ile zuhura çıkarmıştır.

 Efendimiz (s.a.v.) de ise bu Hûbbiyyet en üst kemâli olan (Habîbullah) lık vasfı ile zuhura çıkmıştır. Bu yüzden “Allah’ın sevgilisi” bizim de (Efendimiz-Mevlânâmız) (s.a.v.) olmuştur.

 Mevlânâ-efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizden sonra kendinde olan bu Hûbbiyyet’in en geniş mâ’nâda ki, zuhur mahalli ise, Konya da medfun bulunan, “Celâleddîn-i Rûmî-Mevlânâ” (r.a.) efendimiz dir. Bu idrak ile o mekânı ziyaret etmek bütün bu mertebeleri ziyaret etmek gibidir.

 Ancak burada bir tehlike vardır. Bu irfâniyyet oluşmadan orayı ziyaret etmek orada bulunan “mevlânâ” ile yetinmek o mekân da kalmak olursa, diğer öndeki, Mevlânâlara perde olma ihtimali vardır. Eğer kişi ziyarete gittiği o mertebe de kalmayıp, “Mevlânâ Celâleddîn” den “Mevlânâ Muhammed Mustafa” ya oradan da “Mevlânâ Allah-u Tealâ” hazretlerine yol bulup uruc edebilirse oradaki Mevlânâ bu urucun vesilesi olur, Zâten aslî görevi ve zuhuru da bunun içindir. Eğer sadece orada kalınırsa ziyaret eden kişiye diğer “Mevlânâ” lara ulaşmasına perde olma ihtimali vardır.

 Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) Mevlânâ-Efendimiz, kendi zamanlarında yeni bir şeriat getirdiğinden yaşamının çok dengeli ve mutedil olması gerekiyordu bu yüzden, İlâh-î “Habîb” Hûbbiyyet; muhabbetini zâhir olarak ortaya çıkarmadı. Bu muhabbeti Âyet-i Kerîmeler ve Hadîs-i şerifler içerisinde gizli olarak bildirildi. İşte bu yüzden (Ahhhhhhh Med) tir.

 İşte onun bu “Hûb” Muhabbet-i Celâddîn-i Rûmî de zuhura çıktı ve o yüzden kendisi Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin Muhabbetinin zuhur mahalli olduğundan, bu yüzden o lâkap kendisine asaleten, Efendimizden vekâleten verilmiş oldu. Gerçekten bu vasfa da lâyık olmuştur. Ve bu vasfı kıyâmete kadar devam edecektir.

 Ey sâlik-i hakîki, sende bu mertebeleri kendi vücûd ikliminde, kendi ölçülerin içinde zuhura çıkarıp yaşamağa başladığında sende! Sendeki; kadarı ile olan Akl-ı Küllün itibariyle zâtının ismi olan “Allah” ismi câmi-i yönünden diğer isimlerinin ve nefsinin de (Mevlânâ) sı olursun.[74]

 Terhuzi-herhızi deki “huzi ve hızi” tür kelimeleri Türkçe benzerlik gösterse de (ذ) “Ze” değilde (ض) “Dat” harfiyle yazıldığı için aşağıda inceleyelim.

 ترخضی - Terhadî-Terhudî-Terhıdî kelimelerini incelemeye geçelim…

 Terhadî; Ter-hadi, ter daha öncede ifade ettiğimiz gibi çalışma, yürüme, koşma, gibi bedeni faaliyetler ile oluşan hararet sonucu vücuttan atılan sıvı, bâtinen baktığımız zaman bâtini çalışmalar ile yapılan sonucu hakkani vücuttan atılan misk-i amber yani nefesi rahmâni kokusudur. 

 Ama birde iblis-şeytanın kokusu ve korkusu vardır. Karda yürür izini belli etmez, kokusunu da üzerine enva-i çeşit kokuları sıkar ve kendi kokusunu gizlemeye çalışır. Ama nafile irfan ehlinde kaçamaz bu şahşiyet’siz… Özellikle “sizi” de ayırdım ki belli olsun, kuzu elbisise/sevb ine bürünmüş “kurt” nefsi emmarenin vuhşuyat sûreti postu soyulunca işin iç yüzü ortaya çıkar.

 (81) Hayâl vadisinin çıkmaz sokakları, (73) Celâl, Cemâl, Celâl, Terzi Baba kitapları kusura bakmayın böyle bir şahsiyet”siz” hakkında yazılmıştır.

 Bu kitapları bu konuda “firaset” sahibi olan-olmak isteyen herkese tavsiye ediyorum. Belki sıkıcı olabilir ama bu yolda kişi için büyük kazanç sağlayacaktır.

 Hayâl vadisi kitabında Terzi Baba’yı mâ’nâda gördüğünü ve üç kere selâm[75] verdiğini söyleyen şahış, müm’in, oldum, kafir oldum, münafık oldum, vs… zırvalarını ilk fakire göndermiş bende İz-Efendi Babamdan dolayı kendisine olan güvenimden dolayı o zaman yazmış olduğum yazının altına ilave ederek Efendi Babama göndermiştim. Z.G.İ. ye üç harfli arkadaşları haber vermiş olacak ki kendisine o tarihten 2-3 yıl önce görülen rûya’yı Efendi Babama göndermiş ve bu kitap böyle oluşmuştu. Celâl, Cemâl, Celâl kitabı da kendi ve yakın çevresinin çarpık islâmi yaşantıları, ilişkilerini anlatmaktadır. Defalarca ikaz kendisine fayda etmemiştir.

 Buradan mevzumuza gelelim, İz-Efendi Babam “bir kişi bu kadar mı Hadi görünüp, Mudill yaşantısında olabilir, kendini nasıl gizlemiş, hayret etmemek elde değil” diye açıklama yapmıştır. “Hadi”, Arapça (د) “Dal” harfi ile yazılır ama Mudill olarak kayyum olan “Hadi” (ض) “Dat” harfi ile yazılır ve Türkçe ayırt etmek mümkün değildir. A-rabçasına bakıp yani A senin Rabb’in “Dat” “Dalalet” Mudill veya “Dal” Delil-i İlâhiyye üzereymiş diyebilmek lazımdır. Bunun için kişide Firaset nûru olması, İlhâm-i İlâhiyye ve Vehimi Nefsiyyeyi ayırt etmesi ve son olarak Vahyi İlâhiyyeye nüfuz etmesi yani onun taşıyıcısı olması hamele-i Kûr’ân olması gerekir. İşte İz-Efendi Babamın söylemiş olduğu kıyısından, köşesinden de olsa biraz Â-Rabbça bilinmesi gerekliğin sırrı ki, aslında ehline sır diye de bir şey yoktur, hikmeti anlaşılmış oluyor-oldu diyelim.

 Terhudî; Ter-hudu, Osmanlıca-Türkçe yazılışı  خضوع huzu’ şeklindedir. 

 "Evet, her mü’minin kendine mahsus bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrak hâli vardır. Ve herkes, iman ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve mâneviyatı nisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir."(1)[76]

 Hudu: Kelime olarak eğilip tevazu etmek anlamına geliyor.

 Huşu: Kelime olarak alçak gönüllülük, hayâ etmek ve mütevazi olmak anlamlarına geliyor. Istılah olarak ise korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir mânevi hâldir. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük, sükun ve tezellül hâlidir. Yani, Allah’ın sonsuz haşmet ve büyüklüğü karşısında insanın müthiş bir ürperti ve sevgi ve korku karşımı bir hürmet bir saygı haline deniyor. 

 Huzu: Mahviyet ve tevazu hâli, alçak gönüllü olmak. Allah'ın azametini, celâl ve cemâlini, büyüklüğünü tahattur ve tefekkürden sonra hâsıl olan, insandaki huzur ve huşu' hâlidir.[77]

 Bunlarla ilgili de b-ilmi dağarcığımızdan birkaç şey yazalım. Mevlânâ hazretleri karşısına gelen papaz hürmet ve tevazu göstermiş önünde eğilmiş, Mevlânâ hazretleri de daha çok eğilmiş bunun üzerine Papaz da karşılık vermiş ve bu iş Mevlânâ hazretlerinin secdeye eğilmesine kadar sürmüş tabii papaz bu kana karşılık veremeyince hürmet ve tevazuda papazı geçtik demiştir.

 Yine Hazreti Mevlânâ bir kış gün Hüsamettin Çelebinin kapısına geç vakit gelmiş, kapıyı çalmış açan olmamış. Sabah olunca Hüsamettin Çelebi hazretleri kapıyı açıyor ve ne görsün Mevlânâ hazretleri eşiğe baş koymuş. Ah! Bu ne hâl Efendim deyince, Mevlânâ biz sevdiğimizin kapısına baş koyarız demiştir.

 Bu sefer İz-Efendi Babamın hatıratından olsun, kendisi ile bir zamanlar iletişime geçen bir kişi bir rû’ya görüyor. Efendi Babama gördüğü rüyada kendi bağlı olduğu kişiye secde ettiğini söylüyor. Efendi Babam, evet o iş olur ama karşı tarafında secde edene, secde etmesi lazımdır diyor.

 İz-Efendi babamın sohbetlerinde anlattığı nahivci ile kayıkçı hikayesi vardır. O da huzu’ya örnek olsun diyelim. Bir gün nahivci[78] kayığa binmiş ve kayıkçı ile sohbete başlamış. Sen nahiv bilir misin? Kayıkçı o ne oluyor, bilmiyorum diye cevap vermiş. Nahivci, kayıkçıya o zaman ömrünün yarısı boşa gitmiş diyerek yollarına devam etmişler. Kayıkçı biraz gittikten sonra peki sen yüzme (mahiv) bilir misin? Bilmiyorum ne olacak ki diye yanıt almış. O zaman senin de ömrünün tamamı boşa gitmiş, hava bozuyor biraz sonra fırtına patlayacak ve tekne batacak demiş.

 İşte kim mahiv-mahviyyet-huzu’ ilmini öğrenmiş daha bu dünya beden teknesinin terk vehim-hayâli-zanni tarafını terk edip hakkta mahv-mahvi olmuş ise hakiki kurtuluşa erendir.

 Terhıdî; Ter-hıdî, خضر Hıdır-Hızır kelimesini çağrıştırmaktadır. 

 Şimdi Hızır ne demek onu anlayabilmek için İz-Efendi Babamın Kehf sûresi (65) âyet yorumuna bakalım. Daha fazla bilgi isteyenler (31) Kûr’ân-ı Kerimde yolculuk (18) Kehf sûresi 60. Âyetten itibaren okuyabilirler. 

 فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَا آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًا {الكهف/65} 

 65-) Feveceda abden min ıbadiNA ateynahu rahmeten min ındiNA ve allemnahu min ledünNA ılma;

 * Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

 “veceda” buldu, geldi, oldu anlamındadır, aslında “vecd” Allah’ın tecellisi oldu anlamındadır fakat genelde vecd denilen şeye gelindiğinde eğer kişi eğitilmemiş ise nefsani olur yani vecd nefsinde tecelli eder, aslında o vecd’in ruhunda tecelli etmesi gereklidir, işte Ledün ilminde o vecd ruhunda tecelli eder ki bilgiyle gelir, ilim dolarak, akarak gelir, nefsteki tecellisinde bağırıp çağırmakla gelir ve zuhura çıkar çünkü kişi eğitilmediği için gelen vecdin ilmini alamaz, çünkü o bilgiyi alacak kabul yoktur, hazırlanmamıştır ve hazırlanmamış bir yere bir şeyin akması onu şaşırtır ve olmaycak haller yapar, kendinden geçer.

 Bakın buradada Ledün ilmi verilmeden önce rahmet verildiği belirtiliyor ve bu rahmet bedenimize değil ruhumuza, iç bünyemize veriliyor, işte bu rahmet vasıtasıyla kişide oluşan açılımlada Ledün ilmi doldurulmaktadır. Eğer yer hazırlanmazsa ilim gelmez, gider.

 Bu Âyet tam tevhid yolunu, dervişlik hakikatini ve yüzümüzü nereye çevireceğimizi, nasıl bir anlayış içerisinde olacağımızı çok açık bir şekilde anlatıyor. Allah’ın indinden gelen rahmet onu bütünüyle kaplamış oldu ve ona Ledün ilmini talim ettik. Ledün ilmi bâtıni ilimler olarak tarif ediliyorsa da Allah’ın indindeki ilim demektir yani tevhid ilmi demektir. İlim genel olarak iki türlüdür, biri sûri ilimler olarak adlandırılan ve bedenimizi ilgilendiren ilimler, diğeri de manevi ilimlerde denilen ruhumuzu ilgilendiren ilimlerdir ve genelde din ile ilgili ilimler manevi ilimler olarak kabul edilmektedir fakat gerçek anlamda manevi ilimler ismi üstünde fiiller ile ilgili değil, mâ’nâ ile belirtilen ilimlerdir, bunlara bâtıni ilim de denmektedir.

 Cenâb-ı Hakk’ın Hızır (a.s) a kendi indinden verdiğini belirttiği ilim Muhammediyyet mertebesi ile ilgili ve o kemal de olan ilim değil, Mûseviyyet mertebesi ile ilgili ve o kemal de olan ilimdir, bu ilmin zâhiri Mûsâ (a.s) da, batın-ı Hızır (a.s) da dır. 

 Seyri sülûk yolunda da Hızır’lık vasfının Mûseviyyet mertebesinde ortaya çıktığı görülmektedir bu anlatımlar ışığında. Her birerlerimiz Hakk yolunda gitmeyi murat ediyorsak, bunun gereğini yerine getirmemiz icab etmekte, hangi yöne gideceksek o istikamete giden araca binmemiz gerekecektir, bunun yanında bilinçli bir şöför ve sağlam bir araç gerekiyor, işte tevhid yolunda yol alabilmek için ilk yapılması gereken hususlar faaliyet ve kabiliyettir.

 Kabiliyeti olmayan kimseler zâten böyle hassas işlere gönül veremezler ve dünyanın rahatlığı içerisinde kolay bir hayat sürdürürler fakat sonu hüsran olur, orası da ayrı bir meseledir.

 Yola giren kişiler verilen görevleri faaliyet içerisinde yaparlarken, bu fiillerin kalitesi yapılan faaliyetin kabiliyetle desteklenerek bilinç içerisinde yapılmasına bağlıdır.

 İlk yapılan faaliyetler sonucu ortaya çıkan kabiliyeti geliştirmek için tekrar bir faaliyet gerekecektir, bunu da yaptıktan sonra tekrar bir kabiliyet oluşacaktır, bu şekilde bir devri daimle yukarıya doğru çıkılacaktır. Sadece sayısal mânâ da bir faaliyet değil şuur, anlayış ve idrakle kabiliyete dönüşen bir faaliyet gereklidir, bu şekilde yol alınarak gidildiğinde Ledün ilminin yolu açılmaktadır, tabi sistem, niyet ve hedef bu olursa, bazılarımızın hedefi cennet oluyor ve o yol neyi gerektiriyorsa onlar yapılıyor fakat Hakk’ın Zâtının yolunu biliyorsak ve O’nun indine ulaşmak istiyorsak gereğini yapacağız.

 Din tek din olmasına rağmen ki o da İslâm dinidir, insanların kendi anlayışları itibarıyla biri kulun kendi anlayışındaki din, diğeri Allah’ın indindeki din olarak ayrılmıştır.

 Kulun kendi anlayışındaki din, din’in zâhir tarafını oluşturmaktadır ve bu din kişinin varlığı üzere kurulmuştur, bu sisteme göre şeriat ikilik üzere tesis edilmiştir yani Allah ve kul olarak varlığı üzerine.

 Mûseviyyet ve daha sonra İseviyyet ile kullardaki bir çok tanrı anlayışından ancak üçe kadar indirildi daha sonra Efendimiz (s.a.v) gelmesiyle zâhiri olarak ikiye indirildi fakat bâtıni itibarıyla tevhidle bir’e indirildi çünkü bu âlemde batınen yani özde ikiye yer yok, bu âlemde gayrı da yok, boş yer de yok, bu âlemin her zerresini Hakk istilâ etmiş, doldurmuş vaziyette yani saltanatının mutlak Hakimidir. Bu âlemlerde bazı yerlere Cenâb-ı Hakk’ın hükmü geçemiyor olsaydı oralarının başka bir İlâh-a ait olması lâzım gelirdi, böyle bir şey olmadığından da bu âlemde tek bir varlık vardır o da Allah ismiyle bildirilendir, fakat mutlak varlığı yönünden ne olduğunu hiç biz zaman bilemeyeceğimiz bir varlık ancak zuhurları itibarıyla biliyoruz. 

 A’maiyette Zât-ı Mutlak hâlinde O’nu beşer kelimesiyle ifade edecek bir kelime yoktur, buradan Ahadiyyete zuhuru ki buna da sadece bir bilinç, bildirge olarak diyorlar, bu Ahadiyyet tecellisinden sonra bir zuhur daha oluyor ve Ulûhiyyet ortaya çıkıyor ve orada Allah ismini alıyor ve Ulûhiyyet burada faaliyete geçmeye başlıyor, A’maiyyet ve Ahadiyette bir faaliyet yok, kendini sadece kendisi biliyor kendi varlığında, bu indinde olan özel halleri var Cenâb-ı Hakk’ın bir de Ulûhiyyetinden Rahmâniyyetine oradan Rububiyyetine oradan Mülk âlemine tecellisi var, bu tecelli olup bu âlemde zuhura çıktığında bu sistemin farkında olmayan mahlûk denilen bizlerde bir Allah anlayışı ve bir Din anlayışı oluyor, yine O’nun tabiri ile ve peygamberler aracılığı ile bizlere bildirdikleriyle. Bu din anlayışı da ikili bir din anlayışıdır yani yukarıda bir Allah aşağıda kullar olan bir anlayış. Normalde tastamam yerli yerinde olan bu anlayış düşüncemizi ilerlettikçe ve bu âlemde ikiliğe yer olmadığını gördükçe bu ikiliğin kalkması gereği ortaya çıkmaktadır ve doğal olarak Mutlak varlık ortadan kalkamayacağına göre izafi olan bizlerin ortadan kalkması gerekiyor ve İseviyet mertebesindeki fenâfillâh haliyle kul ortadan kalkıyor Hakk bâki kalıyor. Hakk zâten bâki idi fakat biz bu bakiliği kendimiz sahiplendiğimiz için zan olarak biz kalktık Hakk bâki kaldı diyoruz aslında bu da yanlış bir değerlendirme çünkü biz zâten hiç bir zaman olmadık ki kalkma, kaldırılma diye bir oluşum olsun.

 Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz tecellilerinin zuhura çıkması yönüyle bu çokluk oluşuyor işte bu çokluktaki tekliği görebilmek tevhid’in genel anlayışı ve yaşam sürelerinden bir yönüdür.

 Çokluk yönünden baktığımızda Kûr’ân-ı Kerîm’deki her bir Âyeti Kerîme’yi bu gözle görüyoruz yani mahlûk hükmü içerisinde ve o mertebeden yukarıya doğru bakarak, işte bu din kul indinde olan din’dir ve bununla ilgili olan ilim zâhir ilmidir, insânın zâhiride muhteşem olduğundan bu zâhir dediğimiz ilimde muhteşemdir fakat batını çok daha muhteşemdir ve bunu anlatacak kelime yoktur. O kadar çok genişlemeliyiz ki “ve nefahtü fihi min ruhi” hakîkatini içimize sığdıralım, Efendimize (s.a.v) dört defa yapılan gönül ameliyatı, ef’âl’den esmâya, esmâ’dan sıfât’a, sıfât’tan Zâtına ve Zât âleminde yapılan ameliyatlar olmasaydı Efendimizin (s.a.v) gönlü bu muhteşem hakîkatleri alamazdı, bizler de onun ümmeti olmamız dolayısıyla o nasıl bir seyir sürdürmüşse, nasıl bir yaşam içerisinde bulunmuşsa onun âlem şümul olarak yaşadıklarını biz de bireysel âlemimizde yaşamalıyız ki gerçek mâ’nâ da ümmeti Muhammed olalım ve bunların karşılığında ne cennet bekleyeceğiz ne de cehennem korkusu yaşayacağız. Tabi ki bu cehennem’den korkmamak derken, Ya Rabbi sen bilirsin beni cennetine koyarsan kabulüm, cehenneme koyarsan kabülümdür anlayışında olmamızdır çünkü ahirette yaşanacak iki mekân var başka mekân yok, bizim ikisine de rıza gösterip cehennemden korkarak ona yönelme veya cenneti isteyerek ona yönelme gayesinde olmamamız lâzımdır.

 İnsanın dünyaya gelmesindeki en büyük gaye ibadet etmesi ve irfâniyetle hareket etmesidir yani faaliyette bulunması, düşüncesi ile de kabiliyet üzere olmasıdır.

 Bütün ehlullah hazeratı Ledün ilmi yoluyla şereflen-mişler ve bunun için kendilerine Allah ehli denmiştir, gerçi bu hâli bilsekte bilmesekte bizlerde Allah ehliyiz fakat kıymetini, hakikatini bilemediğimiz için değerlendiremi-yoruz.

 Dinimizin giriş kapısının içerisinde bahçesi var, bahçede büyük bir saray, sarayın içerisinde büyük büyük odalar var, sarayın en mutena yerinde padişah’ın oturduğu özel bir yeri var. Gayemiz bahçeden girip bahçedeki meyvelerle meşgul olmak mı olmalı, yoksa Zât’ının huzuruna çıkıp Zâtı ile ilgilenmek mi olmalı, işte İlmi Ledün Zâti hakikatleri idrak edip Allah’ın Zâtına yaklaşmaktır, tabi bunun girişi de şeriat mertebesinde belirtilen farzlardır, bunları yerine getirip Allah’ın indindeki dine çıkmamız gerekiyor. İslâm dininin içerisinde helezon olan ilmi Ledün ki Kâbe-i Şerif’in etrafında dönmek bunun en bariz ifadesidir, helezon olarak yükselince zaman ve mekân değiştirdiğimizden anlayış-larda farklılaşmalar olmaktadır ve bu tatbikatların üzerine yeni birşeyler ilâve ederek yükselmeye de seyri sülûk denmektedir.

 Cenâb-ı Hakk Cebrâîl (a.s.) vasıtasıyla herbirer-lerimizin gönüllerine bunları sunmuştur yeter ki bizler bu incileri oradan çıkaralım ve hangi inciyi nerede takacağız onu bilelim. Yeryüzün de bir de semâvî dinler diye anlatılan bir anlayış var oysa semâvî din diye bir şey yoktur ancak semâvî kitaplar vardır, tabi ki batı ve diğerlerinin bunu kabul etmeleri mümkün değil çünkü din ismi altında kendi milliyetçi çıkarlarının hesaplarını yapıyorlar yoksa saf niyet ve gerçek mâ’nâ ile düşünseler İslâmiyyet’i kabul edecekler fakat hakimiyyet ellerinden gideceği için bunu yapmazlar ve dinler ismi altında çoğaltırlar, ve ne yazık ki bu anlayış içerisinde bizde onların tatbikatlarını kabul ediyoruz, oysa bu semâvî dinler olarak belirtilenler Allah indindeki din olan İslâm’ın mertebeleridir çünkü İslâm tek bir kattan oluşan bir sistem değildir. 

 Ehlullah sürekli Allah indindeki dini anlatarak bizleri oraya çekmeye çalışmışlardır fakaz bizler tefekküre fazla yönelik olmadığımızdan dolayı sadece fiili mâ’nâ da tekrarlanarak yapılanların dinin aslı zannetmişiz, Efendimiz (s.a.v) “Namaz mü’minin mir’acıdır” diyor, bakın kesin olarak belirtiliyor, anlayışa bırakılmıyor, tabi ki fıkıh ilminde belirtilen bedenimizin namaz içinde uygulandığı haller gereği gibi yerine getirilecektir, belirtilen fazrları ve sünnetleri uyguladık böylece peki ruhumuzdaki farzlar ve sünnetler nerede kaldı, ruhumuzda bu sûret cesede hâkim olan bir varlık, sûretin hukuku olurda onun hukuku olmazmı, işte biz sûret hukukunu yerine getirip yol aldığımızı zannediyoruz, yerince doğrudur çünkü o hukuku dahi yerine getirmeyenler var, onların durumuna göre bunları yerine getirmek çok güzel bir şey, ruhumuzun hukukuyla uğraşmak ise Hakk’ın indindeki dine doğru yol almaktır.

 İlmi Ledün’nü tarif ederlerken şöyle demişlerdir: 

 “İlmi Ledün nefsin vakıa geçişi değil vakı’ın nefste taayyünüdür.” Herhangi bir hadisenin vuku bulmasından sonra biz onu anlayıp idrak ediyoruz, işte bu nefsin vak’ı’ya geçişi demektir, yani bu hadise yok iken nefsimiz o hadiseyi bilmiyor, vak’ı olduktan sonra biz ona nüfuz ediyoruz, işte bu anlayış ilmi Ledün anlayışı değildir diyor, ilmi Ledün ise vakı’anın nefste meydana gelmesidir.

 İşte anlatılması ve anlaşılması bu kadar zor olan bir hadisenin yaşanılması tabi ki daha zor olacaktır, belirli seviyelerde bulunan kıstaslarımızı aşmamız gerekiyor bunun için. İnsanlar nefslerinin, şartlanmaların ve zanların tesiri altındadır ve bunların sınırları içerisinden dışına çıkamıyoruz, gerektiğinde ihtiyati olarak bunların dışına çıkmamız gerekiyor. Ne kadar Hakk’a yakın bir yaşam idraki bizde oluşursa onlar ilmi Ledün anlayışındandır.[79]

 Bakkal Terazisi Oluşan bir müşahade ve bunun hakkında düşüncelerimi yazmak istedim.

 Evde masa başında otururken televizyonda oynayan dizinin celâli karakteri gerçi pek cemâli karekteri de yok ya!... Kendine göre yanlış yapan bir kişiyi adamları sıkıştıyor ve hesaplaşmaya gidiyor. Yolda bir bakkala soda almaya giriyor ve orada gördüğü eski kefeli “Baklal Terazisini” bunu bana sat diye alıyor. Arabasında yanında bulunan kişi Cumali abi bunu ne yapacaksın diyor, O da gidince görürsün diyor. Ve diğer adamların onu yakaladıkları depo gibi bir yere gidiyor. Bakkal terazisini istiyor, diğer adama bunu ne yapacağım biliyor musun? Diyerek bıçağını çıkarıyor ve yüreğinin ne kadar gelecek onu çıkarıp tartacağım diyerek sahne kesiliyor.

 Bakkal terazisini görünce yapmış olduğum “Terzi-Terazi” çalışması ile ilgili bir bağlantı olduğunu anlamıştım. Eşim ile bu konuyu konuşunca Sarıyer de otururlarken rahmetli kaim-pederim Ahmet beyin Bakkal’lık yaptığını ve yan komşu dükkanın Terzi Ahmet olduğunu hatırlattı. Kaim-pederim’in o zamanlar genelde müşterisi tersane çalışanlarıymış. 

 En sonda başlayarak müşahade bağlantılarına bakmaya başlayalım, Hakk’al Yakîn olaraka kayyum esmâsını incelediğimiz ve kaim (bir şeyin ya da birinin yerine) kullanılan, geçen. Var olan, ayakta duran. Kaim’in bağlantılıdır.

 Kayyûm, kâim'in mübalâğasıdır. “Her şey üzerinde kâim” demektir. Bunun mâ’nâsı “Bir şey'in kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren” demektir.

 Bakkal; Toptan aldığı şeyleri parekende satan kişidir. Bak-Kal, Baka-kalmak, “Ba” “kk” “al” ile Ba-Bab-Kapı, “KK” biri kudret kafı diğeri şeddelenme ile künfe yekün, bir başka açıdan batında doğan Kûr’ân ve Kûr’ân-ı kerimin taşıyıcısı insândır… Sondaki “Al” ise “El” (ال) Elif-Lâm ile Ahadiyyet ve Ulûhiyyettir.

 Kaim-Kayyum Babam Ahmed (53)’dür yani baba hakikatimi kıyam-kayyum ettiren Terzi Ahmed (53) ise hakiki beden elbisemi diken Akl-ı Küll hakîkatimdir…

 Tersane; ~ İt (Cen) tersanâ gemi imalathanesi ~ Ar dāru-s-sanā’at الصناعة yapım evi, her çeşit imalathane, fabrika → dar2, zanaat[80]

 Tersane işçileri ise; Bilindiği gibi Hızır a.s. ve Mûsâ (a.s) önce bir gemiye binmişler ve Hızır (a.s) bu geminin zamanın kötü hükümdarının eline geçmesini önlemek için yaralamıştır.

 Ters-ane olarak bakarsak, ters-ene-ben yani benim tersim “sen” sindir. Aslında aslında asıl “sen” bir tersliktir. Burası tarikat mertebesi olduğu için senlik-benlik vardır. Yani ikilik vardır. “Ben” yani “İlâhi Ben” den başka bir şey yoktur. İşte bunun tamircileri olan beden teknesi- hakîkati Muhammedi teknesinin yapımının mânevi işçilerini Ba-kk-al Ahmed sohbetleri (söz, mâ’nâ,ruh, nûr-zâhir-bâtın) ile besler ve Terzi Ahmed sevb-elbisesini diker. Sende, bende Baka-kal-ırız yani şaşkınlığa uğrayıp ne yapacağını bilmez durumda kalırız. Ve hakîkatimizin Hakk’tan başka bir şey olmadığını anlarız.

 Cumali ne demek? Değerli, yüce bir biçimde bir araya getirilmiş olan, Başı ve sonu belli olan ve bir özellik taşıyan zaman, Cuma günü doğan. Cuma-ali.[81] 

 İşte Cum’ali karakteri Alî çok yüce olanın Cem’ül cemi ba-kk-al kefesi ile yürek yani gönlün ağırlığının ne kadar geldiğini tartmaktadır. Bu gönülde-derûnda ne vardır, Hakk muhabbeti mi? Yoksa masiva denilen Hakk’tan başkasını ağırlığı mı vardır? Zâhir ehlinin mizanda kefesinde sevap ve günahları tartılır. İrfan ehlinin ise “Kün fe yekün” terazisinde gönlünün hakîkati ölçülür diyerek araya giren bu müşadeden sonra kaldığımız yerden devam edelim.

 ترذزى - Terzezi-Terzuzi-Terzizi kelimelerine gelmiş bulunuyoruz.

 Terzezi; Tez-Zel-zi, ortada bulunan kelime (ز) “Zel” harfidir. Sayısal değeri 700 dür. (7) Nefis mertebeleri ve iki sıfır hem kesreti hem bu mertebeleri İlm’el Yâkin, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olarak anlayarak (7) Sübuti sıfât (Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi, Basar, Kelâm) a dönüştürmektir. Zel, Zevaldir. Zevâl’in iki anlamı vardır. 

 Zeval ne demek? 1. Yok olma, yok edilme; öğle. 2. Suç, kabahat, mesuliyet.

 Kişi Fenâfillah ta yok hükmündedir, öğle ise Bakâbillah hükmündedir, bu hakkani-ilâhi tarafıdır. Aynı zamanda kişinin beşeriyeti yani kulluğu vardır şeriate tabidir. İşte burada terazinin iki tarafının yani zâhir, bâtın dengesinin kurulması gerekir. İşte sonunda bulunan “zi” bu hâle sahip olmaktır. 

 Terzuzi; Ter-zul-zi; ذل zul veya zül olarak yazılan bu kelimenin anlamı, alçalma, düşkünlük; ayıplanacak şey.[82] 

 Aslında kişinin tam bir mahviyetidir, kendinden haberi olmayacak hâle gelmektir. Hakk’ın sıfâtları ile var nefsâni sıfâtlarından alçalma ve yok olmadır. Onu gören hâline acır ama aslında her şey onundur, şey’in eşyanın hâkikati olan nûr ile birliktedir.

 Terzizi; Ter-zil-zi, buradaki “zıl” gölge gibi görünse bu “Ze” harfi ile yazılır “Zel” ise ön dişlerden çıkarak daha yumuşak okunur. İlm’el Yakîn mertebesinde İzâfi (isimlenmiş) gölge ve bir bedene sahiplik vardır. Hakk’al Yakîn mertebesinde ise bu gölge varlık daha yumuşak bir hâl almış ve hakkani sıfâtların gölgesine sahiptir.

 Hakk’al Yakîn Nefsi Safiye; 

 ترذزضی - Terzedi-Terzudî-Terzidî; kelimeleri biraz zor gözüküyor bakalım neler çıkacak. 

 Terzedî; Ter-zed-i “Zed” (ذ) “Ze” ve (د) “Dal” hafi ile vurma, dövme anlamları içeriyor, burada yazılan ise (ز) “Zel” ve (ض) “Dat” harfler ile yazılmış o zaman karşıya gelen “Mudill” kaynaklı Celâli tecelli hâlli kişiyi yumuşatarak bu hâli savuşturmak diyebiliriz.

 زده “Zede” yine (ذ) “ze” harfi yazılır. 

 ZEDE: (Zed) f. Birleşik kelimeler yapılarak, "vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş" mâ’nâlarına gelir. Meselâ: Musibet-zede $ : Musibete uğramış. 

 İşte iş zeval den zevali kemâle dönünce, hakîkatte kimse bu kişiyi etkileyemez, çarpamaz, tutamaz zâhirde öyle gözükür ama hakîkatte öyle değildir. Hallac-ı Mansur hazretleri Ene’l Hakk narasından sonra hapsedilmiş bu hâli gören bekçilerden biri efendim alın bu anahtarları çıkabilirsiniz demiş, bize bu duvarlar engel değil diyerek duvar ortadan kaybolmuş. İşin sırrı başkadır, biz burada Hakk’ın mahbusuyuz demiş.

 Terzudî;  Ter-zud-i, Zud; Çabuk, tez, hemen olan, acele demektir. Yine (ذ) “Ze” (د) “Dal” harfleri ile yapılmış, ne denmiş Teenni ile hareket etmek Rahmândan, acele ile hareket etmek şeytandandır. O zaman (ز) “Zel” yine yumuşaklık ile kendisini acele bir şekilde harekete geçirmeye çalışan Aziz, Cabbar, Mütekebbir esmâ zuhurlarını kontrol altına alabilmektir.

 Terzidî; Ter-zıd-i, burada Türkçe olarak baktığımızda birbirinin aksi olan anlamını vermektedir. Osmanlıca yazılışı ise şöyledir, ضد zıd şeklinde dat ve dal harfi ile yazılmaktadır. Bir yanı yani celal bir yanı cemâl…  “İsm-üz-zât, cemi-üs sıfât, esmâ-i mütekabile ve sıfât-ı mütezatte cem'inin ehadiyetine ALLAH denir. 

 Görüldüğü esmâ da karşılık zıd gibi görünme hâli vardır ama mutakabile-zıd kelimesi içinde cem olmuştur ve bu zıtlıklardaki birliğin celâli tarafı yumuşamış, bâtında kalmıştır.

 Hakk’al Yakîn Tevhid-i Ef’âl ; 

 ترضزى - Terdâzi-Terdûzi-Terdîzî Hakk’al Yâkin Tevhid-i Ef’âl sahasına geldiğimizde bu kelimeleri ile devam ediyoruz.

 Ef’âl âlemi şeytân-mudill esmâsının tam kemâlli faaliyet mahallidir.

 Terdazi; Ter-daz-i, daz kelimesi okunuş itibari ile bitkisiz, otsuz, çıplak (toprak, tarla, tepe). Saçsız, saçı dökülmüş, dazlak (baş). Anlamlarına gelmektedir.

 Zât-ı muhteremlerden biri bir gün berbere gitmiş ve kafasını usturaya vurmuş, o sırada biri gelmiş kafaya bir şaplak vurmuş, ses etmemiş. Berber efendim adama bir şey söylemediniz demiş. Bu kelinde bir sahibi var demiş.

 Kişinin başındaki saçlar Esmâ-i İlâhiyye remzidir, traş edilmesi ise Esmâ-i nefsiyye uzantılarının kesilmesi-kısaltılmasıdır. 

 Yalnız yazılışı (ظ) “Zı” harfi iledir “Zât” dır. Tevhid-i Ef’âl, zâtsız tevhiddir. Nisâ sûresi 125. Âyette Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur. 

  وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلً

 (vettehaza Allâhu ibrâhîme halîlâ”) Allah, İbrahim’i dost edindi. (4/125)

 وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ {الأنعام/129}

 (Vekeżâlike nuvellî ba’da-zzâlimîne ba’dan bimâ kânû yeksibûn)

 (En’am 6-129) İşte biz böylece, kazandıklarından dolayı zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına dost yaparız.

 İlk âyeti kerime Allah, Îbrâhim (a.s)ı halil (dost) ittihaz (kabull etti. Yani onu İbrâhim (a.s.) Allah’ta tahallül etti Allah’ın varlığını kendinde, kendi varlığını Allah’ta olduğunu idrak etti. Bu surette Allah’a dost-halil oldu.

 Ba’da-zzâlimîne zalimlerin bir kısmını bir kısmına dost yaparız… Birinci kısım zalim nefsi ile hareket eden Hakk’tan gafil olan menfaatperest zalimlerdir. Menfaatleri ile yani Men-fa-at, kimliklerinin faaliyetinin aleti olarak hareket ederler. Menfaat bitincede birbirlerini yerler, kavga ederler.

 Diğer bir kısım zalimler ise “zaluman cehula”[83] cahil ve zalim olan insandır. Bu insan nefsinin cahilidir. İşte, Allah nefsinden cahil olmuş kişileri birbirine dost eder.

 Terdûzi; Ter-dûz-i, düz-düzleme-tesviye, pürüzlü bir şeyi düz duruma getirme, düzleme. 

 Elmalılı tefsirine göre Sad Sûresi 71. ve 75. âyet meali ve tefsiri:

 “71- Hani Rabbin meleklere demişti ki: ‘Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım.

 72- Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.’

 73- Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.

 74- Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

 75- Allah: ‘Ey İblis! O benim kudretimle (iki elimle) yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?’ dedi.” Bakara sûresinin 30. Âyetinden itibaren 38. Âyetine geçen âyetlerde (Âdem) (a.s)’ın hakliyeti anlatılmaktadır. Madde bedeni çamurdan halk edilip, tesviye edilip düzleştirilmiş ve ruhunu kabul edecek hâle getirmiş, yani esmâ-i İlâhiyeyi varlığına yerleştirmiştir. 

 Âdem’in toprak hâlinde yerde yatarken, iblis bu ne ola ki diye vurmuş ve kendisinden boş bir tın tın sesi çımıştır. Bu hâl ile secde emri gelince onu sadece topraktan ibaret sandığı için diğer unsurlar ateş, hava ve sudan haberi yoktu. Toprak yerde serfürü eder, ama ateş öyle değildir, yanan bir nesneyi aşağıda tutsan ateşi kendisini yukarı çevirir. Ateş ve toprak kıyası yaparak Âdem’e secde etmedi. Âdem ondan madde olarak 4/3 fazlalıkla üstündü, hem Allah’ın ruhu üflenmişti hem de esmâ-i İlâyiyyeyi biliyordu.

 Teknik okul elektirik bölümü okuduğum için birinci sınıfta ilk dönemi atölye eğitiminde demirleri tesviye ederek, nasıl düzleneceği eğitimini almıştık. Birde imtihanımız olmuştu. Tesviye dersine giren öğretmen cebimde silgi aradığım zaman kalan not kağıdını kopya sanmıştı. Aslında o kağıda bakmamıştım ve iyi çalışmıştım, ama kendisini ikna edemiyince imtihandan 0 vermişti. Yolumuzun eğitiminde bu 0 ın bir yönü hadis bir bir yönü kadim olan seyri sülük dairesi ve hiçlik noktası olduğunu öğrendim. 

 Dazlak-kel, “Kel kevseri” çağrıştırmaktadır. “İnna atayna kelkevser” Muhakkak biz sana kevseri verdik[84]. “Ke” sen ve “El” kamer-i lâmı tariftir. Yani “sana Nûru Muhammmedi el olan Kevser-i verdik” demektir. Bunu nûru gönüllerden, gönüllere akıtırız-akıtırsın. Bir gün İz-Efendi Babam sohbette “Kel Kevser” denmiş diyerek gülmüştü. 

 Terdîzî; ter-dizi, dizi günlük olarak televizyonlarda oynayan çeşitli hayat ve konuları hiciv-drama-romantik-sosyal olarak anlatan kısa filmlerdir. Aslında bizlerinde seyri bu hayat sahnesinde film ve diziden başka bir şey değildir. Televizyon ve yukardaki iblis-şeytan bağlantısı ile aşağıdaki Hazreti Âdem kitabındaki alıntıyı okumak faydalı olacaktır.

 (iblis-telbis) işin aslına vakıf olmadan inkâr yani secde etmemek; burada ise şeytan’lık yani bozgunculuk vardır. (şey-tan) bu âlemde görülen ne kadar varlık varsa hepsi bir şey dir. Şey’ in cem’i yani çoğulu eşya dır ki; mânâsı malümdur. Gördüğümüz her bir şey de eşya’dandır. Tan ise, iki tan-tan yan yana gelince (tantana) olur.

 (Tantana) ise lügatta= “tan tan” diye seslenme, ses çıkarma, şa’şaa, debdebe, patırtı, gürültü, gösteriş diye geçer. Hâl böyle olunca kısaca ifade edersek, (şeytan) kelimesi, (eşyanın tantanalı sesi)dir diyebiliriz.

 İşte iblis âlemde ne kadar şey’iyyet varsa hepsinden (tantana) ile zuhur edip muhatabını şaşırtma yollarını arar. Bu ölçüleri bilen kimse âlemin tantanasına kanmaz, bil-meyen ise meraklı ve boş bakışlarla eşyadan gelen bu tantanalara kolayca kanar. İşte bu oluşumu meydana getiren iblis bu faaliyeti itibariyle (şeytan) ismini alır ki; ilk def’a yaptığı (tantana) bu Âyet’i Keriyme ile Âdem ve Havva’ya olup, onları cennetin sağ tarafında olan letafetten, rûhaniyyet’ten, sol tarafta olan kesafete yani beşeriyyet’ine doğru ayaklarını kaydırması o’nun şey-tan-iyyet’indendir, diyebiliriz.

 İşte nerede böyle bir (tantana) var ise iyi bilinmelidir ki; onun arkasında iblis vardır ve şeytaniyyet vasfını orada kullanıyor demektir ki; o mahalde hepsinin ayağını kaydırmıştır diyebiliriz.

 Üzülerek ifade etmek istiyorum ki; günümüzde bu hali çok mübalâğalı olarak kullanan ve istismar eden reklâm yapımcı ve yayımcılarının hiçbir sınır tanımadan yayımladıkları (tantanalı) görüntü ve seslendirmelerinin kaynağı, iç bünyelerinde bulunan vehim hayâl gücünün kontrolsuz olarak sahnelendirmeleridir, diyebiliriz.[85] 

 ترضّی - Terdâdî-Terdûdî-Terdîdî iki (ضّ) “dat” harfi ile yazılan kelimeleriin bakalım terazi ölçüsü nasıl olacak.

 Terdâdî; دادى Dadı - Çocuk bakımı ile görevli kadın demektir. Ama görüldüğü gibi iki (د) “dal” harfi ile yazılmaktadır. Birinci “dal” delil-i İlâhiyye ikinci “dal” ise delil-i esmâiyyedir. (ض) “Dat” harfi ile yazılan “dadı “ ise birinci dat dalaleti esmâiyye, ikinci dat ise dalaleti nefsiyyedir. 

 Hakikat-Marifet üzere eğitim veren mürşidi kâmil evlâtlarına delil-i İlâhiyye dayanarak esmâ-i İlâhiyyeyi delili öğretir. Yani bunların aslının Hakk’a ait olduğunu ve nefsi istikamette kullanılmaması gerektiğinin eğitimini verir.

 Ama bunlarda haberi olmayan hurda-i tarik denilen yol kesici mürşitlik iddasında bulunan tarikattan bile haberi olmayan şeriat noktasında bile yanlışları olan kişiler, müntesiplerini verdikleri eğitim ile nefislerini en üst seviye çıkarır, esmâları sahibine vermek yerine nefisleri istikametinde daha fazla sahip çıkarak dalaleti nefsiyye istikametinde kullanırlar.

 Terdûdî; Ter-Dudi-Dudi; دودو Dudu // dudi dilli: şen şakrak, tatlı dilli. [isim] Kadınlara verilen bir unvan, hanım.  طوطی- Tuti- Papağan…

 İşte hakiki kâmil insan şen, şakrak tatlı dillidir, hem de kendinde bulunan, nefsi yönü ile bâtında hanımlığının farkındadır. Aski takdirde ilim sütü ile evlâtlarını besleyemez. 

 Ama kendi hakîkatini bulamamış dudu-tuti papağan gibi ezberlemiş kişiler sadece nakil olarak aktardıkları yaşantısı olmayan bilgileri şen, şakrak tatlı dilinin altında gizlediği mudillik yönü ile dalaleti nefsi istkamette kullanmaktan başka bir şey öğretemez.

 Terdîdî; Ter-dîdî; dıdı - Saç örgülerinin ucundaki örülmemiş saçların ince ince örülerek bağlanması. Dıdı; Uzak akraba Tevhid-i Ef’âl peygamberi Îbrâhim (a.s.) dır. Bu mertebede yaşantıda esmâ-i İlâhiyye giyinilir. Akraba esmâ-i İlâhiyyedir. Saçlar ise Esmâ-i İlâhiyye remzidir. 

 Saçların uzun olup, ince ince örülerek bağlanması, Esmâ-i İlâhiyyenin, nefsi esmâiyye olarak kullanılıp birde buna sahip çıkarak bağlanılmasıdır. Aslında bu hâl ve bu isimler bizim uzak akrabamız niteliğindedir.

 Hakk’al Yakîn Tevhid-i Esmâ; 

 ترظزى - Terzâzi-Terzûzi-Terzîzi kelimeleri daha önce incelediğimiz “ze” kelimelerine benzese de okunuşu arı vızıltısındaki “zı” ya benzer. 

 Terzazi; Ter-zâzi; “Za” Zât, “Zi” sahip olmaktır. Zât-i ilim ve yaşantıya sahip olmaktır. Mûsâ (a.s)’a Cenâb’ı Hakk “İnnenî ena(A)llâhu lâ ilâhe illâ enâ fa’budnî” Hakîkaten benim ben Allah, benden başka ilâh yok.[86] Diye bir şecer-ağaçtan hitab etmiştir. Salik bu hitabı seyrinde bu mertebeye gelince yönsüz olarak duyar. Ehlullah, ağaçtan hitap eden Allah (Zât ismi) insandan niye bu şekilde hitap etmesin demektedir.

 İz-Efendi Babam gitmiş oldukları bir hac vazifesinde arkadaşlarını bırakarak arafatta vakfeye çıktığını ama kalabalıktan geldiği yönü bulamayınca yönsüz bir şekilde Necdet Abi diye bir hitap duyduğunu ve bu şekilde aşağı inince geldikleri münübüsü bulduğunu bunun Hakk’tan bir hitap olduğunu sohbetlerinde buna örnek olarak anlatır.[87]

 Terzûzi; Ter-zûzi; Zuzi, halk ağızında Mankafa - anlayışı, kavrayışı kıt, aptal (kimse)[88]. Demekmiş. Aslında bu aptal kelimesi “abdal” bedel vermiş demektir. Kendi varlığını verip, bu bedel karşılığı Hakk’ın varlığı verilen kişilerdir. Man-Kafa, Men-Kafa, Men-Kim-Kimlik’tir. Kimlikte, nüfüs-nefis kağıdı hüviyettir. Hüviyyyet- “Hüve” ise Hakk’ın zâtıdır. Kafasında beşeri ve İlâhi kimliği idraki ile yaşıyan kişi demektir.

 Terzîzi; ter-zîzı, zızı-sızı[89], anlamına gelmektedir. Hani kişinin yüreği sızlar ya! İrfan ehlinin Şems-i Tebrizi hazretlerini dile getirdiği “ben ruhumu çoktan Hakk’a uçurdum, üzerimde şu gömlekten (beden elbisesi) başka bir şey kalmadı” Hazret-i Mevlânâ ölüm gününü “Şeb-i Aruz” “Düğün Gecesi” olarak betimlemekte ve dünya hayatını mahbusluk olarak nitelemektir. Evet, ehlullah’ın Hakk ile ayrı gayrısı yoktur ama dünyada olmak onlar için bir sızıdır. Hakîkatleri olan Zât’tan ayrı düşmüşlerdir, bunun için bir batında doğan Kûr’ân ve İnsân bu dünya hayatında Kadir gecesinde buluşurlar.

 Zâhir ve dalalet ehli için bu dünya hayatından ayrılmak bir sızıdır. Nefsani olarak madde bedene bağlılık ölümü tadış ile kesildiğininde bu kişi için bir ızdırap ve sızı olur. Bu kişi günâhkar ise bu sızı, kabir azabı denen hâle dönüşür. 

 ترظضی - Terzâdî-Terzûdî-Terzîdî Terzâdî; ter-zadi, زاده - zâde: Evlâd, oğul. * İyi insan. * Nikâh neticesi olmuş çocuk. * Kelime sonuna getirilerek birleşik kelimeler de yapılır. Meselâ: Şah-zade (Şehzade) $: Padişah evlâdı.

 Yine; Arapça ve Türkçenin azizliği Arapça’nın başında “A” (ع) “Ayın” harfini kaldırdık mı? Rabça kalmaktadır. İncelediğimiz Hakk’el Yakîn, Rabb-Rubûbiyyet mertebesidir. İşte bu Ayın, göz yani perdeli görüş kalktı mı? Hakiki görüş yerini almaktadır.

 Burada bulunan zâde ise, Mûsâ (a.s)’ın hakîkatidir. Yani kendi “Hadi” mazharı olduğu halde “Mudill” üvey baba figürü Firavunun yanında yetişmiştir. Zât’ı (Hadi) yön ve dalaletin (Mudill) birleşimidir. Bilindiği gibi Mûsâ (a.s)’ın annesine bir sandığa koyup nehre bırakması istenmiş ve onu bulan Fir-avnun hizmetkarları Mû-şâ “su ve âğaçlık” yerde bulunan ismini vermişlerdir. Firavun önce onun öldürülmesini istemiştir. Bunun üzerine Asiye valide devreye girmiştir. 

 وَقَالَتِ امْرَأَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِّي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ {القصص/9} 

 Vekâleti-mraetu fir’avne kurratu ‘aynin lî velek(e)(s) lâ taktulûhu ‘asâ en yenfe’anâ ev nettehizehu veleden vehum lâ yeş’urûn.

 (Kasas 28/9) “Fir'avnun hanımı ise «bir göz bebeği[90]: bana ve sana, bunu öldürmeyin, belki bize yarar, yâhud evlâd ediniriz» dedi ve onlar farkında değillerdi.” Kûr’ân kıssalarından bildiğimize göre Fir’avn, nefsi emmare sureti Kızıldeniz’’de boğuldu.

 Yolumuzda, Nusret Babamız sevdiği-muhabbet ettiği evlâtlarına “gözümün nûru” diye hitap ettiği mektuplarından bilinen bir gerçektir. 

 Terzûdî; (ز) “Zel” harfinde baktığımız bir kelime ve benzerlik arz etmektedir.

 Terzîdî; Ter-zîdi; “Zıd” her şey zıddı ile kaim demişler. Burada zât, Zati sıfâtlardır. Ve Zât-i Esmâlardır. “Zı” “Zât” ve (ض) “Dat” Mudill harfi nasıl bir araya gelmiştir. Allah, Âdem (Zât-i görüntü mahalli) ve Mudill esmâsının zuhur mahalli İblis ve Şeytan, “Ve nefahtu Fihi min ruhi[91]” deki, sultani ruh Museviyyet mertebesine kadar ulaştırır ve kemâlli olarak Mûsâ ve Firavunun tezatlığı zıtlığındaki yaşantı ile zirvelenir.[92]

 Hakk’al Yakîn Tevhid-i Sıfât; 

 ترغزى --- Tergazi-Terguzi-Tergızi; kelimeleri devam edelim…

 Tergazi; Ter-gaz-i; Gaz-Gaza Gaz: Olağan basınç ve sıcaklıkta olduğu gibi kalan, içinde bulunduğu kabın her yanına yayılmak ve bu kabın iç yüzeyinin her noktasına basınç yapmak özelliğinde olan akışkan madde. 

 Yani maddenin en lâtif hâlidir. Madde-Maden mertebesi sıfât/fenâfillah mertebesi ve bu hâl yaşatışıdır. Bu hâle ulaşmak yapılan zikir ile vücutta oluşan nefsi emmare gruzu gazlarının izale edilmektedir. Hakîkatte ise zikir yani hatırlamadır, “zikir ona derler ki fikri aça” demişlerdir.

 Bu satırları burada bırakıp zâhir âlem seyrimde Üsküdar’dan Eminönü’ne gidip geri gelirlen, dönüşümüzde önümüzü İngilizce “Sea Gas” yazan tanker kesti. Türkçe “Deniz ve Benzin” mâ’nâ olarak ise Hakîkat-i İlâhi deryasında yolculuk yapan “Tan-ker” doğuşat-varidatların “Ben-zin” “Ben” Nefsi-İzâfi-İlâhi-benlik, “Zin” Binek hayvanlarına vurulan eğer demekmiş. Hakîkat-i İlâhi deryasında Nefsi, İzâfi, İlâhi ve Nefsi-İlâhi benliği ile seyahat edenlerin beden gemisine vurdukları eğer ve hangi mertebede ise bu Hakîkat-i Muhammedi gemisini kullanışlarıdır. Görüldüğü gibi kimi nefsi, kimi izâfi, kimi İlâhi, kimide nefsi İlâhi olarak kullanır. “Gaz” madde-maden-sıfât mertebesinin en latif hâli ve toprak ile olan irtibattan göğe yani zâta uruc hâli olan mir’ac dır. 

 Gaza: Müslümanlığı yaymak ya da korumak gereğiyle İslâm olmayanlara karşı yapılan savaş, din uğruna savaş. 

 Efendimiz (s.a.v.) bir gün cihaddan dönerken küçük gazadan, büyük gazaya dönüyoruz. Sahâbi büyük gaza nedir diye sormuşlar. Efendimiz (s.a.v.) büyük cihad nefis ile olan şavaştır. Buyurmuşlar…

 İnsânın nefis-şeytân ile olan savaşı gönül Mekkesi, Gönül Kâ’be-sinin fethine kadar sürer. Ve ben şeytânımı Müslüman ettim hitabına kadar sürer. Ondan sonrada kontrol ve koruma altında tutulur.

 Bu hâlde olan hakiki “eşhedu” şahid ve şehidlik mertebesine ulaşmıştır.

 Terguzi; ter-guzi; guz-güz demektir. Sonbahar ve gölgelik güneş almayan yer demektir. Bilindiği gibi dört mevsim vardır. 4 İslâmın şifre sayısı olan şeriat, tarikât hakikat, marifet mertebesidir. Guz-Güz gölgelik güneş almayan yer anlamıyla, güneş-hakîkati İlâhiye Bakâbillah mertebesi, günel almayan, gölgelik yerde fenâfillah remzidir.

 Tergızı; Ter-gız-ı, gız, iyi bir ana ve eş olacak kız. İz-Terzibaba kızının hakîkatinin olduğu yer. İşte kişinin nefsi bu hâle ulaşabilirse ruhuna iyi bir eş olabilecek duruma gelir. Ruh’ul Kuds hakîkatleri ile Meryemi hakîkatleri bir araya gelir ve Îsâ-İseviyet metebesine hâmil yani onun taşıyıcısı olur. 

 ترغضی - Tergadî-Tergudî-Tergıdî Tergadî; ter-gadî, غدير خم Gadır hum; 

 Başta İsnâaşeriyye İmâmiyyesi olmak üzere hemen hemen bütün Şiî gruplara göre Hz. Peygamber Veda haccı dönüşü (18 Zilhicce 10 / 17 Mart 632), aslında dinlenmeye elverişli bir yer olmadığı halde önemli bir hususu bildirmek maksadıyla burada konaklamış, bu sırada, kendisine indirilen her vahyi tebliğ etmesini emreden, bunu yapmadığı takdirde elçilik görevini yerine getirmiş sayılmayacağını belirten âyet (el-Mâide 5/67) nâzil olmuştur. Resûl-i Ekrem, kafilenin önde giden ve geride kalan bütün fertlerinin toplanmasını istemiş, herkes geldikten sonra öğle namazını kıldırmış ve arkasından yeni gelen âyeti tebliğ ederek bir konuşma yapmıştır. Hz. Peygamber bu konuşmasında dünyaya veda etme zamanının yaklaştığına işaret ederek risâlet görevini yerine getirip getirmediği hakkındaki kanaatlerini ashabına sormuş, olumlu cevap aldıktan sonra ashabının Allah’a ve âhiret gününe olan imanını yeniden ikrar ettirmiş ve ardından “sekaleyn hadisi” diye meşhur olan sözlerini söylemiştir: “Size paha biçilmez iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabını ve Ehl-i beytimi... Benden sonra bunlara sarılırsanız asla sapıklığa düşmezsiniz.” Resûl-i Ekrem konuşmasını bitirdikten sonra Hz. Ali’yi sağ tarafına almış, elini tutup kaldırmış ve şöyle demiş: “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!” Hz. Peygamber’in bu açıklamalarından sonra orada bulunanlar sırasıyla gelip Hz. Ali’yi tebrik etmişler. Bunların arasında Hz. Ebû Bekir, Ömer ve o anda Ali’nin imâmeti hakkında bir şiir söyleyen Hassân b. Sâbit de varmış. Medine’ye hareket edilince yolda, hatta bazılarına göre daha orada, “...Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm’ı beğendim...” meâlindeki âyet nâzil olmuş (el-Mâide 5/3).

 Gadîr-i Hum olayı Ahmed b. Hanbel, Müslim, İbn Mâce ve Hâkim en-Nîsâbûrî gibi Sünnî muhaddislerin naklettikleri hadislerde de geçmektedir. Ahmed b. Hanbel’in naklettiği rivayete göre Hz. Peygamber bir sefer esnasında Gadîr-i Hum denilen yerde konaklamış, öğle namazını kıldırdıktan sonra Hz. Ali’nin elinden tutup, “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım, ona dost olana sen de dost ol, ona düşman olana sen de düşman ol!” dedikten sonra Hz. Ömer Hz. Ali ile karşılaşmış ve “Ey Ali! Sen her müminin mevlâsı oldun” diyerek onu tebrik etmiştir (Müsned, IV, 281). Aynı konuda başka bir rivayet nakleden Ahmed b. Hanbel, hadisin sonunda “Allahım, ona dost olana sen de dost ol, düşmanlık yapana da düşmanlık yap!” şeklinde yer alan kısmın hadise sonradan ilâve edildiğini söyler (a.e., I, 152). Müslim’in rivayetinde ise Resûl-i Ekrem’in, Mekke ile Medine arasındaki Hum adı verilen bir mevkide yaptığı konuşmada ölümünün yaklaştığına işaret ettiği, ashabına Allah’ın kitabını ve Ehl-i beytini (sekaleyn) bıraktığını belirttikten sonra Allah’ın kitabına sarılmalarını tavsiye ettiği ve Ehl-i beyti konusunda onlara Allah’ı hatırlattığı nakledilmiştir (Müslim, “Feżâiʾlü’ṣ-ṣaḥâbe”, 36). İbn Mâce (“Muḳaddime”, 11) ve Hâkim en-Nîsâbûrî de (el-Müstedrek, III, 109) benzer rivayetleri kaydetmişlerdir. Daha sonra Ya‘kūbî, İbn Kesîr ve Süyûtî gibi müteahhir dönem âlimleri bu rivayetlere eserlerinde yer vermişlerdir.[93] 

 Meşrebimiz ve yolumuz bilindiği gibi Hazreti Ali (k.v.c) kaynaklıdır, Kelime-i Tevhid eğitimini temel alarak yolunu sürdürür. Aslında buraya alıntıladığım “Gadir’ul Hum” Veda haccının okunduğu yer ve Resülullah (s.a.v.) efendimizin öğle namazını kıldırdıktan sonra Hz. Ali’nin elinden tutup, “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!” sözlerini ifade etmiştir.

 Bu hala günümüzde yolumuzda olan bir tatbikattır. Yolun büyüğü tarafından uygun gördüğü-görülen evlâtlarına intikal ettirilir. İz-Efendi Baba’ma bir sohbet ortamında Nusret Babam (r.a) bu iş bundan sonra sana kaldı evlâdım Necdet diyerek intikal ettirmiştir. İz-Efendi Babamın aktardığına göre o günlerde bu hâli kabul edemeyenler fitne oluşturacak hâller oluşturmuşlardır. Gadır Hum vakasının tabiatında olan bir olaydır. Resülûllah (s.a.v) efendimizin vefatından sonra Hazreti Âli taraftarlarının bu hâline, Hazreti Âli’nin Hazreti Ebubekir Sıddık’a biatı engel olmuştur.

 Tergudî; ter-gud-î, gud, yanmış ekmek. Ekmek ana gıdadır, manâda ise ana gıda Kelime-i Tevhiddir. Burası hakk’al yakîn seyrinin 10. Mertebesidir. İz-Terzi Baba gönülden esintiler Kelime-i Tevhid kitabı numarasıda 10 dur. Ve mir’ac hâlidir. Bu ekmek vücudda hazm olur ve mir’acını yapar. Hazret-i Mevlâna’nın “Hamdım, Yandım, Piştim” meşhur sözü vardır. 

 Bir gün hazret-i pir Hasan Hüsameddin Uşşaki Hazretlerinin dergâhında misafirler varmış ve yatacak yer dahi yokmuş. Bu ara arabacı Sefer efendi içeri girmiş, efendim ben nerede yatayım diyince, hazreti pir git cehennemde yat! Demiş. Dışarı çıkmış ve yanan fırını görünce, bu dünya da cehennen burası olsa gerek diye, fırının içine girmiş ve yatmış ve sabah girdiği gibi fırından çıkmış, dergâha gitmiş. Günümüzde de hazret-i pirin dergâhının sokağında fırın bulunması, bu hikmete binaen olsa gerektir.

 Tergıdî; ter-gıdı, gıdı - çene altı, çene altındaki etli bölüm. 

 Kûrb’an hakîkatlerini anlatan bu kısa kelime, Kurb’an bilindiği gibi gıdı’sından çenesinin altından kesilerek boğazlanır. Aslında bu mertebede Kurb’an yoktur. Kişi kendisini Kurb’an eder ve etinden yemez ihtiyaç sahiplerine bu manevi gıdadan dağıtır. 

 Gıdı-gıdı; Çocukları gıdıklarken veya güldürürken söylenen söz. Bu mânevi gıdayı taliplilileri olan bu yolun çocuklarının anlayabilecekleri şekilde nükteli ve latifeli bir şekilde anlatır.

 Hakk’al Yakîn Tevhid-i Zât; 

 ترغازى - Tergâzi-Tergûzi-Tergîzi kelimeleri ile devam edelim, ilki kolay gibi görünüyor…

 Tergâzi; Biraz önce gazadan bahsetmiştik. Ve nefis yolunda olan mücahade, gaza en büyük gazadır. Bununda bir ünvanı gazi’dir. 

 Gazi olarak müşahadeli yaşantımda “Battal Gazi” seyirlerimiz olmuştur Bir tanesi Adana Kozan da Kozan kalesinde bulunan Battalgazi zindanı ve diğeri defalarca Afyon “Gaz”lıgöl üzerinden Eskişehir, Seyitgazi ilçesinde bulunan Seyyid Battalgazi türbesi ve Külliyesidir.

 İnsân-ı Kâmil Hakk’tan ayrı düşerek ayrılıklarını hikâyet eden bu dünya’da zayıf görünümlü, batında ma’nâ aslanıdır. Beyazıt Bestami’nin “40 yıldır halk kendisi ile konuşurum zanneder, halbuki ben Hakk ile konuşurum“ dediği gibi bu şikâyet gibi görünen şey, Cenâb-ı Hakk (c.c)’tan ayrı düşmenin neticesinde bir hikâyedir. İşte bu ma’nâ aslanlarından biri de yolumuzun şu an “Serdâr”ı olan İz-Terzi Babamızdır. Bizler gibi bu dünya hapishânesinde birkaç mahpusu kurtarmak için Nusret Baba rahmetullahi âleyh ile yaptığı seferden tekrar bizler arasına (قُرَّةَ أَعْيُنٍ) “Nûr-u Ayn” olarak dönmüştür. 

 Bu sene güneye yaptığımız seyâhatimizde Adana ili Kozan ilçesi Kozan kalesinde, Battal Gazi zindanı bulunmaktaydı. Ama yıkıntı ağırlıklı ve her hangi bir ibâre olmadığından nerede olduğu belli değildi. Ben de zarûrî bir ihtiyâctan dolayı kaleden aşağı inmiştim. Ama aklımda yukardaydı. Eşim bu zindanı bulmak istiyordu. Aşağı indiklerinde yukarıda bulunan bir erkeğe Battal Gazinin zindanını sorduklarını, adamın garip bir şekilde bakarak “Burada her yer zindan” cevabı üzerine orayı aceleyle terk ettiklerini anlatmışlardı.

 Battal da (تب) “TB” harflerini görmemek mümkün değildir. K-o-zan, baştaki “Ke“ sen demektir, senin “O” zan-nın beden kalesinde zindanındır. (نَجدَت) Necdet zâten “Yiğit” demektir. Battal Gazi, Necdet Baba’nın verdiği Zülfikar ile nefsin ile mücadele edip, Nefsi Emmâre, Nefsi Levvâme ve Nefsi Mülhimeni kestin mi? Senin senliğin kalkıp, beni (اَنَ) “Ben” de bulursan. Yani bir (اَنَ) “Ben” olan Terzi Baba’nın, mâ’nâ terzisi dükkânında (اَنْتُ) “Sen” elbiseni (اَنَ) “Ben” elbisesi olan “Esmâ-i İlâhiyye” elbisesi ile değiştirip giyinir ve daha sonra bunu zâhir ve bâtın hayatında kullanırsan, her yerde Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın veçhini görür, doğu’da batı’da Allah (c.c.)’ın dersin. Rûh’ul Kuds ile desteklenir, her yönden ben Allah’ım hitâbını işitir. Attığın zaman “O” atar ve Beden mülküne rahmet olursun. O zaman da (هُ) (Hu) okursun... Hu okudun mu? (هُوَ) “Hüve” okursun. “Kalende”, olanda (قُلْ) “Kul” söyle dendiği gibi (قُلْ هُوَ اللَّهُ) “Kul huvallahu” yani Kû’rân-ı Kerim’de gerçek ma’nâda Marifet/bekābillâh mertebesinde okursun, dinlediğin Kûr’ân olur. Gördüğün, dinlediğin, senden işitilen, görülen Kûr’ân olur. Kısacası Kûr’ân’ı nâtık[94] olan Terzi Baba, Kûr’ân’ı nâtık elbisesi diker, giydirir. Kûr’an’ı nâtıklar yetiştirir. Asıl mesleği budur. (بِهُ) “Bi-Hu” Zan elçisinin haberi sana ulaştı mı? Hakîkat kozası olan Hakk’ın hayâli yetiştiğinde, Pamuk dede, Pamuk kozasında ki “HU ZAN” nı önce ilmeğe, sonra kumaşa, daha sonra bu kumaştan diktiği elbiseyi sana giydirir. Her yer zindan da olsa, sana her yer Yezdan’dır…[95] 

SELÂM, SELİM, ABDÜSSELÂM MÜŞAHADESİ[96]

 25 Şubat 2019, 28 Şubat 2019 tarihleri arasında eşim ile Afyon seyahatimiz oldu. Dönüşümüzü, Eskişehir üzerinden İstanbul’a yapmayı planladık. İlk önce Seyitgazi ilçesinde bulunan Battalgazi türbesine ziyaret amaçlı uğradık.

 Eşim içeride Battalgazi türbesinde Kûr’ân okurken fakirde Camii giriş kapısında sol tarafa asılmış gördüğüm üzerinde “SELİM” yazan ayakkabı çekeceğine (Kerata) bakmaya çıkmıştım. Bu ara bir hanım kapı önünde duruyordu. Dışarıda çalan ney sesi nereden geliyor diye sordu bilmiyorum dedim… Battalgazi türbesinde kendisinin eşi olduğu söylenen Elenora yatmaktadır.

 Efendi Babam zuhurat yorumunda;

 Allah zât ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel mâ’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis mâ’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti. “İz--T-B” Diye, (Selâm)ın işaretinin mâ’nâda (Selim) olduğunu bizlere bildirmiş. 

 Kûr’ân (Zât-ı) okuyan fakirin eşi Nefsi küllü yani hususi mâ’nâsıdır. Zâhir’de ismi Serpil, genişlemektir yani (Selim) hakîkatin açılmasıdır. Bâtın-i ismi “mahlası” oluşan müşahadelerimiz ile “Gülşen” dir. Bunun mâ’nâsı ise Gülbahçesi’dir. Bunun da hakîkati Hazreti Muhammed’in bahçesi yani Cennet bahçesidir. 

 Birde burada yatan hanım kişi Elenora veya Elanora zâhirde anlamı Işık, Işk (Aşk) Işık bâtini Nûr ise Efendi Babamın fakire teveccüh gösterek tasdik ettiği “Rabb-i Has”dır. Yani bununla birlikte (“Abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatlarıdır.

 “Elân” Hazreti Ali (k.v.c.) şimdi de öyledir dediği gibi Cenâb-ı Hakk’ın a’maiyyetine işarettir. “El-En-Hu-Ra” “En” de ismin anlamı ışık (Nûr) olduğu için “Enne” yani Hakikaten, Gerçekten ifadesi vardır. Bu şekilde Enne-Hu olur. “Gerçekten O” ile A’maiyyet mertebesine işarettir. Diğer geri kalan ise “Elif-Lam-Ra” hurufu mukattalarıdır. 

 “Selim” ismi Camii yani Cem makamı giriş kapısını soluna yani Nefsi Küll tarafına asılmıştır. Ayakkabının mâ’nâsı; Ruh pabucu olan Nefis’tir. “Kim nefsine arif oldu, Fakad Rabbine arif oldu” hakîkati mevcuttur. Ve bu hakîkat-i “kalb-i selim” ve akli selim” ile çekebilecek yani taşıyabilecek hâle gelmektir. Aynı zamanda Ker-ata olması, Efendi Babamın Necdet harfleri arasında bulunan “Ced” Ata olması ile evlâtlarının çoğalmasına işarettir. Üzerinde bulunan Telefon numarasında 2 adet 13 ve Eskişehir şifresi ile 26 dört mertebeden 13’e ve 13x4= 52 ile Nusret Babama, Nusret ismi ortasında bulunan “SR” ile Sırra işarettir. (52) Hamd ve kemâli Ahmed ismi şerifidir.

 52 Hamd, Işık Nûr ve Nûr-u Muhammedi ile Elif-Lam-Ra hurufu mukattaları “Aziz’ül Hamid” Aziz ve Hamid olan sistemi Îbrâhim sûresi 14/1 âyete işarettir. Bunun hakkında açıklama bu kitabın ikinci bölümünün sonunda yapılmıştır.

 Kapı dışında bulunan hanımın ney nereden çalıyor? Fakirin zâhiri olarak bilmiyorum demesi…

 Zâhiri olarak hopörlerleden çalıyordu. Bâtini olarak ise Mevlânâ yani Efendimiz, Selim ismi ile Sencer görüntüsünden, Nc 53’ün (Ser-Başı) arşından üflemekteydi…

 Ne okunduğu ise öğle namazından önce kahvelerimizin yanında fal adı ile verilen Mevlânâmızdan gelen altındaki notlardaydı…

 Zâhirde görülen bu ifadeler ile mâ’nâlanmasına bakalım. Solda Nefsi küll yönünden verilen fal ya da pusula ile;

Bişnev ez ney çün hikâyet mîkoned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mîkoned

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,

Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

 İlk onsekiz beyit içinde ilk iki beyite zâhir ve bâtın olarak işaret vardır. 18 tersi yani bâtını ile toplanırsa 18+81= 99 Esmâ’ül Hüsnâ sayısını verir.

 Şikâyetçi kötü hu-y-ludur. İyi hu-y-lu şikâyet etmez ile Celâl ve Cemâl esmâ ve zuhur mahallerinden bahsedilmektedir. İyi Hu, yani Cemâl-i olan Hu’nun zuhurunun-kulunun artı özelliği “Tahammül” etmesi olduğuna göre; Ta-Hamm-Mül, Ta; Tahakkuk-Enne-Hu, Ha-mim; Hakikat-i Muhammedi, Mül; Şarab, Enne-Hu olan gerçek Rablerinden, Hakîkat-i Muhammedi kanalı ile İnsân-ı Kâmil sohbeti ile tertemiz şarab içerler nerede ve ne ile içerler, Aşk sohbetini, dergâh olan meyhanede, İnsân-ı Kâmilin zuhur mahallinin lebisinden, kulakları ile içerler. Şarab ırmağı, sıfât- hakîkat ırmağıdır. 

 Sağ tarafta Akl-ı küll kanalından gelen pusula ise; 

 Ümitsizlik ise, Üm-itsizliktir. Ümm-Ana; yani Enne-hu ile olma, İtsizlik; nefsi emmarenin vuhşiyat yönü ile olmama hâlidir. İşte nefsi emmaresini terkeden bu hâldedir. İşte bundan sonra NİCE (Güzel) 53’ler Ahmed’ler yani Ahmed’in güzel övgüsü Hamd’i vardır. Yani Makam-ı Mahmud vardır. Karanlık bir bakıma Fenâfillah bir bakıma A’ma hâlidir. NİCE (Güzel) 53’ler Ahmed’ler yani Hakikât-i İlâhi güneşinin şuunları vardır. Aslında Ahmed, Ahad Tek’tir. (م) “Mim” ile Vahidiyyet taayyününe girip “Vahid” ile birin tekrarı gibi görünür. İşte silsilemizde bulunan Muhammed (s.a.v.) den ışıklarını ışklarını alan 53 büyüğümüz pirimiz bu bir güneşin parıltılarıdır. 

 İkinci resmin müşahadesi Eskişehir merkezde otopark ararken olmuştur.

 Araba, tarikat mertebesi yani Esmâ mertebesi mâ’nâlanmasıdır. “Yıldız-Necm” Efendi Babamın 53 numaralı sıra sûresidir.

 Selâm Efendi Babamın Rabbi hassı olduğuna göre Abdüsselâm’da nokta zuhur mahalli, dünya âleminde Necdet kisvesi ile görünmesidir. 

 Abdüsselâm isminin altında bulunan balaban Kebap Eskişehir 26 şifresi ile Museviyet Esmâ-i İlâhiyye Ke-Kün ve Bap ile Celâl ve Cemâl kapılarıdır. Balaban o yöreye ait İskender gibi yoğurt, salça ve pide ile köfte ve kuşbaşı ilavesi ile yapılan bir et yemeğidir. Kurb’an bayramına işarettir. Bal; Marifet, Aba; Elbise; Ne-Nun; Nûr ve Nar’dır… Bal, Ab-Su ile Bal ırmağı, marifet ırmağıdır. An; Zaman yani An ile olma kemâli Hakk ile olma hâlidir. 

 Alta bulunan Oto–Yıkama ile yani temizlik, tenzih ile bütün bu teşbih edilenlerinde mutlak tenzihinde olmasıdır. 

 Hoşgeldiniz; H-Ha; Hakîkat, Oşk; Aşk, El, Din, İz… Aşk dininin hakikati “İz” mahlası ile bu kapıya gelen misafirleri karşılamaktadır.[97] 

 Gerçekten bu kapıda olduğumuzu ve Selâm ismi ile muhafaza olduğumuzu İstanbul’a dönünce anladık. Aracımızda oluşan arıza anlaşılamamıştı. Ama İstanbul’a eve dönüşümüze birkaç kilometre kala yanan Akü arıza ışığı lambası aracın şarj dinamosunda sıkıntı olduğunu ortaya çıkardı. Yaklaşık 1500 km yolculuğumuzda, yolda kalmak belki aracın yanması dahil sorunlar olabilirdi. Şu an sokağımızdan geçen ama geçmekte zorlanan 110 itfaiye aracının sinyalleri ve acı acı çaldığı korna bunun olabileceğini ama sağ - salim Selâmet ile evimize ulaştığımızı-ulaştırıldığımız gösteriyor. Haze min fadli Rabbihi… 

-----------------

 “Gazi” ile alaklı neden bahsetmeye çalıştığımız yaptığımız alntılardan anlaşılacağını umarak seyrimize devam etmeye çalışalım…. 

 Tergûzi; Ter-Gûzi; Gûz; Gölgelik, güneş almayan yer. Sonbahar. Yaz geceleri davarların ayaklarıyle eşeleyip yaptıkları yatılacak yer. Engebeli yer. Ceviz. Kambur. Güz, sonbahar. Kuzeyde kalan. Göz.[98]

 Genel olarak sonbahar mevsim, celâl tecellisi ve ahir-ahiret olduğu anlaşılmaktadır. Kişinin daha bu dünya hayatında “mute kalbe ente muti” “ölmeden önce ölünüz” Efendimiz (s.a.v) tavsiyesine uyup ihtiyari bir şekilde ölüp ahir-ahiretlerini bu beden toprağını eşeleyerek bulup, Marifeti İlâhiyyeyi Hakk’ın gözü olup müşahade edenler ve bu bulduklarını taliplililerine aktarmasıdır.

 Tergîzi; Ter-gîz-i, “giz” gibi yazılan “gîz” gayriyette ki ayniyet izi gibidir. Bilen ayn, bilinen gayr demişlerdir. Kişinin hakikati ayn, ama zâhir âlemde gözükmesi gayriyetir. Bir insanın aynada aksi aynıdır, ama bir bakıma gayridir. Sağı sol, sol sağ gözükür. Bu âlem aynasında her bir zuhur mahalli Hakk’ın aynalarından başka bir şey değil ama aynı zamanda gayrıdırlar. Bu konuda Füsûl’ul Hikem Terzi Baba “Ayniyet Gayriyet” sohbeti dinlenmesi faydalı olur.

 ترغاضی - Tergâdî-Tergûdî-Tergîdî yine geldik başka bir âleme bakalım neler çıkacak…

 Tergâdî; Ter-gâdî, Yine Arapça, türkçenin azizliği ve aldatması ile karşı karşıyayız, kelime “Gadî” de olsa “Gazi” ye benzer gibi okunur ama bu gazi, niyazidir…

 “Ne şehittir ne de gazi, pisipisine gitti Niyazi” deyimi Türk milletinin hafızasına nasıl kazınmıştır?

 17 Nisan 1913’te Arnavutluk’un Avlonya limanına 8 kişi geldi. Sivil giyimliydiler. İstanbul’a kalkacak vapuru bekliyorlardı. İçlerinden biri bilet almaya gitmişti.

 Tam bu sırada üç el silah patladığı duyuldu. İki kişi yere yuvarlandı. Birkaç el daha ateş edildiği görüldü. Herkes kaçışmıştı. Orada bulunanlar, kırçıllı bir paltonun içindeki sivil giyimli şahsı zar zor tanıdılar.

 Bu kişi, İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden olan Resneli Niyazi Bey idi. O sırada 40 yaşındaydı. Kendisi, bugün Makedonya sınırları içerisinde kalan Manastır yakınlarındaki Resne kasabasında doğduğu için, Resneli lakabı ile tanınmıştır.

 Son nefesini verirken tek sözcük çıktı ağzından: “Neden?” sorusunun yanıtı İstanbul’daki iktidar kavgasında gizliydi. İttihat ve Terakki’nin belki de tek temiz üyesi, madem satın alınamıyor, ölmeliydi.

 İttihat ve Terakki Fırkası’nın kendisine gönderdiği koruması tarafından öldürüldü. Ölüm sebebi kesin olarak bilinemiyor. Millet ise onu “Ne şehittir ne de gazi, pisi pisine gitti Niyazi” deyimi ile yaşatıyor. Kim olduğu pek hatırlanmasa da…[99]

 Görüldüğü gibi kişinin hayâli, vehimi, zanni bir “ittihat ve terakki” fikri Hakk ile birlik kurma, bir olma, birlik oluşturma, birleşme ile gelişip, ilerleyip, yükseleceğini (mir’ac) edeceğini sanması kişiyi nefis mücahadesi yolunda gazi değil niyazi yapmaktadır. Yani Niyaz ehlidir ki Hakk ile arasına perde koymaktadır. Niyaz eden ve Niyaz edilen ve Niyaz ile üçlü bir perde koymaktadır. Rabb-im sen bunları boş ver “Ni-Beni Yaz” dedi. Arkadaşın teleyizyonda izlediği dizide ki karakterin bu esnada “Allah’ım, Ya Rabb-im dönmedi mi?” Adeta bir tasdik oldu. Bizler veçhimizi daima Allah’ımıza ve Rabb’ül âlemine döndürelim.

 Tergûdî; Ter-gûd-î, Gudubet, kelimesi yüzüne bakılamayacak denli çirkin ve sevimsiz demekmiş. Burada, “Teb” İz-Terzi Baba tersten ve gizli yazılmıştır. Aslında bu hale gelipte Terzi Baba gönül aynasında kendi nefsinin çirkinliğini seyredip, İz-Efendi Babamıza sataşan neydüğü belirsizler vardır. Fazla uzatmaya gerek yoktur. İsteyen “İbretitlik hikayelerden” bulur ve okur.

 Tergîdî; Ter-gîdî; Seni gidi seni derler ya hani, şaka yollu azarlama sözü olarak kullanılır. İz-Efendi Babamız baştan şaka, latife yolu uyarır ama iş ciddiye bindi mi, sonu o kişi için ciddi neticeleri olabilir. Yine İbretlik hiyalere çıktı yolumuz.

 Hakk’al Yakîn İnsân-ı Kâmil; 

 ترغبزى - Tergabzi-Tergubzi-Tergıbzi Tergabzi; Ter-gab-zi; Gab kelimesi aslında İngilizce bir kelime ile benzerlik arz etmektedir. Gerçi onlar bu kelimeyi “Gap” yazar “Gep” diye okurlar ve kelime mâ’nâsı boşluk demektir. Aşağıda ki resimde görüldüğü gibi bu uyarı metro, marmaray ve trenlerde bulunmaktadır. İngilizce “Elif” “Nun” harfleri ile başladığı için Ahadiyyet ve Nûr-u Muhammedi hakîkatlerini barındırır. 

 Bu konuyu buraya niye aldığım belki merak uyandırabilir. Hazreti pir Mevlânâ Celaleddin Rûmi Hazretlerine eşim ile son defa ziyaretimizde Ekim 2018 gitttiğimizde akşam yetişebilecekmiyiz derken son ziyaretçiler olarak içeri Hazret-i Pirimiz bizi aldı. Sabah Afyon’dan yola çıkmış Konya’nın 50 kilometre ilerisine gidip geride geldimiz için hâliyle biraz yorgunluğumuzda vardı. Ziyarete girerken giydiğim galoş’un sağ teki ayağımdan çıkmıştı. Birisi uyarınca farkettim geriye doğru gittim. Sağ ayağıma galoş’u giyerken, Hüsameddin Çelebi hazretlerinin kabirinin önünde olduğu farkettim. Demek önce ona selâm vermek lazımmış diyerek, Selâmunaleyküm ya mukaddesan, ya azizan diyerek üç ihlas bir fatiha okuyarak, Hazreti Mevlâna’nın kabrinin olduğu yere yöneldim. Aynı şekilde ona hürmet ve tazimlerimi gösterip karşısında birazda yorgun olduğumuzdan mermerin üzerine eşim ile oturak mâneviyatı teneffüs etmeye çalışıyorduk. Bu arada elinde baston biraz yaşlıca bir hanım geldi. Türbenin önünü niye kapatıyorsunuz, boşluğa otursanıza dedi. Normalde adetim değildir ama bu hanıma sen işine bak diye cevap verdim. O da çok oralı olmadı yoluna devam etti ve biraz sonra kalktık ve bazı işlerimizi hallettikten sonra Afyon’da misafir olmaya döndük. O zamanda bu konu hakkında düşündüğüm için yaşadığım müşahadeyi bir müddet tefekkür ettim.

 Gap (Gab) aynı zamanda finansal piyasalarda da kullanılır, emtia, para birimi veya hisse senedi piyası açılışta son değerinden yukarı veya aşağı açılış yapmışsa bu tabir kullanılmaktadır. Mesala 10 lira olan bir değer 9 lira veya 11 lira olarak o güne başlarsa (gab) yani boşluk bıraktı diye ifade etmektedirler. Şimdi bunu tasavvuf ile buradaki seyir ile ne alakası vardır diye düşünülebilir. İncelediğimiz yer, Hakk’el Yakîn yaşantı seyri ile (12) Hakîkat-i Muhammedi- Kâmil İnsân seyridir. Efendimiz Mir’acında bir anda hem tayyi mekân, hem tayyi zaman olarak yapmıştı. Bir anda tohumun açılım mükevvenat ağacına dönmesi gibi bu oluşum olmuştu. İşte bu “Gab” dediğimiz sayısal boşluk sistemine benzer bir sistem ile sayılar, zaman bir anda dürülmekte ve açılmaktadır, diye düşünülebilir.

 Galoş ve tren garı ile bu sistemde Ter-Gal-zi ve Ter-Gar-zi’ninde bu sistem içinde olduğunu farkettim, onlara sonra bakalım… 

 Konya’da gün içinde gidip ziyaret ettiğimiz yer ilk devir insanların ait toprak kerpiçten kalıntıların bulunduğu bir yerdi. Bir anda zamanda bir Gap-boşluğa girmiş ve sanki Hazreti Âdem (a.s) dönemine gitmiş ve ondan sonrada zamanda bilmediğimiz bir “Gap-boşluk” ile mâ’nâ âlemine düşünce ve idrakte Hakîkat-i Muhammediyeye açılmıştık.

 Aslında bastonlu hanım türbe yani tur-be tur-tarikat (zâhiri anlayışı) ile birlikteliğimin önünü kapatmayın derken nefsi tarafı ile söylemiş, boşluğa oturun derken ise bu gelen hakikatten, Hakk’tan gelmişti diyebiliriz. Cenâb-ı Hakk cümlemizin ziyaretlerini makbul eylesin… 

 Gab’ın, (ا-ن) “Elif” “Nun” hakîkati ile boşluk olduğunu anladıktan sonra “Gap” bizde karşılığı Güney Doğu Anadolu Projesidir. Eski siyasetçilerden birinin dediği gibi “Gap”ı kimseye kaptırmayalım. Yaklaşık son 5 yıldır Güneydoğu Anadolunun birçok şehrine ve bazılarına defalarca gittik. Seyahati-seyri seven bir aileyiz. Aslında bu seyrin boşuna olmadığını birçok hikmetler barındırdığını biliyordum. Ama burası ile alakalı olduğunu yeni yeni öğreniyor ve anlamaya başlıyorum. İz-Efendi Babamın seyirleri içinde Bağdat ve Şam’a giderken bu bölgeyle ilgili anıları (12) Terzi Baba-1 kitabında mevcuttur. Konumuzdan fazla uzaklaşamamak için fazla detaya girmeyelim. 

 Tergıbzi; Ter-gıb-zi, buranın seyri ile alakalı çalışma ile Gıbta edilelecek hâle sahip olmaktır.

 Bu hâli Efendi Babam “MEĞER” şiirinde, şairane bir şekilde anlatmıştır.

Meğer Düşündün mü hiç kardeşim, Bu âlemde nedir işin?

 Dünya ya sebebi gelişin, Âdem, olmakmış meğer.

 İlim öğrenmekten gaye, Ulaşmak içinmiş yare, İlmin sonun da paye, Ârif, olmakmış meğer.

 Her yönüyle hep kemalde, Görünür varlık Cemâl de,

 En güzel oluş her halde, İnsân, olmakmış meğer. 

 Aç gönlünü Hakk’tan yana, Neler ulaşır bak sana, 

 En güzel şey Allah’a, Habib, olmakmış meğer.

 Necdetten dinle bu sözü, Hakk’tan ayırma hiç özü, 

 Bu dünyanın gerçek tadı, Ölmeden ölmekmiş meğer.

 ترغبضی - Tergabdî-Tergubdî-Tergıbdî Tergabdî; Ter-Gab-dî; Yine burada okunuşta “Tergabzi” gibi görünen bir kelime ama sonunda (ض) “dat” harfi ile kişi yaptığı dalalet yönündeki çalışmalar ile Hakk’tan ayrı olarak boşluğuna düşer ve zaruri ölüm geldiği zaman bunun bir daha telafisi yoktur.

 Tergıbdî; Ter-Gıb-dı; Yaptığı delalet yolundaki çalışmalar “Gıbta” edilecek şeyler değil adeta yüz karası olacak şeylerdir ve ahirinde-ahiretinde karşısına gelir. (81) Terzi Baba – Hayâl vadisinin çıkmaz sokakları böyle bir yüz karası hikayeyi anlatır.

 Galoş ve Gar kelimelerini buraya alacağımızı söylemiştik. Aslında bu Hazreti Mevlânâ ziyaretinde bize açıldı. Bu çalışmada sayılara pek değinmedik. “Gâ” sayısal değeri “Gayın-1000” “Elif-1” ile (1000+1=1001) dir. Mevlevi dervişleri 1001 gün çeşitli eğitim, çile ve riyazatlardan geçirdikten sonra “Dede” denilen ünvanı almaya layık görülür. İşte bundan dolayı “Gab-Gal-Gar” hakîkatlerinin açılımı Hazreti Mevlânanın huzurunda olmuştur. Mevlânâ efendimiz demektir. Hakîkatte Mevlânâmız, Hazreti Resülullah ve Hazreti Allah’tır.

 Gal-Oş önce “Oş” kelimesine bir kudret kafı ilave edelim Aşk olur… “O” arapça “Hu” olur. Sonuna gelen “Şe” ile “Huş” olur.

 HUŞ: f. Akıl, fikir, zekâ, iyi ile kötüyü ayırma hissi. * Ruh, can. * Ölüm, * Zehir.[100]

 Ter-Gal-zi; Burada ki “Gal”ın Galoş olduğunu ve Hüsameddin Çelebi hazretleri ile bağlantılı olduğunu anlamış olduk. 

 Galoş: 

 1. Tabanı tahtadan, üstü deriden yapılmış ayakkabı, takunya.

 2. Hastane, muayenehane gibi sağlıkla ilgili yerlere girerken mikrop taşınmasını önlemek ereğiyle ayakkabı üzerine geçirilen ve bir kez kullanılıp atılan, ince plastikten yapılmış korumalık. 

 Yani bir nevi temizlik tenzih ayakkabısıdır. Bu mekana burası kutsal tuva vadisi hükmü ile dünya ve ahret ayakkabıları ile girilememektir. Hazret-i Mevlânâ Mâ’nâ-i Mesnevi ile ve sert bir şekilde terki terk et demiştir. Yani terk ettiklerini de terk etmen lazım demiştir. 

 Ter-Gar-zi; Tren, Marmaray, metro, tramvaylarda, boşluğa “Gap-Gap” dikkat yazısı olduğunu görmüştük… Genelde, Tren istasyonlarına “Tren Garı” denir. 

 Tasavvufi mâ’nâ açısından bizim gara bakışımız nedir? Ne olmalıdır.

 Büyük ihimalle duymuşsunuz, “Yar-ı Gar” Farsça yâr (dost) ve Arapça gār (mağara) kelimelerinden oluşan tamlama “mağara arkadaşı” anlamına gelir. Resûl-i Ekrem, hicret etmesini önlemek isteyen müşriklerin kendisine engel olmamaları için yola çıkacağı gece yatağına Hz. Ali’yi yatırmış, ardından Hz. Ebû Bekir’in evine giderek onunla gizlice Mekke’den ayrılıp şehrin dışındaki Sevr mağarasına sığınmış ve takipten kurtulmak için ikisi orada birkaç gün saklanmıştı. Bu sırada bir çift güvercin mağaranın ağzına yuva yapmış, bir örümcek de ağını örerek girişi kapatmış, onları arayanlar, önüne kadar geldikleri halde bu görüntü karşısında içeride kimsenin bulunamayacağını düşünerek mağaraya girmemiş ve oradan ayrılmışlardı. Ancak müşrikler henüz uzaklaşmadan, mağaradaki deliğinden çıkmak isteyen bir yılanın Resûlullah’ı sokmasından endişe eden Hz. Ebû Bekir deliğin ağzını ayağıyla kapatmış, yılan kendisini soktuğu halde sesini çıkarmamıştı. Ayrıca âyette de yer aldığı üzere (et-Tevbe 9/40), bu esnada yakalanacaklarından korkan Hz. Ebû Bekir’e Resûl-i Ekrem, “Üzülme, Allah bizimledir” (Lâ tahzen! İnnellāhe maanâ) demiştir. Bu cümle yâr-ı gār kavramıyla birlikte edebî metinlerde iktibas, istişhâd, irsâl-i mesel ve telmih suretiyle çokça zikredilmiştir. Sevr mağarasında ve hicret yolu boyunca karşılaşılan zorluklara Hz. Peygamber’le beraber katlanarak onu korumak için her şeyi göze alan, her türlü fedakârlığı yapan Hz. Ebû Bekir’e Peygamber’in mağaradaki arkadaşı manâsına yâr-ı gār lakabı verilmiştir. Bu niteleme bir nevi unvan olarak özellikle Fars (bazı manzum örnekler için bk. Sîrûs Şemîsâ, s. 617) ve Türk edebiyatlarında yer bulmuştur.[101]

 Bu olay Hicret’in başlangıcıdır. Dervişin gönül âleminde gönül Mekkesinden Kâ’be-sinden bir müddet hicret etmesi yani aklen ve fikren Medineye Hakîkat-i Muhammedi bayrağı altına sığınması gerekir. İşte bu arada geçişlerden birisi Sevr mağarasıdır. İşte burada Mir’ac tasdikçisi Ebu Bekir Sıddık (r.a), Efendimiz “Allah” (c.c) zikrini hafi olarak talim ettirmiştir. Aslında tasavvufi bir ekol tarafından benimsenmiş olan bu zikir ile ders talimi seyr-i sülukta bir geçiş bir aşamadır. İz-Efendi Babam ile yapmış olduğum bir görüşmede Türkiyede böyle bir sistem ile işleyen yol var mı? Soruma oğlum ben dünyada aradım bulamadım. Biz tüm yolların marifet tarafını alır ve yolumuza dahil ederiz demişti. 

 “Allah” lafza-i Celâli sayısal değeri, “Elif-1” “Lam-30” “Lam-30” “Elif-1” “He-5” tir.

 (1+30+30+1+5=67) dir. (6+7=13) 13 ise Efendimiz (s.a.v.) şifre sayısıdır.

 Yolumuzda bu sistem 5 hazret mertebesi olarak Tevhid merteberleri dersi ile seyr edilir. Tehid-i Ef’âl (Fettah), Tevhid-i Esmâ (Vahid), Tevhid-i Sıfât (Ahad) Tevhid-i Zât (Samed) ve Hakîkat-i Muhammedi-İnsân-ı Kâmil (Allah) zikri olarak zikr edilir.

 (Fettah+Elif) “Fe-80” “Te-400” “Elif+1” “Ha-8” “Elif-1” (80+400+1+8+1=490) dur. “Lâ Tahzen-Korku yoktur” Âyet ve Sûre sayısı toplamı (9+40=49) Fettah’taki 0 ise hiçlik aynasında bu Ef’âli seyrin açılmasıdır.

 (Vahid+Lâm) “Vav-6” “Elif-1” “Ha-8” “Dal-4” “Lâm-30” (6+1+8+4+30=49) dur. Burada sadece 49 olması bunun gönül âleminde bâtında oluşmasıdır. 49 un bir başka yönü “Rabbiş Şıra” (53-49) Şıra yıldızının Rabbi ile İlâhi benliğe “Allah”a işaret olunmasıdır.

 (Ahad+Lâm) “Elif-1” “Ha-8” “Dal-4” “Lâm-30” (1+8+4+30=43) (4+3=7) 7 Sübût-i sıfâttır.

 (Samed+Gizli Elif) “Sad-90” “Mim-40” “Dal-4” “Elif-1” (90+40+4+1=135) tir. (1+3+5=9) dur. 9 Rububiyet mertebesidir, burası Hazret-i Muhammed-Tevhid-i Zât mertebesidir. Peki burada ne işi vardır. “Rabbinin adı ile Oku[102]” âyeti ile inmeye başlayan Kûr’ân-ı Kerim-Zât bu mertebe ile okunmaya başlaması istenmiştir. Bir önceki mertebe Fenâ-Fillah hâlidir ve seyirde kişinin varlığıda ortadan kalktığı için şeriati izafi olarak düşmüştür. Bu mertebede tekrar bu şeriatin yerine asli hâli ile konulması ve İlâhi ve nefsi benliğin bir arada yaşanması gerekir. “135” gizli yazılışı ise “531” dir. “Vennecmi iza Heva” Necm yıldızına and olsun (Necm 53/1) 

 (Allah+He(Hu)) “Elif-1” “Lâm-30” “Lâm-30” “Elif+1” “He-5” “He-5” (1+30+30+1+5+5=72) dir. (7+2=9) dur. Peki niye burası 12. Ders iken dokuz çıkmıştır. Allah esmâsı, Efendimiz (s.a.v.)in Rabb-i Hassıdır. Yani Özel İsmidir. Şimdi sayıları tek tek toplayalım. (490+49+43+135+72=789) (7+8+9=24) 24 saat Fenâfillah ve Bekâbillahtır.

 İşte yolumuzda bu hale gelene genel cemaatin katılımı ile yolun büyüğü tarafından merasim ile Allah esmâsına kadar telkin edilir. Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet ehiline verilen Selâm ile 4 adım atar. Ve mürşidi tarafından nereden gelirsin, nereye gidersin ey derviş! Sorusu ile dünyadan gelip, ahirete gittiğini beyan eder ve Mi’raca gönderilir. 

 Bundan sonra hâli ile geri dönüş Zât tecellisi oluşur. 

 Tevhid-i Zât Tecellisi;

 ازرت - Azret-Azrut-Azrit burada hâli kelimeler de ters dönmüştür. “Elif-Ahadiyet-Zât” olduğu için başa (ا) “Elif-13” harfi gelmiştir.

 “Azr” kelimesi “Azar” kelisesini çağrıştırmaktadır. İlâhi sistemdeki adı “nezir” “uyarı” olmaktadır.

 Cenâb-ı Hakk bizzat Resûlünü bizlere bu konular örnek olması bakımından uyarmıştır.

 80-ABESE:

 1 - (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

 2 - Kendisine âmâ geldi, diye.

 3 - Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

 4 - Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.

 5 - Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

 6 - Sen ona yöneliyorsun.

 7 - Onun temizlenmemesinden sana ne?

 8 - Ama sana can atarak gelen,

 9 - Allah'tan korkarak gelmişken,

 10 - Sen onunla ilgilenmiyorsun.

 11 - Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.

 12 - Artık dileyen onu düşünür.

 Aynı zamanda Cenâb-ı Hakk, resülûnün “mübeşşiran ve nezira” olduğunu buyurur.

 “Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.[103]” Azret-Azrut-Azrit ile “Et” toprak bedenin var olmadığının anlanması, Azerut, “UT” senliğinin vehim ve hayal olduğunun anlaman, Azar-it “İt” nefsi emmarenin vuhşiyatının, zannından kurtularak “vücudu zenbike[104]” azarından kurtulmandır.

 Buradan sıfât tecellisine geçileceği ve ilk sıfâtta “Hayat” “Ha” olduğundan “Ha” Hazret yani Hakkani sıfâtları ile hazır olan olmuş olur. 

 ايضارت - Aydaret-Ayduret-Aydıret Aydaret-Ayduret-Aydıret, bana bu kelimeler 2017 yılında ailece yaptığımız Karadeniz turunda çıktığımız Ayder yaylasının muhteşem manzarasını hatırlattı.

 Hatıramızı tazeledikten sonra şu “Ha” yı bunun başına koyarsak, Haydar-et, Hay-dur-et, Haydır-et, Haydar, Aslan demektir. Allah’ın aslanı lakabı Hazret-i Ali (k.v.c) ye aittir. Aynı zamanda Ebu Turab-tır. Toprak babamızın yolundan giden evlâtlarının ya mâ’nâ aslanıdır ya da ma’nâ aslanı olmaya namzettir.

 Bedenin Hakk yoluna Kurb’an vermiş ve vücudunun derisi soyularak şehid olmuş Hakk erenlerinden Nesimi “Haydar”ı şöyle nitelemiştir.

 Ben melamet hırkasını kendim giydim eğnime
 Ar namus şişesini taşa çaldım kime ne Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
 Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni Haydar Haydar seyreder âlem beni Nesimi'ye sormuşlar o yar ilen hoşmusun
 Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne Aah Haydar Haydar o yar benim kime ne Hay-dur-et, Hakk ile “Hayy” olduğunu anlayan “Dur” Rabb-in namazdadır. Bugüne kadar sen onun için namaz kıldın. Bugün artık ”O” senin varlığında, “et”e kemiğe büründüm göründün “…” göründüm diyerek, senden görüntüye bürünerek “Ubudet” fiili ile namazını kılmaktadır.

 “Haydır-et” İşte gerçek mâ’nâda Hakk ile olduğunu idrâk etmiş, varlığını ifna edip ve Bakî olup, dönüş tecellileri yaşayan böyle “et” “ten” haydır, yani var ve diridir.

 Tevhid-i Sıfât Tecellisi;

 ازرت - Uz-ret- Uz-rut-Uz-rit 

 Uz-ret; anlamı anlaşılması kolaydır, çokluğa kesrete sıfâta red olunmaktır.

 Bir önceki kelimeler ise “Az” idi. Burada “Uz” olduğuna göre şöyle bir Tek-erleme, ata sözünü söyleyebiliriz. Az gittim, Uz gittim, dere tepe düz gittim. Yani az gittim, çok gittim engelleri aştım. Vahdette (Halk ile Hakka) gittim, Kesrette (Hakk ile Halka) gittim, engelleri (Varlık, Hayâl, Vehim, Zan) aştım.

 Bu işin başı Yakup (a.s.)ın “İsr”i yani gece yürüyüşü ile başlamaktadır. İsrailoğulları, Abdullahoğulları gece yürüyenin oğulları demektir. Her bir derviş Zât-ı İlâhiyyede, Esmâ-i İlâhiyye ile yürüyüp, engelleri aşmasıdır.

 Cenâb-ı Hakk Efendimiz (s.a.v.) i, Kûr’ân- Keriminde

 17-İSRÂ:

 1 - Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfâtlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur. 

 Zâtından, sıfâtına, esmâsı ve oradan bâtınına yükselttiğini ve bunun yürüttüğünü, götürdüğünü ifade etmektedir. 

 Uz-rut; Rut; izlenecek yol, güzergâh demektir. Dolayısı ile rut planı da, izleyecek yol, ya da güzergah anlamına geliyor. 

 Burada izlenecek yol çoktur. Ama bir önceki Az-“rut” plan yol tektir. O da Ahadiyyet, Eniyyet (İnsân ve Kûr’ân) ve Hüviyyet (Kâ’be ve âlemler) dir.

 Uluhûyyet, Vahidiyyet sahasında Rahmâniyyet ile nefesini-nefsini tenfis edince birçok yol ihdas olundu. İşte herkesin yolu yine kendinden kendine Hakka varmaktadır.

 Uz-Rit; Rit-Ritüel dir. Ritüelin kesreti çokluğu, bunu Esmâ tecellisi bölümünde açıklamak yerinde olacaktır. Bir önceki Zât mertebesi ise Ritüel’i birliğidir.

 ايضرت - Uyderet-Uyduret-Uydıret Uyderet; Uy; Korku, acı, acıma bildirir ünlem.[105] 

 Türkiye ağız ve ile söylenen bu kelime “Uy” der, et, bugün sıfât Kurb’ân bayramı olması sebebi ile Kurb’ân korku ve acı ile bu “Uy” ünlemini kullanır. Aslında bu ihtiyari değil izdırari ölüm ile ölenin hâlidir. Buda Sıfât tecellisi hâlinde olana malum olur.

 Uyduret; Böyle bir “Uydur”mayı İz-Efendi Babamın “Fil” sûresi sohbetinde yapmıştım. Fir Fenafiresül oluyorsa, “Fil” “Fenafillah” olur mu? Demiştim. İz-Efendi Babamda Uydur, Uydur söyle demişti. Daha sonra hatıratından bir kişiden bahsederek uysada oldu? Uymasada oldu demişti…

 İşte sıfât tecellisini bu hâli uysa da uymasa da oldu? Uyduret, uygunluk ediyor mu? Ona bakılması lazımdır… 

 Uydu-ret; Uydu, Peyk, Kamer- Nûr-u Muhamedinin nûru, Hakikat-i Muhammedinin hakîkatı olarak sıfât tecelisidir.

 Uydıret; Uy-diret, acı, korku acıma ile diretmek bu hâl içinden çıkamamaktır.

 Tevhid-i Esmâ Tecellisi;

 ازرت - İzret-İzrut-İzrit Burada çok önemli bir küçük iki harfli ama mâ’nâ olarak “İZ” kelimesidir.

 İz-Efendi Baba yaklaşık 50 yıl sonra Terzi Babama fakirin mahlâ/bâtın ismi kendisine öğle namazında Fatiha okurken derûnundan “derûni” olarak ifşa olması ile bize-bizlere “İZ” mahlâ/bâtın ismini lütfederek açıklamıştır. İleride bunun ile ilgili açıklama olacaktır.

 “İz” mahlâ/bâtın ismi kendisine Resûlullah efendimizin sünneti seniyesine tam bir ittiba ile takip ettiği için Rahmiye annemiz (r.a) tarafından Nusret babamız (r.a) teklif ile konulmuştur.

 “İz-ret” “İz”in ret olunması ne demektir. “Muhammeder Resûlullah” sayısal değeri daha önceki hesaplamalardan bildiğimiz gibi “503” tür. Aradan “0” alınınca kalan sayısal değer “53” hem Ahmed isminin sayısal değeri hem de “53” İz-Efendi Babamızın şifre sayısıdır.

 Burası aynı zamanda “13” dönüş tecellileridir. “İz” - “R” “Re” “Rububiyet” “Et” ile yani;

 108-KEVSER:

 1 - Muhakkak biz sana Kevser'i verdik.

 2 - Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes.

 3 - Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğzedendir.[106]

 Rabbin için namaz kıl ve kurban kes…

 Burasının tecellisi İz-Efendi Babamın kavacık sohbeti idi. Buranın tecellisi kulak iledir. Sohbet arası mı? Sonu mu? Tam hatırlamamak ile beraber Er… kardeşimizin aldığı “Muhsi”[107] esmâsından yansıyan “Kevser” sayısal değeri ve ayna yansımasını aldığı notlar ile anlatırken kulağım ile şahit oldum.

 “Ke-20”, “Vav-6”, “Se-500”, “Re-200 dür. (20+6+500+200=726) ve bunun ayna yansımasından bahsediyordu ve bunun (627) olduğundan dem vuruyordu. Bunun arasında bulunan “2” rakamı aynı yansır. 2 de zâhir ve bâtındır. Yani zâhir, bâtına ve bâtında zâhire aynadır. (607) konumuzla alakalı olması bakımından “Te-400”, “Re-200” “Ze-7” (400+200+7=607) dir. Yani Terzi dir. “76” İnsan sûresi (sureti) ve Nusret babamız (r.a) dünyamızda kalma süresidir. (67) Allah (c.c.) esmâsının sayısal değeridir. İnsan, Allah (c.c.) ayna olmuş, bir yönden Allah (c.c.) İnsan’a ayna olmuştur. Burada “İnsan” İnsânın hakîkatıdır. Er…in dediği (627+726=1353) 13 Efendimizin şifre sayısı ve Ahmed isminin sayısal değeri[108], Hakikat’ül Ahadüyyet’ül Ahmediye oluşumun sayısal ve mâ’nâsal ve ilmi olarak Kevser de ortaya çıkmasıdır. 

 İzrut; İz-rut, İz-lenecek yol güzergâh demekti. İz-Efendi Babamızın, İz-lenecek yolu güzergahı İrfan mektebi, tevhid sohbetleri ve gönülden esintiler kitaplarıdır.

 İzrit; İz-rit, Rit-Ritüel-kültün burada açıklanacağı yazılmıştı. Asıl, hakiki ritüel-kült İz-Efendi Babamın “Âdem olmakmış meğer” dediği gibi “Âdeme isimleri öğretti” Dendiği gibi kendi varlığımızda bulunan Esmâ-i İlâhiyyeyi nefsi (hayâli, vehimi, zanni) istikamette kullanmayı kesip, sahibi olan Hakk’a teslim etmekir.

 İşte eğer Hakk’ani bir hayat benimsenmeyip, hayâli, vehimi, zanni bir sahada yaşanıyorsa kişi saneme (puta) tapsa da Cenâb-ı Hakk oraya hakîkatını koyduğundan tapılan yine Hakk olmakta, ama tapan bunun farkında olmadığından ve gafletinde bulunduğundan tek bir mahalle bu inancı sarf etmektedir.

 Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için internette derleme bilgiler…

 Masonlukta en yaygın kavramlardan biri rittir. Rit, Fransızca ve İngilizce'de Rite, Almanca'da Ritus yazılır. Latince Rithus kelimesinden türemiştir.

 Rit'in anlamı, yakın tanımlar olarak "yasa, gelenek, âdet olarak tespit edilmiş ilâhî veya kutsal bir hizmetin uygulanma şekli" veya "kutsal veya dinsel tören için bir uygulama veya uygulamalar dizisi" veya "dinsel ayin töreni" şeklinde verilir. Rit, kısaca, "kutsal ayin ve dinsel tören şekli" anlamına gelir. Rit'in diğer anlamı, "belirli amaç için belirlenen belirli yol"dur.

 Rit, bu iki ayrı anlamı birleştirildiğinde, Masonluktaki özel anlamını yansıtır şekilde "belirli amaç için belirlenen belirli yol, dereceler ve törenler sisteminin adı"dır.

 Rit, Masonlukta pratik olarak, "belirli dereceler dizisi ile Masonluğun yorumu" şeklinde düşünülür.

 Tabiî ki yorum denilince, birbirinden farklı yorumların mümkün olmasından dolayı, işin içine tefekkür ve tefsir, dolayısıyla felsefe girer. Bu nedenle, ritlerin doktriner yapısına ve yasal kapsamına, sembolik ve alegorik öğelerin yanına felsefî düşünce ve söylemler eklenmiştir.

 Öyleyse ritler, "farklı yol, yordam ve felsefelere göre masonik ışığı yorumlayan özel masonik birimler"dir.

 Aynı, dinlerin farklı yorumları anlamındaki mezhepler ve mezheplerin tefsirî fraksiyonları olan tarikatlar gibi!

 Ritlerin özelliği, amaçlarının aynı olmasına rağmen; araçlarının, yani öğretilerinin ve yöntemlerinin niteliksel ve niceliksel olarak farklı olmasıdır. Günümüz Masonluğundan örneklendiğinde, mezheplere eşdeğer olarak ritler gösterildiği gibi, mezheplerdeki tarikatlara örnek olarak Nizamlar verilebilir.

 Rit kavramının, bugün kullanıldığı haliyle, Masonluğa girişi 1738 yılında başlamıştır. Sonra, 19.yy'a kadar gitgide artarak ve yayılarak günümüzdeki ritlerin hemen hemen hepsi kurulmuştur. Son yıllarda kurulmuş yeni ritler yoktur. Ancak, etkinliğini yitiren ritlerden bazıları, değişik adlar altında, yeniden canlandırılmaktadır. Özetle, bugünkü masonik ritlerin tarihsel gelişimi 18.yy ortalarından başlayıp, 19.yy'ın başlarında sönmeye yüz tutan Masonluğun aktivasyon dönemini ilgilendirir.

 Aslında, eski dinî geleneklerden, erken dönem veya kadîm Masonluğa aktarılmış olan çeşitli törensel uygulamalar veya töreler niteliğinde ritler de vardır.

 Bunlar, bir Kutsal Yere Girerken Ayakkabı Çıkarılması (Discalceation) Riti, Kutsal Yerin Etrafını Tavaf (Circumambulation) Riti, Arındırma veya Vaftiz (Purification - Lustration) Riti, Tekris (Initiation) Riti, Önlük Kuşatma (Investure) Riti olarak sayılabilir. Eski monoteist veya pagan inançlardan ve misterlerden aktarılan, Hz. Musa'nın Tur Dağı'na çıkarken ilâhi emirle ayakkabı çıkarmasını takliden camiye girilirken ayakkabı çıkarılması; Kabe'nin tavafı; abdest alınması ve vaftiz; bir tarikata giriş töreni, Ahilikte şed bağlanması gibi! Ritüelik ritler; Spekülatif Masonluğun ritüellerine rit olmasa bile, güzel ve ilginç törensel pratikler olarak sokulmuştur.[109]

 * Dini bir inanç gibi benimsenmiş alışkanlık, kişilerce kutsallaştırılmış davranışlar, biçimler, davranış biçimleri, temalar.

 * Dinsel tören, kutlama. Tiyatronun kaynağında ritüeller vardir. Bolluk törenleri, ölüp dirilme törenleri, üreme törenleri, söylenen ezgiler, danslar ve oynanan oyunlar, homo ludens'i (oynayan insani) ortaya çikarmıştır. Antik tiyatronun baslangici da ritüellerden varolmustur. Bag ve şarap tanrısı diyonizos adina yapilan bahar kutlamalari giderek tiyatro gösterilerine dönüşmüştür.

 * Özel durumlarda yinelenen ve alışkanlık özelliği kazanmış davranışlar.

 Ritüel ve Kült Nedir

 Kült kelimesi dilimize fransızca culte'den girmiştir. Latincesi cultus'tür. Kelime anlamı sözlüklerde din, ibadet, yerel özellikler taşıyan dini törenler olarak geçmektedir. Bunun dışında bir çok anlamı vardır.

 Kült: tanrıya, ilahi ya da öyle kabul edilen varlıklara ya da tanrının özel sevgisine mahzar olmuş varlıklara gösterilen saygıdır. İnanç ve bağlılığı göstermek amacıyla belirli bir takım hareketleri yapmak, ibadet etmek, puta tapmak, toteme tapmak kültün içine girer. Bunun yanında bu işi yaparken kullanılan cisimlerde kült ürünüdür.

 Ritüel ve kült aynı şeydir. Ritüel'in kelime anlamı dini tören, ayin olarak geçmektedir.

 Anadolu'da Paleolitik dönemle beraber avcı toplayıcı ekonominin ihtiyaç ve korkularına yönelik ilk dinsel düşüncelere kaya resimlerinde rastlanır. Özellikle hayvansal bereket ve gücüne ihtiyaç duyulan boğada şekillenir.

 Neolitik dönemde önem kazanan bitkisel bereket doğruca anatanrıça vücudunda şekillenmiştir. Ancak erken dönemde eril tanrıları toprağı/anatanrıçayı dölleyen rolleri ile tarımsal bereket inancına dahil olurlar. Kalkolitik dönemde de bu simgesel anlatımlar görülür.

 Neolitik dönemle birlikte tarımsal ekonomiye geçen insanlar, yerleşmeleri kurup, ilk dinsel düşünce sistemini kurdular. Tarımsal ekonomi ile bağlantılı olan dinsel düşüncede toprağın bereketi ve kadının mucizevi doğumu arasındaki mistik ilişki neolitik toplumlarda karşımıza çıkan anatanrıça kültünü doğurur. Bu inanç Anadolu neolitik yerleşmelerinin hemen hepsinde farklı biçimlerde de olsa aynı anlamla yoğun olarak görülür. Buna karşın paleolitik dönemde hayvancılığa yönelen erkek bu ekonomik paylarıyla yansıdıkları dini inançta hayvansal bereket gücünü boğa ile simgeleştirir.

 Anadolu'da ki en önemli yerleşmelerinden Göbeklitepe ve Nevali Çori yerleşmelerinde dikdörtgen tasarlanmış içinde, üzerinde çeşitli hayvan ve insan kabartmaları olan 'T' biçimli dikmelerin, sütunlarla desteklenmesi ile bağımsız tapınak binalarına rastlanılır. Bu yerleşmelerde anatanrıça kültü yaygın değildir. Daha çok ithyphallik görüntülü tanrılar, eril tanrı heykelleri bağımsız phallas kabartmaları ve heykelleri görülür.

 Göbeklitepe'de tapınak olarak nitelendirilen yapıdaki 'T' biçimli dikmeler ve özellikle üzerindeki yılan, boğa ve diğer hayvanların varolması, bunların yanında çıplak doğum yapar pozisyonda bulunan tek kadın figürü olmasıyla önemlidir. Bu dikmeler bir kült objesidir.

 Anadolu tarım neolitiğinin en önemli merkezlerinden olan Çatalhöyük'te ana tanrıça kültünün yoğun olarak görüldüğü yerleşmelerdendir. Çatalhöyük'te ele geçirilen duvar resimleri, kült odalarında ki palastik kabartmalar ve figürinler kült hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlamıştır.[110]

 Hacılar kalkolitiğinde genelde krem astar üzerine kızıl kahverengi boya ile bezenen seramikler bulunmuştur. Bunların ortak özellikleri ise boyama ile verilen sembolitk anlatımlardadır. Bu anlatımlarda seramiğin yüzeyinde stilize boğa başları ve benzerde kült objeleri resmedilmiştir. Bu olay kült sonucu ortaya çıkmıştır.

 Din, tapınma, koruyucu olduğu düşünülen objeler, başta tanımını yaptığımız gibi kült-ritüel içine girer. Çok derin bir konu olmasına rağmen bu yazıda kısaca açıklamaya çalıştım. Kısacası anatanrıça inancı, tapınaklar, idoller, dini içerikli duvar ve vazo resimleri, plastik kabartmalar, 'T' biçimli kabartmalı dikmeler, bunlar dini inanç sonucu ortaya çıkmış kült objeleridir.[111]

 Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre'den rivayet edilen bir hadislerinde: ".... Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka Cehenneme gidecektir", buyurmuşlardır. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabîlerin, Fırka-ı Naciye'den sormaları üzerine Hz. Peygamber, Fırka-ı Naciye'yi: "Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır." diye tarif etmiştir.  

 İz-Terzi Babanın bir özelliği genele değil özele “Necât” olması ve bunun üzerine gördüğü Kûr’ân-ı Kerim’de isminin bu şekilde geçtiği mâ’nâ-i zuhuratının Nusret Babamız tarafından bugüne kadar gördüğün en güzel zuhurat diye tarif edilmesidir. “Necât” kavramı İz-Terzi Baba kitapları içinde açıklanmıştır. Her bir mertebenin “Necâtı” vardır.

 Hakiki ma’nâda Fırka-i Necât, tüm yolların hakkın yolu olduğunu bilerek ve birleyerek 73, (7+3=10) dur. 1 Ahadiyyet 0 ise 1 e ayna olan bir bir yönü kadim, bir yönü hadis olan hiçlik noktasıdır. İrfan ehli hiçbir kayıt ile kayıtlanmaz, bunun aslı olan mutlak kayıt ile kayıtlanır. 

 Bunun haricinde kalanlar kendilerinin ihdas ettiği hayali rablerine yine kendilerinin vehimi ve zanni ritüel ve kült’ü ile kayıtlanarak tapınırlar.

 ايضرت - İydaret-İyduret-İydiret

 Bu kelimelere baktığımız zaman İyi’lik yurdu, İyilikte dur, İyilikte diret (Ber-Berat) kandilinin hakîkati tecelli olduğu anlaşılmaktadır. Kötüğün iyiliğe tebdil etmesidir.

 Bir gün İz-Efendi Babam müsait olunca Nusret Babam (r.a) e, efendim notlarım var okuya bilir miyim diye sorunca? Nusret Babam okuduğu gazeteyi aşağı indirip, oku bakalım deyince; İz-Efendi Babam şu veli böyle yapmış, bu veli böyle yaşamış diye notlarını okumaya başlamış. Hazret biraz dinledikten sonra daha ne kadar bu dedikodular ile uğraşacaksın, Rabbin ne söyledi. Bana, Onu söyle deyince, İz-Efendi Babam, “İy” dedim. Yani ne yaptım diye hafıylandım. İyi ki söylemiş… Diye bizlere aktarmaktadır.

 Tevhid-i Ef’âl Tecellisi;

 عزرت - Öz-ret-Uzret-Îzret Özret; Öz-ret, yani kişininin özüne, bir başka ifade ile Oz-an, O-zan, Hu zannına ret olunması Esfeli safilin olan bu Ef’âl âlemi, hazreti şehadete gönderilmesidir.

 Öz, gönül ve derûn. Kişinin özü, gönlü, derûnu hangi Rabb-i Hass tasarrufu altında ise o müşahade ile Ef’âl âlemine nazar etmesi, müşahade etmesidir.

 Uzret; Uz-ret; “Uz” çokluk-kesretti, buradaki “Uz” (ع) “Ayın” harfi yani göz ile yazıldığı için kesrette vahdeti, yani halkta, hakkı müşahade ile sıfât tecellisi altında Halk arasında Hakk olarak yaşamak ve bunu ehli olana göstermek ve bunun eğitimini vermek, ehli olmayanın perdeli gözlerinden de saklamaktır.

 Îzret; İz-ret yani, “İzzet”ine “Aziz”liğine ret olunmaktır.

 Tevbe sûresi 128. Âyette buyurulduğu üzere,

 128 - Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.

 “Îz” olarak yazılan bu hâl ise müşahadeli bir “Îz”dır. Sayısal değeri “Ayın-70”, “Ze-7” (70+7=77) dir. “77” İki yedili Seb’ül Mesani ve Fatihadır. (7+7=14) dür. “14” Nûru Muhammedi yani tüm mertebeleri kapsamaktadır. Îz-Efendi Babamızın “İrfan Mektebi” kitabının sayı rumuzudur.

 عيضرت - Oydaret-Uyduret-Îydîret

 Oy-daret; Oy-dar-et, varlığın, vücudun seçtiği yurt.

 OY…

1. [isim] Bir toplantıya katılanların, bir sorunla ilgili birkaç seçenekten birini tercih etmesi, rey

2. Bu tercihi belirten işaret, söz veya yazı

 3. Seçimlerde kişinin herhangi bir aday veya partiye ait yaptığı tercih[112] 

 İşte kişi seçtiği, tercih ettiği vücud varlık ile “dar-yurdunu” seçer. Vehimi, hayâli varlık ile yaşıyor ise ya cennet, ya cehennem yurdunu seçer. Hayâli ve vehimi varlığı olmadığını ve ben dediği şeyin Hakk’ın varlığı Hakk’tan başka bir şey olmadığını anlama ile “Darusselâm[113]” Selâm yurduna dahil olmaktır. 

 Uyduret; Uydur-et; kişi varlığında uydurduklarını müşahade etmesidir. Şeriatte duygu yoktur. Tarikatte duygular vardır, kontrol edilemez, Hakîkatte duygular kontrol edilir. Marifette ise bu duygulara yön verilir.

 Îydîret; “Iyd-ret” “Iyd” bayram demektir. Kişi önce seyri süluğunu tamamlar ve bunun ön provası olan merasim ile Hakk’a ret olunur. Ve en sonunda üzerinde kalan beden gömleğini de çıkarır ve “Şeb-i Aruz” düğün gecesini yaşar.

 İz-Efendi Babam daha dervişliğininin başlarında iken terzi atelyesinde çalışırken, duvarda bir anda Hazmi Babamız (r.a) temessül etmiş ve hadi oğlum Necdet “Lâ ilâhe İllâ Allah” diyerek kendisini gayrete getirmiştir. Daha sonra marsık denilen kömür parçası ile yerde yazan “عيد”arapça kelime yazdığını İz-Efendi Babam farkediyor ve bunu not alıyor. Daha sonra İstanbul da Hazmi Babamızı ziyarete geldiğinde, kapıyı Mürşide annemiz açıyor ve kendini ağırlıyor. Bir müddet sonra Hazmi Babanın çevrede olmamasını merak edip, Mürşide anne Efendi Babam nerededir diye soruyor. Efendi Babanız sizin ile cevabını almış ve daha sonra aynı Efendi Babam gelmeyecek mi? Diye tekrar sorunca, Efendi Babanız sizinledir. Emanet Nusret Efendi dedir, ona gidersiniz deyince oluşan yakaza hâlindeki zuhuratın Hazmi Babamızın son hâllerinde kendisini ziyarete geldiğini anlamıştır. Daha sonra bu olayı İz-Efendi Babamız, Nusret Babamıza intikal ettirince “عيد” “IYD” arapça bayram demektir. O gün Hazmi Babamızın bayramı imiş, cevabını almıştır.

 Halk Arasına Dönüş;

 ترمرز -Ter-merzi - ترمرضى - Ter-muradiye “Merzi” ve “Muradiye-Mardiye” Nefis mertebeleri içinde bulunan seyir değil genel bir hâldir. Bu kelimeleri daha iyi anlamak için Terzi Baba Kûr’ân-ı Kerim’de Yolculuk (69-2) Namaz Sureleri Kevser sûresi bölümün (108-2) “Rabb’in için namaz kıl ve kurb’an kes.” Hükmü, Allahtan kuluna, “Rabb-ın için namaz kıl ve kurb’an kes.” Yani bu çalışmaları senin için değil, varlığında bulunan, “Rubûbiyyet-Esmâ” hakîkatlerinin ortaya çıkması için tatbik eyle emri ile ifade edilmektedir.

 O halde bu husus amir bir hüküm olduğundan bundan gaflete düşmek mümkün değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi bünyemize konmuş olan (2-31) Esmâ-i İlâhiye yi nefsi ma’nâ da ve onun hükmünde kullandığımızda ve onları nefsileştirdiğimizde çok büyük bir mes’uliyet ve hüküm-lülük altına girmiş ve onlara haksızlık etmiş oluruz. Bunun vebalini kaldırmak-taşımak, mümkün değildir. 

 İşte bu mes’uliyetten, Allah’ın yardımı ile kurtulmanın yolu, (108-2) “Rabb’in için namaz kıl ve kurb’an kes.” İfadesi ile bizlere gösterilmektedir. Beşerileştirmiş olduğu-muz rububiyyet hükümlerini kendi asıl-asaletlerine döndürmek için, onlar için, irfaniyyet ile namaz kıl, yani tevazuda bulunarak secde et. Ve nefsini kurb’an et, ki onlar böylece nefsinin elinden kurtulmuş hürriyetlerine bu sayede kavuşmuş olsunlar. Yani bu devrelerde namazların ve nefis kurbanın, onlar için olsun. Çünkü sen de ancak bu sayede nefsinde Tahir-temizlenmiş ve merzi olmuş olursun. Ve kendinde Esmâ-i İlâhiyyenin varlığını anladığından sende onlar ile birlikte varolmuş olduğunu anlar sende sana ait hiçbir şeyin olmadığını anlarsın. Bu hal ise gerçek bir “fenâfillâh”tır. 

 Diğer âyet-i kerîmeye gelince oradaki ifade ise.

 (6/162) Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Görüldüğü gibi buradaki faaliyetin de Allah için olduğu bildirilmektedir. Ve risalet mertebesinden Ulûhiyyet mertebesine, Ulûhiyyet mertebesinin “De ki: amir hükmü ile bildirilmektedir. Yani burada da yapılan “salâtî ve nusukî” Salât kurb’an ve diğer bütün ibadetlerimde ayrıca “yaşamam da, ölümüm” de gene benim için değil İlâhi hakîkatlerin meydana çıkması yönünden “âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Yani benim için değildir, çünkü bu mertebe de ben diye bir şey de kalmamıştır. Konuşan risalet mertebsi, Ulûhiyyet mertebesine kendi fakrını ilân edip, kendinin hakta baki “bakâbillah” hâlinin zuhuru olarak hayatına devam etmiş olmaktdır. 

 Diye anlaşılması gerekmektedir. İşte her iki halde de “fenâfillâh” ve “bakabillâh” hallerinde kulun kendisinde beşeri nefsi mâ’nâsında bir varlığı kalmadığı, ancak Hakkani varlığı ile var olmuş olduğundan, bütün bunların kendisi için değil Rabb-ı, daha sonraki mertebede “âlemlerin Rabbi Allah için” Yani bütün bu hakîkatlerin, Hakk’ın hakîkatinin ortaya çıkması için, yapıyorum demektir.[114] 

 Burada Merzi kelimesi geçmekte idi. Muradiye kelimesini ise müşahadelerim ile fark ettim. Muradiye yer bildiren bir kelime ve diğer kullanımı Murad isminin dişil kullanımıdır. Öncelikle kendi ismimden dolayı böyle düşünüyordum. Ama bazı müşahadeler ile bunun “Mardiye” ile bağlantılı olduğunu anladım… 

 Van ziyaretimizde, buranın plakası “65” tir. “65” maddelerin atom numaralarında Terbium elementinin “TB” simgesi İz-Efendi Babamın kullandığı kısaltma rumuz olmasından dolayı dikkatimi çekmişti. Buranın o zamanki valinin isminin adaşım olması “Murat” ve misafir olduğumuz eşimin kuzeni valinin eşinin her gün Muradiye şelalesine gittiğini ifade etmesi dikkatimi çekmişti.

 Daha sonra Sivasta kaldığımız otelde gelen “Muradiye” suları, marketten aldığımız Muradiye suları ve yaklaşık 35 yıldır çalıştığım işyerinde “40” kodlu işyeri birimin Muradiye olması ve Bursa da böyle bir semt olması ve burada sık sık gittiğimiz restoranda gelen “40” nolu masaya gelen “Muradiye” suyu ve “Merzi-Mardiye” “Kevser” bağlantısını pekiştirdi.

 Ve Er… kardeşimiz ile görüşmemiz sonrası ve bizim müşahadelerimizi ve onun zuhuratı ile alakalı mailleri buraya alıyoruz.

 Hayırlı akşamlar Er…, Sağ olasın,  hamd olsun şimdilik iyi sayılırız, sende iyisindir. İnşeallah  .

 Zahmet olmuş, Müsait bir zamanda ilgili kişiye linkleri gönderim..

 Selamlar, Hoşça Kal...

 Murat Derûni 

 Not, resim senden sonraki bir Mudanya Bur-faş ta müşahadedir.

-------------- 

 Hayırlı Günler Er…, Evet, İz-Efendi Baba ve Nüket Anne küçük birer ameliyat geçirmişler, fazla önemli olmadığı için pek kimseyi telaşa vermek istememişler.

 Lamban güzelmiş, ekte şekilleri incelersin..

 Selâmlar, Hoşça Kal...

Murat derûni Abin...

 Gönderen: Er… At… <er…@gmail.com>
 Gönderildi: 23 Aralık 2019 Pazartesi 20:10
 Kime: Murat DERÛNİ <cagaloglupasa@hotmail.com>
 Konu: Re: 15 Kasım-Aralık 19 Zuhuratlarım Hayırlı günler Murat Derûnî Abi, Vakit ayırıp düşüncelerimi incelediğiniz ve cevabınız için teşekkür ediyorum..

 " Bu da Nûr Esmâsıdır... Bu da bizim Rabbi Hasımızdır... Yukarıda yazdığın "Murat Birdir" yani "Zâhir, Bâtın Murat Birdir, Tektir" Bunu Miraç ismi de desteklemektedir." Cemile Teyzem ve Feyzullah Eniştemin oğulları Murat Birdir Abi'min diğer büyük oğlunun ismi de Burak'tır.. Bunu söylemeyi de unutmuştum.. Bir nevi Mir’aç-Burak tasdiğidir..

 NYA kablo ile alakalı yazınızı okuduktan sonra araştırma yaptım lakin görsem iyi olacaktı.. Geçen hafta odama avize sipariş etmiştik.. Ne tevafuktur ki mailiniz üzerine bugün akşam üzeri ellimize ulaştı.. Kablo içini açıp bağlarken lambanın yeşilini lamba girişinin kırmızısına, beyazını ise mavi yere bağladık.. Aynı zamanda avize şekil olarak 3 iç içe girmiş tahta kareden oluşuyor.. Görüntüsü şöyle:

 (Bizde benzerliği bakımından İz-Efendi Babamın Kâ’be çizimlerini gönderdik)

 "NYA" tek kablo olması aslında 3 faz iletilir"  demiştiniz. Avizede de 3 iç içe geçmiş Kare bulunuyor. Aynı zamanda en dıştaki karenin kablo bağlantı yerinin 2 köşesi olmasıyla toplam 13 köşe ediyor. Avizenin bize gelmesi geç kalmıştı, yazdıklarınızın üstüne gelmesi bir bağlantısı olmalı diye düşündürdü, sizle de paylaşmak istedim..

------------

 Bursa ziyaretinizde 21 Aralık'ta Bursa grubu olarak Tekirdağ ziyaretinden size bahsetmiştim.. Geçen hafta içine kadar bana haber gelmeyince Se… Abi'yi aradığımda Efendi Babamız'ın yakın zamanda ameliyat geçirdiği, Nüket Annemizinde sağlık olarak bir kaç sıkıntılarının olduğunu bu yüzden rahatsız vermemek adına ziyareti iptal olmuş. Size de heber vermek isterim.  Nüket Annemiz ve Efendi Babamız'a Hak'tan şifa diliyorum..

 Size ve ailenize hürmet ve muhabbetle hayırlı akşamlar dilerim.. 

------------

 Murat DERÛNİ

 <cagaloglupasa@hotmail.com>, 21 Ara 2019 Cmt, 11:48 tarihinde şunu yazdı:

 Hayırlı Günler Er…, Yazdığın zuhuratı, zuhurat mailinin içine tekrar ilave etmeyi unutma!

 Yazdıkların ve düşüncelerin güzel olmuş, Cenâb-ı Hakk nicelerini nasib etsin...

 Bostan, kelimesini bayağı Baston yani tarikat mertebesi ve "Be-bi" ile birliktelik "ost" varlık ve an, yani ani daimde varlıkta ikilikte olandır da diyebiliriz.

 Hamid, Hamid, Hamd, Ahmed, Muhammed, aynı köklerdir. Bu esmânın ne ile bağlantılı olduğunu bizim yazdığımız kitaplarda bulabilirsin.

 Sarımsak, kokusu ile sarıp misak etmesi ama biraz kokusu itibari ile nefsâniyet vardır.

 Züccaciye, Nur 35 - Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.  

 Bu da Nûr Esmâsıdır... Bu da bizim Rabbi Hassımızdır... Yukarıda yazdığın "Murat Birdir" yani "Zâhir, Bâtın Murat Birdir, Tektir" Bunu Mir’aç ismide desteklemektedir. Bildiğin gibi hem zâhir, hem bâtın ismimiz "Murat" tır...

 Bur-faş, Burak ve Faş, İfşa, Keşif, Mirac'ın ifşa olması ve 40 ile geri geliş tecellileri ile Efendimizin Mir'ac dönüşü "Beni gören Hakk'ı Gördü" Hakîkatin'in tüm âlemlere açılış, hakikatidir. 

 MUDA': Fık: Emâneten kendine bir şey bırakılan kimse. * Serkeş ve oynak olmayıp, mazlum ve sâkin olan at. 

 NYA kablo nedir? Sorusuna anlaşılır bir şekilde cevap verecek olursak; büyük oranda nem oranının çok az olduğu iç tesisat alanlarında kullanılan, tek damarlı, PVC kaplı kablo özelliklere sahip bakır kablo iletken kablolardır, diyebiliriz.

 Sabit iç tesisat işlerinde ve dağıtım tablolarında kullanılan NYA kablolar, bunun yanı sıra dağıtım tablolarının içerisindeki bağlantılarda da sıklıkla kullanılmaktadır. NYA kabloların yapısına baktığımızda, kullanımının boru içinde olması gerekliliğini daha net bir şekilde görebiliriz.

NYAF Kablo Nedir? Özellikleri ve Kullanım Alanları

 NYA Kablo  tek damarlı ve PVC kaplı olan NYAF kablolar NYA kabloya göre ince ve çok telli bakır iletkenlerden oluşmaktadır.

 NYA kablolarda olduğu gibi iletken sıcaklığı en fazla 70 derece olan NYAF kablolar, anma gerilimi olarak ise, U=1000 V değere sahiptir.

 NYAF kablo çeşitleri topraklama kablosu olarak kullanılabileceği gibi, taşınabilir ve hareketli cihazlardın bağlantı alanlarında, otomatik kumandalardaki terminal bağlantılarında, elektrik panolarının içerisinde ve nemli alanlarda ise, farklı kablo kanalları içerisinde çeşitli amaçlarla kullanılmaktadırlar.

 NYAF kablolar iç tesisat işlerinde NYA kablolar kadar yoğun kullanılmasa da, bodrum, otopark ve benzeri alanlarda kablo kanalı içerisinde ya da kroşe ile sabitlenerek kullanılmaktadır. Dış alan kullanımlarında da sıklıkla tercih edildikleri gibi, seyyar kablo olarak da sıklıkla kullanılan kablo tipleri arasında yer almaktadırlar.

 Burada biraz açıklama yapmak hasıl oldu, Muda; emanet kendisine bırakılılan, yani Muhammed'ül Emin ve Cibrili Emin, Ruh'ul Emindir. Serkeş olmayan At, ise Nefsi terbiye olmuş ve kişiyi Mir'aca götüren Beden bineği ve atı'dır. "Musalli" yarışta ikinci gelen ata derler, 

 NYA ve NYA (F) Fe harfini ayırdım, Ef'âl tecellisidir. "NYA" tek kablo olması aslında 3 faz iletilir, buna ferdi selâse derler, üçlükteki birlik, İlm'el Yakîn, Ayn'el Yak'ın, Hakk'el Yakîn bunun birde dördüncü kablosu vardır. Toprak (Hikmet-İlm'i ledün) kablosu denilen bu kablo dönüş yani dönüş kablosudur, Dönüş kablolarının tecellisidir (4 mertebedir) 3 geliş ve  2 içinde 4 dönüş ile 3+4= 7 nefis  ve 7 sûbuti sıfât oluşur.

 NYAF ise çoklu kesitli kablo ile bu mertebenin kesreti ve fasılları oluşur diyelim. İşte şebeke trafo Muhammed'ül Emin ve Hakîkat-i Muhammedidir, tüm bağlantılar enerji (madde-ef’âl)- nûr-rûh bağlantıları oraya bağlanır.

 Selâmlar, Hoşça Kal...

 Murat Derûni Abin...        

 Gönderen: Er… At… <er…@gmail.com>
 Gönderildi: 19 Aralık 2019 Perşembe 19:58
 Kime: Murat DERÛNİ <cagaloglupasa@hotmail.com>
 Konu: Re: 15 Kasım-Aralık 19 Zuhuratlarım Hayırlı akşamlar Murat Derûnî Abi.

 Zuhurat ile alakalı yorumunuz ve uyarınız neticesinde bu alanda daha dikkatli olacağım inşeAllah, uyarınız için teşekkür ediyorum.

 17 Aralık akşamı Bur-faş , 40 , Muradiye müşahedesi için gönderdiğiniz mailde "Yazılanlar sana özel yazılmıştır, bunları düşünüp anlayıp tefekkür etmek sana düşüyor. Terzi-Terazi kitabı ile oğraşıyoruz. Bunu oraya alacağım, bitince ordan okursun... " Yazdığınızı görüp okuduktan sonra üzerinde düşünmeye başladım.  Dün akşam Pîr'imiz Mevlânâ Hazretleri'nin Şeb-i Arus gecesi de olduğu için Hazret'imizi yâd edmiştim.. Ardından 18 Aralık sabahı uyanmak üzereyken bir zuhurat gördüm. Şöyleydi:

 Kendimi Mudanya'da Babaannemlerin evinin orada görüyorum. Dışarıda sokaktayım. Bir çocukla sokakta şimdiki çocukların oyuncak silahlarıyla attıkları sünger mermilerle oyun oynuyoruz.. Ben yerden süngerden mermileri alıp çocuğa atıyorum o da gidiyor alıp bana getiriyordu.. Çocuk mutlu oluyordu.. Bir süre devam ettik, yoldan bir amca yanımdan geçiyordu yanında da birileri vardı. Amca yanımdan geçiyorken yüzüme bakarak Salavat getirmeye başladı bende getirmeye başladım beraber bir kaç kişi Salavat getirmeye başladık. Hepimiz sesli bir şekilde Salavat getiriyorduk. Amcalar soluma geçtiler asker nizamı gibi yanyana durup yola doğru duruyorduk. Önümüzde yol üstünde sanki bir yol açıldı mana olarak heybetli yeşil bir atın üstünde Efendimiz sav geldiler ve ben sonra uyandım.. Rüyamda kimse Efendimiz sav geldi demediler ama mana olarak içime doğmuştu..

 Rüyadan sonra rüyayı gördüğüm sokağa internetten baktım, küçüklüğümden beri geçtiğim sokaktı ama rüyada gördüğüm yerde tam hangi apartman dükkan var, acaba o sokağın ismi nedir diye araştırdım.. Rüyayı gördüğüm sokak  Bostan Sokak, yolun kenarında durup sırtımızı verdiğimiz binada Hamit Sarımsak Züccaciye var. Yolun karşısında ise Ademoğlu Apartmanı var..  Bunları araştırıp yazdıktan sonra içeri geçtim annem sosyal medyadan Cemile Teyzemin oğlu  Murat Birdir'in doğan oğlunun fotoğraflarını gösterdi. İsmini yeni öğrenmiş oluyordum, ismi Miraç'mış. Bir bağlantısını olduğunu düşündüğüm için bunu da not ettim. Aynı zamanda Miraç'a ikân ve muhabbet ile dolu bir hayat diliyorum.

 Bu zuhuratı neden 18 Aralık ta gördüm diye düşünürken 17 Aralık Mevlânâ Efendimiz Hazret'inin Şeb-i Arus ölüm ve düğün gecesi yani bir nevi Fenafillah hakikati, ardından gelen 18 Aralık sabahı ise Bekabillah marifeti olsa gerek diye düşündürdü.. Ki tarihi 18.12.19'u toplarsak 49 olur ki buda Şi'ra yıldızı ile İlahi Benlik'tir.
Mudanya Bur-faş'taki müşahedeniz üzerine düşünürken gördüğüm bu zuhurat bende neleri düşündürdüğüne gelirsem:

 Zuhuratın görüldüğü yol Bostan sokak..yol tarikattir.. Peki Bostan ne olaki? Kelime olarak bahçe olarak geçiyor, kelimeyi irdelersek B-Ost-An gözüme çarptı..

 "Ost" ile alakalı tahkik ehlinin iki meşrebi olan Heme ez ost ve Heme ost aklıma geldi.. Bununla alakalı Fusus'ul Hikemde Ahmed Avni Konuk Hazretlerinin Şerhinde bir bölüm mevcud:

 "Sa'dî‟nin (k.s) beyiti:

 Tercüme: "Cihân ile o sebepten sevinçliyim ki, cihânın sevinçli oluşu ondandır. Bütün âleme âşıkım, çünkü bütün âlem ondandır." Bilinsin ki, tahkik ehli arasında Hak ile halk arasındaki ilişki iki meşreb üzerine beyân olunur: Birisi "Heme ez öst", yâni "Hep O'ndandır", diğeri "Heme öst", yâni "Hep O‟dur". Hz. Şeyh (r.a.) ilk meşrebe göre “hepsi“bir“ ayn‟dandır” buyurmuşlar ve Hz. Sa'dî'nin beyti dahi aynı şekilde bu meşrebe göre olmuştur. 

 Reşehâtü Ayni'l-Hâyât'da anlatılmıştır ki: "Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.a.s.) buyurmuşlar ki: Bir gün Şeyh Bahâeddin Ömer hazretlerine gittim. Âdetleri olduğu yön ile "Şehirde ne haber var?" diye sordular. "İki türlü haber var" dedim. "O iki türlü haber nedir?" buyurdular. Cevap verdim ki: "Şeyh Zeynüddîn ve ashâbı "Heme ez öst", yâni "Hep O'ndandır" derler. Ve Seyyid Kâsım ve tâbîleri ise "Heme öst", yâni "Hep O'dur" derler. Siz ne buyurursunuz?" Buyurdular ki: "Şeyh Zeynüddîn takımı doğru söylerler." Ondan sonra Şeyh Zeynüddîn'in sözünü tavkiye için delîl getirmeye başladılar. Fakat getirdikleri deliller, Seyyid Kâsım'ın sözünü te'yîd etmekte idi. Dedim ki: "verdiğiniz deliller Seyyid Kâsım tarafının sözünü te'yîd ediyor?" Hz. Şeyh, yine sözlü deliller söylemeye başladı. Fakat yine Seyyid Kâsım tarafının sözünü te'yîd etmekte idi. Anladım ki, mübârek amaçları bâtını dolayısıyla "Heme öst" olduğuna inanmak ve zâhiri îtibarıyla "Heme ez öst" sözünü delil vermek husûsunu tavsiyeden ibârettir.

 Çünkü zayıf akıllar âlemin Hak olduğunu kolayca idrâk edemez. Ve mertebelerin icâblarını bilememesi, kendisini dalâlet çukuruna düşürür. Ve mâdemki bu iki söz de esas îtibariyle doğrudur, hakîkât ehli, kullara rahmetinden dolayı, avâma ilk söz ile zâhir olurlar. " ( Kaynak Fusus'ul Hikem s.313 ) 

 B-Ost-An'ı düşünürsek Ost'un bâtınen Heme ost ve zahiren Heme ez ost olduğu, baştaki B'nin birliktelik manası ile bu iki manayı An'da cem ettiğini düşündüm.
Aynı zamanda Bostan: Be 2 + Vav 6 + Sin 60 + Te 400 + Elif 1+ Nun 50=519 sayısını elde ediyoruz.. 5, 5 Hazret mertebesi ve 19 bunlara şâmil olan zuhuratta Bostan yolunda görülen İnsan-ı Kamil Efendimiz (sav)..
Bir diğer manada "Lekad caekum resulun min enfüsekum" müjdesiyle bildirilen her birimde bulunan Risalet mertebesi'dir.. Buna şâmil olanlar ise Kamil İnsanlar'dır..

 Bostan hakkında Hz. Mevlânâ (r.a) Mesnevi-i şerif‟de buyururlar:

 "Evliyânın tuzağı olan o hayâller Hudâ bostanının ay yüzlülülerinin yansımasıdır. Yânî evliyânın hayâller tuzağı nefsânî hevâ olmayıp, belki Hudâ‟nın bostanı olan ma’nâlar âleminin ay yüzlülerinin yansıması, yânî ilâhi ilmi sûretlerdir ." (Mesnevî, Ahmed Avni Konuk Şerhi) Hamit Sarımsak Zücaciye, sırtımızı verip yanyana dizilip salavatlar getirerek yola baktığımız yerin adıydı.. Hamid ve Sarımsak bağlantısına bakarsak, Sarım-Sak: Sarım, Aşk'ın geldiği kelime Sarmaşık; Sak ise "bir şeyin aslı"dır.. Bakar isek Şey'in aslı olan Hak'ka duyduğu aşk, muhabbet ve bunun sonucunda oluşan 8 Hamd Hakikati Ademoğlu apartmanını önümüze dönmemiz de bir nevi bunun da ne cemadda ne cinde ne de bir melekde değil Ademoğlu'unda zuhur ettiğini söylüyor..

 Zuhurat ve müşahedenin görüldüğü yer olan Mudanya  Mim 40 + Dal 4 + Elif 1 + Nun 50 + Ye 10 + He 5 = 110.. Ne büyük bir uyumdur.. 11 ile Efendimiz Hz. Muhammed (sav) şifresi gözler önüne seriliyor.. 

 Burfaş'taki müşahedenin görüldüğü yer bir nevi Mudanyanın merkezine giriştedir, zuhuratın görüldüğü yer ise Mudanyanın merkezindedir.. Mudanya'yı ziyaret ettiğimizde ilk Bur-faş'taki müşahedenize varıyoruz ki bana bu müşahede diyor ki  Muradiye şifresiyle Muradi olarak yani Terzi Oğlu Murat Derûnî Abi'nin eğitiminde 40 manevi dersinden mezun ol ki 11 şifresiyle Mudanya şehri sana açılsın.. Aynı zamanda Bur: Burak hakikatiyle miraç yolu sana faş olsun.. Zuhuratta ise; Mudanya merkezinde veledi kalbine iyi bak, onu mutlu et, üzme… En güçlü yanın olan sırtını muhabbetle aslın olan Hak'ka ver, adeta sarmaşık gibi.. Sadece muhabbetle de olmaz, salih amellerin, Salavatların ile Efendimiz'in yolunda tazim dur.. Zuhuratın görüldüğü Şeb-i Arus gecesi ardından 18 aralık sabahı olarak bu yolda vehmettiğin benliği Hak'ta fani et, Murat-Miraç bağlantısıyla Miraç et ki bu Mi'raç sonrası "Lekad caekum" sırrına mazhar olup Bekabillah Marifetiyle (Bostan:519) 5 Hazret'e şamil 19 Kamil İnsan ol.. Tabii bunların hepsinin zuhuru için evvela Ademoğlu olmak yani inayet-i Hak ile ezelden Ademoğlu olman gerekir..  Burfaş müşahedeniz ve ardından gördüğüm zuhurat bende bunları düşündürdü.. Bir yerde yanlışım olduysa affınıza sığınıyorum.. Bu ilmi tefekkürlerin yakıyn'en tahkikine ermem ümidiyle.. İnşeAllah Ufak bir hesaplama yaparsak bugünün tarihi de 19.12.19'dur.. Toplamları 50'dir.. Bu satırları yazarken ki saat de ne tevafuktur ki 19.50'yi gösteriyor.. 50 ise 50 vakit namazdır.

 Hürmet ve muhabbetle hayırlı akşamlar dilerim Murat Derûnî Abi

----------------

 Murat DERUNİ

 <cagaloglupasa@hotmail.com>, 17 Ara 2019 Sal, 19:07 tarihinde şunu yazdı:

 Hayırlı Günler Er…, Yazılanlar sana özel yazılmıştır, bunları düşünüp anlayıp tefekkür etmek sana düşüyor. Terzi-Terazi kitabı ile oğraşıyoruz. Bunu oraya alacağımm, bitince ordan okursun...

 25 Kasım Rüyamda odamdayım perdelerim açık. Altımda sadece iç çamaşırım var. Yan binadaki en üst kattakiler beni görüyordu.. Bende onlardan saklanıp yorgan altına saklanıyorum. Babam bahçeye iniyor  bizim eski arabayı görüyorum. Onu hareket ettirmeye çalışıyor ama bir şey kırılıyordu galiba vites kutusuydu.. Babam arabanın yanından itiyordu, sonra araba geri geri gitmeye başlıyor babam arabanın arkasına düşüyordu. Araba babamın bacağından geçiyordu. Bunu görünce babam diye bağırıyor hızlıca aşağı iniyordum.. Babam galiba o ara kalkmış eve çıkmıştı.. Yerde bir kaç damla kan gördüm.. Sonra bambaşka bir sahnede arkadaşlarla görüyorum kendimi. Gri 3 tane kedi görüyoruz. Onlarla oynuyoruz sonra bizden rahatsız olup hırlıyorlar bize.. 3 ü de cam fanus içinde su içindeler.. Suyun içine giriyor dalıyorlardı.

 Burada dikkatini çekmememiz lazım, hakikat sırları ağyara açılmaz burdada gayriye iç çamaşırların, yani iç-bâtini hâlini nefsi emmaren istikametinde gösterdiğin anlaşılıyor. Bu konuya dikkat et, bu özel bir eğitimdir. Sosyal medyaya, ailen, eş, dost akraba çevrelerinde bunları paylaşmazsan iyi olur.

 Aleykümselâm, Serpil ablanında selâmı vardır, Hoşça kal... 

 Gönderen: Er.. At… <er…@gmail.com>
 Gönderildi: 15 Aralık 2019 Pazar 21:47
 Kime: Murat DERÛNİ <cagaloglupasa@hotmail.com>
 Konu: 15 Kasım-Aralık 19 Zuhuratlarım Hayırlı akşamlar Murat Derûnî Abi, nasılsınız?

 Bursa ziyaretiniz sonrasında gönderdiğiniz maili görmüştüm ama 15'inde zuhurat mailim tarihi de yaklaştığı için sizi iki defa rahatsız etmeyeyim diye burada ikisini birden yollarım diye düşündüm.

 "Z ahmet olmuş, Müsait bir zamanda ilgili kişiye linkleri gönderim..

 Selamlar, Hoşça Kal...

 Murat Derûni  Not, resim senden sonraki bir Mudanya Bur-faş ta müşahadedir" Estağfurullah Murat Abi, ne zahmeti yardımcı olabildiysem ne mutlu… Mudanya'daki Bur-faş'ın olduğu yere küçükken Anneanneciğim Şükriye Hanım hayatta iken kendisi, Orhan Dayım, Annem ile gitmiştik. Resimde otuduğunuz masa 40 nosu, Muradiye Su'yu ve hepsinin faş olduğu Bur-faş mekanı o gün sizinle konuştuklarımıza adeta tasdik olmuş.. Tabii Derîn manalarını bana da açarsanız müteşekkir olurum. 

 Zuhuratlarım şöyleydi:

------------
 25 Kasım Rüyamda odamdayım perdelerim açık. Altımda sadece iç çamaşırım var. Yan binadaki en üst kattakiler beni görüyordu.. Bende onlardan saklanıp yorgan altına saklanıyorum. Babam bahçeye iniyor  bizim eski arabayı görüyorum. Onu hareket ettirmeye çalışıyor ama bir şey kırılıyordu galiba vites kutusuydu.. Babam arabanın yanından itiyordu sonra araba geri geri gitmeye başlıyor babam arabanın arkasına düşüyordu. Araba babamın bacağından geçiyordu. Bunu görünce babam diye bağırıyor hızlıca aşağı iniyordum.. Babam galiba o ara kalkmış eve çıkmıştı.. Yerde bir kaç damla kan gördüm.. Sonra bambaşka bir sahnede arkadaşlarla görüyorum kendimi. Gri 3 tane kedi görüyoruz. Onlarla oynuyoruz sonra bizden rahatsız olup hırlıyorlar bize.. 3 ü de cam fanus içinde su içindeler.. Suyun içine giriyor dalıyorlardı Hürmet, muhabbetle Serpil Ablacığım ve Sizlere hayırlı akşamlar dilerim Murat Derûnî Abi..

---------

 Ve son olarak “İz” ve “Derûni” mahlasları ile ilgili oluşan müşahade ve bunlar ile ilgili mailleri buraya alıyoruz.

 Ynt: RAH-I AŞK

 Murat CAĞALOĞLU

 26.08.2019 Pzt 10:53

Mu… Oğ…

 Aleykümselâm, Hayırlı Günler Oğ…, Müşahaden güzel olmuş, Cenâb-ı Hakk nicelerini nasib etsin. İnşeallah, Selâmlar, Hoşça Kal..

 Murat Derûn-i Abin. 

 ---------- Forwarded message ---------
 From: Mu… Oğ… <og…@gmail.com>
 Date: 24 Ağu 2019 Cmt 21:19
 Subject: RAH-I AŞK
 To: <cagaloglupasa@gmail.com>

 Selâmün aleyküm, ağabey hayırlı geceler

 RAH-I AŞK Kitabının arka yüz kapağı (M.Erol KILIÇ) Bilgilerinize arz ederim.

 Kitap no:114(Mushaf Süre sayısı) Dizi no:5 (Beş hazret makamı) Baskı:7 (Nefs mertebeleri) Barkot sayıları: 978-975-574-043-0

 Sayılar toplandığında 9+7+8+9+7+5+5+7+4+0+4+3+0=68 6+8=14 (Nûr-ı MUHAMMEDİ) Barkot sayı basamak sayısı: 13 (Hz.Muhammed rumuz sayısı) Etiket sağ üst köşesinde 14 

 (Nûr-i MUHAMMEDİ) Ağabey, fakir bir zuhurat sonrası, kitap fuarında standın birinde karşıma çıkan rahi aşk kitabını almış başucu kitablarımdan biri haline getirmiştim. Siz birkaç ay önce bu kitab üzerinde çalıştığınızı söyleyince elimdeki kitaptaki arka yüz kapağını kabul buyursanız gönderiyorum.

 Selamın ala Nur...

-----------------------

 Hayırlı Günler Oğ…, Buradaki müşahaden de güzel olmuş...

 Tefekkürüne esas olan düşünceyi mailine almak daha güzel olur düşüncesindeyim. Böylelikle ileride okuyacak olanlar olursa burada ne demek istendiğini daha iyi anlayacaklardır.

 Memleketimiz son devir mutasavvıf şahsiyetlerinden Mehmet Nusret Tura Beyefendi, elinizdeki bu kitapta ilâhi isimlerin derûni manâsını tefekkür etmeye davet ediyor bizleri.!

 Bunun öncesinde ise yazılanlar şunlardır. 

 Mümkün varlıkların bir veya bir çok esmâ-i İlâhiyyenin tasarrufu altında olarak bu İlâhi isimler altında sıfâtlanmıştır. Kişinin hangi ismin tahtı tasarrufu altında olduğunu bilmesi demektir ki buna tasarrufta "men aref" dersi denir tasarrufta bir makamdır. 

 Son satırları yazarken arada "demirci ve eskici" Hurdacı (Hu-rdacı) sokağımızdan bu ifadeleri yüksek sesle ifade ederek geçmektedir. (Bu bir kenarda kalsın daha sonra döneriz.)  Bu arada zâhir dünya işlerini yapmak için bâtından zâhire döndük.

 Şimdi kendi müşahadelerimiz ile bunu biraz daha derûnuna-derinine yorumlamaya çalışalım.

 Geçtiğimiz hafta işyerinden gece nöbetinden çıkışta eve döndüğümüzde Fatih Sultan Mehmet köprüsü ve Küçüksu tıkanıklığından dolayı Servis şöförü Şükrü Abi yol tıkalı Ümraniye içinden gidelim dedi. İkinci gün fakir Şükrü Abi yol yine tıkalı içerden gidelim dedim. Üçüncü gün Cum'a günü yine yol bir hayli tıkalıydı. Bu gün yanımızda güvenlik amiri Süleyman ve kızı vardı. Medeniyet Üniversitesine kayıt yapacakmış. Ayrıca Ünalan tarafında yer arıyordu.

 Her üç günde de  Akşemseddin hazretlerinin bir panoya asılmış müşahadesi oldu. Bir etkinlikten bahsediyordu. Hızlı geçtiğimiz için ne olduğunu anlayamadım.

 Eşim Cumartesi Sakarya Kuzuluk İhlas kaplıcalarına gider ve  Pazar  eve döneriz dedi. Peki olur dedim. Daha sonraki konuşmamızda Bolu Seben'i görmek istiyorum dedi. Güzergaha bakınca Bolu veya Taraklı, Göynük üzerinden gidebileceğimizi gördüm. Güzergahı Göynük ve Bolu üzerinden Akyazı-Kuzuluk olarak düşündüm.   Hem de oluşan üç günlük müşahadenin ardından Göynük'te Akşemseddin hazretlerine uğrarız diye de ayrıca düşünüyorduk.

 Önce Göynükte hazreti ziyaret ettik, 54 numara yazan kapıdan içeri girerek önce Selâm verip (Essâlamû aleyküm Ya Mukaddesan, Ya Azizan) üç İhlas bir Fatiha okudum ve kalabalık olduğu için orada fazla kalamadan ayrıldım.

 Camii kısmına geçtiğimde namazı kılıp etrafta ne var diye baktığım zaman üzerinde çalışma yaptığım Mutaffifîn ( Ölçü ve tartıda hile yapanlar) ile alakalı Muhammed (s.a.v) hattının hemen sağında bir Terazi resmi gördüm. Bunun üzerinde Kûr'ân ve terazinin tam alt ortasında Kürsi ve Minber resmi vardı. 

 Daha sonra Camii çıkışında farkettiğim  bir çift siyah erkek ayakkabısı vardı. Bu ayakkabıyı ilginç kılan “ARDIÇ” ayakkabı markasının içinde yazılı olmasıydı. Ve iç tabanında üçgen şeklinde bir kabartma yapışmıştı. 

 Göynük çıkışına doğru Hacı Bayram Velinin diğer talebesi ve halefi, Bıçakçı Sikkini (Ömer Dede) hazretlerine Selâm verip Göynük'ten ayrıldık. 

 Yolumuza devam ettik elma diyarı Seben’e geldik. Solaklar kaya evlerini ziyaret ettikten sonra, Seben yaylasında Seben gölüne gittik. Burayı ilginç kılan toprak yol ile gölün içine devam edilen yaklaşık 100 metrelik yürüme yolu ve sonunda bulunan küçük mescid şeklindeki Camii idi. Etrafına gelen balıkçılar kamış oltalarını göle sallamışlar ve balıkların yakalandığını misinaya bağladıkları zil ile anlamaya çalışıp sabır  ile bekliyorlardı. Karşı tarafta iki bölgede yayla evleri vardı. Ve çeşitli noktalarda kamp kuran kampçılar vardı ve hâla göl etrafına kamp kurmaya gelenler vardı. 

 Buradaki gezimiz bitince Bolu dağı yolundan devam ettik, akşam yemeği için girdiğimiz "14 Esas Burada" AVM de eşim ve kızım alışveriş yaparken terasa çıktım. Ve Bolu dağını seyretmeye başladım. Tam sol çaprazda duran Akşemseddin Hafız İ.H.O okulu dikkatimi çekti.

 Akşam ezanı okundu, Mescide doğru gittim. Abdest almıştım ki  biraz arkamda mescidin önüne 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu ve onun yanında 3-4 yaşlarında bir erkek çocuğu belirdi.  Kız çocuğunun başında karton kağıttan bir tac vardı. Merhaba diyerek onları selâmladım. Aralarında A!rabça fısıldaştıklarını fark ettim, aradan belirsiz kısa bir zaman geçti. Kız çocuğu kendini göstererek Hena dedi. Erkek çocuğunu da göstererek Mahmud dedi. Hena ve Mahmud diye isimlerini söyleyince teyit ettiler. Ene Murad dedim. Hena sen Murad'mısın dedi. Biraz türkçe bildiği anlaşılıyordu. Evet ben Murad'ım, diyerek yanlarından ayrıldım.

 İşlerimizi hallettik ve gece 10 gibi Sakarya Kuzuluk'ta olduk. İhlas kaplıcalarından size 6A-13 numaralı daireyi ayırdık dediler. Burada çaydanlığın altında yazan "YİĞİT" yazısı yine dikkatimi çekti.

 Ertesi gün Kuzuluk köy pazarına gittim ve gözlemeleri aldıktan sonra dönüşte Beyaz WW MULTİVAN minibüsün sarı plakası dikkatimi çekti. NL-Hollanda plakalı bu araç 93-VTN-1 idi. 

 Toplandık yola çıktık tekrar bu sefer yine alışveriş için kuzuluk köy pazarına gittik. Bu sefer buranın girişinde, Avusturya (W) 45793 E yazan bir plakalı araç vardı. İşimiz bitti, Kuzuluk çıkışından yakıt aldıktan  sonra ödeme yapmak için (77) yazan yere ödeme yapmaya girdim. Kasiyerin ismi dikkatimi çekti, EFENDİ DERİN yazmaktaydı. Neyse dedim vardır bir hikmeti diye düşündüm. Senden gelen mail-leri okumamıştım. Bakınca bağlantıları görmemek zor olmadı. Şimdi tekrar paragrag paragraf bakalım.

 O'NUN GÜZEL İSİMLERİ

 HU' NUN (NÛRU-MUHAMMEDİ) GÜZEL (CEMÂL) İSİMLERİ (ESMÂLARI) Nusret Babam (r.a)'in bu kitabında Kahhar ismini bulamadığını söylüyordun. Bu esmâ Celâlidir.   

 Öncelikle gönderdiğin resimde İnsan yayınları ve Parmak İzi vardır. 

 İnsan'ın esmâsı Selâm ve Camii esmâlarıdır. Parmak izi ellerimizin ucunda bulunan 81+18 sayılarının devamındadır. Yani 99 Esmâ'ül Hüsna'nın kodlamaları bu izdedir. Kıyâmet sûresi 4. Âyet parmak uçları çalışmasında senin göndermiş olduğun bu kitabın arka sayfası hakkında bir malumatımız yoktu. Esmâ'ül Hüsna çalışmasını PDF döküman kaynağından yapmıştım. (165) Kıyâmet sûresi sayfa 165 ten itibaren olan bölümü buraya alalım. Buna geçmeden İnsân sûresi 76. sûredir ve Nusret Babanın Bâtın âleme alındığı yaşıdır.

----------------------------

بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ {القيامة/4}

          (Belâ kâdirîne alâ en nusevviye benâ neh.)

 “Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.”(75/4) Bu âyet bir önceki âyet ile bağlantılıdır. Evet, değil kemiklerini, parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter. Şeklindedir…

Kemiklerlerin yapı taşını kalsiyum oluşturmakta ve vücudumuzdaki kalsiyumun %99 kemiklerde bulunmaktadır. Kalsiyum (Ca) simgesi ile gösterilmekte elementler içindeki numarası (20) dir. Ca; “Cim-3” “Elif-1” den oluşur. (3+1=4) dür.

Elimizde ve ayağımızda (5x4=20) parmak olması ve kemik ve parmakların Kıyâmet sûresi 3. Ve 4. Âyetlerde olması düşündürücü ve Cenâb-ı Hakk’ın Kûr’ân-ı Kerim sistemini nasıl oluşturduğunu tekrar tekrar tefekkür etmeye bizleri sevk etmektedir.

El parmak uçları zâhiri beş duydu içinde dokunma duyusunu oluşturması ve ayak parmakları ise vücud dengemizi sağlamakta ve düzgün yürümemizi kolaylaştıran uzuvlarımızdır.

Uçlarında işlerimizi yapmamızı kolaylaştıran tırnaklarımız vardır. Genellikle halk arasında “gece tırnak kesilmez” diye yaygın bir anlayış vardır. Yakın bir tarihte kaynağını hatırlayamadığım bir haberde vücuttaki kalsiyumun gece tırnaklarda toplandığı, sabah olunca tekrar vücuda kullanılmak üzere gönderildiği yazılmaktadır.

Tırnakların kesilmesinin hakîkati; nefsâni istikamette kullanılan Ef’âli İlâhiyyenin kesilip vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Bunun bir hikmeti bu nefsi istikamette kullanılan Ef’âli İlâhiyye tekrar meydana getirilip kişinin önüne konulacak olmasıdır.

Efendi Babam bir bayram ziyaretinde Tekirdağ’da terzilik mesleğinden dolayı yüzük takıp iğne kullanıp elbise dikmenin kendisine verdiği zorluğu biz evlâtlarına anlatmak için parmaklarını gösterek yerinden kesilsin diyecek hale geldiğini bildirmişti. Tabii ki böyle bir şey yapmaz ama işin zorluğunu ifade etmek için söylemiştir.  

El parmak uçları ile parmak basmak imza yerine geçmekte ve yakın tarihimizde kimliğimizi belirleyen şifrelerimiz olmaktadır. Günümüzde pasaport, ehliyet kimliklerimiz olmaktadır. Kişiler ikiz kardeş bile olsa parmak uçlarındaki şifreler birbirine benzememektedir.

A’mâ yani kör olanlar parmaklarını yüz veya eşya üzerinde gezdirerek kişi veya eşya hakkında fikir ve görüş sahibi olabilmektedir. Yanlış anlaşılmasın zâhiri olarak bu haslete ve engele sahib olanları eleştirecek hâlimiz yoktur. Takdiri İlâhi olarak bu hâlde zuhura gelmişlerdir. Ve sağlam olanların şükür ve hamd etmelerine vesile olmaktadırlar. Bu hâl üzere şükür ve hamd üzere bu dünya hayatını sürmelerinin mükâfatı Cenâb-ı Hakk katındadır.

Hazreti Mevlânânın Mesnevi-i Şerifinde körler ile fil’in hikâyesi vardır. Fil’in çeşitli yerlerini elleri ile kontrol eden a’mâlar, daha önceki dokunma tecrübelerinden fili bir direğe, büyük bir yaprağa, hortuma vs. benzetmişlerdir. Ama hiçbiri filin asli görüntüsünü anlayamamışlardır. İşte bu dünya hayatında hakîkate kör olupta, kör haşr olup ben kör değildim diyenler yalnızca Cenâb-ı Hakk’ı hayâli ve vehimi bakış açılarına göre şekillendirdiklerinden yine bu dünya da rabb-lerini zan ettikleri şifre üzere tanıyabileceklerdir.

بَنَانَهُ (benâne) Parmak, parmak uçları sayısal değeri şifresi; “Be-2”, “Nun-50”, “Elif-1” “Nun-50” (2+50+1+50=103) dür. (13) Hazret-i Muhammedin şifre rakamıdır. Aynı zamanda “12” dersin İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yâkın olarak ikmal edildikten sonra (13) sûkün devresinde kişiye verilen Rabb-i Hasıdır.  Burada anlaşılan “Kıyâmet-i Kübra” ile birlikte Cenâb-ı Hakk tarafından verilen Rabb-i Hass ender hadiselerden birisidir.

أَن نُّسَوِّيَ (en nusevviye) Ben tesviye ederim, ben beni düzenleyebilirim demektir. Âdem (a.s)’ın halkiyeti için Cenâb-ı Hakk iki elim ile düzenlediğim (tesviye) buyurmaktadır. Ve kendisine Esmâ’ül Hüsnâ’yı öğrettiğini bildirmektedir. 

 Bu âyette verilen قَادِر (Kadir)  esmâsıdır ve kudret sıfâtı ile bunun yapılacağı yani zuhura getirileceği kati olarak bildirilmektedir. Parmak “İz”i de ayrıca fakirin dikkatini çeken hususiyet olmuştur. (13) Hazret-i Muhammedin “İz”i olmaktadır. Bu konu hakkında yakın bir tarihte geçen Efendi Babam ile aramızda geçen hatıranın bağlantıları bakımından buraya bir bölümünün alınması faydalı olacağını düşünüyorum…

----------------------------

            Terzi Baba <terzibaba13@gmail.com>

            6.12.2018 Per 14:57

Hayırlı günler Muratçığım.  Hamdolsun şu an Tekirdağındayız çok şükür şimdilik sağlığımızda yerinde sayılır. İnşeallah sizlerde iyisinizdir. Serpil kızımızın da vertigosu  iyileşmiştir inşeallah tekrar geçmiş olsun. 

Bilgisayarın başında gelen mailleri cevaplamaya ve zuhurat gönderenlerin zuhuratlarını özetle cevaplamaya çalışıyorum. Allah hepimize kolaylıklar versin. 

Önce gönderdiğin dosyayı sildim, yeni gönderdiğini indirdim. Bahsettiğin kişinin belki geleceği ile ilgili bir husus olabilir çünkü hatırımda kaldığına göre merdivenleri çıkıyor diyordun. Şimdilik samimi gözüküyor ama zamanla ne olacağı bilinmez.  

Diğer yönü ile hiç bilemediğimiz bir "Er" de olabilir bunu zaman gösterir haktan hayırlısı. 

Senin mailini cevaplarken öğle namazını kılmak için bilgisayarı açık bırakıp yan odaya  gitmiştim seccadeyi yayıp namaza durdum Fâtihayı şerifi okuyorken bir taraftan da gönlümde "Derûnî, derûnî" diye bir kelime canlanmaya başladı hayırdır inşeallah deyip namazımı bitirdim daha sonra ne olabileceğini tefekkür etmeye başladım senin gönderdiğin kitabın ve mailin önümde bilgisayarda açık vaziyette idi. Bu hususun seninle ilgili olabileceğini düşündüm. 

Epey zamandan beri sana da, bir "mahlâs/batıni takma ad" vermeyi düşünüyordum nasıl olsa daha zamanı var diye  herhangi bir şey henüz düşünmemiştim. İşte bu hususun seninle ilgisi olabileceğini düşünerek aklımda senin hakkında şöyle bir düşünce cümlesi oluştu. O da şudur. 

 "Terzi oğlu Murat derûnî" Diğer  İsmi hasın yönünden "Kadir" isminin bazı tecellileri olduğunu ve bu ismin ismi has'ın olabileceğinden bahsetmiştin. Bende bunu düşünüyordum ancak bu ismin beşeri ve ilâhi iki hali vardır. Beşeri olanı "kadir" sıradan bir isim, ilâh-i olanı ise "Kâdir" dir beşeri olan zaten sıradandır, özel isim olması bir şey değiştirmez.  İlâh-i Olan "Kâdir" ise mutlak bir kudret gerektirdiğinden bizler için iddialı bir isim olacağından kaldırmamız ve icabını yerine getirmemiz mümkün olamaz. Bu ismi taşıyan bilindiği gibi "gavsul a'zam Abdül Kâdir Geylâni" Hz. vardırki gerçekten kudret tecellilerini göstermiştir. 

Bizim de 1990 haccımızda hava alanında iki aile dört kişi olarak elimizde hiç bir şeyimizin kalmadığı "pasaport hüviyet kâğıdı bir adres riyal ve diğerleri" kendimizi tanıtıcı hiç bir şeyimizin olmadığı, elimizde sadece bavullarımızın olduğu ve hava alnın da çaresiz beklediğimiz ve sonumuzun ne olacağını bilemediğimiz bir zamanda  "Abdül kadir geylâni"  ve Hasan Hüsamettin Uşşaki" Hz. Allah'ın izni ile yöneldiğimizde. Kısa bir müddet sonra arkamdan bir elin bana dokunduğunu hissettim ancak bu el büyük bir ihtimalle polisin eli olabilirdi bu hissiyat içinde arkama dönüp baktığım zaman, Cidde de misafir olduğumuz evin oğlu olduğunu görünce dualarımızın gerçek olduğunu gördüm, bu husus Pirlerimizin himmeti ile "Kâdir" Kudretullahın tam müflis olduğumuz bir zamanda  bizlere yetişmesi ve kurtuluşumuz idi. 

Bu uzun bir hikâyedir burada ilgisi olması bakımından bu kadarının bildirilmesi yeterli olsun. 

Bu durumda bence, senin rabb-ı hasının belki "Bâtın" ismi veya o anlamda esmaül hüsnadan diğer bir ismin olması daha uygun olacak gibi görünmektedir. Vakit bulduğunda "esmâ’ül hüsnâdan" "Bâtın" ismini ifade edecek başka bir isim varmı yokmu onu bir araştır. Benzeri bir kaç isim bulursan onları da kaydedersin sonra gene istişare ederiz. Hakkın da hayırlısı olsun. 

Bu konu da  netleştikten sonra kitabının sonuna ayrı bir bölüm olarak  ilâve edebilirsin. 

Bende cilt kapağını hazırlar ve ön sözünü de ilâve ettikten sonra inşeallah tamamlanmış olur.

Dünya ahret işlerin kolay gelsin Herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız. 

----------------------------

          Esmâ'ül Hüsna ve Rabbi Has Murat CAĞALOĞLU

           7.12.2018 Cum 00:31

          Terzi Baba Hayırlı Akşamlar Efendi Babacığım, Hâlinizin ve sağlığınızın yerinde olmasına memnun olduk. Hamd olsun, Serpil kızınız daha iyidir, Vertigo rahatsızlığı nüksettiği zaman kullanması gereken ilaçlarını alıyor... 

Kardeşlerime zuhuratlarında, hayırlar ve başarılar diliyorum...

         "Bahsettiğin kişinin belki geleceği ile ilgili bir husus olabilir çünkü hatırımda kaldığına göre merdivenleri çıkıyor diyordun. Şimdilik samimi gözüküyor ama zamanla ne olacağı bilinmez.  

            Diğer yönü ile hiç bilemediğimiz bir "Er" de olabilir bunu zaman gösterir haktan hayırlısı."  Bu konuda fakirde Efendi Babam gibi düşünüyor, yaşadıklarımızdan sonra bu konularda ihtiyatlı davranmak en doğrusu olacaktır.

Efendi Babam, Öğle namazında Fâtiha okurken  "mahlâs/batıni takma ad" olarak "Derûnî, derûnî" ve "Terzi oğlu Murat derûnî"  Cenâb-ı Hakk tarafından verilen ve Efendi Babamız tarafından tasdik edilip fakire lutfedilen bu isim için ellerinizden öper ve teşekkür ederiz. Rabb-imize hamd olsun.

Cenâb-ı Hakk sizleri başımızdan eksik etmesin, Efendi Babam bizim için bu dünya hayatında başımıza gelen en büyük lütuf ve ikramdır. Rabb-imize ne kadar şükretsek, şükründen aciziz. Fakir, Efendi Babam tarafından verilenleri emanet olarak bilmektedir. Zaten bilindiği gibi payelerinde pek bir ehemmiyeti yoktur. Sadece yolumuzun yürümesi için gerekli olan şeylerdir. Efendi Babam, pirlerimiz, Efendimiz (s.a.v.) ve Cenâb-ı Hakk huzurunda bu da bizim evladımızdır, Pirlerimize, Efendimize (s.a.v.) Cenâb-ı Hakk'a muhabbeti vardır desin bizim için yeter, "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyurmuştur (s.a.v.) 

          "Derûnî, derûnî" isminde batıni/gizli Nureddin vardır.

Böylelikle Efendi Babamı Tekirdağ'da zâhiri ilk ziyaret etmeden mâ'nâda gördüğüm Nureddin Cerrahi tekkesi ile ilgili zuhuratın bir yönü daha zâhire çıkmış oldu.

            Nureddin Cerrahi tekkesinde sabah namazı vakti ve cemaat namazı kılmış, fakir bireysel olarak sabah namazının farzını kılıyor. Selâm verdikten sonra daha seccadeden kalkmadan, Merhum Muzaffer Özak Efendi tam karşımda yüksekçe bir sahnede beliyor ve Efendi Babamın namaz mertebelerinin dosya kağıdını elinde tutarak rukü ile ilgili olan kısmını göstererek ve fakiri işaret ederek bu Nakşibendi-Gülşeni kardeşimize aittir demişti. 

Efendi Babam bu zuhurata, sende her meşrep var, bende öyleyim demişti.

Son Edirne ziyaretimiz ile ilgili düşüncelerimi ve Hasan Sezai hazretlerini ziyaretimde ki müşahadelerimi de yorumlamıştım. Efendi Babamda ince (derûni) fikirler demişti.

         "Diğer  İsmi hasın yönünden "Kadir" isminin bazı tecellileri olduğunu ve bu ismin ismi has'ın olabileceğinden bahsetmiştin."  Bu konu hakkında 4-5 sene önce Bursada 13 numaralı bir bayan kuaföründe Kadir Terzioğlu ve 40 numaralı bir mekânda Kadir usta ile işlerim olmuştu. Zuhuratta da böyle ma'nâlanmalar ve başka tecelliler olunca bu mudur? Acaba diye düşünüyordum.

Açıkçası derslerde Kadir gecesinden sonra oluşan Kâdir ve yaptığım çalışmalar içinde Namaz, Selâm ve namaz sonunda dua da Kâdir isminden bir yansıma mı oluyor? Diye de düşünüyordum. Bilindiği gibi birçok bağlantıları var ve son yıllarda birçok tecellisi oldu.

Bildiğiniz gibi bir şeye sahip çıkma gibi bir derdimiz yok. Bu konuda uyardığınız ve açıklık getirdiğiniz için teşekkür ederiz. Şuur altında oluşan soruma da cevab gelmiş oldu. Ne Cenâb-ı Hakk’ın karşısına ne de pirimiz Abdülkâdir karşısına Kâdir ismi şerifine nasıl sahip çıktın diye açıkçası çıkmak istemem. 

Dediğiniz gibi "Bâtın" ismi şerifi üstünde araştırma yaptım açıkçası pek yakın bir esmâ bulamadım. Efendi Babamın uygun gördüğü "Bâtın" ismi, "emrim başım" üstünedir. Bildiğim kadarıyla bu isim İsâ (a.s.)ın, Rabb-i Hassıdır. Açıkçası bunu duyunca  bir endişe duydum ama Efendi Babamın bir bildiği vardır diye bu endişemde sûkün buldu.

Törenin ertesi günü Kasımpaşa ya Hazreti Pirimizi ziyarete gittim. Giriş kapısında bir tadilat işi vardı. Akşam namazını kılıp Kütüphane (Hazmi Babamın makamı önünde) kılıp çıkarken, usta oradaki görevliye "ŞERİT BANT" çekeriz diyordu. Açıkçası ne zuhur edecek diye bekliyordum. Şeriat kısmını anlamıştım. Şerit-Şeriat-Zâhir, Bant-Bâtın, neyse daha başka şeylerde var. O gün gördüğüm işaretleri not aldım müsait bir zamanda yazmak istiyordum.

Kitabın başında bulunan “Hakikat-ı Buldurur” şiirinde bulunan "Murat Bâtını Hatırladı".

Ve Nusret Babamın Esmâ'ül Hüsna kitabında "Bâtın" ismi şerifi için yazdıkları içinde;

          Yazılarımızı kimi okur kim, okumaz., kimi okur anlamaz. Âdet olduğu veçhiyle ekseriya kitapların kıymeti yazarının vefatından sonra anlaşılır, belki o zaman bir istek uyanır. Eski âlimler kalmadı, biz de sîzin asrınızın çocukları idik şimdi dedesi olduk. Bir zaman, "kendi gitti ismi kaldı yadigar" dedikleri gibi bunlar da torunlara yadigar kalacaktır.

 Kitabın sonu için bu konuyu yazarsın demiştiniz. "02-12-2018 Kavacık Tac-ı Şerif Töreni, müşahade ve düşünceleri" adı altında bir yazıyı bugünün hatırası unutulmasın diye yazmak istiyordum. Yazmamı istediğiniz bu konu içinde olabilir mi? Yoksa ayrı bir başlık altında Rabb-i Has konusu mu? Veya farklı bir konu başlığımı açalım...

 Bu vesile ile; Ve Nusret Babamın Esmâ'ül Hüsna kitabının Terzi Baba kitabları arasında olması  gönlüme bir kaç gündür doğdu. Eğer elinizde böyle bir çalışma  yoksa ve bu çalışmanın yapılmasının herhangi bir mahsuru yoksa bu çalışmayı düzenlemek istiyorum.

Zâhir, Bâtın (52) Nusret Babam (r.a.) in "Bâtın" ismi fakire yadigar kalsın. İnşeallah...

Zâhir, Bâtın Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.

-------------------

 Terzi Baba Hayırlı geceler Muratçığım. Sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız. Serpil kızımızın ve hepinizin de iyi olduğunuza sevindik.

 Hayat bildiğin gibi her an doğumları olan bir yaşam sürecidir vakti geldiğinde hem genel hem özel doğumlar olmaktadır  bu doğumları ancak irfan ehilleri görebilmekte diğerlerinin ise haberleri bile olmamakta, Hakk'tan hayırlısı hepsinin kendine göre hikmetleri olduğu malûmdur…

 Yazdıklarına ve bağlantılarına göre sana şöyle bir isim verilmesi gerekiyor gibi gözüküyor. Batın ağırlıklı olan ismi hasın kullanılma sahası bahsettiğin isimde de geçtiği gibi "Nureddin" ismi hem batını hemde zahiri bünyesinde bulundurmaktadır. Nur olması yönünden bâtın, din olması yönünden zahirdir.  Bu yüzden hem zahir hem bâtındır. Bahsettiğin gibi "Derûnî" de de vardır. Güzeldir ve abartısız ve kaldırılabilecek bir anlamı vardır. Daha ilk tanışmamızda bahsettiğin gibi bu tecelli olmuş.  O halde senin mahlas ismini  inşeallah,  "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" olarak tescilleyelim. Murat Cağaloğlu zâhir ismin  "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" kısaltılmışı, "T.O.N.D"  şeklinde olsun. Tekirdağında ki, "Şe… Kı…"  oğlumuzun, "Çelebi Hüsamettin Uşşaki" "Ç.H.U." olduğu gibi. İsmi hasın, "Bâtın"ın "Nur" olduğuda bu istişarelerden sonra oluşmuş oldu.  Gerçi  bu ismi kendi kendisine  abartılı olarak "Nurullah" deyip verenlerde vardır ama  bu ismi verenlerin bilmem sonları ne olur.

 Hakkında hayırlısı olsun.  Ayrıca İzmir’deki kızımızın "Te.., kı… Nu… Ni…" ismi gibi "T.K.N.N." şeklindedir. Bunlar yolumuzun güzel  uygulamalarıdır çalışma ve gayretleri neticelerinde kendilerine Hakk tarafından verilen lütuflardır. Herkesin Hakkında hayırlısı olsun.

 Bu hususta bir gün Rahmiye Annemde benim hakkımda Nusret Babama hitaben "Hu Necdete” "iz" ismini verelim demişti. Bu sahada benimde mahlas ismim "İz" dir, Yani sünneti seniyyeyi takib etmeye çalıştığım ve Peygamberimizin izinde yürümeye çalıştığım için bu ismi vermişlerdi pek mevzu olmadığından fazla bahsetmek istememiştim. Bu hususta sadece o zamanlar yazdığım bir satır dizisi vardır. Bulamadım belkide hatıra olarak bir yerde yazmış olabilirim. Geçmiş zaman, yerini hatırlayamadım elbet bir gün bir yerden çıkar inşeallah.[115]  

 Kitabın devamına tac-ı şerif mevzuunu ve bu ismi has mevzuunu da özetle yazarsın, istersen daha sonra ayrı bir kitap halinde genişleterek tekrar yazarsın inşeallah. 

 Ayrıca çalışmasını yapmayı düşündüğün Nusret Babamızın "Esmâ’ül hüsnâ" kitabının çalışmalarına başlayabilirsin iyi olur. Ayrıca onun içine (1-Necdet divanı)nın başında olan her isme bir dörtlük yazılı bölümüde ilâve edebilirsin. Daha sonra gene görüşürüz soracağın başka şeyler olursa gene sorabilirsin  (53-Ayetleri) kitabının taslak resimlerini internetten indirdim kısmet olursa hafta içinde  çarşıya gidip cilt kapaklarını yaptırdığım yerde onu da yaptıracağım.

Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız. 

İzinden Yürüdüm

 On bir yıldız bir bir seyrettim, Parlak ay yüzüne meylettim, Doğunca güneşi devrettim, Kevkeb’in[116] izinden yürüdüm. 

 Heva yıldızı indirince, Mi’rac yolunda sindirince, Gönlüm rûyeti bildirince,[117] Ve’n Necm’in[118] izinden yürüdüm.

 Şıra yıldız[119] sahibi O’dur, Benlik, bizlik nasibi Hu’dur, Senlik, sizlik naibi[120] budur, Necatın[121] izinden yürüdüm. 

 Yıldızın parlak bildim Tarık,[122] Karanlık delip geçtin barik,[123] Aydınlık için yetmiş tarik,[124] Arifin izinden yürüdüm.

 Kadri kıymetimi bildirdi,[125] Gözde yaşlarımı sildirdi, Selâm niyazımı bindirdi, Kulunun izinden yürüdüm.

 Rotamı çevirdim Mekke’ye, Arafta dikildim vakfeye, Giriver denildim Kâ’be-ye, Denizin izinden yürüdüm. 

 Pirlerim hayalle[126] gizliler, Taçları haleyle[127] bizliler,[128] Sükûnu[129] haliyle izliler, Nusretin (r.a.) izinden yürüdüm.

 Fatiha okunur sislenir, Derûni derûni[130] seslenir, Muradı nûrunu süslenir, Necdetin (k.s.) izinden yürüdüm.

 Rahmeti muhabbetin şem’in,[131] Hakikat-i Muhammedin gemin, “Ol der oluverirdin”[132] semin,[133] Aşkımın izinden[134] yürüdüm. 

 Murat Derûni 23-12-2018

 Terzi Baba Hayırlı günler Muratçığım. Akşam gönderdiğim mailde ismin hakkında bazı yorumlar yapmıştım. Daha sonra "Nureddin" ismine biraz takıldım, sabah kalkınca da bu ismin bize biraz yabancı gibi geldiğini düşündüm.    

 "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" kısaltılmışı, "T.O.N.D"  şeklinde olsun.   

 Demiştim ancak bu isim bana biraz yabancı kaldı gibi geldi "Terzi Oğlu Murat Deruni"  "T.O.M.D."seni daha güzel anlatıyor gibi duruyor. İsmi hassın ise gene Bâtın kaynaklı "Nur"  veya "Nur'eddin"  dir bu şekilde hem Nureddin ismi kullanılmış ancak batında kalmış olur. 

 Ancak gene bak sen karar ver neticede sana da hangi isim gönlüne uygun gelirse bundan sonra onu kullanırız, inşeallah. 

 Tekrar Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.

-------------------

 Terzi oğlu Murat Derûni Hayırlı Günler Efendi Babacığım, Bizlerde sizin iyi olmanızdan sevindik. Hamd olsun bizler de daha iyi sayılırız.

 Vermiş olduğunuz isimler başımız üstünedir. Dün çarşıya indiğimde, Âlem kitabından, önce bir çocuk (Veled-i Kalb) gördüm önünde değişik kumaş dikdörtken küp (Kâ-be, Mirac) çanta üstünde "Has" ibaresi vardı. Daha sonra 20 adım attım, Nefsi küll zuhurundan Adam (Âdem, Adem) isim koymuş işte (Şeniyyet-Tevhid)[135] ile anladık ki doğum olduğunda nasıl bir bebeğe ismi büyükleri koyar. Bâtın âlemine ma'nevi doğumda Baba'nın bu işi belirlemesi en doğrusudur tasdiği geldi.[136]

 T.O.M.D sayısal değeri kısaca zâhiri (O -70) ile "514"  bâtini (O-Hu-11) ile "455" tir. Vermiş olduğunuz emanet şifreleri ile uyum içindedir.

 Murat-Murad ismi de "Künfe Yekün" Âyetlerinde Nüket Annem (T.O = 470)  ve Efendi Babamın şifreleri ile uyum içindedir. Nureddin ismi biraz yabancı gibi duruyor ve başka bir yolu çağrıştırıyor. 

 Bugün sabah Sefer beyin Bp benzinliğini geçince bilboard reklamında gördüğümüz "ZARA[137], DERİN AŞK 3" ile “DERÛNİ” ismi de tasdik bulmuş oldu.

 "DERÛNİ" de iki özellik daha vardır. Deni; zelil ve hor demektir. "Run" ingilizce çalışmak ve koşmak demektir. Elektirik- Otomasyon da 24 Volt (Nur-Zaman) PLC[138] (35)[139] sistemlerinde sıkça karşılaştığım için biliyoruz. Böylelikle hem acizliğimizi, hem deruni fikir sahasında nûr ile koşturduğumuzu hatırlamış oluruz.

 "Ç.H.U." ve "T.K.N.N."  kardeşlerime başarılar dilerim, Allah (c.c.) mahçup etmesin ve utandırmasın.  "T.O.M.D." ile beraber bu üçlünün ne olduğu bellidir diye düşünüyoruz.

 Girizgahta anlattıklarımdan önce balıkçıdan balık almıştım. Kasaya ücretini öderken, ayıklanan balıkları sırası ile müşterilere teslim edilirken 52,53,54 sayıları ile verildi. BAL' İ.K., derya,  Nun, Nûr, bunlar 54 Zâhir, Bâtın Nusret babama (r.a.) aittir. Efendi Babama zâhirde "gözümün nûru" demiştir. Fakirin bundan 5-6 ay önce gördüğü zuhuratta Efendi Babam bir kenarda izlerken Pirlerimiz ardı ardına Kab-ı Kavseyn dairesinin kadim tarafını çizmiş bir şekilde “Uşşaki Kıyafetleri” ile mekânsız bir mekânda alaca karanlıkta başlarında "Nûr" haleleriyle gelmişler. Nusret Babam fakiri kucaklayıp içinden geçmiş ve içine geçirerek (Fe ve Vav)[140] harfleri oluşmuştu. Demek ki Nusret babam, bâtınında bulunan "Nûr", "Sat" yani Salât Nurundaki "Nûr" ismini fakire vererek tescil etmiş.  Efendi Babamda o gün izlediği m’a'nâda ki bu ismi tasdik etmiş. (Şu an okunan ikindi ezanı da bu yazılanlara tasdik oldu gibi düşünüyorum) 

 "İz" mahlanıza gelince (Cenâb-ı Hakk kudsiyetini arttırsın. İnşeallah…) en son gördüğüm zuhuratlardan birinde size de göndermiştim. Eslem'in 4-5 yaşlarındaki hâlinin elini tutarken Selâmi Ali Camiine yokuş yukarı çıkınca yağan karın üzerinden araba tekerlekleri "İz" yapıyordu... Demek ki burası ile bağlantılıymış... Rahmiye Annemin verdiği "İz" lakabı Fetih sûresi 29. âyet ile de örtüşüyor. Rahmiye annemin verdiği bölüm ilk kısımla, fakirin gördüğü ise ikinci kısımla alakalı duruyor. Eslem Şura'nın elinin tutulması 41 ve 42 sayıları ile alakalı ve yolla ilgili durumlar olduğunu düşünüyorum.

 Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde İz-i ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.(Fetih Sûresi 48/29) 

 "Nûr" esmâsı 93 sıralaması ve Kaynak (Allah) esmâsından sonra 92 dir. Bu da 40, Hakîkati Muhammedi sayısı çıkınca zâhir 53, bâtın 52 dir. 53 âyetler çalışmasında çizilen kâbe şekli 1-48 dış (Zâhir) ve 4 yönlü 256 (Nûr) sayısından oluşmaktadır[141]. Görüldüğü gibi Efendi Babamızdan yansıyıp çizilen bu şemanın bilgileri Zâhir yoldan verilen (Muhsi), ve Bâtın (Nûr) esmâsı ile 6-7 sene öncesinden bir tasdiktir.

 53. âyetler kapağı güzel olur. İnşeallah... Fakirde müsait bir zamanda sonuna Özel bir bölüm diye ilave ederiz. İnşeallah...

 10 sene kadar önce gönderdiklerini, benden gelenleri dosyala demiştiniz. Efendi Babamla olan zuhuratlar ve özel bölümleri ve bu son yaşananların ilavesi ile (Ustam (Terzi Babam) ve Ben)[142] adı altın da bir çalışma yapılabilir diye düşünüyorum. Hem bu çalışmaların nasıl olduğu, hem de ortalıkta bir kaç rüya gördüm, şunu bunu oldum diyenlere cevap olur. Bu işlerin bu kadar büyütülecek şeyler de olmadığı anlatılmış olur.

 Nusret Babamın kitabına başladım bitince onuda gönderim. İnşeaallah, Derûni, Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve İz babamızın ellerinden öperiz.

-------------------

 Terzi Baba Hayırlı geceler Murat oğlum.  Hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde gene iyisinizdir.

 Herşey Hakk'tan hayırlısı ile olsun inşeallah  gönül âleminin bağlantıları gerçekten çok güzel Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib edip başarılar  eylesin. 

 Nihayet (53)  ayetler kitabının  ön sözünü yazdım yerine ilâve ettim, ve cilt kapağını da yaptırarak  ön yüzünü kitabın başına arkalı önlü cilt kapağını da kitabın en son sayfasına kopyalayıp ilâve ettim imkânlar dahilinde oluşan bu oldu inşeallah sende beğenirsin nasıl olsa yarışa girecek değil.  Ayrıca kitaplar bölümünde de yeni kitabları da ilâve ederek güncelleme yaptım.  Yeni haliyle dosya kitabı sana gönderiyorum. Sende bakarsın. Daha sonra ilâvelerin ile tekrar gönderirsin. Böylece son hâli verilmiş olur. Hakk'tan hayırlısı. 

 Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden herkese selâmlar  hoşça kalın Efendi Babanız. [143] 

----------------------------

 Böylelikle “Elif” müşahadesi ile başlamış olduğumuz kitabımızı Cum’a Cem gününde tamamlamış oluyoruz. Okuyabilenlerin idraklerinin açılmalarını niyaz ederim. Herkese başarılar diler, Rabbü-l erbabımın “Elif-Ahadiiyet” olan Zât-ına sığınır, bu çalışmaya verdiği imkandan ve diğer bütün lütuflarından dolayı şükrederim. 

 Son olarak Gül-fem Hatun Camii İmamının Cum’a hutbesindeki bugünkü son sözleri ve açılımı ile bitirelim.

 Rabbim yardımlarınızı mizanıza dahil etsin.

 Gül (Muhammed s.a.v in remzi) Fem (ağızlı) Hatun (kadın kişi-nefsi küll üretkenliği) Cem’ül Cemi’ni Hutbe (Hu –TB) sinde İmam’ül Mübin (Önde Olan İmam) En-Nûr olan Rabb’ül Âlemin Allah (c.c), şerait, tarikat, hakikat ve marifet ehlinin Allah’ın yoluna yapmış olduğu hizmetleri mizanlarına (Muhammed-i “İz” anlarına-anlayışlarının sahipliğine, koysun (dahil etsin) İnşeallah. 

Murat DERÛNİ

14-02-2020

ÜSKÜDAR/İSTANBUL

Terzi Baba kitapları. 

Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

35. Fâtiha Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-namaz sureleri

69. 2-namaz sureleri

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi. 

103-terzi Baba yüksek lisans tezi. 

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura. 

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

-------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

-------------------

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.) 

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

------------------------------ 

 Terzi Baba kitapları sıra listesi

 KAYNAKÇA

 1. KÛR’ÂN VE HADîS :

 2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

 3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

25. -1-Köle ve incir dosyası: 

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 

27. -2-Genç ve elmas dosyası: 

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 

29. Karınca, Neml Sûresi: 

30. Meryem Sûresi: 

31. Kehf Sûresi: 

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası: 

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası: 

35. Fâtiha Sûresi: 

36. Bakara Sûresi: 

37. Necm Sûresi: 

38. İsrâ Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2) 

40. Âl-i İmrân Sûresi: 

41. İnci tezgâhı: 

42. 4-Nisâ Sûresi: 

43. 5-Mâide Sûresi: 

44. 7-A’raf Sûresi: 

45. 14-İbrâhîm Sûresi: 

46. İngilizce, Salât-Namaz: 

47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

50. 76-İnsân, Sûresi: 

51. 81-Tekvir, Sûresi: 

52. 89-Fecr, Sûresi: 

53. Hazmi Tura: 

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi: 

55. 28- Kasas, Sûresi: 

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 

57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler: 

66. Risâle-i Gavsiyye: 

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-Namaz Sûrereleri: 

69. 2-Namaz Sûrereleri: 

70. Yahova Şahitleri: 

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

72. Îman bahsi: 

73. Celâl cemâl Celâl: 

74. 2012 Umre dosyası: 

75. Gülşen-i Râz şerhi: 

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

77. Aşk ve muhabbet yolu: 

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: 

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası. 

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi. 

90- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi. 

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

92- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (2) şerhi. 

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara. 

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası. 

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri. 

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası. 

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası. 

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

103-Terzi Baba yüksek lisans tezi. 

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

108-Ru’ya-Mana-alemi- Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları

113- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-2) şerhi.

114- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-3) şerhi.

115- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-4) şerhi.

116- 2017-Kudüs seyahati dosyası. 

117- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-5) şerhi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

119-Fu-Hi-01-Adem Fassı.

120-Fu-Hi-02-Şit Fassı.

121-Fu-Hi-03-Nuh-fassı.

122-Fu-Hi-04-İdris-05-İbrahim-fassı

123-Gülşen-i Raz-2-Terzi Baba şerhinin tamamı. 

124-İbretlik bir değmez dosyası daha Satih ince.

125-2018 Umre dosyası 

126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

128-İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka.

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları. 

131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba- 

132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha- 

133-1-İzmir İrfan sohbetleri. 

134-2-Sohbet arası sohbetler. 

135-3-Sohbet arası sohbetler.

136-4-Sohbet arası sohbetler.

137-5-Sohbet arası sohbetler.

138-6-Sohbet arası sohbetler.

139-7-Sohbet arası sohbetler.

140-8-Sohbet arası sohbetler.

141-9-Sohbet arası sohbetler.

142-10-Sohbet arası sohbetler. 

143-11-Sohbet arası sohbetler. 

144-12-Sohbet arası sohbetler. 

145-13-Sohbet arası sohbetler. 

146-14-Sohbet arası sohbetler. 

147-15-Sohbet arası sohbetler. 

148-16-Sohbet arası sohbetler. 

149-17-Sohbet arası sohbetler. 

150-18-Sohbet arası sohbetler.

151-19-Sohbet arası sohbetler.

152-20-Sohbet arası sohbetler.

153-21-Sohbet arası sohbetler.

154-22-Sohbet arası sohbetler.

155-23-Sohbet arası sohbetler.

156-24-Sohbet arası sohbetler.

157-25-Sohbet arası sohbetler.

158-26-Sohbet arası sohbetler.

159-27-Sohbet arası sohbetler.

160-28-Sohbet arası sohbetler.

161-29-Sohbet arası sohbetler.

162-30-Sohbet arası sohbetler.

163-1-7-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura. 

164-2-8-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura. 

165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

166- İnsan-ı Kamil-A-K-C-Cilt-1-Kitap-6-şerhi- 

167- İnsan-ı Kamil-A-K-C-Cilt-1-Kitap-7-şerhi- 

168- 31- Sohbet arası sohbetlerden seçmeler. 

169- İbretlik bir hikâye daha-Usta dan çırağına tavsiyeler- 

170-4- Ru’ya-Mana-Alemi-Terzi Babanın görüldüğü zuhuratlar.

171-5- Ru’ya-Mana-Alemi-Yoruma açık eğitim zuhuratları.

172-6- Ru’ya-Mana-Alemi-Tuzak-mekr-Hileli zuhuratlar.

173- 2020 Umre dosyası.

174- 83-Kur’an-ı kerimde yolculuk Mutaffifin suresi.

175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi. 

176- Korona virüs’ün düşündürdükleri.

177- Terzi Baba, “14-İrfan mektebi” tezi. 

178-84-12-Ku-Ker-Yol-İnşikak suresi-

179-13-Terzi-Elif-Terazi-Teradi-İrfan mektebi.. 

180- A- Füsus’ül-Hikem- Mukaddime. 

181- B- Füsus’ül-Hikem- Ayniyet ve Gayriyyet. 

182-Fü-Hi-06-İSHAK FASSI-

183- Fü-Hi-07-İsmail-08-Yakup- fassı- 

184-Fü-Hi-09-Yusuf Fassı-

185-Fü-Hi-10-Hud Fassı-

186-Fü-Hi-11-Salih-12-Şuayb Fassı-

187-Fü-Hi-13-Lut-14-Üzeyir Fassı-

188-Fü-Hi-15-İsa Fassı-

------------------------- 

Altı peygamber serisi: 

1-15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

2-21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

3-24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

4-59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

5-60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

6-61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi: 

1-12- Terzi Baba-(1) 

2-39- Terzi Baba-(2)

3-32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4-79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5-80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6-86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7-91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

8-95-Terzi Baba-(8) (19/53) 

9-99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

10-103-Terzi baba yüksek lisans tezi.

11-108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

12-109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

13-110-19-53-Şeker risalesi. 

14-126-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

15-127-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

16-87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

17-126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

18-127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

19-129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

20-131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba- 

21-165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi. 

1-25 -Köle ve incir dosyası: 

2-27 -Genç ve elmas dosyası: 

3-34 -Bakara dosyası:

4-61-Bir ressam hikâyesi:

5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

6-89-Her şey merkezinde hikâyesi. 

------------------------- 

Dîvanlar serisi: 

1-1-Necdet Divanı: 

2-2-Hacc Divanı: 

3-16-Divân (3)

4-87-Terzi Baba-İlâhiler derleme.

5-88-Nusret Tura-Divanı. 

6-129-Terzi Baba divanı, tüm şiirlerim. 

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi. 

1-17-kevkeb-kayan yıldızlar.

2-23-İbretlik değmez dosyası. 

3-73-Celâl Cemâl Celâl “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”

4-81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları. 

5-93-Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara. 

6-98-Solan bahçenin/kuruyan gülleri.

7-105-Cemo ve Farko. 

8-112-Bir kardeşin soruları ve cevapları.

9-124-İbretlik bir değmez dosyası daha. Satih ince. 

10-128- İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka.

11-130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları. 

12-132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha-

13-169-İbretlik bir hikâye daha-Usta dan çırağına tavsiyeler-

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

1-2. Hacc Divanı:

2-20. Terzi Baba Umre (2009)

3-33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

4-74. 2012 Umre dosyası: 

5-83- 2013 Umre dosyası.

6-97- 2015 Umre dosyası. 

7-106-(2016) Umre dosyası.

8-104-Hacc Umre ve hakikatleri. 

9-125-2018 Umre dosyası. 

10-173-2020-Umre dosyası.

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

1-5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

2- 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

3-46. İngilizce, Salât-Namaz: 

4-47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

5-48. Fransızca İrfan mektebi:

6-71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

7-93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8-100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

9-107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

10-175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi. 

------------------------

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar . 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90- 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-96-97-98-99-100-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

101-102-103-104-105-106-107-108-109-110-

------------------------ 

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (188+108=298)

- MESNEVÎ-İ ŞERİF ŞERHİ / II. CİLT îmân mevzuu, Terzi Baba-Gönülde Esintiler -72- Îmân ve Îkân ↑

- (Buhârî, İlim, 42) ↑

- Terzi Baba, Fûsüs’ül Hikem – Lut Fassı sohbetinden dinletisinden özet olarak yazılmıştır. ↑

- صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ

(Bakara 138-) SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten, ve nahnü leHU abidun;

 * “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin). Bu Âyeti Kerîm’e de tasavvufta çok kullanılır ↑

- 12 ders 7 nefis ve 5 hazret mertebesinden oluşmaktadır. ( 7 Nefis “Nefs-i Emmare” “Nefs-i Levvame”, “Nefs-i Mülhime”, “Nefs-i Mutmainne”, “Nefs-i Radiye”, “Nefs-i Merdiye, Nefs-i Safiye” 5 Hazret “Tevhid-i Ef’âl”, “Tevhid-i Esmâ”, “Tevhid-i Sıfât”, “Tevhid-i Zât”, “İnsân-ı Kâmil-Kâmil İnsân” mertebeleridir) ↑

- (A’râf 7/17) ↑

- (Fecir 89/27) ↑

- (109) Terzi Baba Tasavvufi İzâhlar – Sayfa 92 ↑

- Bu satırları yazıp bilgi-sayar-ı kapadıktan sonra takvim yaprağını koparmaya gittiğimde 10 Ekim (10) Hazret-i Hüseyin’in Şehadeti (680) yazıyordu. Bu ilm-i müşahade ve tasdiği “heza min fadli Rabbihi” Rabb-imin fazlındadndır. ↑

- Dilenci, yoksul. ↑

- Efendi. ↑

- Elmâl-ı Hamdi Meâli ↑

- http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_yanlis&view=yanlis&kelimez=178 ↑

- Terzi Baba Füsûs’ül Hikem Ahmed Avni Konuk Şerhinin, Şerhi İshâk Fassı 2. Paragraf… ↑

- 164-2-8-Esmâ'ül Hüsnâ M. Nusret Tura hz.- Futuhat ve Müşahadeleri – Sayfa 255, Devamı için sayfa 267 den itibaren bakınız. ↑

- https://eksisozluk.com/ludi--652962 ↑

- (49) Terzi Baba Kûr’ân- Kerimde Yolculuk - (36) Yâ-sin Sûresi – Sayfa 67-70 ↑

- Samsun… ↑

- Burada maili gönderen kişini soy isminin üç harfinin alınması ilm’el Yakîn seyrinin başında bununan “Ter-yüc-zi” ve Ter-yüc-dî” oluşumuna dikkat çekmek içindir. ↑

- Yaklaşık 4 sene öncesiymiş… ↑

- Tek, Ahad dır… Ahad ise Uhud dur… Tekirdağın bâtını yani mânâsı Uhud dağını ifade etmektedir. Buraya gelen 59 (Tekirdağ plakası) syga numarası da tasdik gibi olmuş… ↑

- http://www.mygitar.com/forum/forum/ana-basliklarimiz/bilgisayar-muzik-muzik-programlari/midi-arabirimleri/18401-midi-nedir ↑

- Osmanlıca sözlük. ↑

- Kelime Anlamı Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü ↑

- https://www.nedirnedemek.com/nidi-ne-demek ↑

- https://www.nedirnedemek.com/sezgi-ne-demek ↑

- (81) “Terzi Baba Hayal Vadisi” kitabında geniş bilgi vardır. ↑

- http://www.lugatim.com/s/suzan ↑

- https://www.sarkisozum.net/song/suzan-suzi-7c81f0c03d7 ↑

- (Necm-53/1) ↑

- İlm-i İlâhi programı… ↑

- Birimsel İlm-i İlâhi programı (Rabb-i Hasımız yani özel Rabb-imize yüklü olan program veya hayali rabb-imize kendi kurgularımız ile yüklemeye çalıştığımız nefsani, vehimi, hayali kurgularımız ) ↑

- http://www.lugatim.com/s/parodi ↑

- Mehmet Akif Ersoy… ↑

- Câbir İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Her kul öldüğü hal (amel) üzere diriltilir.” Müslim, Cennet 83 ↑

- (14) İrfan Mektebi, Sayfa 43-45 özet olarak… ↑

- https://islamansiklopedisi.org.tr/ayet ↑

- Hazreti Muhammedin şifre sayısı. ↑

- Hakîkat-i Muhammedi. ↑

- https://www.nedirnedemek.com/i%C5%9Faret-ne-demek Ve bir çok bağlantı ve anlamı vardır. ↑

- Araştırmak isteyenler bu bölüme müracaat edebilirler. ↑

- Olumlu, olumsuz. ↑

- Sizin hayır sandığınız şer; Şer sandığınız şeyde hayır vardı ALLAH (C.C) bilir siz bilmezsiniz. (Bakara/216) ↑

- Pure Data ( Pd ), 1990'lı yıllarda etkileşimli bilgisayar müziği ve multimedya çalışmaları için Miller Puckette tarafından geliştirilen görsel bir programlama dilidir  ↑

- https://en.m.wikipedia.org/wiki/FUDI ↑

- 106 ve 107. Âyetlere dikkat edilecek olursa Fida (Dat), Fida (dal) geçişi görülebilecektir. Bu bir seyirdir ve salikin bünyesinde bunu aşması gerekir. Terzi Baba (73) Celâl-Cemâl-Celâl dosya-kitab incelenecek olursa ↑

- Kaynak: Hatay İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Folklor Araştırmacılarının yaptığı alan araştırmaları. KALAYCIOĞLU,M. (2011) Hatay Halk Bilimi. Hatay.Antakya Belediyesi Kültür Yayını ↑

- (Ali İmran-3/185) ↑

- Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü https://ne-demek.net/kudi-ne-demek/ ↑

- https://kelimeler.gen.tr/kidim-nedir-ne-demek-188946 ↑

- (Necm 53/9) ↑

- Mearic 70/23 ↑

- Sözlükte “namaz” mânasındaki salât ile vüstâ (orta) kelimelerinden oluşan salât-ı vüstâ terkibi “orta namaz” anlamına gelmekle birlikte Bakara sûresinde (2/143) Muhammed ümmeti övülürken aynı kökten gelen vasat kelimesinin “aşırı uçlara sapmayıp itidali koruyan, dolayısıyla en hayırlı olan” şeklindeki anlamına bakarak (Taberî, II, 10-12) bunun “en hayırlı namaz” mâ’nâsına geldiğini de söylemek mümkündür. Bu tabir Kûr’ân’da bir âyette geçmekte olup (el-Bakara 2/238), “Namazlara ve orta namaza devam edin” ifadesinde namazlarla (salavat) beş vakit namazın tamamı kastedildiği halde salât-ı vüstâ ayrıca zikredilmiştir. Âlimlerin çoğu salât-ı vüstânın ikindi namazı olabileceğini söylemekle birlikte vüstâ kelimesinin “orta” ve “en hayırlı” anlamlarına bağlı olarak değişik yorumlar da yapılmıştır. Bu konuda ashabtan gelen farklı rivayetler, salât-ı vüstânın ne anlama geldiği hususunda onların da görüş birliğine varamadığını göstermektedir.

https://islamansiklopedisi.org.tr/salat-i-vusta ↑

- Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü ↑

- Belki burada herkesin bildiği gibi bir ifade kullanmam gerekiyordu. Çalıştığım kurum İstanbul’un önemli kurumlarındandır. Maalesef bu kuruma müdür olmuş hanımefendi bu ayrımı yapamamaktadır. Üzerinde 100 ton yazan bir krikoya ağırlığının A! Bu yüz ton mu? Diyebilmektedir. Olsa olsa 20-30 kg gelmektedir. Yine maalesef kelimesini kullanacağım günümüzde liyakat yerine politik tercihler bizi bu hâle düşürmektedir. Burada şikâyet değil toplumuzun yani kendi hâlini belirtmek istedim. Cenâb-ı Rabb’ül âlemin Nisa sûresinde 4/58 “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” Buyuruyor. Tartı’nın ağırlığı emanet, ölçü, oranı ise ehliyettir. ↑

- Bu kelime İz-Efendi Babama mâ’nâ âleminden fısıldanan ve tarafımıza mahla/bâtini isim Derûni ( Gönülden, içten.) Bir şeyi derinliğine dalarak, dibinden özünden inceleyen bâtini mâ’nâlı isimdir. ↑

- https://www.kelimecim.com/anlam-bul/%C3%B6z-kelimesinin-anlami ↑

- “sirâcen ve kameran münira” “bir kandil (güneş) ve nûrlu bir ay” kelimelerinden okunan âyetin yerini tespit edebildim. ↑

- İnterten alınan bilgi. ↑

- (Aşk ve Muhabbet Yolu / Nusret Tura - Sayfa 10) ↑

- Elbise… ↑

- Güzellik… ↑

- 127-15-2-BEN deki TERZİ BABAM ∞ - Sayfa 246…252… ↑

- Ayrıca İz-Efendi Babamızın Ön-söz de belirtiği üzere (14) İrfan Mektebi kitabının da Tez çalışması yapılmış, bu çalışma da onun bâtini yönden tasdiği niteliğindedir. Çalışmayı yapan kardeşimize bundan sonraki hayatında da muvaffakiyetler ve başarılar dilerim.

Yavuz Burak Kır, oğlumuzun hazırlayıp, Tekirdağ Namık Kemal üniversitesi ilâhiyat fakültesi ilâhiyat bölümü bitirme tezi, 2019 olarak üzerinde çalıştığı, (14-İrfan mektebi Hak yolunun seyr defteri) isimli kitabımızın üzerinde yaptığı çalışmasının, Üniversite Hocalarımız tarafından kabul görmesi fakiri memnun etmiştir. 

Bu yüzden evvelâ kendilerine ve yrd. doç. Yakup Bıyıkoğlu, hocamıza, uzun süren bir çalışma neticesinde meydana getirdiği bu değerli çalışması yönü ile de, Yavuz Burak Kır, oğlumuza teşekkürlerimi sunarım. 

Bu yüzden de tezimiz (177) sıra numarası ile kitaplarımızın arasında yerini almıştır. İZ-T.B. ↑

- Bu çalışma yapılırken Serkan kardeşimiz ile mülakatımız olmuş ve bu süreç içinde bizlerden fikir alışverişinde bulunmuştu. Kendisine çalışmalarının devamını ve bundan sonraki hayatında da muvaffakiyetler ve başarılar dilerim. Bizde kendi seyrimimiz de yaşantımızda yolumuzun mutmainliği içinde seyr ediyormuşuz-ediyoruz. ↑

- Şu meşhur et lokantaları sahibi “NUSR-ET”in eti tuzlama biçimi belki görmüşsünüzdür. ↑

- https://www.bulmacacozumleri.com/nedir/tudi/ ↑

- 70-Yehova-Şahitleri-ile-Mülâkat, sayfa 101…103 ↑

- (39) Terzi Baba -2- Ustasından çırağına tavsiyeler… ↑

- 12 Terzi Baba-1- Sayfa 9… ↑

- (Yusuf 12/4 kayan yıldız,) ↑

- (Necm 53/1) ↑

- (53/49) ↑

- Terzi Baba ↑

- Bu selâmları üç harflilerin verdiği ayan, beyan ortaya çıkmıştır. ↑

- bk. Tarihçe-i Hayat, Ön Söz. ↑

- https://sorularlarisale.com/hudu-huzuve-husu-kavramlari-ne-demektir-aralarindaki-farklar-nelerdir ↑

- Sarf, kelime bilgisi (morfoloji); Nahiv (sentaks), cümle bilgisidir. Nahiv ilmi genel olarak dil yapısını göz önüne alır Bu yapının parçalarını çözümler. Arapçanın mizanı yani ölçüsü olan sarf ilmi ise kelimeleri, yan yana dizilişlerine bakılmaksızın tek tek ele alır. ↑

- Bu konu ile alakalı müşahade yazıları 126-127 Bendeki Terzi Babam ve (131) 53. Âyetlerde bulunabilir, uzun olacağı için buraya almadım. ↑

- https://www.etimolojiturkce.com/kelime/tersane ↑

- https://www.nedirnedemek.com/cumali-ne-demek ↑

- Tdk ↑

- Ahzab 72 ↑

- (Kevser 108/1) ↑

- Terzi Baba – Gönülden Esintiler- 15-6-Pey-1-Hz.Âdem- ↑

- Taha 20/14 ↑

- Burada yazılanları kontrol etmeden birkaç gün önce gittiğimiz alışveriş merkezinde akşam namazını mescidde kılıp dışarı çıktım. Mescidden uzunca bir koridor ile çıkılıyor. O arada tam çıkışta telefonuma bakarken eşimin sesini Muratttt! Diye yüksek bir şekilde yönsüz duydum. O kalabalıkta öyle bağırmaz baktım arkası dönük az ileride duruyor. Bana seslendin mi? Diye sorunca hayır cevabını aldım… ↑

- https://kelimeler.gen.tr/mankafa-nedir-ne-demek-215639 ↑

- https://kelimeler.gen.tr/zizi-nedir-ne-demek-344241 ↑

- Kurret’ul Ayn, Göz Nuru. ↑

- (Hicr 15/29) ↑

- Burada bir hakikat daha vardır. Efendimiz e “İkra bi ismi Rabkike” (İkra-96/1. Âyet) “Rabbinin ismi ile oku” emri Cebrail (a.s) tarafından efendimize telkin edilmişti. Hazret-i Muhammed 11. Mertebe olduğu hâlde Rabb-Rububiyet mertebesi ile eski unutulanların tenvir edilmesi ile eğitime başlaması istenmiştir. 9. Ders Tevhid-i Esmâ Zât-i yaşantısında bu anlayışı yerini kişi gönlünde bulmakta, bu emri kendi cebrail’inden almakta ve kemâle ermektedir. ↑

- https://islamansiklopedisi.org.tr/gadir-i-hum ↑

- Konuşan Kûr’ân… ↑

- 126-14-1-BEN deki TERZİ BABAM ∞ Giriş bölümünden aktarım, sayfa 17-18 ↑

- Selim ve Selâm isminin müşahadesi, Efendi Babamın gördüğü zuhuratın bir müşahadesi ve açılımı olduğu düşüncesi ile buraya alınmış ve kitaba ilave edilmiştir. Aslında ikinci bölümün konusudur, ama Selâm konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için buraya alınmıştır. Kısa bir yorum yapılarak gerisi okuyucunun anlayış ve idrakine bırakılmıştır. (Düzenleyen) ↑

- Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, 
 ayrılık atına eyer vurdun inadına. 
 Ama bizi unutma, hatırla ama. 

 Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar 
 yeryüzünde de var. Gökyüzünde de var. 
 Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama. 

 Sen her gece ay değirmisini 
 başına yastık edince yollarda, 
 dizimde yattığın geceleri hatırla ama. 
 Sen ey, hüsrev'i kendine kul, 
 Şirin gibi bir nice güzeli esir eden, 
 aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim 
 ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama. 

 Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında 
 bir aşk ovasını görmüştün hani; 
 sarfan dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş. 
 Bunu unutma, hatırla ama. 

 Ey Tebrizli Şems, 
 dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli, 
 benim dinim senin yüzünde övünür, ey sevgili. 
 Bunu unutma, hatırla ama. ↑

- https://kelimeler.gen.tr/guz-nedir-ne-demek-139408 ↑

- https://turkcetarih.com/ne-sehittir-ne-de-gazi-pisi-pisine-gitti-niyazi-resneli-niyazi-bey/ ↑

- https://osmanlica.ihya.org/dt-19280.html ↑

- https://islamansiklopedisi.org.tr/yar-i-gar ↑

- (İkra 96/1) ↑

- (Fetih - 48/8) ↑

- Senin vücudun en büyük günahtır. Hadis-i Şerif… ↑

- https://sozce.com/nedir/322420-uy ↑

- Geniş bilgi için (69-2) Namaz sûreleri – (108) Kevser suresi, ↑

- “Sayıların künhünden haberli olan” “54-4” İslâmın şifre sayısı ile 54. Sıradır. ↑

- 53 bilindği üzere aynı zamanda İz-Efendi Babamıza yoldan verilmiş şifre sayısıdır. ↑

- https://illuminatigerceklerine.blogspot.com/2015/11/rit-nedir.html ↑

- İşin ilginç tarafı “Gab” konusu yazılırkan Hazret-i Mevlânâ dergâhında oluşan müşahade öncesi eşimle Çatalhöyük’ü ziyarete ve gezmeye gitmiştik. ↑

- Yaralanılan Kaynaklar :
F.Eray DÖKÜ Anadolu'da Eril Bereket, Koruyucu Kültler ve Tanrılar
Akdeniz üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi
Türkiye'de Neolitik Dönem, Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Türk Dil Kurumu Sözlüğü

http://rituel.nedir.org/ ↑

- Kelime Anlamı Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü ↑

- (Yunus 10/25) ↑

- Terzi Baba Kûr’ân-ı Kerim’de Yolculuk (69-2) Namaz Sureleri Kevser sûresi.. ↑

- Mailin sonuna bu konu hakkkında yazdığımız şiiri alıyoruz… Murta Derûni ↑

- Yusuf: 12/4 ↑

- Necm: 53/9 ↑

- Necm: 53/1 ↑

- Necm: 53/49 ↑

- 1) Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, şeriata göre hükmeden hakim. 2) Nöbet bekleyen, nöbetle gelen. ↑

- Taha: 20/40. ↑

- 86 - Tarık Sûresi. ↑

- 1) Parıldayan. 2) Nazik, dakik, ince. fikr-i barik ince düşünce. 3 ) Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı. ↑

- 1)  Yol 2) Terk eden, bırakan, vazgeçen. 3) Karanlık. ↑

- 97 - Kadir Sûresi. ↑

- Hakk’ın hayali, hiçlik denilen kab-ı kavseny noktası… ↑

- Ay ve güneşin etrafında bazen görünen parlak daire. ↑

- Resmî olarak. ↑

- Bazı tevhid ehli kimselerin (sükûn) devrelerinde ki devamlı virdleri Kelime-i Tevhid, salâvat, ve kendilerine müşahede ile belirtilen o özel esmâları olur, ender ulaşılan yaşamlardan biridir. (İrfan Mektebi Sayfa 8) ↑

- İçten, gönülden. ↑

- Mum, Fuzuli’nin meşhur mısralarında: 

“Aşk odu evvel düşer ma’şuka, ândan âşıka, Şem’i gör kim, yanmadan yandırmadı pervâneyi” Yani “Aşk ateşi önce sevilene düşer, ondan da âşıka sıçrar. Muma bak da gör. Önce kendisi yandı, sonra pervaneyi yaktı” ↑

- Künfe Yekün. (Yasin: 36/82) ↑

- Pahalı, kıymetli. Çok değerli. Mec: “Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü en u’rafe fe halektül halke li uğrafe bihi.” Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim arzu ettim ve bu halkı, irfan olunmak için halkettim.  ↑

- Bir gün Rahmiye Annem de benim hakkımda Nusret Babama hitaben "Hu Necdete "iz" ismini verelim demişti. Bu sahada benimde mahlas ismim "İz" dir, Yani sünneti seniyyeyi takib etmeye çalıştığım ve Peygamberimizin izinde yürümeye çalıştığım için bu ismi vermişlerdi pek mevzu olmadığından fazla bahsetmek istememiştim. Bu hususta sadece o zamanlar yazdığım bir satır dizisi vardır. Bulamadım belkide hatıra olarak bir yerde yazmış olabilirim. Geçmiş zaman, yerini hatırlayamadım elbet bir gün bir yerden çıkar inşeallah. (Terzi Baba) ↑

- 55/RAHMÂN-29  “Yes’eluhu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.“ Göklerde ve yerde olanlar, O’ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe’n (ayrı bir tecelli, yeni bir oluş) üzerindedir. ↑

- Bu tasdik el-baraka, El-Burak, El-Mirac, En-Necm önünde gelmiştir. Buradan sonra girdiğim dükkanda Necdet Abi asansörle yukarı boş çay bardağı ve içinde k-aşık içinde çıkmış ve ben buraya döndüğümde ç-ayını doldurmuş pastırma (Bast-Rami-Ahmed) kesimindeki işine dönmüştü. İstediğim pastırmayı verdi. 93 ve 2 sayılarındaki rakamlar, Nûr ve Zâhir Bâtın olarak Necm-Nc’den bir tasdik olmuştu. Fişin üzerinde yazan 357 numaralı rakamda ayrı bir tasdik oldu… ↑

- Zât – Rahmân… ↑

- “Be- 2, “Lam- 30”, “Cim- 3” tür. Toplamı (2+30+3=35) dir. ↑

- 35, 53 şifresinin batınıdır… ↑

- Sayısal değer olarak Fe: 80, Vav: 6, 80+6= 86 dır 14 Nuru Muhammedi ve 86 Tarık sûresi ve Necmüs Sakıb’a işarettir. Ma’nâ olarak, “Fe velli vecheke şatral mescidil harâm” Bundan sonra yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (2/BAKARA-144) Olarak düşünülebilir. ↑

- Bunun tamamı 4x256= 1024 tür. Bu sayıda bugün günümüzde kullanılan hafıza kartı, flash bellek, harici ve dahili disk birimidir. 1 kb, 1 mb, 1 gb, 1 Tb dir. Görüldüğü gibi TB şifresi burada vardır. Ruhun sıfatı olan Aklın Nur’udur. ↑

- Aslında düşünülen çalışma bu kitab olmuştur. ↑

- 131-Kurân-ı-Kerîmde- yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba-Sayfa, 229…240... ↑
