# Hûd Sûresi

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/hud-suresi
**Sayfa:** 142

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

KUR’AN’I KERİM’DE YOLCULUK

Terzi Baba Necdet Ardıç.

İ’şari, Te’vil ve Tefekkürü. 

HUD SURESİ

Terzi kızı Nihal Manaz.

NECDET ARDIÇ

 İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (11-226) İçindekiler:................................................................(2)

Önsöz.......................................................................(3)

Hud Suresi hakkında kısa bir bilgi.................................(4)

Bismillahirrahmanirrahim. Hud suresi 1-5-ayetler...........(6)

Hud suresi 6-10-ayetler.............................................(14)

Hud suresi 11-15-ayetler...........................................(27)

Hud suresi 16-20-ayetler...........................................(36)

Hud suresi 21-25-ayetler...........................................(44)

Hud suresi 26-30-ayetler...........................................(50)

Hud suresi 31-35-ayetler...........................................(57)

Hud suresi 36-40-ayetler...........................................(62)

Hud suresi 41-45-ayetler...........................................(67)

Hud suresi 46-50-ayetler...........................................(73)

Hud suresi 51-55-ayetler...........................................(80)

Hud suresi 56-60-ayetler...........................................(85)

Hud suresi 61-65-ayetler...........................................(92)

Hud suresi 66-70-ayetler.........................................(101)

Hud suresi 71-75-ayetler.........................................(106)

Hud suresi 76-80-ayetler.........................................(113)

Hud suresi 81-85-ayetler.........................................(120)

Hud suresi 86-90-ayetler.........................................(129)

Hud suresi 91-95-ayetler.........................................(135)

Hud suresi 96-100-ayetler........................................(141)

Hud suresi 101-105-ayetler......................................(147)

Hud suresi 106-110-ayetler......................................(154) 

Hud suresi 111-115-ayetler......................................(161)

Hud suresi 116-123-ayetler......................................(169)

Terzi Baba kitapları.................................................(179)

ÖNSÖZ

Kıymetli okuyucum,

Bu kitap, İz-Terzi Baba’mın “Kur’an’ı Kerim’de Yolculuk” isimli serisinin (11) Hud Suresinin İ’şari tefsiridir.

Terzi Baba’m tarafından tevdi edilen bu vazifeye başlarken hamdele ve salveleyi söyledim. En sonunda dua ettim. 

“Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Vessalatü Vesselamu Ala Muhammed’in Ve Ala Alihi Ve Sahbihi Ve Sellim” Çünkü Hamd, övgü Allah Teala’ya ve Resulüne mahsustur. Bizler bu konuda sadece halifeyiz. 

İş’ari tefsir olacağı için uzun yıllar sohbetinde bulunduğum Terzi Baba’mın anlattıklarını gönlümden aldım. Allah razı olsun. Yine İnternetten farklı meal ve tefsirlere bakıp, gönlüme danıştım. Bazen de alıntıları olduğu gibi koydum. 

Bu kitabın meydana getirilmesindeki tüm süreçlerinde emeği geçenleri saygıyla yad etmenizi, geçmişlerine de hayır dua etmenizi rica ederim. 

Ya Rab! Bu kitaptan meydana gelecek mânevî hasılayı, Efendimiz (s.a.v.)’in ve Ehl-i Beyt Hazarât’larının rûhlarına, Bedir ehlinden olan (313) sahâbenin rûhlarına, Allâh yolunda canlarıyla ve mallarıyla, zâhirde ve gönül âleminde cihâd eden tüm mücâhidlerin de rûhlarına hediye eyledim, kabûl eyle yâ Rabbî.

Muhterem okuyucularım, bu kitabı okumaya başlarken, nefsin hevasından, zan ve hayâlden, gafletten sıyrılmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye ederim. Zira aklımız ve gönlümüz vehim ve hayâlin etkisi altında iken, gerçek anlamda bu ve benzeri kitaplardan faydalanmamız mümkün olmayacaktır. 

Gayret bizden, muvaffakiyet Hak’tandır.

Hürmet ve muhabbetlerimle,

Ü. NİHAL İZMİR MANAZ 4/12/2024, 

HUD SURESİ HAKKINDA KISA BİR BİLGİ

Mekke döneminde inzal olunmuştur. Mekkidir. 11. Suredir. İniş sırasına göre 52. Suredir. 123 ayettir. 1715 kelime, 70605 harftir. Adını 50, 53, 58, 60 ve 89. ayetlerde geçen Hûd peygamberin adından alır.

Sebeb-i nüzulü hakkında bilgiye rastlanmamaktadır. 

Fasıla harfleri: Be, Dal, Zel, Ra, Ze, Sad, Tı, Zı, Kaf, Lam, Mim, Nun ’dur. 

Ana konuları: Davet, korkutma, uyarmadır. Kısaca “Tevhid” konusu ele alınmaktadır. Allah’ın varlığı ve birliği, Kur’an’ın mucize oluşu, öldükten sonra dirilme, ahiret günü, hesap verme ve peygamberliğin geçmiş toplumlardaki yerini anlatır. 

Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve Musa peygam-berlerin kıssaları da yer almaktadır. Surenin nüzulünden önce peygamberimizi koruyan amcası Ebu Talip ve sevgili eşi Hz. Hatice vefat etmişti. Bundan dolayı müşriklerin baskıları artmış ve peygamberimiz sıkıntılı günler geçirmişti. Tarihte buna “Hüzün yılı” veya “Fetret dönemi” denir. 

Peygamberimiz “cuma günü Hud suresini okuyunuz” buyurmuştur. Ve “Beni Hud suresi ve kardeşleri ihtiyarlattı” hadisiyle peygamber olarak, insan olarak sorumluluğun ağır olduğuna işaret etmiştir. 

Hud suresinin kardeşleri: Vakıa, Hakka, Mürselat, Nebe ve Tekvir sureleridir. 

Hud as Kur’an’ı Kerim’de zikredilen ilk Arap peygam-berdir. 

Hidayet kelimesi ile Hud ismi arasında münasebet vardır. H.V.D kökünden türemiş ve “dosdoğru yol üzerinde yürümek suretiyle yolunu buldu” anlamına gelir. 

Hud as ilahi fiillerin çokluğunun tek olduğunu müşahede etmiştir. Kesret tevhidi, Hakkın fiillerinin ve eserlerinin suretlerinde müşahede edilmesidir. 

“Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır.” Hud/56.

Hud ve Nuh as’ın kavimlerinin kalplerinde kirlilik ve habis vardır. Onların kalplerinden bu pislik çok az çıkar. Hud as onların kalplerine Tevhid tohumları ekmeyi murad etmiştir. Ama kavminin kalpleri bu ekime uygun değildi. Marifetin yeşermesi için zeminin uygun olması şarttır. Kavmi atalarının yolunu takip etmişlerdir. 

“Zira her an gönül mescidinde sevinç otları bitmekte / Dikkat et her ot yerinin tercümanıdır/ Gönül zemininin bitkileri de fikirlerdir…” Mesnevi Hud as’ın nasihatlerini “Ben sizin için emin bir nasihatçiyim “diyerek yapmıştır. Çünkü kavmi arasında bununla meşhur olmuştu. 

Duamız: Cenâb-ı Hakk gerçekten çok ihtiyacımız olan, gerçek gayreti, ufuk genişliğini, gönül muhabbetini, akıl kabiliyetlerini her birerlerimize vermiş olsun. N.M.

 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

11- Hud Suresi- Ayet 1 (Mushaf Sırası: 11- Nüzul Sırası: 52- Alfabetik: 38)

 ~~11.1~
الرٰ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكٖيمٍ خَبٖيرٍ 

11.1 - Elif lâm râ, kitâbun uhkimet âyâtuhû summe fussılet mil ledun hakîmin habîr. 

~ ~ ~
Diyanet Meali: 

11.1- (1-2) Elif Lâm Râ. Bu Kur'an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) "Şüphesiz ben size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.1- Elif-Lâm-Râ. Bir hakîmi habîrin ledünnünden âyetleri ihkâm edilmiş sonra da tafsil olunmuş bir Kitab

---------------------

Elif, lam, ra harfleri huruf-u mukattaa’dır. Harfin çoğulu “huruf” tur. 

Mukattaa ise “kesmek, bir şeyi bütününden ayırmak” manasına gelen “kat” kökünden türemiş bir sıfattır. Harfler kelimeyi oluşturur. Burada kendi kimlikleriyle telaffuz edildiklerinden bu adı almışlardır. On dört harf böyle gelmiştir. En çok kullanılanı elif ve lam olmuştur. (İslam Ansiklopedisi) Elif, lam, ra ile başlayan sureler: Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim ve Hicr ’dir.

Elif: Ahadiyet mertebesidir. Amaiyyetten ilk çıkan tecelli eliftir. Lam ise lahut yani Uluhiyet alemi olup aslı eliftir. Ra ise Rahmaniyet mertebesine işarettir. 

Ayette Hâkim ve Habir esma’ul Hüsna’sı verilmiş. Her iki esma’ul Hüsna bilgiyle ilgilidir.

Peygamberimize inzal olan Kitap, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan tarafındandır. 

Hâkim: Hakem esmasıyla arasında fark olsa da hüküm vermek ve hikmetle alakalıdır. Allah vaadinde herhangi bir kuşku olmayan ve fiilinde hiçbir eksikliğin bulunmadığı Hakimdir, Hakemdir. Bir şey bilindikten sonra hükmü verilir. Bu yüzden Hâkim ismi Alim isminden sonra gelir. Allah Hakem ismiyle hükmünü şeriatı aracılığıyla vermiştir. Maliki yevmi-d din olarak hesabını soracaktır. (Alıntı) Habir: Allah, Haberdar olan, Bilendir. El-Alim ismine en yakın olan isimdir. Varlıklardan bilgi sahibi olan, onların hallerinden ve fiillerinden gafil olmayan demektir. Kelimenin mastarı “hıbra” daha çok sınamayla elde edilen bilgidir. Bilgi öncedendir hıbra ise denemeden sonra bilinene ilişir. Yani Habir esması ilmin gerçekleşmesiyle birlikte bir şeyi bilen demektir. 

Mesela; “sizi imtihan edeceğiz, ta ki bilelim” ayeti bu tarz bilgiyi anlatır. Fakat Allah’ın bilgisinin kazanılmış olmasından söz ediyoruzdur. Allah el-Alim ismiyle bildiği kullarının davranışlarını ve sözlerini Habir isminin gereği üzere imtihan eder ve onları türlü şekillerle sınar ve böylece onlara delillerini göstermiş olur. 

Biliyoruz ki kulların imtihana çekilmesi, onların iddia sahibi olmasından kaynaklanır. Sadreddin Konevi “Nerede iddia bulunursa orada denenme de bulunur.” Bu durumda el-Alim isminin kulla birlikte tahakkuku edip kula gösterilmesi el- Habir ismine işaret eder. Sınanmaya şahitlik edip, bilginin ortaya çıkmasıdır. 

Cennetteki ağaca yaklaşma imtihanı el-Habir isminin gerektirdiği bilme tarzıdır. (Alıntı) Ayeti toparlayacak olursak; Hud suresinin ilk ayetinde Hak Taala “Hâkim” isminin tecellisi olarak hükmetmiş ve sonra da Habir isminin zuhuruyla insanlara tafsil-parça parça göstermiş olduğu ayetleri ledün (kendi katından) nünden sunmuştur. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.2*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 2 

~~11.2~
اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنَّنٖى لَكُمْ مِنْهُ نَذٖيرٌ وَبَشٖيرٌ
~ ~ ~

 11.2 - Ellâ tağbudû illallâh, innenî lekum minhu nezîruv ve beşîr. 

Diyanet Meali:

11.2- (1-2) Elif Lâm Râ. Bu Kur'an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) "Şüphesiz ben size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.2- Şöyle ki Allah’tan başkasına kul olmayın, ben size onun tarafından tebşir ve inzar için gönderilmiş bir Peygamberim

---------------------

Hayatımızdaki gaye tevhide ulaşmaktır. Allah’a kulluk himmetimizi tek bir yöne çevirmekle olur. “La ilahe illallah “’ın kullarına dönük seslenişi “la ta ‘budu illallah” olmuştur. 

İhlas ile sıdk Cüneyd-i Bağdadi’ye göre tevhide ulaştıran iki yöntemdir. İhlasın olmadığı durumlarda ihlası tanırız. İnsanlardan korkuyorsak, beklentimiz varsa, övgü ve yergiye üzülüp seviniyorsak ihlasımız yoktur!

 “Hasbiyallah” diyebilmek Allah’a kulluğun en kısa ve net ifadesidir. Şirk; ortak koşmaktır. Allah’tan başkasına bel bağlamak imanı bozar. İkilik, çokluk olur, Şirk olur. 

Peygamberimiz müjde ve uyarma için gönderilmiştir. Dünya zıtlık üzerine kurulmuştur. Eşyayı zıddıyla biliriz. Sadece C. Hakk’ı zatıyla biliriz. O da olumsuzlama- selbi sıfatlarla. Başlangıcının olmaması (Kıdem), sonunun olmaması (Beka) gibi. 

İnsanın fiilleri hem müjdelenmeye hem de uyarılmaya ihtiyaç duyar. Fiillerin batını duygulardır. Ve davranışlarımız onunla beslenir. 

İnsanlardaki şımarma; uyarılmadığında, iş yapmadaki cesaretsizlik ise tebrik edilmediğinde ortaya çıkar. 

Peygamberimizin Rabbi Allah’tır. O’nu Rabbi terbiye etmiştir. Ve Allah tarafından bize gönderilmiştir. N.M.

--------------------
 rtfSndPly*11.3*

 11- Hud Suresi- Ayet 3 

~~11.3~
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذٖى فَضْلٍ فَضْلَهُ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبٖيرٍ~ ~ ~

11.3 - Ve enistağfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumettiğkum metâan hasenen ilâ ecelim musemmev ve yué'ti kulle zî fadlin fadleh, ve in tevellev feinnî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr. 

Diyanet Meali:

11.3- Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.3- Hem Rabbınızın mağfiretini isteyin sonra ona tevbe edin ki sizi bir müsemma ecele kadar güzel bir surette yaşatsın ve her fadl sahibine fadlını versin ve eğer yüz çevirirseniz haberiniz olsun ki ben size büyük bir günün azabından korkarım

---------------------

İslam’da reenkarnasyon yoktur. Ama bize verilmiş belirlenmiş süre (ecel-i müsemma) içinde tövbe ve bağışlanma yoluyla temiz olarak devam edebiliriz. Yüz bin kere tövbemizi bozmuş olsak da hep bir yenilenme ve af kapısı hep açıktır. 

Seyri sülukta her ders istiğfarla başlar. Ve bir sonraki dersin istiğfarı ise önceki eksik anlayışlarımızdan dolayıdır. 

Tövbeden sonra Hak Teâlâ’nın vaadi güzel bir yaşayıştır. Şeriat ve tarikatın üstünde bir anlayıştır. Kişi cennetini yer yüzünde bulur. Hakikat ve marifet dünyalık istek ve arzuların ötesinde idraki sağlar. Yeter ki “Rabbi Zidni İlma” diyelim. 

Fazilet: Fazl kelimesi; artmak, fazlalaşmak, üstün olmaktır. Fazlın ileri derecesine fazilet denir. Eksikliği rezilettir. Kısaca adalet, hoşgörü, tövbe, barış... gibi güzel davranışların hepsine denir. Mesela; “Bollukta da darlıkta da mallarını Allah için harcarlar. Öfkelerine hâkim olurlar. İnsanları bağışlarlar. Kötülükte ısrar etmezler. İnsana has değerli huylardır. 

Diğer yandan dünyaya ait tutkuları, istekleri öldürmek de fazilet sayılır. 

Hakikatin fazileti bütün duygu ve davranışlarda itidali sağlamaktır. İfrat ve tefrit dengesi. Aşırılık ve eksiklik rezilettir. İnsan tabiatı ne faziletli ne de kötü ahlaklıdır. Hangi fiilleri uzun süre yaparsak alışkanlık olur. İnsan kendisi için istediğini başkası için istemedikçe hareketlerinde fazileti yakalayamaz. İslam düşüncesinde dört temel faziletten söz edilir: hikmet, şecaat, iffet ve adalettir. Bunlara göz attığımızda ifrat ve tefritin orta noktasına işaret ederler. 

Demek ki fazilet bir tane her iki yanı çokluk barındırmak-tadır. 

Düşünce gücümüz yüksek gayeye yönünü çevirirse dengeyi bulmuştur. Ayette Fazl sahibine fazlını vermekle müjde, yüz çevirenler için ise uyarı verilmiştir. 
Ayet önce tövbeden bahseder. Sonra güzel davranışlara yönelmek ve güzel bir yaşam vaadi. Uyulmazsa büyük günün azabı ile ikaz ediliyor. Allah’ın vaad ve vaidinden(ceza) dönmesi söz konusu değildir. Aksini düşünmek İlahi adalete dolayısıyla tevhide aykırıdır. Hud suresinde bu ayetin ne demek istediğini ilerleyen ayetlerde göreceğiz. N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.4*
11- Hud Suresi- Ayet 4 

~~11.4~
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ 

11.4 - İlallâhi merciukum ve huve alâ kulli şey'in gadîr. 

Diyanet Meali:

11.4- Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.4- Hep dönüşünüz Allah'adır, o ise her şey'e kadirdir.

Ayet “ircıi ile Rabbike” Rabbine dön! Emrinin mutlaka olacağını gösteriyor. “Gelirler bir bir, giderler bir bir, kalır yalnız BİR” denir. 

Ayetler hem yaşadığımız zamana hem de öleceğimiz vakte işaret ediyor. 

“Allah içiniz ve O’na dönücüyüz” (Bakara /156)ayeti okunduğunda Beyazıd-ı Bestami’nin “Şimdi neredeyiz?” dediği naklonulur. 

Buna İbn’ül Arabi “Evet, Allah’tan geldik, O’na dönüyoruz. Şimdi de Allah’ın bir ismiyle beraberiz” buyurur. 

Her şeye gücü yetendir! Bütün isimlerin ortak özelliği “kadir” olmalarıdır. Hükümlerini icra edebilmeleri için güce ihtiyaçları vardır. Kadir ismi kudret sıfatından türetilmiştir. Allah Teala alemi kudretiyle halk etmiştir. 

El-Kadir olan biz mümkün varlıkları Allah izafi yokluktan varlığa izhar etmiştir. Kudreti O’na ait olup, fiillerimiz bizden çıkar. Bu yüzden ellerimiz Hakkın elidir. KÜN! Emriyle var olan bizler İRCIİ! Emriyle dönüyoruz. El-Kadir isminin karşısında her şey boyun eğmiştir. El-Muktedir ismi el-Kadir isminin neticesi olup, iktidarın sahibi anlamına gelir. Her şeye güç yetirendir. İnsanın nasibi ise teslimiyettir. 

İbnü’l Arabi “Allah OL! der, insan Ol! diyene teslim olarak besmele çeker ve de izafeten muktedir olur” demiştir. N.M.

----------------------

 rtfSndPly*11.5*
 11- Hud Suresi- Ayet 5 

~~11.5~
اَلَا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ اَلَا حٖينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 

~ ~ ~
11.5 - Elâ innehum yesnûne sudûrahum liyestahfû minh, elâ hîne yestağşûne siyâbehum yağlemu mâ yusirrûne ve mâ yuğlinûn, innehû alîmum bizâtis sudûr. 

Diyanet Meali:

11.5- İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.5- Bak amma onlar ondan gizlenmek için göğüslerini büküyorlar, evet amma onlar ondan örtülerine bürünürlerken o onların neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir çünkü o, bütün sinelerin künhünü bilir

----------------------

Müşriklerin sırtlarını dönmesi, örtülerine başlarına çekip bürünmesi mecazdır. Yaptıkları Peygamberimizin tebliğine kulak vermemektir. Gizledikleri ile gösterdikleri farklıdır. 

Tevhid ehli sırtını dünyaya çevirerek oturur. Onların dünyaya gözleri kör, kulakları sağır ve dilsizdirler. Onlar için dünya zahir kısımdır. Batınları Allah iledir. Kendi vücud mülklerinin Allah’a ait olduğunu bilirler. Bu yüzden insan için kendine en yakın Allah olur. Hak ile halk, C. Hakk’ın iki durumudur. Parçalılık söz konusu değildir. Zuhur edene halk, gizli kalana Hak denmiştir. Zahir -Batın.

Tevhid ehli olmayan için zahir ile batın arasında kalın bir perde vardır. Batını Rabb’idir. Kendini tanıdığında Rabb’lerini bilirler. Ben ve diğerleri olarak kabul ettikleri bir dünyada tevhidin-birliğin anlamına vakıf olamazlar. Her şeyin gizli kaldığını zannederler. Bu yüzden düşmanlıklarını gizleyerek sadece kendilerini kandırmış olurlar. 

Burada SADR kavramı geçer. Göğüs, kalp olarak tercüme edilir. Taha suresi, 25. Ayette Hz. Musa Firavun’a giderken “Rabbim sadrımı genişlet” diye dua etmiştir. Bu bir bakıma “bu görev için beni hazırla!” Demektir. 

Eğer peygamber olarak değil de kişi Musa olarak gitse mutlaka hesap sorması gerekirdi. Oysa bu vazife tebliğ idi. Bu yüzden yumuşak ve geçmiş psikolojisinden sıyrılmış olmalıydı. Ki Allah duasını kabul etti. Sadrını genişledi ve geçmişin iz düşümleri arkada kaldı. 

Müşriklerin sadr’ının tarif edecek olursak: duyularıyla algıladıkları dünyada tecrübeyle edindikleri bilgilerin saklandığı hafızalarıdır. Çünkü insan hangi toplumda, çevrede yaşıyorsa tecrübesi, dili, zihni ona göre şekillenir. Düşünmesi de ona göre olur. Bu da sadrın belli bir alanda daralmasını getirir. Konuştuğu dil de belli kalıplara hapsedilir. 

Sadr genişlerse kalp adını alır. Kalp ise her türlü kısıtlamalardan çıkmış idrakin mahallidir. O zaman insan önünü daha rahat görür. Ve ön yargılarından uzaklaşıp olayı, olguyu tarafsız değerlendirebilir!

Peygamberimizin dualarına baktığımızda:” Allah’ım! Kalbime büyük bir nur ver, gözüme nur ver, kulağıma bir nur ver, sağıma bir nur, soluma bir nur…” Diye devam eder. ÂMİN. 

Bir de Peygamberimize “elem neşrah leke sadrek” “Biz senin göğsünü açmadık mı?” buyrulduğunu unutmayalım. N.M. 

----------------------

 11- Hud Suresi- Ayet 6 

~~11.6~
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ
~ ~ ~

 11.6 - Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alallâhi rizguhâ ve yağlemu mustegarrahâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbim mubîn. 

Diyanet Meali:

11.6- Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.6- Yerde hiçbir debelenen de yoktur ki rızkı Allaha âid olmasın, o onun karar ettiği yeri de bilir, emanet bulunduğu yeri de hepsi açık bir kitaptadır

----------------------

Kur’an’ı Kerim Dabbe’yi her türlü canlı için kullanır. Hayvan ile eş anlamlı da kullanır. Sürüngen, dört ve iki ayaklı her canlı Dabbe ’dir. Yerine göre hayvan yerine göre insan türünden de olabilir. Kelimenin anlamı “debelenen” canlıdır. İnsan olarak kullandığımızda sanki bedenen eksik olduğu anlaşılır. Ama beyniyle, aklıyla da debelenmektedir. 

Hayvan olarak Sebe suresi, 14. Ayette şöyle geçer:” Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde, öldüğünü, ancak asasını kemiren ağaç kurdu-Dabbe göstermişti. 

İnsan olarak ise Neml suresi, 82. Ayette şöyle denir: 

“Söylenen (kıyamet) başlarına geldiği vakit, onlara yerden bir yaratık- Dabbe çıkarırız da insanların ayetlerimize kesin bir şekilde iman etmedikleri konusunda onlarla konuşur.” Hz. Ali “O, kuyruğu olan bir Dabbe değil, sakalı olan bir Dabbe dir.” Buyurmuştur.

“Yerler ve gökler O’nun içindir/O’na aittir.” Ayet. Her şeyin Maliki olan Allah canlıların rızkını da hazırlamıştır. Hatta ölmeden önce ve sonra da mekanlarını da. Ayrıca mekanetlerini de. Allah’ın ilminde yerini almıştır. Dünyadaki yerine: müstakar (karargâh), öldükten sonraki yerine: “müstevda” denir. 

Açık bir kitap (Levh-i mahfuz): Dünya hayatında ve ahrette olacakların hepsini ezeli ilmi ile ihata etmesidir. Kur’an’ı Kerim’de Levh-i mahfuz tabiri geçmez. Bunun yerine Ümm’ül Kitap yani Ana Kitap, her şeyin detaylı tafsil edilip açıklanması anlamına gelen Kitab-un Mübin, korunan Kitap manasında ise Kitab-un Meknun isimleri geçer. 

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “C. Hakk’ın, kullarının işlerini Levh-i Mahfuz’a yazması, halk edilmişlerin işlerinin ezeli ilme uygun olarak meydana geldiğini bilmeleri içindir.” Der. Dolayısıyla hiçbir şey tesadüf, gayesiz ve Hak Teâlâ’dan bağımsız olmadığını ifade etmek içindir. N.M.

----------------------
 rtfSndPly*11.7*
 
 11- Hud Suresi- Ayet 7 

~~11.7~
وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖى سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَا اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ
~ ~ ~

 11.7 - Ve huvellezî halekas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmiv ve kâne arşuhû alel mâi liyebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve lein kulte innekum meb'ûsûne mim bağdil mevti leyekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sıhrum mubîn.

Diyanet Meali:

11.7- O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkârcılar "Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.7- Hem o odur ki Gökleri ve yeri altı günde yarattı, Arşı, su üstünde idi, hanginiz daha güzel amel yapacaksınız diye sizi imtihan meydanına çıkarmak için, böyle iken alimallah, «siz öldükten sonra ba'solunacaksınız» dersen küfredenler mutlak şöyle derler: «bu apaçık bir aldatmadan başka bir şey değil»

---------------------

Ayette Allah, gökleri ve yeri altı günde halk ettiği ve de halk ettiği sırada arşının (tahtının) su üzerinde bulunduğunu bildirmişti. Bunun amacı ise yaptıklarından sorumlu olacak iradeli insanın halk edilmesi olduğu belirtiliyor. 

Altı gün elbette bize göre olan altı gün değildir. Süresini bilmiyoruz. Ama uzun bir zamanda olduğunu tahmin edebiliriz. Altıncı gün ise son aşamadır. Canlıların halk edildiği güne işaret eder. Günü, KÜN-OLUŞ diye tefsir edebiliriz. 

Bizim dünya günleri ile Kur’an’da bahsedilenin bir olmadığını “Meleklerin bizim zamanımızla elli bin yıl olan bir günde Allah’a çıkarlar” ayeti çok güzel açıklamaktadır. 

Su “hayat” anlamına gelir. Alemde suyun olması hayatın ona bağlı olduğudur. “Biz her canlı şeyi sudan halk ettik!” (Enbiya, 30) ifadesindeki anlamdır. 

Arş ise maddenin halk edildiği, dünya hayatının cisim olarak başladığı sınırdır. Arş’ın suyun üstünde olması ise sudan halk edildiğimizi gösterir. 

Halk etmek (Arapça): Yaratmak (Türkçesi) Kur’an’ı Kerim’de halk etmek ile ilgili birçok kelime geçer. Fakat biz hepsine “yaratma” anlamını vererek kolayına kaçmışızdır. 

Alem sonradan meydana gelmiştir. Hadistir. Peki, bu alem varlığını nereden alır? 

İki görüş vardır. 1)Yokluktan 2) Hakk ’tan.

Birinci görüşü savunanlar Kelamcılar, ikinciyi ise İbn’ül Arabi ve sonrası sufiler ve filozoflar. 

Halk etmenin en yaygın anlamı ise yoktan var etmektir. Kur’an’ı Kerim’de yoktan yaratma ile ilgili ayet yoktur. 20. Yüzyıla kadar okullarımızda okutulan Din Dersi kitapları Yoktan Yaratan Allah’ı ve yaratılan alemi anlatırlar. 

Zihnimiz yoktan yaratmayı kabul etmez. Çünkü masa yapmak için tahtaya, elbise dikmek için kumaşa ihtiyacımız vardır. Hokus pokusla bir şey çıkaramayız. 

Kelamcılar (Maturidi ve Eş’ari) yoktan yaratmayı kabul ederek Kadir-i Mutlak olan Allah iradesiyle dilediğini dilediği gibi yapar demişlerdir. Eş’ari ’ye göre “hiçbir gerekçe olmadan” yapar. Maturidi’ye göre ise “mutlaka bir hikmete göre” yapar.

Bu görüşü benimsemelerinin nedeni “Eğer C. Hak mevcuda varlığından varlık verirse kendinde bölünme-parçalanma olur. Alem de O’nun niteliklerine sahip olacağından ezeli ve ebedi olur. Oysa Alem alemlerden münezzehtir. Bu yüzden Allah ile Alem arasında ortaklık düşüncesi onları rahatsız etmiştir. 

Burada şöyle bir soru akla gelir: Allah kadim, Alem hadis ise hadis kadimi nasıl bilecek? Kelamcılar buna “tenzihi” olarak yani “değilleme-selbi” ile bilir dediler. Allah Hayy oysa biz ölümlüyüz, Allah işitir ama bizim işitmemiz sınırlı, Allah baki biz sonlu…

Sonuç itibariyle “değilleme” metodu ile tam sonuç alamayız. İbn’ül Arabi ve sonrası sufiler (müteahhirun), “vahdet- vücud” teorisi ile halk etmeyi açıklamışlardır. 

Vahdet-i Vücud: “Varlığın birliği” anlamına gelir. Yasin suresinde “Bir şeyi halk etmek istediği zaman O’nun yaptığı OL demekten ibarettir. Hemen oluverir.” Ayette dikkati çeken kelime ŞEY’dir. Allah dışındaki her şeye, aleme ŞEY (çoğulu: eşya) denir. 

“Allah var idi O’nunla birlikte hiçbir şey yok idi” Hadis-i şerif. Şu anda da öyledir!

Allah kendinden başka hiçbir şeyin olmadığı AMA’da (altında ve üstünde hava olmayan yer) iken kendini bilmiştir. Sevmiştir de diyebiliriz. Bilince ortaya bilinen çıkmıştır. İlk çıkan varlık “akıl” olmuştur. Bilinenlere “malum” denir. Bu malumlar hariçte değil C. Hakkın ilmindedir. Teşbihte hata olmasın Allah’ın ilmi, zihnimizdeki düşüncelere benzer. Düşünceyi kelam etmedikçe dışarı çıkmaz. Dışarı çıkmayana söz denmez. Düşünce Sözle, kelamla varlık kazanmıştır. Ama düşünce olarak henüz sabit bir özdür. 

Ayan-ı sabite, alemin özüdür. Allah’ın ilminde sabittir. Sabitlik haline “mümkün” denir. Olması ile olmaması eşittir. Var desek dışta zuhur etmemiş, yok desek yok değil. Var-yok arası.

Eşya kendisi bakımından yoktur! Allah bilmiştir. Allah’ın bilmesi nesnesini var eden bir bilmedir. Bu yönüyle de vardır.! 

Muhyiddin-i Arabi “Eşyayı yokluktan ve yokluğun yokluğundan izhar edeni tenzih ederim” diyerek Futuhat-ı Mekkiyye’ye başlamıştır. 

Yokluk+ (yokluğun yokluğu=varlık) varlık=MÜMKÜN VARLIK. Kısaca eşyaya VARYOK diyebiliriz.

İbn’ül Arabi yoktan yaratmayı kabul etmeyerek kelamcılardan, nedenselliği reddederek filozoflardan ayrılmıştır.

Tekrar edersek; Allah Taala ilminde sabit olan eşyayı ezelde bilmiştir. Bilinen ise ortaya çıkar. Sonra irade sıfatının belirleyeceği bir vakitte kudret sıfatı izhar eder. Ezeli bilinmişlik ile zaman içindeki zuhur kaza-kader arasındaki ilişkidir. 

Müfessirlerin en zorlandığı ayetlerden biri de budur. Bu yüzden ayetten edinebileceğimiz bilgi bu kadardır. Ne denilirse odur!

Yine de tefsir edilmeye çalışılmıştır. Şöyle ki;

Allah Teala’nın bilinmesine vesile olan kavramlardan biri de ARŞ’tır. Ayette teşbih içeren biçimde yer almıştır. Görmediğimiz hatta zihnen tasavvur bile edemediğimiz varlığını kavrayabilmemiz için akla yakınlaştırmak için temsiller kullanılır.

Arş: Bütün varlığı ihata eden büyük bir cisim, gölgelik, kürsü, taht, en yüce ve yüksek makam, Allah’ın kudret ve saltanatının tecelli yeri, kainattaki bütün cisimleri kuşatan ve mahiyetini bilemediğimiz bir şey, kubbe, tavan, çatı, köşk, çardak veya sureti, şekli ve cismi belli olmayan bir şey anlamına gelmektedir. (Alıntı, Hikmet Yurdu Dergisi) Kürsi ise bazen arş ’la eş anlamla kullanılsa da kürsi daha küçüktür. İkisi de taht manasınadır. Saltanatın göklere ve yere ait olması kürsi, tüm kâinata yönelik olması ise arş’ı ifade eder. 

Ayet sanki “Ta Ha” suresi 5. Ayetin açıklaması gibidir. “Rahman olan Allah Arş’a istiva etti.” Arş’a istiva yeryüzüne yönelmenin zamanıdır. Halk etmenin sürecini açıklar. Sonrasında bu ayette arş’ın niteliği söyleniyor. 

Arşın su üzerinde olması tamamen mecazi manada olup ilâhî hâkimiyet ve saltanatın zorunluluk kanunlarından bağımsız bir tarzda cereyan etmesi demektir (Elmalılı tefsiri,4.cilt, sh, 2759-2761). 

Arş, bütünüyle Allah’ın hakimiyeti altındaki mülkü ve saltanatıdır. O zaman gökler, yer ve bütün mahlukatın ismidir. Kur’an’ı Kerim’de arş’ın geçtiği ayetlere baktığımızda halk etme, hükmetme, mülkiyet, Rablik gibi saltanat ve hakimiyeti çağrıştıran ifadeleri görebiliriz. Yalnız C. Hakk arş sayesinde değil, arş Allah sayesinde ayakta durur. Allah’ın bir mekâna yerleşmesi muhaldir. Yoksa o mekânın da kadim olması gerekirdi. Yeryüzündeki bir hükümdarın veya yöneticilerin tahtının olması için o sıfatı almaları gerekir. 

“O’nun arşı su üstünde idi” ayetinde göze çarpan “O, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı günde halk edendir” açıklamasıdır. Demek ki Arş’tan önce su halk edilmiştir. Suyun üstünde hakimiyeti vardı. Çünkü başka bir şey yoktu Elmalılı Hamdi Yazır bunu kabul etmez. Ve “O, arş üstüne istiva etti” ayetiyle birlikte ele alınmasını söyler. Arş’ın yere yani cismaniyete bağlı anlam olmadığı anlaşılır. İstiva Arş’a verilmiş en büyük özelliktir. İlk yaradılışta yani altı gün esnasında olmasıdır. Ki Arş üzerine istiva etmiş ve kâinat mülküne hakim olmuştur. Henüz kainattaki düzen yerli yerine oturmuş değildir. Hak, istiva ettiğinde İlahi saltanat düzenli olarak işler.

Taha suresi,5.ayet ve devamındaki ayetlerde “Rahman arşa istiva etmiştir. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur. Sen sözü ister açığa vur ister gizle. O gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir.” Buyrulur. 

Burada istivadan sonra Allah’ın kudretini ve ilmini görüyoruz. Yani İstivadan maksat hükmetmektir. Çünkü önce kudret sonra malik olduğun mülkü yönetmek ardından gelir. 

Allah’ın mülkü su’dan olmuşsa her şeyin başlangıcı su’dur. İlk önce arşını ve onun altını dolduran suyu halk etmiştir. Ancak arş ve su birbirine yapışık değildir. Arştan sonraki ilk maddi varlık sudur. 

Suyuti “Allah yeri ve gökleri yarattıktan sonra bu suyun yarısını arş’ın altında ve diğer yarısını en alttaki yerin altına koydu” der. Ve devamla “ondan bir damlanın bile yeryüzüne inmediğini, kıyamet koptuktan sonra mahşer üzerine yağmur gibi yağarak cisimlerin ondan biteceğini” nakleder.

Sudan halk edilen insanın ölüm anında susuzluğu dikkat çekicidir. Mü’minler mahşerde Kevser suyuyla ikram olunacaklardır.

İnsan kendi bünyesindeki Arş’ına çıkmak için seyri süluk yapar. Her insan yapar ama bunun farkında olmak, kendine irfanının olmasıdır. Zuhuratlarda “evin damı, çatısı çatladığı veya yıkıldığı zaman, o evi ayakta tutan temeli, arşı zarar görmüş” demektir. 

Bu ayet hakkında M. Arabi’nin “Tevilat” kitabının açıklamasına bakalım:

““O…gökleri (semavatı) ve yeri (arzı) altı günde yaratandır.” Cismani âlemi altı cihet içinde yarattı. “Arşı su üzerinde idi…” ilk akıl dediğimiz arşı, ilk ilim üzerinde bina edilmiş, ona dayanıyordu ve varlık olarak cisimler âleminden önceydi.

Şayet daha önce yaptığımız gibi altı günü gizlenme müddeti, göklerin (semavatı) ve yerin (arşın) yaratılışını da yüce Allah’ın mevcudatın tafsilatıyla gizlenmesi olarak tevil edersek, arşının su üzerinde olmasının anlamı, onun gizlenmenin başlamasından önce insanlar tarafından bilindiği şeklinde belirginleşir.

Tıpkı “onu bilerek yaptım” demen gibi. Yani bana malum olduğu halde ya da ben onu bilen olduğum halde. Diğer bir ifadeyle bilinirliğe dayalı olarak. Tıpkı Resulullah’ın (sav) “nasıl sabahladın?” diye sorması üzerine Harise ’nin “gerçek bir mümin olarak sabahladım” demesi gibi. Resulullah (sav) “Her hakkın bir hakikati var, senin imanının hakikati nedir? diye sorması üzerine de “cennetlikleri ziyaretleşirken, cehennemlikleri de didişirken gördüm. Rabbimin arşını apaçık olarak gözlemledim” demiş ve Resulullah (sav) “Doğru söyledin. Bu halini sürdür.” buyurmuştur. 

Şeriatta heyulani madde, birçok yerde su olarak tabir edilir. Bunlardan biri şu hadistir: “Yüce Allah’ın ilk yarattığı şey bir cevherdir. Ona celal gözüyle baktı, cevher utancından eridi; yarısı su yarısı ateş oldu.” Eğer bu hadiste işaret edilen suyu heyulani madde olarak tevil edersek kastedilen anlam şu şekilde belirginleşir: Onun arşı, göklerin (semavatın) ve yerin (arzın) yaratılmasından önce, zaman olarak değil, ama zat olarak maddeden üstündü, mertebe olarak onun üzerindeydi. Dilersen, bu tevili kendi varlığının ayrıntılarına uyarlayabilirsin. 

Bu takdirde anlam şöyle olur: Ruhani kuvvetler semalarını ve beden arzını hamilelik süresinin en azı olan altı ayda yarattı. Müminin kalbinden ibaret olan arşı da bedenin badesi olan suyun üzerindeydi, onu bürümüştü, ona asılıydı, tasvir ve tedbir anlamında ona taalluk etmişti.”

“Hanginiz daha güzel amel yapacaksınız diye sizi imtihan meydanına çıkarmak için” Hak Teala, Eşyanın halk ediliş amacını insanların amellerinin açığa çıkması olarak belirlemiştir. 

Çünkü Allah’ın ilmi iki kısımdır: Bir kısmı, levh’tedir ve eşyanın varlığından öncedir. Bir kısmı ise, mahlukat mazharlarının varlığından ve deneme, sınama anlamında beladan sonradır. Burada bu kısım ilimden bahsediliyor.

“Herkes Allah’ın kulu olduğunu dava ederler; imtihan-ı İlahi vaki olduğu vakit, hakikatte kimin kulu olduğu meydana çıkar.” A. Avni Konuk İmtihan Allah-insan ilişkisinin yorumunda en önemli kavramdır. Haktan gelen ve yönünü Allah’a dönmüş kalplere giren ibtiladır.

“Bu da geçer ya Hu” sözüne aşinayızdır. Sabır, teslimiyet, razılık, rıza kelimelerini peygamber kıssalarında görürüz. İki hayat arasında sıkıntı, korku, açlık, kıtlık gibi musibetlerle deneniriz. Aynı zamanda varlık ve bollukla da…

Bela: Kulun hakikatinin ibtila ile ortaya çıkmasıdır. 

Peygamberimiz (sav) “Belası en çetin ve zor olanlar önce nebiler, sonra veliler, sonra derece derece onlara en çok benzeyenlerdir. Biz peygamberler zümresi, belası en ağır ve şiddetli olan kimseleriz.” Buyurmuştur. 

Sınanma musibet olursa sabır, nimet olursa şükürle karşılık verilir. İmtihanın çoğu insanlarla olan ilişkiden doğar. Riya, kibir, ucub, yalan, su-i zan, gıybet ile aldanma sebepleridir. 

Ne ile imtihan olduğumuzu bilmek için uyanıklık şarttır. Tasavvufun hedefi de imtihan karşısında başarılı olacak insan yetiştirmektir. N.M.

 
---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 8 

~~11.8~
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ اَلَا يَوْمَ يَاْتٖيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ
~ ~ ~

 11.8 - Ve lein ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetim mağdûdetil leyegûlunne mâ yahbisuh, elâ yevme yeé'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâga bihim mâ kânû bihî yestehziûn. 

Diyanet Meali:

11.8- Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.8- Ve eğer ilerideki sayılı bir müddete kadar kendilerinden azabı tehir edersek o vakit da mutlak şöyle derler: onu ne men ‘ediyor? O, onlara geleceği gün kendilerinden çevrilecek değildir ve o istihza ettikleri şey, kendilerini sarmış bulunacaktır.

-------------------- 

Ayetteki “ümmet” kelimesine “süre” olarak meal verilmiştir. Peygamberimiz “Allah’a şirk koşmanın cezası ahirette yani öldükten sonra diriltilecekleri zaman verileceğini” haber vermiştir. Müşrikler “niçin o kadar geciktiriliyor? Hemen azab gelse! Onu ne men ediyor” diyerek istihzada bulunmuşlardı. Ayet onlara cevap olarak gelmiştir.

Burada göze çarpan “İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua eder, insan çok acelecidir” İsra suresi, 11. Ayetinin cevap niteliğinde olmasıdır. (Ayetin sebeb-i nüzulü başkadır! Bir de azabın çabuk gelmesini temenni eden kafir kimse hakkında da olması caizdir, der, müfessirler.) Bir de günlük tecrübelerimizde sabittir ki bir iş yapılırken hep bir gecikme, aksilik yaşanırsa o iş bırakılır. Bir müddet unutulmalıdır. Hatamızı görmemiz açısından mühlet verilir. Arıza giderildiğinde daha kolay olur. Hayırlı işler hemen meydana gelir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.9*

 
11- Hud Suresi- Ayet 9 

~~11.9~
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ اِنَّهُ لَيَپُوسٌ كَفُورٌ
~ ~ ~

 11.9 - Ve lein ezagnel insâne minnâ rahmeten summe nezağnâhâ minh, innehû leyeûsun kefûr. 

Diyanet Meali:

11.9- Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.9- Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır sonra da onu ondan alıverirsek şüphesiz ki o çok meyustur, nankördür

---------------------

Nimetten sonra nikmet zorludur.

Rahmetten sonra zahmet gelince insanda beliren sıfat ümitsizlik ve nankörlük olduğunu görüyoruz. Nankörün diğer anlamı şükürsüzlüktür. 

Çünkü nankörlük, yapılan iyiliği takdir etmemek anlamına gelir. Şükür ise içinde bulunduğun durumu muhafaza eder, şımarıklığı önler. 

Bakara suresi, 152. Ayette Hak Taala “…Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin” buyurmuştur. 

“Allah’ın rahmetinden ancak kafirlerin ümit kesecekleri” Yusuf suresi, 87. Ayette belirtilmiştir. 

Aslında ümitsizlik her insanda olur. Zorluklar karşısında çaresiz kalabilir. Ama kafirler bu hali sürekliliğe çevirdikleri için kınanmışlardır.

C.Hakk’ın halife olarak halk ettiği insanın bu yönünün anlatılması ile ne murad edilir?

İnsan yeryüzündeki konumunu tam anlamamışsa başına gelen güzellikler hep kendi kazandığıdır. Elinden gidince aklına C. Hak gelir. Aslında verenin ve alanın O olduğunu idrak ederse, gitmesindeki hikmeti kavrar. Allah’tan uzak yaşayışların getirdiği hallerden bahsedilmektedir. 

Bu ve sonraki ayet darlıkta ve bolluktaki hallerimizi resmetmektedir. Darlık imtihanıdır, bolluk sorumluluğu…birine sabır diğerine şükür gerek! Sabrın tesiri kalpte hissedilir, şükrün tesiri hem kalpte hem yüzdedir… 

İmdi, ayetlere başka bir veçheden bakalım: 

İnsan Allah ile ilişkisini kriz anlarında gözden geçirir. Hayatın nirengi noktalarında neyi iddia ediyor ve imtihana tabi tutuluyorsa tartar. Bu arada hayata karşı ciddileşir, büyür, insan olur. Soruyu sorar ve cevabı kendi arar. Bu C. Hakla arasındaki bağlantıdır. Ve de Allah Taala mutlaka ona içinden verir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.10*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 10 

~~11.10~
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّپَاتُ عَنّٖى اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌ 

11.10 - Ve lein ezagnâhu nağmâe bağde darrâe messethu leyegûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehû leferihun fehûr. 

 ~ ~ ~
Diyanet Meali:

11.10- Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, "Kötülükler benden gitti" diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.10- Ve şayet ona dokunan bir zaruretten sonra bir saadet tattırıverirsek, her halde benden bütün seyyiat gitti der ve şüphesiz sevinir öğünür

---------------------- 

Bu ayet önceki ayetin aksidir. Nikmetten sonra nimet tattırılmıştır. Bu defa da sevincin, saadetin kaynağı kendi zannetmektedir. Dolayısıyla kendiyle övünür. Oysa bolluğun da Verilmesiimtihandır.

Tevhid ehli verenin ve alanın Allah Taala olduğunu bildiği için içi durgundur, sakindir. İnsan olmanın iki yanı vardır. Dünyevi yanı biraz üzülse ve sevinse de aşırı değildir. 

Peygamberimizin oğlu İbrahim vefat ettiğinde gözlerinden yaş dökülmüştü. Sahabe “Ya Resulallah! siz de mi ağlıyorsunuz? Böyle ağlamaktan halkı men etmemiş miydiniz?” deyince Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular:

“Ey İbni Avf! Ben size günah ve ahmaklığın ifadesi olan şu iki ağlayışı yasakladım: Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışından ve musibet ve felaket sırasındaki yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmaktan. Benim ağlamam ise, şefkatin eseridir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez!” 

N.M.

 rtfSndPly*11.11*
--------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 11 

~~11.11~
اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولٰئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبٖيرٌ

~ ~ ~
11.11 - İllellezîne saberû ve amilus sâlihât, ulâike lehum mağfiratuv ve ecrun kebîr.

Diyanet Meali:

11.11- Ancak sabredip Salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.11- Ancak her iki halde sabredip Salih ameller işleyenler başka, işte onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir var

---------------------- 

Kur’an’ı Kerim’de amel-i Salih “iman” ile birlikte anılır. Burada sabırdan sonra gelmektedir.

Peygamberimiz bir yere giderken bir kadının çok bağırdığını görüyor. Ve sabretmesini söylüyor. Bunun üzerine kadın daha da öfkeleniyor. Ve peygamberimizi o an için tanımıyor ve “sen bir annenin çektiğini sen nerden bilirsin” der. Peygamberimiz bir şey söylemeden gidiyor. Yanındakiler “sen naptın? O Allah’ın Resulüydü” diyorlar.

Peygamberimiz ise “az önce feryat eden annenin geride kalan bir aklı vardı. (Kendini kontrol eden aklı gerideydi) diyor.

Sonra kadın gelip peygamberimizden özür diliyor. Peygamberimiz “sabır dediğimiz şey musibet ilk başa geldiğinde olandır.” Sonrası tahammüldür. 

Buradan çıkardığımız sonuç: sabrın an’lık bir şey olduğudur. Derin bir akıl ile olayların üzerimizden geçeme-mesidir. 

Bu olaya baktığımızda sabrın anlamı değişmiştir: dünya hayatındaki olumsuzlara tahammül değil direnç göstermedir. 

O halde sabır: akıl ve zekanın ifadesidir. Nimet haliyle mihnet hali arasında fark gözetmemektir. 

Sükuneti muhafaza edip, Allah’tan başkasına şikâyet etmemektir. 

İrfani anlamda sabır; bir hadise olduğunda “Allah’ı hatırlaması” dır. Böyle yaparak halimiz değişir. Diğer türlü herkesin anladığı anlamda tahammül yani olayı yüklenerek beklemek değildir. 

Bu ayet üstteki iki ayetin açıklamasıdır. Hayatımızdaki nimet ve acılar beklemediğimiz hallerdir. Haller de geçici olduğuna göre an’lık davranışlarımız sabırdır. Reflekstir. 

C. Hak Muhammed suresi, 31. Ayette “Sizi imtihan edeceğiz ki, içinizden cihat edenleri, zorluklara göğüs gerenleri ortaya çıkaralım ve size ait söz ve iddiaları deneyerek açıklığa kavuşturalım” buyrulmuştur.

Bakara suresinde imtihanların cinsi “korku, açlık, mallar canlar ve ürünlerden eksiltmek” olarak geçer. 

Sabrın tam ifadesi: “İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun” dur. Ve de Asr suresinde hakkı hatırlattıktan sonra sabrı tavsiye etmek gelir. 

Sabır tahammülle değil Allah’ı anmak ve O’nu unutmamakla ilgili bir şeydir. 

Bir de Yakup as ’da ortaya çıkan Sabr-ı cemil vardır. 

Tevekkülün en güzel şekilde yaşandığı iyimserlik ve umut taşıyan sabrın adıdır. N.M. 

----------------------
 rtfSndPly*11.12*

 11- Hud Suresi- Ayet 12 

~~11.12~
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰى اِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهٖ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ اِنَّمَا اَنْتَ نَذٖيرٌ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ وَكٖيلٌ
~ ~ ~

11.12 - Felealleke târikum bağda mâ yûhâ ileyke ve dâigum bihî sadruke ey yegûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahû melek, innemâ ente nezîr, vallâhu alâ kulli şey'iv vekîl.

Diyanet Meali:

11.12- (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.12- Şimdi ihtimal ki sen «ona bir hazine indirilse ya veya beraberindeki bir melek gelse ya» diyorlar diye göğsün daralarak sana vahyolunanın bazısını bu sebeple terk edecek olursun, fakat sen sırf bir nezirsin. Allah ise, her şey'e karşı Vekil.

----------------------

Müşrikler peygamberlerin de insan olmasından dolayı kendileriyle kıyaslamışlardır. Kendilerine gelmediğine göre başkasına da gelmez sanmışlardı. Çünkü baktılar ki insanların yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları oluyor. Melek daha doğru bir seçimdir! İnsanlar ona mal, mülk, güç, kuvvet vb. bakımından ulaşamamalıydı. 

Bir de Mekke müşriklerine göre melekler Allah’ın kızlarıydı. Elbette elçi olarak onlar gönderilmeliydi. 

Hazineden bahsedilmesi ise müşriklere göre büyüklük ancak mal ve makam sahibi olmaktan geçiyordu. Allah’ın yanındaki makamın yüceliği gözden kaçıyordu. 

“Rabbinin rahmeti, onların toplaya geldiği maldan daha hayırlıdır.” Ayet.

Kur’an’ı Kerim’de göğsün açılması ve daralması için iki kelime kullanılır. “Dayk” D-Y-K kökünden gelen, genişliğin zıddı anlamındaki darlık, fakirlik, üzüntü manalarına gelir. “Şerh” ise Ş-R-H kökünden gelir ve bir şeyi genişletmek, mecaz olarak da kapalı ve izaha muhtaç olan şeyleri açıklayıp tefsir etmek anlamındadır. 

Peygamberimiz adet ve alışkanlıklara savaş açmıştır. Çok zordur. Zihin yapısı inandığımız ve alışkanlık edindiğimiz bilgilerle örülür. Dışarı çıkmak istemez. “Melek ve hazine” kelimeleri müşriklerin dağarcığındaki değerlerden iki tanesidir. 

(En’am suresi, 50. Ayette: Resulüm de ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımda demiyorum, gaybı da bilmiyorum” yine “ben size meleğim de” demiyorum. Ben ancak vahyedilene tabi oluyorum”)

C. Hak nebisini adet, gelenek-görenek mağarasından çıkardı sonra nebi vasıtasıyla kullarını. Peygamberimizin nitelikleri Nezir yani uyarma ve Beşir (müjdelemek) dir. Hak Taala “sen ancak bir nezirsin” diyerek kendine kötü davrananlara karşı metodunu göstermiştir. 

Gönül darlığı hayatı cehenneme çevirir. Vekilimizin Allah olması rahatlatır. “Gönül Çalabın tahtıdır.” Hakk kuluna inşirah vererek huzurunu sağlar.

“Peygamber, sıkıntıdan dolayı bazı ayetleri neredeyse söylemiyordun.” Aynı ayetin devamı “İsra” suresindedir. “Ya Muhammed! Neredeyse benim sana vahyetttiğimden seni tutmasaydım ayıracaklardı. Onlara az kalsın meyledecektin. O zaman sana ahiretin ve dünyanın sıkıntılarını tattırırdım. Onlara şöyle de: Ben bana vahyolunana tabi olurum!” Bu ayetle C. Hakk elçisine huzuru, sükunu indirmiş oldu. 

---------------------- rtfSndPly*11.13*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 13 

~~11.13~
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰیهُ قُلْ فَاْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهٖ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
~ ~ ~

 11.13 - Em yegûlûnefterâh, gul feé'tû biaşri suverim mislihî mufterayâtiv ved'û menistetağtum min dûnillâhi in kuntum sâdigîn. 

Diyanet Meali:

11.13- Yoksa "onu (Kur'an'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.13- Yoksa, onu kendi uydurdu mu diyorlar? Öyle ise de! haydin onun gibi uydurma on sure getirin, Allahtan başka gücünüzün yettiğini de çağırın, eğer doğru söylüyorsanız bunu yaparsınız

---------------------- 

“Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Bu ancak kendinden önceki ilahi kitapların doğrulaması ve Kitap’ın açıklamasıdır. Onda asla bir şüphe yoktur. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” Yunus, 37. Ayet. 

Bu bir meydan okuma ayetidir! Kur’an’ı Kerim’de meydan okuma ayetlerine “tehaddi ayetleri” denir. Bu durum karşısında müşrikler aciz durumda kalmışlardır. 

C. Hakk burada “10 sure diyor, Bakara suresinde ise “1 sure getirin” buyuruyor. Bütünü değil sadece “10 sure o da olmazsa 1 sure!” Demek gerçekten meydan okumadır. 

Kur’an’ın meydan okumasına karşılık mu ’araza yapılmak istenmiştir. Mu ’araza, Arap edebiyatında “nazire” demektir. Bir eserin dil, üslup ve mana yönünden benzerini veya daha üstününü oluşturmak anlamındadır. 

Mekkeli müşrikler Kur’an’a mu’ araza yapmak için kırk gün hazırlık yapmışlar ama Hud suresi, 44. Ayetini duydukları zaman vazgeçtikleri rivayet edilir. 

Hud/ 44. Ayet: (Sonra) “Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de tut!” denildi. Su çekildi; hüküm yerini buldu, gemi Cudi’nin üzerine oturdu; “Zalimlerin topunun canı cehenneme!” denildi.

İbn’ül Mukaffa, İranlı vali ve emirlerin yanında çalışan geniş ilim sahibi, eşsiz zekâsı, güzel ahlakı ve edebiyatı ile nam salmış biri idi. Başta Arap dili ve edebiyatı olmak üzre Fars, Hint ve Yunan kültürleri hakkında bilgi sahibi idi. 

Rivayet edilir ki, İbn’ül Mukaffa Kur’an’a mu’ araza yapmak istemiş; bu amaçla bir kelam nazmetmiş, bölümlere ayırıp sure yapmıştı. Bir gün mektebin önünden geçerken bir çocuğun okuduğu Hud suresi, 44. Ayetini işitince, yazdıklarını yırtmıştır. Ve şöyle söylemiştir:

“Bu beşerin benzerini yapamayacağı şeylerdendir. O, beşer kelamı cinsinden değildir!” demişti. 

Bir de bu meydan okuma Hz. Muhammed’in peygamberliği hususunda ispat görevi görür. 

İnkâr edenler ilk önce şüphe duyarlar. İnkâr ile şüphe yan yana gider. İster kötü haller olsun isterse iyi haller birbirlerini tetikleyerek gider. İyiden kötüye veya kötüden iyiye geçmek için iç bünyede dönüşüm gerektirir. 

---------------------- 
 rtfSndPly*11.14*

 11- Hud Suresi- Ayet 14 

~~11.14~
فَاِلَّمْ يَسْتَجٖيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّمَا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
~ ~ ~

 11.14 - Feillem yestecîbû lekum fağlemû ennemâ unzile biılmillâhi ve el lâ ilâhe illâ hû, fehel entum muslimûn. 

Diyanet Meali:

11.14- Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur'an) ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.14- Yok eğer bunun üzerine size cevap veremedilerse artık bilin ki o ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve ondan başka ilâh yoktur, nasıl artık teslim ediyor müslüman oluyorsunuz değil mi?

--------------------

İnsanların ve cinlerin İlahi kelam benzeri bir şeyi getiremeyecekleri tehaddi ayetlerinde açıkça görülmektedir. C. Hak tarafından bizzat belirtilmektedir. 

Kur’an’ın meydan okuyup da cevap verilememesi Kur’an’ın üstünlüğüne bir delildir. Kur’an’ın üstünlüğüne İ’caz’ul Kur’an denir.

Kur’an’ın inzal olmasıyla Arap Tarihinde ilk defa sistem değişiyordu. Tek Allah inancı ve bu inancın diğer varlıklarla ilişkisi yeni anlam kazanması müşrikleri şaşırtıyordu. Başka bir deyişle dikkat çekiyordu. 

İnkarcıların güç yetirebileceği bir şey olsaydı mutlaka bunu yaparlardı. Yapamadıklarına göre Kur’an’ın muciz olduğu ortaya çıkmıştır Kur’an Evrensel bir niteliğe sahiptir. Çünkü Allah’ın ilmi ile indirilmiştir. İmanın herkese seslenmesi için ilme, bilgiye dayanması gerekir. Tasavvuf ehline ilmel, Aynel, hakkal yakinlik eğitimi verilir. Bizler Allah’ın ilmindeki ŞEY’leriz. Kaynağımız Allah’ın ilmidir. Özümüz bilginin bilinmişliğidir. “Malum” denir bize. Kısacası ilimden öte yol yoktur! N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.15*

11- Hud Suresi- Ayet 15 

~~11.15~
مَنْ كَانَ يُرٖيدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَزٖينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ فٖيهَا وَهُمْ فٖيهَا لَا يُبْخَسُونَ
~ ~ ~

11.15 - Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim ağmâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn.

Diyanet Meali:

11.15- Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.15- Her kim Dünya hayatı ve ziynetini murad ederse biz, onlara amellerini Dünyada tamamen öderiz ve bu babda kendilerine densizlik yapılmaz

----------------------

Çıkaracağımız manalardan birincisi “Ayette dünya hayatı ve ziynetlerini isteyenlere amellerinin burada ödenmesi” demek, bizimle bire bir ilgilenen, en küçüğünden en büyüğüne kadar her şeyin Allah’ın iradesiyle olduğunu ispatlar.

İkincisi ayette geçen “yalnız dünya hayatını isteme” nin doğru olmadığına işaret ediliyor. Bütünlük için ahiret ile dengesinin kurulması şarttır. 

Üçüncüsü günümüzde dindarlık algısı oldukça basite indirgenmiştir. Namaz kılan, oruç tutan dindar kabul ediliyor. 

Tüme varım yoluyla ibadetlerini biriktire biriktire gitmek, dindarlık sayılıyor. Oysa Hakka yolculuk tecerrüt iledir. Azaltarak gidilir. İlk önce bedeninden sonra kötü huylarından azaltırsın. Sonrasında beden ve güzel ahlak eşitlenerek denge kurulur.

İnanan ve amel-i salih de bulunan kimse dünyayı istemesindeki gaye şöyledir: O da dünyayı ister ama kar-zarar ekseninden çıkarak dünyayı kendi gerçekliğinde tanımayı ister. “Eşyayı hakikatine göre bilmek” ister! 

Her yapılanın karşılığı eksiksiz ödenir! Allah doğruyu söyler!
---------------------- 

 rtfSndPly*11.16*
11- Hud Suresi- Ayet 16 

~~11.16~
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ لَيْسَ لَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فٖيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
~ ~ ~

 11.16 - Ulâikellezîne leyse lehum fil âhırati illen nâr, ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılum mâ kânû yağmelûn. 

Diyanet Meali:

11.16- İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.16- Fakat onlar Ahirette öyle olurlar ki kendilerine ateşten başka bir şey yoktur ve orada işledikleri bütün iyilikler heder olmuştur ve bütün yaptıkları boştur

----------------------

Bütün dinlerin temelinde Allah ile ahirette karşılaşacağımız düşüncesi vardır. Öte dünya yoksa din de yoktur. Dini din kılan ahiret inancıdır. 

Sadece bu dünya hayatı olsaydı din ahlaktan ibaret olurdu. Davranışlarımızın iyi ve güzel olması toplumsal ilişki açısından önemlidir. Dolayısıyla iyi insan olunur. Ama dinin amacı Allah’ın birliğidir, tevhittir.

Dünya zevkleri, süsü, güzelliği elbette bize helal kılınmıştır ama Allah’ı tanımamızın araçları da onlar olmuştur. Meşru ölçülere dikkat etmek lazımdır. 

Dünya hayatında yapılanlar tıpkı kurbanın ne eti ne de kanı Allah’a ulaşmadığı gibi yaptığımız hasenatların da sevabı gitmez. 

Yaptıklarımız halimizi, idrakimizi değiştirip “insan” olma yoluna sokarsa, ahrette de “insan” olarak haşr edileceğiz. Ateş her şeyi yok eder. Dünyada iken “yok” hükmünde yapılanların ateşle karşılanması oldukça normaldir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.17*
 

 11- Hud Suresi- Ayet 17 

~~11.17~
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهٖ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰى اِمَامًا وَرَحْمَةً اُولٰئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهٖ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فٖى مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
~ ~ ~

 11.17 - Efemen kâne alâ beyyinetim mir rabbihî ve yetlûhu şâhidum minhu ve min gablihî kitâbu mûsâ imâmev ve rahmeh, ulâike yué'minûne bih, ve mey yekfur bihî minel ahzâbi fennâru mev'ıduh, felâ teku fî miryetim minhu innehul haggu mir rabbike ve lâkinne ekseran nâsi lâ yué'minûn. 

Diyanet Meali:

11.17- Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur'an) ve bir de ondan (Kur'an'dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ'nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir. İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.17- Ya onlara benzer mi? artık o kim rabbinden bir beyyine üzerinde bulunmuş hem bunu ondan bir şahid takip ediyor hem de önünden bir imam ve rahmet olarak Musa’nın kitabı var, işte bunlar ona iman ederler, hiziplerden her kim de ona küfrederse artık ateş onun mev'ıdidir, sakın bunda şüpheye düşme, çünkü bu haktır rabbindendir ve lâkin nâsın ekserisi imana gelmezler

----------------------

Peygamberimiz beyyine (hüccet-delil) üzerinedir. Kur’an’ı Kerim Allah’tan bir şahit olarak peygamberimizin elçiliğini tasdik eder. İmam ve Rahmet olarak Musa as’ın kitabı Tevrat’ın da aynı şekilde elçiliğini tasdik eder. İnsanlar da inandılar. Bu kadar delil, şahitten sonra Hristiyan, Yahudi veya müşrik gruplarından hangisi inkâr ederse cehenneme gideceği belirtilmiştir.

Kur’an tenzih bir dili kullanma yönünden Tevrat’la aynıdır. C. Hakk’ın selbi bir dille tanıtımı tenzih ile yapılır. Tevhid dininin akidelerinin konması için tenzih yapılmalıdır. 

Kur’an kıssaları ile Tevrat’ta geçen pek çok kıssa arasında bazı benzerlikler göze çarpmaktadır. 

Müslümanların çoğu Tevrat’ın tahrif edildiğine inanır. Ve yanlışları Kur’an’ın doğrusunca düzeltilmesi gerekir. 

Beyyine ve iki şahid ayette göze çarpar. Sufilerin gönlüne gelen sözler, gördükleri olağanüstü zuhuratların C. Hak’tan geldiğini gösteren iki şahid olması gerekir. Biri Kur’an diğeri Hadistir.

Fakat bu kişiyi ilgilendirdiği için kimseyi bağlamaz. İnkâr edilirse de kafir olunmaz. 

Ayetle uzaktan ilgisi olan bir yorum da şudur: 

İnsan bugün modern çağda kaybolmuştur. Var olduğuna şahitlik arar. Bu yüzden internet alanında sürekli resimlerini koyarak var olduğunu göstermek ister. Kabiliyetini bilemediğinden kendini ifşa eder. Ona bakanlar da aynı dertten muzdarip olduğu için neticesi olmaz! Oysa Kur’an ve insan bir batında doğan ikiz kardeştir. Varoluşumuzun delillerini orada bulabiliriz… N.M.

----------------------
 rtfSndPly*11.18*

11- Hud Suresi- Ayet 18 

~~11.18~
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اُولٰئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰؤُلَاءِ الَّذٖينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ
~ ~ ~

11.18 - Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi kezibâ, ulâike yuğradûne alâ rabbihim ve yegûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, elâ lağnetullâhi alez zâlimîn. 

 Diyanet Meali:

 11.18- Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.18- Hem bir yalanı Allaha iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablarına arz olunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: ta şunlar Rablarına karşı yalan söyleyenler, haberiniz olsun Allah’ın laneti zalimler üstüne

---------------------

Yalan: Bulunması gereken yerden başka bir yere çevrilmiş söz ve fiillerdir. Haktan batıla, doğrudan yalana, güzelden çirkine çevrilmektir. Olmayanı oldurmak, olanı yok saymaktır. 

Kısaca batıldır. 

“Bir gün Hz. Peygambere; “Mümin kimse zina eder mi? Dediler. Hz. Peygamber, Belki, buyurdu. Peki yalan söyler mi? Dedi, Hz. Peygamber; Hayır söylemez. Buyurdu. Ve “Ancak iman etmeyenler yalan söyler” ayetini okudu” Hadis Dünya hayatı zıtlıklar üzerine kuruludur. Bu zıt kutupluluk esası insanın algılama ve yargılama süreçlerinde de kendini gösterir. Kur’an’ın metodu da iman kavramlarını yerleştirmek için karşıt kavramların içini doldurarak açıklar. 

Zıt kutupluluk (ezdad); biri olunca diğeri olmayan ikilidir. Çift kutupluluk (ezvac) ise kadın ve erkek gibi biri olmadan diğeri var olamayan ikilidir. 

Zalim, karanlık anlamındaki “zulumat” kelimesinden türetilmiştir. Onlar, perdeler ardında gizlenen ve saklanan bilinmeyen ve tanınmayanlardır. Böylece Hakkın yüzünü kendi dışlarında gördükleri için, kendi nefislerinde bilemezl Muhammed-i zalimler Hakk’ın mutlak veçhinde kendi vehmi benliklerinden fani olmuşlardır. Onlar ebeden Hakk’ın müşahedesinde olup nefislerini bilmezler.

“Allah’a karşı yalan söylemek” zalimliktir. İnsan bu zulmü kendine yapar. Kendi kıymetini anlamamaktır. Değerimiz Allah’ın koyduğu kuralları çiğneyip- çiğnememekten doğar. 

Lanet: Uzak kalmak, uzaklaşmak, İlahi rahmetten mahrum kalmaktır.” Mel’un” ise lanet olunmuş demektir. N.M.

 rtfSndPly*11.19*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 19 

~~11.19~
اَلَّذٖينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
~ ~ ~

 11.19 - Ellezîne yesuddûne an sebîlillâhi ve yebğûnehâ ıvecâ, ve hum bil âhırati hum kâfirûn. 

Diyanet Meali:

 11.19- Onlar (halkı) Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.19- Onlar ki Allah yolundan men ‘ederler ve onu eğriltmek isterler, hem de Ahireti onlar münkirdirler

----------------------

Ayette IVEC kelimesi yer alır. İslam’a ve Kur’an’a muhalif olanların ve ona engel olmaya çalışanların ifade edildiği kavramdır. 

Aslında mü ’min kafiri, kafir de mü ‘mini eğri yolda görür. Her yürüyen Rabb ’ın doğru yolu üzeredir. Sırat-ı müstakim ise Allah’ın yoludur. Herkesin Rabb ’inin bulunduğu yoldur. 

Bu ayetlerdeki muhatapların, Tevrat’ın açıkça zikredilmesinden dolayı Yahudiler olduğu görülmektedir. Zira Kur’an’daki itikat, nübüvvet ve ahiretle ilgili konular orada da anlatılmış, Yahudilerin Tevrat’taki bilgiye vakıf oldukları halde Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i inkâr etmelerinin tezatlığı üzerinde durulmuştur. Bu şekilde davrananların yalan sözlerle Allah’a iftira ettikleri, bundan dolayı da cezalandırılacakları ifade edilmektedir. Yahudilerin muhatap olduğu bu ayetlerin o dönemdeki muhatapları şüphesiz ki aynı yolu takip etmeye çalışan müşriklerdir.

Ayette Allah yolundan alıkoymanın sebebi Ahirete inanmamak olmaktadır. Çünkü ahirette Allah’a kavuşacağız. Din iki şeye dayanır: Allah’tan gelmiş olmaya ve Allah ile tekrar mülaki olmaya inanmak. 

----------------------

 rtfSndPly*11.20*
11- Hud Suresi- Ayet 20 

~~11.20~
اُولٰئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزٖينَ فِى الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطٖيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ
~ ~ ~

 11.20 - Ulâike lem yekûnû muğcizîne fil ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâé', yudâafu lehumul azâb, mâ kânû yestetîûnes sem'a ve mâ kânû yubsırûn. 

Diyanet Meali:

11.20- Onlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah'tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.20- Bunlar Arzda âciz bırakacak değillerdir, kendilerini Allahtan kurtaracak bir hamileri de yoktur, onlara azab katlanacaktır hem işitmeğe tahammül edemiyorlardı hem de görmüyorlardı

----------------------

Allah ile alem arasındaki ana fark, biri özü gereği aciz, muhtaç ve fakir diğerinin ise özü gereği güçlü, kudretli ve zengin olmasıdır. 

Allah insan oğlunun sığınacağı tek yardımcıdır. Dünyada iken akıl gözleri kör, kulakları işitmiyordu. Gözlerden perdeli oldukları için akıllardan da perdelenmiştir. 

Bir de “kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür” demiş, Mevlâna. 

C. Hak Rum suresi, 52-53. ayetlerde “Sen ölülere duyuramazsın ve sırtlarını dönüp uzaklaşan sağırlara da! Ve yine kör olanları sapıklıklarından döndürüp doğru yola iletemezsin!” buyrulmuştur. 

En’am suresi, 122. Ayeti üstteki ayete cevap olmuştur. “Ölü iken hayata kavuşturduğumuz ve insanlar arasında yolunu bulması için, ışık tuttuğumuz kimse, derin karanlığın içinde kalmış biri gibi olur mu?” Ayette bize şöyle bir ders vardır: Peygamberimizin yanındaki müminler birbirlerine karşı pek merhametli ama kafirlere karşı pek çetindiler. Topluma baktığımızda dışa daha yumuşak, içe sert olurlar. Birtakım çıkarlar sebebiyle.

Bugün topluma baktığımızda mümin, kafir, münafık birbirine karışmıştır. İsimleri de deist, ateist, inanan olarak değişmiştir. Herkes kendi inancını daha iyi yaşamak için sosyal medyada ya da yaşam alanında gruplar oluşturmuştur.

Dünyadaki Hadiseler Peygamberimizin döneminden farklı seyrediyor. İnanç savaşlarında (Filistin-Gazze) Müslümanlara yaşam hakkı verilmemektedir. Artık kim güçlü ise inancıyla, parasıyla, gücüyle hâkim oluyor. 

Bu tabloyu insanlar arasında da görmekteyiz. En acıklı olanı da yadırgamadan seyretmekteyiz. Zengine, güçlüye yumuşak, zayıfa sert davranmak şeklinde görülmektedir.

Ancak Tevhid ehli hakkıyla davranır. N.M.

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 21 

~~11.21~
اُولٰئِكَ الَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
~ ~ ~

11.21 - Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn.

Diyanet Meali:

11.21- İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.21- İşte bunlar kendilerine yazık etmiş kimselerdir ve o iftira ettikleri uydurmaları hep kendilerinden gaib olup gitmişlerdir
----------------------

Uydurulan şeyler bilgi değildir. Batıl olan şeyler yok olmaya mahkumdur. Hatta sırf akli bir delil ile konuşan da bilgiyi elde bile kuşkulara maruz kalabilir. Kuşkuya düşürmeyen zevki (marifetullah) bilgiye, bilgi denir. 

Ahlaki kavramlar pozitiftir. Tam zıddını bulmak kolay değildir. Müspetin zıtları ise menfidir. Menfi olanın varlığı yoktur.

Bir de “Allah’ın veçhinden başka her şey yok olucudur” (ayet) Nefislerine yazık edenlerin idraki yoktur. İyiyi kötüden ayıramadıkları için. “Vücutta iyi ve kötünün bağıntıları vardır. Ve bu iki bağıntının erbabı mevcuttur. Bakış hakikate döndürüldüğünde bu bağıntılar ortadan kalkar. Dolayısıyla bu bağıntılar kesiflik aleminde sabittir. Ve bu alemden kötülük bağıntısı kalkamaz. Eğer sorulursa ki, her şeyde iyiden başka bir şey göremeyen ve kötü-batıl- nedir bilmeyen bir mizaç düşünülebilir mi? Biz cevaben deriz ki, böyle bir mizaç düşünülemez. Çünkü Hak, her bir şeyin vücuduna muhabbet edip, onu irade buyurmuş ve vücuda getirmiştir. Bu da iyi ve kötüyü içine almaktadır.”

(Fusus’ul Hikem, Avni Konuk şerhi) İnsana düşen şey, ara sıra gaflete düşse de asli fıtratlarını kaybetmedikleri ölçüde istidatları ölçüsünce Hakk’ı ariftirler ve kendilerine yazık edenler sınıfına girmezler! N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.22*
 11- Hud Suresi- Ayet 22 

~~11.22~
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ
 ~ ~ ~
11.22 - Lâ cerame ennehum fil âhırati humul ahserûn. 

Diyanet Meali:

11.22- Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.22- Şüphe yok bunlar Ahirette en ziyade hüsran çekenlerdir

-----------------------

Sırf vehim ile karışık akıl sahipleri oldukları için vehim üzerine vehim ile hareket ederler. Ahrette gözün perdesi kalktığında hakikat ortaya çıkacaktır. Bu da hüsranı, ziyanı getirecektir. N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.23*
 11- Hud Suresi- Ayet 23 

~~11.23~
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُوا اِلٰى رَبِّهِمْ اُولٰئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ
~ ~ ~

 11.23 - İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashabul cenneh, hum fîhâ hâlidûn. 
----------------------

Diyanet Meali:

11.23- İman edip, Salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. 

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.23- Fakat iman edip Salih ameller yapanlar ve Mevlalarına edep ve itminan ile itaatkâr olanlar işte bunlar ashabı Cennet hep orada muhalleddirler

---------------------

Hüsranda olmayanların dört özelliği vardır. İman etmek, Salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek. 

İnananlar iman neticesinde yapılan amellerin karşılığında verilen ceza ve mükafatların arınma yolu olduğunu bilirler. Dünya ve ahiret “etme-bulma” yaşantısı değildir. Olaylar arasında bağlantı vardır ama her şeyi nedensellik bağına atfetmemek gerekir. Çünkü delilimiz yoktur. 

C. Hak Cezayı “temizlenmemiz” için verir. Güçlükler, imtihanlar öğrenme vesilesidir. 

Seyirde düşe kalka ilerlenir. Kim ki düştüğü yerden edeple kalkarsa veya geldiği yerden düşerse ve de edep ve mutmainlik içinde sabrederse yaptığının karşılığı cennet olacaktır. Kimseye haksızlık da yapılmayacaktır. 

Seyri süluk ahlaken bilinen konuları yakin olarak bilmeyi, görmeyi, olmayı öğretir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.24*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 24 

~~11.24~
مَثَلُ الْفَرٖيقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَصٖيرِ وَالسَّمٖيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
~ ~ ~

 11.24 - Meselul ferîgayni kel ağmâ vel esammi vel basîri ves semîğ, hel yesteviyâni meselâ, efelâ tezekkerûn. 

Diyanet Meali:

11.24- Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? 

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.24- Bu iki fırkanın meseli kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir, hiç bunlar müsavi olurlar mı? Artık düşünmez misiniz?

----------------------

 “Kör ve sağır” misali Kur’an’ı Kerim’de çeşitli hallerde verilir. Mesela;

“Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Ta Ha, 124) “O, Rabbi.! Beni niçin kör (ama) olarak haşr ettin? Oysa ben, hakikaten görür idim! Der.” (Ta Ha, 125) Kıyamette Hakkın nuru karşısında kör olması halinde kulun söylediği söz, bunu kabullenememesine işarettir. Dünyada iken kör olduğunu bilmemesinden kaynaklanır. Nefsaniyetinin kalbi aklın (gönül olmuş) nuruna karşı perdelendiği için gerçek anlamda sağır, dilsiz ve kördürler. Zira, aklın nuru aracılığıyla Hakk’ı işitmek, Hakk’ı söylemek ve Hakk’ı görmek mümkündür. 

Zahiri anlamda da sağır, dilsiz ve kördürler, çünkü vicdanlarını yitirmişlerdir, arada bir perde olduğu için söz konusu duyuların kalbe giden yolları tıkanmıştır. Vicdanlarından yararlanmak için kalbin nuruna ihtiyaçları vardır, o da söz konusu duyulara ulaşmaz. Anlamak ve gerekli ibret derslerini çıkarmak için söz konusu duyuların algıladıkları kalbe ulaşma imkânını bulamaz.

 “Onlar geri dönemezler.” Kalplerinin önüne konulmuş iki setten dolayı artık Allah’a dönemezler. Yüce Allah, bu iki setten şöyle söz etmektedir: “Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik.” (Yasin, 9) Bu benzetmede soyut bir olgu somut bir olgu suretinde tasvir edilmiştir. Bunun amacı da insanların genelinin zihinlerinde canlanmasını, somutlaşmasını sağlamaktır. 

Körlük; bu anlamda, taklitle, gelenekle hareket edip ona göre hükümler veren demektir. Görmek ise hakikat bilgisine ulaşmış akılla hareket eden demektir. 

Sağırlık da keza bununla ilgilidir. 

Gören ve işiten kişinin en büyük özelliği kötü huyların aklı perdelemesinden kurtulmuş olmasıdır. 

Ez cümle; Kör ve sağırlık ahlakla ilgili bir durumdur. Ve ahlakla zihin bu anlamda paralel çalışır! N.M.

 rtfSndPly*11.25*

---------------------

11- Hud Suresi- Ayet 25 

~~11.25~
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ اِنّٖى لَكُمْ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ~ ~ ~

11.25 - Ve legad erselnâ nûhan ilâ gavmihî innî lekum nezîrum mubîn. 

Diyanet Meali:

11.25- Andolsun, biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.25- Celâlim hakkı için vaktiyle Nuh’u kavmine gönderdik; şöyle diye ki haberiniz olsun ben size azabın sebeplerini ve halâsın yolunu beyan eden bir nezirim

---------------------- 

Nuh as hakkında kısa bir bilgi: Ulu’l-azm peygamberlerin birincisidir. Toplumlarının şiddetli baskı ve dayatmalarına karşı kılıç ve sözle en büyük mücadeleyi veren Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’dir. Sözlükte Ulu’l azm: “sabırlı, gayretli ve kararlı” kimseler olarak geçer. 

Adem’den sonra kendisine Risalet verilen ilk peygamberdir. Risalet’in birinci hükmü, ümmetini Hakkın tevhidine davet ve ortaktan, benzerden tenzihtir. 

Nuh’un kavmi, Vedd, Süva, Yegus ve Yauk isimleriyle putlar imal etmişlerdi. Ve Hakkın vahdetinden perdeye düştüler. 

Nuh Peygamber sapmış olan kavmini mucizelerle desteklenen tebliği ile tek Allah’a davet etmiştir. Az sayıda inanan dışındakiler sonunda helak olmuştur. Tufan durduktan sonra gemidekiler de az bir süre sonunda ölmüşlerdir. Nuh as’dan sonra insanlık yeniden çoğalmıştır. Bu durumuyla Nuh peygamber “ikinci Âdem” olmuştur. 

Yıllar süren Tebliğinde “Ya Rabbi ben mağlubum! Bana yardım et” diye yalvarmıştır. Yani uzun yıllar vazgeçmemiştir. “Nuh dedi peygamber demedi” deyimi Nuh as’ın inat ve ısrarını anlatmak için günümüzde kullanılır. 

Tebliğde peygamberle birlikte inananların başarısından sonra doğru yoldan tekrar sapılır. Başlanan noktaya dönülür. 

Her çağda sorulan sorular ve peygamberlerin sorulara verdikleri cevaplar zamanımızda da geçerlidir. 

Kim? Olduğumuzdan başlayıp mebde (nereden geldik-başlangıç) ve mead (nereye gidiyoruz-son) soruları hep aynıdır. Çağ değişse de temel sorumuz olan “kimliğimiz” ve “var edenimiz” hep durmaktadır. 

Ayetlerin arasından sorularımızın cevap bulmasını umuyoruz. 

Peygamber bize ne öğretir? 

Nuh peygamberin özelliği “apaçık nezir-uyarıcı” olmasıdır. İlahi mesaj ona gelmiştir. Ve ilk iman eden de O’dur. Yani bu bilgiyi kendisi bulmadı. O seçildi. Hakikati bulmada peygamberimiz aracı değil, Allah’ın seçtiği kuldur. Vahiy peygamberin işi değildir. Peygamberi kabul etmek, Allah’ın lütfuyla bizi uyandıracak kişi olduğuna iman etmektir. Ayrıca bilgilerimizin doğrulamasını nübüvvet üzerinden görebiliriz. 

 rtfSndPly*11.26*
“Nezir ve Beşir” yani “uyarıcı ve müjdeleyici” olmak Peygamberlerin ortak isimleridir. Hz. Nuh’un nezir yani “uyarıcılık” görevinin daha ağır bastığını görüyoruz. 

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 26 

~~11.26~
اَنْ لَا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلٖيمٍ~ ~ ~

11.26 - El lâ tağbudû illallâh, innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm. 

Diyanet Meali:

11.26- "Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.26- Allahtan başkasına ibadet etmeyin, cidden ben size elim bir günün azabından korkuyorum

----------------------

İbadet süreklilik taşır. Allah Teala her an alemi halk ederken biz de ibadetimizle O’na karşılık veririz. Daha önce olmuş bir şeyin şükrünü değil şimdi, bizim için halk edilen aleme şahitlik ediyoruzdur. İlk sözümüz bu yüzden kelime-i şehadet olmuştur. İbadetlerimiz şahitliğin belgesidir. 

İbadet aynı zamanda “sözün fiil ile ikrarı” dır. Sufiler ibadetin sebebini de Allah’ın hidayetine dayandırırlar. “İlahi bir lütuf olan ibadetimizin karşılığını beklemek anlamsızdır” dediler. Bu yüzden ibadet yalnızca ŞÜKÜR olabilirdi…

Ataullah İskenderi “Allah peşin ibadete veresiye cennet vermekten münezzehtir” der. 

“cidden ben size elim bir günün azabından korkuyorum” Elim bir günün azabı: Ya Tufan olabilir ya da kıyamet günü!!

----------------------
 rtfSndPly*11.27*

 11- Hud Suresi- Ayet 27 

~~11.27~
فَقَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ مَا نَرٰیكَ اِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرٰیكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذٖينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِىَ الرَّاْیِ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِبٖينَ
~ ~ ~

 11.27 - Fegâlel meleullezîne keferû min gavmihî mâ nerâke illâ beşeram mislenâ ve mâ nerâket tebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer raé'y, ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlim bel nezunnukum kâzibîn. 

Diyanet Meali:

11.27- Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz" dediler.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.27- Buna karşı kavminden küfreden cumhur cemaat dediler ki: biz seni ancak bizim gibi bir beşer görüyoruz ve sana tâbi' olanları da ilk nazarda en aşağılıklarımızdan ibaret görüyoruz, sizin bize fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz, hatta sizi zannediyoruz ki yalancılarsınız

---------------------- 

“Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz.” Böyle demelerinin sebebi, zahiri olmaları, vehimle karışık, hevanın etkisiyle şaşkına dönmüş akıllarının sınırlarının ötesine taşmamalarıdır. Böyle bir akıl; günlük, geçimlik akıldır. Bu gibi kimseler, bir insanın, kendilerinin akıl olarak vardıkları düzeyin ötesine geçebileceğini düşünemezler. 

Hatta nübüvvet makamının ne anlama geldiğini de bilmezler…Çünkü peygamberlere inanan kimseler ilk bakışta yoksullardır. Bu da dünya hayatında üstün tutulan mertebeye terstir. Mal, mülk, makam, mevki, evlat… 

Çünkü akılları zayıf, dünya geçimini temin edecek şeyleri kazanma hususunda acizlik içindedirler. Akıllarının tüm tasarruf alanı dünyevi geçim yollarını bulmakla sınırlıdır ve bu sınırın ötesine de gidemezler.

Nuh’un tebliğine inananlar ise akıllarını sırf dünya geçimliğinde kullanmazlar. Günümüzde de aklını, fikrini sadece ev, araba, yeme, içme vs üzerinde harcayanlar ilim meclislerinde bulunamazlar. Tabir-i caizse uykuları gelir, ağırlık basar. Konuşacakları meseleler de ayrılmıştır. Araya set çekilmiştir! Biri madde diğeri mana alemidir. Madde aleminde manayı müşahede etmek, mükaşefe ettirilmek için geldik!

Hatta ““Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.” demeleri idrak edemediklerini “yok, gerçek dışı” kabul etmelerine sebep olmuştur. 

Düşünülemeyen şey, yok hükmündedir!

İnkarcıların en büyük kıyası kendileridir. Peygamber bir insan ise kendileri de insandı. 

Niye ona vahiy gelsin? Sorusunun cevabı yoktu. Çünkü çarşı-pazarda dolaşan, yemek yiyen, ihtiyaçları olan böyle bir insanın peygamber olması aklın almayacağı işlerdendi. Onlara göre peygamber: mal, mülk, şöhret vb gibi şeylere fazlasıyla sahip olmalıydı. 

Kavmin İleri gelenleri Nuh as’ da fazlalık bulamadıkları hatta daha da aşağı görerek “yalancı”lardan sayması ondan sonraki çağlar boyunca gidecek olan iddialardır. 

Aslında her devirde aynı senaryo değişik isimlerle oynanıyor. Ama çağın gereklerine göre. Eşyanın hakikati değişmez. Tekrar gibi gelse de tecellide tekrar yoktur. Hakkın mutlaklığı ve İlahi genişlik tekrara müsaade etmez! Zira aynılık darlık ve sınırlılık demektir. Tasavvuf ehli tekrarlanmış gibi görünen olayların perde arkasını, hakikatini bilmek, görmek ister. 

Hadiseler arasında bağını koruyan bir özdeşlik hem de bu bağı koparan fark vardır…bir şey başka bir an’a aynı şekilde geçmez. Ama değişimler (halk ediliş) öyle süreklidir ki bu yenilenme bir devamlılık gibi görünür!

---------------------- rtfSndPly*11.28*

 11- Hud Suresi- Ayet 28 

~~11.28~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَاٰتٰینٖى رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهٖ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
~ ~ ~

 11.28 - Gâle yâ gavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetim mir rabbî ve âtânî rahmetem min ındihî feummiyet aleykum, enulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn. 

Diyanet Meali:

11.28- Nuh dedi ki: "Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şayet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?"

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.28- Ey kavmim! dedi: söyleyin bakayım reyiniz nedir? Eğer ben Rab’ımdan (bir beyyine) açık bir burhan üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet bahşetmiş de size onu görecek göz verilmemiş ise biz size onu istemediğiniz halde ilzam mı edeceğiz?

---------------------- 

Nuh as’ın söylemek istediği şu idi:

“Nübüvvet makamının gerektirdiği yol ve yöntemler bizim aklımızın kullandığı gibi maddi değildir. Gizlidir.” Ama ilhamı kavramak, algılamak istiyorsak nefislerimizi tezkiye etmelidir. Yoksa dünya hayatının görünen yüzüyle iktifa ederek yaşar gideriz. 

Sufiler delilden delilliye giderken ürün kaynağına benzer (bir şeyden kendine zıt bir şey çıkmaz) ilkesinden hareket eder. 

Nuh as Rabbinden açık bir delil üzerine olduğunu söyledi. Bu da tebliğinin karşılığında onlardan hiçbir talebi olmamasıdır! Zaten bu sonraki ayette gelecektir… N.M.

----------------------
 rtfSndPly*11.29*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 29 

~~11.29~
وَيَا قَوْمِ لَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّٖى اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
~ ~ ~

 11.29 - Ve yâ Kavmi lâ es'elukum aleyhi mâlâ, in ecriye illâ alallâhi ve mâ ene bitâridillezîne âmenû, innehum mulâgû rabbihim ve lâkinnî erâkum Kavmen techelûn. 

Diyanet Meali:

11.29- "Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum."

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.29- Hem ey kavmim! Buna karşı ben sizden bir mal istemiyorum, benim ecrim ancak Allaha aittir ve ben o iman edenleri kovacak değilim, elbette onlar Rablarına kavuşacaklar ve lâkin ben sizi cahillik eder bir kavim görüyorum

---------------------- 

 rtfSndPly*11.30*
Nuh as mal, ücret yani karşılık istemediğini söylüyor. Ve kavmini cahillikle suçluyor. Nuh’un kavmi ilahlarını terk etmeme yönünde birbirlerini kışkırtmışlardır. 

İbn’ül Arabi’ye göre Kavmin bu konuda düşüncesi Hz. Nuh’un “Putlarda Hakkın veçhini müşahededen men ettiği ve onları cem ayn’ında oldukları halde, farka davet etmesi” idi. 

Yani zaten onlar doğru yolda idi. Çokluğa davet eden Nuh as idi! 

Beyit:

“Kafirler, putların yüzüne secde ederler. Bütün yüzler senin tarafınadır, bütün yüzler senin tarafına…” Bu izah putperestliğin caiz olduğuna işaret etmez. Eğer bir kimse o görünme yerinin perde oluşuna ve put oluşuna ibadet etse kendi hayaline ve hevasına tapmış olur. Fakat bir kimse her mabudda ve her görünme yerinde sınırlama ve tayin olunmaksızın bir tek Ehad olan Allah Teâlâ’ya ibadet etse, o kimse arif ve keşf ehli olmuş olur. “

(Avni Konuk şerhi, Fusus’ul Hikem) İnsan şehadet kelimesini söylemekle yani dine adım atar. Allah’ın birliğine şahitlik eder. Dolayısıyla cahillikten bilmişliğe atlar. 

Hakka arif olmayan kişi cahildir. Akıl hakikati görmekten perdelidir. Aklın hükmü ama (kör) olan birinin hükmüne benzer. A’manın yanında biri ses çıkarmadan otursa “Bu Hasan’dır ya da Hüseyin’dir” der. Gözü görseydi hakikat tek olduğundan “Hasan” dır diyecekti. N.M. 

---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 30 

~~11.30~
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنٖى مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ~ ~ ~

11.30 - Ve yâ kavmi mey yensurunî minallâhi in taradtuhum, efelâ tezekkerûn. 

Diyanet Meali:

11.30- "Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?" Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.30- Hem ey kavmim! Ben onları kovarsam Allahtan beni kim kurtaracak? Artık bir düşünmez misiniz?

---------------------- 

Kavmin ileri gelenleri fakir müminlerle aynı mecliste olmayı içlerine sindiremiyorlardı. Baş başa konuşmak için Hz. Nuh’tan onları kovmasını istediler. “Onları kovarsam beni Allah’a karşı kim koruyabilir?” sorusu Nuh as’ın bunu kabul etmediğini gösterir. 

Tasavvufta iki terim çok önemlidir. İ’tisam ve firar. Sufi bu iki durumdan biri olur. 

İ’tisam, bir şeye yapışmak, tutunmak, dört elle sarılmaktır. 

Firar ise kaçıştır. Din içinde kullanımı “Ya Allah’a kaçış ya da Allah’tan” kaçıştır. 

Her iki durumda insanların mutlaka gerekçeleri olur. Allah’tan kaçmak için bahane arayan mutlaka bulur. Nuh’un kavmi de kendilerinden bir şey (ücret) istemeyen peygambere her davetinde başka gerekçeler sunmuşlardır. Bu defa ki fakirleri istememek gibi. 

Sadece Nuh çağında değil bugün de zenginlik, makam, mevki ayrıştırıcı özelliktir. Bırakalım meclislerde fakirlerin kabul edilmediğini, mağazalar, okullar, tatil yerleri vs her şey ayrıştırlmış durumda. Zenginliğin akıl ve bilgi getireceği kabul edilmiş hüküm (kaziyye i müselleme) olmuş. Dünya zenginliğinin farklı bir bakış açısı getirdiğini görmekteyiz. Allah katında üstünlük takva iledir! 

Sufi nefsini, özünü madde ile tanımaz ve tanıtmaz. Atarak gider. Tecerrüd etmek dünya ilgilerinden yeteri kadar faydalanmak demek. Yoksa perde üstüne perde oluşur. 

Firarın çeşitleri vardır. 

Avamın firarı: Allah’a hizmetlerin edeplerini bilmek onlarla amel etmeye kaçmak. “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar.” (Ayet) Hasların firarı: Haberden şuhuda, resim ve görüntüden asıla ve hazlardan tecride kaçıştır. Havas ehli Allah’tan başka hiçbir şeyin kendilerine yetmediği, O’nun dışında hiçbir şeyle mutlu olamayan insanlardır. 

Havass ’ül havasın firarı: Hakk’ın dışındaki her şeyden Hakk’a firar etmektir. Sonra bu firarı müşahede etmekten Hakk’a firara etmek sonra da bu firardan da Hakk’a firar etmektir. Yani en son “terki terk” etmektir. 

Allah’ın ipine yapışmayla başlayan hayat, Kur’an ve sünnet eşliğinde doğrudan Allah’a olur… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.31*

 
11- Hud Suresi- Ayet 31 

~~11.31~
وَلَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدٖى خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ اِنّٖى مَلَكٌ وَلَا اَقُولُ لِلَّذٖينَ تَزْدَرٖى اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًا اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا فٖى اَنْفُسِهِمْ اِنّٖى اِذًا لَمِنَ الظَّالِمٖينَ
~ ~ ~

11.31 - Ve lâ egûlu lekum ındî hazâinullâhi ve lâ ağlemul ğaybe ve lâ egûlu innî melekuv ve lâ egûlu lillezîne tezderî ağyunukum ley yué'tiyehumullâhu hayrâ, allâhu ağlemu bimâ fî enfusihim, innî izel leminez zâlimîn. 

Diyanet Meali:

11.31- Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez" de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.31- Ben size ne Allah’ın hazineleri benim yanımda ne de gaybı bilirim demiyorum, ben bir Meleğim de demiyorum, o sizin gözlerinizin horladıkları hakkında Allah, onlara hiçbir hayır vermez de demem, onların içlerindekini en iyi bilen, Allah’tır, ben o halde zalimlerden olmuş olurum.

----------------------

Bu ayette peygamberliğin delilleri açıklanmaktadır. Hem de insanların isteklerinin zıddı olarak. Hazineler yok! Gaybı bilmiyor! Melek de değil! 

Üstelik zayıfları yanından kovmuyor…

İşin başı ile sonunun birleştiği nokta. Kar-zarar hesabının geçersiz olduğu nokta İNANÇ-İMAN noktasıdır… N.M. 
 rtfSndPly*11.32*
---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 32 

~~11.32~
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ
~ ~ ~
 11.32 - Gâlû yâ nûhu gad câdeltenâ feekserte cidâlenâ feé'tinâ bimâ teıdunâ in kunte mines sâdigîn. 

Diyanet Meali:

11.32- Dediler ki: "Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.32- Ey Nuh! dediler: cidden bize mücadele ettin, cidalimizde çok ileri de gittin de haydi bizi tehdit edip durduğun azabı getir de görelim, sadıklardan isen 

----------------------

Duyu organlarının getirdiği bilgiye göre hareket eden zekadır. Zekâ dünya işleri ile meşgul olur. Akla ulaşamaz. Bu yüzden azap varsa görmek, işitmek ister. Hatta tatmak ister. İnanması için duyularla desteklenmesi şarttır.

950 yıl boyunca süren tebliğin karşılığı elbette çok büyük olacaktır. Bir şey geciktirilirse ya tövbe için zaman verilir ya da azabın büyümesi gerçekleşir. 

Tufan hadisesi ise tamamen silme-süpürme olmuştur… N.M.

---------------------- 
 rtfSndPly*11.33*

 
11- Hud Suresi- Ayet 33 

~~11.33~
قَالَ اِنَّمَا يَاْتٖيكُمْ بِهِ اللّٰهُ اِنْ شَاءَ وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ
~ ~ ~

11.33 - Gâle innemâ yeé'tîkum bihillâhu in şâe ve mâ entum bimuğcizîn. 

Diyanet Meali:

11.33- Nuh dedi ki: "Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah'ı) âciz bırakamazsınız."

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.33- Onu, dedi: ancak Allah getirir, dilerse ve siz onu âciz bırakacak değilsiniz.

--------------------- 

Ayet gayet açıktır. İnananların her zaman söyleyebilecekleri bir ayettir. 

Acizlik, fakirlik, noksanlıkların kaynağı bizdedir. Kemalat ise ödünçtür. Rabbimiz Kadir, Gani, Kemalat ve hayırlar madenidir. N.M.

----------------------

 rtfSndPly*11.34*
 11- Hud Suresi- Ayet 34 

~~11.34~
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحٖى اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُرٖيدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ~ ~ ~

11.34 - Ve lâ yenfeukum nushî in eradtu en ensaha lekum in kânallâhu yurîdu ey yuğviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turceûn. 

Diyanet Meali:

11.34- Ben size öğüt vermek istesem de eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.34- Ben size nasihat etmek istemiş isem de Allah sizi helâk etmek murad ediyorsa benim nasihatim size fayda da vermez, rabbiniz o ve siz nihayet O’na irca' edileceksiniz

----------------------

Öğüt, ancak kalp sahipleri içindir. Eşyayı duyuları ve zekâsı ile idrak etmek isteyen için nasihat geçerli değildir. Verilen öğütler maddi dünyanın ötesinde, elle tutulmayan-gözle görülmeyen gönül şerh’idir. Kimin gönlü inşirah bulursa dünyanın en zengini, mutlusu odur. 

Ayette önemli bir konuya işaret edilmiştir. Nitekim 56. Ayette bunun açıklaması gelecektir. “Hiçbir hayat sahibi yoktur ki Hak onun alnından tutmuş olmasın. Benim Rabbim muhakkak sıratı-ı müstakim üzeredir.” Herkes ayn-ı sabitesince Rabbinin doğru yolu üzerinedir. Davetle Müminlerin imanı, müşriklerin inkârı açığa çıkmaktadır. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.35*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 35 

~~11.35~
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰیهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَیَّ اِجْرَامٖى وَاَنَا بَرٖیءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ
~ ~ ~

 11.35 - Em yekûlûnefterâh, kul inifteraytuhû fealeyye icrâmî ve ene berîum mimmâ tucrimûn. 

Diyanet Meali:

11.35- (Ey Muhammed!) Yoksa "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana aittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.35- Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır, halbuki ben sizin yüklendiğiniz vebalden berîyim

-----------------------

Tüm peygamberlere getirdiği ayetler için “uydurdu” denmiştir. Ama bir benzerini de yapamamışlardır. 

Nuh as’a kitap verilmemiştir. Peygamberimiz Nuh as’ın kıssasını okurken müşrikler “Bu kıssayı sen uydurdun” demişlerdir. C. Hakk da ayette geçen ifadelerle bunu reddetmesini emretmiştir. 

Yani Müfessirlerin çoğunluğu ayetin muhtevasına baktığında muhatabın Hz. Muhammed (sav) olduğunu beyan etmişlerdir. 

Seyri süluk yolunda yalan ile hakikat anlaşılır. Tatlı ve tuzlu su birbirine benzer. Tatmakla ayırt ederiz. Seyir tatmaktır, yaşamaktır!

---------------------- rtfSndPly*11.36*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 36 

~~11.36~
وَاُوحِىَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ~ ~ ~

11.36 - Ve ûhıye ilâ nûhın ennehû ley yué'mine min gavmike illâ men gad âmene felâ tebteis bimâ kânû yef'alûn. 

Diyanet Meali:

11.36- Nuh’a vahyolundu ki: "Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.36- Bir de Nuh’a vahyolunmuştu ki haberin olsun kavminden iman etmiş olanlardan maada hiçbiri iman etmeyecek, onun için her ne yaparlarsa gam yeme de

----------------------

Nuh kavmi davete karşı parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. İnkâr suretinde davete “icabet” ettiler. Yani putlarının görünme yerleri ile mutlak veçhi örttükleri için, fiilen icabet etmiş oldular. 

Ve Nuh as “Ya Rab yeryüzünde kafirlerden devreden bir kimse bırakma” dedi ki, bu onların batına ve cem etmeye ulaşmaları için duadır. 

Çünkü Zahir isminin suretlerinden birer suret olan onların cesetleri ancak fani olmakla batına ve cem etmeye ulaşmış olurlar. Beddua değil duadır…

---------------------- 

 rtfSndPly*11.37*
11- Hud Suresi- Ayet 37 

~~11.37~
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنٖى فِى الَّذٖينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
~ ~ ~

11.37 - Vasnaıl fulke biağyuninâ ve vahyinâ ve lâ tuhâtıbnî fillezîne zâlemû, innehum muğragûn. 

Diyanet Meali:

11.37- "Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.37- Bizim nezaretimiz altında ve vahyimiz dairesinden gemi yap, hem o zulmedenler hakkında bana hitap etme, çünkü onlar gark edilecekler

--------------------- 

Dağın başında gemi yapmak sınavdır! 

Adet ve alışkanlıkların gözleri kör ettiği bir zamanda hakikat üzere olmak, dağda gemi yapmak gibidir…

Hayal tufan gibidir. Dağlar gibi güçlü ve sağlam olan akıllar bu alemi vücud zannedip hayali hakikat görmüştür. Bundan kurtuluş gemi mesabesinde olan Peygamberimizin sünnetine ve onun varislerinin göstereceği yola tabi olmakla ve seyri sülukla olur. 

Tasavvufta gemi insan bedenidir. Mesnevi’de denir ki “Dünya gaspçıların elinden kurtulmak için yarıl da beyan olunan tarzda ayıplanıp, zararlardan emin ol!” Nuh as gemiye girecekler için dua ederken “ehlim (ailem)” demişti. Nesil duası önemlidir. Ama dinde iman bağı önemlidir. 

Tekasür suresi çoklukla, dünya malıyla övünenler için gelmiştir. N.M.

rtfSndPly*11.38*
--------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 38 

~~11.38~
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِهٖ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ~ ~ ~

11.38 - Ve yasnaul fulke ve kullemâ merra aleyhi meleum min gavmihî sehırû minh, gâle in tesharû minnâ feinnâ nesharu minkum kemâ tesharûn. 

Diyanet Meali:

11.38- (Nuh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.38- Gemiyi yapıyordu, kavminden herhangi bir güruh de yanından geçtikçe onunla eğleniyorlar, dedi: bizimle eğleniyorsanız, biz de sizi sizin eğlendiğiniz gibi eğleneceğiz

---------------------

Hatta Nuh peygambere “bunak” diyorlardı. Bir de peygamberler tarihi insanların inatçılığı karşısında görünüşte başarısızlığa uğramıştır. OYSA;

Hayat bir eğitimdir. Terbiyedir. Bu eğitimden elde edilecek ürün aynen toprağın verdiği ürün gibidir. Güzel bir tohum toprağa düştü mü güzel bir ürün verir. Eğlenenler bir gün gelir eğlenilirler…

Kim bir iyilik yaparsa on misliyle kim ki kötülük yaptı ise misliyle karşılık verilir. Allah’ın adeti böyledir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.39*

 
11- Hud Suresi- Ayet 39 

~~11.39~
فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَاْتٖيهِ عَذَابٌ يُخْزٖيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقٖيمٌ
~ ~ ~

11.39 - Fesevfe tağlemûne mey yeé'tîhi azâbuy yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbum mugîm. 

----------------------

Diyanet Meali:

11.39- Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.39- İleride bileceksiniz kime rüsva edecek azap gelecek ve daimî azap başına inecek

----------------------

Azap, hor ve zelil kılınmadır. Rahmetin olmayışıdır. Sürekli azap cehennem ehlinin nimetlenmesidir. Burada iki yön vardır. Ya azapta uzun süre kalmakla alışkanlık oluşur. Elem hissedilmez olur. 

Latife: 

Bir baba ve oğul, halleri vakitleri yerindeyken fakirleşirler. Oğlu babasına: “Baba, bu zaruretle halimiz ne olacak?” der. Babası “bir sene sabret!” diye cevap verir. Oğlu: “Bir seneden sonra zengin mi olacağız?” deyince babası: “Hayır! Zengin olmayacağız. Züğürtlükle alışkanlık peyda olacağından artık azab duymayacağız” cevabını verir…

Veya ateş içinde fazladan nimet oluşur. 

Tıpkı “uyuz” hastalığı gibidir. Kaşınmaktan zevk duyulduğu gibi ateş ehli ateş ile oynamaya başlarlar. 

Dünyada da kim neyin ehli ise ona o yaşantı bir müddet sonra kolay gelir. N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.40*
11- Hud Suresi- Ayet 40 

~~11.40~
حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فٖيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اٰمَنَ وَمَا اٰمَنَ مَعَهُ اِلَّا قَلٖيلٌ
~ ~ ~

11.40 - Hattâ izâ câe emrunâ ve fârat tennûru gulnahmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebega aleyhil gavlu ve men âmen, ve mâ âmene meahû illâ galîl. 

Diyanet Meali:

11.40- Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nuh’a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki ailen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.40- Nihayet emrimiz geldiği ve Tennur feveran ettiği vakit dedik ki: yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm sepkenmiş olandan maada ehlini ve iman edenleri, mamafih pek azından maadası beraberinde iman etmemişti, dedi

--------------------- 

 “Tennur-tandır” kelimesi su veya sabahın aydınlanması anlamları taşır. 

 Suretlerimiz iki olma nedenidir. Yani suret Hakkın varlığını çift yapmıştır. Ve tek denilen biricik Zat çift içinde içkin oldu.

 “Her şeyi çift halk ettik” (Ayet) Adeta ikinci doğuş yaşanıyordu. Ve de iman edenlerden oluşan bir yapılanmaydı. Bugün dünyaya baktığımızda her türden insanın olması düzenin mutlaka bozulabileceğine işarettir. Düzen hep aynı gitmez. İlk başa gidersek Âdem ve Havva cennetten inmişlerdi. Ama oğulları arasında çıkan kavga ve ayrılmalar düzenin aynı gitmeyeceğini gösterir…

 Alemin suretlerinin standartı yoktur. Hakkın zati işleri olan isimlerinin sonu yoktur. Hak, ezelen ve ebeden tecelli eder. Önce var olur sonra bozulmaya gider. Bozulma da tecellidir. 

----------------------

11- Hud Suresi- Ayet 41 

~~11.41~
وَقَالَ ارْكَبُوا فٖيهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰیهَا وَمُرْسٰیهَا اِنَّ رَبّٖى لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ
~ ~ ~

 11.41 - Ve Kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrêhâ ve mursâhâ, inne rabbî leğafûrur rahîm. 

Diyanet Meali:

11.41- (Nuh), "Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." dedi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.41- Binin içine, Allah’ın ismiyle mecrasında da mürsâsında da hakikat rabbim şüphesiz bir Gafur rahîmdir.

--------------------- 

Nuh’un gemisi Allah’ın ayetlerindendir. Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğine dair delildir. Geminin yapımı, programı ve projesi, zamanlaması Allah tarafından ve Allah’ın gözetiminde olmuştur. 

İnsanın dünya üzerinde yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Tıpkı Nuh’un gemisi gibi. 

Gemi salikin vücududur. Bize verdiği akıl, irade ile onu bizim sanmamız çok manidardır. Kim ki kendini tanıma yoluna girer de çok ince bir sezgiyle (latifleşerek) yönetenin rabbi olduğu keşfettirilirse hayrete dalar. 

Yoksa kendi kurguladığı senaryonun kâh tutması kâh tutmaması sonucunda yalancı hayretler içinde bocalar kalır… 

---------------------- rtfSndPly*11.42*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 42 

~~11.42~
وَهِىَ تَجْرٖى بِهِمْ فٖى مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فٖى مَعْزِلٍ يَا بُنَیَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرٖينَ
~ ~ ~

 11.42 - Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kelcibâli ve nâdâ nûhunibnehû ve kâne fî mağziliy yâ buneyyerkem meanâ ve lâ tekum meal kâfirîn. 

Diyanet Meali:

11.42- Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma" diye seslendi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.42- Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu, Nuh, oğluna bağırdı, ayrı bir yere çekilmişti, “ay oğlum, gel bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma” dedi

--------------------

Babanın oğluna şefkati “yavrucuğum!” ifadesinde bulunur. Son anda iman etmesini dilemiştir. Ama Nuh’un oğlu niyetiyle, ameliyle muhalif idi. İman bağı kan bağından önceliklidir. Mesela Hz. İbrahim’e de müşrik babası için dua etmesi yasaklanmıştı. 

Ayrıca tefsirlerde şöyle de geçer:

Nuh oğlunu mümin sanıyordu. Çünkü “kafirlerle beraber olma!” buyurdu. Eğer onun kafir olduğunu bilseydi “kafirlerin içinde kalma!” derdi. Ancak C. Hakk hakikati açıklayarak oğlunun müminlerden olmadığını buyurdu. N.M. 

---------------------- rtfSndPly*11.43*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 43 

~~11.43~
قَالَ سَاٰوٖى اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُنٖى مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقٖينَ
~ ~ ~

 11.43 - Gâle seâvî ilâ cebeliy yağsımunî minel mâé', gâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ mer rahim, ve hâle beynehumel mevcu fekâne minel muğragîn. 

Diyanet Meali:

11.43- O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nuh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, O'nun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.43- O, ben: beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım dedi, bugün, dedi: Allah’ın emrinden koruyacak yoktur, meğer ki o rahmet buyıra derken, dalga aralarına giriverdi, o da boğulanlardan oldu

-------------------- 

 rtfSndPly*11.44*
Nuh peygambere Tufandan kurtulacakların listesi verilmişti. Çünkü Allah kimin iman edip etmeyeceğini en iyi bilendir. Bu yüzden karada kalan oğlunun kurtuluşu yoktur. Ama yine de babalık içgüdüsü ile “şüphesiz oğlum ailemdir!” demiştir. 

Allah’ın bu ayette buyurdukları kıyamete kadar bütün müminlere bir ihtardır. Ahirette şefaatçi de kabul edilmeyecektir. Resul olan baba, eşin ne çocuğuna ne de hanımına faydası dokunmayacaktır. 

Tasavvufta yapılan seyirler tek başınalıktır. Kişinin kurtuluşu kendinden geçer. başta Mürşidi, yakınları, dostları velhasıl hayatın kendisi ibretlik tablolar sunar. Önemli olan göz ve kulak ayarlarının yapılmasıdır. Yoksa babanın peygamber olması dahi oğlunu kurtaramaz! N.M.

---------------------
 
 11- Hud Suresi- Ayet 44 

~~11.44~
وَقٖيلَ يَا اَرْضُ ابْلَعٖى مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ اَقْلِعٖى وَغٖيضَ الْمَاءُ وَقُضِىَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقٖيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ~ ~ ~

11.44 - Ve gîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu agliî ve ğîdalmâu ve gudıyel emru vestevet alel cûdiyyi ve gîle buğdel lilgavmiz zâlimîn. 

Diyanet Meali:

11.44- "Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi’ye oturdu ve "Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.44- bir de denildi: ey Arz! Yut suyunu ve ey Semâ! Açıl, su çekildi iş bitirildi ve gemi, Cudi üzerinde durdu, o zalim kavme def ‘olun denilmişti

---------------------

“Ey yer suyunu yut, ey gök suyunu tut!” Yer ve gök insanlar gibidir. Emredileni duyarlar ve itaat ederler. 

Denildi ki ayette fail söylenmemiştir. Mef’ul anlatılmıştır! Bu tasarrufta bulunanın büyüklüğüne işaret eder. Çünkü böyle işleri Vahid ve Kahhar olandan başkası yapamaz…Bu yüzden fail aranmaz.

Tufan C. Hakkın celali sıfatına işaret eder. Salikin nefsani istekleri celal denizinde fena bulmuştur. 

Not: Bu ayet nazil olduğunda Müşriklerin dikkatini celbetmiştir. Kâbe duvarında asılı şiirlerin en üstünü sayılan İmr’ül Kays’ın şiiri 70 yıldan fazla asılı kalmıştı. Onun kız kardeşi bu ayeti duyduğu zaman “Artık kimsenin bir diyeceği kalmadı.” Diyerek Kâbe duvarından şiiri indirmiştir. N.M.

 rtfSndPly*11.45*
--------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 45 

~~11.45~
وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْنٖى مِنْ اَهْلٖى وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِمٖينَ~ ~ ~

11.45 - Ve nâdâ nûhur rabbehû fegâle rabbi innebnî min ehlî ve inne vağdekel haggu ve ente ahkemul hâkimîn. 

Diyanet Meali:

11.45- Nuh, Rabbine seslenip şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.45- Nuh, rabbine nidâ etti de ya Rabb: dedi elbette oğlum benim ehlimdendir ve elbette senin vaadin haktır ve sen ahkem’ül hâkiminsin 

--------------------- 

Nuh Rabbine dua edip dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz, oğlum da ailemdendir.” Babalık şefkati, yakınlığı onu oğlunun kurtarılmasını talep etmeye yöneltiyor. Çünkü insana en yakın evlatlarıdır. Nuh peygamber oğlunun ailesinden olduğunu söylüyor ama edebini de koruyor. “Vaadin Haktır” derken aleyhinde söz söylenmiş olanlardan biri de oğlunun olacağını bilememişti. 

Oğlunun kurtulması için dua etmemiş aksine “sen hükmedenlerin en hakimisin” demiştir. 

İnsan ruh, beden ve duygudan oluşur. Ruh tarafı objektiftir. Ama duygular karışıktır. “Oğlum, ailemdendir!” sözü duygusal ifadedir. 

Ehli Beyt yani aileden olmak ruh yakınlığını gerektirir. İman, inanç birlikteliğini de. Şekli olarak aileden olmak bunların dışındadır. Çok üzüntülü ve sevinçli anlarda söylenen sözlere dikkat edilmez. Telvin karakterlidir. 

Nuh as’ da gayet edepli şekilde oğlu için merhamet dilememiştir.

-------------------- rtfSndPly*11.46*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 46 

~~11.46~
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْپَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ اِنّٖى اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ
~ ~ ~

 11.46 - Kâle yâ nûhu innehû leyse min ehlik, innehû amelun ğayru sâlıh, felâ tes'elni mâ leyse leke bihî ılm, innî eızuke en tekûne minel câhilîn. 

Diyanet Meali:

11.46- Allah, "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.46- Ya Nuh! buyurdu: o senin ehlinden değil, o gayri Salih bir amel, binaenaleyh bilmediğin şeyi benden isteme ben seni cahillerden olmaktan tahzir ederim

--------------------- 

Allah Teala “Ey Nuh! O senin ehlinden değildir!” buyurmakla gerçek ailenin ne olduğunu açıklıyor.

Dini, manevi ve hakikat bağlılığı olması gerekir. Şekli ve maddi değil. 

Hz. Ali “: “Haberiniz olsun! Muhammed’in dostu, kan bağı itibariyle uzak da olsa Allah’a itaat eden kimsedir. Muhammed’in düşmanı da kan bağı itibariyle yakın bile olsa Allah’a asi olan kimsedir.” Buyurmuştur. 

Nuh’un oğlu kötü bir iş yapmıştır. Amel-i Salih değildir. Böyle bir kimsenin de kurtuluşu olmaz. 

Hz. Nuh uzun süren yıllar boyunca kavmini Hak yola davet etmişti. Kavmi de her defasında olumsuz cevap verdi. En sonunda Nuh as: “Rabbim! Yeryüzünden kâfirlerden hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlaksız, nankör kimseleri doğururlar.” (Nuh, 26-27) 
 rtfSndPly*11.47*
Bunu söylerken Allah’ın kudretini ve hikmetini, ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkardığını hatırına getirememişti. İşte onun bu bedduası, makamıyla ilgili bir hata kapsamında halinin günahı olarak belirginleşmişti. Yüce Allah da onu öfke halinde dile getirdiği zannıyla sınadı. O, kâfirlerin ancak kendileri gibi günahkâr kâfirler doğurduğunu iddia etmiş, Allah hakkında kendi zannına dayalı bir hüküm vermişti.

Yüce Allah da onu bu şekilde cezalandırarak o hatadan arındırmıştır.

---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 47 

~~11.47~
قَالَ رَبِّ اِنّٖى اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْپَلَكَ مَا لَيْسَ لٖى بِهٖ عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لٖى وَتَرْحَمْنٖى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
~ ~ ~

 11.47 - Kâle rabbi innî eûzubike en es'eleke mâ leyse lî bihî ılm, ve illâ tağfirlî ve terhamnî ekum minel hâsirîn. 

Diyanet Meali:

11.47- Nuh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.47- Ya Rabb! dedi: senden bilmediğim şey'i istemekten sana sığınırım, sen bana mağfiretini reva, rahmetini atâ kılmazsan ben hüsrana düşenlerden olurum

----------------------

Hz. Nuh İlahi edeblendirmenin farkına varıyor ve ayetteki sözleri söylüyor. Çünkü Hakkın ilminden ve hikmetinden perdeleneceğini biliyordu. 

Öfke akla iki türlü perde olur. Bir Haktan perdelenmedir. Diğeri ise kavmine kızarak onlardan perdelenmedir. Bu ise onların küfrüne razı olmak anlamına gelir. N.M.

----------------------- rtfSndPly*11.48*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 48 

~~11.48~
قٖيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖيمٌ
~ ~ ~

 11.48 - Kîle yâ nûhuhbit biselâmim minnâ ve berakâtin aleyke ve alâ umemim mimmem meak, ve umemun senumettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm. 

Diyanet Meali:

11.48- Ona denildi ki: "Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.48- Ya Nuh! denildi: in bizden bir selâm ve birçok bereket ile sana ve beraberindeki kimselerden birçok ümmetlere, daha birçok ümmetler; ileride onları da müstefit edeceğiz, sonra onlara bizden bir elim azab dokunacak

---------------------

 “Ey Nuh! Cem mahallinden tafsil makamına in. Selametle, bizden bir selamla ve bereketle gemiden in! Seninle beraber olanlardan dünyaya gelenlerle birçok ümmetler çıkaracağız. Onları dünya hayatında faydalandıra-cağız. 

Fakat onlar da dünyanın süsü ile perdelenecekleri için bizden kendilerine azap dokunacak! Onları küfürlerinden dolayı helak edeceğiz! Yaptıklarının eserlerinden oluşan ateşle yakacağız.” Bu hadiseyi kendimize uyarlamak istesek gemi; ilim ve amelimizden olan bedenimizdir. Geminin kaptanı olan Nuh ise ruhumuzdur. Gemi birçok tefsirlerde geçtiği üzre buharla çalışıyordu. Kazanı vardı. Kur’an’da geçen “Tennur” suyun toplandığı kazandır.

Beden gemi ise buhar, bedendeki rutubettir. İçimizdeki karışımlar buhar olup kaynamaya, çıkmaya başlayınca ruh gemidedir artık. Allah’ın ismiyle yürür… 

Ayrıca bu ifadeler Hz. İbrahim’in soyu için de kullanılmıştır. Kafirler Allah’ın selam ve bereketinin dışında tutulmuştur. 

Ayet bizlere Hak Teala’nın her durumda aleme müdahale ettiğinin ispatıdır. Ve alem kurallar üzerine bina edilmiştir. Allah’ın nizamı üzerine yürümektedir. İnsanlar da bu düzen dahilinde yaşamakla yükümlüdür. 

Müslümanlar C. Hakkın yapılan haksızlık ve kötülükler nedeniyle dünya ve ahirette cezalandırılacağına inanır. İnsanın başına gelenler ile kendi fiilleri arasında kurduğu irtibat da bu inanca dayanır.

Hadiseler Haktan vasıfsız olarak çıkar. Bizim onlara yüklediğimiz anlam sonucunda tavrımız belli olur. Sevap ve günah burada ortaya çıkar.

Ez cümle: Kıyamete kadar bu karşıtlık sürecektir!
Salikin çatışması da aynı minval üzre gider. Bedenin istekleri ve ruhun ihtiyaçları farklıdır. Bu çatışma ruhun lehine çıkarsa istikamet üzerinde olduğunu gösterir. N.M. 

----------------------- rtfSndPly*11.49*

 11- Hud Suresi- Ayet 49 

~~11.49~
تِلْكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهَا اِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَا فَاصْبِرْ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقٖينَ 

~ ~ ~
11.49 - Tilke min embâil ğaybi nûhîhâ ileyk, mâ kunte tağlemuhâ ente ve lâ gavmuke min gabli hâzâ fasbir, innel âgıbete lilmuttegîn. 

Diyanet Meali:

11.49- İşte bunlar, sana vahy ettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.49- İşte bunlar gayb haberlerinden, sana bunları vahy ile bildiriyoruz, bundan evvel onları ne sen bilirdin ne kavmin, böyle, o halde sabret, her halde akıbet müttekılerindir.

--------------------

 Gayb: Görülememe, gizli, saklı, ilahi sır anlamındadır. Akıl ve duyularla bilinemez. Gayb haberleri Mazi, hal ve istikbale yönelik olur. Kur’an’ı Kerim’de gayb kelimesi 59 kere geçmektedir. 

Gayb alemi Fusus’ul Hikem, Âdem fassı sh.22’de şöyle geçer: 

“Ehad olan zatın bütünsellik yönüyle altı mertebesi vardır. Ve parçalar yönünden mertebelerine son yoktur. 

Birincisi taayyünsüzlük, sırf zat mertebesidir. Ve Zatın bütün bağıntıları ve işleri ve onun mertebelerinin tamamı kendinde saklı ve gizlidir. Eğer kendinde bu bağıntılar ve işler olmasa idi, zat ebediyen tecelli etmez idi.

İkincisi vahidiyyet mertebesidir. Bu mertebenin ismi Allah’tır. “Allah” külli ismi altında bütün isimler toplanmıştır.

 İlim mertebesinde taayyün etmiş bu suretlere a’yan’ı sabite derler. 

Üçüncüsü ruhlar mertebesidir. Bu mertebe mutlak Zatın ilim mertebesinden bir derece daha kesifleşmesinden ibarettir. Öyle ki, ilim mertebesinde mevcut olan her ilmi suret, basit cevher olarak bu mertebede zahir olur. Duyularla anlatmak kabil değildir. Bu mertebede her bir ruh kendini, kendi benzerini ve kendi kaynağı olan Hak Teala Hz. lerini idrak etmektedir. Bu aleme “Emr, Gayb, Ulvi, Melekut” alemi derler. 

Sonraki alemler Misal, Şehadet ve Hz. İnsan olan toplayıcı mertebedir. 

Hak Teala nefsini zahir ve batın olmakla vasfetti. Zahir isminin görünme yeri olarak şehadet alemini ve batın isminin görünme yeri olarak gayb alemini halk etti.” Gayb ikidir:

Hakiki gayb: Zat-ı Mutlaka taayyünsüzlük mertebesi olduğundan, ondan sonraki mertebelerin hepsinin batınlarının en batınıdır.

İzafi gayb: Emr alemidir. Ve akıllar, nefsler ve ruhların çıkma alemidir. Bu alem bize izafetle gayb ve karanlık olduğu için gecedir. Hakiki gayba nisbetle gündüzdür. (Fusus, sh.259) 

C. Hakkın gayb ve şehadet olmak üzere iki tecellisi vardır. 

Gayb tecellisi ile ayn’lar sabit oldu. Şehadetle A’yan’ı Sabite’ye varlık verildi. Gayb ve şehadet aleminin arasında berzah vardır. Her iki alemin hükümlerini toplamıştır. İlk berzahta olan suretlere şehadet aleminde çıkmadan önce görülmesi rüyada veya uyanıklıkta mümkündür. Ama ikinci berzaha nakl olmuş ölenlerin hallerinden haberdar olmak Allah’ın sevdiklerinden başkasına mümkün değildir.

Cebrail as ilahi gayb hazinelerinde olan gizli manaları suret alemine ulaştırır. N.M.

--------------------- rtfSndPly*11.50*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 50 

~~11.50~
وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ
~ ~ ~

 11.50 - Ve ilâ âdin ehâhum hûdâ, gâle yâ gavmiğbudullâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh, in entum illâ mufterûn. 

Diyanet Meali:

11.50- Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.50- Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdik; ey kavmim! Dedi: Allaha kulluk edin, sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, siz sade iftira edip duruyorsunuz

---------------------

Peygamberler tarihine baktığımızda putperestliğe sapmış bir kavim ve doğru yola çağıran ve mucizelerle desteklenen tebliği görürüz. Putlara ve hemcinslerine kulluktan beri kılmaya çalışırlar. Kendilerine az sayıda iman edenlerin dışındakiler de helak olmuşlardır. Hatta Hz. İbrahim tek başına “Ümmet” idi. Safiyette BİR olanlara “ümmet” denir. Değilse birleşmemişlerdir. Ümmet değildirler. 

Bütün peygamberlerin ortaya koyduğu temel mesele İMAN ’dır. Buna bağlı olarak da AHLAK! Amenu ve amil’ us salihattır. Dikkatimiz Allah’a verilmelidir. s Allah Teala insan ve alem olmadan önce kendi birliğini ve ilahlığını biliyordu. Dinin temeli de budur. Allah’ı ancak Allah bilir. Şahiddi kendine. Şahid olunması da gerekirdi. Gören ve görülen…İnsan olmanın başlama noktası bu şahitliktir. N.M.
 rtfSndPly*11.51*

--------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 51 

~~11.51~
يَا قَوْمِ لَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى الَّذٖى فَطَرَنٖى اَفَلَا تَعْقِلُونَ
~ ~ ~
 11.51 - Yâ Kavmi lâ es'elukum aleyhi ecrâ, in ecriye illâ alellezî fetaranî, efelâ tağgılûn. 

Diyanet Meali: 

11.51- "Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.51- Ey kavmim buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak beni yaratana aittir, artık akıllanmayacak mısınız? 

---------------------

Peygamberler ücret istemezler. Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Şuayb ve diğer peygamberler ücret istememe hususunda aynı tebliği yapmışlardır. Zira “Ayetlerimi az bir para (dünya menfaati az bir paradır.) karşılığında satmayınız.” Buyrulmuştur. 

Bir de peygamberlerin sadaka almaları da caiz değildir. Savaşta kazanılan ganimetlerin beşte biri peygamberimize aitti. Ama bu malı olması şeklinde değil tasarrufunun ona ait olması şeklindeydi. Bu da ordu komutanı olma hasebiyledir.

Kim ki Allah’ın ayetleriyle tebliğ, davet yapıyorsa aynı dikkati göstermelidir!

----------------------
 rtfSndPly*11.52*

 11- Hud Suresi- Ayet 52 

~~11.52~
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمٖينَ
~ ~ ~

 11.52 - Ve yâ kavmistağfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yursilis semâe aleykum midrârav ve yezidkum kuvveten ilâ guvvetikum ve lâ tetevellev mucrimîn. 

Diyanet Meali:

11.52- "Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.52- Hem ey kavmim Rabbınızın mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe ile müracaat edin, ki üzerinize bol bol Semanın feyzini indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak müzdad buyursun, gelin mücrim mücrim dönüp gitmeyin.

---------------------

 Hud as’ın yağmurdan bahsetmesi Ad kavminin çölde yaşamasından dolayı idi. Ahkaf (kum tepeleri) diye bilinen bir beldede yaşıyorlardı. Tarım ve bağcılık yapıyorlardı. Dolayısıyla yağmura ihtiyaçları vardı. Hatta o dönemde ciddi bir kuraklığın hüküm sürdüğü zamanlardı. Yağmur toprağın hazzıdır. 

Nefsin sıfatlarıyla perdelenen kimse önce istiğfar çekmelidir. Tövbe etmelidir. O zaman ruh semasından yağmur yağar. Hakikat ilmi ve yakinlik suyundan gönderilir. N.M. 

----------------------

11- Hud Suresi- Ayet 53 

~~11.53~
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكٖى اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنٖينَ
~ ~ ~

 11.54 - İn negûlu illağterâke bağdu âlihetinâ bisûé', gâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîum mimmâ tuşrikûn. 

Diyanet Meali:

11.53- Dediler ki: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.53- Ey Hûd, dediler: sen bize bir beyyine getirmedin, biz ise senin sözünle ilâhlarımızı terk etmeyiz ve biz sana inanmayız

---------------------

"Soru da ilimden kopar, cevap da. Nitekim diken ve gül, toprak ve sudan, yani çamurdandır. Sapmak da ilimden kopar hidâyet de. Nitekim acı ve tatlı yağmurdandır". (Mesnevi) Şerh: Bu söz Hz. Mevlânâ (r.a.) Efendimizindir. Üstteki beyitler ise Hak Teâlâ tarafından idi. (Es-suâlü nısfu'l-ilmi) "Soru ilmin yarısıdır" denilmiştir. 

Bundan dolayı bir bahse dair soru sormak için o bahiste ilim sâhibi olmak lazımdır. Meselâ matematik ilmine sâhip olmayan kimse, matematik ilminden bir soru getirmeye kâdir değildir. Şu hâlde soru ilimden kaynaklanmaktadır. Ve cevabın ilimden kaynaklandığı ise açıktır. Çünkü bilmeyen kimse cevap veremez.

Ve soru ile cevap ayrı ayrı şeyler olduğu halde kaynaklarının bir olması, gül ile diken başka başka şeyler iken menşe'lerinin çamur olmasına benzer. 

Ve aynı şekilde dalâlet ile hidâyet dahi ilimden zuhura gelir. Çünkü bazı âlimler, bildikleri akli ve nakli delilleri nefsani hevalarına tâbî tutup doğru yoldan saparlar.

Ad kavminin anlayışları yetersizdi. Basiretleri de körelmişti. İdrak olmadığı için inkardan başka yolları yoktu…
 rtfSndPly*11.53*

Ad kavmi Hud as’a inanmamakla nasıl bir iş yapmıştır? Bu konuda Fusus’ul Hikem’e gitmek zorundayız. Avni Konuk şerhinde şöyle der:

“Eğer halk peygamberine inandıysa muhakkak onların görünme yerindeki Hak itaat etmiştir. Görünme yeri görünenin aynıdır. Suretin itaat edişi ondaki esmanın itaat edişidir. Mudil isminin görünme yeri Allah’tan başkasına itaat etmekle hükmolunmuştur. Her birerlerimizin Rabbi, kendilerine mahsus olan kemale sevk eder. Birinin kemali hidayette iken diğerlerinin delalettedir.” Bundan dolayı kafirleri hak yoluna çağırsa da itaat etmezler ve delalette kemalleri artar! N.M.

----------------------- rtfSndPly*11.54*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 54 

~~11.54~
اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰیكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنّٖى اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنّٖى بَرٖیءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
~ ~ ~

 11.54 - İn negûlu illağterâke bağdu âlihetinâ bisûé', gâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîum mimmâ tuşrikûn. 

Diyanet Meali:

11.54- (54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.54- (54-55) Yalnız deriz ki her halde ilâhlarımızın bazısı seni fena çarpmış, dedi ki: işte ben Allah’ı işhad ediyorum siz de şahid olun, işte ben ondan başka koştuğunuz şeriklerin hiçbirini tanımıyorum, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir lâhza müsaade de etmeyin. 

-------------------- 

Allah’ı şahid tutmak demek; verdiği söze uyacağına dair O’u vekil kılmaktır. Hz. Hud burada müşriklerin şirk koştuklarından uzak olduğuna dair C. Hakkı şahid tutmuştur. 

Her nefis, yanında bir sürücü ve şahitle gelir. (Kaf 21) Günlük yaşantımızda melekler neler yaptığımızı yazar. Şahittirler. Her bir aza, organ kendiyle örtülü olduğu için hangisi öne çıkarsa diğeri geriler. Göz gördüğüne dalar ve onda kaybolursa kulak iptal olur. Allah’ı şahit tutmak, bütün azalarıyla Hakkın elçisi olduğunu ve görevini layıkıyla yaptığına delil getirmektir. 

Hz. Ali’nin ayağına saplanan okun namazda çıkarılması Allah’ın huzurunda gark olduğuna işarettir. N.M. rtfSndPly*11.55*

--------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 55 

~~11.55~
مِنْ دُونِهٖ فَكٖيدُونٖى جَمٖيعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ~ ~ ~

11.55 - Min dûnihî fekîdûnî cemîan summe lâ tunzırûn. 

Diyanet Meali:

11.55- (54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.55- (54-55) Yalnız deriz ki her halde ilâhlarımızın bazısı seni fena çarpmış, dedi ki: işte ben Allah’ı işhad ediyorum siz de şahid olun, işte ben ondan başka koştuğunuz şeriklerin hiçbirini tanımıyorum, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana bir lâhza müsaade de etmeyin.

--------------------

Hud as C. Hakkı şahit tuttuktan sonra korkusuz olduğunu görüyoruz. Salikin içine Allah korkusu girdiği zaman diğer korkular çıkar gider. N.M.

--------------------- 

 rtfSndPly*11.56*
11- Hud Suresi- Ayet 56 

~~11.56~
اِنّٖى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّٖى وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبّٖى عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ 

~ ~ ~
11.56 - İnnî tevekkeltu alallâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âhızum binâsıyetihâ, inne rabbî alâ sırâtım mustegîm. 

Diyanet Meali:

11.56- "İşte ben hem benim hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.56- Her halde hem benim Rabbim hem sizin rabbiniz olan Allah’a dayanmışım, hiç yerde bir debelenen yoktur ki nasıyesini o tutmuş olmasın, şüphe yok ki Rabbim doğru bir yol üzerindedir

--------------------- 

Hud as’ın hikmeti (ki bu hikmet: Ehadiyye) bu ayet-i kerimeye dayanır. Mevcutlardan her birini C. Hak zati hüviyeti ile onun perçeminden tutucudur. İsimleri dolayısıyla onda tasarruf edicidir. Her ismin kendisine mahsus bir yolu vardır. Ve onun sırat-ı müstakimidir. 

Ayette geçen “Dabbe” mevcud olan her şeydir. Madenler, bitkiler dahi kendilerine mahsus olan bir hayat ile canlıdırlar. 

Allah’a tevekkül etmek sağlam, kale gibi koruyucu özelliktir. Allah’ın Rablığı her varlığı kapsar. Terbiye eden, terbiye ettiğini koruyandır. Böylece o varlık başkasına ihtiyaç duymaz. Her nefis sahibi O’nun egemenliği altındadır. Kendi başına tasarruf edemez. Nefsinden kaynaklanan hür bir hareketi yoktur…

“Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır.” Açıklaması adaleti açıklar. Adalet Hakkın gölgesidir. Küçük de olsa işlenen bir günahı, suçu hak etmemişsek kimseyi kimseye musallat etmez. Kısaca Hud Peygamber kavminin düzmece tanrılarının fayda ve zarar vermediğini anlatmak istemiştir. 

“Bir de Hud as ayette “Rab” sözünü nefsine bağlamıştır. Ve her şeyin bir has Rabbi bulunduğu açıkça belirtilmemiştir. Çünkü bütün ilahi isimler “Allah” ismi altında toplanmıştır. Bundan dolayı bütün isimlerin yolları “Allah” isminin sırat-ı müstakimi altında gerçekleşir. 

Ve Allah cami isminin görünme yeri ise, ancak insan-ı kamildir: Ve bu cami isim insan-ı kamilin Rabbi olup, bu saadet sahibi zat bütün ilahi isimlerin görünme yeridir. Hud as vaktinin hem nebisi hem de insan-ı kamili idi. Bundan dolayı Rabb’i kendi nefsine bağlamakla, kendinin görünme yeri olduğu cami isim olan “Allah” isminin sırat-ı müstakim üzre olduğunu açık olarak ve isimlerin Rab’larından her bir Rabb ’ın kendi sırat-ı müstakimi bulunduğunu da örtülü olarak beyan buyurmuştur.

Akıllara şu soru gelebilir: Madem ki her isim kendi sırat-ı müstakimi üzerinedir. Ve o ismin terbiyesi altında bulunan kişi de onun sırat-ı müstakimi üzerinde yürür; şu hâlde böyle sırat-ı müstakimi üzerinde davetten ne fayda oluşur?

Cevap: Davet Mudil isminden Hadi ismine ve Cabir isminden Adl ismine ve çeşitli yollardan “İhdinas sıratal müstakim” (Fatiha/5) ayet-i kerimesinde beyan buyrulan ve bütün yolları toplamış bulunan sırat-ı müstakime, yani “zati Tevhid” ve Muhammed’i görünme yeri yolunadır. Daha açıkçası noksan yoldan kemal yoluna davet olunur.

Aslında her yürüyen Rabbinin doğru yolu üzerinde yürür. Ve rableri, bunları, kendilerine mahsus olan yolda terbiye eder. Hadi isminin hükmü hidayet ve Mudil isminin hükmü de dalalettir. Hadi ismi kulu olan müminden razı olduğu gibi, Mudil ismi de kafir kulundan razıdır. 

Dalalette oluş nasıl ki geçici ise ilahi gazap da öylece geçicidir. Ve dönüş genel zati rahmetedir. Ve o rahmet dahi “Rahmetim gazabımı geçmiştir” hadis-i kutsisi gereğince öne geçmiştir.” N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.508-509-510)

---------------------- 

 rtfSndPly*11.57*
11- Hud Suresi- Ayet 57 

~~11.57~
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهٖ اِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبّٖى قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْپًا اِنَّ رَبّٖى عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ حَفٖيظٌ
~ ~ ~

 11.57 - Fein tevellev fekad eblağtukum mâ ursiltu bihî ileykum, ve yestahlifu rabbî kavmen ğayrakum, ve lâ tedurrûnehû şey'â, inne rabbî alâ kulli şey'in hafîz. 

Diyanet Meali:

11.57- "Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O'na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.57- Şimdi siz yüz çevirirseniz ben işte size gönderilmiş olduğum vazifemi tebliğ ettim, hem rabbim sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz ona zerrece zarar edemezsiniz, her halde rabbim her şey'e karşı hafızdır.

----------------------

Gerçekten de ayette bahsedildiği üzre Hud as’ın dediği olmuştur. Allah Teala itaatsizliklerinden dolayı batı rüzgârı ile helak etmiştir. Nefsani hevesleri onları bu yola itmiştir. “Batı rüzgârı” denmesinin sebebi yaşadıkları arzularıdır. 

Cehennem “uzaklık” demektir. Cehennem, Hakk’ın vücudundan başka olarak zannettikleri bir vücuttur ki, o da Hakk ’tan uzaklıktır. İşin aslı kimse Hakk ‘tan uzak değildir. Uzaklık vasfı, onların vehimlerinden oluşur. Onlar zannederler ki Hakkın vücudundan başka vücud vardır. Ne zaman ki Hak onları cehenneme sevk eder ve nefislerinin elinden kurtarır; Allah’tan uzaklığın tam bir vehimden başka bir şey olmadığı açılır. Ve cehennem onlar hakkında tam bir nimete dönüşür. 

Yani “Müntakim onlardan intikam aldıktan sonra “Rahmetim gazabımı geçmiştir” gereğince terimsel azap devam ederken elemli olmazlar ve bilakis lezzet duyarlar. Çünkü onlar hakkındaki rahmet, Rahman’ın rahmetidir. Ve de O da azap ile karışıktır. Dünyada da Hak, bu rahmetle mümin ve kafirlere bu rahmetle tecelli eder. Bu yüzden bu alemin zevkleri elemle karışıktır.” N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.423)

---------------------- rtfSndPly*11.58*

 11- Hud Suresi- Ayet 58 

~~11.58~
وَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلٖيظٍ
~ ~ ~
 11.58 - Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ hûdev vellezîne âmenû meahû birahmetim minnâ, ve necceynâhum min azâbin ğalîz. 

Diyanet Meali:

11.58- Helâk emrimiz gelince, Hûd'u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.58- Vaktâ ki emrimiz geldi, Hûd’u ve maiyetinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, hem onları galiz bir azâbdan kurtardık

--------------------

Rüzgâr Rabb ’inin emriyle her şeyi mahvetti. Bu rüzgâr şiddetli ve sıcaktı. Yedi gün devam etti. Sekizinci gün helak oldular. Rüzgâr çarptığı her kafiri yere devirip, ağızlarından burunlarından giriyordu. Feci şekilde ölmüşlerdir. 

C. Hak İman edenleri dünyada ve ukbada kurtardığını buyurur. Rahmet ile korunmuşlardır. Gerçekten büyük bir ilahi korunma olmuştur. Çünkü bir beldeye azap, musibet geldiğinde her iki taraf da zarar görür. Burada müminler zarar görmemişlerdir. Azap ahirettedir. Bundan da kurtulmuşlardır. 

Salikin yolculuğu içten gider. Dünya yakıp yıkılsa dünyası ayakta durur. Verilen inşirah sayesinde olayları doğru değerlendirir. Zira üzüntü, keder, acı aklı perdeler. N.M.

---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 59 

~~11.59~
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنٖيدٍ
~ ~ ~
 11.59 - Ve tilke âdun cehadû biâyâti rabbihim ve asav rusulehû vettebeû emra kulli cebbârin anîd. 

Diyanet Meali:

11.59- İşte Ad kavmi! Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler. O'nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.59- İşte Ad, Rablarının ayetini inkâr ettiler ve Peygamberlerine isyan eylediler ve her bir inatçı cebbarın emri ardına gittiler 

---------------------

“C. Hakk bazen lütfu “Cebbar” isminin iki eli üzere verir. Ve bu surette Cebbar ismi konumuna ve kulun hak etmiş olduğu şeye bakar. 

Mesela kulun kibir azameti kendisinin afetidir. Kemal ise tevazudadır. Bundan dolayı onun hak etmiş olduğu şey, bu konumda zillettir. Cebbar ismi o kulun uğramış olduğu kibir afetini zilletle cebrederek defeder.” (Fusus’ul Hikem, sh. 218) İşte bunun gibi kavimler de milletler de tarihten silinip gitmişlerdir. N.M.

 rtfSndPly*11.60*
--------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 60 

~~11.60~
وَاُتْبِعُوا فٖى هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلَا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ~ ~ ~

11.60 - Ve utbiû fî hâzihid dunyâ lağnetev ve yevmel kıyâmeh, elâ inne âden keferû rabbehum, elâ buğdel liâdin kavmi hûd. 

Diyanet Meali:

11.60- Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Ad kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd'un kavmi Ad, Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.60- Hem bu Dünyada bir lanetle takıp edildiler hem Kıyamet gününde, bak Ad, Rablarına hakikaten küfrettiler, bak def ‘oldu gitti o Hûd kavmi Ad

--------------------- 

 Küfr “örtmek” demektir. İnsanın gerçeği ve Hakkı, yaratıkların suretlerinde gizlemesidir.

Facir ise zıddıdır. “Günahkâr” olarak çevrilse de İbn’ül Arabi “bir şeyi ortaya çıkaran” olarak ele alır. 

“Muhakkak ki şirk çok büyük zulümdür” (lokman, 13) Zulüm sözlükte “bir şeyi kendi yerinden başka yere koymaktır” bu da vücut hususunda vehmin sürüklemesiyle ortaklık davasından doğar. Böyle olunca şirkin kaynağı nefis, çevredeki eşyanın hakikati ve onların var edicinden cahillik sebebiyle olur. Tabiat karanlığında boğulurlar. 

“Muhakkak ki, Allah indinde devabbın (dabbe)en şerlisi, kafirlerdir. Artık onlar iman etmezler.” (Enfal,55) N.M.

--------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 61 

~~11.61~
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّٖى قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ
~ ~ ~

 11.61 - Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâ, gâle yâ gavmiğbudullâhe mâlekum min ilâhin ğayruh, huve enşeekum minel ardı vestağmerakum fîhâ festağfirûhu summe tûbû ileyh, inne rabbî garîbum mucîb. 

Diyanet Meali:

11.61- Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O'ndan bağışlanma dileyin; sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, sizi Arzdan o neşet ettirdi ve onda imar ve ümrana sizi o ıkdar ve memur etti, onun için onun mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe ile müracaat edin her halde Rab’ınız, yakındır, mücibdir

---------------------

Semûd kavmi Medine ile Sina yarımadası arasında olduğu rivayet edilir. Kur’an’ı Kerim’de “Hicr” olarak geçer. Aynı zamanda bir sure adıdır. Yeşillikler içinde güzel bir belde idi. Dağları oyarak sağlam evler yapmışlardı. Çünkü Ad kavmi şiddetli rüzgarla helak edilince çareyi kayaları oymakta buldular. Taş oymacılığında ileri gittikleri söylenir. 

Salih Peygamber risalet vazifesi ile görevlendirilince kavim ikiye ayrıldı. Üstteki ayet ilk davetti. Şehrin ileri gelenlerinden dokuz kişi toplumun ahlaki, sosyal ve ekonomik yapısını yönlendiriyorlardı.

Salih Peygamberin emin, dürüst bir kişiliği olduğunu biliyorlardı. “Ey Salih! Sen bundan önce aramızda kendisinden iyilik beklenen biriydin” (11/62) Bekledikleri iyilik putlarına hizmet etmesiydi. Bu yüzden davasından vazgeçmesini istediler. Tıpkı diğer peygamber-lerden istenenler gibi. Herkes kendi sonunu kendi hazırlar. Söyledikleri ve yaptıkları ile. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.62*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 62 

~~11.62~
قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ فٖينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَا اَتَنْهٰینَا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا وَاِنَّنَا لَفٖى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
~ ~ ~

 11.62 - Kâlû yâ sâlihu Kad kunte fînâ mercuvven Kable hâzâ etenhânâ en nağbude mâ yağbudu âbâunâ ve innenâ lefî şekkim mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb. 

Diyanet Meali:

11.62- Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.62- Ey Salih! dediler: bundan evvel sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin, şimdi bizi babalarımızın tapındığına tapmaktan nehiy mi ediyorsun? Her halde biz, senin bizi davet ettiğin şeyden çok kuşkulandıran bir şek içindeyiz

--------------------- 

Kur’an’ı Kerim’deki kıssalar yaşananlardan ders alınması içindir. İnsanlar görünüş itibariyle farklı değillerdir. Değerli olan şey mana ve sirettir. Peygamberler içinden çıktıkları toplumun benzeridir. Ama onlar Allah için özeldir. Ve C. Hakk Salihlerini korur. Onlara kötülük edenleri de cezalandırır. 

Peygamberlerini reddeden cahiller, kendilerine iyiliği tavsiye eden ve hiçbir karşılık beklemeden bu güzel yolu gösteren Salih insanlara söz söylerken aslında kendilerine yazık ettiklerinin farkında değillerdir. 

Emmare nefs üst katları bilmediği için herkesi kendi gibi görür. İnsanları, alemi tanımak için seyr-i evtan eylemek lazım! N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.63*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 63 

~~11.63~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَاٰتٰینٖى مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنٖى مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزٖيدُونَنٖى غَيْرَ تَخْسٖيرٍ
~ ~ ~

 11.63 - Kâle yâ Kavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetim mir rabbî ve âtânî minhu rahmeten femey yensurunî minallâhi in asaytuhû femâ tezîdûnenî ğayra tahsîr. 

Diyanet Meali:

11.63- Salih, dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet (peygamberlik) vermişse, O'na karşı geldiğim takdirde beni Allah'tan kim koruyabilir? Demek ki, zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.63- Ey kavmim, dedi: söyleyin bakayım reyiniz nedir? Eğer ben rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet bahşetmiş ise ben Allaha isyan ettiğim taktirde beni ondan kim kurtarabilir? Demek ki siz bana hasar etmekten başka bir şey yapmayacaksınız

----------------------

“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyecek mağfiret edeceği bir kavim getirirdi.” buyrulur. Ve bu hadisi şerifin yüksek mealine uygun olarak Şeyh Nazif Mevlevî buyurmuştur:

Beyt: 

Ayna-i mağfiret suret-i isyanadır Halk günah etmese, halk eder İlah

YANİ

Salih peygamberin ve diğer peygamberlerin ikna etme çabaları buna benzer aynı sözlerle olmuştur. Çünkü hakikat tektir. 

“Resulün üzerine tebliğden başka bir şey yoktur” (Maide, 99) Üstteki beyit gibi peygamberler hep tebliğ edecekler, insanların bir kısmı da itiraz edip şirke düşeceklerdir. 

Davetin faydası, peygamber gelip Celal ehlini davet etmese, onların küfür ve dalaletleri kuvvede kalıp fiile gelmezdi. Adl ve Hakem isimleri de. 

“Şimdi dâvet edilmiş olan kimselerde dört suret tasavvur edilir: 

Birincisi: Aslında bir Cemâl isminin görünme yeri olup, peygamberin dâvetine icabetle Salih ameller işler. Bu kimse zahiren ve batınen Cemâl isminin terbiyesi altındadır. 

İkincisi: Aslında bir Celâl isminin görünme yeridir. Fakat peygamberin dâvetine icabetle, görünüşte şeriat üzere iş yapar olmakla beraber, has rabbi olan o Celâl isminin zevki ve sırât-ı müstakimi üzeredir. Örneğin namaz kılar, oruç tutar, hacca gider; velâkin konuştuğu zaman yalan konuşur, vadettiği zaman sözünde durmaz, emanete hıyanet eder ve bunları yapmaktan zevk duyar, asla pişmanlık duymaz. İşte bunlar nifak alâmetidir. Bundan dolayı geçici olarak cemâli isimlerin terbiyesi altında bulunsa bile fayda vermez. Çünkü ayn-ı sabitesinin istidadı budur. Netice has rabbi olan isim, onu sırât-ı müstakiminin en son derecesine, yani kemâline götürür. 

Üçüncüsü: Aslında bir Celâl isminin görünme yeri olmakla beraber, bu şehadet âleminde dahi, zahiren kendisini dâvet eden nebiye tâbî olmayıp inkâr eder. Kâfirler bu zümredendir. Bu kimse batınen ve zahiren Celâl isminin terbiyesi altındadır. 

Dördüncüsü: Aslında bir Cemâl isminin görünme yeri olup zahirde tabiat perdeleriyle ve çevresinin etkileriyle kendisini dâvet eden nebiyi yalanlar ve geçici olarak celâli isimlerin tesiri altında vakitlerini geçirici olur. Fakat bu küfür günleri içinde dahi has rabbi olan ismin zevki üzere bulunur. Örneğin küfretmekle beraber yalandan nefret eder; emanete hıyanet etmez, halka zulümden çekinir; nihâyet hidâyet rüzgârı erişip birgün ezelî imanı açığa çıkar. İşte böyle bir kimse batınen Cemâl isminin ve zahiren Celâl isminin terbiyesi altında bulunur. Şimdi peygamberin dâvetiyle herkesin istidadının icabı ne ise o açığa çıkar ve ilâhî irade ne suretle bağlanmış ise o gerçekleşir. “ N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.267)

----------------------- rtfSndPly*11.64*

 11- Hud Suresi- Ayet 64 

~~11.64~
وَيَا قَوْمِ هٰذِهٖ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَاْكُلْ فٖى اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَاْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرٖيبٌ
~ ~ ~

 11.64 - Ve yâ kavmi hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fezerûhâ teé'kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bisûin feyeé'huzekum azâbun karîb. 

Diyanet Meali:

11.64- "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.64- Hem ey kavmim, işte şu: «Allah’ın nâkasi» size ayet, bırakın onu Allah’ın Arzında yayılsın ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azab yakalar

--------------------- 

Hz. Hud yirmi yıl kadar tebliğini yaptıktan sonra kavmi bayramlarını kutlamak için putlarını da yanlarına alarak dağa çıkmışlardı. Hz. Salih’ten mucize olarak, dağdan deve çıkarmasını istediler. Çıkarsa iman edeceklerini söylediler. Kayanın içinden mucize olarak deve ve yavrusu çıktı. Bir kısmı inandı bir kısmı inanmadı. C. Hak da deve için bir su hakkı koymuştu. Sudan bir gün deve bir gün kavim içiyordu. Buna dayanamayan kavim deveyi boğazladı.

Oysa ayette Hz. Salih deveye bir şey olması halinde onları “azab-ı İlahi ile korkutmuştu. Hatta azabın ne zaman geleceğini sorup alay ettiler. Hz. Salih üç gün sonra olduğunu söyledi. Birinci gün yüzlerinin sararacağı, ikinci gün kızaracağı, üçüncü gün ise kararacağı ve dördüncü gün helak olacaklarını bildirdi. 

Gerçekten öyle de oldu. Dördüncü gün dediği gibi oldu. Kavminin helakından sonra Salih peygamber kendisine iman edenlerle birlikte Mekke’ye gidip yerleşmiş, vefat edinceye kadar orada kalmıştır. Kabri, Kabe’nin batısında, Dar ’un Nedve ile Hicr arasındadır. 

Peygamberler tarihine baktığımızda bazıları ile özdeşleşen nesneler, hayvanlar vardır. Yunus as balık ile, Hz. Nuh gemiyle, Hz. Musa asasıyla, Hz. İbrahim ateşe atılmasıyla ateş ile, Hz. Salih ise devesi ile. 

Mevlâna Hz. Salih ile ilgili bu olayı “Baş gözünün Salih peygamberi ile Devesini hakir görmesi...” adını vererek anlatmıştır. 

Mevlana’ya göre “deve” görünüşteydi. 

“Oysa o, salih kişilerin bedeni idi. Kötülerin helakı için tuzaktır. Hakk’ın kahrının zabıtası, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri istedi. 

Ruh, Salih gibidir. Beden de deveye benzer. Ruh vuslattadır. Beden ihtiyaç içindir. Salih’in ruhu afetlere uğramaz. Yara deve üzerinedir. Zat yaralanmaz. Hakkın nuru kafirlere mağlup edilemez. 

Can, toprak cisme, kötü kişiler incitsinler de imtihanı görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle birleşti. Canı inciten kişinin, Hakk’ı incittiğinden haberi yok! Bilmiyor ki, bu küpün suyu ırmak ile birleşmiştir. Hak, bütün aleme dayanak olsun diye bir cisme alaka bağlamıştır. Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez. 

Velinin beden devesine kul ol ki, Salih peygamber ile kapı yoldaşı olasın.” Mesnevi de verilen mana; ruhun Salih peygamberi, deve ise bedeni temsil eder. Ruh-beden birlikteliğine dışarıdan gelen zararların sonu anlatılır. İnsanlar bedensel olarak farksızdırlar ama mana-siret bakımından kimi veli, kimi peygamber, kimi alim olur. 

Deve de farklı değildi. Salih’in kavmi onu alelade bir deve zannetmişti. Oysa o görünüşte deve idi. “Nagatullah” idi aslı. “Allah’ın devesi” İnkarcılar Allah’ın suyunu, Allah’ın devesinden sakınmaktadırlar. Zihin bulanıklığı Hakka şirki getirmiştir. Allah’a yakın olan kişilere fenalığın sonu budur!

İnsanlar hiçbir ücret istemeyen ve iyiliği tavsiye eden peygamber ve velilerin gönüllerini incitmemelidir. Onlar Hakla vuslat halindedirler. Cisimlerinin batını ruh, ruhun batını Haktır. Ceset madde olup yoklukla muttasıftır. Ama maneviyattan hali değildir. Her eser sahibi eseriyle bağı vardır. Ressamın tablosuyla alay etmek ressama hakarettir.

Salih kulların batınları korunur. Zarar ancak suretlerinde olur. Bir de “peygamberler toplumlarının içinde bulundukları sürece Allah onlara azap etmez.” (Enfal/33) Velinin vücud kabında saklı olan ruh suyu İlahi ırmaktan beslenir. Veli’yi inciten Hakkı incitmiş olur. Fettah isminin mazharı olan Hz. Salih’in devesi nasıl kayadan zuhur ediyorsa, C. Hakkın insanlara üflediği ruh da cisimlerinden ortaya çıkar. N.M. 

---------------------- rtfSndPly*11.65*

 
11- Hud Suresi- Ayet 65 

~~11.65~
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فٖى دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ
~ ~ ~

11.65 - Feagarûhâ fegâle temetteû fî dârikum selâsete eyyâm, zâlike vağdun ğayru mekzûb. 

 Diyanet Meali:

 11.65- Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.65- Derken onu tepelediler, bunun üzerine dedi ki: Evinizde üç gün yaşayın ve işte bu bir vaad ki yalan çıkarılmamıştır

--------------------

Mesnevi’den alıntı yapalım: 

"Salih dedi ki: ‘Mademki haset ettiniz, üç gün sonra Hakk’ın azabı erişecek. Ondan üç gün sonra da canları alan Hak’tan, başka bir afet gelecek ki, onun da üç alâmeti vardır:

Hepinizin yüzünüzün rengi değişir. Yüzleriniz türlü türlü renklerde görünür. İlk günde yüzleriniz safran gibi sararır; ikinci günü erguvan gibi kızarır. Üçüncü günü yüzleriniz tamamı ile kararır, ondan sonra da Hakk’ın kahrı gelir, çatar. Eğer bu tehdide benden delil isterseniz devenin yavrusunu dağa doğru kovalayın! Eğer tutabilirseniz derdinize çare bulunur. Tutamazsanız ümit kuşu tuzaktan kaçtı, gitti!’ 

Bu sözü duyunca hepsi birden köpek gibi onun ardından seğirtmeğe başladılar. Kimse yavruya yetişemedi; dağlar arasına dalıp kayboldu.

Tertemiz ruh gibi, beden ayıbından, nimet ve ihsan sâhibi Hakk’a kaçıp gitmekteydi.

Salih dedi ki: ‘Gördünüz ya, o kaza mübrem olmuştur; ümit suretinin boynunu vurmuştur!’

Devenin yavrusu nedir? Salih peygamberin gönlü. Onun hatırını ihsan ve iyilikle yerine getirin. Onun gönlünü alırsanız azaptan kurtuldunuz, yoksa pişman olduğunuzun, bileklerinizi ısıracağınızın günüdür. 

Salih’ten bu bulanık vaadi duydukları gibi azaba göz dikip beklemeye başladılar. Birinci gün yüzlerinin sarardığını gördüler. Ümitsizlikle soğuk soğuk âh etmeye başladılar. İkinci gün hepsinin yüzü kızardı. Artık ümit ve tövbe nöbeti kayboldu.

Üçüncü gün hepsinin yüzü kapkara kesildi. Salih peygamberin hükmü cenksiz, cidalsiz doğru çıktı. Hepsi de ümitsiz bir hâle gelince kuşlar gibi ayaklarını altlarına alıp iki dizlerinin üstüne çöktüler. 

Cibrîl-i Emin, bu diz çökmenin şerhini Kur’an’da "Câsimîn" / 49 olarak getirdi. “Sana diz çökmeyi öğrettikleri ve seni bu çeşit diz çökmeden korkuttukları vakit, sen diz çök! Onlar kahr-ı ilâhînin zahmetini beklediler: Kahır geldi, o şehri yok etti!..

(Not: Muallak: değişebilir, Mübrem: değişmez hükümdür. Muallak olan bir hüküm sadaka, tövbe vb gibi ibadetlerle değişebilir. Semûd kavmine gelen bela muallaktı ama günahlarında ısrarcı oldukları için mübreme dönüşmüştür. Son şans olarak Deve yavrusunu yakalamaları sayesinde beladan kurtulacaklardı. Salih’in gönlüydü o. İncitilmişti. Gönlünü almaya yanaşmadıkları için bu şansı da ötelemiş oldular.)N.M.

 rtfSndPly*11.66*

---------------------

 11- Hud Suresi- Ayet 66 

خِزْىِ يَوْمِئِذٍ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِىُّ الْعَزٖيزُ ~~11.66~
فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ 
~ ~ ~
 11.66 - Felemmâ câe emrunâ necceynâ sâlihav vellezîne âmenû meahû birahmetim minnâ ve min hızyi yevmiiz, inne rabbeke huvel Kaviyyul azîz. 

 Diyanet Meali:

11.66- (Helâk) emrimiz geldiğinde Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helakten ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.66- Vaktâ ki emrimiz geldi, Salih’i ve maiyetinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, hem de o günün zilletinden, çünkü rabbin öyle kavi, öyle aziz

--------------------- 

Salih peygamber ilahi kahır çökmeden evvel şehirden uzaklaşmıştı. Olay bitince sığındığı yerden çıkıp enkaz altındaki iniltileri duymuştu. İçi parçalansa da ezeli istidatlarının küfür üzere olduğunu bildiğinden hem üzülüyor hem de onların feryada değmeyeceğini söylüyordu.

Cehaletleri yüzünden kendilerine hidayet nurunu getiren Mevlana’nın deyimiyle “akıl piri” nin başına ayak basmışlar-dı. Onlar “pir satın alıcı” değillerdi. Hak ve hakikati görmede hayvandan farkları yoktu… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.67*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 67 

~~11.67~
وَاَخَذَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فٖى دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَ
~ ~ ~
 11.67 - Ve ehazellezîne zalemus sayhatu feasbehû fî diyârihim câsimîn.

Diyanet Meali:

11.67- Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.67- O zulmedenleri ise sayha tutuverdi de diyarlarında çöke kaldılar

---------------------- 

Peygamber ve ona iman etmiş olanlar veya gönülleri yapan yol mensupları ilahi kahırdan kurtulmuşlardır. Hz. Mevlâna bu durumda şöyle bir mesaj verir:

“Ey, ancak bela geldiği zaman korkup ve ancak o zaman Allah’u Teâlâ’nın gazabındaki kudreti görüp diz çöken, ancak böyle hallerde O’na yalvarıp sığınan kişi! Hikâyeyi dinledin; 

sen öyle zamanda dizlerini yere koy ki, iş işten geçmiş olmasın. Sana öğüt veren, yol gösteren Hak velilerini zamanında gör; onların güzel sesini zamanında duy ki, korku ve kaza anı gelip çattığı zaman dizlerin taşa çarpmasın!” N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.68*
11- Hud Suresi- Ayet 68 

~~11.68~
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَا اَلَا اِنَّ ثَمُودَا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ
~ ~ ~
 11.68 - Keel lem yağnev fîhâ, elâ inne semûde keferû rabbehum, elâ buğdel lisemûd. 

Diyanet Meali:

11.68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.68- Sanki orada bir şenlik kurmamışlardı, bak Semûd, hakikaten Rablarına küfrettiler bak defoldu gitti Semûd.

--------------------- 

Hayat alışverişten ibarettir. Karlı ticaret yapanlar ahirette de mutlu bir hayat sürerler. Ama alemde her şey apaçık değildir. Renge, kokuya, süse değer verip yaşayanlar zarar uğramıştır. 

Günümüzde kesilen develerle sınırlar geçilmiştir. Bizi rahatlığa düşüren şey ise helak olmadığımızı zannediyor oluşumuzdur. Geçmiş peygamber kıssalarını okurken peygambere taraf olabiliyoruz. Ama iyi, salih insanlara geçmiştekilerin yaptığını yapabiliyoruz. 

“Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp kılmadı…” (Ahzab/4) Geçmişten ibret alıp gönlümüzü, kalbimizi istikamet üzere tutmalıyız. Ki yaşantımız da ona göre düzenlensin!

---------------------- 

 rtfSndPly*11.69*
11- Hud Suresi- Ayet 69 

~~11.69~
وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنٖيذٍ
~ ~ ~

 11.69 - Ve legad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ gâlû selâmâ, gâle selâmun femâ lebise en câe biıclin hanîz. 

Diyanet Meali:

11.69- Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim'e müjde getirip "Selâm sana!" dediler. O, "Size de selâm" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.69- Şanım hakkı için İbrahim’e de Resullerimiz müjde ile geldiler «selâm» dediler, «selâm» dedi, durmadan gitti kızartılmış bir buzağı getirdi

--------------------

Allah Teala, Cebrail, Mikail ve İsrafil’i genç erkek suretinde ilk olarak Hz. İbrahim’e göndermiştir. Hz. İbrahim’e oğlu İshak’ı müjdelemişlerdir. 

“Selam sana” demişlerdir. 

Burada Selam’ı iki yönden almalıyız. Birincisi Allah’ın selamıdır ki verilip, alınmıştır. İkincisi Allah’ın ismidir. Yani selamlaşırken Allah’ın adını anmış oluyoruz. 

Selam esmasının hassasına gelince:

“Bu ismin hakikatleriyle vasıflanan kimsenin alameti vakur ağırbaşlı, mütevazi, inatçıların sıkıntılarına karşı sabırlı olmaktır. Onlar gafil insanlarla tartışmazlar, cahillerle mücadele etmezler. Onlar Hakkın bu özelliğine sahip insanları nitelediği gibi olurlar. 

“Onlara cahiller hitap ettikleri vakit “selam” derler.” (Furkan/ 63) En önemlisi de selam vermekle “elimden ve dilimden sana zarar vermeyeceğim” demek istenir. Karşıdaki de alırken aynısını taahhüt eder. Melekler ile İbrahim peygamber arasında adeta bu olmuştur. 

Dar ’üs Selam yani “Selamet yurdu” cennetin isimlerinden biridir. Mekke ve Kudüs yeryüzündeki izdüşümleridir. Kudüs’ün hali selamet yurdundan ziyade tehlike yurdu olmuştur. N.M.

--------------------- 

 rtfSndPly*11.70*
11- Hud Suresi- Ayet 70 

~~11.70~
فَلَمَّا رَاٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خٖيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّا اُرْسِلْنَا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍ
~ ~ ~

 11.70 - Felemmâ raâ eydiyehum lâ tesılu ileyhi nekirahum ve evcese minhum hîfeh, gâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ gavmi lût. 

Diyanet Meali:

11.70- Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: "Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.70- Baktı ki ona ellerini uzatmıyorlar o vakit bunları acayip gördü ve içinde onlardan bir nevi' korku duydu. Dediler, «korkma çünkü biz Lut kavmine gönderildik»

---------------------

Tevrat’a göre Hz. Lut, Hz. İbrahim’in yeğenidir. Hz. Lut Sodom ve Gomore halkına gönderilmiştir. Sodom, bugün İsrail, Ürdün ve Batı Şeria’da kalan yaklaşık 600 km’lik alanı kaplayan ve dünyanın en alçak yeri olan Lut Gölü’nün (Ölü Deniz) bulunduğu yerdir.

Aynı çağda yaşayan ve birbiriyle akraba olan iki peygamberdir. Hz. İbrahim’e ilk inananlardandı. Ziyarete büyükten başlandığı için melekler önce Hz. İbrahim’e uğramışlardı. Azaptan önce rahmet ve müjdenin gelmesi prensiptir!!

Fahreddin Razi şöyle der:” Bil ki o misafirler, melek oldukları için, yemek yememişlerdir. Zira melekler yemez, içmezler. O melekler, Hz. İbrahim’e, onun hoşuna gidecek bir durumda olmak için, misafir kılığında gelmişlerdir.” Bir önceki ayette C. Hak melekler için “rusuluna” “elçilerimiz” buyurmuştur. İnsan suretindeki meleklerin, Allah tarafından resul olarak tayin edilebilir olduğunu görmüş olduk. 

“Lut kavmine gönderildik” demekle gaybi haber vermişlerdir. N.M.

rtfSndPly*11.71*
-------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 71 

~~11.71~
وَامْرَاَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَ وَمِنْ وَرَاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ 
 ~ ~ ~
11.71 - Vemraetuhû kâimetun fedahıket febeşşernâhâ biishâka ve miv verâi ishâka yağkûb. 

Diyanet Meali:

11.71- İbrahim'in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakub’u.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.71- Haremi dinliyordu, bunu duyunca güldü, bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın arkasından da Yakub’u

---------------------- 

Melekler ikinci gayb haberini de söylediler. Hz. Sare sevineceği yerde şaşırmıştı, hatta gülmüştü. 

Kâinatta bazı işler kudretullah’ın tecellisi olarak zuhur eder. Bu da kudret tecellilerinden biridir. 

Biz kullar da sadece hayret ederiz” Ve Allah’ım zatındaki hayretimi arttır!” duasını ederiz… N.M.
 rtfSndPly*11.72*

-------------------- 

 
 11- Hud Suresi- Ayet 72 

~~11.72~
قَالَتْ يَا وَيْلَتٰى ءَاَلِدُ وَاَنَا عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْلٖى شَيْخًا اِنَّ هٰذَا لَشَیْءٌ عَجٖيبٌ
~ ~ ~

 11.72 - Kâlet yâ veyletâ eelidu ve ene acûzuv ve hâzâ bağlî şeyhâ, inne hâzâ leşey'un acîb. 

Diyanet Meali:

11.72- Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!" dedi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.72- Vay, dedi, doğuracak mıyım? Ben bir acuz, kocam da bu bir pir iken, her halde bu çok acîb bir şey

---------------------

Bu sözler mucizeler karşısında şaşkınlık sözleridir. Arapça da “yırtan” manasına gelen “harik” kelimesidir. Adet ise alışılmış şeydir. Harik’ulade ise “alışılmışlığı bozan” anlamına gelir. 

Meleklerin verdiği müjde tam da harikulade bir olaydır. 

“İlahi tasarruflar sebeplerin varlığına bağlı değildir. Sebep dediğimiz şeyler Hakk’ın vücudunun bağıntı ve izafetleridir. Bağıntılar ise yokluksal işlerdendir. Halkedilmişlerin vücudu dediğimizde, alem görünme yerlerinin tamamı, izafi vücuddan ibaret olunca, o arızi ve yokluksal olan şeylere kabiliyet nereden gelir? 

Belki onların kabiliyetlerinin şartı zati lütuftan ileri gelir. Eğer Hakkın fiilinin zuhura gelmesi için kabiliyet şart olsaydı, Ahadiyet zatında gizli olan ilahi bağıntı ve işlerin hiçbirisi vücuda gelmezdi. Çünkü Hakk'ın isimlerinin işleri ile açığa çıkması zatının gereğidir ve bu açığa çıkma için kabiliyet şart değildir. Çünkü kabiliyet sebeptir; 

Ve Hakk'ın mutlak vücudu ve onda mevcut olan bağıntılar hiçbir sebeb altında mevcut olmuş değildir. Mesnevi Şerh: Yâni Hak Teâlâ Hazretleri, bu his ve şehadet âleminde, lütuf talibi olanlara, bir âdet ve sebepler ve yol koydu ki, ilâhî lütuf taliplere bu şehadet âleminin âdeti üzere birtakım sebepler vâsıtasıyla ona mahsus bir yoldan gelir. Meselâ bir kimse elindeki kayısı çekirdeğinden kayısı yemeyi istese, ilk önce onu toprağa gömmeli, daha sonra sulamalı, sonra da senelerin geçmesini beklemelidir. Çünkü dünyanın âdeti budur. 

Ve bu lütuf, zatî lütuf değil, isimlerin lütfudur. Ve ilâhî lütuf birtakım isimlerin hizmetkârının hizmetiyle olur. Ve âlem suretlerinden her bir suret bir ismin görünme yeridir. Ve bir işin görülmesine bu suretlerden birinin veya birkaçının hizmeti, onların görünme yeri oldukları isimlerin hizmeti olur. İşte dünyanın halleri genellikle böyle âdet üzerine geçerlidir. Fakat bazen Hakk’ın kudreti bu âdeti yırtıverir. 

Meselâ buzun vücudu için su, suyun vücudu için buhar, buharın vücudu için de hava lâzımdır. Bunlar mertebelerine göre bir diğerinin vücuduna sebeptir. Ve hava bu değişmeleri geçirdikten sonra buz olur. Tabii olan âdet budur. Hak, buzun vücudu için bu yolu koydu. Fakat bir Nebiyy-i Zişan mucize ve onun vârisi olan bir kâmil veli, keramet olmak üzere, mübarek elini havanın içine uzatıp bir buz parçası oluşturabilir. Çünkü onlar beşerî sıfatlarından fâni olup Hak'la bâkî olmuş olduklarından, onların kudret ve fiilleri, Hakk'ın kudreti ve fiilidir ve Hakk’ın kudreti bazen âdeti yırtar; böyle harikulade haller açığa çıkar. Hak Teâlâ âdeti, latif ve karışık birtakım sebepler üzerine koymuştur. Daha sonra bu sebepler âleminin ötesinde, başka âlemler mevcut olduğunu göstermek için nebilerin mucizelerini, âdeti yırtıcı kılmıştır.

Bu dünyada izzet ve nimet dahi bize âdet yolu üzere birtakım sebepler vâsıtasıyla gelir. Fakat görünüşte izzet ve nimete vâsıta olabilecek sebeplerin geçici olduğunu müşahede edersen, sebebin azledilmiş olduğu gibi, ilâhî kudretin de azledilmiş olduğunu zannetme! Mademki sebepleri koyan azledilmiş değildir, onun diğer isimleri eliyle sana ilâhî lütuf gelir. O sebepleri koyan ezelde her neyi kaza ve takdir etmiş ise, meydanda sebep görünmese bile, mutlak kudret o sebepleri açığa çıkarır. Ve örneğin belâ sebepleri mevcut iken o sebepleri yırtıp, onun yerine nimet sebeplerini hazır kılar.” N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.238)

---------------------- rtfSndPly*11.73*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 73 

~~11.73~
قَالُوا اَتَعْجَبٖينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِ اِنَّهُ حَمٖيدٌ مَجٖيدٌ
~ ~ ~
 11.73 - Kâlû etağcebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berakâtuhû aleykum ehlel beyt, innehû hamîdum mecîd. 

Diyanet Meali:

11.73- Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir." dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.73- Sen, dediler: Allah’ın emrinden taaccüp mü ediyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi var üzerinizde ey ehli Beyt! Şüphe yok ki o bir hamîddir mecîddir

-------------------- 

Alemde kulların vasıtasıyla veya vasıta olmaksızın gerçekleşen ikramlar ve ilahi bağışlar vardır. İkramlar ya Zattan kaynaklanır ya da isimlerden kaynaklanır. 

Başka bir tasnif daha yapacak olursak ikramların bir kısmı belirli bir dileğin karşılığında gerçekleşirken bir kısmı belirsiz bir dileğin karşısında ya da hiç dileğin olmadığı zaman meydana gelir. 

Allah Teala Âdem as’a ilk olarak hibe ve ihsan ettiği şey Şis (Şit) as olmakla birlikte, Allah Teala o hibe ve lütfu, Adem’e yine Adem’den verdi. Çünkü hadis-i Şerif’te “Çocuk babasının sırrıdır” buyrulmuştur. O babasının vücudunda örtülü ve onda potansiyel olarak mevcuttur. Ezelde istidat lisanıyla Haktan talep ettiğidir. Ve insana kendi hakikati olan ayn-ı sabitesinin haricinden bir şey gelmez. 

Bu mana akla uzaktır. Sırf akılla ve fen ilmi ile alemi insanı çözmeye çalışanlar vehimle örtülü oldukları için anlamazlar. 

Hakkın lütfu için kabiliyet şart mıdır? Sorulacak olursa “değildir” cevabı verilir. Belki kabiliyetin şartı, O’nun lütfudur. “Ey nefislerini israf eden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin!” (Zümer/53) N.M.

--------------------- 

 rtfSndPly*11.74*
11- Hud Suresi- Ayet 74 

~~11.74~
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰهٖيمَ الرَّوْعُ وَجَاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا فٖى قَوْمِ لُوطٍ
~ ~ ~

 11.74 - İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

Diyanet Meali:

11.74- İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.74- Vaktâ ki İbrahim’den korku geçti ve kendine müjde geldi, Lut ’un kavmi hakkında bize mücadeleye girişti

--------------------- 

 Bu hadise meleklerin Âdem hakkındaki tartışmasını hatırlatır. Orada melekler “kan dökecek birinin halk edilmesine” itiraz etmişlerdi. Furkan (farklılık, parçalı bilgi) bilgisine sahip şeylerin-meleklerin toplayıcıya itiraz etmeleriydi. C. Hakkın gayesi, toplayıcı varlıkta kendini görmesiydi. Bir de biz bu ayette her gücün kendini yeterli gördüğünü anlarız.

Hz. İbrahim ise meleklere itiraz etmiştir. Oysa meleklerin aldıkları cevap “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” (Bakara/30) olmuştu. Ama İbrahim peygambere söylenen söz bir sonraki ayette gayet nahif bir şekilde verilmiştir.

“Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler.” Hz. İbrahim oradaki iyi insanların hatırına bu kararın gerçekleşmemesi için yalvarmıştır. Kendisine “eğer on kişi varsa oranın helak edilmeyeceği” vaad olunmuş; ancak on kişi bile bulunamamıştır. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.75*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 75 

~~11.75~
اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ لَحَلٖيمٌ اَوَّاهٌ مُنٖيبٌ
~ ~ ~

11.75 - İnne ibrâhîme lehalîmun evvâhum munîb. 

Diyanet Meali:

11.75- Çünkü İbrahim çok içli ve Allah'a yönelen bir kimseydi.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.75- çünkü İbrahim, çok halimdir, yanıktır, ilticakârdır

-------------------- 

“Çocuk babasının sırrıdır” Hadis-i Şerif’ine binaen oğlu İshak peygamber de çok halim idi. “Böylece onu, Halim bir oğulla müjdeledik” (Saffat/101) buyrulmuştur. 

Bu yüzden boyun eğme ve teslimde ala olan koçun İshak’ın kendisine bedel olması uygun oldu. 

İbrahim as “Halim” esma’ul Hüsna’sının da hükmü altındaydı. Bu ismin hassası; gücü varken intikam almayan demektir. Hilm sahibi olmak demek aynı zamanda güç sahibi olmak demektir. Gücü olmayanın affetmesi demek değildir. 

C.Hakk mutlak kudret sahibidir. Kullarını hemen cezalandırmaz. Mühlet verir. İhmal etmez. Ya da affeder. 

İntikam almak dinimizce kınanır. İntikam alacağı gücü yoksa kin ve nefret taşıması aynı derecedir. Biri etken diğeri edilgenlik halidir. Bu ise hilmi ortadan kaldırır. 

Allah için affetmek salik için düstur olmalı… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.76*

 11- Hud Suresi- Ayet 76 

~~11.76~
يَا اِبْرٰهٖيمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا اِنَّهُ قَدْ جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَاِنَّهُمْ اٰتٖيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ~ ~ ~

11.76 - Yâ ibrâhîmu ağrıd an hâzâ, innehû gad câe emru rabbik, ve innehum âtîhim azâbun ğayru merdûd. 

 Diyanet Meali:

 11.76- Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.76- Ya İbrâhim, bundan vazgeç, çünkü rabbinin emri geldi ve her halde onlara reddi gayri kabil bir azap gelecektir

--------------------- 

Hz. İbrahim azabın biraz tehir edilmesini istemiştir. Allah’ın son kararının ne olduğunu bilmediği için helakin sebebi olan şartların değişmesini ummuştur. Ve de C. Hak bu davranışının edebe aykırı olmadığını belirtmişti. 

C. Hakk “Halimdir, evvahtır (yüreği yanık, merhametli), münibtir (inabe’den gelir. Tövbe edip Hak yoluna yönelen)” diyerek İbrahim as’ı övmüştür. N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.77*
 11- Hud Suresi- Ayet 77 

~~11.77~
وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سٖيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَصٖيبٌ
~ ~ ~
 

 11.77 - Ve lemmâ câet rusulunâ lûtan sîe bihim ve dâga bihim zer'av ve gâle hâzâ yevmun asîb. 

 Diyanet Meali:

 11.77- Elçilerimiz Lut’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.77- Vaktâ ki Resullerimiz Lut’a vardılar onların yüzünden fenalaştı, eli ayağı dolaştı, bu çok müşkül bir gün dedi

--------------------

Lut as elçiler ona geldiğinde yakınmasını bir sonraki ayette okuyacağız. Bu ayette Lut peygamberin çok üzülmesi elinden bir şey gelmeyeceğinin göstergesiydi. 

Çünkü Lut peygamberin söylemek istediğinin hakikati şudur:

” Ben henüz fena fillah makamındayım ve bu makamda kendi nefsim ile Hakk’ın vücudunda helâk olmuş bulunduğum için, salt ubudiyet ile vasıflanmışım. Bundan dolayı bende himmet ile tasarruf yoktur ve eğer bu makamdan beka-billah makamına geçip bende bütün ilahi isimlerin eserleri fiilen zahir olsa idi, o ilahi isimlerin toplanmışlığının kuvvetiyle tasarruf ederek îcâd ve ortadan kaldırmaya himmet ederdim.

Ve şiddetli rükun olan kabileye sığınmakla, o görünme yerinin kuvvet ve şiddeti derecesinde, Hakk'ın fiili de kuvvetli ve şiddetli olarak zahir olurdu. Bilinsin ki, fena-fillah makamı, mutlak vücudun veçhinden taayyünlerin kalkmasından ibarettir. Çünkü, taayyünlerin gereği olan bu benlik ve bizlik perdeleri, o mutlak hakikatin cemâl perdeleridir. Bu taayyün, mutlak bir oluşunun tecellisiyle ortadan kalkınca, gayrılık perdeleri de aradan kalkar ve bu mertebede olan kimsenin bakışında taayyünlerin, vehimden ibaret olan geçici gayrılıkları gider. Ve böyle bir kimse ortada, Hakk'ın vücudundan başka tasarruf isnat edebileceği bir vücud göremez; bundan dolayı kendisi himmet ve tasarruf sâhibi değildir.

Bu mertebede istersen "Bu vücud Hak'tır" de, istersen "Ben Hakk'ım" de! İkisi de birdir.” Nitekim Gülşen-i Râz'da buyrulur: "Huda’dan gayrı mevcud yoktur el-hak Dilersen Hak de, istersen Ene'l-Hak" Fakat bu makamdan sonra gelen beka-billah makamının hükmü başkadır. Çünkü bu makam, insan-ı kâmilin makamıdır. Bu mertebe, mutlak zatın kendisini en mükemmel bir görünme yerinde açığa çıkarmasıdır. Çünkü insan-ı kâmil, mutlak vücudun cismani ve nurani ve vahdet ve vahidiyyet mertebelerinin hepsini toplamıştır. Ve bu mertebe mutlak zatın en son tecellisi ve en sonuncu taayyün elbisesidir. Ve insan urûcu yani yükselişi anında zatî yayılışı ile bütün mertebelerde zahir olduğu zaman, ona "insan-ı kâmil" derler. 

Ve bu yükseliş ve yayılma Peygamberimiz (sav.) Efendimiz ‘de en mükemmel yönüyle olmuştur. Onun için "nebilerin sonuncusu" ve "resullerin imamı" derler. Çünkü bu son tecellidir. Ve onlarda Hakk'ın zuhur ve tecellisi, zatî zorunlu oluştan başka, bütün isimler ile olmuştur ve zahir olan isimlerin hükmü biri diğerine galip olmaksızın eşitlik ve itidal dairesinde kemâl yönü üzeredir. Her ne kadar Hak, diğer nebilerde ve evliyasında da bütün isimleriyle zahir olmuşsa da onlarda zahir olan isimler, itidal üzere değildir. Bazısının hükmü, bazısına galiptir. Bundan dolayı "en mükemmel görünme yeri " tabiri ancak Peygamberimiz (sav) Efendimize mahsustur.” 

(Fusus’ul Hikem ’den alıntı)

 Sonuç olarak fenafillah makamında olan kimsenin, bir şeyin îcâd ve ortadan kalkmasında himmete tasarrufu yoktur. Fakat bakâbillah mertebesinde olan insan-ı kâmilin, görünme yeri olduğu ilahi isimler toplanmışlığının kuvvetiyle tasarrufu ve îcâd ve ortadan kaldırmaya himmeti vardır. Ve insan-ı kâmilin âlemde tasarrufu, görünme yerleri vâsıtasıyla açığa çıkar. 

Yani insan-ı kâmil, bir şeyin icadına veya helâkine himmet ettiğinde, zahir ve bâtın kuvvetlerinin bütün hepsini, o şeye tam bir huzur ile yöneltir. Ve o şey görünme yerleri vâsıtasıyla mevcud veya yok olur; çünkü Hakk'ın fiilleri görünme yerleri dolayısıyla açığa çıkar ve görünme yerlerinin kuvvet ve şiddeti dolayısıyla Hakk'ın fiili de kuvvetli ve şiddetli olur ve Hak o görünme yerlerinden şiddetli şiddet ile şiddet eder. N.M. rtfSndPly*11.78*

-------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 78 

~~11.78~
وَجَاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّپَاتِ قَالَ يَا اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشٖيدٌ قَوْمِ هٰؤُلَاءِ بَنَاتٖى هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ فٖى ضَيْفٖى 
~ ~ ~

 11.78 - Ve câehû gavmuhû yuhraûne ileyhi ve min gablu kânû yağmelûnes seyyiât, gâle yâ gavmi hâulâi benâtî hunne atheru lekum fettegullâhe ve lâ tuhzûni fî dayfî, eleyse minkum raculur raşîd. 

Diyanet Meali:

11.78- Kavmi, (konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere) ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût, dedi ki: "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar (la nikâhlanmanız) sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.78- Kavmi ona zıpır zıpır koşup gelmişlerdi ve bundan evvel kötü kötü fiiller yapıyorlardı, ey kavmim! Dedi, daha şunlar kızlarım, onlar sizin için daha temiz, artık Allah’tan korkun, beni misafirlerim hakkında rüsvay etmeyin, hiç içinizde aklı başında bir âdem yok mu?

---------------------

Bir rivayete göre melekler Lut as’ın kızıyla karşılaştılar. Konaklayacakları bir yer sorduklarında, kızı babasına geldi. Gelen gençlerin çok yakışıklı olduğunu söyleyip, kavimlerinin onlara kötülük yapmasından korktuğunu belirtti. Hz. Lut kavmine duyurmadan onları evine getirdi. Fakat Hz. Lut ’un karısı dışarı çıkarak kavme haber verdi. Bu yüzden kavim koşarak geldi.

(Tahrim/10:” Allah, inkâr edenlere; Nuh’un karısı ile Lut ‘un karısını örnek verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları, Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: ’Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.) Ayette geçen konuşmalardan sonra Cebrail as Rabbinden izin alarak Lut ’un kavminden kapıya dayananları korkuttu ve gelenler adeta birbirini çiğneyerek dağıldılar. 

Cebrail’in korkutması yaptığı “tams” olayıdır. Bu ise kapıyı zorlayarak açmak isteyenlerin gözlerinin kör edilmesidir. 

Karanlık bir ortamda meleklerle karşılaşılması ve o nura dayanamayan insanların kaçışması şeklinde de değerlendirmeler yapılmıştır. 

Ayetlerden anlaşıldığı üzre helakten önce kavimler sınırları aşma konusunda hayli zorlayıcı oldukları görülmektedir. 

Bu olayın kişi, fert bazındaki ölçeğine zaman zaman şahit olmuşuzdur. Bu yüzden “Nus ile uslanmayanı etmeli tekdir…” diye başlayan atasözlerimiz yaygındır. 

(Not: Allah Teala Lut kavminin yaşadığı bölgeyi helakten sonra çöl, çorak arazi; gölü de suyundan yararlanılmayan göl haline getirmiştir.) N.M.

-----------------------

11- Hud Suresi- Ayet 79 

~~11.79~
قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فٖى بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرٖيدُ
~ ~ ~
 11.79 - Kâlû legad alimte mâ lenâ fî benâtike min hagg, ve inneke letağlemu mâ nurîd. 

Diyanet Meali:

11.79- Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.79- Her halde dediler: malumdur ki senin kızlarında bizim hiçbir alâkamız yoktur ve bizim ne istediğimizi pek âlâ bilirsin

-----------------------

Bu konuda üç görüş ileri sürülür:

*Lut peygamberin kızlarını kavmine sunması; yoldan çıkmış bir kavme karşı bir peygamberin çaresizliği, güçsüzlüğünü göstermesi açısından oldukça manidardır. Bu konu bir de Hicr suresi, 71. Ayette geçer. 

*Lut as bu teklifiyle kavmini normal bir yaşantıya, ilişkiye davet etmiş olmalıdır. Misafirlere zarar vermeme uğruna bulunmuş bir çaredir. 

*Aslında bu ille de kendi kızları da olmayabilir. Zira onun kızları evliydi. Kavminin kızları olabilir. Burası çok açık değildir. Gayesi helal olan evliliğe yöneltmektir. Ayet böyle yorumlanmalıdır… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.80*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 80 

~~11.80~
قَالَ لَوْ اَنَّ لٖى بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰوٖى اِلٰى رُكْنٍ شَدٖيدٍ 

~ ~ ~
11.80 - Gâle lev enne lî bikum guvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd. 

Diyanet Meali:

11.80- (Lût da:) "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.80- Ne vardı, dedi: benim size karşı bir kuvvetim olsa idi veya çok sarp bir kaleye sığınabilse idim?

-------------------- 

Lut as’ın Fusus’taki isminin hikmeti “Melkiyye” dir. “Şiddet” anlamına gelir. Lut kavmi, tabiat işleri ve hayvani zevklerle uğraşmak suretiyle yeryüzünde fesad çıkardılar. Nefisleri çok güçlüydü. Ve Lut as’ın tebliğine şiddetle karşı çıktılar. Lut as ise onlara karşı zayıf idi. 

Bu ayet Lut as’ın kavmine karşı iki arzusunu açığa çıkarır. Birincisi “size karşı koyacak gücüm olaydı” derken arkasında duran kabile istediğini, “kaleye sığınsaydım” sözü ile de mukavemet gücünü istediğini anlarız. 

Bu temennisindeki maksadı: Kavminin şiddetli olan nefsani perdelerinin kaynağı olan taayyün etmiş vücutlarının şiddetli azap ile helak edilmesi idi. 

Peygamber efendimiz “Allah Teala, kardeşim Lut’a rahmet etsin ki, muhakkak şiddetli bir rükuna (kuvvete) sığındı” buyurmakla Allah ile beraber olduğuna dikkat çekti. Yani C. Hak onu melekleriyle kuvvetlendirmiştir. 

Lut peygamber Allah Teala’nın O sizi bir zayıflıktan halk etti” (Rum/54) dediğini biliyordu. İnsan asıl itibariyle zayıf halk edilmiştir. Ardından ona bir güç ilişmiştir. Bu güç geçicidir. Güçten sonra da bir zayıflık ve yaşlılık halk etmiştir. Görüldüğü gibi zayıflık insanın aslıdır. Yaşlılık bir bakıma çocukluk gibidir. “İnsan, ilimden sonra bir şeyi bilmemesi için erzel-i ömre yani ihtiyarlığa gönderilir” (Hac/5) Bir de “gücüm olsaydı” sözündeki güç himmettir. Ama marifet himmete tasarruf imkânı vermez. Arifin marifeti arttıkça işlerini himmet vasıtasıyla yapamaz. Azalır. Bu da iki şeyden dolayı olur:

Birincisi arif ubudiyet makamında tahakkuk etmiştir. Kendiliğinden tasarrufa kalkışmaz. Efendisinin emrini bekler, ne emrederse onu yapar. Memurdur, mazurdur. Fiil ve tasarruf efendisine aittir. Kendi iradesini, efendisinin iradesinde fani kılmıştır. 

İkincisi Arif tasarruf edenle tasarruf olunanı bir vücuttan ibaret bilir ve ikisinin ahad oluşunu müşahede eder. Bundan dolayı üzerine himmeti gönderebileceği bir kimseyi göremez. Çünkü mutlak vücudun ahadiyetini müşahede etmektedir. O’nun vücudundan başka bir şey göremez. Şu hâlde kimin üzerinde tasarrufunu icra edecektir? 

Özü yoktur ki özünden biline Dahi tozmaz ki tozundan biline Sen onu sanma sözünden biline Hakikat ehlinin olmaz nişanı / Niyazi Mısri Not: Arif, alemde himmet gücüyle tasarruf ederse, bu durum Allah’ın emretmesindendir. N.M.

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 81 

~~11.81~
قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصٖيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرٖيبٍ
~ ~ ~

 11.81 - Gâlû yâ lûtu innâ rusulu rabbike ley yasılû ileyke feesri biehlike bigıt'ım minel leyli ve lâ yeltefit minkum ehadun illemraetek, innehû musîbuhâ mâ esâbehum, inne mev'ıdehumus subh, eleyses subhu bigarîb. 

Diyanet Meali:

11.81- Konukları şöyle dedi: "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"
 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.81- Ya Lut! Dediler: emin ol biz rabbinin Resulleriyiz, onlar sana ihtimali yok el uzatamazlar, sen hemen ehlinle geceden bir kısmında yürü, içinizden hiçbiri geri kalmasın, ancak karın, çünkü ona da onlara gelen musibet gelecek, haberin olsun mev'ıdleri sabahtır, sabah, yakın değil mi?

---------------------

Neml suresi/54-58. Ayetler:

” Lut’u da hatırla! O kavmine, “göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız? Gerçekten siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yöneliyorsunuz? Doğrusu siz değerleri bilmeyen bir topluluksunuz” demişti. 

Fakat kavminin cevabı, “Lut ailesini ülkenizden çıkarın; kuşkusuz onlar (ahlakça)temizlik taslayan kimselermiş!” demekten ibaret oldu. Bunun üzerine onu ve karısı dışında kalan ailesini kurtardık. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Onların üzerine müthiş bir yağmur indirdik; önceden uyarılmış olanların yağmuru ne korkunç oldu!” Kasas/56:” Allah hidayete ulaşacakları en iyi bilendir!” Kaf/29: “Benim nezdimde hüküm değişmez” yani halk ettiklerim hakkındaki hükmüm onlar hakkındaki bilgime göredir. Ben ise kullarıma zulmetmem!” Yani “onları bedbaht yapan imansızlığı haklarında belirlenip sonra güçlerinde olmayan bir şeyi yerine getirmelerini istenilmiş değildir… Tam tersine, onları bilerek öyle davrandık! Bir zulüm varsa, onlar kendilerine zulmetmişlerdir.” Denmek istenmiştir. 

C. Hakk Araf suresi, 4. Ayetinde “Nice ülkeler var ki onları helak ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geliverdi” buyurmuştur. 

Bu da umulmadık anlarda felaketlerin ortaya çıktığını gösterir. 

Lut kavmi sabah vaktine yakın bir zamanda taş yağmuruna tutulmuşlardır. Toptan helak edilmelerinin sebebi ise “hidayete erme ihtimalinin ortadan kalkması ve içinde bulundukları yozlaşmayı etrafa bulaştırma tehlikesinden” dolayıdır. Helakı hak edecekleri kadar belirli bir süre tanınmıştır. 

Kur’an’daki helak haberleri farklı vecihlerden uyarılmaları gösterir. Nefsimize döndüremezsek başkalarının haberleri olarak kalır. İnsan da bir alemdir, beldedir, yurttur. Beden evinde bir ömür yaşar. Neler gelir geçer kendi bilir. Ama Kur’an’ı okudukça yalnız olmadığını bilir. Ümidi artar… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.82*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 82 

~~11.82~
فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجّٖيلٍ مَنْضُودٍ
~ ~ ~

 11.82 - Felemmâ câe emrunâ cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhâ hıcâratem min siccîlim mendûd. 

Diyanet Meali:

11.82- (82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.82- Vaktâ ki emrimiz geldi o memleketin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine istif edilmiş siccîlden taşlar yağdırdık

--------------------

Lut kavminin üzerine şiddetli taş yağmaya başladı. Alt üst olduktan sonra kaynar sular fışkırıp göl haline geldi. Adına “Lut gölü” denildi. Oralarda yaşayanların hepsi bitkiler de dahil olmak üzere helak edilmiştir. Hz. Lut ’un karısı da meleklerin uyarısına rağmen kaçarken geriye baktığı için tuz direği oluvermiştir. 

Lut gölünün deniz seviyesinden 400 metre aşağıda olması bu bölgede çöküş yaşandığı ve Kur’an’ı Kerim’de anlatılan olayla benzerlik taşımaktadır. 400 metre de deniz derinliği vardır. Çünkü dünyanın deniz yüzeyinden aşağı başka bölgelerinde alçaklık en fazla 100 metredir. Bir de Lut gölündeki tuz yoğunluğu%30’u bulur. Bu da balık ve yosun gibi herhangi bir canlının yaşayamayacağını gösterir. Batı dillerinde “ölü deniz” denmesinin sebebi budur. 

Lut gölünde insanın suya batması diye bir şey yok. Tuz oranı fazla olduğu için yüzme bilinmese bile insanlar boğulmaz. Yüzmek kolay ama dalmak zordur. Önemli bir bilgi de şudur: gölün suyu cildi aşırı derecede rahatsız eder. Ciltte yara varsa asit yakıyor. Bilhassa gözleri... Suyu yutmamak son derece önemlidir. 

Bazı helak neticeleri günümüze kadar gelmiştir. Kötülüğün kökü kurumuştur ama ibret olarak gözümüzün önüne serilmiştir. Yine de görmek başka bakmak başkadır. 

Roma imparatorluğunda da buna benzer yozlaşma yaşanmıştı. Pompei şehri Lut kavmi gibi sapkınlıkları vardı. Sonu da aynı oldu. Vezüv yanardağının (İtalya/Napoli) faaliyete geçmesi sonucu şehir lavlarla birlikte küle dönmüştü. Öyle ani olmuştu ki kimse felaketten kaçamamıştı. 2000 yıl önceki kalıntıların bazıları hiç bozulmadan kalmıştır. Yüzlerindeki şaşkınlık ifadesi de aniden ve beklemedikleri son olduğunun göstergesidir! 

Bu da yine kalıntıları günümüze ulaşan ibretlik sonlar-dandır. N.M.

----------------------
 rtfSndPly*11.83*

 11- Hud Suresi- Ayet 83 

~~11.83~
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ وَمَا هِىَ مِنَ الظَّالِمٖينَ بِبَعٖيدٍ
~ ~ ~

 11.83 - Musevvemeten ınde rabbik, ve mâ hiye minez zâlimîne bibeîd. 

Diyanet Meali:
11.83- (82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.83- Ki rabbinin indinde damgalanmışlar ve bunlar zalimlerden baîd değildir

----------------------

“Pişirilmiş balçık” kelimesine bir de “Fil” suresinde de rastlarız. Orada küçük taş parçası şeklindeydi ve düştüğü askerin bedenini yakıyordu. Dolayısıyla Filin sahipleri olan askerler ölmüştü. 

Burada ise yağdırılan taşlar nohuttan çok çok büyüktür. Bu yüzden yer göçmüştür. Altı üstüne çıkmıştır. Suç ve ceza (karşılık) uygunluk arz etmektedir. 

Seyirdeki salik nefsin üst katlarına çıktıkça aklı, fikri, fehmi inceleceği için “hasenet’ül ebrar seyyiet’ül mukarrebun” denmiştir. (İyilerin hasenesi, güzel işleri Mukarreb yani Allah’a yakın olanların indinde günahtır!) Çünkü salik iddia sahibidir. Sınanır! İnceldikçe, latifleştikçe sorumluluğu artar. O kadar ki nefes alıp verişine kadar dikkat kesilir…N.M.

--------------------- rtfSndPly*11.84*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 84 

~~11.84~
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ اِنّٖى اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحٖيطٍ
~ ~ ~

 11.84 - Ve ilâ medyene ehâhum şuaybâ, gâle yâ gavmiğbudullâhe mâlekum min ilâhin ğayruh, ve lâ tengusul mikyâle vel mîzâne innî erâkum bihayriv ve innî ehâfu aleykum azâbe yevmim muhît. 

Diyanet Meali: 

11.84- Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin, sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, hem ölçeği, teraziyi eksik tutmayın, ben sizi bir Hayr içinde görüyorum ve ben size muhit bir günün azabından korkuyorum

---------------------

Kur’an’da adı 11 defa geçen Hz. Şuayb, Medyen ve Eyke (Hicaz bölgesi ile Suriye ticaret yolu üzerinde, Akabe körfezine yakın bir yerleşim merkezi idi.) halkına peygamber olarak gönderildi. Tebliğindeki tatlı üslubu ve güzel anlatımından dolayı “peygamberlerin hatibi” olarak bilinir. 

Önce Medyen halkına gönderilen Hz. Şuayb yıllar süren tebliğinde imana gelmelerinden ümidi kesince “Ey rabbimiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.” (Araf/89) diye dua etti. Çığlık ve depremle helak oldular. Sonrasında kendine inananlarla birlikte Eyke bölgesine göç ettiler. Orada yaşayan halk gür ağaçlara taptığı için ve de gür- sağlam ağaçlara “Eyke” dendiği için bu isimle anılıyorlardı. Bu kavim de yola gelmediğinden 7 gün sıcaklıkla imtihan olundular. 8. Gün koyu gölgeli siyah buluttan şiddetli ateş yağmaya başladı. 

Şuayb as’ın hayatının geri kalanında nerede yaşadığına ait sahih bir bilgi yoktur. Ama Kabe’nin batısında Darunnedve ile Beni Sehm kapısı arasındaki yerde bulunduğu rivayet edilir. 

Şuayb as’ın tebliğinden kavminin neleri yanlış yaptığını görmekteyiz. Fusus’ul Hikem ’deki kelimesi “Kalbiyye” dir. Kalp “Adalet” isminin görünme yeridir. Bedenin itidal ve nefsin adalet sebebidir. Feyz kalpten gelerek bütün azalara eşit dağılır. Kalbin şuabları yani şubeleri çoktur. Neticeleri de çoktur. “Allah” isminin toplayıcılığına benzer. 

Kalbin şubelerinin sınırsız olması demek; her inancın bir şube olmasındandır. İnançlar bütünüyle şubelerden oluşur. Perde açıldığında ise hak herkese inancına göre görünür. Bazen Hak insanın inandığından farklı bir hükme sahip olarak çıkar. 

Mesela insan tövbe etmeden ölen kimsenin mutlaka cezalandırılacağını sanır ama ölüpte rahmete erdiğini bulunca ummadığıyla karşılaşır. 

“Nitekim, Hakîm Senâî hazretleri Zâdü's Sâlikîn'de buyururlar. 

Beyt: Tercüme: 

"Yakinen bil ki, Cem’in câmı dedikleri, senin kalbindir. Sevinç ve gamın karar yeri senin kalbindir. Eğer cihanı görmek temennisinde isen, bütün eşyayı o kalb içinde görmek mümkündür. Baş gözü unsûri kalıpları görür, sır olan şeyi ancak kalb gözü görür. İlk olarak kalb gözünü aç, daha sonra bütün eşyayı seyret!" (Fusus’ul Hikem, sh.577)

---------------------- rtfSndPly*11.85*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 85 

~~11.85~
وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ
~ ~ ~

 11.85 - Ve yâ gavmi evful mikyâle vel mîzâne bilgıstı ve lâ tebhasun nâse eşyâehum ve lâ tağsev fil ardı mufsidîn. 

Diyanet Meali:

11.85- "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.85- Ey kavmim kileyi, teraziyi dengi dengine tam tutun ve nâsın eşyasına densizlik etmeyin ve Yer yüzünde müfsidlik ederek fenalık yapmayın

---------------------

 Şuayb as bu tebliğiyle “Kişi, insan ilişkilerinde doğru ve dürüst olmadıkça Allah’a karşı da doğru dürüst olamaz” demek ister. 

Toplumsal hayatta alışverişin hileden uzak olması alıcı ile satıcı arasında bağıntının kopmamasıdır. İyi bir toplum iyi vatandaşlar yetiştirir. İlişkiler sağlıklı olur. İman salih amelle birlikte zikredilir. İman ışığının sönmemesi doğruluk- dürüstlük ve diğer amellerle olur. 

İnsanın böyle bir tebliğe muhatap olabilmesi için “akıllı” olması gerekir. Dinin akılla irtibatı böyle başlar. Akıllı olmak aynı zamanda ahlaklı olmak demektir. İslam düşüncesinde akıl ile ahlak arasında ilişkiyi kuran haris el-Muhasibi ’dir. Ve Muhasibi “ahlakın aklı yetkinleştirdiği” üzerinde durur. Dolayısıyla “Ahlak aklı terbiye eder.” Ruhun göründüğü alan akıldır. “Bağlamak” demektir. Bu bağ daralır da genişler de. En akıllı insan bu durumda menfaatinin nerede ve ne zaman olduğunu bilendir. Fakat insan hayatının dünya ile sınırlı olmadığını bilirse kalıcı olan ahrete yönelir. Muhasibi, sırf dünya hayatına yönelen kimsenin oradaki menfaatler uğruna ahlaken zaaf gösterdiğini belirtir. Bu durumda kişinin ahlakını düzelterek aklının doğru ve dürüst çalışması sağlanır. 

Muhasibi ’ye göre akıllı insan; “kibrini yenen, merhametsiz olmayan, tartıda- ölçüde haksızlık yapmayan…” dır. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.86*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 86 

~~11.86~
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفٖيظٍ
~ ~ ~

 11.86 - Bekıyyetullâhi hayrul lekum in kuntum mué'minîn, ve mâ ene aleykum bihafîz. 

Diyanet Meali:

11.86- "Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.86- Allah’ın helalinden bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır, eğer mü ‘min iseniz, mamafih ben sizin üzerinizde gözcü değilim

----------------------

Helal insanı Allah’a ve ahlaka götürür, haram ise hakikatten uzaklaştırır. Helal, yapılması C. Hakkın iznine bağlanmış olan ve yapıldığında Rıza-i İlahi’ye ulaşma ihtimali olan davranışlardır. Sözlerdir. 

Müslümanlar helal ve haram konusunda helali faydalı, haramı zararlı saymışlardır. Fakat mesele Hakkın iradesinin tecellisidir. Neye helal ve haram dediyse öyledir!

İbrahim-i Ethem’den:

“Bir genç dindarlığı ile dikkat çekmiş, sabahlara kadar namaz kılıyor, gündüzleri oruç tutuyor ve hep hayır işleriyle meşgul oluyormuş. İbrahim Ethem, bu genci duymuş hayret ve hayranlıkla kendisini görmek istemiş. 

O gencin üç gün misafiri olmuş ve şaşkınlığı daha da artmış, çünkü bahsedilenden çok daha fazlasına şahit olmuş. Fakat insan olmak bakımından şeytanın hepimize bir yerden üfleyeceği ilkesi gereğince, İbrahim Ethem merak etmiş, bu gence nasıl üflüyor diye. Kendi evine davet etmiş, rızkından yedirmiş ve gençteki bütün bu hayra iştiyak yok olmuş, farzları bile zor yapar hale gelmiş. 

Genç sen bana ne yaptın diye sormuş. 

İbrahim Ethem fark etmiş ki, gencin rızkı helal değil. 

Helal yedikten sonra hallerinde düzelme olması beklenirken, tam tersi oldu. Neden? 

“Şeytan sana haram lokma ile geldi, sen davranışlarına odaklanıyordun ve asıl sorunu göremiyordun. Bu işin temelinin helal lokma olduğu öğrenmen içindi diye cevaplıyor.” Yani helal ve haramın farkını ancak ahlaki yaşantımızda buluruz. N.M.

rtfSndPly*11.87*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 87 

~~11.87~
قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَاْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فٖى اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٶُا اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلٖيمُ الرَّشٖيدُ
~ ~ ~

 11.87 - Gâlû yâ şuaybu esalâtuke teé'muruke en netruke mâ yağbudu âbâunâ ev en nef'ale fî emvâlinâ mâ neşâé', inneke le entel halîmur raşîd. 

Diyanet Meali:

11.87- Dediler ki: "Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.87- Ya Şuayb, dediler: atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmamızı sana namazın mı emrediyor? Her halde sen, çok uslu akıllısın

----------------------

Peygamberlerin getirdiği hakikate, Allah’a kulluk edip güzel amelde bulunmalarını karşılık müşrikler “atalarından gördüklerini” gerekçe göstermeleri Kur’an’ı Kerim’de 25 yerde geçer. 

Babalarının yaptıklarını yapmak, taklit anlayışından doğar. Düşünmeden edilen taklittir. Ya da insanların aklı hiç kullanmayarak düşünme kabiliyetlerini kaybetmesidir. Düşünmeme daha çok bizim yerimize düşünen kimselerin olduğunu bilmekten doğar ve zamanla körelir. Sorar öğreniriz hep. 

Şuayb as’ın sözleri, kavminin nefislerine ağır gelmiştir. 

Bu olaylar sadece tarihte kalmış değildir. Bizlerin de “ana-babamızdan böyle gördük” adetlerimiz, gelenek- görenekle- rimiz vardır. Bunların akla ve mantığa uygun olup olmadıklarını anlamak için tek delilimiz Kur’an ve Sünnettir. 

İslam öncesi Cahiliye devrindeki Araplara bakacak olursak asabiyet yani atalara bağlılık duygusu vicdanlarıyla ilgilidir. Onların yolunu terk etmek kutsallarını terk etmiş gibi azab verir. 

Kur’an; ataların yolları insanların akıllarını kullanma ve güzel iş yapma hürriyetini ellerinden aldığını göstermek amacını güder. Anlaşılıyor ki bu mesele sosyolojik ve çevresel koşullardan ziyade psikolojik etmenlerin çok önemli olduğu bir konudur! N.M

----------------------
 rtfSndPly*11.88*

 11- Hud Suresi- Ayet 88 

~~11.88~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَرَزَقَنٖى مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا اُرٖيدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَا اَنْهٰیكُمْ عَنْهُ اِنْ اُرٖيدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفٖيقٖى اِلَّا بِاللّٰهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنٖيبُ
~ ~ ~

 11.88 - Kâle yâ kavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetim mir rabbî ve razeganî minhu rizgan hasenâ, ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anh, in urîdu illel ıslâha mestetağt, ve mâ tevfîgî illâ billâh, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb. 

Diyanet Meali:

11.88- Şuayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse! Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yöneliyorum."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.88- Ey kavmim! dedi: Söyleyin bakayım eğer ben rabbimden bir beyyine üzerinde bulunuyorsam ve o kendisinden bana güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne yapmalıyım? Ben size muhalefet etmemle sizi nehyettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum, ben sade gücüm yettiği kadar ıslah istiyorum, muvaffakıyetim de Allah iledir, ben yalnız ona dayandım ve ancak ona yüz tutarım

----------------------

 Güven ve teslimiyetin inanan insan üzerindeki haline “tevekkül” denir. Allah’a güvenmektir. İnce çizgi ise mümin kulun elinden geleni yapmasından sonra Allah’a dayanıp, teslim olmasıdır. Özü teslimiyettir. Neticeyi beklerken de acele etmemelidir. 

“Dilden şikâyeti bırakmak, razı olmak ve muhabbet etmesi” tevekküldür. Birincisi zahitlerin, ikincisi sadıkların, üçüncüsü resullerin halidir.

Nahl suresi/ 99:” Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde bir hakimiyeti olamaz” Netice-i kelam: Tevekkülün temeli imandır. İnancın derecesi teslimiyetteki duruşu belirler. Tedbir bizden, takdir Allah’tandır. N.M. 

---------------------- rtfSndPly*11.89*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 89 

~~11.89~
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقٖى اَنْ يُصٖيبَكُمْ مِثْلُ مَا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعٖيدٍ
~ ~ ~

 11.89 - Ve yâ kavmi lâ yecrimennekum şigâgî ey yusîbekum mislu mâ esâbe gavme nûhın ev gavme hûdin ev gavme sâlıh, ve mâ gavmu lûtım minkum bibeîd. 

Diyanet Meali:

11.89- "Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.89- Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenler gibi bir musibete giriftar etmesin, Lût kavmi de sizden uzak değildir

----------------------

Şuayb as “Sizin bana olan düşmanlığınız sizi günah işlemeye yöneltmesin” derken insanın kin ve öfke ile kötü işler yapabileceğini gösterir. Aklın (gönül haline gelmiş) yardımı ile ruhani duygular öne çıktığında insani taraf ağır basar. İnsan men edildiği şeye hırslı olur. Emr edildiğinde yapmaktan kaçınır, yapması yasaklanırsa yapmak için hırslanır. Hele bu emir ve nehiy kendi gibi bir insandan gelirse bu özelliği daha çok açığa çıkar. Kur’an’da kıssalarını okuduğumuz kavimler zaman ve mekân olarak yakındırlar. Mezopotamya’da geçer. Yine de insanın tek ve özel olmasının nefiste bir karşılığı vardır. Adeta başkalarının başına gelen ona gelmeyecekmiş gibi hisseder. Uyarıları dikkate almazsa felaketle sonuçlanır…

“Allah’a, Peygambere ve Ulu’l-emre itaat edin” (Nisa/59) İbn Arabi, cehennemi “uzaklık” olarak tefsir etmiştir. İşin aslı kimse Haktan uzak değildir. Ama bu, onların vehimlerinden oluşan bir iştir. Ne zaman ki insanlar, kavimler helak oldu ve cehenneme sevk edilirler, nefislerinin elinden kurtulurlar. Yakınlığın aynı oluşur ve cehennem onlar için nimete dönüşür. Nefis fena bulunca vehim de fena bulur. 

Peygamberler müjdeleyici ve uyarıcıdır. Bir de yaşantılarıyla örnek olmuşlardır. Bilirler ki Hakkın her bir kahrı altında bir saklı lütuf vardır. Azab “uzubet”tendir. Uzubet tatlılık manasınadır. Acının ardından ona ulaştıkları zaman onu tadarlar. Kan alıcının neşterinin acısına tahammülden sonra sıhhat zevki oluşur. N.M.

----------------------- rtfSndPly*11.90*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 90 

~~11.90~
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّٖى رَحٖيمٌ وَدُودٌ
~ ~ ~

 11.90 - Vestağfirû rabbekum summe tûbû ileyh, inne rabbî rahîmuv vedûd. 

Diyanet Meali:

11.90- "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.90 – Rabb’ınıza istiğfar edin sonra ona tevbe ile rücu' edin, şüphe yok ki rabbim rahîmdir, veduddur

---------------------- 

“Ve burada, kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.” (İsra/72)

“Âdemoğlu öldükten sonra ameli kesilir!” (Hadis-i Şerif) Ayet ve hadis küfür ve şirk ehli hakkındadır. Taklid eden Tevhid ehli ve onları taklid eden müminler için değildir. Çünkü şirk ve küfür ehli dünyada Hakkın vücuduyla halkın vücudunu bağımsız ve ayrı zannetmişlerdir. Basiret gözlerine körlük gelmiştir. Basiret gözünün doktorları olan nebilerden ve onların ilaçlarından kendilerini gani bilmişlerdi. Bundan dolayı büsbütün kör olan gözlerinin ahirette açılma imkânı yoktur. Onlar ezeli ama’dırlar. 

Tövbe iman ile doğrudan bağlantılıdır. İman etmeden tövbenin manası yoktur. 

İman ehli için her daim ilerleme vardır. Önemli olan insanın hatasını anlamasıdır. Nefsiyle örtülü olanın perdeleri celal ile açılır. Ama celal isminin hem açma hem daha da kapatma etkisi vardır. Hidayet ehli için açma, küfür ehli için de perdeleri daha da kalınlaştırır. 

---------------------- 

 rtfSndPly*11.91*

 11- Hud Suresi- Ayet 91 

~~11.91~
قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثٖيرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرٰیكَ فٖينَا ضَعٖيفًا وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَزٖيزٍ
~ ~ ~

 11.91 - Kâlû yâ şuaybu mâ nefgahu kesîram mimma tegûlu ve innâ lenerâke fînâ daîfâ, ve lev lâ rahtuke leracemnâke ve mâ ente aleynâ biazîz. 

Diyanet Meali:

11.91- Dediler ki: "Ey Şuayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.91- Ya Şuayb! dediler: biz senin dediklerinin çoğunu iyi anlamıyoruz ve her halde biz seni içimizde pek zayıf buluyoruz, eğer taallûkatından beş on kişi olmasa idi mutlak seni recmederdik, senin bize karşı hiçbir ehemmiyetin yok

----------------------

 “Tam bir marifet sahibi olan Arif gayet aciz olur ve zayıflıkla zahir olur!” İ. Arabi Şuayb peygambere inanan çok az idi. Bu da kavminin gözünde onu zayıf duruma koyuyordu. Kavimler için kuvvet “çokluk” demektir. Akraba ve erkek çocuk demektir. 

Ve insanları yönlendirmede toplumun önde gelenleri önemli bir rol oynarlar. Bu önderler kimi zaman yalan ve hile ile elde edilen güçle sözlerini geçirirler. Bu ise eninde sonunda kaybolur. İnkâr edişlerde kibir ve zorbalık başat özellikleridir. 

Haris el-Muhasibi ’ye göre “kibir, akılsızlık emaresidir.” Oysa peygamber tek olsa da aziz canında o derece tasarruf kuvveti ve tedbir nuru vardır ki, en cebbar ve güçlü bir cismaninin ıslah edemeyeceği bir azgın ve nefsani adamı bakışıyla Salihler zümresine katar. Ama dışarıdan görünüşü ise tam tersidir. Bu yüzden peygamberler hep zayıf görülmüşlerdir. 

Günümüze gelirsek bir toplulukta konuşmaya en layık görülenler öncelikle para ve mevki sahipleridir. İlim sahibi olanların sesi kısıktır. Eskiden susturulma hatta recm edilme hatta yakılma gibi hadiseler vardı. Bugün ise “yok sayılma” uygulanmaktadır. En kötüsü de budur… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.92*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 92 

~~11.92~
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَهْطٖى اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءَكُمْ ظِهْرِیًّا اِنَّ رَبّٖى بِمَا تَعْمَلُونَ مُحٖيطٌ
~ ~ ~

 11.92 - Kâle yâ kavmi erahtî eazzu aleykum minallâh, vettehaztumûhu verâekum zıhriyyâ, inne rabbî bimâ tağmelûne muhît. 

Diyanet Meali:

11.92- Şuayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.92- Ey kavmim! Dedi: benim taallûkatım size Allahtan daha mı Aziz ki onu arkanıza atıp unuttunuz, haberiniz olsun ki rabbim bütün amellerinizi muhittir

---------------------- 

 “Ve Allah her şeyi muhittir” (Nisa/126) İnkâr edenler ise yaptıkları şeylerin sonucunu idrak edemeyen ve sadece bir noktaya konsantre olmaları sebebiyle bilginin tamamını ihata edemeyen sınırlı düşünce ve noksan istidatlı kimselerdir. 

 Ömer Hayyam: 

“Onlar ki, akıl ile çalışırlar; yazık ki, hepsi öküzden süt sağarlar. Düşünmeksizin elbisesi giymeleri, yâni akıllarını terk edip ilâhî keşif sâhipleri olan kerem sâhibi nebilerin getirdikleri hükümleri kabul ve onlara tâbî olmaları, daha iyidir. Bu tâbî olma öyle olmalıdır ki, işin hakikatinde bu aklın hükmüyle bir yaprak bile satmamalıdır. Yâni nebilerin hükümlerini kısıtlı ihata sâhibi olan akla uydurmaya çalışmak ile itirazlarda bulunmamalıdır.” N.M.

 rtfSndPly*11.93*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 93 

~~11.93~
وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّٖى عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَاْتٖيهِ عَذَابٌ يُخْزٖيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا اِنّٖى مَعَكُمْ رَقٖيبٌ
~ ~ ~
 11.93 - Ve yâ kavmiğmelû alâ mekânetikum innî âmil, sevfe tağlemûne mey yeé'tîhi azâbuy yuhzîhi ve men huve kâzib, vertegıbû innî meakum ragîb. 

Diyanet Meali:

11.93- "Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.93- Ve ey kavmim! Bütün kuvvetinizle yapacağınızı yapın, ben vazifemi yapıyorum ileride bileceksiniz: kimmiş o kendine rüsvay edecek azab gelecek? Ve kimmiş yalancı? Gözetin, ben de sizinle beraber gözetiyorum

----------------------

Şuayb as kavmine hitap ederken oldukça güzel ve ılımlı olması ondaki merhameti gösterir. Hatta kavminin yanlışlarına çok ağladığı hatta ağlamaktan gözlerinin kör olduğu belirtilir. 

“İlahi gazap, bir şeyin kemal ve saadete kabiliyetinin olmayışından veya kabiliyetinin noksan oluşundan dolayı, o şeye lazım gelir. Ve gazap ile olan ilahi hüküm ilme ve ilim de bilinene tabi ’dir. Ve bilinen, sabit ayn da kabiliyetin olmayışı ile Hakk'a gazabı verir ve Hak da onun gazabı hak edici olduğunu bilir. 

Ve aynı şekilde ilâhî rıza da bir şeyin saadet ve kemâle kabiliyetinden ve rahmeti kabule istidadından dolayı, o şeye lâzım gelir. Ve rıza ile olan ilâhî hüküm ilme ve ilim de bilinen sabit ayn’a tâbi'dir.

Bilinen o şeyin sabit ayn’ı da rahmeti kabule ve feyz ve inayete kabiliyeti ve saadet ve kemâli gerektirici olan amellere ve ahlâka ve ilimlere istidadı ile Hakk'a rızayı verir. Ve Hak da onun rızayı hak edici olduğunu bilip onun hakkında ilâhî rızasıyla hükmeder. İşte gazap ve rıza bu şekilde kader sırrı ilmine bağlantılı olur.” N.M.

(Fusus’ul Hikem, sh.655)

----------------------
 rtfSndPly*11.94*

 11- Hud Suresi- Ayet 94 

~~11.94~
وَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذٖينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فٖى دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَ
~ ~ ~

 11.94 - Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ şuaybev vellezîne âmenû meahû birahmetim minnâ ve ehazetillezîne zalemus sayhatu feasbehû fî diyârihim câsimîn. 

Diyanet Meali:

11.94- (Azap) emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.94- Vaktâ ki emrimiz geldi Şuayb’ı ve maiyetinde iman edenleri tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, o zulmedenleri ise, sayha yakaladı da diyarlarında çöke kaldılar

---------------------- 

Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümidini kesebilir. Azap rahmetin olmayışıdır. Kafirler batınen ve zahiren Celal isminin terbiyesi altındadır. Peygamberin davetiyle herkesin istidadının icabı ne ise o açığa çıkar ve ilahi irade ne suretle bağlanmış ise o gerçekleşir. N.M.

Gülşen-i Raz sahibi buyurur: 

Eğer kafir olaydı puttan haberdar Olur muydu acaba dininde yoldan sapan rtfSndPly*11.95*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 95 

~~11.95~
كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَا اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ~ ~ ~

11.95 - Keel lem yağnev fîhâ, elâ buğdel limedyene kemâ beıdet semûd. 

Diyanet Meali:

11.95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.95- Sanki orada şenlik kurmamışlardı bak Semûd defi ‘olduğu gibi Medyen de defi ‘oldu gitti

----------------------

Tarihten gelen bir söz vardır: 

“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar ama hiç yaşamamış gibi ölürler.” Ayetin başına “sanki orada hiç yaşamamışlardı” meali verilmiştir. 

İnsanın hiç olarak gelip geçmesi C. Hakkın “bilinmekliğini istemesine” zıttır. A’yan’ı sabiteler de zuhur istemişlerdi. Bilinmeklik onlar için de önemliydi. Eski Arap cahiliye adetlerinde erkek evlat çok mühimdi. Adlarını sürdürmesi açısından. Peygamberimize “Kevser” suresi bu sebeple inmiştir. 

Medyen kavminden isim olarak kimse kalmamış ama ibretlik olarak helak edilen kavimden bahsedilmiştir. 

Not: Fena Fillah mertebesi “hiçlik” olarak adlandırılır. Aslında kul olarak Allah’ın varlığında erimektir. Ölmeden önce ölmektir. Nefsinden fena, C. Hakla baki olmaktır. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.96*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 96 

~~11.96~
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبٖينٍ
~ ~ ~

11.96 - Ve lekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ ve sultânim mubîn. 

Diyanet Meali:

11.96- (96-97) Andolsun, biz Mûsâ'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Hâlbuki Firavun'un emri doğru değildi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.96- Celâlim hakkı için Musa’yı da ayetlerimizle ve bir sultanı mübîn ile gönderdik

---------------------- 

Firavun “ene rabbükümül A’la” yani “Ben sizin çok yüce rabbinizim” (Nisa/24) diyerek ilahlık davası gütmüştü. Hatta “Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum” (Kasas/ 38) demiştir. Rab ’lığı nefsi için iddia etmiştir. Bunu senelerce sürdürmüştür. 

Kemale erdiğini zannedip, tevhide ulaştığını iddia etmek vehminin ve hayalinin, aklının ve fikrinin ürettiği düşünceleri “ilahi kaynaklı” feyiz gibi nitelendiren kimseler Firavun’un aynısıdır. En uç noktası- Allah korusun! – ilahlığını ilan etmektir. 

Ve Musa as kardeşi Harun ile gitmişti. Bunun tabii bir neticesi olarak Firavun ve ileri gelen adamları elbette inanmayacaktı. Hakikate açılmayan gözler zahire göre hüküm verir. “Kim güçlüyse haklı odur!” anlayışı tarihin her devrinde geçerli olmuştur. N.M. 

---------------------- rtfSndPly*11.97*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 97 

~~11.97~
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَائِهٖ فَاتَّبَعُوا اَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشٖيدٍ
~ ~ ~

 11.97 - İlâ fir'avne ve meleihî fettebeû emra fir'avn, ve mâ emru fir'avne biraşîd. 

Diyanet Meali:

11.97- (96-97) Andolsun, biz Mûsâ'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Hâlbuki Firavun'un emri doğru değildi.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.97- Fir’avn ve cemiyetine de bunlar, Fir’avn ’un emrine tabi' oldular, Fir'avn emri ise reşit değildir

---------------------- 

Musa as’ın tebliğine uymamaları neticesinde Firavun’a uyan ileri gelenler kıyamette de arkasından gideceklerdir. Hem de ateşe doğru yürüyeceklerdir!

Bu ayeti nefsani kuvvetlerin kendi aralarında çekişmelerine benzetirsek; kalbe itaat etmemek ve her birinin kendi lezzetine yönelmesi diyebiliriz. 

Firavun tevhidi biliyordu. Ama onu hal ve zevk olarak elde etmemişlerdi. Nefisleriyle bakiydi. Fenaya ulaşılmazsa hep nefiste kalınacak bir dünya yaşantısı olur. 

Nefsin kötü halleri beden mülkünü ele geçirince zorba bir toplum haline gelir. Başkanı ise firavunlaşmış “heva” dır. N.M.
 rtfSndPly*11.98*

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 98 

~~11.98~
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ
~ ~ ~

 11.98 - Yakdumu kavmehû yevmel gıyâmeti feevradehumun nâr, ve bié'sel virdul mevrûd. 

Diyanet Meali:

11.98- Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.98- Kıyamet günü kavminin önüne düşer, derken onları suya götürür gibi ateşe götürmüştür, o varılan da ne fena maslaktır

---------------------- 

 Firavun zekâ ve kavrayışıyla kavmi arasında üstün idi. Akıl gibi ilahi bir nimeti güzel yönde kullanmayıp zulüm icra ettiğinden mesuldür. Özellikle Musa as kendisini, dine davet ettiği halde boğulacağı ana kadar icabet etmeyip, bu davet esnasında nice zulümler yapmıştır. İslam olup olmaması bu durumda âtıl kalmaktadır. Ve bu zulümlerden mesul olması icap eder…Bir de zalimin varlığı mazlumun varlığına bağlıdır. Onlara koltuk değnekliği yapan onlardır. 

Dünyada kim kiminle dost, arkadaş, bende ise kıyamette de aynı şeklide haşr olunacaklardır. Aynı şekilde dünyada hangi huylarıyla ünsiyet kurmuşsa onların temsili ile beraber olacaklardır. Ya da o huyların görüntüsü ile yaşayacaklar. (Öfke ve arzu gücü hayvanlarla ortak olduğumuz duygulardır, hallerdir…) N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.99*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 99 

~~11.99~
وَاُتْبِعُوا فٖى هٰذِهٖ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ
~ ~ ~

 11.99 - Ve utbiû fî hâzihî lağnetev ve yevmel kıyâmeh, bié'ser rifdul merfûd. 

Diyanet Meali:

11.99- Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek!

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.99- Hem burada arkalarından bir lanetle takıp edildiler hem Kıyamet günü, bu vurulan destek ne fena destektir

---------------------- 

Firavun kendisinin benliği devam etmekte ve beşerî sıfatlarının hükümleri geçerli iken ilmî tevhidin sürüklemesiyle bu davada bulunduğu için yalancı ve kâfir oldu. Nitekim zamanımızın fen filozofları da bu ilmî tevhitten dem vururlar ve vahdet-i vücuddan bahsederler. 

Fakat Nebiyy-i zî şana tâbi' olarak vücud vehminden kurtulmadıkları için bu ilmî tevhitleri faydalı olmaz. 

Hallac-ı Mansur ve benzerleri, Nebiyy-i zî-şana tâbi' olup şeriat çerçevesinde türlü mücahedeler ile beşerî sıfatlarından temizlenmiş ve benlik vehmi gömleğini izafi vücutlarından çıkarmış ve artık onlarda gözüken Hakk’ın sıfatları bulunmuş olduğundan, bu zatlardan çıkan "Ene'l-Hak-Ben Hakk’ım" sözünde asla nefislerinin katkısı yoktur. Ve onlar bu davalarında sadıktırlar. 

Beyit:

Mansur “Ene'l-Hak” söyledi Haktır sözü Hak söyledi ve Cenâb-ı Mevlânâ (r.a.) efendimiz Mesnevî-i Şerif’in beşinci cildinde bu manayı izah olarak şöyle buyururlar: 

Tercüme: "Bir Firavun ben Allah’ım dedi, alçak oldu. Bir Mansur "Ben Hakk'ım" dedi kurtuldu. O Firavun’un "ben" deyişinin sonrasında Allah’ın la ‘neti vardır. Bu Mansur’un "ben" deyişi için, ey dost, Allah’ın rahmeti vardır. Çünkü o Firavun kara taş idi; bu Mansur ise akik idi. Ve o, nurun düşmanı idi; bu ise nurun âşıkı idi. O "ben" sırda "hüve" idi. 

Ey faziletli, nurun birlikteliğinden dolayı idi, dâhil olma yolundan değil. Taşlığın azalıncaya kadar çabala, ta ki taşın lal olmakla çok nurlu ola! Cihada ve zahmetlere sabreyle! Anbean bakâyı fenada gör! Çünkü mücahede ile taşlık vasfı her zaman azalır; sende lal olmaklık vasfı kuvvetlenir. Senin kesif suretinden izafi vücut vasfı gider ve senin sır ve bâtınında aşk ve mestlik sıfatı çoğalır." N.M.

(Fusus’ul Hikem)

---------------------- rtfSndPly*11.100*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 100 

~~11.100~
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصٖيدٌ
~ ~ ~

 11.100 - Zâlike min embâil kurâ nekussuhû aleyke minhâ kâimuv ve hasîd. 

Diyanet Meali:

11.100- (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de. 

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.100- İşte bu, medeniyetlerin mühim haberlerinden, sana onu kıssa olarak naklediyoruz: Onlardan duran var, biçilen var

---------------------- 

Bir mürid Kur’an’da geçen kıssaları kendi haline uyarlamak isterse buradaki durumları tahayyül ederek dersler çıkartmalıdır. 

İnsan kendi bedenini şehir kabul ederse, nefsin gelgitlerini kıssalar vasıtasıyla görebilir. Dış alemde (afakta) zuhur eden her şeyin benzeri iç alemde (nefiste) vardır.

Aynı zamanda kıssalar gayb haberlerindendir. Akıl sahipleri için uyarılar vardır. 

Kıssalardaki ayakta duran memleketler, içinde güzel yaşanmışlıklar ve medeniyeti olan toplumlardır. İnsanlığa kattıkları değerlerle halen yaşamaktadırlar. Zulüm ile abad olanlar ise geride korkuyla ibret alınacak hadiseler bırakmışlardır. 

Kendimize çevirdiğimizde, güzel huylar ve davranışlar beden üzerinde rahatlık ve sıhhat verir. Edebi bazen edepsizden öğrenmek zorunda kaldığımız zamanlar da olur. Bu geçmişin acı veren tablolarına benzer. 

Kur’an’ı Kerim makro yani milletler bazında örnekler verirken bazen de mikro yani kişiler bünyesinde olayları anlatır. Bunları tersine çevirerek anlamaya çalışmak düşüncemizi geliştirir. Mesela Hz. Yusuf kıssasının bize anlattığı sadece kardeşlerinin kıskançlığı ile kuyuya atılması değildir. Kardeşleri, babası, Yusuf cenahından anlaşılacak çok şey vardır. 

Bakışlarımızı bu yönlerde eğitirsek idrakimiz açılır! N.M.

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 101 

~~11.101~
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَمَا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّتٖى يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَیْءٍ لَمَّا جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبٖيبٍ
~ ~ ~

 11.101 - Ve mâ zalemnâhum ve lâkin zalemû enfusehum femâ ağnet anhum âlihetuhumulletî yed'ûne min dûnillâhi min şey'il lemmâ câe emru rabbik, ve mâ zâdûhum ğayra tetbîb. 

Diyanet Meali:

11.101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.101- Biz onlara zulmetmedik ve lâkin kendilerine zulmettiler de Allah’ın berisinden taptıkları mabutları, Rabb’ımın emri geldiği vakit kendilerine hiçbir faide vermedi ve hasarlarını artırmaktan başka hiçbir şey'e yaramadı

---------------------- 

Allah zulmetmez! Kendi işledikleri zulmün sonucunu görürler. 

Allah insanları hemen cezalandırmaz. Takdir edilen bir müddete kadar ertelenir. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler. 

Zulüm insanı adaletten perdeler. Zulmeden adaleti emreden kimselere de karşı çıkar. Hak mizanının dili adalet sıfatıdır. Adaletin karşıtı ifrat ve tefrittir. Maddi hayatın bitmesi ile tükenirler. Ve her nefis kendi kazandığının karşılığını görür. 

Emmare nefsin hakimiyeti arttıkça zulümlerin koyuluğu da artar. “Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez” 

(Ali İmran/86) Şirk en büyük zulümdür. (Lokman/13) Hakkın yanında başkasının varlığı ancak vehimle mümkün olur. Başkasına ibadet eden kimsenin belirgin özelliği zulüm ve düşmanlıktır. Zulüm ilk başta başkasına gibi görünse de kendine olduğu sonunda ortaya çıkar. Çünkü insan düşünce ve eylemlerinin toplamıdır. Bütün işler kendine dönecek şekilde gerçekleşir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.102*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 102 

~~11.102~
وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِىَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُ اَلٖيمٌ شَدٖيدٌ
~ ~ ~

 11.102 - Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazel gurâ ve hiye zâlimeh, inne ahzehû elîmun şedîd. 

Diyanet Meali:

11.102- Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.102- Ve işte rabbin medeniyetleri zulmederlerken çarptığı vakit böyle çarpar, çünkü onun muahezesi çok elim, çok şiddetlidir

---------------------- 

Dünya hayatında bir azab vardır. Ahiret azabı daha şiddetlidir. C. Hakkın adeti “Resul göndermedikçe azab etmeyeceğidir” 

“Bir ülkeyi helak etmek istediğimizde…” (İsra suresi) Hiç kuşkusuz dünyadaki her şey için bir son, bir zeval vardır. Bir şeyin zeval bulması da içinde mevcut olup zevalini gerektiren istidat ile gerçekleşir. Nitekim bedenin zevali dengenin kaybolması ile olur. Zevalin gerçekleşmesinin bir nedeni de sapmanın meydana gelmesidir. Bu sapma onu vahdet gölgesinden uzaklaştırır ki vahdetin gölgesi her şeyin bekasının ve sebatının sebebidir. 

Bir şehrin (ya da ülkenin) yıkılması, zeval bulması da böyledir. O da söz konusu şehirde (veya ülkede) doğru yoldan, yani Allah’ın yolundan, diğer bir ifadeyle düzeni koruyan şeriattan sapma olgusunun meydana gelmesiyle gerçekleşir. Bir ülkenin yok edilmesinin, yıkılmasının vakti geldiğinde, bu ülkenin helak edilmeyi hakketmiş olması zorunludur. Bu da fısktır, yoldan ayrılmadır, Allah’a itaatten çıkmadır. 

Allah’ın iradesi, söz konusu ülkeyi helak etmeye taalluk edince, bundan önce zorunlu olarak o ülkenin varlık içinde şımaran, nimetler içinde yüzen ileri gelenleri yoldan çıkarlar, azarlar, taşkınlık ederler. Allah’ın bahşettiği nimetleri olmaması gereken yerlerde kullanırlar. Bu Allah’ın emri ve takdiri ile olan bir şeydir. Çünkü onların istidatlarından ayrılmayan bir bedbahtlık vardır. İşte o zaman helak olmaları kaçınılmaz olur. “(Tevilat, 1.cilt, sh. 658) N.M.

rtfSndPly*11.103*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 103 

~~11.103~
اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ
~ ~ ~

 11.103 - İnne fî zâlike leâyetel limen hâfe azâbel âhırah, zâlike yevmum mecmûul lehun nâsu ve zâlike yevmum meşhûd. 

Diyanet Meali:

11.103- Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.103- Her halde bunda Ahiret azabından korkanlar için muhakkak bir ibret vardır, o öyle bir gündür ki onun için insanlar toplanacak, hem öyle bir gün ki mutlak görülecektir

---------------------- 

İbret nefsimizde müşahede edilmezse faydası yoktur. 

“Bilinsin ki, arifin kalbine zatî ilâhî tecelli eriştiğinde, onun vücudu, bu ilâhî tecellide erir gider. Ve fenafillah dedikleri hal budur ve bu hal “Mutu kable en temûtû” yani “Ölmeden önce ölünüz!” gereğince ölmeden önce ölmektir. 

Bu hâlin ardından arifin maddesel vücudunun hükmü düşer ve hakkânî vücutta zahir olur ki, bu da fenadan sonra bakâdır. 

Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de Hak Teâlâ hazretleri “İnnallahe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru ma dûne zâlike li men yeşâu” yani “Muhakkak ki Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar” (Nisâ, 4/48) buyurur. 

“İşaret lisanı ile yüksek manası budur ki: “Hakikatte Allah Teâlâ, izafi vücudunu kendisine has bağımsız bir vücut zannedip, Hakk’ın bağımsız olan vücudu karşısında ispat ile kendi vücudunu Hakk’a ortak koşan kimsenin o kulluksal vücudunu hakkânî vücudu ile örtmez.” 

(Açıklama: Vücud, varlık demektir. O da Hakka aittir. Bizler görüntüde olan izafi varlıklarız. Buna “Varoluş” denir. Kendimizi gerçek zannedip, Rab ilan etmeye kalktığımızda ya da fiillerimizle bunu yaptığımızda şirk olur. Böylelikle maddi vücudu daim kalır. Hakkın vücudu ile örtülmez. Yakinlik derecesi hasıl olmaz.)

“Şimdi Ârif-i billâh “Senin vücudun bir günahtır ki, diğer bir günah ona kıyas bile edilmez” ifadesine göre, kendi vücudunu Hakk’ın vücuduna ortak koşmaz ve Hak Teâlâ da tam bir kerem ile ona tecelli buyurmakla, kulluksal vücudu hakkânî vücutta erir gider. 

Nitekim Mevlânâ (r.a.) efendimiz bu makama işaret olarak buyururlar: “Kıyamet davulunu çaldılar; haşr surunu üflediler. Ey ölüler, vakit geldi; yeni haşr erişti. Kabirlerdekiler yeniden dirilip zahir oldu; sinede olan şeyler ayrılıp meydana çıktı. Surun avazı geldi; ruh maksada ulaştı.” Ve Şemsî-i Sîvâsî (k.s.) buyurur: 

“Mutu kable en temûtû” sırrına mazhar olan Haşr u neşri bunda gördü surun üflenmesi olmadan İlâhî sıfatların tecellisi ile kulun sıfatlarının mahvolması, örnek olarak bir demirin ateşte kıpkırmızı olmasına benzer. Bu şekilde ateşte kızan demir, yine demirdir; fakat onun demirlik sıfatını ateşin sıfatı örtmüştür. O anda o demir “Ben ateşim” dese doğru söyler. 

Kulun vücudu hakkânî vücutta örtülüp gizlendiği zaman, bu dünyevî oluşumda, ahiret oluşumu üzere haşrolunmuş olur. Çünkü kulluksal vücudunun helâk olduğu bir gün olması dolayısıyla bu vakit, onun büyük kıyametidir ve Hak’la birleştiği gündür. Bundan dolayı onun haşr günüdür. Ve hapiste olduğu beden kabrinden neşredilip ilâhî tecellinin bahşettiği marifet sâyesinde Hak hakkındaki kendine has inanç kaydından kurtulur ve mutlaklığın kapladığı sahaya uçar.” (Fusus’ul hikem, sh.927) N.M.

---------------------- 

 rtfSndPly*11.104*
11- Hud Suresi- Ayet 104 

~~11.104~
وَمَا نُؤَخِّرُهُ اِلَّا لِاَجَلٍ مَعْدُودٍ

 ~ ~ ~
11.104 - Ve mâ nuehhıruhû illâ liecelim mağdûd. 

Diyanet Meali:

 11.104- Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.104- Ve biz onu ancak sayılı bir ecel için tehir ediyoruz.

----------------------- 

Ve kıyamet insanların şerlileri üzerine kopar. 

Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: "Kıyamet ancak insanların şerlileri üzerine kopar" ve "İnsanların şerlisi o kimsedir ki, kıyamet onun üzerine kopar, halbuki o diridir." Çünkü yeryüzünde "Allah, Allah" diyen bulundukça kıyamet kopmaz. Nitekim Efendimiz buyurur. "Allah" diyenden kasıt "insan-ı kâmil “dir. Çünkü İnsan-ı Kâmil "Allah" toplayıcı isminin görünme yeridir ve hakkıyla "Allah" diyen ancak odur. Onun dışındakilerde bu kabiliyet yoktur. 

Zamanının insan-ı kâmili olan çocukların sonuncusunun intikalinden sonra âlemin ruhu zail olup ölü hükmünde kalır ve en büyük kıyamet kaim olur. Çünkü görünme yerlerinden her birisinin eceli vardır. Âlem dahi görünme yerlerinden bir görünme yeri olduğundan onun dahi eceli gelir, ölür. N.M.
 rtfSndPly*11.105*

---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 105 

~~11.105~
يَوْمَ يَاْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِاِذْنِهٖ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعٖيدٌ
~ ~ ~

 11.105 - Yevme yeé'ti lâ tekellemu nefsun illâ biiznih, feminhum şekıyyuv ve seîd. 

Diyanet Meali:

11.105- O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.105- O geleceği gün hiçbir nefis, tekellüm edemez, ancak onun izniyle başka, artık kimi bedbaht kimi mesut

----------------------

“Hepsi O’nundur, konuşan O’nunla ve O’nun kelamıyla konuşur. Böyle iken O’nun izni ve iradesi olmadan konuşabilir mi?”

“Rahman’ın izin verdiklerinden başkası konuşamazlar” (ayet) Konuşan da doğruyu söyler. Hak söyler…

Ayette “bedbaht” ve “Said” anlamına gelen kelimeler nekre/ belirsiz anlamda kullanılmıştır. Dolayısıyla bu iki kelime ezeli ve ebedi mutlu ve mutsuz kimselere delalet eder. 

Hakiki anlam bağlamında verilecek hüküm şudur: Bedbaht kimse, ateşin sözü edilen mertebesinde olduğuna göre, oradan çıkarılmaz, aksine bulunduğu tabakadan başka bir tabakaya, bulunduğu derekeden başka bir derekeye nakledilir. Bu da cehennemde ebedi kalma hükmündedir. 

O halde ayette başka bir şey kastedilmiştir. Şöyle ki: Bedbaht kimse, ahadiyet açısından rabbi ile beraberdir, rabbi dosdoğru yol üzere olarak onun perçeminden tutmuştur. Nefsinin hevasından dolayı ters rüzgârlar eserek onu cehenneme sürükler. Kişi orada nefsin hevasının yanında yakınlık aynındadır. Kendisine uygun şeylerden lezzet alır. Bunlar nimete dönüşürler. Böylece onun hakkında ateş-cehennem olarak isimlendirilen şey zail olur. 

Mutluların nimetlerinden uzak olsa da bulunduğu yer lezzet aldığı bir tür cennete dönüşür. Nitekim, bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Cehennemin dibinde su teresi yetişir.” Mutlu için de öyle. Cennetlerde ve cennetlerinde dereceleri arasında intikal ederler. Mutlu insan, zat ahadiyetinde fena bulmuş, aşk kıvılcımıyla cemal parıltıları içinde yanmıştır. Artık şahit de meşhud da Hak’tır. Müşahede makamında ruhun varlığıyla bulunmaz. Bilakis, tek zati şuhudla bulunur. Orada da Allah’tan başkası için ayn, eser diye bir şey kalmaz. Bu hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer kalbinin tasavvur etmediği bir durumdur.

Eğer ayette geçen “bedbaht ve mutlu” ifadelerinin nekre olarak kullanılmış olması, ebedi bedbaht olmadığını söylemek içindir. Nefsinin karanlıklarından arınarak, cennete girmesi söz konusudur. 

Seyre başlayan salik daha dünyada iken dereceler arasında intikal eder. Kaldığı yerden öbür dünyada devam eder. Bu da irfaniyetin süreceği anlamına gelir… N.M.

----------------------- rtfSndPly*11.106*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 106

~~11.106~
فَاَمَّا الَّذٖينَ شَقُوا فَفِى النَّارِ لَهُمْ فٖيهَا زَفٖيرٌ وَشَهٖيقٌ
~ ~ ~

 11.106 - Feemmellezîne şegû fefin nâri lehum fîhâ zefîruv ve şehîk. 

Diyanet Meali:

11.106- Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.106- İmdi bedbaht olanlar ateştedirler, orada onlara öyle bir soluyuş ve hıçkırış vardır ki

---------------------- 

 Bedbaht/Kötülerin canlarını azap melekleri alırlar. Çünkü melekuti kuvvetlerle nefisler arasında bağlantı vardır. Bu nefislerin heyetleriyle şekillenirler. Eğer nefisler zalim ve perdelenmiş iseler heyetleri zulmani olur. Canlarını kabzeden melekuti kuvvetlerle aralarındaki uyum nedeniyle onların heyetleriyle şekillenirler. 

 Her insanın mutluluğu veya mutsuzluğunun sebebini zatının ayrılmaz bir parçası kıldık. Azabı gerektiren noksanlık, lezzeti gerektiren kemalin mukabilidir. 

Perdelenmişler azaba duçar olduklarında kendilerini saptıranlara karşı büyük bir kin besleyerek öfkelenirler. Onların daha aşağı derecelere ve daha şiddetli azaba uğramalarını isterler. 

Nefs, nefes aynı köktendir. Nefsin kokusu nefesten çıkar. Hak ehli dünya ehlinin kokusundan rahatsız olur. Dünya ehli de Hak ehlinin kokusundan. Cehennemi hak etmiş olanlar bir şey söylemese de nefes alıp verişleri onların halleri hakkında bilgi verir! N.M.

----------------------- 

 rtfSndPly*11.107*
11- Hud Suresi- Ayet 107

 ~~11.107~
خَالِدٖينَ فٖيهَا

 مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرٖيدُ
~ ~ ~

11.107 - Hâlidîne fîhâ mâdâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk, inne rabbeke fağ'âlul limâ yurîd. 

Diyanet Meali:

11.107- Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedî olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.107- Onlar, orada Semavât ve Arz durdukça muhalled olacaklar ancak rabbinin dilediği müddet başka, çünkü rabbin dilediğini yapandır

---------------------- 

Ayetteki gökler ve yerler, bu dünya ve bu gökler değildir. "O gün yeryüzü, başka yeryüzüne çevrilir, gökler de başkalaşır." (İbrahim, 14/48) Ahiret hayatının da kendine göre gökleri ve yeri olacaktır. Bu ise dünyadaki gibi sayılı bir eceli olmayıp, devamı da ahiret hayatının devamı gibi sonsuz olduğundan, gerçek anlamda bir ebediyet ifade ettiğinde şüphe yoktur.

Kur'an-ı Kerim'in cennet nimetleri ve cehennem azabıyla ilgili ayetlerine baktığımızda, inananların cennette inkarcıların da cehennemde ebedi kalacağı birçok ayette açıkça ifade edilmektedir.

Ayetlerde geçen "Rabbin dilemesi" ifadeleri şöyle anlaşılabilir:

a. Allah dilediğini yapmaya gücü yetendir. Bu konuda kendisini sınırlayacak hiçbir kimse yoktur. O'nun için hiçbir engel de söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkarcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir.

b. Günahkâr Müslümanlar ise belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra, yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecektir. Bir hadisi Şerif’e göre, cehennemin günahkâr müminlere mahsus olan bir tabakası, bir zaman gelip boşalacaktır.

c. Cennetlikler, gökler ve yer daim oldukça, (yani sonsuza kadar) hepsi orada kalacaklar. Ancak Rabb ‘inin dilediği başka. Yani cennetin devamı ve ebediliği, Allah'ın vücub-i zatisi gibi kendinden değildir, Allah'ın dilemesine bağlıdır. Allah dilerse böyle olmayabilir. Ancak Allah Teala müminler için ebedi cennet dilemiştir. Onlar hakkındaki hüküm de böyledir. N.M.

----------------------- 

 rtfSndPly*11.108*
11- Hud Suresi- Ayet 108 

~~11.108~
وَاَمَّا الَّذٖينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا مَا دَامَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ
~ ~ ~

 11.108 - Ve emmellezîne suıdû fefil cenneti hâlidîne fîhâ mâdâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk, atâen ğayra meczûz. 

Diyanet Meali:

11.108- Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.108- Amma mesut olanlar Cennettedirler, rabbinin dilediği müddetten başka Semavât ve Arz durdukça onlar onda muhalled kalacaklar, bir atâ ki kesilmesi yok

---------------------- 

“Zıtlar âleminin felaketlerinden, oluş ve bozuluş âleminin arazlarından, zamanların ve maddenin hallerinin değişiminden emin olarak girin cennete” denmek istenmiştir.

“Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık…” ayeti kinin ne menem bir perde olduğunu gösterir. Ancak bundan sonra ilim ve yakinlik gelir. Sırf aşk, sevgi olan bu alemin kin, öfke, nefret gibi duygularla nuru gider. 

Cennet ehlinin arasında çelişme ve zıtlaşma bulunmaz. Köşklerde, yüksek mertebelerde karşı karşıya otururlar. Makamları ebedi, zamandan beri olacaklardır. 

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara…altından ırmaklar akan cennetler…vaat etti.” Bunlar nefis cennetleridir. “…güzel meskenler…” fiil cennetlerinde tevekkül erbabının makamlarını vaat etti. Bunun delili de hemen sonrasında yer alan “Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür.” ifadesidir. Çünkü “rıza” sıfat cennetlerinde bulunan bir nimettir. “İşte…budur.” Yani rıza “büyük kurtuluştur.” Bunun nedeni rıza ehlinin Allah katında büyük bir saygınlığa sahip ve O’na çok yakın olmalarıdır.rtfSndPly*11.109*

Eğer rezilliklerden ve günahlardan sakındıysa ona kalp cennetini ve fiil tecellileri huzuru verilir. 

Şayet kalp makamında sıfatlarından sakındı ise ona sıfat cennetleri verilir. 

Eğer Allah’ta fena bulmak suretiyle kendi zatından ve varlığından sakındı ise ona da zat cenneti verilir.

Tevhid süluku yolunda nefsini öldürüp ve fani kılan, hevasından ölerek uzaklaşan kimselere “ölüler, demeyin” “Aciz miskinler” demeyin. “Bilakis…” onlar “diridirler…” Rableri katında gerçek bir hayatla, Allah’ın sonsuz, ebedi hayatıyla, zati huzurda Allah’ı müşahede etmekte ve buna güç yetirmektedirler. N.M. 

----------------------

11- Hud Suresi- Ayet 109 

~~11.109~
فَلَا تَكُ فٖى مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰؤُلَاءِ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصٖيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ
~ ~ ~

 11.109 - Felâ teku fî miryetim mimmâ yağbudu hâulâé', mâ yağbudûne illâ kemâ yağbudu âbâuhum min kabl, ve innâ lemuveffûhum nasîbehum ğayra mengûs. 

Diyanet Meali:

11.109- (Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan) paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.109- O halde sakın şunların ibadet edişlerinden şüpheye düşme başka değil atalarının ibadeti gibi ibadet ediyorlar, biz de elbet kendilerine tamamiyle nasiplerini veririz

----------------------

“De ki: Hakk geldi… “batıl yıkılıp gitti…” yok olmaya, değişmeye, zeval bulmaya elverişli mümkün beşerî varlık yok oldu. “Zaten batıl…” mümkün varlıktır, aslında fanidir; fena musibetine maruz kalıp fena bulan sabit bir şey değildir. Bilakis, fani olan ezelden fanidir; baki olan da hep bakidir. Ancak, biz batıl fasit bir vehimle perdelenmiştik.

Tabiatlarında batıl sevgisi kök salmış, kalplerini tortu bürümüş, kalplerinin üzeri mühürlenmiş, basiretleri köreltilmiş, hevalarının galip gelmesi neticesinde istidatları ortadan kaldırılmış, böylece ayrılıkları ve inatçılıkları gittikçe artmış maddeperestlere gelince, sanki Hakk’ın zuhurunun ve uzlaşmanın sebebi olan Kitabın kendilerine gelmesinden sonra sırf nefislerinden kaynaklanan kıskançlık, hevalarının galip gelmesi ve perdelenmişlikleri yüzünden ihtilafa düşmüşlerdir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.110*

 
 11 - Hud Suresi - Ayet 110 

~~11.110~
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فٖيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَفٖى شَكٍّ مِنْهُ مُرٖيبٍ
~ ~ ~

 11.110 - Ve lekad âteyna mûsel kitâbe fahtulife fîh, ve lev lâ kelimetun sebekat mir rabbike lekudıye beynehum, ve innehum lefî şekkim minhu murîb. 

Diyanet Meali:

11.110- Andolsun, biz Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.110- Kasem olsun ki Musa’ya kitabı verdik de onda ihtilâf edildi, rabbinden bir kelime sebk etmiş olmasa idi elbette aralarında hüküm verilmiş bitmişti ve her halde onlar bundan kuşkulu bir şek içindedirler

--------------------- 

Hz. Mûsâ’nın Firavun ve adamlarına mucizelerle gönderilmiştir. Mûsâ Firavun’a karşı verdiği Tevhid mücadelesinden sonra İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarıp Sina yarımadasındaki Tîh çölüne getirmeyi başardı. Burada Sina dağında kendisine Tevrat adındaki ilâhî kitap vahyedildi. İşte ayette Mûsâ’ya verildiği bildirilen kitap budur. 

Ancak Hz. Mûsâ’nın ümmeti onun Firavun’a karşı verdiği mücadeleyi ve gösterdiği mucizeleri bilmelerine rağmen bu kutsal kitabı anlama ve uygulama hakkında ihtilâfa düştüler. Kitabın bazı hükümlerini gizleyenler, onu istedikleri yönde yorumlayanlar, kendi fikirlerini kutsal kitabın içine katarak bunun Allah tarafından gönderilmiş olduğunu ileri sürenler oldu.

“Daha önce verilmiş söz” den maksat, Allah’ın, kitap hakkında ihtilâfa düşenleri hemen cezalandırmayıp belirlenen zaman gelinceye kadar bekleyeceğine veya kıyamet gününe kadar onlara mühlet vereceğine dair sözüdür. 

Bir başka görüşe göre “Allah’ın, peygamber gönderip hak din ile ilgili deliller göstermedikçe ve bunlar üzerinde düşünme imkânı vermedikçe kişiyi cezalandırmayacağına dair ezelî sözü” dür. İşte yüce Allah’ın önceden böyle bir sözü geçmemiş olsaydı suçluları hemen cezalandırır ve işlerini bitirirdi. Fakat O’nun isimlerinden biri de “çok sabırlı” anlamına gelen saburdur; acele etmez, ezelde takdir edilmiş olan zamanın gelmesini bekler, zamanı geldiğinde dilerse şiddetle cezalandırır ve suçluların işini bitirir. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.111*

11- Hud Suresi- Ayet 111 

~~11.111~
وَاِنَّ كُلًّا لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ
~ ~ ~

 11.111 - Ve inne kullel lemmâ leyuveffiyennehum rabbuke ağmâlehum, innehû bimâ yağmelûne habîr. 

Diyanet Meali:

11.111- Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.111- Ve hakikat her biri öyle kimselerdir ki lâbüd rabbin kendilerine amellerini tamamiyle ödeyecektir çünkü o, her ne yapıyorlarsa habirdir

---------------------- 

Yaşadığımız hayat zıtlıklar dünyasıdır. Nefsimize hoş gelen hakikatte acıdır. Küçük ölçeklerde ne yaptıksa karşılığını görürüz. Büyükler ise kıyamete kadar tehir edilmiştir. Dirilişin sebebi de budur. 

Allah’a isyan veya itaatle yaşamanın getirisi hür iradelerinin kazandığı ile orantılıdır. Şah damarımızdan daha yakın olan C. Hakk ’tan hiçbir şeyin gizli kalmayacağı aşikardır. 

Ayetin bağlamından bu kimselerin Hz. Mûsâ’nın kavmi olduğu anlaşılır. Ahirette kimin haklı kimin haksız olduğu ortaya çıkacak ve Allah Teâlâ bunların her birinin yaptıklarının karşılığını verecektir. 

İsrailoğulları, Hz. Mûsâ’nın peygamber olduğunu belgeleyen onca mucizeye şâhit olmalarına rağmen yine de Tevrat hakkında anlaşmazlığa düştüler. Bir kısmı ona inanırken bir kısmı inanmadı. Kitabın bazı hükümlerini gizleyenler, onu kendi istekleri istikâmetinde te’vil edenler, hatta şahsi fikirlerini Tevrat’ın içine katarak bunların da Allah katından geldiğini iddia edenler oldu.

Dolayısıyla müşriklerin Kur’an-ı Kerîm’i inkâr etmelerine, onun hakkında şüphe içinde olmalarına; ona şiir, sihir, kehanet yakıştırmalarda bulunmalarına fazla üzülmemek, bu nevi durumlar karşısında sabır ve teenniyle hareket etmek gerekir. Şu bir hakikat ki, eğer Allah günahkârları hemen cezalandırmayacağına dair bir hüküm vermemiş olsaydı, hemen gerekeni yapar; mü ‘mini mükâfatlandırmak, kâfiri de cezalandırmak suretiyle aralarında lazım gelen hükmü verir ve mutlaka işi bitirirdi. Halbuki Allah, her birine hak ettikleri karşılığı tam olarak vermek için onları kıyamet gününe kadar erteleyeceğini haber vermektedir. (İbrâhim suresi/ 14-42) Kıyamet günü geldiğinde Allah Teâlâ, mü’minlere imanlarının ve diğer salih amellerinin, kâfirlere de küfürlerinin ve diğer günahlarının karşılığını tam tamına verecektir. Çünkü Allah, onların yaptıkları her şeyi çok iyi bilmektedir.

Seyr-i süluk, daha dünyada iken Hakla birlikte hakikati yaşama gayesi verir. “Nazara ila..” görünen manzaramızdır. Her gün bakar seyreder, geçeriz. Ama “nazara fi…” görüneni gerçek olarak kabul etmez. İbret ve idrak nazarıdır. Kur’an’ı Kerim bu bakış açısıyla yaşamamızı tavsiye eder. Seyirdeki bakış da budur! N.M.

--------------------- 
 rtfSndPly*11.112*

11- Hud Suresi- Ayet 112 

~~11.112~
فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
~ ~ ~

 11.112 - Festekım kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatğav, innehû bimâ tağmelûne basîr. 

Diyanet Meali:

11.112- Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.112- Onun için emr olunduğun gibi doğruluk et: sen ve beraberinde tevbe eden de aşırı gitmeyin, çünkü o her ne yaparsanız basîrdir

----------------------

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” Allah’ın haklarını Allah ile eda etme hususunda dosdoğru ol. 

Peygamberimiz elçilikle görevlendirildikten sonra O’nunla hareket edip, O’nunla duruyor, O’nunla konuşup, düşünüyordu. 

“Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurup, gece namazını kılarken uzun süre kıyamda kaldığı için ayakları şişerdi. 

Ona: Rabbin “Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar.” (Fetih, 2) buyurmak suretiyle “senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığını müjdelememiş midir?” denildiğinde yukarıdaki cevabı vermişti. 

Dolayısıyla Resulullah (sav)’ın, münkeri nehyetmediği, marufu emretmediği, uyarı ve davet görevini ifa etmediği bir tek dakika geçirmemiştir. Bu da son derece zor bir görevdir. Nitekim “Hud suresi saçlarımı ağarttı.” buyurmuştur. 

Ariflerden biri Resulullah’ı (sav) rüyasında görür ve “Ya Resulallah! Nebilerin kıssalarından, onların ümmetlerinden yalanlayanların üzerine inen azaptan ve ümmetlerinden gördükleri eziyetlerden dolayı mı ‘Hud suresi saçlarımı ağarttı.’ buyurdunuz?” diye sorar. 

Buyurur ki: “Hayır, ‘Seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ayetinden dolayı bunu söyledim.” Yani benliğinden, varlığının günahından “seninle beraber” tevbe eden muvahhitlerle birlikte dosdoğru ol. 

“Aşırı gitmeyin…” benlik perdesiyle örtünmek, mutlak İlahi kemalatı kendinize ait görmek kaydıyla somut benliğinize nispet etmek dolayısıyla mutlaktan kayıtlanmaya doğru perdelenmeyi gerektiren bir tavır içine girmek suretiyle aşırı gitmeyin.

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İhlas sahipleri büyük bir tehlike üzerindedirler.” Çünkü onların hallerinin günahlarının incelikleri akılla idrak edilemeyecek kadar ince ve cezaları da vehimle tasavvur edilemeyecek kadar korkunçtur. Bu, yüce Allah’ın dostlarına yönelttiği bir tehdittir, düşmanlarının durumunu da varın siz düşünün!

Emrolunmak, emrin ne olduğunu bilmekten geçer. İnsan olarak nelerle yükümlü kılındığımızı peygamberimizden alırız. Emre ilk muhatap O’dur. Doğruluk ise amelin terazisidir. İman ve amel dengesi eşit olmalı. İmanından ibadetin, ibadetinden imanın görülmeli. Ayrılırsa ŞİRK olur. Tövbelerimiz bu şirk üzerinedir. Avam davranışlarından, havas ise düşüncelerinden tövbe eder. Peygamberimize bu ayet ağır geldi. Amelle imanın üst üste geldiği durumlar HİKMETi doğurur. Araya kıl kadar gayrılık girmemeli. 

Peygamberimize doğruluk emredildiği gibi beraberindeki tövbe edenlere de aynı ikaz, hatırlatma yapılmıştır. 

(Tevilat, 1. Ciltten alınmıştır.) Hak ve Adalet Mutezile ’ye göre Allah’ın en önemli sıfatı. Yeryüzü adaletle ayakta durur. Nasıl ki tabiatta görülmeyen ama hissedilen yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti gibi kanunlar var, toplumun ahlaki sistemlerinde de adalet kanunları vardır. Atasözlerimizin en çok bilineni “Ne ekersen onu biçersin” buna işaret eder. İnsan kendini tam olarak bilemez. Çünkü görmez. Rüyaları onun en önemli ip ucudur. Seyri sülukta “bana arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim” sözü “bana rüyanı anlat, senin kim olduğunu söyleyeyim”e döner. Çünkü salik her ne kadar kendini tanısa da zuhuratları batının batınından gelir. Şaşırması da bu yüzdendir. Çünkü kendini bildiğini sanan çoğu kimseler özünden haberdar olmadığını görürler. N.M. 

---------------------- 

 rtfSndPly*11.113*
11- Hud Suresi- Ayet 113 

~~11.113~
وَلَا تَرْكَنُوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
~ ~ ~

 11.113 - Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fetemessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn. 

Diyanet Meali:

11.113- Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.113- Ve zulüm edenlere meyl etmeyin ki size ateş dokunur ve Allahtan başka velileriniz de yoktur sonra kurtulamazsınız

----------------------

Kur’an’da perdelenmiş müşriklerden kaçınmamız buyrulur. Şeytan vesveseler üfleyerek onlarla arkadaşlık yapmayı telkin ettiğinde onların meclislerinde oturmamayı da tavsiye eder. Çünkü arkadaşlık bulaşıcıdır. Etki bırakır. 

Ancak zaman zaman kısa beraberliklerinde onları uyarmaları iyi olur. Yine de onlar başlarını “Yasin” suresinde buyrulduğu üzre “başlarını yukarı kaldıramazlar” O inanç onların içlerine kök salmıştır. Nefis maddi hayattan elde ettikleriyle her daim perdelenir. Onlara içten benzemeden benzer davranışları yapsak bile perdeleniriz “Ateş size dokunur!” uyarısı istidadımızın kemal mertebesine yönelik iştiyakının şiddetidir. Amellerinin bu kemalden yoksun kalmasının sonucudur… N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.114*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 114 

~~11.114~
وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَیِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّپَاتِ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِرٖينَ
~ ~ ~

 11.114 - Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefem minel leyl, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikrâ lizzâkirîn. 

Diyanet Meali:

11.114- (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.114- Hem namaz kıl gündüzün taraflarından ikisinde ve gecenin gündüze yakın saatlerinde, çünkü hasenat, seyyiatı giderir, bu, idraki olanlara bir öğüttür

-----------------------

Gündüzün ve gecenin iki ucunda…namaz kıl.” Namaz insana her an taarruzda bulunan duyuların kapısını kapatmak için fırsat sunar. Kalbi meşgul edecek ve himmetini dağınıklıktan kurtaracak şeylerden birliği-cem halini sağlayacak vakitler olmalıdır. Namazın nuru karanlığı, bulanıklığı siler. “İyilikler kötülükleri giderir” bu demektir. Hatta beş vakit namaz, arada meydana gelebilecek küçük günahlara kefaret olur. 

“Muhakkak ki, namaz, çirkin ve kötü şeylerden uzak tutar” Ankebut/45

İdraki olanlara öğüt verilir. “Din Nasihattir!” Hadis-i Şerif İdraki, yakin gözü açılmayanlar için deneme-yanılma söz konusudur. İçinde aldatma duygusu olmayan, halis kalpli kişilere nasih ya da Nasuh denir. İçten, samimi tövbelere ise “Nasuh tövbesi” denmiştir. 

Namazı zikredilen vakitlerde kılmak yani gündüzün her iki tarafı ve gecenin saçaklarında kılınması. Ne demek? 

İkisi gündüzün taraflarında, üçü gecenin etekleri, züleflerinde yani “gündüze yakın olan saatlerde kılın” denmek isteniyor. 

Öğle ve ikindi namazlarına “tarafeyi’n nehar- gündüzün tarafları” denir. Sabah-akşam-yatsı ise “zülefen mine’l leyl- gecenin uçları-etekleri” denir. Yine de namazların böyle tasnif edilmesinde ihtilaf olsa da en çok kabul gören bu görüştür. 

Güneş tam tepedeyken namaz emredilmez. Salat varlığı gerektirir. Bu halde kulun varlığı olmaz. 

----------------------- 

rtfSndPly*11.115*
11- Hud Suresi- Ayet 115 

~~11.115~
وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖينَ
~ ~ ~

 11.115 - Vasbir feinnallâhe lâ yudîu ecral muhsinîn. 

Diyanet Meali:

 11.115- Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.115- Ve sabr et zira Allah Muhsinlerin ecrini zayi' etmez

-----------------------

Muhsin’in niteliği: Fenadan sonra beka ile hallerinde istikamet üzere olan, amellerinde rabbini müşahede eden, sıfatı ihsan makamına dönen kimsedir ve onun ecri rabbinin katındadır. Onlar için ne korku vardır ne de üzüntü çekerler. Muhsinler murakabe ve müşahede ile ibadet ederler. Bu da ancak sıfatlardan sonra zatta fena bulmakla mümkündür. 

Muhsin, Allah’ı müşahede üzere ibadet eder. Ve de “Hiç şüphe yok ki Allah Muhsinlerle beraberdir.” (Ayet) Peygamberimiz “İhsan; Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir.” Buyuruyor. 

Ayette sabır ile muhsinlik birlikte zikredilmiştir. Müddesir suresi, 7. Ayette “Ve li Rabbike fasbir” “Rabbin için sabret” geçer. Sabır ancak Muhsinlerin layıkıyla yapacağı bir iştir. Rabbini bulandır. Onunla yaşayandır, Muhsin. Böyle kişilerin iç dünyaları darlıkta genişletilir, zayıflıkta kuvvetlendirilir. Maddi güçten ziyade manevi güzellikle ecirleri zayi olmaz. Zira bu dünyanın yapısı olan ateş-hava-su-toprak maddesi mutluluk içermez. Mutluluk değer dünyasındadır. N.M. 

---------------------- 

 rtfSndPly*11.116*
11- Hud Suresi- Ayet 116 

~~11.116~
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُولُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِى الْاَرْضِ اِلَّا قَلٖيلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فٖيهِ وَكَانُوا مُجْرِمٖينَ
~ ~ ~

 11.116 - Felev lâ kâne minel gurûni min gablikum ulû begıyyetiy yenhevne anil fesâdi fil ardı illâ galîlem mimmen enceynâ minhum, vettebeallezîne zalemû mâ utrifû fîhi ve kânû mucrimîn. 

 Diyanet Meali:

 11.116- Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.116- Şimdi sizden evvelki karnlardan bakıyye sahipleri Yer yüzünde fesattan nehyeder olsalardı; lâkin onlardan necata irdirdiğimiz pek az kimselerden başka yok, o zulmetmekte bulunanlar ise şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve hep mücrim oldular

---------------------- 

Ayette önceki nesiller anlamında “bakiyye” kelimesi kullanılmıştır. Kalıntı manasına geldiği gibi akıl ve idrak sahibi kişiler anlamını da taşır.

Salih kişilerin olmasına rağmen helak edilen toplumların özelliği kötülüğün çoğalmasıdır. Akıllı ve hayırlı insanların sayısının az olması toplumun geri kalanını heva ve heveslerine yönelmesini sağladı.

Toplumda bu hal olduğuna göre insanın beden şehrinde de aynı oyunlar döner. Beden görünendir. Bedene yönelik faaliyetlerimizi, arzu-isteklerimizi çoğalttıkça akıl gölgede kalacaktır. Az kullanımdan dolayı duyguların dalgasında hayatlarını sürdürenler çokluktur. Ve bu hal üzre bitip gitmektedirler. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.117*

 
11- Hud Suresi- Ayet 117 

~~11.117~
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
~ ~ ~
 11.117 - Ve mâ kâne rabbuke liyuhlikel gurâ bizulmiv ve ehluhâ muslihûn. 

 Diyanet Meali:

11.117- Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.117- Rabbin de o memleketleri ahalisi muslihler iken zulüm ile helâk edecek değildi ya

---------------------- 

Helak: bu söz Kur’an’da sekiz ayette geçer. Manaları şunlardır: bir şeyi şekil değişikliğine uğratarak yok etmek, bir şeyin varlığının ortadan kalkması, ölmek ya da öldürmek. Kısaca C. Hakkın yeryüzüne müdahalesidir. 

Kişi ya da toplumlar isyankâr bir tutum izlemeleri, dolayısıyla ahlaki bir değişim geçirmeleri ve çevreye de zarar verme durumunda helak edilme gündeme gelir. Bozulan dengenin yeniden düzeltilmesidir. 

Kötülük kişisel ise helak da kişiyle alakalıdır. Ama umumi ise hüküm de umumi olur. 

Kötüler kötülüklerini yaymaya başladıkları zaman iyiler de karşı durumda mücadele etmek zorundadırlar. Yoksa “aman sende”cilikle herkes kabuğuna çekilirse cemiyet gittikçe bozulur. Geçmişte yaşanan ve kıssalar yoluyla anlatılanlar iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, tevhit ile şirkin mücadelesidir. Madde dünyası zıtlıktır ve ikiliktir. Tekliğe geçmek zordur. Zihnin, kalbin eğitilmesi şarttır. 

Allah, insanoğlundan yaratılış-zuhur, esnasında yalnız kendisini Rab olarak tanıyacağı ve yalnız kendisine ibadet edeceği konusunda söz almıştır. Bu dünya hayatında insanlar, yaratılış-zuhur, esnasında verdikleri bu sözü ne zaman unutmuşlar ve kâinattaki iman delillerini görmezden gelmişlerse o zaman Allah Teâlâ, onlara unuttukları bu hakikati hatırlatacak uyarıcılar göndermiştir. 

Allah Teâlâ hiçbir toplumu, onlara doğru ile yanlışın neler olduğunu haber vermeden asla cezalandırmamıştır. Çünkü bu Allah’ın adaletine aykırıdır. Peygamber bulunmayan toplumlar da isyankârlıkta aşırıya gidip artık cezalandırılmayı hak edince, öncelikle büyük helakin habercisi niteliğinde bazı küçük cezalarla uyarılırlar. Bu cezalar öncelikle “yoksulluk ve darlık” sıkıntılarından oluşur. Bundan gerekli mesajı almayıp isyankârlığa devam edenler, helâke adım adım yaklaştırılırlar. Bu sefer tam tersi bolluk içerisinde bir hayata kavuşturularak, bir süre bununla oyalandırılırlar. Ve sonrasında ise ansızın Allah’ın helâkına yakalanarak işleri bitirilir. N.M.

 rtfSndPly*11.118*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 118 

~~11.118~
وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفٖينَ
~ ~ ~

 11.118 - Ve lev şâe rabbuke lecealen nâse ummetev vâhıdetev ve lâ yezâlûne muhtelifîn. 

Diyanet Meali:

11.118- (118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.118- Hem rabbin dileseydi elbet bütün o nası bir tek ümmet yapardı, halbuki ihtilaf edip duracaklardır

----------------------

“Allah dileseydi onları bir tek millet yapardı.” Kudretine dayalı olarak tümünün fıtrat üzere birleşen muvahhitler olmalarını sağlardı. Fakat O’nun işi, hikmete dayanır. 

Bu yüzden Allah Teala bazılarının adil muvahhitler, bazılarının ise zalim müşrikler olmasını dilemiştir. 

Nitekim, bir ayette şöyle buyurmuştur: “Onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler.” (Hud, 118) ki mertebeler ayrışsın, mutluluk “said’lik” ve bedbahtlık “şakî’lik” tahakkuk etsin. Dünya ve ahiret, cennet ve cehennem dolsun ve her biri için ehil olanlar belirginleşsin, düzen kurulsun ve her şey düzenli bir şekilde akışını sürdürsün. N.M.

---------------------- rtfSndPly*11.119*

 
 11- Hud Suresi- Ayet 119 

~~11.119~
اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَپَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعٖينَ
~ ~ ~

 11.119 - İllâ mer rahime rabbuk, ve lizâlike halekahum, ve temmet kelimetu rabbike leemleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmeîn. 

Diyanet Meali:

11.119- (118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.119- Ancak rabbinin rahmetiyle yarlıgadığı kimseler müstesna ve onun içindir ki onları halk etti ve rabbinin şu kelimesi tamam oldu, ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım.

---------------------- 

Çünkü cehennem varlık mertebelerinden biridir. Bu bakımdan cehennemi iptal etmek, tatil etmek, mümkün olmasına rağmen yokluğun belirsizliğinde bırakılması hikmete uygun değildir.

C. Hak elbette herkese hidayetini verirdi. Bu ise hikmete aykırıdır. Çünkü tek bir tabiat üzere kalınırdı. Mertebeler zuhur etmezdi. Alemdeki mertebelerin çoğunun erbabı kalmazdı. Alemde ihtiyaç duyulan düşük dereceli işler yürümezdi. Her şey birbirinin varlığına muhtaçtır. İstidatlar güçlü-zayıf- saf-bulanık olarak farklı olmaları gerekmiştir. 

“Cinler arza ait nefislerdir. Latif bedenleri vardır. Unsûri bedenlere bürünmelerinden, dolayısıyla bu anlamda insanlara benzemelerinden dolayı insanlarla birlikte “sakaleyn” (iki ağırlıklı topluluk- nefis cinleri ve beden insanları) diye isimlendirilmiştir. Bu yüzden insanların Kur’an’la hidayete ermeleri mümkün olduğu gibi cinlerin de mümkündür” (Tevilat, 2. Cilt, sh.392) 

“Cinler bedensel aletlerden yoksun olmakla birlikte lezzetlere ve şehvetlere yönelik güçlü eğilimleri ve istekleri vardır. Onların müslüman olmaları sadece azaba uğramalarını engeller. Bu da gösterir ki bu bedensel kuvvetlerin akli külli anlamlardan, nurani heyetlerden ve kutsi lezzetlerden nasipleri yoktur. Ancak, boyun eğmeleri ve sırra bağlanmaları bunların maddi elemlerinden ve isteklerinden kurtulmalarını sağlar. Bazı müfessirler -şayet sahihse- “Cinler için sevap yoktur!” demişlerdir.”

(Tevilat, 2. Cilt, sh. 394) 

---------------------- 

 rtfSndPly*11.120*

 11- Hud Suresi- Ayet 120 

~~11.120~
وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهٖ فُؤَادَكَ وَجَاءَكَ فٖى هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنٖينَ
~ ~ ~

 11.120 - Ve kullen nekussu aleyke min embâir rusuli mâ nusebbitu bihî fuâdek, ve câeke fî hâzihil haggu ve mev'ızatuv ve zikrâ lilmué'minîn. 

 Diyanet Meali:

 11.120- (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.120- Peygamberlerin haberlerinden kalbini tespit edeceğimiz her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz, bu sürede de sana hak ve mü'minlere bir mev'ıza ve tezkir geldi

----------------------

Davet genel olsa da herkese faydalı olmaz. Faydalı olması için istidat sahibi olmalıdır. Yani kalbi yumuşak, fıtratı sağlam olan öğüdü alır. Etkilenir. 

Rabbinden perdelenmiş, kalbi katı olanlar öğütten kaçar. 

Cüz’i kabiliyet sahipleri için şeriat kuralları yeterlidir. Dairenin en dışı sayılan kurallara, ibadetlere gücü yeter. Nefis mertebelerinde öğüt ve nasihat geçerli olmaya başlar. Duygularına, gönlüne hitap eder. Ayetlerin gereği ile yaşamaya çalışır. 

Mürid, irade eden demektir. Müritlik için sağlam irade şarttır. Kendini görmenin, tanımanın zorlukları vardır. Perdelerin açılması için kavi, kalbin halim olması gerekir. C. Hakkın öğüdünü, zikrini tutmak için gerçek bir idrak lazımdır. 

---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 121 

~~11.121~
وَقُلْ لِلَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنَّا عَامِلُونَ
~ ~ ~

11.121 - Ve gul lillezîne lâ yué'minûnağmelû alâ mekânetikum, innâ âmilûn. 

Diyanet Meali:

11.121- İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.121- İman etmeyenlere de de ki: siz yerinizde sayarak yapacağınızı yapın her halde biz çalışıyoruz

---------------------- 

Cenâb-ı Hak, Peygamberimize, aynen Hz. Hud ve Hz. Şuayb’ın yaptıkları gibi, müşriklere kendisi hakkında ellerinden ne geliyor, güçleri neye yetiyorsa onu yapmalarını söylemesini, onlara meydan okumasını emretmektedir. 

Meydan okuma haklı ve samimi olmanın getirisidir. Bir de Allah’tan başkasından korkmamanın…

Peygamberimizin yanında bir avuç inananla birlikte söylemesi emrediliyordu. Asıl galibiyet Allah ile olmaktır. Allah’a inanmaktır. 

rtfSndPly*11.122*
---------------------- 

 11- Hud Suresi- Ayet 122 

~~11.122~
وَانْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ

~ ~ ~
11.122 - Ventezırû, innâ muntezırûn. 

Diyanet Meali:

11.122- "Bekleyin, biz de bekleyeceğiz."

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

11.122- Ve gözetin herhalde biz gözetiyoruz

----------------------

 Beklemek iki taraf için olumlu ya da olumsuz sonuç içerir. Müminler için ya şehitlik ya da gazilik vardır. İki yön de olumludur. Ama inanmayanlar için ya Allah tarafından ya da müminler elinden azap ulaşır ki iki yön de olumsuzdur. Azaptır.

 rtfSndPly*11.123*
 Peygamberler ellerinden geleni yaptıktan sonra söyledikleri söz, budur! İşin sonu gelmiştir. Ve de beklemekten başka çareleri yoktur…

Nice güzel başlayan dostluklar, alışverişler niyetlerin bencilleşmesi ve arzu-öfke gücünden kaynaklanan duyguların galebe çalmasından ötürü bozulmaya yüz tutar. 

Yaşanılan süreç önemlidir. İbret alınacak ne başı ne de sonudur. Ortadaki duygu değişimleridir. Aklın hakimiyetini kaybettiği alan, duyguların sarmaya başladığı zamanlardır. İlk belirtisi hissettiklerini, yaşarken duyumsadıklarını başkasına anlatmaktan geçer. Ama bilmez ki başkası paralel evrendedir. Seni anlar ama bir de senin hakkındaki kanaatleri, o evrenden bakışı vardır. İkisini birleştirir. Başkasına…

Dinleyen kulaklar, söyleyen dile dönüşür. Olay büyür de büyür…

Sağlam bir dostun, hiç düşünmeden konuşabileceğin kardeşin yoksa gemin bir türlü karaya ulaşmaz. Son yoktur. Halden hale girersin. Zira son olmazsa olayın boyutu ayniyle devam eder. Dallanır, budaklanır…

Beklemelisin. İnsana kendinden daha dost olanı yoktur. İçindekiyle beklemelisin. Beklemek en güzelidir. “Güzel sonuç, takva sahiplerinindir!” (Kasas/83)

---------------------- 

11- Hud Suresi- Ayet 123 

~~11.123~
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
~ ~ ~

 11.123 - Ve lillâhi ğaybus semâvâti vel ardı ve ileyhi yurceul emru kulluhû fağbudhu ve tevekkel aleyh, ve mâ rabbuke biğâfilin ammâ tağmelûn. 

Diyanet Meali:

11.123- Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

 Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

 11.123- Bununla beraber Göklerin Yerin gaybi, Allah’ındır, emrin hepsi ona irca' olunur, yalnız ona ibadet et ve ona tevekkül kıl, rabbin ne yaptığınızdan ve yapacağınızdan gafil değil 

---------------------- 

C. Hak peygamberinin elçi olduğunu ve gaybı yalnızca kendinin bileceğini belirtiyor. Ayrıca ibadet ve tevekkül etmenin kulluk olduğunu buyurur. 

Hud kıssasında yer alan “Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım…Şüphesiz Rabbim doğru yoldadır.” ifadesinde görüldüğü üzere yakini inançlarıyla birlikte cesaretlerine ve tevekküllerine, cömertliklerinin kemal düzeyinde oluşuna, erdemlerine, Lut ’un misafirlerin onurunu korumak için kızlarını feda edecek kadar cesur olması gibi mertliklerine muttali kıldığımız için, bütün bunlardan dolayı peygamberi-mizin kalbi mutmain olur, istikameti muhkemleşir, sarsılmazlığı pekişir.

Çünkü telvinin izleri ondan uzaklaşır. Tevekkülü ve rızası, yakini ve cesareti güçlenir. Ahlakı, keremi, cömertliği kemale erer.

Allah Teala “Geçmiş ümmetlerin helak olmalarına sebep olan şeylerden onları sakındırır. Din edinmeleri, kendileri için yol kabul etmeleri, hayat tarzı olarak benimsemeleri gereken tevhidi onlara hatırlatır.” Allah doğrusunu herkesten daha iyi bilir.

---------------------- 

 Terzi Baba kitapları. 

Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

35. Fâtiha Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

63. İnci mercan tezgâhı

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-namaz sureleri

69. 2-namaz sureleri

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi. 

103-terzi Baba yüksek lisans tezi. 

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura. 

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

177- Terzi Baba, “14-İrfan mektebi” İlâhiyat tezi.

-------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

-------------------

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.) 

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

------------------------------ 

 Terzi Baba kitapları sıra listesi

 KAYNAKÇA

 1. KÛR’ÂN VE HADîS :

 2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

 3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 

25. -1-Köle ve incir dosyası: 

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 

27. -2-Genç ve elmas dosyası: 

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 

29. Karınca, Neml Sûresi: 

30. Meryem Sûresi: 

31. Kehf Sûresi: 

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası: 

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası: 

35. Fâtiha Sûresi: 

36. Bakara Sûresi: 

37. Necm Sûresi: 

38. İsrâ Sûresi: 

39. Terzi Baba: (2) 

40. Âl-i İmrân Sûresi: 

41. İnci tezgâhı: 

42. 4-Nisâ Sûresi: 

43. 5-Mâide Sûresi: 

44. 7-A’raf Sûresi: 

45. 14-İbrâhîm Sûresi: 

46. İngilizce, Salât-Namaz: 

47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 

50. 76-İnsân, Sûresi: 

51. 81-Tekvir, Sûresi: 

52. 89-Fecr, Sûresi: 

53. Hazmi Tura: 

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi: 

55. 28- Kasas, Sûresi: 

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 

57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler: 

66. Risâle-i Gavsiyye: 

67. 067-Mülk Sûresi: 

68. 1-Namaz Sûrereleri: 

69. 2-Namaz Sûrereleri: 

70. Yahova Şahitleri: 

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

72. Îman bahsi: 

73. Celâl cemâl Celâl: 

74. 2012 Umre dosyası: 

75. Gülşen-i Râz şerhi: 

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

77. Aşk ve muhabbet yolu: 

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: 

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası. 

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi. 

90- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi. 

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

92- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (2) şerhi. 

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara. 

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası. 

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri. 

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası. 

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası. 

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

103-Terzi Baba yüksek lisans tezi. 

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

108-Ru’ya-Mana-alemi- Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları

113- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-2) şerhi.

114- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-3) şerhi.

115- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-4) şerhi.

116- 2017-Kudüs seyahati dosyası. 

117- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-5) şerhi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

119-Fu-Hi-01-Adem Fassı.

120-Fu-Hi-02-Şit Fassı.

121-Fu-Hi-03-Nuh-fassı.

122-Fu-Hi-04-İdris-05-İbrahim-fassı

123-Gülşen-i Raz-2-Terzi Baba şerhinin tamamı. 

124-İbretlik bir değmez dosyası daha Satih ince.

125-2018 Umre dosyası 

126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

128-İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka.

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları. 

131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba- 

132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha- 

133-1-İzmir İrfan sohbetleri. 

134-2-Sohbet arası sohbetler. 

135-3-Sohbet arası sohbetler.

136-4-Sohbet arası sohbetler.

137-5-Sohbet arası sohbetler.

138-6-Sohbet arası sohbetler.

139-7-Sohbet arası sohbetler.

140-8-Sohbet arası sohbetler.

141-9-Sohbet arası sohbetler.

142-10-Sohbet arası sohbetler. 

143-11-Sohbet arası sohbetler. 

144-12-Sohbet arası sohbetler. 

145-13-Sohbet arası sohbetler. 

146-14-Sohbet arası sohbetler. 

147-15-Sohbet arası sohbetler. 

148-16-Sohbet arası sohbetler. 

149-17-Sohbet arası sohbetler. 

150-18-Sohbet arası sohbetler.

151-19-Sohbet arası sohbetler.

152-20-Sohbet arası sohbetler.

153-21-Sohbet arası sohbetler.

154-22-Sohbet arası sohbetler.

155-23-Sohbet arası sohbetler.

156-24-Sohbet arası sohbetler.

157-25-Sohbet arası sohbetler.

158-26-Sohbet arası sohbetler.

159-27-Sohbet arası sohbetler.

160-28-Sohbet arası sohbetler.

161-29-Sohbet arası sohbetler.

162-30-Sohbet arası sohbetler.

163-1-7-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura. 

164-2-8-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura. 

165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

166- İnsan-ı Kamil-A-K-C-Cilt-1-Kitap-6-şerhi- 

167- İnsan-ı Kamil-A-K-C-Cilt-1-Kitap-7-şerhi- 

168- 31- Sohbet arası sohbetlerden seçmeler. 

169- İbretlik bir hikâye daha-Usta dan çırağına tavsiyeler- 

170-4- Ru’ya-Mana-Alemi-Terzi Babanın görüldüğü zuhuratlar.

171-5- Ru’ya-Mana-Alemi-Yoruma açık eğitim zuhuratları.

172-6- Ru’ya-Mana-Alemi-Tuzak-mekr-Hileli zuhuratlar.

173- 2020 Umre dosyası.

174- 83-Kur’an-ı kerimde yolculuk Mutaffifin suresi.

175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi. 

176- Korona virüs’ün düşündürdükleri.

177- Terzi Baba, “14-İrfan mektebi” tezi. 

178-84-12-Ku-Ker-Yol-İnşikak suresi-

179-13-Terzi-Elif-Terazi-Teradi-İrfan mektebi.. 

180- A- Füsus’ül-Hikem- Mukaddime. 

181- B- Füsus’ül-Hikem- Ayniyet ve Gayriyyet. 

182-Fü-Hi-06-İSHAK FASSI-

183- Fü-Hi-07-İsmail-08-Yakup- fassı- 

184-Fü-Hi-09-Yusuf Fassı-

185-Fü-Hi-10-Hud Fassı-

186-Fü-Hi-11-Salih-12-Şuayb Fassı-

187-Fü-Hi-13-Lut-14-Üzeyir Fassı-

188-Fü-Hi-15-İsa Fassı- 

189-Fü-Hi-16-Süleyman-17-Davut-18-Yunus-19-Eyyüb-Fassı-

190-Fü-Hi-20-Yahya-21-Zekeriyya-Fassı- 

191-Fü-Hi-22-İlyas-23-lokman-24-Harun-Fassı- 

192-Fü-Hi-25-Musa-26-Halid-Fassı- 

193-Fü-Hi-27-Muhammed-Fassı-

194-Silsile-i Uşşakiyye.

195-Terzi Baba-Dernek-özel, kitapları ve eşyaları arşivi.

196- Üç silahşörler. İbretlik bir değmez dosyası daha-

197-Cilt-1-Dur Rabb-ın namaz kılıyor- 

198-14- Ramazan ve oruç- 

199- 14-İrfan mektebi-ders tarif sıralaması-

200-Cilt-2-Dur Rabb-ın namaz kılıyor- 

201-Cilt-1-Bir salikin seyr/yol hikâyesi- 

202-Cilt-2-Bir salikin seyr/yol hikâyesi- 

203-Cilt-3-Bir salikin seyr/yol hikâyesi- 

204-Kur’an-ı kerîm’de nefs ayetleri. 

205-15-Zekât ve infak. 

206-Üç şilâhşörler-2-İbretlik bir değmez dosyası daha-

207-68-Kalem-suresi-

208-Naz-Makamı- İbretlik bir değmez dosyası daha-

209-4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

210-6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

211-Terzi Babam’dan esintiler. Muhtelif konular. 

212-2023-Umre dosyası.

213-1-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

214-2-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

215-86-16-Kur-Ker-Yol-Tarık Suresi. 

216-Nusret Tura, yüksek lisans tezi-Yusuf Yücel.

217-85-17-Kur-Ker-Yol-Burûc Suresi.

218-8-5- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Cem-Cemâli..

219-87-88-18-Ku-Ker-Yol-A’la-Gaşiye-Sureleri.

220-61-19- Ku-Ker-Yol-Saf Suresi. 

221-8-20- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Murat-Derûni.

222-Fahrettin-Avan-Sakarya-Üniv-Mübarek-geceler-bitirme tezi- 

223-6-En’Âm Suresi. Murat-Derûni.

224-9-Tevbe Suresi Şerif Kır. (Ç.H.U.) 

225-10-Yunus Suresi.

226-11-Hud Suresi Nihal Manaz.

------------------------- 

Altı peygamber serisi: 

1-15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 

2-21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

3-24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

4-59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 

5-60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

6-61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi: 

1-12- Terzi Baba-(1) 

2-39- Terzi Baba-(2)

3-32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4-79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5-80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6-86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7-91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

8-95-Terzi Baba-(8) (19/53) 

9-99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

10-103-Terzi baba yüksek lisans tezi.

11-108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar. 

12-109-terzi Baba tasavvufi izahlar. 

13-110-19-53-Şeker risalesi. 

14-126-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

15-127-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

16-87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

17-126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

18-127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

19-129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” 

20-131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba- 

21-165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi. 

1-25 -Köle ve incir dosyası: 

2-27 -Genç ve elmas dosyası: 

3-34 -Bakara dosyası:

4-61-Bir ressam hikâyesi:

5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 

6-89-Her şey merkezinde hikâyesi. 

------------------------- 

Dîvanlar serisi: 

1-1-Necdet Divanı: 

2-2-Hacc Divanı: 

3-16-Divân (3)

4-87-Terzi Baba-İlâhiler derleme.

5-88-Nusret Tura-Divanı. 

6-129-Terzi Baba divanı, tüm şiirlerim. 

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi. 

1-17-kevkeb-kayan yıldızlar.

2-23-İbretlik değmez dosyası. 

3-73-Celâl Cemâl Celâl “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”

4-81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları. 

5-93-Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara. 

6-98-Solan bahçenin/kuruyan gülleri.

7-105-Cemo ve Farko. 

8-112-Bir kardeşin soruları ve cevapları.

9-124-İbretlik bir değmez dosyası daha. Satih ince. 

10-128- İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka.

11-130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları. 

12-132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha-

13-169-İbretlik bir hikâye daha-Usta’dan çırağına tavsiyeler- 

14-196- Üç silahşörler. İbretlik bir değmez dosyası daha-

15-201-Cilt-1-Bir salikin seyr/yol hikâyesi- 

16-202-Cilt-2-Bir salikin seyr/yol hikâyesi- 

17-203-Cilt-3-Bir salikin seyr/yol hikâyesi-

18-206-Üç şilâhşörler-2-İbretlik bir değmez dosyası daha-

19-208-Naz-Makamı- İbretlik bir değmez dosyası daha-

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

1-2. Hacc Divanı:

2-20. Terzi Baba Umre (2009)

3-33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

4-74. 2012 Umre dosyası: 

5-83- 2013 Umre dosyası.

6-97- 2015 Umre dosyası. 

7-106-(2016) Umre dosyası.

8-104-Hacc Umre ve hakikatleri. 

9-125-2018 Umre dosyası. 

10-173-2020-Umre dosyası.

11-212-2023-Umre dosyası.

------------------------ 

İslâmın beş şartı kitapları. 

2-Hacc divanı

5-Salât-namaz. Ezan-ı Muhammediyye de bazı hakiktler. 

7-İslâm, İman, İhsan, İkan.

10-Kelime-i Tevhid. 

72-İman bahsi.

104-Hacc Umre hakikatleri. 

198-Ramazan ve Oruç. 

205-Zekât ve İnfak. 

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

1-5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 

2- 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

3-46. İngilizce, Salât-Namaz: 

4-47. İspanyolca, Salât-Namaz: 

5-48. Fransızca İrfan mektebi:

6-71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 

7-93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8-100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

9- 102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

10-107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca)

11-175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi. 

12-199-14-İrfan mektebi-ders tarif sıralaması- İngilizce. 

13-209-4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

14-210-6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

------------------------ 

Hakkımızda yapılan yüksek lisans tezi kabul edilmiş kitaplarımız.

53. Hazmi Tura: Marmara Üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü ilahiyat ana bilim dalı Tasavvuf bilim dalı. Fatma Sena Yönlüer. “2010-İstanbul.

103-Terzi Baba Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyyat fakültesi yüksek lisans tezi. Serkan denkçi. “2019-Bursa”

177- Terzi Baba, Tekirdağ Namıkkemal İniversitesi İlâhiyat fakültesi İlâhiyat bölümü bitirme tezi. “14-İrfan mektebi” tezi. Yavuz Burak Kır. “2019-Tekirdağ.

216-Nusret Tura, Bursa Uludağ İniversitesi yüksek lisans tezi-Yusuf Yücel. “2024-Bursa.

222-Fahrettin-Avan-Sakarya-Üniv-“Mübarek-geceler-“ kitabı bitirme tezi--“2022-Sakarya.

İzmir Namaz-salât tezi Canan Çalışkan, üzerinde çalışılıyor. 

------------------------ 

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar . 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90- 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-96-97-98-99-100-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

101-102-103-104-105-106-107-108-109-110-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

111-112-113-114-115-116-117-118-119-120-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

121-122-123-124-125-126-127-128-129-130-

131-132-133-134-135-136-137-138-139-140-

------------------------ 

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (226+140=366) Terzi Baba ilâhileri. 

Erler demine Nusret tura.

1) Meğer-Kürşat.

2) Candır Allah-Kürşat.

3) Canım Allah-Kürşat. 

4) Boş çevirme ellerimi-Kürşat. 

5) Çözdüm sırrını. Kürşat.
