# Mümtehine Sûresi

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/mumtehine-suresi
**Sayfa:** 58

---

Kur’ân-ı Kerîm de yolculuk

Terzi Baba Necdet Ardıç İşârî Te’vîl ve Tefekkürü (60- Mümtehine Sûresi) NECDET ARDIÇ

 İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (266-60-49) Kur’ân-ı Kerîm de yolculuk

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç İşârî Te’vîl ve Tefekkürü (60- Mümtehine Sûresi) NECDET ARDIÇ

 İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (266-60-49) GÖNÜLDEN ESİNTİLER: 

 

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ

 (60/4) “Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne me’ahu”

(60/4) “İbrâhim’de ve ona uyanlarda size güzel bir örneklik vardır” KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç İşârî, Te'vîl ve Tefekkürü (60- Mümtehine Sûresi) Yazan ve Düzenleyen MURAT DERÛNİ (60-49) İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (266-60-49) NECDET ARDIÇ

TERZİ BABA

“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat” Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ (0533) 774 39 37

www.terzibaba13.com

terzibaba13@gmail.com

SAYFA NO

İÇİNDEKİLER ………………………………………………………………...... (4) ÖNSÖZ ………………………………………………………………............…(5) MÜMTEHİNE SÛRESİ GİRİŞ ……………………………………......... (7) 

60)-1-Âyetler...........................................................(12)

Hicret’in hakikati.......................................................(14)

60)-2-Âyetler...........................................................(18)

60)-3-4-Âyetler........................................................(19)

60)-5-6-Âyetler........................................................(22)

60)-7-8-Âyetler........................................................(24)

60)-9-10-Âyetler......................................................(35)

60)-11-12-Âyetler....................................................(42)

60)-13-Âyetler.........................................................(56)

TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ ………………………............(60)

ÖN SÖZ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.

Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “MÜMTEHİNE” Sûresidir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir, bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.

Kûr’ân-ı Kerîm Allah-ın kelâmıdır ve zâhiri, beşerî Arap kavminin lisânı, bâtını ve hakikat-i ise, İlâh-î Arapça lisânı’dır. Ve bunu idrak etmek için de ayrıca İrfan ehli yanın da ayrı bir eğitim almak gerekmektedir. İşte böylece Kelâm-ı İlâhî yi hakikat-i itibari ile anlamak biraz daha mümkün olacaktır. Her bir Âyet-i Kerîmenin biçok mertebelerden anlatım ve izâhları vardır, Cenâb-ı Hakk İlâh-î kitabımızdan en geniş şekilde yararlanmamızı nasib eder İnşeallah. 

 “Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî ma’nâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâli hazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.

Ana metinlerin altına, numaralandırılarak dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.

İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi Babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanımlara teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah. 

Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın ruhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin, ceddimin ve eşimin ceddinin ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.

Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.

Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.

“Murat DERÛNİ EN-NÛR” ÜSKÜDAR/İSTANBUL 31-01-2026

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

EUZÛ BİLLÂHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM

BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM

 

(سورة الممتحنة) MÜMTEHİNE SÛRESİ GİRİŞ…

----------------

 Hakkında Medine döneminde inmiştir. 13 âyettir. Onuncu âyette, Hudeybiye antlaşmasından sonra müşrikler arasından çıkıp Medine’ye gelen ve müslüman olduklarını söyleyen kadınların imtihan edilmeleri emredildiği için sûreye mecazen,“imtihan eden” anlamında “mümtehine” denmiştir. Sûrede başlıca, Allah için sevmek, Allah için buğz etmek ve müslümanlarla kâfirler arasındaki ilişkilere dair bazı uyarılar konu edilmektedir.

 Nüzul Mushaftaki sıralamada altmışıncı, iniş sırasına göre doksan birinci sûredir. Ahzâb sûresinden sonra, Nisâ sûresinden önce Medine’de nâzil olmuştur.

 Konusu Allah’a ve müminlere düşmanlığını açıkça ortaya koyan ve bu tavırlarını eyleme dönüştürmüş olanlarla dostluk kurulamayacağı, aralarında bazı duygusal bağlar bulunsa bile müslümanların onlarla ilişkilerinde çok dikkatli olmaları gerektiği, ancak müslümanlara karşı fiilî bir husumet içinde olmayan gayri müslimlerle iyi ilişkiler içinde olmaya bir engel bulunmadığı bildirilmekte; tevhid mücadelesinde Hz. İbrâhim ve onun yolundan gidenlerin iyi bir örneklik teşkil ettiği hatırlatılmakta; Hudeybiye Barış Antlaşması sonrasında meydana gelen bazı gelişmeler ışığında inkârcı taraftan kaçıp gelen kadınların hukukunun korunmasıyla ilgili hükümlere, bu arada Kur’an nazarında kadının statüsüne ışık tutan bir biat uygulamasına yer verilmektedir. [1]

#### ----------------

Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.

(60) Mushaf sıra numarası.

(91) Nüzul sıra numarası.

(71) Alfabetik sırası.

(28) Cüz sırası.

(13) Âyet sayısı.

(13) Fasıla harfleri.

(276) Genel toplamdır.

Rakamları tek tek toplarsak, (6+9+1+7+1+2+8+1+3+1+3=42) dir.

Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim. 

----------------

Onüç âyet olup fâsılaları د، ر، ل، م، ن harfleridir.   (Dal) harfi “1” adettir. İmtihanın Ahadiyet mertebesinin delili ilahiyyesi olmasıdır. (Rı) harfi “3” adettir. İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn olarak rububiyet mertebesinden gelen imtihanıdır. (Lam ) harfi “1” adettir. Uluhiyet mertebesi ile gelen imtihandır. (Mim) Harfi “4” adettir. Hakikati Muhammediyeden şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinden gelen imtihanıdır. (Nun) harfi “4” adettir. Nûr-u Muhammediyeden şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinden gelen imtihanıdır. 

----------------

Sûre-i Şerifin sayı değerine göz atalım.

(ممتحنة) “Mim: 40” “Mim: 40” “Te: 400” “Ha: 8” “Nun: 50” “Te: 400” Toplarsak 40+40+400+8+50+400= 938 dir.

9+3+8= 20 sıfır kalkınca (2) dir. 

Mushaf sıralamasında (60) (6) nüzul sıralamasında (91) (9+1=10) dir. (13) âyettir. Genel sayı toplamı 42 idi. (4+2=6) dır. 

(2+6+10+13+6=37) dir. 

(2) Zahir ve Batın, (6) Altı yön ve iman mertebeleri, (10) Tevhid-i Sıfât.

(13) Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye.

Daha başka sayısal bağlantılar vardır. Bu kadar ile iktifa edelim… 

Düşmanım, düşmanınız MÜMTEHİNE,
Kafir olmamızı istemesine,
Kıyamette haydi fayda versene,
Rahman Rahiym olan Allâh'ın adıyla,[2]

Mealen;

----------------

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.

2. Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler.

3. Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

4. İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.” 

5. “Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”

6. Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.

7. Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

8. Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.

9. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

10. Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de müslüman hanımlara helâl olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikâhlarına tutunmayın. (Zira bu nikâhlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm’ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 

11. Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının.

12. Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

13. Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş6 bir toplumu dost edinmeyin.[3]

----------------

 Bismillâhirrahmânirrahîm.

 “Rabbi zidniy ilmâ.” “Ya rabb-i ilmimizi ziyadeleştir.”

----------------

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَن تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاء مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ {الممتحنة/1}

(60/1) “Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû lâ tettehizû ‘aduvvî ve ’aduvvekum evliyâe tulkûne ileyhim bilmeveddeti ve kad keferû bimâ câekum mine-lhakki yuhricûne-rrasûle ve-iyyâkum en tu/minû bi(A)llâhi rabbikum in kuntum haractum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bilmeveddeti ve enâ a’lemu bimâ ahfeytum vemâ a’lentum vemen yef’alhu minkum fekad dalle sevâe-ssebîl(i)” 

(60/1) “Ey inananlar, düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dost edinip onları sevmeyin, onlara haber yolluyorsunuz ama onlar, size gerçek olarak gelen şeye kafir olmuşlardır da Peygamberi ve sizi, Rabbiniz Allah'a inanıyorsunuz diye yurdunuzdan çıkarıyorlar; benim yolumda savaşmak ve razılığımı arayıp elde etmek için yurdunuzdan çıktıysanız, bu, böyle; siz, onlara sevgiyle sır veriyorsunuz ve bense sizin gizlediğiniz şeyi de daha iyi bilirim, açığa vurduğunuz şeyi de ve sizden kim bu işi yaparsa gerçekten de düz ve doğru yoldan sapmış, yolunu kaybetmiş gitmiştir.”[4]

----------------

 Düşman sadece dışarıda bir topluluk değil, kişinin enfüsünde (içinde) bulunan “nefsi emmare” ve vesveseleridir. (M.D.) Nefs, insanı Hak’tan uzaklaştıran, benlik iddiasına (enâniyet) sürükleyen bir düşmandır. Allah’ın düşmanı, insanın hakikatini (fıtratını) örten, onu şirk-i hafî (gizli şirk) içinde bırakandır.

 Fütûhât-ı Mekkiyye’de Muhyiddin İbn-i Arabî hazretleri, nefsin mertebelerini anlatırken “nefs-i emmâre”yi Allah’ın emrine aykırı emirler veren bir iç düşman olarak tanımlar. Bu iç düşmanla dostluk, ona uymak ve hevasını ilah edinmektir.[5] 

 Kalpte Allah’tan başkasına duyulan gizli sevgi ve bağlılıklara (masiva sevgisi) işaret eder. Kişi zahiren ibadet ederken, kalbinde makam, mal, şöhret, kişisel beklenti gibi “dünyevî/hevâî” sevgiler taşıyabilir. Bu, hakikatte o şeyleri “dost” edinmek, onlara “sır vermek” (kalbi onlara açmak) demektir. Bu gizli sevgi, imanın halisiyetini (ihlas) bozar.

 Kalbin tedvirinde (yönetiminde) , kalbin ancak Allah’a has kılınması (ihlas) gerekir, başka sevgilerin ona gizlice sızmasının tevhid nurunu karartır.[6]

 Hakikat yolunda ilerlemek, kişinin alışık olduğu nefsânî “yurt”tan (konfor alanından) çıkmasını, bir hicreti gerektirir. Nefs ve heva, insanı bu hakikat yolculuğundan alıkoyan, onu “yurdunda” tutmaya çalışan iç güçlerdir. Allah, kulunu terbiye etmek için onu bu “yurt”tan çıkarır.

 Allah, gizli-açık her şeyi bilir; O’na hiçbir şey gizli kalmaz.

 Bu ifade, “Allah’ın, kulunun a‘yân-ı sâbite (ezelî sabit hakikatler) seviyesindeki halini bilmesi”ne işaret eder. Kul, zahiren neyi gizlerse gizlesin, bâtınen neyi açığa vurursa vursun, bunların hepsi Allah’ın ilminde (ilm-i ilâhî) mevcuttur. O, nefsin en gizli köşelerindeki niyetleri, kalpteki eğilimleri de bilir. Bu yüzden, ihlas ve samimiyet (sidk) esastır.

 Hicret’in hakikati

11-09-2001

Medine-i Münevvere “Kelime-i Tevhid”in mutlak kemalde son zuhur mahalli olan “Muhammediyyet” Hakikati Muhammedi mertebelerini ne kadar iyi tanır ve idrak edebilirsek, kendimizi de o derece koruyup idrak etmemiz mümkün olacaktır. 

 Bu yaşam ise, Medine’de meydana gelen, zuhura çıkan yaşamdır. Bunları tanımak seyri süluk yolunda bizlere çok şeyler kazandıracaktır. 

 (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allahü” Mekke-i Mükerreme’de “uluhiyyet”in zuhuru;

 ( عمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” Medine-i Münevvere’de “Risalet-i Muhammedi”nin zuhurudur. 

 O halde “tevhid bayrağı” Mekke’ye, “risalet ve tebliğ bayrağı” da Medine’ye asılarak her iki şehre de manevi olarak mutlak bir muhtariyet verilmiştir. 

 Eğer Rasullullah Medine’ye hicret ettirmeyip Mekke’de kalsa idi ikinci derecede bir ziyaret yeri olup, Kabe-i Muazzama’nın gölgesinde kalacaktı.

 İşte bu yüzden Cenabı Hakk oluşumun bilindiği üzre “Hicret” hadisesinin gerçekleştirdi, yoksa bir kaç kendini bilmezin Hz. Rasulullah’ı Mekke’den çıkarması mümkün değildir. 

 Bunu daha iyi anlayabilmemiz için evvelâ “Medine” kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım. 

 Lügat manası, şehir olan bu kelime; batın manası itibariyle medeni yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer, demektir. 

 İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir. 

 Eğer bu vasıfların yoksa hemen bulunduğun yerden hicret ederek “medeni” olmaya bak. 

 Mertebe-i Risaletin Hz. Rasulullah’ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevver’e ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir. 

 İşte bu yoldan bizim de “medeni” yani “Medine”li olmamız imkan dahiline girecektir. 

 İslamiyet’in gelişinin 13 üncü senesi “Hicret” hadisesi meydana gelmiştir. Bu tarih rastlantı değildir; bilindiği gibi 13 sayısı Hz. Rasulullah’ın şifre rakamıdır. Birçok oluşum bu sayı ile ilgilidir, yeri geldikçe kısa kısa ifade etmeye çalışıyoruz. 

 Zati tecellinin kaynağı olan “Mekke-i Mükerreme”de Hz. Rasulullah’a ait olan Mir’ac, Kadir ve diğer geceler ile ilahi tecelliler, zat şehri olan “Mekke”de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için “Hicret” hadisesi oluşmuş.

 “Mertebe-i Muhammedi” bunları anlayabilecek “Medeni İnsanları” eğitmek ve risalet hakikatini ortaya koymak, medeni olmaya kabiliyetleri olan “Yesrib”li (eski Medine)nin insanları kendisini daveti üzerine “hicret” hadisesi meydana gelmiştir. 

 Şu noktaya gerçek manada dikkat etmemiz lazım gelmektedir. Hz. Resulullah’ın hicreti, zat mertebesinden, sıfat, esma ve ef’al mertebesine, o mertebelerde “Hakikat-i Muhammediyye”yi ilan ve eğitim esasına dayanmaktadır.

 Eğer Hz. Resulullah Mekke’de kalmış olsaydı, bizler de “Kelime-i Tevhid”i sadece (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” olarak bilecek, oradan ( عمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” bölümüne geçemeyecektik ve böylece de İslamiyetin “ef’al alemi” tatbikatı olamıyacaktı.

 Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir seyr çizmişse, biz de onun bu seyrini gerçekçi olarak takib etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir. 

 Şöyle ki; her müslümanın da “manen” hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin “maddi” manada olması gerekmektedir.

 Hicret, zahiren bir yöreden bir yöreye yerleşmek olduğu gibi, batınen de aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

 Gaflet ile yaşanan taşralı hayatından kurtulup “Medeni” olmaya “can Medinesi”ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.

 Bir sefer ile oraya hicret edersen ondan sonraki hayatın da düzene girerek kemalat yolunda hayatını sürdürürsün.

 Özet olarak, Hz. Rasulüllah’ın hicreti, “Hakk’tan halka” Rahmet olarak, bizlerin hicreti ise “halktan Hakk’a” kendimizi tanımamız içindir. 

 Eğer Hakk nasib ederse Mi’rac ile Hicret, kemal bulduğunda, Hakk o kimseleri de Hz. Rasulullah’ın Hicret’i gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyyetine risalet elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider. 

 Özet olarak “Hicret”, beşeriyetinden hakikatine dönüştür.

 Bunu gerçekleştiremeyenler nefisleriyle birlikte Hakk’tan taşrada çok uzaklarda vahşice bir yaşam içinde olurlar, kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks ile yaşamak onları bir batın cehaletinden kurtaramaz.

 Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyiti ile devam edelim. 

 Ve o hevâ-yı nefs ise, düşman üzerine gâlıbdir; nefis esfel-i cins geldi, ona gitti.

 Hevâ-yı nefs ise Allâh’ın düşmanı üzerine gâlib olup, onu yed-i tasarrufuna almıştır. Zîrâ hevâ-yı nefsine mağlûb olup enbiyâ ve onların vârisleri olan evliyâya muhâlefet edenler, Allâh’ın ve Allâh’a muti’ olanların düşmanıdırlar. Nitekim sûre-i Mümtehine’de buyurulur; (Mümtehine, 60/1) Ya’ni “Ey mü’minler benim düşmanımı ve sizin düşmanınızı dost ittihâz etmeyin!" Nefis âlem-i süflî cinsinden olarak zâhir oldu ve yine kendi cinsi olan o âlem-i süflîye gitti. İkinci mısrâ’daki “şud” yerine “şüh” vâki’ olmuşdur. Ve “şüh” Türkçe’de “tüh!” ma’nâsınadır. Şu süretde ikinci mısrâ’ın ma’nâsı “Nefis, esfel cins geldi, tüh ona!" demek olur.

----------------

(60/2) “İn yeskafûkum yekûnû leküm a’dâen ve yebsutû ileykum eydiyehum ve elsinetehum bi-ssû-i ve veddû lev tekfurûn(e)”

(60/2) Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkar edivermenizi istemektedirler. 

----------------

 Nefsi emmare (benlik, heva, şeytani vesveseler) sizin hakikat yönünüzü ele geçirecek olsa düşman kesilip hakikati ilahiyyeyi inkar yönüyle esma-i ilahiyyeyi, nefsi ilahiyye üzere kullanır ve Hakk’a kaşrı inkar dilini kullanacaktır. Zaten nefsi emmarenin amacı da budur. (M.D) 

 "Sizi ele geçirmek", nefsin, aklın ve kalbin üzerinde tahakküm kurması, insanın irade ve şuurunu teslim almasıdır. Nefs, insanın içinde bir "güç" (sultan) olarak yerleşir ve onun üzerinde "hükümranlık" (yesîrû) kurar. Bu, kişinin nefsine mağlup olması, onun esiri haline gelmesidir.[7]

 Nefs-i emmâre, insanın gerçek düşmanıdır. Ancak insan onu çoğu zaman "dost" veya "kendisi" zanneder. Nefsin tahakkümü tamamlandığında, artık maskesi düşer ve açıkça insanın aleyhine çalışan bir düşman olduğunu gösterir. İnsanın mânevî hayatını, huzurunu, ahlakını tahrip eder. Bu, "nefsin hakikatinin ortaya çıkması"dır.[8]

 "Ellerini uzatmak": Fiiller (ef'âl) ve amel mertebesindeki tahribattır. Nefs, insanın ellerini harama, zulme, israfa, kötü işlere sevk eder. Kişinin amellerini ifsad eder.

 "Dillerini uzatmak": Söz (akvâl) ve ifade mertebesindeki tahribattır. Nefs, insanın dilini yalana, gıybete, dedikoduya, kötü söze, hakikati inkâr edici veya çarpıtıcı konuşmalara açar. Ayrıca bu, "düşünce ve iç konuşmalar" (hadîs-i nefs) olarak da te'vil edilebilir. Nefs, insanın içinde sürekli kötü, şüpheli, kibirli veya umutsuz düşünceler üretir.

 "Kötülükle (Bi's-Sûi)": Bu fiil ve sözlerin niteliği, "sû'"dur; yani çirkinlik, şer, fesat ve hüsran. Nefsin yönlendirmesiyle yapılan her şey, sonuçta kişiye ve çevresine kötülük olarak döner.[9]

 "Zaten İnkâr Edivermenizi İstemektedirler” (Ve Vedû Lev Tekfürûn) Bu, nefs-i emmârenin en büyük ve nihai hedefidir: İnsanı "küfrân-ı nimet"e ve "şirk-i hafî"ye, nihayetinde de hakikatten (tevhidden) tam bir uzaklaşmaya (küfür) sürüklemek. Nefs, insanın kalbinden "iman" nurunu, "marifet" bilincini ve "şükür" halini silmek ister. Onun arzusu, insanın "Hakk'ı bilmez, tanımaz" (küfrân) bir hale gelmesidir. Bu, sadece kelime-i şehadetten dönmek değil, kalpteki yakîn (kesin inanç) ve ihlasın kaybolması, varlığı Hak'tan ayrı görmeye başlamaktır (kesret tuzağı).[10]

----------------

لَن تَنفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ {الممتحنة/3} 

(60/3) “Len tenfe’akum erhâmukum velâ evlâdukum yevme-lkiyâmeti yefsilu beynekum va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)”

 (60/3) Kıyamet gününde yakınlarınız da kesin olarak bir fayda veremez size, evlatlarınız da, aranızı ayırır ve Allah, ne yapıyorsanız hepsini de görür.

----------------

 Üzerinde yaşadığımız dünyanın kıyameti büyük kıyamet, bizim neslimizin kıyameti orta kıyamet ve kişinin kıyameti küçük kıyamet (ölümü tadıştır). Yakınları varlığında bulunan sıfat-ı ilahiyye ve esma-i ilahiyye dir. Kişinin vefatı ile 7. günde sıfât-ı ilahiyye aslı olan Hakk’a döner. 40 ve 52. Günler ile 7+40+52= 99 dur. 99 esmâ-i ilahiyye ise aslı olan Rububiyet mertebesine döner. 

 Kim yaşantısında bunları Hakk’a ve Rububiyet mertebesine ait olduğunu idrak edememişse artık kendisine bir faydası yoktur.

 Eğer bu dünya hayatında hayalde yaşamış ise nefsi cüz üretkenlikleri olan kız evlatlar ve ameli gayri salih olan aklı cüz evlatlarının fikirleri hakikat ile arayı ayırır.

 Taki bir irfan ehli bulmuş ve ikinci doğumunu gerçekleştirmiş ve veled-i kalb (gönül evladını) büyütüp bir gönül olmuş ise hakikat ile arası ayrılmaz. (M.D.) Bu "ayırma" işlemi, sadece fiziksel bir ayrılık değil, "hakikatlerin tefrik edilmesi"dir. Dünyada, her şey birbirine karışmış (ihtiât) haldedir; hayır-şer, hak-bâtıl, hakikat-enaniyet iç içedir. Kıyamet günü, ilâhî adalet ve hikmetle, her şey kendi hakikatine göre ayrılır (tefrik). Daha da önemlisi, bu ayırma, "Vahdet" (Birlik) içindeki "farklar"ın (kesret) ortaya çıkmasıdır. Herkes, ilâhî isimlerden kendinde tecelli eden ve kendisinin nasıl "kesb" ettiği (sahiplendiği) hakikatin suretine bürünür. Nefs-i emmâre ile nefs-i kâmile, birbirinden ebediyen ayrılır. Bu, "Furkân" (hak ile batılı ayıran) sıfatının nihai tecellisidir.[11]

----------------

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن شَيْءٍ رَّبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ {الممتحنة/4} 

(60/4) “Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne me’ahu iz kâlû likavmihim innâ buraâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûni(A)llâhi kefernâ bikum ve bedâ beynenâ ve beynekumu-l’adâvetu velbagdâu ebeden hattâ tu/minû bi(A)llâhi vahdehu illâ kavle ibrâhîme li-ebîhi le-estaġfiranne leke vemâ emliku leke mina(A)llâhi min şey-/(in) rabbenâ ‘aleyke tevekkelnâ ve-ileyke enebnâ ve-ileyke-lmasîr(u)”

(60/4) İbrâhim’de ve ona uyanlarda size güzel bir örneklik vardır; onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Bilin ki bizim sizinle ve Allah’ı bırakıp da taptıklarınızla bir ilişiğimiz yoktur. Sizi (ve değerlerinizi) reddediyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a iman edinceye kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve nefret açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak İbrâhim’in, babasına “Hiç şüphen olmasın bağışlanman için dua edeceğim, ama Allah’tan sana geleceklere karşı yapabileceğim bir şey de yoktur” demesi başka. Rabbimiz! Sadece sana dayanıp güvendik, sana yöneldik; dönüş de ancak sanadır.    

----------------

 (Kad kânet leküm üsvetün hasenetün fî İbrâhîme vellezîne meahu)

 60/4. “Muhakkak ki: Sizin için İbrâhîm'de ve onunla beraber olanlarda bir güzel örnek vardır.” Görüldüğü gibi İbrâhîm (a.s.) ve onun anlayışında olanların hallerinin güzel bir örnek olduğu ifâde edilmektedir. Bu güzel haller mertebe-i İbrâhîmiyyet’in özellikleridir. Seyr-u sülûk yolunda olanlar için bu hususların mutlaka göz önünde bulundurulması lâzımdır.[12] “ İz- -T-B- ”

----------------------------

 (………..İbrâhiyme li ebihi le estağfiranne leke………) İbrâhiym babası için şöyle demiştir.

 ”…… Elbette senin için mağfiret dileyeceğim…..” Bu Âyet-i keriyme’de de dikkat çeken kelime (mağ- firet) dileme yani (istiğfar) dır. İstiğfar kelimesainin sayı değerleri, (1+60+400+1000+80+1+200=1742) dir, toplarsak (1+7+4+2=14) tür görüldüğü gibi Nûr’u Muham medî’dir. (14) baştaki (1) i yani istiğfar eden kişiyi çıkarır- sak gene (13) tür. Görüldüğü gibi (istiğfar) ile de yine (13) e yönelinmektedir, bilinse de bilinmesede! Çünkü; zaten (13) olan (Ahad) tan başka sığınılacak yer bulmak mümkün değildir. Çünkü o (Kûlhüvallahu ahad) tır. İhlâs Sûresi (112/1) toplarsak, (1+12=13) görüldüğü gibi o da (13) tür. Bu ifadeler ve izahlarla (İbrâhiym) (a.s.) lâm bölümünü de bitirmek istiyorum, okuma ve inceleme sabrını gösterenlere Cenâb-ı Hakk kolaylıklar versin.[13] “ İz- -T-B- ”

----------------

 رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {الممتحنة/5}

(60/5) “Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lillezîne keferû vaġfir lenâ rabbenâ inneke ente-l’azîzu-lhakîm(u)”

(60/5) Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Bizi bağışla ey rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan sensin.

----------------

 Âyet-i kerime Rububiyet mertebesi âyetlerindendir.

----------------

 “Rabbimiz” ifadesi ile öncelikle birimsel olan Rabbi Hassa ve daha sonra âlemlerin rabbi olan Allah (c.c.) yönelilmektedir. Nefsi emmarenin heva ve vehimi hakikati ilahiyyeyi tekrar örtüp gizleyip inkar etmesini bizim için fitne-sınama konusu yapma diye İbrâhîmiyet, tevhid-i ef’âl mertebesinden olan duası anlatılmaktadır. Yine bizim rabbimiz ile daha önce Hakikat-i Muhammediye mertebesinin ef’al mertebesinden örtüp gizlemenmesinin bağışlaması istenmektedir. İzzet ile bu işin ilm-i ledünü O’nun eliyledir. (M.D.) 

----------------

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ {الممتحنة/6} 

(60/6) “Lekad kâne lekum fîhim usvetun hasenetun limen kâne yercû(A)llâhe velyevme-l-âhir(a) vemen yetevelle fe-inna(A)llâhe huve-lganiyyu-lhamîd(u)”

(60/6) Şüphe yok ki, içinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar için onlarda güzel bir örneklik vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde lâyıktır. 

----------------

Bu ayet, Hz. İbrahim (a.s.) ve onunla birlikte hicret edenlerin kıssasına atıfta bulunarak, bir "üsve-i hasene" (güzel örnek) olduğunu bildirir. 

ÜSVE, sözlük anlamı "teessi" edilecek, yani uyulacak, arkasından gidilecek örnek, meşk, nümûne-i imtisal demektir.

"Allah'ın Lutfuna Umut Bağlamak": Bu, sadece cennet nimetleri değil, "ilâhî tecelliler (tacalliyât), marifet (hakikat bilgisi) ve velâyet makamlarına" nail olmayı ummaktır. "Recâ" (ümit), sûfînin yolculuğunda ilerleme (terakkî) için gerekli olan bir haldir; kulun Allah'ın cömertliğine (cûd) olan inancıdır. Bu ümit, O'ndan gayrısından ümidi kesmek (yeis) ile dengelenir.

 "Âhiret Gününe Umut Bağlamak": "Âhiret günü" (el-yevmü'l-âhir), sadece ölüm sonrası değil, "Hakikatin nihai ve mutlak olarak açığa çıkacağı an"dır. Bu, her an gerçekleşebilecek bir "içsel kıyamet" (kıyamet-i suğrâ) veya müşahede halidir. Bu güne ümit, kişinin kendi nefsânî perdesinin kalkıp, eşyanın hakikatini (hakâik) görmeyi beklemesidir.

 Bu iki ümit, "Allah'tan başka her şeyden kesilmek (inkıta)" halini ifade eder. Kişi, fânîlerden ümidini kesip (yeis), yalnız Bâkî'den ümitvar (recâ) olur.

 "Onlar"dan kasıt, "Hz. İbrahim ve onun hakikatine tâbi olanlar"dır. Buradaki "üsve" (örnek), zahirî bir hayat tarzından ziyade, "Hakikat-i İbrahimiyye"dir. Füsûs'ül-Hikem'de "İbrahim Fassı"nın konusu "Hakîm" ismidir. Hz. İbrahim, "tevhidi müşahede" (kevnî ayetleri görerek Allah'ı bulma) ve "halîlullah" (Allah'ın dostu) makamının temsilcisidir.[14]

 "Kim (Bu Örneğe) Yüz Çevirirse (Ve Men Yetevelle): "Hakikat-i İbrahimiyye"nin davetini reddedip, "nefs-i emmâre"nin, "hevâ"nın veya "taklit"in peşinden gitmektir. Kalbi, mâsivâ putlarına yöneltmek, onlarla dostluk kurmaktır (60/1 ayetinin ihlali). Bu, hakikati görmekten yüz çevirmek, gaflet perdesini tercih etmektir.

 Ganiy; Âlemlerden ganiydir sonradan olma araz olan halka ihtiyacı yoktur.

 “Hamid” Hamd’in 8 hatta 9 mertebesi vardır. İlki verilen karşılık olarak teşekkür babındadır. Sonuncusu ise Makam’ı Mahmud (övülmüş makam) dır. Tamamı için (35) 1-Fatiha sûresi tevil ve tefekkür çalışmasına bakılabilir. (M.D.) 

----------------

عَسَى اللَّهُ أَن يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُم مِّنْهُم مَّوَدَّةً وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ {الممتحنة/7} 

(60/7) “‘Asa(A)llâhu en yec’ale beynekum ve beyne-lleżîne ‘âdeytum minhum mevedde(ten) va(A)llâhukadîr(un) va(A)llâhu gafûrun rahîm(un)”

(60/7) Umulur ki Allah, sizinle, düşmanlık ettiklerinizin arasına yakında bir sevgi de verir ve Allah'ın gücü yeter ve Allah, suçları örter, rahimdir.

----------------

 Nefsin sadece emmare, levvame, mülhime yönleri yoktur. Nefsin mutmainne, radiye, mardiye ve safiye yönleride vardır. Nefis eğitilince nefiiiis olur denilmiştir. Nefsin kötü ahlakları eğitim ile iyi yöne döner. Ve iyi ahlaklarını salik kullanmaya başlar. (M.D.) Nefste "Düşmanlık": İnsan, nefsinin bazı arzuları, korkuları, inkârları, takıntıları ile sürekli bir iç çatışma (mukatele) halindedir. Kalp, akıl ve nefs arasında bir düşmanlık vardır. Bu içsel bölünme, kişinin kendi hakikatine yabancılaşmasıdır.

 "Sevgi Vermek" (Mevedde): Allah'ın vereceği bu sevgi, "kalp selâmeti" ve "nefsin itmi'nân" bulmasıdır. Bu, "Fenâ" mertebelerinden sonra gelen "Bekâ" halinde, nefsin tüm parçalarının (kuvvelerin) Hak'ın emri altında birleşmesi, uyum içine girmesidir. Nefs-i mutmainne makamı budur: Nefs, artık düşman değil, Allah'ın emrine amade bir dost haline gelir. Bu, içsel barıştır (selâm).

 "Umulur ki (Asâ)" İfadesi: Bu, bir "müjde ve teşvik"tir. Aynı zamanda, bu birliğin ancak Allah'ın dilemesi (meşîet) ve lütfu (fadl) ile gerçekleşeceğini gösterir. Kul, bu bütünleşme için çaba gösterir (mücâhede), ama netice Allah'ın takdirindedir.[15]

 Kûr’ân-ı Keriym; Bakara Sûresi; (2/260) Âyetinde bu hâle işaret vardır. 

 (Ve iz kâle İbrâhimü rabb’i keyfe tühyilmevta, kâle evelem tü’min, kâle belâ ve lâkin liyetmeinne kalbi, kâle fehuz erbaeten minettayri fesurhünne iley- ke sümmec’al alâ külli cebelin min hünne cüz’en sümmed uhünne ye’tineke sagyen, vaglem ennellahe azîzün hakîmün.) Meâlen: Hani İbrâhim: “Rabb’im! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” dediğinde, “inanmıyormusun?” deyince de, “hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın- mutmein olsun” demişti: “Öyle ise dört kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler; o halde ALLAH’ın Azîz ve Hakîm olduğunu bil” demişti.

 Özet yorum: 

 Mertebe-i İbrâhimiyye’nin, bir mertebesi olan Mutmeinnilik yani müşahedeli yaşantı, bu Âyet-i Kerime ile idraklerimize sunulmaktadır, yavaş, yavaş incelemeğe çalışalım. Bilindiği gibi Ulûl azm peygamberlerden olan İbrâhim (a.s.) mın hayatında bizler için birçok örnekler vardır. Bunlardan biri de (ba’sül ba’del mevt) öldükten sonra di- rilmedir. Bu ise seyrü sülûk yolunda yaşanması gereken bir aşamadır. Burada ki; ölüm fena fillâh mertebesinde ki külli ölüm değil mahalli ölüm ve dirimdir. 

 İbrâhim (a.s.) ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istediğini bildirmiştir. Bu hususta (Mutmain) olmaya çalışmakta idi, çünkü bu muhteşem hayatın başı ve sonu olan iki oluşum, diriliş ve ölüm, insânlığı, şuurlandığı ilk günlerden itibaren derinden ilgilendirmiştir. 

 İbrâhim (a.s.) dahi bu hususta müşahedeli bilgiye ulaşmayı istiyordu. 

 Bu isteği karşısında, Rabb’ı (inanmıyormusun?) o da evet inanıyorum, fakat kalbimin (Mutmein) yani bu hususta güvenle tatmin olmasını istiyorum demişti.

 (Öyle ise dört kuş al, onları kendine alıştır.) Tefsirlerdeki rivayetler bu kuşların, (tavus, horoz, karga, güvercin) olduğu yo- lund dır. Cenâb-ı Hakk’ın bu dört kuş-u tecrübe için belirtmesi tabii ki birçok hikmete ba- ğlıdır.

 Bu kuşların üçü (Nefs-i Emmâre) yi biri ise (Nefs-i Levvâme) yi ifade etmekte- dir. 

 Tavus; süs ve zineti, dünya ya bağlılığı, gösterişi. 

 Horoz; gazab ve hücum kuvvetini. 

 Karga; düşük adi tabiatı. 

 Güvercin; heva ve hevesi, ifade etmektedir. 

 İşte bu hadise kişilerde, genelde var olan bu tabiatların öldürülmesinin gerekliliğini açık olarak ifade etmektedir.

 Mutmeinne mertebesine gelirken bu ahlâkların bir kısmının zaten geçilmiş olması gereken oluşumlardır, ancak bura da tekrarlanması gerçekten bu ahlâkların öldürülme hükmü ile mutlak mânâda kendi konturolünde olmasının gereğinin belirtilmesidir.

 (Onları kendine alıştır.) Yani, onları eğit düşük ahlâklarını iyiye dönüştür, sana faydalı ve ehil olmalarını sağla, öyle bir itaat ehli olsunlar ki; (sonra onları parçala) dığın zaman sana hiç bir şekilde karşı gelmesinler. 

 Tefsirler bu parçalanmayı genelde, şöyle anlatırlar. 

 “İbrâhim (a.s.) o kuşları aldı, kafalarını koparıp yanında alıkoydu ve bedenlerini parça, parça ayırıp birbirleriyle karıştırdı, dörde bölüp dört dağın başına koydu. 

 Tekrar; tefekkür yoluyla özet olarak hadiseyi incelemeye devam edelim. 

 Yukarıda belirtildiği üzere, dört kuştan ikisi, karga ve güvercin, gök ehli, tâvus ve horoz, ise kanatları olduğu halde yer ehlidirler. Arada sırada uçuş yapsalarda kısa süreli olur. 

 Bu dört kuşun hayvani ahlâkları bizlere bu yönlerden gelmektedir. 

 Karga; karanlığı, nefsi Emmâre’nin kurduğu pusuları, belirsizliği, acaba’ları, adi düşük tabiat lı işleri, ve daha benzeri bir çok şeyleri. 

 Güvercin; heva ve hevesi, Hakk’a dayanmayan ne türlü bilgi, oluşum, yaşam ve muhabbet var ise hepsini ifade etmektedir, bunlar bize havadan yani, heva’mızdan gelmektedir ki; hepsine birden hevaiyyat veya evhamlar denir, bunların hepsi de karanlık ve belirsizliktir, insanın yalnız başına savaşabileceği şeyler değildir, bu hallerle yaşayan insanlar ömürlerini heva ile heba etmiş olurlar. 

 Tavus; süsü, süslenmeyi, dünya ya bağlılığı, nefsi benliğin en şiddetli şekliyle yaşanmasını, önder olup yönetme arzusunu, her kesten üstün görünme çabasını, ve benzeri bir çok şeyleri ifade etmektedir. 

 Horoz; hakkında bilindiği gibi, bir söz, darb-ı mesel, vardır, deniliyor ya, (her horoz kendi çöplüğünde öter) işte meşhur olduğu mahâl–yer çöplüktür ve burası nefs-i Emmâre’nin çöplüğüdür. Kendine göre değerli gibi olan bu çöplük onda çöplük ahlâkını da oluşturur. 

 Eğer horoz ahlâkı, kişinin beden çöplüğünde hâkim duruma geçerse, orada ötme- ğe ve orasının hakimi olmaya çalışır, böylece kişinin belirgin ahlâkı farkına dahi varmadan o ahlâkın özellikleri ile yaşamını sürdürür hale gelir. 

 Böylece kişi tevhid eğitimi alamassa, iki yönden gökten, yani heva’dan, yerden, yani nefs-i Emm­âre’ den aldığı yanlış kıstaslarla yanlış hesaplar yaparak ömrünü, yani vaktini yanlış yerlerde ve yanlış işlerde sonu hüsran olacak bir biçimde geçirmiş olur. 

 Hayat sahibi olan her bir birey olan bizlerin bu çok hassas meselelerin özüne vaktiyle eğilebilmemiz her birerlerimizin lehine olacağı aşikârdır. 

 (Sonra onları parçala.) Eğer onların ahlâklarının üstümüzden gitmesini arzu ediyorsak Âyette belirtilen emre uyarak evvelâ onları parçalara bölmemiz gerekmektedir, yani onları olduğu gibibütün bırakmayıp ufaltmamız gerekecektir ki; faaliyetleri de küçülsün ve mücadelesi kolaylaşsın.

 O hayvanların parçalanmış karışık fakat toplu olan uzuvlarını kendi adetleri üzere dörde böl ve onları (her dağın üzerine bir parça koy.) yani dört dağın üstüne dört par ça koy. Bu dağlar kişinin varlığında mevcud (anâsır-ı erbaa) “dört ana unsur” yani dört ana madde dir ki; bunlar da, toprak, su, ateş, hava, dır. 

 Bu unsurların lâtif ve kesif olmak üzere iki özellikleri vardır, lâtif taraflarıyla Hakk’a kesif taraflarıyla da nefs-e hizmet ederler. 

 Bu dört ana unsurun, dağ’ın her birerlerinin üzerine dört kuşun karıştırılmış dört kısmının konması bu kuşların bütün ahlâklarının dört unsur ile de eşit olarak imtizac etmesi yani mizaçlarının-ahlâklarının hepsinin-hepsinde dengeli ve itidâl üzere olacak şekkilde bulunması içindir ki; her yönden yapılabilecek terbiye ile terbiye edilebilsinler.

 İşte bu oluş kişinin bu ahlâklarına hâkim olduğunu ancak bu hâkimiyetinin bir eğitim neticesinde gelişebileceğini bildirmektedir. 

 (Sonra onları çağır.) Eğiticisi tarafından güzel eğitilmiş olan hayvanlar çağırıldıkları zaman hemen gelirler. Onların da asılları bize dayandığından ve başları, yani a’yan-ı sabiteleri–programları bizim cebimizde-bünyemizde olduğundan, biz onların âmiri ve var edicileri olduğumuzdan bizim emrimize uymak zorundadırlar. 

 (Koşarak sana gelirler.) Eğitim gereği parçalanmış olan o duygular asıllarına bağlı olduklarından bulundukları anasır tepelerinden çağrılınca merkeze doğru (sâ’y) ederek-koşarak-sevinerek gelirler ki; tekrar eski ferdî varlıklarına kavuşsunlar. 

 Ancak artık onlar giden kuşlar değil onların bedelleri ve yeni bir inşa ile oluşan sadece Rahmâni tarafları faaliyyet sahasında gözükecek varlıklar olacaklar dır. 

 Böylece iki yönden, bundan sonra, yerden ve gökten gelebilecek tehlikeleri haber vererek Hakk yolcusunun en büyük yardımcıları olacaklardır. 

 Tavus; kanatlarını ve kuyruğunu açtığında güzelliğinin en kemâlli hâline ulaştığı gibi Hakk yolcusu sâlik de kendi rahmet kanatlarını açtığında öyle bir güzelliğe ulaşıp çevresinde olanları da kanatlarının altında koruması bu güzelliğin oluşmasına sebeb olacaktır. 

 Horoz; müezzinliğe başlayıp davetçi olacak ve böylece kendinde bulunan erliği erginliği ile çoğalmaya sebeb olacaktır. 

 Karga; karanlık yerlerde yapılan fitneleri ve düşmanlıkları onlar farkında olmadan kara renginden istifade ederek aralarına girip o fitnelerden haber vermesi ve hava değişikliklerinden de haber vermesi bizleri tehlikelerden korumağa sebeb olacaktır. 

 Güvercin; ise, Hakk yolcusu sâlikin gök ve gönül habercisi olacaktır. 

 Nefs-i Emmâre hükmünde birçok hayvan görünümünde olan Cenâb-ı Hakk’ın (Hay) esmâsının zuhur mahalli o varlıklar, Rahmâni mânâda kullanıldığı zaman insân oğluna ne derece faydalı olduğu Kûr’ân-ı Keriym de küçük hikâyeler halinde bildirilmiştir. 

 İşte bunların dördü, tavus, horoz, karga, güvercin, dir. İbrâhim (a.s.) ile birlikte ifade edilmişlerdir. Bu sûretlerde var olan Hay esmâsının zuhurları bu mertebede gerçek değerlerine irfaniyetle ulaşmaktadırlar. Aksi halde o zuhurlar hep töhmet altında kalıp kötü örnekler olarak değerlendirilmektedirler ki; çok yanlış ve haksız bir uygulamadır. 

 Nûh (a.s.) epey zaman sularda dolaştıktan sonra güvercin’ i göndererek suların halinden haber almak istedi güvercin de bir zeytin dalı ile döndü. Böylece suların çekil- mekte olduğu anlaşıldı. 

 Cenâb-ı Hakk. Mûsâ (a.s.) ma “asânı yere bırak” dediğinde, asâ-değnek, bir yılan olarak müneccimlerin ürettikleri bütün araçlarını yuttu gitti. 

 Yunus balığı yunus (a.s.) mı bir müddet kendi evinde misafir etti. 

 Süleyman (a.s.) mın hüd hüd kuşu ona bilmediği haberleri getirdi. 

 Ashâb-ı Kehf’in köpeği onların nöbetçisi-bekçisi oldu. 

 Salih (a.s.) mın nakata-devesi taştan çıkarak onun mucizesi oldu. 

 Ve âlemlerin sultânı ile dostuna nöbetçilik yapan güvercin ile örümceğin ne hikmetli bir iş yaptıkları ortadadır. 

 Güvercin’in özelliklerine daha evvelce kısaca değinmiştik, burada ise örümceği anlamağa çalışalım. Bilindiği gibi örümcek, sinsiliği, ağa düşürmeyi, avcılığı, ifade etmektedir. Ördüğü ağa düşen avlarını sinsice avlar yapmış olduğu, örmüş olduğu ağlar, kendi cüssesine göre çok kuvvetli bir örgü ipine sahiptir. 

 Sevr mağarasında içeride iki mübarek kişi onları avlamaya gelen, dışarıda bir gurup ihtiraslı kişiler. İzci, aradıklarının sürdürdükleri izlerden mağara içerisinde olacaklarını kesin olarak söylemekte, fakat etrafındakiler sahnede gördüklerini beşeri bir anlayışla değerlendirdiklerinden gerçeğe ulaşamamaktalar. 

 İşte o anda onlara güvercin kendi nefs-i anlayışları üzere hayal ve vehim ile göründü, onlar da hayal ve vehim ile kıyas ettilerinden içeride kimsenin olamıyacağına kanaat getirdiler. Çünkü güvercin yuvasında yumurtaların üstünde oturuyor idi. 

 Eğer buraya birileri girmiş olsaydı, güvercinin korkudan uçup giderek orada olmaması gerekecekti. Halbuki güvercin hiç korkmamış ve rahatsız olmamış idi ki, yerinde duruyordu. 

 Ve örümcek; onlara zihnen öyle bir oyun oynadı ki; içeridekilere en yakın oldukları bir zamanda onlarıdışardakileri oradan kendi düşünce ve istekleriyle uzaklaştırdı. 

 Örümcek onlara öyle kuvvetli hayal ve vehim ağı ördü ki; o ağı aşıp içeriye ulaşmaları hiç mümkün olmadı. 

 Bu iki küçük (Hay) vanın-yaşayan varlığın karakteristik ahlâk ve zanları onların o anda bütün benliğini sararak orada oluşan manzaraya hayal ve vehimlerinin kendilerine verdiği hayali kıstas-ölçümlerle içeri de kimsenin olamıyacağına dair oldu. Çünkü içeriye girilmiş olsaydı bu örümcek ağı da mağara ağzında olmaz idi. Diye, düşündüler. 

 Eğer onlar bu vehmi kıstası yapmayıp, izci nin tecrübeli sözlerini az bir mantıkla dinlemiş olsalardı, içeriye eğilip bakarlar ve içerdekilerini görürler idi.

 İşte eğitimin varlıklar üzerindeki açık durumu böylece ortaya çıkmış olmaktadır. 

 Daha evvelce Nefs-i Emmâre hükmüyle faaliyyet gösteren bu duygular eğitildiğinde, kişiye–sahibine ne derece faydalı olduğu açık olarak görülmektedir. 

 “Bu tür hikmetlerle:” 

 (O halde Allah’ın azîz ve hakîm olduğunu bil) demişti. 

 Allah’ın azîz izzet sahibi, hakîm hikmet sahibi, “her şeyi yerli yerinde yapan” olduğunu bil diyerek, böylece bazı şeyleri bildirmek istemişti. 

 Bu hadise İbrâhim (a.s.) mın şahsında onun hayatından bir bölüm olarak bizlere sunulmuştur. 

 İbrâhim (a.s.) (İSR’) in yani “gece yolculuğu” nun–

seyr-ü sülûk’un çok mühim makamlarından biridir. Onun bir kendine ait yaptığı seyr-ü sülûku vardır, hem de onda başkalarına örnek birçok mertebenin yaşantısı da vardır. Bu hadise ise onun mutmein’ nilik mertebesine ulaşınca Rabb’ından istediği bir talebidir ve ondan da biz lere birer armağan tecrübe ve yol göstermedir. 

 Kâ’be-i muazzama da ki ayak izi de onun takib edilmesinin gereğidir. Ancak o ayak izini takib ederek, Hakk’a ulaşmanın mümkün olabileceği açık olarak ifade edilmektedir. 

 Bu ulaşılan “Mutmeinne”lik, dördüncü mertebe ilk huzur bulunan, belirli denge sağlanan bir mertebedir. Ancak her mertebenin kendi içinde kendine ait ayrı ayrı Mutmeinne’lik hali vardır. 

 Eskiden dergâhlarda sâlik bu mertebeye ulaşınca başına “arakiye” ismi verilen “fes“ benzeri, krem renkli bir başlık giydirilerek ödüllendirilir idi.[16] “ İz- -T-B- ”

----------------

 لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ {الممتحنة/8} 

 (60/8) “Lâ yenhâkumu(A)llâhu ‘ani-llezîne lem yukâtilûkum fî-ddîni velem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn(e)”

 (60/8) Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi, ülkenizden çıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karşı insafla, adaletle muamelede bulunmanızı nehyetmez; şüphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever.  

---------------- 

 Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicretinde Yahudiler ile Medine anlaşması yapmıştır. Medine “Medeni “olmak üzere yapılan anlaşması Medeniyet anlaşmasıdır. (M.D.) Medine Vesikası, İslam tarihinin en önemli belgelerinden biri olma özelliğine sahiptir. İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed'in Medine'ye hicret ettikten sonra, şehirde yaşayan farklı din, kültür ve ırktan insanlar arasında birlik, barış ve adaletin sağlanması için kabul edilen bir vesikadır.

 Kişinin kendi varlığında bulunan nefsi emmare ona muti olduktan sonra artık nefsinin dizginlerini elinde tutmak şartı ile onla anlaşma yapıp nefsine insaf ve adalet ile davranmalıdır. “Adl” kalb hikmetidir. Kişide kalb hikmeti ile muamele etmeye başladığı zaman orada “Şuaybiyet hakikati” oluşmuştur. Ve bu kalb, akıl Mûsâ’sının eğitimini üstlenecektir. (M.D.) 

 “Birr" ve "ihsan" kavramları, velâyet makamının bir gereği olarak, varlığa Allah'ın nazarıyla (gözüyle) bakmanın sonucudur.[17] 

 “Birr” “Berr” “Berr” ise Berat tır. Haikatte iyilik ederler Berat gecesine ulaşıp idrak edenlerdir.

 Ber’at gecesi sadece senede bir defa gelen bir gece değil, ayrıca hayatında gerçek bir yaşam olan “kendine ulaşma” yolunda büyük bir aşamadır. 

 Kişi kendine ulaşamazsa Hak’ka da ulaşmasına yol yoktur. 

 Birimsel varlığın Hak yolunda en büyük engeli kendine ulaşamamasıdır. 

 İşte bu nedenle burası bir yol ayrımıdır. 

 Burada ya benliği ile hayatını sonuna kadar sürdürür, Hak’tan ayrı düşersin veyahut kendini aradan kaldırır, gerçek batını “berr”e ulaşır beratını alırsın:

 İşte o zaman kıblen değişir, gerçek kıblene dönersin. Özel hitapların gelmeye başladığı yer burasıdır.

 Onun için Kuran-ı Keriym bu gecede dünya semasına inmeye başlamıştır, bir başka ifade ile senin gönül semana ilahi hakikatler inmeye başlar. Çok yüce ve ulvi hallerin başladığı bu hali Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin.[18] “ İz- -T-B- ” 

----------------

 إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ {الممتحنة/9}

(60/9) “İnnemâ yenhâkumu(A)llâhu ‘ani-llezîne kâtelûkum fî-ddîni ve ahracûkum min diyârikum ve zâherû ‘alâ ihrâcikum en tevellevhum vemen yetevellehum feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)”

(60/9) Allah, ancak din uğrunda sizinle savaşanlara ve sizi ülkenizden çıkaranlara ve çıkmanız için onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gerçekten de zalimlerin ta kendileri.

----------------

 Âyette, Ahadiyet mertebesi, Uluhiyet mertebesinin emrini anlatmaktadır. 

---------------- 

 Din uğrunda sizin ile din uğrunda sizinle savaşanlar Medine vesikanı bozan Yahudiler ve din uğrunda savaşıp ülkenizden çıkaranlar yani Mekke’den çıkaranlar ise Mekke müşrikleridir.

 Hakikatte ise oluşan gönül mescid’inden esmâ ve sıfât mertebesini bozmak isteyen hayali ve vehimi tarikat anlayışıdır. Gönülde esmâ ve sıfât mertebesinin hakikatleri olduğu sürece orada hüküm süremeyeceği ve nefsi emmarenin eski anlayışının o gönülde yer bulamayacağı açıktır. 

 Ve sizi yurdunuz olan gönül kabesinden çıkaran nefsin hakikati inkar eden yönü ile savaşın, 

 Ve nefsi emmare yardım eden heva, hayal ve vehim kuvvetleri ile dost olmanızı “Uluhiyet” mertebesi tarafından yasaklanmış, engellenmiştir. 

 Kim nefsi emmarenin heva, hayal ve şeytani vehim yönünü severse hakikatine zulmetmiştir. (M.D.)

 "Sizinle Din Uğrunda Savaşanlar (Ellezîne Kâtelûkum Fî'd-Dîn)" Bu, insanın "kalbindeki hakikat arayışına (dine) ve tevhid bilincine doğrudan saldıran nefsânî ve şeytanî güçler"dir. Bu, en açık ve en tehlikeli düşmanlıktır. İnsanın içinde, onun ibadetini, zikrini, tefekkürünü baltalamaya, iman şuurunu yok etmeye çalışan her türlü vesvese, şüphe ve inkâr dürtüsü bu kapsamdadır. Bu, "cihad-ı ekber"in (büyük savaş) hedefidir.

 "Sizi Yurdunuzdan Çıkaranlar (Ve Ahrecûkum Min Diyârikum)" "Yurt (diyar)", insanın "fıtrî ve aslî hali olan tevhid yurdu, kalp huzuru (sekîne) ve marifet iklimi"dir. Bu yurttan çıkarmak, insanı "gaflet", "şirk-i hafî" ve "nefsânîlik" çölüne sürüklemektir. İnsanı bu manevi yurdundan çıkaran şey, onun kalbini dünyaya, şehvetlere, hırslara ve gurura bağlayan her türlü dış etki (çevre, kötü arkadaş) ve iç eğilimdir (heva).

 "Çıkarılmanıza Yardım Edenler (Ve Zâherû Alâ İhrâcikum)" Bu, en sinsi aşamadır. Bu, nefsin açık savaşını veya doğrudan çıkarmasını destekleyen, onu meşrulaştıran, kolaylaştıran "aracı güçler ve mazeretler"dir. Örneğin: "Biraz dünyalık toplayayım, sonra ibadete veririm kendimi" diyerek hicreti ertelemek; "şu makama ulaşayım, sonra tevbe ederim" demek; veya "bu şartlarda ibadet etmek zor, biraz gevşeyeyim" bahanesi... Bunlar, nefsin insanı asıl yurdundan çıkarma operasyonuna verdiği "yardım"dır. Ayrıca, kişinin kalbini hakikatten uzaklaştıran her türlü "kötü arkadaş" veya "sapkın fikir" de bu kapsamdadır.

 "Kim Onları Dost Edinirse, İşte Onlar Zalimlerin Ta Kendileridir (Fe Ulâike Humu'z-Zâlimûn)" Buradaki "zulüm (zulm)", "bir şeyi olması gereken yerden (mevzi') başka bir yere koymak"tır. En büyük zulüm, "vahdet" (birlik) dairesinde, bir şeyi Allah'tan ayrı ve bağımsız bir "dost" (velî) olarak görmek ve ona kalbi bağlamaktır. Bu, hakikatte "şirk"tir.

 Kişi, kendisini yok etmeye, manevi yurdundan sürmeye ve bunu desteklemeye çalışan nefsi, şeytanı veya dünyayı "dost" edinirse, varlığın birliği ilkesini (tevhid) çiğnemiş, kendi gerçek menfaatine ve varlığının kaynağına karşı zulmetmiş olur. Bu zulüm, kişinin kendi nefsine karşı işlediği en büyük haksızlıktır.[19]

----------------

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُم مَّا أَنفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ {الممتحنة/10} 

(60/10) “Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû izâ câekumu-lmu/minâtu muhâcirâtin femtehinûhun(na) (A)llâhu a’lemu bi-îmânihin(ne) fe-in ‘alimtumûhunne mu/minâtin felâ terci’ûhunne ilâ-lkuffâr(i) lâ hunne hillun lehum velâ hum yahillûne lehun(ne) ve âtûhum mâ enfekû velâ cunâha ‘aleykum en tenkihûhunne izâ âteytumûhunne ucûrahun(ne) velâ tumsikû bi’isami-lkevâfiri ves-elû mâ enfaktum velyes-elû mâ enfekû żâlikum hukmu(A)llâh(i) yahkumu beynekum va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)”

(60/10) Ey inananlar, size, yurtlarından göçmüş olan iman sahibi kadınlar geldi mi onları sınayın artık, Allah, onların inançlarını daha iyi bilir; siz de onların inanmış olduklarını bilince onları gerisingeriye kafirlere göndermeyin; ne onlar, kafirlere helaldir, ne kafirler, onlara helal ve onlara, kocalarının vereceği nikah parasını verin ve nikah paralarını verdikten sonra onları, kendinize nikahlamanızda da bir vebal yoktur size; kafir kadınlarıysa nikahlamayın, nikahınızın altında tutmayın onları ve sarfettiklerinizi isteyin ve kafirler de, size gelen inanmış kadınlara sarfettiklerini istesinler; işte budur size Allah'ın hükmü, o hükmeder aranızda ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.   

----------------

 “Kadın” nefis hükmündedir. İmtihan edilmesi istenen inanan nefislerdir. Onlara birkaç soru sorun yoklayın ki hakikattan haberdarlar mı? Bir bakıma yol ehli olmaya gelen salike de bir süre denenir. Hakikat yoluna uygun mudur? Yapabilecek mi? Yapamıyacak mı? Diye sınanır. Ve birden denenmeden, küçük bir takım imtihanlar edilmeden, nefse batan iğnelere dayanabiliyor mu? Görülmeden eski yaşantıları olan hakikati ilahiyyeyi örten, gizleyen yaşantılarına gönderilmez. 

 Nikah konusuna gelince, bu enfüsi içsel salikin yaşamı ile alakalıdır. “Nefsin” inanan yönleri şeriat, tarkiat, hakikat, marifet mertebeleri ile yapılan nikatır. Kocalarına verilen bedel ise salikin yaptığı, zikir, sohbet ve tefekkür çalışmalarıdır. 

 Kafir kadınların nikahlanmaması ise, nefsi emmamenin hayali ve vehimi üretkenliği ile birlikte olma konusunda sözleşmesidir. (M.D.) 

 "Mü'minât Muhâcirât" (İman Ederek Hicret Eden Kadınlar): Nefsin Hakikate Kaçışı, Bu, "nefsin, küfür ve dalalet (kâfir) yurdundan, iman ve hakikat (mü'min) yurduna hicret etmesi"dir. "Kadın" (nisa) sembolizmi, tasavvufta genellikle "nefs"i temsil eder. Muhâcirât (hicret edenler), "tevbeye, zühde ve hakikate yönelen, eski nefsânî hallerini terk eden nefsler"dir. Bu hicret, zorunlu ve samimi bir kaçıştır; nefs, artık küfür yurdunda (gaflet, şirk) barınamayacak hale gelmiştir.

 "Onları İmtihan Edin (İhtebi'ûhunne):" - Tahkik ve İkrar, "nefsin bu yeni halinin (iman ve hicret) sahih olup olmadığını, takliden mi yoksa tahkiken mi olduğunu muhasebe etmek, sınamak"tır. Salik, nefsinin "ben tevbe ettim, ben âbidim" iddialarını sorgulamalı, onun samimiyetini (ihlâs) test etmelidir. Bu, "mücahede"nin bir parçasıdır. "Allah onların imanlarını daha iyi bilir" ifadesi ise, bu sınamanın son sözünün Allah'a ait olduğunu, kulun ise ancak zahirî ölçülerle (ikrar, amel) hareket edebileceğini gösterir. 

 "Onları Kâfirlere Geri Göndermeyin": "Hakikate hicret eden nefsi, asla eski küfür ve gaflet hallerine (kâfir 'koca') geri döndürmeyin." Nefs, bir kere hakikati tanıyıp onun yurduna girdikten sonra, onu tekrar nefsânîlik, hevâ ve gaflet ile "evlendirmek" (barıştırmak, uzlaştırmak) büyük bir hatadır. Bu, "irtica" (geri dönüş) yasağıdır. Nefs ile küfür arasındaki nikâh, artık bâtıl olmuştur.

 "Onlar (Bu Kadınlar), O (Kâfir)lere Helâl Değildir, Onlar Da Bu Kadınlara Helâl Değildir": "Helâl", birleşmenin meşruiyetidir. "İman" ve "küfür", birbirine zıt (mütenâfi) iki haldir; bir arada bulunamaz, birleşemezler (te'lif). Kalpte iman nuru parladığında, küfür karanlığı ile bir arada duramaz. Bu, varlık düzeyinde bir ayrılık (infisâl) ilkesidir. Nefs, ya hakikate (iman) ya da vehme (küfür) bağlanır; ikisi birden olamaz.

 "Mehirlerini Kendilerine Verin... Mehirlerini Verdiğiniz Takdirde Onları Nikâhlamanızda Günah Yoktur": Kâfir koca (eski küfür hali), nefse bir "mehir" vermiştir. Bu, "nefsin, küfür halindeyken elde ettiği ve ona bağlanmasına sebep olan her türlü dünyevî ve nefsanî 'kazanç' (kesb)"dir: Gurur, kibir, mal, şöhret, kötü alışkanlıklar vs. Bu "mehir", nefsin küfür yurdundan ayrılırken geri verilmelidir. Yani, nefs bu eski kazançlardan ve bağlardan tamamen arınmalı (tecrîd), onları iade etmelidir. 

 Yeni Nikâh: Bu arınmadan (mehri iade) sonra, nefs "hakikat" ile yeni bir "nikâh" kurabilir. Bu, "nefsin, kalp veya ruh (Müslüman 'koca') ile hakiki bir birleşmeye (ittisâl) girmesi"dir. Bu, tasavvufta "nefs-i mutmainne"nin makamıdır. Bu birleşme, ancak eski bağlardan (mehir) tam kurtulduktan sonra helâl olur.

 Kâfir Kadınları Nikâhınızda Tutmayın... Sarfettiğinizi İsteyin": Tüm bu içsel düzenlemeler, "İlâhî Tedbir"in (Tedbîrât-ı İlâhiyye) bir tecellisidir. Hakikat ile küfür, iman ile nefs arasındaki bu ince ayrım ve birleşme kuralları, varlığın düzenini (nizam) sağlayan ilâhî hikmettir. Allah "Alîm"dir, her nefsin halini ve istidadını bilir. "Hakîm"dir, her durum için en uygun hükmü (bu içsel kanunları) koyar.[20] 

 İmtihan yakkında bir zamanlar oluşmuş bir zuhurat ve yorumunu buraya alıyoruz.

------------------------

 (مِنْكَو السّلامُ) Ve Min Kesselâm (مِنْكَو السّلامُ) Vemin Kesselâm” yakın bir zamanda, gördüğüm zuhûrâtın bir bölümü bununla alâkalıydı. 

 Selâmsız da iki üniformalı kız öğrencinin Bab’ül Kâ’be kapısı adlı okulda imtihana girecekleri konuşmasını şâhid olup, daha sonra bu okulu araştırım diyerek oradan ayrılıyorum. 

 (سَلَم) “Selâm”[21] bilindiği gibi Efendi Babam’ın kendisine ait olan “Rabbi Hass” özel esmâsıdır. Bu muhitte Celveti Şeylerinden Aziz Mahmud Hüdâi hazretlerinin hâlifesi olan Selâmi Âlî Efendinin tekkesi bulunduğu için Selâmi Ali Mahallesi ismi verilmiştir. Bağlarbaşı semtinden aşağı tekkesine inerken yukarıda bulunanlara “Selâm” verir tekkesinin yakınında bulunanlara “Selâm” vermezmiş.[22] Etrafındakilerin dikkatini çeken bu hadise karşısında birisi efendim bu işin hikmeti nedir diye sorunca; benim gördüğümü sen de görsen “Selâm” vermezdin demiş. Meğerse burada bulunan kişilerin siretleri olan hayvan ahlâklarını sûretlenmiş hâlini bu kişilerde görürmüş. Olmuş mu? Onu bilemem, anlatılan hâdisatı bir yerden duymuştum. Ama olmayacak işte değildir. 

 Bunun verdi konusu bize lazımdır… Zuhûrâtta gördüğüm, İmtihan (سورة الممتحنة) 60. “Mümtehine Sûresidir”. 60 sayısının, harfsel ifadesi (س) “Sin” harfidir. “Sin” de insân demektir. İşte iki rek’atlık zâhir ve bâtın namazı 7. Gün olan Cum’a günü itibari ile geldiğimiz bu dünya hayatından sağ ve sol ehline selâm vererek çıkarız. İster bunun farkında olalım, ister olmayalım. Bu dünya hayatına Zât-i hakikatler bünyesinde olarak her (اِنسان) “İnsân” gelmektedir. Bundan gafil olsun olmasın… İşte doğu halkı bunun gafletinde sadece sağa selâm verir, ister batı halkı ve inkâr edenler sol tarafa selâm verirler. İrfan ehli ise (س) “Sin” Olan “İnsân”ın hakikatini bilir ve her iki tarafa selâm verir. İşte ins, nâs, insân, “Sin” ile Hazreti Âdemiyet devresinden Hazreti Muhammediyet devresine kadar hangi devrede ve ma’nâda yaşıyorsa, (سَلَم) Selâm verip, bu hayat namazından çıktığı ve musallâ taşına gelip (فاتحة) Fâtiha hakikati üstünde zuhûra geldiği zaman, (مِنْكَو السّلامُ) “Vemin Kes-Selâm” bu dünya hayatına dönük olan (سَلَم) “Selâm” yönü kesilmiş olur. İşte bu işin sonu sağ ehli olmuş ise “İkram’ın Cemâl” yönü olur. Sol ehli olmuşsa bu “İkram Celâl” olur. İrfan ehli, Tevhid ehli olmuşsa bu kişi Zât cennetine dâhil olur. Cennete dâhil olana Rabb-inden selâm vardır. Bu Allah (c.c.)’tan değil, sadece kendi zannın da olan hayâlî kurgusu olan Rabb-in dendir. Zât cennetine nâil olanlar, bizâtihi hakiki Rablerini ve Allah (c.c.)’nü müşahâde edeceklerdir.

 İmtihan ile ilgili oluşan müşahade; Hakk’ın Nusret isminin ma’nâsının yardımı ile bu imtihanın Cem’den sonra fark âleminde elektronik ortamda girilen, ehliyet teorik yazılı sınavı olduğu anlaşılmıştır. Bu kendi varlığının Fenafirresül hâlinde idâre etmenin ehliyet imtihanı diyebiliriz.[23] “ İz- -T-B- ” 

---------------

وَإِن فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِّنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُم مِّثْلَ مَا أَنفَقُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ {الممتحنة/11} 

(60/11) “Elem tera ilâ-llezîne nâfekû yekûlûne li-ihvânihimu-llezîne keferû min ehli-lkitâbi le-in uhrictum lenahrucenne me’akum velâ nutî’u fîkum ehaden ebeden ve-in kûtiltum lenensurannekum va(A)llâhu yeşhedu innehum lekâżibûn(e)”

 (60/11) Ve eşlerinizin nikah paralarından bir miktarı, onlar gider de, elinizden çıkarsa nöbet size gelince, kafir kadınlarından inanıp size göçen bulununca eşleri gitmiş olanlara, ettikleri masraf kadar para verin ve çekinin o Allah'tan ki siz, ona inanmışsınız.  

----------------

 Eğer salik derslerinde ve tefekküründe tekrar nefsi emmarenin geri haline düşerse ve eski yaşantısına dönerse ve belli bir süre sonra hakikat yoluna dönmek bir isterse yola ve yolun büyüklerine ve yol ehline karşı bir edepsizlikleri olmamış ise ikinci bir şansı hakk eder. Gelene git, gidene gel denmez. Aksi bir durum yoksa ona tekrar çalıştığı geldiği seviyeden başlama hakkı verilir. Salikte bu geldiği yeri hatırlayıp çalışmalarına devam etmelidir. 

 Nusret Babam (r.a.) “salik bazen geminin arkasında, bazen önünde olur” der. 

 İki Yiğit Çıktı Meydana, İkisi de Birbirinden Merdane, Pehlivan Pehlivan Yendim Diye Sevinme, Yenildim Diye Üzülme… Diye er meydanın bir sözü vardır. Onun için nerede olduğuna bakmadan tavsiyelere uymalı ve nefsi emmare ile olan savaşta daimi olunmalıdır. (M.D.) 

 "Eşlerinizden Biri, Kâfirlere Gitse (İn Zâhebet İmraetün Ahadikum İle'l-Küffâr)": Nefsin Geri Dönüş Tehlikesi, “terbiye olmuş, hakikate yönelmiş bir nefsin (mü'minât), tekrar eski küfür ve nefsânîlik haline (küffâr) geri dönme, kayma ihtimali"dir. Tasavvuf yolunda bu, "irtidâd-ı ma'nevî" (manevi dönüş) veya "sülûkte gerileme" tehlikesidir. Nefis, bir anlık gaflet, şehvet veya gururla, kazanılmış manevi makamı terk edip eski bataklığına dönebilir. Bu, en büyük tehlike ve kayıptır.

 "Siz de (Onlara Karşı Zafer Kazanıp) Ganimet Alırsanız (Fe Âkabekum Fa's'ın)":  "Ganimet (fey')", burada "nefs üzerinde kazanılan zaferin, mücâhede sonucu elde edilen manevi kazanç ve fetih"dir. Bu, kaybedilen nefsin (kaçan kadın) yerine, "daha üstün bir manevi hal, yeni bir marifet veya güçlü bir yakîn" kazanmaktır. İçsel savaşta (cihâd-ı ekber), bir zafer (feth), genellikle bir kaybın telafisi ve ötesinde bir kemal getirir. Örneğin, nefsin bir zaafından (cimrilik) kurtulmak, onun yerine cömertlik gibi bir faziletin (ganimet) kazanılmasıdır. 

 "Eşleri Gitmiş Olanlara, (Eski) Hanımlarına Harcadıkları Mehir Kadar (Ganimetten) Verin (Fe Âtûllezîne Zehebet Ezvâcuhum Misle Mâ Enfekû)": 

 Tasavvufî yolculuktaki "denge (mîzan) ve adalet (adl)" ilkesinin ta kendisidir. Manevi yolcu (sâlik), bir nefsî zaafını (kayıp) telafi etmek ve ondan ders almak zorundadır.

 "Eski Hanıma Harcanan Mehir": Bu, o kaybedilen nefs haline (zaafa) "harcanan zaman, emek, dikkat ve enerji"dir. Belki uzun süre o zaaf ile uğraşılmış, onunla mücadele edilmiştir.

 "Ganimetten Vermek": Elde edilen yeni manevi kazanç (ganimet) ile o eski kayba (harcanan emeğe) bir "denklik (misl)" sağlamak gerekir. Yani, "O zaaf için harcadığım çabayı, şimdi kazandığım bu fazilet ile dengeleyeyim, onun üzerine bina edeyim." Bu, bir tür "içsel tazminat" ve "tecdîd" (yenileme) hareketidir. Kayıp, kazanca dönüştürülmelidir.

 Kendisine İman Ettiğiniz Allah’tan Korkup (Hakkı Gözetin) (Vettekūllahe-llezi Entum Bihi Mu'minûn)": Bu emir, tüm bu içsel sürecin (kayıp, ganimet, tazminat) ancak "takvâ" ile sahih olacağını bildirir. Takvâ, Allah'ı görür gibi ibadet etmek (ihsan) ve O'nun gazabından sakınmaktır. Burada özel anlamı: "Bu içsel hesapları ve adaleti, sadece Allah için (li-vechillâh) ve O'nun müşahedesi (ru'yetullah) altında yapın." Nefsin kaybına üzülmek veya ganimetine gururlanmak, bu süreci bozar. Asıl olan, her halde Allah'a yönelmek (ittikâ) ve O'na imanın gereğini yerine getirmektir. Takvâ, nefsin bu inceliklerde hile yapmasını (keyd) engelleyen en büyük koruyucudur.[24]

----------------

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ {الممتحنة/12} 

(60/12) “Yâ eyyuhâ-nnebiyyu izâ câeke-lmu/minâtu yubâyi’neke ‘alâ en lâ yuşrikne bi(A)llâhi şey-en velâ yesrikne velâ yeznîne velâ yaktulne evlâdehunne velâ ye/tîne bibuhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne velâ ya’sîneke fî ma’rûfin febâyi’hunne vestagfir lehunna(A)llâh(e) inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)”

 (60/12) Ey Peygamber, inanmış kadınlar, hiçbir şeyi Allah'a ortak kabul etmeyip şirk koşmamak ve hırsızlık etmemek ve zinada bulunmamak ve çocuklarını öldürmemek ve kendi çocuklarından başkasını eşlerine, ben doğurdum diye tanıtıp iftira etmemek ve sana, meşru ve güzel işlerde karşı gelmemek üzere biatlaşmaya geldikleri zaman biatlaş onlarla ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.

----------------

 Zahiri olarak âyette inanan kadından bahsedilsede, bâtında ise erkek veya kadın görüntüsünde olsa da daha henüz nisa hümünde olanlar için geçerlidir. 

 Şirk koşmamak; Allah’ın varlığından başka varlık kabul etmemektir. Buna kendi varlığıda dahildir.

 Hırsızlık etmemek; Nefsi emmaresinin hayal ve vehim ile hakikat ve hakikatinden çalmamasıdır. 

 Çocuklarını öldürmemek; kalb çocuğu olan gönül evladını nefsani fikirler ile öldürmeyip büyütmetir. 

 Kendi çocuklarından başkasını eşlerine, ben doğurdum diye tanıtıp iftira etmemek; nefsani hayali ve vehimi fikir ve aklı cüz programlarını Akıl mertebesi olan eşine bu nefsi küll kaynaklıdır diye tanıtmamaktır.

 Sana, meşru ve güzel işlerde karşı gelmemek üzere; Risalet mertebesinden gelen tavsiye ile Şeriat-i Muhammediye ve Aklı küll e uymaktır.

 Biatlaşmak; Abdiyet mertebresinden (eliyle) Risalet ve Uluhiyet mertebesi (ellerinin) tutulmasıdır.

 Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir; Buradaki suç “vucudi zenbike” hayali-vehimi vücüd-varlık günahı ile ben varım diyerek, Hakikat-i Muhammedi ve Hakikat-i İlahi mertebelerini örtüp-gizleme günahıdır, Allah (c.c.) rahimdir yani hususi rahmeti ile inananların daha önce işlemiş olduğu bu günahları af eder ve örter. (M.D.) 

 "Ey Peygamber! Mümin Kadınlar... Sana Biat Etmeye Geldiklerinde"  Buradaki "Peygamber", zahirde Hz. Muhammed (s.a.v.), bâtında ise "Hakikat-i Muhammediyye" veya "İnsan-ı Kâmil makamı"dır. "Mümin kadınlar" ise, "hakikate yönelen, iman nuruyla nurlanan nefsler"dir. "Biat", tasavvufta "sülûk" (manevi yolculuk) için mürşid-i kâmile verilen sözdür. Bu, nefsin, benliğini (enâniyet) Hakikat'in önünde teslim etmesi, onun terbiyesine ve talimatına kayıtsız şartsız teslim olma (islam) ahdidir.

 Biat Şartları: Nefsin Arınma (Tezkiye) Merhaleleri

 A) "Allah'a Hiçbir Şeyi Ortak Koşmamak (Lâ Yuşrikne Billâhi Şey'en)": Bu, "şirk"ten arınmadır. Zahirî şirk (puta tapma) değil, "şirk-i hafî" (gizli şirk) kastedilir: Nefsin, Allah'tan başka bir şeyi (mal, makam, şöhret, hatta kendi nefsini) otorite, sevgi ve korku merkezi haline getirmesidir. Tevhid yolunun ilk ve en temel şartıdır.[25]

 B) "Hırsızlık Yapmamak (Ve Lâ Yesrikne)": Bu, sadece mal çalmak değil, "hak etmediği, kendisine ait olmayan her şeyi nefsine mal etmek"tir. Manevi makam, ilim, keramet, hatta başkasının hakkı olan zaman, itibar, fikir... Nefs, sürekli olarak "benim" dediği şeyleri çoğaltma (iktisâb) eğilimindedir. Bu, "ene" (ben) hastalığının bir tezahürüdür.[26]

 C) "Zina Etmemek (Ve Lâ Yeznîne)": Bu, sadece fizikî zina değil, "haram olan her türlü birleşme ve karışma"dır. Nefsin, hakikat dışındaki her şeyle (mâsivâ) bâtınî bir ilişki ve bağ (irtibât) kurmasıdır. Kalbin, Allah'tan gayrısına meyletmesi, onunla "gizli bir aşk" yaşaması en büyük manevi zinadır.[27]

 D) "Çocuklarını Öldürmemek (Ve Lâ Yaktülne Evlâdehunne)": "Çocuk", nefsin "amel, fikir, niyet ve potansiyelleri"dir. Bunları "öldürmek", onları kötüye kullanmak, israf etmek, geliştirmemek veya bâtıl yollarda harcamaktır. Ayrıca, nefsin henüz kemale ermemiş, zayıf hallerini (evlâd) tamamen yok etmeye çalışmak değil, onları terbiye etmek (te'dib) gerekir. Bu, nefsin üretkenliğini ve bereketini koruma şartıdır.[28]

 E) "Elleriyle Ayakları Arasından Bir İftira Uydurup Getirmemek (Ve Lâ Ye'tîne Bi-Buhtânin Yefterînehüne Beyne Eydîhinne Ve Erculihinne)": Bu, çok derin bir semboldür. Cahiliye'de kadın, kocasına başkasından olan çocuğu "senindir" diye yuttururdu. Tasavvufta bu, "nefsin, kendi ürettiği kötü amelleri, yanlış fikirleri ve bâtıl inançları, hakikat ve marifet (eş) gibi göstermesi, onlarla övünmesi"dir. Yani, nefsin "ben"inden çıkan şeyi (elleri ve ayakları arasından), Hakk'ın bir lütfu (çocuk) gibi sunması, büyük bir iftiradır. Bu, riya, kibir ve enâniyetin ta kendisidir.[29]

 F) "Meşru Bir İşte Sana Karşı Gelmemek (Ve Lâ Ya'sîneke Fî Ma'rûfin)": Bu, biatin özü ve neticesidir. "Ma'rûf", "iyilik, güzel iş, hakikat" demektir. Nefs, Hakikat Rehberi'ne (Peygamber/Mürşid) veya ilâhî şeriata (hakikatin kanunları) asla itaatsizlik etmeyecektir. Bu, "tam teslimiyet (islâm)" ve "itaat (tâat)" halidir. Nefs, kendi hevâsına değil, hakikatin emrine tabi olacaktır.

 "Onların Biatını Kabul Et (Fe Bâyi'hünne)":  "Hakikat makamının, bu şartları kabul eden nefsi, kendi terbiyesine ve velâyet dairecine kabul etmesi"dir. Mürşid-i kâmil, bu ahdi kabul ederek nefse yolculuğunda rehberlik edeceğini taahhüt eder. Bu kabul, nefs için bir lütuf (fadl) ve yükseliş (urûc) başlangıcıdır.[30]

 Ayrıca “Biat” âyeti Fetih sûresi 10. Âyette geçmektedir. 

 إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهُ

يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى

نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ

أَجْرًا عَظِيمًا ۝

 (İnnellezîne yübayiuneke innemâ yübayiunellah yedullahi fevka eydîhim femen nekese fe innemâ yenküsü alâ nefsihî femen evfa bima ahede aleyhullahe feseyü’tihi ecran azîmâ) 

 48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” Bu Âyet-i Kerîme hakkında tefsirlerde geniş bilgi-ler vardır, araştırmacı olanların, oralara da bakmaları mutlaka yararlı olacaktır. Biz yine yolumuza devam edelim.

(بيعت) “Biat” kelimesi, Ebcet hesabı ile toplam olarak (482) sayı değerini vermektedir. Toplarsak, (4+8+2=14) etmektedir ki, çok manidar’dır. Bilindiği gibi (14) bütün mertebeler de geçerli olan Nûr’u Muhammed-î dir. (Bu hususta geniş bilgi 13 ve hakikat-i İlâhiyye kitabımızda verilmiştir, oraya bakılabilir.) 

 “Biat” Âyet-i Kerîmesi’nin Sûre içindeki sayısı (10) dur. (10) ise “fenâfillâh” İseviyyet mertebesi’dir. O halde seyr-i sülûk’ta İseviyyet mertebesinden, Muham-mediyyet mertebesine geçebilmek için mutlaka bu mertebenin (biat)ı na ihtiyaç vardır ve bu biat o mertebeye geçmeye ruhsattır, başka da yolu yoktur. Bu “biat” ın zâhir ve bâtın iki yönlü olması kemâlinin gereğidir. 

 “Biat” kelimesinin Lügat manâsı, ( Kabul ve tasdik) hükmün de’dir. “Biat” eden kimsenin evvelâ (11) inci, Hazret-i Muhammed (s.a.v.) mertebesi’nedir. Bu hâl kemâle erdiğinde, (12) kinci, Hakikat-i Muhammed-î mertebesinedir. Bu da kemâle erdiğinde, (13) üncü, Ahadiyyet’ül Ahmediyye mertebesine dir. (14) üncü Nûr’u Muhammed-î ise bütün bu mertebeler de o mertebenin gereği olarak özlerinde varolup oraları aydınlatmaktadır. Böylece (14) sıralanmış bir mertebe değil, bütün mertebelere nüfûz etmiş küllî bir mertebedir. Buradan da anlaşıldığı gibi, “biat” sayısal değeri itibariyle de Hakikat-i Muhammediyye’nin bütün mertebelerinde faaliyyet’e geçirilmesinin gereği ortaya çıkmaktadır. Bu özet bilgiyi verdikten sonra şimdi tekrar gelelim“meâlen” Âyet-i Kerîme’ye. 

 48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” Görüldüğü gibi hemen okunduğunda dahi insân-ı dehşete düşüren bir ifade ile karşılaşmaktayız. 

 Hakikat-i İlâhiyye, Hakikat-i Muhammediyye ve Hakikat-i Abdiyye nin nasıl muhteşem bir birliktelik’te buluşmuş olduğu açık olarak görülmektedir. Zâten bütün bu âlemlerin aslı ve özü de bu üç mertebedir, onlar da, Ulûhiyyet, Risâlet ve Abdiyyet’tir. 

 İşte gerçek kemalât bu üç mertebeyi kişinin kendi varlığında cem etmesidir. Tabi i ki, maddî manâda değil irfan-î manâdadır. 

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ

ٱللَّه

 (Kûl in küntüm tühibbünellahe fettebiûnî tühbib kümüllah)

 3/31. De ki: “ Eğer Allah Teâlâ'yı seviyor iseniz bana uyunuz ki, Allah Teâlâ'da sizi sevsin.” Bu Âyet-i Kerîme Allah-ı sevmenin Peygamberine tabi olmaktan geçtiğini açık olarak göstermektedir.

مَن يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهُ

 ( Men yutiirrasûle fekad etaellahu)

 4/80. ” Her kim Peygambere itaat ederse muhak kak Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur.” Bu Âyet-i Kerîme de “Peygambere” itaatin mutlak manâda “Allah’a” itaat etmek olduğunu açık olarak göstermektedir. Çünkü bilindiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) âlemde en geniş manâda Hakk’ın zuhur mahalli olduğundan Onun gayrı değildir. 

 Yukarıda ki ve benzeri Âyet-i Kerîmeler, risâlet mertebesinin Hakk ile kulu arasında nasıl bir bağ oluşturduğunu açık olarak göstermekte ve tanıtmak tadır. Belirtilen üç mertebenin nasıl birbirlerini tamamladığı da ifade edilmektedir. Bu mertebelerden biri olmazsa bâtın’ın zâhire çıkması mümkün değildir. O halde de tebliğin imkânı yoktur. Ulûhiyyet mertebe sinden Risâlet mertebesine “inzâl” olan, inen, “hakayık” hakikatler, oradan da abdiyyet mertebesine “inzâl” olurlar. İşte bu abdiyyet metebesi bütün bu hakikatleri idrak edecek şekilde varedilmiştir. Ancak bir kısmı da bunları inkâr derecesinde gaflet ehli olmuşlardır. 

 Yukarıda bahsedilen üç elin aslında bir hakikatin üç mertebesinden olan zuhurunu ifade etmektedir. Ancak burada ki, “abd-kul” dan murat, (abdühû) olan velâyet mertebesidir. Yukarıda bahsedilen “biat” ta, ki, eller, zâhiren et kemik elleri ifade ediyorken gerçekte ise bu mertebeleri ifade etmektedirler. Benzeyişleri tutma yönündendir. 

 48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.”

 (İnnellezîne) “muhakkak o kimseler ki,” Görüldüğü gibi burada tahsis yapılmakta bir tahsis yapılmakta, hitap bütün insânlara değil belirli bir guruba ve Hz. Peygamberin çok yakının da olan kimseleredir. Biat-ın ilk şartı gönülden yakınlık olmasıdır. Biat ehli alma ve olma ehli olanlardır. 

 (Yübayiuneke) “Sana bîy’at ediyorlar” tabi olup alış veriş yapıyorlar. Bayi, bilindiği gibi alış veriş yapılan yerdir. Âyet-i Kerîme’de belirtilen (bayi) ise Hz. Rasûlüllah’ın sahibi olduğu Ulûhiyyet hakikatlerinin pazarlandığı âlemlerin en büyük (bayisi) dir. Her Peygamber Ulûhiyyet hakikatlerinden kendi mertebesi olan hakikat-i pazarlamakta yani, o mertebenin ilminin bayisi olmakta, Hz. Peygamber Efendimiz ise (biat) ehli ne en geniş Ulûhiyyet hakikatlarini ifşa etmekte ve pazarlamaktadır. Yani açığa çıkarmaktadır. Âyet-i Kerîme nin diğer ifadesi ise (senin bayi’in den alış veriş ederler) bu alış verişte, Hz. Peygamberden ilâh-î ilim ve muhabbet alanlar, her alış verişin bir bedeli olduğu gibi, acaba bu alış verişin karşılığında ne vermeleri icap etmiş tir. Bunun cevabını (Tevbe Sûresi 9/111 Âyetinde) ve benzerlerinde görmekteyiz. 

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ

بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ

وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَيَةِ وَالإِنْجِيلِ

وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا

ببيعكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِه وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

 (İnnellaheştera minel mü’minîne enfüsehüm ve emvalehüm bienne lehümülcennete yükâtilüne fî sebilillâhi ve yuktelüne va’den aleyhi hakkan fit-tevrât-i vel İncîl-i vel Kûr’ân-i ve men evfe biahdi-hî minellahi festebşirû bi bey’ikümüllezî baye’tüm bihî ve zâlike hüvel fevzul azîm.) 

 9/111. “Şüphe yok ki. Allah Teâlâ mü'minlerden nefisleri ni ve mallarını cennet muhakkak onların olması karşılığında satın almıştır. Allah Teâlâ yolunda savaşacaklar da öldürecekler ve öldürüle-ceklerdir. Onların öyle cennete konulmaları, Tev-rat'ta, İncil'de ve Kûr'ân'da zikredilmiş, hakk olan bir ilâhî va'ddır. Ve sözünü Allah Teâlâ'dan daha fazla yerine getirebilen kim vardır?. Artık yapmış olduğunuz o alış verişten dolayı size müjdeler olsun ve işte bu, en büyük bir kurtuluştur.” Yorum yapmadan sadece meâl olarak geçelim. 

 İşte biat eden o mü’minler, biat esnasında Ulû-hiyyet hakikatleri için nefislerini, cennet için de mallarını vermişlerdir.

 (innemâ yübayiunellah) Sana biat edip alış veriş yapanlar, senin varlığında, (hakikatte bu biat ve alış verişi Allah ile yapmaktadırlar.) Beyanı görüldüğü gibi ne müthiş bir ifade dir ve Hz. Peygamber Efendimizin de, Hakk’ın indindeki yüce yerini açık olarak göstermektedir. 

 Ayrıca, (Nisâ Sûresi 4/80 Âyetinde)

مَن يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهُ

 (Men yutiirrasûle fekad etaallahu)

 4/80. “Her kim Peygambere itaat ederse muhak-kak Allah-u Teâlâ'ya itaat etmiş olur.” Hükmü’de bu oluşumu diğer bir yönden tasdik etmektedir. Bu Âyet-i Kerîme’nin de mevzuumuz itibariyle ne kadar açık olduğu kolayca anlaşılmaktadır. 

 (Enfal 8/17 Âyetinde) belirtilen. 

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى

 ( Vemâ rameyte iz rameyte velâkinnellahe ramâ)

 8/17. “Ve attığın vakit sen atmadın, fakat Allah Teâlâ attı.” İfadesi ile Yed-i Muhammedî nin Yedullah, yani; Hz. Peygamberin elinin, Allah-ın eli olduğu burada da açıkça ifade edilmektedir. Müthiş bir ifade ve muhteşem bir oluştur. 

 İşte o eli tutup itaat etmek, Allah’ın elini daha bu dünya da tutup itaat etmektir. Ve karşılığı en azîz varlığımız olan nefsimizi feda etmemizdir. Karşılığı (can) vermektir. Eğer nefsimizi veripte bu eli tutmamış isek bilelim ki, “nefs-i emmâre’nin elini tutmuş onu kendimize dost edinmiş oluruz. Bu hususu çok iyi düşünmemiz gerekmektedir. İnsân oğlu mutlaka bir “yed-el” tutar, yani bir yöne yönelir, dikkat edelimde o “yed-el” ve yön Hakk’ın eli “yedullah” ve hakk’ın yönü “Vechullah” olsun. 

 (yedullahi fevka eydîhim) Onların ellerinin üstünde de Allah’ın eli vardır. Bura da ifade edilen “Allah’ın eli- Yedullah” lâtif ve bâtınî manâsı’dır. Böylece üç el cem olup bir el hükmüne girip ellerin tevhid-i olmuştur. 

 Birinci el. Abd’ın (alıcı) eli. 

 İkinci el. Hakikat-i İlâhiyye üzere muhammed ismiyle zuhur etmiş olan zuhuru Muhammed-î nin Ulûhiyyet tecellisinde olan (aktarıcı) “yed-i Muhammed-î nin eli.” Üçüncü el. İse, Bâtın-î manâ da (verici) olan “Yedullah-Allah-ın eli” dir. 

 Dikkat edersek göreceğiz ki, bu açıklanan sahneler de, üç mertebe ve bir de bu hakikatleri anlatan mertebe vardır. Böylece mertebeler dört olmaktadır. 

 Bu Âyet-i Kerîme’lerin, bu anlayışla tekrar oku-duğumuz zaman bahsedilen dördüncü mertebeyi farket-miş olacağız ki; o da bütün bu oluşumlara hâkim olan Ahadiyyet mertebesidir. Ve bu Âyet-i kerîme’ler zât-î Âyetlerdendir. Bunları anlamak için o mertebenin irfaniyyet-i gerekmektedir. 

 İşte bir sâlik gerçek manâ da Mürşit makamında olan bir kimsenin, “biat” etmek için elini tuttuğu huzu-runda durduğu zaman bütün bunlar olabildiği kadar hakikat ve gerçeğine uygun olarak tatbik edilmeli, taklit edilmemelidir. Bu hususun ilk şartı, eli tutulan kişinin mutlaka silsilesi belli, İrfan ehli ve vâris-i Muhammed-î olması lâzımdır. Aksi halde bu tatbikat küçük bir merasimden ileriye gitmez. 

 Biat edilen zâtın hayat anlayışı ne ise, oralarda dolaşılır durulur. Ve biat’ta bu dört mertebe hasıl olmaz, sadece iki gözüken beşeri bir elin tutulması olur ki; yed-i Rasûlüllah ve yedullah’ın tutulması olmaz, ayrıca bu hadise Hakk’ın huzurunda da geçerli olmadığından anlatı lamaz, anlatılamayınca da orada Ahadiyyet mertebesi de olamaz. Netice olarak bu oluşum sadece bir beşeri ve zâhirî uygulama olarak kalacaktır. 

 Bu oluşumun sıhhati mutlaka gerçek manâ da fenâ ve baka hakikatlerini yaşayarak tatbik edebilecek bir İrfan ehline ve bunları bünyesine indirerek ve sindirerek yaşayıp idrak edebilecek bir Hakk taliplisine ihtiyaç vardır. 

 Genelde bu biat’lar yapılmaktadır, ancak biat edilen kimse hangi mertebe ve makam da ise o makam dan biat edilmektedir. Daha yukarıya çıkılması mümkün değildir. 

 Âyet-i Kerîme’de belirtilen üç elin hususiyeti, yed-i Rasûlüllah, yedullah’tan aldığını, yed-i abdiyyetine risâletiyle ulaştırmasıdır. Yani “Rasûlüllah Allah’tan (c.c.) aldığını, kulunun eline, risâletiyle ulaştırması’dır ki, müthiş bir oluşumdur. Eğer yed-i Rasûlüllah, yani Rasûlüllah’ın eli olmasaydı, yed-i abd, yani kulun eli boş kalırdı. Veya her hangi bir şey verilse bile o şeyi anlaya-mazdı. İşte bu hadisede de Hz. Peygamber (s.a.v.) şefeat mertebesindedir ve onun elinden Yedullah’a yol vardır, başka ellerden değil. Tutabilirsek o eli bulup tutmağa çalışalım. 

 Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin bu yönleriyle de bizler için ne büyük bir lütuf olduğunu anlamağa çalışarak Onu gerçek manâ da değerlendirerek muhabbet etmeğe çalışalım ki, Onun elinden ve gönlünden bizler de feyiz ve bereketlere nâil olalım.

 (femen nekese) “Aman yarabb’î sen bu Âyet-i Kerîme’nin ihtarından bizleri koru.” Kim ki; biat’ın dan sonra (nekes) lik etti, bütün bunlardan (caydı) geri döndü, vaz geçti veya gerçek değerini koruyamayarak benliğini arttırdı. 

 (fe innemâ yenküsü alâ nefsihî) “O ancak kendi zararına cayar.” Cayma neticesinde oluşacak olan bu zararın tarifi imkânsızdır. En vahîmi ise Hakk’ın elinin gitmesi, yerine vehmin ve iblisin elinin gelmesi onu tutmasıdır ki, âhirette de büyük bir pişmanlık ve hüsrandır. Her insân farkında olsun olmasın bir el tutar yani bir hedefi vardır. Hedefi dünya ise iblisin ve cehennemin elini tutmuştur. Eğer hedefi ahirette cennet ise cennetin elini tutmuştur. Eğer hedefi Hakk ise o zaman yukarıda bahsedilen elleri tutmuştur.

 (femen evfa) “Kim ki, ifa eder,” yaptığı biat’a vefa gösterirse, hükmünü yerine getirirse.

 (bima ahede aleyhullahe) “Üzerinde Allah ile yaptığı ahde vefa gösterirse” yerine getirirse, yani ne için biat etmişse onun icaplarını yerine getirirse. 

 (feseyü’tîhi ecran azîmâ) “Yakında ona azametli bir mükâfat verilir.” Bu mükâfat-ı hak etmiş olanlardan, kim hangi mertebeden neyi hak etmişse o mertebeden onu alır. Eğer bir kimse cennet talebinde ise, cennet-i alır, ona kavuşur. Ancak bir kimse Hakk taliplisiyse Onu alır Ona kavuşur. (Ecri azîm) “büyük mükâfat” her mertebe veya kişilere göre başkadır. Cennet isteyene cennet, (ecri azîm-)i “büyük mükâfat” verilir. Hakk taliplisine de, Hakkanî yaşantı (ecri azîm-)i “büyük mükâfat” olarak verilir ki; en büyük mükâfatta budur. 

 Şimdi şurada bir hususa da dikkat çekmek yerinde olacaktır. Bir kimse aradan belirli bir zaman geçtikten sonra tuttuğu elin yanlış bir el olduğunu anladığında o eli bırakma-sında kendine bir mes’uliyyet yoktur ve sorumlu da olmaz.[31] “ İz- -T-B- ”

----------------

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ {الممتحنة/13} 

(60/13) “Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû lâ tetevellev kavmen gadiba(A)llâhu ‘aleyhim kad ye-isû mine-l-âḣirati kemâ ye-ise-lkuffâru min ashâbi-lkubûr(i)”

 (60/13) “Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin. Onlar, inkârcıların kabirlerdekilerden ümit kestikleri gibi âhiretten ümit kesmişlerdir.”

----------------

 Fatiha sûresi 7. Âyette “gadab” gazab edilmişler hakkında inananların duası vardır. İnkarcılar aslında beden kabirlerinde hakikati ilahiyyeyi örtüp gizlediklerinden ahir-son hallerinden ümitleride yoktur. Ümit olabilmesi için bir önceki âyette “biat” ile belirtilen nefsin sülük haline başlaması “havf ve reca” korku ile ümit arasında olması lazımdır. (M.D.)

 صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

وَلَا الضَّالِّينَ

 (7) Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn; 

 O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

 O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.

 71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yeryüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir. 

 Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir. 

 Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.

 Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.[32] 

 "Allah'ın Kendilerine Gazap Ettiği Bir Topluluğu Dost Edinmeyin": "Gazap" (ğadab), bir ilâhî ismin (el-Ğadûr) tecellisidir. Ancak bu tecelli, kulun kendi halinin bir sonucudur. Allah'ın gazap ettiği topluluk, "hakikatten (vahdet) tamamen yüz çevirmiş, kalpleri mühürlenmiş (hatm), basiretleri kör olmuş ve ilâhî rahmet tecellilerini artık alamaz hale gelmiş nefslerin oluşturduğu bir içsel hal veya bu hale düşmüş kişiler"dir. 

 Bu hal, "katılık" (kasvet), "inkârda ısrar" (cühûd) ve "hakikate dönüş imkânının kaybolması" şeklinde tezahür eder. Bu nefs haliyle "dostluk", kişinin kendi kalbini de o katılık ve umutsuzluk haline bulaştırmak demektir.[33]

 "Onlar, Kâfirlerin olanın Kabirlerdekilerden Ümit Kestikleri Gibi Âhiretten Ümit Kesmişlerdir":

 a)Kâfirlerin Kabirdekinden Ümit Kesmesi:  

 Bu, "maddî ve hissî ötesini idrak edememenin (küfr) sonucu"dur. Kabirdeki bedenin çürüyeceğini görüp, ondan bir hayat ümit etmemek.

 b) Gazaba Uğrayanların Âhiretten Ümit Kesmesi: 

 Bu ise çok daha derin ve tehlikelidir. "Âhiret", sadece ölüm sonrası hayat değil, İbn-i Arabî'ye göre "hakikatin (el-Âhir) açığa çıkacağı her an ve mertebe"dir. Bu nefsler, "kalplerinin ölüp (kabir), hakikatin nurundan (âhiret) ebediyen mahrum kalacağına" dair kesin bir inanç (ye's) ve ümitsizlik içindedir. Bu, "istidatlarının tamamen körelmesi, rahmet kapılarının kapanması" zannıdır. Bu hal, "küfr"den daha vahimdir; çünkü küfürde bir cehalet varken, burada "bilerek ve isteyerek rahmetten ümit kesme" vardır. Bu, nefsin en büyük zulmüdür (zulm).

 "Kabir" Sembolizmi: 

 Bu nefsler için dünya hayatı, zaten bir "kabir"dir. Kalpleri ölüdür, hakikati görmezler. Onlar, hem bu dünyada (içsel kabirde) hem de ötede (ahiret nimetlerinden) ümit kesmiş durumdadırlar. Bu, "ölmeden önce ölme"nin (mevt-i ihtiyârî) tam zıttı, "yaşarken ölme" (mevt-i kerhî) halidir.[34]

----------------

 Böylelikle MUMTEHİNE sûresi çalışmamızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Okuyucuların azami istifa etmelerini idrak ve feyiz kapılarının açılması, “O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yolunda olmak” niyazıyla… “Haza min fadli Rabbihi”. Rabbimin fazlındandır. Bu vesile ile bu çalışmada İz-Efendi Babamızın maddi-mânevi yardımlarını yanımızda hissettiğimizden, kendisine minnettarız. İz-Efendi Babamız ve gayri de memnun olur, İnşealllah… Herkese başarılar diler, Rabbü-l erbab’ımın “Allah-Cami” Zât ismine sığınır, verdiği imkan ve diğer bütün lütuflarından dolayı hamd ederim.

----------------

Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.

“Murat DERÛNİ EN-NÛR” ÜSKÜDAR/İSTANBUL 08-02-2026

----------------

Terzi Baba Kitapları Baskısı olan kitaplar. 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri

4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân 

8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)

9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet

10) Kelime-i Tevhîd

11) Vâhy ve Cebrâil

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16) Divan (3)

19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

41) İnci Tezgâhı

49) (36) Yâ-Sin Sûresi

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed Rasûlüllah (s.a.v.)

63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler

67) (67) Mülk Sûresi

68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Namaz Sûreleri 

69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Namaz Sûreleri

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

95) Terzi Baba (8) (19/53)

96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi

103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi 

118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)

213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

---------------------------------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

---------------------------------------------

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

---------------------------------------------

Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

1. KUR'ÂN VE HADîS

2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri

4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân

8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)

9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet

10) Kelime-i Tevhid

11) Vâhy ve Cebrâil

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16) Divan (3)

17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar

18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek 

19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati

20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi

23) İbretlik "Değmez" Dosyası

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

25) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (1) Köle Ve İncir Sepeti

26) Bir Zuhûrât'ın Düşündürdükleri: Tenzîh, Teşbîh, Tevhîd

27) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (2) Genç ve Kıymetli Elmas

28) Kur'ân-ı Kerîm'de Tesbîh ve Zikir

29) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (27) Karınca-Neml Sûresi

30) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (19) Meryem Sûresi

31) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (18) Kehf-Mağara Sûresi

32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası 

33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)

34) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (3) Bakara "İnek" Hikâyesi

35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi

36) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Bakara Sûresi

37) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (53) Necm-Yıldız Sûresi

38) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (17) İsra Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

40) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (3) Âl-i İmrân Sûresi

41) İnci Tezgâhı

42) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (4) Nisâ Sûresi 

43) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (5) Mâide Sûresi 

44) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (7) A'râf Sûresi 

45) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (14) İbrâhîm Sûresi 

46) Salat - İngilizce

47) Salat - İspanyolca

48) İrfan Mektebi - Fransızca

49) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (36) Yâ-Sin Sûresi

50) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (76) İnsân Sûresi

51) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (81) Tekvîr Sûresi

52) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (89) Fecr Sûresi

53) Mehmet Hazmi Tura (Yüksek Lisans Tezi)

 54) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Beled-Şems-Leyl-Duhâ İnşirâh-Tîn (90-95) Sûreleri 

55) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (28) Kasas Sûresi

56) İrfan Mektebi Şerhi - Fransızca

57) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (20) Tâ Hâ Sûresi

58) Muhyiddin-i Arabî - Mir'ât-ül İrfan ve Şerhi

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ-Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ-Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed-Rasûlüllah (s.a.v.)

62) Bir Hikâye Birçok Yorum: (4) Bir Ressam Hikâyesi

63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler

64) Ölüm Hakkında: Kıyam'et

65) Reşahat'tan Birkaç Bölüm'ün Şerh/Sohbet ve Yorumları

66) Abdulkâdir Geylâni - Risâle-i Gavsiyye Şerhi

67) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (67) Mülk Sûresi

68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(1) 

69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(2)

70) Yehova Şahitleri ile Mülâkat

71) Mübarek Geceler ve Bayramlar - Fransızca

72) Îmân ve Îkân

73) Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)

74) Terzi Baba Umre Dosyası (2012)

75) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz ve Şerhi

76) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (5) Doğdular, Yaşadılar, Öldürdüler, Öldüler Hikâyesi

77) Aşk ve Muhabbet Yolu: M. Nusret Tura

78) A'yân-ı Sâbite: Kazâ Ve Kader

79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası

80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası

81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 

82) Mektuplarda Yolculuk - M. Nusret Tura

83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013)

84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler

85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül

86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

89) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (6) Her Şey Merkezinde Mi?

90) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-1) Şerhi

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

92) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (2) Şerhi

93) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân - İngilizce

94) İbretlik Bir Hikâye Daha - Mescid-i Dırar. Kubbetu'l Kara.

95) Terzi Baba (8) (19/53)

96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi

97) Terzi Baba Umre Dosyası (2015)

98) Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri 

99) Terzi Baba (9) İstişare Dosyası

100) İrfan Mektebi Ve Şerhi - İspanyolca

101) Bosna Hersek Seyahati Dosyası

102) İrfan Mektebi Ve Şerhi - İngilizce

103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi 

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

105) Cemo ve Farko

106) Terzi Baba Umre Dosyası (2016)

107) Vahy ve Cebrâîl - Fransızca

108) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (1) - Peygamberimizi Ru'ya-da Görmek

109) Tasavvufî Îzâhlar

110) (19-53) Şeker Risalesi

111) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" Şerhi

112) Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları

113) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-2) Şerhi

114) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-3) Şerhi

115) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-4) Şerhi

116) Kudüs Seyahati Dosyası

117) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-5) Şerhi

118) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.

119) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (01) Âdem Fassı

120) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (02) Şit Fassı

121) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (03) Nuh Fassı

122) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (04) İdris (05) İbrahim Fassı

123) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz (2) - Terzi Baba Şerhinin Tamamı

124) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Satıh İnce

125) Terzi Baba Umre Dosyası (2018)

126) Ben'deki Terzi Babam (1) - Murat Cağaloğlu

127) Ben'deki Terzi Babam (2) - Murat Cağaloğlu

128) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaf Dağı Ve Zümrüd-ü Anka

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

130) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kilise Çanları

131) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: 53. Âyetleri ve Terzi Baba

132) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaner Yiğido

133) Muhtelif İrfan Sohbetleri (1)

134) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (2)

135) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (3)

136) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (4)

137) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (5)

138) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (6)

139) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (7)

140) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (8)

141) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (9)

142) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (10)

143) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (11)

144) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (12)

145) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (13)

146) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (14)

147) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (15)

148) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (16)

149) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (17)

150) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (18)

151) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (19)

152) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (20)

153) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (21)

154) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (22)

155) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (23)

156) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (24)

157) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (25)

158) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (26)

159) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27)

160) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (28)

161) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29)

162) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (30)

163) Esmâ-i hüsnâ (1) - M. Nusret Tura Hz.

164) Esmâ-i hüsnâ (2) - M. Nusret Tura Hz. - Fütuhat ve Müşâhedeleri

165) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (75) Kıyamet Sûresi

166) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-6) Şerhi

167) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-7) Şerhi

168) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31)

169) İbretlik Bir Hikâye Daha - Usta'dan Çırağına Tavsiyeler

170) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (4) - Terzi Baba'nın Görüldüğü Zuhuratlar

171) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (5) - Yoruma Açık Eğitim Zuhuratları

172) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (6) - Tuzak-Mekr-Hileli Zuhuratlar

173) Terzi Baba Umre Dosyası (2020)

174) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (83) Mutaffifin Sûresi

175) Mübarek Geceler Ve Bayramlar - İspanyolca

176) Korona Virüs'ün Düşündürdükleri

177) Terzi Baba, "14-İrfan Mektebi" Tezi

178) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (84) İnşikak Sûresi

179) 13-Terzi-Elif-Terazi-Teradi-İrfan Mektebi

180) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem - A- Mukaddime

181) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem - B- Ayniyet ve Gayriyyet

182) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (06) İshak Fassı

183) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (07) İsmail (08) Yakup Fassı

184) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (09) Yusuf Fassı

185) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (10) Hud Fassı

186) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (11) Salih (12) Şuayb Fassı

187) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (13) Lut (14) Üzeyir Fassı

188) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (15) İsa Fassı

189) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (16) Süleyman (17) Dâvud (18) Yunus (19) Eyyüb Fassı

190) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (20) Yahya (21) Zekeriyya Fassı

191) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (22) İlyas (23) Lokman (24) Harun-Fassı

192) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (25) Musa (26) Halid Fassı

193) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (27) Muhammed-Fassı

194) Silsile-i Uşşakiyye

195) Terzi Baba-Özel, Kütüphane ve Müze Arşivi

196) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Üç Silahşörler

197) Dur Rabb'ın Namaz Kılıyor (1)

198) Ramazan ve Oruç

199) İrfan Mektebi-Ders Târif Sıralaması

200) Dur Rabb'ın Namaz Kılıyor (2)

201) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (1)

202) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (2)

203) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (3)

204) Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri 

205) Zekât ve İnfak 

206) Üç şilâhşörler-2-İbretlik bir değmez dosyası daha-

207) 68-Kalem-sûresi-

208) Naz-Makâmı- İbretlik bir değmez dosyası daha-

209) 4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

210) 6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

211) Terzi Babam'dan esintiler. Muhtelif konular. 

212) 2023-Umre dosyası.

213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

215) 86-16-Kur-Ker-Yol-Tarık Sûresi. 

216) Nusret Tura, yüksek lisans tezi-Yusuf Yücel.

217) 85-17-Kur-Ker-Yol-Burûc Sûresi. 

218) 8-5- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Cem-Cemâli..

219) 87-88-18-Ku-Ker-Yol-A’la-Gaşiye-Sureleri.

220) 61-19- Ku-Ker-Yol-Saf Suresi. 

221) 8-20- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Murat-Derûni.

222) Fahrettin-Avan-Sakarya-Üniv-Mübarek-geceler-bitirme tezi- 

223) 6-En’Âm Suresi. Murat-Derûni.

224) 9-4-Tevbe Suresi Şerif Kır. (Ç.H.U.) 

225) 10-Yunus Suresi.

226) 11-Hud Suresi Nihal Manaz.

227) 9-21-Tevbe Suresi Murat Derûni.Cağaloğlu. 

228) 10-Yunus Suresi Murat Derûni.Cağaloğlu. 

229) 2-Terzi Babam’dan esintiler. Selim Çoban.

230) 16-34-Ku-Ke-Yol- Murat Derûni.Cağaloğlu.

231) 5-6-Ku-Ke-Yol- Hicr-Suresi-Cem-Cemali. 

232) 31-Ku-Ke-Yol-Lokman-Suresi. T.B.

233) 21-26-Ku-Ke-Yol-Enbiya-Suresi. Murat Derunî. 

234) 22-27-Ku-Ke-Yol-Hac-Suresi. Murat Derunî. 

235) 25-29-Ku-Ke-Yol-Furkân-Suresi. Murat Derunî. 

236) 24-24-Ku-Ke-Yol-Nûr-Suresi. Murat Derunî.

237) 29-35-Ku-Ke-Yol-Ankebût-Suresi. Murat Derunî.

238) 26-39-Ku-Ke-Yol-Şu’ara-Suresi. Murat Derunî.

239) 23-7-Ku-Ke-Yol-Mü’minûn-Suresi. T.O.Cem Cemâlî.

240) Canan Çalışkan, T.B. salât-namaz yüksek lisans tezi.

241) Mustafa safi Efendi-Abdürrezzak tek. 

242) 30-36-Ku-Ke-Yol-Rûm-Sûresi. Murat Derûnî.

243) 33-25-Ku-Ke-Yol-Ahzab-Sûresi. Murat Derûnî.

244) 35-37-Ku-Ke-Yol-Fâtır-Sûresi. Murat Derûnî.

245) 10-Ku-Ke-Yol-Yunus-Sûresi-2- Yusuf-Ramazan Yücel. 

246) 34-5-Ku-Ke-Yol-Sebbe-Sûresi. Şerif kır. ÇHU. 

247) 37-40-Ku-Ke-Yol-Sâffât-Sûresi. Murat Derûnî.

248) 38-5-Ku-Ke-Yol-Sâd-Sûresi. Abdürrezzak tek-Muhtefi.

249) 40-42-Ku-Ke-Yol-Mü’min-Sûresi. Murat Derûni. 

250) 42-38-Ku-Ke-Yol-Şûrâ-Sûresi. Murat Derûni. 

251) 47-28-Ku-Ke-Yol-Muhammed-Sûresi. Murat Derûni. 

252) 43-43-Ku-Ke-Yol-Zuhruf-Sûresi. Murat Derûni. 

253) 49-41-Ku-Ke-Yol-Hucurat-Sûresi. Murat Derûni. 

254) 50-32-Ku-Ke-Yol-Kaf-Sûresi ve Mustafa Hilmi Sâfî. 

Murat Derûni. 

255) 13-Ku-Ke-Yol-Ra’d-Sûresi. Ozan sanlı Şentürk.

256) 32- Ku-Ke-Yol-Secde Sûresi. Muharrem Halil İz.

257) 39- Ku-Ke-Yol-Zümer Sûresi. Cem Demiroğlu.

258) 44- Ku-Ke-Yol-Duhan Sûresi. Murat Derûni. 

259) 45- Ku-Ke-Yol-Câsiye Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

260) 51- Ku-Ke-Yol-Zâriyât Sûresi. Murat Derûni. 

261) 54- Ku-Ke-Yol-Kamer Sûresi. Murat Derûni. 

262) 56- Ku-Ke-Yol-Vâkıa Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

263) 57- Ku-Ke-Yol-Hadid Sûresi. Murat Derûni. 

264) 58- Ku-Ke-Yol-Mücadele Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

265) 59- Ku-Ke-Yol-Haşır Sûresi. Murat Derûni. 

266) 60- Ku-Ke-Yol-Mümtehine Sûresi. Murat Derûni. 

------------------------- 

Altı peygamber serisi 

------------------------- 

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ-Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ-Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed-Rasûlüllah (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi

------------------------- 

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası 

79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası

80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası

86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

95) Terzi Baba (8) (19/53)

99) Terzi Baba (9) İstişare Dosyası

103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi 

108) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (1) - Peygamberimizi Ru'ya-da Görmek

109) Tasavvufî Îzâhlar

110) (19-53) Şeker Risalesi

126) Ben'deki Terzi Babam (1) - Murat Cağaloğlu

127) Ben'deki Terzi Babam (2) - Murat Cağaloğlu

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

131) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: 53. Âyetler ve Terzi Baba

165) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (75) Kıyamet Sûresi

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi 

-------------------------

25) (1) Köle ve İncir Sepeti

27) (2) Genç ve Kıymetli Elmas

34) (3) Bakara "İnek" Hikâyesi

62) (4) Bir Ressam Hikâyesi

76) (5) Doğdular, Yaşadılar, Öldürdüler, Öldüler Hikâyesi

89) (6) Her Şey Merkezinde mi? Hikâyesi

------------------------- 

Dîvanlar serisi 

------------------------- 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

16) Divan (3)

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi

------------------------- 

17) Kevkeb: Kayan "Yıldız" lar

23) İbretlik "Değmez" Dosyası

73) Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)

81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 

94) İbretlik Bir Hikâye Daha - Mescid-i Dırar. Kubbetu'l Kara.

98) Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri 

105) Cemo ve Farko

112) Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları

124) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Satıh İnce

128) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaf Dağı Ve Zümrüd-ü Anka

130) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kilise Çanları

132) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaner Yiğido

169) İbretlik Bir Hikâye Daha - Usta'dan Çırağına Tavsiyeler

196) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Üç Silahşörler 

201) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (1)

202) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (2)

203) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (3)

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

------------------------- 

2) Hacc Divanı

20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)

33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)

74) Terzi Baba Umre Dosyası (2012)

83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013)

97) Terzi Baba Umre Dosyası (2015)

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

106) Terzi Baba Umre Dosyası (2016)

125) Terzi Baba Umre Dosyası (2018)

173) Terzi Baba Umre Dosyası (2020)

212) Terzi Baba Umre dosyası (2023)

------------------------ 

Îmânın beş şartı kitapları

------------------------- 

2) Hacc Divanı

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân

10) Kelime-i Tevhid

72) Îmân ve Îkân

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

198) Ramazan ve Oruç

205) Zekât ve İnfak

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

------------------------ 

46) Salat - İngilizce

47) Salat - İspanyolca

48) İrfan Mektebi - Fransızca

56) İrfan Mektebi Şerhi - Fransızca

71) Mübarek Geceler ve Bayramlar - Fransızca

93) İslam, İman, İhsan, İkan - İngilizce

100) İrfan Mektebi ve Şerhi - İspanyolca

102) İrfan Mektebi ve Şerhi - İngilizce

107) Vahy ve Cebrâîl - Fransızca

175) Mübarek Geceler ve Bayramlar – İspanyolca

199) 14-İrfan mektebi-ders tarif sıralaması- İngilizce. 

209) 4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

210) 6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

----------------------- 

Hakkımızda yapılan yüksek lisans tezi kabul edilmiş kitaplarımız.

53) Hazmi Tura: Marmara Üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü ilahiyat ana bilim dalı Tasavvuf bilim dalı. Fatma Sena Yönlüer. “2010-İstanbul.

103) Terzi Baba Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyyat fakültesi yüksek lisans tezi. Serkan denkçi. “2019-Bursa”

177) Terzi Baba, Tekirdağ Namıkkemal İniversitesi İlâhiyat fakültesi İlâhiyat bölümü bitirme tezi. “14-İrfan mektebi” tezi. Yavuz Burak Kır. “2019-Tekirdağ.

216) Nusret Tura, Bursa Uludağ İniversitesi yüksek lisans tezi-Yusuf Yücel. “2024-Bursa.

222)Fahrettin-Avan-Sakarya-Üniv-“Mübarek-geceler-“ kitabı bitirme tezi--“2022-Sakarya.

240) T.c. Üsküdar üniversitesi tasavvuf araştırmaları enstitüsü tasavvuf kültürü ve edebiyatı anabilim dalı necdet ardıç / Terzi baba’nın tasavvuf anlayışında namaz kavramı Canan Çalışkan yüksek lisans tezi. 2025 

------------------------

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-96-97-98-99-100-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

101-102-103-104-105-106-107-108-109-110-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

111-112-113-114-115-116-117-118-119-120-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

121-122-123-124-125-126-127-128-129-130-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

131-132-133-134-135-136-137-138-139-140-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

142-141-143-144-145-146-

------------------------ 

Kitaplar devâm ediyor şu an Yekün= (266+146=412)

-----------------------

Terzi Baba ilâhileri. 

Erler demine Nusret tura.

1) Meğer-Kürşat.

2) Candır Allah-Kürşat.

3) Canım Allah-Kürşat. 

4) Boş çevirme ellerimi-Kürşat. 

5) Çözdüm sırrını. Kürşat.

6) Nasihattır hep sözlerim. Kürşat.

7) Hakk-ı ister isen eğer. Kürşat.

8) Mevlâm seni özlerim. Kürşat.

9) Neler olmaz. Kürşat.

--------------------------------------- 

- Diyanet işleri başkanlığı, İslâm Ansiklopedisi… ↑

- Rahman Rahimin Adıyla şiirinden… ↑

- Diyanet Meali… ↑

- Sır verme işini yapan "Ebu-Beltea oğlu Hâtıb'dır. Ebu Amr-ın cariyesi Sâre, Mekke'den Medine'ye gelmişti. Hz. Peygamber, ona, Müslüman olarak mı geldin diye sordu. Hayır dedi, ihtiyac içindeyim, onun için geldim Hz. Peygamber, Abdülmuttalip oğullarına gönderdi. Doyurdular. Giydirdiler. Hz. Muhammed (s.a.a), bu sırada Mekke fethi için hazırlık yapıyordu. Hatıb, bunu Mekkelilere bunu Mekkelilere bildirmek için bir mektup yazdı, kadına on dinarla bu mektubu verip gönderdi. Hz. Muhammed (s.a.a), bunu haber alınca Ali'yi, Ammar'ı, yahut Amr'ı, Zübeyr'i, Talha'yı, Mıkdad'ı ve Ebu-Nersed'ı kadının ardından gönderdi. Kadını yakaladılar, mektubu sordular, inkar etti. Ali, kılıçla tehdit edince saçlarının arasından mektubu çıkarıp verdi. Kadını bıraktılar, mektubu Hz. Peygamber’e getirdiler. Hz. Peygamber mektubu Hatıb'a gösterince Hatıb Mekke'deki ayalimi kurtarmak için yaptım diyerek özür diledi ve affolundu. (Abdulbaki Gölpınarlı Meali Mümtehine Suresi 1. Ayet Açıklaması) ↑

- (Fütûhât, “Nefs Mertebeleri” bahsi) ↑

- Tedbîrât-ı İlâhiyye’ ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye ↑

- Tedbîrât-ı İlâhiyye ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye ↑

- Füsûs'ül-Hikem ↑

- Füsûs'ül-Hikem, "Furkân" kavramı ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - 6-Pey-3-Hz-İbrâhîm – Tasavvuf Serisi 24 - Sayfa 170… ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - 13 ve hakikat-i ilâhiyye – Tasavvuf Serisi 13 - Sayfa 103… ↑

- Füsûs'ül-Hikem, "İbrahim Fassı" (Afîfî neşri, s. 70-78 ↑

- Muhyiddin İbn-i Arabî' hazretlerinin Te'vili ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - İrfan mektebi-Hakk-yolu- – Tasavvuf Serisi 14 - Sayfa 27… ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - Mübarek Geceler – Tasavvuf Serisi 06 - Sayfa 33… ↑

- Füsûs'ül-Hikem, "Hûd Fassı", Fütûhât-ı Mekkiyye, "Velâyet" ve "Adüvvet" (Dostluk ve Düşmanlık) Bahisleri, Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Nefsin Hileleri ve Tedbiri" Bölümleri, Fütûhât, "Zulüm ve Tevbe" Konuları. ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye, "Hicret" ve "Tecrîd" Bahisleri, Füsûs'ül-Hikem, "Yusuf Fassı", Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Nefsin Islahı ve Evliliği", Fütûhât, "Nikâh-ı Hakikî" (Hakiki Evlilik) ↑

- Bu konu hakkında (91) Terzi Baba Bi ismi Rabbi Hass kitâbına bakılabilir. ↑

- Bu cadde üzerinde daha sonra ileriki yıllarda Cenâb-ı Hakk’ın nasibi ile oturduğumuz evi aldık. ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - 14-1-BEN deki TERZİ BABAM ∞ - Murat Derûni– Tasavvuf Serisi 126 - Sayfa 131… ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye, "Feth (Açılma/Açma)" ve "Ganâim" Bahisleri, Füsûs'ül-Hikem, "Yusuf Fassı", Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Tedbîrü'l-Mâl ve'l-Hâsıl" (Kazanç ve Harcamanın Tedbiri), Fütûhât, "Takvâ Mertebeleri" ↑

- Füsûs'ül-Hikem, "İbrahim Fassı"nda put kırmanın te'vili, şirkten arınmanın sembolüdür. ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye, "Hırsızlığın Hakikati" bahsinde bu genişletilmiş mânâ işlenir. ↑

- Tasavvuf literatüründe "zinâ-i basar" (göz zinası), "zinâ-i kalb" (kalp zinası) gibi kavramlar bu te'vili destekler. ↑

- Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Nefsin Evlâdının Terbiyesi" bu konuya ışık tutar. ↑

- Kaynak: Fütûhât'ta, nefsin "iftira" ve "hile" (keyd) ile hakikati örtme çabaları sıkça anlatılır. ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye, "Bey'at ve Velâyet" Bahisleri, Füsûs'ül-Hikem, "Muhammed Fassı" Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Nefsin Ahdi ve Sözleşmesi" Bölümleri ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler - Sûre-i Feth– Tasavvuf Serisi 19 – 10. Âyet… ↑

- Necdet Ardıç – Gönülden Esintiler – 1-Fatiha Sûresi – Tasavvuf Serisi 35 – ↑

- Fütûhât-ı Mekkiyye'de "Ğadab" ve "Lütuf" tecellileri  ↑

- Füsûs'ül-Hikem, "Hûd Fassı", Fütûhât-ı Mekkiyye, "Recâ ve Havf" (Ümit ve Korku) Bahisleri, Tedbîrât-ı İlâhiyye, "Nefsin İlâcı ve Ölümü" Bölümleri, Fütûhât, "Ğadab ve Rahmet" İsimlerinin Tecellileri ↑
