# Ahkâf Sûresi

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/ahkaf-suresi
**Sayfa:** 45

---

Kur’ân-ı Kerîm de yolculuk

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç

İşârî Te’vîl ve Tefekkürü 

(46-Ahkaf Sûresi)

NECDET ARDIÇ

 İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (280/46)

 Kur’ân-ı Kerîm de yolculuk

 HYPERLINK "http://www.ebruforum.com/index.php?PHPSESSID=15a40f74516c5f362b74b16044438890&action=dlattach;topic=601.0;attach=1237;image" 

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç

İşârî Te’vîl ve Tefekkürü 

(46-Ahkaf Sûresi)

NECDET ARDIÇ

 İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (280/46)

 GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

 HYPERLINK "http://www.ebruforum.com/index.php?PHPSESSID=15a40f74516c5f362b74b16044438890&action=dlattach;topic=601.0;attach=1237;image" INCLUDEPICTURE "http://www.ebruforum.com/index.php?PHPSESSID=15a40f74516c5f362b74b16044438890&action=dlattach;topic=601.0;attach=1236;image" \* MERGEFORMATINET 

KÛR’ÂN-I KERÎM’de YOLCULUK

İz-Terzi Baba Necdet Ardıç

İşârî Te’vîl ve Tefekkürü 

(46-Ahkaf Sûresi)

Yazan ve Düzenleyenler 

Yusuf,Ramazan,Yücel

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (280/46)

İçindekiler.................................................................(3) 

Ön söz .....................................................................(4)

Ahkaf sûresi……………….................................................(6)

Âyet 1-2...................................................................(7)

Âyet 3-4...................................................................(9)

Âyet 5-6..................................................................(11)

Âyet 7-8..................................................................(12)

Âyet 9 ....................................................................(14)

Âyet 10 ..................................................................(15)

Âyet 11 ..................................................................(16)

Âyet 12...................................................................(17)

Âyet 13...................................................................(18)

Âyet 14-15..............................................................(19)

Âyet 16...................................................................(20)

Âyet 17….................................................................(23)

Âyet 18-19..............................................................(24)

Âyet 20...................................................................(25)

Ad Kavmi................................................................(26)

Âyet 21……..............................................................(29)

Âyet 22-23-24.........................................................(29)

Âyet 25……..............................................................(31)

Âraf Sûresi 65-72.âyetleri…….....................................(31)

Âyet 26...................................................................(34)

Âyet 27-28..............................................................(36)

Âyet 29-30-31.........................................................(38)

Âyet 32...................................................................(40)

Âyet 33...................................................................(41)

Âyet 34...................................................................(41)

Âyet 35...................................................................(43)

Ülü’l-Azm ...............................................................(43)

Terzi Baba kitapları listesi..........................................(46)

 

 ÖN SÖZ

Kıymetli okuyucum,

Bu kitap, İz-Terzi Baba’mın “Kur’an’ı Kerim’de Yolculuk” isimli serisinin (46) Ahkaf Sûresinin İşârî tefsiridir.

Terzi Baba’mızın yıllar önce yazmaya başladığı bu iş’âri tefsir çalışmasına bizim de katkıda bulunmamız istendiğinde bu görevin önemli bir görev olduğu bilinciyle hareket etmeye çalıştık. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm hakkında söz söylemek bizim gibi acizlerin harcı değildi. Bizler de Terzi Babamızın uzun yıllar hem sohbetlerini dinleme hem de yazdığı eserlerini okuma neticesinde ondan öğrendiklerimizi bu kitaba yazmaya çalıştık. 

Mâlum olduğu üzre Kur’ân-ı Kerîm’in tarihten bu yana farklı kişiler tarafından tefsirleri yazılmıştır. Bu yazılan tefsirlerin çoğunluğu genel olarak zâhiri anlam çerçevesi içerisinde kaleme alınan tefsirler olmuştur. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’in zâhiri olduğu gibi bir de bâtınî boyutu vardır. Bundan dolayı bu yönü itibariyle de özellikle bazı sufiler tarafından iş’âri olarak Kur’ân’ı anlama ve yorumlama neticesinde tefsirlerde yazılmıştır. Yazılan bu iş’âri tefsirlerin maalesef bir kısmı elimize ulaşmamış, elimize ulaşan da bütün sûreleri kapsayacak şekilde tamamlanmış bir tefsir olmamıştır. Terzi Babamızın yıllar evvel başladığı bu çalışmanın bu alanda büyük bir eksikliği gidereceği kanaatindeyiz. Bizim de bu önemli çalışmada katkımızın olmasından dolayı Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. 

Bu çalışmayı vücuda getirirken öncelikle Terzi Babamızdan öğrendiğimiz irfani bilgileri dilimizin döndüğünce aktarmaya çalıştık. Bunun yanında bütün âyetlerin iş’âri anlamda yorumu yapılmasa da yorumlamaya çalıştığımız âyetleri de özellikle seyru süluk yolcusu olan bizler açısından ele aldık. Yine bu çalışmada Kuşeyrî, Muhyiddin İbn Arabî gibi iş’âri tefsirleri olan arif zatların eserlerinden de istifade ettik. Bir de âyetlerde geçen mevzular hakkında Nusret Babamızın yorumlarını ekleyerek okuyucuların istifadesine sunmaya çalıştık. Burada yazmaya çalıştığımız bu eserdeki âyet yorumları bizim Kur’ân’ı anlama 

çabamızın bir neticesidir. 

Muhterem okuyucum, bu kitâbın yazılışında, düzenlenişinde, basımında ve tüm süreçlerinde emeği geçenleri saygıyla yâd etmenizi, geçmişlerine de hayır duâ etmenizi ricâ ederiz.

Yâ Rabb! Bu kitaptan meydana gelecek mânevî hasılayı, başta Efendimiz’in (s.a.v.) rûhlarına, Ehl-i Beyt Hazarât’larının ruhlarına ve ashâbının da rûhlarına, gelmiş geçmiş tüm peygamber hazerâtının ve ehlullâhın da rûhlarına, bilhassa Terzi Babamızın, Nusret Babamızın, Hazmi Babamızın ve Mustafa Sâfi Babamızın rûhlarına ve cümle geçmişlerimizin de rûhlarına hediye eyledik, haberdâr edip kabul eyle.

Muhterem okuyucum, bu kitâbı okumaya başlarken, nefsin hevâsından, zan ve hayâlden, gafletten sıyrılmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye ederiz. Zîrâ aklımız ve gönlümüz vehîm ve hayâlin etkisi altında iken, gerçek anlamda bu ve benzeri kitaplardan faydalanmamız mümkün olmayacaktır.

Gayret bizden, muvaffakiyet Hakk’tandır.

Hürmet ve muhabbetlerimle,

Yusuf Yücel –Ramazan Yücel

13/06/2026, İSTANBUL 

AHKAF SÛRESİ

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Ahkāf, lugatta “uzun, meyilli ve yüksekçe kum yığını” mânasına gelen hıkfın çoğulu olup, “eğri büğrü kum tepeleri” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de Âd kavminin, Hz. Hûd tarafından imana davet edildikleri sırada yaşadıkları yerin adı olarak geçer. (Emin Işık, İslam Ansiklopedisi)

Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde bu sûre hakkında şu bilgileri vermiştir: 

Bu sûreye Ahkâf Sûresi denir. Sûre Mekkî'dir. 10, 11 ve 35. ayetlerinin Medine’de indiği rivayeti bulunmaktadır. 

“Âyetleri: Kûfî’de otuz beş, diğerlerinde otuz dörttür. 

İhtilâf حم’dedir.

Kelimeleri: Üç yüz kırk dörttür.

Harfleri: İki bin üç yüzdür.

Fâsılası: ( ن ) ( م ) harfleridir.

Konusu

Hâ-mîm ile başlayan diğer sûrelerdeki gibi bunun da başında Kur’an-ı Kerîm’e dikkat çekilmekte; bu kitabı, sonsuz güç ve hikmet sahibi Allah’ın vahyettiği kesin ve açık bir ifadeyle açıklanmaktadır. Araya diğer konular girmekle beraber sûre boyunca bu temanın işlenmesine devam edilmekte, daha önce de ilâhî kitapların geldiği, bunları tebliğ eden peygamberlere karşı, son peygambere yapılan şeylerin yapıldığı bildirilmekte, çeşitli kanıtlar ortaya konarak Kur’an’ın Allah kelâmı olduğu ispat edilmektedir. 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

 BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

حم 

(46/1)- “Hâ Mîm”

(46/1)- “Hâ mîm” 

تَنْزٖيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَكٖيمِ

(46/2)- “Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm.”

(46/2)- “Kitab’ın indirilişi, Azîz (mutlak güç sahibi) Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi ) Allah tarafındandır.”

----------------

Hâ mîm, huruf-u mukattaâ harflerindendir. Kur'ân-ı Kerîm'de yedi defa ve peşpeşe olarak geçmektedir. Ahkāf Sûresi “Hâ mîm”lerin yer aldığı yedinci sûredir. Huruf-u mukattaâ harfleriyle ilgili daha önceki sûrelerde bilgi verildiği için ve tekrara düşmemek adına üzerinde fazla durmadan kısaca şu bilgileri vermek yeterli olacaktır. “Hâ mîm” harfleri ile ilgili olarak bizim bir yorumda bulunmamızdan ziyade Terzi Baba’nın söylediği şu hakikati buraya almak daha yerinde olacaktır. Terzi Baba'ya göre "Hâ-Mîm”, Hakikat-i Muhammedî demektir. Yani Hakk olan Muhammed anlamına gelmektedir."

Hâ mîm aynı zamanda Hazreti Muhammed (s.a.v) Efendimizdir. Hâ mîm’lerin peşinden gelen âyetlerin hepsinde kitaptan yani Kur’ân'dan bahsedilmektedir. Bu da bize “insan ve Kur'ân bir batında doğan ikiz kardeştir.” hadisini de hatırlatmaktadır.

İşte bu Kur'ân Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından hakikat-i Muhammedî mertebesinden zuhur-u Muhammedî’ye inzal edilmiştir. (T.B. Altı Peygamber, Hz. Muhammed (s.a.v.), s. 261) Yani Peygamberimizin hakikati olan hakikat-i Muhammedî mertebesinden vakti zamanı geldiğinde Hz. Muhammed (s.a.v.) ismiyle yeryüzü şehadet âleminde zuhura çıkan Hz.Muhammed’e (s.a.v.) inzal olunmuştur. 

Bu âyette geçen Azîz ve Hakîm esmaları hakkında da kısa bilgi vermek faydalı olacaktır.

Azîz, mutlak güç ve kudret sahibi anlamına gelen isimdir. Kur'ân-ı Kerîm'de çokça geçen isimlerden biridir. Bu isim Allah için kullanıldığı gibi Allah'ın yücelttiği bazı insanlar için de kullanılmaktadır. Bu mevzuya Nusret Baba da şu şekilde değinmiştir: "İzzet ve galebe sahibi demektir, şayân-ı hürmet demektir. Bu izzet sıfâtından bir miktar verdiği seçmeler (seçilenler), diğerlerinin hürmetle andıkları baştacı kimselerdir.” (Nusret Tura, O’nun güzel İsimleri)

Hakîm esmâsı da kısaca “Her şeyin hakikatini bilen, hüküm ve hikmet sahibi” anlamına gelmektedir. 

Terzi Baba da bütün esmâ-i ilâhiyelere değinerek yazdığı bir şiirinde Azîz ve Hakîm esmâları hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Azîz'dir azameti ile mevcud,

İzzet'i ile buldu vücud,

Her şey O’na mutlak eyledi sücûd, 

Dilediğince hükmeden Azîz'dir ancak.” 

(Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler Necdet Divanı, s.18.)

“Hakîm'dir her şeyi hikmetle işler, 

İdrak ettiğinde göğsün genişler, 

Kalmasın gönlünde şu bu teşvişler, 

Hikmetle iş gören Hakîm'dir ancak.” 

(Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler Necdet Divanı, s.21.)

---------------

مَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَالَّذٖينَ كَفَرُوا عَمَّا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ

(46/3)- “Mâ halagnes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil haggı ve ecelim musemmâ, vellezîne keferû ammâ unzirû muğridûn.” 

(46/3)- “Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.” 

----------------

Bir önceki âyetin Azîz ve Hakîm isimleriyle bitmesinin bir sebebi olduğu bu âyetle daha iyi anlaşılmaktadır. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların halkedilmesi kolay bir husus değildir. Bu hâdise Allah'ın izzetini ve gücünü ortaya koymaktadır. Ve bunların boş yere değil bir hikmete uygun olarak var edilmesi de Hakîm isminin önemine işaret etmektedir.

Diğer taraftan gökler, yer ve ikisi arasında bulunanlar ifadesini enfusi anlamda düşünürsek, gökler beden mülkümüzde başımızı, yer ise beden mülkünü, arasında bulunanlardan kastedilenin de gönül olduğunu ifade edebiliriz. İşte bunların farkına varanlara ne mutlu. Ancak farkına varmayanlar da bulunmaktadır. Bu farkına varmayanlar da kâfirler topluluğudur. Kâfirler nefsin kölesi olduklarından dolayı ne beden mülklerinden ne de kendilerinde olan hakikatten haberleri vardır.

----------------

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُونٖى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّمٰوَاتِ اٖیتُونٖى بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

(46/4)- “Gul eraeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi erûnî mâzâ halegû minel ardı em lehum şirkun fis semâvât, îtûnî bikitâbim min gabli hâzâ ev esâratim min ılmin in kuntum sâdigîn.” 

(46/4)- “De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!”

---------------

Bu âyete de dikkatli bir şekilde baktığımız zaman Allah'ın Azîz ve Hakîm oluşuna atıf olduğunu görmekteyiz. Allah'ın kendisine ait olan bu isimlerle âlemde iş görmesi ve O’ndan başkasının bütün bu işlere gücünün yetmeyeceği açıkça ortaya konmaktadır. Bundan dolayı müşriklere meydan okuyarak taptıkları putların ne yerde ne de gökte hiçbir şeye, en ufağından en büyüğüne kadar güçlerinin yetmeyeceği ifade edilirken aynı zamanda Azîz olan Allah'ın karşısında ne kadar da zelil oldukları gözler önüne serilmektedir.

Âyetin devamında kitaptan ve bilgiden bahsedilirken burada kastedilen Allah'ın peygamberlerine gönderdiği vahiy olan suhuf ve kitaplardır. Müşriklere olan hitap, kendisine dahi faydası olmayan, Allah'ın dışında taptıklarının da madem güçleri yeterse onlar da içerisinde hikmet olan kitap veya bir bilgi getirsinler diye devam etmektedir. Kendisi hakîm olmayandan ne hikmetli sözler ne de hikmet dolu kitap ortaya çıkar. Bütün bunları ancak Hakîm olan Allah yapabilir. Çünkü Azîz ve Hakîm olan O'dur

----------------

وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَنْ لَا يَسْتَجٖيبُ لَهُ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ 

(46.5)- “Ve men edallu mimmey yed’û min dûnillâhi mel lâ yestecîbu lehû ilâ yevmil gıyâmeti ve hum an duâihim ğâfilûn.”

(46/5)- “Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler.”

----------------

وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرٖينَ

(46/6)- “Ve izâ huşiran nâsu kânû lehum ağdâev ve kânû biıbâdetihim kâfirîn.”

(46/6)- “İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler.”

---------------

İnsan'ın yakarması, dua etmesi kendisini işiten, gören, bilen, isteneni verme kudretine sahip bulunan varlığa yapılırsa anlamlı olur. Müşriklerin taptıkları putlara gelince bunlardan mahrumdur, kendilerine yalvaranların farkında bile değildir, kıyamete kadar da cevap veremeyeceklerdir. Bütün bunlara rağmen putlara yalvarıp yakaranların şaşkınlıkları apaçık ortadadır. Kıyamet gününde Allah, kendinden başka tapma konusu edinilen varlıklarla onlara tapanları bir araya getirecek, taraflar birbirinden nefret edecekler, tapılanlar Allah’a sığınarak kendilerini savunacak ve gerçekte müşriklerin kendilerine tapmadıklarını da açıklayacaklardır. 

Aslında putperestlerin taptıkları kendi nefisleridir. Dışarıda tapınılan şeyler nefsin dışta vücud bulmuş halidir. Tapınılan nesneleri kendilerince anlamlı hale getiren nefisleridir. Şımartılan ve hiçbir kural tanımayan nefis Cenab-ı Hakk’ın karşısında hoşuna giden şeyleri terketmeyeceği için nefislerini ilah olarak görüp ona tapınmışlardır. 

---------------

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ هٰذَا سِحْرٌ مُبٖينٌ

(46/7)- “Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin gâlellezîne keferû lilhaggı lemmâ câehum hâzâ sıhrum mubîn.” 

(46/7)- “Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.” 

---------------

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰیهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ لٖى مِنَ اللّٰهِ شَيْپًا هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُفٖيضُونَ فٖيهِ كَفٰى بِهٖ شَهٖيدًا بَيْنٖى وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

(46/8)- “Em yegûlûnefterâh, gul inifteraytuhû felâ temlikûne lî minallâhi şey’â, huve ağlemu bimâ tufîdûne fîh, kefâ bihî şehîdem beynî ve beynekum ve huvel ğafûrur rahîm.“

(46/8)- “Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 

--------------

Bu âyetlerde küfür ehlinin karakteristik özelliklerinden bahsetmektedir. Kendilerine apaçık ayetler okunduğu halde dinledikleri sözler üzerinde hiç düşünmeden hemen inkâr etmeleri ve bu hakikatleri sihir ve büyü diye nitelendirmeleri onların tavırlarını ortaya koymaktadır. Ne apaçık olan sözü ne de o sözde ifade edilen hakikati anlama cihetine gitmeden hemen inkâr ettiler. Hâlbuki âyetler üzerinde biraz düşünselerdi hakikate doğru yol alabilirlerdi.

Peygamberimize gelen âyetleri kabul etmeyenlerin ortaya attıkları iftiradan biri de Kur'ân Muhammed'in uydurmasıdır. Âyette, atılan bu iftiraya karşı cevap mahiyetinde bilgiler verilmektedir. Peygamberimiz “Kur'ân-ı dediğiniz gibi uydurmuş olsam bu durumda Allah'ın bana vereceği ceza konusunda ne ben ne de siz hiçbir şey yapamazsınız. Bu konu hakkında sizinle benim aramda Allah'ın şâhitliği vardır. Olan biten her şeyi Allah görmektedir. O, benim doğru söylediğime ve size tebliğde bulunduğuma, sizin de yalancı ve inkârcı olduğunuza şehadet eder.”

Âyet Allah'ın bağışlayıcı ve merhamet sahibi olduğunu belirten isimleriyle son bulmaktadır. Gafûr ve Rahîm. Bu isimlerle âyetin tamamlanmasındaki maksat (Allahu âlem) belki de hakikati inkâr edenlere son bir şans vermek içindir. Cahillik edip yaptığınız hatanızdan pişmanlık duyup ta Allah'a yönelip af dilerseniz Allah'ı Gafûr ve Rahîm olarak bulacaksınız denmektedir. 

“Gafûr” ismiyle ilgili bir şiirinde Terzi Baba şunları söylemektedir:

 GAFÛR' dur bağışlar yanlışları,

 Örtülür suçun, dökersen yaşları,

 Sende hoş gör düşen kardaşları,

 Onları kaldıran GAFÛR'dur ancak.

(T.B.Necdet Divanı, s.20) 

---------------

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا اَدْرٖى مَا يُفْعَلُ بٖى وَلَا بِكُمْ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰى اِلَیَّ وَمَا اَنَا اِلَّا نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

(46/9)- “Gul mâ kuntu bid’am miner rusuli ve mâ edrî mâ yuf’alu bî ve lâ bikum, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyye ve mâ ene illâ nezîrum mubîn.” 

(46/9)- “De ki: İlk gönderilen peygamber ben değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem; sadece bana vahyedilene uyarım; apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.” 

-----------------

Âyet, Peygamberimizin de daha önce gönderilen peygamberlerden bir farkının olmadığını ortaya koyuyor. Peygamberlik görevini yerine getirirken ve sonrasında ne gibi sonuçlarla karşılaşacağı konusunda bir bilgisinin olmadığını da ortaya koymaktadır. Devamında ise peygamberlik görevinin gereğinden bahsetmektedir. Vahyedilene uymak ve insanları uyarmak. Vahyedilene uymaktan kasıt vahyi hayatına tatbik etmektir. İlahi kelâmı yaşantı haline getirmek ve bu konuda insanlara örnek olarak onları uyarmaktır.

"Bana ve size ne yapılacağını da bilmem" ifadesi hakkında tefsirlerde şu rivayet yer almaktadır. "Medine’ye hicret eden müminler, oranın yerlilerine misafir edilmeleri için dağıtılmış, Osman b. Ma’zûn isimli sahâbî de misafir kaldığı evde hastalanmış ve âhirete göçmüştü. Cenaze kefenlenmiş halde iken Hz. Peygamber eve gelmiş, evin hanımı ona ölü hakkındaki kanaat ve duygularını şöyle ifade etmişti: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Osman! Sana tanıklık ederim ki, Allah’ın ikram ve ihsânına nâil oldun.” Peygamberimiz hanıma, “Ona Allah’ın ihsânda bulunduğunu nereden biliyorsun?” diye sorunca kadın kendine geldi, “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “O, rabbinden gelen şüphe götürmez gerçekle karşı karşıyadır, ben onun için hayır umuyorum. Yemin ederim ki ben Allah’ın elçisi olduğum halde hakkımda ne yapılacağını bilmiyorum.” Kadın da ekledi: “Vallahi ben de bundan sonra hiçbir kimseyi (‘Onun günahı yoktur, makamı cennettir’ diyerek) tezkiye etmem” (Buhârî, “Cenâiz”, 3)." 

---------------

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِهٖ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ عَلٰى مِثْلِهٖ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ

(46/10)- “Gul eraeytum in kâne min ındillâhi ve kefertum bihî ve şehide şâhidum mim benî isrâîle alâ mislihî feâmene vestekbertum, innallâhe lâ yehdil gavmez zâlimîn.”

(46/10)- “De ki: 'Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şâhit de bunun benzerini (Tevratʼta görerek) şâhitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” 

----------------

Sûrenin ana konusu Kur’an’ın Allah kelâmı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gerçek peygamber olduğunu ispat etmektir. Bu maksatla sıralanan deliller ve ikna edici tartışma çerçevesinde bu âyetlerde şunlara yer verilmiş olmaktadır:

a) Kur’ân’a ve Peygambere îman edenler bulunduğuna göre inkârcıların bunda ısrar etmek yerine bir de “Ya gerçek ise, Allah’tan gelmiş ise biz ona inanmamakla neleri kaybetmiş olacağız” diye düşünmelerinin akıl kârı olduğu.

b) Kur’ân’ın Allah’tan geldiği ve Peygamberin doğru söylediği konusunda tanıklık eden, bununla da kalmayıp ona inanan bazı yahudilerin tanıklıklarının dikkate alınması gerektiği. Bu şâhidin kim olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmış, rivayetlere yer verilmiştir. Bu cümleden olarak “Şâhit Hz. Mûsâ’dır, Tevrat’da Hz. Peygamber’in geleceğini bildirmiştir”; “Yahudi iken müslüman olan Abdullah b. Selâm’dır”; “Mekke müşriklerinin ticaret için gittikleri Medine’de ve başka yerlerde karşılaştıkları bazı yahudilerdir” diyenler olmuştur. Birinci ihtimal oldukça zayıftır; çünkü bu şâhitlik Mekkeliler için ikna edici olmaz. İkinci ihtimal bazı sağlam rivayetlere dayanmakla beraber sûrenin Mekke’de inmiş olması bu yorumu zayıflatmaktadır. Bunu savunanlara göre sûrenin bütünü Mekke’de inmiş olmakla beraber bu âyet daha sonra Medine’de gelmiş ve sûredeki yerine konmuştur. İkinci ve üçüncü ihtimaller birbiri ile çelişmediği için kabul edilebilir niteliktedir. (Râzî, XXVIII, 7; Kurtubî, XVI, 181). 

----------------

وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَا سَبَقُونَا اِلَيْهِ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهٖ فَسَيَقُولُونَ هٰذَا اِفْكٌ قَدٖيمٌ

(46/11)- “Ve gâlellezîne keferû lillezîne âmenû lev kâne hayram mâ sebegûnâ ileyh, ve iz lem yehtedû bihî feseyegûlûne hâzâ ifkun gadîm.”

(46/11)- “İnkâr edenler, inananlar için, 'Eğer o Kurʼân iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi' dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; 'Bu eski bir uydurmadır' diyecekler.” 

-----------------

Âyet inkârcıların Kur'ân karşısında ki tutumlarından bahsetmektedir. İnkârda ısrar eden Arap müşriklerinin, servet ve saltanatlarına güvenerek Allah’tan gelecek her iyi ve güzel şeyin öncelikle kendilerine gelmesi gerektiği konusundaki değerlendirmelerinin yanlış olduğundan bahsedilirken aynı zamanda şu gerçek dile getirilmektedir. İnsanların Allah katındaki değerlerinin servet ve saltanata değil, îmana, ahlâka ve iyiliklere bağlı olduğu anlatılmak-tadır. 

----------------

وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰى اِمَامًا وَرَحْمَةً وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِیًّا لِيُنْذِرَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنٖينَ

(46/12)- “Ve min gablihî kitâbu mûsâ imâmev ve rahmeh ve hâzâ kitâbum musaddigul lisânen arabiyyel liyunzirallezîne zalemû ve buşrâ lilmuhsinîn.”

(46/12)- “Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâʼnın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.” 

----------------

Arapların yakın çevrelerinde bulunan ve temas halinde oldukları yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat’ı ölçü olarak almalarının uygun olacağı ifade edilmektedir. Çünkü Hz. Mûsâ ve Tevrat ile Hz. Muhammed ve Kur’ân arasında önemli benzerlikler vardır, fark dilde ve şekildedir. İçerik ve amaç benzerliği, kaynak birliğinin ve gerçekliğin önemli bir delilidir. 

---------------

اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

(46/13)- “İnnellezîne gâlû rabbunallâhu summestegâmû felâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.” 

(46/13)- “Şüphesiz Rabbimiz Allahʼtır' deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.”

----------------

Bu ve bundan sonraki âyetin yorumununda Terzi Baba şu bilgileri vererek bizlerin de idrakini açmaktadır. 

Dünya hayatlarında yaşadıkları süre içerisinde kendilerinde hâkim olan kavi ve güçlü bir anlayış ve irfaniyetle “Rabbunallâhu” (Rabb'imiz Allah'tır) dediler. Görüldüğü gibi burada "dediler" hükmü ile çokluktan bahsedilmektedir. Hâl böyle olunca bu hükmün altına birçok mertebede cennet ehli namzeti olanlar girmektedir. Bu hitaba muhatap olan kimselere ölüm hallerinde, müjde olarak veya daha henüz cennete girmediklerinden evvel, gene müjde olarak bu hitabın kendilerine bildirildiği anlaşılmaktadır.

“Rabb'imiz Allah'tır”, diyen birçok îman ehli gruplar

vardır. Bunların da Rab anlayışları farklıdır. Ancak

irfan ehlinin bu anlayışı Rabbu’l-erbab olan gerçek îkan

hakikatiyle anladıkları “Allah”tır. Bunlar da kendilerinde bütün esmâ-i ilâhiyeyi cem etmişler ve gerektiğinde hepsinin hakkını vermiş olanlardır.

“Summestekâmû” sonra bu anlayış üzerine evvela sırât-ı müstakim daha sonra sırâtullah üzerinde ve gerçek irfaniyetleri ile yol almış ve miraca doğru yükselme kaydetmişlerdir. Bu yükselme kaydedenlerin üzerine akın akın melekler iner. “Rabb'imiz Allah'tır” diyenlerin dostlarını da gök ehli olan melâike-i kiram'ın karşılamaları vardır.

Dünya hayatında hep Hakk üzere ve Hakk ile olduğunuzdan dolayı sakın ha korkmayın. Yapmış oldugunuz sâlih amellerin ve muhabbet-i ilâhiyyenizin boşa gideceğinden mahzun da olmayın. 

--------------

اُولٰئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(46/14)- “Ulâike ashâbul cenneti hâlidîne fîhâ, cezâem bimâ kânû yağmelûn.”

(46/14)- “Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır.”

Onlar, her mertebede olan cennet namzetleri, bulundukları halleri itibariyle gaybî iman özelliklerinden dolayı, cennet ile müjdelenirler. Bunlar arasında olan ârifler ise zat cenneti ile müjdelenirler. Aslında daha onlar burada gönül cennetine girmişlerdir. Daha evvelce bunlarla vadolunmuşlardı. Bu vaadleri bulacaksınız diye kendilerine melekler tarafından, müjdeler verilir. 

(T.B. Fussilet, s. 66-67) 

----------------

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا حَتّٰى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعٖينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنٖى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتٖى اَنْعَمْتَ عَلَیَّ وَعَلٰى وَالِدَیَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰیهُ وَاَصْلِحْ لٖى فٖى ذُرِّيَّتٖى اِنّٖى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ

(46/15)- “Ve vessaynel insâne bivâlideyhi ıhsânâ, hamelethu ummuhû kurhev ve vedaathu kurhâ ve hamluhû ve fisâluhû selâsûne şehrâ, hattâ izâ beleğa eşuddehû ve beleğa erbeîne seneten gâle rabbi evziğnî en eşkura niğmetekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en ağmele sâlihan terdâhu ve aslıh lî fî zurriyyetî, innî tubtu ileyke ve innî minel muslimîn.” 

(46/15)- “Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: 'Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”

---------------

اُولٰئِكَ الَّذٖينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّپَاتِهِمْ فٖى اَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذٖى كَانُوا يُوعَدُونَ

(46/16)- “Ulâikellezîne netegabbelu anhum ahsene mâ amilû ve netecâvezu an seyyiâtihim fî ashâbil cenneh, vağdes sıdgıllezî kânû yûadûn.” 

(46/16)- “İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve 

günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir vaʼddir.” 

-----------------

Peygamberlere inananlar ve onların yolundan gidenler ile inkâr, isyan ve onlara eziyet edenlerin durumu, ana babalar ile çocukları arasındaki ilişkiyi hatırlatıyor. Bu sebeple 15-20. âyetlerde o konuya geçilmiş; ana babaların nice eziyetler çekerek dünyaya getirip büyüttükleri, kendilerine ümit bağladıkları çocuklarının da birbirine benzemediği, kimileri itaat edip iyi davranırken bazılarının da hayırsız çıktığı hatırlatılmış, hem Peygamber efendimiz hem de müminler teselli edilmiştir.

Bakara sûresinin 233. âyetinde, tam emzirme süresinin iki yıl olduğu ifade edilmişti. Burada ise rahimde taşıma müddeti ile emzirme süresi toplamının otuz ay olduğu zikredilmektedir. Otuz aydan iki yıl çıkarılınca geriye altı ay kalır; bundan da asgarî hamilelik süresinin altı ay olacağı sonucuna ulaşılır. Hz. Osman halife iken, evlendikten altı ay sonra çocuk doğuran bir kadına zina cezası istenmiş, halife de bunu uygulamaya meyletmişti. Ancak Hz. Ali yukarıdaki hesap ve yoruma dayanarak, altı ay içinde çocuk doğurmanın mümkün olduğunu, kadına zina isnadının delilinin bulunmadığını savundu ve kadın berat etti (Kurtubî, XVI, 188).

Âyette geçen olgunluk çağı ve kırk yaş ifadesi hakkında İbn Arabi şunu belirtmektedir. "Kırk yaş, ilahi işleri bilme konusunda âlemin en kâmil insanları olan resullerin peygamber olarak gönderilme yaşıdır." (İbn Arabi, Rahmetün miner Rahman, c. 5, s. 111)

Terzi Baba da bu âyetleri farklı bir boyutta özellikle aklı küll ve nefsi küll yönünden ele alarak bâtınî vechesini ifade etmiştir. Bizim maddi beden olarak annemiz babamız bireysel annemiz babamızdır, sadece bize aittir. Oysa nefsi küll bütün âlemin anası, aklı küll bütün âlemin babasıdır. Âdem ile Havva’da anne babadır. Bir de mânevi anne baba yani kişinin ruhunun dünyaya gelmesine, faaliyete geçmesine sebep olan ve o ruh ile ebedi olarak yaşayan kişi, işte bu mânevi anne baba da bu âyete dâhildir. (T.B. İsra Suresi, 58)

Anne ve babaya karşı nasıl muamele edileceği konusunda Terzi Baba şunları belirterek bir Baba olarak biz evlatlarına hayat boyu lazım olacak şu bilgileri aktarmaktadır. Anne ve babasına da güzellikle muamele edecek zâhir ifadesi bu şekildedir. Bâtın ifadesine gelince tarikat mertebesinde kişinin bağlı olduğu yer onun ebeveynidir, validesidir yani ruh annesi ve ruh babasıdır. Bunlara ihsânda bulunacak yani varsa mürşidine ihsânda bulunacak. Şeriat mertebesinde anne babasına bir şeyler vermek, yemesini içmesini düzenlemek; tarikat, hakikat mertebesinde ise marifetullah’ı idrak etmeye çalışmak, müşâhede halini idrake çalışmaktır. İhsân neydi? “Her ne kadar sen şimdilik görmüyorsan da Rabbinin seni gördüğünü düşünerek ibadet etmek” şeriat mertebesinde ihsânın başlangıcı, tarikat merftebesinde valideye ihsânda bulunmak, valideyi marifetullah hükmü içerisinde İlâhî varlığın zuhuru olarak müşâhede etmek yani hakikat-i İlâhiyye’nin orada zuhuru olduğunu idrak etmektir. (T.Baba, Bakara Suresi, 207)

Meseleye enfüsî anlamda yani bizim seyrimiz açısından bakarsak özellikle seyru süluk yolcusunun dikkat etmesi gereken çok önemli bilgileri Terzi Baba şu şekilde dile getirmektedir. Âyet-i kerîmenin zâhiri mânâsı çok açık olarak anlaşılmaktadır. Bâtını ise kişinin kendi bünyesinde Babası Akl-ı küll, Annesi ise nefsi külldür. Bu makamları kendisinin Hakk yolunda kullanması istenilen amir bir hükümdür. Eğer bu makamları nefsine kaptırır da nefsi sahip çıkar ve kullanmaya başlarsa Cenâb-ı Hak bu durumdan hiç razı olmaz. Bireyin Annesi olan Nefs-i küll eğer nefsin hükmüne girmişse onun “nefsinin sütü”yle beslediği çocuk “veled-i nefs” olur ve gelecekte kendi anne babasını hükümsüz hale getirecektir. Hızır kıssasında öldürülen çocuk bu çocuktur. Eğer kişi, Babası olan Akl-ı küllü, nefsine kaptırır nefs onu kendi istikametinde kullanırsa, bu halin sonu kişinin mânevi iflâsı olur. Akl-ı küllü, Hakk yolunda kullanmak demek bütün esmaları Hak yolunda kullanmaktır, yani kişinin varlığında bunların hepsi vardır, Âdem neslinde bütün esmalar mevcuttur. İşte bu yüzden, "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır." Hükmüyle Cenâb-ı Hakk anne babayı kendi zatıyla birlikte şükre lâyık olduğunu ifade etmiştir. Çok manidardır. (T.Baba, Lokman Suresi, 99-100)

---------------

وَالَّذٖى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنٖى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلٖى وَهُمَا يَسْتَغٖيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَا اِلَّا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ

(46/17)- “Vellezî gâle livâlideyhi uffil lekumâ eteıdâninî en uhrace ve gad haletil gurûnu min gablî ve humâ yesteğîsânillâhe veyleke âmin, inne va’dallâhi hakk (hakkun), feyegûlu mâ hâzâ illâ esâtîrul evvelîn.”

(46/17)- “Anne ve babasına, 'Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?' diyen kimseye, onlar Allahʼa sığınarak, 'Yazıklar olsun sana! İman et, Allahʼın vaʼdi gerçektir' diyorlar, o da, 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir' diyordu.” 

---------------

اُولٰئِكَ الَّذٖينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فٖى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرٖينَ

(46/18)- “Ulâikellezîne hagga aleyhimul gavlu fî umemin gad halet min gablihim minel cinni vel ins, innehum kânû hâsirîn.” 

(46/18)- “İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.” 

--------------- 

Bu iki âyette anne babasına âsi olanların durumundan bahsetmektedir. Bir nevi anne baba üzerinden peygamberlerin durumuna da örnek verilmektedir. İnsanların kurtuluşu için her türlü çileye katlanarak Allah'tan aldıkları vahyi onlara iletmek için ne sıkıntılar çekmektedirler. Tıpkı peygamberler gibi anne babada evlatlarının doğru yolu bulması için ateşe doğru gitmemeleri için nasıl fedakârlık göstermektedirler. Ama bunun karşısında evlat hakikate çağıran anne babaya öf diyerek hakikate karşı kör ve sağır kesilmektedir. Nefsin boyunduruğu altında yaşamaktan, nefsin kendisine fısıldadığı hayali düşüncelerle beslenmesinden dolayı kendisini hakikate çağıran gerçeklere eskilerin masalları diyerek hem aklını hem gönlünü kapatmaktadır. Böyle yaparak âyetin ifadesiyle ziyana uğrayanlar sınıfına dâhil olmaktadır. 

---------------

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

(46/19)- “Ve likullin deracâtum mimmâ amilû ve liyuveffiyehum ağmâlehum ve hum lâ yuzlemûn.”

(46/19)- “Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. (Bu da) Allahʼın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi içindir. Asla kendilerine haksızlık yapılmaz.”

---------------

 Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. (Bu da) Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi içindir. Asla kendilerine haksızlık yapılmaz. Herkesten kasıt önceki âyetlerde zikredilen iki tip insandır. “Yaptıklarına göre birtakım dereceler” yani işledikleri hayır ve şerrin karşılığı olarak makam ve mertebeler vardır.

----------------

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذٖينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فٖى حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ

(46/20)- “Ve yevme yuğradullezîne keferû alen nâr, ezhebtum tayyibâtikum fî hayâtikumud dunyâ vestemtağtum bihâ, fel yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum testekbirûne fil ardı biğayril haggı ve bimâ kuntum tefsugûn.”

(46/20)- “İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, (onlara şöyle denir:) 'Dünyadaki hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” 

----------------

Kâfirlere hitab eden bu âyette onların nankörlük yapmaları yani dünyada verilen bütün nimetleri tüketip te nimeti vereni inkâr etmelerinden bahsetmektedir. Onlar kendilerine verilen bütün nimetlerden istifade ettiler. Neticesinde ne şükrettiler ne de nimeti verene vefa gösterdiler. Bu âyet nefsini ilah edinen insanların karakterini de ortaya koymaktadır. Nefsin istekleri karşısında dur durak bilmeden, her isteğini yerine getirerek onun şımarmasını ve neticesinde de büyüklenmesini sağladılar. Dünyada bütün iyi ve güzel olan nimetleri tüketerek ahirete azık olarak bir şey bırakmadılar. Nefsini dünya hayatında ıslah etmeyince âhirette azgınlaşan nefsin hakkından ateş gelecektir.

Allah'ın ruhundan üflediği ve isimlerini yüklediği, bundan dolayı kendisini şerefli olarak nitelendirdiği insan işte bu şerefini, bu yüce mertebesini unuttuğu zaman nefsin elinde bir oyuncak haline gelip kendisine hayal ve vehimden oluşan Allahsız bir dünya inşa eder. Gönülde yer alan taht’a nefis oturunca artık kendisinden başka büyük te tanımaz hale gelir. Bu saltanat bir gün yok olur. İşte o zaman şu hitabı duyar. “Bugün mülk kimindir? Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ındır.”

"Yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamanıza karşılık olarak..." Onların büyüklük taslamalarından maksat, peygamberlere karşı kibirlenmeleridir. Onlar, peygamberlere karşı büyüklendiler, bu yüzden onlara uymaya yanaşmadılar ve peygambere karşı büyüklenmekle kalmayıp onun getirdiği Allah’ın âyetlerine karşı da büyüklendiler.

Fahreddin Razi “Mefatihu’l-Gayb” adlı tefsirinde bu âyeti şu şekilde yorumlamıştır: Cenâb-ı Hak, bu azabı, şu iki şeye bağlamıştır: a) Kibirlenme ve büyüklük taslama ki bu, kalbin işlediği bir günahtır. b) Fısk-u fücur ki bu da, dış organların işlediği günahlardır. Birincisi, ikincisinden önce zikredilmiştir. Çünkü kalbin halleri, önem bakımından, uzuvların amellerinden daha ileridir. 

********

21. âyetten itibaren Hud aleyhisselâmın gönderildiği kavim olan Ad kavminden bahseden âyetler gelmektedir. Âyetlerin yorumuna geçmeden önce bu kavim hakkında biraz bilgi vermek konunun anlaşılması açısından daha iyi olacaktır.

AD KAVMİ 

Hûd’un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği ve isyanları yüzünden rüzgârla helak edilen kavimdir. Bu kavim, Nûh’un (a.s.) oğullarından Sam'ın torunlarından Ad'ın neslidir. Yaşadıkları yer Ahkâf diyarı olup, Yemen'de Aden ile Umman arasındadır. Bu bölgeye Şihr de denilmiştir. 

Nûh aleyhisselâm zamanındaki tûfandan sonra gemide bulunup kurtulanlar değişik bölgelerde yerleşip çoğaldılar. Ad kavmi de kendi arasında yirmi üç kabileden meydana gelen büyük bir Arap kavmi idi. Ad kavminin insanları, iri cüsseli, uzun boylu, kuvvetli, tuttuğunu koparan uzun ömürlü kimselerdi. Yaşadıkları bölgenin toprağı çok verimli, yağmuru boldu. Her taraf yemyeşil, bağlar, bahçeler, pınarlar, akarsular ile kaplı olan yerler "İrem Bağları" diye tanınmıştı. Bu kavim büyük kayaları yontarak direk ve bu direkler üzerine çok gösterişli binalar yaptılar. 

Yaşadıkları bölgede her taraf akıl almaz süslere, göz kamaştıran güzelliklere sahipti. Nuh (a.s.) zamanındaki tûfandan sekiz asır gibi bir zaman aradan geçmesi sebebiyle tûfanı görüp, ibret alanlar ve bunları nesillere anlatanlar çoktan vefat etmişlerdi. Ad kavmi insanları sıhhatlerine, kuvvetlerine, zenginliklerine ve servetlerine bakarak her geçen gün kibirleniyor, büyükleniyor, taşkınlıklarını artırıyordu. Gün geçtikçe azan Ad kavmi, nihâyet Samed, Samud, Sada ve Heba adlı putlara tapmaya başladılar. Bağ, bahçe, tarla, hayvân, mahsul ve nesillerinde şaşılacak bir bereket vardı. 

Dünya nîmetleri bakımından ulaşılması arzu edilen her şeye kavuşmuş olmaları, tamamen azmalarına sebep oldu. Zûlüm ve işkenceye başladılar. Etraflarındaki kabilelere, zayıf ve kimsesizlere ağır zulümler yapıyorlardı. Zavallı kimseleri yüksek binalardan atmaktan zevk alıyorlardı. Ad kavmi, bu azgın hâldeyken, Allahü Teâlâ onlara ebedi saadet yolunu göstermek için Hûd’u (a.s.) peygamber olarak gönderdi. Elli seneden fazla bir zaman bu kavmi îmana çağırdı. Bu azgın kavmi, Hud (a.s.) devamlı Müslüman olmaya davet ettiği hâlde îman etmeye yanaşmadılar. İmân edenler de korkularından îmanlarını açıklayamadılar. Bunun üzerine kendilerine ağır azâb geleceğini ve helâk edileceklerini söyledi. Yine inanmayıp alay ettiler. Nihâyet gelecek olan azâbın işaretleri görülmeye başladı. Üç sene yağmur yağmadı. Pınarlar kuruyup ağaçlar sararıp soldu. Meşhur İrem Bağları yok oldu. Hayvânlar susuzluktan telef oldu. İnsanlar da bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düştüler. Devamlı bunaltıcı ve kuru bir rüzgâr esiyordu. Tozdan göz gözü görmüyordu. Hûd (a.s.) ise onları durmadan îman etmeye davet ediyordu. Fakat inatlarından vaz geçmiyorlardı. Kadınları da kısırlaşıp hiç çocuk doğmaz oldu. 

Şiddetli kuraklık dört sene devam etti. Bundan sonra kendilerini helâk eden azâb geldi. Bir gün yurtları üzerinde her tarafı kaplayan siyah bir bulut göründü. Yağmur geliyor zannettiler. Hûd (a.s.) durumu bildirip tekrar îmanâ davet etti ise de kabul etmediler. Buluttan şiddetli bir rüzgâr esmeye başladı. Korkunç bir uğultusu ve dayanılmaz bir soğuğu vardı. Rüzgâr estikçe şiddetlendi. İnsânları tutundukları taş ve ağaçlarla birlikte göklere fırlatıyor, sonra da bırakıveriyordu. 

Havada adeta saman çöpleri gibi savruluyorlardı. Azgın Ad kavminin insânları param parça oldu. Yerleri yurtları yıkılıp harabe hâlini aldı. Sonra da fırtına onların ölülerini süpürüp denize attı. Bu rüzgâr, Kur’ân-ı Kerîm’de “rih-i akim, sarsar, azâb-ı elim ve atiye” olarak bildirilmektedir. Kûr’ân-ı Kerîm’de mealen; “Hûd (a.s.) ve dinde ona tabi olanları rahmetimizle kurtardık. Bizim âyetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp) mü'min olmayanların ise silsile ve köklerini kestik.” (A'raf sûresi, 72) buyruldu. Hud (a.s.) îman edenlerle birlikte Mekke'ye gitti. Bunlara “Ad-ı uhra” (ikinci Ad) denilmiştir. (T.B. Araf Suresi, s.99-100

----------------

وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْن يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنّٖى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

(46/21)- “Vezkur ehâ âd, iz enzera gavmehû bil ahgâfi ve gad haletin nuzuru mim beyni yedeyhi ve min halfihî ellâ tağbudû illallâh, innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm.”

(46/21)- “Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Âd kavminin kardeşini (Hûdʼu) hatırla. Hani Ahkâfʼtaki kavmini, 'Ancak Allahʼa ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum' diye uyarmıştı.”

----------------

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَاْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ

(46/22)- “Gâlû ecié’tenâ liteé’fikenâ an âlihetinâ, feé’tinâ bimâ teıdunâ in kunte mines sâdigîn.”

(46/22)- “Onlar ise, 'Sen bizi ilâhlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir' dediler.”

---------------

قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاُبَلِّغُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهٖ وَلٰكِنّٖى اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

(46/23)- “Gâle innemel ılmu ındallâh ve ubelliğukum mâ ursiltu bihî ve lâkinnî erâkum gavmen techelûn.”

(46/23)- “Hûd, '(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum' dedi.”

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهٖ رٖيحٌ فٖيهَا عَذَابٌ اَلٖيمٌ

(46/24)- “Felemmâ raevhu ârıdam mustagbile evdiyetihim gâlû hâzâ ârıdum mumtırunâ, bel huve mestağceltum bih, rîhun fîhâ azâbun elîm.”

(46/24)- “O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, 'Bu, bize yağmur getiren bir buluttur' dediler. Hûd, 'Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır' dedi.”

İbn Arabî bu âyetin yorumunda şu bilgileri vermektedir: Ad kavmi “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” demiştir. Onların bu konudaki delilleri, kara bulutların başlarına çöktüğünü her gördükleri zaman üzerlerine yağmurun yağmış olması, âdetin hep bu şekilde cereyan etmiş olmasıdır. Bu nedenle bu bulutu görünce sevinmiş, bunu müjde olarak telakki etmişlerdir. Çünkü bulut daima yağmur taşır. Ancak onlara “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” denilmiştir. Bu rüzgâr, onların hevalarının ta kendisi idi.(İbn Arabi, Rahmetün mine'r-Rahman, c. 5,s.112

-----------------

تُدَمِّرُ كُلَّ شَیْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْ كَذٰلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمٖينَ

(46/25)- “Tudemmiru kulle şey’im biemri rabbihâ feasbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum, kezâlike neczil gavmel mucrimîn.”

(46/25)- “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.' Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hâle geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.”

************

Kur’ân-ı Kerîm’de Hud’dan (a.s.) bahseden Âraf suresi 65-72.âyetleridir. Hud (a.s.) ile ilgili olduğu için o âyetlerin enfüsi manâda neyi ifade ettiğini bilmek için Terzi Baba tarafından yapılan yorumu buraya eklemenin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

(7/65)- Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u (gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.

Hûd (a.s.) Allah korkusundan çok ağladığı için bu anlama gelen “Hûd” ismi kendisine verilmiştir. Burada da nefs ve rûh arasındaki başka bir münasebet anlatılıyor. Bu mertebede nefsi emmâre baskın olduğu için ondan sakınılması ifâde ediliyor.

(7/66)- “Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."

Bizim varlığımızda esmâ-i ilâhîyyenin zuhurları olarak o kadar çok güçler var ki, bir tarafta bîat edenler var diğer tarafta inkâr eden güçler var. Azîz, Cebbar, Mütekebbir bu kavmin içinde ileri gelen isimlerdir, çünkü bu isimler en çok insanı Mudîll esmâsına saptırır. Rûhumuzda Hûd mertebesinin karşısında olan bu ileri gelen isimlerin nefsânî yönden zuhurları, “biz senin vaazlarını gereksiz görüyoruz, bu içinde bulunduğumuz hayâtı yaşamak bizim için daha güzel” dediler.

(7/67)- “(Hûd), Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim, dedi.”

Siz aklı cüz’iniz ile bu işleri anlamaya çalışıyorsunuz ama ben Rabbimden aldığım aklı küll idrâki ve ilmiyle size bunları anlatmaya çalışıyorum.

(7/68)- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."

İşte bu mertebede kişiye ilhâmlar gelir ve o bunları kendi nefsine aktarır. Nefsin ileri gelenleri de buna karşı çıkar ve bu mertebelerde bu savaş devamlı sürer. Hz.İbrâhîm’e (a.s.) kadar kişi kendi bünyesindeki çalışmalarla nefsini temizlemekle meşguldür.

(7/69)- "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve halkedilişte sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nîmetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."

Zikir sadece aynı şeyi tekrarlamak değildir. Zikir kelimesi sözlük anlamı olarak hatırlamak demektir, “ey okuyan kimse sende mevcût olan ilâhî hakîkatleri hatırla ve dışarıya çıkar” anlamındadır. Nefsi emmârenin oluşumlarının idrâk edilerek onların etkisinde kalınmaması isteniyor.

Bunları geçmişteki peygamberlerin hayât hikâyeleri olarak kabullenirsek bu durumda Kûr’ân-ı Kerîm tarih kitâbı gibi kitâp olur fakat Kûr’ân-ı Kerîm Allah’ın kelâmı, zât-î zuhuru olduğundan böyle bir şey ile sınırlandırılması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Başkalarının dahi söylemesine gerek kalmadan bazen insan, “ben şu kadar ibâdet ediyorum, bu kadar nafîlelerim var” diye düşünür, işte bu şekilde bir düşünceye kesinlikle sapılmayıp, nefs temize çıkarılmamalıdır. Çünkü nefs kötülüğü emreder yâni oyun yapar ve kişiyi gururlandırır.

Racûl zâhiri olarak erkek kişi olsa da hakîkatte Hak erleri demektir. Onlarda nefsleri üzerine şâhit olup kendi varlıklarında ilâhî varlıktan başka hiçbir şey olmadığını müşâhede edenlerdir.

Hûd mertebesinde kişinin kavmi biraz daha genişleyip büyüyor ve mücâdele biraz daha zorlaşıyor çünkü insanın rûhâniyeti geliştiği gibi nefsânîyeti de gelişiyor. Nefs ruhta olan herşeyden haberdardır, dolayısıyla kişi rûhen nereye yükselirse nefste oranın ilmini idrâk ediyor ve oradan saldırmaya başlıyor. zûlmani perdeler geçilip yükselmeye başlandıkça rahmâni perdeler çıkmaya başlıyor.

(7/70)- “Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azâbı) bize getir!"

Nefsi emmârenin şirretliği burada ortaya çıkıyor.

(7/71)- (Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azâp ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”

Bizdeki nefsi güçler ne kadar şirretliğe gitse de kişi rahmâniyyetine tutunursa o nefsin üzerine Allah’ın gazâbı gelir. Sonradan var edilen sadece varlıklara verilen isimlerdir. Âdem (a.s.) daha yeryüzüne inmeden hayvân cinsi dünyada mevcûttu, ne zaman ki Âdem (a.s.) yeryüzüne indi ve çoğalmaya başladılar bu mevcutlara isim vermeye başladılar yâni bütün bu isimler sonradan olmadır. Bu isimlerin bazılarını ilâh gibi görerek tapmaya başladılar yâni kendi verdikleri isimlere taptılar sonuç olarak. Şeytan sürekli yanlış düşünceler verdiğinden ondan gelenlerin tersinin yapılması otomatik olarak doğruları ortaya çıkarmaktadır. Bizlerde seyri sülûk yolunda giderken bazı işler yapıyoruz, nefsimize de diyoruz ki, bak neler olacak sende seyret.

(7/72)- “Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve Âyetlerimizi yalanlayıp da îman etmeyenlerin kökünü kestik.”

Cenâb-ı Hakk kullarıyla o kadar birlikteki hâdiselerin içinde o da mevcûttur, aksi hâlde mülkün sahibi olmaz.

************

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فٖيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فٖيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْپِدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْپِدَتُهُمْ مِنْ شَیْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِٶُنَ

(46/26)- “Ve legad mekkennâhum fîmâ im mekkennâkum fîhi ve cealnâ lehum sem’av ve ebsârav ve ef’ideh, femâ ağnâ anhum sem’uhum ve lâ ebsâruhum ve lâ ef’idetuhum min şey’in iz kânû yechadûne biâyâtillâhi ve hâga bihim mâ kânû bihî yestehziûn.” 

(46/26)- “Andolsun, size vermediğimiz imkân ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allahʼın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.”

---------------

İlk bakışta Mekkelilere hitap eden bu âyette daha önce yaşayan kavimlere verilen imkânlardan bahsedilmekte ve bunun kıymetini bilmedikleri ifade edilmektedir. Âyette asıl dikkat çeken husus kulak, göz ve kalplerden bahsetmesidir. Buradaki uzuvların sıralanışı rastgele olarak değil aksine hakikate ulaşmada önemli yerleri olduğu için bu şekilde ifade edilmiştir. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler verildiği halde bu organlar fayda sağlamamıştır. Fayda sağlamama nedeni amacına uygun olarak kullanılmadığındandır. Bu azalar hakikati duymak, görmek ve müşâhedeli bir yaşantı haline getirmek için insana verilmiştir. Allah’ın âyetlerini, her yerde aşikâr olan âyetlerini inkâr etmek için değildir. Bu mevzuyla ilgili olması hasebiyle Terzi Baba’nın Mülk Sûresinde yer alan benzer bir âyete yapmış olduğu yorumu da daha iyi anlaşılması için buraya ekleme ihtiyacı hissettik. 

“De ki: “Sizi inşa eden ve size işitme, görme ve idrâk etme hassalarını veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?” (Mülk Sûresi, 67/23)

İlk olarak kulaktan bahsedilmesi bütün bu Rahmânî hakîkatlerin evvela kulak yoluyla alınabilecek olmasındandır. Kulak yolu ile alınanlar göze intikal ettiririlerek müşâhade sağlanmaktadır. Bilinmeyen bir meselenin müşâhedesi mümkün değildir. Kulak ile yeri geliyor bâtıl şeyler de duyuyoruz. 

Gönlümüz Hakk’ın kütüphanesidir bu nedenle oranın girişi olan kulağımıza bir nöbetçi dikip gayrıyı oraya sokmamalıyız. Eğer lüzumsuz şeyleri oraya alırsak oradaki sahayı daraltmış oluruz ve Hak sözüne az yer kalmış olur. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’de ve irfan ehli indinde kulağa çok dikkat çekilmiştir. Hz. Mevlânâ ünlü kitabı “Mesnevî şerîfine “bişnev-dinle” kelâmıyla başlamıştır ki, çok büyük bir irfaniyyettir. Cenâb-ı Hakk, “Ben seni seçtim, artık vahy olunanları dinle” (Tâ-Hâ Sûresi, 20/13) âyetinin hükmüyle bir bakıma bu ilâhî dinlemenin seçilmişliğe bağlanmış olduğunu da görmekteyiz. Çünkü bu tevhid mevzuları bir bakıma Zât-ı İlâhiyye’nin mahremiyyetini de kapsadığından seçilmişliğe gerçekten ihtiyaç vardır. Sâlik’in seyru sülûkunda yapacağı en güzel iş evvelâ çok iyi dinleyici olmasını öğrenmesidir. Aslında çok güzel bir okuyucu da olması lâzımdır ancak gerçek bir irfan ehlinin kelâmından daha fazla hiçbir çalışma sâlikteki feyz ve açılımı meydana getirip kolaylaştıramaz. Çünkü gerçek bir irfan ehlinin kelâm nefesinde dört makam vardır ve bu makamlardan birlikte nefes etmektedir. Onlar da, sohbetin dinlenmesine sebep olan birincisi savt-ses; ikincisi mevzûun ma’nâsı; üçüncüsü Ruhu-hayatı-mevzûun canı ile birlikte aktarılması; dördüncüsü ise nuru’dur. Bu da iki yönlüdür. Birincisi kelâm ile birlikte gönderilen nuru, ikincisi ise nazar-ı ilâhîdir ki, çok enderdir.

İşte ancak bu açılımlardan sonra göz ile müşâhede 

başlamaktadır. Bundan sonrası gönlümüze inen iş ve varidât üzerinde tatminlik hâsıl olmaktadır. Cenâb-ı Hakk bu hususu “Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı” (Necm Sûresi, 53/11/) âyetinin ifadesiyle mutmain bir gönlün halini bizlere bildirmektedir. Bu kadar değerli olan bu azalarımızı zâhir bâtın faaliyete geçirmemizin gereği olarak dikkatimiz bu hususlara çekilmektedir.

Bunlardan sonra şükrümüzü arttırmak için dil faaliyete geçmektedir. O’nun varlığının hakikatini mümkün olabildiğince çok idrâk etmeye çalışmalıyız. Cenâb-ı Hakk’ın bizi bir birim olarak var ettiğini ve o birimin de bizde zuhura gelişinin kendisinden başka bir şey olmadığını idrâk ettiğimiz zaman en büyük şükrü yapmış oluruz ki bu da şükrün sonudur. (T.B. Mülk Suresi, s.24-25)

-----------------

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 (46/27)- “Ve legad ehleknâ mâ havlekum minel gurâ ve sarrafnel âyâti leallehum yerciûn.”

(46/27)- “Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.”

----------------

فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَانًا اٰلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

 (46/28)- “Felev lâ nasarahumullezînettehazû min dûnillâhi gurbânen âliheh, bel dallû anhum ve zâlike ifkuhum ve mâ kânû yefterûn.” 

(46/28)- “Allahʼı bırakıp Oʼna yakınlık sağlamaları için edindikleri ilâhlar kendilerine yardım etseydi ya! Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.”

-----------------

Âyetlerde ki hitap, ilk muhatapları olmaları hasebiyle Mekke halkınadır. Yani “Ey Mekke halkı! Andolsun ki biz çevrenizdeki Hicr, Semud ve Lût kavminin şehirleri gibi yerleri helâk ettik.

Cenâb-ı Hak bu âyetle Mekkelilere sanki şunu söylemektedir: Çevrenizde ve yakınınızda bulunanların peygamberleri inkâr etmeleri, inatla karşı koymaları ve onlarla alay etmeleri sebebiyle başlarına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için onların yaptıklarını yapmaktan sakının! Allah onları, çevrelerinde helâk edilen insanların başlarına gelenlerden sakınmaları ve onlara gelen azabın kendilerine de gelmemesi için onların peygamberlere karşı yaptıklarını Resûlullah’a yapmamaları için uyarmaktadır.

Helak edilmeden önce o kavimleri doğru yola dönsünler diye âyetlerini peygamberler vasıtasıyla tekrar tekrar açıkladığını belirterek aslında kullarına ne kadar merhametli olduğunu da göstermektedir. Ancak nefsinin esareti altında köleleşen insan etrafındaki âyetleri, işaretleri görmemektedir. Eğer görebilselerdi o âyetlerin hakikatine işaret eden deliller olduğunun farkına varırlardı.

Peşinden gelen âyette peygamberin davetine aldırış etmeyip sonunda inkârı seçenlerin içine düştükleri durumdan haber verilmektedir.

“bunlar bizim Allah nezdinde şefaatçilerimiz” dedikleri ve kendileriyle Allah’a yaklaşacaklarını zannettikleri, bâtıl mabutları, onları helak edilmekten kurtaramadı. Bırakın yardım etmeyi onlardan uzaklaşıp kaybolup gittiler. Kendilerine en ufak bir faydaları bile olmadı. Bu şekilde inanmaları kendi zanlarından, heva ve heveslerinden uydurdukları iftiralarından başka birşey değildir.

Bu iki âyete bir de enfusî yönden bakarsak çevremizde helak edilen yerlerden kastedilen aslında bizim dışımızda olan şeyler değildir. Beden mülkünde hükümranlık emmare nefsin eline geçtiğinde bizim diğer azalarımızda ona hizmet eder hale gelmektedir. Bu azaları Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu şekilde değil de emmare nefsin hizmetinde kullanmak o azaların helak edilmesine neden olmaktadır. Hud (a.s.) mertebesinde derviş açısından böyle tehlikeler ortaya çıkabilmektedir. Muhammedî olan bizlere uyarı yapılmaktadır. Sizler de bu durumlarla karşılaşmamak için içinizden gelen Resûle uyun, ona ittiba edin, onu yalanlamayın ki helak olmaktan kurtulun.

----------------

وَاِذْ صَرَفْنَا اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرٖينَ

(46/29)- “Ve iz sarafnâ ileyke neferam minel cinni yestemiûnel gur’ân, felemmâ hadarûhu gâlû ensıtû, felemmâ gudıye vellev ilâ gavmihim munzirîn.”

(46/29)- “Hani Kurʼânʼı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, 'Susun!' dediler. Kurʼanʼın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.” 

----------------

قَالُوا يَا قَوْمَنَا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدٖى اِلَى الْحَقِّ 

وَاِلٰى طَرٖيقٍ مُسْتَقٖيمٍ 

(46/30)- “Gâlû yâ gavmenâ innâ semiğnâ kitâben unzile mim bağdi mûsâ musaddigal limâ beyne yedeyhi yehdî ilel haggı ve ilâ tarîgım mustegîm.”

(46/30)- “Dediler ki: 'Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâʼdan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.”

-----------------

يَا قَوْمَنَا اَجٖيبُوا دَاعِىَ اللّٰهِ وَاٰمِنُوا بِهٖ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖيمٍ

(46/31)- “Yâ gavmenâ ecîbû dâıyallâhi ve âminû bihî yağfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm.”

(46/31)- “Ey kavmimiz! Allahʼın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.”

----------------

Peygamber Efendimizin Kur’ân’ı dinlemek üzere cinleri davet edip etmediği, bu sırada cinleri görüp görmediği konusunda farklı rivayetler vardır. (Kurtubî, XVI, 204 vd. İbn Kesîr (VII, 272-275) her iki iddianın da sağlam rivayetleri bulunduğunu göz önüne alarak şöyle bir yorum yapmıştır: Hz. Peygamber ile cinlerin bir araya gelmeleri birden fazla olmuş, birincisinde onlar dinlemiş, o görmemiş, diğerlerinde ise Peygamber Efendimiz davet etmiş, onları görmüş ve konuşmuş, en azından bir görüşmede İbn Mes‘ûd da bulunmuş, fakat uzakta durduğu için konuşulanları işitmemiştir. (ayrıca bk. Buhârî, “Ezân”, 105, “Menâkıbü’l-ensâr”, 32; Müslim, “Salât”, 149-153). 

29. âyet, Allah’ın yönlendirmesi ile dinleme arzusunun cinlerden geldiğini ifade etmektedir. Yine bu âyetler grubu, cinlerin de inançları ve dinleri bulunduğuna, inanç ve amellerine göre karşılık göreceklerine delalet etmektedir.

Tevrat ile Kur’ân arasında Zebûr ve İncil’de gelmiş olduğu halde cinlerin bunlardan söz etmemeleri, Tevrat’ın îman, ibadet ve muâmelât hükümlerini tam olarak ihtiva etmesi bakımından diğerlerinden farklı ve onların da atıf kaynağı olmasına dayanmaktadır. Bazı tefsirciler cinlerin bu ifadelerinden hareket ederek onların da çeşitli dinlere mensup bulundukları, burada sözü geçen cinlerin yahudi oldukları sonucunu çıkarmışlardır (Kurtubî, 209).

----------------

وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِىَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهٖ اَوْلِيَاءُ اُولٰئِكَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ

(46/32)- “Ve mel lâ yucib dâıyallâhi feleyse bimuğcizin fil ardı ve leyse lehû min dûnihî evliyâé’, ulâike fî dalâlim mubîn.”

(46/32)- “Kim Allahʼın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allahʼı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allahʼtan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.”

----------------

Allah'a davet eden peygamberlere uymayanlar bu tavırlarından dolayı Allah'ı aciz bırakacak değillerdir. Her şeye gücü yeten, mutlak kudret sahibini aciz bırakacağını zannetmek koyu bir cehaletin göstergesinden başka birşey değildir. Allah'ın mülkünde, O’nun vermiş olduğu türlü nimetler içerisinde yaşayıp ta O'nun dostluğunu kazanamamak ve kendi gibi vehim ve hevası ile yaşayanları dost edinmek de büyük bir nasipsizliktır.

----------------

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْیَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰى اَنْ يُحْیِیَ الْمَوْتٰى بَلٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ

(46/33)- “Eve lem yerav ennallâhellezî halegas semâvâti vel arda ve lem yağye bihalgıhinne bigâdirin alâ ey yuhyiyel mevtâ, belâ innehû alâ kulli şey’in kadîr.” 

(46/33)- “Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allahʼın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” 

----------------

Bir önceki âyette Allah'ı aciz bırakacağını zanneden kimselere cevap verircesine şu hususlar ifade edilmektedir. Gökleri ve yeri halkeden ve onları halkederken de yorulmayan, herhangi bir acziyete düşmeyen Allah'ın ölüleri diriltmeye de gücü yeter. Çünkü mutlak güç ve kudret sahibi sadece O'dur.

----------------

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذٖينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

(46/34)- “Ve yevme yuğradullezîne keferû alen nâr, eleyse hâzâ bil hagg, gâlû belâ ve rabbinâ, gâle fezûgul azâbe bimâ kuntum tekfurûn.”

(46/34)- “İnkâr edenlere ateşe sunuldukları gün, 'Bu gerçek değil miymiş?' denir. Onlar, 'Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş' derler. Allah, 'Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!' der.” 

-----------------

Bu âyeti Zümer Sûresi 71.âyetin devamı niteliğinde de düşünebiliriz. “Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevk edilecek; nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak; bekçileri onlara, ‘İçinizden, size Rabb’inizin âyetlerini okuyup duyuran ve böyle bir günle karşılaşacağınızı bildirerek sizi uyaran bir elçi gelmedi mi?’ diye soracak; onlar da ‘Evet geldi’ diyecekler. Ama inkârcılar için artık azap hükmü kesinleşmiştir.”

İnkâr edenler ateşle karşılaşacakları günde apaçık gerçekle yüzleşecekler ve kendilerine şu hitap gelecek:

"Bu gerçek değil miymiş?" İş işten geçtikten sonra gerçeği anlayınca "Evet, ‘Rabb’imiz hakkı için öyle’ diyecekler.

Onların, dünyada iken inkâr ettiklerini itiraf etmeleri için Allah o gün kendilerine bunları soracaktır. Çünkü onlar dünyada iken peygamberleri ve âyetleri inkâr ediyorlar, ölümden sonra dirilmeye ve Allah’ın azabına da inanmıyorlardı. Cehenneme atıldıklarında da onlara şöyle denilecek: Dünyada iken uyarıldığınız akıbet işte budur, gerçek değil miymiş? Onlar da itiraf edip “Rabb’imiz hakkı için öyle” diyecekler. Bunun üzerine kendilerine, dünyada iken inkâr etmiş olmanız sebebiyle şimdi çekin bu azabı! Denilecek. En doğrusunu Allah bilir. 

-----------------

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ

(46/35)- “Fasbir kemâ sabera ulul azmi miner rusuli ve lâ testağcil lehum, keennehum yevme yeravne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâatem min nehâr, belâğ, fehel yuhleku illel gavmul fâsigûn.”

(46/35)- “(Ey Muhammed!) O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.”

-----------------

Ülü’l-Azm

Sözlükte “sabırlı, gayretli ve kararlı kimseler” demektir. Bu tabir Kur’ân’da, Resûl-i Ekrem’e peygamberlerden azimli ve kararlı olanların sabredişi gibi sabretmesinin emredildiği bir âyette geçmektedir (Ahkāf 46/35). Ahzâb sûresinde (33/7) peygamberlerden ağır taahhüt (mîsâk) alındığı belirtildikten sonra onlardan özellikle Hz. Muhammed, Hz.Nûh, Hz.İbrâhim, Hz.Mûsâ ve Hz.Îsâ’nın zikredilmesine dayanan âlimler, ülü’l-azm peygamberlerin bunlardan ibaret olduğunu söylemiştir.

Terzi Baba da Ülü’l-Azm peygemberleri hakikatleri yönünden ele alıp incelediği Altı Peygamber serisi altında yazdığı eserlerinde bu peygamberler hakkında detaylıca bilgi vermektedir. Dileyenler ismini zikrettiğimiz bu eserlerden istifade edebilirler. Biz burada bu peygamberler hakkında onların mertebelerine işaret eden kısa bilgiler aktarmakla yetineceğiz. 

Terzi Baba’ya göre Kûr’ân-ı Kerîm’de ismi geçen bu Peygamber’lerin özetle dahi olsa kısa kısa hayat hikâyelerinin bilinmesinin kendimizi tanıma yolunda büyük yararları olacağı açıktır. Her bir Peygamber’in hayat hikâyesi aynı zamanda yaşadığı mertebenin-devrinin özelliklerini ve geçişlerini kendi hayatlarından misallerle bizlere açıklamaktadır.

Terzi Baba’nın düşüncesinde ülü’l-azm peygamberler Hz.Âdem (a.s.) ile başlamaktadır. Çünkü Âdemiyyet, âlemlerde başlı başına bir inkılâptır. Böyle bir varlığın yeryüzünde yaşamaya ve hakikat-i İlâhiyye’ye ayna olmaya ve Hakk ile ünsiyyetin başlaması, zâtî tecelliye mahal ve zuhur yeri olması bakımından ne kadar mühim bir mertebe olduğu aşikârdır. (T.B.)

İnsânlık tefekkürü ve yaşantısı yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın Kûr’ân-ı Kerim’inde bildirmesiyle (Halife-Âdem) isminde bir varlığın oluşumuyla başlamaktadır. Demek ki; bizim de yeryüzü (arzımız) olan bu vücûd iklimimizin de iyice anlaşılabilmesi ve kendimizi daha iyi anlayabilmemiz için Âdemiyyet mertebesi ilminden başlayarak diğer mertebelerin de ilimlerini öğrenmeye çalışarak, Tevhid hakikatlerine doğru yola çıkmamız gerekecektir ki; Kûr’ân-ı Âzimüşşan’da belirtilen seyr’e uygun bir seyr yapma yolumuz açılmış olsun. (T.B. Altı Peygamber-1, Hz. Âdem)

Terzi Baba ülü’l-azm olarak belirtilen her bir peygamberi mertebesi yönünden öne çıkaran özelliğini, her ne kadar kısa bir cümle olsa da irfaniyet açısından mühim hakikatlere işaret edecek şekilde belirtmektedir. 

Âdemiyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hazret-i Âdem” ismiyle Âdemiyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

Nûhiyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hazret-i Nûh neciyyullah” ismiyle Nûhiyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

İbrâhîmiyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hz. İbrâhim halîlûllah” ismiyle İbrâhîmiyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

Mûseviyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hz. Mûsâ kelimullah” ismiyle Mûseviyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

Îseviyyet mertebesi; Hazreti Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazreti Şehadet’te nokta zuhuru “Hz. Îsâ Rûhullah” ismiyle Îseviyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

Muhammediyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet’in “yeryüzü” Hazret-i Şehadet’te nokta zuhuru “Hz. Muhammed habibullah” ismiyle Muhammediyyet mertebesinden görünmeye başlamasıdır.

Diğer bir yönden bu peygamberlerin her biri insanlık tarihinde kendi düzeyleri itibariyle çığırlar açıp, tefekkür ufuklarımızın genişlemesinde, şekillenmesinde ve Cenâb-ı Hakk’a giden yolculuğumuzda kilometre taşları -dinlenip yeniden daha ileri menzillere varabilmemiz için- kervansaraylar oluşturmuşlardır.

Âdemiyyet: Âlemlerde başlı başına bir inkılâptır.

Nûhiyyet: Beşeriyyetinden kurtulmaya çalışmanın inkılâbıdır.

İbrâhîmiyyet: Tevhid-i ef’âl inkılâbıdır.

Mûseviyyet: Tevhid-i esmâ inkılâbıdır.

İseviyyet : Tevhid-i sıfat inkılâbıdır.

Muhammediyyet: Tevhid-i zat inkılâbıdır.(T.B. Altı Peygamber Serisi)

----------------- 

 Böylece özetle 46-Ahkaf Sûresini Terzi Babamızın gönül pınarından yararlanarak yorumlamaya çalıştık gayret bizden muvaffakiyyet Hak’tandır. 

 Yusuf, Ramazan, Yücel

 (20-06-2026) 

----------------- 

Terzi Baba Kitapları 

 Baskısı olan kitaplar. 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri

4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân 

8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)

9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet

10) Kelime-i Tevhîd

11) Vâhy ve Cebrâil

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16) Divan (3)

19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

41) İnci Tezgâhı

49) (36) Yâ-Sin Sûresi

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed Rasûlüllah (s.a.v.)

63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler

67) (67) Mülk Sûresi

68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Namaz Sûreleri 

69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Namaz Sûreleri

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

95) Terzi Baba (8) (19/53)

96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi

103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi 

118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)

213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

---------------------------------------------

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 

---------------------------------------------

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

---------------------------------------------

Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

 

1. KUR'ÂN VE HADîS

2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

 4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.

 

(Gönülden Esintiler) 

 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri

4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

6) Mübarek Geceler ve Bayramlar

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân

8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)

9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet

10) Kelime-i Tevhid

11) Vâhy ve Cebrâil

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye

14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16) Divan (3)

17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar

18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek 

19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati

20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (12) Yûsuf Sûresi

23) İbretlik "Değmez" Dosyası

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

25) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (1) Köle Ve İncir Sepeti

26) Bir Zuhûrât'ın Düşündürdükleri: Tenzîh, Teşbîh, Tevhîd

27) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (2) Genç ve Kıymetli Elmas

28) Kur'ân-ı Kerîm'de Tesbîh ve Zikir

29) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (27) Karınca-Neml Sûresi

30) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (19) Meryem Sûresi

31) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (18) Kehf-Mağara Sûresi

32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası 

33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)

34) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (3) Bakara "İnek" Hikâyesi

35) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (1) Fâtiha Sûresi

36) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (2) Bakara Sûresi

37) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (53) Necm-Yıldız Sûresi

38) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (17) İsra Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

40) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (3) Âl-i İmrân Sûresi

41) İnci Tezgâhı

42) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (4) Nisâ Sûresi 

43) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (5) Mâide Sûresi 

44) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (7) A'râf Sûresi 

45) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (14) İbrâhîm Sûresi 

46) Salat - İngilizce

47) Salat - İspanyolca

48) İrfan Mektebi - Fransızca

49) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (36) Yâ-Sin Sûresi

50) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (76) İnsân Sûresi

51) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (81) Tekvîr Sûresi

52) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (89) Fecr Sûresi

53) ‘‘Mehmet Hazmi Tura’’, Yüksek Lisans Tezi- Fatma Sena Yönlüer

 54) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Beled-Şems-Leyl-Duhâ İnşirâh-Tîn (90-95) Sûreleri 

55) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (28) Kasas Sûresi

56) İrfan Mektebi Şerhi - Fransızca

57) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (20) Tâ Hâ Sûresi

58) Muhyiddin-i Arabî - Mir'ât-ül İrfan ve Şerhi

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ-Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ-Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed-Rasûlüllah (s.a.v.)

62) Bir Hikâye Birçok Yorum: (4) Bir Ressam Hikâyesi

63) İnci Mercan Tezgâhı: Düşündürücü Nükteler

64) Ölüm Hakkında: Kıyam'et

65) Reşahat'tan Birkaç Bölüm'ün Şerh/Sohbet ve Yorumları

66) Abdulkâdir Geylâni - Risâle-i Gavsiyye Şerhi

67) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (67) Mülk Sûresi

68) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(1) 

69) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: Namaz Sûreleri-(2)

70) Yehova Şahitleri ile Mülâkat

71) Mübarek Geceler ve Bayramlar - Fransızca

72) Îmân ve Îkân

73) Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)

74) Terzi Baba Umre Dosyası (2012)

75) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz ve Şerhi

76) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (5) Doğdular, Yaşadılar, Öldürdüler, Öldüler Hikâyesi

77) Aşk ve Muhabbet Yolu: M. Nusret Tura

78) A'yân-ı Sâbite: Kazâ Ve Kader

79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası

80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası

81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 

82) Mektuplarda Yolculuk - M. Nusret Tura

83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013)

84) Nusret Tura - Vecizeler Hikâyeler

85) Nusret Tura - Tasavvufda Aşk ve Gönül

86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

89) Bir Hikâye Bir Çok Yorum: (6) Her Şey Merkezinde Mi?

90) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-1) Şerhi

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

92) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (2) Şerhi

93) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân - İngilizce

94) İbretlik Bir Hikâye Daha - Mescid-i Dırar. Kubbetu'l

 Kara.

95) Terzi Baba (8) (19/53)

96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi

97) Terzi Baba Umre Dosyası (2015)

98) Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri 

99) Terzi Baba (9) İstişare Dosyası

100) İrfan Mektebi Ve Şerhi - İspanyolca

101) Bosna Hersek Seyahati Dosyası

102) İrfan Mektebi Ve Şerhi – İngilizce

103) Aşk ve İrfan Yolunda Bir Ömür-Serkan Denkçi

103-1) “Uşşâkî Kültürünün Günümüze Yansıması “Necdet Ardıç” Örneği”, Yüksek Lisans Tezi-Serkan Denkçi 

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

105) Cemo ve Farko

106) Terzi Baba Umre Dosyası (2016)

107) Vahy ve Cebrâîl - Fransızca

108) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (1) - Peygamberimizi Ru'ya-da Görmek

109) Tasavvufî Îzâhlar

110) (19-53) Şeker Risalesi

111) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" Şerhi

112) Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları

113) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-2) Şerhi

114) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-3) Şerhi

115) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-4) Şerhi

116) Kudüs Seyahati Dosyası

117) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-5) Şerhi

118) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.

119) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (01) Âdem Fassı

120) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (02) Şit Fassı

121) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (03) Nuh Fassı

122) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (04) İdris (05) İbrahim Fassı

123) Mahmut Şebüsteri - Gülşen-i Raz (2) - Terzi Baba Şerhinin Tamamı

124) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Satıh İnce

125) Terzi Baba Umre Dosyası (2018)

126) Ben'deki Terzi Babam (1) - Murat Cağaloğlu

127) Ben'deki Terzi Babam (2) - Murat Cağaloğlu

128) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaf Dağı Ve Zümrüd-ü Anka

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

130) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kilise Çanları

131) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: 53. Âyetleri ve Terzi Baba

132) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaner Yiğido

133) Muhtelif İrfan Sohbetleri (1)

134) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (2)

135) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (3)

136) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (4)

137) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (5)

138) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (6)

139) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (7)

140) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (8)

141) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (9)

142) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (10)

143) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (11)

144) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (12)

145) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (13)

146) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (14)

147) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (15)

148) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (16)

149) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (17)

150) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (18)

151) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (19)

152) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (20)

153) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (21)

154) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (22)

155) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (23)

156) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (24)

157) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (25)

158) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (26)

159) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27)

160) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (28)

161) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29)

162) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (30)

163) Esmâ-i hüsnâ (1) - M. Nusret Tura Hz.

164) Esmâ-i hüsnâ (2) - M. Nusret Tura Hz. - Fütuhat ve Müşâhedeleri

165) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (75) Kıyamet Sûresi

166) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-6) Şerhi

167) Abdülkerim Cîlî - İnsân-ı Kâmil Cilt (1-Kitap-7) Şerhi

168) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31)

169) İbretlik Bir Hikâye Daha - Usta'dan Çırağına Tavsiyeler

170) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (4) - Terzi Baba'nın Görüldüğü Zuhuratlar

171) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (5) - Yoruma Açık Eğitim Zuhuratları

172) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (6) - Tuzak-Mekr-Hileli Zuhuratlar

173) Terzi Baba Umre Dosyası (2020)

174) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (83) Mutaffifin Sûresi

175) Mübarek Geceler Ve Bayramlar - İspanyolca

176) Korona Virüs'ün Düşündürdükleri

177) ‘‘İrfan Mektebi Hak Yolunun Seyr Defteri’’, Lisans(bitirme) Tezi-Yavuz Burak Kır

178) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (84) İnşikak Sûresi

179) 13-Terzi-Elif-Terazi-Teradi-İrfan Mektebi

180) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem - A- Mukaddime

181) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem - B- Ayniyet ve Gayriyyet

182) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (06) İshak Fassı

183) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (07) İsmail (08) Yakup Fassı

184) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (09) Yusuf Fassı

185) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (10) Hud Fassı

186) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (11) Salih (12) Şuayb Fassı

187) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (13) Lut (14) Üzeyir Fassı

188) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (15) İsa Fassı

189) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (16) Süleyman (17) Dâvud (18) Yunus (19) Eyyüb Fassı

190) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (20) Yahya (21) Zekeriyya Fassı

191) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (22) İlyas (23) Lokman (24) Harun-Fassı

192) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (25) Musa (26) Halid Fassı

193) Muhyiddîn İbnü'l Arabî - Füsûsu'l-Hikem (27) Muhammed-Fassı

194) Silsile-i Uşşakiyye

195) Terzi Baba-Özel, Kütüphane ve Müze Arşivi

196) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Üç Silahşörler

197) Dur Rabb'ın Namaz Kılıyor (1)

198) Ramazan ve Oruç

199) İrfan Mektebi-Ders Târif Sıralaması

200) Dur Rabb'ın Namaz Kılıyor (2)

201) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (1)

202) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (2)

203) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (3)

204) Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri 

205) Zekât ve İnfak 

206) Üç şilâhşörler-2-İbretlik bir değmez dosyası daha-

207) 68-Kalem-sûresi-

208) Naz-Makâmı- İbretlik bir değmez dosyası daha-

209) 4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

210) 6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

211) Terzi Babam'dan esintiler. Muhtelif konular. 

212) 2023-Umre dosyası.

213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması. 

215) 86-16-Kur-Ker-Yol-Tarık Sûresi. 

216) ‘‘Nusret Tura’’, Yüksek Lisans Tezi-Yusuf Yücel.

217) 85-17-Kur-Ker-Yol-Burûc Sûresi. 

218) 8-5- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Cem-Cemâli..

219) 87-88-18-Ku-Ker-Yol-A’la-Gaşiye-Sureleri.

220) 61-19- Ku-Ker-Yol-Saff Suresi. 

221) 8-20- Ku-Ker-Yol- Enfal Suresi-Murat-Derûni.

222) ‘‘Tarikatlarda Mübârek Gün ve Gecelerin Yeri ve Ehemmiyeti’’, Lisans (bitirme) Tezi-Fahrettin Avan 

223) 6-En’Âm Suresi. Murat-Derûni.

224) 9-4-Tevbe Suresi Şerif Kır. (Ç.H.U.) 

225) 10-Yunus Suresi.

226) 11-Hud Suresi Nihal Manaz.

227) 9-21-Tevbe Suresi Murat Derûni.Cağaloğlu. 

228) 10-Yunus Suresi Murat Derûni.Cağaloğlu. 

229) 2-Terzi Babam’dan esintiler. Selim Çoban.

230) 16-34-Ku-Ke-Yol- Murat Derûni.Cağaloğlu.

231) 5-6-Ku-Ke-Yol- Hicr-Suresi-Cem-Cemali. 

232) 31-Ku-Ke-Yol-Lokman-Suresi. T.B.

233) 21-26-Ku-Ke-Yol-Enbiya-Suresi. Murat Derunî. 

234) 22-27-Ku-Ke-Yol-Hac-Suresi. Murat Derunî. 

235) 25-29-Ku-Ke-Yol-Furkân-Suresi. Murat Derunî. 

236) 24-24-Ku-Ke-Yol-Nûr-Suresi. Murat Derunî.

237) 29-35-Ku-Ke-Yol-Ankebût-Suresi. Murat Derunî.

238) 26-39-Ku-Ke-Yol-Şu’ara-Suresi. Murat Derunî.

239) 23-7-Ku-Ke-Yol-Mü’minûn-Suresi. T.O.Cem Cemâlî.

240) ‘‘Necdet Ardıç / Terzi Baba’nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı’’, Yüksek Lisans Tezi- Canan Çalışkan

241) Mustafa safi Efendi-Abdürrezzak tek. 

242) 30-36-Ku-Ke-Yol-Rûm-Sûresi. Murat Derûnî.

243) 33-25-Ku-Ke-Yol-Ahzab-Sûresi. Murat Derûnî.

244) 35-37-Ku-Ke-Yol-Fâtır-Sûresi. Murat Derûnî.

245) 10-Ku-Ke-Yol-Yunus-Sûresi-2- Yusuf-Ramazan Yücel. 

246) 34-5-Ku-Ke-Yol-Sebbe-Sûresi. Şerif kır. ÇHU. 

247) 37-40-Ku-Ke-Yol-Sâffât-Sûresi. Murat Derûnî.

248) 38-5-Ku-Ke-Yol-Sâd-Sûresi. Abdürrezzak tek-Muhtefi.

249) 40-42-Ku-Ke-Yol-Mü’min-Sûresi. Murat Derûni. 

250) 42-38-Ku-Ke-Yol-Şûrâ-Sûresi. Murat Derûni. 

251) 47-28-Ku-Ke-Yol-Muhammed-Sûresi. Murat Derûni. 

252) 43-43-Ku-Ke-Yol-Zuhruf-Sûresi. Murat Derûni. 

253) 49-41-Ku-Ke-Yol-Hucurat-Sûresi. Murat Derûni. 

254) 50-32-Ku-Ke-Yol-Kaf-Sûresi ve Mustafa Hilmi Sâfî. 

Murat Derûni. 

255) 13-Ku-Ke-Yol-Ra’d-Sûresi. Ozan sanlı Şentürk.

256) 32- Ku-Ke-Yol-Secde Sûresi. Muharrem Halil İz.

257) 39- Ku-Ke-Yol-Zümer Sûresi. Cem Demiroğlu.

258) 44- Ku-Ke-Yol-Duhan Sûresi. Murat Derûni. 

259) 45- Ku-Ke-Yol-Câsiye Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

260) 51- Ku-Ke-Yol-Zâriyât Sûresi. Murat Derûni. 

261) 54- Ku-Ke-Yol-Kamer Sûresi. Murat Derûni. 

262) 56- Ku-Ke-Yol-Vâkıa Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

263) 57- Ku-Ke-Yol-Hadid Sûresi. Murat Derûni. 

264) 58- Ku-Ke-Yol-Mücadele Sûresi. Abdürrezzak Tek. 

265) 59- Ku-Ke-Yol-Haşır Sûresi. Murat Derûni. 

266) 60- Ku-Ke-Yol-Mümtehine Sûresi. Murat Derûni. 

267) 46- Ku-Ke-Yol-Ahkâf Sûresi. Muharrem Halil İz.

268) 62- Ku-Ke-Yol-Cuma Sûresi. Murat Derûni. 

269) 63- Ku-Ke-Yol-Münâfikûn Sûresi. Ozan sanlı Şentürk.

270) 64- Ku-Ke-Yol-Tegabün Sûresi Şerif Kır. (Ç.H.U.) 

271) 65- Ku-Ke-Yol-Talâk Sûresi Yusuf-Ramazan,Yücel. 

272) 66- Ku-Ke-Yol-Tahrim Sûresi. Cem Demiroğlu.

273) 69- Ku-Ke-Yol-Hakkâ Sûresi. Murat Derûni. 

274) 70- Ku-Ke-Yol-Mearic Sûresi. Murat Derûni. 

275) 71- Ku-Ke-Yol-Nuh Sûresi. Murat Derûni. 

276) 72- Ku-Ke-Yol-Cin Sûresi. Murat Derûni. 

277) 73- Ku-Ke-Yol-Müzzemmil Sûresi. Murat Derûni. 

278) 74- Ku-Ke-Yol-Müddessir Sûresi. Murat Derûni. 

279) 44- Ku-Ke-Yol-Duhân Sûresi. Şerif Kır. (Ç.H.U.) 

280) 46- Ku-Ke-Yol-Ahkaf Sûresi. Yusuf-Ramazan,Yücel.

281) 77- Ku-Ke-Yol-Mürselât Sûresi. Murat Derûni. 

282) 78- Ku-Ke-Yol-Nebe’ Sûresi. Murat Derûni. 

283) 79- Ku-Ke-Yol-Nâziât Sûresi. Murat Derûni. 

284) 80- Ku-Ke-Yol-Abese Sûresi. Murat Derûni. 

------------------------- 

Altı peygamber serisi 

------------------------- 

15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

24) (6) Peygamber (3): Hz. İbrâhîm Halilûllah (a.s.)

59) (6) Peygamber (4): Hz. Mûsâ-Kelîmullah (a.s.)

60) (6) Peygamber (5): Hz. Îsâ-Ruhullah (a.s.)

61) (6) Peygamber (6): Hz. Muhammed-Rasûlüllah (s.a.v.)

-------------------------

Terzi Baba kitapları serisi

------------------------- 

12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi

39) Terzi Baba (2) 

32) Terzi Baba (3) İstişare Dosyası 

79) Terzi Baba (4) İstişare Dosyası

80) Terzi Baba (5) İstişare Dosyası

86) Terzi Baba (6) İstişare Dosyası

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

91) Terzi Baba (7) Biismi Has, Selâm (13)

95) Terzi Baba (8) (19/53)

99) Terzi Baba (9) İstişare Dosyası

103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi 

108) Ru'ya-Zuhuratlar - Ma'na Âlemi Zuhuratları (1) - Peygamberimizi Ru'ya-da Görmek

109) Tasavvufî Îzâhlar

110) (19-53) Şeker Risalesi

126) Ben'deki Terzi Babam (1) - Murat Cağaloğlu

127) Ben'deki Terzi Babam (2) - Murat Cağaloğlu

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

131) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: 53. Âyetler ve Terzi Baba

165) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (75) Kıyamet Sûresi

------------------------- 

Bir hikâye birçok yorum serisi 

-------------------------

25) (1) Köle ve İncir Sepeti

27) (2) Genç ve Kıymetli Elmas

34) (3) Bakara "İnek" Hikâyesi

62) (4) Bir Ressam Hikâyesi

76) (5) Doğdular, Yaşadılar, Öldürdüler, Öldüler Hikâyesi

89) (6) Her Şey Merkezinde mi? Hikâyesi

------------------------- 

Dîvanlar serisi 

------------------------- 

1) Necdet Divanı

2) Hacc Divanı

16) Divan (3)

87) Terzi Baba - İlâhiler Derleme

88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine

129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)

------------------------- 

İbretlik dosyalar serisi

------------------------- 

17) Kevkeb: Kayan "Yıldız" lar

23) İbretlik "Değmez" Dosyası

73) Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)

81) Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları 

94) İbretlik Bir Hikâye Daha - Mescid-i Dırar. Kubbetu'l

 Kara.

98) Solan Bahçenin Kuruyan Gülleri 

105) Cemo ve Farko

112) Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları

124) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Satıh İnce

128) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaf Dağı Ve Zümrüd-ü Anka

130) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kilise Çanları

132) İbretlik Bir Hikâye Daha - Kaner Yiğido

169) İbretlik Bir Hikâye Daha - Usta'dan Çırağına Tavsiyeler

196) İbretlik Bir Değmez Dosyası Daha: Üç Silahşörler 

201) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (1)

202) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (2)

203) Bir Sâlikin Seyr/Yol Hikâyesi (3)

------------------------ 

Umre dosyaları serisi 

------------------------- 

2) Hacc Divanı

20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)

33) Terzi Baba Umre Dosyası (2010)

74) Terzi Baba Umre Dosyası (2012)

83) Terzi Baba Umre Dosyası (2013)

97) Terzi Baba Umre Dosyası (2015)

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

106) Terzi Baba Umre Dosyası (2016)

125) Terzi Baba Umre Dosyası (2018)

173) Terzi Baba Umre Dosyası (2020)

212) Terzi Baba Umre dosyası (2023)

------------------------ 

Îmânın beş şartı kitapları

------------------------- 

2) Hacc Divanı

5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler

7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân

10) Kelime-i Tevhid

72) Îmân ve Îkân

104) Hacc Umre ve Hakîkatleri

198) Ramazan ve Oruç

205) Zekât ve İnfak

------------------------ 

Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi

------------------------ 

46) Salat - İngilizce

47) Salat - İspanyolca

48) İrfan Mektebi - Fransızca

56) İrfan Mektebi Şerhi - Fransızca

71) Mübarek Geceler ve Bayramlar - Fransızca

93) İslam, İman, İhsan, İkan - İngilizce

100) İrfan Mektebi ve Şerhi - İspanyolca

102) İrfan Mektebi ve Şerhi - İngilizce

107) Vahy ve Cebrâîl - Fransızca

175) Mübarek Geceler ve Bayramlar – İspanyolca

199) 14-İrfan mektebi-ders tarif sıralaması- İngilizce. 

209) 4-Lübb-ül lübb-ingilizce çeviri-

210) 6-Mübarek geceler-İngilizce çeviri- 

----------------------- 

Hakkımızda yapılan lisans, yüksek lisans, doktora tezleri ve kabul edilmiş kitaplarımız.

53) ‘‘Mehmet Hazmi Tura’’ Marmara Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı / Tasavvuf Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi- Fatma Sena Yönlüer. 2010-İstanbul.

103) “Uşşâkî Kültürünün Günümüze Yansıması “Necdet Ardıç” Örneği” Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyyat Fakültesi yüksek lisans tezi- Serkan Denkçi. 2019-Bursa

177) ‘‘İrfan Mektebi Hak Yolunun Seyr Defteri’’, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İlâhiyat Bölümü lisans tezi- Yavuz Burak Kır. 2019-Tekirdağ.

216) ‘‘Nusret Tura’’, Bursa Uludağ Üniversitesi yüksek lisans tezi-Yusuf Yücel. 2024-Bursa.

222)“Tarikatlarda Mübârek Gün ve Gecelerin Yeri ve Ehemmiyeti’’. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi lisans tezi-Fahrettin Avan. 2022-Sakarya.

240) ‘‘Necdet Ardıç / Terzi Baba’nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı’’.Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Tasavvuf kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi- Canan Çalışkan. 2025-İstanbul 

XXX) ‘‘Salâhaddîn Uşşâkî’nin Mirâtü’l-Esmâ İsimli Eserinin Metin İncelemesi ve Eser Bağlamında Balıkesir ve Trakya Bölgesi Uşşâkilerinin Etvâr-ı Seb’a Uygulamaları”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi- İbrahim Paksoy. 2024-Ankara

XXX) ‘‘Uşşâkî Şiirinde Din Ve Tasavvuf’’ Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Türk-İslam Edebiyatı Bilim Dalı Doktora Tezi- Cengiz Aydın. 2020-Diyarbakır

------------------------

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

------------------------ 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-96-97-98-99-100-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

101-102-103-104-105-106-107-108-109-110-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

111-112-113-114-115-116-117-118-119-120-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

121-122-123-124-125-126-127-128-129-130-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

131-132-133-134-135-136-137-138-139-140-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar. 

142-141-143-144-145-146-147-148-149-150-

------------------------ 

Kitaplar devâm ediyor şu an Yekün= (284+150=434)

-----------------------

Terzi Baba ilâhileri. 

Erler demine Nusret tura.

1) Meğer-Kürşat.

2) Candır Allah-Kürşat.

3) Canım Allah-Kürşat. 

4) Boş çevirme ellerimi-Kürşat. 

5) Çözdüm sırrını. Kürşat.

6) Nasihattır hep sözlerim. Kürşat.

7) Hakk-ı ister isen eğer. Kürşat.

8) Mevlâm seni özlerim. Kürşat.

9) Neler olmaz. Kürşat.

----------------------------- 

PAGE 

 PAGE \* MERGEFORMAT 48
