# Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/celal-cemal-celal-ibretlik-bir-dosya-daha-3
**Sayfa:** 213

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER.

CELÂL CEMÂL CELÂL

İBRETLİK BİR DOSYA DAHA (3)

(Hayal’î kamer’in, hayal vâdîsi)

YAZAN ve DÜZENLEYEN

NECDET ARDIÇ

TERZİ BABA

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (73)

ÖN SÖZ (1)

BİSMİLLâHİRRAHMâNİRRAHîM:

Muhterem okuyucularım bu kitabın oluşması bir seyrin neticesinde devam eden hadiselerden meydana gelmiştir. Faydalı olur, ibret alınır, düşüncesiyle üzerinde çalışmalar yaparak okunacak hale getirmeye çalıştım.

Hikâye şöyle başlıyor. Bir gün adresime bir paket geldi, aldım baktım gönderen, bu dünyadan yakında göçmüş olan çok sevdiğim yakın bir arkadaşımın oğlu idi. Merakla açıp bakınca içinde bir not ile birlikte bir tomar yazılı kâğıtlar olduğunu gördüm. Bu sevdiğim arkadaşım tasavvufla ilgili çevresinde güven kazanmış güzel bir insan idi. İsmi ve yeri bizde kalsın.

Not-u okumaya başladığımda yazılar özetle şunları anlatıyordu

Sevgili kardeşim Necdet, bir müddet evvel bana belirli bir guruba önderlik yapan çok yakın bir arkadaşımdan değerlendirme yapmam için böyle bir yazılar geldi, gönderen arkadaşımın kendiside oldukça yaşlı idi, ancak ben de oldukça rahatsız olduğumdan, bunları değerlendiremedim, sen kitap işleri ile meşgulsün bak bakalım uğraşmaya değer bir şeyler varmı? varsa değerlendirirsin veya yoksa, bir tarafa bırakırsın, diyordu.

Devamında ise bunları çocuklarıma, ben rahmetlik olduktan sonra göndermelerini vasiyet ettim. İnşeallah eline geçer hayatta olsaydım beraber değerlendirirdik diyordu. Cenâb-ı Hakk rahmet eylesin.

Gelen kâğıtlardaki yazıların ilk sayfasında gönderen kişinin ifadesi ile, arkadaşıma kâğıtlarda ki yazıların muhtevasının daha iyi anlaşılması için, bilgiler veriliyor ve şöyle başlıyor idi.

Sevgili kardeşim. “Sana gönderdiğim bu yazılarda geçen yaşantıları okuyup yazılar hakkın da vaktin olursa, senin fikrini almak istiyorum, bende ona göre hareketlerimi düzenlemeye çalışıyorum” diyordu. Ve devamında, evvelâ yazılarda rolü olan kardeşlerin durumunu sana bildireyim diyerek devam ediyor, idi

Bundan yaklaşık on beş sene kadar evvel bir zaman idi bir kardeşimiz ile birlikte yeni bir kardeşimizde sohbetlerimize gelmeye başlamış idi, bu kardeşlerimiz başka bir yerin mensubu idiler. İçlerinden sonra gelenin, anlattığına göre, gurubu ile arsında mes’eleleri değişik yorumlama yüzünden ihtilâf çıkmıştı, bu yüzden kendisine ve eşine yaklaşık altı aylık bir süre için sohbetlere katılmama yasağı getirilmiş, ve daha sonra hiç aranmamışlar idi.

Bu guruba on beş seneden fazla maddi ve manevi hizmetleri olan bu kişiye bu davranılış çok acı gelmiş, ve bütün ümitlerini kaybetmiş psikolojik çıkmaza düşmüş ve hayatından endişe eder hale gelmişti. Bu haller içinde kendisinin üzerinde çok ağır bir (Celâl) tecellisi bulunuyor idi.

İşte bize geliş zamanı ve haleti rûhiyesi böyle bir durumda idi, zaman içerisinde bizlere olan muhabbetleri arttı ve aradığını bura da bulduğunu zannediyorum. Bütün eski değer yargılarını bir kenara bırakarak tamamen ve yeniden bir sulûk eğitimine girdi ve oldukça da başarılı oldu. Aradan seneler geçti belirli bir yaşantıya erdi, birçok hizmetleri oldu. Psikolojik sıkıntılı halini yapılan telkinler ile atlatmış oldu, bu devreler kendisine zâhir ve bâtın “Hakk’ın çok İkrâm-ı” oldu.

Bu minval üzere seyreden zamanlar içerisinde çok içe dönük halleri vardı bende artık yavaş, yavaş dışa dönük yaşamasının da gereğini kendisine aktarmaya çalışıyordum, nihayet bir müddette böyle geçtikten sonra kendisine küçük bir görev verildi, ve bu göreve alışması gereği kendisine bildirildi. Bu görev (rehber vekâlet) görevi idi, bulunduğu muhitte yavaş, yavaş çevre edinmeye başladı bende kendisine müdahale de bulunmuyor idim, dört seneye yakın bir zaman da böyle geçti, bu arada bazı sıkıntılarda oluşmaya başladı nihayet muhtevasını okuyacağın olumsuz yazışmalar ve davranışlar ortaya çıkmaya ve cemeatı içinde hizipleşmeler, huzursuzluklar olmaya başladı, hanımı ile ve aile içi huzurları bozuldu. Bu durumda üzerlerinde tekrar (Celâl) tecellisi oluşmaya başlamış oldu. Hadise özetle budur kardeşim.

Bu hususun tahlilini yapman için sana bu yazıları gönderiyorum İnşeallah bana yardımcı olursun Notlarda bu yazıları okuduktan sonra hadiseye daha çok merakım arttı ve bu yazıları vakit buldukça okumaya başladım, ve sıralayarak daha sonraki sahifeler de isimler tarafımızda kalmak üzere derlenecektir.

İnşeallah okuyanlar için faydalı olur.

Yukarıdaki ifadelerden kitabın ismini

(CELÂL CEMÂL VE İKRAM)

İBRETLİK DOSYA (3) OLARAK

VE (73) sıra numarasını vererek kayda geçirdim.

Necdet Ardıç. Terzi Baba. (X0/X7/20X1

ÖN SÖZ (2)

BİSMİLLâHİRRAHMâNİRRHîM:

Muhterem okuyucularım, ÖN SÖZ (1) de ki, ifadeler bir gerçeği değişik bir şekilde bahsi geçecek olan şahsın/şahısların, perde arkasında bırakılarak bilinmez kimseler halinde gıyabi olarak bazı oluşumları anlatmak için düşünülmüş bir kurgu idi sebebi ise bahsi geçen kişi ve kişleri yapılan ikazların eğer kabul görüp gidişatlarını düzeltirler iyi niyeti ile yapılan bir uygulama idi. Eğer yapılan tavsiyeler ve verilen sözler yerine getirilmiş olsa idi, hadise aynen yukarıdaki anlatış seyri ile devam ederek, dosyanın ismide! (CELÂL CEMÂL VE İKRAM) olarak kalacaktı, ancak kendilerine defalarca yapılan ikaz ve ihtarlar, hiç dikkate alınmadan bahsi geçen kişi, kendi kendine kurduğu kurallarla ve ma’nevi baskılarla, çevresine karşı kendi sınırlarını da aşarak büyük suçlar teşkil eden davranışlarını yürütmeye (..09/20X5 ) tarihlerine kadar şiddetle devam etti. Bu arada gene birçok defa ikaz edildi ancak bunlar kendisini düzeltmesini sağlayamadı gene kendi bildiğini okumaya devam etti. Böyle olunca da çok yanlış seyrettiği anlaşılan eğitimin bu yanlışlıklarının daha fazla götürülemeyeceği için kendisine verilen bütün selâhiyyet ve lâkapları kaldırlmış oldu.

Dosya sayfa (43) dan okunmaya devam edildiğinde, aşağıda belirtilen kayıtları göreceksiniz. Kendilerine, eğer gidişatınızı düzeltmez iseniz, bu yazıları daha o günden kardeşlere göndereceğimi yazmıştım, eğer yapılan ikazlar yerini bulsa idi, bu dosya birinci (ön sözde belirtildiği gibi (CEMÂL VE İKRAM) ve bütün bu ve diğer kayıtlar bende mahfuz kalacaktı. Verilen sözler yerine getirilmedi, hattâ eskisinden çok daha ileri derece yanlış tatbikatlara gidildi bu yüzden, mesele aile meselesi değil, bir cemeat meselesi hükmüne dönüştü, içinde bulunulan cemaat bizim uhde sorumluluğumuzda olduğundan, bu temiz ve saf kimselerin, bu hale düşmelerinde benimde hissem olduğundan ki onların hepsinden bu hususta (helâllik diledim) yazışmaların içinde zaten göreceksiniz.

Cemaatin beden ruh ve akıl sağlıklarının daha fazla yıpranmaması, ve gerçekleri daha net ve açık görmeleri için, bu dosyayı ve elimde olan diğer yazışmaların bazılarını da bir dosyada toplayıp ilgili kişilere göndermeye karar verdim. Aile sırrı ifşası ile kişinin bana yazmış olduğu yazısını kolaylık olsun diye, aşağıya ilâve ediyorum bu yazılar bir aile sırrımı, yoksa ayyuka çıkmış zaten içinde yaşayanların bir çoğunun haberi olan kayıtlarmı.? Okuyunca sizler karar verirsiniz. Aslında zâten bu dosyalar daha o tarihte kendileri tarafından herkese mail ile gönderilmiştir. *******************

6. (2) Böylece yukarıda işaret edildiği üzere,

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak

bayanlara sohbet olmayacaktır.

Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabilecektir. (T.B.) *******************

Ekim ayı dönemini beklemekteyiz. Vade tamam olduğunda gerekeni yapmak üzere sizi arayacağız, tabiatıyla izninizi ve duanızı alacağız.

Her daim himmetlerinize ihtiyacımız vardır. Daima da olsun isteriz. Himmetlerinizi izninizle talep etmekteyiz. (E-1

Not: Bu vesile ile bizi düşündüren bir hususa izninizle temas etmek istiyorum. (E-1-)

Sultanım Terzi Baba

G….. Hn. içinde bulunduğu yaş döneminin hassasiyeti ile bu aralar gerek zahirin tesiratı ve gerekse manevi terakki olaylarını aşırı duygusallık ile algılamaktadır. Nitekim gittiği doktor tavsiyesi ile de ilaca başlamıştır.İlacın kendisine fayda verdiğini ailecek tespit etmekteyiz.

Aşırı duygusallığı neticesinde oluşan vehmi ve yine manevi mertebesinin zanni tesiratı altında sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bütün samimiyetiyle aile sırlarımızı size açmıştır. Allah sizden razı olsun. Amin.

Sağlam bir kanaat hasıl olması bakımından biz de bu mevzuları elimizden geldiği kadar Kur’an ışığı altında olayların irfaniyetteki yerlerini ifade etmeye çalıştık. Yine sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bu çalışmaları size dosya halinde gönderdik. Böylece daha sağlıklı kanaat hasıl olabilir diye düşündük.

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin.

Böylece çoluk, çocuk, ailecek sizin izniniz tahtında sizi mahrem bilerek (ki doğrusu budur) aile sırlarımızı size ifşa ettik. Manevi edeb yönünden şüphesiz ki kusurumuz olmuştur. Tevbe ve istiğfar ederiz

Ancak Cum X9.X7.20X1 tarihli e-mailinizde şöyle bir ifadeniz olmuştu. ******************* bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (T.B.) *******************

Bilahare Bayram ziyareti ile E-2.. kardeşimizden öğrendiğimize göre, böyle bir dosyanın tarafınızdan hazırlanmış olduğunu ifade edip, bilgisayar üzerinde dosyayı ona göstermişsiniz. Allah hayırlar versin. Amin.

Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz.

Bütün samimiyetle tevdi edilen aile sırlarımızın yine Cum X9.X7.20X1 tarihli e-mailinizdeki ifade edildiği gibi; *******************

İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. (T.B.) *******************

tevhiden, yapıcılık üzere, baba’can bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde gelen bilgiler tahtında sanki daha önceki “Kevkeb” (Kayan Yıldızlar) ve (İbretlik) (N….. Anne’ye saygısızlık) “Değmez” dosyaları (Terzi Baba’ya saygısızlık) mesabesinde tutulması, gibibir fikriyatın olması bizi düşündürmektedir.

Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz.

Ancak, bunların ortaya çıkması ile elimizde olmadan endişe ederiz ki, maneviyatımız görünen hali ile etkilenecek ve bu etki ile isteme-sek de kaçınılmaz bir takım tesiratı olacaktır. Himmetinizle inşaallah hakkımızda hayırlı olur. Amin.

Bütün bunların ışığında;

İlk okuyuşumda farketmemişim. Özür dilerim. Muhtemelen hazırladığınız dosyaya ilâve etmek üzere X9.X7.20X1 tarihli yazınızda istemiş olduğunuz (ki, önceden iş yerinize getirdiğim) dosyayı ekte sunmuş bulunuyorum.

(E-1

Görüldüğü gibi bu dosyanın oluşumu (X8.X6.20X1), den başlayıp (X5/X2/20X5) yaklaşık, (4,5) sene evveline dayanmaktadır, ve verilen hiçbir söz tutulmamış ve yapılan tavsiyeler hiçbir şekilde yerine getirilmemiştir.

Ayrıca bütün bunların üzerine birde kendisi hakkında yazdığı (4/5) satırlık bir yazı hakkında, (81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) yaklaşık (150) sayfa civarında ki dosya kitap ile de çok açık olarak uyarılmıştır. Oda dikkate alınmamış, daha sonra hadiseler artık çok barizleşmeye başlayınca, bunları gerçekten araştırmak ihtiyacı ortaya çıkınca, yapılan görüşmelerde işlerin tahminlerin çok ötesinde, facia durumuna geldiği ve hemen acilen sonlandırılmasının gerektiği anlaşılarak, ulaşabildiğimiz kimseleri bu durumdan özetle haberdar etmeyi bir sorumluluk ve vazife görevi adderek kendilerine okumaları için (2) dosya gönderip ne yapacaklarına karar vermeleri hususunda kendilerinin kendi kararlarını, kendilerinin vermesine bıraktık, ve bu kararları için kendilerine (3) ay süre tanıdık bu şekilde artık o gurubun mes’uliyeti bizim üzermizden kalkmış oldu. Ancak geri dönebilecekler içinde kapımızın açık olduğu herkese bildirildi. İşte bu süre (X5/X2/20X5) te sona ermektedir, bu sürenin sonunda da bütün safhaları ile neticelenmiş olacak olan dosya o tarihten bir müddet evvel ilgili kimselere gönderilecektir.

Bu dosya kendisine tevdi idilen aile içi meselelerin açığa çıkarılması değil, bu sözleri söyleyen kişinin yaptıklarının daha fazla kimselere zarar vermesini önlemek için ortaya çıkarılan, genelde kendi söz ve anlayışlarının nasıl tutarsızlık içinde olduğunun da bilinmesi ve benim bu kişi ile (15) sene, ne kadar çok kendisini düzeltmesi için yaptığım çalışmaların nasıl bir hiç uğruna heba olduğunu bildirmek içindir

ÖN SÖZ (3)

BİSMİLLâHİRRAHMâNİRRHîM: Bu ön sözde daha evvel gönderdiğim birinci dosyada geçen bir bölümü genel bir bilgi olması düşüncesiyle buraya da aktarıyorum. T.B

BİRİNCİ BÖLÜM CELÂL.

Bu ön girişten sonra yolumuza devam edelim.

Bu hikâye (2,000) senesinden başlamaktadır. Özetle bunları belirteceğim.

O senelerde bizim İstanbul sohbetlerini, Kasım Paşada hazreti pirin mekânın da yapmaya çalışıyorduk, sohbete katılanlar bizim kardeşlerimiz olmakla birlikte birde, annesi bize bağlı bir kardeşimiz de sohbetlerimize devam ediyordu. Bu kardeşimiz (M…. C…) bir gün kendi bulunduğu guruptan bir arkadaşının bizimle görüşmek istediğini söyledi. Bende gelsin buyursun dedim, nihayet bir Çarşamba günü üç arkadaş geldiler, gece Mesnevi sohbetine de kaldılar. Ve sonra gittiler.

Bir müddet bu tanışmalar devam etti daha sonra oda İstanbul sohbetlerine katılmaya başladı, ve yavaş yavaş bizlere ailece yakınlaşmaya başladılar. Bizde kendilerine yardımcı olmaya çalışarak gereken yakınlığı göstermeye başladık.

Bu arada kendi hallerini bize aktarmaya başladılar. Kendi anlattıklarına göre eski bulundukları yerden iki ay süre ile uzaklaştırılmışlar, ancak aradan birçok ay geçtiği halde hiç kimse onları aramamışlar, ve kendi ifadelerine göre de, ellerindeki bütün paralarını da bulundukları yerdeki beyin sözü üzerine bir başkalarına verdiklerini ve bu paralarını geri alamadıklarından çok zor duruma düştüklerini “etiler” civarında veya benzeri bir yerde olan dairelerini satmak zorunda kaldıklarını ve bu yüzden şu an oturdukları dairelerine kat mülkiyeti olarak katıldıklarını ve orada oturmaya başladıklarını, ancak çevre ve binalar daha henüz tamamlanmamış olduğundan oldukça sıkıntılı bir yaşam ortamında oturduklarını belirtiyorlar idi, o devrede bizi de evlerine davet etmişlerdi gerçekten hem çevre koşulları ve hem de orada ki yaşam odukça zordu.

Daha sonra kendisi sitenin yönetimine katılmıştı bu arada site yönetiminde bazı kaçakların olduğu tesbit edilince, şu veya bu vasıfla kendiside yönetimde olduğundan, dairelerine haciz kararı gelmişti. Bir ara bize gelerek veya telefonda şimdi tam hatırlayamıyorum. (Ben bittim ben tükendim) diye adeta ağlar vaziyette gerçekten tükenmiş halini, başka tutunacak dalı kalmadığından bizlere bildiriyor idi. Ayrıca eski bulunduğu yerden bir daha da aranmadığını bu sebeble oradan atılmış olduğu inancı ile bu yüzdende zâten tükenmiş halde idi ayrıca psikolojiside gerçekten çok bozok, türlü türlü psikolojik ilâçlarla ayakta durmaya çalışıyor idi. Ve kendisi daha sonraları bu günler için belirttiği sözleri şunlar idi. ”O günlerde başka çarem kalmadığı için çok defalar intiharı düşünmüş idim” dediğini bende unutamam.

İşte bu bitmiş ve tükenmişlik (Celâl) tecellisi içinde iken bu aileye yardımcı olmaya karar verdik. Ve sohbetlerimize ve evimize davet etmeye başladık yakınlaşmamız ve muhabbetimiz devam ediyordu, bu arada da seneler ilerliyor idi. Kendisi ve eşi bilgisayar kullanmasını bildikleri için ve biraz da meşguliyetleri olması için. Benim (1958) senesinden beri yaptığım yazışmalarımın kayıtları dosyalarımın içinde duruyor idi, kendilerinden bunları bilgisayar kayıtlarına geçirip geçiremeyeceklerini sordum, onlarda memnuniyetle bunları yapabileceklerini söylediler, ve ilk fırsatta bende bulunan çevremle olan zuhurat yorumlarımı, ve bilgi çalışmalarımın kayıtlarını onlara verdim, onlarda tarih sırasına göre onları bilgisayar kayıtlarına aktarmaya başladılar, aslında daha evvel başka bir oğlumuz onlara başlamış idi, onlarda devamını getirmeye başladılar. Bu yüzden bu bölüm için teşekkürlerimi bildirmiş idim.

Kendilerinin ifadelerine göre, bu yazılardan çok istifade ettiklerini, işin aslının eski yerlerinde ifade edildiği gibi olmadığını, işlerin gerçek yüzünün çok başka olduğunu, ve bu yüzden o yazıları yazmalarının kendilerince çok yararlı olduğunu, ifade eder olmuşlardı. Evet büyük bir gayret ile çalışmaya başlamışlar idi, Bu samimiyyet ve bağlılığı görünce itimadımızı kazanmış oldular böylece onları derviş yapmaya karar vermiştik. Bu arada kendisinde bir zuhurat vaki olmuştu tekirdağa gelip, o zuhuratı anlattılar. Bu zuhuratın kayıtlarını aşağıya aktaralım. Bu yazışmalar çok büyük miktarda elimizdeki dosyalarda hepsi mevcuttur. T.B

(03/Terzi Baba mektuplar ve zuhuratlar) dosyasından aktarmadır.

E… K…. X8/X1/X003

N…… Beyefendi Sultan ile vaki konuşma üzere, kendisinden âli tevilini mümkün kılması hususunda Rabbimin kulu üzerinde son zamanlarda lütfettiği ikramlarından bazılarını teferruata kaçmadan sırası ile aşağıya dercedilmiştir.

Rüya 1

Manamda kılıç verildi; akabinde kitap verildi. Kitap verildiğinde, hal lisanı ile kitap ile kılıcın ayni şey olduğu ifade edildi.

Bende verilen o kitabın aslını talep etme zuhur etti. Bunun üzerine şuhuden tespit ettiğim insan simasındaki memnuniyet ifade eden gülümseme neşesi ile ayni ebat ve kalınlıkta bir kitap daha zuhur etti.

Yine hal lisanı ile zuhur eden bu kitap, önceki kitabın aynısı olduğu ancak işlem ve tatbikat ilk önceki kitapta olur dendi.

Bu kitap bana öğretiliyordu; öyle ki bu öğretme sanki ufak bir çocuğun elinden tutarak şunu şöyle yap dercesineydi. Dikkat ettiğim, ben kitaba sahip olmuyordum, kitap ne istiyorsa, ben onu sanki o benim kendi halimmiş, malımmış gibi tatbikattaydım.

Bu rüyadan sonra N….. Beyefendi Sultan'ın daveti zuhur etti. Bu davete eşim ile T……'da makamlarında icabet ettim. Kendisi eşi ile beraber bizi evlerinde kabul buyurdular. Allah Razı olsun. E.k.

Rüya 2

Bir masanın başında V….. Beyefendi Hazret ile oturuyorduk. O masanın bir kenarına kolunu dayamış vaziyette; ben de diğer kenarında idim. Ancak oturuş vaziyetimiz itibariyle aramızda hiçbir şey {yani masa vs) yoktu. Ben ona "Zamanın insanı" konusunda kendimde zuhur edenleri söylüyordum. O da beni dinliyor ve zaman zaman kafası ile tasdik ve teyit ediyor

Rüya 3

Kendimi bir yolda gördüm bir anda bir kalabalık zuhur etti. Dergahtan tanıdığım, ve daha önceden tanımadığım, birçok kimse ve Hazret vardı; sanki namaz kılınacakmış. Ben derhal abdest alayım diye telaş ediyorum. Ancak abdest alayım derken onlar süratle kayboluyorlar. Ben de onları kaybetmeyeyim telaşı ile peşlerinden gidiyorum. Ancak hepsi çil yavrusu gibi bir yerlere kaybolmuş olarak görüyorum. Neticede kendimi bir yol aralığında sokak üzerinde kurulmuş bir lokanta önünde buluyorum.

Oradaki bir masada sanki manevi bir kimse müşahade ederek onun bulunduğu masaya oturuyorum. Masa üzerinde lokantalarda servis olarak hep bildiğimiz içinde kesilmiş ekmek bulunan ekmek sepeti var. Oradaki kişiler ekmekten ufak parçalar halinde yiyorlar.

Benim de sanki karnım açıktı ekmekten kopardım ve o anda yanımda zuhur eden son derece yağlı (ancak ben yağlı yemek sevmem) sanki tas kebabı diyebileceğim bir tabak yemek zuhur etti. Ben o zuhur eden yemeğin suyuna (ki o anda o yağlı olan yerindeki yağ birikintisi kalmadı) ekmeği batırarak yedim.

O anda V….. Beyefendi Hazretleri zuhur etti ve yanıma oturarak bana hal lisanı ile masadaki o tek tabak olan yemeğin kime ait olduğunu sordu. Ben de derhal tabii ki ona ait olduğunu ifade ederek yemek tabağını ona uzattım ve o da tek başına yemeği yemeye başladı.

Rüya 4

Beni sanki V….. Beyefendi Hazret çağırmış. Eşimle gidiyoruz, gittiğimiz yer. ağaçlıklı, kır gibi adeta sera diyebileceğim, yani güneşi var ama sıcaklığı yakmıyor, serin ama üşütmüyor, üstü ve etrafı kapalıymış gibi geliyor ama açık olan bir lokanta Etrafta ağaçlar ve kuşlar yani dinlendiren, sükunet veren bir tabiat var.

Hazret eşi ile beraber yanyana bir masada oturuyor. Burada dikkat ettiğim Hazretin üzerinde mavi pijaması vardı içinde her zaman giydiği beyaz yün fanilası vardı.

Ben eşimle beraber tam karşılarına oturuyoruz. O tek başına bir yandan yemek yiyor ve her zaman ki halinle sohbet ediyor. Kısa bir sohbetten sonra gitmesi gerektiğini söylüyor ve kalkıyor.

Ben önce sanki içeriye lavaboya gideceğini zannediyorum. Eşi V…. Hanım vazifesi olduğunu beyan ediyor. Böylece Hazret gidiyor. E.k

Bu rüyadan sonraki Pazar günü N….. Beyefendi Sultan'ın lütfettiği yazılar üzerinde çalışmaya başlıyordum. O gün sabahtan itibaren büyük bir neşe zuhur etti. Tekbir ve salavatlar başladı. Hasan Hüsamettin uşşaki hazretleri zuhur etti. Hz. Pirin kendisi hakkında hiçbir bilgim yoktur ancak mana olarak tanıyorum, ki bende zuhur eden kendisinde meşreb olarak şiir ve müzik zevki hakim. Onun neşesi adeta sema ederek beni sarıyor. Yani O hizmet bu şekilde başladı. Bu hizmette rızası olduğunu tasdik etti. E.k.

Allah razı olsun.

Rüya 5

Şu anda ikamet ettiğim adreste kendimi görüyorum. İkamet ettiğim yer yeni bitmekte olan bir sigorta sitesinin bir aparman blokunun 5. katıdır, ki elektrik, yol ve yeni kurulan yer olması hasebiyle adres bakımından kendine özgü yoklukları vardır.

Yer bu yer yani ayni adres aynı yolu bozuk ama sanki ev apartman değil de büyük bir villa, konakmış. İçerde sanki yeğenlerden kişiler ve çocukları varmış onlarla beraberiz. O sırada bakıyorum dışarıda N……. Beyefendi Hazretleri arabası olmadan ve tek başına yürüyerek bize geliyor.

Hayretler içinde ve mütehassis olarak durumu izliyor ve çok seviniyorum. Oğluma dönerek bak bu ne güzel bir zat, arabası olduğu halde arabasını kullanmadan ve kendisine hiçbir adres vermediğim halde kendi başına bize bu daha yapılması bitmemiş yol üzerinde geliyor, diyorum. Heyecanla karşılıyorum. Eve, haneye geliyor, evdeki yeğenler, misafirler onu tanımıyor çünkü kendi hakkında birşey söylemiyor. Ben biliyorum ama ben de birşey söylemiyorum. Herkese sükunet veriyor ve selamet diliyor, evi dolaşıyor. Evi dolaşmasında tenkit değil selamet dilemesi olduğunu algılıyor

Allah razı ols 

İkinci bölüm “celâlden Cemâle geçiş”

X9.X2.X003

Sayın E… k… beyin X8.X1.X003 tarihli yazısı’na cevab, ve bir konuya izahtır.

1964 senesinde yeni evlendiğimiz aylarda şöyle bir zuhurat görmüştüm. Mânâ âleminde bana, burmalı geniş iki adet altın bilezik verilmişti. İkisinde de madalyon gibi küçük zinçirle asılmış sarkaçlar vardı. Bunlardan biri (kâlb) diğeri ise (kılıç) idi.

Uyandığımda o günün hali içersinde şöyle yorumlamıştım. Bizim iki erkek çocuğumuz olacak, muhtemelen bunlardan birisinin mesleği (kalb) simgeli “doktor”, diğeride (kılıç) simgeli “asker” olacak.

Bilindiği gibi halk arasında “altın bilezik” ( meslek) olarak geçer. Sarkaçlar da mesleğin türünü ifade etmektedirler.

Zaman-ı geldiğinde gerçektende iki erkek evlâdımız dünyaya geldi, fakat meslekleri zaman içinde, zuhuratta ki, hale tam uygun değil dolaylı oldu. Birinin hali askerde yedek subay (kılıç), diğerinin işi bayanlarla ilgili olduğundan duygusallık “gönül” yani (kalb) oldu. Ancak her ikisi de el alıp zikirli olduğundan hem zahir hem batın evlatlarımız oldular. Allah cümlesini bütün, evlatları hayırlı eylesin bunun üzerine bu zuhuratın diğer açılımının manevi yoldan da gelebilecek evlâtlar olabileceğini düşünerek tecellilerini beklemeye başladım.

Nihayet 1995 senesinde evvel ki zuhuratta gördüğüm batından gelen, (kâlb) rumuzlu bileziğin sahibi bize ulaştı gerek kendinde meydana gelen zuhuratlar gerek ilgi ve davranışları bu hali açık olarak ortaya koymuştu. Fakat o günlerde bundan kendinin haberi olmadı, çok sonraları açıklanacaktı.

Bunun üzerine ikinci bileziğin sahibini beklemeye başlamıştım. Yakın belirtiler birkaç kişinin üzerinde toplanıyordu. Onlardan birine bu konuyu açtım; kendisi altın imalatı yapan bir büyük firmanın pazarlama müdürü idi. (Ben dağınık bir insanım bu işi yapamam ama şahsen yapabileceğim bir şey varsa yaparım.) diye cevapladı, ve kendisine sunulan bu imkânı o gün için kabul etmedi. Bende onu hali üzere öylece kabul edip başka bir şey demedim. İnşallah vaktiyle kendine ulaşırda bizden evvelce talep ettikleri dervişliği yine talep eder, bizde gereğini yaparız.

Ve tekrar beklemeye başladım nihayet M… bey vasıtasıyla E… beyle tanıştık yavaş, yavaş, muhabbetimiz arttı, bir gün kendisiyle özel olarak görüşebilmemiz için kendilerini fakir hanemize davet etmiştim. Görüşmek istediğim konular, içinde bulundukları sıkıntılı durumun sebebi ve gerçekten sü Beyin İsa (a.s) dünyaya dönüşü mü? M… A... beyin mehdi oluşu mu? Ve …. Beyin son zamanın velâyet kemalâtının zuh’ur mahalli mi? Olduğu (v.s.) hakkında idi.

Nihayet bir müddet sonra sayın eşleri ile birlikte E…… bey ziyaretimize geldiler. Sağlık sıhh’at hoş beşten sonra, E….. bey kısa bir müddet evvel gördüğü bir rü’yasını anlatmaya, ve bizde dinlemeğe başladık. T.B

Rûya: 1

Mânâmda kılıç verildi; akabinde kitap verildi. Kitap verildiğinde, hâl lisanı ile kitap ile kılıcın aynı şey olduğu ifade edildi.

Ben de, verilen o kitabın aslını talep etme zuhur etti. Bunun üzerine şuhuden tespit ettiğim “insan siması”n da ki; memnuniyet ifade eden gülümseme neşesi ile aynı ebat ve kalınlıkta bir kitap daha zuhur etti.

Bu kitap bana öğretiliyordu: Öyle ki, bu öğretme sanki ufak çocuğun elinden tutarak şunu şöyle yap dercesineydi. Dikkat ettiğim ben kitaba sahip olmuyordum, kitap ne istiyorsa, ben onu sanki kendi halimmiş, malımmış gibi tatbikattaydım.. E.k

Bilindiği gibi en doğru zuhurat yaşamı, gören kişinin özel haline göre yorumlananıdır. Aynı mânâda görülen zuhuratları değişik kimseler gördüklerinde o kişilerin özel yaşantıları istikametinde tevil edilen zuhuratlar bir birlerine tamamen zıt mânâ ifade eden yaşamlar olabilir. Bu husus ayrı bir ihtisas konusudur. T.B

Rûya: 1 Özet yorum,

Mana da kılıç verilmesi:

Kılıç, bilindiği gibi bir savaş aleti, mücadele ve mertlik simgesidir. Evvelâ müdafa’a sonra da hücüm da kullanılır. Gerçi tarihte kötü emelleri olan kimselerin de elinde kullanılmıştır, fakat konumuz kılıcın o yönü değil adaleti koruma yönüdür,

Bundan sonra ki hayatında, gerek nefsi, gerek diğer bireylerle olan münasebetlerinin mücadelesini mertlik ve adalet kuralları içersinde yapacağının ifadesidir diye bilir 

Kitap verilmesi: Kitap ile kılıcın aynı şey olduğu 

Kitap, kılıcın kullanım kurallarının yazılı beyan olduğu yer, kılıcın kullanımında kitabın kurallarının tatbik âleti olması olduğundan, dolayısıyla kitap ile kılıç’ın aynı şey olduğu açıktır. Böyle olunca, kılıç bir bakıma ilâhi adaleti, kitap ise ilâhi ilmi, ifade ettiğinden bunları her mertebeleri üzere adaletle kullanmak gereğini ifade etmektedirler diyebiliriz. T.b

Verilen kitabın aslını talep etme: 

Bir şey’in aslını talep etme, o şeyin özüne nüfüz etmeye çalışmanın ifadesidir, diyebiliriz. T.B

Gülümseyen insan siması: 

O kitapta insan-ı kâmil’in de yaşantısının bulunduğunun ifadesidir diyebiliriz. T.B

Aynı kalınlıkta bir kitap daha verilmesi: 

Birinci kitabın bâtın, ikinci kitap’ın zahir olmasıdır diyebiliriz. T.B

İşlem ve tatbikatın ilk kitapta olur denmesi: 

İlk kitabın batın’dan kaynak olmasıdır diyebiliriz. T.B

Bu kitabın öğretilmesi: 

Mânevi ve sûfi eğitimidir, diyebiliriz. T.B

Küçük çocuğa öğretilir gibi olması: 

Bilindiği gibi çocukluk safiyet ifadesidir, çocuksu bir safiyete ulaşmadıkça kendinde ki fazlalıkları atmadıkça kişinin yeni bir şeyler öğrenmesi mümkün değildir. T.B

Kitaba sahip olmamak: 

O kitabı ayrı bir varlık olarak görmek ikiliktir, diyebiliriz T.B.

Kitabın kendi hali ve malı gibi tatbikatı: 

Kitap ve insan bir batında doğan iki kardeş olduğunu bildiren efendimiz bizlere ne büyük bir hakikati ifşa etmişlerdir şükründen aciziz kaynak aynıdır, yani Hakk’ın zatı’dır. Hal böyle olunca insan ve kur’an bir birinin aynı iki görünen tektir. Tatbikat ilim ile, ilim de “fiil” iş hareket ile meydana çıkar. Bu yüzden kitap aynı zamanda kişinin “kendi özü” (öz hali) dir diyebiliriz.

Genel de, özet olarak izahına çalıştığımız bu zuhuratın ayrıca gören kişi tarafından çok daha özel ifadeleride bulunmaktadır şimdilik bu kadarıyla yetinmiş olalı

Bu zuhuratın ziyaretimizden kısa bir müddet evvel görünmesi dikkat çekicidir. T.B

Rûya: 2 Özet “metinde tamamı mevcûd”

Masa başında gibi karşılıklı atışmak: 

İlgili konular hakkında istişareyi gösterir, diyebiliriz. T.B

Arada masa olmayışı: 

Arada ki bağlantının kalkmış olmasıdır diyebiliriz . T.B

Masaya dirsek dayanması: 

Dirsekten maksat kol, koldan maksatta el dir, ortada masa olmaması, kolunun boşluğa dayanması, yani o anda yapılan istişarenin kendisi tarafından “mesnedi” dayanağı olmadan boşluktan savunulmasıdır diyebiliriz. T.B

Zamanın insanı konusunda kendinde zuhur edenleri söylemek: 

Yukarıda kısaca bahsedilen ziyaret gününde konuşulan İsa (a.s) Mehdi, (a.s) ve velâyet kemâlât-ı hakkında ki görüşlerde sorulmuştu bunun üzerine bu zuhurat görülmüş olabilir.

O zuhuratın tamamı metinde mevcud, ve mânâdan gelen varidatlar olduğundan şimdilik yorum yapmadan geçiyoruz. T.B

Rûya: 3 Özet “metin tamamı mevcûd”

Bir yolda görmek: 

Hak ehli, başta taleb eden yol ehli olduğu halde, sonraları taleb edilen, yol ehli olur.

Yol tanıdık tanımadık, o mertebede her kez talep eden yol ehli olduklarından, çoklukla beraberlik mevcut olur. Namaz zat’i bir ibadet olduğundan, ona hazırlık mahiyetinde olan abdest ise zat’i temizlik olduğundan bu durumu daha henüz idrak edemeyen dergahtan tanıdık tanımadık dostların adeta inkara yönelik kendi anlayışlarıyla oradan dağılmalarıdır. Çünkü meydana gelmeye başlayan hâl (taleb edilen yol ehli) olmaya başlanmasıdır. bu hal idrak edilemeyip uzaklaşmışlardır, diyebiliriz. T.B

Yol aralığına gelmek: 

İkiye bölünen yolda, kendi gerçeklerine uygun yolu seçmek gerekmekte ve bir karar aşamasıdır, diyebiliriz. T.B

Yol aralığında lokantada olmak: 

Bilindiği gibi lokantalar, zahiri bedenlerimiz için kurulan gıda yerleridir. Manâ âleminde görüldüğünde ise, ifadesi genel olarak manevi bedenlerimiz için üretilen gıda mahalleridir, diyebiliriz.

Masaların üstünde sadece ekmek sepetlerinde, ekmek olması ve arada bulunan kişilerin ekmeklerden ufak parçaları yemeleri, orada bulunan manevi lokantada sadece (yavan ekmek) ana gıda da olsa; ancak küçük, küçük, kuru bir tevhid gıdası sunabiliyorlar o yeniyor, diyebiliriz. T.B

Benimde sanki karnım açıktı: 

Bedenin zahir gıdaya ihtiyacı olduğu gibi özümüzün de Batıni tevhid gıdasına ihtiyacı vardır. Karnın acıkması insanda karın, lügat ta (batın) hükmünde olduğundan oranın gıdası olan tevhid ilmine özlem duymadır, diyebiliriz.

Bu ihtiyacı giderebilmek evvelâ ekmek hükmünde (ana gıda)olan, zahiri kelime-i tevhid-i ifade ederek oradan batınına geçmeyi irade etmek gerekmektedir.

Yağ ve et ikisi de ana gıdalardandır yağ hem hayvani hem nebati olabilir, et ise sadece hayvanidir. Yemeğin çok yağlı oluşu yemek yapan ustanın itidâl üzere olmayıp bazı hususlarda çok mübalâğa yaptığı ve yukarıda belirtilen türden o hallerin ağır bastığı mânâda ancak az bir tabak manevi gıda üretildiği anlaşılmaktadır.

O tabaktan yağlarını ayırarak sulu tarafına batırılıp yenen sadece bir lokmadır.Yani miracı uygun olmayan o yemek yenememektedir.

Gelen kişinin, yemeğin kime ait olduğunu sorduğunda kendisine ait olduğu ifade edilip tabak kendisine takdim edildiğinde mizacına uygun olan o yağlı (mübalâğalı) “başkalarına zarar verebilecek” yemeği, kendi yemeği olması dolayısıyla yiyebilmiştir, diyebiliriz. T.B

Rüya: 4 Özet Metinde tamamı mevcud:

Çağrılan yerde ki hâller tabi-i gibi gözüküyor nefsimize uygun geliyor, gibi ise de aslında tesirsiz durumdadırlar, diyebiliriz.

Çünkü güneşin asli hali hararet-sıcaklık, soğuğun asli hali üşütmektir. Bunlarda harekettir, hareket ise hayattır. Kapalı gibi olan açıklık hayali bir oluşumdur.

Etrafta ağaçların, kuşların, dinlendiren bir tabiatın, oluşu. Tabiatımızın o metrelerinin, o devrede hükmü altına girmemizin ifadesidir, diyebiliriz.

Hazret eşi ile aynı yerde masada yan yana oturuyorken üstünde ev kıyafeti, mavi ev pijaması içinde beyaz yün fanilâsı olması da, bizce yukarıda da olduğu gibi burada da tabiilikten uzak bir çok tersliklerin var olduğudur.

Pijama (mahremiyet) ev kıyafeti olduğundan (zaruret olmadan) onunla sokağa çıkılması, ayrıca umumun gittiği lokanta, kır, bahçe, gibi yerlere gidilmesi hiç olağan değildir, diyebiliriz.

Mavi pijama, gök rengi göğe, beyaz falina renksizliği ifade ediyor ise de, bu mahremiyetin açıkta kullanılması, gizli olması gereken bazı şeylerin sanki zorlanarak zahiren ispatlamaya çalışılıyor gibi olduğunu, söyleyebiliriz.

Karşılıklı oturulduğunda tek başına yemek yemesi ve sohbet etmesi, kendi ürettiğini kendi tüketiyor gibidir, diyebiliriz.

Kalkıp gitmesi eşi (v hanım, bir sohbet (vesilesi) ile sizden ayrıldığını söyleyebiliriz. T.B

Rüya: 5 Özet metinde tamamı mevcud:

Hali hazırda içinde bulunduğu irfaniyet halinin genişliği ona mânâ aleminde (konak-villa) gibi görünür, bu da gönül aleminin genişliği ve güzelliğidir, diyebiliriz. T.B

İçeride yeğenlerin oluşu:

O gönülde tevhid ilimlerinin, bölüm konularının da bulunmasıdır, diyebiliriz. T.B

N….. bey’in yürüyerek gelmesi: 

Araba, otobüs, gibi vasıtasız yürüyerek gelmesi, vasıtaları kaldırıp, tabi-i ve sakin bir seyr-ile (kademeyn) eli ayağı ile zahir ve batın olarak kerem konağına ulaşmasıdır, diyebiliriz. T.B

Adres verilmeden kendi başına burayı bulması: 

Muhtemeldir ki bu adres kendisine, batınen bundan 39 sene evvel 1964 te bildirilmiş olduğundan yolu kolayca bulup (ikram) konağına ulaşmasıdır, diyebiliriz. T.B

Yapılması henüz bitmemiş yol: 

Bu sistemin oluşması içinde daha bazı eğitim ve çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor, diyebiliriz. T.B

Evi dolaşmak: 

Gönül âlemini seyr etmek, selâmet dilemek, gönül hanesinin (selâm) islâm’ın hakikati üzere olması lazım geldiğini düşünmek gerekmektedir, diyebiliriz.

Yukarıdan beri özet olarak izahına çalıştığımız zuhuratların daha önce de belirttiğimiz gibi çok daha da başka yorumları alabilir, şimdilik bu kadarlıkla yetinelim Allah (c.c) lühü daha iyisini bil

Muhterem E….. bey kardeşim, gelişen olaylara, hadiselere, ve zuhuratlara bakınca insanın hayretler içinde kalmaması mümkün olamamaktadır. Tertib-i ilâhi vakti geldikçe gizli hazinesinden mevcud ihsanlarını kullarının üzerlerine serpmekte, onlarda bunları gerek bilerek, gerek bilmeyerek alıp kullan-maktadırlar. T.B

Bu günkü yalnızlığınıza bakıp ümitsiz olmayınız, İbrahim (a.s) Beytullah-ı tamir edince, cenab-ı Hakk, “kullarımı beytime davet et,” dediğinde, “kimi davet edeyim?” diye sorar, (sen davet et gerisine karışma) denir.

(Bizler tebliğci, hidayet ise ondandır.)

Bu oluşumlarda bizden size tebliğdir, kabul etmek veya etmemek sizin gönülden gelen hür iradenize bağlıdır.

Kabul edilmesi veya edilmemesi size olan muhabbetimizde de bir değişiklik meydana getirmez. Umud ederim ki, Cenâb-ı Hakk karşımıza benzer özelliklere sahip bir çok gönül dostu daha sonsuz hazinesinden çıkarabilir.

Şimdiye kadar beni hiç husranda bırakmayan Rabb’ım bu hususta da bırakmayacağından eminimdir.

Kabul edildiğinde gereği yapılarak ham halde olan yolun işler hale getirilmesi de gerekecektir.

Bu vesile ile muhterem eşiniz hanımefendinin ve diğer aile fertlerimizin eğer görüşebilirseniz, M…. C… kardeşimizin kurban bayramlarını en içten duygularımla kutlar gerçek bayram ehli olanlardan olmanızı cenab-ı Hakk’tan niyaz ederim.

Ayrıca Nü…. hanımında sonsuz selâmlarını sizlere iletirim.

Sağlıkla sıhhatle gönüller dolusu muhabbetle almanızı, dalmanızı diler Hoşçakalın, hoşlukla kalın derim.

Mânâ âleminden size verilen şifrenizin B.G.İ (Bâtından gelen ikram) olduğunu söyleyebilirim.

Hu…..

el fakyr

Terzi baba

Necdet Ardıç

Evet böylece bu çalışmalar devam edip gidiyor idi. Bu arada yazmaya çalıştığım üç kitabım vardı bunları ben evvelâ el yazısı ile sayfalar üzerine yazıyorum sonra daktiloda normal yazı şekline döndürüyorum daha sonra da matbaaya verip orada kitap haline getiriliyor sonra o kitabın bir izolet çıktısı alınıyor ve bana geliyor, bütün kontrolları yeniden yapıldıktan sonra kitaplar baskıya giriyor idi. Bu arada üç kitabımızın el yazı çalışmalarını yapmakta idim.

Onlar, bunlarıda bilgisayarda yazabileceklrini söylediler ve birer birer onlarıda bilgisayar ortamında yazdılar. Bu çalışmalarından ötürü kendilerine teşekkürlerimi bildirmiştim.

Bu vesile ile bende yavaş yavaş bilgisayar kullanmaya başladım, daha sonra kendi kitaplarımı bilgisayar ortamına kendim getirmeye başladım. Bu durumda da eskiden “faks” ile haberleşirken daha sonra bilgisayar üzerinden yazışmalarımızı yapmaya başladık, böylece işler daha da serileşmiş i

Böylece bana gelen ve benden giden bütün kayıtları, bilgisayar ortamında dosyalamaya başladım, şu an bu dosyaların (74) üncüsü tamamlanmak üzeredir. Ve bu dosyalar alan çalışmasıdır, bunların içinde bahsi geçen kişininde yukarıda olduğu gibi çok sayıda halini anlatan yazı ve zuhuratları vardır. T.B

Yukarıda bahsedilen hizmetlerinden dolayı, kendisinde ve çevresinde ufak ufak gelişmeler olmaya başladı, bu arada yeni gelenlerde oluyor idi, bu sırada bir şikâyet üzerine takip ve soruşturma başlatıldı bunu biliyordum ama kendisine o günlerde güvendiğim için, mahiyetini pek sormadım. Kendi ifadesine göre birileri kasden şikâyette bulunmuş, o sıralarda orası biraz karıştı, ayrılanların ifadelerine göre aşağıdaki yanlışlıklar belirtilmiştir.. T.B

Üçüncü bölüm, Cemâlden tekrar Celâle dönüş. Oradan bir kısım kimseler. “Deprasyonda olan bir adam bunun söylediklerini mi, dinleyeceğiz? Deyip ayrılmışlardır

Bir müddet sonra orası gene karıştı, eşi ile araları bozuldu, bu mesele hakkında özel olarak bize tekirdağına degâha, çocukları ile birlikte ve bir tomar yazışma ile geldiler. Çocuklar bu arada annelerinin hallerinden, bazı takıntılarından ve bu yüzden hayali kurgular yaptığından bahsettiler, her iki tarafında, sizinde daha yakından bildiğiniz, yakın geçmişteki hadiselerdir.

Ben kendisine eşinin bu şekilde davranmasının kendisinin yanlış yöne sapmaması için korumakta olduğunu, meseleye birazda böyle bakılmasında yarar olacağını ifade etmiştim. Bunun üzerine, doğru, ben işin bu yönünü hiç düşünmemiştim demişti.

Netice olarak devamlı yanlarında olmak isteyen, ve eşinin de bundan çok sıkılan o hanımı guruptan uzaklaştırmasını, ve guruplaşarak rahatsızlık veren diğer, hanımı da oradan uzaklaştırmasını istemiş idim. Bu kararla geri döndüler. Ve bu kararla sizlerinde daha yakından şahit olduğunuz hadise, geçici olarak kapanmış oldu.

Özetle belirttiğim sizlerinde yakından bildiğiniz bu hadisenin, sayfalar dolusu bütün kayıtları, dosyalarımda kayıtlıdır, bir gün vakit bulduğumda bu süreçleri daha geniş bir dosyada yeniden hazırlayacağım.

Evet işte bu süreler yavaş yavaş nefsi benliğe, ve celâli tesire, girmeye başladığı sürelerdir. Bu hadise dolayısı ile kendisini toparlaması için kendisine yapılan birinci ikaz idi.

Bu arada senelerde geçmekte idi, derslere devam edilmekte, ancak konuları kendi seçmektedir, halbuki bizim görevlendirdiğimiz kimseler, bizim kitaplarımızı okuyarak, sohbetlerini yolumuzun anlayış ve esasına göre yapmaları lâzımdır. Ancak kendine müdahale ediliyor hissi olmasın diye, her hangi bir yönlendirme yapmadım.

Bir gün görevli bir kardeşimizden kendi mail-ne bağlı olarak oda farkında olmadan mail yazılarının içinde bana bir yazı geldi. Bu yazı gerçekten, korkutucu ve ürkütücü ve büyük bir nefsi cesaretle söylenmiş, sözlerden oluşuyor idi, metin şöyle idi 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE E.k. 

Emri ile. Bu emirler kimin emirleri idi acaba.?

Kendisine İlâhi tecelli olmuş gibi, bu yazıları tahlil için evvelâ bana göndermesi lâzım iken, güya yücelerden gelen bir ilhammış edasıyla başka bir kardeşimize göndermiş ve aradan yaklaşık bir buçuk sene gibi bir zaman sonra dolaylı olarak bir mail tesadüfü olarak bana ulaşan bu yazıları okuyunca gerçekten irkildim.

Bunun üzerine, bu yazıların tahlilini ve tehlikesini izah etmek için, (81-nolu/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli kitabımı oldukça uzun bir çalışmanın neticesinde oluşturdum. (terzibaba13.com) sitemizden indirilip okunabilir bu sahada içinde gerçek bilgiler ve ölçüler vardır, bilinmesi faydalı olur.

Çünkü gönle gelen her şeyin, Rahmâni olduğu mutlak değildir, kaynağı ilhamda, evhamda, olabilir, çok tehlikeli bir sahadır. Kişi bunları ayıracak durumda değilse, ilhamı evham, evhamı da, ilham zanneder. Bu hususta mutlaka istişare edilmelidir. Bu imkân yok ise şeriat ölçüsüne vurulmalıdır, uyarsa kabul edilmelidir. Ama amel etmekte gene şüpheler olabilir kaygan bir zemindir.

Evet bu hadise de kocaman bir kitapla ikinci ikazımız idi. Bunlardan da kendisinde, belkide kendiside farkında olmadan, Celâli nefsi ağırlık iyice yerleşiyor idi. Bu arada seneler gene geçiyor idi.

Bu aralar bizim seyehatlerimiz, N…. Annenin ameliyatları yüzünden, malûm gurup ile fazla ilgilenemedik, nasıl olsa yollarına devam ediyorlar düşüncesi ile, ancak bu şekilde orası ile ilgilenemeyince, kendisi oranın kendine ait bir gurup olduğu zannına kapılıp, bizim namımıza oluşturulan guruba tamamen kendi mülkü ve tebası olarak, yolumuzda hiç olmayan âmir hükümlerle yeni hükümler koyup âmir olarak yönetmeye başlamış.

Herkesin bildiği gibi bu gurupla kendi evinde buluştuk, daha sonra T biz davet ettik, gelindi ve daha bir yakınlık oldu. Ancak daha evvelden beri devam eden ve dile getirilemeyen, bazı akılların ve gönüllerin almadığı, ve çok zorlanarak bize karşı hörmetsizlik olmasın diye, gizlenmeye çalışılan bir çok hususları biz anlamaya başladık. Yaptığımız araştırmalarda gerçekten de yolumuzun büyük değişikliklere uğradığı, hayali ve cebri nefsi Celâli bir yola girildiği açık olarak anlaşılmış, bütün bu sebeblerden bunu bir neticeye bağlamak gereği ortaya çıkmış oldu.

Zaman zaman bize müracaat eden bazı yeni evlât olmak isteyen bayan kimseleri kendisine yönlendirmek istediğimizi söyleyince türlü bahanelerle bunların hiç birini kabul etmedi. Bende söylediklerine saf, saf inanmıştım, daha sonra anladım ki, orada olan hadiseleri bize anlatmalarından korktuğu için onları kabul etmemiş. Okulun müdürü bir talebe gönderecekte, sınıf öğretmeni onu sınıfa almayacak, ne acayip bir şeymiş.

Daha sonra tekrar öğrendiğimize göre, bizim sohbetlerimize katılan bazı evlâtlarımız aynı yoldanız diyerek bahsi geçen kişiye biz sizinde sohbetinize katılabilirmiyiz? Diye sorduklarında hayır katılamazsınız, diyerek reddedildiklerini sonradan öğrenmiş bulunuyorum.

Şimdi anlaşılıyorki orada olan hadiselerin, ortaya çıkmaması için bizle ilgili olan hiç bir kimsenin bilmesini istememiş. T.B

Görüldüğü gibi bütün bu tahlil ve araştırmaların neticesinde gurubun tamamen, (Terzi Baba İrfan mektebi) dışına çıktığı anlaşıldığından. Zâten bu durumda, (Terzi Baba İrfan mektebi) tebalâsının yere düşürülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Bizde o yere düşen tabelâyı bulunduğu yerden alıp kendi rafımıza kaldırp koyduğumuzdan, böylece zâten kendileri tarafından tatbik edilmeyen bir eğitim sınıfını bizde sona erdirmiş bulunmaktayız.

Ayrıca, (Terzi Baba İrfan mektebi) eğitiminin dışına çıkan sınırlarını aşan, görevlide böylece kendinde emâneten bulunan rehberlik görevinden de kendisi istifa etmiş sayılır.

Bu vesile ile bizim o gurup üzerinde hiçbir tasarruf ve âmir hükmümüz kalmamıştır, böylece oradaki sınıfımız tarafımızdan da kapatılmış ve görevli olan kişiye tarafımızdan verilen bütün ünvanları da (X015) kurban bayramı itibari ile geri alınmıştır.

Bundan sonra o gurubun sorumluluğu bizim üzerimizde değildir. Herkese bildiririz.

Şimdi, orada bulunan her kese sesleniyorum. Tarafımızdan hiçbir maddi ve ma’nevi baskı olmaksızın, dilerseniz sınıfınızın ismine (felsefe yardımlaşma derneği) deyin dilerseniz başka sizce uygun bir isimle, yolunuza hep birlikte devam edin.

İçinizden gerek görenler olursa, gitsin başka dergâhlarda da kısmetini arasın, yine içinizden bazı kimseler dilerse “üç aylık süre” içinde sizlere açık olan, bâtında (Terzi Baba irfan mektebi) ne yeniden dönebilirsiniz. Bunlar sizlerin hür iradeleriniz ile karar vereceğiniz hususlardır.

Şunu açık olarak belirteyimki, Terzi Baba bu davranışı ile kendisine daha çok kişiyi bağlamak istiyor düşüncesi bizde hiçbir zaman olmaz, kimse bunu aklına bile getirmesin, Terzi Babanın başındakiler zâten ona yetip artıyor, her yeni iltihak, yeni bir mes’uliyet ve yeni bir meşguliyettir. Ancak bizi takib etmeye çalışan kimseleride yolda bırakmak bizlere de yakışmaz.

Netice-i kelâm, bu günlere kadar, Terzi Baba ismi ve onun mes’uliyetinde geçen bu süre içerisinde dolaylı veya dolaysız olarak, sizlere istemeden, fiziki, maddi, ma’nevi, hissi, duygusal bir sıkıntı bu vesile ile geldi ise o benim sizleri koruyamama acizliğimdendir. Bu yüzden orada hazır olan ve olmayan muhterem sizlerden, N…. Anne ve Terzi Baba olarak haklarınızı helâl etmenizi bu yüzden Hakk’ın mahkemesinde de davacı olmamanızı rica edececeğim, her hangi birinizin canı, gönlü, incinmiş, maddi olarak kaybı olmuşsa gelsin ne istiyor ise ödemeye ve gereğini yapmaya çalışalım.

Her zaman dediğimiz gibi, bizim hiçbir kimseden daha baştan, bir Hak talebimiz yoktur, küçük bir şey de olsa bizden size aktarılmış ise, hepsi sizlere helâldir. Ahrette de bu hususta hiçbir kimseden davacı olmayacağımızı bildirmekteyiz, herkez kendi vicdanın da kendi hesabını nasıl olsa yapar. T.B

NOT= Burada özet olarak belirtilen bütün bu mevzular hakkında, diğer kayıtlarla birlikte çok daha geniş ve kapsamlı (Celâl Cemâl Celâl) isimli bir dosya kitap vakit bulununca oluşturulacaktır. Bahsi geçen kitap budur. T.B

Bu mevzularla ilgili olarak görüş ve tecrübelerinizin daha çok genişlemesi için benzer durumlardan geçmiş başka kişilerinde olduğunu görecek ve bütün bunlarla birlikte nelerle uğraştığımızı daha yakından görmüş olacaksınız.

Dosyada görüldüğü gibi (X,000) senesinde başlayan bu yolculuk neş’esi ile ve hüznü ile (X015) (15) senelik çaba ve emek sarfıyla nasıl bir hüsranla sona erdiği gözlerinizin önünde cereyan eden hadisedir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi hiçbir kimseden Hakk talebimiz olmadığı gibi, varsa eğer bizim bir kusurumuz bir eksiğimiz onlar bunu bizden taleb edebilirler, bizde imkân dahilinde yerine getirmeye çalışırız.

Durumun bu hale gelmesine sebeb olan kendini müstakil mürşit ilân eden ve daha biz ölmeden (53) dünyada iken kendi oluşturduğu listeye kendini (54) diye ilân ve zanneden kişi benlik tepesinin üstüne nefsin saltanat çadırını kurmuş bile. O kimseye bundan sonra ne diyecek bir sözüm, ne de görecek gözüm vardır, içine düştüğümüz sıkıntı yüzünden bu ilerlemiş yaşlarımızda bunları bize çektirenleri, rabb’ım affetsin. N….. Anne zavallı tansiyon yükselmesinden günlerce kendine gelemedi, beni ise en az beş yaş yaşlandırdı. T.B. NOT= Aşağıda ki şahısların isimler rumuz olarak verilecektir. Şöyleki. (G.K) olarak (E.K/ ) olarak. (E.K.) ( ) olarak. (E.K) ( ) olarak ifade edilecektir. Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi gerçek akıl sahiplerinden eylesin. Bu girişlerden sonra artık ibretler yolculuğuna çıkmaya başlayabiliriz her ne kadar bazı anlatımlar sıkıcı olsa da hepsinde de birer ibret olması bakımından tamamının okunmasında yarar olabileceği şüphesizdir. Bu yolculuğumuz, birçok yazışmalarla birlikte (X8/06/ X011) tarihine geri dönerek başlamaktadır. T.B

Rüya (X8/06/ X011)

Muhterem Efendim,

Selamun aleyküm

Geçen gün anlattığım rüyamda sonradan hatırladığım bazı yerler vardı. Onun için yazılı gönderiyorum.

Rüyamda (E-1) bir kanepede oturuyordu. Ben de ona bir kitaptan bazı kısımlar okuyorum ve “işte ispatı” diyerek uzun uzun anlatıyorum. (E-1) de dikkatle dinliyerek tasdik ediyor. Ancak biraz sonra O…nun bir arkadaşı olan (x) diye biri geliyor ve (E-1) in oturduğu kanepenin karşısında olan dikdörtgen bir yemek masasının etrafında atlaya zıplaya koşuşturuyor. Biraz sonra o gidiyor ve O….a geliyor. O da aynı şekilde masanın etrafında hoplaya zıplaya koşa koşa tur atıyor. (E-1) ise hiçbir şey demeden tamamen teshir edilmiş bir şekilde seyrediyor. Ben bu olaya çok sinirleniyorum ve elimdeki çakmakla O….yı yakmak istiyorum ama beceremiyorum çünkü o bir yerde sabit değil tamamen uçar gibi hareket ediyordu.

Hürmetle ellerinizden öperi, N….. hanıma da selamlarımı gönderirim.

G….. K

Daha önce bahsettiğim yazı. (X2/X7/X011)

Aleyküm selâm G. hanım gönderdiğiniz dosyayı okudum İnşeallah herşeyin yoluna gireceğini ümid ediyorum. Sizden bir müddet daha gayret bekliyorum bu işinizle ilgileniyorum İnşeallah sıkıntılarınız yavaş yavaş aşılacaktır. Bu arada yapmanız gereken şey ortamı daha da germeden bir müddet daha sabırla sakin olarak ve yorum yapmadan beklemenizdir. Aile bütünlüğünü bozacak şeyleri aklınıza son çare olarak getirmeyin, bu karar sadece sizi etkilemez iki tane çok değerli evlâdınız var onlar sonra ne yaparlar. Bence hiç olmazsa onların hatırı için bir müddet daha hadiseleri seyredin görelim mevlâ neyler neylerse güzel eyler. Yuvanız için biraz daha sabır gerekecek İnşeallah yakın zamanda bu sıkıntılarınızın sizin yönünüzden feraha kavuşacağını ümid ediyorum. T.B

Daha önce bahsettiğim yazı. (X1/X7/ X011)

Selamun aleyküm efendim,

Telefonda görüştüğümüz üzere kaleme aldığım yazı ilişiktedir. Durumu bilgilerinize arz ederim.

G…. M…. K

Efendim, telefonda konuştuğumuz üzere size bazı hususları anlatmak istiyorum. Bu tip şeylerle vaktinizi aldığımdan dolayı da çok özür diliyorum.

5 sene önce bize katıldığında, O….. annesi babası ölmüş, kimsesiz, 38 yaşında, bekar bir kız olup etrafındaki arkadaşlarına uyarak çeşitli makbul olmayan konularla uğraşmış, ancak Allah yoluna girip bu yolda yürümeyi, yani doğru yola gelmeyi amaçlayan bir kişi idi.

Yalnız bir kişi olduğundan biz de ona kucak açtık. Ben de sık sık davet ettim. Aşağıda (E-2) nin orada yatırdım. Yani evin kı… gibi olmuştu. Maneviyata çok meraklı olduğundan (E-1) de onunla özelde ilgileniyor, o da şeyhine son derece bağlı olarak yol alıyordu. Bu olay 1-2 sene devam etti. Daha sonra bana karşı saygısızlık yapmaya başladı. Bu arada gurup içinde bir çalkantı meydana geldi. Tabii kişileri biraz deşince bu kişinin etraftaki kişiler hakkında laf toplayıp (E-1) e gidip o lafları da değiştirerek dedikodu yaptığı ortaya çıktı. Bu olaylar o kadar ayyuka çıktı ki herkes ondan kaçmaya, 5. kol, tehlikeli madde, vs demeye başladı. Ancak (E-1) o…. ile ilgili kimsenin lafını dinlemiyor, yalnız o…. ağzına bakıyor ve ondan gelen her lafı doğru kabul ediyordu. Ben dahi o…. hakkında bir laf diyecek olsam hemen kızıyor ve konuşturmuyordu. Bu durumdan şüphe etmeye başladım. Onun ne özelliği vardı!...

Bir ramazan akşamı iftara bu kadına davetli idik. Sofrada yemek yerken kadın mutfaktan çıkmış yüzü Perşembe pazarı gibi imiş. Birden (E-1) bana “o….. bir şey mi söyledin” dedi. Ben de bir ara lavaboya gittim ama onu görmedim, dedim. Meğer mutfakta ona yardıma gelen bir kardeşle kapışmış ve son derece öfkeli bir vaziyette dışarı çıkmış.

Bu arada her sene Ramazanda kardeşler haftada birkaç gün bizleri iftara çağırırdı. (E-1) de herkese talimat vermiş, 3 tane bekar bayan da mutlaka bu iftarlara katılacak diye. (Tabii sonradan anladığıma göre o…. her iftarda olacak, diğerleri de kamuflaj).

Derken bir kandil akşamı bizde iftar vardı. Kardeşlerden bazıları bana yardıma gelmişti. Bu arada o…. da geldi. Kendisi ile son derece mesafeli idim. Bana sokularak “izin verirseniz akşam burada kalayım da sabahleyin bir elektrik süpürgesi tutayım, çok kalabalık olacağız” diye rica etti. Ben de kalmak istiyorsan kal ama ben kimseye elektrik süpürgesi açtırmam, gerek yok dedim. Sabah kalktım¸ balkona kahvaltı sofrası hazırladım, biraz sonra hanımefendi teşrif ettiler ve kahvaltıya oturuldu. Malum kahvaltıda da manevi sohbet ediliyordu. Kahvaltı bitti, ben masayı topladım, bulaşıklar yıkandı, ev temizlendi, kişi hala balkonda (E-1) sohbette.

Sohbet öğleye doğru bitti ve hiçbir şeye dokunmadan çekti gitti. Bu sefer dank ettim ve bu (E-1) yaklaşmak için beni kullanıyor dedim. Tamamen ters bir tavır aldım. (E-1) anlatıyorum, manevi aşkı ağır basmış da başka bir şey düşünemiyormuş gibi beni uyutmaya çalışan sözler… Tabii bu beni daha tedirgin etmeğe başladı. Dedim ki “sen bu kızla flört ediyorsun, bu hal nedir”. O da bütün kardeşlerle flört ettiğini, onları hale geçirmek için hepsine yakın davrandığını, onların yol alabilmeleri için şeyhlerine bağlanmaları ve sevmeleri gerektiğini anlatan bilumum masallar anlattı.

Daha sonra size de göndermiş olduğum, (E-1) bu kadınla flört ettiğine dair rüya gördüm. Tabii evde devamlı münakaşalar olmakta idi. Bu arada (E-1) haftada 2 gün erkeklerle sohbet etmek için bir yerlere gidiyor ve evden erkenden çıkıyordu. Bir sabah yine erkenden çıktı fakat aşağı inince aklına bir şey gelmiş ve beni aradı. Ben de hem telefonda konuştum hem de cama doğru geldim. Konuşmamız bitince baktım (E-1) elinde telefon, birinle konuşuyor. Sabah saat 7.17. Tabii dikkatimi çekti. Akşam gelince telefonuna baktım o…. ile konuşuyormuş. Tabii evde kızılca kıyamet koptu. (E-1) devamlı inkarda ben böyle bir telefon etmedim diyor, her şeyi yalanlıyor. Bu kadın buradan uzaklaşacak diyorum.

O da ben gelene nasıl git diyebilirim, burası manevi kapı diye maneviyatı da kullanılıyor. Bu arada kadının bir rüyasında da (E1) le se tam o sırada (E-1) onu telefonla aramış ve de uyanmış. Büyük bir ihtimalle o sabah 7.17 de edilen telefondur. Bunun üzerine açtım kadına telefonu, bağırdım, çağırdım, seni toplantılarda karşımda görmeyeceğim, sen ne adi kadınsın, buradan iki kelime öğrenmeye geldin şeyhinle flört etmeğe utanmıyormusun, dedim. Bir sonraki toplantıda inadına tam karşıma geçti. Tabii ben çok sinirlendim, içeri geçtim, (E-1) de başkaları da geldiler. O kadını derhal oradan kaldırın, dedim. Tabii bu herkese rezil olarak benim arkamda bir yere geçti. Ondan sonra sohbet devam etti ama bu sefer (E-1) de O…. bakarak sohbet yaptı. Sohbetten ayrılırken de (E-1) elini öpmeyi unutuyormuş, (E-1) de buna çok üzüldü. Kadın perişan olmuş, belki intihar dahi edebilirmiş.

Tabii bu arada aradaki ilişkiler devamlı inkar ediliyor. Gece içi içine sığmıyor. Ben de aç o zaman telefonu dedim. Yok canım ne gerek var dedi. Tabii benim yanımda arayacak değil ya. Biraz sonra ben yattım ve ben uyur uyumaz kadını arıyor. Sabah kalktığında son derece neşeli idi. Dün gece konuştunuz herhalde dedim. Bana bir kızdı, sen hayal kuruyorsun, vs…. dedi. Tabii telefona bakınca gece saat 11.00 de görüşmüş. Ben de artık yalanlarına tahammül edemeyeceğimi ve ayrılmak istediğimi söyledim. Sen de rahat rahat evlen dedim. Tabii yine inkar ve böyle bir olayın olamayacağını söylemeler….. Gayet tabii herkesin bana karşı bir saygınlığı var, o kişiden ise herkes nefret ediyor. Böyle bir olayın duyulması ise (E-1) itibarını sarsar. Ben ısrar edince de mali durumumuzun 2 ev açmaya müsait olmadığını, (E3) nin çalışmadığını, nasıl geçineceğimizi bilemediğini söyleyerek ipe un sermeye başladı. Ayrıca da “sen Kur’anı inkar mı ediyorsun, bir ayetini kabul edip diğerini etmiyor musun, İslamda 4 kadına kadar hak var diyerek yine maneviyat kullanıldı.

Bu arada da kadına ortalarda dolaşmamasını bir kenara oturmasını söyleyerek olayı soğutmaya başladı. Fakat aklı fikri sevgilisinde olduğundan sohbetlerde ona iltifat etmeğe başladı. Yusuf sırrından bahsederken bazı kenara köşeye atılmışların da bu sırdan hissement olacaklarını ima etmeler. Hakir görülen insanların daha çok terakki edeceklerinden hatta bir de Züleyhanın hışmına uğrarsa…. gibi sohbetin içinde laf atmalar. Bir gün sohbette birkaç kişinin rüya tevili yapılıyor. Bir rüya tevilinde kişinin çok büyük bir terakki içinde olduğunu belirterek, bu kişinin çok hakaret gördüğünü, yetim bir kişi olduğunu söyledi.

Dönüşte de rüyaları isim belirtmeden okuyarak herkesin terakkileri görmesini ve hissement olmasını belirtince ben de isim okumana gerek yok, rüyanın kime ait olduğunun belli olduğunu söyledim. Tabii yine inkar. Ben de dosyalarını karıştırarak rüyayı bulup ona ispat etmek istedim. Tabii rüyaları karıştırırken bir de baktım ki bir rüya tamamen po içerikli. Bu arada sohbetlerde bu kadına “paylaşmak lazım” değil mi O… hanım diye laf atıyordu. Baktım ki bu po rüyada geçen bir tabir ve aralarında parola olmuş. Tabii yine evde kıyamet koptu ve (E-1) yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali onun dosyalarını nasıl karıştırırmışım, onlar manevi yazılarmış diye bağırdı cağırdı. O rüyanın tamamen manevi olduğunu, maneviyatta po…… olamayacağını anlattı. Tabii gene inkar ve “aramızda hiçbir şey yok, yalnızca şeyh mürit ilişkisi……”. Bu arada telefonunun hüt hüt olduğunu ve benim karıştırmamam gerektiğini belirtti.

Bir sabah hastaneye gitmiştik, (E-1) sırası yaklaştığından “sen hemen sıraya gir, ben arabaya park yeri arayayım” dedim. Park yeri bulup hastaneye gelmem 15 dakika zaman aldı. Geldim baktım

(E-1) yok, telefon edince kayıt yaptırmakta olduğunu söyledi. Yani 15 dakikada kayıt yapılamamıştı. Yine bir sabah 8.30 gibi aile hekimine gidiyordum. (E-1) de arabada beni bekliyordu. Benim gideceğim doktor henüz gelmemiş olduğundan hemen geri döndüm ve malum elinde telefon, beni görünce hemen kapattı. Bir başka gün yine hastaneden çıktık. Ben eczaneden ilaç almaya gittim, (E-1) de arabayı alıp gelecek. Eczanede işim uzadı, baktım (E-1) yok, nerede kaldın deyince de hangi eczanede olduğunu bilemediğimden orada bekledim dedi ama dediği zaman da zaten yanıma gelmişti. Malum 2 dakika da olsa konuşuyordu. Tabii bu telefon konuşmalarına telefonunun arşivinden bakınca hepsinin karşısında o…… .

Hayatında bir gün yalan söylememiş 40 yıllık kocamın devamlı yalan söylemesi pek normal değildir.

Bu kadar yalan söylemesine aldırmadan benim telefonlarını ve evraklarını karıştırmama laf ediyor.

Bütün bu münakaşalardan sonra X1.X5.20X1 günkü sohbette Hucurat 49/12 ayeti açıklandı. Yani benim telefonları kontrol etmem, kadının rüyalarını karıştırmam üzere, zanlardan kaçının¸ tecessüs etmeyin diye açıklayarak bana atıfta bulunuldu ama bu kadın senelerdir herkesin yanına yaklaşıp laf dinleyip kendisine aktarırken bu ayetten hiç bahsedilmedi.

Bu olaylar devam ederken benim üzerimde aşırı bir baskı olduğunu ve sinirlerimin çok bozulduğunu ve üzerimde büyü olduğunu fark ettim. Seneler önce bana büyü yapıldığı zaman neler hissetmişsem şimdi aynı şeyleri hissettim. Olayları tarttığım zaman evde huzur olmaması, herkesin hasta olması¸ işlerin açılmaması, v.s. gibi olayların bana bunun doğruluğunu ispatladı. Bunun üzerine bir medyuma gittim, 3 yıl önce bu kadının (E-1) büyü yaptığını ve evde büyü olduğunu söyledi. Ben de bu olayın üstüne gittiğimden bana da ayrıca yapıldı.

Daha fazla başınızı ağrıtmak istemiyorum ama bu şartlar altında herhalde bu birlikteliğin devamı olamayacağını arz ederim.

Sıkıntı. (X3/X7/20X1)

Hayırlı günler (E-3-) im. Mail-i ni aldım sağolasın İnşeallah yavaş yavaş daha iyiye gidilecektir. Bu arada baban ne yaptı yani davranışlarında ve sohbetler hakkında bir değişiklik yaptımı? Çünkü onun annene karşı olan davranışlarıda çok mühim her halinde eskisi gibi davranmaya devam ederse anneni ikna edemeyiz. En büyük davranış değişikliği babanda olması lâzımdır, sakın bu hususları babandan haber almak için seni kullanmaya çalışıyorum zannetme, ben işe açık olarak müdahil olmak istemiyorum b……nı daha çok ezik hale düşürmemek için. Ancak bu hadise artık benide yakından ilgilendiriyor, nasıl ki baban yanlış bir davranış ile ayrıca annennin isteği dışında dervişini koruyor ise, annen de benim dervişim olduğuna göre bende onun haklarını olabildiğince korumaya çalışıyorum çünkü onun dünya ahiret düzenini dengelemek gerekiyorki yolunda derslerinde, sakin kafa ile yol alabilsin bu sitres ve bezginlik ve bıkkınlık ile bir yere gidemez.

Tabii ki annenin bazı benlik hallerini bende biliyorum şimdi mühim olan onu tekrar aile bütünlüğünün içerisinde gönlünü hoş etmeye ve yeniden evdeki güveni kurmaya çalışmamız gerekiyor. Yoksa bu kadar sene sonra bu durumlara gelmek gerçekten üzücü olmaktadır. Şu durumda baban ne yapıyor bana ayrıca bildirirsen memnun olacağım, eğer o bir yeni düzenleme yapmaz ise ben yaptıracağım ancak bu onu belki incitebilir, istiyorum ki kendi aklı selimi ile bu işleri olması lâzım geldiği gibi düşünerek kendi düzenlesin.

İnşeallah bu günlerde halledilmiş olarak geride kalmış olacaktır biraz sabır ve teenni gerekecektir. Selâmlar hoşça kal (E-3-) o….. a….. da selâmlar

(E-3-)

Sıkıntı (X3/X7/20X1)

Hayırlı günler Efendi Baba’m. Gönderdiğiniz e-mailleri yeni okudum. Ablam eve gelince arzunuz üzerine onunla da paylaşacağım ve yine arzunuz üzerine babamla da paylaşmayacağım. Annem cuma akşamından tatile gitti. Galiba bu akşam gelecek. Teyzemler de tatile çıkınca 1 hafta da teyzemin evinde kalacak. Dün babamı aradı: “Ben çok rahatladım, dediğin gibi denize girdim. Çok iyi geldi. Kafamda hiçbir takıntı kalmadı” şeklinde konuşmuş. Tabi bu da hepimizi mutlu etti. İhtiyacı olduğu her an yanında olmaya gayret ediyoruz. Bu hususta annemle ilgili belirtmem gereken bir şey var:

Annem bu olayların olmasının evvelinde sürekli bir şeylere takılıyordu. Onun için güzel bir şey yapıldığı zamanlarda yapılan işteki ufak bir kusuru görüp bunu kendisine yapılmış bir saygısızlık ya da ona değer vermeme gibi algılıyordu. O zamanlarda da yanındaydık, şimdi de yanında olmaya devam ediyoruz. O zamanlardan bu zamana arada değişen tek fark ise; o zamanlar annemin önünde düğün organizasyonu, gelin, damat, tatil, ablamın Amerika’daki yaşantısı, ablamın Türkiye’ye gelişi gibi farklı hadiseler vardı. Bugün ise yaşantısı içinde dergahtaki kardeşler dışında hiçbir şey yok. Dolayısıyla da elindeki malzeme ne ise bir anlamda ona sarmış oluyor.

Aşağıda annemin yazmış olduğu yazıları son 1 senede her bir gün tekrar tekrar annemin ağzından dinledim. Bu yazıların kimi yerlerinde haklı, kimi yerlerinde taraflı, kimi yerlerindeyse duygusal anlatımları mevcut. Bunları annemin benimle konuşmasının sebeplerinden biriyse benim olayları herhangi bir etki altında kalmaksızın objektif bir şekilde değerlendiriyor olmama güvenmesidir (kendi ifadesidir) ve ben de anneme hangi noktalarda taraflı, hangi noktalarda duygusal baktığını yine tekrar tekrar söylemişimdir. Benim söylediklerimi de o an için kabul etmiştir. Ancak belli bir süre sonra aynı noktaya geri dönmüştür. (Sizi bu konularla meşgul etmiş olmamak için hangi konularda ne kadar taraflı ya da ne derece duygusal olduğunun detaylarına inmeyeceğim).

İmkanımız olsa annemin gitmeyi arzu ettiği yerler var; oralara götürmeyi ben de ablam da isteriz. İnşeallah ileriki günlerde bir imkan olduğunda bunları gerçekleştiririz. Zaten annem de farklı alanlara yöneldiği zaman inşeallah bu takıntıları da git gide azalmaya başlayacaktır. Zaman zaman ev hali tartışmalar olsa da annemize olan sevgimiz hiçbir zaman eksilmezdi. Ama şimdi sizden gelen ilahi arzu üzerine annemi üzmemeye daha bir gayret göstereceğiz.

Size ve N…… Anne’me selâmlar, hayırlı günler dilerim

(E-2-)

Sıkıntı konusu üzerine bir ekleme. (07/07/2011) Hayırlı günler (E-2-) kı…., yazını aldım sağolasın İnşeallah her şey sakin bir şekilde normal yoluna girer. Babandan da bu hususta nasıl bir yol izleyeceği hakkında bilgi isteyeceğim. Selâmlar hoşça kal. E. B

(E-2-)

Sıkıntı konusu üzerine bir ekleme. (X4/X7/20X1)

Hayırlı günler E. Babam,

Kardeşim yazdıklarınızı kendi yazmış olduğu yanıtlarla beraber arzunuz üzere okuttu. Onun atlamış olduğu bir noktayı fark ederek o kısmı eklemek isterim:

Babam sizinle yapmış olduğu konuşmanın hemen ertesi günü O….. Hanımla konuşarak durumu izah etmiştir. (E-1-) in o konuşma sonrası bizlere yapmış olduğu izahatinden O….. Hanımın üzülse de bu arzuyu "Hakk'ın arzusu" olarak görerek kabul ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Önümüzdeki hafta bir başka kardeşin ensarı kendi evinin müsait olmaması sebebiyle yine o kardeşin arzusu üzere O….. Hanımın evinde yapılacaktı. Babam gelecek hafta O….. Hanımda olacak olan sohbeti de (E-1) başka bir kardeşin evine aldırtmıştır.

ayrıca Perşembe günü hem anneme, hem O…. Hanıma, Cumartesi günü de tüm kardeşlere kardeşimin de size aktardığı gibi en geç Temmuz sonu olacak şekilde sohbetlere tatil verileceğini ve sonrasında gruplara bölünerek farklı tip uygulamalar olacağını ifade etmiştir. Anneme de yine bu açıklamalarla O….. Hanımla ilgili endişelenmesini gerektirecek bir şey olmadığını, tatil sonrası kendisini görmeyeceğini belirtmiştir.

İnşeallah sizin duanızla ve bu gayretlerle bu sıkıntıyı atlarız.

Size ve N. Anneme hürmetlerimi iletir, ellerinizden öperim.

(E-3

(E-1-)

Bilgi alma. (07/07/2011)

Selâmün aleyküm (E-1) kardeşim. Malüm mesele hakkında nasıl bir yol izlediğiniz veya izleyeceğiniz hakkında bir formülünüz oluşup oluşmadığını bildirmenizi rica edeceğim. Bir yol sistemi kararlaştırmış iseniz neler olduğunu gerekçeleri ile bir zahmet tarafımıza bildirirseniz memnun oluruz. Selâmlar. hoşça kalın Efendi Baba

Bilgi alma. (X7/X6/20X1)

Hayırlı akşamlar (E-1) kardeşim, Hamdolsun Cum'a günü hastahane misafirliğimiz, hane misafirliğine dönüştü Rabb-imize şükrederiz. Herhalde vakti gelmişki, bizi aldılar yerimize yerleştirdiler, N….. hanımı yatağına yatırdılar biçtiler diktiler, sonra odamıza getirdiler, orada dinlenmeye ve ameliyat sonrası gözetime başladılar, herşey yerli yerinde idi nihayet artık burada kalmanıza gerek yok diyerek bir haftalık misafirlikten sonra hanemize gönderdiler. Şimdi tedavisi hasta bakıcı rolünde evde devam ediyoruz. Herşey kendi seyrinde yoluna devam etmekte. Sağolsunlar epey gelen giden oluyor. Vakit buldukça mail leri cevaplamaya çalışıyorum. Şimdi ancak sıra sizinkine geldi. Yazdıklarınızdan durumun yoluna girme halinde olduğu anlaşılıyor, Rabb-i mize şükrederiz.

Bundan sonra herhalde bazı hassas konularda herhangi bir şüphe oluşturacak konularda daha dikkatli ve hassas olmak gerekecektir. Hiç bir derviş ne kadar istidatlı ve kabiliyyetli olursa olsun eşlerimizden sonra gelecektir. Onların rızası dışında yapılacak bir uygulamanın daha sonraki aşmalarda karşımıza oldukça büyük zorluklar çıkaracağı yüksek ihtimal dahilinde dir.

Eğer bir talipte muhabbet ve ateş çok fazla ise onu hareket ve sözlerle yavaş yavaş soğutmaya çalışarak normal ve tabi i haline dönüştürmek sâlik hakkıda daha hayırlı olacaktır hele bu sâlik "bayan" ise, çünkü onların duygusal özellikleri daha fazla olduğundan, kendisiyle ilgilenen kişi ona dışarıdanda fazladan muhabbet aktarımında bulunursa o kişi dengesini nefsi mânâ da bozmuş olur ve normal düşüncenin dışına çıkarak Hakk muhabbetidir diyerek farkında olmadan nefsi muhabbetine kanal açmış olabilir. İşte bu tür kişilere de özel hiç bir ayrım yapmadan zahiren herhangi bir sâlik gibi muamelede bulunmak beden ve ruh, veya nefs ve ruh dengelerini bozmadan ve dışarıdan diğer kimselerinde bazı kişilere daha çok iltifat edildiği görüntüsünü vermeden yolculuğa devam etmek daha sağlıklı olacağı tabiidir.

Mühim bir konuda, Yol yürütücü kişi, kendine emanet edilen hiç bir sâlik-i ile dünyevi ve uhrevi lâtif ve kesif "flört" edemez ve böyle bir tabir de olamaz, çünkü onlar kızlarımız veya oğullarımızdır, onlara ancak şefkat ve evlât muhabbetiyle yaklaşılması işin aslı ve yolun gereğidir.

Eğer onlardan biri manasında şeriatın uygun görmeyip yasak ettiği bir şeyi zuhuratında görse, ve gelip anlatsa ona verilecek hüküm üzerinde hiç bir yorum yapılmadan bu "zuhuratını hemen unut" olmalıdır, çünkü bu tür zuhuratın kendisine batıni manasının anlatılmaya çalışılması ve güzel bir zuhurat diyerek te, ayrıca taltif edilmesi, o kişiyi daha sonra daha zor durumlara düşürecektir. Çünkü o tür şeriata uygun olmayan zuhuratlar kabul görmüş ve onlara yol verilmiş olacağından, o kişi o zuhuratı belirli bir süre farkında olmadan nefsinin hayalinde yaşatacağından, hayal vehim ve iblis, üçlüsünün kendisini sureta Hakktan gösterip, şer'an o uygun olmayan duygusal hali, fizikende yaşamaya hazır hale gelecektir. İşte örnekleri çok görülen ve bilinen bu ve benzeri haller neticesinde kısa bir süre sonra uygun olmayan münasebetlerin, fiziğe de dönüştüğü bilinmeyen hadiselerden değildir. Rabb-ı mıza sığınırız.

Böyle uygun olmayan hallerinin, salikiyle ve saliki tarfından, anlatılması neticesinde, tabii ki kişinin eşi haklı olarak buna tepki gösterecektir, aslında zuhuratta bâtında olmuş, üstten ve alttan bir yaklaşım fiziken yaklaşımdan başka bir şey değildir. Çünkü aynı duygular iki halde de geçerlidir, birinde ki fark beden elbiseninperdesinin olduğudur. Şimdi hadiseye bir başka yönden bakalım eşimiz bize gelip, manasında kendisinin başka bir erkekle, şu veya bu şekilde bir ilişkiye girdiğini söylese "siz" veya hepimiz bu hadiseyi hiç içiniz bir tuhaf olmadan ve canımız oldukça sıkılmadan, tabii bir hadise gibi karşılayabilirmisiniz.?

Bu sebeblerden bizler eşlerimize daha yakın olup, onların tam ve gerçek itimatlarını kazanmamız, mutlaka gerekmektedir. Ve onları gerek bireylerin yanın da, ve gerek toplum içinde, oradakilerin hepsinden daha kıymetli olduğunu, gerek sözlerimiz gerek davranışlarımız ile, açık olarak yeri geldikçe ortaya koymamız gerekmektedir. Ve onlara içimizden bir muhabbet duymamız gerekmektedir, ayrıca zahirende iyi bir baba iyi bir eş olarak mutlaka hayatımızı örnek, olarak görevimizin gereği sürdürmek zorundayız. Biz onlara gerçekten böyle davranarak onları onurlandırdığımız zaman İnşeallah onlarda kendi üzerlerinde bulunan fazlalıkları atıp görevlerinin daha bilincinde olarak vazifelerini sürdüreceklerdir.

Cenâb-ı Hakk onlardan kat kat razı olsun. Rahmetli annem bana (26) sene baktı Allah rahmet etsin, N….. hanım bu gün itibari ile (47) senedir hizmet edip bakıyor, bunları göz önünde bulundurup onlara karşı davranışlarımızda daha sevecen ve müşfif olmamız, onları daha çok rahatlatacak ve kendilerinde öz güvenleri oluşacak, ve gelen kızlarımızı çocuklarımızı evlât olarak kucaklayacaklardır. Ancak onlara bu güveni bizler vermek zorundayız. İşte sâliklerin, kendilerinin evlâtları olduğunu, onlara biz davranışlarımız ve konuşmalarımız ile kendilerine güven vererek, yaşatmak zorundayız.

Şimdi, gelelim sohbetler konusuna. İstanbulda Mevlâm rahmet eylesin Nusret Babam zamanında ayda bir Cum'a günleri öğleden sonra sadece sohbet olurdu birde kandil geceleri olurdu, arada münferit derviş ziyaretleri olurdu. O kadardı.

Daha sonra bizde, hayat zorlaşmaya başladı cum'a iş gnü olduğundan yeni gelen gençler gelemediler bu yüzden sohbet günlerini ayda iki defa olmak üzere "pazar" günlerine kaydırdık uzun seneler böyle devam etti ancak sonhbetler okulların tatiliyle sona erer okulların başlamasıylada tekrar başlardı. Uzun seneler böyle geçti daha sonra bildiğiniz gibi son zamanlarda İstanbul sohbetlerini eskisi gibi ayda bire düşürdük. tekirdağında ise daha evvelce (15) günde bir cumartesi akşamları sohbetlerimiz vardı, şimdi ise bildiğiniz gibi sadece çarşamba sohbetleri erkeklere olarak devam etmektedir. Ve onuda ameliyat dolayısı ile tatile soktuk, yazın havalar sıcak olduğundan sohbetler verimli olmaz nasılki okullar bile yazın tatil olmakta. tatilden sonra daha bir iştah ile zinde bir akılla dersler başlamaktadır.

Herhalde ramazan tatilinden sonra eylülde herkes tatilden döndükten ve okullar açıldıktan sonra sohbetlere başlanması daha uygun olacaktır. Ömrümüz olursa eğer seneye İnşeallah okulların tatil olmasıyla sohbetler tatil okulların açılmasıyla da sohbetlere başlanması uygun olacaktır. Başlangıçta yeni merakla kişi halinin hep böyle gayretli olarak gideceğini zanneder ancak seneler kişilerden çok şey alıp götürür bu dünya da her şeyden bıkılır veya kişi yorulur bu yüzden hiç bir şeyin üstüne çok gidilmemelidir. Konuşmalarımıza da dikkat etmemiz karşımızdakinin dinleme hacmini dikkate almamız gerekmektedir bir meseleyi anlatmaya çalıştığımız kişinin onu ne kadar süre dinleyebileceğini hesaba katmamız gerekmektedir. Bilindiği gibi başlangıçta "az yemek, az konuşmak, az uyumak" kaidesi vardır, aslında bu kaide sadece başlangıçta değil her zaman geçerlidir. Cenâb-ı Hakk her birerlerimize kolaylıklar nasib etsin İnşeallah.

Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum, (G.K) kızımızın bütün bu olanlardan sonra size karşı olan davranışlarını eski ve yeni ayrımı içerisinde olumlu veya olumsuz hiç bir tepki vermeden takib ve tesbit ederek bana bildirirseniz, gene böylece değerlendirmesini yaparız.

Ben ikinizin de hakkını korumak zorundayım. Çünkü biriniz erkek evlât (E-1) biriniz de zâhirin bâtınından gelen kız evlâtsınız, aranızda ayırım yapmak ve bir tarafı kayırmak olmaz ancak kız evlâtlar erkeklere göre daha zayıf oldukların onların korunmaları önde gel-mektedir.

Cenâb-ı Hakk'tan başarılarınızın devamını niyaz eder hayırlı akşamlar dilerim hoşça kalın. E. B

(E-1)

Bilgi alma. (X8/X7/20X1)

Aleyküm Selâm Sultanım.

Bizlere her zaman ve her daim, her konuda örnek ve ideal olduğunuz gibi, bu mevzuda gösterdiğiniz ilgi ve alakanız ile de yine örnek oluyorsunuz. Allah razı olsun.

Allah başımızdan N…. Anne ile birlikte sizi eksik etmesin Sağlık ve esenlik içinde feyz-i ilahinizi daim, evladlarınız olarak bizleri müstefid eylesin. Amin.

Bu konuda (G.K.) Hanıma,

1. Dergah olarak Temmuz ayı sonu itibariyle sohbetleri tatil edeceğimizi.

2. Bu tatilin ne kadar süreceğinin, ancak alacağım ilham ve E. B. -mızın izni ile tespit edileceğini,

3. Kendisindeki hassas olduğu, bahis mevzu kişi ile karşılaşma halinin de böylece tatil ile birlikte düzene gireceğini,

4. Bu devre zarfında Rabbimizin lütfu ile oluşacak zuhuratlar ile herşey yerli yerine inşaallah oturacağını,

5. Bilahare, yine alacağım ilham ve Efendi Babamızın izni ile sohbet grubunu

2 ve/veya 3 gruba ayıracağımızı, Bunlardan birinci grupta, Şeriat ve Tarikat şeriatı üzere (İzmir’de ve Tekirdağ’ında olduğu gibi) ilahiler, zikir, ilmi hal ve tarikata ısındırma sohbetleri ve Efendi Babamızın kitapların-dan tahsil terbiye yapacağımızı, bunların tatbikatını idare etmede kendisine de eğer kabul ederse, N. annemizin zaman zaman yapıp örnek olduğu gibi vazife vereceğimizi ifade ettik.

Diğer grup veya grupçuklarda ise,

Tarikat hakikatı ve Hakikat şeriatı üzere bizde zuhur edenlerin Kur’an’dan – Hadis’ten, E. Baba’mızın – O’nun yolunda yürüdüğü zatların sohbetleri, divan ve kitaplarından, ve yine kendimize hedef tayin ettiğimiz Allah’ın “kulum” diye hitap ettiği zatların (Füsus – Mesnevi - Divan vs. gibi) eserlerinden istifade ederek, inşaallah Rabbi ve izin verilirse Rahmani tenezzül ve tecellileri takvaullah ve takatullah nispetinde himmetinizle zevk-i zati üzre hissement olmayı arzu etmekteyiz.

Rabbimiz inşallah lütfeder, Amin.

Bu gruplardan

diğer grup dediğimizin birinci grubun sohbetlerine katılabildiği ama birinci grup dediğimizin diğer grubun sohbetlerine katılamayacağı şeklinde bir düzen getirme fikriyatı içerisindeyiz. Burada iki fikrimizi de belirtmek isteriz:

1. Tatbikatta halen ayda 6 veya 7 gün olarak sohbette bulunmaktayız. Bunları yine aynı günlere duruma göre taksim etmeyi düşünüyoruz.

2. Terakkinin göstereceği ahvalde, lütfedilen zuhurata göre zaman içinde, gruplar, tek bir gruba dönüştürelebilir. Böylece nefisler üzerinde gıpta ve tefekkür vesilesiyle heves edip, gayrette, hidayet üzere artış olabilir diye düşünmekteyiz. Bu tatbikat bize Allah’ımızın Hz. Kur’an’daki cennet ve cehennem tasnif tatbikatına da uygun gibi gelmektedir.

Allahu a’lem.

Bu arada bazı kardeşler, skype konferans grubundan istifade ederek skype’ye izin verilen sohbetlerden şu anda olduğu gibi istifade etmek üzere katılmaya devam edeceklerdir. Böylece herkes kendi içeceği suyu bilmiş olacak inşaallah.

Henüz fark aleminin tefrik farkıyetinde kalan, ancak fark alemindeki tevhid farkına, tevhid idrakına gelemeyen kişi bir müddet kendi feleğinde ta ki, tevhid edebilme takatına gelinceye kadar yürüyüşüne devam edecektir. Bu şekilde, muhtelif nedenlerle, beşeri ve nefsi heva benliklerinin vehmi ve hayali içinde birbirlerini kabul edemeyenler, haliyle bir arada olmayacaktır. Böylece lüzumsuz kaprisler de gösterilmeyecektir. İnşaallah. Bir arada olabilenler de, farklı grup halinin yaratttığı gıpta, tefekkür ile heves edip, gayretli olacaklardır. İnşaallah.

Allahu a’lem

(G.K.) Hn.’daki tesiratta, evvelki büyük inhiraflar azaldı. Ailecek bizleri eskisi gibi düşman görmemektedir. Oldukça daha sakin bir şekilde ailecek beraber yaşantımıza devam etmekteyiz. Arada bir bazen aleni, bazen de ima ederek beni size şikayet etme tehdidini henüz bırakmadığı görülmektedir. Belki de kendini böylece emniyette tutmak istiyor olabilir

Mühim NOT= Muhterem okuyucularım/kardeşler, yukarıdaki hürmet saygı söz dinleyen ve söz verilen mahiyette olan ifadeleri lütfen unutmayın.

Sabrederek okuduğunuzda ileriki sayfalarda göreceğiniz isyanları yapan kişi acaba aynı kişimi? Diye ibretle göreceksin 

(E-1)

Bilgi. (X9/X7/20X1)

Selamun aleyküm

Eyvallah Sultanım !…

      Semı’nâ ve ata’nâ

      Âmennâ ve ata’nâ



Âmennâ ve saddaknâ

Allah sizi ve N….. Anneyi başmızdan eksik etmesin. Amin.

Rabbimız sizdeki feyzi ilâhisini bol ve size gönül vermiş biz evlâdlarınızı da müstefid eylesin. Amin.

Rabbimizden himmet ve dualarınızın daim üstümüzde olmasını niyaz ederiz. Amin

Mühim NOT= Muhterem okuyucularım/kardeşler, gene yukarıdaki hürmet saygı söz dinleyen ve söz verilen mahiyette olan ve mutlak bir bağlılık gösteren ifadelerini, lütfen unutmayın. Bütün bunlar ve ilerideki sayfalarda okuyacağınız, ibret dolu sahneler ile, bu kişi (E-1) ve ailesi ile nasıl oğraştığımızı ve kendisine nasıl bir masai harcadığımızı ve neticede bize karşı, nasıl isyanları oynadığını, ibretle göreceksiniz. Bu kadar vefasızlığa da “pes doğrusu” diyeceksiniz.

Sabrederek okuduğunuzda ileriki sayfalarda göreceğiniz isyanları yapan kişi acaba aynı kişimi? Diye de, ibretle göreceksin 

Cumartesi. (X4/X7/20X1)

Hayırlı akşamlar (E-2-) k….. senden küçük bir şey rica edeceğim. Cumartesi günü nerede ve kimde idiniz nasıl bir gün geçirdiniz annenin haberi varmı idi? özetle bildirirsen sevinirim. E. Baban

Cumartesi. (X5/X7/20X1)

Hayırlı günler (E-2-) k….. Talihsiz ve hiç olmaması gereken bir sürecin içerisindeyiz, görüldüğü gibi bu süreç güzel yönetilememektedir. Bir senedir belki daha da fazla devam eden ve haberim olan bu hallerin kendi normali içinde hallelor ümüdiyle bilmiyormuş gibi davrandım. Bende evde bu konuları N. annenin yanında en küçük bir şüpheye mahal bırakmamak için sizinle annenle babanla açık olarak konuşamıyorum fırsat buldukça kısa kısa satırla hemen yazmaya çalışıyorum.

Şu anda evde misafirler var onları saçları yapılmak üzere C..'e getirdim bu arada bende yukarıdan yazıhaneden mailini cevaplamaya çalışıyorum. Bu işin gerçekten iyice tadı kaçtı bu kadının feryadı buralara getirilmemesi çok daha evvelden bütün bunların kesilmesi lazımdı.

(eğer her şey bir vücudun tatbikatı ise annen de o vücudun bir parçası olduğuna göre diğerleri makul görülüyor iken, niye annenin davranışları da Hakk görülmeyip ayrı görülen birey nefsine bağlanıyor.?)

Her şeyden evvel dinimizde, ve şeriat kurallarında zahiri şeriata uyum şarttır, ve kişilerin kişilere ne kadar yaklaşacağı ve sınırları bellidir.

Bir kişinin derviş olması veya olmaması farketmez, bunu değiştirmez. Dua edelimde N…. Annen bu hususların farkına varmasın eğer böyle bir şeyi sezinlerse o zaman korkarım onları defterinden siler. Eğer haberi olsaydı daha şimdiden silerdi. Bu işin vehameti baban tarafından daha henüz anlaşılamadığı görülüyor. Gerçekten benimde canım çok sıkkın, ve huzurum kaçık vaziyette, ilaçlarla tedavi etmeye çalışılan ve geçmeyen yaranın dağlama vaktinin geldiği anlaşılıyor.

Hayırlı günlerin olsun (E-2-) k…. İnşeallah bunlarda geçecektir. Vakit bulunca sana, bu hususta babandan istediğim bana gönderdiği ve benim cevaben babana gönderdiğim, yazılarıda göndereceğim . Hoşça kal. E. Baban

NOT= İleride gelecek sayfalarda (E-1-) diğer ifadesi (Ek) olan kişi bizi yargısız infazla suçlamakta olduğunu göreceksiniz. Kendisi daha bu tarihlerde (X5/X7/20X1) defalarca ikaz edildiğini her halde unutmuş görmektedir. T.B.

Cumartesi. (25/7/2011)

Hayırlı sabahlar E. Babam, Öncelikle aile olarak bu konularla sizin bu kadar vaktinizi aldığımız ve sizlere bu kadar sıkıntı verdiğimiz için çok üzüldüğümüzü belirtmek isterim. Bildiğiniz gibi sizinle olan görüşmemiz sonrası babam anneme sohbetleri bir ara verme istemiyle en geç Temmuz ayı bitireceğini, bu ara sonrasın da da O…. Hanımı artık sohbetlerde görmeyeceği bilgisini vermişti.

Annem de bu zamanlamayı kabul etmişti. Bu Cumartesi, yani son sohbet-ten bir evvelki sohbet O…. Hanımın evindeydi. Annemin haberi muhtemelen yoktu, ancak annemin bu dönem diğer sohbetlerin de nerede yapılacağı bilgisi yoktu, yani bu haftaya özel bir durum değildi.

Ancak izniniz olursa ben bu hafta olanlarla ilgili kısaca bir bilgi vermek isterim, belki şimdi aktaracaklarım yaşanmış olaylara bir sebep arz eder. Bu son Perşembeye kadar evde herşey nispeten daha yolunda ve sukunet içerisinde yürüyordu ve annemin babamla olan ilişkileri her anlamda daha iyi duruma gelmiş görünüyordu. Hatta babam ona çok daha ilgi gösteriyor, ayrıca onun terakkisi için ona özel sohbetler yapıyordu. Kısacası evde biraz daha aile birliği hakim olmuştu. Bu noktada Perşembe sabahı babam ona sohbet yaptıktan sonra evden çıkmış, ortada hiçbir şey olmaksızın annem babamı arayarak "son sohbette ben oraya geleceğim ve O…..'yı herkese rezil edeceğim, herkes ne olduğunu görecek" minvalinde bir ifadede bulunmuş. Babam da bunun üzerine ona son iki sohbet kaldığını, sohbetlerin zaten biteceğini, sonrasında da O…. konusunun tamamen kapanacağını biraz sabretmesini söylemiş. Ancak ne yazık ki konu büyümüş.

Annem bizlerin onunla olan daha sonraki konuşmalarımızda Perşembe günkü patlamasını cinni bir vehme dayandırmış ve o noktada içinin hınçla dolduğunu ifade etmiştir.

Bu hafta içerisinde babam bir de başka bir kardeşle ilgili sohbet için yazılı bir durum tesbiti yapmıştı. Bu kardeş annemle beraber ilk başta O...Hanıma cephe almış gibi görünen, ama olayların tümüne bakıldığında aslında mürşide hanımlık peşinde koştuğu tespit edilmiş olan bir zattı. Babamın onunla ilgili yazmış olduğu yazının ilk başında da bu yazının eğitim amaçlı olduğu, o kişide görünen hallerin nefsin tekliği sebebiyle hepimizde olduğu, bunun bir eleştiriden çok bir eğitim vesilesi olarak ele alınması gerektiği vurgulanmıştı.

Annem bu yazıyı görmek istediğini söyleyince babam da vermiş. Perşembe günkü olay sonrasında annem o yazının içerisindeki bir paragrafta isminin kullanılmadan kendisinin yerden yere vurulduğunu ve O…. Hanımın göklere çıkarıldığını ifade etti. Konuyla ilgili bizlerin de fikrini istedi. (E-3-) le ikimiz ayrı ayrı, o yazıda bahsedilen dedikodu veya büyü halinin doğrudan kendisiyle alakalı olmadığını, aslında bunu diğer kardeşlerde de bulunan haller olduğunu, ve bizim o yazıdan anladığımızın vücuttaki bu tip hizipçilik ve tevhidden uzaklaşma hallerinin temizlenmesi yönünde olduğunu kendisine bildirdik. Ancak kendisi ısrarla bunu babamın kendisine harp açması olduğunu ifade etti. Bu noktada babamın da, bizlerin de aksi yöndeki ifadeleri kifayetsiz kaldı. Tekrar konu "siz bana karşı çete oldunuz" noktasına geldi.

Cumartesi günkü sohbette bu yazı aktarılmıştır. Daha önceki sohbetlerde de olduğu gibi bu seferki sohbette de tekrar tekrar bu aktarılanların kişiye ait haller olmadığını, nefiste bu hallerin mevcut olduğunu ve bu hallerin tek kişiye atfedilmesinin yanlış olunacağı vurgulanmıştır. Akabinde de yazıda aktarılan hallerin ve bu hallerde ısrar edenlerin Kafirun Suresi tatbikatıyla bizlerden uzak kalması yönünde dua edilmiştir.

Cumartesi gecesi annem yaklaşık 16 kardeşe O…… Hanımla ilgili doğruluğu şüpheli olan uzunca bir mail yollamıştır. Kendisinin genel fikriyatı, O….. Hanımın dağıttığı bu dergahı kendisinin toparlayacağı yönündedir.

Bu son birkaç günde yaşananlar bunlardan ibarettir.

E. Babam, tekrar tekrar sizleri bunlarla meşgul etmekten ve bir şekilde sizde herhangi bir üzüntü veya sıkıntıya vesile olmaktan dolayı sizlerden af dileriz. Rabbimiz bizleri bu yollardaki hallerimizi hayırlara vesile etsin. Amin.

Sizin ve N. Annemizin ellerinden öper, hürmetler dilerim.

(E-2

NOT= Yukarıdaki İfadelerdende bu aile ile nekadar çok oğraştığı-mız kendi aile ferdinin ifadelerinden de açık olarak anlaşıldığı meydandadır. İleriki sayfalarda ki isyanlarını ise ibretle göreceksin 

Cumartesi. (X5/X7/20X1)

Hayırlı günler (E-1-) bey kardeşim. Cumartesi günü sohbetiniz nerede idi ve nasıl cereyan etti bilgi verirseniz yerinde olur . Selamlar T. Baba

(G-K)

Rüyalar. (X3/X7/20X1)

Selamun aleyküm efendim,

Nasılsınız¸ sıhhatiniz iyidir inşallah, N hanımla görüşmelerimde o da toparlanmakta olduğunu söyledi. Çok memnun oldum, Allah kolaylık versin. 6 ay arayla 2 ameliyat, narkoz, çok zor tabii. İzninizle size bikaç rüyamı göndermek istiyorum. Sıhhatli, sağlıklı ve afiyetli günler dilerim

X3.X2.20X1

Çok geniş bir arazi, her taraf yemyeşil, bazı yerler ayrılmış ve çok çok büyük demir kapılar var. Ben yeşil kapı denilen kapıya yöneliyorum. Kapı hemen açılıyor, ben içeri giriyorum. Benim arkamdan büyük bir ordu gibi düzenli bir şekilde sıralanmış insanlar da içeri giriyorlar. İlerlerde de kırmızı kapı ve sarı kapı da varmış, benim oralara da girmem de serbestmiş

X0.X3.20X1

Rüyada bana bir levha halinde et-tayihyatü verildi ve şuhuden (E-1-) e sormamı istediler. Ben de “daha evvel sorduğumu fakat şu anda hiçbir şey hatırlamadığımı” anımsadım. “Sorup öğrenip bünyeme geçirmem” gerektiğini düşündüm

X0.X3.20X1

Rüya 1

Rüyamda bir dünya haritası üzerinde neler ekilmesi üzerinde konuşmalar yapılıyor. Hangi maddelerin hangi bölgelere ekileceği üzerinde tartışılıyor. Daha çok şeker pancarı üzerinde duruluyor. Hububat ve diğer maddelerin de ekilip stok yapılması üzerinde konuşuluyor. Ben de bu gurubun içinde yer alıyorum.

Rüya 2

Uzun bir rüya gördüm ancak hatırlamıyorum, ancak en sonunda ben misafirlere patates ve balık ikram ediyorum

X1.X3.20X1

Rüyamda bir dedikodu kazanı kaynıyordu. Hatta kazan deyince gözümün önünde bir dikey dikdörtgen metal depo belirdi.

Bu arada benim çocuğum olacağı söylendi. Ben de “benim kocam var, ne fark eder” dedim. Benim tedirginliğim görülünce SABIR, SABIR, SABIR dendi

Rüyalar. (X5/X7/20X1)

Aleyküm selâm (G.K.) hanım. Hamdolsun iyiyiz N…… hanım günden güne biraz daha iyileşiyor hamdolsun, zuhuratlarınız güzel yaşanan halleri görteriyor diyebiliriz özetlemeye çalışalım. Devamlı evde olduğum için fazla yazamıyorum. Bu hususları bir an evvel bir yoluna koyun, bu işin sona ermesi gerekmekte Cenâb-ı Hakk kolaylıklar versin hayırlı akşamlar hoşça kalın

Yeşil bilindiği gibi yenilik, dinçlik ve murad demektir, İnşeallah düşündüğünüz şekilde bir açılım olur oradan girilir, kırmızı kapı biraz ateşlidir, sarı kapı ise sararma işin nihayetidir. Bunların açılması İnşeallah biraz zorda olsa açılacak demektir. Biraz gayret biraz sabır gerekecektir.

Namazın Ettehiyyatü bölümü "kade-oturma-sükünet" yeridir. Buradan anlaşılan şu anda bulunulan yerde oturmaktır. Yani bundan böyle hadiseler hakkında eksi ve artı olarak hiç bir yorum yapmadan bulunduğunuz yerde oturup Hakk'a tevekkül edip beklemek olacaktır.

Dünya arz, bizim bedenimizdir ve oraya yeni gıdalar ekmeliyiz ki onlarla gıdalanalım, şeker pancarı tadı tatlıyı ifade eder hububat ise ana gıda beslenmeyi ifade eder, artık beden arzına-tarlasına bunların ekilmesi lâzımdır ki onlarla gıdalanıp hem de etrafımıza ikram edelim. İnşeallah, beden tarla-sına hayal ve vehmin tohumlarını ekersek taibiki bize onları verir bizde onları yediğimiz zaman onlar gibi oluruz Allah muhafaza etsin.

Patates ve balıkta ana gıdalardandır biri patates, toprak hikmetli diğeri, balık su ilim ve hayat kaynaklıdır. İnşeallah vakti gelince bunlar çevreye manevi yiyecekler olarak ikram edilir.

Evet kazan kaynıyor İnşeallah yakında ateşi sönecek. yeni bir doğum ile yeni günler gelecek ancak bunların oluşması için zuhuratta belirtildiği gibi üç vakit sabır gerekecek.

Yukarıda da belirtildiği üzere şimdilik bundan sonra hadiseler karşısında hiç bir yorum yapmadan ve hiç bir fikir yürütmeden herhangi bir hissiyata da kapılmadan sadece seyirci olun. Bu hadiseyi uzun zamandan beri biliyor ve takib ediyorum, gereği yapılıyor siz şimdi sadece seyirci olun ve biraz bekleyin kimseyi suçlamayın ağır söz söylemeyin vakit buldukça "ya selâm" çekin. İnşeallah herşey yavaş yavaş yoluna girecektir. Çocuklarınızla arkadaş gibi olun çok şefkatli davranın onların üzerinde amir rölü oynamayın her helleriyle kendi kararlarını kendileri versinler, sizin doğrularınızı mutlak ölçü kabul edip onlara kabul ettirmeye çalışmayın. Ayrıca malûm kişiden başka size ters ve zarar veren kimseler varsa onlarında isimlerini bana bildirin.

Cenâb-ı Hakk her işinizde kolaylık gönlünüze ferahlık versin inşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın E. babanız

Bilgi alma. (25/07/2011)

Hayırlı akşamlar (E-3-) k… bahsettiğim yazışmayı gönderiyorum bilgin olsun hayırlı akşamlar. Efendi Baban

(E-1-)

Bilgi alma. (17/07/2011)

Hayırlı akşamlar (E-1-) b… kardeşim, Hamdolsun Cum'a günü hastahane misafirliğimiz, hane misafirliğine dönüştü, Rabbimize şükrederiz. Herhalde vakti gelmişki, bizi aldılar yerimize yerleştirdiler, N. hanımı yatağına yatırdılar biçtiler diktiler, sonra odamıza getirdiler, orada dinlenmeye ve ameliyat sonrası gözetime başladılar, her şey yerli yerinde idi nihayet artık burada kalmanıza gerek yok diyerek bir haftalık misafirlikten sonra hanemize gönderdiler. Şimdi tedavisine, T. Baba hasta bakıcı rolünde evde devam ediyoruz. Her şey kendi seyrinde yoluna devam etmekte. Sağ olsunlar epey gelen giden oluyor. Vakit buldukça mail leri cevaplamaya çalışıyorum. Şimdi ancak sıra sizinkine geldi. Yazdıklarınızdan durumun yoluna girme halinde olduğu anlaşılıyor, Rabb-i mize şükrederiz.

Bundan sonra herhalde bazı hassas konularda herhangi bir şüphe oluşturacak konularda daha dikkatli ve hassas olmak gerekecektir. Hiç bir derviş ne kadar istidatlı ve kabiliyyetli olursa olsun eşlerimizden çocuklarımızdan sonra gelecektir. Onların rızası dışında yapılacak bir uygulamanın daha sonraki aşamalarda karşımıza oldukça büyük zorluklar çıkaracağı yüksek ihtimal dahilinde dir.

Eğer bir talipte muhabbet ve ateş çok fazla ise onu hareket ve sözlerle yavaş yavaş soğutmaya çalışarak normal ve tabi i haline dönüştürmek sâlik hakkıda daha hayırlı olacaktır, hele bu sâlik "bayan" ise, çünkü onların duygusal özellikleri daha fazla olduğundan, kendisiyle ilgilenen kişi ona dışarıdan da fazladan muhabet aktarımında bulunursa o kişi dengesini nefsi mânâ da bozmuş olur ve normal düşüncenin dışına çıkarak, Hakk muhabbetidir diyerek farkında olmadan nefsi muhabbetine kanal açmış olabilir. İşte bu tür kişilere de özel hiç bir ayrım yapmadan zahiren herhangi bir sâlik gibi muamelede bulunmak beden ve ruh, veya nefs ve ruh dengelerini bozmadan ve dışarıdan diğer kimselerinde bazı kişilere daha çok iltifat edildiği görüntüsünü vermeden yolculuğa devam etmek daha sağlıklı olacağı tabiidir.

Mühim bir konuda, Yol yürütücü kişi, kendine emanet edilen hiç bir sâlik-i ile dünyevi ve uhrevi lâtif ve kesif "flört" edemez ve böyle bir tabir de olamaz, çünkü onlar kızlarımız veya oğullarımızdır, onlara ancak şefkat ve evlât muhabbetiyle yaklaşılması işin aslı ve yolun gereğidir.

Eğer onlardan biri manasında şeriatın uygun görmeyip yasak ettiği bir şeyi zuhuratında görse, ve gelip anlatsa ona verilecek hüküm üzerinde hiç bir yorum yapılmadan bu "zuhuratını hemen unut" olmalıdır, çünkü bu tür zuhuratın kendisine batıni manasının anlatılmaya çalışılması ve güzel bir zuhurat diyerek te ayrıca taltif edilmesi o kişiyi daha sonra daha zor durumlara düşürecektir.

Çünkü o tür şeriata uygun olmayan zuhuratlar kabul görmüş ve onlara yol verilmiş olacağından o kişi o zuhuratı belirli bir süre farkında olmadan nefsinin hayalinde yaşatacağından, hayal vehim ve iblis üçlüsünün, kendisini sureta Hakktan gösterip şer'an o uygun olmayan duygusal hali fiziken de yaşamaya hazır hale gelecektir. İşte örnekleri çok görülen ve bilinen bu ve benzeri haller neticesinde kısa bir süre sonra uygun olmayan münasebetlerin fiziğe de dönüştüğü bilinmeyen hadiselerden değildir. Rabb-ı mıza sığınırız.

bahsi geçen zuhurat yazılmamıştır

Bu sebeblerden bizler eşlerimize daha yakın olup, onların tam ve gerçek itimatlarını kazanmamız, mutlaka gerekmektedir. Ve onları gerek bireylerin yanın da, ve gerek toplum içinde, oradakilerin hepsinden daha kıymetli olduğunu, gerek sözlerimiz gerek davranışlarımız ile, açık olarak yeri geldikçe ortaya koymamız gerekmektedir. Ve onlara içimizden bir muhabbet duymamız gerekmektedir, ayrıca zahirende iyi bir baba iyi bir eş olarak mutlaka hayatımızı örnek, olarak görevimizin gereği sürdürmek zorundayız. Biz onlara gerçekten böyle davranarak onları onurlandırdığımız zaman İnşeallah onlarda kendi üzerlerinde bulunan fazlalıkları atıp görevlerinin daha bilincinde olarak vazifelerini sürdüreceklerdir.

Cenâb-ı Hakk onlardan kat kat razı olsun. Rahmetli annem bana (26) sene baktı Allah rahmet etsin, N….. hanım bu gün itibari ile (47) senedir hizmet edip bakıyor, bunları göz önünde bulundurup onlara karşı davranışlarımızda daha sevecen ve müşfif olmamız, onları daha çok rahatlatacak ve kendilerinde öz güvenleri oluşacak, ve gelen kızlarımızı çocuklarımızı evlât olarak kucaklayacaklardır. Ancak onlara bu güveni bizler vermek zorundayız. İşte sâliklerin, kendilerinin evlâtları olduğunu, onlara biz davranışlarımız ve konuşmalarımız ile kendilerine güven vererek, yaşatmak zorundayız.

Şimdi, gelelim sohbetler konusuna. İstanbulda Mevlâm rahmet eylesin Nusret Babam zamanında ayda bir Cum'a günleri öğleden sonra sadece sohbet olurdu birde kandil geceleri olurdu, arada münferit derviş ziyaretleri olurdu. O kadardı.

Daha sonra bizde hayat zorlaşmaya başladı cum'a iş gnü olduğundan yeni gelen gençler gelemediler bu yüzden sohbet günlerini ayda iki defa olmak üzere "pazar" günlerine kaydırdık uzun seneler böyle devam etti ancak sonhbetler okulların tatiliyle sona erer okulların başlamasıylada tekrar başlardı. Uzun seneler böyle geçti daha sonra bildiğiniz gibi son zamanlarda İstanbul sohbetlerini eskisi gibi ayda bire düşürdük. tekirdağında ise daha evvelce (15) günde bir cumartesi akşamları sohbetlerimiz vardı, şimdi ise bildiğiniz gibi sadece çarşamba sohbetleri erkeklere olarak devam etmektedir. Ve onu da ameliyat dolayısı ile tatile soktuk, yazın havalar sıcak olduğundan sohbetler verimli olmaz nasılki okullar bile yazın tatil olmakta. tatilden sonra daha bir iştah ile zinde bir akılla dersler başlamaktadır.

Herhalde ramazan tatilinden sonra eylülde herkes tatilden döndükten ve okular açıldıktan sonra sohbetlere başlanması daha uygun olacaktır. Ömrümüz olursa eğer seneye İnşeallah okulların tatil olmasıyla sohbetler tatil okulların açılmasıyla da sohbetlere başlanması uygun olacaktır. Başlangıçta yeni merakla kişi halinin hep böyle gayretli olarak gideceğini zanneder, ancak seneler kişilerden çok şey alıp götürür, bu dünya da her şeyden bıkılır, veya kişi yorulur bu yüzden hiç bir şeyin üstüne çok gidilmemelidir. Konuşmalarımıza da dikkat etmemiz karşımızdakinin dinleme hacmini dikkate almamız gerekmektedir bir meseleyi anlatmaya çalıştığımız kişinin onu ne kadar süre dinleyebileceğini hesaba katmamız gerekmektedir. Bilindiği gibi başlangıçta "az yemek, az konuşmak, az uyumak" kaidesi vardır, aslında bu kaide sadece başlangıçta değil her zaman geçerlidir. Cenâb-ı Hakk her birerlerimize kolaylıklar nasib etsin İnşeallah.

Son olarak bir şeyi belirtmek istiyorum, (G.K) k…. bütün bu olanlardan sonra size karşı olan devranışlarını eski ve yeni ayrımı içerisinde olumlu veya olumsuz, hiç bir tepki vermeden takib ve tesbit ederek, bana bildirir-seniz gene böylece değerlendirmesini yaparız

Ben ikinizinde hakkını korumak zorundayım. Çünkü biriniz erkek evlât (B.G.İ.) biriniz de zâhirin bâtınından gelen kız evlâtsınız, aranızda ayırım yapmak ve bir tarafı kayırmak olmaz ancak kız evlâtlar erkeklere göre daha zayıf oldukların onların korunmaları önde gelmektedir.

Cenâb-ı Hakk'tan başarılarınızın devamını niyaz eder hayırlı akşamlar dilerim hoşça kalın. Efendi Babanız

NOT= Gene yukarıda da görüldüğü gibi bu kişi kaçıncı defa ikaz almaktadır. Galiba hep bunları unutmuş olduğundan kendisi tarafından “yargısız infaz” ile suçlanmaktayı 

(E-1-K-)

Cumartesi ek. (X8/X7/20X1)

Sultanım

Ana yazıda bahsetmiş olduğum

1. G-1 Hn. Dosyası

2. G-1 Hn. Dosyası ek 1

İsimli iki dosyayı ek olarak gönderiyorum

Bu dosyanın okunabilmesi için yeniden satırlarının düzenlenmesi gerekiyordu, onu yaptım, aksi halde yazılanların anlaşılması zor olacaktı, gerçi gene pek bir şey alaşılmayacak ama hiç olmazsa satırlar görüntüde düzeltilmiş olacak, içeriği aynen yazıldığı gibi kalacaktır. Ayrıca aşağıdaki kayıtlarda ismi (G) ile başlayan iki kişi vardır, bunlar (G-1) ve (G-2) olarak belirtilecektir. Belki biraz sıkıcı olacaktır ama bu yazıları okumaya gayret edin çünkü daha sonra bu yazıların içinde nasıl bir hayal ürünü aslı ile hiç ilgisi olmayan hayali düşüncelerin neler olduğunu dosya bitimindeki izahlarda bulacaksınız (T.B.)

Mühim NOT= Aşağıdaki dosya yazılarında suçlanan kişinin gıyabında nasıl bir “yargısız infaz” edildiği açık olarak görülmektedir. Bahsi geçen kişi bu yargısız infaz karşısında, kendisine cevap olarak sadece kendi ifadesi ile şunları dile getirerek cevap vermiştir. Bende bana gönderilen bu ifadeleri, suçlanarak bahsi geçen kişinin ifadelerini daha baştan sizlere aktarıyorum, suçlamaları yapan kişinin aslında kendinin nasıl bir yargısız infazcı olduğunu açıkça görebilir-siniz. aşğıdaki ifadeleride okuyup kendiniz bir karar verebilirsin 

F B X3/X0/20X5

Hayırlı günler babacığım

Bana gelen bu yazıyı size gönderiyorum,

Selâmlar

F

Selamun aleyküm,

Saygılarımı sunarım benden istediğiniz yazıyı size kızımla gönderiyorum.

ELİNİZDE BULUNAN BENİM HAKKIMDA YAZILMIŞ OLAN O DOSYADAKİ HER SATIR KÜLLİYEN YALAN VE İFTİRADIR.

O MALUM ŞAHIS İÇİN RABBİMİN BANA YAZDIRDIĞI ŞİİRİ SİZE YOLLUYORUM.

ÖZET O ŞİİRDEDİR.

G…1 X1.X8.20X1)

ŞEYTAN.

ŞEYTAN NEDİR BİLMEZ İDİM

RABBİME NİYAZ EYLEDİM

ONU BANA GÖSTER

KENDİMİ KORUYAYIM DEDİM.

RABBİM, GÖSTERDİ, ONU İŞARETİMİ VERDİ.

YALAN SÖYLER İNKAR EDER

İFTİRA ATAR BU DOĞRUDUR DER

KULU BELAYA İTER

DEVAM ET DER

HELAL HARAM DEMEZ PARAYI CEBE İNDİRİR.

VERMEYEN OLURSA YERLERDE SÜRÜNDÜRÜR

MUHAMMEDİ GÖZ İLE BAKARSAN

MASKESİ DÜŞÜVERİR

MASKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

SEN GÖZÜNE MUHAMMED GÖZLÜĞÜNÜ TAK

ETRAFINA O GÖZLE BAK

EĞİTİMDE ŞEYTANDA HAK

RABBİM BİZİ İNSAN ŞEYTANLARDAN KORUSUN…

 

NOT… BENİM YÜREĞİMİ ACITAN AYRILAN HER

ARKADAŞ, DİN BU İSE LANET OLSUN DEDİKLERİDİR.

Hayırlı akşamlar F…. oğlum bu yazıyı bekliyor idim. siteden gelmiş gönderenler sağ olsunlar. Eğer bu yazıyı gönderen kardeşe bilgi verme imkânı varsa yazıyı aldığımı ve yerine aktaracağımı ve çok teşekkür ettiğimi söylersin. Daha sonra ilgili kitapta yerini alacak siteyede yükleyeceğiz herkez de okuyacaktır.

Selâmlar hoşça kal E. Baban..

NOT= Aşağıdaki dosyalar. Daha vaktiyle yaklaşık ( .20X1 ) tarihinde aralarından ayrılan ve yargısız infaz edilen G…1.. Hn suçlayan ve bana gönderilen Dosyadır. O zamanlar meseleyi kapatmak için belki düzelirler ümidi ile üzerinde durmamıştım, şimdi sırası gelmiş demek. Hakkında bizde aşağıda onu dinledikten sonra biraz açıklama yapalım. Yargısız infazları kimin yaptığı açık olarak görünsü 

Selam, Selam

- G -1 Hn Dosyası (X0.X7.20X1 Çarşamba) 

Elhamdü

lillahi rabbil alemiyn

Ve’l akibetü li’l müttakıyn. (akıbet ittika edenler içindir.) ve la udvane illa ale’z zalimiyn. (düşmanlık illa zalimler üzerinedir.)

ve’s salatu ve’s selamu ala resülina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaiyn

***

Bilinmeli ki, bu tespitler kişiye atfedilen şeyler olmayıp, kişinin de yapabileceği şeyler değildir. Nefsin irfan olunmasına hizmet olarak, herhangi bir kişide görünmesi mümkün olan şeylerdendir.

Nitekim

Hz. Kur’anda buyrulmuştur. “bazınız bazınız ile bela/imtihan edilmesi içindir.”

MUHAMMED (47)/4

feiza lekıytümülleziyne keferu fedarbe’r rikabi

hatta iza eshantümühüm feşüddu’l vesaka

imdi kafir/küfredenlerle lika/karşılaştığınız da hemen rikab/boyunlarını darb/vurunuz Ta ki, onları eshan/bastırıp sindirdirinceye (zayıflatıp, mecalsiz bırakıncaya) kadar (üstünlük sağladığınızda) vesaka/bağı şüddu/sıkıca bağlayın

zalike velev yeşaüllahü lentesare minhüm

ve lakin liyeblüve ba’daküm biba’dın

bu böyledir; ve eğer Allah şae/dilese kesinlikle onlardan nasr (yardım/intikam alırdı), Velakin ba’da/bazınızı ba’dı/bazınız ile bela/imtihan etmesi içindir (velakin birbiriniz bela/imtihan edilmek içindir)

***

Yine

(Allahın emri, suresi, ayeti, İman edenin imanını arttırır,

Kafirin küfrünü – münkirin inkarını – münafıkın da nifağını arttırır)

Hz. Kur’anda buyrulmuştur

Keşke yukarıda bahsettiği hususla başkalarını suçlamadan evvel kendi nefsinde tatbik etseydide, aşağıda açık olarak kendi dilinden bunlara iman ettiğini açık olarak tasdik etmemiş olsaydı!. Ama iş işten geçmiştir bunları açık olarak kendi dili ile ve yazıları ile belirtmişt 

“İndirilen sure ancak iman edenlerin imanını zade/ziyade etmiş, arttırmıştır.”

Belirttiği bu âyet-i kerîme açıklığında kendisinin şirke küfre münafıklığa münkirliğe olan imanını arttırmıştır. Yukarıda ve aşağıda belirttiği bütün âyeti kerimeleri kendisi hakkında yazmışta. Bundan bile haberi olmamış. Ve bunlarla karşı tarafı suçladığını zannederken, kendi kendini ele verip kendi ahlâkını etrafa ilân etmişt 

TEVBE (9)/124

ve iza ma ünzilet suretün feminhüm men yekulü eyyüküm zadethü hazihi iymanenfeemmelleziyne amenu fezadethüm iymanen ve hüm yestebşirune

Ve vakta ki, bir sure ünzil/indirilse arasından kimi "Bu hanginizin imanını zade/arttırdı," der imân etmişlerin imanını zade/arttırmıştır

ve onlar (bunun inişini) birbirlerine estebşir (büşra/müjdelerler, sevinirler)

“ve kalplerinde bir maraz bulunanlar ile kâfirler de (desin ki)

Allah bu mesel/misâlle ne yi erada/irade istemiştir?,” (Kafirlerin küfrünü arttırmıştır)

MÜDDESİR (74)/31 liyesteykınelleziyne utu’l kitabe ve yezdadelleziyne amenu iymanen

Tâ ki: Kendilerine kitap eta/verilmiş olanlar, ikan/iyice

öğrensinler.

Ve amenu/îman etmiş olanlara da îmanını ezdad/arttırsın ve la yertabelleziyne utu’l kitabe ve’l muminuneve liyekulelleziyne fiy kulubihim meredun ve’l kafirune maza eradallahü bihaza meselen ve kitap eta/ verilmiş olanlar ile, mü'mîn bulunanlar, reyb/şüpheye düşmesinler. Ve kalplerinde bir maraz bulunanlar ile kâfirler de (desin ki) Allah bu mesel/misâlle ne yi erada/irade

istemiştir?, kezalike yüdıllullahü men yeşa’ü ve yehdiy men yeşa’ü

Allah, şae/dilediği kimseyi böyle üdıll/sapıklığa düşürür ve şae/dilediği kimseye de ehdiy/hidâyet nasîp buyurur

***

Hz. Peygamberimiz,

(Müslim, Îmân 93-94; Tirmizî, Et’ime 45; İbni Mâce,

Mukaddime 9) hadisde “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, 1. sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz.

2. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.

Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?

3. Aranızda selâmı yayınız!” buyurmuştur

Demek ki, müminler birbirlerinde kusur bulmayı bırakmadıkça, birbirlerini sevmedikçe iman etmiş olmuyorlar.

***

Bizlerde zuhur eden olaylar, nefsimizin emri üzerine isimler olarak, beden ortamımızda fiiliyata geçip tatbikat görmektedir.

Böylece şehadet kemalatına vesile olmaktadır.

Bu tatbikatlarda,

- Nefsin hevasına uyulmuşsa, (CEHENNEM) e vesile olur;

- Akl-ı Küll üzere işaret edilen mürşid-i kamile uyulmuşsa (CENNET) e vesile olur

Bulunduğumuz manevi eğitimde, biz, “beşeri benlik” ve kişilerle meşgul değiliz. Onlar halin tanımı için sadece bir tariftir. Meşguliyetimiz, Allahın arzu ettiği ve rıza gösterdiği, nefsin irfan olunması yolunda “kulum” dediği, “kulluk” tatbikatıyle meşguluz.

***

Selamet, hidayet üzre olanlar üzerine olsun. Amin.

***

Beraber olduğumuz müddet zarfında (G-1-) Hn. ın kendisindeki hevesleri itibariyle tespit olunanlar:

1. Kişinin bizden talebi,

“Etrafımdakilere zikir vermem için bana zikir verin” Bunu 3 kez muhtelif zamanlarda tekrar etmiştir.

- Bu vekaleten veya aslen icazet demektir. Kendisine bu hususiyetin maneviyatta işleyiş tarzı, Yaptığı taleblerde hususi olarak ve kardeşlere de umumi olarak izah edilmiştir. Kendine mülk edinme gayretinde bulunacağına, Allahın rızasına boyun eğip, “rızadadaleriz” varidat-ı ilahiyesine uyması gerekmez miydi

2. Sohbet esnasında, sohbetin müspet tesiratı ile kardeşlerin önüne geçip, “bütün kardeşlerin yerine elinizi öpeyim” diyerek birçok kez abartılmış beğeni olarak bunu ifade etmiştir.

- Bu tavır ile zımnen kendisini onların önünde, adeta onların imamı imajını vermiştir. Bir anlamda makamın yanında olup, onların Annesi-Ablası olma temayülü göstermiştir. Bu mevzuda bir ikaz yapılmamış, zaman içinde sadece gözlemlenmiştir. Ancak kendisinin “tamam” olduğuna kendi kendine karar veren bu kişi dervişlik öğreniminin, mürşid aynasında nefsinden haberdar olunduğu bir yerde

“usvetün hasene” (örnek numune) olan zat, hiç ona veya herhangi birine “herkesin yerine” diyerek karşılıklı el öpüşme tatbikatında bulunmuş mudur Bunu tefekkür etmesi gerekmez miydi

3. Efendi’nin “Hak Evliyası” olduğunu daima ikrar etmiştir. Böylece bazı kardeşlerin buraya gelmesinde de vesile olmuştur. Ancak bu vesile de kendisinin özel tavsiyesini yani “ben ona kefilim” “onun kefili benim” şeklinde de daima kullanmıştır.

- Farkında olarak veya olmayarak benlik noktasında aşırılık gözlemlenmiştir.

- Fiilin failinin Allah olduğu ilim olarak bilinse de tatbikatta yerine oturmamıştır.

- “kefa billahi vekiyla” ayetinden bihaber olunmuştur. Bu mevzulara umumi olarak sohbetlerde temas edilmiştir. Bu sohbetlerden ders çıkarmak gerekmez miydi

4. Kendisine inen beyana göre, beyanın indiği andan itibaren bizimle makam olarak hitapta “SULTAN” ismi ile münasebet kuracağını ifade etmiştir. Biz de itiraz etmedik. Aldığı ilhamına, verilen icazet yönü itibariyle saygı gösterdik.

- Bu arada “SULTAN” (Kudret sahibiyeti) “MELEK” (kuvvet) konusunda

muhtelif sohbetlerde gereken bilgi umumi olarak aktarılmıştır.

5. Kendisi “BİAT” eden (Mahbub) kardeşlerdendir. 4 senedir bizim ile beraberdir.

- Ne oldu, acaba, yeni bir beyan mı aldı da

“BİAT” ettiği ve “SULTAN” dediği Zat’a

Zat’ın kendisine haber dahi vermeden, O’nun arkasından

“ben bir daha o’na gitmeyeceğim” ifadesini kullanmıştır

“SULTAN” dediği ve “BİAT” ettiği Zat’a tevella edip (arkasını dönmek),

manevi secdede bulunmamak, tertibi ilahi’de (İBLİS) ’e aittir.

Acaba bunun üzerinde gerekli tefekkürde bulunulmuş mudur

6. Sohbetlerde Efendi’nin yemek yemesi esnasında her daim yanına diz üstü gelip, ona hususi medh u senada bulunur ve nedense herkes içinde sorabileceği soruları özel sorularmış gibi Efendi’nin yemek yemesine mani olacak şekilde sorar buna rağmen Efendi fedakarlık ederek nezaketen cevap verirdi.

Nitekim bu mevzuda başka bir kardeş tarafından ikaz edilmiş, Ancak bu ikaz nazara alınmamış, ikazı yapan kişiyi küçük görüp, kendisini terslemiş olduğunu bilahare o kardeşten istihbarat edilmiştir.

- Kendisini ne kadar önemsediğine ve diğer kardeşlerden üstün gördüğüne işaret olmaktadır. Bu husus, (benlik izafe) si bahsi olarak, sohbetlerde daim konuşulan bir konudur. Bu sohbetlerden ders çıkarmak, hale geçirmek gerekmez miydi

7. Kur’an üzerine sohbet yapıldığı halde, Kur’anda karşılığı olmayan bazı konuları “hadiste var” diyerek itirazda bulunması, ki (Salih Amel) konusu buna misaldir.

Sohbetlerde Kur’an’da sure ve ayet olarak yeri 3 kez gösterilerek ifade edilse de yine de bu itiraz haline hakim olamamıştır.

- Kendisini ne kadar önemsediği, “SULTAN” deyip de ara ara da olsa itirazda bulunması, içindeki gizli isyana işaret olmaktadır. Bütün bunlar, mekri olarak, mertebesinin iblis tesiratındandır Bu sohbetlerden ders çıkarmak gerekmez miydi?...

8. Kendisinden kızı (G-2-)’i yetişmesinde dini olarak bilgilendirilmesi istendiği halde (G-1-) Hanımın ifadesi ile selahiyeti olmadan (G-2-) Hanıma zikir vermesi.

Böyle bir şeyin olamayacağını (G-2-) Hanıma söylediğimizde de(ki önceden kendisine de defalarca söylediğimiz halde) nalınlarını çıkararak girilecek (Makam) a adeta çamurlu postalları ile girip, iblis siyret tavır ve sözlerde bulunmuştur. Konuşmasına, “ben haddimi ve hududumu çok iyi bilirim” diye başlamıştır.

Bu durumda Efendi kendisinden, kendi beşeriyeti itibariyle özür dilemek zorunda kalmış ve bunu ona açıkça da beyan etmiştir.

Makam olarak yapılan, edebe uymayan hareketi, kendisinin terakkisine mani olmaması için de Efendi, “bunu duymamış olayım” diyerek bu edeb dışı hareketi kayıttan kaldırmıştır.

Ertesi günkü sohbette de kendisine bilhassa hizmet vererek, Yolumuzda duygusallığa yer olmadığını örneklemiştir.

- Burada da kendisini ne kadar önemsediğine, kendisini gizlediğine ve içindeki gizli isyana işaret olmaktadır. Bu olanlardan ders çıkarmak gerekmez miydi?...

9. Bu konuşma esnasında “Beni anlayın…” ifadesini kullanmıştır. Bu kapıya kişinin kendini anlatması için değil, nefsin terbiyesi üzere gelinir.

Şüphesiz ki, öyle hakiki bir kapı bulunmuşsa, o zat “gitmiş ve gelmiş” yani hakkı bulmuş, halka dönmüş bir zattır. Nefsin mertebelerinde irfan olunmada Allah izniyle ikmal olunmuş kemal bulmuştur.

(Maide 5/3)

el yevme ekmeltü leküm diyneküm

ve etmemtü ‘aleyküm nı’metiy

ve redıytü lekümü’l islame diynen

“bugün sizin için dininizi ikmal ettim,

ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım

ve sizin için din olarak İslâmiyet'e razı oldum.”

ayetinden hissemend olmuştur.

Zaten ancak böyle bir gönülle gönüllenmelidir. Baştan beri bu kabul edilmiş görünse de demek ki bu kadar sene daha içine tam sindirilmemiş, görünüyor. Allah selamet versin. Amin.

10. Sohbette “Nurun Rengi nedir” diye sorulduğunda, Gönlünü işaret ederek yani gelen ilhamı belirterek “Siyah” demiştir. Vücud dili itibariyle bu ilhamın mutlak doğru olduğu kibri içinde görünmüştür. Nuru “Siyah” görmesi onu vehmen kamil diye zannedip, düşünmesidir. Aslında herşey Nurdandır

- Vehmin ve zannın tesiriyle kamil dediği şey zulmeti işareten kişinin mekrin içinde olduğuna işarettir Sonradan, renklerin ve herşeyin aslının nur olduğu ve Nur’un renk ile de kayda konamayacağını umumi olarak izah ettik.

- Bu sohbetin kendisi tarafından kabul görmediğini, ancak kendi aldığı ilhamın doğru olduğu kabulünün içinde olduğu müşahade edilmiştir. Mürşid aynasında “aşırı benlik” içinde olduğu tefekkür edilmesi gerekmez miydi?

11. “Ben artık gelmeyeceğim” fikrayatını bazı kardeşlere söylemiş ve onlar tarafından bize ulaştırılmıştır.

Başkası tarafından kendisine bu ifade için, “böyle söyledin mi?” diye sorulduğunda, Önce, “kimse ile konuşmadığını” ifade etmiş. Daha sonraki konuşmalarda ise böyle söylediğini doğrulamıştır.

- Bu kararsızlık hali, kişinin (salih kul) noktasından çıktığı ve içinde bulunduğu Münafık olmanın bariz hale geldiği görülmektedir. Önceden aldığı bilgilerle bunu tefekkür etmesi gerekmez miydi?...

12. Böyle bir karar almış olması, belki de aldığı bir ilham üzeredir. Peki bu kadar kıymet vermiş gibi göründüğü, ki kendi ifadeleri ile

- “Hak Evliyası” - “SULTAN” - “BİAT” –

- (S hn. a) “İyi ki bu kişiyi bize tanıştırdın”

- (Efendiye,) “Alah sizi başımızdan eksik etmesin” dediği zata

doğrudan kendisi neden söyleyemedi acaba kendisi için iddia ettiği (Ricallik) ten nasib mi alamamış Bütün bunları iddia ettiği hal üzere ise, hiç tefekkür etmesi gerekmez miydi

13. Bir kardeşe

“Efendi’nin onu, kendisiyle konuşmasına mani olacağını,” ifade etmiş.

- Efendi’nin ne ilham aldığını nasıl bilebilmiş Kimse kimsenin rabbından aldığı ilhamı bilmesi mümkün değildir, “ancak Allah bildirsin” diye sohbetlerde her daim söylenmiştir.

14. “Ben artık gelmeyeceğim” ifadesindeki, “BEN” sözcüğü, Tevhid üzere Allah seyrinin nefse zulmetme noktası itibariyle can alıcı noktalarındandır. Hak kapısı, zannedilen “Beşeri benlik” in bir kurgu olduğunu, kişinin vechini, Allaha tam vecceh ederek, ancak tevhid üzere hakiki benlikten haberdar olunacağının, Allah izni ile talim edildiği yerdir.

Bunun için tevbe ederek, (ki nasuh tevbesi makbuldür.) hayali benlikten tevella edilir ve rahim Allah rahmetiyle hakiki benlikten haberdar olunup, irfan olunur.

Bu da ancak Muhammed-i Adem gönlünde, Allah izniyle “la ilahe” talimi yapılarak, zanni ilah yok edilir (inşaallah), “illa Allah” talimi yapılarak da, hakiki benlikten haberdar olunur (inşaallah).

- Bu kişide ise görülen, zanni olan beşeri benlik, aşırı şahsiyet göstermiş, hatta iddia hali açıkça görülmüştür. Tasavvufi bütün manevi sohbetlerde (yalnızca bizde değil) bu hakikat daima ilmel, aynel, hakkel talim ve terbiye halindedir. Maalesef bu hakikat henüz kişide istifadeye dönüşmediği görülmektedir.

15. Kişi Nu. Tu. Hazretlerinin kendisine manada iltifat buyurduğunu ifade etmiştir. Bu söz doğru da olabilir, maksatlı da söylenmiş olabilir. Maksatlı ise, Kişi Nu…. Tu… Hazretlerinin (onun ifadesine göre) kendisine iltifat etmesini, kendi beşeri benliğine almıştır. Böylece kendisine özel ilgi gösterip, arzu ettiği icazete, ortak edilmeye (ki nizamı ilahi olarak bu mümkün değidir) veya kendisine icazet verilmesi yönünde bir imadır diyebiliriz.

Allahu A’lem.

Doğru olarak kabul edersek; Nusret Tura Hazretlerinin iltifatı, kişiye dönük olmayıp doğrudan Hakk’adır. Ne benim kişiliğime ne de herhangi bir kişiye veya kişilere değildir. Doğrudan doğruya kendinden kendine kendisi olan, zatiyetedir. Kişinin dünyevi hüviyeti, dünya içindir. Öldüğün de Nüfus kütüğünden kaydı silinir.

Manada ise, ilahi manevi bir gönle girme vasıtasıyle Allah hüviyeti kütüğünde, Allah ile hüviyet kazanılır. Bu yüzden

“Geçit başında sormazlar kimsin sen,”

Verirsin ismimi görürsün ne şey’im ben” denmiştir.

NOT= Aslında yukarıda ki sözlerin de sıhhat-i pek güvenilir değil ve oldukça iddialıdır, kendini gerçek ma’nâ da bilen kişi en çok tevazu sahibi olandır. Tevazu ve gerçek ehli olan kimse ise böyle dava sahibi olanlardan olmaz. (T.B.)

Bundan dolayıdır ki, “manevi akrabalık, sıhri akrabalıktan üstündür,” denir. Bu iltifat, Allah’ın alemler olarak görünmedeki olan Muhammedi nuraniyetinin şecere üzere görünmesinedir. Bu da ancak, işaret edilen Muhammed-i Adem gönlünü kabul ve o zatın işareti ile gösterilen yolda, ona tam tabi olarak seyretmekle bu nurdan hissement olunur.

- Dört sene önce biat ettiği ve halen de beraber yürüdüğü icazetli zatı

bugün reddetmiş olması ile kişi, kafir hükmüne düşmüştür.

O kadarla da kalmayıp, bu isyankar haliyle

Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir.

Sohbetlerde bunlar hep tekrar, tekrar anlatılmıştır

16. Kendisinden on dört yaş küçüğünün, kendi vücudundan aldığı ilham üzere, Bu kişinin uygun olmayan tatbikatının bağlı olduğu makamca lutfedilen rahmetinin, zahmete dönmesin diye ikaz edici sözüne karşı, sevinçli sesle “tamam sen aldığın ilhamı söyledin, ben kendi bildiğimi yaparım,” demesi.

- İfadesinin hali kibre delalettir.

Kur’an irfaniyetinde bu ifade “senin dinin sana benim dinim bana” diyerek

Allah’taki farklı mertebe ve makama işaret olunur. Böylece benlik kalkar.

- Burada ise kendisinden başkasının aldığı ilhamı küçük görmesi

Neticede kendisini üstün görme kibrine kapılması halinin iblis siyret olduğuna işarettir. İddia ettiği gibi “oldum” diyorsa, Bütün bunları, tefekkür etmesi gerekmez miydi

17. Kişiye karşı onun duygusal tesiratında kalan başka bir kardeşin gördüğü rüyada, “Yeni bir bina, duvarları bembeyaz; (G1-) (Hn) ve ben üst katlardan birindeyiz.

(Not : parantez olarak ifade edilen, aslında söylenen başka bir şeyi gizlemek içindir) Siz (G-1-) (Hn) a, “senin zikrin tamamlandı, benim sana verecek bir şeyim kalmadı” demişsiniz. (G-1-) r (Hn) da, “benim bir zikrim kaldı, onu vermedi” diyor,” şeklinde ifade edilmiştir.

Bu rüyanın tevilinde, Yeni bir oluşum, idraklanma, yeni bir mertebe halinin içinde görünmekteler. Ancak, Rüyayı gören kişinin ona karşı olan duygusal bağlantı tesiratı ile G….. Hn. daki (benlik vehmi) ile aşırı “Ben” şahsiyet hali Rüyayı gören kardeşimize yansımış.

Eğer kardeşimiz dikkat etmezse, duyduğu sempati yüzünden kendisi de aynı (benlik vehmi) içine düşebilir. Tasavvufi ifade olarak (ayak kayabilir) diyebiliriz. Allah korusun. Amin.

Bu ikazı sadece bu rüyasına bakarak değil, bundan sonraki rüyasına ve bu kardeşin de içinde görülen, bir başka kardeşin rüyasına dayanarak ikaz etmekteyiz.

Terakkiler güzeldir, ancak mürşid eteğine sıkı sıkı sarılmaz isek, girdiğimiz gönlü, gönül olarak gönül etmekte gaflete düşersek, vehmi, zanni, izafi “benlik” olarak, iblis peşimizdedir.

“Erken öten horozun kafası kesilir,” denir.

Gelelim, (G-1-) (Hn) ı ifadesine,

1. Makam olarak, (G-1) (Hn) a;

“senin zikrin tamamlandı, benim sana verecek bir şeyim kalmadı” denmiş. Makam olarak, bunu söylemek mümkün değildir. Hele Hak evliyası görünmesi böyle bir şeyi söyleyemez, söylemez.

Sohbet-i Hakk açılmış gönülde konuşucu Allah’ın “Hakk” ismi üzere kendisidir.

“…benim sana verecek bir şeyim kalmadı” ifadesinde dikkat edilmesi gereken, Hak evliyası görünmesinde bahsedilen ne ise, zaten onda bir şey kalmamıştır ki….

- Burada (benlik) mekri kişiyi sarmış vaziyette görülmektedir.

2. (G-1-) (Hn) da, “benim bir zikrim kaldı, onu vermedi” diyor,” şeklindeki ifadesi…

Hangi çocuk kendisinin oluşumundan, hangi duraklardan geçmekte olduğundan haberdardır Bu nasıl bir heva ve benlik halidir ki… Kendisinin her şeye hakim olduğunu zannediyor. Allah mümin kardeşlerimizi korusun. Amin. İddia ettiği hal üzere ise bütün bunları tefekkür etmesi gerekmez miydi

Manevi kapıda zikir vs… ibadetler ile kemal bulunmaz. “En iyisi bir gönle girmektir” deniyor, yoksa “en iyisi zikirlerini tamamlamaktır” denmiyor. Buna göre zikirler tamamlanmak ile Kamil İnsan olunmaz.

Bu kapıya bu istekle de gelinmez. Zahirde olduğu gibi bir okula gidip, ilim almak suretiyle meslek sahibi olma yeri değildir.

Bu kapıya irfan olunma muhabbeti bahanesi ile “gönül”den haberdar olmak ve Mürşid-i Kamil vesilesi ile gönül edilerek, gönül, gönül edilir.

Evladdaki gelişim, rabbi olarak, mürşid gönlünde oluşur ve o gönülde tasdik görür. Evladda terakki yönünde bir zuhurat olmuş ise, Bu zaten Mürşidin gönül etmesiyle, O’nun gönlünde olmuştur. Bu durumda evladın haberi olup da mürşid’in haberi olmaması mümkün müdür

- Burada ise, kişi kendisini “oldum” diye kabul etmiş ve bunu da bazı kardeşler dahil etrafındakilere de aktarmış görünüyor. Hatta bazı kardeşlerden bu mevzuda ona karşı duygusal yakınlık bile temin etmiş. Allah hayırlar versin. Amin.

Ancak bundan Efendinin haberi yok. Bu nasıl bir iş Evlad terakki ediyor da, Allah vesile noktası kıldığı Efendiye haber vermiyor

Kendisi ve diğerleri de bunu Efendiden saklamaktadırlar. Demek ki, Efendiye söylenmemesi gereken bir şey olarak görüyorlar. Diğer taraftan bir başkası bunu Efendiye söyleyecek olsa, ona “Nemmam”, laf taşıyıcı, müzevir yaftası yapıştırıyorlar. Peki kendi aralarındaki bu görüşme, onları “Nemmam”, laf taşıyıcı, müzevir yapmıyor mu

18. Birçok kardeşten gelen bilgiye göre Efendi ona “şuhud vermiş,” diyorlar. Bu rivayetin aslına tam vakıf değilim. Ancak yine herkese “Efendi bana artık benim sana verecek birşeyim kalmadığını” söylemiş olması ve bunun da tesiratta kalan bir kardeşte rüya halinde de görülmesi bu ifadenin aynı hayal tesiratıyla, vehmi olarak söylenmiş olmasında doğruluk payının olabileceğini düşünebiliriz.

Bizim sohbetlerde anlattığımız ise, “lehül mülkü lehül hamdü hüve ala külli şeyin kadiyr “ ayet hakikatince Her ne görünürse mülk (hu) için ve (hu) ya aittir. Tatbikatı da (hu) katından tenezzülen mertebe ve makamlar halinde olmaktadır. Böyle bir şeye sahiplenmek mümkün değildir. Edebi ilahiye uymaz.

Zaman zaman (hu) diler, irade eder ve dilediği kişiden, dilediği şekilde, dilediği zaman ve mekan ve hadise kaydı ile tatbik bulur, zevk eder. O mümessil nokta da bu zevkten hissemend olur. Böyle bir tatbikat varken, herhangi bir kimse Allaha ait olan bir tasarrufu nasıl olur da kendi gibi mahluk olan diğer bir noktaya bunu verebilir?...Bu sohbetlerde bulunduğuna göre bunları, tefekkür etmesi gerekmez miydi

19. O kardeşimizin rüyasının daha ileri kısımlarında, “o sıra duvarın dibinde isimli) kardeş oturmuş (çömelmiş) sessizce bizi dinliyor.

G…. (Hn) ile göz göze geldik, G…. (Hn) “şimdi bu konuştuklarımızı hemen yetiştirir” diyor” şeklinde ifade edilmiştir.

Burdaki durumları madde madde incelemeye çalışalım:

1. Efendiden saklanacak bir şey var görünüyor. Doğrudur, yukarıdaki bahsedilen “benlik” tutkusu o kişinin terakkisine manidir. Efendi bunu bilirse, oradaki iblis siyret mekri hali, şahı velayetin zülfikar tatbikatı ile ortadan kaldırır. Onun vazifesi tuttuğunu (Hakk’a) götürmektir. O kişideki “aman efendi duymasın” korkusu, iblis siyret tesirattan gelmektedir. Kişinin nasıl da vehim ve mekir içinde olduğuna işarettir.

2. Bahsedilen kişinin böyle işler yaptığı bir dedi kodudur. Tespiti sadece birkaç kişinin onun hakkında gıybet ve/veya iftirasına bağlıdır. Peki Efendiye hiç kimse olan olaylardan haber vermiyor mu?...Vermemesi mi doğru yoksa verip de bunların tashih görüp TEVHİD üzere gitmek mi doğru

Mütala etmiş olduğu kişi benimle olan konuşmalarında fotoğrafik hafızasının kuvvetliliği ile gördüklerini aynen nakletmiştir. Yoksa herhangi bir kimse hakkında aleyhde olacak şekilde bir şey söylenmemiştir. Söylenmiş olan şeyler bizim tarafımızdan zaten sadece işitilmiş ama dinlenmemiştir.

Bu türlü bilgi aktarmaları her kardeş tarafından da zaman zaman yapılmaktadır. Kendisi yapmasa da Efendi tarafından dolaylı bir şekilde yaptırılmaktadır.

Bu makam tevbe kapısıdır, kişileri yargılama kapısı değildir. Efendi bunları dinler, kişileri yargılamayı Allaha ait olması bakımından, Allaha bırakır, sadece onların terakkisini gerektirecek, tevbe ile Allaha istiaze ve istiane eder.

Kardeşlerin terakkilerine mani olacak herhangi bir şey yapılmadığı gibi

aksine daima hizmet icad edilmiştir ve Rabbından terakkiye vesile olması yönünden dua edilmiştir.

Bu türlü istihbarat tatbikatları sonucunda hangi kardeş hedef alınmıştır

Kimin terakkisine mani olunmuştur Aksine umumi sohbetlerde bunlar görüşülüp, tevbe ile Allahın rahim olarak rahmeti talep edilmiştir. Bütün kardeşlerden zaman zaman bu ve buna benzer bulundukları mertebenin gereği olarak kendilerini öne çıkaracak şekilde konuşmalar gelir.

Biz bunları nefsin o mertebesinin görünmesi olarak zevk ederiz. Bunları kişiye vasfetmeyiz. Seyrullahda “gör geç, belle geç” olarak mütala ederiz.

Yukarda buyurduğumuz gibi sadece işitiriz ama dinleyerek herhangi bir tatbikata hüküm verecek şekilde tatbikata koymayız. Bunlar hiç tefekkür edilmiyor mu

***

- Onlara göre birbirlerine laf yetiştirince suç olmuyor da bir kardeş Efendi’ye laf yetiştirince suç oluyor. Bu nasıl bir düşüncedir anlamak mümkün değildir.

- Efendinin kendisine gelen bilgi ile hemen kardeşlerin terakkisine mani olacağını ve etrafının fesad yuvası olmasına izin vereceğini düşünmek nasıl bir düşüncedir anlamak mümkün değildir. Böyle bir düşünceyi kişi kendisine nasıl da izin verir?

Allah tarafından seçilmiş manevi zat hakkında böyle düşünmek Allah’ın seçimine karışmak ve tenkid etmek değil midir

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. O’na karşı cephe almak, O’na isyan hareketinde bulunup, asi olmaktır. Allah’ın kabul ettiğini kabul etmek, Ademiyet nizamı olduğuna göre mürşidin kabul ettiği neden red edilmek isteniyor ? İsim olarak geçmiş olan kişinin dışında bütün kardeşlerden bu tür konuşmalar olmaktadır. Hepsine aynı şekilde muamele edilir.

Rüyalarda da bu böyledir. Kişi hakkında hüküm verilmez, sadece nefsin irfan olunma üzre yetişmedeki mertebe ve makam tespitleridir. Bunlar sohbetlerde umumi olarak hep anlatılmıştır. Peki bunlar tefekkür edilmesi gerekmez mi

***

Dört senedir Kur’an ayetlerinin tatbiki yolunda önce ilimlenip sonra hale indirmede beraber yürüdükleri kişi veya kişiler hakkında aslı ispat edilmediği halde ortaya çıkardıkları zanni bilgiyi vehim neticesinde inançlarına yerleştirmişler buna göre hüküm verip taraf olmuşlardır. Yani yaptıkları eğitim onlara tesir edeceğine, aslı olmayan zanni bilgi,

vehim olarak onlara tesir etmiştir. Bu da teslimiyetin ve dolayısıyla imanın hayal ve vehim karşısında olan yerini apaçık göstermektedir. Peki bunlar tefekkür edilmesi gerekmez mi

***

Cahiliye dönemi adetlerinden olan Medyum/Büyücü ile dünyevi günlük nefsin heva meselelerini halletmeye çalışma halinden hicret edileceğine, tekrar tekrar sohbetlerde de ikaz edildiği haldemaalesef halen bu temayüllere devam edilmektedir. Bunların yerine Allah’a iltica edilmesi daha doğru değil midir

“Kişi büyü yaptı” sözü ile ortaya çıkarılan dedikoduya hemen sahip olunmuş. Arkadaki asıl niyetler saklanarak, bu dedikodu üzerinden, kendilerine dünyevi menfaat sağlamak için, kişiyi adeta recmetmeğe başlamışlar.

Bu saldırma, o kişiye yönelik gibi görünse de esasında saldıranların kendi içlerindeki halini dışarıya vurup, kendilerini cezalandırma isteğinden gelmektedir. Böylece bu dedikodu peşinde koşanlar gizli gizli bu temayüle doğrudan veya dolayısıyle devam etmekte veya zihinleri itibariyle özlem içinde olduklarına delildir.

Dedikoduyu çıkaranın hali kendinedir. Manevi eğitim gören için o bir fitnedir.Manevi eğitimde olan, kendisine geleni hemen kabul ediyor ise,O hala cahiliye devrinden hicret etmemiş demektir. Kişiye sorarlar, “sen bunu niye kabul ettin ?”

Görülüyor ki, hadisenin hakikat yönü araştırılmadan, adeta kendilerinin cahiliye dönemindeki hallerinin hıncını dedikodu ile bu kişiden çıkarmaya başlamışlar ve kendi aralarındaki kulis ile bunu uygun, layık görüp, hem de Efendi’nin arkasından da hüküm vermişler.

Yolumuz irfan yoludur, hayal ve vehim yolu değildir. Tetkik ile ilim ve bilgi yoludur. Böylece neticeye doğru olarak varılır. Bunlar yapılmadan bir müminin diğer bir mümini taşlaması, Onun hakkında kulis yapması ve hele bunları Efendi’nin sohbetteki sözlerine rağmen, O’nun arkasından yapılması acaba imandan mıdır ? Yoksa iman zayıflığından mıdır Bunlar tefekkür edilmesi gerekmez mi

Deniyor ki kişiye veya bir yere büyü yapıldı.

- Bir manevi zata büyü yapılmış olabilir mi

- Olabilir.

- O zata bu etki eder mi

- Eğer o zat Allah tertibi içinde hareket ederse, tesir etmez. O da bunu bilir ve öylece gerekli istiazesini ve istianesini Allah izni ile yapıp, Allahın rahmetine sığınır.

Allah kendi nizamını en iyi bilendir. Zaten sistem “inşallah” (Allah şae/dilerse) hakikati üzerine otamatik olarak daim olarak devrededir.

Kısacası bu durumda derviş olan zat “ben büyülüyüm” deyip, teslim mi olacak yoksa “ben Salih kulum” deyip, nizamullah üzere red mi edecek

Söylendiği gibi eğer o zat etkilenmiş ise, o zaman bütün dergah manevi sohbetleri “Sohbet-i Hakk” üzere değil haşa “sohbet-i büyü” üzerine yapmış olur.

Etrafımıza baktığımız zaman kardeşlerde “sohbet-i büyü” üzere mi bir terakki var yoksa “Sohbet-i Hakk” üzere mi bir terakki var diye düşünmemiz gerekmez mi?

***

Bütün bunları yani Efendiye bilgi ulaştırmayı müzevirlik olarak söyledikleri halde Ne enteresandır ki, şu anda ellerinle bu olayı rüya adı altında Efendiye verilmiştir. Eğer bunlara müzevirlik, ispiyon deniyor ise,

o zaman Efendinin Rabbinden zuhur edenleri kardeşlerine iletmesi de

Müzevirlik ve ispiyon mu oluyor

Allah’ın Kur’anda Peygamber hayatlarını anlatması, dedikodu ve müzevirlik değildir. Sadece mertebeleri tesbiten irfan olunmadır.

***

Peki bunu rüyasında gören kişi ve G…. hn ile ilgili Müzevir diye suçladıkları kişinin daha önceden Efendiye ulaştırdığını bildikleri bir bilgi var mı

Bu bilgiye istinaden kendi terakkileri noktasında Efendinin onlar aleyhinde bir girişimi olmuş mu Peki bunlar tefekkür edilmesi gerekmez mi O kişinin veya kişilerin böyle iddia ettikleri şekilde,

onun müzevirlik yaptığına nasıl emin oluyorlar

Ayette “fasıktan gelen haberi etüd edin, tebeyyün etsin” denmiyor mu Manevi yolda yürünüyorsa hala hayal ve vehimlerle mi yürünecek Yargısız infaz yapılıyorsa, muhakeme edilmemiş ve mahkeme olmamışsa Verilen hüküm ile mahkum olunup, bunu yapan aynı şeye maruz kalmaz mı Yargısız infaz yaparak kendisini Hakim olan Allah yerine koymuş olmuyor mu?.. Peki bunlar tefekkür edilmesi gerekmez mi

***

Allah “tevvabun rahim”dir. Neden kusurlar görülüyor da tevbeye koşulmuyor ?. Neden küfürde kalınıyor da şükür edilmiyor

Allah yolunda kemal bulunmak isteniyorsa, Evliya, “Yaratılmışı severiz Yaradan’dan ötürü,” diyerek, yaratılmış değil de ondaki yaradanın zevk ve neşesini görüp, kendinden geçtiği, o aşk içinde aşk olduğunu ifade etmiyor mu ?..

Mahlukat

Bedensel : Zayıf, Şişman vs

Cinsel : Erkek, Dişi

Mesleksel : Doktor, Mühendis, Avukat vs

Yaşsal : Çocuk, Olgun, Yaşlı vs

Ahlaksal : Hırsız, Namuslu vs diye ayırarak görmek bir ism-i tariftir.

Bunlar tevhid üzere zevk edilmemişse, Bütün zikirleri ikmal edilmiş olsa dahi Sen daha adam olmamışsın demektir.

***

Bir Mesel vardır :

Fakir bir ailede anne küçük çocuğunun sinsi, haris ve agresif hallerine bakar ve “sen adam olamazsın” dermiş. Gel zaman, git zaman, çocuk büyümüş, zorbalığı ile ünlü bir Kaymakam olmuş.

Annesinin çocukken ona söylediği sözü aklına gelmiş ve şimdiki halini görsün diye adamları ile annesini yaka paça, saygısızca huzuruna getirtmiş. Anne duası almayan Kaymakam taht misali makamında oturmuş vaziyette, huzuruna getirttiği annesine “Anne sen hep bana sen adam olamazsın demiştin. Bak gör ben

Kaymakam oldum” demiş.

Annesi, “Kaymakam oldun ama adam olamadın,” demiş.

***

Kişi daha bunları tefekkür edemezken kendini nerelerde görüyor. Onun zikri ne olursa olsun, o zikrin ancak heva mertebelerinde oyalanmaktadır.

Biat ettiğinden dolayı bağlı olduğu gönülde kabul görmüş ama kendisi gönül olarak o gönle tam rabıta kuramamış, ama “Rabıta kurdum” gibi gösterme çabasında görünüyor,

demektir.

*** 20. Maneviyat GÖNÜL’dür ve haliyle de GÖNÜL işidir.

Yukarıda bahsedildiği gibi “En iyisi bir gönle girmektir” deniyor, yoksa “en iyisi zikirlerini tamamlamaktır” denmiyor.

Kişi zikirlerini tamamlaması ile ancak ilmel yakıynlik bazen de aynel yakıynlik sağlar. Hakkel yakıynlik için mutlaka ama mutlaka evliyanın dediği gibi, “En iyisi bir gönle girmektir”

beyanına uyup, O gönül olmak gerekir.

Hz. Peygamberimizin Hz. Ali’ye buyurduğu gibi, “Ben ne isem, Sen O’sun; Sen ne isen, Ben O’yum”

Ve yine “İki imam varsa birini öldürün,” buyuruyor.

Manevi kapıya - şeyh, mürşid veya mürşidanım olmak için, - ve bu hedefe hizmetle samimi gibi görünüp - zikirler alıp, onları tamamlamak için gelinmez.

Zikir alınsa da, zikirler tamamlansa da, bu gizli maksat bir yerde gelir sırıtır. Bu kapı Hakk kapısıdır. Bunun dışında düşünmek, nefsin hevası etkisine işarettir.

***

Netice olarak

Askerlik nizamında 2 asıl olan şey vardır.

1. Askeri selam

2. Askeri yürüyüş

Bunlar rütbe ne olursa olsun, tatbikattadır. İsterse, Genel Kurmay Başkanı olsun.

Asker Yüzbaşı veya Binbaşı olsa da bu selam yerine çağdaş diye kabul edilen

“Çakkkk” denen kişilerin karşılıklı el vuruşma selamına dönmez.

Bu kabul görmez.

***

Maneviyatta maddeden manaya geçmek bedenin tabi olduğu gönülden haberdar olmaktır. Yani maddenin hakikatından haberdar olmak için maddenin manasıyla manalanmak gerekir ve ikisinin birleşmesi ise gönül etmedir.

Maddede vakit geldiğinde, maneviyatla tanışma arzusu zuhur eder. Bu da bir gönül ehli ile gönüllenme yolunda Allah’ın izni ile yürümek demektir Gönülden haberdar olmak için gönülden haberdar olan biri ile buluşmak ve bu irade ile ve O’nun da kabulü neticesinde gönül veludiyetinin tatbikata geçmesi gerekir.

Neticesinde o gönlün gönlü olup o gönül gibi gönül, daha da ileri o gönül ne ise “O” olmak demektir. Maneviyata girmek, gönle dahil olmak demektir. Zahirde herhangi bir yere girildiğinde orada o şeyin mesleğine işarettir ki meslek sahibi olunur. Mesela tıbbiyeye girilirse doktor, teknik üniversiteye girilirse meslek olarak mühendis olunur. Maneviyatta ise, maneviyata girmek meslek sahibi olmak değildir. Gönülden haberdar olup gönül olmak demektir.

Gitmiş gelmiş, hakikate erip halka dönmüş bir gönül ehline mülaki olununca yani o gönle girince Allah’ın izni ile o gönülde gönül ile yürüyünce vakti geldiğinde yukarıda da ifade edildiği gibi o gönlün gönlü olup o gönül gibi gönül, daha da ileri o gönül ne ise “O” yani gönlün ta kendisi olunur.

Peygamber Efendi’miz Hz.Ali Efendi’mize

“Ben ne isem, Sen O’sun; Sen ne isen, Ben O’yum” buyurmuştur.

Görüldüğü gibi burada meslek sahibi olmak yoktur. Maddenin aslının maneviyat olduğunu, maddenin ise, o maneviyatın isimsel olarak fiil edinme yeri olduğunun ve bu tatbikatın gönül etmenin

irfan olunmasıdır.

Bu yüzden şeriatın şeriatında nasıl şartlar varsa ve adeta onlar put gibi kabul olup, tatbik olunmakta ise tarikat şeriatında da yine

şartlar vardır ve o şartlar isimlerin aşk ile talim yeridir. Gönlü çağrıştıran gönle işaret cennet nimetleridir ama gönlün kendisi değildir.

Bu yüzden zikirleri almak cennetlerden haberdar olmaktır ama zikir, zikri verene perdedir. Zikir, zikri talim edene de perdedir ta ki zikr hakikati açıla.

***

Mürşid makamı kapışma, mücadele etme, tartışma makamı değildir. Katılma, uyma, tabi olma, katlanma makamıdır. Samimiyetinle herşeyini

Hakk’tan bilerek ona Hakk’ın görünmesi olarak teslim tatbikatı yapılan yerdir.

Öylece ahde sadık olunarak gönl-ü Muhammed’in yanında

sıddıkiyn olunur ve iman bu teslimiyet nispetinde kendisinde görünüp Allah’ın mümin sıfatınla sıfatlanmış olur.

***

Dervişlikte de, kişi gönül olmak üzre, irade edip, bir gönle girdiğinde, Kendisine yürüyeceği yolun esbabını, yeleği ve şapkasını, takkesini verirler ve o şapka ve takke içine de “EYVALLAH” demesi vardır derler.

Tahammül edemeyen dervişin bunları aynen Şeyhine iade

etmesi edebtir.

***

Bu hadise ile birlikte

Bir kardeşimizde zuhur eden varidat

Sultan'ımın sözü neden, ne bilirsin hikmetin

Sana düşen eyvallah, açılır sonra inşaallah.

Rabb'inden gelenlere rızada olman gerek.

Eyvallah'ı anında bilip söylemen gerek.

Sultan'ımın yanında dervişi olmak için,

Eyvallah'ı gönlünden tam zikretmen gerek.

Eyvallah'la beraber derim Elhamdülillah

Sultan'ımla bildim seni; Ya Hz. Resulallah.

***

Yalnız buradaki “EYVALLAH”, köprüyü geçinceye kadar haşa “ayıya dayı” demek değildir. Çünkü Eyvallah : Ehadiyet-i

Ademiyetin alemlere zat-i hitap ile velayet (kulum) olarak

Allah tasdiğidir.

***

Gaye asl’a kalb olmak, gönül olmaktır. Hatmü’l Kur’an, Natık-ı

Kur’an olmaktır. Bu da ilim, tetebbu, zikir, ibadet ile değil; bunlar ancak o yolda olduğuna ve nerede olduğuna bir işarettir. Gönül ile gönülde, gönül oluşması ve gönül olma irfaniyetidir.

*** 

NOT= Yukarıda kaydını verdiğimiz bu yazıları, az yukarıdaki gıyabi suçlamaların, suçlanan tarafından gecikmiş cevabı olarak, tekrar ilâve etmeyi uygun buldum T.B.

Selamun aleyküm,

Saygılarımı sunarım benden istediğiniz yazıyı size kızımla

gönderiyorum.

ELİNİZDE BULUNAN BENİM HAKKIMDA YAZILMIŞ OLAN

O DOSYADAKİ HER SATIR KÜLLİYEN YALAN VE İFTİRADIR.

O MALUM ŞAHIS İÇİN RABBİMİN BANA YAZDIRDIĞI ŞİİRİ

SİZE YOLLUYORUM.

ÖZET O ŞİİRDEDİR.

G…1... X1.X8.20X1

ŞEYTAN.

ŞEYTAN NEDİR BİLMEZ İDİM

RABBİME NİYAZ EYLEDİM

ONU BANA GÖSTER

KENDİMİ KORUYAYIM DEDİM.

RABBİM, GÖSTERDİ, ONU İŞARETİMİ VERDİ.

YALAN SÖYLER İNKAR EDER

İFTİRA ATAR BU DOĞRUDUR DER

KULU BELAYA İTER

DEVAM ET DER

HELAL HARAM DEMEZ PARAYI CEBE İNDİRİR.

VERMEYEN OLURSA YERLERDE SÜRÜNDÜRÜR

MUHAMMEDİ GÖZ İLE BAKARSAN

MASKESİ DÜŞÜVERİR

MASKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

SEN GÖZÜNE MUHAMMED GÖZLÜĞÜNÜ TAK

ETRAFINA O GÖZLE BAK

EĞİTİMDE ŞEYTANDA HAK

RABBİM BİZİ İNSAN ŞEYTANLARDAN KORUSUN…

 

NOT… BENİM YÜREĞİMİ ACITAN AYRILAN HER

ARKADAŞ, DİN BU İSE LANET OLSUN DEDİKLERİDİR.

NOT= Aşağıdaki yazılar gene aynı kişiyi küçük düşürmek için yazılan yazılardır, devamında o yazıları cevaplayan bizim de yazılarımız vardır, belki biraz sıkıcı oluyordur ama lütfen okumaya devam edin çünkü çok ilginç hususlarla ve vefasızlıklarla ibret-i âlem için karşılaşacaksını 

(G-1-) Hn. Dosyası ek 2

(G-1-) Hanımın “ben bir daha oraya gitmem” diyerek aldığı kararına hürmet ederiz.

Önceki onbeş sahifelik yazımızda kısaca değindiğimiz hususlarda tefekküre vesile olsun diyerek kaleme alınmıştır.

Bu yazıyı kendisinin huzurunda, kardeşler nezdinde müştereken tetebbu edip, belki bir istifadeye sebep olur, diye kardeşlerden

(Ba… Hanım, As…. Hanım, Sa…. Hanım) a hizmet verilmiştir. Onlar da bu hizmeti can-ı gönülden kabul etmişlerdir.(Allah onlardan razı olsun. Amin.)

Böylece Ba…. Hanım (G-1-) Hanım ile gerekli teması yapmış ve neticesini X2.X7.20X1 tarihli e-mail ile bildirmiştir.

Bu e-mailden özet başlık olarak aldığımız beş husus aşağıda dökülmüştür:

(G-1-) Hanımın B…. Hanıma söyledikleri;

1. - “Zaten ona ne lüzum var dosya falan yani” deyince,

“Böyle bir toplantıya gerek yok. Bunu kabul etmiyorum.”

2. - “Tamam o zaman sen getir S… ve A….'la olmasın” dedi

3. - “Ben makamla beraberim, zaten biatımı makama yaptım” dedi “Ben, biatı makama yaptım.” (Mealen, Biatımdan vazgeçmedim. Makam katında hala biatlıyım. (Yani Önceleri “Sultanım” dediğim (E-1-) Bey’in manevi yönünü tanımıyorum).

4. - “Zaten benim kaydım Allah'ta var” dedi (yani kendisinin Allah (C. C.) ismiyle “Kamil İnsan” olduğunu ifade etmektedir.)

5. - “yoksa görüşmeyi yasakladı mı” diye sordu Efendinin “kendisi ile görüşme yasağı koydu mu ?” diye sorması

***

1. - “Zaten ona ne lüzum var dosya falan yani” deyince, “Böyle bir toplantıya gerek yok. Bunu kabul etmiyorum.” Bu toplantı Efendi tarafından, aldığı ilham üzere kardeşte görülenlerin, kendisine Manevi yönden, Kur’an ışığında tefekkür edip, vardığı neticeye göre inşaallah tevbe edip rahmet bulması için tanzim edilmiştir.

Bu toplantı için üç kardeş vazifelendirlmiştir. (Ba… Hanım, As…. Hanım, Sa…. Hanım) (Allah onlardan razı olsun. Amin.) Üçü de hizmet halindedirler. Verilen hizmeti can-ı gönülden kabul etmişlerdir. Toplantı oluşmamış olsa da, gönülden yaptıkları bu kabul, onlara himmettir.

Burayı biraz açıklarsak: Kişinin müteaddit biatlar ile, biat ettiği ve kendisinin ifadesiyle aldığı ilham üzere “Sultanım” dediği Efendi tarafından şüphesiz ki, rahmet üzere tanzim edilmiş olan bir toplantıdır. Edeb-i İlahiye göre kişi hangi mertebede olursa olsun, Askerlikte olduğu gibi, (er de olsa general de olsa, yine) selam onun üzerine farzdır prensibiyle, Derviş için de bu toplantıyı kabul etmek, Ademiyet hakikati üzere Adem’e secdedir. Aksi iblis siyret bir görünüştür. Rabbımız bizleri, Allah’ın razı olduğu ile razı olmamızı nasipdar eylesin. Amin.

Kişi burada, kendisini davet edilen toplantıyı, toplantının geldiği yeri bile bile reddetmiş, Bunun hakkında gerekli olup, olmadığının hükmünü Rabbani ilham üzere değil de, kendi beşeri benliği içinde almış görünüyor. Bu da kendisinin maalesef, kibir içinde olduğuna işarettir.

Arzuyu ilahi, Makam olarak Efendi’den görünmüştür.

- Hizmet verilen kardeşler hizmeti can-ı gönülden kabul etmişlerdir.

(Allah onlardan razı olsun. Amin.)

- Ancak bu arzudan, G…. Hanım razı olmamış ve redde kalmıştır.

Böylece

“Kabul etmiyor” ifadesi ile kendi hakkında kendi hüküm vermiştir.

***

2. - “Tamam o zaman sen getir S… ve A….'la olmasın” dedi

Böyle bir seçim yapmada neyi kıstas almış bilmiyoruz. Tekrarlayacak olursak, toplantı da, kardeşlerin seçimi de, Makam olarak Efendi’den zuhur etmiştir. G….. Hanım onlara himmete vesile olacak bu şansı vermeyerek, onların Allah yolunda hizmet etmelerine, hem kardeş olarak, hem de derviş olarak mani olmuştur. Ancak onun reddiyeti o kardeşlerin candan ve samimi kabul halleri dolayısıyle İnşaallah onların hizmet dolayısıyle himmete mani olmamıştır.

Böyle bir ayırım yaparak, adeta istemediği kardeşlerle, kendisi arasında mukayasede bulunmuş görünüyor. Bir yandan tenkit mertebesinin halini arzederken ve diğer taraftan da sanki o seçilen kardeş için ancak “sen bana layıksın, hitap olarak seni kabul edebilirim,” denmiş oluyor. Bunlar, kibir arzeden, dünyevi ve mülki düşüncelerdir.

Yolumuzdaki Allah kulluğu tatbikatında, ayırım yoktur. Ayırım ile mukayesede bulunup, kendini üstün olarak görmek sadece İblis’in işidir. Bu göreve iblis kendi talip olmuştur.Allah bizleri adüvvün mübin buyurduğu iblis siyret olmamızı mümkün etmeyip, Adem’e secde edenlerden eylesin. Amin.

***

3. - “Ben makamla beraberim, zaten biatımı makama yaptım”dedi

“Ben, biatı makama yaptım.”

(Mealen, Biatımdan vaz geçmedim. Makam katında hala biatlıyım.

(Yani Önceleri “Sultanım” dediğim (E-1-) Bey’in manevi yönünü tanımıyorum).

Kur’anı Kerim’de,

“Peygamber Muhammed’i kabul, Allah’ı kabuldur,” buyurur. Bu yüzden salavat ile ancak Allah irfan olunur.

Evliya da, “Muhammed’i kabul etmeyen bir karış yukarı yükselemez” buyurmuştur.

G…1.. Hanımda Allah, (E-1-) Bey üzerinden ona görünüp, onun bahsettiği biyatı tatbikata koymuş ve kabul etmiştir. (E-1-) Bey’i ortadan kaldırırsa, neye biyat ettiğini tanımlaması imkansız hale gelir. Çünkü o kişide tatbikat, (E-1-) Bey üzerinden olmuştur.

Bu durumda yeniden, yine böyle bir zat bulup, aynı şekilde biyat yapıp, ilk baştan başlaması gerekmektedir. Allah selamet versin. Amin.

***

4. - “Zaten benim kaydım Allah'ta var” dedi(yani kendisinin Allah (C. C.) ismiyle “kamil insan” olduğunu ifade etmektedir.)

Buna da açıklık getirmek lazım. Tüm mahlukatın, Hallak ismi ile Allah’ta kaydı vardır. Bu kişiye özel değildir. Allah makamı, isimlerin göründüğü yer değildir. Rahmaniyete ve oradan da Rabbaniyete tenezzül ederek, isimler görünür.

Buradaki “benim kaydım Allah'ta var” ifadesini aynen kabul edilirse,

G..1…. hanımın Zati Mir’ac yapıp (haşa) G..1… (celle celalehu) olduğunu işaret eder. Kendisinin (haşa) “İnsan-ı Kamil”den mümessil bir nokta olarak (haşa) bir “Kamil İnsan” olduğunu ifade etmiştir. Bunu duyduğumuzdan Rabbımız bizleri bağışlasın. Amin.

- Onbeş sahife içinde anlattığımız, vuku bulan hadiseler üzerinde,

daveti reddetmesinden dolayı G..1. Hanım gerekli tefekkürü yapamamıştır.

- Kendisinde zuhur edeni ifade ettiği bu kemalattan da bağlı olduğu gönül sahibi manevi makam üzre haberdar edilmemiştir.

Bu edebi ilahiye uygun değildir. Allah bir zatı yetiştirerek, “kulum” diye tasdik ettikten ve ona halka açılmada vazife verdikten sonra Hiçbir şey söylemeden onu kenara koymaz. O zaman bu yetiştirmeyi ve vazife vermeyi neden yapsın

G…1… Hanımın ifadesine göre,

kendisine özel bir kemalat tahsis edilmiş görülmektedir

***

Maneviyata hususi olarak Vesyel Karani Hz. lerinde görünen ve bu yoldan gelme “Üveysi” lik vardır. O da Peygamber’imiz zamanında zuhur etmiştir. Devrin Kutbu olan bu zat sohbet sahibi değildir. Fakat duası Allah katında derhal kabul görür. Peygamber’imizi mana üzere tasdiken hakikatı bulmuştur, ancak zahirde kendisini hiç görmemiştir, görememiştir.

Buna göre, bir kimse zahiren bir manevi gönle bağlanarak, yol almaya başlamışsa sonradan “ben Üveysiyim” demek olmaz. Bu şekilde hususi bir muameleden bahsedilemez.

***

Bir hikaye vardır:

Birgün bir akıl hastanesinde kalabalık hasta grubunun toplandığını gören doktorlar merakla kalabalığa yaklaşmışlar. Hastalardan biri hararetle etrafındakilere “Peygamberliğini” tebliğ ediyormuş.

Doktorlar, az ötede bir hastanın tek başına oturduğunu görmüşler. Bu hastanın bunlara katılmadığına göre artık düzeldiğini düşünerek sevinçle yanına gitmişler ve sormuşlar. “Sen niye onların yanında değilsin, bak arkadaşın Peygamberliğini ilan ediyor?” Adam hiç istifini bozmadan

“Konuşsun, konuşsun, ben öyle birini henüz göndermedim.” demiş

***

Bir kişi bir şeyin içinde ise, “ben O’yum” demesi mümkün değildir.

Deniz içindeki balık “ben deniz içindeyim,” diyemez.

Ancak dışına çıkıp, farka gelmesi gerekir ki, o zaman da bulunduğu halinin dışına çıkmasından dolayı ölür, yine de diyemez.

İnsan bunu edeben, “İnsan-ı Kamil hu/kendisidir” diyerek ifade

edebilir.

Böylece kendini ifna etmesi derecesi nispetinde (kemalat)

kendinde görünür.

*** 5. - “yoksa görüşmeyi yasakladı mı” diye sordu Efendinin “kendisi ile görüşme yasağı koydu mu ?” diye sorması

Bu ifadede kişinin kendini ne kadar önemsediği görülüyor.

Makam olarak Efendi’nin vazifesi, yakaladığını Hakk’a

götürmektir.

Bunu da Tevhid üzere, Kur’an ışığında yapar.

Kişilerin beşeri münasebetleri kendilerine aittir. O kendine bağlı olanlara sadece ayetleri işaret eder.

Nitekim Kur’anı Kerimde

TEVBE (9)/73 - TAHRİM (66)/9 ya eyyühe’n nebiyyü cahidi’l küffare ve’l münafikıyne

vagluz ‘aleyhim

Kâfir ve münâfıklara cahid/cihadda bulun ve onların üzerine agluz/galiz (kaba, şiddetli/sert) davran

NİSA (4)/140 en iza semitüm ayatillahi yükferü biha

ve yüstehzeü biha fela tak’udu me’ahüm hatta yehudu fiy hadiysin gayrihi inneküm izen mislühüm innallahe cami’u’l münafikıyne ve’l kafiriyne fiy cehenneme cemiy’an

Allah âyetlerine küfr edildiğini ve onlar ile istihza/alay edildiğini semi/işittiğiniz zaman başka hadis/lâkırdıya haveda/dalacaklarına değin onlarla kade/oturmayın. Şüphe yok ki siz de o zaman onlar gibi olmuş olursunuz. Muhakkak ki, Allah münâfıkları ve kâfirleri cehennemde toptan cami’u/toplayıcıdır.

***

Yukarıdaki hususlardan dolayı toplantı akamete uğramış, yani oluşmamıştır. İfadesinden anladığımıza göre bulunduğu makamı görebilmemiz mümkün değildir.

Oluşumunda da hiçbir haberimiz yoktur. İfadesine göre Allah’la kendi arasında özel bir şekilde oluşmuş görünmektedir.

Muhtemelen yakın bir dönemde “mürşide hanım” olarak sohbete başladığını da duyabiliriz. Ancak hangi icazet, şecere üzerinden yürüdüğünden haberimiz yoktur. Kendisi bizimle makam olarak, tüm ilişkilerini kendi arzusu ile kesmiş görünmektedir.

bismillahi’r rahmani’r rahiymi

(1) kul ya eyyühe’l kafirune

(2) la a’büdü ma ta’büdune

(3) ve la entüm ‘abidune ma a’büdü

(4) ve la ene ‘abidün ma ‘abedtüm

(5) ve la entüm ‘abidune ma a’büdü

(6) leküm diynüküm ve liye diyni

Yukarıda (40) sayfadan başlayan bu dosyaları 1. G-1 Hn. Dosyası 2. G-1 Hn. Dosyası ek 1

Sabırla sonuna kadar okuyabildiniz ise gerçekten sabırlısınız

demektir.

Yukarıdaki (40) ncı sayfadan aşağı aldığım bu satırları tekrardan gene sabırla bir defa daha okuyun bakalım ne

göreceksin 

Bilinmeli ki, bu tespitler kişiye atfedilen şeyler olmayıp, kişinin de yapabileceği şeyler değildir. Nefsin irfan olunmasına hizmet olarak, herhangi bir kişide görünmesi mümkün olan şeylerdend 

Yukarıda da kaydı olan bu cümlelerden ne anlamak lâzım geldiğini bilen birisi varsa bizede açıklarsa çok iyi ol 

Aslında bu dosyayı hiç bu kitap dosyaya koymamam lâzımdı fakat benim yazdıklarım kısıtlanmış, denmesin diye bana ne gönderilmiş ise hepsini ilâve ettim, böylece kendini temize çıkaracağım derken ne denli bir çıkmazın içine kendi kendini düşürdüğünün farkında bile olamamış.

Tarihlerden anlaşılacağı üzere bu dosya yukarıda da bahsedilen hadiseler hakkında talebimiz üzerine bana (xx/07/20X1) senesi içinde gelmeye başladı ve o senenin muhtelif aylarında cereyan eden bilgisayar kayıtların da da belirtilmiş olan hadiselerden oluşmakta idi, bu dosyayı bu günlerde gene bahsi geçen kişinin uygunsuz hallerinin daha bariz olarak ortaya çıkmaya başlamasından sonra tekrar ele alıp okuduğum gibi, vaktim de olmadığından evvelce daha dikkatli okuyamamıştım. Zâten dosyanın seyrinden anlaşılacağı üzere ihtilâflı konular geçici de olsa yoluna girmişti. Ancak bütün bunların tekrar ele alınması gerektiğinden yeni baştan bu dosyanın incelenmesi gerekiyordu.

Bahsi geçen kişi çevresinden ayrılmaya karar veren bir kişiyi ne kadar acımasız ve ne kadar tutarsız suçlamalar ile hiç gereği olmayan çok uzun bir savunma ve hücum ile, bahsi geçen kişinin üzerine gittiği ve insan haklarına yakışmayan bir davranış ile, ve bir ruh haleti içinde yazdığı, ve kendi nefsi tezlerini Hakk imiş gibi savunmak için bu kadar zaman harcadığı görülmektedir. İmkânım olsa idi bütün yadıklarını satır satır cevaplardım ancak genel bir yazı ile bariz olan ruh halini biraz daha barizleştireceğim.

Bu arada kendi nefsi hücumlarını âyet-i kerîmeler ile de uzun uzun desteklemeye çalışarak onları âlet etmeye çalışması çok seviyesiz, ve acınacak bir husustur. Belirtilen dosyanın tamamına bakılınca bu (E-1-) kendinin bütün iç hallerini bahsi geçen kişinin üzerinde okuyarak, “O” kişi diye kendi üstünde olan gerçek nefsi hallerini yukarıda ve aşağıda da belirtilen dosyalarda çok açık belirtmiştir.

Şimdi önemli olan hususları biraz inceleyelim. T.B Eyvallah Sultanım !…       Semı’nâ ve ata’nâ       Âmennâ ve ata’nâ



Âmennâ ve saddaknâ Bütün belirttiklerimize “Semı’nâ ve ata’nâ” “duyduk ve itaat ettik” “Âmennâ ve ata’nâ” “inandık ve itaat ettik” “ Âmennâ ve saddaknâ” “inandık ve tasdik ettik”

Bize karşı olan içini bilmediğimiz bağlılığını, bu ifdeler ile yukarıda bulunan dosyada, kendi yazı ve ifadesi ile kat’i olarak belirtmiş, yapılanların adeta özrünü dilemiş olmakta idi. Ancak işin aslının hiçte öyle olmadığı biraz incelendiğinde hem bu dosyada ve hemde daha sonra gelişen hadiselerde, tam tersinin uygulandığı açık olarak görülmüştür. “duyduk ve itaat ettik” yerine, (Duymadık ve itaat etmedik) “inandık ve itaat ettik” yerine, (inanmadık ve itaat etmedik) “inandık ve tasdik ettik” yerine, ne yazıkki, (inanmadık ve tasdik etmedik) hükümlerine dönüşmüşlerd Aşağıda da belirtildiği üzere.

 (6) Birde vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere (Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim veya halifem) vasfı kullandırılacaktır. Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca id 

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) kendisine verilmeyen bu vasıfların çok sık kullanıldığı tesbit edildiğinden Vasıflarının kaldırılması kesin ve kişinin de bu kabulü da kesin olduğu halde. Sadece yukarıdaki dosya metinde, kendinden bahsederken, kendini ifade ettiği vasıf (31) yerde (efendi) olarak geçmektedir.

Onlardan bir tanesi de aşağıdaki bu ifadelerdir. (T.B

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. O’na karşı cephe almak, O’na isyan hareketinde bulunup, asi olmaktır. Allah’ın kabul ettiğini kabul etmek, Ademiyet nizamı olduğuna göre mürşidin kabul ettiği neden red edilmek isteniyor ? İsim olarak geçmiş olan kişinin dışında bütün kardeşlerden bu tür konuşmalar olmaktadır. Hepsine aynı şekilde muamele edilir. (E..1..K.) 

Ayrıca burada kendisine kullanılması bile yasak edilmiş olan, aslında zâten bu vasıfların kendisine hiçbir zaman verilmemiş, sadece (Rehber halife) izni verilmiş olan kimse, bunlar kendisine daha o zaman bildirildiği halde, hiçbir zaman hakkı ve vasfı olmayan bu sıfatları açık olarak kullanması onları gasp ve çalması demektir. Bunları bağlı olduğu yerden, maneviyyat hırsızı olarak çalmış, ve asli ve kendi malı olarak bu insanları, bizim namımıza ikaz edildiği halde, kendini (mürşid) ve (efendi) olarak tanıtarak, ma’nevi baskı sebebi yaptığı, bu makamları tamamen nefsine pay çıkararak, çok haşin bir şekilde ve nefsin emretme zevki ile, kullandığı ne yazık ki tatbikatlarından, ve sohbet konuşmalarından şahitleri ile birlikte açık olarak görülmüştür. (T.B.) 

Yukarıda da bulunan bu sözlerin sahibinin ne kadar büyük bir delâlet ve isyan içinde olduğu, kendi dilinden görülmekted 

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (E…1..K.) 

Kendisine hiçbir zaman (Mürşit) lik ve (Efendi) lik vasfı verilmemiş bir kimse, bunu kendine yakıştırmış her halde, nasıl bir anlayış ise, bu da yetmiyormuş gibi, Allah (c.c.) hakkında da ahkâm üretmektedir. (T.B.)

“Efendinin suçlanması aslında makam olarak Mürşid olan Allahın suçlanmasıdır. (E..1..K.) 

Bu ifadeleri ile kendinin nasıl bir yerde olduğunu şuur altına yerleştirip anlatmak istemiştir. Zaten hep yaptığı da oydu.

Kurduğu cümlelerdeki ifadeler, ne kadar bireyselleştirilmiş değerlerdir, bunları böyle, aklına ve işine geldiği şekilde yazmak, veya söylemek çok büyük ma’ne vi ve ilâhi edep dışı tariflerdir. Daha henüz kendisi, gerçek halife bile değilken, kendini zamanın yegâne mürşidi, diye tarif etmeye kalkması nasıl şuursuzca bir cür’ettir.

Efendi diye yerine koymaya kalktığı makam (gavsiyyet makamıdır) O makamda olan kimse ise, bunu açıktan her önüne gelen yerde söylemez, bunlar ilâh-i sırlardır, sır ise ancak ehline verilir, çünkü emanettir bunları sahibi olsa bile, gereksiz yere böyle adeta mahalle kavgası eder gibi, bir hadisede ortaya, ma’nevi baskı sebebi ile konulması Hakk’a karşı yapılmış, affı mümkün olmayan edep dışı hareketlerdir ki.

O nu da geçelim, bu kişi mürşit değildirki. Kendi beşeri düşünceleri için haşa Allah (c.c.) lühü suçlanmış olsun. Sen kim Allah (c.c.) kim? Âdemsen edebini bil, anlaşılan odurki, aşağıdaki ifadelerden anlaşıldığına göre, galiba onu da kaybetmişsin, hiç olmazsa Âdemliğini bilde, iblis gibi konuşmasını değilde, Âdem deden gibi, susmasını bil. Ve bunlardan geçekten, bir tevbe-i nasuh ile tevbe et de, belki mevlâm bu kadar gasp ettiğin, ma’neviyyat isimlerini ve bu yolla kullandığın, ve her türlü istismarı yaptığın o kimselerden de, bu dünyadan gitmeden bir helâllik dile, onları her türlü nefsi ihtirasın yüzünden kullandığından dolayı, belki affederler. Ancak onu da aslında kaybetmiş durumdadır da farkında bile değildir. (T.B.) 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat hakkında böyle düşünmek Allah’ın seçimine karışmak ve tenkid etmek değil midir E..1..K.) 

Allah tarafından seçilmiş manevi zat. (E..1..K.) 

Şu anda dünyada böyle yaşayan bir kimse olduğunu bilmiyorum, belki başka gezegenlerde vardır, ancak o da bizlere ölçü olam 

Allah tarafından seçilen ma’nevi zat, ancak peygamber olur. Allah tarafından seçilen, ma’ne vi zatta, kendisinden sonra böyle bir seçim olmayacağını açık olarak bildirmişt 

O halde bu nasıl bir iştir hükümdür.

Allah tarafından seçilmiş manevi zat.

Kimdir nerededir. Bu dünyada acaba bizimde bilmediğimiz cahili olduğumuz, gizli sırlarmı vardır.! Lütfedilip açıklansa da bari herkes bu bilgiden (o nun tabiri ile) “hissemend” olsa.

Böyle bir konu yok ki Allah-ın seçimi tenkid edilmiş olsun, bu hıusus tamamen hayali bir tasavvurdan başka bir şey değildir, eğer bu yazıları yazan kişi bu ifadeleri kendini mahal hedef olarak göstermeye çalışıyorsa, bu hayal sapkınlığından başka bir şey değildir. (T.B.) 

Başka bir sahneye misal olarak kendisi tarafından verilen, yukarıdaki bayatlamış “tımarhane” hikâyesi, tam burada kendine uygun bir hikâyedir.

Tekrar olacak ama birde bu anlayış ile o hikâyeye bakmak yerinde olacaktır. O hikâyeyi içerdekiler için anlatırlar, ama galiba benzerleri dışarılarda da dolaşıyorlar imiş. (T.B.)

Bir hikaye vardır:

Birgün bir akıl hastanesinde kalabalık hasta grubunun toplandığını gören doktorlar merakla kalabalığa yaklaşmışlar. Hastalardan biri hararetle etrafındakilere “Peygamberliğini” tebliğ ediyormuş.

Doktorlar, az ötede bir hastanın tek başına oturduğunu görmüşler. Bu hastanın bunlara katılmadığına göre artık düzeldiğini düşünerek sevinçle yanına gitmişler ve sormuşlar. “Sen niye onların yanında değilsin, bak arkadaşın Peygamberliğini ilan ediyor?” Adam hiç istifini bozmadan

“Konuşsun, konuşsun, ben öyle birini henüz göndermedim.” Demiş. (E.K

Bu hikâyenin son satırı aşağıdaki gibidir.

“Ben Allah olalı öyle bir peygamber göndermedim” demiştir. Şekliyledir.

Yorum sizlerin olsun. (T.B.)

3. Efendi’nin “Hak Evliyası” olduğunu daima ikrar etmiştir. (E.K

Evet yukarıdaki vasıflarda, bir eksiklik olmuş. Kişinin kendinden menkul birde evliyalığı varmışta, haberimiz bile yokmuş. Demek evvelce ikrar ediliyormuş, ama şimdi inkâr ediliyormuş vah, vah hemen o kişiye gidip, “Hakk evliyası” nı neden inkâr ettiğinin hesabını sormalı.

Bu nasıl bir benlik, nasıl bir fütursuzca küstahlık, ve ma’nevi sahiplenme ve bu şekilde de etrafına ma’nevi baskı yapmakta, bunun vebali nasıl karşılanır, hayalden ve vehimden allah (c.c.) Muhafaza eylesin. Amin. (T.B.) 

Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir.

Sohbetlerde bunlar hep tekrar, tekrar anlatılmıştır. (E.K

Yukarıdaki sözlerle hakaret ederek muhatap aldığı ve Suçladığı kişiden, (G..1. Hn.) yüz bin defa özür dilemesi lâzımdır. Çünkü o kimsede “kendisini şahsen tanımıyorum ama” onun üstünde bu haller yoktur, veya varsa sana ne, dir, hüküm kesmek sanamı düşmüştür, kendine gelince her şey Hakkın zuhuru, başkasına gelince beşer kendinin zuhuru, ne güzel kıyaslama, (T.B.)

Sohbetlerde bunlar hep tekrar, tekrar anlatılmıştır. (E.K

Ne güzel değilmi vah, vah yazık olmuş, bunları dinleyenlerin biraz akılları kıtmış galiba.

Kendine gel ey kişi bizde sana (15) sene hep bir şeyler anlatmaya çalıştık ama, senin kendi ifadenle, (iblis siyret) aklın bunları hep kendine, nefsine kullanmak için yontmuş. Boşa çene patlatılan nefeslere mi yanayım, boşa giden hüsran olan senelerime mi yanayım. Olsun sağlık olsun, bunlarda geçer ama senin pişmanlığın nasıl geçer bilemem. (T.B.)

Müşrik, Münafık ve Münkir, vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. (E.K

Sözü en güzel şekilde, aşağıdaki cümlelerin sahibine çok güzel yakışıyor. (T.B.) 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 

Emri ile. Bu emirler kimin emirleri idi acaba - Bu kararsızlık hali, kişinin (salih kul) noktasından çıktığı ve içinde bulunduğu Münafık olmanın bariz hale geldiği görülmektedir. (E.k

Önceden aldığı bilgilerle bunu tefekkür etmesi gerekmez miydi (E.K

Bu cümleler muhatap alınan kişiyi değil yukarıdaki cümlelerin sahibinin iblis siyret halini ne güzel anlatıyor. (T.B.) 

Kendisine sadece yukarıdaki cümlelerin, ne kadar tehlikeli ve edep dışı düşünceler olduğunu, ve aslının nasıl olması lâzım geldiğini anlatabilmek için yaklaşık (150) sayfa (81-hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli uzun süre çalışarak, bir dosya kitap yazıp gönderdim. İçinde gaybdan gelen her şeyin, hemen kabul edilecek şeylerden olmadığı, ve bunların hepsinin birer ölçüleri olduğunu, bunların neler olduğunu, geniş bir şekilde ifade ettim. Bu kitap dosya bundan sonra ikinci ikazımız idi birinci ikazımız bu dosya ve içindekiler ikincisi ise bahsi geçen dosya kitaptır. (T.B.) 

Yukarıdaki muhatabına sorduğ soruyu şimdi bende, aynı kendi yazısı ve ifadesi ile, kendine soruyorum. (T.B.) bütün bunlardan. Önceden aldığı bilgilerle bunu tefekkür etmesi gerekmez miydi?...(E.K

Cevabını kendi kendine versin ben cevap istemiyorum cevabını kendine versin bakalım vicdanını memnun ve mutmain edebilecekmi? (T.B.)

Burada Efendinin suçlanması aslında makam olarak (Mürşid) olan Allahın suçlanmasıdır. (E.K.) 

Mürşid makamı,! kapışma, mücadele etme, tartışma makamı değildir. Katılma, uyma, tabi olma, katlanma makamıdır. Samimiyetinle herşeyini Hakk’tan bilerek ona Hakk’ın görünmesi olarak, teslim tatbikatı yapılan yerdir. Öylece ahde sadık olunarak gönl-ü Muhammed’in yanında sıddıkiyn olunur ve iman bu teslimiyet nispetinde kendisinde görünüp Allah’ın mümin sıfatınla sıfatlanmış olur. (E.K.) 

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk. Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin. (E.K.) 

Bu kadar söz içinde, bir tanede olsa, doğru bir söz bulunmuş oldu. (T.B.) 

Yukarıda bulunan diğer hikâyedende küçük bir alıntı yaparak yolumuza devam edelim. (T.B.) 

“Anne sen hep bana sen adam olamazsın demiştin. Bak gör ben Kaymakam oldum” demiş. Annesi, “Kaymakam oldun ama adam olamadın,” demiş. (E.K.) 

Yorum sizlerin. (T.B.) “Erken öten horozun kafası kesilir,” denir. (E.K

Buda yukarıdan metinden alınan bir hükümdür. Belki çok konuşanın da, boğazı yorulacağından, onun da sesi kesilir.

“Erken öten horozun kafası kesilir,” ama işe yarar, eti yenir, sesi kesilenin ise, ne eti ne nefesi, hiçbir işe yaramaz. (T.B

G….. Hn. Mın Yukarıdaki suçlanmalarına karşı o günleri yakından tanıyan birilerinin verdiği değerlendirme yanıtlarıdır. (T.B.)

 

Selamün aleyküm EFENDİ BABACIĞIM

Hayırlı sabahlar

G….. Hn. Dosyası

G….. hanım için olanları (E.K.) kendince yazmış. Bizim birkaç şâhit olduğumuz ve tespit ettiğimiz hususlar aşağıda ektedir.

1- G…. hanımın sohbetler sırasında kendisine icazet verilmesini istediği konusunda heberimiz olmamıştır.

2- Bütün kardeşlerin yerine el öpme mevzu doğrudur. Gülerek zaman kaybolmasın, hepsinin yerine ben öpeyim, demişlerdir. Ayrıca G…. hanımı hiçbir zaman imam imajı içinde biz görmedik. görmedim. Zaten teyze, abla diye hitap ederdik. Kendisi bizlere benlik içinde, ve abartılı olarak öne geçme halinde, gibi gelmemiştir. Ancak yaşı ve daha önceki dergâhta bulunma ve mürid - MÜRŞİD ilişkisinden deneyimleri olduğundan bizden daha fazla bilgisinin olması, bunuda gerektiğinde söylemesi çok doğal değilmidir?

Bizi hiçbir zaman rahatsız etmemiştir. Ayrıca en büyük ablaları olması dolayısıyla da, diğer kardeşlerin yaptığı gibi, toplum içindeki yapılmaması gereken bazı kaş, göz hareketleri ve kişileri yanlış konuşma veya hareketlerinden dolayı mimikleri ile küçük görme halinide hiç yapmazdı, görmedik. Olgun bir hanımdı G….. hanım.

3- Her zaman makamı tastikte idiler. Bizlerin yerine G….. hanıma el öptürülmemiştir. Hepimiz ayrı, ayrı karşılıklı el öperdik yani E.K. ile. G…. hanım lar 5 kardeştir. Hepsinin sohbete gelmelerine vesile olmuştur. yine biz (bu kişileri ben getirdim, ben kefilim sözünü duymamışımdır. Getiren, tavsiye eden vesile olduğu gibi, gelmeyi kabul eden kişi içinde manevi kapının açılması vakti gelmiştir.

Buda sadece bizlerin vesile noktası olmamızdan ibarettir. Özünde de hepsi HAKKA aittir. Getirdiği kardeş ve kardeş çocuklarının üzerinde bir tasarrufunun olduğunu görmedim, zannetmiyorum da böyle olsun. Ancak ayrılırken (sizi buraya ben getirdim, şimdide ayrılıyorum, sizde ayrılın dediğini ) ve ayrılacaksınız diye baskı yaptığını söylediler. Biz G…. hanımın halini benlikte olarak görmedik ve hiçte öyle düşünmedik.

4- SULTAN konusunun konuşulduğunu hatırlamıyorum. MÜRŞİD, MAKAM, HAK KAPISI, ŞEYH, konuları konuşulurdu. SULTAN sözel olarak sizden bahsedildiğinde, hitaben söylenirdi. Ancak melekler ve kuvvet konusu defaten işlenir anlatılırdı.

5- G…. hanımın 4 yıldır bizimle olması ve biat etmesi doğrudur. SULTAN kelimesinın kendisinde zuhur ettiği yazılmış. Hitabı SULTANIM olabilir. sonra neden SULTANIM dediği bir zat-a (bir daha ben oraya gitmeyeceğim sözünü) neden söylediğini, bize göre G…. hanımdan çok E.K. düşünmeli. Normal ikaz yerine çok ciddi eleştiriler, hakaret vari sözler söylenmiş ve sert uyarılar yapılmıştır. G…. hanımda bunların üzerine SULTANIM dememeyi ve ayrılmayı tercih etmişlerdir. Bu konunun çok hassas olduğu için tarafların çok iyi düşünüp, konuşup, salim olarak karar verilmesi gerektiği kanısındayım.

Gerçi bugün için bu fikrin de oluşan, gelişen şartlara göre ve böyle YÜKSEK MANALAR içeren sözlerin içini: KİMİN NE ŞEKİLDE DOLDURDUĞUNUNDA çok önemli olduğunu maalesef, uzun yılların kaybını ve boşluğunu, üzüntüsünü, çok aciz bir şekilde manen çok yıpratılıp HÜR OLUNMAYI öğrenmek yerine sürü psikolojisi içinde güdüldüğümüzü görerek öğrenmiş bulunuyoruz.

NE YAZIKKİ….Bizler okumuş, eğitimli, bilinçli kişiler olarak toplumda yer alırken, HAK İÇİN MUHAMMEDİ MUHABBETİMİZLE, seyri sulukumuzda yol almak adına, bizler kişiliğimizi, kararlarımızı doğru bildiklerimizi, benliklerimizi bırakma aşkı içinde, her yapılana doğrudur diyerek yolda seyrımızı tamamlama gayretlerinde iken, tamamen iyi niyetlerimizden yaşadıklarımıza bir bakınız. Olur gibi değil ama oldu ve yaşadık. gerçektende her MADDİ olayı MANEVİYATA tahvil edelim derken, gördükki maalesef bizleri MANEVİ GÖRDÜĞMÜZ HERŞEYİ MADDİYATA TAHVİL ETMİŞ VE ÖYLE DÜŞÜNÜLMÜŞ. ÇOK ACI. BİZLERİ BIRAKIN ALLAH İÇİN RABBİM AFFETSİN ONU.

6- G…. hanım yazıldığı gibi diz çökerek çok konuşurlardı. kendisine cevap verilirdi. bir kardeş tarafından ikaz edildiğini bilmiyorum. Kendini üstün görme benlik ve imamlık etme halleri olarak düşünmedim. Bizi rahatsız etmemiştir.

7- Doğruyu öğrenmek istemesi, hadisi sorması normal değilmidir? biz zâten bir şey bilmediğimiz için konuları ve itiraz noktası olarak düşünmedik. Bir konu veya soru sorulup öğrenilmezse biz nasıl öğreneceğiz? AYET VE SURELER yeri geldikçe okunur anlatılırdı. Bunların dışında günlük yaşamdan çok daha fazla örnekler verilir anlatılırdı. SULTAN deyip itiraz konusu ve gizli isyanı konularında yorum yapabilecek durumda değilim. Haddim olmaz.

8- G….. hanım olayı bu madde ile cereyan etmiştir. Kızı G…. ‘e ZİKİR vermesinin anlaşılması üzerine (kendisini mürşide olarak ilan ediyor) denilerek bu vesile ilede icazet istediği yazılmıştır. Yukarıda anlatılan olaylardan sonrada G…. hanım (ben haddimi hududumu iyi bilirim) diyerek cevap vermiştir. E.K özür dilediğini bilmiyorum. gizli isyanı bilemem. Ancak (yolumuzda duygusallığa yer yoktur) sözü her sohbette söylenirdi.

9- Aralarında geçen özel konuşmalardır. Tabiki bu kapıya kendimizi anlatmak için değil, nefsin terbiyesi için gelinir. G….. hanımın içine sindirip sindiremeğini kendisi ve ALLAH bilir. YAZILANlar doğru olmakla birlikte uygulamada çok yanlış bakış, ifadeler, düşünceler ve eksik yorumlarda mümkündür.

10- Nurun rengi nerdir? Gönlüne gelen işaretin siyah olduğunu bilmiyorum. Kibrini hissetmedim, görmedim. bu konuda sohbeti kabul görmediği, ancak kendi aldığı ilhamın doğru olduğu kabulüde alenen olmamıştır. Kendisi E.K. ile müşahede ederek hareket etmiş ve fikir beyan etmiş olmalılar.

11- G…. hanım bir başka kardeşe gelmeyeceğini söylemiştir, kendi aralarında ve E.K. nın belirlediği üç kardeşin dahil olduğu konuşmalar ve hallerdir.

12- Adı geçen S….. hn E.K. nın ilk grubunu kuranlardandır. G…. hn.ın arkadaşıdır. Kıymet vermiş gibi görünüp kıymet vermemiştir yazılmış. Bu yola zaten kıymet vermeyen gelmezki, 4 yıl devam etmezdi. Saygı sevgi, MUHABBETTEN dolayı, neşeyi belli eden sözcükler kullanılmıştır ve kullanılır. Samimi olan insan için başkası düşünülmez ki.

13- G…. hanım bu olaylardan sonra derviş olan kardeşlerle konuşmak istememesi kendisinin tercihidir. ALLAH bildirsin sözü sık söylenirdi.

14- yazılanlar doğrudur. BEN kelimesinin anlamını KALBİ olarak bilip, beşer olarak kullanmamız gereken yerlerde kullanabileceğimiz söylenmişti.

15- MANA ile ilgilidi

16- Bu konular benım yanımda konuşulmamıştır.

17- Rüya ve yorumlardan dolayı olan konuşmaları net olarak hatırlayamı-yorum. ancak E.K. rüya ve yorumları genelde anlatır ve açıklarlardı. NEMMAN/KOĞUCU, lık yaptırılırdı E.K. tarafından seçilen kişiler yanımıza samımıce yaklaşır sonra konuşulan özel konuları bile E.K. anlatırlar, oda sohbetlerde her şeyi ortaya döker bizlere celâlle, hakaret vari de dahıl olmak üzere, “BÖYLECE NEFİSLERİNİZ TERBİYE OLACAK” temizlenecek, diyerek sözle vura vura, hatta hamamda kese ile temizlenmeyi örnek verip bakla, bakla temizleneceksınız derdi.

Alınganlık, benlik, kızgınlık, heves, gücenmek kalmayacak derdi. BİZ , BU DEDİKODU DEĞİLMİ DERKEN, BUNLARIN TESPİT OLDUĞUNU SÖYLERDİ. HEPİMİZ MAHÇUP, BAŞIMIZI ÖNE EĞEREKEN UTANARAK DİNLERDİK. Son zamanlarda bu hallerine alışmıştık. ZÜL CELAL VEL İKRAM İSMİ TATBİKATTA OLARAK DÜŞÜNMEYE BAŞLATILMIŞTIK. HER CELALLE SÖYLEDİĞİNE SUSUP KENDİMİZLE NEFİSLERİMİZ ARASINDA MÜCADELE EDEREK KENDİMİZİ DÜZELTMEYE ÇALIŞIRDIK.

18-ŞUHUD verme konusunu bılmıyorum. Bu maddede kendini anlatmış. EFENDİLIK MAKAMINDA OLAN Kendine ve rabbine güveni tam olan biri böyle şeyler yapmaya İHTİYAÇ duyarmı? HİZMET İÇİN….

19- EFENDİYE haber her şeyi haber vermek doğrumudur? Bilemiyorum. NEMMAN lığın tatbikatınımı yaptırıyormuş bizlere??? ALLAH YOLUNDA YÜRÜMEK İÇİN….

20- MÜRŞİD MAKAMINDA kişilerin temayülleri derken, bizlere kendi yaptıklarını anlatmışlardır. Ayrıca E.K. ZİKİR ve İBADETLE DEĞİL GÖNÜL İLE GÖNÜL GÖNÜLE OLURSAN İRFANİYET OLUR DERKEN, burada zikir ve ibadetleri geri almıştır. ZİKİR VE İBADET TAM OLSADA BU GİZLİ MAKSAD BİR YERDE GELİR SIRITIR. DERKEN TAM OLARAK BUGÜN İÇİN KENDİ HALİNİ ANLATMIŞTIR.

EFENDİ BABACIĞIM

Bazı maddeleri yazarken, maddenin içeriğini biraz daha açtık. kusurumuza bakmayınız ve affediniz lütfen haddi aştıysam .

Selâm eder hürmetlerimle sizin ve Nüket annemin ellerinizden öperim.

P…..D

NOT= Aşağıdaki yazıları çok ibretle okumamız lâzım gelecektir, gerçi bu arada sizlerde biraz zaman kaybetmiş olursunuz ama bunlar gerçekten ibret alınacak hususlardır belki birazda, “adaaam sende bizleri ne ilgilendirir” diyeceksiniz ama, olsun biraz sıkıntıya katlanarak okuyabilirseniz, bizim neler ile zaman kaybetmiş olduğumuzu, daha iyi anlamış olacaksınız. Bir aile içinde bu kadar sürtüşmeler olur mu? Diye düşüneceksiniz. Bu dosyalar zaten kendileri tarafından birçok kişiye vaktiyle (20X1) senesin de gitmiş yani bir mahremiyeti daha o zamandan kalmamıştır.

Bizde kendi hallerine mesned olarak, bu dosyalar kendileri tarafından bize gönderildikten, dört buçuk sene sonra kendilerinden kaynaklanan olumsuz-luklar neticesinde kendilerinin sebeb olduğu olaylara daha bir açıklık getirmek üzere kendilerinin gönderdikleri dosyalardır, bu vesile ile aile sırlarının ifşa edilmesi diye bir şey söz konusu değildir kendileri zâten bu dosyaları yukarıda da olduğu gibi, aşağıdaki mailde de olduğu gibi (X8/X7/20X1) tarihlerinde sayısı (40/45) civarındaki kişilere gönderilmiştir. Bu yüzden zâten bir mahremiyeti kalmamıştır. Bu yüzden yeniden düzenlediğim dosyaya kendi ifadeleri ile yaşadıkları halleri, bana gönderildiği şekilde yeni dosyaya ilâve etmede bir sakınca görmedim. (T.B.

Cumartesi ek 2 (X8/X7/20X1)

Sultanım

Ana yazıda bahsetmiş olduğum

1- G…. K…. Hanımın kardeşlere göndermiş olduğu (e-mail) i

2- Bu (e-mailde) ki anlatılanlar üzerinde düşüncelerimizi

muhtevi iki dosyayı ek olarak gönderiyorum.

Selam, Selam, E.K

G…. K….

Pazar (X4.X7.20X1)

Bugüne kadar buraya gelmememin nedenini herhalde hepiniz biliyorsunuzdur. Eğer bilmeyeniniz varsa onu da burada açıklamak istiyorum.

O…. denilen kadın buraya maneviyat için gelmişti. Geldiği zaman kendisi hiç makbul olmayan işlerle uğraşmakta, yani enerji adı altında cinlerle ilişki kurmakta idi.

Diğer taraftan da bir taraftan sevgilisini idare ederken diğer taraftan da patronuna mavi boncuk dağıtıyordu.

Tabii huylu huyundan vaz geçmez, buraya gelince ilk işi şeyhine aşık olmak oldu. Bunu fark eden patronu kıskançlıktan E.K. yi şikayet etti. Evimize 4 tane sivil polis gel bey, S…. bey ve Ü…. hanım bir gün boyunca emniyette ifade verdiler ve hepimiz fişlendilk.

Ben olayı fark edince kendisiyle birkaç defa konuştum, ve en sonunda buradan ayrılmasını aksi takdirde buranın dağılacağını söyledim. Kendisi de bana “ben şeyhimle beraberim, hiçbir yere gitmiyorum, burası da dağılırsa siz sorumlusunuz” dedi.

Tabii bu arada beni bertaraf etmek için de büyüler yaptı. Aile hayatımız darmadağınık oldu. Biz ayrılma noktasına geldik. Ama güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçekler günyüzüne çıktı.

Burası şimdilik dağıldı ama Allah bir kapıyı kaparsa başka bir kapı açar. İnşallah bundan sonra Allah böyle kişilerden bizleri arındırarak sırf Allah yolunda yürüyenlerle beraber etsin. Amin.

***

G…. Hn. e–mail’i Hakkında

BAŞLANGIÇ

Sohbetlerde “sizi birbirinizle imtihan ederiz” (47/4) ayeti gereği kişi isimlerinden bahsetmeyiz, hedefimiz kişi veya kişiler değildir.

Çünkü kişilerin hallerinin hükmü, kendi mertebelerine göre hakîm olan Allah’a aittir. Bizler birbirimiz hakkında hüküm veremeyiz. Kul olarak sadece nefsin irfan olunma öğrenimi ve talimi içindeyiz. Allah inşeallah arzusuna razı eder. Amin.

Ancak bir kişi ille de kendisini ve başkalarını teşhir edecek şekilde yazılar yazıp, bunu da herkese tebliğ etmiş ise, buradaki ithamlara, onların doğruluk derecesine göre cevap vermek durumunda kalmaktayız.

Bu arada mertebelere dikkat ederek, bu vesile ile irfan olunma yolundaki nemalanmamıza devam ederiz. Hedefimiz yine o kişi ve kişiler değildir. Herkes olayları kendi seviyesine göre algılamaktadır.

Rabbımız bizleri bizi öğretmek istediği şekilde, bizim öğrenmemizi mümkün kılsın. Amin.

G.k… Hn. e–mail’i hakkında

1. “Bugüne kadar buraya gelmememin nedenini herhalde hepiniz biliyorsunuzdur. Eğer bilmeyeniniz varsa onu da burada açıklamak istiyorum.” deniyor.

Cevap:

Kimse bunun hakkında bir soru iletmedi. Bu e-mail’in geliş tarihi itibariyle takip eden ilk günde, e-mail’i alan kardeşlerin %90 ı, “Efendim siz bunlardan üzülüyorsunuz, siz bizler için Tevhid savaşı veriyorsunuz, buradaki, fesad, bozgunculuktan Rabbimize sığınırız.

Biz Tevhid üzre Uşşaki yolunda sizinle beraberiz,” mealindeki sözlerini telefonla iletmişlerdir. Bazıları ise onunla yetinmeyip ayrıca e-mail olarak da bu sözlerini tasdik etmişlerdir.

Bu ifade kişinin kendini ne kadar önemsediğini göstermektedir.

Not : Böyle bir araştırma açılmış ise, izin verirseniz, bütün kardeşleri toplayalım. Onlara bilhassa kendiniz lütfeder sorarsınız. Bundan son derece memnun olurum. Bir çöplükte iki horoz olmaz. “İki imam varsa birini öldürün,” buyruluyor.

Biri tevhid üzere gayrette iken, Diğeri, yanına yandaş alıp, hizip, grup gayretinde isyan halinde olması belki de terakkiye vesiledir. Allahu A’lem.

Bu hizipleşme tatbikatı şu anda bu grup içinde oluşmuştu. Son G…… Hn. Dosyası ile şimdilik, ak ile kara ayrılmış oldu. Tablo sanki aynen derin devlet ve o vesile ile ortaya çıkarılan yeni yönetim gayretini çağrıştırmaktadır. Her ikisinin de dayanağı hayal ve vehim...

2. “yani enerji adı altında cinlerle ilişki kurmakta idi.” deniyor

Cevap:

Bu sahih değildir. Çünkü o mevzuda kişi bize kısa bir kurs gördüğünü ifade etmişti. Tatbikatının da ne seviyede olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca o grup buradan giderken, O…. Hanım onların arasında olmadı. Bilgide malumat eksikliği vardır. Dolayısıyle zannidir. Ayrıca bu bilgi hususide G.K. Hanıma ve bana tevdi edilmişti. Yani evlad ile bizim aramızda sır idi ve herkese ifşa edilmemesi gerekirdi.

3. “Diğer taraftan da bir taraftan sevgilisini idare ederken diğer taraftan da patronuna mavi boncuk dağıtıyordu” deniyor

Cevap:

a. “Sevgilisi” dediği, bize evlilik ciddiyeti içinde bir ilişki olduğu bahsedilmişti. O zamanlar O… Hanımla ana evlat gibi aralarında özel ve kimsenin bilmediklerini birbirleriyle konuşurlardı. Benim bile bunlardan haberim olmazdı. Aralarındaki bir sır gibiydi. Konuşulan şeyler o kişinin kendi hususi hayatıydı. Doktor keza Avukat kendisine açılan sırrı, herkese fahşeder mi?..Aksi takdirde kişinin gönlü kırılmaz mı

b. “Patronu ile ilişkisinden” bahsetmiş. O kişi o zamanl Hanımı kendine yakın bulduğundan bütün hususiyetlerini bilhassa ona anlatırken, yine bu konu hakkında da patronu tarafından etrafa böyle bir şayia çıkartıldığından bahsetmişti. Bu konu da yine şahsa özel bir konu idi. Aynı şekilde bu konu da bütün kardeşlere dedikodu vesilesi olarak intikal ettirilmiş, fahşedilmiştir.

Ne enteresandır ki, bir vesile ile elime geçirdiğim patronun başka bir kişi ile oluşan davasında, Patronu tarafından açılan bir davada, (E.k.) 

Bu dosya içinde tarafıma da gönderilen resmi tutanağı kaldırdım, Ancak diğer kopyası arşivimde mevcuttur. (T.B.) 

Bu resmi ifade mahkeme kayıtlarında mevcuttur. Doğrusunu bilmeden hususide olan, kişiye ait özel bilgileri dedikodu haline sokmak doğru mudur

4. “şeyhine aşık olmak…” deniyor.

Cevap :

“Hocası sevilenin dersi daha iyi çalışılır,” denir. Bu zahirde de böyledir. Burada ise, tarikattaki duygusallığın tarif olunmasıdır. Bu yolda önce Mürşid’in heykeli görünür. Nitekim rabıta için de önceleri Mürşid’in siması gözönüne getirilir. Sonra da O’nun maneviyatı, manası görünmeye başlar.

Bunlar defalarca sohbetlerde izah edilmiştir. Bu hal sadece bu kardeşe has bir hal olmayıp, birçok kardeşte de mevcuttur.

5. “Bunu fark eden patronu kıskançlıktan E.k. beyi şikayet etti.” deniyor

Cevap :

Bu hadisenin böyle olmadığını en iyisi G.K. Hanımın kendisi bilmektedir. Çünkü bu işte kendisinin de fikirsel rolü vardır.

Olay şöyle gelişmiştir:

İş yeri olarak bulundukları han, sahipleri tarafından başka birine satılmış. Oradaki kiracılarla beraber bunlar da çıkarılmak istenmiş ama bunlar direnmişler.

O kişiler dükkanlarındaki malı geceleyin gasp edip, başka yere götürmüşler. Bu yüzden patronun işi bozulmuş. O… Hn. a 40 Milyar TL borcunu ödememiş. Bu arada onun Ataköydeki evi üzerinden kredi çıkartıp, yeni iş kurmak istemiş. Biz de ve bilhassa bu işe karşı çıktık. “Evini sat yerine birkaç ev al ve birinde otur diğerlerinin gelirini kullan” dedik. O da bunu uyguladı. bundan memnun oldu. Yeni evine gittiği zaman da “bu ev çok güzel, öteki evdeki ağırlığı bu evde hissetmiyorum” dedi.

O zamanlar cin falan yoktu da peki ne zaman bunlar ortaya çıktı

Bunu anlamak mümkün değil

Patronu, O…. Hanımın maneviyatta olduğundan haberi vardı. Evini kredi olarak ona kullandırmayıp, tavsiye edileni uygulama işini bizden bildi. “Şeyhler böyle yapar, kadının malına, parasına da el koydu” düşüncesiyle bizi dergah olarak suçlayıp, savcılığa şikayet etti.

Bizi emniyete çektiler. 10 saat, Kur’an üzerine ehil 8 kişi tarafından çapraz soruşturmaya aldılar. Haliyle bu yüzden ailecek fişlendik. Bu grubun arasında Ben, O… Hn., Üm… Hn. ve Sü…. Bey vardı.

Bunun hakkında daha önce size bilgi vermiştim. Siz de “bizde de böyle bir tatbikat oldu” diye bahsetmiştiniz. (E.k

Bizde olan hadisenin bununla hiç ilgisi yoktur, ben o zaman bir teselli olması bakımından bunu demiştim. Bizdeki hadise (1960) inkılâbında bebek postanesine gelen bir yazıda N….. T…. Gelen giden mektupların kontrol edilmesi bildirimi idi. Yoksa böyle hakaret suçlamalar türü bir şeyler değildi. Ne sorgusu oldu nede suali. Bu yazıyı N.. B… söylediler, zaten yazılarında her hangi bir suç unsuru olmadığından bu hadise gibi resmiyete intikal eden hiçbir soruşturması yoktur. (T.B

Yani patronunun aşk kıskançlığından değil, parayı elinden kaçırdığından bu şikayet bahis mevzu olmuştur. Burada da bilgiler çarptırılmış, bu konu kardeşlere o kişi hakkında maalesef iftira haline dönüştürülmüştür. Bunun İslam yönünden bir derviş olarak hiç mi önemi yoktur Acaba ikaz edilmesi gerekmez mi? Çünkü benim sözüm asla nazara alınmıyor.

6. “buradan ayrılmasını aksi takdirde buranın dağılacağını…” ndan bahsetmiş.

Cevap :

Dergahın dağılması düşüncesini akla getirmeyi anlamak çok zor. Hele bunu bir kişinin ayrılma noktası ile bağdaştıracak şekilde tehdit vesilesi yapıp, manevi baskı uygulamak…..bu nasıl bir hırs, nasıl bir hınç…..

Bilerek veya bilmeyerek sanki önceden tasavvur ediyor; ettiği bu tasavvur da kişiyi etap etap oraya doğru sevkediyor. Ayrılma tehdidini yapıp, aksi takdirde kendisinin her ne olursa olsun burayı dağıtacağı düşüncesini sanki açıkça ortaya koymakta olduğu görünüyor. Sonunda da kendisinin toplama fikriyatı ile, kendisini kahraman mı ilan edecek

Acaba bu iblisin Allah tarafından halkedilen insanın, halife olarak yeterli olmadığını Allah’tan aldığı izin ile ispat edip, yerine kendisinin halife kılınması yönündeki arzusunun bir görünmesi midir Peki kendisinde bu kudreti nasıl görüyor Bu kudreti Allah dışında nereden almış Yine bu konuda “Burası şimdilik dağıldı” diye bahsetmiş. Buranın dağıldığı falan yok, Ramazan dolayısıyla tatile girmekteyiz. Sadece İMAN imtihan vererek, kervan olarak yürümesine devam etmektedir. Kendisi bu konuda bana da bir ara, “orayı ben toplayacağım”, demişti. Ben de “sohbet Hakk’ındır, kendi vücudiyetinde ortak kabul etmez,” demiştim.

7. “Tabii bu arada beni bertaraf etmek için de büyüler yaptı. Aile hayatımız darmadağınık oldu. Biz ayrılma noktasına geldik” diye bahsetmiş.

Cevap :

a. (büyüler) konusu : Bunlar ispatı olmayan, hayali, vehmi olan şeyler. Bu mevzuda yeteri kadar izahat yapılmıştır, diye düşünüyorum. Bu esasında isteğinin olmamasından, hırsları vesilesi ile düşüncelerinin vücud bulup kendini sarmasından başka bir şey değil diye düşünüyorum.

b. (Aile hayatımız darmadağınık) konusu: Kendisinin hırsları hariç, bizim ailemiz dağılmamıştır.

(O esasında baştan beri kolejli olduğundan varlıklı/rahat hayatı yaşamak istemektedir.)

Oturacağı yer olarak eskiden oturduğumuz ULUS semtini veya BOĞAZ mevkini ister. Kızkardeşinin halen sahip olduğu zengin hayatı ve bu arada maneviyatı da beraberinde istemektedir. Ancak manevi terakkiler ona ağır gelmektedir.

Biz yani ( ) Ben, ve ile sohbetlere katılmaktayız. Zuhur edenler üzerinde hem kardeşlerle beraber, hem de kendi aramızda tefekkürleşmekteyiz. Kardeşlerin ifadesi ve tatbikatta gördüğüm üzere maalesef, kendi başına benim haberim olmadan hizipçiliğe sebep olmuştur. Bunlardan bugün haberim oluyor. Eğer onun bu kontrolsüz halleri olmaz, kendi başına yönetim yapmaya kalkmaz ise bir sorun yok, aksi takdirde bu haller dergahtaki tevhidi bozmaktadır. Bunu müşahid olarak ve ’dan da sorarak öğrenmek mümkündür.

Tevhid üzere yürünen bu yolda lütfedilen, izin verilen manevi vazifede manevi zata karşı durma ve/veya rakib olma çabası gösterileceğine “tabi olun, izinden gidin” ayeti gereği O’nun yanımda yer alması gerekmez mi

c. (Biz ayrılma noktasına geldik) konusu : Baştan beri bu fikri işlemektedir. Bu bahane ile her vesilede beni devamlı tehdit etmektedir. Aramızdaki bu türlü anlaşmazlıklar sadece bu güne de ait değildir. Efendi Baba’lara giderken yollarda her zaman çekişme olmuştur.

Yokluk ve sıkıntı hallerine tahammül edememe dönemlerinde, benim maneviyata dönüklüğümü bahane edip, her ne kadar kendisi de maneviyatı istemiş olsa da, “ben sana evlenirken söylemiştim, ben zengin hayatı istiyorum” diye sitemlerde bulunmuştur. Bu sitemler ne kadar hoşgörü olarak alınsa da bir kere başladıktan sonra kontrolsüz bir şekilde artmakta ve dayanılmaz hal almaktadır.

Verdiğimiz söz üzerine T……..’a doğru giderken kaç kere yoldan geriye dönmüşüzdür. Sonrasında verdiğim sözü hatırlayarak tekrar ters yüz edip, E. babalara gitmişizdir.

Muradım tevbe ve yokluk kapısı olan bu kapıda, Allah rahimliğinden rahmet almaya talip olarak yürümektir. Kardeşlerime de hep bunu tavsiye etmişizdir.

Bu aralar nedense G.K Hanım’ın olayları sanki ayrılma fikrine doğru götürmek isteği izlenimini almışızdır. Bunu yaparken de kesinlikle kendisinin suçlu olmadığını, bunu da hem kendisine ve hem de etrafa ispat etmek isteğindedir.

Ezcümle, G..k… Hn. hadiseleri kendi isteğine göre yorumlamaktadır. Bu da o kişinin bulunduğu mertebesi için normaldir diyebiliriz. Nitekim, daha önce O…. hanımı da aynı şekilde suçlarken biz kendisini ikaz etmiş ve “bu mertebelerde hepimizde bunu gözlemlemek mümkündür,” diye bahsetmiştik. Şuanda aynı şeyler kendisinde zuhur etmiştir.

8. “Burası şimdilik dağıldı ama Allah bir kapıyı kaparsa başka bir kapı açar.” diye bahsetmiş

“Burası şimdilik dağıldı” bahsi üzerine yukarıda geçtiğimiz notu tekrarlayacak olursak;

Buranın dağıldığı falan yok, Ramazan dolayısıyla tatile girmekteyiz. Sadece İMAN imtihan vererek, kervan olarak yürümesine devam etmektedir. Kendisi bu konuda bana da bir ara, “orayı ben toplayacağım”, demişti. Ben de “sohbet Hakkındır, kendi vücudiyetinde ortak kabul etmez,” demiştim,

“ama Allah bir kapıyı kaparsa başka bir kapı açar.” sözü ile

acaba ne ifade edilmiştir Hangi kapı kapanmıştır da, hangi kapı açılacaktır Farkında olmadan gizli bir düşünceyi mi ortaya koymuştur

Allahu A’lem.

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşıldığı gibi, ikisi de birbirini bu şekilde suçladıktan sonra birbirlerinin yüzlerine nasıl bakabildiler (T.B

Bilgi alma (X7/X7/20X1)

Selâmün aleyküm (E-1-) bey kardeşim. Malüm mesele hakkında nasıl bir yol izlediğiniz veya izleyeceğiniz hakkında bir formülünüz oluşup oluşmadığını bildirmenizi rica edeceğim. Bir yol sistemi kararlaştırmış iseniz neler olduğunu gerekçeleri ile bir zahmet tarafımıza bildirirse-niz memnun oluruz. Selâmlar. hoşça kalın Efendi Baba

Bilgi alma: (X8/X7/20X1)

Aleyküm Selâm Sultanım.

Bizlere her zaman ve her daim, her konuda örnek ve ideal olduğunuz gibi, bu mevzuda gösterdiğiniz ilgi ve alakanız ile de yine örnek oluyorsunuz. Allah razı olsun.

Allah başımızdan N…. Anne ile birlikte sizi eksik etmesin.

Sağlık ve esenlik içinde feyz-i ilahinizi daim, evladlarınız olarak bizleri müstefid eylesin. Amin.

Bu konuda G Hanıma,

1. Dergah olarak Temmuz ayı sonu itibariyle sohbetleri tatil edeceğimizi.

2. Bu tatilin ne kadar süreceğinin, ancak alacağım ilham ve Efendi Babamızın izni ile tespit edileceğini,

3. Kendisindeki hassas olduğu, bahis mevzu kişi ile karşılaşma halinin de böylece tatil ile birlikte düzene gireceğini,

4. Bu devre zarfında Rabbimizin lütfu ile oluşacak zuhuratlar ile herşey yerli yerine inşaallah oturacağını,

5. Bilahare, yine alacağım ilham ve Efendi Babamızın izni ile sohbet grubunu

2 ve/veya 3 gruba ayıracağımızı,

Bunlardan birinci grupta, Şeriat ve Tarikat şeriatı üzere

(İzmir’de ve Tekirdağ’ında olduğu gibi) ilahiler, zikir, ilmi hal ve tarikata ısındırma sohbetleri ve Efendi Babamızın kitaplarından tahsil terbiye yapacağımızı, bunların tatbikatını idare etmede kendisine de eğer kabul ederse, Nüket annemizin zaman zaman yapıp örnek olduğu gibi

vazife vereceğimizi ifade ettik.

Diğer grup veya grupçuklarda ise,

Tarikat hakikatı ve Hakikat şeriatı üzere bizde zuhur edenlerin

Kur’an’dan – Hadis’ten,

Efendi Baba’mızın – O’nun yolunda yürüdüğü zatların sohbetleri, divan ve kitaplarından,

ve yine kendimize hedef tayin ettiğimiz

Allah’ın “kulum” diye hitap ettiği zatların (Füsus – Mesnevi Divan vs. gibi) eserlerinden istifade ederek, inşaallah Rabbi ve izin verilirse Rahmani tenezzül ve tecellileri takvaullah ve takatullah nispetinde himmetinizle zevk-i zati üzre hissement olmayı arzu etmekteyiz.

Rabbimiz inşallah lütfeder, Amin.

Bu gruplardan

diğer grup dediğimizin birinci grubun sohbetlerine katılabildiği ama birinci grup dediğimizin diğer grubun sohbetlerine katılamayacağı şeklinde bir düzen getirme fikriyatı içerisindeyiz.

Burada iki fikrimizi de belirtmek isteriz:

1. Tatbikatta halen ayda 6 veya 7 gün olarak sohbette bulunmaktayız.

Bunları yine aynı günlere duruma göre taksim etmeyi düşünüyoruz.

2. Terakkinin göstereceği ahvalde, lütfedilen zuhurata göre zaman içinde, gruplar, tek bir gruba dönüştürelebilir.

Böylece nefisler üzerinde gıpta ve tefekkür vesilesiyle heves edip, gayrette, hidayet üzere artış olabilir diye düşünmekteyiz.

Bu tatbikat bize Allah’ımızın Hz. Kur’an’daki cennet ve cehennem tasnif tatbikatına da uygun gibi gelmektedir.

Allahu a’lem.

Bu arada bazı kardeşler, skype konferans grubundan istifade ederek skype’ye izin verilen sohbetlerden şu anda olduğu gibi istifade etmek üzere katılmaya devam edeceklerdir. Böylece herkes kendi içeceği suyu bilmiş olacak inşaallah.

Henüz fark aleminin tefrik farkıyetinde kalan, ancak fark alemindeki tevhid farkına, tevhid idrakına gelemeyen kişi

bir müddet kendi feleğinde ta ki, tevhid edebilme takatına gelinceye kadar yürüyüşüne devam edecektir.

Bu şekilde, muhtelif nedenlerle, beşeri ve nefsi heva benliklerinin vehmi ve hayali içinde birbirlerini kabul edemeyenler, haliyle bir arada olmayacaktır. Böylece lüzumsuz kaprisler de gösterilmeyecektir. İnşaallah.

Bir arada olabilenler de, farklı grup halinin yaratttığı gıpta, tefekkür ile heves edip, gayretli olacaklardır. İnşaallah.

Allahu a’lem.

G.K…. Hn.’daki tesiratta,

evvelki büyük inhiraflar azaldı. Ailecek bizleri eskisi gibi düşman görmemektedir. Oldukça daha sakin bir şekilde ailecek beraber yaşantımıza devam etmekteyiz. Arada bir bazen aleni, bazen de ima ederek beni size şikayet etme tehdidini henüz bırakmadığı görülmektedir. Belki de kendini böylece emniyette tutmak istiyor olabilir

Cumartesi. (X9/X7/20X1)

Selâmün aleyküm (E-1-) bey kardeşim. Sizinde beyan ettiğiniz gibi yaklaşık dört senedir sizin çalışmalarınıza hiçbir şekilde müdahele etmedim. Aşağıda bahsettiğiniz husustan anlaşıldığına göre, incindiğinizi ima etmekte-siniz. Benimde bu hususlar hiç beklemediğim hususlar idi

(İzninizle sohbete başladığımızdan bu yana yani aşağı yukarı dört seneden beri, ilk defa böyle beklemediğim iki soruya maruz kaldım.) (E.K

İfade ettiğiniz gibi dört sene de bir satır yazı içinde iki soru size göre çokmudur.? (T.B.)

Mes’uliyyeti üzerimizde olan bu işlerin gidişatı hakkında çok gerektiği için bir şey istemek hele bu hadise hakkında neden beklenmeyen bir şey olsun.? Aslında bunların çok daha fazlasını çok daha evvelden yapmam gerekiyordu, ancak bu işi kendi iç bünyenizde halleder ümidim vardı, ne yazıkki konuşmalarımdan ve yazılarımdan ne istenildiği anlaşılmamış olduğu görüldü.

Geçmeyen yaranın dağlanması gerektiği bilinen bir şeydir, bu uygunsuz ve sevimsiz sürtüşmelere daha ilk günlerde son verilmesi gerekiyordu bahsi geçen bayan hakkında bu ısrarın neden bu kadar uzadığını bende anlamış değilim. Bilindiği gibi genelin selâmeti için Padişahlar çocuklarını veya kardeşlerini bile idama gönderirlerdi.

Bu kişiyi bu kadar korumanızı ve eşinizin bu kadar feryadına duyarsız kalmanızı ve bu işin bu kadar ayyuka çıkmasını henüz anlamış değilim. Velevki eşiniz uygulanan az da olsa kıştırtma içeren davranış ve hadiseler karşısında biraz fevri davransa da, eşinizin bu yolda ne kadar hizmet verdiğini siz daha iyisini bilirsiniz. Bu yolda tercih gerektiğinde eşler önde gelecektir. Ayrıca onlarında “Hakk’ın bir tertibi” olduğu oradan da öyle zuhur ettiği neden düşünülmesin de, sadece karşı tarafta Hakk’ın tertibi ve zuhuru görülsün.

Cereyan, bir gidişat ve akış olduğuna göre o günün hali nasıl geçti demektir. Bunu anlamak için büyük bir akla gerek yoktur zannediyorum.

Gereğinden çok fazla uzatılmış olan bu hadisenin gereksiz aile içi çekişmeye dönüştüğü bizlere son derece üzüntü kaynağı olmaktadır. Bunun en kısa sürede karşılıklı sulh ve sükûna acilen ulaşması gerekmektedir.

Yazdıklarınızı okudum, gereksiz birçok ifadeler vardır benim bunların ne üzerinde duracak zamanım ne de harcayacak vaktim vardır. İfadelerinizi biraz kısa ve daha öz anlaşılır halde olarak anlatmanızda her zaman yarar vardır. İfadelerinizde haklı olduğunuz yerler olduğu gibi, olmayan yerleride vardır. Hayata bakışımız önceliği kime vereceğimiz hakkında daha gerçekçi olmak lâzımdır. Eşlerimizin karşı çıktığı şey velevki kısmen nefsani de olsa, onların istediği yönde davranmakta genelin istifadesinde yarar vardır. Sürtüşme sebebi olacak herhangi bir konuyu dondurmak daha uygun olacaktır.

Şimdi gelelim sağ olursak yeniden yapılacaklara.

(1) Sohbetler erkekler ve kadınlar gurupları olarak eylül sonuna kadar durdurulacaktır. Ramazan iftarları gecelerin kısalığından ve teravih namazlarının oluşumundan yapılmayacaktır.

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak bayanlara sohbet olmayacaktır. Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabilecektir. Sohbetlere her zaman ailece beraber gidilecek “eğer aile bireylerinden biri kendisi rahatsızlık sebebi ile gelmez ise o ayrı” olacaktır, Ayrı gidildiğinde de nereye gidildiği bildirilecektir.

(3) Sohbete gelenlerden (G…. Hanım ve kı. Ve O… hanım) üzerinde bu hadiseler cereyen ettiğine ve bu fitnelerin sebebleri (sizin ifadenizle) olduklarına göre eğer onlarla birlikte daha başkaları da varsa cemaatın huzuru için bu topluluktan tarafımızdan uzaklaştırıl-mışlardır hemen kendilerine tebliğ edilmesi gerekmektedir.

(4) Bu kişiler ile bundan sonra ne telefon ile nede yüz yüze görüşülmeyecektir. Ayrıca diğer kişiler ilede telefon konuşmaları mümkün olduğu kadar bıktırmadan kısa kesilecektir. Ve dervişlerle olan konuşmalar şeriatın müsaade ettiği yakınlıkta ve kelimelerle olacaktır. Canım ve benzeri ifadeler bayanlara kullanılmayacaktır. Akranlara isimleri ile falan hanım diye ve küçüklere de isimleri ile ilâve olarak (kızım) diye ifade edilmesi daha uygun olacaktır.

(5) Sohbetlere başlandığında takib edilecek sohbet sırası, (yapıldığı gibi Hakk’tan Hakk’a) değil (Hakk’tan halka) veya bazı zamanlarda (halk’tan Hakk’a) hikâyeler şeklinde kolay anlaşılır ifadelerde olacaktır. Ben göreve başladıktan çok seneler sonra Füsûs-ül hikem ve benzeri sohbetlere ancak başladım.

(6) Birde vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere.

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım)

gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim veya halifem) vasfı kullandırılacaktır. Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca idim.

(7) Yaklaşık üç sene kadar evvel başlayan bu ihtilâflı hadise ilerletildiği için Gü….. hanımın dengelerinin yavaş, yavaş bozulmasına sebeb olduğu anlaşılıyor. Eğer daha o devrelerde onun duygularına eğilinmiş ve ne istediği anlaşılmış olsaydı her halde işler bu günkü duruma gelmezdi ve Gü…. hanım bu içinde bulunduğu sıkıntılı ruh haline düşmezdi, diye düşünülebilir. Şimdi yapılacak iş bu hastalığı şu veya bu şekilde aile içi düzenin oluşması için acilen ortadan kaldırılması için salim bir kafa ile ve hiç kimse suçlanmadan üzerinde durulması ve çözülmesi gerekecektir.

(8) Daha baştan beri Nü…. hanımın o guruba uzak durması onun bir ön sezisi imiş bende hiç üzerinde durmamıştım sadece bilindiği gibi bir defa tanışma görüşmesi olmuştu, eğer gurupla yakın ilgisi olsa ve bu durumlarıda bilse idi işler çok daha vahim ve üzücü olurdu.

(9) Zaman içerisinde yazdığım bu özet yazı üçüncü zor yazı idi ve üçüncü zor dosya olacak cenâb-ı Hakk İnşeallah böyle bir yazı bir daha yazdırmaz.

(10) Yaptıklarınız ve hizmetleriniz takdire şayandır ancak bu mesele baştan beri son derece ısrarla uzayan ve çok üzen bir mesele olmuştur. İnşeallah bunların hepsi yeni, yeni tecrübelere ve hayırlara vesile olur.

(11) Tasvvuf kitaplarının bazı şeyh efendilerin hanımlarının kendilerine ne kadar ağır zulümler yaptığı ve kendilerinin bunları sadece ibretle seyrettiği yazılıdır. Yakınen tanıdığımız Kemâl Karabiberin şeyhi Lütfü bey dahi kendi evinde bir gün sohbet yapamadığı ve sohbetlerin sadece dervişlerin evinde yapıldığı bilinen bir gerçektir. Bütün ömrü boyunca bizi cemaat olarak sadece bir defa lütfedip “çok ayıp olmasın” diye evine davet etmiştir. Bu yüzden eşlerimize teşekkür etmemiz gerekmekte birlikte yürünen bu yolda onlarında fikirlerini almalıyız ki, onlarda daha şevkle bu yolda hizmet etsinler.

(12) Yaşadığım süre içerisinde bir kişi hakkında bu kadar ısrarla durulduğu ve benzeri olduğu ihtilâf konusu bir hadiseye rastlamadım. Bir zamanlar merhum Hü….. beyinde tanıdığı (Ma….) hanım diye evvelce zengin iken daha sonra cocuklarının yanlış yönetimleri neticesinde iktisaden zor duruma düşmüş olan şişmanca bir hanım vardı. O sıralarda Nu…. babamın evinin alt katı boşalmış idi orasını bu kadına küçük bir ücretle kiraya vermişlerdi, baştan iki tarfta memnun idi, o kadın Nu….. Babamın şiirlerini ilâhi yapar okunurdu, ancak zaman içerisinde o hanım durmadan yukarıya çıkar Nusret babamın üzerine, olmasından biraz fazla yaklaşmaya çalışırdı bu halleri yavaş yavaş sorun olmaya ve Rahmiye annemi üzmeye başlamıştı.

Ancak bu arada Nusret Babam kendi halini hiç değiştirmeden hiçbir iltifatta ve abartıda bulunmadan tabii olarak nasıl davranılması lâzım ise öyle davranmaktaydı. Rahmiye annem bu sıkıntılı günlerinde bir zuhurat görür, bu zuhuratında “göğsüne elbisesine tırnaklarıyla yapışmış bir kedi görür, o kediyi oradan elbisesini parçalar şekilde koparıp, alıp karşıya fırlatır.” Bu zuhurattan kısa bir süre sonra “makbulânım” buradan apar topar çıkarak boğazın karşı tarafında bir yere gider ve ondan sonra da kendisi ile bir daha görüşülme-miştir.

(13) Bu hususlarla ilgili yakın geçmişte tatbikini yaptığımız oluşumun kayıtlarını sizede gönderiyorum. Bu tatbikatlar yolumuzun sağlığı bakımından gereklidir. (T.B

O….. Y…. Yaşanmış Bir Olay. (08/07/2011)

Değerli büyüğümüz Ne…. Babacığım, öncelikle senin ve değerli Nü….. annemin ellerinden öpüyorum. Le….. Annemin ek'te yazmış olduğu yazıyı okuyup en kısa süre içerisinde bize dönersiniz sevinirim. Hepiniz Allaha emanet olunuz.

Değerli Anneciğim ve Efendi Babacığım, en derin saygı ve sevgilerimle ellerinizin içinden öperim. Yazılarıma başlıyorum.

Ben günümü, günlük derslerimi yaparak, bilgisayardan sizin sohbetlerinizi dinleyerek evde zamanlarımı geçirirken biraz da halkla beraber olmak istiyorum. Bu nedenle bir toplantıya gittim. İlk önce 3 ihlas 1 fatiha okuyup 53 silsile saadet halkamıza ruhlarına hediye ediyorum ve sizin mübarek himmetinize niyaz ederek halka giriyorum.

Bir toplantıya gitmiştim. Ev sahibi tavuklu pilâv ikram etti. Benim tabağımda lâdes kemiği çıktı. Ben o kemiğe ibretle bakarak kemiği halka gösterdim. Bu nedir dedim. Bir kardeşimiz, lâdes kemiği dedi. Onun arkasından bir kardeşimiz de lâ İlâhe illâllah muhammeden resullullah dedi. Bana da batından mana açıldı.

Manam ise şöyle lades kemiğinin başından bakarak Allahu Telalanın ben bir gizli hazine idim bilinmekliğimi sevdim diyerek oluşan manalardan yola çıkarak amaiyetinden ahadiyetine sıfatına isimlerine efaline nüzül ederek aşağıya inmesi tekrar buradan yedi nefis mertebesinden sonra hakikatı Muhammedi olarak ademi manayla sırasıyla peygamberleri hakikatı Muhammedi kendi bünyesinde toplayarak beş hazreti hamse mertebeleri ile uruç ederek sevgili peygamberimizin miracının tamamlanması anlatılıyor.

Benim irfan ehli kardeşimlerimle toplandığımız toplantıda mubarek geceler isimli kitapları o manaları okuyorduk. Öğle bir tesadüf oldu ki bütün sanki manalar toplanmıştı. Hayretler içerisinde kaldım. Bu güzel olayları size de anlatmayı istedim.

Efendim size birkaç kere telefon ettim. Telefonda bulamadım. Ben toplantılara gidiyorum. Toplantılarda ara ara halkın nabzına göre sohbet ediyorum. Bu sohbetleri gerçek hadisten sizden aldığım bilgilerle halkın nabzına göre anlatıyorum. Çok feyizli oluyor ve çok tesirli oluyor. En çok anlattığım konuda güzel ahlaka çok önem veriyorum. Ve bazen de hakikat hadislerden aldığımı anlatıyorum. Kendi yaşadıklarımın doğrusundan da alarak dolaylı bir şekilde anlatıyorum.

Efendim bana bu konuda beni yönlendirirseniz çok sevinirim. en derin saygılarımla yazılarıma son veriyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum.

(Not: Değerli Efendi Babacığım benim kullanmış olduğum posta adresi bu olup, göndereceğiniz tüm iletilerin bu posta adresi üzerinden gönderilmesi hususunu bilgilerinize rica ederim. Sizleri en kısa süre içerinde görebilmek ve sohbetinizde bulunabilmek dileğiyle

O…. Y… Yaşanmış Bir Olay. (08/07/2011)

Hayırlı alşamlar L hanım. Keşke bu maili iyice okuyup ondan sonra göderseydiniz daha iyi olurdu, çünkü içi ve muhteviyyâtı yanlışlık ve uygun-suzluklarla dolu olduğu görülmüştür.

(1) Evvelâ emreder gibi, (L Annemin ek'te yazmış olduğu yazıyı okuyup en kısa süre içerisinde bize dönersiniz sevinirim.)

Bu ne demek ben sizin emrinize mi tabi olarak hareket edeceğim, şimdiye kadar cevaplanmamış gelen hiç bir mailim yoktur. İlk vakit bulduğumda zaten hepsini cevaplarım.

(2) Yazılan kısa yazılar için ayrı bir dosya açmaya gerek yoktur aynı sayfaya yazılabilir. Ayrı dosya ya yazılınca ondan aktarılması bir hayli zaman almaktadır.

(3) Size kim yabancı guruplara katılma iznini verdi.

(4) Bana söylediğiniz bir, yere gittiğiniz ve orada sadece "Kûr'ân- Sûreler" okuduğunuz idi. Sizde sohbet ettiğinizi söylemiştiniz, bende sadece Kûr'ân ve zahiren meâl okyabilirsiniz demiştim.

(5) daha evvelce çok konuşmayın sohbetlere karışmayın diye defalarca ikaz edilmiştiniz bunlar sizi hiç bir düşünceye sevketmedi mi.?

(6) Bizle ilgisi olmayan kimselere ve toplantılara izinsiz gidip oralarda bizden (emanet) aldığınız bilgileri "kendi malınız" gibi pazarlama yetkisini size kim verdi. Ve bizim silsilemizi başka yerlerde hangi vasıfla okuyorsunuz. O silsile sadece bizim gurubumuzu ilgilendirir. Başka kimselere ifşa edilemez.

(7) Acaba bu bilgiler karşı tarafa zarar verebilir mi? diye düşündünüz mü. Bu bilgiler ortalık malı değildir Le….. hanım, her önünüze gelen yerde saçılamaz. bunların alınması da verilmesi de izne tabidir. İzni olmayanlar alamaz ve izni olmayanlar veremez, vermeğe ve almaya kalkılırsa zararlı olma ihtimali yüksektir.

(8) Baştan beri bizi çok yordunuz, defalarca yapılan uyarılara uymuyorsunuz. (Kevkeb dosyasından haberinizin olduğu aşikârdır) Bu hadise galiba size ibret vermemiş. Senelerdir size yardımcı olmaya çalışıyoruz bizi çok yordunuz. Hiç bir şey beklemeden ve hiç mecburiyetimiz yok iken, bir kişi ile bu kadar oğraşırsak vay halimize.

(9) Netice itibariyle ya uyarsınız veya dilediğiniz gibi yaşarsınız. Eğer başka yerlerde bu tevhid-i konuları konuşursanız bu size tamamen yasaktır çünkü onlar sizin malınız değil bizim emanetlerimizdir. Aksi halde emanete ihanet edilmiş olur.

(10) Bundan sonra ki yaşantınız da bu günden itibaren (X8/X1/20X1) (3) ay bizim sohbetlere katılmayacaksınız, başka sohbetlere de katılmayacaksınız. eğer katılırsanız zaten bir daha hiç gelmeyin, (3) ay sonunda hiç bir topluluğa katılmamış iseniz artık gelebilirmiyim diye izin alacaksınız durumunuza göre yeniden bir karar verilecektir.

(11) Bu maile cevap (3) ay sonra sadece "gelmek istiyorum izin verirmisiniz," veya "gelmeyeceğim", olacaktır

Not= Bu kardeşimiz söyleneni aynen yaptı yasak süresine bir gün kala “yarın artık sohbetlere gelebilirmiyim?” diyerek hiçbir kırıklık göstermeden izin alıp geri döndü. T.B

(14) Ayrıca hadise hakkında izahat vermek için iş yerine geldiğinizde getirmiş olduğunuz dosyanın yazılı kayıtlarını internet üzerinden de gönderebilirseniz iyi olur.

Herkese selâmlar Cenâb-ı Hakk her işinizde kolaylıklar versin hoşça kalın Terzi Baba (X8/X1/20X1) Tarihinde kendisine bütün bu ikazlar yapılmıştır. Üzerinde kalan sadece Bizim verdiğimiz (Rehber halife) lik vardı o bunu daha biz ölmeden (Mutlak halife) liğe çevirmiş olup asaleten (54) olarak kullanmaya başlamış, aslında daha o günler bu vasfını kaldırmak lâzımmış ama belki (ıslahı nefs yapar) ümidi ile kendisine biraz daha mühlet tanımıştık, ancak o bütün bu iyi niyetimizi istismar edip bu İlâh-i kapıyı, kapının haline hiç yakışmayacak durumlara çevirmiş olduğundan Bu kapının dışında bırakılmıştır. (T.B

Cumartesi. (X8/X7/20X1)

Aleyküm selam

Sultanım Terzi Baba

İzninizle sohbete başladığımızdan bu yana yani aşağı yukarı dört seneden beri, ilk defa böyle beklemediğim iki soruya maruz kaldım. (E.k

NOT= Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere daha bu süre içinde kendisi ne kadar benlik amirlik hükmü içinde olduğunu belki farkında olmadan açık olarak içindeki benliği meydana çıkarmaktadır, yukarıda izahı zâten geçmiş idi. Bunlar kendisine kendisinin yerini bilmesi için ilk ikazlar idi. Aslında bu dosyanın tamamı büyük bir ikazdır. Böyle bir dosyanın yazışmalar ve konuşmaların yolumuzda hiç yeri yoktur ve hiç olmaması lâzımdır.

Gerçek Hakk sohbeti ve Hakk muhabbeti olan yerlerde zâten bu gibi dedi kodudan başka bir şeyle isimlendirilemeyecek bazı yaşantıların varsa eğer en kısa ifadelerle belirtilip hemen kapanması lâzımdır oysa ki bu dosyada gürülen tamamen başka türlüdür.

Aşağıdaki yazıların okuyanları sıkacağını düşündüğüm ve bazı diğer kişilerinde sahneye dahil olduklarından bunları da düşünerek dosyadan çıkarmayı düşündüm ama bunlarında okunmasında bazı yararlar olacağını düşünerek dosyayı olduğu gibi, ancak bazı yerlerde isimleri kısaltarak ve izahlar yaparak aktaracağım, vebal varsa dosyayı düzenleyene ait olacaktır çünkü bütün bunlara ve dosyanın tamamını da yazılmasına benimde o kadar zamanımın harcanmasına kendisi sebeb olmuştur. Yani ihtilâfların sebebi kendisidir çünkü bu gurubu olması lâzım geldiği şekilde ve gerçek yolunda yürütememiştir genel seyir bunu göstermektedir, bu hususun hiç bir yorumu mazeret olarak kabul edilemez (T.B.)

Elhamdu lillahir rabbül alemiyn

Haza min fadli rabbiy

Allah razı olsun. Amin.

Sorduğunuz soru üzerine;

1. Cumartesi günü sohbetiniz nerede idi.)

Cumartesi günü sohbet

bir ay önceden planlandığı üzere, sırası geldiğinden O…. Hn.ın evinde olmuştur.

Bu planın tanziminde,

09 Temmuz Cumartesi O…. Hn. ın

16 Temmuz Cumartesi Ü…. Hn. ın

23 Temmuz Cumartesi A….. Hn. ın

30 Temmuz Cumartesi F….. Hn. ın günleri idi.

Bilahare, F…. Hn. ın yıllık izin kullanma mazereti üzerine 09 Temmuz Cumartesi gününü F…. Hn. a verdik.

A….. Hn. ın eşinin işle alakalı muhtemel kutlama gününü aynı zamana getirme talebi üzerine 30 Temmuz Cumartesi gününü A.… Hn. a verdik. Ü… Hn. da kendisinin talep ettiği günde toplanılmıştır.

Böylece 23 Temmuz Cumartesi O… Hn. a kalmış oldu. O da kabul edince sohbet haliyle o tarihte onda olmuştur.

Öğrendiğim kadarıyle sohbetin O…. Hn. da yapılması problem olmuş. Ancak başka kardeşte de yapılmış olsaydı, size 08 temmuz tarihli e-mail ile bildirdiğim üzere temmuz ayının sonuna kadar bütün sohbetlere O….Hn. eğer gelme isteğinde bulunursa gelecekti. Bunu da G…. Hn. zaten biliyordu. Çünkü kendisi ile önceden konuşmuştuk. Ne olduysa kendisi sonradan bu mevzuda maalesef infialde bulunmuş görünüyor.

2. Nasıl cereyan etti.

“Cereyan” kelimesi ile ne kastedildiğini tam anlamış değilim. Eğer bu kelime ile ne anlatmak istediğinizi biraz lütfeder de açıklarsanız ona göre uygun bir ifade ile açıklamaya çalışırım İnşeallah.

Buna rağmen, o günkü sohbetin kişisel icmalini ve konusunu size memnuniyetle bildirmek isterim. Sohbet, gelen 28, skype ile 2 ve telefon ile arayan 2 kardeşin iştirakı ile oluşmuştur. Bu kardeşler arasında … de – … da vardır.

Sohbet konusu: “G… Hanım dosyası” ve “Olayın sonraki gelişmeleri” dir. G….. Hanım ve kızı, G…. Hanımın çok sevdiklerindendir. Bilhassa G…. Hanıma özel ilgi ve alaka göstermiştir.

G….. Hanım da onunla bir hayli yakınlaşmış, nerdeyse “kanka” haline gelmişlerdir. Beraberce dışarda yemeklere gitmişlerdir.

Sonradan kardeşlerden ve G….. Hanımın akrabalarından öğrendiğim kadarıyla da

hizipleşme hareketleri maalesef o kanal üzerinden oluşmuştur.

Bu olayla ilgili dosyayı bütün kardeşlere olduğu gibi G…K... Hanıma da vermiştik. G…K Hanımın ilk tepkisi, büyük bir infial ile onunla oluşan yakınlıklarını reddetmiştir. İfade olarak da, “ben zaten biliyordum,” demiştir. Madem ki biliyordu, neden beni önceden haberdar etmedi

Kendi başına otorite kurma telaşı ile, emaneti yerine vermeyi ihmal etmiş görünüyor. Ama Rabbım zamanı gelince fevkalade bir şekilde bunları ortaya çıkarmıştır. G…. Hn. dosyasında G…. hanımın hali açıkça anlatılmıştır. “G… Hanım dosyası” ve “Olayın sonraki gelişmeleri” ni ifade eden yazımız da ekte sunulmuştur.

***

Bahis mevzu sohbet tatbikatı size Cuma (X8.X7.20X1) gönderdiğim e-mail’de bildirdiğim üzere Bu konuda G.K… Hanıma,

1. Dergah olarak Temmuz ayı sonu itibariyle sohbetleri tatil edeceğimizi.

2. Bu tatilin ne kadar süreceğinin, ancak alacağım ilham ve Efendi Babamızın izni ile tespit edileceğini,

3. Kendisindeki hassas olduğu, bahis mevzu kişi ile karşılaşma halinin de böylece tatil ile birlikte düzene gireceğini,

4. Bu devre zarfında Rabbimizin lütfu ile oluşacak zuhuratlar ile

herşey yerli yerine inşeallah oturacağını bu muhteviyata sadık kalınarak uygulanmıştır. Bu vesile ile kardeşlere Ramazan sonrası yeni devrenin zuhur edeceği bildirilmiş, ve kardeşlerin (ve’l asr) suresi okuyarak birbirleriyle helalleşmeleri tavsiye edilmiştir. Teklifimiz kardeşlerin kabulü ile de tatbikat bulmuştur.

Böylece O…. Hanımın alakasının kesilmesinin usulunce, suhuletle, kalp kırmadan olması gayreti içindeyim.

***

Anladığım kadarıyla Cumartesi günkü sohbetin cereyanının sonucu olarak G.K… Hanım benim haberim olmadan bir yandan size müracaat edip, sizinle temas etmiş, diğer taraftan da aşağıdaki e-mail’i kardeşlere geçirmiştir. Bu fiilden sizin haberiniz olup olmadığı da yine benim malumatım dışındadır. Bahsi geçen G…. Hanımın kardeşlere göndermiş olduğu “e-mail’i” ve o “e-mail hakkındaki düşüncelerimizi” ifade eden yazıyı ekte size gönderdim. Bu e-maildeki ifadelerden de anladığım kadarıyla,

- kişinin uzaklaştırılacağı G…. Hanımı tatmin etmemiştir.

- Kişi yargısız infaz edilmiştir.

- Sizin de, benim de, … ve …’nin de ve bütün kardeşlerin de

bunu böylece kabul etmesi istenmektedir.

***

Sohbetlerde “sizi birbirinizle imtihan ederiz” (47/4) ayeti gereği

kişi isimlerinden bahsetmeyiz, hedefimiz kişi veya kişiler değildir.

Çünkü kişilerin hallerinin hükmü, kendi mertebelerine göre hakîm olan Allah’a aittir.

Bizler birbirimiz hakkında hüküm veremeyiz. Kul olarak sadece nefsin irfan olunma öğrenimi ve talimi içindeyiz. Allah arzusuna inşeallah razı eder. Amin. Ancak nefsin hevasındaki gizlide kalan, kıskançlık, hased, hınç, vs. duygular bizlere hakim olduğunda, birbirimizi hedef alır ve ona hücum ederiz. Böylece asıl ile olan zikr-i tevhidi bırakır, gölgeye hücum ederiz.

Recm, cahiliye dönemi adetlerindendir. İslam nuru ile beraber terkedilmiştir ve terkedilmesi gerekmektedir.

“sizler birbirinizin örtüsüsünüz,” (2/187)

ve yine “çocuklarınız hakkında müşterek karar verin” (2/133) ayetince olaylarda birbirimizin rızası ile tatbikat içinde olmalıyız.

Âmennâ ve saddaknâ Ancak bu nefsin hevasına tabiyet anlamına gelirse, O zaman (Tagut)’a – (Firavun)’a tabi olmaz mıyız

Bilelim ki, bahis mevzu olan bir “İNSAN” dır. Hayal ve vehimden başka suç isnad edilmeme halinde böyle büyük bir hınç gösterisi içinde olmak makul bir şey midir E.K.)

***

Selam, Selam 

(X9/X7/20X1)

Hayırlı günler ve selâmlar. E.. K… ailesi fertleri. Yapılacakları babanıza bildirdim, okumak isterseniz ondan alabilirsiniz. Ayrıca bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde, hepinize gönderilecektir. İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için, hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp, kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye, öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan, bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden, atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. Çünkü hiçbir şey tek taraflı olmaz ve hiç kimse mutlak haklı olmaz ortada bir hadise varsa, o hadisede bütün tarafların miktarınca hepsinin az çok hatası vardır. Derlerye hatasız kul olmaz. Selâmlar hoşça kalın İnşeallah bu hususta son yazımız olur. Terzi Baba.

Yukarıda görüldüğü gibi nelerle uğraşıyoruz ve nerelere düşürülüyoruz, ne kadar değerli zamanlarımız heba olup gidiyor, bunlar bizim işimizmi.? (T.B.)

G.K…. HANIM DOSYASI

Birgün imamın biri bir camiye vazifeli olarak atanır. İmam ve ailesi vazifeli olduğu camiye gider, caminin lojmanına ailesi yerleşir, kendisi de cami cemaatına imamlık vazifesini deruhte eder.

Karısı etraftaki cemaatın hanımlarıyla yakın ilişki kurar. Bu arada beşeriyetlerinin gereği bazılarına ters düşer. Bir vakit kocasına bu ters düştüklerinden bazılarının camide namaz kılmalarına izin vermemesini talep eder.

İmam, “Hanım, cami Allah’ın evidir. Bizim evimizde bize verilen lojmandır. Zahirde bile Allah’ın arzusu ve emri üzerine çıkamazken (Allah rızası) için kim olursa olsun Allah’a kulluk üzere cemaat olmuş olanı dışarıya çıkartmak benim görevim değildir” demiştir.

Daha sonra karısı yönetici, dominant ve hakim hali ile cemaatın hanımlarından bir kısmını kontrol altına almış ve onların içinden istemediklerini yanından uzaklaştırmış. Hatta imama cemaat olma yerine

hanımlar imamın eşinin etrafında dönmeye başlamışlar.

Bir çöplükte iki horoz olur mu?....

Bir soru akla geliyor. “Allah’ın makbul tuttuğu Nefsin nefse olan tabiyeti midir, nefsin aklı küle olan tabiyeti midir?...”

***

Efendim,

Allah tarafından büyük bir bağış ve ikram olmak üzere verilen vekil halifelik vazifesini yine Allah’ın ikram ve izniyle bizleri bir araya getirdiği bir grup içinde onun lutfu ile yürütürken

- 4 benlik (beşeri, heva, izafi ve ilahi),

- 7 nefis mertebesi,

- 4 makam (şeriat, tarikat, hakikat, marifet),

- 28 Peygamber,

- 18 alem manayı hakikatını

- ilmel, aynel, hakkel irfan olunmak üzere hicret etme tatbikatında kervan olarak yola koyulduk. Bu yolda mülaki olan kardeşler, bu kapının tevbe kapısı, yokluk kapısı olduğunun tanımıyla eksik ve kusurlu hallerinden Allah’ın makbul tuttuğu kul idrak ve irfaniyetinin seyrine hep beraber koyulduk.

Birbirimizi selamlarken remzen Adem’e secde yani Ademiyet tasdiği üzere birbirimizin elini öperek (ne ben, ne sen, illa Hak) tasdiğini daim yapmaktayız. Yani hepimiz kulluk tatbikatında derviş zevki üzere yürümekteyiz. İsimler tatbik olurken “fiilin faili Allah” olduğunun ve ehil hale gelen sıfati görünmenin de Allah’a ait sıfati, zat-i tenezzül olduğunu kabul ve tatbikattayız.

Bu arada dikkat edilecek husus, Firavunluk’tan, Muhammedi Allah kulluğuna yol alırken, Allah kulluğu bahanesiyle, Firavunluk inadında kalma gafletinde olmamaktır.

***

Bu kısa girizgahtan sonra her mertebe ve makamda o mertebe ve o makamın mazhariyetince edep olan,tevhid dışına çıkmayarak, Kur’an üzere yürümektir. Bu yolu tevhid dışına çıkarmaya çalışmak yine Allah tarafından izinli olan İblis ve Şeytan müessesesine aittir. Allah’ımız bizleri böyle bir tatbikat ile dalalet ve gadaptan korusun. Amin.

Bu yolda yürürken yeni gelen kardeşler, kendi bulundukları mertebelerinde ve tamamen beşeri benliklerinin tesirinde olayları değerlendirirler. Bu hepimiz için böyledir. Niyetleri halis, ilimleri eksik olması bakımından tatbikatlarında edebe uymayan hususlar olabilir. Rabbımızın ikazıyla onların kusurlarını değil niyetleriyle kabul edilir,

tevbe ve istiğfar tavsiyesiyle Allah’ımızın “tevvabün rahim” isminden onun izniyle istifadeyi umut etmekteyiz. Kasti olması bahis mevzusu olmayan tavırlarda kişiler bu tolerans içinde Allah’ımızın rahmetinden her zaman istifade ederler.

***

G.K.. hanım olayı olarak başladığımız bu hususta ilk başlarda kardeşler maneviyatla alakalı bilgileri herkes kendi haline göre anlamakta ve bunları kendi aralarında konuşmakta ve makam ile temaslarında, makama yaranma üzere konuşulanları hallerinin gereği olan kendi anlayışlarını makama nakil etmektedirler. Bütün kardeşler bunu aynı şekilde yapmaktadırlar. Bu kendi bulundukları mertebenin nefsi görünmeleridir.

***

G.K… hanıma yakınlık kurmak isteyen bir grup, olayları ona naklederken önce birbirleri ile laf dalaşı halinde suçlama yapar iken

daha sonra hasseten bir kişinin “etraftan laf toplayıp kendine göre değiştirerek E…K…. Bey’e anlattığını” ikna etmişler. Onların ifadesiyle bu yüzden G..K… hanım da

X0.X6.20X1 tarihinde bana gönderdiği e-maildeki yazıda

o kişi için “5. kol” – “Tehlikeli madde” lakabını takmış olduklarını ifade etmiştir.

Bu olay tarafımıza geldiğinde, biz bu türlü anlatımların hepsi tarafından yapıldığını ve hepsinin bu mertebe gereği kendi zanları olduğunu G.K.. hanıma ifade etmiştik, ve onun bulunduğu yer itibariyle bu gibi konuşmaları işitmesini ama candan dinlememesini, katiyet ile karışmamasını, kenarda kalmasını, taraf tutmamasını ve hüküm vermemesini, zamanla bütün bu kişilerin nefsin irfaniyeti içinde

halden hale dönüşüleceğini de ifade etmiştik. Bu zanni bilgileri kendilerince yaranma hedefi ile makama aktarmalarında, makam yönünden bilgi tespiti bakımından hiçbir mahzuru yoktur. Çünkü o bilgilerden yine onlara tevhid üzere sohbet ile kervanı götürür. Hüküm hakim olan Allah’a aittir.

***

Yukarıda izah ettiğimiz gibi, bazı kişiler, önceleri birbirlerini ve bazı kişileri suçlar iken Daha sonra hassaten bir kişiyi hedef tahtası haline getirip acımasızca adeta recm etmeye başlamışlardır.

Bu arada sohbetlerde, (Hucurat 49/12)

Ey iman edenler, çokça zannetmekten ictinab edin, kaçının

Kesin ki, zannın bazısı ism/günahtır

Ve birbirinize tecessüs etmeyin, kusurunu araştırmayın

Ve bazınız bazınıza gıybet etmeyin

Sizden biriniz, meyt/ölü ahi/kardeşinin lahm/etini yemeği sever mi?...

Artık onu kerih/çirkin gördünüz, iğrendiniz

Ve Allah’a ittika edin, kesin Allah ki, tevvabün rahim’dir.

Gıybet; bir kişinin gıyabında doğru dahi olsa o kişiyi hedef alarak konuşmanın, o kişiye vücud verme bakımından makbul olmadığı,

İftira; yukarıdaki tatbikatın, yani kişiyi kasdederek, yalan bilgi halinde yapılması ile ilaveli olarak makbul olmadığı, anlatılmış, bizim yolumuzun nefsin irfan olunması olduğu ikaz ve ifade edilmiştir.

Ancak G.K.. hanım kendisine de aktarılan bu bilgilere taraf çıkmış ve makam olarak bizim de tarafları dinleyerek, kendisinin taraf çıktığı kişiler hakkında müspet karar vermemiz istemiştir. Bulunduğumuz makam itibariyle, “hüküm hakim olan Allah’a aittir”, “zaman içinde kendi aralarında ahenk zuhur eder,” diyerek, bundan kaçındık ve onun da yukarıda izah ettiği gibi karışmamasını istedik. Ancak gördüğümüz kadar yukarıda belirtilen ikaz G.K.. hanım tarafından

1. “sen taraf tutuyorsun” ithamına sebep olmuştur. Aslında Mürşid makamı aynalığında tevhidi bozmaya sebep olacak şekilde bu keyfiyet kendisinin taraf olduğuna işaret olmuştur. Bu taraf tutma ithamı daha sonra vehim ve evham tazyiği ile

2. “Senin ona karşı ilgin var” haline dönüşmüş, ve daha da ileri gidilmiş

3. “Flört ediyorsun” denmiş, ve öyle bir tablo çizilmiş ki bu kadar yapılan sohbetler

4. (Sohbet-i İlahi) değil (Sohbet-i Flört) olarak kabul edilmiş ve öyle gösterilmeye çalışılmıştır.Akla bir soru geliyor, peki bu sohbetler (Sohbet-i Flört) ise

- 60 kişi civarında bir grubun manevi terakkileri nasıl oluşmuştur

- Alınan manevi ilhamlar yapıldığı bahsedilen o flörtten mi ortaya çıkmıştır

Kardeşlerdeki manevi tesirat ve terakki onlardaki (rüya, şuhud ve yakazalarında, hal ve hadiselerinde, karşılıklı konuşmalardaki fikir teatilerinde) açıkça görülmektedir, ki nitekim flört ediliyor diye iddia edilen kişi, geldiği gündeki taşkın iddialı hallerinden bir hayli değişmiş, kendisi üzerinde ısrarla oynanan oyunlarda, tevazu ve rızada kalıp, gösterdiği, sabır, sebat ve ısrar üzere tahammülde, kendisindeki tecelliler neticesinde manevi terakkidedir.

***

Flört iddiası daha da ileriye gitmiş vehim ve evham desteği ile 5. (aralarında ilişki var) haline dönüşmüş ve bu arada sohbetlerle Allah Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan ettiği gibi

(Isra 17/39) ayetinde

Ve me’allahi/Allah ile beraber ilahen ahar/başka ilah sakın

ec’al/edinme sonra melum/kınanmış ve medhur/uzaklaştırılmış olarak cehenneme ülka/atılırsın

(Ali İmran 3/64) ayetinde

Allah’tan başkasına a’büd/ibadet etmeyelim.

Ve ona hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayalım.

Ve dunillahi/Allah’tan başka bazımız bazımızı erbab/rabblar

edinmesin.

Eğer tevellev/yüz çevirirlerse kul/deyiniz ki, şahit olunuz, kesin bizler müslümanlarız.

(Yasin 36/23) ayetinde

Ben hiç O'ndan dun/başka alihe/tanrılar ittihaz/edinir miyim,

buyrulur.

Ne yazık ki G.K… hanım yapılan uyarılara rağmen - önce bizim bu kardeşle ilişkimiz olduğuna, daha sonra bu fikirden vazgeçerek - bu kişinin bizlere büyü yaptığı düşüncesiyle medyuma

gitmiştir.

Açıklayacak olursak;

- Medyum denen aslı cinci olan kişilere gidilmesi tasvip ve tavsiye edilmemesine rağmen, önceleri her ne kadar böyle bir şeyin olmadığı söylense dahi maalesef Ademiyet edebinin birinci hakikati olan söz dinlenmeyerek, - ve kendisine o kişinin büyü yapıp, yapmadığı hususunda yapılan iltica için rabbi zuhurat beklenmeyerek, ( ..

kardeşimizin de şahit olduğ Hanım “bu işi çöz, sen bir işi çözmeyi kafana koyarsan çözmeden bırakmazsın. Ama daha en başından büyünün olmadığının hükmünü verip konuyu geçiştiriyorsun” söylemi üzerine iltica yapılmıştır.

Yani onun arzusu üzerine yapılan ilticanın zuhuratı

beklenmemiştir Makam-ı Muhammediyet teslimiyeti ile Allah’a kulluk

edileceğine

Medyum denen cinciye gidilmiştir.

(Tevbe 9/63) ayetinde a’lem/Bilmezler mi ki, şüphesiz her kim

Allah’a ve Resûlüne hade/muhalefette bulunursa artık onun için içinde halid/ebediyen cehennem nare/ateşi

vardır.

Bu ise en hızyü’l ‘azıym/büyük rezillik, perişanlıktır.

(X4.X6.20X1) tarihli gönderdiği e-mailde Medyumun verdiği bilgiye göre, bu kardeşle bizim aramızda G..k.. hanımın hayal ve vehim ile icat ettiği - bir ilişkinin olmadığı (bu hayal ve vehim bu mertebenin gereğidir ve normaldir kişinin ailesine düşkün bir adam olduğu belirtilmiş, böylece kendisinin kabul ettiği medyum denen cinci tarafından da bu hal tasdik edilmiştir.

Diğer taraftan ise - büyü yapıldığından bahsedilmiş, - yapılan büyünün kişi üzerinde neredeyse tesirinin kalmadığı söylenmiş, - ve bu büyünun de “Papaz Büyüsü!” olduğu söylenip, - bunun da büyücü tarafından istenirse kaldırılabileceği ifade

edilmiştir.

(Not : Büyücünün sattığı şey büyüdür. “Papaz büyüsü”

diyecek ki yüksek para koparabilsin diye düşünmekteyiz.)

***

Esas problem olan hayal ettikleri aralarındaki ilişki ise böyle bir ilişki olmadığını kendisine rab etmiş olduğu büyücüden öğreniyor. Ne hikmetse, G.K… Hanımın X4.X5.20X1 tarihli gönderdiği e-mailde “şeyhimin yüzü suyu hürmetine Allahım kabul etmiş olsun” ifadesi ile, bizdeki tatbikatın makam olarak Şeyh-i Muhammed olduğunu kabul ve ikrar ediyor. Bu durumda bizden çıkan söz, o makama aittir.

Yani ŞEYHİ söylüyor, kabul etmiyor ama ilk defa gittiği büyücü söyleyince kabul ediyor.

***

(X4.X6.20X1) tarihli gönderdiği e-mailde inandığı medyum ifadesinde,

“aralarında ilişki olmadığı” söylediğine göre artık o kişiyle alakalı

- Daha önceden haksızca, ağza alınmayacak en kötü kelimeleri halen kullanmaya devam etmek, o insanın kalbinin kırılmasına devam etmek değil midir?...

- Artık özür dilenmesi gerekmez mi?...

- Eğer özür dilenmezse, dilemeyen kibirde kalmış olmaz mı?...

***

Büyü konusunda iltica edildiği halde henüz herhangi bir zuhurat olmamıştır. Yine inandığı medyum ifadesinde, “yapılmış olan büyünün tesiratı kalmadı” dediğine göre

- ortaya atılan şikayetler nereden geliyor Belki biyolojik, belki kimyasal, belki psikolojik, belki de manevi yolun imtihanları olarak vehim ve hayaller olabilir mi?...

***

X4.X6.20X1 tarihinde gönderdiği e-mail’deki G.K. Hanım’ın ifadesine göre büyücü aşağıdaki söylemlerde bulunmuştur:

- G.K… Hanım’ın üzerinde büyünün tesiri kalmamış,

- eve ölü toprağı serpilmiş,

- herkes huzursuz, birbirini yiyor,

ve daha nice ifadeler…Bu iddaların ev ahalisi olduğuna göre, cevabı ailenin diğer fertleri tarafından verilmesi gereken cevaplardır. Onlar ise cevaben, hadisenin iddia edildiği üzere olmadığını beyan ederek tamamen reddetmektedirler.

***

Bu vesile ile X0.X5.20X1 tarihinde gönderdiği e-mail ile üzerindeki hayal ve vehimler öyle baskın hale gelmiş ki “ya ben, ya o” (ki olması gereken ise ne ben, ne o, illa Allah) şeklindeki bir ifadeyle tevhid hakikatında saf olacağına, mukayesede kalıp İblis siyret durum arzetmektedir.

X0.X5.20X1 tarihinde gönderdiği e-mailde “ya ben, ya o” şeklindeki ifadesi ve X0.X6.20X1 tarihinde gönderdiği e-mailde,

- “Gayet tabii herkesin bana saygısı var, herkes ondan nefret ediyor”,

- “Ben ondan hayırlıyım” şeklindeki mukayese yapma ifadeleri,

İblis siyret bir hal değil midir

***

Yine Gü… Hanımın, ( … kardeşimizden naklen) “Benim sohbetlere mutlaka gitmem lazım. Eğer ben oraya gitmezsem o topluluk dağılır” ifadesi,

- farkında olmadan kişiyi paranoyaya götüren vehmi bir düşünce değil midir Sohbet Allah’ındır, Kur’an-ı Kerim’de (Hicr 15/9) ayetinde

Kesin ki, nahnü/biziz o zikr/Kur'an'ı biz inzal/indirdik.

Ve muhakkak ki, lehü/onu elbette hafiz/koruyacak olanlarız, buyrulur.

***

Yine Kendi ifadesi ile, sohbete gitmeme halleri için bazı kardeşler,

“sen sohbete gelmez isen, biz de sohbete gitmeyiz,” demişler.

Bu sözün kötü maksatla söylendiğini sanmıyorum. Çünkü o gelmediği zamanlarda, bildiğim kadarıyla bu sözü söyleyen kişi ve kişiler sohbete gelmişlerdir.

***

Bu halleri ile farkında olmasa da, grup içinde kendine yakın gördükleriyle gruplaşmaya gidilmiştir. Bu da muhtemelen zaman içinde başkaldırmayı tetikleyecektir. Bu arada zaman zaman müşahade ettiğim kadarıyla, sohbet esnasında kardeşlerin eğitimlerine ters düşecek fikir ve sözleri, çekinmeden bize karşı kullanmaktadır.

Arzumuz

1. Arzettiği mukayese halinden geçip Tevhid üzere, Hakk’ı müşahade etmek,

2. Allah’ın tenzil ettiğine Allah’ın muhafız olduğunun edebi içinde olmak,

3. Sohbete Allah rızası için gelmektir.

Nitekim sohbetlerde her zaman, “Sohbete benim (E.k.) için geliyorsanız bir şey alamazsınız, Kim ki Allah rızası için gelir, Allah katında makbul olur,” demekteyiz. Bu şekildeki ifadenin bu yol üzere nasıl yürüdüğümüze örnek olması gerekmez mi?...

4. Herkes kendi mertebe ve makamı üzere Allah kulluğu tatbikatında olmalıdır. Dervişin teslimiyetiyle bu irşad kendisinde açılır, Bunun çekişmesiyle kendini zulümde tutar bağlı olduğu makama da küfür içinde kalır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim’de (Tevbe 9/63) ayetinde

a’lem/Bilmezler mi ki, şüphesiz her kim

Allah’a ve Resûlüne hade/muhalefette bulunursa

artık onun için içinde halid/ebediyen cehennem nare/ateşi vardır.

Bu ise en hızyü’l ‘azıym/büyük rezillik, perişanlıktır. beyan edilmiştir.

***

Sohbete gelip bu halden kurtularak terakki etmeye bakacağına sohbette fitne ve fesad tesiratında kalınarak İblis’e, Şeytan’a adeta prim verilmiştir. Bu arada tehdit olarak, (X0.X5.20X1) tarihinde gönderilen e-mailde boşanma, ayrılma teklifinde bulunulmuştur. Ama oğlunun durumunun bugün için imkansız olduğu bahane edilmiştir. İfade tarzından, mevzuda kesinlik kazanmadığını, kendi içinde çelişkide olduğu intibası bizde uyanmıştır.

Bu meyanda bazen geçmişle, bazen de içinde bulunduğumuz zaman ile ilgili aslı astarı olmayan suçlamalarda bulunulmuştur.

***

Ne enteresandır ki (X4.X5.20X1) tarihinde gönderdiği diğer bir e-mail ile

- kendisinin yeniden doğmuş gibi olduğunu,

- üzerindeki bütün menfi düşüncelerin yok olduğunu,

- söylediği ve kafasında büyüttüğü senaryoların tamamen batıl olduğunu ve bunu da kendi sözleriyle

- “Şeyh’inin yüzü suyu hürmetine Allah’ın kabul etmiş olduğunu” ifade etmiştir. Bu ifadeyle yani dervişlik ikrarı içinde kalıp Makamdaki Şeyhi Muhammediyeti kabul ve tasdiken tevbeye yönelme hali lehinedir.

***

Fakat nedense X9.X5.20X1 ve X1.X5.20X1 tarihlerinde gönderdiği e-maillerde yine tamamen terse dönmüş ve bu emaillerde büyünün etkisi olduğunu ifade etmiştir. Peki dervişlik halinin gereği olarak muhles kul tatbikatının icabı

- iddia ettiği büyüyü neden reddetmemiş

- neden vehim ve evhamlarına kıymet vermiştir

- Daha öncekinde olduğu gibi Şeyh’ine neden güvenmemiştir

Derviş olmakta zorluk çekilmesinde sığınılacak yer yine Mürşid Makamı dır. Mürşide olan teslimiyettir. Bunun aksine Mürşid makamı ile çekişmek değildir.

***

Allah muhles kuluna İblis’in tesirini yasak etmiştir. Sohbetlerde bu defalarca açık açık anlatılmıştır burada görülüyor ki, maalesef kuvvetli bir iman ile tatbikata, hale geçilememiştir. Kimi kardeş ise, bildirdikleri rüyalarında bu türlü olaylarda “Mücadeleyi bırakmayacağım, asla ama asla Efendi’min eteğini bırakmam, asla ama asla bu kapıyı bırakmam, defol git” diye çığlık çığlığa bağırmıştır.

***

(X4.X6.20X1) tarihinde gönderdiği e-mailde de yukarıda bahsedildiği gibi büyünün de tesirinin kalmadığı ifade etmiştir. Madem ki, e-mailde bahsedildiği gibi,

- ikisi arasında kendisinin hayal ettiği gibi sevgililik ve yatak olayı yoktur,

- ve yine bu sene içinde büyü yapılıp, onun üzerinde tesiri kalmamıştır, bu telaş niye

Bu kadar terslikleri anlamak ve yorum getirmek pek müşküldür.

***

Bir kimse ne nedenle olursa olsun büyücüye giderse büyücü vesilesiyle cin veya cinleri hanesine otomatikman kabul etmiş olmaktadır.

Ne enteresandır ki (X4.X6.20X1) tarihli e-mailin gelmesi devresinde bu mevzu ile alakalı makamca yapılan ilticaya (X8.X6.20X1) tarihinde bir rüya zuhuratıyla cevap verilmiş, maalesef büyücüyle temasın bu tarihten sonra olması G.K. hanımın temasına işaret kabul edilebilinir.

Allahu A’lem…

***

Burada kafanın karışıklığı ve muhakeme kifayetsizliği görülmektedir.

Bu da vehim ve evhamın etkisiyle, görüş ve muhakemenin sıhhatli olmama alametidir. Sıhhatli olmayan bir şey için karar almak, eğer o şey yanlış ise vebaldir.

Nefsin hevasına uymaktır. Nefsin hevası itibariyle “ben böyle istiyorum, böyle olsun” şeklinde bir anlayıştır, ki bu tatbikatı yapmak makbul olmaz. Böyle bir tatbikattan alemlerin rabbı olan Allah’ımıza sığınırız. Amin.

***

Kişi maneviyata maneviyatta nefsi terakki yapmak için değil de, maneviyatı kendi nefsi anlayışına uydurmaya gelmiş gibi görünmektedir.

Efendi’nin sözlerini terakkiye vesile etmiyor,

aksine kendi maddi anlayışına göre hem sözleri, hem Efendi’yi tenkid ediyor ve kendine uydurmaya çalışıyor. Uymadığı zaman da onun, yüzüne de, gıyabında da her türlü hakareti yapabiliyor. Hatta fikriyatına uymuyorlar diye kendi ailesine (çete) lakabını bile takıyor.

***

Yine (X0.X6.20X1) tarihinde gönderdiği e-mailinde bahsettiği üzere,“Sen Kur’an’ı inkar mı ediyorsun? Bir ayeti kabul edip diğerini etmiyor musun?

İslamda 4 kadına kadar hak var,” ifademizi beyan ederek, bu ifadeyi algılaması, bizim kendi hevesimiz için Kur’anı kullanıyoruz şeklinde olmuştur. Aslında bu beyanla ilgili olarak, yani (İslamda 4 kadın) meselesinin (şeriat, tarikat, hakikat ve marifet) üzere birçok anlamlar taşıdığı nice sohbetlerde tekrar tekrar anlatılmıştır.

Bununla beraber tüm ayetler, şeksiz şüphesiz aynen kabul edildiği ve tatbik gördüğü zaman Allah (Hatmü’l Kur’an) ismiyle kulda kemaliyle gözükür diye de hassaten belirtilmiştir.

***

Yine bulunduğu mertebenin tesiratıyla (X0.X6.20X1) tarihindeki e-mail ile gönderilen yazıda manevi gönül ehline “maneviyatı kendi nefsi hevasına kullanıyor” ifadesini dahi kullanmıştır.

Manevi bir kapıya manevi terakki, nefsin irfan olunması için gelinir. Kişinin bunu irade etmesi, mürid (irade eden) isminin sıfat kazanmasıdır. İrade ettiği şey ile irşad olup, rüşde erer, mürşid ismi sıfat kazanır. Mürşidin cismaniyetini görerek, “sen varsın, ama ben de varım” hali içinde kalmaya inat ederse terakki etmesi mümkün değildir.

***

Derler ki; nefis halk edildiği zaman Rabbı nefse sormuş, “Nasıl keyfin yerinde mi?” cevap “Yerinde enfes” demiş. Rabbı “Ben kimim, sen kimsin?” demiş. cevap “Sen sensin, ben de benim” demiş. Bir müddet sonra yine çağırmış yine aynı konuşmada aynı cevapları almış. Bunun üzerine rabbı nefsin rızkını azıcık kesmiş.

Bundan sonraki tatbikatlarda nefsin “sen sensin, ben benim” demesi devam ettikçe etap etap nefsin rızkını kesmiş. ve sonunda nefis “sen sensin, ben de senim” demiş. Deyince de selamet zuhur etmiş.

***

Bu anlatımdaki benlik iddiası ile beşeri ve heva benlik tatbikatıdır. Beşeri ve heva benlik içinde kalmak gayreti hatta manevi grubu da bu benlik içinde yürüttürülmesine önderlik edip kendine grup kurma gayreti

sanki bilerek veya bilmeyerek isyan hareketi içinde asi olmayı talep etmesi görünümü arzetmektedir.

Demek ki önemli bir manevi imtihan gözükmektedir. Bu keyfiyet kendisine ifade edilmiştir, ancak “ya ben, ya o” diretmesi onun kabul etmesine engel olmuştur.

***

Medyum dediği cinci tarafından (X4.X6.20X1) tarihli emaildeki yazıda belirtildiği üzere cincinin bizim için söylediği diğer sözler:

1. Hasta ve çaresiz,

2. Seneler önce olan bir büyü ile adam elinde avucunda ne varsa kaybetmiş,

3. Bir baltaya sap olamamış. G.K.. Hanımın bu sözleri aynen kabul etmiş olması hem eş olarak, hem de derviş olarak hakikate ve edebe uymaz.

1. Hasta ve çaresiz,

Rabbıyla beraber olan ne hastadır, ne çaresiz. Elinde avucunda bir şey olmamasına rağmen gerek dünyevi, gerek uhrevi Rabbıyla gani ve sıhhatlidir. Daim Rabbından selam alır ve onun izniyle aldığı selamı etrafına zekat eder, verir. Böylece selamet ismi kemalden kemale yol alır.

2. Seneler önce olan bir büyü ile adam elinde avucunda ne varsa kaybetmiş,

3. bir baltaya sap olamamış. O senelerde İslam’dan haberi olmayıp, o hadiseler sonrasında İslam ile şereflendi. Unutmayalım, Allah’ın bir adı da Hayrü’l Makirin’dir.

Baltaya sap olamamış deniyor. Aslında şu anda Rabbının lütfu ve Efendi’sinin izni ve icazeti ilevekaleten lütfedilen manevi liderlik görevini ifa etmekte ve bir grup halinde “seyrullah”ta irfan olunmak üzere kervan olarak himmet üzere gitmektedirler.

-Bu hadisenin içerisinde kendisi de derviş olarak bulunmamakta mıdır?...

- Bulunduğunu kabul ve ikrar ediyorsa, teslimiyetteki kemalatını ortaya koyacak şekilde, Hz. Ali misali ölmek üzere Muhammed’inin yatağına girmede olduğu gibi kendi mertebesi üzre neden reddetmemektedir?...

***

G.K…. hanım tespit ettiğimiz kadarıyla, maneviyat tatbikatlarında genellikle dünyayı talep edip para yokluğunun şikayetini öne sürüp, sohbetlerde açık açık “bize paradan haber ver, bize paradan haber ver” şeklinde ortaya koymuştur.

Bu da kardeşlerle konuşmalarımızda bu hali maalesef onların nazarı dikkatini çekmiştir. Lisan-ı münasiple hep geçiştirmişizdir.

***

G.K… Hanım bu süre zarfında Mazlum ve mağduru oynamada farkında olarak veya olmayarak, (şantaj, tehdit, korkutma, şikayet, gammazlama, ispiyonlama, yanında dost gözüküp bilgi alıp, o bilgileri maksatlı yorumlayıp onun üstündeki kişiye gidip ona yaptıramadığını bağlı olduğu muhterem zata yaptırma gayreti) gibi silahları kullanmaktadır. Hayal ve vehminin yarattığı ortamın negatif düşüncelerinin ortaya çıkardığı vücudiyeti, cinni olarak mütalaa edip,

kabul etmiş ve herkesin de bu şekilde kabul etmesini istemektedir.

Ancak bu konuda buna delil olabilecek herhangi bir zuhurat olmadığın dan Kabul etmekte zorluk çekmekteyiz.

Bunun üzerine ferdi konuşmalarda bize karşı “Seni istemiyorum, gözüm görmesin, sana inanmıyorum” gibi ifadeleri taşkın hareketlerle ortaya koyması yüzünden

kişinin hassas bir dönemden geçtiği gözlemlenmiştir. Kabul edilmeyen, sevgi duyulmayan kişinin vesilesi ile zuhur eden sohbet, ki o sohbet aslında hak sohbetidir. Ancak G.k. Hanım eski alışkanlıklarıyla kişinin beşeriyetini görmektedir.

Diğer taraftan, mademki, kişiyi sevmiyor ve kabul etmiyor, O zaman onun sohbetine gitmeyi neden bu kadar çok istemektedir?...Sevilmeyen, kabul edilmeyen, hatta kerih görülen kişi vesilesi ile zuhur eden sohbet, bünyeye fayda getirmez. Bu yüzden bir tedbir olarak, bir müddet için tatil edilip, rabbi zuhuratlar beklenip neticesine göre hareket etmek, kendisine tavsiye edilmiştir.

***

Bu kapı Piriyet arzusuna tabi olarak irfan yolunda “gelene git demez, gidene de gel demez” prensibi üzere yürümektedir. Gelen eğer istifade edemeyecekse ona bir müddet sükunet bulmak üzere tatil verilir. Bu tatbikat, tercih etmek veya etmemek, kovmak veya uzaklaştırmak değildir. Aksine sıhhatin pekleşme isteğidir.

***

Mevzunun kesinlik kazanması lazım

nitekim Kur’an’ı Kerim’de (Hucurat 49/6) ayetinde

ya eyyühelleziyne amenu in caeküm fasikun binebein fetebeyyenu

en tüsıybu kavmen bicehaletin fetusbihu ala ma fe’altüm nadimiyne

Eğer size bir fasık bir haber ile gelirse hemen onu tebeyyen/araştırınız.

Bilmeksizin kavmi suçlar/saldırırsınız da

Fiil ettiğinize nadim/pişman olmuş olursunuz diye beyan edilmiştir.

***

Bahis mevzu olan kişi

- ahlaki yönünde bir sorun olmadığı ortaya çıktığına göre,

- ve büyü yapma yönünden de onu suçlayacak durum henüz tebeyyün etmediğine göre

- onun hakkında neye göre hüküm verilecektir

- Yanlış yapılacak olan bir hükmün vebalini kim çekecektir? ……

***

Bu makamda daha önceden enerji bahanesiyle cinni temaslar yapan bir grup kişi, ki bazıları o tarihte biad etmişlerdi, enerji adını verdikleri meşguliyetlerinin aslının cinni temas olduğu kendilerine bildirilmişti.

Tevbe etme yönünde de kendilerine bir müddet tayin edilmişti. Maalesef kendileri bu ikazımızı kabul etmemiş, tevbeye gelmeyerek, dergahı kendilerince terk etmişlerdi.

***

Bu arada ilhami bir zuhuratla bu enerji gurubundan bazı kişilerin

“burayı darmadağın edeceğim” sözleri hatırlanmıştır.

G.K…. hanımın da bu cinni münasebetleri tescilli olan kişilerle illa ki münasebet kurma arzusu vardır. Buna sebep olarak, zannınca var olan büyüyü, onların kanalı ile temizlemeyi planlamaktadır. Bu konuyu E-3.. kardeşimizle de paylaşmıştır. (E3.. kardeşimizin ifadesine istinaden)

E-3… kardeşimiz bu mevzu ile ilgili olarak kendisine, “Kur’an’ın neresinde yapılan büyünün, büyüyle temizlendiğinin yazıldığını sormuş. Salih kula büyünün dokunmadığına dair ayetlerin varlığını bildirmiş. Cinlerin ve büyülerin ancak imanı eksik olanlara sirayet ettiğinin Kur’an’da yazdığını” beyan etmiştir.

Bu münasebetin açıkça cinlere davet olması bakımından tarafımızca tasvip edilmemiştir. Yukarıda G.k. Hanımın cinciye gitmesine müteakip

gördüğümüz rüya ve o rüyada yaşananlar, ki tarafımızdan rüyada reddedilmiştir, bu görüşümüze delildir. “O yönden bir çağrı mı var?” diye

elimizdeki imkanlarla araştırma gayretine girdik. Rabbımıza niyaz ederiz ki, İrfan olunma yolumuzda engel olacak her türlü cinni müdahaleden korunmayı bizlere nasibdar eder. Amin

***

Toparlayacak olursak:

Bahis mevzu olan kişi etrafında gelişen olaylar:

1. Diğer kardeşler tarafından onun hareketlerinin uygun görülmemesi, (Ne enteresandır ki, pek çok hizmette hep onu kullanmışlardır.)

2. G.k.. hanımın yukarıda izahatını yaptığım üzere. Önceleri yakın olduğu halde, etap etap onu takıntı haline getirmesi,

3. G.k.. Hanımın ifadesi ile kendisine saygısızlık etmesi, (Bu da daha evvelden G.k.. Hanım’a hizmet ile ilgili söz vermiştir. Ancak kendisi o zaman diliminde işi gereği sohbetlere yeteri kadar katılamamaktaydı.

Efendinin sohbete çağırması üzerine haliyle Efendinin sohbetine gelmiştir. Bu yüzden de hizmet sözünü yerine getirememiştir.) Sonradan, G.k… Hanımın ifadesi ile, kişi bundan büyük üzüntü duyarak, kendisinden ağlayarak özür dilemiştir. O da bu özrü kabul etmiştir.

Bilahare sohbetlerde Efendiye fazla yemek konmaması iç Hanım bunu kontrol ederek verme hizmetini ona vermiştir. O da bu vazifeyi devamlı ona sorarak, G.k… Hanımın ifadesiyle de bihakkın (layıkıyla) yapmıştır. Şu anda bakıyorum da aslında onu tam affetmemiş. Bu hali anlamak ve izahat getirmek zordur.

***

İnatla “ya o, ya ben” diyerek, kişinin irfan olunma üzere “seyrullah”’tan çıkartılıp, manevi terakkisine mani olunmak istenmektedir. Diğer taraftan baştan ona karşıt olan kardeşlerle, ki aslında kendileri de mertebeleri gereği aynı haller içindedirler, hususide yaptığım görüşmelerde, kişinin hallerinin bir hayli müsbet yönde değiştiğini ifade etmektedirler.

Yukarıda da izah ettiğim gibi, bahsedilen kişi, geldiği gündeki taşkın iddialı hallerinden bir hayli değişmiş, tevazu ve rızada, kendisi üzerinde ısrarla oynanan oyunlarda, gösterdiği, sabır, sebat ve ısrar üzere tahammüllerde, kendisindeki tecelliler neticesinde manevi terakkidedir.

Bu durumda onun manevi terakkisine mani olmak,

Kur’an-ı Kerim’deki (Bakara 2/114) ayetinde işaret edildiği gibi

Allah’ın mescitlerinde Allah’ın adını zikr/anılmasını engelleyen

ve onların harab olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir?

durumuna düşmek olmaz mı?...

***

Maalesef, Gü…. hanım bu hali daha da germiş, kişinin manevi sohbetlere gelmesini önlemek için manevi gruptan çıkarmadığım takdirde kendisinin derhal benden ayrılacağını beyan etmiştir.

Benim fikrim ise,

G.k. Hanım benim eşimdir ve eşim olarak da kalmasını istemekteyim. Hatta inadına mağlup olup ayrılsa da yine eşim olarak onu sayarım ve o günkü halim ne ise, elimden geldiği kadar yanında olmak isterim.

O benim çocuklarımın annesidir.

Ancak onun bu baskıcı teklifini kabul etmek, (La ilahe illa

Allah) yerine (La ilahe illa Eşim G.k..) şeklinde maneviyatı

Maddiyata, nefsin hevasına tahvil etmek olur diye düşünmekteyim.

Bunu da kabul etmem mümkün değildir.

***

Oluşan olayların, bünyede kalarak, beşeri benliği tanımak ve heva benliğine hicret edip, bilahare onu da tanımak - ve böylece “seyrullah”’ta terakki etmek gerekmez miydi

- Derviş olarak zaten bunu irade etmemiş miydik Bunların olması bakımından Allah’ın rahmeti karşısında ancak şükür edebiliriz. Ancak bunları herkes bilsin diye hareket edilmesini

anlamak zordur.

***

Derler ki, Hacı olmaya niyet edip, Kabe’ye gitmiş bir hacı adayı, herkesin Kabe’de usulune uygun, zikir ve dua edip, tavaf ile meşgul olduğunu görmüş. (Zaten başka ne olabilir ki Kimse onunla meşgul değilmiş, bu durumda, burada kendi halini ve havasını kaybetmiş. Dikkati çekmek istemiş.

Bunun üzerine (Zemzem) kuyusuna gitmiş ve oraya pislemiş.

Böylece herkesin dikkatini çekmiş.

Allah bizi bu hallere düşmekten korusun. Amin.

***

Aynı hali kendi yapmışta, başkası yapmış gibi onu

anlatmış. (T.B.)

***

Bu nasıl bir hevadır ki,

“Şeyhim” dediği kimseye uymadığı gibi, çok sevdiği çocuklarının fikriyatını bile bir kenara koyarak, “Ben de varım” iddiasının tesirinde herşeyi mahvetmeyi düşünebiliyor.

***

Bir de kendi yönümden hakiki anne gibi hareket etmeye kalksam diye düşünüyorum da,

O zaman (Bakara 2/145) ayetinde buyrulduğu gibi

ve leinitteba’te ehvaehüm min ba’di ma caeke mine’l ‘ılmi

inneke izen lemine’z zalimiyne

ve elbette eğer sana gelen ilimden sonra onların hevalarına tabi olursan,

kesin sen o zaman zalimlerdensindir.

tatbikatında kalıp, zalimlerden olmaz mıyız?...

Rabbim senden sana sığınırız. Bizi ve çevremizdekileri, bize gönül vermişleri, Üzerlerine nimet verilmişlerin sıratun müstakimi üzere bizlere hidayet ver. Gadab ve dalalet üzerine olanlara değil… Amin. (E.k.)

*** 

Bu mail-i eğer sabredip sonuna kadar okuyabilmiş iseniz, nasıl bir aile ile karşı karşıya olduğunuzu kolayca görmüşsünüz demektir. Eşini bazı sözlerinde sayfalar dolusu suçlayan bu kişi daha henüz kendi ailesini idare edecek kabiliyette olmadığı halde bu kadar insanı yönetmesi nasıl olacaktır. Daha evvelki hallerinde kendini ehli salâh gösteren bu kişi daha sonra bu hallere nasıl gelebildi bende hayret içindeyim.

Bir insan eşini bu derece de suçlarmı? acaba kimi kime şikâyet ediyor, şikâyet ettiği kim! acaba bunu unutmuşmu.? Yukarıda ki cinni ve büyücülük, mevzuları bu gibi hallere yakışır bir yeri olabilirmi.?

Kendisinin ifadesine göre, “bizim bu hususlarda hassasiyetimiz vardır” demesi kendisininde bu saha ile ilgili olduğunu açık olarak anlatmaktadır. Ancak ben bu hususun kontrol edilebilir bir sevide olduğunu o zamanlar, zannetmiştim öyleydide pek Zararlı halde değildi ancak daha sonraki hallerinde kendide farkında olmadan onların hükmü altına girdiği bütün düşünce davranışlarından belli olmuş idi. Ancak belki bu kişi bunun bile farkında değildi. Ve bu Halin de davranış ve konuşmalarından devam etmekte olduğu açık olarak anlaşılmaktadır.

Aslında eşini suçladığı bütün hallerin tam tamına, kendisinde olduğunun farkında bile olmamış. Yani eşinden şikâyetle onda gördüğü davranış ve hallerin gerçek sahibi kendisi olduğundan, eşi de kişinin aynası olduğundan, eşinin aynasında aynen kendini görmüş, ve baştan aşağı eşi diye kendini tarif etmiştir. Yazılanların hepsi kendi ahlâk ve marifetleridir. Bunlara birde âyet-i kerîmeleri mesnet göstererek onlarıda kullanarak kendini haklı çıkarma çabasına girdiği açık olarak gözükmektedir.

Kendi vicdanı ile baş başa kalsın ve hesabını evvelâ kendine sonra da Rabb-na versin.

Kendisine bunlar defalarca ikaz edildi ancak bu ikazlardan hiçbir şey anlamadığı açıkça görüldüğünden bunların/dosyaların, tekrar ele alınması gereği lüzüm etmiş oldu, bizde bu sebeb ile bu dosyayı geldiğinden Yaklaşık (4,5) sene sonra tekrar ele almak zorunda kaldık, bu sebeb ile bu kişi daha başka kimselere zâhir ve batın zarar vermesini önlemek için bu izahları yapmak kararını almış olduk. Belki hallerini düzeltirler diye bu günlere kadar beklemiş olduk. Hoşgörü sınırları çoktan aşılmış olduğundan bu şuursuzca gidilen yolun kesilmesi için bu tedbirler alınmıştır. (T.B

Kitabın ilerleyen sayfalarında bahsi geçen kişinin marifetleri sizlere ayrıca aktarılacaktır. Allah yardımcısı olsun. (T.B.) 

Terzi Baba Cevap (04.09.2011)

.. kardeşimiz size karşı (haşâ) bir saygısızlık içinde olmamam yönünde gönderdiğiniz (29.07.2011) tarihli e-maildeki yazınıza

cevap vermem için hatırlatmada bulundu. Mamafih kendisi de belirtmiş olduğu gibi Yazınızda cevap verme yönünde bir ifade görünmemektedir.

Bu yüzden edeben bir şey yazmadık. Ancak sükûtumuz edeben olduğu gibi ikrar halimizi de ifade etmektedir. Yazıda aşağıda orjinalinde görüldüğü üzere dikkat edilmesi gereken şeylerden; E.k

Şimdi gelelim sağ olursak yeniden yapılacaklara. (T.B

(1) Sohbetler erkekler ve kadınlar gurupları olarak eylül sonuna kadar durdurulacaktır. Ramazan iftarları gecelerin kısalığından ve teravih namazlarının oluşumundan yapılmayacaktır.

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse

yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak bayanlara sohbet olmayacaktır.

Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabilecektir. Sohbetlere her zaman ailece beraber gidilecek “eğer aile bireylerinden biri kendisi rahatsızlık sebebi ile gelmez ise o ayrı” olacaktır, Ayrı gidildiğinde de nereye gidildiği bildirilecektir.

(3) Sohbete gelenlerden (G…. Hanım ve kızı. Ve O…. hanım)

üzerinde bu hadiseler cereyen ettiğine ve size göre bu fitnelerin sebebleri olduklarına göre eğer onlarla birlikte daha başkaları da varsa cemaatın huzuru için bu topluluktan tarafımızdan uzaklaştırılmışlardır hemen kendilerine tebliğ edilmesi gerekmektedir.

(6) Birde vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere

(Efendim, Sultanım. Şeyhim, Mürşidim, üstadım) gibi ifadeler kullandırılmayıp

sadece (Rehberim veya halifem) vasfı kullandırılacaktır.

Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca idim.

özetleyecek olursak,

1. (1) Sohbetlerin Eylül sonuna kadar durdurulacağı,,

2. (1) İftar sohbetlerinin yapılmayacağı,

3. (2) a. Ekim başında erkeklere

(2) b. Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edilmişse

kadınlara da sohbetlerin başlanacağı,

4. (3) G… Hn. ve kızı G…. Hn. ve O… Hn. topluluktan uzaklaştırılacağı,

İfade edilmiştir.

Duası, “Ya Rabbi razı olduğun arzun ile bizleri arzulandır da rızandan hissemend olalım, Amin. ” olan hangi Derviş Piriyet makamının arzusu dışına çıkabilir. (Haşâ) böyle bir şey akla bile gelse, O kişi derhal (Euzü besmele) ile istiaze edip, Rabbına istiane eder. Manevi edebe istinaden, Piriyet makamının talebi, talebimizdir. Talebi, başımızın üstüne ve başımızın üstündedir. (E.k.) __________________________________

Elhamdülillah, “Anam babam kurban olsun” diyen zatların yolundayız.

Gönül Sultanımıza “Can” kurbandır. (E.k.) __________________________________

Bugüne kadar, bu yolda (benliğimize tevbe) bundan hiç şüphe duymadık. İnşaallah şüphe de duymayız. Kesinlikle aksi düşünülemez.

Yolumuza, önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, Piriyet makamının ifade ettiği, “Gelene git, gidene gel demeyiz” prensibi üzerine yürümeye çalışıyoruz.

Buna göre,

1. (3) Önceden size (28.07.2011) tarihinde gönderdiğimiz (20.07.2011) tarihli “G…. Hn. dosyası” nda genişçe izah edildiği üzere, kendisi bir “Muhammed-i Adem” gönlünü önce tasdik etmiş, sonradan beşeri benliğine mağlup olup, tasdik etmeyi bırakmıştır.

Tefekküre vesile olur diye, kendisine bırakılmış olan zaman içinde maalesef bu halini devam ettirmiştir. Yine (28.07.2011) tarihinde gönderdiğimiz yazıda izah edildiği gibi kendisine gönderilen kardeşlere “Artık gruba gelmeyeceğini,” açıkça beyan etmiştir.

Bu olay zaten o zaman içinde olmuş bitmişti. Yani topluluğa gelmemesi kendi serbest hür iradesi ile olmuştur. Bu da Rabbımız tarafından, yürüdüğümüz Piriyet makamının prensibe uygun düşürülmüştür.

Elhamdülillahi Rabbil alemin.

Kızı G.l.v Hn. da hiçbir açıklamada bulunmadan, annesi G… Hn. ın yolunu ve fikriyatını uygularcasına aynen hareket etmiş, yani temas kurmada gayrette bulunmayıp, sessiz kalıp, yine kendi serbest hür iradesi ile terkedip, gitmiştir.

2. (3) O… Hn. ise, “Muhammed-i Adem” gönlünü tasdiktedir. Ancak G… Hn. ın bu kişiye karşı (ki elden dosya olarak işyerinizde size takdim ettiğimiz yazıda bu mevzu uzun uzun aktarılmaya çalışılmıştır.)

gösterdiği aşırı kadınsal duygu ve zanni ithamlarla oluşan rahatsızlığını gidermede, size arzettiğim, “Camiye gelene git,” demenin vebalini çekme yönünden, âl-i cenaplık göstererek “vebal benim olsun” sözünüzün ardından, yani sizin arzunuz üzerine ve yine vadesi itibariyle sizinle mutabık kaldığımıza göre O.. Hn. a, durum uygun bir lisanla anlatılmıştır. Böylece Ramazan ayının başından itibaren O… Hn. ın grupla ilişkisi kesilmiştir.

3. (1) Ramazan boyunca kardeşlere iftara gidilmemiştir. Böylece iftar sohbetleri yapılmayıp, sohbetlere bir müddet ara verilmiştir. Sadece bayramın 3. günü kardeşlerle bayramlaşılmıştır.

4. (6) Makam ın vasıflanmasına işaret olarak, kardeşlerce hitabın

(Rehberim veya halifem) olarak ifade edilmesini buyurmuşsunuz.

Daha önce de vaki konuşmalarımızda belirttiğim gibi, sohbetler başladığından bu yana kendimi hiçbir kimseye dünyevi ismim olan E. K.. ’dan başka bir isimle takdim etmedim. Herkese bunu bu şekilde açıkça üzerine bastıra bastıra izah etmişimdir. Kimi “amca”, kimi “abi” demiştir. Halen de bu şekilde diyenler vardır.

Diğer taraftan da Makamı kastederek de gönüllerine danışıp, Kur’an da geçen ifadeler nezdinde söyleyebileceklerini ifade etmişimdir.

Allah razı olsun, siz buna bir düzen getirdiniz. Biz de bunu Ramazan öncesi son sohbette kardeşlere beyan ettik. Derhal tatbikata geçtik. Halen bu ifadeler üzerinde yürümekteyiz. Kabulumuz odur ki, belirtilen bu vasıfların benimle, beşeriyetimle bir alakası yoktur. Makamsal görünme olarak Rabbımıza aittir.

5. Yine yazınızda verdiğiniz örneklerle, sohbetlerin nasıl ve ne adetlerde olacağı tavsiye edilmiştir. Bunlar hakkında daha önceden işyerinize geldiğimde size kanaat olarak bildirdiğimin aynı olduğunu görmekteyim. Böyle olmamış olsa bile yine sizin tavsiyeniz, bize emir olur. Sohbetler tabii ki, bildirdiğiniz seyir üzerine yürüyecektir. Bunun aksi asla düşünülemez.

6. (2) Böylece yukarıda işaret edildiği üzere,

(2) Ekim başına kadar bu sorun düzelmezse yani aile birliği yeniden muhabbetle tesis edilmezse sadece erkek sohbetlerine başlanacak bayanlara sohbet olmayacaktır. Aile içi muhabbet ve beraberlik tesis edildikten sonra haber verilerek bayan sohbetlerine de başlanabilecektir.

Ekim ayı dönemini beklemekteyiz. Vade tamam olduğunda gerekeni yapmak üzere sizi arayacağız, tabiatıyla izninizi ve duanızı alacağız. Her daim himmetlerinize ihtiyacımız vardır. Daima da olsun isteriz. Himmetlerinizi izninizle talep etmekteyiz. (E.k

Not: Bu vesile ile bizi düşündüren bir hususa izninizle temas etmek istiyorum.

Sultanım Terzi Baba

içinde bulunduğu yaş döneminin hassasiyeti ile bu aralar gerek zahirin tesiratı ve gerekse manevi terakki olaylarını aşırı duygusallık ile algılamaktadır. Nitekim gittiği doktor tavsiyesi ile de ilaca başlamıştır. İlacın kendisine fayda verdiğini ailecek tespit etmekteyiz.

Aşırı duygusallığı neticesinde oluşan vehmi ve yine manevi mertebesinin zanni tesiratı altında sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bütün samimiyetiyle aile sırlarımızı size açmıştır. Allah sizden razı olsun. Amin.

Sağlam bir kanaat hasıl olması bakımından biz de bu mevzuları elimizden geldiği kadar Kur’an ışığı altında olayların irfaniyetteki yerlerini ifade etmeye çalıştık. Yine sizin de gösterdiğiniz yakınlık üzere bu çalışmaları size dosya halinde gönderdik. Böylece daha sağlıklı kanaat hasıl olabilir diye düşündük

Nalınların çıkarılarak girilecek makama, her ne kadar sizin izniniz olsa da maalesef, çamurlu postallarımız ile girmiş ve sizi üzmüş olduk.

Özür dileriz. Ümit ediyoruz ki, Rabbimiz bizleri bağışlar. Amin. (E.K.) 

Buraya kadar ifade edilenlerin arasında tek doğru ve pişmanlık içeren bu ifadelerdir. Keşke bunlarda. Aşağıda belirtilen, “Tevbe ve istiğfar ederiz” sözlerinde gerçekten samimi olunsa idi bu günkü sefil duruma düşülmez idi. (T.B.) 

Böylece çoluk, çocuk, ailecek sizin izniniz tahtında sizi mahrem bilerek (ki doğrusu budur) aile sırlarımızı size ifşa ettik. Manevi edeb yönünden şüphesiz ki kusurumuz olmuştur. Tevbe ve istiğfar ederiz

Ancak Cum (X9.X7.20X1) tarihli e-mailinizde şöyle bir ifadeniz olmuştu.

….. bütün bu yazışmaları bir dosya halinde oluşturup bittiğinde ailece hepinize gönderilecektir. (T.B

Yukarıda da açık olarak belirtildiği gibi daha o zaman o haliyle hazırlanan dosya eğer kendilerini düzeltmezlerse o haliyle hepsine gönderilecekti. Ancak kendileri tarafından da açık olarak verdikleri sözleri hiçbir şekilde tutmayıp ikaz edilenleri adeta alay konusu olarak tatbik ederek ilk dosyada belirtilen yanlışların hiç eksiltmeden hattâ dahada fazlası ile ve verilmiş rehberliği daha fazla ma’nevi baskı unsuruna çevirdiği, ve çevresindeki iyi niyetli kimseleri nefsani amir tatminliği hükmü ile, güdülen ve kendi kimlikleri elinden alımış varlıklar haline getirdiği açık olarak görülmüştür.

Bu yüzden bahsi geçen dosya dahada araştırılıp genişletilerek birinci ikazlar habercisi olmuştur yani bu dosya ilk haliyle kendisine birinci ikazımızdı ancak bu ikaz ve rahmetten ne yazıkki hiçbir şekilde anlamadığı ve hadiseleri kendi nefsi menfeati istikametinde saptırarak hep kendini haklı çıkarmaya devam ettiği çok açık olarak anlaşılmıştır.

İkinci ikazımız kendisinin yanlış değerlendirmelerde bulunduğunu kendisine (150) sayfa civarında oluşan kendi yanlış düşüncelerinin izahı yapılan (81-Hayal vadisisnin çıkmaz sokakları) isimli dosya kitabımızla ikinci kez çıkmaz sokaklarda dolaştığı buralarda kendisininde kaybolacağı ikazı yapılmıştı. Ancak ne yazıkki ondan da hiçbir ibret almadığı son hadiselerle açık olarak görüldüğünden üçüncü ve son ikazıda gene bu dosya içinde gelecek sayfalarda belirtileceği üzere yapmış bulunuyoruz. Bu ise kendilerine tanınan yeniden belki düzelir ümidi ile, göndermediğim dosya yı daha sonra gelişen hadiselerinde ilâve edilmesiyle yaklaşık (4,5) sene bekledikten sonra gönderme kararı alınmıştır.

Eğer burada bir aile sırrı ifşası söz konusu ise evvelâ bunun sebeblerini tekrardan başını ellerinin arasına alıpta bu işleri benmi yapmışım? Diye aklını başına alarak, halen daha isyanını nasıl olupta sürdürdüğünü, “makam makam” diye ifade ettiği yere nasıl bir, kendi ifadesiyle, (iblis siret” tam aldatmaca ile baktığını oraya olan bağlılık ve muhabbetinin, yukarıda ve aşağıda, kendi lisanından. Yukarılarda da belirtildiği gibi kendileri kendi hallerini zaten daha çok evvelinden dışarıya yaymış olduklarından zaten gizli bir halleri kalmamıştır, bunu bize yüklemektedir.(T.B

“Elhamdülillah, “Anam babam kurban olsun” diyen zatların yolundayız.

Gönül Sultanımıza “Can” kurbandır.

Bugüne kadar, bu yolda (benliğimize tevbe) bundan hiç şüphe duymadık. İnşaallah şüphe de duymayız. Kesinlikle aksi düşünülemez.” (E.k

Belirttiği hususların nasıl kendi söz ve işleriyle tarumar edildiği açık olarak görülmüş ve müşahede edilmiştir. Yukarıda G.. dosyasında, o kişiye atfen belirttiği iftiraları, (T.B

(Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. (E.K

ile kendini anlattığı, yaptığı tatbikatlarla açık olarak bunları kendinin giyindiği görülmüştür. (T.B

Bilahare Bayram ziyareti ile .. kardeşimizden öğrendiğimize göre, böyle bir dosyanın tarafınızdan hazırlanmış olduğunu ifade edip, bilgisayar üzerinde dosyayı ona göstermişsiniz. Allah hayırlar versin. Amin.

Bu ilişkinin (doktor ile hastası) – (avukat ile müvekkili) arasındaki ilişkiden daha da mahrem olduğunu düşünmekteyiz. (E.k

Bu hususun böyle olduğunu bildiğim için belki düzelir ümidi ile bu dosyayı bilgisayarımda (4,5) sene beklettim. Bu husus düzelmesi mümkün olmayan beşeri, nefsi ve benlik hastalığı olduğu, açık olarak anlaşıldıktan sonra, dosyanın yeni ilâveleri ve şahitleri ile birlikte, yeniden düzenlendikten sonra ilgililere göndermeye karar verdim. İçinde bulundukları halin dünya ve ahretlerini mutlak etkileyecek nasıl bir tehlikeli arzettiğini ve bundan sakınmaları gerektiği ikazını yapmak için göndermeye karar verdim. Bu ise kişilere yardım etme babında bir iş olduğundan bir sakıncası olmamaktadır. Ayrıca zaten kendisi (xx/X7/20X1) senesinde ilgili herkese bu dosyanın ilk halini göndermiştir ki zâten gizli bir tarafı daha o günden kalmamıştır ve her şey daha o günden taraflar tarafından haberdar edilmiştir o halde bu korku nedendir.) T.B.

Bütün samimiyetle tevdi edilen aile sırlarımızın yine Cum (X9.X7.20X1) tarihli e-mailinizdeki ifade edildiği gibi; (E.k

İçinde bulunduğunuz üzücü durumun çözümü için hepinize ayrı ayrı görev düşmektedir. Ve birbirinize yardımcı olun. Bundan sonra geçmişi bir tarafa bırakıp kimse kimseyi suçlamadan ve herkes nerede bende hata yaptım diye öz eleştiri yaparak ve cincilerden medyumlardan bir şey beklemeden aklı selim ile bu hadiseyi fazla zarar görmeden atlatıp yeniden kucaklaşıp, gene eski huzurlu günlerinize dönmenizi temenni ederim. (T.B

Tevhiden, yapıcılık üzere, babacan bir hal ile lutuf edilmiş olduğu halde gelen bilgiler tahtında sanki daha önceki “Kevkeb” (Kayan Yıldızlar) ve (İbretlik) (N….. Anne’ye saygısızlık) “Değmez” dosyaları (Terzi Baba’ya saygısızlık) mesabesinde tutulması gibi bir fikriyatın olması bizi düşündürmektedir. E.k

Keşke gerçekten bu ikazları gereği gibi vaktiyle samimi olup verilen sözler tutulup, gerçekten tatbik edilse idi, işler bu durumlara gelmez idi. (Terzi Baba’ya saygısızlık) bu hadisede çok masum kalır, keşke sadece bu olsaydı. Ne yazıkki bu hadisede çok büyük bir saygısızlık ile birlikte evvelâ Hakk’a Sonra Terzi Babaya kendi ifadesi ile büyük bir isyan vardır. (T.B 1. KAFİR- oldum 2. MÜŞRİK- oldum 3. MÜCRİM- oldum 4.MÜNAFIK- oldum 5.MÜNKİR- oldum 6.MÜMİN oldum, (böylece Bunlara iman ettim, demektir.) Bu nasıl bir imandır. Bu tür bir iman ancak iblise olur Allah etmesin. İşte, kendi ifadesiyle, asıl iblis siret bu anlayışta olanlardır. Bu hususta daha geniş bilgi kendisine yapılan ikinci ikazın anlatıldığı ve içinde yukarıda bulunan izahların sıhhatinin ne olduğu açık olarak (81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli dosya kitapta kendisinede gönderilmiştir. (Varidat ilham tecelli duyuş) gibi ifade edilen hallerin kaynağının tesbiti ve ölçüleri hakkında orada bilhassa kendisine açık bilgiler verilmiş ve aynı zaman da ikinci ikazlarda yapılmış idi ancak, bahsi geçen kişi bu ikazlardan hiç ders almadığı bir tarafa isyanını daha da arttırdığı anlaşılmış olmaktadır.

Bu ikazlardan sonra, aklını başına toplayıp, Kûr’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde, şiddetle reddedilen, yukarıda kendi ifadesiyle bahsettiği, oldum ifadeleri yerine, keşke gerçekten. Kûr’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde, muhabbetle tavsiye edilen, aşağıdaki ifadelerde. 1)-Müslüman–oldum. Elhamdülillâh. (2)-Mü’min-oldum. Elhamdülillâh. (3)-Muttaki-oldum. Elhamdülillâh. (4)-Muhib-oldum. Elhamdülillâh. (5)-Sâlih-oldum. Elhamdülillâh. (6)-Sâlik-oldum. Elhamdülillâh. (7)-Zâhit-oldum. Elhamdülillâh. (8)-Âbit-oldum. Elhamdülillâh. (9)-Şâkir-oldum. Elhamdülillâh. (10)-Ârif-oldum. Elhamdülillâh

Ve diğerlerine, îmân ettim, Elhamdülillâh. Diyebilseydi, kendi hakkında çok daha hayırlı olurdu. Neden acaba, bu vasıflarla hamd etmiyorda! kendi bahsettiği isyan kelimeleri ile hamd ediyor,? çünkü mudil isminin zuhuru olan iblis pirine hamd ediyor da onun için. Bu kadar eğitimden sonra bunu anlamak mümkünmüdür? (T.B.)

Davranışları ve mes’uliyetlik halleri kendini ilgilendirir, bizde sadece bizim namımıza hareket ettiği sürece, belli kurallara uyması lâzım geldiğini, kendisine bildirmek içindi, ama kendisi bunların hiç birine uymamak sureti ile, isyan bayrağını daha çok evvelden çekmiş olduğu anlaşıldığından, kendisine tarfımızdan verilen, şartlarını yerine getirmek üzere emaneten verilen. (Rehber Halifelik) vasfı tamamen kaldırılmış olup, bizimle hiçbir bağlantısının kalmadığını kendisi davranışları ile ilân etmiştir, bundan (X5/X9/20X5) tarihinden sonra kendisinden bütün verilen hususlar alınmış kaldırılmıştır, belirtilen tarihten sonraki uygulamalarından ben mes’ul değilim. Ne isterse öyle hareket etsin günahıda sevabıda kendinin olsun, aslında bu durumda olan bir kimsenin sevabının olmasıda mümkün değildir. İlgili herkesin bu husustan bilgisi olsun (T.B

Mamafih böyle bir tatbikatın nasıl olacağını önceden bilmeden bir şeyler düşünmek ve bir şeyler söylemek istemeyiz. Hakîm ve Rahîm olan Allah’a istiaze ederiz. Ancak, bunların ortaya çıkması ile elimizde olmadan endişe ederiz ki, maneviyatımız görünen hali ile etkilenecek

ve bu etki ile istemesek de kaçınılmaz bir takım tesiratı olacaktır.

Himmetinizle inşaallah hakkımızda hayırlı olur. Amin. (E.k

İşlerin bu duruma düşebileceğini ve kendisine zarar verebileceğini o günden kestirebilen kimse, neticenin de bu olacağını tahmin ederek daha o günden tedbirini alıp, bu durumlara düşmemesi gerekirdi. Nasıl bir nefsi benlik içinde imiş ki, bu hale düşmemesi için ciddi şekilde üç kere ikaz edildiği halde, irfaniyyet abası altında gizlediği kendi ifadesi ile, (iblis siret) yaşantısından hiç vazgeçmedi. Neticesine de katlanacaktır.

(Kendi kendine ettiğin âdem bir araya gelse edmez âlem) kendini çok akıllı zannedip bin bir baskı ve iblisi hilelerle kişilerin gönüllerini ve keselerini aldattım, zannederek türlü istismarları din ve makam maskesi altında yürüten bu kişiyle, hiçbir şekilde ne dünyada nede ahrette, karşılaşmak istemem. Benim için böyle bir kimse yoktur ve yaşamamıştır da.

Bütün işlerimi bırakıp son bir gayret ile bu dosyayı bitirmeye çalışıyorum, bundan sonra hatırasını bile anmak istemem, kendisini eskiden içine düştüğü çukurdan çıkardığım yere götürüp, tekrar o çukurun içine attım, o çukurunda eski haliyle yaşamına devam etsin dursun, bir kervan geldi onu çukurdan çıkardı mısırda küçük bir görev verildi, bu görev ile kendini mısır kıralı fir’avn zannetti ve kendisine teslim edilen kızlarımızı, beni İsrail/gece yolcuları olan kızlarımızı ne yazıkki aynen fir’âvn gibi kullandı.

Kervan gene mısırdan geçti Firavn’un elinde olan bazı yol ehline (kervana iltihak edenleri) tekrar kervanla yollarına revan etti, kalanlar ise fir’avn meşrep kişinin hayali vaadleri ile ne kadar süreceği belli olmayan avunmaları ile kalanlar kaldı. Herkes kendisinden sorumludur bizim başka da yapacağımız bir şey yoktur. Hani (zorla güzellik olmaz) derler bu da zorla davet olmaz davet sadece bilgilendirmektir, dileyen uyar dileyen uymaz kendi bilir. Ayrıca (kendi düşen ağlamaz) derler. Herkesin hakkında kendi hayrı olsun varsa eğer. (T.B.) 

Bu dosya içindeki yeni ilâveler ile birinci ikazımızdı ancak bundan bir şey anlamadığından hallerini ibret alıpta hiç değiştirmeyen bahsi geçen kişi hakkında ikinci ikazımız olan (81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli dosyadan birkaç aktarımla yolumuza devam edece-ğiz. Daha fazlasını bahsi geçen dosyanın tamamını (terzibaba13.com) sitesinden indirip okuyabilirler veyahut isterlerse bende kendilerine gönderirim. İnşeallah Cenâb-ı Hakk faydalandırsın emeklerimizi zayi etmen.

Ne yazıkki bu hadisede (15) senem gitti kendisine harcadığım nefeslerime yazık oldu. Biz nefesi rahmani verdik bu onları nefsi iblisiye çevirdi ve o istikamette nefsi emretme tatmini için kullandı. Hakikaten bu kadar emeğe çok yazık, sağlık olsun ne yapalım bunda da vardır bir hayır deyip, gönlümüzü daha fazla bu seviyesiz işlerle meşgul etmeyip (Vefirru ilâllah) nefsimizden ve nefsaniyetten rabbimize firar edelim. (T.B.) 

İkinci bölüm.

İkinci ikaz dosyası (81-hayal vadisinin çıkmaz

sokakları) 

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

HAYAL VÂDÎSİ’NİN

ÇIKMAZ SOKAKLARI:

NECDET ARDIÇ

(TERZİ BABA)

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (81)

Ön söz.

Muhterem okuyucularım bu “dosya-kitabın,” oluşmasına aşağıda metni yazılı olan bir mail hakkında ki yazışmalar sebeb olmuştur. Oldukça dikkat çeken bir metni olduğundan bunları derleyip bir kitap haline getirmeyi uygun buldum çunkü bu yazışmalara ayırdığım zaman benim için bu kadar işimin arasında önemli bir zaman bölümü idi bende bu harcadığım zamanın önemli yazışmalarının ayrı ayrı dosyalar içinde dağınık bir şekilde kalmaktansa içinde geçen şahıs isimlerini gizleyerek bir yerde toplamayı ve benzeri olaylara daha sonra düşülmemesi için bir örnek oluşturabileceği düşüncesi ile ilgili bütün yazıları toplayıp bu kitabı oluşturmaya çalıştım.

Okuyanlar inşeallah bâtın, hayal âleminin nasıl tehlikeli sokak ve çıkmazları olduğu hakkında bir fikirleri olması bakımından faydalı olacağını düşünüyorum. Zâhir âlemin tehlikeleri olduğu gibi bâtın âleminin de kendi içinde kendi şatlarında kelime oyunları ile daha büyük tehlikeleri vardır Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi bu gibi tehlikelerden korusun İnşeallah.

Şahıslar hakkında rumuz isimler kullanılacaktır ve hiçbir kimseye karşı art niyet ile yapılmış bir düzenleme değildir. Önceden plânlanmış, bir kitapta değildir. Hâlin geliş sırası gereği ile oluşan bir kitaptır. Okuma zahmetinde olanlara İnşeallah faydalı olur. T.B

HAYAL VÂDÎSİ’NİN

ÇIKMAZ SOKAKLARI:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu kitabın oluşması aşağıdaki Mail-in gelişiyle başlamış oldu. Okumak isteyenlerin İnşeallah canlarını sıkmamış oluruz. : RE: Bir Mânâ

E.k… (X0/X1/20X3) Aleyküm selâm E.k… kardeşim. Bu zuhurat hakkın da cevap olarak, size nasıl bir yazı yazacağımı bilemedim. Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz yoksa! hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi, gönderdiniz? Diğer bir husus, (Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı) yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı A. - Terzi Baba. ““Terzi Baba “Mânâ-ı Mevlânâ” (Mevlânâ) Maneviyatında göründü. “Selam, Selam, Selam “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) 1. Örtün. 2. İsim zevkinde ol. 3. Cihat et. 4. Şahit ol. 5. Cem.

Not= Birde bana göndereceğiniz yazıları mümkün olursa hiç renksiz sadece ince ve kalın "siyah" ve iki tarafa yaslı olarak gönderirseniz daha çok memnun olacağım, çünkü çıktı alınması gerektiğinde renkler çok silik çıkıyor. Ayrıca herhangi bir kitaba uyarlamam çok zor oluyor. Bilhassa zemin renklerinden ayırmam çok zor oluyor bazılarını hiç ayıramıyorum belkide yolunu bilmiyorum. İşleriniz kolay gelsin yukarıda bahsettiğim hususların belirtilmesi için şimdiden teşekkür ederim. herkese selâmlar hoşça kalın Terzi Baba. ********** Terzi Baba Selâmün Aleyküm,

X8.X4.20X0 tarihinde kulunuzda zuhur eden mânâyı o gün size nedense göndermemişim. Ancak bugün karşıma çıktı ve göndermem lütfedildi. Himmetiniz üzere ekte gönderiyorum. Allah selâmeti duanız ile üzerimize olsun. Amin. E.k…….

(X8.X4.20X0) Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba Terzi Baba “Mânâ-ı Mevlânâ” (Mevlânâ) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selâm, Selâm, Selâm” diye nida edildi. C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkâr tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillâh,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

***** E.k ********** (X8.X4.20X0) tarihindeki Zuhurat. Renksiz düz yazılışı ile. Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE ***** E.k… **********

RE: BİR MÂNÂ

B X0/X1/20X3)

Aleyküm selâm E.k… kardeşim. Bu zuhurat hakkında size nasıl bir yazı yazacağımı bilemedim. Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz, yoksa hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi gönderdiniz? Diğer bir husus, Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı? yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı Aleyküm Selam Sultanım. Gece aklıma takıldı, İkazınız önemliydi. Yanlışlık olmasın diye tekrar mail ediyorum. E.k 1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. Şöyle ki, Rüya halinde olan A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. Görüntü “Mevlana” manası olaraktı. Bundan sonra yani. C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde diye söylenen kısım, uyandıktan sonra tefekkür halinde iken “Varidat” olarak zevkedilmiştir. 2. Göndermem sizdeki açılmadan istifa etmem içindir. 3. Renkli yazmam sadece kendime göre anlayışımda dikkat etmem içindir. Ancak siz yazıların üzerine Yukardaki “Düzen” den Select all/tümüne seç” ile kaplayarak, hepsini istenilen renge mesela siyah haline getirebilirsiniz. Mamafih yazıyı tekrar istediğiniz gibi ekte gönderiyorum. Allaha razı olsun. Amin. E.k… ***********

(X1/X1/20X3) Cum’a.

Euzü billâhi mineşşeytanirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hayırlı günler E.k… kardeşim. Yukarıda göndermiş olduğunuz kayıtta belirtilen yazıları anlamaya çalışıyorum. Yani geliş kanalını ve oluşumunu, anlamaya çalışıyorum. Net bir şey anlayamıyorum bu yüzden gerek internet ile gerek telefon yolu ile sormak sûretiyle mahiyyetini ve ifade ettiklerini anlamaya ve çözmeye çalışıyorum. Bence ifadelerin muğlâk olduğunu görüyorum. Ve daha geniş araştırma yapma gereği duyuyorum. Sizde de şuur altı batınen tam bir kanaat hasıl olmadığı ve bu yüzden istişareye gerek duyulduğu anlaşılıyor.

Ancak zâhiri ifadelerinizden ise bu hususta tam bir kanaat hasıl olduğu yönünde de belirttiğiniz kayıt ifadeleri işaret veriyor. Bu da ayrıca kişiyi daha baştan şüphe ve düşüncelere sevkediyor.

Bunların eksiklik arama veya yanlışlık bulmak kasdıyle, kat’iyyen olmadığı tarafınızdan zâten malûmdur. Sorulduğu ve iştişare talep edilmesi yönüyle fikrî intibaımı istediğinizden bende bunları ifade etmek isterim. Sizinde bildiğiniz gibi bu saha çok hassas ve çok kaygan bir sahadır ve her hâlü kârda ihtiyat şarttır. Bu yüzden gelen herhangi bir zuhurat, varidat veya başka isimler altında fısıldanan veya harfsiz ve lâfsız gelen her şeyin kaynağının iyi tesbit edilmesi gereklidir.

1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. E.k…

Bu kadar kesin konuşmak bence biraz ihtiyatsızlıktır. “Rabb’ım’ dan” derken acabaa hangi Rabb’ın kanalındandır. Tesbiti mümkünmüdür.? O halde evvelâ bu hususun belirlenmesi lâzımdır. Rahmân-i olarak gelen “zuhurat veya varidat veya daha başka isimlerle” kulun aklına veya gönlüne gelenler. “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah nezaketine” uygun olanlardır.

Bunların ölçüsü ise, Kûr’ân-ı Kerîm olan kelâm-ı İlâh-î’nin, Hadîs-i kudsi ve Hadîs-i Şerif diye bilinen kelâmı Rasûlüllah-ın, ifade tarzına ve şer-i şerife uygun olması gerekmektedir. Aksi halinde kulun kalbine aklına veya gönlüne gelen her şeyden şüphe duyulmalı, Şer-i şerife uygun ise yapılmalı değilse yapılmamalı o düşünce her ne ise ve hangi hal ise, gönülden atılmalıdır. Şimdi bu hususu “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah” yönünden incelemeye çalışalım.

Bu ve benzeri oluşumları iki yönlü değerlendirmek mümkündür.

(1) Yönü, kişiye ulaşan, zuhurat, varidat gibi hâdise ve oluşumu olduğu gibi rabb’ım’dandır diyerek kabullenmek ve o istikamette yönelmektir. Yani doğruluğunu, araştırma dan “imân” ve “sıhhati” ni kabul etmiş olmaktır. Bu işin kolaycılık ve teslimiyetçilik tarafı’dır. Neticesi meçhuldur ne olur bilinmez. Örfe de aykırıdır.

(2) Yönü ise, bir araştırmacı anlayışı ile ihtiyaten hadisenin mahiyetini, oluşumunu gelişimini, olgunlaşmasını ve neticesini. Yani gelen herhangi bir şeyin varsa verdiği bilginin mahiyetinin neler olduğunu, özellikle verilen şeyin arka plânın da ne olabileceğini, düşünerek muhtemel hilelere düşmemeye çalışarak, gelenleri alıp ancak hemen doğrudur tasdiğini yapmadan “ihtiyad” kaydına alıp daha sonra onları inceleyip aralarında uygun olmayan fikirler varsa onları ayıklayıp daha sonra, örf’e, nass’a, ve adetullah’a uygun, anlaşılır ve tehlikesiz bilgi cümlelerine göre uyarlayıp kullanılacak ve kolayca anlaşılabilecek hâle getirip, hem kendimizin kullanımına ve, ve hemde çevremizin istifadesine açmamız, tehlikeden bizleri koruyacaktır. Diye düşünülür.

Şimdi bu ve benzeri, zahiren kaynağı da meçhul gaybi oluşumları, İlâh-î ve asl-î kurallar içinde, nasıl değerlendirilmesi lâzım geldiğini hatırlamaya çalışalım.

Bilindiği gibi “sahih-sıhhatli-Rahmân-î” bilgilerin üç hâli vardır.

(1) VAHY:

(2) İLHAM:

(3) FİRASET: tir. Bunların dışındaki bütün bilgiler beşeri hayali ve vehmi’dir. Yukarıda belirtilen yolların karşılıkları ise.

(1) VAHY: “Kûr’ân”

(2) İLHAM: “Hadîs-i kudsi”

(3) FİRASET: “Hadis-i Şerif” ler karşılığı’dır. Şimdi bunları incelemeye çalışalım.

(1) VAHY: Bilindiği gibi “VAHY’in (mânâ’sı ve lâfzı) Allah’dan’dır” ve üzerinde kul tarafından hiç bir değişiklik yapılamaz. Peygamberlere has, onlara verilen gönüllerine ve ruhlarına kaydedilen, zamanlarının zât-î bilgileridir. Sonuncusu ise, Efendimize verilen “Kûr’ân” dır ki, O da bütün mertebeleri kapsayan “Zat” i bilgilerdir.

(2) İLHAM: Evliyayı Kirâm’a sunulan “VAHY” in açılımları olan İlâh-î bilgilerdir. Bu kişilerin kendilerindeki karşılığı, kendi “Hadîs-i kudsi” leri’dir. Bunlar genele açık uygulanacak hüküm düzeyinde değillerdir, kişiye ve ancak varsa, taliblilerinin istifade edebileceği, indî, özel bilgiler ve hallerdir.

“Hadis-i kudsi” nin tarifi. Bilindiği gibi, (mânâ’sı Hakk’tan, lâfzı Peygamberden-dir.) Bu kurala binâen, herhangi bir kimseye gelen gaybi mânâda olan bir bilgi veya hissiyat, Tamamı ile birlikte, olduğu gibi kabul edilmesi mümkün değildir. Eğer kabul edilirse, gelen zuhurat, bilgi veya, benzeri varidad, deyenler de vardır. “VAHY” hükmünde kabul edilmiş olacağından! Şirkin ve küfrün ta kendisidir. Gelen yeri İlâh, kendini de, farkında olmadan Peygamber, ilân etmek olur.

O halde bu İlâh-î kural gereği, gönlümüze veya aklımıza gelen varidat, düşünce, ilham, veya evham, “gayb’î fısıltı” dediğimiz kaynağını tam tesbit edemediğimiz, kimlik veya yönlerden gelen her hangi bir şey ne tür olursa olsun, geldiği üzere olduğu gibi kabullenip, ilmi mânâ da doğrudur. Hükmü ile kullanım tatbikatına geçmek çok tehlikeli bir oyundur. Çünkü İlâh-î nezâket seyrine aykırıdır. Bunlara bir takım hayal vehim karışması mümkün’dür.

Bu sahanın ölçüsü “Hadis-i kudsi” kıyasıdır, ve ihtiyat gerektirir. Peygamber Efendimiz dahi Hakk’tan geldiğine şüphe etmediği halde kendi nefsi için, nefsine gelen haber ve bilgileri kolay ve düzgün anlaşılacak kelimelerden meydana gelen kendi kurduğu cümleler ile ashabına hüküm olarak bildirmiştir. Böylece gelen İlham varidat ilmi bir mânâ olarak, (mânâ’sı Hakk’tan,) Peygamberimiz de, kolay anlaşılacak bir ifade de olması için cümle ve lâfız düzenlemesiyle, (lâfzı Peygamberden’dir.)

Diğer yönden, “bir şey sordum anında cevabı geldi,” gibi, hususlar dahi şüphelidir. Çünkü Örf, nass ve Adetullah’a uygun değildir. Peygamberimizin hayatında bu tür yaşantılar pek çoktur. Bazıları Efendimize gelip soru sorduklarında, Efendimiz bunların bazılarına cevap verir bazıları için ise kendisinde o an, bir fikir oluşmadığından soru soranlardan bir miktar süre isterdi. Hz. Âişe annemizin kayboluş hadisesini herkez bilir. Bu hadisenin açıklığa kavuşması için Efendimiz yaklaşık bir ay kadar, hakkında “Vahy-i İlâh-î” gelinceye kadar beklemiştir. Herhangi bir kimseye “Rahmân-i gayb-î fısıltı” her an acaba hazırda, emre amade bekliyorda, her hangi bir şey sorulduğunda hemen cevap mı, alıyor.? Bu da çok şüpheli bir haldir. Eğer öyle olsaydı peygamberimize sorulan soruların cevabı anın da evvelâ ona gelirdi. İstisnaları olmakla birlikte, bu sahada da Örf, nass ve Adetullah bu yöndedir.

Ümmet-i diye bilinen ve açık olarak imân ettiğini söyleyen bazı âlim, zahiri sûfi ve kendilerini mü’min addeden bazı kimseler dahi bunların farkında olmamış ya yok saymış yada inkâr etmişlerdir.

Bâtınî denilen, madde âleminin, mâverâ’sı-arkası, gürünmeyen tarafında ki lâtif fertleri, bu görünen zâhir âlemin zâhir fertlerinden kıyas edilmeyecek kadar çoktur ve biz bunların gerçek mahiyetlerini ne yazıkki bilmiyoruz. Bildiğimiz, yani Peygamberlerimiz vasıtasıyla bildiğimiz genel faaliyyette olan iki tür, melek ve iblis isminde lâtif varlıklar vardır, ve bu varlıklar bütün âlemi kaplamışlardır. Gece gündüz sıcak soğuk demeden heryerde ve her zaman faaliyettedirler. Melekler, Nur’dan halkediklerinden daha lâtiftirler doğrudan kesif olan insanlarla iletişime geçemezler ancak onları görevli olarak dışarıdan kontrol ederler.

İblis ise, Ateş kaynaklı olduğundan lâtifin kesifidir, dilediği yer ve zamanda daha da kesifleşerek insan varlığındaki duygulara veya görüntü ile insanlara, zuhuratta veya yaşantı da yaklaşması daha kolaydır. Bu yüzden insanlar için en tehlikeli olanlar bu taifedir. İçlerinde Mü’min’ler ve kâfirlerde vardır. Mü’min olan bazıları zaman zaman az da olsa, insanlara yardımda bulunurlar. Ehli küfür olanlardan ise insanlara zarardan başka hiç bir şey gelmez. En büyük hileleri sûreta Hakk’tan görünmeleridir.

Nasılki batılı bazı hrıstiyanlar meslek olarak islâm dini hakkında eğitim yapıp hatta doktoraya kadar eğitimlerini geliştirip orta halli bir müslümanın üstünde bir bilgiye sahip olabiliyor ve bu bilgisini evvelâ doğru küçük bilgiler halinde verip daha sonra güven kazanınca yanlış bilgileri verip aklını bozmaları gibi. Farkında olmadan zarar verirler. İşte en tehlikeli hal de budur. Bu hususta din kitaplarında çok geniş bilgiler vardır. Dileyenler oralardan daha geniş bilgiler alabilirler. Biz yolumuza devam edelim.

Bu hususlar kıyasi olan fiziki ölçüler değil ki, açık bir değelendirme yapılsın. Hissi olan hususlardır ki, onun da hemen kolayca tesbit edilebilen bir ölçüsü yoktur.

Yemek yapmak için alınan bir malzeme bile, eğer kuru ve ince gıda ise elekten geçirilmekte, yıkanın veya sulu bir gıda ise kevgirden geçirilmekte. Taneli gıdalar ise ayıklanarak gözden geçirilmekte, ondan sonra işleme konmaktadırlar. Yapraklı ve kabuklu yiyeceklerin de kabuklarının ve dış yapraklarının soyulması gerekmektedir, yani hiçbir gıda yokturki üstünde veya içinde, temizlenmesi gereken bir bölüm olmasın ve ondan sonra sofraya gelsin.

Lâtif olan mânâ âleminden yola çıkan ilâh-î bilgiler hangi mertebeden geçerlerse o metbenin malzemesinden bir pakete sarılarak o mertebeden diğer bir mertebeye geçebilir daha sonra o mertebedende bir sonraki mertebeye geçebilmek için de o mertebenin paketiyle paketlenir, o mertebedende bir sonraki mertebeye geçerken gene yeni geldiği mertebenin paketine girmiş olur aksi halde yeni geldiği mertebeye uyum sağlayamaz. Taa ki, Ef’âl âleminde zuhura çıkması için buranın evvelâ beşeri hayal paketiyle paketlenmesi lâzımdır ki bu âlemin şeriatı içinde kendine bir yer bulabilsin, aksi halde olduğu gibi gelse bu âleme uyum sağlayamayacağı için bozulan paketsiz gıdalar gibi bozulur kullanılamaz. Uyum sağlanamaz. İşte buradaki tehlike eğer o doğru bilginin üzerinden geçtiği yerlerden giyindiği paketleri üstünden çıkartılmazsa bulunduğu yerin paketi muamelesi görür. Çünkü onu kullanacak olanda aynı paket renginin içindedir.

O yüzden oda aynı muamele ile meamele edecektir. Ve paketi görüp onu gerçek mal zannedecektir. İşte daha evvel kendisi paketlikten çıkmış aslı üzere kalmış bir mânâ ehli ancak gelen paketi birer birer dış paketlerinden soyarak gerçek içinde olan hakiki değeri ortaya çıkaracaktır. İşte ancak o paket gıda, gerçek mânâ da içi özü gıda edilmiş olacaktır. İşte bu mânâ âleminden gelen paketlerin içindede ne olduğu gerçek mânâ da belli değildir hayal ve vehim âleminden yapılan bir sürü sahte bilgi paketleri vardır ve bu âleme her an ihrac edilmektedirler dışı itibariyle hakikilerinden ayırmak mümkün değildir işte burada gerçek bir ölçüme ve ölçüye ihtiyaç vardır. İşte yukarıda bahsedilen hadise budur hayal ve gayb âleminden zuhur eden paketleri alıp dışını soyup içini değerlendirip dünya sofrasına gayb yemeklerini üzerindeki paketlerini temizleyip saf bir halde, gıdalanmak için kendimize ve çevremize sunmalıyız bunun dışında gaybdan veya nereden geldiği belli olmayan paket bilgileri olduğu gibi kullanmaya kalkarsak yediğimiz şey ancak ablaj-paket olur, bizse onu leziz yemek zannederiz epey bir zaman sonra onun sonsuz sıkıntıları ortaya çıkar ama iş işten geçmiştir.

Gerçek ve hakiki olan mânevi gıdaların, ilham varidat müşahe olan lâtif hallerinde bu sistem içerisinde muamele görmesi tabii olacaktır. Yani akıl ve gönül süzgecinden geçirilmesi lâzım gelecektir ancak bunun şartı süzgeçin ( ) tevhid, tesis ve eminlik, sıtandardından mühürlenip geçmiş olması lâzımdır. Yoksa süzgeçin delikleri veya ölçü ayarları bozuk ise aldanmaktan ve netice de hüsrandan başka bir işe yaramayacaktır. O halde yani, (1) VAHY: “Kûr’ân” yolu kapalı olduğundan üzerinde konuşulması mümkün değildir. (2) İLHAM: “Hadîs-i kuds-i” yolu ve kıyası açıktır bu yol halen çalışmaktadır, ancak çok dikkat istemektedir. Gelen gaybi oluşumların Rahmân-î kaynaklı olması akıl ve gönül süzgecinden geçirilip anlaşılabilecek, yani “sağlıkla kullanılabilecek” hale getirilmesi lâzım gelecektir. İşte bu çalışmadan sonra bu bilginin sahibi o kişi olur.

Aksi halde kişi geldiği gibi aktarılan hususun taşeronu olur, bu sebeble sahip değil taşıyıcı olur, eğer taşıdığı zararlı bir paketyükse gönderildiği yerde oluşacak zarara da, tabii ki ortak olmuş olacaktır.

Yukarıda belirtilen hususlar dahilinde hareket eden kimseler, Peygamberin mânevi varisleri, bunlardır. Zâhiri varisleri ise Firaset sahibi Âlimlerdir. Bunların dışında başka bir yol yoktur. (T.B.)

(3) FİRASET: İse, bilindiği gibi mü’min’in vasfı’dır “Hadis-i Şerif” ler düzeyidir.

“Hadis-i Şerif” lerin, tarifi ise, (mânâ’sı da, lâfzı da, Peygamber-den’dir.)

Bunların hepsi Efendimizden zuhura çıktığı halde, mertebe farklılıklarının ne kadar bariz olduğu açık olarak bildirilmektedir. Bunların dışında her hangi bir bilgi ve duygu oluşumunun veya kurgulanmasının mümkün olmadığı bildirilmekte, eğer oldurulmuşsa ona itibar edilmemesi gerektiğini bu ölçüler bize bildirmektedir. (T.B.)

O halde!

(1) VAHY: “İlâh-î” dir, Bu yol kapalıdır. Daha evvel bu yoldan gelenler ölçü olur ve tatbik edilir, bunlardan başka yeni ölçüler olamaz.

(2) İLHAM: “Kuds-î,” “kevn-î ve mülki” dir. İsminin üstünde olması gibi, bunların ana kaynağının ve hakikatinin kudsî, izahlarının ve cümle, düzenlemelerinin ise “kevn-î ve mülki” olması gerekmektedir. Yani o hale yükselmiş olan bir kişiye “kuds” âleminden bir İlham gelince onu alıp kendi idrak anlayış ve irfaniyyeti ile çevresinin oldukça kolay bir yolla anlayıp faydalanabileceği bir düzenleme ile yakınlarına bu sıhhatli bilgiyi aktarabil-mesidir. İşte bu yoldan elde edilen bir bilgi duyulduğu zaman hiçbir endişeye ve şüpheye mahal kalmadan ve dinleyende de mevzuun kendi sekinesini ortaya çıkararak mutmain olmuş bir gönülde, huzur ile dinlenmesini sağlar ve bast halini oluşturur. Bu da ölçüsüdür. Ayrıca bu hususun tarifi (bilenin sözü nettir,) hükmüdü

(3) FİRASET: “Firaset” ise, sadece “kevn-î ve mülkî” dir. Ef’âli ve fıkhi işlerde oluşur kıyasa ve içtihade dayanan bir ilim düzeyidir. Burası zâten fark âlemidir, gaybi bir hususiyyet-i yoktur, beşere gönderilen hükümler istikametinde hareket edilir. Bu hususta söz çoktur dileyen ilgili yerlerden daha fazlasını bulabilirler. T.B

Bu özet bilgileri verdikten sonra, şimdi gelelim yukarıda belirtilen yazıların özet ifadelerini incelemeye. Gayemiz herhangi bir eksiklik arayıp bulmaya çalışmak değil, özellikle sorulan ve bir fikir istenen hususu incelemeye çalışmak ve bazı özel oluşumları göz önüne çıkarıp karar vermeyi kişiye bırakmaktı 

(X8.X4.20X0) tarihindeki Zuhurat Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada,

A.-Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü (E.k

Yukarıdaki ifadeyi iyi niyetle kabul etmek mümkündür. Ancak genede İhtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Belki abartılı bir ifade ile, mesele, olduğundan fazla gösterilmek istenmektedir, olabilir. Eğer öyle ise görende ve onun anlattığı kimselerde o kişi hakkında abartılı bilgi aktarılmış olabilir. İnsan hali bu, belki ileriki zamanlarda o kişide eksi bir hal zuhura gelebilir o yüzden kişilerin hayal sükutuna oğrama tehlikesi olabilir, işte bu yüzden abartıya yol vermeyecek şekilde bu zuhuratın bu bölümünün aktarılması yerinde olur. T.B

B. - Bilâhare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. (E.k

Yukarıdaki üç selâmın düzenlenmesi İlâh-î bilgi akışındaki örfe nass’a pek uymamaktadır. Genelde İlâh-î kaynaklı selâmlar “tek” def’a söylenmektedir. Bu tabirlere ben ihtiyatla bakarım ve hemen kabul edip doğrudur kaydına girmem. (T.B C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde. (E.k

Bu ifade üstünde de durmak lâzım gelmektedir. Eğer ifade meleki ise onlar insanlarla fazla iletişim kuramadıkları için getirdikleri bilgiler o kadar net olmaz. Çünkü lâtifin kesife ulaşması çok yakından net bilgiler vermesi pek akla uygun gelmez. Ancak gene lâtif bilgiler olarak gelir ve sonra o bilgiler kişinin kendi kesbi bilgileri ile de değerlendirilip yukarıda belirtilen yoldan, yeni bilgilerin yolu açılmış olur-düzenlenir. (T.B 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE. (E.k.) 

Yukarıdaki ifadeye ise daha çok ihtiyatla yaklaşmak lâzımdır. Çünkü “Örtün” lâfzının ifadeleri çok değişiktir ve niyete bağlıdır. “KAFİR” Örf ve Nass olan genel Kûr’ân-ı Kerîm. İfadelerinde çok büyük şuç unsuru olarak bildirilmekte ve şer-i şerife ters düşen bir ifade kullanılmaktadır. (73/1/74/1) de ise (Ey örtüye bürünen açıl) hükmü bildirilmektedir. Gerçi Tevhid-î mânâ da bakılınca bunların tevili vardır o ise ayrı bir konudur. Telefonda da sorup daha yakından anlamaya çalıştığım hususu, yani bir nolu ifadeler açık olmadığından tam anlayamıyorum, belki yerlerine oturtamıyorum, ibareye dikkatle bakıldığında emreden bir makam ve birde emri alan tesir edilen yer vardır her ne kadar alanda verende aynıdır, gibi teviller olur ise de, söz açıktır veya ifade yanlıştır. Yani her halü kâda bir ifrat veya tefrit vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bu ifadeyi hemen kabul edip sahiplenmek “VAHY” sistemine aykırı düşmekte İLHAM: “Kuds-î, kevn-î ve mülki” hükmüne de uymamaktadır. Ayrıca FİRASET: “Firaset” haliyle de hiç ilgisi yoktur. (2/3/4/5) i de fazla uzatmadan bunlarla kıyas etmek yanlış olmaz diye düşünülür. (T.B.)

Yukarıdan beri izah edilmeye çalışılan hükümler sadece bunları yazanı ve yolunda olduğunu düşünen kimseleri bağlar.

Çünkü mes’uliyyetli bir sahadır. kimsenin anlayışına sınır getirecek bir düşüncemiz yoktur ancak bizim yolumuz yukarıda izahına çalıştığımız yoldur. Bunun dışında bir anlayışın tatbikatlarından da biz sorumlu olamayız, burası da çok hassas bir konudur. (T.B 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE. (E.k.)

*****

Netice olarak: Yukarıda ifade edilen beş isim tarifinin, KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, “Örf, nass ve Adetullah”da bunların hepsi zemmedilmiş inkârı ve tevili olmayacak kişi tarifleridir ve sonlarının neresi olduğu bellidir. Gerçi hakikat-i İlâhiyye üzere, her ne kadar bunların da tevilleri varsada o kişinin özel irfaniyyetinde kendi bünyesinde olan bir husustur, bu tariflerin neticesini ortadan kaldıram

Ehlullah-ın sadece “KAFİR” (küfr-örtü-perde) hakkında bir teviline rastladım oda izah babında şöyle idi.

(Küfrü bâtıl mutlak Hakk’ı örtmüştür.

Küfrü Hakk ise kendini Hakk’la örtmüştür.) diğerleri hakkında onları belki bir yönde mazur gösterecek benzeri ifadelere hiç rastlamadı

Ayrıca Efendimiz bu isimlerin KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, zuhurları ile ömür boyu kıyasıya savaş yapmıştır. O onların hakikatinde olandan haberi yokmu idi ki,? biz bu hususları ondan daha mı iyi biliyoruz.? O onlarla can pahasına savaş yaptı, O nun açıktan savaş yaptığı o isimlerle anılan zuhurları kendi bünyemizde mazur gibi gösterecek ve âdeta onları destekleyip, özendirecek ve onların hallerini “oldum” ifadesi ile iftihar vesilesi gibi tanıtmaya çalışmak, Allah etmesin zahiren Peygamberimize savaş açmak gibi bir işin içine girmiş hükmünü getireceğinden bu bahsedilen isimlerin zuhurunun hepsinin suç unsuru olarak o kişinin aleyhine yazılabileceği ihtimali çok yüksektir. Allah korusun bu sahanın hiç affı olmayabilir.

Bu ifadelerin tamamından belki açık olarak anlaşılan sanki, güya bunların hoş görülebilecek yaşantılar gibi âdeta “Mudil” ismini ve görevlilerini temize çıkarmaya çalışılan bir alt niyet var gibi olduğunu sanki hatırlatıyor gibi bir his uyandırıyor. MÜMİN ifadesi ilede bunu açık olarak örtülmeye çalışıldığı ifadesini uyandırıyor gibi bir his veriyor. Ve bunların mümini olduğunu belirtiyor gibi oluyor

Tevil yoluna gidilirse; “Mudil Rabb-ı has’ının” yukarıda belirtilen “KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNKİR” zuhurlarından razı olacağı düşüncesi belki oluşur ise de! Ancak Cenâ-ı Hakk, “ben kulumun küfründen razı değilim” (burada küfürden kasıt yukarıda bahsedilen beş halin tamamıdır) kesin hükmünü Zât-ı yönünden, açık olarak bildirmektedir. O halde bu hususunda tevili yoktur. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın sayısız isimleri varken, özellikle “Mudil” isminin, zâten ihtilâf konusu olabilecek ve halin, sıhhatli anlaşılması için çok uzun seneler sürecek bir eğitim muvzuunun, zemmedilmiş hallerinin âdeta masum bir saha imiş gibi aktarılmaya çalışılması da ayrıca üzerinde durulması lâzım gelen bir husus olduğunun düşünülmesi gereği ortadadır.

Bir zamanlar benim bir meleğim vardı her uyandığım zaman yeni haberler getirirdi bir müddet sonra bunun dahi bir perde olduğunu anladığımdan o meleği ve verdiği habelerini de bıraktım. Ayrıca gene daha evvelce gençlik devrelerimde gittiğim herhangi bir ziyaret yerinde o yerden bir haber almayı düşünür ve alırdım da, daha sonra bunun dahi bir perde olduğunu anlayınca bundan dahi vazgeçip bu halide terkettim böylece bu iki perdeden de kurtulmuş oldum.

Bu tür hallerin zannediyorum ki daha evvelki yaşantıdan kalan bakiyeler gibi olduğu ve tesirinin sürdüğü anlaşılıyor. Bu yol bizim yolumuz değildir. Bu yazıdan bir evvel ki gönderdiğiniz yazıda da hatırlarsanız küçük bir düzenleme yapmak ihtiyacını hissetmiştim. Onda ve daha evvelce de benzeri yazılarınızı okumakta ve anlamakta epey sıkıntı çekiyor bir yerlere koymaya çalışıyordum, gerçi o yazılarınızdan ayrıca az da olsa anlaşılabilir olanlarından alınan metinlerde vardır. Ancak bu metnin, metnini incelemeye çalışırken, gerçekten çok sıkıntı duydum, tamamen kabza soktu, hattâ o gece uyumam lâzım gelen uykunun ancak üçte birini uyuyabildim. Sanki gizli bir tesir üzerimde icrada bulunmak istiyor gibi idi. Daha evvelki yazılarınızda da bu veya benzeri tür ifadeler vardı fakat herhangi bir şey sorulmadığı için bir yorum yapmak istemiyor idim. Aslında Rahmâni olan yazı ve düşünceler kabz değil, bast tecellisini zuhur ettirir

Sizin ifadenizle gelen şeylerin çok seri ve acele olarak gelip geçtiğini ve belirli kelimeler olarak geldiğini ve hemen yazılması gerektiğini yanımda kim varsa hemen ona yazması için sözle aktardığınızı, bazı zamanlar da bildiriyor idiniz bu dahi üzerinde durulacak bir husustur, rahmani olan da acelecilik olmaz, (el aceletümineşşeytani, etteenni minerrahmani) denmiştir, bu acelecilik hali dahi hadise üzerinde güşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü acele ile alınan bir aktarmanın sağlığı ne kadar sıhhatli olur, düşünülmesi gerekir.

BU yazılarımın herhangi bir eleştiri veya tenkid olmadığını bildiğinizi de biliyorum okuduktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini umarım bulursunuz eğer bu hususta bir sıkıntı olursa istişare için her zaman yazar ve arayabilirsiniz.

Şimdi netice olarak bana göndereceğiniz herhangi bir yazı olursa olsun evvelâ renksiz, sadece siyah koyu ve açık olarak gönderin, mademki, ifadenize göre, renkleri kendiniz için hazırlıyorsunuz, o halde renkli hazırladığınız o metinler sizde kalsın. Ayrıca verdana 10 ölçülerinde iki tarafa yaslanmış şekilde ve mümkün olduğu kadar fazla teferruata girmeden sadece mevzuun gerektirdiği istikamette özet bir metin hazırlayıp öyle göndermenizi rica edeceğim, ayrıca metnin içine hiçbir sekme türü ilâve etmeden sadece düz yazı olarak dönderirseniz daha da çok memnun olacağım, çünkü sekmeler ile sabitleştirilmiş kelimeleri yerinden alıp başka bir düzenlemeye uyarlamak oldukça zor ve çok can sıkıcı oluyor. Çünkü gelen her bir değişik yazılı metni, kendi dosyasında yayınlanacak hale getirmek için çok zaman ve güç harcamam gerekiyor buda ilerlemiş yaşımda beni oldukça yoruyor ve zaman kaybı oluyor.

Bana göndermek lütfunda bulunduğunuz bu metinden daha evvel, bana gönderilmiş üst üste bindirilmiş bir mail-in en sonun da kazara gönderilmiş halinden haberim oldu, ve beklemekte idim. Eğer bu metin, ikinci ve üçüncü hiç bir şahsa açılmasaydı, ve istişare edilmeden sohbetleri yapılmasaydı, sadece (size sizin için ve size ait) bir emânet olarak kalsaydı belki üzerinde taşıdığı mânâlar hususide olarak batıni yönden kabul edilebilir ifadeler olabilirdi. Çünkü bu ifadelerin gerçek mânâ da geçerli olduğu yer Zât-ın kendinden kendine ve kendisinde, “tenzihin içindeki tarif teşbihinde” olduğu yerdir burada ise ikinci şahıs yoktur.

Diyelim ki bu metin gerçek mânâ da sahih zât-i bir tecellidir. O halde bu metin sadece bir şahsa ait sırda olan saklanması gereken özel bir emanettir. Mahviyyette saklanması lâzım gelen Bu emânetin ikinci ve üçüncü şahıslara açılıp ortalığa gökülmesi, dolayısı ile “eğer gerçekten öyle ise” Z’at âleminden emânet edilen şahsa ait bir sırrın alenen ortaya getirilmesi hemen kişinin beşeri benliğinin ortaya çıkmasının ifadesi olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Emânete ihanetin karşılığı alınan vasflarda zâten açık olarak “MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,” şekliyle kabul edilmektedir Ve kişi yukarıda ifade ve şiddetle kabul edilen (KAFİR MÜŞRİK MÜCRİM-MÜNAFIK MÜNKİR) oldum Elhamdülillah tariflerinin şeriat mertebesindeki, yasaklanmış yaşantısını inadına kabullenip, yaşıyor hale düşürmektedir. Ne ağır bir yüktür. Nasıl bir kahramanlıktır, doğrusu anlamak mümkün değildir. Ben bu kesin ifade ve bu kabullenmelerin dehşetinden bir hafta on gündür, şaşkınlığından ve mâlûm varlıkların zaman zaman tasallutundan kurtulmuş değilim,

Allah muhafaza etsin. Bu da gösteriyorki o varlıkllar bu iş ile ilgili ve sahalarını kaptırmak istemeyip azda olsa çıkış yapıp kendilerini ele veriyorlar. Allah’a, Peygamberine örf’e nass’a ve adetullah’a âdeta alenen “oldum Elhamdülillah” diyerek, “sanki çok güzel bir şey olmuş gibi” hamd ile hamda savaş açmak gibi bir şey olmuş olmaktadır. Sanki mâlûm varlığın “sen beni azdırdın” dediğine benzer bu halleri “ben oldum” sözü belki farkında olmadan söylenmiştir ama onun bu hali gibi adeta anlaşılıyor. Allah’ın (c.c.) hamd-ı bellidir, Peygamberine dir. örf’de nass’da ve adetullah’ta, KAFİR’e MÜŞRİK’e, MÜCRİM-MÜNAFIK’a, MÜNKİR’e, Hamd, övgü, yoktur tam karşıtı olan zem vardır. Hamd ile hamd-ı da ortak koşarak, bunları oldum derken kişinin nasıl bir hâleti ruhiye içinde olması lâzım geldiğini düşünemiyorum.

Ayrıca bunların birde, “TEVHİD ÜZERE” diyerek tevhid ile delillendirilmeye kalkılması aklın alacağı bir husus değildir. Çünkü bunlar kesret çokluk inkâr ve suç unsurlarıdır ki, tam zıttır tevhid, şahit gösterilerek, âdeta kesretin ve şirkin tasdiki tevhidle yapılmak istenmektedirki, muhal bir haldir.

Ben şimdi sizden duyar gibi oluyorum, (ama benim bahsettiğim ifade etmek istediğim bunlar değil dir.) Diye.

Anlatılmak istenen bu mevzuların gerçek halinin ne olduğunu tabiiki bende biliyorum. Yukarıda da bahsedildiği üzere bu oluşum eğer gerçekten yaşanı-yor ise, Zât-î ilim mertebesinde ve kişinin kendi özünde sadece kendini alâkadar edeceğinden, eğer varsa cezası veya mükâfatı kişinin sadece kendine aittir. Çünkü o mertebede kişi düşüncesinden dahi sorumludur. Ancak bunlar bâtın hukukunun nass’ı dır. Zâhire çıktığı anda, isterse sadece ikinci şahıs olsun, bir benlik ifadesiyle ortaya çıkmış olacağından, bu âlemde de geçerli olan. Şeriat örf, nass, ve adetullah, kuralları geçerli olduğundan. Metnin tamamı suç unsuru olmaktadır. İçindeki (Hamd ve tevhid) kelimeleri ise sadece ilka edenler tarafından, hile-i şer’iyye olarak kullanılan istismar edilmiş olan masum ve temiz tabirlerdir.

İşte bu yüzden açık olarak görülüyorki, gaybi diye ifade edilebilecek zuhurat varidat tecelli gibi şeylerin yukarıda belirtilen ikinci kısım, İlham bölümüne girdiğinden İLHAM: ise bir yönüyle “Kuds-î, diğer yönüyle, kevn-î ve mülki” olduğundan gelen bilgilerin bu aşamalardan geçmesi lâzımdır. Eğer bilgi gerçekse! Kuds âleminden gelen (Misafiri gaybi) dir. Onu şanına yaraşır şekilde ağırlayıp, “Kuds ve gayb” âleminden, getirdiği tecelli i İlâh-î gıda malzemelerini, akıl programında beşerin kabul edebileceği tarife döndürerek, bunları ğönül mutfağında aşk ateşinde pişirerek baharat, tabiat unsurlarından da katarak bir sofra kurması ve kimin o sofradan hangi gıdaya ihtiyacı varsa mânen beslenmesi için taliplilerine sunması, örf’de nass’da ve adetullah’ta, hal böyledir ve ölçü budur.

Bu işlemlerden geçmeyen herhengi bir tarifle gelen, içinde ne olduğu, hangi katkının varlığı bilinmeyen, ne yedirmeye çalışan nede yiyen tarafından bilinmeyen gıdalarla yetişen kimseler kısa sürede mahiyeti meçhul paket gıdalardan yiyerek, obez olup yerinden kalkamayan kimselere benzerler Allah (c.c.) korusun.

O halde gaybi diye isimlendirilip, gelen her şeyin evvelâ paketini açıp içindekinin mahiyetini iyice anlayıp, ve evvelâ kendi tadına bakıp yani tatbik edip eğer bir zarar sezmezse ondan sonra yardımda bulunmak için çevresine bu gıdalarından talep edenlerine hiç karşılıksız dağıtması en isabetli yemek ikramı olacağı bellidir. Bunun dışında acelece gelen, ve hemen yenmesi kullanılması istenen gıdalara daha çok ihtiyatlı yaklaşmak gerekmektedir, çünkü bu gıdalardan dolayı başımıza gelebilecek herhangi bir zarırı telâfi etmemiz için, belki bize bildirilen sahte bir adresi de bulmamız mümkün olmayacağından, ebedi hüsran ve zarara oğramamız pek kolay olacak bizde çok kolay yutulmuş bir lokma olmuş olacağız.

Son cümleye daha çok dikkat çekmek istiyorum. (Zâhir âlemin fiili tehlikelerinden bâtın âleminin yanlış tasavvuri tehlikeleri daha çoktur.) Bu saha çok kaygan bir sahadır, ancak Allah-ın ipine sarılmakla bu kaygan araziden biraz zor da olsa emniyyetle geçilir. Cenâb-ı Hakk zâhir bâtın ayaklarımızı bizim hatalarımızdan dolayı kaydırmasın, aslında o kaydırmazda, biz nefsimize kapılarak kendi kendimizin ayağını kaydırmayalım

Yukarıda belirtildiği gibi, bu metnin iki sene neden bekletildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Eğer iki sene evvel bu husus ortaya çıksa idi oyunlar daha o zaman ortaya çıkacağından iki sene daha oyun uzamayacaktı.

Daha evvel yazılan metinlerde de benzer ifadeler vardı bunlardan hep rahatsızdım, hemen okunup anlaşılacak şeyler değildi, sistemleri başka idi ancak fazla abartılı olmadığından, kabul edilebilir ölçülerde idi bu yüzden düzelir düşüncesiyle fazla üstünde durmuyor idim

Bence bu kaydı ve daha sonra gelenleri ve daha evvel gelmiş bu ve benzeri bütün kayıtları silin ve bir müddet selâmete çıkıncaya kadar hiçbir kayıt almayın, yani varidat denen kaynağı belli olmayan fısıltılardan hiçbir kayıt almayın taki fısıltılara sebeb olanlar varsa uzaklaşsınlar.

Beyniniz bir müddet dinlensin boşalsın. Daha sonra ki gelişmelere göre hareket edilir. Bu tür yazıların yazılması örfe uygun olsa yazılacak çook şey var başkalarının bildirmesine de hiç gerek yok, ancak İlâh-i nezaket bunlara manidir gerektiğinde özde bunları kabul edebilecek gönüllere kişiye mahsus söylenebilir, hususide bile bunların söylenmesi gene de örfe aykırıdır. Çünkü kıyas yapma yolu açılmış olur bunu dinleyende de bu hususlar tabileşmiş, sıradan konuşulan kelimeler haline gelmiş olur, buda onda kendini bunları söyleme salâhiyyetini bulmuş olur, nasıl olsa bunlar söylenebiliyor bende benzerlerini söylerim’in yolu açılmış olur, sonu nereye gider bilinmez o kişinin dünyasıda kararır ahiretide. Bazı gurupların halleri bunlara benzer. Sureta Hakk’tanmış gibi mevzu olan cümleyi söyler ancak yaşantısı yoktur. ve içi boştur sadece bir sedadan ibarettir, ancak çevresindekiler bunları inançları yüzünden doğru snırlar.

Bilindiği gibi benim Bunlara benzer ancak kıyas bile edilmez şiir türü bir yazım vardırki, ifadeleri cümle kuruluşları çok açıktır, mübhem bir şey yoktur aklın hükmü altındadır, vehmin değildir ve ayrıca “atayım dedim” dir ismide üstündedir lâtife yolludur, “anlamadılar, sallamadılar” gibi hafifletici ifadeleri vardır o metin hakkında şimdiye kadar kimse benden bir izah istemedi, demekki itici veya rahatsız edici bir tarafı yokmuş.

Belki hakkımda abartılı bazı yazı yazanlar oluyordur, ancak bunlar yazanların kendi görüş ve anlayışlarıdır. Ben onlara böyle yazın diye bir talimat vermiyorum. Kendilerinin araştırmaları neticesinde ulaştıkları bilgileri benimle paylaşıp kitapalrımın bazı bölümlerine ilâve ediliyor, bu ayrı bir konudur. Benlik olmaz. Geriye bir bilgi mirası bırakılmaktadır.

Bütün bu hususlar ve ifadeler sizde nasıl bir netice hasıl eder bilemiyorum, belki kızar, belki sâkin düşünür, belki her şeyi yeniden gözden geçirirsiniz, sizin kabulünüze kalmış bir iştir, ben isteneni yapmaya çalıştım, belki mevzu gereği bazı ağır gelecek tabirler kullanılmış olabilir o zaman kusura bakılmasın benim yolum ve hayat anlayışım, yukarıdan beri belirtilmeye çalışılan hususlardır, şimdiye kadar kimseyide bu şekle mecbur etmiş değilim, kabul eden eder etmeyen kendi bilir, bizce hiçbir mes’uliyyeti de yoktur. Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizi hayal ve vehmin tuzaklarına düşmeden, gerçek Hakk yolcuları eylesin. Herkese selâmlar hoşça kalın. Terzi Babanız. **********

Kaldığımız yerden devam edelim.

Hallac’ın hikâyesi meşhurdur. (Enel Hakk-ben Hakk’ım) Hakk, dediği halde astılar. Eğer (Ene KAFİR’im, MÜŞRİK’im, MÜCRİM-MÜNAFIK’ım, MÜNKİR’im) deseydi acaba ne yaparlardı. Başını kesmekle kalmazlar bütün vücûdunu lime, lime yaparlar, sokak hayvanlarına yemek için atarlardı kabri bile olmazdı.

“Ama efendim bunlar şeriat ehli câhil insanlar tevhid-i bilmezler.” Deyen kişide de zâten tevhid olmaz. Çünkü bu faaliyyet (tevhîd-i ef’âl) sahası içinde olur ki oda tevhiddir. Yani Cenâb-ı Hakk’ın (Adl ve müntakîm) isimleride (tefhîd-i ef’âl) sahasında faaliyyet’tedirler ve hiç acımaları da yoktur.

Bütün bunlardan sonra sadece tavsiye mahiyetinde bildireceğim hususları göz önünde bulundurup devam eden yolculuğunuzu ona göre düzenleyerek devam etmenizin daha uygun olacağını ümid ediyorum. Ancak sadece bir tavsiyedir uymak uymamak konusu ayrıdır.

(1) Makul bir bahane ile onbeş gün kadar sohbetleri durdurmak. Bu arada yukarıda belirtilen hususları. tekraren okuyup üzerinde durmak.

(2) Nereden geldiği tam belli olmayan varidat tecelli v.s ismi verilen şeylere bütün kapıları kapatıp gelseler bile iltifat etmeden göndermek.

(3) Bir daha varidat veya tecelli diye ifadelendirilen bilgi türü şeylerle değilde, elde bir metin ile belirli bir mevzuu takip ederek konuşmak. Eğer suç unsuru varsa bile yazarın kendisini ilgilendireceğinden mes’uliyyet altına girmemiş olmak. İşte bizim sohbet sistemimiz bu yüzden bu tatbikata bağlıdır.

(4) Bir başka zamanda gene “geldi” diye benzeri ifrat yazılar yazmamak.

(5) Bu yazıyı hemen kaldırıp belki tevbe ederek hükümsüz ve artık geçersiz olduğunu gelen yere bildirmek, ve bir daha böyle şeyler getirmemesini tenbih etmek. Daha evvelki benzeri yazılarda daha zararsız kabul edilebilecek makule yakın, ancak gene şüpheli ifadeler var iken, bu ifadeler git gide hayali dozunu arttırmış olduğundan artık bu yolun mutlak mânâ da kapatılması gerekecektir.

(6) hassasiyetiniz olduğu bilinen gaybi arkadaşlardan varsa eğer hemen terketmek, Zâten bu husus Hakk’ın ilk emridir. Euzü billâhi mineşşeytanirracîm. E, devam etmek.

(7) Bilgiyi sadece Kûr’ân-ı Kerîm, Hadisler ve Temiz akla dayandırmak.

(8) Hiçbir husus ve yerde gereğinden fazla konuşmamak.

(9) Sohbetlerde bu ve benzeri hususlar dikkat çekilerek bana anında şu geldi bu geldi diye ilân etmemek, buna hiç gerek yoktur. Bunlara özenti duyan kişilerde, bende olmuyor diye ya üzüntü, veya hayal ve vehmini özenerek faaliyyete geçirmeye çalışan kişilerde büyük hayali Tahribatlara sebeb olma ihtimali yüksektir.

Bu yüzdende bunların açığa çıkarılmaması lâzımdır. Buların halleri eğer gerçekten sahih ise, kulu ile kendisi arasında özel halleri mahrem hususlarıdır, her yerde herkese alenen açılmaz bazen yeri geldiğinde imâen bazı izahlar yapılır. Emekleyen bebeklere pastırma börek cinsi şeyler verilmez verilirse onlara kötülük yapılmış olur. Bu haller içinde tedbirli olunması gerekir.

(10) Ben varmıyım veya yokmuyum sorusunun cevabını gerçek olarak bulmak.

(11) Eğer varsa, delili nedir.

(12) Eğer Yoksa, neden yoktur ve delili nedir. Aslında bunlar bilinmeyen şeyler değildir, ancak açıklığa kavuşması için bir istişare isteğidir.

Bütün bunlardan sonra acele olmayan makul bir süre içinde, bu yazılardan ne anlaşıldığını kabul görüp görmeyeceğini, sizce yanlış veya hatalı taraflarının olup olmadığını. Daha sonraki seyriniz hakkında neler düşündüğünüzü ve bazı benzeri düşüncelerinizi ister tenkid, ister tasdik, hangi halde olursa olsun bildirebilirsiniz. Belirtilen bu hususlar bağlayıcı ve âmir bir hüküm özelliği yoktur sadece bir tavsiyedir Ancak bu yol benim yolum değildir. Ben hiçbir zaman böyle bir eğitim vermedim ve bu tür hallerden de bahsetmedim bu tarz yol benim yolum değildir. Söylediğiniz her söz ve yazdığınız her metinden bende mes’ûliyyet altına girmekteyim. Yola devam edilecekse bütün bu tür anlayış ve davranışların terkedilmesi lâzım gelecektir. Ve yeni bir anlayışla, (eğer devam edilecekse,)? yola devam edilebilecektir. Ben bu mes’uliyyet-i kaldıramam ve Pirlerime, peygamberime ve Rabb’ıma bunları izah edemem. Bu kadar kişinin de mes’uliyyetini alamam-kaldıramam. Hayatımda yazdığım en zor iki üç yazıdan birisi idi. Fazla uzun olmamasına rağmen çok büyük yorgunluk verdi, vardır bir hikmeti diyerek bitirmeye çalışayım.

Herkese selâmlar. Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizde kolaylıklar nasib etsin. Hoşça kalın. Terzi Baba Necdet Ardıç. 

Bahsi geçen kitabın (81-hayal vadisinin çıkmaz sokakları) tamamının okunmasında yarar vardır. (terzibaba13.com) sitesinden indirilebilir. T.B Birinci bölümde (G..Hn..) dosyasında (G…Hn. belirtilen, Müşrik, Münafık ve Münkir vasıflarını (İman) mış gibi giyinmiştir. (E.k.) (

Bahsi geçen kişinin suçlamalarının kendi üstündeki şiddetli yaşantılarını orada görmesi ile yukarıda bahsedilen kendi halini açık olarak bildirmiş olmaktadır. Ve kendisi bu dosya ile İkinci defa (12) bölümle şiddetle (10/01/ 2013 ) tarihinde, ikaz edilmiştir. Ancak bundan da hiç hisse alınmamıştır. Hattâ ikazların ötesinde daha da inkâr ve isyanı artmıştır. Bu yüzdende üçüncü bölümüde hazırlama zorunda kalmış olduk. Devamı aşağıdadı **********

Üçüncü bölüm netice.

Hayırlı geceler evlâtlarımız, gayem bu dosyayı sohbet şeklinde size karşılıklı kendim okumak idi, ancak bu süreyi beklemekle, epey gecikmiş olacaktım çünkü, bunu size karşılıklı okumam, Kasım ayının başlarına kalacak idi çünkü ondan evvel seyahatlerimiz olacağından, bunları sizlere ulaştırmam mail ile olması daha uygun olacağını düşündüğüm için buradan sizlere ulaştırmış oluyorum. Ayrıca bildiğiniz gibi birçoğunuz ile de telefonla zâten görüşmüş olduk.

Neyazık ki gene bir nahoş hadise ile karşılaştık. Bu olumsuzlukların daha fazla uzamamsı için vaktiyle sizleri bunlardan haberdar etmek istedim. Vaktiniz oldukça yavaş yavaş bu dosyayı sonuna kadar okursunuz. içinde neler yapılacağı yazılıdır. İçindekileri okuduktan sonra hür iradeleriniz ile ne yapacağınıza sizler kendi haklarınız olarak nasıl karar verirseniz öyle hareket edersiniz. Hakkınızda hayırlısı olsun İnşeallah. (T.B.)

Esselâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü, sayın evlâtlarımız.

Bu dosyayı sizlere göndermem, hasbihal “has bir hal” yapmak içindir. Ancak bu “has bir hal”i yapmak, uygulamak için her birerlerimizin de, kendi iç âlemimizin nefsten, uzaklaştırılmış ve arındırılmış, olarak has ve öz olan ruh hallerimizde olmamız lâzımdır.

Şu an sûret olan kendinizi, ilgili her şeyinizi, bir tarafa bırakıp, sadece bir gönül ve vicdan olarak, “okuyacaklarınızı” sabırla sıkılmadan bitirmenizi tavsiye ve rica edeceğim. Çünkü bahsedilen mevzular sizler için hayati önemi olan konulardır. Tebliğin okunması bittikten sonra herkes hür iradesi ile kabul eder veya etmez kişinin kendi bileceği iştir.

Yaklaşık (43) senedir (1972) senesinden beri, adedi sayılamayacak kadar çok konuşmalar yaptım, yazılar yazdım, bunların içinde türlü mertebelerden mevzularına göre bazen hüzünlü, bazen sevinçli, bazen üzüntülü, bazen de çok üzüntülü, konuşmalar ve yazılarım vardı.

Bu günde gerçekten hiç yapılmasını istemediğim bir konuşmayı “tebliğ” yapmak zorunda kalacağımdan üzgünüm bunu da baştan belirteyim.

Bu kısa girişten sonra özetle yolumuzun esaslarından olmak üzere birkaç konuyu belirtmiş olalım. Bilindiği gibi Hakikat-i Muhammed-î yolunda dört gerçek makam vardır. Bunlar “Şeriat, Tarikat, Hakikat, Ma’rifettir. Bunların biri olmazsa o yol “tekmil tarik olmaz”. Bu kemâlâtın oluşması için evvelâ önde gelen ve mutlak temel olan şeriat mertebesinin yaşanması, yani başta namaz olmak üzere oruç, imkânı olanlar için hacc ve (kuralına göre zekât) vermek mutlaka lâzımdır. Ancak zekât’ın kendi kuralları vardır, onların dışında kendilerinin kullanımı için alanlara haramdır. Verenlerinde üstlerinden zekât borçları kalkmaz.

İkinci husus ise, tarikat adabı ve faaliyetleridir. Bu da her yolun kendine göre sisteminin yırmidört saatte bir uygulanmasıdır. Bizim yolumuzun özelliklerini ve merhalelerini/mertebelerini bildiren (14/nolu/irfan mektebi) kitabımız bu hususta el kitabımızdır. Bir derviş/sâlik, başta şeriat mertebesini, daha sonra, tarikat mertebesinin içindeki yerini, bilmez ve bunları takip ve uygulamasını yapmaz ise, bu kişinin bâtınen gerçek bir sâlik/Hakk yolcusu, olması mümkün değildir. Sadece bu hususta konuşmalara katılması kendisine dünya ve ahiret bir şey kazandırmaz. Yapılan uygulama sadece hayali (felsefe) olur, konular yakın olsada, tasavvuf olmaz.

Sâlik/yol ehli, evvelâ nefsi emmâreye gelecek, sonra oradan geçmesini öğrenecek, daha sonra da, diğer nefislere doğru yoluna devam edecektir. “Nefsini bilen rabbını bilir” hükmü ancak ondan sonra tahakkuk eder. Nefsini tanıyamayan bir kimsenin ise Rabb’ını tanıması zâten mümkün değildir. Bunlar olmadan daha yukarılara ulaşmak da mümkün değildir. Fazla söze gerek yoktur.

Evet yolumuzun birinci şartı bunlardır. Daha sonraki en büyük şartı ise, mahviyyettir. Yani kendisinde nefsi bir benlik oluşmamasıdır, ve çevresinin hizmetinde bulunmasıdır. Peygamber Efendimize, sahabesine su dağıtırken bir elçinin gelip,“bu topluluğun efendisi kimdir”? Diye sorduğunda! “bu topluluğun efendisi (olan kendisi olmakla birlikte,) ona hizmet edendir” demiştir.

Bu mertebede. (Âlem yahşi ben yaman, âlem dane ben saman) hükmü geçerlidir.

Diğer taraftan “derviş/sâlik” lere angarya diye bir şey yaptırmak mümkün değildir, yasaktır.

Diğer taraftan, derviş/sâlik” lere hiçbir şekilde incitici ve hakaret tarzında hitab etmek, imâlı konuşmak, ve ma’ne vi baskı yapmak yasaktır.

Hele dervişlerden her hangi bir şekilde menfeat teminine çalışmak olacak şey değildir.

Bu işler Hakk yolu Peygamber ocağı yoludur buradan şahsi menfeat sağlamak mümkün değildir. (En’âm-6/90) ve benzeri diğer âyetlerde!

“De ki, ben bunun karşılığında sizden bir ücret istemem)

Eğer bu yolda bir ücret bekleniyorsa, o Peygamber ahlâkı ve Hakk yolu değildir.

Bu hususta küçük, ibretlik bir hatıramı anlatayım. Bir bayram ziyareti idi, zannediyorum, Nusret Babama küçük bir hediye almıştım. Elini öperken hediyeyi de kendisine takdim etmiştim. Hediyeye baktı baktı, ve şöyle bir ilâh-î düstûr ile, bana dönerek.

(Bu hediyeyi almasam sen küçük düşeceksin, alsam ben küçük düşeceğim. O halde alayımda ben küçük düşeyim.)

İfadesi ile hediye kabul etmenin nasıl zor bir hal olduğunu ve kendisinin o asaletli hali içinde ne kadar mahviyetli hali olduğu bu kadar açık görülmekte idi. İşte bizlere de her hangi bir şekilde küçük bir hediye geldiği zaman onun kabulünü isteyen kardeş ve evlâtlarımızdan, gönülleri kırılmasın diye ancak, yukarıda belirtilen hal içinde kabul etmek zorunda kalıyoruz ki, bunların maddi değerleri, kimsenin bütçesine her hangi bir zarar verecek miktarda, (büyük altınlar veya benzeri başka değerli hediyeler,) değildir.

Ayrıca sırf nefs tatmini için, bulunulan ülkede bulunmayan, bir yiyeceğin göz’üne Kaş’ ına hiç faydası olmayacak bir Kaval’ın, gidilen ülkede araştırılıp alınması istendiğinde gerçekten araştırılıp bulunamaması üzerine o kişinin tahkir edilmesine kimsenin hakk’ı ve cür’eti olamaz.

Ayrıca daha sonra o “Kaval”ı başka birisi bulup getirdiğinde, diğer kişiye o “kaval” bayât-î makamdan tahkir nameleri ile, ilk bulamayan o kişiye karşı üflenemez. Aslında böyle bir istek hiç kimseden istenemez, Ancak hayati ve sağlıkla ilgili bir ilâç ihtiyacı olupta, kişinin içinde bulunduğu ülkede o ilâç yok ise o ilâç rica edilerek eğer kişinin boş vakti de olursa, ancak ücreti karşılığında istenir. Bunun dışında ki zorlama davranışları, ne bir imtihan konusu ve ne de bir bağlılık konusu edilemez.

Kanunî süresi içinde (4 veya 5) senede bir seçim yapılır, bu bir vatandaşlık görevidir. Kişi rey atma kulûbesine girdiği zaman, kendi vicdanı ile baş başa kalmıştır, ona orada hiçbir kimse şu “seçim” zarfı’nı alda, içine şunu koy, bunu koy, sarıyı koy yeşili koy maviyi koy gıriyi koy diyemez. Eğer böyle bir şey olsa zâten, yani başka birisi “seçim” zarf’ının içine şunu koy dese, dışarıdan müdahele olacağından, resmi yönden suç unsuru, ve vicdani yönden de kişinin hürriyetinin elinden alınmasıdır.

(4 veya 5) senede bir yapılan bu seçimler iyi ki her hafta yapılmıyor eğer öyle olsa idi ne sandık nede zarf nede içine konulacaklar yetişmez idi. Hakk’tan hayırlısı

Bu vesile ile birkaç terimi daha izah etmeye çalışalım. Bunlardan biride (Ensar) Kelimesinin ifade ettiği ma’nâ ve o ma’nâ nın çok özel ifadesidir. Bu kelime ve ma’nâsı günlük, gündelik yaşam içerisinde devamlı kullanılması, edebi Muhammediyye ye ve nezaketi İlâhiye ye uygun değildir.

Bazı tanıtımlar ve misal vermek ve onların hayatlarından ibretler almak sebebleri vesilesi ile o zaman onların hayatlarından alıntılar yapılarak misaller vermek sureti ile o mübarek kelime (Ensar) kelimesi kullanılır.

Ancak bu isim devamlı kullanılırsa, Ensara birde Muhammed ( ) lâzımdır. (Nasılki (Lâilâhe İllâllah) dendiği zaman arkadan hemen (Muhammederrasûlüllah) geliyorsa, ve (Leylâ) dendiği zamanda akasından (mecnun) isminin tabi olarak geldiği gibi (Ensar) dendiği zaman da onunla birlikte hemen (Muhammed) ( ) hatıra gelmektdir. Yani bunlar birbirlerinden ayrı değildirler.

Pekî! Gidilen yer (Ensar) ise (Muhammed) ( ) nerdedir, veya kimdir.?

Bu hususun çok iyi düşünülmesi lâzımdır. Hâl böyle olunca farkında olmasa, ve ayrıca kötü bir niyetide olmasa bile hükmen, o kişi kendini Peygamber makamına koymuş olur. Ensar-ı, Muhammedden ( ) ayırmak mümkün değildir. Böyle bir tatbikat bizim yolumuzda yoktur, bizim kullanmadığımız bir sistemi ihdas etmek bizden ayrılmak demektir. Ayrıca bağlı olunan yerden her hangi bir tatbikata izin alınmadan başlanması ve devam edilmiş olması, ile bu tabir edep dışılık ve bir bakıma farkında olunmasa bile isyan hükmünde dir

Ayrıca (Kurb’an) meseleside ayrı bir sorundur. Gene bizim haberimiz olmadan bu hususa da başlamak edep dışı bir davranıştır. Çevresindeki insanları böyle bir hususa yönlendirmek o kişilerin istedikleri yerde kurb’an kesme haklarının ellerinden alınmasıdır. Kurb’an kesme evde kadınların işi değil erkeklerin karar verip kendilerine ve bütçelerine uygun gelen biçimde istedikleri yerde kurb’an kesmeleri kendilerinin öz haklarıdır. Bu hakkı kimse kimsenin elinden şu veya bu sebeb ile, hele ma’nevi baskı ile böyle bir tatbikatın yapılması mümkün değildir.

Ayrıca birkaç kişinin oluşturduğu bir bütçe ile küçük baş hayvan alıp kesmek kurb’an olmaz, ancak koyun kesilmiş olur bu ise kurb’an hükmüne girmez. Bu husus baştan aşağı yanlış bir faaliyettir. Bayramın üçüncü günü kesilen koyunun bayrama hiç faydası olmaz, hayvan kesme yerine davet edilen o kimseleri de bayramın üçüncü gününde orada toplamak olmaz, çünkü bayram dolayısı ile, her evin kendi telâşı gelen giden, aile mensupları olduğundan, bir ev hanımının bu misafir varsa dışarıdan gelen aile fertlerini evde yalnız bırakıp. Evin beyinin işi olan kurb’an vecibesinin hanımlara uygulatılması başlı başına yanlış bir uygulama ve zorlamadır.

Bahsedilen sınıf kapatılmış olduğundan, zâten bu uygulamanın yapılabilinmesi için bir dayanakta kalmamıştır. Bu durumda kurb’an kesimi tabiriyle toplanan bütün paraların sahiplerine iade edilmesi sistem gereğidir ki bu yüzden vakitlice onlarda bütün kurb’an kesecekler, kurb’anlarını kendileri hür bir şekilde, ya bir kuruma veya kendi başlarına kestirsinler.

Kurb’an kesilmesi küçük baş hayvanlarda ortaklaşma olamadığından müşterek hayvan keseceklerin zaten böyle bir mükellefiyetleri olmadığından o paraları ile daha başka bir ihtiyaçlarını görmeleri daha uygundur.

Dolayısı ile kurb’an hükmü ile toplanmak kim ne kadar ücret yatırılmış ise bunların hepsinin iadesinin talebi kendilerinin gerçek haklarıdır. Henüz daha niyeti olup da bu parayı yatırmamış olanların ise o ücretleri oraya vermeleri hiç gerekmez kendi kurb’anlarını kendileri halledebilirler her halde bundan aciz değildirler.

Ayrıca zaten kendisinin bütün vasıfları kaldırıldığından bu uygulamanında tatbiki mümkün değildir. Eğer yapılmaya çalışılırsa bir hakk ihlâli olur.

Ayrıca bu sürecin devamı şeklinde olarak kararlaştırılan bütün sohbetlerde cumartesi dahil hepsi kaldırılmıştır. Zaten sınıf tabelâsi uygunsuz tatbikatları yüzünden kendisi tarafından indirilmiş olduğundan bunları yapacak bir mahalde ve kimse de, kalmamıştır

Ancak ismimiz ve mes’uliyetimiz dışında kendine ait yeni bir sınıf açma teşebbüsünde bulunursa buna ben karışamam, hür iradesi ile ne tür çalışma isterse mes’uliyeti kendine ait olmak üzere, isterse elli tane sınıf açsın bunlarla bizim hiçbir ilgimiz olmaz- gidecek olanlara da hiçbir şey demeye hakkımız olmaz, herkes hür iradesi ile hangi yöne gidecekse kendi kararını kendi verebilir, her halde kişilerin buna yetecek kadar şahsi iradeleri vardır.

Böyle bir faaliyet tekrar açılıp faaliyete geçirilmeye çalışılsa bile, orası ancak (Felsefe kulübü) olur çünkü HaKK bank’tan kendisine açtığımız ma’neviyyat kredi muslukları yerinde kullanılmadığı için bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır

Kendisinin bütün vasıfları kendi sınırlarını aştığından ve böylece de düşmüş olduğundan . Bundan böyle hiçbir şekilde (halife ve rehber) ünvanı ile anılmayacak ve hitab edilmeyecektir. Kendisine hitab edilmesi gerekirse herkese olduğu gibi (abi kardeş veya yaşlarına göre amca) diye hitab edilecektir. Veya kişi nasıl dilerse öyle hitab edecektir

Genelde sizlere kendisi tarafından belirtildiği gibi (her şey Hakk’ın o isim ile görünmesinden başka bir şey olmadığı) nın üstünü her zaman kuvvetle vurgulayan kişi, bakalım bu dosya hakkında ne buyuracaktır. Gene aynı kural gereği “bu dosya da hak’tandır” deyip sükünetle karşılayıp kabul edebilecekmi? yoksa kuldandır deyip, feryadı basacakmı? hep birlikte görerek şahid olacağız

Şöyle bir söz vardır.

Hakk kulundan intikamını kulu ile alır,

İlmi ledün bilmeyen bunu kul etti sanır.

Diye bu tür veya benzeri hadiselerin hakikatinin kaynağını belirtmiştir

Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (B.G.İ.) Bâtından gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek ( ) zâhirden giden E… oldu vesselâm

Evet yukarıda da bahsedildiği gibi. Kendisinde ki Celâl ile başlayan, daha sonra, Celâlden Cemâle geçiş süresi oldu, sonra bir müddet Cemâl devam etti. Ondan sonra da, kendisine tanınan imkânları yerinde kullanamadığı için. Cemâlden celâle geçiş süresi oldu. Öylede devam etmektedir

Herkese selâmlar hoşça kalın hoşlukla kalın, her daim selâmette olun.

Niyetimiz hiçbir şekilde kimseyi incitmek değildir, ancak yolumuzun sıhhati ve bozulmaması için şahsımızın mes’uliyetinde olan bu durumu daha fazla sırtlamak mümkün olmadığından, bu vesile bu sınıfımız kapatılmıştır.

Vermesini bilen şüphe yokki almasını da bilir. Bu hususta Nusret Babamın bizlere belirttiği hüküm. (Darılan darılsın, yolumuz bozulmasın) dır.

El fakir Necdet Ardıç Terzi Baba. Tekirdağ. (15/09/2015)

Gerçekten yazdığım en sıkıntılı en çok hayal kırıklığına uğradığım dosyadır

Hani derler ya, (Güvendiğim dağlara kar yağdı) keşke öyle olsaydı o karlar bir gün erir, su olup akar giderlerdi. Meğerse tam tersi olmuş, (güvendiğimiz dağlara nefsin ateşleri yağdırılmış,) ancak sonunda bu ateşlerı yağdıranda, her halde kendide o beden dağında (vicdan ateşi ile yanacaktır.) Rabbımdan kendisi için böyle bir akibeti de hiçbir zaman taleb etmem. Ancak her cehennem ehli oraya odununu kendi götürmekted 

NOT= Yukarıda bahsedilen hususları okuduktan sonra bunların hakkında ki yorum ve düşüncelerinizi olumlu veya olumsuz ne tür olursa olsun, sâkin tarafsız ve duygusallığa kapılmadan, gerçek ma’nâ da gördükleriniz veya duyduklarınızı bu anlayış ile, sizde bana yazar gönderirseniz, bende ayrıca memnun olur teşekkür ederim. Bizimde hatamız olmuşsa onlarıda düzeltmeye çalışırım. Tekrar herkese selâmlar. Ayrıca sizlerin böyle bir duruma düşmenize ben sebeb olduğumdan hepinizden helâllık dilerim umarım esirgemezsin 

Aşağıda benzeri hadiselerin yaşandığı diğer kişilerin hallerini de belirten dosyaların isimlerini ilâve etmeyi uygun buldum dileyen sitemizden indirip okuyabilirler.

(1) (17/kevkeb/kayan yıldızlar)

(2) (23/İbretlik değmez dosyası)

(3) (73/Celâl Cemâl Celâl)

(4) (81/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları)

(5) (93/Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara)

(6) (98/Solan bahçenin/kuruyan gülleri) 

Aşağıdaki ifadeler, bir kişinin değil görüşme yaptığımız birçok kişilerin yaklaşık ifadeleridir. Kendileri ile görüştüğümüzde, evvelâ sanki her şeyin çok tabii bir seyirde olduğu, gibi ifadeler söylenmekte ise de, birkaç soru sorulduktan sonra işlerin hiçte öyle olmadığı, ön yargı ile yönlendirildikleri ve sistemimizde olmayan, yeni konulmuş hükümlerin, sanki çok tabii davranışlarmış gibi, algılandırılması böylece, vicdani ve yersiz sorumluluk yüklenmesi ile, kişileri T.B. yide âlet ederek, genel ön yargılar oluşturarak, bireyin serbest ve müstakil düşünmesini engelleyip, istediği şekilde yönlendirerek, kendi düşünce ve anlayışı istikametinde çevresini tamamen yanlış olarak yönlendirmiş olduğu, açık olarak anlaşılmıştır. Aşağıdaki ifadelerde de bunlar açık olarak görülecektir.

Kimseyi yanlış yere itham etmemek için, hazırlanan dosyanın içinde bulunan konularda başından sonuna kadar, çok titiz bir çalışma ve araştırma yapılmıştır.

Ancak burada bizim ismimize hürmeten, oraya devam etmeye çalışan saf ve temiz insanların hiçbir mes’uliyetleri yoktur onların gönülleri ferah olsun. 

Bu vesile ile, bundan iki ay kadar evvel gördüğüm bir zuhuratı da ilgisi dolayısı ile buraya aktarayım.

Şehirdeki binamızın güney yan duvarını görüyorum ki, çatıdan aşağıya doğru çatlamış.

Bunun ne olabileceğini düşünmeye başlamıştım. İşte bu hadise zuhur edince zuhuratın tahakkuku meydana çıkmış oldu, gönül binamız çatlamış oldu İnşeallah tamiri yakın zaman da yapılmış olur. Hakk’tan hayırlısı. 

HAYAL VADİSİNDE, HAYALDE YAŞANANLAR.

Bu yazı tarafından Rehber olarak görevlendirilmiş kişiden söz edilirk (Halife E…Bey) olarak bahsedilecektir. Bu, aynı zamanda o kişinin kendisi için kullandığı/kullandırttığı bir sıfattır/ifadedir.

Hayal vadisinde neler yaşandığı hususundaki bazı bilgiler:

1. HEB silsilede 53’ün kime ait olduğunu çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, 53’e bağlı bir dal/bir görevli olduğunu bildiği halde, 53 hayatta iken kendisini 54 olarak ifade ve ilân etmekte, evlatlara da bunu benimseterek 54 rakkamı-nın öne çıkartılmış olması,

2. Sohbetlere “Ensar” diye TB. nın bilgisi dışında yeni bir isim verilmiş olması, bu ifadeyle kişinin kendisini ne ilân ettiğini fark edememiş olması,

3. Sohbetlerin evlatların yakınları için bile “Burası çay sohbet yeri değil” diyerek kapalı bir grup anlayışına getirilmesi,

******* Sohbete yeni gelmek isteyenleri durumuna göre (samımıyeti yakınlığı, yoksa sadece meraktan mı?) gelmek istıyorsa, O şimdi beklesin veya gelsin derdi. Sohbetlerin önemini anlatmak içinde siz buraya çay sohbetıne gelmiyorsunuz. Burası çay sohbeti yeri değil derdi. yakınlarımız bile olsa izin almadan getiremezdık-.

4, Sohbetlere gelmeyenlerin şiddetli bir celalle azarlanması,

******* Bizim sohbetlerde bu konulara zaten değinilip detayları anlatılarak yani.

(gelmezseniz uzaklaşırsınız, rabıtanız kopar, terakkinize mani olursunuz) v.s şeklindeki uyarılar çok celalli olurdu. Dolayısıyla bir yere gitsek bile çekinip terakkimize mani olmayalım diye sohbetlere yetişme gayretinde olurduk. Bu konuda her zaman celâlle uyarılmışızdır.

(Bunu rabıta kesiliyor, uzak kalıyorsunuz diye yapıyordu)

5. Her ay, haftanın her C.tesi ve 2 defa Çarşamba olmak üzere 6 sohbetin zorunlu tutulması il dışındakilerin dahi büyük maddi külfetlerle de olsa katılımlarının sağlanmaya çalışılması,

******* sohbetlerin kaçırılmaması hizmet, dua, terakki açısından eksik kalınmaması çok celalli bir şekılde söylenirdi.

Dolayısıyla maddi de olsa, hatta eşimizi ve ailemizi karşımıza almak pahasına, sohbetlere gıtmek isterdik.

Bize ALLAH sevgisi herşeyin üstünde olmalı derken eşimiz, çocuklarımız, ailemizin geride kalması gerektiği söylendi.

Onları ALLAH rızası için sevmemiz gerektiği söylenirken, zaman zaman eş, aile, çocuk ve beşeri ilişkilere zaman ayırmakta zorlanıyor üzerimizde manevi baskı hissediyorduk. Ancak muhabbetimizden bunları zaman zaman zorlanarak aşmaya çalışıyorduk.

ALLAH sevgisinden, HZ. Muhammedin ( ) yolundan ayrılmamak ve

Seyri sulukumuzda ilerlemek içindi tüm gayretlerimiz.

6. “Sohbetlerimiz namazdır” diyerek namaz vakitlerini hesaba katmadan hareket etmek suretiyle şer’î kuralların hafife alınması,

7. Sohbetleri bırakan hanımların “Lût’un karısı” gibi olacağı benzetmesinin yapılması,

******* Bu örneği kendi eşlerine, ve bizlere söylerken geride kalanlardan olmayın derdi yine celâlle . Örnekler çok uçlarda, oluyordu yıllardır ve de ağır her zaman. (Siz anlamazsanız kardeşim, bende böyle söylerim kimse kusura bakmasın) derdi (yine çok celâlli bir şekilde).

Bizleri (Âdem-i secde noktasında terk edip gidenlerden olmayın) diyerek bizi ayrılmış olan kişilerle de görüştürmezdi.

8. Başka cemaatlerle bağlantısı olanlar için çok ağır ithamlarda bulu-

nulması,

(Örnek: Yedi kocalı hürmüz gibi fuh….yapıyorsun denilmesi gibi)

******* bir başka cemaatin toplantı veya kultur merkezlerindeki sohbetlerine bile gitmemizi kesinlikle istemezdi. yasaklamıştı.

9. Zaman zaman T.B.nın selâmını evlâtlara iletince, evlâtların,”T.B.yı arayarak selâmınızı aldık teşekkür ederiz.” demelerinin ima ile de olsa yasaklanması,

(Bunun için de Peygamberimize Cebrail a.s.ın vahiy getirişinin örnek verilmesi… ?)

******* Kendisine selâm gönderildiğinde (kendisi, şimdi gidip ben selâmınızı aldım demelimiyim? dememelimiyim diye bizlere soruyor ve arkasındanda yukarıdaki örneği veriyordu

Ben bu selâmı aldım diye aramam, çünkü “görünme noktasıyım” dedi.

10. Kurban bayramlarında kurbanın, kendi kontrolünde ve 3. üncü Gün kesilmesi zorunluluğu, katılımın eksiksiz olmasını isterdi.

*******

11. Kişi İstanbulda olmasa bile parasını göndererek, kesilecek bir kurbana katkı istemesi (kendiniz için demesi) şeklinde şeriatte ve hukukta olmayan şeyler icad edilmesi,

12. Evlâtların aile saadetlerini ön plânda tutmayıp, aile birliğini tehlikeye düşürecek şekilde amir hükümler getirmesi.

(Örnek: Sohbetlere uzakta da olsa katılım, zarf usulüne uyma, bayramlarda il dışında bile olsa gelip el öpme, kurbanı mutlaka parasını vererek H.E.B’in kontrolünde kestirilmeye yönlendirme, vb.)

******* İl dışında olma halinde bile (bizlere kurbanın çok önemli olduğu kendimizin, kendimizdeki nefislerimizin kurban edilebilmesi, nefis noktasındaki hallerimizden geçmek, temizlenmek ve teslimiyete gelmemiz için gerekli olduğunu söylemiş vurgulamış olduğundan her sene 7 yıldır her bayram şartları (aile ve maddi durumlar) zorlasak bile orada olup bu tatbikatın gayretinde olduk.

13. T.B. Kitaplarının evlâtlara dağıtılmasında özen gösterilmemesi, uzun süreler dağıtılmaması sonrasında gelişen durumlarla topluca dağıtılması,

******* ilk 2 kitap dışında, kitaplar geç ve topluca dağıtılmıştır. Bunu (anlayabilecek duruma gelin öyle vereyim istedim) şeklinde açıklamıştır. Özen gösterilmiştir. Aksine bu konuda çok titizlik göstermiş olup her birimize verilen kitapların eksik kalmaması tek tek ilgilenip sormuştur.

Zarf usulünde ise zarfların üstüne isim ve konulan miktarın yazılması istenerek, evlâtlara ma’nevi baskı yapılması.

(Bu konu da illâ ki para verin demiyordu, ama "siz zaten hizmet edemiyorsunuz,” himmet dediğiniz de size başka görev ne verebilirim, kitap aldırıyorum, bazı şeyler istiyorum bir de “diyet-ensar-ikramlar” oluyor “bunlara katılın. Bunlar sizin için, sizin terakkiniz için" diyordu. Bu sebeple, isteyenler “diyet - sadaka-i ikram-ensar” için zarf veriliyordu ama isteyen veriyordu, yani “ma’nevi baskı gibi oluyordu” “Gözlüğü biliyorum “

14. Sanki evlâtların T.B. ya ulaşması istenmiyor algısının oluşturulması,

15. Bayan evlâtlarla konuşmalarda zaman zaman laubali olunması …

16. Fotoğraf çektirirken dahi bu hususlara dikkat edilmemesi,

17. Kendisine verilmiş bir görev ve sorumluluğun maddi imkânlar fırsatına çevirilmesi.

Bunlardan hiç biri ile ilgili olarak bağlı olduğu TB. ye bilgi verilmemiş olması.

Ayrıca genel hususlar ile ilgili bazı duyumlar da şunlardır:

İlk yıllarda genel giderler için oluşturulan keseye para konulması hususunda yapılan uygulamanın, bu ortamda kimin ne verdiğinin belli olmaması sebebiyle toplanan miktarın düşmesi neticesinde yapılan bağışları beğenmeyerek, ZARF USULÜ’ne geçilmesi,

 ******* Mevcut keseye para koyma sisteminde kimin ne kadar verdiği ve kişi ismi belli değildi. Herkes gönlünden geleni koyuyordu. Bır gün sohbette bu sistemin değişeceğini ve artık herkes vereceği miktarı zarfa koyup üzerine kim olduğunu, tarihi ve kaç lira koyduğunu yazacak dediler.

 “Bizler şaşırmış , üzülmüş ve sorgulamıştık Kendi aramızda kardeşlerle konuşmuştuk,” diğer sistem daha iyi idi. 7 yıldır böyle devam ediyor. bizlere bu konuyu da şöyle açıklamıştı:

 ”keseye sadaka-ı ikram” olarak konulan, paraları kimin ne kadar verdiğini bilemiyorum, karışıyor, az veren var, çok veren var. Benim kimin ne verdiğini bilmem lazım ki kimin ne kadar infak ettiğini bıleyim , dimi!?

 Terakkiler ona göre olacak. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” derdi. Bunu bizlere her zaman sık sık söylerdi. Bu hizmetlerin önemli olduğunu söylerdi.

 Zarf usulünde ise zarfların üstüne isim ve konulan miktarın yazılması istenerek, evlâtlara şuur altı baskı yapılması,

 Bir aileden gelen birden fazla kişinin her birinin “ayrı ayrı zarf vermesinin istenmesi.”

 Zarflara konulacak miktarların asgari limitlerinin de zaman zaman duyurulması, güncellenmesi,

 ******* Bu süreç devam ederken yine bir gün “infak” (verilecek olan para) miktarlarının gruplandırılacağını söyledi. Şöyleki: Gelemediğimiz günlerde sohbetin duasına dahil olmak için vereceğimiz miktarın adına DİYET dedi. Evi müsait olmayan ve “eşlerinin haberi olmayan” kardeşlerin,

 “evlerinde sohbet yapamadıkları için verecekleri miktarın” “DIYETİ” olacağı söylendi.

 Gittiğimiz yere götüreceğimiz ikramlıklar için ise vereceğimiz miktara “SADAKA-İKRAM” dediler. 2014/2015 tarihinden önce bir dönem RAMAZANDA evinde iftar veremeyen kardeşlere de “İFTAR DİYETİ” adı altında bir sistem geliştirmişti. 2 senedir uygulanmadı çünkü tüm kardeşlerimizle birlikte iftarlar vermek mümkün oldu. Bu konularda da alt limitler belirtılmişti.

 Bu uygulamanın yıllardır T.B bilgisi dışında devam ettirilmesi

(7 yıl),

 Gelmediği sohbetler için evlâtlara geriye dönük olarak “Ensar Diyeti” adı altında ödeme yaptırılması,

 Ramazanlarda 2-3 günde bir mutlaka bir kişinin iftar vermesi sağlanarak, veremeyenlerin “İftar Diyet” adı altında yapacağı masrafın karşılığının H,E,B‘e (kendisine) verilmesinin istenmesi,

 İftar diyeti olarak verilen miktarı beğenmediğinde “Bu parayla kaç kişiyi doyurabilirsin?” diye vicdani yönlendirme yaparak miktarın arttırılmasının istenmesi,

 Yurtdışına gidenlerden menfaat temin etme hususunda isteklerde bulunarak, istediklerini bulamayıp alamayanların rencide edilmesi, “Sınavı kaybettin “ diyerek insanların manevi yönden incitilerek, zor durumda bırakılması,

******* Genel olarak hizmeti kaçırdın, hizmete talip olun der ve her yapılanı hizmet olarak söylediği için her söylediğine uyar ve yapmaya, almaya gayret ederdik. Bize göre her şey ALLAH rızası içindi.

(Örnek: Bir evlâttan sadece Bulgaristanda bulunan “Kaş’kaval peyniri”, bir başkasından markasını belirterek pahalı bir parfüm istenmesi…) gibi.

 Oldukça pahalı miktarlarda şahsi harcamaların evlâtlara ödetilmesi, (Örnek 2000-4000 TL lik gözlükler, gibi)



******* Bu konularda bazı kardeşlerin teşvikleri ile tüm grup olarak

Ve kendisinin de maddiyatı, maneviyata, “tahvil/döndürmek/ havale” edip dergahtan geçirip duasını yaparız demesi üzerine, bizlerde gönüllü olarak yıllardır katkıda bulunduk. Bizler “ALLAH rızası için infak” ederek hizmet etmek gayretindeydik.

 HEB’in şahsi sağlığı için ya da evi için yaptığı harcamaların

(Eve gelen masajcının, yapılan ozon tedavisinin) masraflarının nasıl karşılandığının istifham uyandırdığı.

******* Bu konuda bizden direk bir şey talep etmemiştir. Ancak bu tedaviler oldukça ciddi rakamlar olduğu için dıkkat çekmiştir.

 Evlâtların maddi kazançları konuşulurken fırsat oluşturup menfaat istenmesi,

******* Bana söylenen 8 sene önce, kiraya vermeyi düşündüğüm evimi kiraya verince, “1 aylık kira bedelini bize buraya verirsiniz,” şeklinde olmuştur.

 Genel olarak evini dergâhmış gibi lanse ederek oraya yapılan harcamaların –Allah rızası anlayışıyla- evlâtlar tarafından yapılması için zemin hazırlanması…

 Yapılan her yanlışa mana âleminden kılıflar bulunması, (örnek: Alınan gözlüklerin kendisinin görüşünü açacağını söylemesi)

******* Gözlüklerin kendisinin değil, bizim görüşlerimizin açılması için vesile olmasına dua edileceği söylendi.

 Evlâtların içinde bulundukları durumu, sosyal hayatlarını ve kariyerlerini hesaba katmadan dünyevi hususlarla ilgili emirler vererek baskı yapılması,



(Örnek, telefonlardaki bir profil resminin zorunlu olarak mavi renkli hilal yaptırılması)

 Uzun yıllar uğraş veren evlâtların derslerinin ciddiyetle takip edilmemesi, hepsinin daha henüz nefsi emârede ders (1) bile olmaması.

 “Ben buradayım, siz nefsinizin peşinde tatile gidiyorsunuz” diyerek yaz tatilinde bile sohbetlerin zorunlu devam etmesi gerektiğini söylemesi

Talep edilen paraların hepsinde de, çok açıkca söylenmeyen / görünmeyen, tam telaffuz edilemeyen üstü kapalı bir zorunluluk baskı vardı.

(Yani terakkin eksik kalır, duasına giremezsin gibi ama istemiyorsan da verme şeklinde; böyle olunca insanlar bağlı olduğu için kendi rızaları ve istekleriyle veriyordu bu da sanki E… B… doğrudan istemiyor algısı yaratıyordu)

Aynı şekilde sohbete katılamama, tatile gitme konusu, kendisi gitmeyin demiyordu açıktan ama rabıtanız kesilir, ben hak sohbetindeyim, sen kimle neredesin diyordu. "Gideceğim diyorsan git, bana söyleme" diyordu. Bu da gizliden bir zorlama oluyordu yine.

Yukarıda ki, maddelere dair bir kaç düşüncemi yazmak istedim.

Telefonla konuştuğumuz kimselerin genel ifadeleri de aynı ifadeler ile bizlere belirtilmiştir. Bunlar bir kişinin değerlendirmeleri değil genel değerlendirmelerdir.

Bundan sonra hepiniz hür iradeniz ile serbestsiniz, kimse size herhangi bir şekilde hiçbir şey söylemeye ve yaptırım hakkına sahib değildir. Bu hakikati artık yaşayın akıl ve duygu tutkunluğunu üstünüzden atın.

Yukarıda belirtilen hususlar içinde dilediğiniz yönü seçebilirsiniz. Herkese sağlık ve sıhhatler dilerim. Benim ismim kullanılarak böyle fırtınalı bir hayat yaşamanıza bilmeden sebep olduğum için hepiniz hakkınızı helâl ediniz.

Hakk’ın işaretleri ile Rahmân-i olarak geldi, ancak bu işi nefsine mal ettiği için dönmemek üzere nefsiyle gitti. T.B.

NOT= Zahmet edip mail adresi gönderen evlâtlarımıza teşekkür ederiz. Bu arada kendisine bu dosya ulaşmamış arkadaşlarınız varsa aynı dosyayı sizde onlara bir zahmet gönderiverin. Teşekkür ederim, selâmlar. T.B

Hasılı kelâm, yukarıda bahsedilen, (B.G.İ.) Bâtından gelen ikram. Hükmü ile gelen, ancak bunu istismar ederek ( ) zâhirden giden E… oldu vesselâm

Evet yukarıda da bahsedildiği gibi. Kendisinde ki Celâl ile başlayan, daha sonra, Celâlden Cemâle geçiş süresi oldu, sonra bir müddet Cemâl devam etti. Ondan sonra da, kendisine tanınan imkânları yerinde kullanamadığı için. Cemâlden celâle geçiş süresi oldu. Öylede devam etmektedir **********

NOT= Yukarıda belirtilen yaptığı yanlış halleri kendine iletildikten sonra, kendisi ile hiçbir şekilde görüşülmiyecek, dendiği halde gene aşğıda kısa metni olan bana gönderdiği, güya kendisini müdafaa ettiği cevabi yazısıdır. Kendisine bildirilen suçlamaların hiç birisine cevap yoktur. Zâten yazısında gene ne dediği hiç anlaşılmamaktadır.

Ancak ben yine de onları karşılıksız bırakmayıp aşağıda cevapla-maya çalıştım. (T.B.) 

Selam,

El cevap

Lutfetmişsiniz E.k.)

Değerli yazınız maalesef, gıyabımda referans kıldığınız kişinin yalan, yanlış abartılı ifadelerine dayanılmış...Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzerine hüküm zaten verilmiş...

Aslında daha önceden size bildirilmiş konularİKAZ ve İHTAR ile tashihi mümkün iken, savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur.

Allaha Şükür biz Emniyete çekilip de, 8 saat 10 kişi tarafından çapraz soruşturmaya uğradığımızda bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık.

Sizden irfan olunma muhabbeti yönünde pek çok güzellikleri görüp zevk ettik. Ve halen de devam etmektedir. Allah razı olsun. Amin.

Bütün bunların hatırına, değerli ellerinizle sunduğunuz zehiri büyük bir zevk ile içerim. Eyvallah. Allah razı olsun. Amin.

Haza min fadliy Rabbiy

İkram üzere zuhur eden manevi tecelliyat için Allaha hamd ve şükür ederim.

Elhamdülillahi rabbil alemiyn

Sübhanallahi ve bihamdihi

Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz.İnşaallah...Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah...

Makamın gereği İSMAİL olarak İBRAHİM'e boynumuzu kırmışızdır. Kurbaniyet hakikatine erdirenlerden eylettirsin. Amin.

Allah ıstıfa/mustafa kıldığı Adem'de tatbike koyduğu esfeli safi-lin tenezzülünde lutfettiği HALİFELİĞİ geri almamıştır.

Allah verdiğini geri almaz. Şanına uygun düşmez.

Rahmeti Gadabını sabık olmuş, geçmiştir.

Hamd ve şükür ancak Allah içindir.

(E.k.)

***

Selam,

El cevap

Lutfetmişsiniz

Gerçekten gönderilen dosya kendini bilene bir lütuf idi, ancak burada nasıl bir istihza ve alaylı bir ifade ile belirtildiği açık olarak görülmektedir. Daha evvel gelen maillerde (Sultanım) diye belirtilen mail başlığı malûm sebeb yüzünden herhangi bir kimseye yazılan bir başlık haline dönüşmüş, Bu da daha evvelce bize bakışının, nasıl bir aldatmaca olduğunu, açık olarak göstermektedir. Bir yer (baştan sultansa halini kaybetmediği sürece gene sultandır.) Kişinin nefsine uygun hallerde sultan, uygun olmayan hallerde (El cevap) ise bu hususun çok düşünülmesi daha baştan lâzımdır. Yani bu iki yüzlü samiyyetsizliğin bir ifadesidir. (T.B

Değerli yazınız maalesef, gıyabımda referans kıldığınız kişinin yalan, yanlış abartılı ifadelerine dayanılmış... Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzeri-ne hüküm zaten verilmiş E.

İzahtır bu hususta. Yazılanlar sadece birkaç kişinin görüşleri ile hareket edilmiş (zanni) düşünceler değil, sayısı ve ismleri bizde saklı bir çok kişiden gelen anlatımların, ve kendi müşahedelerim ve ses kayıtlarını dinleme neticesinde oluşan bir tesbitler manzumesidir. Aslında bunlardan /belirtilen-lerden hep haberim vardı, ancak hoş görmeye çalışıyordum, sonraki şikâyetle-rin artması karşısında, araştırmalarım neticesinde işin gerçekten vahim durumda olduğunu gördüm, ve sürdürülmesi mümkün olmayan bu işi kesin olarak sonlandırdım.

Aslında gerçek ma’nâda aşağıdaki satır kendinin nasıl bir zan ve ön yargı ile bu cümleleri ifade ettiği açık olarak görülüyor. (T.B

Anlaşılıyor ki, zanni düşünce üzerine hüküm zaten verilmiş… (E.k

Bu kadar senedir. kendini çukurdan çıkarmış olan bir kimseyi o kadar zamandır tanıyamamış, (hayatının hiçbir safhasında müşahedesiz yaşamamış) hiçbir zaman zanla hareket etmemiş, bir kişiyi herkesten çok yakından tanımış olması lâzım gelen kişi, onu zan ile hareket etmekle suçla-yabilecek en son kişidir.

Bunlardan anlaşıldığı üzere bağlı olduğu yere hiçbir zaman inanmamış olduğu sadece kendi menfeatlerinin korunması için bahsedilen yeri (Piriyet olarak ifade ettiği) ve bu sebeble de kendi özel çıkarları için kendine bağlı göründüğü yeri kendisi ölmeden kendini (54) genel halife tayin ettiği bu sebeble her türlü maddi ma’nevi imkânları baskı ile ve kendi nefsi için nasıl kullandığı, daha doğrusu bağlı gibi göründüğü yeri nasıl (oyaladığı ve kullandığı) açık olarak görülmektedir.

Eğer gerçek olan bir dervişlik ile başlanmış süreç böylece devam etmiş olsaydı, ne tür hadise olursa olsun ilk baştaki hitaplar (sultanım veya benzeri) değişmez idi. (T.B

Aslında daha önceden size bildirilmiş konular İKAZ ve İHTAR ile tashihi mümkün iken, savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunul-muştur. (E.k

Kaçıncı defa (İKAZ ve İHTAR) edildiği, bir evvelki dosyada mevcuttur. Yapılan büyük hataların, tashihinin mümkün olmadığı anlaşılınca, bahsi geçen dosya hazırlanıp bilgi edinilmesi yönünden birçok kişi ile birlikte kendilerine de gönderilmiştir. Yargızız infaz aslında kendisi tarfından yukarılardaki dosyada belirtilen (G….) hanıma acımasız olarak sayfalar dolusu aslı olmayan ithamlarla yapılmıştır. (T.B Savunma alınmadan suçlama hedefli yargısız infazda bulunulmuştur. (E.k

Bu hususta savunma alınmasına gerek yoktur çünkü birçok kişilerin şahitliği ile bahsi geçen dosya hazırlanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi kendisi defalarca açıktan ve imalı ikaz edilmiştir. Kendisinin bize karşı (yargısız infaz) hükmü ile kendisine bütün süreç müddetince adaleti ve hakkaniyeti talim etmeye çalışmış olan yeri nasıl kolayca (adaletsiz ve keyfi iş yapan) bir yer haline getirdiği açık olarak ifadelerden anlaşılmaktadır. Geçmiş günleri galiba bu arkadaş unutmuş, kendi ifadeleri yukarı daki sayfa ve satırlarda yerli yerinde duruyor, bir zahmet okusada kendisinin verdiği sözleri tekrar hatırlaya bilse, o zaman yargılımı yargısızmı olunduğunu daha iyi anlayacaktır. (T.B

Allaha Şükür biz Emniyete çekilip de, 8 saat 10 kişi tarafından çapraz soruşturmaya uğradığımızda bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belasına Pirimizi satmadık. (E.k

sorguya çekilme hadisesi benim yüzümden değil sizin idare yeteneğinizin nefsiliği yüzünüzdendir, benimle ne alâkası olur ki, saklayasınız,. görevliler bu sahada bizi daha sizin isminizin bile olmadığı devrelerde, bizleri biliyor idiler. Her zaman yapmaya alışmış olduğunuz, manevi baskıya alışık olduğunuzdan, şu an bile sizi bir varlık haline getirmiş olan kişiyi, bu suçlamalar ile kendinizi bir daha ne hale düşürdüğünüzü acaba farkındamısınız.

Keşke o zaman orada bunları açıklasaydınız. İşte, daha o zaman verilenle-rin hepsi, bu güne kalmaz o gün elinizden alınır, bizde bu kadar süre boşuna akıntıya kürek sallamaz ve bu ızdırapları çekmez idik. Bir yer eskiden (Pir) idi ama şimdi sizin için işinize gelmediği yerde her halde (Kîr) oldu. Sizinde başınıza böyle bir şey geldi diyorsunuz bizi kimse şimdiye kadar. Herhangi bir sorgu mahalline davet etmedi ancak, dolaylı olarak kulağımıza gelen bazı duyumlar vardı hepsi o kadardı

Pirimizi satmadık. (E.k.) 

Demekki size göre bu yer alınıp satılabilecek bir mahal. Ne güzel, zâten olan aynı olmuş. Bu saha bir ticaret sahası (avm) çoktan olmuş, ancak biz orasını ufak tefek zararsız şeylerin alış verişi olan, bir yer olduğunu bilip, bunları hoş görüyor söz konusu etmiyorduk

Demek bazıları (a’zam-ı muazzam pir efendilerini) satmışlar, ne yazık, onu alanın da vay haline çünkü değeri biçilemez hint kumaşından yapılmıştır. Ücreti çok yüksektir. Ödemeleri pek kolay olmaz

Kendine gel be arkadaş sen Piriyet makamı diye diye dilinde tüy biten yeri üç kuruşluk dünya menfaati için seneler evvel satmışsın da haberimiz yokmuş. Kendi halini başkalarına aktarmayı nede güzel başarıyorsun pes doğrusu. (T.B

Sizden irfan olunma muhabbeti yönünde pek çok güzellikleri görüp zevk ettik. (E.k

Bütün mail-in içinde tek doğru cümle, ve sizlere ne kadar çok zaman ayırıp bunları aktarmak için çalışıldığının küçücük te olsa bir şükranesidir, gönül isterdiki, burada da. Yukarıda bizi adaletsizlikle suçlarken, bize karşı gerçek bir adaletle cevap yazsaydınız. (T.B

Ve halen de devam etmektedir. Allah razı olsun. Amin. (E.k

Öyle hayalen düşünebilirsiniz, ama bundan böyle, bizden size, kredilerin tamamı kesilmiş olduğundan “halen” bir şey geçemediğinden, eskiden olduğu gibi, gene, “halen” öyle devam etmez. Çünkü birinci dosyada bildirilen (Hakk Bank) hesabınız da, iflâs etmiş, ne krediniz nede nakdiniz kalmıştır.

Ancak piyasada bir sürü banka ve hepsinin kredi kartları vardır, dilediğiniz yere “baş” “vurabilirsiniz.” Ama bildiğiniz gibi bankalar arası bilgilendirme sistemi vardır, bir kişinin bir banka ile sorunları olursa o kişi bütün bankalar tarafından fişlernir ve hiç birinden kredi alamaz. Zahirde olan bu husus batında da geçerlidir. (T.B

Bütün bunların hatırına, (E.k

Eğer burada gerçek bir hatır olsaydı böyle benlik kokan, (Pîr) kabul edilmiş olan yere, böyle nefis kaynaklı bir mail gönderilmez idi. Yaptığınız konuşmalarda, bilirttiğiniz ifadelerde ve dinlediğimiz kişilerde (makam. makam) diye belirtilen yere itaatsizliğin sizce ne demek olduğunu şiddetle belirtiyorsunuz, (size gelince şahsınıza yönelik o makama mutlaka uyulacak,) ama bize gelince (sizin uyulma zorunluluğunuz olmayan bir yer olacak) böyle olduğu tarafınızdan açık olarak ifade edilmiş olmaktadır.

Bunun hatırı değil sadece satırı kalmıştır. (T.B

değerli ellerinizle sunduğunuz zehiri büyük bir zevk ile içerim. (E.k

Mail-in genel ifadesi içerisinde ki seyrine bakıldığında, bu sözlerin hiçte inandırıcı olmadığı açıktır. Bu kişide artık eskisi kadar abtal değildir ki, her söze inansın. (T.B

Biz kimseye (zehir) sunmayız zaten bizim pazarda zehir satılmaz, sadece (Kevser) suyu ücretsiz dağıtılır. Ancak bazıları onu nefsine kaptırarak yanlış kullanım yüzünden kendisi, her şeyini hayatını da etrafının hayatını da (zehire) çevirebilir kendi bileceği iştir.

Yalancııı, o ellerden sizlere hep lütuf akıtıldı/sunuldu, onları zehir olarak gördünse o senin kör gözündendir. O ellerden zehir içeceğine yeniden o elleri tutup biatını yenileseydin, bu sözünün sıdkına belki inandırırdın. Rabbım isyanına kolaylıklar versin

Eyvallah. Allah razı olsun. Amin. (E.k

Eyi, vallah ama, hadiselere bakınca hiçte (eyi, vallah) olmadığı da ortada. Bununla çok avunursun. (T.B

Haza min fadliy Rabbiy . (E.k.) 

Bu âyeti Kerimenin hükmünü gerçekten kabullenmiş bir kimse, bu mailde belirtilen ifadeleri kullanması mümkün değildir. (T.B

İkram üzere zuhur eden manevi tecelliyat için Allaha hamd ve şükür ederim.

Elhamdülillahi rabbil alemiyn

Sübhanallahi ve bihamdihi 

Bunlarda aynı hükümdedir. Bu olanlardan sonra bunları artık kullanmasan iyi olur çünkü bahsedilen hususları artık daha fazla istismar etme. O mübarek cümleleri nefsi dilinle kirletme. (T.B

Gönüllendiğimiz kapının her daim iddiasız kuluyuz, dervişiyiz. İnşaallah... (E.k.) 

Bunlarda bizi ilgilendirmeyen zaman aşımına uğramış sözlerdir. Ve hepsi yalandır. Bu kapıda kulluk yoktur, insanlık vardır biz kimseyi kul yapmaya çalışmayız o işi sen iyi bilirsin, biz kişilerin hür insanlar olması için çalışırız. Eğer geçekten bahsettiğin gibi olsaydı, bugün şeksiz şüphesiz bu kapıda olurdun bu kapıya savaş açmazdın.

Yalancııı. Bari mert olda ne yaptığını gerçek olarak söyle. Her şey ortada yaptığın şeyi iyi bildiğin yukarıda ifade edilenlerden başka bir şey değildir. (T.B

Hak kapısını terkedenlerden değiliz. İnşaallah... (E.k.) 

Hakk kapısı sadece bizde değilki (ulül elbab) olan birileri her halde bulunur veya kişi kendi nefs kapısını açar. Ancak bizim selâm kapısı zaten çoktan terk edilmiş olduğundan kapanmıştır, başkasını bilemem.

Sen o kapıyı zâten çoktan terk etmişsin belki kendininde haberi yoktur. Hiç olmazsa kendini de aldatma. (T.B

Makamın gereği İSMAİL olarak İBRAHİM'e boynumuzu kırmışızdır. (E.k.) 

Mübarek olsun yeni bir İbrahim bulunabilirse boynunu kırdırsın, biz boyun kırıcı değil (kişinin başını dik tutması için boyun düzelticileriz). (T.B

Kurbaniyet hakikatine erdirenlerden eylettirsin. Amin. (E.k.) 

Bilemem kendi bilir. Ama sen kurbanlıkların ne ve nasıl olduğunu tatbikatlı olarak bilirsin. Bu hususta senelerdir epey tecrüben olmuştur. (T.B

Allah ıstıfa/mustafa kıldığı Adem'de tatbike koyduğu

esfeli safilin tenezzülünde lutfettiği HALİFELİĞİ geri almamıştır.

Allah verdiğini geri almaz. Şanına uygun düşmez.

Rahmeti Gadabını sabık olmuş, geçmiştir.

Hamd ve şükür ancak Allah içindir. (E.K

Allah HALİFELİĞİ geri almamıştır

Yukarıdaki ifadeler bile halen daha, gizli tehdit ifade etmekte, çelişki vehim ve şiddetli bir benlik kokusu yaymaktadırlar. Hiç olmazsa artık bu mübarek kelimeleri ağzına almada daha fazla istismar etme. Biraz olsun herhalde belki vicdanın kalmıştır.

Mademki rehberliği veren Allahsa tabiiki kul bunu alamaz.

Ancak rehberlik verilirken o makam (Hakk tezahürü, sizin sözünüzle piriyet makamı ise,) her zaman öyle olması lâzımdır.

O makam, bu görevi verirken Hakk, geri alırken, bu defa menfeate uygun düşmeyince sizce halkmı'dır? Veren Haksa! görevi geri alanda Haktır.

Bu iddialar bile yukarıda bahsedilen kapının nasıl terk edilmiş olduğunu gösteriyor. Bari biraz mert olda daha da batma. Kişi ne yaparsa kendine yapar biraz yavaşlada kendine verdiğin zararın o nispette azalmış olsun gene sen kazanırsın. (T.B

Allah verdiğini geri almaz. (E.k

Allah verdiği nimetini, değerini bilmeyenden geri alır. Kimseye de haber vermez.

Geçmişte yaşanan hadiseler kendilerine verilen kıymetlerin, (Nemrud şeddat fir'avn) gibi kişilerden nimetlerin ne acı hallerle geri alındığı bilinmeyen şeyler değildir. (T.B

Şanına uygun düşmez. (E.k

Bu ifadenin ne olduğunun bile farkında olunmamış. Bu ifadeler kendini daha henüz tam tanımayan bir kimsesinin, Allah hakkında hüküm vermesidir. ve büyük bir edepsizlik ve cür'ettir.

Allah'ın verdiğini, kıymetinin bilinmemesi sebebi ile alması (şanındandır.) ve şanına uygun düşen budur çünkü diğer kullarının hakkını korumak da onun şanından ve adaletinden’dir.

Tavsiyem odur ki, gönderilen dosyayı belki (50) defa okuyup, bu hataları ben nasıl yaptım, bu kadar insanları ben nasıl böyle, daha okulunda bir ders bile geçirtemedim, bunları nasıl kullandım, verilen bu emanetleri nasıl oyaladım diye, uzun uzun düşünmeniz olacaktır.

Son olarak şimdilerde, aklımı şu soru düşünceye sevkediyor. (15) sene evvel (2000) de bize geldiğinizde sizi oradan iki ay süre ile uzaklaştırdıklarını ve bir daha çağırmadıklarını bu yüzden ayrıldığınızı belirtmiş, bizde buna saf saf inanmıştık, ve hiç bir araştırmada yapmamıştık. Bu hadise bana, orada da ne gibi bir hal ortaya konulduki sizi oradan uzaklaştırdılar. Bu hususta artık olumlu düşünemiyorum

Evet daha sonradan aldığımız bir bilgiden bu arkadaşın eski bulunduğu yerden kovulduğunu da bu vesile ile öğrenmiş bulunuyoruz izahı ileriki sayfalarda gekecektir.

O günlerdeki peruşan ve tükenmiş halinizin görüntüleri gözlerimin ve kulaklarımın içindedir. Daha henüz bunları unutacak kadar da yaşlanmadım.

Bize tükenmiş bir halde gelen (E.k….mi) hayata bağlatıp, yeni ümitlerin kapısını açan, daha sonra onu bir yerlere getiren, (bu kişiye az da olsa bir minnet borcu olması gerekirken,) bir sürü safsatalarla, yukarıda belirtildiği şekilde, kafa tutması, akıl vermeye kalkması, insanlık iz'an ve suçlamalarla nasıl bir vefasızlık örneği göstermesi de ayrıca ibret alınacak bir husustur. İnsan yaptığını söylemez ama, bizde (15) sene belki bunlardan ibret alınır diye, bir şey söylemedik, ama her şeyinde bir sınırı olmalı, değimli?.

Bu kadar zamandır, muhtelif hadiselerle kendisine yapılan ikazlarla, ve kendisinden çıkan edebi ilâhi dışı sözleri üzerine hiç vaktim olmadığı halde, ona vakit ayırarak yazdığım (150 sayfa civarında ki (hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli kitabımızdan da, hiç ibret alıpta hayata bakışını bir türlü düzeltemedi, neticede, işte şimdi (kendi oluşturduğu, o çıkmaz sokakların içinde, nefsiyle birlikte hayatına devam eder gider.) O’nu kendi nefsi ile baş başa bırakarak, söylenecek daha pek çok şey olmasına rağmen, başka diyecek bir şeyimin de olmadığını bildiririm.

Son olarak bizim ismimizle, kendisine ulaşmış olan, evlâtlarımızdan da, kendilerine bu kadar yanlışlıkların yapılmasına sebeb olduğum için hepsinden özür dilerim, haklarını helâl etsinler.

Son olarak bir hatırlatma daha yapmak isterim mail adresindeki (54) ün bizle hiç bir ilgisi yoktur, (53) ölmeden (54) ü sahiplenmek.

(53) ün bir an evvel ölmesini istemekten, ve içindeki baş olma arzusunu, açığa vurmaktan başka bir şey değildir. (T.B

Boşuna geçen (15) senememi yanayım,? gerçekten bence, evlât zannetiğim oğlumun, hazin bir sonla, ölümüne mi yanayım,) bilemiyorum, İnşeallah Cenâb-ı Hakk dayanma gayretini verecektir.

Böyle bir yazı yazacağınıza Pirim dediğiniz yere hiç bir cevap yazmadan boyun büktüğünüzü bildirseydiniz, daha izzetli gitmiş olurdunuz. Ne yazıkki, bu kadar hizmeti, nefs-i benlik uğruna, heba etmiş oduğunuzdan, benide (Kişi seçmekte isabetsiz ve kabileyetsiz biri) hükmüne düşürdünüz.

Bunun karşılığı, yani benim cezamda sayenizde (15) senelik ve bu mail karşılığında cevaplamaya uğraştığım bir ay daha ilâve ederek bu kadar emeğini kaybeden bir memur hükmüne dönüştü. Ne yapayım, Artık insanlara güvenmemeyi de bu ilerlemiş yaşımızda da olsa sayenizde öğrenmiş bulunu-yoruz, O kimselerin hepsi.

(Hakk'ın bana, benimde size eğitilmek üzere gönderilen, İnsan denen, kutsal emanetlerimdi) Ancak içine hiçbir şekilde (zan) karışmadan, ve bir çok kişilerle istişare sonunda, yapılan araştırmalar neticesinde hiç bir şekilde bizim eğitimimizin tatbik edilmediği yapılanların, sadece tasavvuf eğitimi gibi gösterilen, bir "felsefe" eğitiminden başka bir şey olmadığı çok açık olarak anlaşılmıştır. (T.B

Bu dosyada, üzülmeye bile değmeyecek "ibretlik bir değmez dosyası" dır. Sayelerinde çok zorda olsa, elde bu dosya kalacak bu da bizim (15) sene ve (1) bir aylık günümüzün karşılığı olacaktır. Elhamdülilâh bu da bir değerdir.

Bundan başka, daha fazla zamanımı, bu kişinin meşguliyetiyle harcamak istemiyorum, zâten yeterince zaman harcendi bu yüzden, bir daha ne sesli, ne yazılı, ne görsel, hiçbir şekilde muhatap olunmayacağını da bildirmiş olayım. T.B

Hadisenin devam eden bu kısmı bir evrakla başlamaktadır. Evrağın aslı bizde olmak üzere, üzerindekiler aşağıda görüleceği gibi sırası ile şöyledir.

Bunlar hiç istemediğim şeylerdir ama bazen insan içi yanınca adeti olmayan işleride yapmak zorunda kalıyor. Vebali bu duruma sebeb olanların olsun Rabb’ım hepimizi affetsin. (T.B

(X0/X9/20X5) Aleykümselam Terzi Babam, göndermiş olduğunuz dosyalar bize de ulaştı haber veremediğim için özür dilerim. Neyi nasıl yazacağımızı bilemedik..

Gönderdiğiniz 1. dosyada "N….. Anne ve Terzi Baba olarak hakları-nızı helâl etmenizi bu yüzden Hakk’ın mahkemesinde de davacı olma-manızı rica edececeğim." yazıyor idi.

Haddimiz değildir ancak ricanız başımız üstünedir. Küçük bir şey bile var ise Helâl olsun Hakk'ın mahkemesinde de davacı değiliz. Allah sizlerden razı olsun, başımızdan eksik etmesin inşallah edebi aşmamışızdır bu konuda.

Aşağıda yazılı olanlar Sul K S……. U……'nın y…… Ö…… T…… E….. Bey hakkındaki iddialarıdır.

Ö Be.., E…… be..'in kendi p ba……… al……… g…… gö……. %xx fa.. ile kendisine pa… sa……nı, E…… Be..'in Da…… ve ar……… b ka fa…. ile sa…… a……. Ke……… de if et……. Se…… ol……. Sö be…… yü……, yü……. Ka….. sö ta……. Bul……….

Ö……. T E…… Be…'in daha önce gittiği K…… olan yere, V….. Be..'e (H…. olarak ifade ediyorlar) bağlı. E Be.. ile tanışmalarının da bu vasıta ile olduğu söylenmiştir.

Ö…… T E…… Be..'i anlatırken "V….. Be..'in bütün sohbetlerini ses kaydı yapıp sonra onları defalarca dinleyerek bilgisayara yazılı olarak kaydederdi. Sohbetlerin hazırlanmasında da bilgisayar ile V….. Be..'e yardımcı olması hasebiyle herkes tarafından sevilirdi. Belli müddet sonra V…… Be..i de zor durumda bırakarak içine girdiği bazı parasal meseleler yüzünden oradan kovulduğunu söylemiştir

Önceki mailde tarama ile gönderilen belgede geçen ifadeleri yazı ile açıklamaya çalışırsak

1. Satır (soldan sağa) : 5676 kişinin M……. L……… ka…. Nu………nı, (031) L……… ül… ko…..nu,

2. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı yanındaki (012) ÜS….. ibaresi kişinin x……. ismi ile 12. Üs…. Me……. de olmasını,

3. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı kişinin ismini, 31.12.19xx üyeliğinin sonlandırıldığı tarihi,

4. Satır (soldan sağa) : x……. yazısı kişinin soy ismini, tüm üyelikleri bit.. yazısı üyeliğinin sonlandırılmış olduğunu ifade ediyor.

5. Satırdaki sekmeler : Programın yazılımıyla alakalı olarak üzerilerine tıklandığında sırasıyla; şahsın adres bilgileri, dernek bilgileri gibi verilere ulaşmayı sağlayan sekmelerdir.

6. Satır : x…… k…… ba… a…..,

9. Satır : İ k….. ka…… ol…… i…,

10. Satır : xx.xx.1xxx k…… do….. ta…..ni,

11. Satır : B… s X" ha…. Bi… bi… bu…….dır.

12. Satır : 0RH+ k…. K…. G…..,

13. Satır : 90 ve TÜRKİYE ibareleri Türkiyenin telefon kodunu ifade etmektedir.

Bu şahsın üyelikten ayrılma tarihinden itibaren dergahları gezdiği ve vazifeli olduğu söylenmektedir. (Bu konu da kesin olarak tasdik ettirilmiş bir şey değil sadece bir düşüncedir.)

Terzi babam bu b Gecikme için özür diler affınıza sığınırız.

Ellerinizden öperiz, hürmetler

Yukarıdaki iki belgeyi açık olarak belirtmedim ancak isteyen olursa belgelerin aslı ve tamamı bendedir. Merak edenlere gösterebilirim.

Başka hiçbir şey olmasa bile bu belgelerdeki bilgiler kişinin hayatında övünç kaynağı olacak hususlar değildir. Sadece bu kadarını belirtmek isterim. Nasıl bir kişiyi (15) sene adam etmeye çalışmışız hayret bir şey. (T.B

(X1/X8/20X5)

Hayırlı akşamlar A…. oğlum. Allah-ın selâmı sizinde üzerinize olsun. Ellerine sağlık, B…… da teşekkür ederim Allah razı olsun. Bunlarla, vakit bulunca üçüncü bir dosya daha hazırlamaya çalışacağım. X hakkında bir şeyler bulursanız onu da gönderirsiniz ilâve ederim İnşeallah. Sizleri bu kadar yanlış bilgi ve tatbikatlarla hayal âleminde yaşatıp sıkıntılara girmenize sebeb olduğumu düşünerek, helâllık istemiştim sağ olasınız Allah razı olsun. Ben bahsi geçen şahsa böyle bir görev vermedim.

Ben şeriatı Muhammediyyeyi tatbik etmek şartı ile, ve (1) dosyada belirtildiği şekilde görev verdim. Daha sonra kendisi kendi dinini kendi şeriatsızlık üzerine kurmuş ve diğer faaliyetleri de, artık herkesin malûmu. Bu şekilde zilletli bir yaşamayı kabul edip devam edeceklere diyecek bir şeyimiz zaten olamaz buyursunlar zilletlerini bir iftihar vesilesi saysınlar böyle devam etsinler, herkesin hür iradesi vardır. (ancak kaldı ise tabî) buna kimse karışamaz kendileri bilir. Belirttiğim süre içinde gelen gelir kimseye aman ne olur gelin denmez, Ancak biz yolcuyu yolda da bırakmamaya çalışırız. Herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban. (T.B

NOT= Bu mail-in arkasından o gece görülen. Çocuk zuhuratı ilâve edilecek.

Ancak hemen not alamadığım bu zuhuratı unuttum ama zuhuratta kucağımda yaşına uymayacak kadar güzel konuşan, ve çok güzel olan bir çocuk vardı diğer sahneler o günlerin sıkıntıları içinde hatırımda kalmadı.(T.B

NOT= E. K. Nin istenmediği halde gönderdiği cevap niteliğindeki yazısıdı 

1. BAŞLIK KONUSU : Sizin mail göndermelerinizde lutfettiğiniz üzere "Efendi Baba" - "Terzi Baba" gibi isimler ile makamsal görünmeler vardı. E.K

Artık bu ağdalı sözleride makamlarıda bir tarafa bırakalımda sadece fakir birer kul olmaya çalışalım. Makam makam diye diye makamlarıda ayağa düşürdünüz. Makam kim bizler kimiz. Bunları kullandığınız ve istismar ettiğiniz artık yeterli olsun . (T.B.)

Böylece "Sultan" ifadesinin makamı belli olurdu. (E.k.)

Bunlar artık mazide kalan sizin içini boşalttığınız hayali tabirler oldu.(T.B.)

Her zaman da Selam ederdiniz. (E.k

Demekki karşı tarafta o selâmı alacak kimse kalmamış. (T.B.)

Bu sefer hiçbirşey olmayınca, ben de edeben buna uyayım istedim.(E.k

Edep diye bir şeyiniz kalmamışki hangi edebe uyacaksınız. (T.B.)

"Selam" ifademde ise, İslamiyete istinaden yalvarma ve niyaz vardı. (E.k

Bu sözlerin hiç biri gerçek ve samimi değildir. Selâm da yalvarma değildir. (T.B.)

Bunu da en iyi siz anlarsınız. Halim size ayandır. (E.k

Gerçektende bunu en iyi ben anlarım sayenizde çünkü (15) sene sizinle ben oğraştım ama ne yazıkki benim saflığımdan bir arşın bile ilâh-i nezaketten yol aldıramamışım buda bizim acziyetimizden dir. Öyle anlaşılıyor. (T.B.)

(El cevap) ile başlamamda. (E.k

Olan olmuş giden gitmiş. El cevap ile başlansa ne olacak vel cevap ile başlansa ne olacak şimdi bu saatten sonra edebiyat dersimi alacağız. (T.B.)

bu kadar hayati olan bir konunun ism-i tarif kazandırılma gayretidir.(E.k

Konunun hayati olduğu yeni mi anlaşıldı.? Beş senedir bu hayatiyetin muhtelif vesileler ile anlatıldığı ancak hiçbir şekilde işin aslına inilmediği ve hiçbir şekilde üzerinde durulmadığı bu kitapta ve her bir yazışmalarda defalarca belirtildi ancak anlamamakta ve kendi bildiğini tatbik etmekte bu kadar direnilir. (T.B.)

Başka türlü anlaşılmış olmasında kusur benimdir, affınıza sığınırım Sultanım.

Her daim sultanım demişimdir. Sultanım demekten de asla vazgeçmeye-ceğim. (E.k

Hayret bir defa olsun kusurlu olunmaktan bahsediliyor, gerçekten hayret, kendi tabiri ile, (Makam-Mürşid-efendi) olan bir kimse kusurlu olurmu hiç.! Birde affımıza sığınıyor, biz zavallı, üzerinde oyun oynanan garip kişiyiz, maşeallah ne tevazu hayret. T.B.

Sultanım. Her daim sultanım demişimdir. E.K

Evet ama bunların hiç biri gerçek ma’nâ da samimi değil imiş, bundan sonra olmasıda mümkün değil zaten bu sözleri tekrar dinleyenin de olması mümkün değil ayrıca ben artık sizler için sadece, hayali bir suretten başka bir şey değilim. Zâtende öyle idim. (T.B.)

Sultanım demekten de asla vazgeçmeyeceğim. (E.k

Eğer bu söz gerçekten samimi olsa idi bu sözü söyleyen kimse kayıtsız şartsız bütün çevresi ile bahsettiği yerin yanında olur, âdem-i ma’nâya hemen tabi olur. İblis gibi (iblis siret) olmaz “Âdem siret” olur ve ikazlara belî, der karşına geçıp bağırıp cağırıp meydan okumaz, karşısında el bağlar durur idi. Böylece mürted olmaktan kurtulmuş olur idi, herkesi bu sahneler ile korkutan kişi şimdi korkuttuğu sahnenin baş oyuncusu oluverdi. Buyursun oyununa devam etsin kendisine verilen nasıl olsa bir müddet var bunu değerlendirsin. (T.B.)

Sevgili bizi görmek ile rahatsızlık duyuyorsa, (E.k

Sen neden bahsediyorsun be edep dışı kişi, kim senin sevgilin, kendine gelde ağzından çıkanı kulağın duysun, ayrıca bu kelimeyide ağzına alıp o mübarek ma’nâyı kirletme, biraz olsun eğer varsa ona bali hürmetin olsun. Seni çok sevdiğin nefsin ve üç harfli yoldaşların sevsin. Nemman ağzına alıpta sevginin de adını kirletme ba 

ona mecburen görünmemeye gayretimiz, ona olan sevgimizdendir. (E.k

Bunların hepsi yalan, mecburen görünmüyormuş, sevsinler sanki görülmeye hasret kalınan mutena kişi. Daha evvelce nasıl geliyor görünüyordun, ne olduda şimde görünmüyorsun. Asaletin bozuldu galiba, babasına ve rabb-ına ihanet eden kimseyi, babası ve rabb-ı neden görmek istesin, bunların hepsinin vaktiyle düşünülmesi lâzımdı, bazı kimseler kendilerini, (ebul hakem) gibi akıllı sanırlar, sonrada farkına varmadan ve nasıl olduğunu anlamadan lâkapları, (ebu cehil) oluverirler. Yapacak bir şey yok olan zaten olmuş bitmiş kalanı boş lâfı güzaf. (T.B.)

Muhabbetin gereğidir. Bu kayıtlar altında kalmak elbette kolay değildir. Allah razı olsun. (E.k

Ne muhabbetinden bahsedşyorsun be kardeşim, muhabbeti olan kimse muhabbetin gereğini, uymakla yerine getirir, tayfasının bazılarını toplayıp karşı yakada karargâh kurmaz, bayrak açmaz. Bırak bu beylik lâfları, Kendi yolunu kendi kapatana, kendi köprüsünü kendi yıkana kim acır ki, neden acısınki,? can yakanın canı yanar, yapacak bir şey yok, o canı yakmadan evvel niticesi düşünülecek bir meseled 

Allah razı olsun. (E.k

Sakın bu sözü bir daha söyleme, evvelâ sonsuz bir istiğfarda bahsettiğin Âdemiyeti evvelâ kendin yaşa, biraz o hususta tecrüben olsun, belki (10) belki (20) sene, ömrün yeterse, belki o zaman, Allah razı olsun sözü ağzına yakışır.

Sayende nasıl kelimeler konuşuyorum bak, beni bu kelimeleri kullanmaya yöneltmiş oldun, senin için buda bir başarıdır. (T.B.)

2. "Lutfettiniz" Konusu : 

Sizden bize gelen herşey zaten bize lutuftur. (E.k

Öyle idi ama kıymeti bilinmeyen lûtfu hemen keserler, biz aslında bunu çok uzatmışız, bundan (15/09/2015) ten sonra artık verilecek ne lütuf nede her hangi bir şey kalmamıştır sizin çarşıdaki. bizim ( ) kapanmıştır ama beis yoktur zarf pazarındaki ( ) kısmende olsa bir müddet daha belki açık kalır daha sonrasını bilemem. (T.B.)

Allah razı olsun

İçimde bulunan muhabbetimin yüzü suyu hürmetine, (E.K

İçinde bulunan muhabbetin nasıl bir muhabbet olduğu açık olarak davranışlardan anlaşılmaktadır, Kendinin yüzü kalmamışki, suyu ols 

siz SULTANIMA biran için dahi olsa "istihza ve alaylı bir ifade" içinde asla bulunmadım. (E.k

Bunları geç arkamızdan neler düşünüldüğü tahmin etmemek mümkün değildir. (T.B.)

Emniyette tüm baskılar karşısında Pirinin ismini vermeyen, yani O'na sadık kalan hiç böyle birşey yapar mı E.k

Aynı konu ile aşağıda gelecek, kendi kendine ters düşmektedir. (T.B.)

3. 54 KONUSU :

Sizdeki 53 hususiyetinin bizler yani tâbi olarak, izinizden, yolunuzdan gelenler olarak. (E.k

İz yol, bunları bari artık ağzına alma be İnsan, yol iz, bunlar hörmet edilecek sözler ve ma’nâ lardır. Eğer gerçekten yolumuzdan gelmiş isen bu feryatlar ve inkârlar arkamızdan konuşmalar. Bizimle hiç ilgisi olmayan gidişler ve tatbikatlar nedir? bu olsa, olsa (Hutuvatişşeytan.) Şeytanın izlerini takib etmektir. Gilen yol benim izin verdiğim yol değildir. (T.B.)

tüm halifeleriniz üzerine 54 neşesinden Neşe olarak görünmesi kabulüdur. (E.k

Bu neş’e dediğin şey, olsa olsa üzerinde olan nefsi emmârenin eğlenceli neş’esidir. Belki sen bile bunun farkında değilsin. (T.B.)

Tüm kardeşlerime de daima böyle, bu şekilde izah etmişimdir. Bunun dışındaki ifadelerin benim sözlerimle bir alakası yoktur. (E.k

Tüm kardeşlerim deyipte, beyinlerini hayal ve vehim ile yıkadığın, ve istismar ettiğin o temiz insanlara, artık kardeşim deme, ettiğin izahları, ettiğim bozgunculuk sözlerinden beni affedin. Bu kadar senelerinizi bilerek veya bilmeyerek nasıl boşa geçirdiğimi, geçte olsa anladım hepiniz bana hakkınızı helâl edin dede, belki biraz nadim ve samimi olduğun anlaşılır olsun. Gerçi bundan sonra ne dersen de, bunların hiçbir kıymeti de yoktur. (T.b.)

Vebal, bunun dışında sözü söyleyenleredir. Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun. (E.k

Vebal kendine emanet edilen kimseleri, hayal ve vehim yoluna sevkedenindir. Ve Allah ve melekleri bütün bunların şahididir. Sen neden bahsediyorsun. (T.B.)

Herbir grupdaki o an için tahsis edilen halife ile 53 e tabiyet gereği 54 den neşe almanın halidir. Nitekim tüm kardeşler bizler, hayatımızda bu işareti devamlı müşahade etmekteyiz. Bizim böyle bir iddiamız olamaz, olmamıştır da. (E.k

Güldürme insanı, bu olaylar gösteriyorki hiçbir zaman (53) tabi olunmamış, işine geldiği yerde tabi olunmuş gibi gösterilmiş, nefsinin işine geldiği yerde hiç tabi olunmamış. Neden olduğunu merak edenler, az ilerideki kendi ağzından çıkan iğrenç ifadelerinden kolayca anlayacaklardır. (T.B.)

Vebal, bu sözü öylece kabul edenleredir. Allah katında Rabbım şahidimdir. Allah razı olsun. (E.k

4. "Kendine halife dedirten" konusu :

Daha önceki gönderdiğiniz yazınızda belirtmiştiniz. Bu sizin bizlere lutfetti-ğiniz emriniz olarak aynen kullanılmıştır. (E.k

Bu ikazdan ne yazıkki hiçbir şekilde hisse alınmadığı, açıkça ortadadır. Bahsedilen alttaki yazıda görüldüğü gibi kendine. Daha evvelce hiçbir şekilde, (Şeyhim, Mürşidim, üstadım, Efendim, Sultanım) vasıfları verilmemişken bunların hepsini asaleten kullanmaya kalkmak, bu makamların gaspı olduğundan, bunlar senden kaldırıldı, ve yerine sadece, kendi yeri olan (rehber halife) tanımı bırakıldı. Ancak burada ki (halife tanımı) (halife-i asliye) hükmü ile daha onu veren dünyada iken, yerine geçmiş gibi asli olarak kullanılmaya başlandı.

Bunu nasıl bilemezsin, ve bu salâhiyeti nasıl gasp ederek kullanırsın. (Rehber halife) nin ismi üstündedir, bir yere bağlıdır ve bağlı olduğu yerin izni ile, yeni gelenleri bağlı olduğu saha içinde olarak, oraları tanıtır kendine yeni bir saha açamaz. Eğer emir bu şartlar altında kullanılmak şartı ile izin verilmiştir, bu bir emir değil görev vermedir. Bir emir olarak kabul edelim. Verilen görev sınırları hiçe sayılarak, ve kendi bildiğine kurallar koyarak kendine yeni sahalar açarak, bizim izin verdiğimiz sahalarda hiç dolaşmadan tam zıt sahalarda rehberlik yerine halifelik yapmaya kalkmak emre isyandan başka ne dirki. (T.B.)

N. A.

Cum (X9.X7.20X1) Tarihinde

(6 Bir de vasıf karışıklığı olduğu anlaşılıyor. Bundan sonra kişilere Şeyhim, Mürşidim, üstadım, Efendim, Sultanım) gibi ifadeler kullandırılmayıp sadece (Rehberim, halifem) vasfı kullandırılacaktır.

Yukarıda da bahsedildiği gibi daha (20X1) yılında sanki bu ikaz başkasına yapılmıştır. (T.B.)

5. "Pirimizi satmadık" konusu :

"bütün ısrarlara rağmen Pirimizin adını vermedik, korku belâsına Pirimizi satmadık." ifadesi, Halk arasında kullanılan bir ifadedir. Mevzudaki sadakatı işareten kullanılmıştır. "korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesinde kastettiğim zaten siz değildiniz. (E.k

Bir üst yukarıdaki cümleleri, düşündüm düşündüm, bir türlü anlayamadım, okuyanlardan anlayan olursa, birde onların anlayışıyla bende anlamak isterim doğrusu. Hem bizi pirimizi satmadım! diye güya korumuş. Zaman zaman işine geldiğinde, kendi yerini sağlamlamak için bizden bahsederken (Piriyet makamı) orası (Hilâfet makamı) da burası, bizde bu makama bağlıyız diye, kendi yerine güven sağlamaya çalışması için, mahkemede pirimizi satmadık, diye ilk önce bu hal anlaşıyor iken, arkasından yukarıda ifade edil

"korku belasına Pirimizi satmadık." ifadesinde kastettiğim zaten siz değildiniz. (E.k

İfadesini nasıl anlamam gerektiğine karar veremedim ancak ihtimaller de yok değil. “Kasdettiğim siz değildiniz” derken, zaten bütün iddiasını kendi kendine yalanlamış olmaktadır, peki o zaman bu (Pirim) diye bahsettiği kimdir veya neresidir. Bunun cevabının Mudil isminin en azılı zuhuru olan iblis olduğunu anlamakta galiba zor olmayacaktır. Daha fazla bir şey söylemeye zaten gerek yoktur. Bunlar kendinin birbirini tutmayan şaşkın sözleridir. (T.B.)

Bismillahirrahmanirrahîm.

Önemli nottur.

Yukarıdan beri bahsedilen kişiden. (E.k) veya bazı yerlerde (E1) olarak bahsedilmişti. Bundan sonra ise, gene bu kişiden bahsedilrken, bu sefer bu harflerin başına.

Kendi ifadeleri ile. 1. KAFİR- oldum 2. MÜŞRİK- oldum 3. MÜCRİM- oldum 4.MÜNAFIK- oldum 5.MÜNKİR- oldum 6.MÜMİN oldum, “Bunlara iman ettim.”

İfadeleriyle ayrıca birde, “mevta” kelimesini ifade eden (m) harfi ilâve edilecektir, böylece ( m) şeklinde ifade edilecektir. Aşağıdaki ifadelerin sebebi olarak bu düzenleme gerekmiştir. Çünkü aşağıdaki suçlamaları yapan kimsenin daha evvelce elinden, bizden geçen ma’neviyatı alınmış, bizle olan bağlantısı kesilmiş idi, şimdi ise aşağıdaki ifade ve bizleri çok açık ve seviyesizce suçlamalarından dolayı, bizim için kendisi bu bölümden sonra hayatta olsada bizce yukarıdaki ifadelerin sahibi olan mevta hükmündedir.

Daha evvelce kendi tasdik ettiği ve açık olarak bunları kendine sahip olarak kabullenmiş olduğu halde, biz belki bunlardan istiğfar edip döner diye umud ederek, kendisine bunları açıklamak için (Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli kitabımızı yazdık bu kitabın ismi bile bahsi geçen kişinin idrake gelmesine yeter ve artardı. Kendisi daha o zaman çıkmaz sokaklarda lâbirentlerde dolaşıyor idi, bunlar hep kendisine rahmeten, kaçıncı ikazlar idi. Bütün bunlar ortada iken halen daha “yargısız infaz” sözü bize iftiradan başka bir şey olabilirmi.? Bu kitabı kendisine gönderdikten sonra, bu hususta hiçbir mevzu yapmadı bende ibret almıştır diye üzerinde durmamıştım

Bu bölümdeki yazılar bilhassa bu mevta olmuş, bizce ( m)

yeni rumuzlu kendisi hakkında daha evvelcede (Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) adlı dosya kitabının anlatıldığı, ayrıca bildiğiniz iki dosyanın düzenlendiği ayrıca kendisi hakkında bu dosyanın da düzenlendiği kişinin arkasından bu kadar açıklamalardan sonra, gitmeye devam etmek isteyenleredir. Ancak şunu tekrar belirteyim kesinlikle bu bir baskı konusu değildir, sadece bilgi aktarımıdır, herkes hür insanlardır, ancak orada olanlara daha henüz kapımız kapanmamıştır hangi düşüncede olularsa olsunlar (X5/X1/20X5) tarihine kadar onlar gene bizim kızlarımız kardeşlerimiz evlâtlarımızdır. Bu dosya kendisine gönderilmeyecektir, sadece çevresinde-kilere gönderilecektir çünkü bizce artık dünya da böyle bir kimse yoktur.

Bu hususun daha fazla uzamaması için süreyi bir ay erkene aldım, çünkü daha fazla üzüntüye sebebiyet vermemek, ve bir an evvel bu sıkıntıdan kurtulmak için, bunu uygulamak gereği ortaya çıkmış olmaktadır. (T.B

Şimdi bir konuya daha dikkat çekeceğim. Yukarıdaki ifadeleri okuduktan sonra, birde aşağıdaki ifadeleri okuduğunuzda bu iki, birbirine tam zıt olan ifadeleri bir kişimi yazdı? veya söyledi? yoksa iki ayrı kişimi? yahut bir kişinin iki ayrı yüzümü? sizler karar verirsiniz ben bir şey diyemiyeceğim. Bu kısa girişten sonra yolumuza devam edelim. (T.B

Hakkımızda çok kötü şeylerin söylendiği hakkında bilgiler gelmeye başlayınca bunları da bir araştırma ihtiyacı duydum ve birçok kimseden bunları özellikle sordum, ve dinledim ve yahut bazılarından mail ile istedim, bütün bunların ışığında aşağıda oluşturduğum suçlamaların cevaplarını, bizce artık “mevta” olan kişiye değil, onun ve kendilerinin suçlamalarının gerçeklerinin ne olduğunu son bir izah amacıyla, mudil sandukasının yanında yer almak ısteyenlere izah etmeye çalışacağım, biliyorum ki bu çalışma neticesinde bir zaman kaybım gene olacaktır, varsın olsun zaten olduğu kadar olmuş (15) sene bir mevtaya hizmet vermişim, ama ne yazıkki bir türlü nefesi rahmani ile diriltememişim. Herhalde sandukasından çıkmak “orada rahatladığından” kendine zor geldi. Demekki buda bizim acziyetimiz imiş baktın gördün olmuyor bırak gitsin, kendi halini kendi düşünsün.

Ama ne yapalım serde analık babalık var, evlâdına kıyamıyor ama görüldüğü gibi evlât zannedilen o kişi, ana babasına çatır çatır kıymışta bizim haberimiz neden sonra olmuş, Ne yapalım hazin bir netice, ama sağlık olsun. Bu âlemde, rüzgâr eken fırtına biçer demişlerdir. (T.B

NOT= İlgisi olması dolayısıyla bu dosyanın sonuna (95-8-TerziBaba-19-53) kitabından sayfa (276-277) naklen bir zuhuratı aktaralım

Buraya (33/53) - âyeti kerime de geçen üzüntü ve incitme hadiselerinden dolayı yakın bir tarihte gördüğüm ve Efendi Baba’mın yorumladığı (73- Celâl, Cemâl, Celâl) dosyası ile alakalı zuhuratı alıyorum. (M. C

Dün gördüğüm bir zuhurat;

Kahve, Kafe tarzı bir yerin açılır kapanır ışıklı metal tavanını iki ayaklı merdiven üzerinde bir kişi beyaza boyuyor. Bu arada işyerimizde çalışan Mustafa ku.. gelip bu merdiveni deviriyor. Bu mekan içinde Taba renkli, bağcıklı, sivri burunlu 53 numara, altında barkodu olan yeni erkek ayakkabısının sağ tekini görüyorum. Efendi babam bu mekan’a geliyor, Mustafa ku..'yu izleyelim

gerekirse polise durumu bildiririz diyor. Bu arada Mustafa ku.. elinde siyah bond çanta ile bu mekân’ın önünden geçip gidiyor. Efendi Babamın sağında tanımadığım kişiler ile beraber cadde tarafına bakar vaziyette arka tarafta sandalyelerin üzerinde oturuyoruz. Saat 1 (13) te eve dönmem lâzım, Efendi Babam'dan müsaade alır dönerim diye düşünüyorum. Efendi Babam ile masanın üzerine beyaz kahve fincanları ters çeviriyoruz. Efendi Babam fincanı kaldırdığında içinde ki suyun risâlet mührü oluşturduğu görülüyor. Fakir de fincanı kaldırınca içinde ki suyun masa üstünde risâlet mührü oluşturuyor. Mekân da bulunanlardan biri bu su ile oluşan mührün üst tarafında bir yıldız olduğunu söylüyor.

Hörmet ve Muhabbetle Nüket Annemiz ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz

N…. A…

13.12.2015

Ki

Hayırlı günler Mu… oğlum bu zuhuratını geldiği günlerde okudum ancak o anda vaktim olmadığından cevaplayamamıştım sonra tekrar bakarım diye bilgisayarı kapattım. Daha sonra bilgi sayarı açtığımda cevaplanmışlar konumuna geçtiği için farkında olmadan cevaplandı diye geçilmiş.

Daha sonra gönderdiğin iki düzeltmeyi yapmak için bu mail-ini bilgisayarda aradığımda buldum ve yeniden açtım o zaman cevaplanmamış olduğunu gördüm bu vesile ile geçte olsa zuhuratını birkaç kelime ile özetlemeye çalışayım aslında zaten açık bir zuhurat, bu zuhuratıda (19-53) kitabına ilâve edebilirsin.

Bir kahvenin (40) yıl hatırı vardır derler, bu kişiye (15) sene içinde neler ikram edildi, bu hesab ile meseleye bakılsa kendisine yapılanların hatırı (15) milyon seneyi geçer

Özetle zuhuratının yorumuna geçelim. Açılır kapanır metal tavan gönül kapısıdır dilediğine açılır dilediğne kapatılır ve gök ehli ile bağlantısı buradan kurulur. Beyaza boyanması "renksizlik diğer taraftan Ulûhiyyet rengi olmasıdır.

Mustafa "kuru" nun merdiveni devirmesi, kişinin mustafa/seçilmişlik halinin kuruması ve yanmaya hazır kütük haline gelmesidir. Aslında kendinde bulunan kendine ait mi'rac merdivenini devirmesidir.

(Taba renkli sivri burunlu 53 numara, altında barkodu olan yeni erkek ayakkabısının sağ tekini görüyorum.)

Kendine has Baba renkli ileriyi ve bazı kişileri işaret eden sivri burunlu 53 numara, altında ar'kodu olan yeni er erkek ayakkabısının, akl-ı kül sağ tekini görüyorum.

Efendi Baba ma'nâsı buraya geliyor. Kurumuş mustafa elinde düzme yazıları ile bu Ma'nâların önunden geçip gidiyor.

Efendi Babam fincanı kaldırdığında içinde ki suyun risâlet mührü oluşturduğu görülüyor. Fakir de fincanı kaldırınca içinde ki suyun masa üstünde risâlet mührü oluşturuyor. Mekân da bulunanlardan biri bu su ile oluşan mührün üst tarafında bir yıldız olduğunu söylüyor

Zuhuratın sonrası ise oldukça açık… Bu arada bize de bir miktar teselli olmuş oldu.

Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder inşeallah. Herkese selâmlar hoşça kal Mu… oğlum. E…. baban

Şimdi suçlamalardan derlediğim sorulara gelelim birer birer cevaplamaya çalışalım. Yukarıda bahsettiğim gibi cevaplar suçlayana değil, halen daha onun peşinden gitmeye çalışanlara olan izahlardır, yukarıda da bahsettiğim gibi suçlamaların sahibi bizce artık hayatta yoktur. Ceset olarak varsada bizce ma’nen yokt 

NOT= Bütün bunlardan sonra (E. K..) nin hakkımızda yaptığı akıl almaz suçlamalarının cevaplarını (105-Cem’o ve Fark’o) kurgu dosyasında bulabilirsiniz tekrar olmaması için buraya kayıtlarını almadım. T. B

Son olarak Hacivat ve Karagözden bir çift söz ile bizde kitap dosyamızı sonlandıralım İnşeallah

YIKTIN PERDEYİ EYLEDİN VİRAN,

GİDİP EV SAHİBİNE HABER VEREYİM HEMAN:

Allah Hakk söyler Hakk’ı söyler.

Muvaffakiyet Hak’tandır. 

TERZİ BABA KİTAPLARI SIRA LİSTESİ.

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i

şerif,

İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve

sohbetlemizden müşahede ile

toplanan ilim.

“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ”

(Gönülden Esintiler) 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 25. -1-Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 34. -3-Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2) 40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-TÂ HÂ Sûresi:

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 61. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler:

66. Risâle-i Gavsiyye:

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-Namaz Sûrereleri:

69. 2-Namaz Sûrereleri:

70. Yahova Şahitleri:

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:

72. Îman bahsi:

73. Celâl cemâl celâl.

74. 2012 Umre dosyası:

75. Gülşen-i Râz şerhi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

77. Aşk ve muhabbet yolu:

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları:

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası.

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi.

90- İnsân-ı Kâmil Cild (1) şerhi.

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 92- İnsân-ı Kâmil Cild (2) şerhi.

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara.

95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası.

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri.

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası.

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi) 103- terzi baba yüksek lisans tezi.

104- Hacc Umre ve hakikatleri.

105- Cem’o ve Far’o.

106- 2016-umre dosyası.

107- vahy ve Cebrârîl (Fransızca çevirisi).

108- terzi Baba ile ilgili zuhuratlar.

109- terzi Baba tasavvufi izahlar.

110- 19-53-şeker risalesi.

 

Altı peygamber serisi:

15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 

Terzi Baba kitapları serisi:

1- 12- Terzi Baba-(1) 2- 39- Terzi Baba-(2) 3- 32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4- 79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5- 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6- 86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7- 91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 

Bir hikâye birçok yorum serisi.

25. -1-Köle ve incir dosyası:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

34. -3-Bakara dosyası:

61. -4-Bir ressam hikâyesi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

89. -6-Her şey merkezinde hikâyesi.

 

Dîvanlar serisi:

(1) 1. Necdet Divanı:

(2) 2. Hacc Divanı:

(3) 16. Divân (3)

(4) 87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

(5) 88- Nusret Tura-Divanı.

 

İbretlik dosyalar serisi.

(1) (17/kevkeb/kayan yıldızlar)

(2) (23/İbretlik değmez dosyası)

(3) (73/Celâl Cemâl Celâl)

(4) (81/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları)

(5) (93/Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara)

(6) (98/Solan bahçenin/kuruyan gülleri)

(7) (105/Cem’o ve Far’o)

 

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3-4-5- 6-7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11- 12- 13- 14- 15- 16-17- 18- 19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar .

21- 22-23- 24-25- 26-27- 28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33- 34-35- 36- 37- 38- 39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41- 42-43- 44-45- 46-47-48- 49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52- 53-54-55- 56-57- 58-59- 60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61- 62-63-65-66- 67-68- 69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün=

(110/85=195) 

NECDET ARDIÇ Büro : Ertuğrul mah. Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4 Servet Apt. 59 100 Tekirdağ. Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad. Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13. 59 100 Tekirdağ Tel (ev 0282) 261 43 18 Cep : (0533) 774 39 37 Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/ Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info> Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com> İnternet, MSN Adresi: Necdet Ardıç <terzibaba13@gmail.com
