# Hayâl Vâdîsi'nin Çıkmaz Sokakları

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/hayal-vadisi-nin-cikmaz-sokaklari
**Sayfa:** 145

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER:

HAYAL VÂDÎSİ’NİN

ÇIKMAZ SOKAKLARI:

NECDET ARDIÇ

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (81)

Ön söz.

Muhterem okuyucularım bu “dosya-kitabın,” oluşmasına aşağıda metni yazılı olan bir mail hakkında ki yazışmalar sebeb olmuştur. Oldukça dikkat çeken bir metni olduğundan bunları derleyip bir kitap haline getirmeyi uygun buldum çunkü bu yazışmalara ayırdığım zaman benim için bu kadar işimin arasında önemli bir zaman bölümü idi bende bu harcadığım zamanın önemli yazışmalarının ayrı ayrı dosyalar içinde dağınık bir şekilde kalmaktansa içinde geçen şahıs isimlerini gizleyerek bir yerde toplamayı ve benzeri olaylara daha sonra düşülmemesi için bir örnek oluşturabileceği düşüncesi ile ilgili bütün yazıları toplayıp bu kitabı oluşturmaya çalıştım.

Okuyanlar inşeallah bâtın, hayal âleminin nasıl tehlikeli sokak ve çıkmazları olduğu hakkında bir fikirleri olması bakımından faydalı olacağını düşünüyorum. Zâhir âlemin tehlikeleri olduğu gibi bâtın âleminin de kendi içinde kendi şatlarında kelime oyunları ile daha büyük tehlikeleri vardır Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi bu gibi tehlikelerden korusun İnşeallah.

Şahıslar hakkında rumuz isimler kullanılacaktır ve hiçbir kimseye karşı art niyet ile yapılmış bir düzenleme değildir. Önceden plânlanmış, bir kitapta değildir. Hâlin geliş sırası gereği ile oluşan bir kitaptır. Okuma zahmetinde olanlara İnşeallah faydalı ol

HAYAL VÂDÎSİ’NİN

ÇIKMAZ SOKAKLARI:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu kitabın oluşması aşağıdaki Mail-in gelişiyle başlamış oldu. Okumak isteyenlerin İnşeallah canlarını sıkmamış oluruz. : RE: Bir Mânâ B 10 Jan 2013 11:47:47 +0200

Aleyküm selâm B…….B….. kardeşim. Bu zuhurat hakkında cevap olarak, size nasıl bir yazı yazacağımı bilemedim. Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz yoksa! hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi, gönderdiniz? Diğer bir husus, (Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı) yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı? A. - Terzi Baba ““Terzi Baba “Mânâ-ı Mevlânâ” (Mevlânâ) Maneviyatında göründü. “Selam, Selam, Selam “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) 1. Örtün. 2. İsim zevkinde ol. 3. Cihat et. 4. Şahit ol. 5. Cem.

Not= Birde bana göndereceğiniz yazıları mümkün olursa hiç renksiz sadece ince ve kalın "siyah" ve iki tarafa yaslı olarak gönderirseniz daha çok memnun olacağım, çünkü çıktı alınması gerektiğinde renkler çok silik çıkıyor. Ayrıca herhangi bir kitaba uyarlamam çok zor oluyor. Bilhassa zemin renklerinden ayırmam çok zor oluyor bazılarını hiç ayıramıyorum belkide yolunu bilmiyorum. İşleriniz kolay gelsin yukarıda bahsettiğim hususların belirtilmesi için şimdiden teşekkür ederim. herkese selâmlar hoşça kalın Terzi Baba. ********** Terzi Baba Selâmün Aleyküm,

28.04.2010 tarihinde kulunuzda zuhur eden mânâyı o gün size nedense göndermemişim. Ancak bugün karşıma çıktı ve göndermem lütfedildi. Himmetiniz üzere ekte gönderiyorum. Allah selâmeti duanız ile üzerimize olsun. Amin. B…….

28.04.2010 Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba Terzi Baba “Mânâ-ı Mevlânâ” (Mevlânâ) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selâm, Selâm, Selâm” diye nida edildi. C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

3 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkâr tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillâh,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

***** B ********** 28.04.2010 tarihindeki Zuhurat. Renksiz düz yazılışı ile. Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE ***** B **********

RE: BİR MÂNÂ

B January 10, 2013 11:

Aleyküm selâm B….. B…. kardeşim. Bu zuhurat hakkında size nasıl bir yazı yazacağımı bilemdim. Şunun için, zuhuratı sadece bilgim olsun diyemi gönderdiniz, yoksa hakkında herhangi bir yorum yapılması içinmi gönderdiniz? Diğer bir husus, Yazıların hepsi zuhuratın tamamı mı? yoksa baştaki yazılar zuhuratın sözleri, diğerleri sizin yorumlarınızmı Aleyküm Selam S Gece aklıma takıldı, İkazınız önemliydi. Yanlışlık olmasın diye tekrar mail ediyorum. 1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir. Şöyle ki, Rüya halinde olan A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. Görüntü “Mevlana” manası olaraktı. Bundan sonra yani C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde diye söylenen kısım, uyandıktan sonra tefekkür halinde iken “Varidat” olarak zevkedilmiştir. 2. Göndermem sizdeki açılmadan istifa etmem içindir. 3. Renkli yazmam sadece kendime göre anlayışımda dikkat etmem içindir. Ancak siz yazıların üzerine Yukardaki “Düzen” den Select all/tümüne seç” ile kaplayarak, hepsini istenilen renge mesela siyah haline getirebilirsiniz. Mamafih yazıyı tekrar istediğiniz gibi ekte gönderiyorum. Allaha razı olsun. Amin. B ***********

(11/01/2013) Cum’a.

Euzü billâhi mineşşeytanirracîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hayırlı günler B….. B…. kardeşim. Yukarıda göndermiş olduğunuz kayıtta belirtilen yazıları anlamaya çalışıyorum. Yani geliş kanalını ve oluşumunu, anlamaya çalışıyorum. Net bir şey anlayamıyorum bu yüzden gerek internet ile gerek telefon yolu ile sormak sûretiyle mahiyyetini ve ifade ettiklerini anlamaya ve çözmeye çalışıyorum. Bence ifadelerin muğlâk olduğunu görüyorum. Ve daha geniş araştırma yapma gereği duyuyorum. Sizde de şuur altı batınen tam bir kanaat hasıl olmadığı ve bu yüzden istişareye gerek duyulduğu anlaşılıyor.

Ancak zâhiri ifadelerinizden ise bu hususta tam bir kanaat hasıl olduğu yönünde de belirttiğiniz kayıt ifadeleri işaret veriyor. Bu da ayrıca kişiyi daha baştan şüphe ve düşüncelere sevkediyor.

Bunların eksiklik arama veya yanlışlık bulmak kasdıyle, kat’iyyen olmadığı tarafınızdan zâten malûmdur. Sorulduğu ve iştişare talep edilmesi yönüyle fikrî intibaımı istediğinizden bende bunları ifade etmek isterim. Sizinde bildiğiniz gibi bu saha çok hassas ve çok kaygan bir sahadır ve her hâlü kârda ihtiyat şarttır. Bu yüzden gelen herhangi bir zuhurat, varidat veya başka isimler altında fısıldanan veya harfsiz ve lâfsız gelen her şeyin kaynağının iyi tesbit edilmesi gereklidir.

1. Zuhuratlar baştan aşağı rabbımdan zuhur edenlerdir.

Bu kadar kesin konuşmak bence biraz ihtiyatsızlıktır. “Rabb’ım’ dan” derken acabaa hangi Rabb’ın kanalındandır. Tesbiti mümkünmüdür.? O halde evvelâ bu hususun belirlenmesi lâzımdır. Rahmân-i olarak gelen “zuhurat veya varidat veya daha başka isimlerle” kulun aklına veya gönlüne gelenler. “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah nezaketine” uygun olanlardır.

Bunların ölçüsü ise, Kûr’ân-ı Kerîm olan kelâm-ı İlâhî’nin, Hadîs-i kudsi ve Hadîs-i Şerif diye bilinen kelâmı Rasûlüllah-ın, ifade tarzına ve şer-i şerife uygun olması gerekmektedir. Aksi halinde kulun kalbine aklına veya gönlüne gelen her şeyden şüphe duyulmalı, Şer-i şerife uygun ise yapılmalı değilse yapılmamalı o düşünce her ne ise ve hangi hal ise, gönülden atılmalıdır. Şimdi bu hususu “İlâh-î örf, Nass, ve adetullah” yönünden incelemeye çalışalım.

Bu ve benzeri oluşumları iki yönlü değerlendirmek mümkündür.

(1) Yönü, kişiye ulaşan, zuhurat, varidat gibi hâdise ve oluşumu olduğu gibi rabb’ım’dandır diyerek kabullenmek ve o istikamette yönelmektir. Yani doğruluğunu, araştırma dan “imân” ve “sıhhati” ni kabul etmiş olmaktır. Bu işin kolaycılık ve teslimiyetçilik tarafı’dır. Neticesi meçhuldur ne olur bilinmez. Örfe de aykırıdır.

(2) Yönü ise, bir araştırmacı anlayışı ile ihtiyaten hadisenin mahiyetini, oluşumunu gelişimini, olgunlaşmasını ve neticesini. Yani gelen herhangi bir şeyin varsa verdiği bilginin mahiyetinin neler olduğunu, özellikle verilen şeyin arka plânın da ne olabileceğini, düşünerek muhtemel hilelere düşmemeye çalışarak, gelenleri alıp ancak hemen doğrudur tasdiğini yapmadan “ihtiyad” kaydına alıp daha sonra onları inceleyip aralarında uygun olmayan fikirler varsa onları ayıklayıp daha sonra, örf’e, nass’a, ve adetullah’a uygun, anlaşılır ve tehlikesiz bilgi cümlelerine göre uyarlayıp kullanılacak ve kolayca anlaşılabilecek hâle getirip, hem kendimizin kullanımına ve, ve hemde çevremizin istifadesine açmamız, tehlikeden bizleri koruyacaktır. Diye düşünülür.

Şimdi bu ve benzeri, zahiren kaynağı da meçhul gaybi oluşumları, İlâh-î ve asl-î kurallar içinde, nasıl değerlendirilmesi lâzım geldiğini hatırlamaya çalışalım.

Bilindiği gibi “sahih-sıhhatli-Rahmân-î” bilgilerin üç hâli vardır.

(1) VAHY:

(2) İLHAM:

(3) FİRASET: tir. Bunların dışındaki bütün bilgiler beşeri hayali ve vehmi’dir. Yukarıda belirtilen yolların karşılıkları ise.

(1) VAHY: “Kûr’ân”

(2) İLHAM: “Hadîs-i kudsi”

(3) FİRASET: “Hadis-i Şerif” ler karşılığı’dır. Şimdi bunları incelemeye çalışalım.

(1) VAHY: Bilindiği gibi “VAHY’in (mânâ’sı ve lâfzı) Allah’dan’dır” ve üzerinde kul tarafından hiç bir değişiklik yapılamaz. Peygamberlere has, onlara verilen gönüllerine ve ruhlarına kaydedilen, zamanlarının zât-î bilgileridir. Sonuncusu ise, Efendimize verilen “Kûr’ân” dır ki, O da bütün mertebeleri kapsayan “Zat” i bilgilerdir.

(2) İLHAM: Evliyayı Kirâm’a sunulan “VAHY” in açılımları olan İlâh-î bilgilerdir. Bu kişilerin kendilerindeki karşılığı, kendi “Hadîs-i kudsi” leri’dir. Bunlar genele açık uygulanacak hüküm düzeyinde değillerdir, kişiye ve ancak varsa, taliblilerinin istifade edebileceği, indî, özel bilgiler ve hallerdir.

“Hadis-i kudsi” nin tarifi. Bilindiği gibi, (mânâ’sı Hakk’tan, lâfzı Peygamberden-dir.) Bu kurala binâen, herhangi bir kimseye gelen gaybi mânâda olan bir bilgi veya hissiyat, Tamamı ile birlikte, olduğu gibi kabul edilmesi mümkün değildir. Eğer kabul edilirse, gelen zuhurat, bilgi veya, benzeri varidad, deyenler de vardır. “VAHY” hükmünde kabul edilmiş olacağından! Şirkin ve küfrün ta kendisidir. Gelen yeri İlâh, kendini de, farkında olmadan Peygamber, ilân etmek olur.

O halde bu İlâh-î kural gereği, gönlümüze veya aklımıza gelen varidat, düşünce, ilham, veya evham, “gayb’î fısıltı” dediğimiz kaynağını tam tesbit edemediğimiz, kimlik veya yönlerden gelen her hangi bir şey ne tür olursa olsun, geldiği üzere olduğu gibi kabullenip, ilmi mânâ da doğrudur. Hükmü ile kullanım tatbikatına geçmek çok tehlikeli bir oyundur. Çünkü İlâh-î nezâket seyrine aykırıdır. Bunlara bir takım hayal vehim karışması mümkün’dür.

Bu sahanın ölçüsü “Hadis-i kudsi” kıyasıdır, ve ihtiyat gerektirir. Peygamber Efendimiz dahi Hakk’tan geldiğine şüphe etmediği halde kendi nefsi için, nefsine gelen haber ve bilgileri kolay ve düzgün anlaşılacak kelimelerden meydana gelen kendi kurduğu cümleler ile ashabına hüküm olarak bildirmiştir. Böylece gelen İlham varidat ilmi bir mânâ olarak, (mânâ’sı Hakk’tan,) Peygamberimiz de, kolay anlaşılacak bir ifade de olması için cümle ve lâfız düzenlemesiyle, (lâfzı Peygamberden’dir.)

Diğer yönden, “bir şey sordum anında cevabı geldi,” gibi, hususlar dahi şüphelidir. Çünkü Örf, nass ve Adetullah’a uygun değildir. Peygamberimizin hayatında bu tür yaşantılar pek çoktur. Bazıları Efendimize gelip soru sorduklarında, Efendimiz bunların bazılarına cevap verir bazıları için ise kendisinde o an, bir fikir oluşmadığından soru soranlardan bir miktar süre isterdi. Hz. Âişe annemizin kayboluş hadisesini herkez bilir. Bu hadisenin açıklığa kavuşması için Efendimiz yaklaşık bir ay kadar, hakkında “Vahy-i İlâh-î” gelinceye kadar beklemiştir. Herhangi bir kimseye “Rahmân-i gayb-î fısıltı” her an acaba hazırda, emre amade bekliyorda, her hangi bir şey sorulduğunda hemen cevap mı, alıyor.? Bu da çok şüpheli bir haldir. Eğer öyle olsaydı peygamberimize sorulan soruların cevabı anın da evvelâ ona gelirdi. İstisnaları olmakla birlikte, bu sahada da Örf, nass ve Adetullah bu yöndedir.

Ümmet-i diye bilinen ve açık olarak imân ettiğini söyleyen bazı âlim, zahiri sûfi ve kendilerini mü’min addeden bazı kimseler dahi bunların farkında olmamış ya yok saymış yada inkâr etmişlerdir.

Bâtınî denilen, madde âleminin, mâverâ’sı-arkası, gürünmeyen tarafında ki lâtif fertleri, bu görünen zâhir âlemin zâhir fertlerinden kıyas edilmeyecek kadar çoktur ve biz bunların gerçek mahiyetlerini ne yazıkki bilmiyoruz. Bildiğimiz, yani Peygamberlerimiz vasıtasıyla bildiğimiz genel faaliyyette olan iki tür, melek ve iblis isminde lâtif varlıklar vardır, ve bu varlıklar bütün âlemi kaplamışlardır. Gece gündüz sıcak soğuk demeden heryerde ve her zaman faaliyettedirler. Melekler, Nur’dan halkediklerinden daha lâtiftirler doğrudan kesif olan insanlarla iletişime geçemezler ancak onları görevli olarak dışarıdan kontrol ederler.

İblis ise, Ateş kaynaklı olduğundan lâtifin kesifidir, dilediği yer ve zamanda daha da kesifleşerek insan varlığındaki duygulara veya görüntü ile insanlara, zuhuratta veya yaşantı da yaklaşması daha kolaydır. Bu yüzden insanlar için en tehlikeli olanlar bu taifedir. İçlerinde Mü’min’ler ve kâfirlerde vardır. Mü’min olan bazıları zaman zaman az da olsa, insanlara yardımda bulunurlar. Ehli küfür olanlardan ise insanlara zarardan başka hiç bir şey gelmez. En büyük hileleri sûreta Hakk’tan görünmeleridir.

Nasılki batılı bazı hrıstiyanlar meslek olarak islâm dini hakkında eğitim yapıp hatta doktoraya kadar eğitimlerini geliştirip orta halli bir müslümanın üstünde bir bilgiye sahip olabiliyor ve bu bilgisini evvelâ doğru küçük bilgiler halinde verip daha sonra güven kazanınca yanlış bilgileri verip aklını bozmaları gibi. Farkında olmadan zarar verirler. İşte en tehlikeli hal de budur. Bu hususta din kitaplarında çok geniş bilgiler vardır. Dileyenler oralardan daha geniş bilgiler alabilirler. Biz yolumuza devam edelim.

Bu hususlar kıyasi olan fiziki ölçüler değil ki, açık bir değelendirme yapılsın. Hissi olan hususlardır ki, onun da hemen kolayca tesbit edilebilen bir ölçüsü yoktur.

Yemek yapmak için alınan bir malzeme bile, eğer kuru ve ince gıda ise elekten geçirilmekte, yıkanın veya sulu bir gıda ise kevgirden geçirilmekte. Taneli gıdalar ise ayıklanarak gözden geçirilmekte, ondan sonra işleme konmaktadırlar. Yapraklı ve kabuklu yiyeceklerin de kabuklarının ve dış yapraklarının soyulması gerekmektedir, yani hiçbir gıda yokturki üstünde veya içinde, temizlenmesi gereken bir bölüm olmasın ve ondan sonra sofraya gelsin.

Lâtif olan mânâ âleminden yola çıkan ilâh-î bilgiler hangi mertebeden geçerlerse o metbenin malzemesinden bir pakete sarılarak o mertebeden diğer bir mertebeye geçebilir daha sonra o mertebedende bir sonraki mertebeye geçebilmek için de o mertebenin paketiyle paketlenir, o mertebedende bir sonraki mertebeye geçerken gene yeni geldiği mertebenin paketine girmiş olur aksi halde yeni geldiği mertebeye uyum sağlayamaz. Taa ki, Ef’âl âleminde zuhura çıkması için buranın evvelâ beşeri hayal paketiyle paketlenmesi lâzımdır ki bu âlemin şeriatı içinde kendine bir yer bulabilsin, aksi halde olduğu gibi gelse bu âleme uyum sağlayamayacağı için bozulan paketsiz gıdalar gibi bozulur kullanılamaz. Uyum sağlanamaz. İşte buradaki tehlike eğer o doğru bilginin üzerinden geçtiği yerlerden giyindiği paketleri üstünden çıkartılmazsa bulunduğu yerin paketi muamelesi görür. Çünkü onu kullanacak olanda aynı paket renginin içindedir. O yüzden oda aynı muamele ile meamele edecektir. Ve paketi görüp onu gerçek mal zannedecektir. İşte daha evvel kendisi paketlikten çıkmış aslı üzere kalmış bir mânâ ehli ancak gelen paketi birer birer dış paketlerinden soyarak gerçek içinde olan hakiki değeri ortaya çıkaracaktır. İşte ancak o paket gıda, gerçek mânâ da içi özü gıda edilmiş olacaktır. İşte bu mânâ âleminden gelen paketlerin içindede ne olduğu gerçek mânâ da belli değildir hayal ve vehim âleminden yapılan bir sürü sahte bilgi paketleri vardır ve bu âleme her an ihrac edilmektedirler dışı itibariyle hakikilerinden ayırmak mümkün değildir işte burada gerçek bir ölçüme ve ölçüye ihtiyaç vardır. İşte yukarıda bahsedilen hadise budur hayal ve gayb âleminden zuhur eden paketleri alıp dışını soyup içini değerlendirip dünya sofrasına gayb yemeklerini üzerindeki paketlerini temizleyip saf bir halde, gıdalanmak için kendimize ve çevremize sunmalıyız bunun dışında gaybdan veya nereden geldiği belli olmayan paket bilgileri olduğu gibi kullanmaya kalkarsak yediğimiz şey ancak ablaj-paket olur, bizse onu leziz yemek zannederiz epey bir zaman sonra onun sonsuz sıkıntıları ortaya çıkar ama iş işten geçmiştir.

Gerçek ve hakiki olan mânevi gıdaların, ilham varidat müşahe olan lâtif hallerinde bu sistem içerisinde muamele görmesi tabii olacaktır. Yani akıl ve gönül süzgecinden geçirilmesi lâzım gelecektir ancak bunun şartı süzgeçin ( ) tevhid, tesis ve eminlik, sıtandardından mühürlenip geçmiş olması lâzımdır. Yoksa süzgeçin delikleri veya ölçü ayarları bozuk ise aldanmaktan ve netice de hüsrandan başka bir işe yaramayacaktır. O halde yani, (1) VAHY: “Kûr’ân” yolu kapalı olduğundan üzerinde konuşulması mümkün değildir. (2) İLHAM: “Hadîs-i kuds-i” yolu ve kıyası açıktır bu yol halen çalışmaktadır, ancak çok dikkat istemektedir. Gelen gaybi oluşumların Rahmân-î kaynaklı olması akıl ve gönül süzgecinden geçirilip anlaşılabilecek, yani “sağlıkla kullanılabilecek” hale getirilmesi lâzım gelecektir. İşte bu çalışmadan sonra bu bilginin sahibi o kişi olur.

Aksi halde kişi geldiği gibi aktarılan hususun taşeronu olur, bu sebeble sahip değil taşıyıcı olur, eğer taşıdığı zararlı bir paket-yükse gönderildiği yerde oluşacak zarara da, tabii ki ortak olmuş olacaktır.

Yukarıda belirtilen hususlar dahilinde hareket eden kimseler, Peygamberin mânevi varisleri, bunlardır. Zâhiri varisleri ise Firaset sahibi Âlimlerdir. Bunların dışında başka bir yol yoktur.

(3) FİRASET: İse, bilindiği gibi mü’min’in vasfı’dır “Hadis-i Şerif” ler düzeyidir.

“Hadis-i Şerif” lerin, tarifi ise, (mânâ’sı da, lâfzı da, Peygamberden’dir.)

Bunların hepsi Efendimizden zuhura çıktığı halde, mertebe farklılıklarının ne kadar bariz olduğu açık olarak bildirilmektedir. Bunların dışında her hangi bir bilgi ve duygu oluşumunun veya kurgulanmasının mümkün olmadığı bildirilmekte, eğer oldurulmuşsa ona itibar edilmemesi gerektiğini bu ölçüler bize bildirmektedir.

O halde!

(1) VAHY: “İlâh-î” dir, Bu yol kapalıdır. Daha evvel bu yoldan gelenler ölçü olur ve tatbik edilir, bunlardan başka yeni ölçüler olamaz.

(2) İLHAM: “Kuds-î,” “kevn-î ve mülki” dir. İsminin üstünde olması gibi, bunların ana kaynağının ve hakikatinin kuds-î, izahlarının ve cümle, düzenlemelerinin ise “kevn-î ve mülki” olması gerekmektedir. Yani o hale yükselmiş olan bir kişiye “kuds” âleminden bir İlham gelince onu alıp kendi idrak anlayış ve irfaniyyeti ile çevresinin oldukça kolay bir yolla anlayıp faydalanabileceği bir düzenleme ile yakınlarına bu sıhhatli bilgiyi aktarabilmesidir. İşte bu yoldan elde edilen bir bilgi duyulduğu zaman hiçbir endişeye ve şüpheye mahal kalmadan ve dinleyende de mevzuun kendi sekinesini ortaya çıkararak mutmain olmuş bir gönülde, huzur ile dinlenmesini sağlar ve bast halini oluşturur. Bu da ölçüsüdür. Ayrıca bu hususun tarifi (bilenin sözü nettir,) hükmüdür.

(3) FİRASET: “Firaset” ise, sadece “kevn-î ve mülkî” dir. Ef’âli ve fıkhi işlerde oluşur kıyasa ve içtihade dayanan bir ilim düzeyidir. Burası zâten fark âlemidir, gaybi bir hususiyyet-i yoktur, beşere gönderilen hükümler istikametinde hareket edilir. Bu hususta söz çoktur dileyen ilgili yerlerden daha fazlasını bulabilirler

Bu özet bilgileri verdikten sonra, şimdi gelelim yukarıda belirtilen yazıların özet ifadelerini incelemeye. Gayemiz herhangi bir eksiklik arayıp bulmaya çalışmak değil, özellikle sorulan ve bir fikir istenen hususu incelemeye çalışmak ve bazı özel oluşumları göz önüne çıkarıp karar vermeyi kişiye bırakmaktır

28.04.2010 tarihindeki Zuhurat Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü Yukarıdaki ifadeyi iyi niyetle kabul etmek mümkündür. Ancak genede İhtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Belki abartılı bir ifade ile, mesele, olduğundan fazla gösterilmek istenmektedir, olabilir. Eğer öyle ise görende ve onun anlattığı kimselerde o kişi hakkında abartılı bilgi aktarılmış olabilir. İnsan hali bu, belki ileriki zamanlarda o kişide eksi bir hal zuhura gelebilir o yüzden kişilerin hayal sükutuna oğrama tehlikesi olabilir, işte bu yüzden abartıya yol vermeyecek şekilde bu zuhuratın bu bölümünün aktarılması yerinde olur B. - Bilâhare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi Yukarıdaki üç selâmın düzenlenmesi İlâh-î bilgi akışındaki örfe nass’a pek uymamaktadır. Genelde İlâh-î kaynaklı selâmlar “tek” def’a söylenmektedir. Bu tabirlere ben ihtiyatla bakarım ve hemen kabul edip doğrudur kaydına girmem C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde Bu ifade üstünde de durmak lâzım gelmektedir. Eğer ifade meleki ise onlar insanlarla fazla iletişim kuramadıkları için getirdikleri bilgiler o kadar net olmaz. Çünkü lâtifin kesife ulaşması çok yakından net bilgiler vermesi pek akla uygun gelmez. Ancak gene lâtif bilgiler olarak gelir ve sonra o bilgiler kişinin kendi kesbi bilgileri ile de değerlendirilip yukarıda belirtilen yoldan, yeni bilgilerin yolu açılmış olurdüzenlenir 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Yukarıdaki ifadeye ise daha çok ihtiyatla yaklaşmak lâzımdır. Çünkü “Örtün” lâfzının ifadeleri çok değişiktir ve niyete bağlıdır. “KAFİR” Örf ve Nass olan genel Kûr’ân-ı Kerîm. İfadelerinde çok büyük şuç unsuru olarak bildirilmek te ve şer-i şerife ters düşen bir ifade kullanılmaktadır. (73/1/74/1) de ise (Ey örtüye bürünen açıl) hükmü bildirilmektedir. Gerçi Tevhid-î mânâ da bakılınca bunların tevili vardır o ise ayrı bir konudur. Telefonda da sorup daha yakından anlamaya çalıştığım hususu, yani bir nolu ifadeler açık olmadığından tam anlayamıyorum, belki yerlerine oturtamıyorum, ibareye dikkatle bakıldığında emreden bir makam ve birde emri alan tesir edilen yer vardır her nekadar alanda verende aynıdır, gibi teviller olur ise de, söz açıktır veya ifade yanlıştır. Yani her halü kâda bir ifrat veya tefrit vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bu ifadeyi hemen kabul edip sahiplenmek “VAHY” sistemine aykırı düşmekte İLHAM: “Kuds-î, kevn-î ve mülki” hükmüne de uymamaktadır. Ayrıca FİRASET: “Firaset” haliyle de hiç ilgisi yoktur. (2/3/4/5) i de fazla uzatmadan bunlarla kıyas etmek yanlış olmaz diye düşünülür.

Yukarıdan beri izah edilmeye çalışılan hükümler sadece bunları yazanı ve yolunda olduğunu düşünen kimseleri bağlar.

Çünkü mes’uliyyetli bir sahadır. kimsenin anlayışına sınır getirecek bir düşüncemiz yoktur ancak bizim yolumuz yukarıda izahına çalıştığımız yoldur. Bunun dışında bir anlayışın tabikatlarından da biz sorumlu olamayız, burası da çok hassas bir konudur 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

*****

Netice olarak: Yukarıda ifade edilen beş isim tarifinin, KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, “Örf, nass ve Adetullah”da bunların hepsi zemmedilmiş inkârı ve tevili olmayacak kişi tarifleridir ve sonlarının neresi olduğu bellidir. Gerçi hakikat-i İlâhiyye üzere, her ne kadar bunların da tevilleri varsada o kişinin özel irfaniyyetinde kendi bünyesinde olan bir husustur, bu tariflerin neticesini ortadan kaldıramaz.

Ehlullah-ın sadece “KAFİR” (küfr-örtü-perde) hakkında bir teviline rastladım oda izah babında şöyle idi.

(Küfrü bâtıl mutlak Hakk’ı örtmüştür.

Küfrü Hakk ise kendini Hakk’la örtmüştür.) diğerleri hakkında onları belki bir yönde mazur gösterecek benzeri ifadelere hiç rastlamadım.

Ayrıca Efendimiz bu isimlerin KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNAFIK, MÜNKİR, zuhurları ile ömür boyu kıyasıya savaş yapmıştır. O onların hakikatinde olandan haberi yokmu idi ki,? biz bu hususları ondan daha mı iyi biliyoruz.? O onlarla can pahasına savaş yaptı, O nun açıktan savaş yaptığı o isimlerle anılan zuhurları kendi bünyemizde mazur gibi gösterecek ve âdeta onları destekleyip, özendirecek ve onların hallerini “oldum” ifadesi ile iftihar vesilesi gibi tanıtmaya çalışmak, Allah etmesin zahiren Peygamberimize savaş açmak gibi bir işin içine girmiş hükmünü getireceğinden bu bahsedilen isimlerin zuhurunun hepsinin suç unsuru olarak o kişinin aleyhine yazılabileceği ihtimali çok yüksektir. Allah korusun bu sahanın hiç affı olmayabilir.

Bu ifadelerin tamamından belki açık olarak anlaşılan sanki, güya bunların hoş görülebilecek yaşantılar gibi âdeta “Mudil” ismini ve görevlilerini temize çıkarmaya çalışılan bir alt niyet var gibi olduğunu sanki hatırlatıyor gibi bir his uyandırıyor. MÜMİN ifadesi ilede bunu açık olarak örtülmeye çalışıldığı ifadesini uyandırıyor gibi bir his veriyor. Ve bunların mümini olduğunu belirtiyor gibi oluyor

Tevil yoluna gidilirse; “Mudil Rabb-ı has’ının” yukarıda belirtilen “KAFİR, MÜŞRİK, MÜCRİM, MÜNKİR” zuhurlarından razı olacağı düşüncesi belki oluşur ise de! Ancak Cenâ-ı Hakk, “ben kulumun küfründen razı değilim” (burada küfürden kasıt yukarıda bahsedilen beş halin tamamıdır) kesin hükmünü Zât-ı yönünden, açık olarak bildirmektedir. O halde bu hususunda tevili yoktur. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın sayısız isimleri varken, özellikle “Mudil” isminin, zâten ihtilâf konusu olabilecek ve halin, sıhhatli anlaşılması için çok uzun seneler sürecek bir eğitim muvzuunun, zemmedilmiş hallerinin âdeta masum bir saha imiş gibi aktarılmaya çalışılması da ayrıca üzerinde durulması lâzım gelen bir husus olduğunun düşünülmesi gereği ortadadır.

Bir zamanlar benim bir meleğim vardı her uyandığım zaman yeni haberler getirirdi bir müddet sonra bunun dahi bir perde olduğunu anladığımdan o meleği ve verdiği habelerini de bıraktım. Ayrıca gene daha evvelce gençlik devrelerimde gittiğim herhangi bir ziyaret yerinde o yerden bir haber almayı düşünür ve alırdım da, daha sonra bunun dahi bir perde olduğunu anlayınca bundan dahi vazgeçip bu halide terkettim böylece bu iki perdeden de kurtulmuş oldum.

Bu tür hallerin zannediyorum ki daha evvelki yaşantıdan kalan bakiyeler gibi olduğu ve tesirinin sürdüğü anlaşılıyor. Bu yol bizim yolumuz değildir. Bu yazıdan bir evvel ki gönderdiğiniz yazıda da hatırlarsanız küçük bir düzenleme yapmak ihtiyacını hissetmiştim. Onda ve daha evvelce de benzeri yazılarınızı okumakta ve anlamakta epey sıkıntı çekiyor bir yerlere koymaya çalışıyordum, gerçi o yazılarınızdan ayrıca az da olsa anlaşılabilir olanlarından alınan metinlerde vardır. Ancak bu metnin, metnini incelemeye çalışırken, gerçekten çok sıkıntı duydum, tamamen kabza soktu, hattâ o gece uyumam lâzım gelen uykunun ancak üçte birini uyuyabildim. Sanki gizli bir tesir üzerimde icrada bulunmak istiyor gibi idi. Daha evvelki yazılarınızda da bu veya benzeri tür ifadeler vardı fakat herhangi bir şey sorulmadığı için bir yorum yapmak istemiyor idim. Aslında Rahmâni olan yazı ve düşünceler kabz değil, bast tecellisini zuhur ettirir.

Sizin ifadenizle gelen şeylerin çok seri ve acele olarak gelip geçtiğini ve belirli kelimeler olarak geldiğini ve hemen yazılması gerektiğini yanımda kim varsa hemen ona yazması için sözle aktardığınızı, bazı zamanlar da bildiriyor idiniz bu dahi üzerinde durulacak bir husustur, rahmani olan da acelecilik olmaz, (el aceletümineşşeytani, etteenni minerrahmani) denmiştir, bu acelecilik hali dahi hadise üzerinde güşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü acele ile alınan bir aktarmanın sağlığı ne kadar sıhhatli olur, düşünülmesi gerekir.

BU yazılarımın herhangi bir eleştiri veya tenkid olmadığını bildiğinizi de biliyorum okuduktan sonra nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini umarım bulursunuz eğer bu hususta bir sıkıntı olursa istişare için her zaman yazar ve arayabilirsiniz.

Şimdi netice olarak bana göndereceğiniz herhangi bir yazı olursa olsun evvelâ renksiz, sadece siyah koyu ve açık olarak gönderin, mademki, ifadenize göre, renkleri kendiniz için hazırlıyorsunuz, o halde renkli hazırladığınız o metinler sizde kalsın. Ayrıca verdana 10 ölçülerinde iki tarafa yaslanmış şekilde ve mümkün olduğu kadar fazla teferruata girmeden sadece mevzuun gerektirdiği istikamette özet bir metin hazırlayıp öyle göndermenizi rica edeceğim, ayrıca metnin içine hiçbir sekme türü ilâve etmeden sadece düz yazı olarak dönderirseniz daha da çok memnun olacağım, çünkü sekmeler ile sabitleştirilmiş kelimeleri yerinden alıp başka bir düzenlemeye uyarlamak oldukça zor ve çok can sıkıcı oluyor.. Çünkü gelen her bir değişik yazılı metni, kendi dosyasında yayınlanacak hale getirmek için çok zaman ve güç harcamam gerekiyor buda ilerlemiş yaşımda beni oldukça yoruyor ve zaman kaybı oluyor.

Bana göndermek lütfunda bulunduğunuz bu metinden daha evvel, bana gönderilmiş üst üste bindirilmiş bir mail-in en sonun da kazara gönderilmiş halinden haberim oldu, ve beklemekte idim. Eğer bu metin, ikinci ve üçüncü hiç bir şahsa açılmasaydı, ve istişare edilmeden sohbetleri yapılmasaydı, sadece (size sizin için ve size ait) bir emânet olarak kalsaydı belki üzerinde taşıdığı mânâlar hususide olarak batıni yönden kabul edilebilir ifadeler olabilirdi. Çünkü bu ifadelerin gerçek mânâ da geçerli olduğu yer Zât-ın kendinden kendine ve kendisinde, “tenzihin içindeki tarif teşbihinde” olduğu yerdir burada ise ikinci şahıs yoktur.

Diyelim ki bu metin gerçek mânâ da sahih zât-i bir tecellidir. O halde bu metin sadece bir şahsa ait sırda olan saklanması gereken özel bir emanettir. Mahviyyette saklanması lâzım gelen Bu emânetin ikinci ve üçüncü şahıslara açılıp ortalığa gökülmesi, dolayısı ile “eğer gerçekten öyle ise” Z’at âleminden emânet edilen şahsa ait bir sırrın alenen ortaya getirilmesi hemen kişinin beşeri benliğinin ortaya çıkmasının ifadesi olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Emânete ihanetin karşılığı alınan vasflarda zâten açık olarak “MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,” şekliyle kabul edilmektedir Ve kişi yukarıda ifade ve şiddetle kabul edilen (KAFİR MÜŞRİK MÜCRİM-MÜNAFIK MÜNKİR) oldum Elhamdülillah tariflerinin şeriat mertebesindeki, yasaklanmış yaşantısını inadına kabullenip, yaşıyor hale düşürmektedir. Ne ağır bir yüktür. Nasıl bir kahramanlıktır, doğrusu anlamak mümkün değildir. Ben bu kesin ifade ve bu kabullenmelerin dehşetinden bir hafta on gündür, şaşkınlığından ve mâlûm varlıkların zaman zaman tasallutundan kurtulmuş değilim,

Allah muhafaza etsin. Bu da gösteriyorki o varlıkllar bu iş ile ilgili ve sahalarını kaptırmak istemeyip azda olsa çıkış yapıp kendilerini ele veriyorlar. Allah’a, Peygamberine örf’e nass’a ve adetullah’a âdeta alenen “oldum Elhamdülillah” diyerek, “sanki çok güzel bir şey olmuş gibi” hamd ile hamda savaş açmak gibi bir şey olmuş olmaktadır. Sanki mâlûm varlığın “sen beni azdırdın” dediğine benzer bu halleri “ben oldum” sözü belki farkında olmadan söylenmiştir ama onun bu hali gibi adeta anlaşılıyor. Allah’ın (c.c.) hamd-ı bellidir, Peygamberine dir. örf’de nass’da ve adetullah’ta, KAFİR’e MÜŞRİK’e, MÜCRİM-MÜNAFIK’a, MÜNKİR’e, Hamd, övgü, yoktur tam karşıtı olan zem vardır. Hamd ile hamd-ı da ortak koşarak, bunları oldum derken kişinin nasıl bir hâleti ruhiye içinde olması lâzım geldiğini düşünemiyorum.

Ayrıca bunların birde, “TEVHİD ÜZERE” diyerek tevhid ile delillendirilmeye kalkılması aklın alacağı bir husus değildir. Çünkü bunlar kesret çokluk inkâr ve suç unsurlarıdır ki tam zıttır tevhid, şahit gösterilerek, âdeta kesretin ve şirkin tasdiki tevhidle yapılmak istenmektedirki muhal bir haldir.

Ben şimdi sizden duyar gibi oluyorum, (ama benim bahsettiğim ifade etmek istediğim bunlar değil dir.) Diye.

Anlatılmak istenen bu mevzuların gerçek halinin ne olduğunu tabiiki bende biliyorum. Yukarıda da bahsedildiği üzere bu oluşum Eğer gerçekten yaşanıyor ise Zât-î ilim mertebesinde ve kişinin kendi özünde sadece kendini alâkadar edeceğinden eğer varsa cezası veya mükâfatı kişinin sadece kendine aittir. Çünkü o mertebede kişi düşüncesinden dahi sorumludur. Ancak bunlar bâtın hukukunun nass’ı dır. Zâhire çıktığı anda isterse sadece ikinci şahıs olsun bir benlik ifadesiyle ortaya çıkmış olacağından bu âlemde de geçerli olan. Şeriat örf, nass, ve adetullah kuralları geçerli olduğundan. Metnin tamamı suç unsuru olmaktadır. İçindeki (Hamd ve tevhid) kelimeleri ise sadece ilka edenler tarafından, hile-i şer’iyye olarak kullanılan istismar edilmiş olan masum ve temiz tabirlerdir.

İşte bu yüzden açık olarak görülüyorki, gaybi diye ifade edilebilecek zuhurat varidat tecelli gibi şeylerin yukarıda belirtilen ikinci kısım, İlham bölümüne girdiğinden İLHAM: ise bir yönüyle “Kuds-î, diğer yönüyle, kevn-î ve mülki” olduğundan gelen bilgilerin bu aşamalardan geçmesi lâzımdır. Eğer bilgi gerçekse Kuds âleminden gelen (Misafiri gaybi) dir. Onu şanına yaraşır şekilde ağırlayıp “Kuds ve gayb” âleminden, getirdiği tecelli i İlâh-î gıda malzemelerini, akıl programında beşerin kabul edebileceği tarife döndürerek bunları ğönül mutfağında aşk ateşinde pişirerek baharat, tabiat unsurlarından da katarak bir sofra kurması ve kimin o sofradan hangi gıdaya ihtiyacı varsa mânen beslenmesi için taliplilerine sunması örf’de nass’da ve adetullah’ta, hal böyledir ve ölçü budur.

Bu işlemlerden geçmeyen herhengi bir tarifle gelen, içinde ne olduğu, hangi katkının varlığı bilinmeyen, ne yedirmeye çalışan nede yiyen tarafından bilinmeyen gıdalarla yetişen kimseler kısa sürede mahiyeti meçhul paket gıdalardan yiyerek obez olup yerinden kalkamayan kimselere benzerler Allah (c.c.) korusun.

O halde gaybi diye isimlendirilip, gelen her şeyin evvelâ paketini açıp içindekinin mahiyetini iyice anlayıp ve evvelâ kendi tadına bakıp yani tatbik edip eğer bir zarar sezmezse ondan sonra yardımda bulunmak için çevresine bu gıdalarından talep edenlerine hiç karşılıksız dağıtması en isabetli yemek ikramı olacağı bellidir. Bunun dışında acelece gelen ve hemen yenmesi kullanılması istenen gıdalara daha çok ihtiyatlı yaklaşmak gerekmektedir çünkü bu gıdalardan dolayı başımıza gelebilecek herhangi bir zarırı telâfi etmemiz için, belki bize bildirilen sahte bir adresi de bulmamız mümkün olmayacağından ebedi hüsran ve zarara oğramamız pek kolay olacak bizde çok kolay yutulmuş bir lokma olmuş olacağız.

Son cümleye daha çok dikkat çekmek istiyorum. (Zâhir âlemin fiili tehlikelerinden bâtın âleminin yanlış tasavvuri tehlikeleri daha çoktur.) Bu saha çok kaygan bir sahadır, ancak Allah-ın ipine sarılmakla bu kaygan araziden biraz zor da olsa emniyyetle geçilir Cenâb-ı Hakk zâhir bâtın ayaklarımızı bizim hatalarımızdan dolayı kaydırmasın, aslında o kaydırmazda, biz nefsimize kapılarak kendi kendimizin ayağını kaydırmayalım

Yukarıda belirtildiği gibi bu metnin iki sene neden bekletildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Eğer iki sene evvel bu husus ortaya çıksa idi oyunlar daha o zaman ortaya çıkacağından iki sene daha oyun uzamayacaktı.

Daha evvel yazılan metinlerde de benzer ifadeler vardı bunlardan hep rahatsızdım hemen okunup anlaşılacak şeyler değildi sistemleri başka idi ancak fazla abartılı olmadığından kabul edilebilir ölçülerde idi bu yüzden düzelir düşüncesiyle fazla üstünde durmuyor idim.

Bence bu kaydı ve daha sonra gelenleri ve daha evvel gelmiş bu ve benzeri bütün kayıtları silin ve bir müddet selâmete çıkıncaya kadar hiçbir kayıt almayın, yani varidat denen kaynağı belli olmayan fısıltılardan hiçbir kayıt almayın taki fısıltılara sebeb olanlar varsa uzaklaşsınlar. beyniniz bir müddet dinlensin boşalsın. Daha sonra ki gelişmelere göre hareket edilir. Bu tür yazıların yazılması örfe uygun olsa yazılacak çook şey var başkalarının bildirmesine de hiç gerek yok ancak İlâh-i nezaket bunlara manidir gerektiğinde özde bunları kabul edebilecek gönüllere kişiye mahsus söylene bilir, hususide bile bunların söylenmesi gene de örfe aykırıdır. Çünkü kıyas yapma yolu açılmış olur bunu dinleyende de bu hususlar tabiileşmiş sıradan konuşulan kelimeler haline gelmiş olur buda onda kendini bunları söyleme salâhiyyetini bulmuş olur nasıl olsa bunlar söylenebiliyor bende benzerlerini söylerim’in yolu açılmış olur, sonu nereye gider bilinmez o kişinin dünyasıda kararır ahiretide. Bazı gurupların halleri bunlara benzer. Sureta Hakk’tanmış gibi mevzu olan cümleyi söyler ancak yaşantısı yoktur. ve içi boştur sadece bir sedadan ibarettir ancak çevresindekiler bunları inançları yüzünden doğru snırlar.

Bilindiği gibi benim Bunlara benzer ancak kıyas bile edilmez şiir türü bir yazım vardırki ifadeleri cümle kuruluşları çok açıktır mübhem bir şey yoktur aklın hükmü altındadır vehmin değildir ve ayrıca “atayım dedim” dir ismide üstündedir lâtife yolludur, “anlamadılar, sallamadılar” gibi hafifletici ifadeleri vardır o metin hakkında şimdiye kadar kimse benden bir izah istemedi, demekki itici veya rahatsız edici bir tarafı yokmuş.

Belki hakkımda abartılı bazı yazı yazanlar oluyordur ancak bunlar yazanların kendi görüş ve anlayışlarıdır. Ben onlara böyle yazın diye bir talimat vermiyorum. Kendilerinin araştırmaları neticesinde ulaştıkları bilgileri benimle paylaşıp kitapalrımın bazı bölümlerine ilâve ediliyor bu ayrı bir konudur. Benlik olmaz. Geriye bir bilgi mirası bırakılmaktadır.

Bütün bu hususlar ve ifadeler sizde nasıl bir netice hasıl eder bilemiyorum, belki kızar belki sâkin düşünür belki her şeyi yeniden gözden geçirirsiniz sizin kabulünüze kalmış bir iştir ben isteneni yapmaya çalıştım, belki mevzu gereği bazı ağır gelecek tabirler kullanılmış olabilir o zaman kusura bakılmasın benim yolum ve hayat anlayışım yukarıdan beri belirtilmeye çalışılan hususlardır, şimdiye kadar kimseyide bu şekle mecbur etmiş değilim kabul eden eder etmeyen kendi bilir bizce hiçbir mes’uliyyeti de yoktur. Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizi hayal ve vehmin tuzaklarına düşmeden gerçek Hakk yolcuları eylesin. Herkese selâmlar hoşça kalın. Terzi Babanız. **********

Hallac’ın hikâyesi meşhurdur. (Enel Hakk-ben Hakk’ım) Hakk, dediği halde astılar. Eğer (Ene KAFİR’im, MÜŞRİK’im, MÜCRİM-MÜNAFIK’ım, MÜNKİR’im) deseydi acaba ne yaparlardı. Başını kesmekle kalmazlar bütün vücûdunu lime, lime yaparlar, sokak hayvanlarına yemek için atarlardı kabri bile olmazdı.

“Ama efendim bunlar şeriat ehli câhil insanlar tevhid-i bilmezler.” Deyen kişide de zâten tevhid olmaz. Çünkü bu faaliyyet (tefhîd-i ef’âl) sahası içinde olur ki oda tevhiddir. Yani Cenâb-ı Hakk’ın (Adl ve müntakîm) isimleride (tefhîd-i ef’âl) sahasında faaliyyet’tedirler ve hiç acımaları da yoktur.

Bütün bunlardan sonra sadece tavsiye mahiyetinde bildireceğim hususları göz önünde bulundurup devam eden yolculuğunuzu ona göre düzenleyerek devam etmenizin daha uygun olacağını ümid ediyorum. Ancak sadece bir tavsiyedir uymak uymamak konusu ayrıdır.

(1) Makul bir bahane ile onbeş gün kadar sohbetleri durdurmak. Bu arada yukarıda belirtilen hususları. tekraren okuyup üzerinde durmak.

(2) Nereden geldiği tam belli olmayan varidat tecelli v.s ismi verilen şeylere bütün kapıları kapatıp gelseler bile iltifat etmeden göndermek.

(3) Bir daha varidat veya tecelli diye ifadelendirilen bilgi türü şeylerle değilde, elde bir metin ile belirli bir mevzuu takip ederek konuşmak. Eğer suç unsuru varsa bile yazarın kendisini ilgilendireceğinden mes’uliyyet altına girmemiş olmak. İşte izim sohbet sistemimiz bu yüzden bu tatbikata bağlıdır.

(4) Bir başka zamanda gene “geldi” diye benzeri ifrat yazılar yazmamak.

(5) Bu yazıyı hemen kaldırıp belki tevbe ederek hükümsüz ve artık geçersiz olduğunu gelen yere bildirmek, ve bir daha böyle şeyler getirmemesini tenbih etmek. Daha evvelki benzeri yazılarda daha zararsız kabul edilebilecek makule yakın, ancak gene şüpheli ifadeler var iken, bu ifadeler git gide hayali dozunu arttırmış olduğundan artık bu yolun mutlak mânâ da kapatılması gerekecektir.

(6) hassasiyetiniz olduğu bilinen gaybi arkadaşlardan varsa eğer hemen terketmek, Zâten bu husus Hakk’ın ilk emridir. Euzü billâhi mineşşeytanirracîm. E, devam etmek.

(7) Bilgiyi sadece Kûr’ân-ı Kerîm, Hadisler ve Temiz akla dayandırmak.

(8) Hiçbir husus ve yerde gereğinden fazla konuşmamak.

(9) Sohbetlerde bu ve benzeri hususlar dikkat çekilerek bana anında şu geldi bu geldi diye ilân etmemek, buna hiç gerek yoktur. Bunlara özenti duyan kişilerde, bende olmuyor diye ya üzüntü, veya hayal ve vehmini özenerek faaliyyete geçirmeye çalışan kişilerde büyük hayali Tahribat lara sebeb olma ihtimali yüksektir.

Bu yüzdende bunların açığa çıkarılmaması lâzımdır. Buların halleri eğer gerçekten sahih ise, kulu ile kendisi arasında özel halleri mahrem hususlarıdır, her yerde herkese alenen açılmaz bazen yeri geldiğinde imâen bazı izahlar yapılır. Emekleyen bebeklere pastırma börek cinsi şeyler verilmez verilirse onlara kötülük yapılmış olur. Bu haller içinde tedbirli olunması gerekir.

(10) Ben varmıyım veya yokmuyum sorusunun cevabını gerçek olarak bulmak.

(11) Eğer varsa, delili nedir.

(12) Eğer Yoksa, neden yoktur ve delili nedir. Aslında bunlar bilinmeyen şeyler değildir, ancak açıklığa kavuşması için bir istişare isteğidir.

Bütün bunlardan sonra acele olmayan makul bir süre içinde, bu yazılardan ne anlaşıldığını kabul görüp görmeyeceğini, sizce yanlış veya hatalı taraflarının olup olmadığını. Daha sonraki seyriniz hakkında neler düşündüğünüzü ve bazı benzeri düşüncelerinizi ister tenkid, ister tasdik, hangi halde olursa olsun bildirebilirsiniz. Belirtilen bu hususlar bağlayıcı ve âmir bir hüküm özelliği yoktur sadece bir tavsiyedir. Ancak bu yol benim yolum değildir. Ben hiçbir zaman böyle bir eğitim vermedim ve bu tür hallerden de bahsetmedim bu tarz yol benim yolum değildir. Söylediğiniz her söz ve yazdığınız her metinden bende mes’ûliyyet altına girmekteyim. Yola devam edilecekse bütün bu tür anlayış ve davranışların terkedilmesi lâzım gelecektir. Ve yeni bir anlayışla, (eğer devam edilecekse,)? yola devam edilebilecektir. Ben bu mes’uliyyet-i kaldıramam ve Pirlerime, peygamberime ve Rabb’ıma bunları izah edemem. Bu kadar kişinin de mes’uliyyetini alamam-kaldıramam. Hayatımda yazdığım en zor iki üç yazıdan birisi idi. Fazla uzun olmamasına rağmen çok büyük yorgunluk verdi, vardır bir hikmeti diyerek bitirmeye çalışayım.

Herkese selâmlar. Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizde kolaylıklar nasib etsin. Hoşça kalın. Terzi Baba Necdet Ardıç. **********

RE: TEVHİD ÜZERE İLE İLGİLİ

B……. 14 Jan 2013 17:09:06

Hayırlı akşamlar. B…..B… kardeşim, Gönderdiğiniz yeni metninizi de aldım diğeri ile birlikte bunların yazılarını hazırlamaya çalışıyorum ikisini birlikte bitince hemen gönderceğim İnşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın Terzi Baba

TEVHİD ÜZERE İLE İLGİLİ.

B 13 Jan 2013 08:29:08

Selâmün Aleyküm.

Su…….nım. Sorunuz ile dikkat çekilmek istenene bilahare yaptığım tefekkürde zuhur eden, İrfan olunma muhabbetinde, razı olunan arzusu üzre, Ehadiyet-i Amaiyyetten, Vahdaniyete (Hakikati Muhammede) tenezzülen Vücud-u Nur-u Muhammed şanı için İrade-yi ilahiden emr-i ilahiye tenezzülen, Emr-i ilahiden esma-yı ilahiye tenezzülen, Esma-yı ilahiden ef’al-i ilahiye ve salih amele tenezzülen, her tenezzülünde kendinden kendine kendi ki, devam ve daim Sıfatı ilahi görünmesinde “kulum” müşahadesi üzre, “kul” beyan-ı şehadeti ile mübeşşir ve nezir olarak kendini kendi kabul tasdiktedir. Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE diyebiliriz. Allah’u A’lem. Himmet, Himmet, Himmet **********

NOT= Gene bu vesile ile son gönderdiğiniz yazının da üzerinde biraz değişiklik yapılması gereği hasıl oldu. Aşağıda olduğu gibi. İstemezseniz değişik hali bizim, eski hali gene sizin olur İrfan olunma muhabbetinde, razı olunanın arzusu üzere, A’mâiyyet’ten, Ehadiyyet-ine, oradan, vahidiyyet-i Vahdaniyyeti-ne 30 Oradan, İrâde-i ilâhiyye’den emr-i ilâhiyye’ye tenezzülen, (Hakikati Muhammed-î) tenezzülüne, Vücûd-u Nur-u Muhammed-î şanı için, Emr-i ilâhiyye’den esmâ-i İlâhiyye’ye tenezzülen, Esmâ-i îlâhîyye’den ef’âl-i îlâhiyye’ye ve sâlih amele tenezzülen, her tenezzülünde kendinden kendine kendi ki, devam ve dâim Sıfatı ilâh-î görünmesinde’dir, “kulum” müşâhedesi üzere, “kul” beyan-ı şehâdeti ile mübeşşir ve nezir olarak kendini kendi kabul ve tasdiktedir. Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE diyebiliriz. Allah’u A’lem. Bunlar için Himmet, gene kendinden kendine dir. (Himmet, Himmet, Himmet) üç himmete gerek yoktur **********

Yukarıda ki dördüncü satırda geçen “TEVHİD ÜZERE” hükmü fazladır. Sadece (Elhamdülillâh, diyebiliriz.) Yeterli olur idi, zâten metin bir yönüyle bünyesinde tevhid-i anlatmaktadır. Bu ifadeden yukarıda ki bir evvelki metni daha makulleştirmeye yarayacak örtecek bir düzenleme olduğu TEVHİD ÜZERE ilâvesi ile bunu hatırlatıyor gibi bir his uyandırıyor. Ancak iki metinde de kullanılan ifade birincide çok ciddi mânâ da belirtilen fikirlere destek hükmünde ve keskin hatlarla gözüküyor iken bura da ise pek ilgisi olmayan bir tarzda pek önemli olmayan bir konuda cümlenin içine gizlenerek sığdırılmış, düşüncesini uyandırıyor. Beklide ben öyle anlıyorum çünkü saha daha evvelce de belirtildiği gibi çok kaygan bir sahadır.

Metnin başında da belirtildiği gibi Sorunuz ile dikkat çekilmek istenene bilahare yaptığım tefekkürde zuhur eden görüldüğü gibi bu metin birinci metnin devamı olarak geldiğinden onunla ilgili ve onu yumuşatıcı mahiyettedir. Ve burada ki, ifadeler bîtaraftır. Öyle olduğu halde gene de metinde ne kadar çok değişiklik yapılması ihtiyacı düşünüldüğünden böyle daha anlaşılır bir metin oluşmuş oldu. Diğer metinde keskin olan lisan bu metinde yerini sadece tarife bırakmış olduğu gözüküyor.

Yukarıdaki ifadeler dahi belirli bir mertebe üzerinden anlatılmak istenmektedir.

Gene yukarıdaki metin örneği, bu metininde daha anlaşılır olması için metnin ana halini bozmadan daha güzel ve daha anlaşılır hale gelmesi için kendi içindeki kelimelerin yerlerini değiştirerek, yani akıl süzgecinden geçirerek (Kuds-î Hadîs) sistemi içinde yeniden düzenlenmiş ve mahsurlu bir yönü kalmadığından kullanıma hazır hale gelmiştir. **********

Sadece benim fikir ve kanaatlerimden yola çıkarak meseleye bakmak yerine. Bu hâlin daha iyi netleşmesi için yeni bir uygulama yapmayı düşündüm. Tarafsız, akl-ı selim, ve en azından iyi niyetli olduklarını bildiğim evlâtlarımdan, birkaç kişiye dahi isim zikretmeden bu metni, fikirlerini tarafsız yorumlarını almak için gönderdim, onlardan gelen cevaplarıda ilâve ederek mesele hakkında kapalı-meçhul bir taraf kalmaması ve okuyanların da kendilerinde mutmain bir anlayışa ulaşmaları için dosyaya eklemeyi uygun buldum. ********** 32 14 Ocak 2013 01:01 tarihinde Necdet Ardıç <terzibaba13@hotmail.com> yazdı:

Hayırlı akşamlar sevgili evlâtlarım bu sefer sizlerden değişik bir şey isteyeceğim. İnternetten gelen sahibinin bilinmesi lâzım olmayan, aşağıya aktardığım bir yazıyı size de gönderiyorum. Sizden istediğim bu yazı hakkında düşünce ve kanaatlerinizi almak olacaktır. Aslında bu küçük bir tefekkür çalışması olacak ve benzeri kayıtlar sizlere de geldiği zaman nasıl bir yol izlemeniz lâzım geldiğinin küçük bir tecrübesi olacak. Sizlere yardımcı olması için metnin içinden çıkaracağım soruları metnin altına yazacağım sizlerde açık kalplilikle hatır gönül dinlemeden cesaretle tarafsız olarak fikirlerinizi ve düşüncelerinizi yazıp en kısa zamanda bana göndereceksiniz. Ve bu kayıtlar şimdilik sadece sizde kalıp başka yerlere kimselere aktarılmayacaktır. Cenâb-ı Hakk bu hususta da akıl gönül ve idrakinizi genişletsin inşeallah. Başarılar dilerim hoşça kalın Efendi Babanız. Yazıyı sizlere internetteki isim sıralarınıza göre gönderiyorum. 

28.04.2010 tarihindeki Zuhurat Bismillâhirrahmânirrahîm Rüyada, A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

***** Genel olarak baktığınızda tümü hakkında aldığınız intiba "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir. (A) yukarıdaki birinci Mevlânâ, cümlesinin genel hali "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir. B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. (3) selâm örfe uygun mu ve nida nereden gelmiş olabilir.? C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? İsim zevkinde ol. Emri nerden gelmiş olabilir ve geçerlimidir. 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Cihat et emri ile, MÜCRİM-MÜNAFIK oldum bağlantısı sağlanabilirmi.? 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Şahit ol emri ile, MÜNKİR oldum, bağlantısı sağlanabilirmi sağlanır ise eğer nasıl olur özetleyin. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.?

Belki biraz zor olacak ama özetle genel kanaatlerinizi kısa bir sürede bekliyorum. Veya doğrudan üzerinde duracak bir yönünü bulamadım cevap yazmaya gerek görmedim diyebilirsiniz. Veya beni aşıyor anlayamadım diyebilirsiniz. Ve en sonunda genel kanaatiniz olarak Rahmâni mi, yoksa sizce edebe aykırı hayali mi? olduğunu bildirirsiniz. Cenâb-ı Hakk kolaylıklar versin. **********

İstenilen mailler böylece gelmeye başladı bende geliş sıralarına göre yorum yapmadan dosyasına aktarıyorum işin hakikatinin daha bariz ortaya çıkması için yardımcı olacaklarını zannediyorum, hüküm ve değerlendirmeler okurlarımıza kalmış bir durumdur. **********

RE: YAZININ TAMAMLANMIŞ HALİ

E Jan 2013 08:59:03

Hayırlı günler E oğlum gönderdiğin yazını aldım olduğu gibi yorum yapmadan yerine aktaracağım ellerine gönlüne vaktine sağlık epey zaman harcamışsın sağ olasın bunlar hayatta ne kader çok tecrübeye ihtiyacımız olduğunu ve gayb dediğimiz âlemin içinde neler olduğunu açık olarak gösteren yaşam biçimleridir herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban

(1) HAYALİN SÖYLETTİKLERİ:

Selâmünaleyküm Efendi BABACIĞIM…. Öncelikle belirtmeliyim ki, en ilginç deneyimlerimizden, çalışmalarımızdan biri bu çalışmamız. Bazı tespitler de bulunmak açısından da oldukça önemli bir çalışma. Göndermiş olduğunuz yazıda belirtilen durumları daha iyi idrak etmek ve hakikate ulaşmamız için bizi böyle yönlendirmeniz ve teşvik etmenizden dolayı çok teşekkür eder, hürmetle ellerinizden öperim.

Zuhurata genel olarak baktığımızda Rahmâni olduğunu söylemek mümkün değildir. Hayali olduğunu söyleyebiliriz. Zuhuratı görenin kendi kurgusu bir durum görülmektedir. Çünkü bu kurguda Hakk’ın ihata edicilik özelliğinin hakikati değil, onu anlayıştaki noksanlığın kurgusu görülmektedir. Zira Cenâb-ı Hakk’ın kendisine izafe etmediği, aynı zamanda peygamberlerin, mürşitlerin ve veli olanların kendisine izafe etmedikleri hal ve durumların izafe edildiği görülmektedir. Bu yönüyle edebi yönden de uygun değildir. Bu zuhurattan sanki şöyle bir durumda ortaya çıkıyor.

Zuhuratı gören kardeşimiz sanırım TERZİBABA’mın kanalı ile bize gelen bilgilerin dışında bir kanaldan bir şeyler okumuş ve bu okudukları da daha çok hayale dayalı, vehme dayalı bilgiler ağırlıkta olmuş. Elde ettiği bilgilerde kendisinde bazı hayallerin oluşmasına neden olmuş. Zuhuratın kaynağı sanırım bize göre hatalı bilgi olan bu hayali bilgiler olmuş ve böyle bir zuhurat ortaya çıkmış. O yüzden bu durumlarda o bilgilerin yerini hakiki tevhit bilgileri ile değiştirmek gerekir. Bu konuda söylenecek belki çok şey var ancak giriş bölümü için sözü çok da uzatmamız gerek.

Gelelim değerlendirmelere;

A-Mevlânâ, cümlesinin genel hali, hayalidir. Görülen bir suretten bahsedilmeyip – ne Terzi Baba’mın sureti söz konusu nede Mevlânâ hazretlerinin sureti söz konususadece Mevlânâ maneviyatında denilmektedir. Bu belirsiz bir durumdur. Ancak hayalin kurgusu gibi görünmektedir. Yani Rahmâni değildir.

B- Selâm, Selâm; Selâm nidaları örfe uygun değildir. Hakkani- Rahmâni olsaydı hitap eden öncelikle hitap edilene bir isimle hitap etmeli ya da evlâdım gibi bir üslupla hitap ile başlamalı veya bir şeye dikkatini çekecek şekilde işaret etmeli idi. Buradaki Selâmlar belirsiz takı gibi olmuş. EsSelâm Allah (c.c) ın isimlerinden biri bu şekilde kullanılmamalı. Selâm nidası tek yönden ve hayali maneviyat denilenden- yani kendi hayal kurgusundan gelmiş olabilir. 3 kere olması da örfe uygun değildir.

C.1- Örtü-Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillâh.. Cümlesinin kuruluşu da geçerli olmaz. Belki bizim bu hayali, hayal olarak kabul etmemizde böyle olabilir. Öncelikle bir hal olacaksa bu elde edilen ilimle ya da keşifle olur. Tatbikatla değil. Böyle bir keşif de gerçekleşmez. Zira KÂFİR oldum gibi bir söz hakikate uygun değildir. Çünkü örtünün iki yönü vardır. Biri örtünene- batına, Hakka- bakar diğeri ise zahire yani dışa yani âleme bakar ya da Hakka âlem olması yönünden bakar. Örtünene bakması yönünden örtünenle birbirini görürler. Bu durum keşfedilebilir.. Bunu keşfeden de örtü yönünden KÂFİR oldum demez. Ancak Elhamdülillâh denilmesi hayal edenin belki iyi niyetli olmasından belki de bunları kendine kabul ettirmek istemesinden kaynaklanabilir. Kanaatim hayaldir.

2- İsim zevkinde ol emri ile

Esma-İlâh ve şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillâh

Buradaki cümle kuruluşu da geçerli değil. Tatbikat değil, keşif olur, müşahede olur. Zevk de öyle gelir. Esmâlarda müşahede de bir tek isimlenene götürür. Bütün isimler bir tek Zâtın isimleridir. Tevhide böyle ulaşılır. Şirke değil. Ve önce belirttiğimiz gibi MÜŞRİK oldum sözü izafe edilemez. İçinde hayal kurgusundan başka bir şey bulmadım. Zuhurat sahibi bilgilerini Efendi Babamın sohbetleri ve eserleri ile yenilemeli derim. Bunlar hakikat bilgisi değil, ancak hayalinin söylettikleri olabilir.

3- Cihat emri ile

Ef’al-Nifak-Cürüm tatbikatında MÜCRİM- MÜNAFIK oldum Elhamdülillah

Bu cümle kuruluşu da doğru değildir. İhata edici olunur. Her şeye hakkını veren olunur. Lâkin buradaki gibi, MÜCRİM-MÜNAFIK oldum denilemez. Böyle denilirse o vakit zuhurat sahibine zahirinle batınını kontrol et bilgilerini teraziye –zâhiri ve Bâtıni şeriat terazisi- vur denilebilir. Acizâne böyle geldi.

Cihat emri ile, MÜCRİM-MÜNAFIK oldum bağlantısı belki cihad’dan bahaneler uydurarak kaçtım şeklinde olabilir. sözü uzatmazsak kanaatimiz bu yöndedir.

4- Şahit ol emri ile Şuhud-İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillâh.

Keşfettiğini inkâr etme tatbikatı nasıl tatbikatsa izahı zor. Belki zıtları birleme gibi hayal edilmiş, ancak ne şuhud ve inkâr birbirinin zıddı değil. Şuhud kelimesinin zıddı görmeme- gaflet gibi kelimeler-haller olabilir. İnkârın zıddı da kabul, inanma tasdik olabilir. Bir cem etme söz konusu değil. Şahit ol emri ile MÜNKİR oldum, bağlantısı ancak yalancı şahitlik yapmakla olur. Gördüğüne hakkını vermemiş ve gördüğünü inkâr etmiş, gördüğünü görmediği bir durumla değiştirmiş olur.

Dört makam Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum elhamdülillah

Bu cümle kuruluşu da geçerli değildir. Önce de belirttiğim gibi Efendi Babacığım bu üslupta sizden gelen kanalın dışında bir kanal kokusu hissediyorum. Ve bu kanalda da hayal ve vehim çok. Âcizane bu kanalda sanki mirac basamaklarını çıkmak yok da, yani basamaklara aşağıdan çıkmak yok da başlarken en üst basamaktan başlama var gibi bir hissediş. Âcizane hata etmiş olabilirim ancak öyle geldi. Yani yukarıdan bir hayal kurulmuş. Bulduğum bu efendim.

Bütün bu bilgileri genel olarak değerlendirirsek, şunları söyleyebiliriz. İlgili zuhurat sahibi, Terzi Baba’ mın irşadından önce bazı tasavvufi bilgiler okumuş. Okuduğu bilgiler bu işin sistemine uygun tarzda olmayan bilgilerdir. Bu bilgiler gelişi meleki ve Rahmani olmayan, diğer varlıklarında karıştığı bilgilerdir. Sonrasında Terzi Baba’mın irşadı ile elde ettiği bilgileri bu bilgilerin üzerine yüklediğinden eski bilgilerin hükmü ve etkisi kalkmamıştır. Zuhuratın başlangıcındaki Selâm, Selâm, Selâm, hitaplarından da anlaşılacağı üzere aceleci, hareketli, kararsız yani ateşi ağırlıklı halk edilen varlıkların işe karışma özelliğini göstermektedir. Bu işe karışmalarda yanlış oluşumları getirmektedir. Bütün bunlardan dolayı bu tarz bilgi edinen dostlarımız ve böyle zuhurat gören kardeşlerimiz bilgilerini mutlaka kontrol etmeli temeli sağlam atmalıdır.

Eski, hayali bilgilerden kurtulmalı. İşe temelden başlamalıdır. Başka bilgilerin temel oluşturduğu sistemin üzerine bizim yolumuzdan elde ettiği ilimleri ekleyen değil. Şeriatın zahirini ve batınını temel alan, bu özellikteki şeriat terazisinde bilgilerini tartan Terzi Baba’mın eğitim- öğretim irşad sistemini tam olarak kendine yerleştiren, tevhidi- cem etmeyi buna göre yapmaya çalışan bir yol takip etmeliyiz.

ALLAH (c.c) her birimize yardım etsin. Kendinden bir ruh ile bizleri desteklesin. Başarılı eylesin.

Belki söylenecek, yazılacak farklı yönlerden çok şeyler var. Ancak bu izahlarla düşüncelerimi özetlemeyi yeterli gördüm Noksanlıklar ve hatalar varsa bizdendir. Hoş görüle inşallah. SAYGILARIMLA EFENDİ BABACIĞIM. Evlâdınız E…… A…… **********

(2) RE: TARAFSIZ YORUM:

A…… 17 Jan 2013 09:02:55

Aleyküm selâm S……… b…… kardeşim, göndediğiniz yazınızı aldım sağolasınız zahmetler oldu bende yorum yapmadan yerine aktaracağım. İnşeallah herkes iyidir yeni evinizde sağlık sıhhat huzur ile yaşayın İnşeallah herkese selâmlar hoşça kalın Terzi Babanız

S.A. Babacığım

Ben mailin ilk cümlesini okuduğumda, sanki eski yaşantı kalıntılarından sıyrılamamış bir kardeşimizin, sizden bir şeyler almak yerine sizi bir yerlere davet edercesine yazdıklarını okur gibi oldum. Kısaca bir saygısızlık kokusu aldım.

Böyle olunca alt cümleler çok üzerinde durulur gelmedi bana.

Daha sonra farklı düşüncelerim olursa tekrar yazacağım.

Saygıyla sizin ve Nüket annemin ellerinizden öperim. **********

(3) RE: YORUM

İ 17 Jan 2013 09:12:42

Hayırlı günler İ…..çiğim Gönderdiğim yazıya zaman ayırdığın için sağ olasın ellerine gönlüne sağlık bende üzerinde hiç yorum yapmadan dosyasına aktaracağım İnşeallah. Dünya ahret işlerin kolay gelsin herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban

Hürmetler Efendi Babacığım. Yolladığınız zuhuratla ilgili fikirlerimi özetle bildiriyorum. En derin sevgi ve saygılarımla.

A- Terzi Baba “mana- i Mevlana” maneviyatında göründü,

İfadesi Rahmanidir. Zira birey o ahlâkla ve aşkla tahakkuk ederse manevi olarak o mertebeyi ifade ederki o mertebede fani ve baki olmuştur. “mümin müminin aynasıdır” Hadîs-i gereğince Terzi Baba’nın mânâ-ı Mevlânâ olarak görünmesi Haktandır.

B- 3 defa Selam bu mertebenin ilmel, aynel ve hakkel yakin gerçekleştiğini, Hakkın bu mânâya Selâm ismi ile tecelli ettiğinin ifadesi olup Rahmâni olup Allah, Resulü ve Pir kanalıyla nida edilmiştir.

C- 1- Örtün emri ile hakikat mertebesinde olan bu gerçeklerin ehli olmayanlara karşı örtü anlamında olduğu aşikâr’dır. Bu örtme ile bir hak ve hakikat örtüldüğünden mânâ olarak küfrü yaşamaktır. “kafir oldum elhamdülillah” ile bu hakikati örtmekte başarılı olduğu ve “Tevhid üzere” kelimesi ilede bu hakikatte örtünün tevhid ehlinin yapabileceği ve bu örtünün “tevhid” ehline açılabileceği sır olarak ifade edilmektedir. Kâfir mertebesine nüzul eden kişi tevhid üzere o mertebede Hakkın örtünmüş olduğunu idrak ederek o mertebeyi hal olarak yaşar ki, Hakkı tevhid ise bu zıtları birleştirmektir.

2- İsim zevkinde ol emri ile tecelli-i esmâ mertebesi tarif edilmiş olup, esmâların nefse tecellisi ile esmâların gerçek yüzleri ile tatbikatında her bir esmânın ilah (Zatla irtibatı ayrı düşünüldüğünde) olarak addedilebileceği ve Zatla ayrılık düşünüldüğünde “şirk” ifadesi taşıyabileceği ilim olarak belirtilmiştir. “Müşrik oldum elhamdülillah” cümlesi ile her esmanın zevkine ayrı ayrı ulaşabildiği açıklanmıştır. “Tevhid üzere” kelimesi ile asıl olanın Zatisim beraberliği içerisinde bu zevke ulaşılabileceği, ancak esmâ tek başına hal içinde yaşanırken Zat unutulursa ya da örtünürse bunun şirk kokusu taşıyabileceği belirtilmiştir. Bu iki zevkinde yaşandığı ifade edilmektedir. 1+2 ifadede aynı hakikatin ehli olmayanlara (batınen Hak olsa da zahiren küfür ve şirke delalet edebileceğinden) açıklanmaması gerektiği ifade edilmiştir. Esmaların bir ve ya bir kaçında seyir “kesret”te kalmaktır. Kesrette kalıp tevhide ulaşamamak ise “şirk”tir. “Tevhid üzere” tüm esmaları Allah ismi camisi altında cem etmek bu şirkten arınmak “kesrette vahdete” ulaşmaktır. Allah ismi camisi zıt isimleri cem ettiğinden şirkten kişiyi korur. Kişi zıtları yaşayarak ancak tevhide ulaşmaktadır. (Zuhuratta bahsedilen zıtlıklar dâhil) İdrak edilen bu şirk sayesinde hakiki tevhide ulaşılır ki, böyle bir idrake yol açan şirke “Elhamdülillah” denir. Tüm zuhurattaki hamd’lar bu hakikati ifade etmektedir. Ayrıca bu hamd’lar Peygamber Efendimizin (sav) “Elhamdülillahi ala külli hal” duasının bir yansıması olarak (tevhid mertebeleri yaşanırken) kabul edilebilir. Esma kesretini tevhid ederek bu mertebe aşılır.

3- Cihat emri verilerek nefsini ve Rabbını bilmesi istenmiş, nifak ve cürüm halinde olanların mertebesine nüzul ederek (empati) bu tatbikatın yapılması, nefs mertebelerinin idrakle yaşanması istenmiştir. “mücrim ve münafık oldum elhamdülillah” ifadesi ile bu mertebeler yaşanırken, hakikat-marifet mertebeleri itibariyle her bir nefs mertebesinin cürüm-nifak hallerini idrak ettim anlamı çıkmaktadır. “Tevhid üzere” denilirken her mertebeyi BİRleyen Künhü Zat mertebesinin altındaki her mertebenin kendine özgü cürüm-nifak alâmetlerine şahit oldum anlamı taşımaktadır. Efendimizin ( ) her mertebede “Estağfurullah” sözü bu gerçeği ifade etmektedir. Bu hakikatlere ulaşan kişilerin kendine gelenlere bulundukları mertebelerine göre “nefsle cihat” emrini örtülü verip, o kişileri o mertebenin cürüm ve nifakından “tevhid üzere” kurtulunabileceği’nin ipuçlarını vermektedir.

4- Şahit ol emri ile “kelime-i şehadetin hakikatinin yaşanması murad edilmiş olup, âlemlerde Tek Vücudun (Vahdet-i Vücud) olduğu Haktan gayrısı diye bir şey bulunmadığının müşahedesi istenmiştir. Bu şuhuddan gayrı bir şey görmek O’nu inkâr etmek, örtmek, cürüm ve nifak hükmü taşımaktadır ki, zuhuratın diğer kısımları ile de ilişkilidir. Bu mertebeye ulaşamayanların inkârını da tatbiki olarak hakikat – marifet mertebesinde yaşanmaktadır. Bu da ancak “tevhid üzere” yaşanarak anlaşılabilecek bir hakikattir. “Münkir oldum elhamdüllilah” vs. ifadeler bu hakikate ulaşmadan önceki halleri olup, tevhid hakikatine ulaştıktan sonra bu hakikati idrak ettiğini ifade etmektedir. Şuhud hiçbir şeyi Hak’tan ayrı görmeyerek tüm idraklerini kendi mertebelerinde “tevhid üzere” birlemektir ki, bu mertebe Vahdet-i Şuhud mertebesidir. Bu mertebede de zıtlıkları tevhid etmek, zıtlıkları kendi mertebelerinde Hakk’tan görüp Hakk olarak kabul etmekle mümkündür. Tüm bu zıtlıklar Kûr’ânın içinden olup Hakk’tır, Kûr’ân (Cemi esmâ ve sıfatı câmi Zat) bu zıtlıkları içine alıp cem etmektedir. Kişi bu mertebede de zıtlıkları yaşayıp, bu noktadan Hakiki Tevhidi bünyesinde yaşayabilir ki buda hamdı gerektirir. Bu da “Vahdette kesret” bakışıdır.

Dört makamı CEM zevki ile tenezzülü (ki burada ilgili mertebeler hal ile yaşanarak) ortaya çıkmıştır. Bu mertebe Ahadiyetül Cem mertebesinden bakışı ifade etmektedir. Ancak bu mertebeye ulaşılınca hakiki mümin olunabileceği vurgulanmıştır. “Mümin oldum elhamdülillah” cümlesi ile bu hakikat belirtilmiştir. “Tevhid üzere” vurgulanarak tevhidin bu kişide hal olup diğer belirtilen mertebelere tenezzül ile ilgili hakikatlere ulaşılacağı ifade edilmiştir.

“Vücud BİR meretebeleri çoktur” hakikatinin Kûr’ân üzere tatbikidir ki, hakiki kul (abduhu ve Resuluhu) mertebesidir. Mânâ-Mevlânâ hakikatidir. Nefsini Hakka teslim edip hakiki mümin ve Müslüman olarak selâmete ulaşmaktır. Başta belirtilen selâmlar bu hakikate binaendir. Hakiki Mevlânâ Hakk olduğundan O’nun aşkında ve ahlâkında fani ve O’nunla bâki olmanın mertebelerini içerir. Kişi Vahdet-i Vücud’a ulaştığında kendini HU deryasında bulur, NUR olur ve aslına ulaşmış olur.

Her şey kendi mertebesinde İlâh-î hüvviyyeti temsil eder. O’nun tafsilidir. Zuhuratın başına dönersek, Terzi Baba HU olur, kendiside HU olan Mânâ-ı Mevlânâya ayna olur, oradan görünür. Yani “ HU HU’nun aynası ve tecelli ile aynısı” olmuş olur. Bu da Hakk’ın aynası olmaktır ki, “Muhammedi Şuhud” mertebesi olup Mutlak Selâmettir. Allah ismiyle zıtları bünyesinde cem ve tevhid eden kişi isimlerle tahakkuk eder Zât-î, isimleri ve aralarındaki taayyün berzahlarını da idrak etmiştir. Ârif kişi bu zıtlıkları cem eden kişi olmuştur. Tüm bu hakikatlerin özü Hz. Ali (kv) nin “Cem ve farkın beraberliği tevhiddir” sözünde gizlidir. Ârif bu nedenle bütün itikatlere câmidir.

“Allah var idi başka bir şey yok idi” hadisince “şu anda da öyle” olduğunun idrak ederek mertebelere riayet edebini de yerine getirir. Hiçbir şeyi abes görmez. Her şeyi saran İlâh-î rahmet ve nuru müşahede eder. Bütün izafi ve itibari farkları cem ve tevhid eder. Bu gerçeği ifade eden arif bir zat “Allah’ı iki zıttı birleştirmesi özelliğiyle bildim” buyurmuşlardır. Bu mertebe de; “Hasta oldum. Beni ziyaret etmedin ve devamı…..” olarak belirtilen kudsi hadis Mutlak Vücudun her mertebeye tenezzülünü açıklar ki bu zuhuratla da ilişkilidir. Mertebelerin zıtlıkları hüküm olarak farklılaştırdığını ve Ahadiyetül Cem makamının hepsini birleştirdiğini açıklar. Muhyiddin-i Arabi Hz. nin bu makamda söylediği ise: “Gönlüm bir ceylana mera, ruhbana manastır, mümine Kâ’be, ehline Kûr’ân vs olmuştur.” Sözüdür. Bu da “………Kulum benimle görür, işitir, konuşur….” Kudsi hadisi ile de ve zuhuratlada ilişkilidir. Bu zuhuratla ilgili daha çok şey hakikat-marifet mertebesinde söylenebilir. Bu şekilde özetlemeye çalıştım.

Zuhurat Rahmani olup, gören kişinin mertebesine göre değerlendirilir. Zuhuru gören kişinin mertebesi başlarda ise o kişinin ayan-ı sabitesindeki istidatlarının zuhura çıkışıdır. Orta mertebelerde ise yaşayabilecekleri ilim olarak gösterilmiştir. Son mertebelerde ise tevhid ehli ve mürşid potansiyeli taşıdığı anlaşılabilir. İnternette bilinmeyen bir kişiden geldi ise, bu kişinin tanınması ve mertebesinin tespit edilmesi, kendisine zaman ayrılması gereken bir kişi olarak değerlendiririm.

Sultanım bu tefekkür ufkunu açtığınız için teşekkür eder, Sizin ve Nü….. Anemin ellerinden öper; en derin sevgi, saygı ve hürmetlerimi iletir; sağlık ve mutluluklar dilerim.

Oğlunuz M ********** 45

(4) RE: TARAFSIZ YORUM:

S……. S……. 17 Jan 2013 09:59:33

Hayırlı günler M…….ğım. yazılarını aldım yorumların tarafsız olmuş ellerine diline sağlık, içinden geldiği gibi yazmışsın onu da dosyasına aktaracağım, diğer yazılarla birlikte okuyanlar da genel bir fikir edinmeye yardımcı olacaktır. Şiirin de güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık. Herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban Hayırlı Akşamlar Necdet Babacığım, Pazartesi Nuh a.s. konulu sohbet vardı. Dünde işten yorgun gelmiştik. Bugünde siz aramışsınız. İşe giderken telefonu evde bırakmışız. Yolda gelirken Çamlıca'da artık bu konuyu yaz diye sessiz ve yönsüz nidanızı işttik. Ekte tefekkürümüzü iletiyoruz. Birde şiirimiz var. La ilahe İlla Allah. İlgili kişiden cevap gelmemişti. İsterseniz tefekkür çalışmasına ilâve edebilirsiniz. Bizce mahsuru yok. İlgili kişiden son mail cevabında zevki yazmıştı. Bunun kaynağının Nefis olduğunu kendiside yazmış. Perdesi olduğu anlaşılıyor. Sayısal değeri 43 yapıyor. Cuma güne başlayacağımız 43 Maide Sûresi. Hürmet ve Muhabbetle Necdet Babamız ve Nü….. Annemizin ellerinden öperiz

Servisle gelirken Çamlıca'da artık yaz bu konuyu vakti geldi diye batınımızdan yönsüz ve sessiz Necdet Babamın Nidası geldi. Çamlıca'daki olan zuhurat ile alâkalı olan şey, “Ardıç” soy ismine bakarken 3-4 gün önce burada Tersten “Çıra” ve “D” (4 İslâm’ın şifre sayıs olduğunu farkettik)

Bir daha ters çevirirsek “Raci,” İnnâlillâhi ve İnnâ ileyhi “Raci”un.

Necdet'teki Nun'un aynı zamanda Mim olmasıyla, Mirac, ta var.

Çıra.

1. Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya

elverişli bölümü.

2. Bu bölümden küçük küçük kesilerek hazırlanmış,

tutuşturma ve aydınlatma işlerinde kullanılan parça.

3. Lâmba.

71/16. “Ve onlara da ay'ı bir nûr kılmıştır, güneşi de bir çerağ yapmışt1r.”

Güneş yanan bir kandil gibidir, Ay da onun ışığını nûr gibi yansıtır. Güneş, ilmi İlâhi, ay-Kamer de ilmi İlâhiyi gece karanlığında âleme yansıtmaktadır. Gece olduğunda, yâni kişi kendi nefs-î benliğinde tabiat karanlığına daldığında, ilmi İlâhiyye yi yansıtma durumunda olan Hakikat-i Muhammediyye’nin zuhur mahalli olan İnsân-ı kâmil’e bakarak o karanlığı aydınlığa çevirmiş olmaktadır.

Güneş ilmi İlâhî, Ay-Kamer de hakikat-i Muhammedî’dir. O nun zuhur mahalli de İnsân-ı Kâmil’dir. Zâhir de böyle olduğu gibi bâtında da böyledir.

Bu mertebe Hakikat-i Muhammediyye’nin Nûhiyyetnecat-“esmâ-i nefsiyye” den kurtulma merte- besi’dir, Bu mertebenin zuhur mahalli ve İnsân-ı Kâmil-i olan, “Nûh neciyyullah” mertebesinden bunlar bildirilmiştir

Bu kardeşimiz hakkında öncelikle hayırlar dileriz. Bir girişten sonra sorduğunuz soruları ve tefekkür ettiklerinizi yazalım dedim.

Fus'üs'ul Hikem 4. ciltte Aliym Hazretleri= İlmi mutlak, Habiyr Hazretleri= İlmi zevki olarak geçer.

Yolumuz büyüklerinden Pir Ömer Halvetinin Esması Aliym Esması, Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki Hazretlerinin esması Habiyrdir.

Yani önce İlmi Mutlağa, daha sonra İlmi zevkiye bağlıyız. İlmi mutlak ortadan kalktımı, İlmi zevki, İlmi hayaliye dönüşür. Kaynağı Nefis ve hayal olur. Nefsi parlatır. İlmi Mutlak, İlmi tecelli nefsi parlatır.

Âlem kitabından gelen cevap. İşyerimize Memur şeflik yapmış bir arkadaş geldi. Pek alışılmış bir durum değil. Bende Salı günü gündüz nöbetine geçince bir soru sordu. Kendisi Bingöl de doğmuş oturmuş 1984 yılında İstanbul'a gelmiş, soy ismide sayısal değeri 333 (Mim) olan bu arkadaş emekli olduğu zaman fazla maaş alabilmek için Açık öğretimden üniversite okuyor. Lâf arasında bizim köyde bir dayımız var idi. İsmi İlyas idi ve demircilikle meşgul olurdu. Çocuklara dini bilgiler öğretir ve Matematik işlemleri sorardı. Ne sorardı dedim.?

1- Bir tane topal kaz selâm verip soruyor? Selâmun Aleyküm havada ki kazlar, aşağı inince yüz kaz olalım. Biz yüz kaz olamayız. Bizim yüz kaz olabilmemiz için, bir bizim kadar dağa, bir onun yarısı ve onun yarısı kadar dağa kaz olursak 100 kaz ederiz demişler. Havadaki kazlar kaç tanedir.

Hemen 11/4= 100-1 11/4=99, 99/11x4= 36 dedim nasıl çözdüm dedi matematiğim iyidir dedim. O da x bilinmiyenli denklemle çözdü. (Burada ki sorular da x kişi ile alakalı.)

Tefekkür ile sonuca ulaşmak için 36, 36, 18, 9 ve 1 sayılarını kullandığımı farkettim.

36 YA-SİN suresi ve 4 adet 9, 49, YA-SİN suresi Necdet Babamın kitap sırası..

9-4- 2011 de yazılmış ki tüm sayılar yukarıda..

Kazın ayağı öyle değilmiş, Darb-ı meseli meşhurdur.

99 Esmâ aslında 1 Kaz sayısal değeri 28, 28. mertebe Muhammediyyet, mertebesidir. YA-SİN Hakikati Muhammediyenin Hz. Muhammed mertebesinden ismidir.

2. Soru; 1 dişi koyun, 2 sene yavrulamak şartıyla, ikiz dişi koyun doğurursa ve her birerleride aynı şekilde yavrularsa 40 sene sonra kaç koyun olur du? Bende çözmedim, çok koyun olur dedi. 1 Ahadiyyet 40 Mim Hakikati MUhammedi ve Mümin Sûresi ve 13...

3. Soru ise, bir kutu yumurta var. 3 arkadaş paylaşacak, birincisi acelem var 3 te birini alıp gideyim diyor geri kalan yumurtanın 3 te birini alıp gidiyor. Son kişide yumurtanın 3 te birini alıyor kaç yumurta kalıyor? Uzatmayalım sonuç 8 adet.. yumurta kalıyor.

3 tane 3 yan yana 333 (Mim) Sekiz ise Tevhid-i Efal ve 53 şifre sayımız bu sorular ve cevaplar, Necdet Babamın hakikatinden gelmiş.

Bugünde işyeri doktarının istediği işitme testi ve kan (71 Nuh Necat) tahlillerini verdim. Dışarı çıkarken bakım onarım şefi bekliyordu. ( İsmi Necdet babamın esması, Merhaba kusura bakmayın beklettim dedim önemli değil geçmiş olsun dedi. Doktorumuzun ismi Hülya Nil idi.)

Diğer tesisimize gittim, değerleri yazdım. Çıktığım üst kattan merdivenlerden aşağı inerken, bu konu ile alâkalı Hak ile Hak oldum. Namazı kimin için kılacağım gibi. İlmi Mutlak benim neyime, İlmi Zevki bana yeter diyenler aynıdır diye düşünceme geldi. O anda Cam (Hayal) önünde mümit arı gördüm.( Düşündüklerimin tastiği geldi)

Anladım ki Necdet Babam x kişiyi Nuru Muhammedi hayalinden tedavi ediyordu.

Genel olarak baktığınızda tümü hakkında aldığınız intiba "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir.

Âlem kitabından ve Efendi Babamın Esmasından tastiğinin gelmesiyle hayali ağırlıklı olduğu anlaşılıyor..

(A) yukarıdaki birinci Mevlânâ, cümlesinin genel hali "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir.

Mevlânâ ya, eyvallah ama burada ki hayali olduğu anlaşılıyor. Sorularda ki hayvanlar Levvâme nefis üzerine sorular tersten Mevlâ yapmakta bu Rüya'ya Müşahadeli 3 cevap gelmiş. Necdet, Necat olduğu için Necâtiyyet yönünden aslında kurtuluş için seslenmektedir. (Duyana)

Mevlânâ Bizim Âlemlerde ki Efendimizdir.

Terzi Baba Nuh Kitabından, (Vedd) = Dostluk: Muhabbet:

Nefs-î muhabbet ve nefsine dostluk putu: (Süvâ) = Cahiliyyet devrinde Huzeyl kabilesinin taptığı put:

Masiva, hakk’tan gayrı ne varsa onlara muhabbet putu: (Yegûs) = Arslan şeklinde olan bir putun adı:

İnsanda bulunan hükmetme sevgisi putu: (Yauk) = Nûh kavminin putlarından at şeklinde olan birinin adı:

İnsân da bulunan koşturma öne geçme baş olma sevgisi putu: (Nesr) = Nûh kavminin putlarından biri, akbaba-kartal şeklinde:

Yücelenme yukarılara çıkma üstün olma sevgisi putu:

Terzi Baba Yasin Suresi Sayfa 55, 56...

İbrâni lûgatında “NûH”un (RAHAT) mânâsına olduğu ifâde edilmiştir. Hâl böyle olunca “Nûh neciyullah” mânâsı, Allah’ın o mertebedeki (rahat-ı huzur) ve kurtuluşu demek olur, ki her mertebede ayrı ayrı zuhur ve yaşantısı vardır.

Şimdi özet olarak kısa kısa bunları incelemeye çalışalım. Aslında Kûr’ân-ı Kerîm’in her yönü, hayâl ve vehimden necat’tır.

1. Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s.) ı “balçık-toprak”tan halk etti. Toprak ise aslı îtibariyle “Hikmet”tir.”(ve nefahtü) “içine rûhundan üfledi”. Böylece toprağın ağırlığından “hikmet” ile rûhun hafifliğine (necat-rahat-huzur) ile ulaşıp kurtulmuş oldu. İlk necat budur.

2. İdris (a.s çok ibâdet ve riyâzât yapıyordu, böylece kendinde büyük bir lâtiflik hasıl oldu ve Cenâb-ı Hakk onu “mekânen âlîyyen” (19/57) “yüce mekâna” yükseltti. Böylece o da “hava” ki (kuvvet) tir, havai-yattan “nefs-i hevası”nın kuvvetinden necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş oldu.

3. Nûh (a.s.) kavmine uzun seneler nasihat etti “vesteğ şevsiyab”, (71/7) onlar Nuh’u dinlememek için sırtlarındaki örtülerini ters döndürüp başlarını ve kulaklarını örterek, onu dinlemek istemediler. Nihâyet Nûh tufanı oldu kavmi suda boğuldu. “SU” (ilim)dir, aynı zamanda da (hayat)tır. Nûh (a.s.) vücûd gemisi ile kendi mertebesi îtibariyle ilim deryâsında yüzerek necat bulup rahat ve huzura kavuştu. Kavmi ise, kendilerine âit olan hayatı, suya gark olarak bulduklarından dünyâdan “necat”ları suda gark olmakla oldu.

4. Nemrud İbrâhîm’e çok eziyet etti ve sonunda ateşe attı. “ya naru küni berden ve selâmâ” (21/69) Cenâb-ı Hakk ateşe, “ey ateş soğu ve selâmette ol” dedi, bulunduğu yer gül bahçesi oldu. “Ateş” (Azamet)tir, böylece Nemrud’un zâhir, bâtın azameti İbrâhîm’i yakamadı, çünkü üstünde “Hullet” esmâ-i ilâhîyyenin dostluk örtüsü ve kibriyası vardı. Böylece İbrâhîm de (a.s.) ateş’ten necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş oldu.

Bu mertebelerdeki kişi “anasır-ı erba’a” beden yapımızı meydana getiren (dört ana unsur) “toprak, su, ateş, hava” ve bunların tabiatlarından Necat bulup rahat ve huzura kavuşmuş olması lâzım gelmektedir.

5. Musâ (a.s.) kavmini Mısır’dan çıkarıp Kızıl denizden geçirerek Tûr-i Sîna da Tevrât-ı şerifi alması o mertebede ki (İsrîyyet) “Hakk-a yürüyüş” ün necat’ıdır.

6. Meryem oğlu İsâ (a.s.) “ve eyyedna hubirûh’ül kûdüs” (2/87) “biz onu rûh’ül kûdüs ile destekledik” hükmü ile, beşeriyetinden necat bulup gök ehli oldu.

7. Necat-ı Muhammed-i âlemde (azb) azâb anlayışını rahmet anlayışına döndürüp, “Rahmeten lil âlemiyn” (21/107) hükmü ile âlemlere rahmet olmaktır.

8. Fırka-i Nâciye : Bütün fırkaların (topluluk) hepsini kendi bünyesinde toplayıp bulundukları yerdeki haklarını vererek onları da bünyesinde toplayarak (fırkalılık) farklılıktan kurtarıp kendi bünyesinde tevhîd edendir.

Necat → kurtuluş; kurtuluş → istiklâl; istiklal → hürriyet; Hürriyet → bağımsızlık; bağımsızlık → Ulûhîyyettir. Ulûhîyyet ise, → bütün âlemlerde necat’tır, ki “hubb”îyyet olan “mertebe-i Muhammed-i” dir.

Diğer mertebelerde mahalli olan necat, “mertebe-i Muhammed-i”de umumidir, çünkü rahmeten lil âlemîn’ dir, yâni bünyesinde her mertebenin “necat”ı vardır.“Makam-ı Muhammed’i”den ümmet’ine geçen bu necat bu yönüyle diğer necatlardan ayrıdır, aradaki fark da budur

B. - Bilâhare Beyan olarak 3 defa,

“Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. (3) selâm örfe uygun mu ve nida nereden gelmiş olabilir.?

Sorulan soruda, konuşan Hayy'an Selâmün Aleyküm ve Cevabı Aleykümselâm oluyor. Usülümüzde yapılan törende 4 sefer Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet ehline Selâm veriliyor ve Cevap alınıyor.

Selâm, Elmastır.. İl'mel Yakin, Ayn'el Yakin, Hakk'el Yakin mertebelerin hayalinden gelmiş olabilir. Bu üç mertebenin hayali kırılmadan 13 mertebe ile 40 a Mim'e dönüş olmaz.

Kelime-i Tevhid Nüzul, Kelime-i Tevhid Uruc ve Kelime-i Risâlet olarak Hazret-i Şehadete dönüş vardır. Kelime-i Tevhid 12 Harftir. 12+12= 24'tür. Kelime-i Risâlet 16 Harftir. 12+12+16= 40, 13 ve 40 mertebedir.

Kelime-i Tevhidde 4 Lâm, 4X2= 8 (Nüzul ve Uruc) Kelime-i Risalette 3 Lâm vardır. 8+3= 11 Lâm (30) yapar, 11X30= 330 sayısal değeridir. Kelime-i Tevhidlerde Lâm Eliflerde 2 Lam daha vardır. Toplam 13 Lâm, ve Hz. Muhammedin şifre sayısıdır 330+60= 390 3+9= 12 Hakikat-i Muhammedir ve 2 Elif daha ilâve edersek 1 için 390+2= 392 yapar. 3+9+2= 14 Nuru Muhammedidir tüm mertebeleri kapsar. 390+13+13= 416= 4+1+6= 11 Tevhid-i Zat ve Hz. Muhammedir.

C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde

1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatiniz oluştu.?

71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.”

Yâni yer yüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yer yüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.

Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.

Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur. Elhamdülillah (Halil ve Dostunu ancak Allah över demektir. Bu örtünme Tenzihte Teşbih üzeredir. Tevhid değildir.

Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.(Terzi Baba Nuh a.s

Örtü-Setr, örtmek gizlemek demektir. Örtün, Tümör Kanserdir. Kafir olanların tümör ve kanserdir. Hakikati yer bitirir. Hakikatte Kafir, İrfan ehlidir. Ama Muhammed-i anlayışta kişi ehli dalal yanın da yer almaz.

2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? İsim zevkinde ol. Emri nerden gelmiş olabilir ve geçerlimidir.

Nefsin diken olma emri gelmiş, Emir Nefisden gelmiş. Burası tenzih üzerinedir. Tevhid olmaz. İrfan ehlinin neyi var ki orta olsun.

3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

Resülullah Cihat ederken, Münafıklar Cihata karşı çıkmıştır. Cihat emri gelince Cihata karşı mı? Çıkılmış acaba, Efa'l belirtiliyor. Tevhidi Ef'al Tenzih mertebesidir. Burada Tevhidi Efali değil Nefsin Efali var. Tenzihte olsa Tevhid değildir. Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Cihat et emri ile, MÜCRİM-MÜNAFIK oldum bağlantısı sağlanabilirmi.?

4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.?

Allaha Şahid olan İnkar edecek neyi bulalabilir. İnkarcı kediler sahiplerini tanımazlar. Allah muhafaza ya benim kulum değil deyip bizi, İnkar ederse..

Şahit ol emri ile, MÜNKİR oldum, bağlantısı sağlanabilirmi sağlanır ise eğer nasıl olur özetleyin.

Yukarda izah edildi.

Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.?

Açıkçası bir teslimiyet gözükmüyor. Ehlullah Vücûd birdir ama mertebelere riayet şattır demişler, 5 Hazret mertebesşinde Tevhidi Efal, Tevhid-i Esma, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat ve İnsân-ı Kâmil sıralaması vardır. İrfan mektebi kitabmızda şerhi yapılmıştır Bu sıralamalara bariz bir şekilde uyulmamış. Bazı hakikatler olmakla beraber hayal karışık olduğu anlaşılıyor.

Eşimin bu maile bakmasını ve yorum yapmasını istedim. Kuvvetli bir Nefis ve ego gördüğünü söyledi. En doğru sunu Necdet Babamız bilir. Bir zuhuratın yorumlanması için o kişiyi iyi tanımak gerekiyor. İnşallah yardımcı olabilmişizdir. Doğrular Cenâb-ı Rabbul âlemîn’den, yanlışlar ise Fakirin nefsine aitttir. **********

(5) RE: CEVAP:

H 17 Jan 2013 10:10:41

Hayırlı günler sağolasın H ğim yazını aldım tarafsız dosyasına ilâve edeceğim. zahmetler olmuş ellerine diline sağlık Herkese selâmlar hoşça kal Efendi baban

El-CEVAP:

Pek muhterem Efendimiz: Siz bizim ve bu yolumuzun pirisiniz. Nice yıllardır biz sizi hep İnsân-ı Kâmil ve Gavs makamında bildik ve böyle biliyoruz.

Hal böyle olunca her türlü hal ve durum karşısında sizin görüş, düşünce ve manevi zuhuratlarınız bizim karanlık deryalarımızı aydınlatan birer fener olmuştur ve bundan sonrada böyle olmaya devam edecektir.

Bizden istenilen görüşe gelince: Böyle tecelliyatlar güzel ve kişinin ömründe en son varabileceği makamlar ve mertebelerdir. Ancak burada kafamıza takılıp anlayıp kavramakta zorluk çektiğimiz hususlar vardır:

1-Siz yaşayan gavsımz olarak hayatta iken, size keşfen böyle bir bilgi verilmeden, verildiyse bile sizden bir işaret gelmeden! bir kişinin ben şu oldum şu makama geldim diye beyanatta ve ilânatta bulunması yolumuzun adap, usul ve prensiplerine uygun bir tavır ve davranış değildir.

2-Yine yolumuzun adap ve kurallarına göre, kişi böyle makamlara gelince, sadece kendisinin ben şöyle oldum demesinin yeterli olmayacağı; başta Rasülüllah ( ) ve Hz. Ali (r.a) olmak üzere silsilemizdeki pirlerimizden de bunun böyle olduğunun size manen ve keşfen bildirilmesi ve sizin tarafınızdan da bunun tasdik olunması gerekir. Bunun böyle olduğunu yıllardır hep sizlerden böyle dinler kitaplardan da böyle okuruz.

3-Kişi böyle makam ve mertebelere gelince keşke biz bunu KÂL dilinden duymak yerine; ulaşmış olduğu o makamların elbiselerini giyinip de tecellileri üzerinde zuhur ettiğinde HÂL dilinden anlasaydık.

Olaya bu penceren bakmaya çalıştığımızda görünenin, fecri sâdıktan önceki fecri kâzip olduğu, rahmani olmayıp hayali olduğu kanaati bizlerde ağır basmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle T……lıdaki ihvanlarınızla başta siz ve Nu…. Annemin Ellerinden öper Saygılarımızı sunarız. H **********

(6) RE: TARAFSIZ YORUM:

İ 18 Jan 2013 11:32:30

Hayırlı günler hayırlı cumalar İ……ğim. İzahların tarafsız güzel olmuş sağolasın ellerine diline sağlık zaman ayırabildiğin için teşekkür ederim. Bir şey daha sorayım bundan bir müddet evvel çevremize (Padişah hikâyesi) (doğdular, yaşadılar, öldürdüler, öldüler) cümlesini siz olsaydınız nasıl düzenlerdiniz diye bir küçük hikâye türü yazı göndermiştim acaba o yazı sana da ulaşmışmı idi ulaşmadıysa haber verirsen onuda ulaştırırm vakit buldukça cevaplar gönderirsin İnşeallah. Her türlü işin kolay gelsin. Selâmlar hoşça kal. Efendi baban

Muhterem Efendim, bizim tefekkür etmemize ve vaktimizi hayra harcamamıza vesile olan mailleriniz sayesinde bu dünya hengâmesi içinde adeta nefes alabiliyoruz. Bu yüzden her daim müteşekkirim.

Muhterem Efendim, bu zuhuratın sahibi ve yazarı olmadığınızı, sadece aktarıcısı olduğunuzu ilk mailinizi okur iken anlamak nasip olmuş idi. Ancak bize aktaranın siz olmanız bile, aktarılan mevzuda hüsnü zanna ve muhabbete sebep oluyor. Kur'an-ı Kerim'de Firavun'un Nemrud'un, Şeytan'ın kıssalarını okuyor, bu kıssalardan istifade ediyoruz. Çünkü onların Hakk'ı inkâr eden kelâmları dahi, Kûr'ân'da nakl olununca, kelâm-ı kadîm oluyor, Âyet-i Kerîm’e oluyor, halbuki beşer sözü idiler. Nakledenden, aktarandan ötürü bizim için daha değerli daha derin bir mânâ kazanıyor.

Firavun'un Hz. Musa'ya (a.s), inkar ve idlâl niyeti ile sorduğu "Rabbin nedir?" sorusunu ve bu sorunun hikmetini Füsus'ül Hikem'de Hazret-i Şeyh'ten dinleyince tevhide dair nice lezzetler alıyoruz. Halbu ki, bu soru ve bu hâdise Firavun için felâket idi, bizim içinse ibret, hayret ve tevhide dair bir lezzet oluyor. Bize aktardığınız zuhurata da bu gözle baktım, zuhurata tevhit üzerine bakılınca rahmet her şeyi sarıyor. Naçizane bu zuhurattan rahmani bir lezzet aldım. Ancak zuhuratın sahibinin makamı ve kimliğini, anlayış ve idrakini bilmiyorum. Zuhurat benim için rahmani oldu, ama sahibi için ne olduğunu bilemiyorum. Hallac da Firavun da Ene'l Hak dedi, birine veli diğerine kâfir diyoruz. Bu zuhuratın sahibi veli de olabilir kâfir de, Allah'ul alem. Bu zuhuratta nakledilen her sözden tevhide dair bir lezzet ve mânâ almak mümkün. Ama rüyayı görenin hissesi böyle midir, bilemiyorum.

Bazı zuhuratın izharı ve kelâma dökülüp nakli ancak mürşid-i kâmil olanlar için câizdir. Mürşid olmayan, İnsân-ı kâmil olmayan kişi, bu tür zuhuratlarını efendisinden başkası ile paylaşmamalı, henüz efendisini bulamamış ise ancak bu zuhuratları tabir edebilecek bilen bir kişi ile paylaşmakla yetinmeli, mümkün mertebe dillendirmemelidir. Mürşid-i kâmil sahip olduğu idrak ile, hangi zuhuratları zâhir ve şeriat lisanı ile nasıl ifade edeceğini, hangilerini asla ifade etmeyeceğini ve sır olarak tutacağını, ve tüm bu zuhuratların hakikatlerini bilir diye düşünüyorum. Böyle bir rüya görsem, rahmani olduğuna kail olsam bile, efendimden başkasına anlatmaz, yazıya dökmez ve halka açıklamaz idim.

Bize aktardığınız bu zuhuratı ikazınızı da dikkate alarak yine rahmani olarak görüyorum, hayırlara vesile olur inşallah.

Tekrar ellerinizden öperim

(6) Devam. RE: TARAFSIZ YORUM:

İ 17 Jan 2013 15:20:54

Hayırlı günler İ…….ğim sağolasın ellerine sağlık zahmetler oldu biraz zora girdin ama neticede tarafsız yazın zuhura çıkmış oldu hiç tarafsız olarak üzerinde fikir yürütmeden bende yerine kopyalayacağım. Daha sonra diğer gelen metinler le birlikte bütün olarak ilgili yerlere göndereceğim İnşeallah. Dünya ahret işlerin kolay gelsin. Telefon numaranı aldım bendeki eskisi imiş o yüzden ulaşamamışım. Herkese selâmlar hoşça kal. Efendi Babanız

NOT= İ…..ğim yukarıda ki ifadeleri belirttikten sonra, gene seni yönlendirme kasdıyla değil, şimdi biraz senin aşağıdaki ifadeni inceleyelim. Sizden bize rahmâni olmayan bir şeyin gelmesi mümkün değildir. Bu sözün şimdiye kadar olan süre için doğrudur, Zâhir ve bâtın kimseye zarar vermemeye çalışıyoruz. İnşeallah Rabb'ım bundan sonrada öyle eder. Ancak bu metin benden değildir, yani sahibi ve yazarı ben değilim sadece aktarıcısıyım kazancı veya kaybı varsa eğer mes'ûliyyet-i veya taltifi bana ait değildir.

O halde bu hususun belirlenip ayrılması lâzımdır. Zannediyorum sen fikir yapını bu anlayış üzere bina etmişsin. Bu iyi niyet ve düşüncen için teşekkür ederim, ancak bu iyi niyet düşüncen seni şuur altı yönlendirip bu ön yargı ile meseleye bakmış olmayı sağlamış olabilirsin bu iyi niyet insanı yanıltabilir. Bihassa mesleğiniz olan a……..lık her türlü ihtimali göz önünde tutmayı her halde bir ilke sayar.

Eğer ben bu yazıyı hiçbir istişare taleb etmeden, sizlere bakın böyle bir metin geldi, bu doğrudur sizde faydalanın dese idim o metin başkasının bile olsa tasdik gördüğü için oda benden olabilirdi. Ancak burada kabullenme diye bir şey söz konusu olmadığından çevremizin bu husustaki içsel düşüncelerini onlarında bu durumlara nasıl yaklaşılması lâzım geldiği hakkında bir eğitim olması bakımından tarafsız yorum istemiştim. Eğer vaktin olursa metne benden geldiği yönüyle değilde bir kitapta tanımadığım biri tarfından böyle bir metne rasladım ve metnin altında da bu metin hakkında tarafsız yorum isteniyordu bende yazdım gibi bir şeydir. Benden gelmesi onun mutlak doğru veya yanlış olduğunu kanaatını oluşturmasın. Buradaki husus sahibi kim olursa olsun bu tabirleri kullanmış sizce bu tabirler geçerlimi? veya olduğu gibi kabul edilebilir tabir ve tariflermidir soru bu idi.

Şimdi belki gene biraz vaktini alabilir ama bu açıdan meseleye bakarak eğer yazını tekrar gözden geçirmek istersen neler ilâve edebilirsin veya neler çıkarabilirsin uygun görürsen yazını bir daha gözden geçir. Gerekirse yenisini yazabilirsin veya bazı çıkarılar veya ilâveler yapabilirsin. Eğer yazdıklarım bu durumlar içinde geçerlidir dersen yazın aynıyla zaten yerine konacaktır mesele olmaz. Dünya işlerinin sıkışıklığı içinde birde böyle konularla vakit kaybetmenizi istemem ama hep birlikte bir yola çıkmışız ne yapalımki bunlarda yolun sıhhati bakımından lüzumlu olan şeylerdir. Önümüzde nasıl bir yol güzergâhı var ve tehlikeleri ve güzellikleri nelerdir bunları araştırıp tedbirimizide alıp yola devam etmek tabiiki yolun emniyyetle gidilmesine vesile olacaktır. Tekrar hoşça kal

Muhterem Efendim, sizin mühim görüp de bizlerle paylaşmayı lütfettiğiniz bir vakıanın hayali olacağını kalbim kabul etmiyor. Sizden bize rahmani olmayan bir şeyin gelmesi mümkün değildir. Bu sebeple nakledilen vakıadan, kendi fehim ve meşrebimce ne anladığımı, haddim olmayarak yazıyorum

Muhterem Efendim, İkinci mailinizi yeni gördüm. Kusuruma bakmayınız. Telefon numaram 0507 bu numaradan bana her zaman ulaşabilirsiniz.

Muhterem Efendim, sizin mühim görüp de bizlerle paylaşmayı lütfettiğiniz bir vakıanın hayali olacağını kalbim kabul etmiyor. Sizden bize rahmani olmayan bir şeyin gelmesi mümkün değildir. Bu sebeple nakledilen vakıadan, kendi fehim ve meşrebimce ne anladığımı, haddim olmayarak yazıyorum.

A. Vakıada Terzi Baba Hazretleri'nin "Mana-yı Mevlana" olduğu görülmüş. Vakıadaki Mevlana umumi anlamda ise Efendimiz'e, Hakikat-ı Muhammediye sırrına işaret eder. Vakıadaki Mevlana hususi manada ise Hz. Mevlana'ya, yani irşad makamına ve Velayet-i Muhammediye sırrına işaret eder. Biz Terzi Baba Hazretleri'nde her iki manayı, zahirde de görüyoruz. Terzi Baba Hazretleri mürşid-i kamil olarak Efendimizin (s.a.v) makamındadır. Hem Mesnevi-i Şerif sohbetleri ile, hem de bir mürşid-i kamil olarak eserlerinden ve sohbetlerinden aldığımız feyz ile, Terzi Baba Hazretleri, aynı zamanda Hazreti Mevlana'nın maneviyatındadır. Bizce bu vakıa zahirin aynıdır, rahmanidir.

B. Selam, esma-ül hüsnadandır. Dar'üs Selam cennettir hem de mürşid-i kamilin gölgesinde emniyet bulmaktır. Selam aynı zamanda İslam'dır ve "Allah katında din yalnızca İslam'dır" hakikati üzere Allah katında olmaktır. Üç selam Ahzab Suresi 56. ayet-i kerimeye göre Hakikat-i Muhammediye ve Velayet-i Muhammediye üzerinedir. Birinci selam Allah'tandır, ikinci selam meleklerdendir, üçüncü selam müminlerdendir. Bizce bu vakıa da rahmanidir.

C. 1. Hakikat tecellisi âlemde örtülüdür. Çünkü âlemler zulmet üzere yaratıldı ki bu bahis uzundur. Her varlık mertebesi bir örtüdür. Zat-ı Mutlak'ın tüm esmasının tecelligahı olan İnsân-ı Kâmil bu âleme kadar mertebe mertebe tenezzül ede ede inzal olunmuş ve her mertebede bir kat daha örtünmüştür. Şimdi bu âlemde hilâfet vazifesini icraya başlarken bu örtülerden sıyrılacaktır. Resulullah (s.a.v) Efendimize de müdessir ve müzemmil sıfatları ile ey örtülere bürünen kimse kalk denilerek hitap edilmiş idi. Demek ki örtülere bürünmek, Muhammedi mertebelerden birisidir. Bu sebeple örtün emri, rahmanidir. Kâfir olmak da bu anlamda, örtünmek perdelenmektir. Hakikat-i Muhammediye ve Hakikat-i İnsaniyye beşeriyet perdesi ile örtülüdür. Bu örtünün, örtünmenin ve örtülenin hakikatine vakıf olmak, bu mertebenin idrakinde olmak Hamd'ı gerektirir, elhamdülillah. Bizce bu vakıa da rahmanidir. Kâfir sıfatının zahir lisanı ile kullanılması caiz değilse de, rüya âleminde tevil tabir ve tefsir esas olduğundan her kelamın işaret ettiği hakikate bakılır.

2. Esma âlemi zıtlıklar ve ikilikler âlemidir. Her isim zıddı ile bilinir. Vahdetteki kesret ve kesretteki vahdet, esma'ül hüsnanın tecellileri ile anlaşılır. Zat-ı Mutlak'ı, her isimde ve her sıfatta idrak ve tasdik ettiğimiz vakit, bir cihetten uluhiyyeti farklı isimlerle farklı vechelerde tahdit etmiş oluruz. Bu da şirkin bir çeşididir. Ama yukarıdaki küfrün cehalet küfrü değil hakikat küfrü olması gibi, bu şirk de cehalet şirki değil hakikat şirkidir. Bir mertebedir, bir idraktir. Bu vakıa dahi rahmanidir.

3. Ef'al âlemi hatalar ve nefs âlemidir. Hz. Ali Efendimizin tam bir kafiri öldürecekken yüzüne tükürmesinden ötürü affetmesini düşünelim. Eğer o kafiri öldürse idi işin içine nefsi girecekti. Ancak onu bırakmasına da nefsini günahtan koruma isteği sebep oldu, halbuki cihat meydanında o kafiri öldürmesi şeriatın emri idi. Her iki ihtimalde de hata kaçınılmaz idi. Hz. Ali Efendimiz kaçınılmaz hatayı bir can bağışlayarak dengelemiş oldu. Ef'al bir tercihtir, ve tercih kaçınılmazdır, bir fiili işlemek de işlememek de tercihtir. Her tercihte, nefs ve sorumluluk vardır. Buna yani fiile dayanan sorumluluğa cürüm diyoruz. Hz. Davut (a.s) Allah yolunda nice cihat etti de, Kudüs'e girdiğinde, Hak Teâlâ kendisine mabedi sen inşa edemezsin senin ellerinde kan var buyurdu. Halbuki cihat Allah'ın emri idi. Ef'al âleminde tasarruf eden kaçınılmaz olarak mücrim olur. Ef'al aleminde, "ve ma rameyte iz rameyte sırrı" akıl için en büyük nifaktır. Sen attın, sen atmadın, Allah attı, fakat sen sorumlusun. Bu noktada teslim olmak, ef'al ve amele değil Allah'ın lutuf ve merhametine güvenmek gerekir, zaten gaye de budur. Bu vakıa dahi rahmanidir.

4. Şahid, hadisenin dışında olan veya tutulandır. Fail-i Hakiki'nin fiiline, sanatına şahit olmak için gayriyyet libasına bürünmek gerekir. Çünkü Hak Teâlâ gizli bir hazine iken "bilinmekliğini" sevdi "bilinmekliğini" diledi. Bilinmek, gayriyyetle olur. Yoksa kendisini zâten bilir idi. İşte insan, Hakk'ın "bilinmekliğini" gayriyet libasına bürünüp Hakk'ı "bilmekle" zuhura getirdi. Ancak insan, gayriyyet libasına bürünmezden evvel ve hatta sonra, Hak'tan gayrı bir varlığa sahip değildi ki, ancak gayriyyet perdesine saklanarak kendindeki Hakk'ı perdeledi, sırladı. İnsanın münkirliği budur. Hz. Şeyh Tedbirat ve Füsus'ta nakletti ki Hz. Âdem'in edebi, kendisinden sâlih bir amel zuhur ettiğinde kendi nefsini perdeleyip o ameli Hakk'a isnad etmek, kendisinden kötü bir amel zuhur ettiğinde ise Hakk'ı perdeleyip o ameli kendi nefsine isnad etmek idi. Her halükarda münkirdir. Çünkü bazen Hakk'ı bazen nefsi perdeleyip, onların amellerdeki payını inkâr eder. Ama bu inkâr edebin kendisidir. Halbuki Şeytan "beni sen azdırdın" diyerek edepsizlik etmişti. İnsan Hakk'ın ve kendi nefsinin şâhidi ve duruma göre her ikisinin de münkiridir. Bu vakıa da rahmanidir.

İnsân-ı Kâmil, İsm-i Cami'dir. Tüm isimleri, sıfatları, makam ve mertebeleri kendinde cem eder. Bu mânâda yukarıda zikrolunan bütün makam ve idraklerden geçmiş, hepsini ihata etmiştir. Bu vakıa da rahmanidir.

Muhterem Efendim, anlayabildiklerim bunlardan ibaret, gecikme için tekrar özür diler, hürmet ve muhabbetle ellerinizden öperim. **********

(7) RE: METİN YORUMLAMAK:

S 18 Jan 2013 17:31:40

Hayırlı akşamlar Ş……. ğim yazını aldım sağolasın ellerine sağlık yerine kopyalayacağım. Hoşça kal Efendi Baban

Bu metinde geçen rüyayı kendimce şöyle yorumlamak mümkün,

Genel anlamda olumlu bakamıyorum. Terzi Baba Mana-ı Mevlana maneviyatında göründü diyor. Maneviyatında göründü demekle Hakikat ehlinin mertebelerini kast ediyor olmalı, Mevlana olarak C. Rumi k.s. kast ediyor olmalı. Hayret edilecek durum. İki zirve şahsiyetini tesbit edebilmek o kadar kolay mı.

Üç defa selam diye neyi anlatmak istediğini anlayamadım.

Bu paragrafta ki örtü din-i ıstılah da gizlemek hakikati ehil olmayandan gizlemek anlamını taşır. Kemal ehli ulaştıkları sevideki bilgileri ulu orta saçmazlar. Kafir sözcüğü de öyle kullanılmış. İsim zevkinde ol emri.

Herhalde Esma-ı İlâhiyye’yi idrak edip tüm isimlerin tek Zat da olduğunu idrak boyutu. Tüm esmalara tek Zat da toplamak.

Tasavvuf-i ıstılahda İlâh-i hallerin hakikatini idrak eden Kemalat ehli şirk, müşrik gibi sözcükleri zâhir ehlinden gizlemek zorundadırlar. Yunus Emre k.s. Bilmeyenler neyi bilsin dediği ğibi Cihat et emri ile efal nifak cürüm tatbikatında

Din-i termonoloji de münafık ikiyüzlü inanmış görünüp iç âleminde inanmayan. Hakikat ehlince sahip olunan idrak seviyesi ehil olmayandan gizlenir. Münafık sözcüğü mecazi olarak verilir.

Şahit ol emri ile, Efendimizin ( ) İlâh-i tatbikatında ki “şahit ol Ya Rabb”i ile kendindeki İlâh-î hakikatlerin şehadet âleminde kemâle erdiği anlatılmıştır. Buradaki münkir de Kemâl ehlince mecaz olarak kullanılır.

Dört makamı cem zevki tenezzülü, Herhalde tasavvuf da ki şeriat. tarikat, hakikat. marifet mertebeleri ifade edilmek isteniyor. İnsan Kemâl seyrinde bu mertebeleri tek, tek aşıp tamamlar böylece tevhid yaşamı tamamlanmış olur. Mümin Esmâ-i İlâh-î’si tecelli eder kemâl sahibinde. Bu mana anlatılmak isteniyor olmalı. Efendi Baba k.s. measselâm ve saygılarımla. Ş……. **********

(8) RE: YORUM:

C 18 Jan 2013 17:34:52

Hayırlı akşamlar Ş……….ğim dosya çıkmadı herhalde kopyalamadan göndere bastın bir daha gönderiverirsen iyi olur. Selâmlar

HAYIRLI GÜNLER VE CUMALAR EFENDİM istediğiniz dosya üzerinde çalışarak size gönderiyorum. İnşeallah isabetli bir yazı olmuştur. Hürmetle ellerinizden öpüyorum. Ç 28.04.2010 tarihindeki Zuhurat

Bismillahirrahmanirrahim

Rüyada,

A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana)

Maneviyatında göründü

B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi.

C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde

1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum

Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK

oldum

Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE 5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima

MÜMİN oldum

Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

********** 66 Genel olarak baktığınızda tümü hakkında aldığınız intiba "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir. (A) yukarıdaki birinci Mevlânâ, cümlesinin genel hali "Rahmânî'mi, yoksa "hayalî' mi"? dir. B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa, “Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. (3) selâm örfe uygun mu ve nida nereden gelmiş olabilir.? C. - Yine bilahare arka arkaya net analaşılır bir şekilde 1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? 2. İsim zevkinde ol emri ile Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? İsim zevkinde ol. Emri nerden gelmiş olabilir ve geçerlimidir. 3. Cihat et emri ile Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Cihat et emri ile, MÜCRİM-MÜNAFIK oldum bağlantısı sağlanabilirmi.? 4. Şahit ol emri ile Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Şahit ol emri ile, MÜNKİR oldum, bağlantısı sağlanabilirmi sağlanır ise eğer nasıl olur özetleyin. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE Bu cümle kuruluşu geçerlimi, değilmi,? içinde ne bulabildiniz. Hayal mi, gerçekmi olarak kanaatinız oluştu.? Belki biraz zor olacak ama özetle genel kanaatlerinizi kısa bir sürede bekliyorum. Veya doğrudan üzerinde duracak bir yönünü bulamadım cevap yazmaya gerek görmedim diyeilirsiniz. Veya beni aşıyor anlayamadım diyebilirsiniz. Ve en sonunda genel kanaatiniz olarak Rahmâni mi, yoksa sizce edebe aykırı hayali mi? olduğunu bildirirsiniz. Cenâb-ı Hakk kolaylıklar versin

Bismillâhirrahmânirrahîm

Misâl âleminin bir bölümünden gelen rüya ya da rüyalar, Allahın (c.c) çeşitli ismleri’nin mânâ olarak sûretlenmiş görüntüleridir. Misâl âleminden rüya adı altında gelen görüntü–sûretlerin oluşmasında gören kişinin hali-iç yapısı, gibi özellikleri de çok önemlidir. Bu rüyalar ilham kaynaklı olabildiği gibi, evham, hayel de olabilmektedir.

Bunun içinde rüyayı gören kişinin kendini çok iyi ve geniş olarak tanıması gerekecektir. Aksi halde ilham mı olduğu yani Rahmâni mi olduğu, yoksa hayali–vehmi mi olduğu konusunda büyük hatalara düşülebilir. Onun neticesinde de o istikamette yanlış değerlendirmeler yapılabilir.

Metnin ilk kısmı görülen bir zuhurat ile başlamaktadır. ”Terzi Baba mana-ı Mevlana (Mevlana) Mevlana maneviyatında gözüktü”

“Mevlânâ-efendi-sâhib mâlik melik, Mevlâ, rab, terbiye edici, mutlak olan Cenâb-ı Hakk,” gibi anlamlara gelmektedir. Yani kaynağını zat âleminden alıp, şahadet âlemine kadar, her mertebe ve zuhurda var olan İnsân-ı Kâmildir.

Mevlânâ–Bizim efendimiz, Yani zât-ı mutlak kendi taşıcıyısı olan İnsân-ı Kâmil-i takdim eder iken “Biz” ifadesini kullanıyor. Zât-i oluşumunu Cenâb-ı Hakk, ifade ediyor.

Terzi baba 2 kitabı Efendim-Efendi Baba, onun isimleri adlı bölümde bu konuya da değinmiş idik. Mevlânâ-Bizim Efendimiz diye buyurulur iken de açık olarak Terzi Baba hakikati Mertebe-i zat tarafından duyurulmaktadır.

Ancak, yukarıda ki zuhuratta ki ifade Mana-ı Mevlana, maneviyatında göründü der iken, bu oluşum yukarıdaki arz ettiğimiz hakikati anlatmamaktadır.

“Mânâ-ı Mevlânâ,” sadece Mevlânâ’dan–mevlâ’dan bir mânâ, bir isim olarak zuhur etti, olmakta’dır. Hal böyle olunca Zât-ı İlâh-i kayıtlanmakta ve hayali, vehmi bir anlatım süreci başlamaktadır.

Tabiî ki, bunlar acizane bizim şahsi fikirlerimiz olacaktır. Mutlaka daha değişik yorumlar bakışlar olabilecektir.

Enam Sûre’si 112. ci Âyet “Ve böylece her peygamber için, insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onların bazısı, bazısını aldatmak için, sözün yaldızlısını fısıldar vahyeder” buyurulmaktadır.

Âyet ten de anlaşılacağı gibi bâzen zuhuratlar düşünce fikirler, tecelliler yaldızlanarak, süslenerek, rahmâni kılıfla kişilere giydirilebiliyor.

“Terzi Baba “hakikatine bir bütün ve saf bir gönül ile bakarsak onun “mânâ-ı Mevlânâ” mevlânâ’dan bir mânâbir isim olarak görülemiyeceğini düşünüyorum. Şayet Mevlânâ hazretleri Terzi Baba Sûretinde zuhur etti, denilse idi bu mümkün olabilirdi.

O halde var olan hakikat yok gösterilmiş olduğu için, ve kayıtlandırıldığı için, ismi mudil in faaliyeti ile vehim – hayal olarak bu görüntü gelmiştir. Zâten “ismi mudil” den bu görüntü çıktığı için onun memuru hükmünde olan kişide tabii olarak bu istikamette beyanda bulunması gerekecektir. Burada bir telbis’lik faaliyet-i olmuştur.

Beni en çok endişeye düşürende, aşağıda okuduğum ve hayretle karşıladığım hususların daha baştan (Efendi Babam)ın ismi verilerek onun üzerinden bir güven ortamı meydana getirip, aşağıdaki cümlelerin üzerinde fazla durulmayıp kabullenilmesinin kolaylaştırılması için yapılan bir düzenleme olduğu endişesini, doğsusu bende uyandırdığını düşünüyorum. Bu ise çok tehlikeli mânevi bir istismardır.

Sonra selam selam selam diye 3 defa nida edildi.

Selâm esmâsı, selâmete erme mânâsına’dır. Selâmete erme de, Kurtuluşa erme necat bulma, benlikten, beşeriyyet kalıplarından nefsaniyyetinden kurtularak selâmete çıkmasıdır. Selâm vermek, Allahın selâm esmâsının o kişiden zuhura çıkması için bir nidâ-sesleniş temennidir. Yani seni senlikten kurtarıp kendisine, Hakk sûretine büründürmesidir. Bu sesleniş vehim yollu gelmeyip te rahmâni olarak bir sesleniş olsa idi, Hakk’ın o kişiyi, beşeri sıfatlarından, beşeri isimlerinden, beşeri fiillerinden kurtuluşa-selâmete çıkarması şeklinde olması gerekecekti. Ancak, buradaki selam kişiye mudil-dalâlet üzerinden geldiği için vehmini artırıp hakikatinden de uzaklaştırmaktadır. Bu kanaldan gelecek selâmet de ancak ismi mudil-i selâmete çıkarmak için olacağı için hemen hakikatini yok gösterip örtmeye çalışacaktır.

Mudil isminden gelen selâm da örfi olmadığı gibi hayali bir selâm olup, kişiyi, selâmete değil delâlete doğru taşımaktadır. Hakk’tan gelen selâm bir takı, ile olurdu, yani Rabb’in’den, rahmân’dan, gibi.

1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah Örtü-küfür kafirlik ile ilgilidir. İsmi mudil, Terzi Babam’da var olan İlâh-i hakikati kendi özelliği gereği yok göstererek, örttüğü için sadece kendi mazharına yönlendirdiği için Hakikatini örtmesi dolayısı ile kâfir oldum demektedir. Konuşan esmâ yönüyle bakıldığında doğru bir tespittir.

Burada ki beyan da bulunan kişinin örtüsü, haktan nüzül olunanı göremeyip, sadece mudil esmâsının libasına bürünmesi olmaktadır. Örtünme 2 yönlüdür. Birincisi beşeriyyet yönüyle kişinin hakkani olan yönünü örtmesidir ki burada yapılan hata budur.

İkincisi ise, Hakikati ile beşeriyetini örtüp sarması, varlığında haktan başka bir şey kalmamasıdır. Bu vecihle, en büyük kâfir de İnsân-ı kâmil olmaktadır. Buna rağmen de hiçbir zaman irfan sisteminde onların “ben kâfir oldum” gibi açık olarak ilân edercesine, ehli zâhire ters olan beyanları da olmaz. Onlar bâzen ehline göre beşeriyetine bürünüp hakkı örterler. Bâzen de hakikatleriyle beşeriyetlerini örterler.

Burada ilgili kişi ben kâfir oldum demekle mudil yönünden doğru söylemektedir. Oysa Rahmâni kanaldan gelen bir zuhuratta olsa idi “kâfirliği örtücülüğü”

“Cübbemin içinde haktan gayrı yok. beni gören hakkı görür “ gibi beyanlarda bulunması gerekecekti.

Esmâ isim zevkinde ol emri ile esma-ilah şirk tatbikatında müşrik oldum elhamdülillah 

Bir ismin diğer bir isme, bir vücudun diğer bir vücûda ayrı gözükmesi şirktir. Bütün isimler kaynağını rahmân’dan alır. Mudil ismi de öyle. Şirk ise mudil’dir. Çok şaşırtan mudil, bütün âlemler de tesiratı vardır.

Peygamber Efendimiz, (s.a.v) herkesle beraber bir şeytan doğar, ben vehmimi islâh ettim buyuruyorlar. Kibir gurur bütün kuvvetleri faaliyettedir. Bozgunculuk yapar. Ve öncelikle de din işleri ve çalışmaları yapanlarla, ehli tasavvufla uğraşanlara daha fazla tesir ettiğini yaşamakta olduğumuz tecrübelerden öğreniyoruz.

Burada kişi tefekkür kuvvetini, aklın hükmüne –Aklı külle tabi kılması zorunludur. Kimki hayâle vehme tabi olursa kurtulamaz. Çünkü hakikati iblis, Aklı küll olan Âdem’e ben ondan hayırlıyım, üstünüm diyerek secde etmedi. Çünkü vehim-mudil kuvveti hakikate ulaşmaktan men eder.

Her gün en az 40 defa fatihanın sonunda buna dikkat çekilerek uyarılmaktayız. Peki müşrik oldum ifadesinin yerine ne denebilirdi? Hakkın esmâlarını giyinen ve bu, esmâlara bürünen kişi “Dost oldum Elhamdülillâh” diyebilirdi.

İsim zevkinde ol emri de yukarıdan anlaşılacağı üzere mudil den gelmektedir. Bu hâli yaşayan kişi ben nefsime zulmettim de demesi doğrudur. Vehim kuvveti, gurur ve kibirden asla ayrılmaz. Sûret olarak Hakk’ın aklı küllün, kotrolü altında görünse bile yine yapacağını yapar. Hakkıyle Lâ mevcude illâhlah dememiz gerekiyor.

Efal-cürüm nifak tatbikatında mücrim-münafık oldum elhamdülillah….

Efal-fiiller tatbikatı, kişinin tevhidi efal mertebesindeki hâlidir. Bu hale makama gelen kişi kendinde ve dışarıdaki bütün fiillerin fâilinin Hakk olduğunu idrak etmesi hâli ve yaşantısıdır. Fiiller kendi nefsinden kaynaklanarak çıktığı için, cürüm-suç-nifak yani Hakktan ayrı ve bağımsız hükmüne dönmektedir. Vehim-hayal kanalından ve yaşamından bakıldığında bu cümle doğrudur. Ama hakikatte doğru değildir. (yukarıdaki beyanda bulunanın cümlesi)

Cihat et emri ile bu cümlenin bağlantısı yoktur. Cihad…. 2 yönlüdü ..içe dönük hali, oda mücahede, mücadele, nefis mücadelesi, aşk ve sabır ile gösterilen yolda, yol göstericinin rehberliğinde ve kontrolünde devam edebilmektir. 2.. ise dışa dönük olan cihad, o ise hakkın adına onun verdiği güçle, onun verdiği görev doğrultusunda sınırları aşmadan onun emri ile cihad etmek……..Böylece mücâhid’lik ortaya çıkmış olmaktadır.

Yine cihad emri ile, mücrim ve münafık oldum.

Sözü boşta kalan bir ifade olmaktadır. Gerçek cihad tan mücrim ve münâfık değil, mücahid lik zuhura gelir.

Şâhid ol emri ile, şuhud inkâr tatbikatında, münkir oldum elhamdülillah…….

Şâhid olmak. “Allah şahiddir ki kendinden başka şâhid yoktur.” 3/18 Allah bunu Kûr’ân’da İnsân-ı Kâmil lisanından bu ifadeyi dile getirir. Yani onun (Terzi Baba) ve benzerleri yaşantası’ndan bu hakikati ortaya koyar. Daha sonra ise “kendi nefisleri üzerine şahid oldular” ifadesi ile de kendi enfüsünde bunu yaşayan sâlik ise, abdiyyetini kulluğunu ortaya koymuş oluyor. İlgili kişinin beyanında müşahede adına bir şey bulunmamaktadır. Ancak hayali–vehmi şâhid oldum tatbikatı çıkmaktadır.Ortada şahid olunan bir şey yoktur.

Ancak… yine mudil ismi tesiratı ile kişiye bütün mertebelerin hayali bilgisi gelebildiği için, kendi rabbı hasına şâhid olarak, onu dile getirmektedir..Ancak inkâr ile şâhid, birbirinin zıddıdır. Şahid olan da münkirlik kalmaz .

Dört makamı cem ile mümin oldum Bu ifade ile 4 makam olarak, şeriat, tarikat, hakikat, marifeti kast etmiş olabilir. Ya da ef’âl-esmâ–sıfat-zat mertebelerini cem ettiğini beyan olabilir. Buradan da çıkarabildiğimiz sonuç hayali olduğudur. Genele bakacak olursak ilk baştan itibaren vehim kurgulu bir yazı olduğu, olabileceği kanaati âcizane bizde oluştu.

Bu son bölümde şu ifadeyi de eklemeyi uygun buldum. Hakikati Muhammedi, Terzi Baba Sûretinde isimlendi. O da irsal ettiği kendindeki bu hakikate “emri teklifi” ile davet de bulundu. Bu davete uyanlarda genel imân’dan sonra husûsi de bu halleri idrak edip imân ehli yani bâtınen de mümin oldular.

Tabii ki çok farklı yönlerden tefekkür edilerek izahı da mümkündür. Ancak bizim gönlümüze düşen, beyanlarda bunlar oldu. **********

(8) RE: YORUM:

O 18 Jan 2013 21:01:33 CUMA

BİSMİLLâHİRRAHMÂNİRRAHİM

A. O neyden üfleyeni görmez misin, bilip müşahede ettiğinde gayri yok kİ Mevlâdan başka, işte o terzi babadır.

B. 1. selâm Beşeriyetinden Ulûhiyyetine.

2. selâm kaynağı uluhiyyet olan insan özünü zatı mutlağı selamlıyor. 3. selâm zira içten ve dıştan sarmıştır. Selâm kendinden kendinedir.

C. Bilene bilinen bilinmeyene sırlar gizlidir.

1. Bu sırları ört kâfir ol, örtücü ol kendinde tasarruf et ancak Hakk edene aç, vaktinde öten İnsân-ı Kâmil’dir.

2. Esmâ İlâh şirk tatbikatlarını çoktan geçmiş olan sultanım, zâten bunlara müşrik, tevhitsin sen hu'nun ismisin sen.

3. Cihat etmiş âlemlere şahit olan Efendim Ef’al, nifak, cürüm, mücrim, münafık tevhit üzere bünyesindedir zâten Elhamdülillah.

4. Şuhut etti nefis sıfatı kalmamış, neyi inkar etsinki münkir oldu, bilen gören oldu, hu oldu, tevhid oldu. (Lâilâhe illâllah) şâhit oldu.

5. Her makamda cem-ül cem olan sultanımdır. Daha ne sual edersin ki. (sizi dilesin yeter).

Bu fikir ve düşünceler görüşlerin Efendimin yansımasıdır.

B **********

(9) RE: YORUM:

V 20 Jan 2013 23:54:09

Hayırlı akşamlar İ……ğım yazın güzel olmuş ellerine sağlık, onu da yerine aktaracağım herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban

Efendi Babacığım.

28.04.2010 Tarihindeki Zuhurat.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

A - Zahiren Terzi Baba, Bâtınen Hakkı Gördü Bu Rüya Değil Müşahede idi yani gerçek bir yaşam idi.

B - Bu selâm yâsin Sûresi (36/58) Rahim Olan Rabten selâm vardır sözü idi

C1 - Örtün emri ile vücûdu mutlak'ın en son tecellisi ve zuhuru bakımından en son örtüsüdür ki buda İnsân-ı Kâmildir.

C2 - Gözüken her şey ve oluşan her fiil bir esmanın zuhurudur idrakine ulaşan kişi sıratullah marifetullah Yolunda epey menzil almıştır

C3 - Bu mertebenin gerçek hali ibrahim milletine tabni olup vechini mutlak manada uluhiyet mertebesine teslim etmiş olmaktır

C4 - Şuhud eşyanın hakikatine vasıl olmaktır

C5 - Cemül Cem Demek bütün cemleri bir araya toplayıp ceminde cemi demektir bu mertebeye eren kişinin iki yönü vardır bir halka diğeri hakka bakar

Ellerinizden Öperim Nü….. Anneme de Selamlar. **********

(10) RE: YORUM:

A…… Jan 2013 23:48:09

Hayırlı günler M……. kızım yazını aldım zahmetler olmuş sağolasın yerine aktaracağım. Herkese selâmlar Nüket annenin de selâmları vardır, hoşça kal Efendi Baban

Saygıdeğer Efendi Babacığım ;

Selâm eder, sizin ve Nü…… annemin ellerinden hürmetle öperim.

Babacığım, genel olarak rüya bana hayali geldi. Sizi Mevlana şeklinde görmesi; Zuhurat sahibinin düşüncelerinin yansıması olarak aklıma getirildi. Bu nedenle, hayali.

- 3 defa selam diye nida edilmesi: Bunun da kendinden kendine olduğu kanaatindeyim. Sesin her yönden gelmesi gerekir. Yön belirtilmemiş. Hayali.

- Tevhid üzere : Kafir. Müşrik, Mücrim- Münafık, Münkir olmak.

Anladığım; Zuhurat sahibi, Mevlevilikteki 4 mertebenin kemaline eriştiğini belirtiyor. Sanki manadan Terzi Babam kendisini tasdik etmiş. Tamamen hayali.

Saygılarımla U……… K…… *********

(11) RE: YORUM:

K……… 21 Jan 2013 02:30:57

Hayırlı günler A oğlum yazını aldım ellerine sağlık yerine aktaracağım. İnşeallah bahsettiğin işlerin kolaylaşıp yoluna girer. Herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban

Bu zuhuratta genel kanaatim şudur ki sır hâl ehline açık ve nettir zâten mânevi ilimlerde ve tatbikatında mahremiyyet yoktur ehline ayandır.

Ancak şu da vardır ki, zuhuratlarda şeriata ve örfi durumlara ters gelecek şekilde gelen zuhuratlarda nâkıstır eksiktir. çünkü burada bir ikaz vardır kişinin hamlığı söz konusudur.

Bu sözümüze delil ise şeriatta üç kere üst üste selâm verilmez, meclise bir kere verilir, çünkü selâm verende verilende muhataptır, rüyada üç kere selâmın tekrarlanması ise rüyayı veya zuhuratı gören kişi daha hamdır, rabbımızı ve Allahımızın nidasını duyacak istidatta değildir. Eksiklik vardır. Oysa ki, gerçek mânâ ehli ise nidayı ve mânâyı hemen bilir, diğer sözlerinde şeriata ve örfe aykırı gelmesinde ki mânâların da bu minval üzere olduğunu düşünüyorum ve bu zuhuratı görende eksikliği ve de hamlığı düşünüyorum. **********

(12) RE: YORUM:

K 21 Jan 2013 22:27:55

Hayırlı günler K…… kızım yazını aldım olduğu gibi yerine aktaracağım sağ olasın. Dünya ahret işlerin kolay gelsin herkese selâmlar Nü….. annenin de selâmları vardır hoşça kal Terzi Baban

Hayırlı geceler babacığım, verilen yazıdaki cevaplar inşeallah ölçüsünü aşmamıştır. Yerini bulunca diğerleriyle kıyaslarız artık. Kusurlarım varsa şimdiden affınıza sığınırım. Annemin ve sizin ellerinizden öperim. Anneme de çok selâm ederim. Ayrıca H…….'in de sizlere çok selâmları vardır. Kızınız E 

28.04.2010 tarihindeki Zuhurat

Bismillahirrahmanirrahim

Rüyada,

A. - Terzi Baba “Mana-ı Mevlana” (Mevlana) Maneviyatında göründü

Mevlâ-nâ: Bizim efendi- miz

Yani yöneldiğimiz, rabıta kurduğumuzdur. Ancak burada görülen “efendi” kişinin kendi nefsidir, Terzi Baba’nın kendisi değildir. Bu rüya sahibine aittir yani Terzi Baba kişinin kendisidir. Hatta daha ileriye giderek Terzi Baba’yı yani kendisini Mevlânâ’nın mânâsına kadar getirmiştir. Bana göre !!!

Bu kişi tamamen nefsinin uçurumuna gelmiştir ve benlik tamamen “nefsi benlik” olmuştur, hayal ve vehim son doruktadır. Ancak irfan mektebi yolu hayal ve vehim yolu değildir. Bizim yolumuz ilim yoludur, bilgi yoludur. Bunları Terzi Baba’m binlerce defa kasetlerinde bizlere tekrarlamıştır. Eğer bunları kaçırmış olsan bile, elini tutup gönlüne girdiğin bir mürşid-i kâmilin üzerinde kendini nasıl görürsün? Bu ancak nefsindendir. Velev ki gördün diyelim, hiç edep almadın mı? kardeşim? Kişi hiç olmazsa edebinden bunları söylemez. Sen kendin daha o gönül gemisiyle yol alırken, kendini nasıl ayrı görebilirsin? Bizlere mürşide teslimiyet öğretilir, onun gönlünde nasıl sâbit kalabilirim diye öğretilir? Demek ki sen buralı değilsin ki sana “mürşidimin yerine nasıl geçerim” diye öğretiliyor.

B. - Bilahare Beyan olarak 3 defa,

“Selam, Selam, Selam” diye nida edildi. Selâm herkesin üzerine farzdır. Ancak edeben olması gerekenler de vardır. Ayaktaki oturana, gelen oturana, komutan askerine vb. gibi selâm verilir. Ayrıca murîd mürşîdine selâm veremez ancak alır. Cenâb-ı Hakk’tan selâmet ismi ile selâm alırız. Bu selâm, sizin tarafından nida edildiyse eğer, sen nerelerdesin kardeşim? Kimsin sen? Anladım sen buralı değilsin ki sana “mürşîdine” karşı selâm verdiriliyor. Selâmet etmek senin ne haddine?

C. - Yine bilahare arka arkaya net anlaşılır bir şekilde

1. Örtün emri ile

Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE

Ben burayı pek anlayamadım kardeşim. Tevhid etmiş bir kişi nasıl KÂFİR oldum der. Üstelik de buna şükrediyorsun. Terzi Baba’m, yolun başında bazı şeyler ilhâmi gibi görünür der. Bunu nefis mertebelerinde ayırt etmek biraz zor ve risklidir. Oysa senin “elhamdülillâh” sözün ile, kâfir oluşun “imân”mış gibi gösteriliyor. Bunu böyle demesen bile bir üstte mürşîdini inkâr ve kendini onun yerinde görmekle zaten “KAFİR”liğe düşmüşsündür. Bizler Terzi Baba’mın gönlünde olduğumuza şükrediyoruz, sen kâfir olduğuna şükrediyorsun. Sen kimsin kardeşim? Anladım sen buralı değilsin ki sana kâfir olmaya şükrettiriliyor. Bu emri veren gizli gücü farkedemedinmi?

2. İsim zevkinde ol emri ile

Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

Yine anlamadığım bir bölüm. Nefs-i emmâre dışında başka hangi makam müşrik oluşuna şükreder. Tabii yine bu da imânmış gibi gösteriliyor. Nerede yazıyor tevhîde varıp da müşrikliğine hamd etmek? Tevhîde varınca isim kalır mı? Bana göre kalmaz!.. O halde isim olmayan yerde ismin zevki olur mu? Üstelik esmâ ve şirki aynı cümlede kullanmışsın. Yani bunlar senin nefsine ait isimlerdir. Eğer İlâh-î isimler olsaydı şirk ile aynı cümlede geçmezdi. Sen kimsin kardeşim? Anladım sen buralı değilsin ki sana MÜŞRİKliğine dâhi hamd ettiriliyor.

3. Cihat et emri ile

Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah, TEVHİD ÜZERE

Cihâd emrini aldığında nefsin neredeydi? Nefsin seninle ise tevhid üzere nasıl MÜNAFIK oldun? Neden nefsinle cihâd etmedin?

NİSA (4)/140

“Muhakkak ki, Allah münâfıkları ve kâfirleri cehennemde toptan toplayıcıdır.”

Sen bu âyetin üzerine bile “iman”mış gibi gösterip hamd ediyorsun. Tevhîde varan kişi sadece Allah yolunda nefsiyle cihad eder.

NİSA SÛRESİ 4/76

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

Sen kimsin kardeşim? Anladım sen buralı değilsin ki sana nefsinle, Allah için cihâd değil isimlerle cihâd emri verilmiş? Kim vermişse.? Gerçi bu emrin kaynağı bellidir.

4. Şahit ol emri ile

Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

Şahid ol emrini aldın ve şâhid oldun? İnkâr bunun neresinde? Şâhid olunan şey üzerinde nasıl inkârcılığa gidersin? Üstelik de yine “imân”mış gibi gösterip buna hamd ediyorsun. Tevhid mertebesine varmış bir kişi neyi inkâr edebilir ki?

NİSA SÛRESİ 4/76

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

Sen kimsin kardeşim? Anladım sen buralı değilsin ki biz şâhid olmayı ümit ederken, sana inkârcılık öğretiliyor?

5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,

TEVHİD ÜZERE

Dört makamı nasıl cem ettin ben anlamadım kardeşim? Benim cahilliğime ver artık? Dört makamı cem eden mü’min olur diyeceğim ancak senin makamların çok başka kardeşim. Sen önce şu nefis makamlarını hele bir geç bakalım, gerisi şöyle dursun. Tevhid üzere kâfir, müşrik, münâfık ve münkir oluyorsun, bir de buna hamd ediyorsun. İşte senin dört makamın bunlardır. Sen bütün bunları tevhidin dışında yapıyorsun. İblislik vasıflarını kendine tevhid perdesi adı altında pek güzel almışsın. Gerçek mü’min olan bu vasıfları kendine alır mı? Bir de adına tevhid der mi? Bu da süsü olsa gerek Âyetteki gibi.

NEML/24

"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar." Müminlerin dışındakiler ona uyar.

SEBE/20

Yine yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir gruptan başkası ona uydular.

Uyan kendine gel be hey gâfil Bu isyanın kime? İnşeallah evvel Hakka sonra da Mürşid-i Kâmil Terzi Baba’ma değildir. Eğer öyle ise birkaç yıllık mânevi hayatımda böyle olanların yada tam anlamıyla Efendi Baba’ma dil uzatanların ve gönlünden kaydırılanların ne hale geldiklerine çok defa şâhid oldum. Efendi Baba’m derki dervişlikte sadece tesbih tutup zikir çekmekle yol alınmaz. Ya bir gönül ol yada bir gönüle gir. Cüz’i iradeni kullan manevi gönüle gir ve Allah indindeki hüviyetini al… Nefsi Kimliğinden Geçmedikçe Bu Yollar Açılmıyor… **********

Bu kadar tarafsız görüşün değerlendirmelerini kâfi derecede yeterli görerek, yukarıdan beri verilen isimsiz ve tarafsız ön yargısız kayıtların sıra numarasına göre, özetle tahliline geçelim. Eğer vaktim olsaydı bunların kelime, kelime tahlillerini yapardım ancak fazla ayıracak vaktim olmadığından genel birer tahlil yapmakla yetineceğim. **********

(1) No.lu tahlil:

Zuhuratı gören kardeşimiz sanırım TERZİ BABA’mın kanalı ile bize gelen bilgilerin dışında bir kanaldan bir şeyler okumuş ve bu okudukları da daha çok hayale dayalı, vehme dayalı bilgiler ağırlıkta olmuş. Elde ettiği bilgilerde kendisinde bazı hayallerin oluşmasına neden olmuş. Zuhuratın kaynağı sanırım bize göre hatalı bilgi olan bu hayali bilgiler olmuş ve böyle bir zuhurat ortaya çıkmış. O yüzden bu durumlarda o bilgilerin yerini hakiki tevhit bilgileri ile değiştirmek gerekir. Bu konuda söylenecek belki çok şey var ancak giriş bölümü için sözü çok da uzatmamız gerek

Bütün bu bilgileri genel olarak değerlendirirsek, şunları söyleyebiliriz. İlgili zuhurat sahibi, TERZİ BABA’ mın irşadından önce bazı tasavvufi bilgiler okumuş. Okuduğu bilgiler bu işin sistemine uygun tarzda olmayan bilgilerdir. Bu bilgiler gelişi meleki ve Rahmani olmayan, diğer varlıklarında karıştığı bilgilerdir. Sonrasında Terzi Baba’mın irşadı ile elde ettiği bilgileri bu bilgilerin üzerine yüklediğinden eski bilgilerin hükmü ve etkisi kalkmamıştır. Zuhuratın başlangıcındaki Selâm, Selâm, Selâm, hitaplarından da anlaşılacağı üzere aceleci, hareketli, kararsız yani ateşi ağırlıklı halk edilen varlıkların işe karışma özelliğini göstermektedir. Bu işe karışmalarda yanlış oluşumları getirmektedir. Bütün bunlardan dolayı bu tarz bilgi edinen dostlarımız ve böyle zuhurat gören kardeşlerimiz bilgilerini mutlaka kontrol etmeli temeli sağlam atmalıdır.

Eski, hayali bilgilerden kurtulmalı. İşe temelden başlamalıdır. Başka bilgilerin temel oluşturduğu sistemin üzerine bizim yolumuzdan elde ettiği ilimleri ekleyen değil. Şeriatın zahirini ve batınını temel alan, bu özellikteki şeriat terazisinde bilgilerini tartan TERZİ BABA’mın eğitimöğretim irşad sistemini tam olarak kendine yerleştiren, tevhidi- cem etmeyi buna göre yapmaya çalışan bir yol takip etmelidir-etmeliyiz.

Kardeşimizin selâm tespitleri ve diğer tespitlerinin hepsi çok doğrudur İrfaniyyet’te epey yol aldığı görülmektedir sağ olsun Cenâb-ı Hakk yolunu asan eylesin. **********

(2) No.lu tahlil:

………Ben mailin ilk cümlesini okuduğumda, sanki eski yaşantı kalıntılarından sıyrılamamış bir kardeşimizin, sizden bir şeyler almak yerine sizi bir yerlere davet edercesine yazdıklarını okur gibi oldum. Kısaca bir saygısızlık kokusu aldım.

Böyle olunca alt cümleler çok üzerinde durulur gelmedi bana

Bu tespit görüldüğü gibi ne kadar kısa ve ne kadar açıktır, daha baş tarafını okur okumaz, bu metni icelemeye bile değer görmemiştir. Ve bir nolu tespitin (eski kalıntılar) ın varlığının aynı nı oda hemen fark etmiştir. **********

(3) No.lu tahlil:

Zat unutulursa ya da örtünürse bunun şirk kokusu taşıyabileceği belirtilmiştir. Bu iki zevkinde yaşandığı ifade edilmektedir. 1+2 ifadede aynı hakikatin ehli olmayanlara (bâtınen Hakk olsa da zahiren küfür ve şirke delâlet edebileceğinden) açıklanmaması gerektiği ifade edilmiştir

Bu tahlili yapan evlâdımız gerçekten çok iyi niyetli hayatta oldukça ağır sıkıntılar çekmiş birisidir. Ve hiçbir art niyeti yoktur kendisine bir şey sunulunca hiç tereddüt etmeden onu Hakk’tan’dır diye kabul eder. Bu metni genelde olumlu kabul edişi de bu yöndedir, ayrıca benden gittiği içinde, duyduğu güvenden hiçbir araştırma yapma gereği duymamıştır.

Az yukarıda kendi yazısından aktarılan cümleleri dahi bu hususun suç teşkil edeceğini açık olarak kendiside tasdik etmiş olmaktadır. Ayrıca hayal âleminin ve orada cirit atan sakinlerinden de haberdar değildir yani o sahadan hiç haberi yoktur. hâli böyle olunca metnin de iç âleminden haberi olmamış ve o yönde bir araştırma da yapmamıştır. Bazı çekinceleri olmakla birlikte metni bu şartlar içinde uygun bulmuştur. Ancak bizim bu husustaki kanımız tam bir uygunluk değildir. **********

(4) No.lu tahlil:

……Açıkçası bir teslimiyet gözükmüyor. Ehlullah Vücud birdir ama mertebelere riayet şattır demişler, 5 Hazret mertebesinde Tevhidi Efal, Tevhid-i Esma, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat ve İnsân-ı Kâmil sıralaması vardır. İrfan mektebi kitabmızda şerhi yapılmıştır Bu sıralamalara bariz bir şekilde uyulmamış. Bazı hakikatler olmakla beraber hayal karışık olduğu anlaşılıyor.

Eşimin bu maile bakmasını ve yorum yapmasını istedim. Kuvvetli bir Nefis ve ego gördüğünü söyledi.

Bu yorumun da sahibinin kanaati baştan sona olumsuz olduğudur. **********

(5) No.lu tahlil:

1-Siz yaşayan gavsımız olarak hayatta iken, size keşfen böyle bir bilgi verilmeden, verildiyse bile sizden bir işaret gelmeden! bir kişinin ben şu oldum şu makama geldim diye beyanatta ve ilânatta bulunması yolumuzun adap, usul ve prensiplerine uygun bir tavır ve davranış değildir.

Olaya bu penceren bakmaya çalıştığımızda görünenin, fecri sâdıktan önceki fecri kâzip olduğu, rahmani olmayıp hayali olduğu kanaati bizlerde ağır basmaktadır.

Bu yorumun da sahibinin kanaati baştan sona olumsuz olduğudur. ********** 85

(6) No.lu tahlil:

6. Numaralı tahlil yazıda, oldukça dikkat çekici ifadeler kullanılmış. Baştaki (3) selâm Enbiya Sûresinde bahsedilen selâm karşılığı olduğu belirtilmiş, belliki çok iyi niyetle yapılan bir karşılaştırma olmuş, ancak bence yanlış bir kıyaslama olmuş. Belirtilen (Ahzab Sûresi 56. Âyet-i) Kerîme’de ki selâmın kaynağı ve hedefi bellidir. Burada ise ne hedef ne kaynak bellidir. Bir insan bir tanıdığına bile selâm gönderirken falandan falana, selâm diye gönderilir burada ise ne selâmı gönderen bellidir, nede göndereleni bellidir buda selâm isminin örfüne aykırıdır. Âyet-i Kerîme’deki selâm, Allahdan ve meleklerden Rasulüllah’a dır. Verenlerde verilende bellidir ve İlâh-î bir selâmdır mertebeside bellidir Ulihiyyet ve melkûttandır, İlâh-î ve kudsi dir, daha sonra aynı selâm tavsiye mekamında beşere onunda gelişmesini sağladıktan sonra insân-ı Kamile dir.

Yani gönderilen yer gene bellidir. Yasin Sûresindeki (selâmun kavlen mirrabbirrahim) de belirtilen selâmın kaynağıda gideceği yerde bellidir. Rahîm olan rablarından Allah-ın kullarına cennette selâm vardır. Ayrıca zaman ve mekânda belirtilmiştir. Yukarıda bahsedilen üç selâm şekli örfte yoktur. Tek selâm vardır, oda verilen kişinin üzerine dir. Verende verilende bellidir, huzur ve güven âlâmetidir. Âyet-i Kerîme’deki üç selâm aslında yüsalli selâm da değildir, bir yönü ile öyle kabul etsek bile orada üç mertebe bizlere bildirilmektedir.

Bahsedilen üç selâmla hiçbir bilgisi yoktur, metinde sadece sahipsiz boşta kalmış üç selâm vardır. Kimliği meçhul bir kişi bir kargo şubesine orada kimsenin olmadığı bir zaman da oraya girip üç paket bırakmıştır ancak üzerinde ne alıcının adresi vardır ve nede gönderenin. Ayrıca zâten ne olacağı nereye gidip ne ücret tutacağı da belli değildir belli olmayan bir ücrette bırakılamamıştır, üzerinde sadece selâm yazılı meçhul üç paket vardır.

Sabah görevli geldiğinde normal işlemlerin içinde meçhul üç paket olduğunu görünce hemen oradan uzaklaşıp şupheli paketlere bakan emniyet görevlilerine haber vermesi olacaktır. Görevlinin uygulaması lâzım gelen süreç budur daha sonra paket uzmanları gelir o paketi usulünce uzaktan patlatırlar açarlar gerekeni yaparlar sonra içinde ne olduğu bu kadar çalışma ile ancak anlaşılır. İşte metinde belirtilen üç selâma bu ihtiyatla yaklaşmak gereklidir kişi farkında olmadan içinde kuvvetle muhtemel üç mâsum, selâm gibi görünen, üç hayal bombası var olabilir, ve bizim bütün iç rahmâni dinamiklerimizi hayal bombardımanına tutar ve bizim sağlıklı düşüncemizi elimizden alarak hayal vehim kanalına götürürde haberimiz bile olmaz

Bir hatırlatma.

Eğer ben bu yazıyı hiçbir istişare taleb etmeden, sizlere bakın böyle bir metin geldi, bu doğrudur sizde faydalanın dese idim o metin başkasının bile olsa tasdik gördüğü için oda benden olabilirdi. Ancak burada kabullenme diye bir şey söz konusu olmadığından çevremizin bu husustaki içsel düşüncelerini onlarında bu durumlara nasıl yaklaşılması lâzım geldiği hakkında bir eğitim olması bakımından tarafsız yorum istemiştim. Eğer vaktin olursa metne benden geldiği yönüyle değilde bir kitapta tanımadığım biri tarafından böyle bir metne rastladım ve metnin altında da bu metin hakkında tarafsız yorum isteniyordu bende yazdım gibi bir şeydir.

Benden gelmesi onun mutlak doğru veya yanlış olduğu kaneatini oluşturmasın. Buradaki husus sahibi kim olursa olsun bu tabirleri kullanmış sizce bu tabirler geçerlimi? veya olduğu gibi kabul edilebilir tabir ve târiflermi’dir? soru bu idi

Muhterem Efendim, sizin mühim görüp de bizlerle paylaşmayı lütfettiğiniz bir vakıanın hayali olacağını kalbim kabul etmiyor. Sizden bize rahmani olmayan bir şeyin gelmesi mümkün değildir. Bu sebeple nakledilen vakıadan, kendi fehim ve meşrebimce ne anladığımı, haddim olmayarak yazıyorum

Muhterem Efendim, bu zuhuratın sahibi ve yazarı olmadığınızı, sadece aktarıcısı olduğunuzu ilk mailinizi okur iken anlamak nasip olmuş idi. Ancak bize aktaranın siz olmanız bile, aktarılan mevzuda hüsnü zanna ve muhabbete sebep oluyor.

Kûr'ân-ı Kerîm'de Firavun'un Nemrud'un, Şeytan'ın kıssalarını okuyor, bu kıssalardan istifade ediyoruz. Çünkü onların Hakk'ı inkâr eden kelâmları dahi, Kûr'ân'da nakl olununca, kelâm-ı kadîm oluyor, Âyet-i Kerîm’e oluyor, halbuki beşer sözü idiler. Nakledenden, aktarandan ötürü bizim için daha değerli daha derin bir mânâ kazanıyor.

Firavun'un Hz. Musa'ya (a.s), inkar ve idlâl niyeti ile sorduğu "Rabbin nedir?" sorusunu ve bu sorunun hikmetini Füsus'ül Hikem'de Hazret-i Şeyh'ten dinleyince tevhide dair nice lezzetler alıyoruz. Halbu ki, bu soru ve bu hâdise Firavun için felâket idi, bizim içinse ibret, hayret ve tevhide dair bir lezzet oluyor. Bize aktardığınız zuhurata da bu gözle baktım, Kardeşimizin yukarıda belirtilen ifadeleri çok isabetlidir. Ancak bize aktaranın siz olmanız bile, aktarılan mevzuda hüsnü zanna ve muhabbete sebep oluyor. Nakledenden, aktarandan ötürü bizim için daha değerli daha derin bir mânâ kazanıyor. 

Bazı zuhuratın izharı ve kelâma dökülüp nakli ancak mürşid-i kâmil olanlar için câizdir. Mürşid olmayan, İnsân-ı Kâmil olmayan kişi, bu tür zuhuratlarını efendisinden başkası ile paylaşmamalı, henüz efendisini bulamamış ise ancak bu zuhuratları tabir edebilecek bilen bir kişi ile paylaşmakla yetinmeli, mümkün mertebe dillendirmemelidir. Mürşid-i kâmil sahip olduğu idrak ile, hangi zuhuratları zâhir ve şeriat lisanı ile nasıl ifade edeceğini, hangilerini asla ifade etmeyeceğini ve sır olarak tutacağını, ve tüm bu zuhuratların hakikatlerini bilir diye düşünüyorum. Böyle bir rüya görsem, rahmani olduğuna kail olsam bile, efendimden başkasına anlatmaz, yazıya dökmez ve halka açıklamaz idim. Bu yazının da ana teması kendi ifadeleriyle açık olarak belli olmaktadır. Daha fazla yorum zâten gerektirmiyor. **********

(7) No.lu tahlil: Enam Sûre’si 112. ci Âyet “Ve böylece her peygamber için, insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onların bazısı, bazısını aldatmak için, sözün yaldızlısını fısıldar vahyeder” buyurulmaktadır

Âyet ten de anlaşılacağı gibi bâzen zuhuratlar düşünce fikirler, tecelliler yaldızlanarak, süslenerek, rahmâni kılıfla kişilere giydirilebiliyor. 

O halde var olan hakikat yok gösterilmiş olduğu için, ve kayıtlandırıldığı için, ismi mudil in faaliyeti ile vehim – hayal olarak bu görüntü gelmiştir. Zâten “ismi mudil” den bu görüntü çıktığı için onun memuru hükmünde olan kişide tabii olarak bu istikamette beyanda bulunması gerekecektir. Burada bir telbis’lik faaliyet-i olmuştur

Beni en çok endişeye düşürende, aşağıda okuduğum ve hayretle karşıladığım hususların daha baştan (Efendi Babam)ın ismi verilerek onun üzerinden bir güven ortamı meydana getirip, aşağıdaki cümlelerin üzerinde fazla durulmayıp kabullenilmesinin kolaylaştırılması için yapılan bir düzenleme olduğu endişesini, doğsusu bende uyandırdığını düşünüyorum. Bu ise çok tehlikeli mânevi bir istismardır

7. No.lu, bu tahlilin, metnin hayali, vehmi ve büyük cür’et-i hakkında ne kader isabetli değerlendirmeler yaptığı ortadadır, bu hususta daha ne denebilir ki. Cenâb-ı Hakk basiretimizi açsın. Metnin tamamen hayali olduğu hakkında daha fazla izah’a gerek yok. **********

(8) No.lu tahlil:

5. Her makamda cem-ül cem olan sultanımdır. Daha ne sual edersin ki. (sizi dilesin yeter). 

8 No.lu metin değerlendirilmesinde, değerlendirme olmayıp sadece tarif olduğundan puanlamaya koyamıyoruz. ********** (9) No.lu tahlil:

Görüldüğü gibi buradaki yorum, yorum değil bazı bilgilerinin ortaya konmasıdır ve Selâm benzetmesi geçerli değildir metindeki selâmlar belirsiz üç selâmdır, misal verilen selâmın ise hem alanı hem vereni bellidir. İyi niyetle yazılan bu yorum hakkında puanlama yapmamak daha iyi olur. **********

(10) No.lu tahlil:

Metinde özet olarak görüldüğü gibi burada ki değerlendirme de, olumsuz olmuştur. ********** (11) No.lu tahlil: Metinde özet olarak görüldüğü gibi, gene burada ki, değerlendirme de olumsuz olmuştur. ********** (12) No.lu tahlil: Metinde özet olarak görüldüğü gibi, gene burada ki, değerlendirme de olumsuz olmuştur. ********** Şimdi bu tahlillerin de değerlendirmelerini yapalım. (1) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (2) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (3) No.lu tahlil: Kararı, yarı olumlu, yarı olumsuz. (4) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (5) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (6) No.lu tahlil: Kararı, zâhiren olumlu gibi gözüküyorsa da, bizden geldiği için olumlu gibi bakıldığı anlaşılıyor, metin dikkatlice okunduğunda bu husus açık olarak gözükecektir. Hâl böyle olunca zâhiren olumlu, bâtınen olumsuz. Olarak görülmüştür. (7) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (8) No.lu tahlil: değerlendirme yok. (9) No.lu tahlil: değerlendirme yok. (10) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (11) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. (12) No.lu tahlil: Kararı, olumsuz. ********** Görüldüğü gibi. Benimki ile birlikte.

(8+1=9) Kanaat, olumsuz.

(2) Kanaat, yarı olumlu yarı olumsuz.

(2) Kanaat ise, değerlendirmesiz.

Toplam (13) kanaatin hiç birisinde mutlak olumludur diye bir kanatın oluşmadığı açık olarak meydana çıkmış ve tarafsız olan bu değerlendirmelerin neticesinde şahit ve ıspatlarıyla birlikte, bahesedilen metnin tamamen geçersiz olduğu ve arka plânının çok tehlikeli bir tertip içinde olduğu açık olarak görülmektedir. Allah muhafaza eylesin. **********

Yukarıda değinemediğim üç konuyu da belirtmeye çalışarak metnin tahliline son verelim çünkü üzerinde durdukça rahatsız ediyor

(1) 28.04.2010 tarihinde “kulunuzda” zuhur eden mânâyı o gün size nedense göndermemişim. Gönderilmeyişinin sebebini yukarıda izah etmeye çalışmıştım.

Metinde geçen “kulunuzda” sözcüğü ve mânâsı da geçerli değildir. Bu âlemde kimse kimse’nin “kulu” değildir, hepimiz Allah’ın kuluyuz. Bununda kabul edilmesi mümkün değildir diğerleri gibi bu tarifte ifrat, göz boyama kamufle ve aldatıcılıktır

(2) Selâm’ın kemâli “tahiyyat”tır. (esselâmu aleyke ya eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü) “Hakk’tan” “abd-kuluna” dır. “Ulûhiyyetinden risâletine” dir. Bunun cevabı da, “Esselâmu aleynâ, ve alâ ibadillâhissâlihîn” dir. O da Risâletinden Ulûhiyyetine” dir. Ve hedefleri bellidir. İşte böyle selâm’ın şahidi, “eşhedü enlâ İlâhe İllâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûlühu” diyerek, Melekler tasdik makamındadır.

Böylece gerçek selâmın hedefi cevabı ve tasdiği belli olandır. Cem makamı olan insanda, bunların hepsinin temsilcisi olarak hepsini her makamın hakkını vererek selâm-ı bütün mertebeleri ile birlikte zâhiren kendinden kendine, bâtınen ise bütün mertebelerini giyinerek bütün mertebelerinin hakkını vererek kelâma dönüştürerek hayata geçirmektedir.

İşte selâm, bu kelâm ile, yaşama geçtiğinden kişiden-taşıyıcısından razıdır, böylece kişi de kelâmın merzısi yani razı olunanı olmuştur. Ve selâmette’dir.

Yukarıdaki selâmlardan ise “selâm” razı olmamıştır çünkü, varsa eğer geldiği yer, varsa eğer gideceği yer, varsa eğer selâmın sahibi belli değildir, Selâm, bu selâmdan “müşteki” şikâyettedir ve bu selâmın kendine ait asli selâm olmadığını bilip bu hayali selâmı kim göndermişse oraya iade-reddetmiştir.

Tahiyyatta, belirtilen eğitime göre selâm’n verilmesi “farz” alınması ise “sünet”tir tasdiği ise “melekûtî” dir. Bu sisteme uymayan selâmlar hayali vehmidir.

Bunun dışındakiler ise “tünaydın günaydın bay bay” dan ileri gitmezler, çünkü bunlar beşer aklının ürettiği, İlâh-î olmayan selâm türleridir. Ancak bunlar dahi iyi niyetle vereni ve verileni belli olduğundan yukarıdaki üç selâmdan daha masum’durlar

(3) Bu arada, metinde cevabını bulamadığım bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum. Yukarıda, “emri teklifi” diye bir tâbir geçti, bunun ifadesi, “teklif edilen işler” genel hüküm olarak açıktır. Ve Hakk’ın kulunu yönetmesindeki âmir hükümleridir. Kaynağı Hakk’ın kendisidir bellidir.

Yukarıda bahsedilen aşağıya da toplu olarak aktarılan emirlerin, Hakk kanalından gelmediği açık olarak görülmektedir kaynağının bilinmediği ve Hakk’ın emrine ters düşen emirlerin kaynağının da nereden olduğu bellidir. 1. Örtün emri ile, KAFİR oldum. 2. İsim zevkinde ol emri ile, MÜŞRİK oldum. 3. Cihat et emri ile. MÜCRİM-MÜNAFIK oldum. 4. Şahit ol emri ile, MÜNKİR oldum.

Belirtilen emirlerin Hakk tarfından verilmesi mümkün değildir. HAkk’a ni emirler bu vasıfları ortadan kaldırmak için verilir. Eğer bu emirler Hakk’tan geldi ve Hakk olarak kabul edilirse o zaman Hakk kendi, kendi ile sürtüşmeye çıkmış, bir emri bir emrine ters düşmüş olur ki bu da Hakk olmaz.

Emir Hakk’tan’dır deniyorsa hakk’ın vermediği bir emir ile hakka suç isnad edilmiş olur. Ki işte bu küfrün ve iftiranın ta kendisidir. Eğer Hakk’tan değilde başka bir yerden geldiği halde, araştırma ve ayırıcı olmadan Hakk’tan’dır diye ifade edilirse, işte o zaman Allah korusun şirkin iftiranın, münafıklığın ve kendini ve gelen yeri, Hakk yerine, İlâh koymanın ta kendisidir. Metindeki tasdikler ancak unların tasdiki olur. Hakk’ın tasdiki olmaz.

Zannediyorum metnin sahibi bu durumda’dır, ve aldatılmıştır. Benim artık bundan sonra diyecek bir şeyim kalmıyor. Bunun dehşetinden de kendi kendime bile ne diyeceğimi bilemiyorum

Ok yaydan çıkmış, geldi beni beş yerimden vurarak deldi hasta etti, yaralarımı nasıl sararım bilemiyorum. Eski metinlerden de gelen oklar vardı ama pek isabetli olmadıkları için üzerlerinde durmuyordum ancak bundan sonra herhalde böyle olmayacak. Allah cümlemizi, Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokaklarından korusun.

(41) Senelik Terzi Baba irfan maktebinde böyle dersler verilmedi, nasıl dersler verildiği talebelerinin tamamı tarafından mâlumdur. Peki o zaman bunlar ne demektir diye sorulursa cevab-ı açık olarak yukarıda ve aşağıya da aktarılan tahlillerde görülmektedir. Galiba reçetesi de ilâcı da oradadır.

(1) No.lu tahlil:

Zuhuratı gören kardeşimiz sanırım TERZİ BABA’mın kanalı ile bize gelen bilgilerin dışında bir kanaldan bir şeyler okumuş ve bu okudukları da daha çok hayale dayalı, vehme dayalı bilgiler ağırlıkta olmuş. Elde ettiği bilgilerde kendisinde bazı hayallerin oluşmasına neden olmuş. Zuhuratın kaynağı sanırım bize göre hatalı bilgi olan bu hayali bilgiler olmuş ve böyle bir zuhurat ortaya çıkmış. O yüzden bu durumlarda o bilgilerin yerini hakiki tevhit bilgileri ile değiştirmek gerekir. Bu konuda söylenecek belki çok şey var ancak giriş bölümü için sözü çok da uzatmamız gerek

Bütün bu bilgileri genel olarak değerlendirirsek, şunları söyleyebiliriz. İlgili zuhurat sahibi, TERZİ BABA’ mın irşadından önce bazı tasavvufi bilgiler okumuş. Okuduğu bilgiler bu işin sistemine uygun tarzda olmayan bilgilerdir. Bu bilgiler, gelişi meleki ve Rahmani olmayan, diğer varlıklarında karıştığı bilgilerdir. Sonrasında Terzi Baba’mın irşadı ile elde ettiği bilgileri bu bilgilerin üzerine yüklediğinden eski bilgilerin hükmü ve etkisi kalkmamıştır. Zuhuratın başlangıcındaki Selâm, Selâm, Selâm, hitaplarından da anlaşılacağı üzere aceleci, hareketli, kararsız yani ateşi ağırlıklı halk edilen varlıkların işe karışma özelliğini göstermektedir. Bu işe karışmalarda yanlış oluşumları getirmektedir. Bütün bunlardan dolayı bu tarz bilgi edinen dostlarımız ve böyle zuhurat gören kardeşlerimiz bilgilerini mutlaka kontrol etmeli temeli sağlam atmalıdır.

Eski, hayali bilgilerden kurtulmalı. İşe temelden başlamalıdır. Başka bilgilerin temel oluşturduğu sistemin üzerine bizim yolumuzdan elde ettiği ilimleri ekleyen değil. Şeriatın zahirini ve batınını temel alan, bu özellikteki şeriat terazisinde bilgilerini tartan TERZİ BABA’mın eğitimöğretim irşad sistemini tam olarak kendine yerleştiren, tevhidi- cem etmeyi buna göre yapmaya çalışan bir yol takip etmelidir-etmeliyiz.

Kardeşimizin selâm tespitleri ve diğer tespitlerinin hepsi çok doğrudur İrfaniyyet’te epey yol aldığı görülmektedir sağ olsun Cenâb-ı Hakk yolunu asan eylesin. **********

(2) No.lu tahlil:

………Ben mailin ilk cümlesini okuduğumda, sanki eski yaşantı kalıntılarından sıyrılamamış bir kardeşimizin, sizden bir şeyler almak yerine sizi bir yerlere davet edercesine yazdıklarını okur gibi oldum. Kısaca bir saygısızlık kokusu aldım.

Böyle olunca alt cümleler çok üzerinde durulur gelmedi bana

Bu tespit görüldüğü gibi ne kadar kısa ve ne kadar açıktır, daha baş tarafını okur okumaz, bu metni inceleme ye bile değer görmemiştir. Ve bir nolu tespitin (eski kalıntılar) ın varlığının aynını oda hemen fark etmiştir

Bu kadar yazı ve izahlardan sonra bunları tefekküre dalıp susma zamanının gelmiş olduğunu düşünerek yazılarımıza son verelim. Cenâb-ı Hakk, hayatın her türlü zorluk ve gizli hilelerinden muhafaza etsin İnşeallah. ********** Yeri gelmişken Muhyidd-în-i Arabînin, tarafımızdan osmanlıcadan türkçeye çevrilmiş olan (lübb-ül lüb) (özün özü) isimli kitabın metninden az da olsa ilgisi dolayısıyla faydalı olur ümidi ile bir bölümü aktarmayı da uygun buldum İnşeallah faydalı olur.

T E K V İ N M A K A L E S İ

Şimdi bilesin, kâmil kişi odur ki, nefeslerini kontrol edip, onlara bekçi ola... Gönül hazinesinin kapısında oturup, Hakkın kütüphanesine Hakdan başka fikirlerin girmesine müsaade vermeye...

“ etturuku ilallahi biadedi enfasil halayık...”

“Allah’a giden yollar yaratılmışların nefesleri adedincedir...” hükmü uyarınca, her nefeste hakka yol vardır...

İrfan sahibine yakışan, her nefesini zatı ile Hakdan alıp ve yine hakka vermektir...

Biline ki, insandan nefes çıksa (ki bu nefis olarak da düşünülebilir), haddizatında o nefes heyula gibi olup, renksiz iken, kulun itikadı, ameli ve fikri ne ise, nefes o renge boyanıp, o libas ile örtünüp çıkar...

O halde, gönül hanesini muhafaza etmek gerektir. Hakkın rızasına muhalif olan düşüncelerden... Zira, kulun gönlü, “Hakk”ın hazinesi ve kütüphanesidir ve insan onun hazinedarıdır. Hak fikrinden gayri fikirler yol kesici çetelerdir ki, onlara gönle girmeye yol bırakmamalıdır.

Nitekim bu konuda hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Kalbil mü’minü beytullah ve kalbül mü’minü arşullah ve kalbül mü’minü hazainullah ve kalbül mü’minü mir’atullah...”

“ Mü’minin kalbi beytullahtır, ve arşullahtır, ve Allah’ın hazinesidir ve Allah’ın aynasıdır.” İhmal edip Hakkın hazinesini çetelere kaptırır, hırsızlara çaldırırsa, hali müşkil olur, zira hain sayılır...

Kur’anı Keriym Enfal Suresi 8. sure 58. ayette;

“innallahe lâ yühıbbül hainiyne”

“Allah hainleri sevmez..”.

Beyt :

Gönülde yanınca Hakkın çerağı,

Kesilir ondan hırsızın ayağı...

Hakkın yakınlığına ermiş murakabe ehli kimselerin zihnine gelen düşünce ve hatıralar, suret ve zahir ehli kimselerin açıkça yapmış olduğu fiiller ve sözler gibi muamele görür!..

Murakabe ehli Hakkın rızasına muhalif olan düşüncelerinden mes’uldürler...

Bu hale işaret eden hadîste şöyle buyrulmuştur:

“Men dakka dükka; hasenatül ebrar seyyietül mukarrabun..”.

“Kim başkasının kapısını çalarsa kapısı çalınır:

ebrann yaptığı iyi şey mukarreb olana göre kötü şeydir...”

Hakikatte Allahu teala ve tekaddes kendi fikrinden başkasının, bendesinin gönlüne gelmesine razı olmaz; zira orası kendi evidir...

Nitekim bir hadîs-i şerifte:

“Bir kimse gönlüne Hakdan gayri fikirleri sokarsa, Kabetullahı put île doldurmuş ve puthane yapmış olur..”.

Gerçi kalbde o hatıra ve fikirleri halkeden Allahu tealadır, ancak kul gafleti dolayısıyla mesul olur... Kul o düşünceyi giderip. Hak fıkrine tebdil etmezse, ve o düşünce ile mesrur olup bulunduğu gaflet içinde rahatlaşırsa, bu halinden sorguya çekilir...

Bu halin tafsili, Kur’anı Keriym Rahman Suresi 55. sure 29. ayette gizlidir:

külle yevmin hüve fiy şe’nin “Her an O yeni bir şa’ndadır..”.

Bu hal içinde Hak teala daima ve ebedî tecelli üzeredir...

O tecellilerde emr-i Hak zahir olup, kullar üzere nazil olur...

Ve kulların gönlüne ziyarete gelir... O emr-i Hak, yani “tecelli misafîr-i gaybî”dir!..

Hakkın huzurundan yola çıkıp, renksiz olarak kulun kalbine indiğinde, eğer kul gaflette olmayıp. Hak ile ise, o “misafir-i gaybî” olan emr-i Hak, gönüldeki Hak ile birleşir...

Nitekim hadis-i kudsîde buyrulmuştur:

“Ma vesiani arzı ve la semai ve vesianîkalbel mü-

min!..”

“Yere ve semaya sığmam, müminin kalbine sığarım...”

Bu kudsi hadîsin manasını bir aşık şu beyitle tefsir

etmiş:

Hakka bakan incidir gönül,

İsme müsemmaya mazhardır gönül,

Bir şahin bir anka kuşudur gönül,

Zatı Hakkın varlığıdır gönül!..

O ilahi emrin gaibdeki ile birleşmesinden kudsî bir güzellik sureti hasıl olur... Şekilsiz ve miktarsız yine Hakka dönüp vasılı Hak olur...

“Minhü bedeü ve ileyhi yeud..”.

“Ondan başlar ve Ona döner...”

Bu geliş - gidiş ruhlar yolundan değil; münezzeh bir inişle olur ve yine münezzeh bir yükselişle geri döner.

Bu geliş - gidişi ne melek, ne de felek aklı farkeder...

Ancak, münezzeh bir ruh görürler, ötesini bilemezler...

O kula “gaybî misafir” olan tecellî her ne vakit gelse, orada Hakkı bulur; böylece de o kul misafirlik hakkına riayet edip, hakkını vermiş olur.

Eğer emr-i Hak kulun gönlüne geldiğinde, orada Hakkı bulamayıp, bir meleğe yani melekî düşünmeye mülaki olursa, bunların birleşmesinden, meleklere has bir suret hasıl olur; ruhların yükseldiği yoldan yükselip “Sidre”ye kadar uçar ve orada karar kılar...

Eğer emri Hak geldiğinde, insanın sadrında şeytana mülaki olursa, bu sefer ruhanî bir ateş sureti hasıl olur; bu da siyah bir kuş süretinde olup, şeytanların geçtiği yoldan ayın altına kadar yükselir, ondan daha yukarıya çıkamaz ve kıyamete kadar orada kalır.

Ve eğer emr-i Hak geldiğinde, kulun gönlünde bir güzellik bulursa bundan güzel bir suret meydana gelir, güzel bir kuş suretinde cennete uçar, ve orada mizacına göre nimet bulur ve sahibi gelinceye kadar bekler.

Bunlar gibi, kalbe gelen tecelliler ne ile karşılaşırlar ise, ona göre değişik suretler meydana gelir... Daha fazla tafsilata gerek yoktur...

Haddizatında insan, ilahî bir kazanç evidir... Daima o “Zat-ı Hak” tecellî eder ve “emr-i Hak” nazil olur... O nazil oluş, aslında renksiz ve nişansız olduğu halde. Hak teala onu indiği insanın rengine göre boyar ve onun itikadına, zannına ve ameline göre çeşit çeşit, renk renk suretlerde icad edip vareder...

Bunlardan maksad. Hakkın “tekvin” sıfatının tecellisinin beyanıdır.

Kamil insan her halde gafil olmaz; “emr-i Hak” olan ilahî tecelli kendisine nasıl renksiz, şekilsiz, miktarsız hali ile geldi ise, aynı biçimde, yine renksiz, şekilsiz ve miktarsız

haliyle bırakıp, böylece tecellinin hukukuna riayet edip, geldiği gibi göndermelidir.

İnsanın içindeki düşünce ve tasavvurları, dışarıdaki fiil ve hareketleri, inançları, tahayyülleri, nefesleri bir zerre dahi yok olmaz... Onlar iyi veya kötü, kabiliyet ve istidatlarına göre ahrette, türlü, türlü şekil ve suretlerle zahir olur... Sahibi ise, onlara verdiği suret gereğince ya nimet bulup lezzet duyar, yahut azap çeker ve incinir!..

Burada gizli olanlar orada aşikar olurlar...

Kur’anı Keriym Zilzal Suresi 99. sure 7/8. ayette; şöyle buyrulur:

femen ya’mel miskale zerretin hayren yerehü ve men yamel miskale zerretin şerren yerehü

“Kim zerre kadar hayır yaparsa neticesine erer. kim de zerre kadar şer yaparsa neticesine erer...

Muhyiddini A’rabî Hazretleri yine devamla şöyle buyurur:

“Bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulur:

“Ve ma halaktuhu fiy hazel mahalli illa hüvallah, halaka külli şeyin.”

“Bir mahal haketmedi ki, o Allah olmasın; herşeyi halketti.”..

(Yukarıdaki cümleyi İsmail Hakkı merhum şöyle tercüme etmiş:

“Hak teala kendi nefsini halketti...”

Bunu dünya işlerine kullanılan akıl, (akl-ı maaş) red eder!.. Bu da kendi kusurundandır!.. “Akl-ı maaş” ki, “akl-ı cüz’i”dir... Bu hali idrak edemez...

Bunu ancak “akl-ı maad” yani ilim ve irfan ile terbiye olan, geleceği kavrayan akıl anlar ve kavrar...

Haddizatında: Hak teala kendini halketti!.. demek, zahiren iyi görünmez!.. Ama, hakikati cihetiyle gerçektir!..

Bedii’dir!.. Yani hayret verici bir haldir. Dünyalık akıl elbette bunu inkar eder: çünkü anlayış ve idrak sahası dışındadır.

Her kim. Hak teala hakkında bir kelam etse, kendi nefsinde Hakka bir suret vermiş olur... İbadet dahi etse, o tasavvur ettiği şeye ibadet eder... O da Allahu tealanın kendidir; başkası değildir... Kulun, tasavvuruna, itikadına ve zannına göre, kalb aynasında yüz gösterir...

Asıl meseleye geliyoruz...

Bu halde, kulun tasavvuruna göre zuhur eden Hakkı, o kul halketmedi, ancak, “Hakkı mutlak”, kendi kendini halketmiş olur!.. Her şeyin halikı Allahu tealadır; O’ndan başka Halik yoktur...

O kulun itikadında zuhur eden dahi Hakkın varettiği “eşya” cümlesindendir... Onu dahi Hak teala halketmişür... Gizli ifadede “Hak kendini yarattı” cümlesinin derin manaları bulunur..

Bilesin ki, “halk”, “ce’al”, “icad”, “sun” ve “tekvin” bu makamda, hepsi bir manaya delalet eder...

- Halk’ın manası halk etmek;

- Ce’al’in kılmak;

- İcad’ın varetmek;

- Sun’un kudret eseri göstermek;

- Tekvin’in ise, görünmeyen şeyi meydana çıkartmaktır...

İfadeleri bir miktar ayrı gibi görünse de hepsi aynı yola çıkar... Hepsinden de murad, Hakkın zuhur ve tecellileridir...

“Hak kendini halketti” demekten murad, düşünen kulun tasavvuru ve zannına göre, kendine izhar eder, demektir...

Şöyle bir misal vardır... Bir kimse aynasız olarak kendini Müşahade etmek, görmek ve bilmek isterse pek kolay olmaz... Fakat, bir ayna ile kendini görürse, bunda ayrı bir safa vardır...

Onun için Hak bu alemi ve Ademi halk ederek, varlığına ayna eyledi. Ancak alem aynasında, kendinin aksini; Adem aynasında ise aynını görüp temaşa eyler...

“Adem”den murad insandır...

Ademi ve Alemi halkedip, kendine ayna kıldı demekten murad; kendini ayna suretinde izhar etti; ve yine “Celali” ile “Cemali”ni o aynada kendine arzedip ve bir yüzden bakarak kendi güzelliğine aşık olup, hayran kaldı ve niyaza daldı... Bir diğer yüzden maşuk olup naz ve işveye girdi... Kendi güzelliğini, kendine arzedip, cilvekar olup tecelli etti demektir.

Burada bakan, bakılan, bakmak ve ayna aynı şeydir... Ve bu, “İnsan-ı Kamil” öyle bir “mutlak”tır; saf parlak yaldızlı “ayna”dır ki, mutlak Cemal olan hak, kendi kendini kayıtsız ve şartsız orada müşahede eder.

İnsan-ı Kâmil’in aynası, Hakkın tecellisine göredir!.. Diğerlerinde olan tecelli, kulun zannına ve kabulüne ve itikadına göredir...

Allah, Hakkı söyler ve doğru yola hidayet eder.

(Heze min fazlı rabb’î) (22/01/2013/Salı)

Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tan’dır. (Terzi Baba, Necdet Ardıç Tekirdağ) NOT= Bu dosya yerine gönderildikten sonra gelen cevaplar ve gönderilen cevaplarıda eklemeyi neticenin açıklığa çıkması için uygun gördüm. Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizi her türlü zor hallerden muhafaza buyursun Amin.

GELEN METİN

B 22 Jan 2013 21:19

Hayırlı akşamlar B….. bey kareşim. Gönderdiğiniz metin hakkında bir miktar araştırma yapmam lâzım geldi o yüzden cevaplamam biraz gecikti. çalışmalarımın neticesinde iki dosya oluştu biri "Tevhid" metin hakkında yargılar, okuyunca sizde göreceksiniz. Ancak tarafsız kimliksiz okumanızı tavsiye edeceğim. yazılarda hiç isim belirtilmemiştir sizin anlattıklarınızda veya benden evvel gönderdikleriniz’den başka herhangi birisinin kimliklerin kime ait olduğunu anlamaları tarafımızdan gizlendiği için mümkün değildir. Bu hususta endişeniz olmasın.

İkinci dosyaya gelince isminden de anlaşılacağı gibi daha evvel bana göndermiş olduğunuz yazılarınızın içinde bulunan ve tarihleri ile belli olan yazılarınızdan mevzu ile ilgili olması bakımından ikisini hatırlatma babında tekrar size gönderiyorum aradaki farkı ve ya kıyası yapmanıza yardımcı olacağını düşünüyorum. İkinci dosyanın birinci yazısını daha dikkatlice okuyun zâten hemen hatırlayacaksınız. hâlen zaman, zaman onların tesiri altında olduğunuz anlaşılıyor. bahsettiğiniz "titreme ve cereyan" dediğiniz hal yazınızda bahsettiğiniz o sıkıntılı halin daha hafifi olduğu anlaşılıyor.

Aynı dosyanın ikinci yazısına gelince metinde gönderdiğiniz yazının aynına yakın olmakla birlikte ifadesi bakımından, ehli indinde ve o mertebede "fenâfillâhmeczupluk" hükmü kullanılmak şartı ile kabul edilebilir. Ancak kendinin baka billâh üzere çevresine de tesiri olan bir mertebede bunların, hele son metin ifadeleri ile dile ve kayda getirilmesi gerçekten nehy edilmiş küfrün ta kendisi olur, durumuna düşürür. Evet yazılarda ve mailde bu kadar belirttikten sonra hayırlı akşamlar dileği ile herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Baba. **********

16.07.2OO4

Cuma B 

Tecelli

15 07 04 Perşembe öğlen yemek vakti Hanımım G….. hanım telefon ile beni yemeğe çağırdı.

Bir müddet sonra yemek için yukarı kata çıktığımda, G….. hanım kendisine enteresan gelen bir şeyi bana anlattı.

Dediğine göre beni yemeğe çağırdıktan sonra kendisi mutfakta tezgah önünde çalışırken, sanki benim zaman, zaman nefes alırken derin iç geçirme sesimi arkasında hissetmiş ve kapı sesi duymadan nasıl geldiğime şaşarak, "sen mi geldin B demiş. Herhangi bir ses gelmeyince, dönüp arkasına bakmış ve beni görmeyince de ürkmüş ve ne olduğunu merak etmiş.

Bunu anlattığı zaman bende o an için bir şey zuhur etmedi.

Bilâhare aklıma bir gün önce Hâ….. hanımla (ki o aşağı yukarı bir sene önce kendisi c…. denen varlıkların etkisi altında kalmış olup da sadece Efendi Baba'nın tavsiyelerini ilettiğimiz bir zattır) ilgili olarak Me….. Bey'in tekrar başvurması geldi.

Kendi kendime, "bu olay ile acaba onun bir bağlantısı var mı diye düşündüm. Bu vesile ile yaptığım ilticada, "ev masundur," dendi. Hanımımın anlattıkları için iltica ettim, "Letafet talimi" dendi.

Hâ……. hanım için iltica ettim.

"ona söylenen söylendi, onu tatbik edip o yolda yürümeli... bunun dışı bizim yolumuz değildir," dendi. *************

16 07 04 Cuma Gecesi uykudan gece kalktığımda çok kuvvetli olarak bir takım (iyi saatte olsunlar denilen tipte) cereyanı, ilham olarak almaya başladım.

Bir yandan onları ya dafi çekerek, def etme yönünde dirayet gösterirken, bir yandan da "bunların acaba bir gün önceki olayla bir ilgisi var mı diye de düşündüm.

Bilahare tekrar yattığımda ve yeni uyku halinde iken, bu cereyan daha güçlü bir vaziyette sanki üzerimde beni koruyan bir örtü varmış da o örtü kalkmışcasına, her tarafı basan binlerce yaratığın tam bir tımarhane koğuşunda görülecek şekilde bir ağızdan fakat her kafadan farklı çıkan vaveyla tipi sesler beni sıkmaya ve boğmaya başladılar.

Ben "lebbeyk allahümme lebbeyk okumaya ve tekbir getirmeye başladım.

Onlardan olmayıp da o gurubun üzerinde, o guruba hakim olan bir zat, hal lisanı ile "getirdiğim tekbirlerin bir işe yaramayacağı, beni koruyanın kim veya ne olduğunu," ilham ediyordu. Ve illa bir isim söylemem istendi.

Kendi kendime, "Allah ismini zikrediyorum, kafi değil mi diye düşündüm. Baktım halen isim söylemem isteniyor ve hatta zorlanıyorum.

Bu arada şiddet daha da artıyordu, kendimi tam bir cenderede hissettim, nefesim kesilmeye başladı, rabbimden takat talep ettim. *************

O anda şuhuden Hz. Sü…… Beyefendiyi tespit ettim, bu vesile ile Ve….. bey'in sohbetlerde çok sık tekrar ettiği Hz. Sü…….'nın divanından,

"Geçit başında sormazlar sana kimsin sen,

Verirsin ismimi görürsün ne şey'im ben," sözü aklıma geldi.

Sü…… Bey'i şuhud ettiğim halde "Sü ismi değil de, nedense Ve….. Bey aklıma geldi ancak aynı anda da ona karşı içimde tam bir emniyetsizlik belirdi.

Öyle ki önce tereddüt geçirdimse de, o ismi versem bile nedense o ismin geçerliliğinin olmayacağı yolunda bir his duydum.

O anda içimde zuhur eden "Efendi Baba" ismini verdim. Bu isme hiç bir tepki gelmedi. Her şey aynen devam ediyordu.

Mamafih bütün olanlardan sonra bilâhare bu isim için iltica ettiğimde, "bu ismin hususide olup hususi toplantılar için olduğu" ilham edildi.

"Efendi Baba" isminden sonra, şiddetli bir şekilde gönlümde zuhur eden "Terzi Baba," ismini verdim.

Derhal "isim kayıttadır" dendi ve o patırtılı havayı meydana getiren her şey kaybolarak, güneşin ortaya çıkması gibi tamamen süt liman bir hale dönüştü.

Bilahare o zâtın vechinde bariz bir tebessüm ile "senin de kaydın var," dendi.

"Sultan (Kısa bir aradan sonra) bigayb-i ikram ismiyle kaydın var," dendi.

Sonradan bunu düşündüğümde

"bigayb-i ikram" ın Efendi Baba'nın bildirdiği B.G.İ. (batından gelen ikram) olabileceğini,

"sultan" ın da Efendi Baba'nın "Vahy ve Cebrail" kitabında bahsettiği Sıfat Mertebesinde Adem'e üflenen ruh mertebesi olan Ruh'ul Sultan olabileceğini zevk ettim.

Allahu a'lem.

Bundan sonra Hz. Abdülkadir Geylani ve Hz. Süreyya zuhur ettiler, hal lisanı ile kafalarını sallayarak, hali tasdik ettiklerini ifade ediyorlardı.

Bu arada birsev nazarımı çekmişti.

Necdet Beyefendiyi birçok defa şuhuden gördüğüm halde şimdi görmemiştim fakat manevi makamını temsil eden "Terzi Baba," isminin söylenmesi ile selâmet zuhur etmişti.

Hz. Abdülkadir ve Hz. Süreyya ki zamanlarının ekmel mükemmel İnsân-ı Kâmil görünmeleri olan zatları şuhuden gördüğüm halde onların ismini söyleme yönünde bir zuhurat olmamıştı.

Acaba şuhuden görünmediği halde, isminin zuhuru ile tatbikat ve tasdik görmesi aslında onun zamanın insanı (İnsân-ı Kâmil) olarak görünmesi değil midir?...

Diğerlerinin görünmesi ise, onların kendi zamanlarındaki kemâlât edebi içinde bu zamana saygı ve tasdik edeb riayetidir diyebilir miyiz?...

Yine o önceki zat "Hz. Abdülkadir ve Hz. Süreyya'yı tasdik ediyor musun," dedi. Ben hiç bekletmeden, "Hz. Abdülkadir'i ve Risaleti Gavsiyesini; Hz. Süreya'yı ve Divanını tasdik ediyorum," dedim.

Bu tasdik esnasında;

"Risaleti Gavsiye" dediğimde onun incecik orijinal arapca nüshası ve "Hz. Süreyya Divanı" dediğimde de yine aynen orijinal Hazretin kendi el yazısı ile arapca aslını şuhud ettim böylece onları beyan-ı İlâh-î olarak kabul ettim.

Bu tasdik ile sadece orijinallerini kabul ettiğimi fakat onlar üzerinde yapılan tefsirlerin zaman ve mekân kaydında kalıp orijinallerini bütün kemalleriyle anlatamaması bakımından gönlümden kabul etmediğimi de ifade ettiğimi hissettim.

Bu vesile ile geçmişte bende zuhur eden bir ilhama göre,

"Mürşid gönlünde zuhur edip, tasdik gören beyan ona bağlı evlâtta da zuhur edip tasdik görmesi ile tasdik kemâl bulur," denmişti.

Nitekim birin bir olma tasdiği, iki adet ayrı gibi görünen bir ile ancak ispat edilmede, ki böylece en küçük tek sayı olan 3, aslında tek biri ifade etmektedir.

Bu tecellide bu hakikat de tatbik olmuştur.

“Efendi Baba”ya 18.O1.2003 tarihinde bazı mevzuları bildirmek üzere çektiğim faksıma karşılık olarak 09.02.2003 tarihinde kendi el yazısı ile gönderdiği bir yazıda,

"Mânâ âleminden size verilen şifreniz B.G.İ. olduğunu söyleyebilirim." diye bildirme lütuf ve nezaketinde bulunmuştur.

16.07.2OO4 Cuma tarihinde vukubulan bu tecellide de "senin de kaydın var," denerek,"Sultan (bir aradan sonra) bigayb-i ikram ismiyle kaydın var," denmiştir.

Sonradan bunu düşündüğümde

"bigayb-i ikram" ın Efendi Baba'nın bildirdiği B.G.İ. (batından gelen ikram) olabileceğini,

"sultan" ın da Efendi Baba'nın "Vahy ve Cebrail" kitabında bahsettiği Sıfat Mertebesinde Adem'e üflenen ruh mertebesi olan Ruh'ul Sultan olabileceğini zevk ettim.

Böylece hem ayet yerini bulmuş, hem de lütfedilen ilham sadece söz halinde kalmayıp, tatbikat ile Allah indinde hakkani tasdik vukubulmuş oluyor, denebilir.

Allahu a'lem.

Yine geçmişte fakirde zuhur eden bir ilhama göre,

“Mürşid gönlümde zuhur edip, tasdik gören beyan, ona bağlı evlatta da zuhur edip tasdik görmesi ile tasdik kemal bulur,” denmişti.

Nitekim birin, bir olma tasdiği, iki adet ayrı gibi görünen bir ile ancak ispat edilme de ki, böylece en küçük tek sayı 3, aslında tek biri ifade etmektedir.

Böylece “Efendi Baba” nın 09.02.2004 tarihinde kendi el yazısı ile gönderdiği yazı ile bildirdiği B.G.İ. beyan ilahisi, 16.07.2004 tarihindeki tecellide “Sultan” (kısa bir sukut anından sonra) bigayb-i ikram ismiyle kaydın var,” diyerek ilham edilen beyan ile bu sır-ı hakikat tatbiken tasdik görmüştür denebilir.

Allahu a’lem.

Yine Rabbımın lutfu ve izni ile, önemli bir noktayı daha açıklamak gerekiyor.

Bu tecellide Necdet Beyefendi ile ilgili 3 isim zuhur etti. - “Necdet Bey” - “Efendi Baba” - “Terzi Baba”

Bu üç isim, zâtın değişik mertebeler olarak görünmesi tatbikatında kendinden kendine, kendini tasdik ve şehâdet etmekte…

“Necdet Bey”

Sadece zahiren tanıyanlar onu “Necdet Bey” ismi ile tanıyor, yani bu isim “Efendi Baba” ve “Terzi Baba” isimlerinin hakikatlerini (hatta “Şekerci Dede” ve “Servet Baba” isimlerini sırlıyor ve örtüyordu ancak ehli için ise, cami oluyordu.

Aslında bu tatbikat, “Necdet Bey” ismi ile an-ı dâimde zâtın âlemlere rahmet hakikatini zevk etmesi mümkündür, yani bu hal ancak ona serbesttir ve o izinlidir.

“Efendi Baba”

Tecellide “Efendi Baba” ismi için “bu ismin hususide olup hususi toplantılar için olduğu” ilham edildi.

“Efendi” yani “Seyyid” ; ilham edilene göre “sırda seyyid” olduğuna işaret oluyor. A’maiyyette zâtından zâtına, zâti tecellisi olan Ehadiyyet ismi olarak görünmesini bu an için “Efendi Baba” ismi ile tatbik ettiğine işaret diyebiliriz. Ancak bir isim ile Ahadiyyete kayıt verme düşüncesinden âlemlerin rabbı olan Allahımıza istiaze ederiz.

Böylece Efendi Baba’nın bizlere hep talim ettiği üzere, Allahın “kulum” dediği zâti isminde esfeli safilin adı altında Tevhid zevki ile idraklarda ne kadar da ileri açılımlar yaptığını fiilen tatbik etmekte olduğunu görüyoruz.

“Elhamdülillahi rabbül alemiyn”

“Terzi Baba”

Tecellide gönlümde zuhur eden “Terzi Baba,” ismini verdiğimde; anında “isim kayıttadır” denip de, “bismi Allah” sırı gereği, vücuda zuhur eden cenderevari sıkmanın ortadan kalkması yani celâli görünme o an için kemal bulup cemâli görünmeye inkılâp etmesi böylece rahmeti gadabına sabık olması ve bilâhere “senin de kaydın var,” denerek “Sultan (kısa bir sukut anından sonra) bigayb-i ikram ismiyle kaydın var,” denmiş olması, “Terzi Baba” isminin zamanın insanı tatbikatında vücudunda gavs ve hatem sırları açılmış Allahın Ulûhiyyetinden zuhur eden İlâh-î cereyanı (ilmi İlâhiyi) âlemlerin görünmesinde ve yürümesinde nefesi rahmani olarak nefh edip ve tekrar irci tatbikatı ile kendinde toplama tasdiği ve şehâdetidir, diyebiliriz.

Allahu a’lem.

Gü…… hanımda zuhur eden ilham üzerine

Efendi Baba'nın haber verdiği tarih : 09 02 2003 Fakirde Tecelli olan tarih : 16 07 2004 Bildirilmiş olanın tecelliyatı ne enteresandır ki, 523 gün sonra vaki oldu.

Efendi Baba'dan öğrendiğimize göre, 523 = (53) "Terzi Baba"nın şifre rakamı.

(2) sırrın zahiri ve batini hakikati. 523 = Sayı topamı (5+2+3) 10 eder ki, 10 Kemal sayıdır -» (1) Ahadiyet mertebesini, (0) onun aynasını yani bu âlemleri ifade ediyor Yani bir (1) alemlerde var olan sadece "mertebe-i Ahadiyyet" Sıfır (0) lar da onun tecellileridir sıfırın (0) ortasından bir hat çekersek (0), iki kavs yani kavseyni olur Böylece a'maiyyetin zatından zatına, zati tecellisi ehadiyyette zuhur eden

hüviyet" yani "hüve" nin "he" sine işarettir 10 = Tevhidi Sıfat -» "Teşbih" -» "Fenâfillâh" -» İseviyyet Mertebesi Zikri Âlemi: “Zikri ahed” (ahadiyyet mertebesi değil “ahad” ismidir. Âlemi : “Âlemi ceberut” (Hakikati Muhammedi) dir Peygamberi : İsâ (a.s) dır. Lâkabı : “Ruhullah”dır

“Ruhul kudussün” batınen zuhur mahallidir. Kelimesi :"lâ mevsufe illâ Allah" (sıfatlanmış olan ancak Allah'tır) Seyri : "Seyri fillâh" (Allah'da seyir) İdraki : Kur'anı Keriym Ali İmran 3/185 Âyetinde

"küllü nefsin zaikatül mevti"

(küllü nefs (ve/veya nefsin küllüsü), mevti

zevk eder) Hâli : Kûr'ânı Keriym Bakara 2/253 Âyetinde,

"ve eyyednahu biruhil kudüsi" (ve ruhu kuddüs ile biz onu/hüviyeti/ kendisini destekledik)

Vahiy Meleği olan Cebrâîl (a.s.), İsâ (a.s.)'a 10 (on) kere gelmiştir

Yine Efendi Baha'nın haber verdiği tarih : 09 02 2003 Fakirde Tecelli olan tarih : 16 07 2004

Bildirilmiş olanın tecelliyatı ne enteresandır ki, 17 ay ve 14 gün sonra vaki oldu 17 (1+7) = 8 (8 cennetteki müzahiriyet kesbiyeti) 14 (1+4) = 5 (hazarati hamse müzahiriyet kesbiyeti) eder ve (8+5) = 13 eder ki Hz. Rasulullah'ın şifre rakamı olup

"hakikati Muhammedi" mertebesidir

Hz. Rasulüllah (sav.)'ın doğum tarihi 571 toplandığında (5+7+1) = 13 tür.

Yine Tarihleri (gün ve ay) olarak tetkik ettiğimizde, 09 02 -> ( 9+2) = 11 = 2 16 07 -> (16+7) = 23 = 5 olur (5-2) = 3 olur

yani tarih itibariyle (2) nin -> (5) e ulaşması 3 ü meydana getiriyor, ki bu da yukarıdaki izahı yapılan kendisinden (1 den) kendisine (1 e), kendisi (1) olan "tek bir"in ispatıdır. (2+5) = 7 olur ki, 7 nefis mertebesindeki müzahiriyete işarettir.

Yine Tarihleri (gün, ay ve yıl) olarak tetkik ettiğimizde, 09 02 2003 9+2+23) = 34 = 7 16 07 2004 -> (26+7 + 24) = 57 = 5 ve 7 = [12| = 3 (57-34) = 23 = 5 (hazarati hamse müzahiriyeti) eder ayrıca 5i öne alarak sıralarsak 523 eder ki yukarıdaki gün sayısı tasdik edilmektedir yani tarih itibariyle 34 (3+4) = 7 nefis mertebesi müzahiriyeti olandan lütfedilen beyan 57 (5+7) = 12 "Muhammediyyet" ve "Însân-ı Kâmil" mertebesini ikmal ettirer seyri sülûk devresinde

yani tarih itibariyle (34) nin -> (57) e ulaşması (57-34) = 23 (2+3) = 5 "Hazarati Hamse" kemali mümkün kılıyor. Bu tesadüf denir ise ne mânidar değil mi Ve (57) sayısı 5 hazarati hamse) 7 nefsi makamları) (5+7)= [12] "Muhammediyyet" ve "insanı kamil" mertebesi 12 (1 + 2)= 3 yine yukarıdaki izahı yapılan kendisinden (1 den) kendisine (1 e), kendisi (1) olan "tek bir"in ispatıdır.

Daha nice zuhuratlar kendini gösteriyor. Bir yandan "zevk" yaz diyor, diğer taraftan da "itidal" ara ver ve dinle diyor.

Hayret etmemek elde değil Elhamdülillah

Allahu a'lem

Hürmetle ellerinizden öperim. **********

22 10 2004 Cuma

(Perşembe gecesi uyku halinde iken zuhur edenler); 1. İman - Yakıvn İman -» Mümin İnkar Münkir Şirk -» Müşrik Nifak -> Münafık Küfr -> Kafir (ve ilah...)

İmanın hususiyeti gereği, Mümindeki terakkide bu isimlerin hepsi kemalen görünür.

Nitekim "imanın", "va'büd rabbeke hatta ye'tiyekel yakıyn" "ve ta ki yakıyn sana gelinceye kadar rabbına kulluk et," sırrı gereği "yakıynlik" idraki seyrinde mümin, bulunduğu halin takvası olarak, tatbik ettiği ittika ile Allaha kulluk etmede hata etmekten korkarak (havf ederek), kabullendiği iman dışındakilerini adeta düşman ilan eder,

böylece tevhid hakikatine göre inkara düşer münkir olur;

ve onların herbirine ve kendisine vücud vererek, şirke düşer, müşrik olur;

ve bu yolda onlardan hem kendini ve hem de etrafındakileri uzak tutmak üzere haliyle eşyanın kanuna uyup, "gaye vasıtayı meşru kılar," düsturu gereği, onlara karşı nifak eder, münafık olur;

ve takvada (korunmada) haklı olarak, örtünmeyi tatbik ederek, küfre girer, kafir olur.

İşte böylece bunların tümü, hamil oldukları kelimelerin mânâları içinde mümine göre tatbikat görür ve iman vesilesi ile, herbiri kendi kemâlâtını ikmal eder.

Yani bunlar aslında ayrı olmayıp, imanın kendisi dahil "iman sırrı" ile sırlanmış ve birbirleri ile illi münasebet içindedirler.

Bu tatbikatın neticesi, "iman (müminlik)", cem'an tevhid zevkine vesile olarak "yakıynlik" hakikatine inkılâb eder.

Diğer taraftan, "inil hükmü illâ lillâhi" "hüküm illâ Allah içindir," hakikati görününceye kadar iman dışındaki diğerlerinin her biri kendilerine göre, ancak bilseler de bilmeseler de yine iman hususiyetine bağlı olarak, ötekileri ile yine bu tatbikat içinde yürür ve kemalleri ikmal olur, böylece cem kemali ile tevhid zevk bulur. **********

RE: MENEMEN

B 23 Jan 2013 19

Aleyküm selâm B…… bey kardeşim ilk gönderdiğiniz bu metinde o durum hemen belli oluyor idi, bir yanlışlık olduğu hemen anlaşılıyor idi tabii ki kasıt olmadığı da belli idi. Yeni dosyayı kayda aldım okudum.

Şimdi bu dosyadan sizin ne anladığınızı kısaca öğrenmek istiyorum, acelesi yok vakit bulunca bir kaç cümle ile bir zahmet iletirsiniz. bir iki ip ucu vereyim.

Bu sözler nereden gelmiştir. Kaynağı kesinmi’dir.? Herhangi bir kaynağı tam bilinmeyen aktarımlara kesin hükümler diye kabul edelebilirmi? kabul edilebilirse hangi ölçülere göre sıhhatini kabul edebiliriz?. Eğer tam sıhhatlidir dersek, hangi mertebeyi ve hangi mertebenin bilgisi veya ilgisidir ve mesnedi nedir diye sorulursa. cevap olarak ne diyebiliriz. Bunların cevaplarının bulunması lâzımdır zahir âlemde olduğu gibi batın âleminin de uyanıkları çoktur hiç farkında bile olmadan kişinin elinden hakiki malını alıp yerine kalpını koyarlar kişi farkında bile olmaz iyi ticaret yaptığını zanneder. Hakk muhafaza buyursun. Hayırlı kandiller ve hayırlı akşamlar herkese selâmlar hoşça kalın Terzi baba.

RE: MENEMEN

B 23 Jan 2013 19

Selâmün Aleyküm

Su……..

İkinci olarak gönderdiğim dosyayı lutfen kabul buyurun.

Birinci gönderdiğimde siz de farkedersiniz sehven hata yapmışım. Allah razı olsun. Amin

Zuhur 22.01.2013

Bir restoranda MENEMEN yiyordum. Zuhurat başladı Allah razı olsun. Amin. Doğdun dediler, Deryadan, rahim nimetinden dünya nimetine bıraktılar. Bilmezdim anne kim, baba kim? Bilmezdim BEN kim? Sütü ağzıma tıkadılar, bilmezdim süt ne? Bazen sineden/memeden, bazen zahirden/biberondan. Bilmezdim meme ne, biberon ne? Hadi konuş dediler, konuşmanın ne olduğunu bilmiyordum. Konuşmak rabb’tan alınan kelime ile olurmuş. Sonradan öğrendim ki İsa sırrı ile KELİMEYMİŞİM. Hadi yürü dediler. Bilmezdim yürümek nedir? Ayak üstünde durmaya gayret verdiler. Anladım ki Adım ile başlarmış. Adım - Adem - Adam Sonralardan öğrendim ki meğer Asl’a seyirmiş. Seyrullah diyorlar. Meğersem BEN dediği, Ben’im deyip de kabul ettiği, SEN diye hitap ettiği, Sen’sin diye teslim olduğum, BEN i var edip Sen’sin hitabıyla yürütüp vardığım “Hu”ymuş. O ki her zerrede kendini he/hüviyet olarak tasdik ve müşahade edermiş. Ne enteresandır ki; Elif – Mim - Nun içindeyim “Hu” yu hüviyeti dâim tasdikte;

 Elif – Lam - Mim olarak alemlerde görünenim. “Hu” yu hüviyeti daim tasdikte;



Hepsinde mülk, “Mâlik” ismiyle şanımı tasdik ederler. O tasdik ettikleri Ben miyim? Yoksa ben o tasdik etme’den ve tasdik edilen’lerden görünen miyim? Hakimil Mutlak - Kerimullah Bunlar hep MENEMEN’den olma, Men-E-Men den doğma. ********** RE: MENEMEN

B 29 Jan 2013 17:47

Hayırlı günler B bey kardeşim. Bu tür haller seyru sülûk yolunda, tecrübe gelişimleri için olan hallerdir, nefsaniyyete geçmeden idrakle meselelere bakıp aklı selim ile hareket edilerek meselenin, "eğer varsa" aşılması gerekmektedir ki sizde o hal üzere hareket etmişsiniz Cenâb-ı Hakk her birerlerimizin, eksikliklerimizi tevbe ve istiğfarlarımızı hepimizden kabul etsin İnşeallah. Bu yüzden "gaffar, rahîm, afuvv ve diğer ilgili Esmâ-i İlâhiyye" ler faaliyyate geçmek sûretiyle bizlerden "razı" olurlar. Bu sebeble bizlerde bu sahalarda "merzı" lerden olmuş oluruz.

"Seyri Fillâh" "Allah'da seyr" de iki yön vardır, biri "Allah'ın varlığı ile Allah'da" seyr diğeri ise "kendi İlâh-î varlığı ike Allahda, seyr" dir. Birincisi, "fenâfillâh" ikinici'si, "Bakabillâh"tır. Daha sonrada, "seyr-i anillâh" vardırki, bilindiği gibi Hakk'tan halka'dır. Zannediyorum artık bu halin yaşanması gerekmektedir. Daha evvelde belirttiğiniz kayıtlarda, gelen mutlak Haktan'dır anlayışı ile bunlar geldi veya geliyor anlayışı ile, iyi niyet ile aslında farkında olmadan tam bir teslimiyyet ile gelenleri "Hakk" zannı ile olduğu gibi kabul ediyordunuz. Daha evvel gönderdiğiniz metinlerde de benim bazı değişiklikler yapmam gerektiğinden onları size birkaç defa bildirmiştim. Demekki mutlak teslimiyyet meselenin gerçekliğini anladıktan sonra olması lâzım geliyormuş. Bu ve bu arada bana gönderdiğiniz metinlerdeki ifadelerde B……. yoktu,! vardı! ancak gelen her şeyi geldiği gibi kabullenen bir B….. vardıki, buna B…..denmezdi, ismi ne olursa olsun ona sadece kabul mahalli denirdi, bu ise kimliksiz yönetilen bir yer olurdu yani diğer ifade ile gelen yerin neresi ise? "emir kulu" tabiri ile belirtilen kullardan olurduki buda kimlik kaybıdır. Evet evveliyyette gerçek seyr'de beşeri nefsimiz kimlik kaybına uğrayacaktır zâten başka yolu da yoktur. Ancak artık buraları kimlik kaybı yerleri değil kimlik bulma oluşturma, bakabillâh ve seyr-i Anillâh hakikatlerinin kişinin bünyesinde ancak dışarıdan hiç bir şekilde anlaşılmayacak bir kimlik oluşturulmasının lâzım geldiği safhalardır.

Menemen. yazı metninde size bazı düşündürücü satırlar yazmıştım o yazının en sonuna siz "Men-e-Men" diye ayırmıştınız. Bu kelimede dahi kimlik kaybı, acabalar vardır. Bilindiği gibi, "Men" Arapça'da "kim" demektir. O halde kelime içinde "iki meçhul kim" vardır, ayrıca ortada ki, "e-elif" gene Arapçada "soru işaretini belirleyen" "elif-i istifham" "soru elifidir" Metnin üstüne kurulduğu "Men-eMen" ana kelime dahi meçhullerle doludur. Kelimeyi Türkçe okumaya çalışırsak orada kimliği belirsiz üç varlık görürüz, "birinci-men-kim" dir dersek, orada nerden geldiği kesin belli olmayan aktarılanları hemen kabul eden "meçhul, men-kim" dir. Diğeri kaydı aktaran gene "meçhul, menkim"dir. üçüncüsü ise bunlar "men-kimdir" diye soran, soru elifidir. Görüldüğü gibi artık bu meçhul menlerin ve meçhul sahasının ortaya çıkarılması lâzımdır. **********

RE: MENEMEN

B 28 Jan 2013 15

Terzi Baba Su………

Verdiğiniz ipucları ile inşaallah makbuliyet üzere yürürüz. Bunlar ile, gerek bu beyanlar gerekse bundan sonrakiler üzerinizde himmetinizle dikkatimizi vererek, tabii ki tefekkürde bulunacağız. Bizim aradığımız da bu zaten….

Sizin işaret ettikleriniz şüphesiz ki, inşaallah bize uygun misal teşkil edecektir. Ayrıca bir misal versem, İrfan gözlüğü ile baktığımızda; “ve kale ma nehaküma rabbüküma ‘an hazihi’ş şecereti illa en tekuna melekeyni ev tekuna mine’l halidiyne” (Ar’af 7/20) (Ve (şeytan) dedi ki, rabbiniz sizi hazihi’ş şecer‘den nehy/yasaklaması sizin iki (2) melek veya halidun/daimi kalacaklardan olmamanız içindir) ayetinde; Allah Adem ve zevcesinin yerinin İlâh-î olduğunu birçok Âyetin yanında (inna lillahi inna ileyhi racı’un) ayetiyle açıkça beyan etmiştir. Bu durumda bu Âyette İblis ağzından söylenen söz doğrudur. Ancak iblis olması itibariyle istiaze emredilmesi itibariyle istiaze devam etmeliyiz. Nitekim “ve kasemehüma inniy leküma lemine’n nasihıyne” (Ar’af 7/21) (Ve onlara (ikisine) kasem/yemin etti ki, kesin ben ki, sizin için elbette nasih (nasihat/hayrı tavsiye edenlerdenim) Âyetinde; Allah nizamında nasihat veren Nebilere, Rusullere, Velilere ve vazifelilere aittir. Yani Hidayet üzere götüren “el vesile” sırrından görünenlere aittir. Burada önceki Âyette bilerek veya bilmeyerek (adeta hevasatın kabulu olan, söylenenin tersini yapma hususunun tatbikatınca) doğruyu söylese de neticede rengini ortaya çıkarmıştır. Bu şekilde de “dikkatli olalım” diyebilir miyiz Bu vesile size ekte gönülden gönderdiğimiz dosyayı lütfen kabul buyurun. B ********** Aşağıda belirtilen Ayrıca bir misal versem, "İrfan gözlüğü ile baktığımızda;" “ve kale ma nehaküma rabbüküma ‘an hazihi’ş şecereti illa en tekuna melekeyni ev tekuna mine’l halidiyne” (Ar’af 7/20) (Ve (şeytan) dedi ki, rabbiniz sizi hazihi’ş şecer‘den nehy/yasaklaması sizin iki (2) melek veya halidun/daimi kalacaklardan olmamanız içindir) Âyetinde; Bu durumda bu ayette İblis ağzından söylenen söz "doğrudur." İrfan gözlüğü ile baktığımızda;" bu söze ben "doğrudur." diyemem. Niçin? denirse, bu Âyet-i Kerime'de ilk def'a iblisten şeytan diye bahsedilmekte. ve bu varlıktan her halü kârda "Euzü billâh-i Allah'a Zâtına sığınılmak tavsiye edilmekte ve onun her halinden kaçınılması gerekmekte olduğu açık ve kesin olarak bildirilmektedir. O halde onun sözünü tasdik bir bakıma farkında olmadan ona sığınmak ve hakkın mutlak kuralını geçicide olsa göz ardı etmek olacağından neticesi korkunç bir tefekkür hatası olacağından tamiri nasıl olur bilemem. Diğer yönüyle cennetteki bütün ağaçlar cennetin kendisi gibi ebedîdir, hangisinden yeseler zâten öyle kalacaklardı, ebedi olmayan sadece o ağacın bir dalıdır, oda Ulûhiyyet ağacı olan bu ağacın rahmaniyyet dalı değil nefsaniyyet dalıdır ki nefsi gelişimi sağlama özelliği olduğundan dünya ya inişi temin etmek için varedilmiştir. İşte iblis olan şeytan bu halin farkında olduğu için gene telbis yaparak hadiseyi ters gösterip men edilen Allah ağacının beşeriyyet dalına gene hayali bir ümit vererek yönlendirmeye çalışmıştır.

Aslında Âdem ve havvanın o devrede bir sıkıntıları vardı, oda şu idi, daha evvelce cennette lâtif Ruh bedenleri ile melek sûretinde istedikleri gibi rahat ve seri hareket edebildikleri halde, venefahtü ile kendilerine giydirilen anasır beden elbisesi onlara ağır geldi ve hareketleri sınırlandığından belirli bir sıkıntı içindelerdi. İşte iblis-şeytan onlara bu sıkıntılı hallerinde bu telkini yapınca onlarda daha evvelki rahat ve serbest meleki hallerine dönerler zannı ile ağacın nefsaniyyet dalına yaklaşıp tattılar. mevzu geniş olduğundan bukadarla bırakalım daha çok bilgi (6 peygamber Âdem a.s.) kitabımızda vardır zaten bilirsiniz.

Şimdilik vaktim bukadar daha sonra diğer dosyayada bakacağım inşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın terzi baba. **********

Nitekim “ve kasemehüma inniy leküma lemine’n nasihıyne” (Ar’af 7/21) (Ve onlara (ikisine) kasem/yemin etti ki, kesin ben ki, sizin için elbette nasih (nasihat/hayrı tavsiye edenlerdenim) ayetinde;

Evet oda gerçekten nasihatçıdır ancak kendi istikametinde ve kendi avanesinedir. iblisin gerçekten insana nasihatçi olması muhal-olmayacak bir iştir eğer diyorsa mutlaka altında kendi istikametine doğru bir hilesi vardır. Bu iş fıtratına aykırıdır.

Ancak âyette açık olarak size dediği onların varlıklarında oluşmaya başlayan nefsi emareyedir ki zâten orası da onun oyun sahasıdır ve onları küçük düşürmek için tuzak olduğu bellidir.

(doğruyu söylese) Bu iyi niyette geçersizdir. Çünkü o doğruyu söylemez ancak kendi doğrusunu söyler buda insanların zararına olur, insanların lehine olan bir iş yapmaz.

Hz. Kur’an’da beyan edilip de bilindiği gibi, Âdem’in Rabbı, Âdem için secde edilmesini Melekler için istediğinde, İblis “ben zaten sana secde ediyorum,” ve “ben ondan hayırlıyım” diyerek Adem için secde etmekten kaçındı, diretti. Ancak onun sadece Allaha secde etmesi kâfi gelmedi, edebe uygun düşmedi Bahsedilen hadisede “ben zaten sana secde ediyorum,” diye bir hüküm yoktur. Secde etmekten kaçındı büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu. hükmü vardır. Âyet metinlerine başka ifadeler ilâve edemeyiz. ********** RE: Rüya B 30 Jan 2013 14

Selâmün aleyküm. Hayırlı günler B bey kardeşim. Gönderdiğiniz dosyanızı fırsat bulunca okudum durumunuzu güzelce belirtmişsiniz, ellerinize gönlünüze sağlık, nerelere gelinirse gelinsin her makamda yeni yeni tecrübelere ihtiyac duyulmaktadır. Dosyada da belirtildiği gibi sizin yeriniz ve muhabbetiniz her zaman olduğu gibi gene aynendir, bunlar bir eğitim sürecinin devamıdır, gönderdiğiniz dosyada yazdıklarınız makbulümüzdür bu hususta endişeniz ve ümitsizliğiniz olmasın, Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi "Hâfız" ismi ile her mertebede, her türlü ayak kaymasından muhafaza eylesin İnşeallah. Toplu olması için zuhuratlarınızı buraya aldım altlarına anlayabildiğim kadar özetle yazmaya çalışacağım. Aslında yoruma bile gerek olmadığı hemen anlaşılmakta ama isteğiniz üzerine bir kaç kelime ile düşüncelerimi belirtmeye çalışayım. Birde en alta dosyanızda belirtilen iblis ile ilgili küçük bir yazı ilâve edilecektir ona da bakarsınız. Herkese selâmlar dünya ahret her işinizde başarılar dilerim hoşça kalın Terzi Baba. ********** 25.01.2013 Cuma gecesi sabaha doğru gördüğüm Rüya :

Kendimi epey büyük bir organize sanayi bölgesinde görüyorum. Bölgede bütün binalar yıkılmış, her yeri toz kaplamış sadece tozlar içindeki bir tanesinin temeli ve üzerinde çok az seviyede bir iki duvar görünüyordu.

O sırada Re….. Ta…. Er…. siyah elbise ve siyah palto giysileri içinde görünüyor. Hal lisanı ile “bütün o bölgenin yeniden inşa edilmesini ama derhal o tek binadan başlanmasını” istiyor.

Ondaki bu talep bende gayret ismi ile tatbikata geçiyor. Sanki işin yöneticisiymişim gibi inşaatın yapılması mevzunda gönlümde zuhur edene göre işaret edilen yeri eski temelleri üzerine dört duvar olarak, tozundan toprağından temizlenip yeni bir bina şeklinde çatısız olarak inşa edilmiş olduğunu gördüm.

Böylece şükrettim ve “bunun namazı kılınmalı” dedim. Dört rekatlık namaz kılmaya başladım. Namazı kılarken birden Re…. Ta…. Er…. aynı siyah giysileri içinde mihrap gibi önümde adeta kıble oldu. Her dua ve namaz rükünlerini yerine getirirken daima başı ile tasdik ediyordu. Namazı zâhir kilolu vücûduma göre çok daha hafif kilodaymışım gibi kolayca, bir rahatlık içinde kıldım. B *****

Organize sanayi, verimli üretim bölgeleri olması lâzımdır. Demek ki, orada yapılan üretimlerin artık zamanı geçmiş teknelojileri eskimiş olduğundan yanilerinin yapılması gerektiğinden bir "Kadir" el onları yıkmıştır.

Mevlânânın bahsettiği gibi (yerine yenisini yapamayacak isen eski evini yıkma, ondan da olmayasın, eğer yenisini yapabileceksen o zaman yık) demiştir.

Almanların ikinci dünya savaşında bütün fabrikaları yıkılmasaydı bu günkü ileri seviyelerine ulaşamayacaklardı denmiştir. Sebebi sorulunca o teknolojileri eski olan fabrikaları kendileri yıkamayacakları için üretimleri bu seviyede olamayacaktı, savaşta yıkılan fabrikaların yerine geliştirilmiş olan yenileri yapılınca bu günkü ileri teknolojiye ulaşılmıştır.

Eski sanayi, yani eski bilgilerin hepsi yıkılmış sadece bu bilgilerin anası olan, merkezde bir binâ ki, Mutlak tevhidin mabedi olan "beyt-ullah, beyt-ül atik" in asli temelleri üzerine yeniden kurulması için "Ulûhiyyet mertebesinden, Tayyip-temiz-yani hiçbir tecelli ve zuhuru olmayan mertebeden-Erdoğan İbrâhîmiyyet mertebesinden yeniden inşası istenmektedir. (2/127) "Veiz yerfeu" Böylece Ulûhiyyet hakikatinin her mertebesi itibariyle gelecekte temsil edileceği "mescid-el haram-Kâ'be-i Muazzamanın oluşumunun yolu açılmış olsun.

çatısız olması o çatının diğer yazıda da belirtildiği gibi "baka billâh" çatısı olması lâzım gelmektedir buda zaman içerisinde oluşacak bir haldir.

Kişi kendi sanayi bölgesini tabii ki, kendi kuracaktır. Müdürü de mühendisi de işçisi de kendi olacaktır, ancak projesi Hakk'tan olacaktır.

Siyah elbiseli "Tayyip Erdoğan" (A'mâ'iyyet hakikatinden, Ulûhiyyet makamından, İbrâhîmiyyet mertebesinden görünen mihrap da kıble olandır ona secde edilir. Dört rek'at namaz dört mertebedir. Ancak bir mertebe daha olması için bir rek'ât namaz daha kılınması lâzımdır ki oda çatı namazıdır. bununla beraber namazın beş rek'ât olması lâzımdır, ancak sistemde beş bütün rek'âtli namaz yoktur bu namazın kemâli iki aşamalıdır. Bunların biri, iki rek'ât sabah namazı, diğeri ise, üç rek'âtlik akşam namazıdır. Bu namazlar bütün günün ve namazlarının kemâlidir yani bünyesinde hepsini toplamıştır Şimdi. Bütün bunlardan ve bu zuhurattada açıkça görüldüğü gibi, ve bizimde evvelki yazılarımızda bahsettiğimiz gibi artık eski tatbikatların tamamen bırakılması-yıkılması lâzım geldiği ve yeni bir anlayışla gönül ve ilim "beytullah"ı nın yeniden inşa ve yeni bir anlayışla kurulması gerekiyor.

O da şudur. Gene gönderdiğim dosyada kendi hayatımdan verdiğim bir tatbikat vardı ki şöyle idi hatırlarsınız veya yeniden okursunuz.

Benim bir meleğim vardı bana her gün sabah yeni bir haber getirir idi, ve ziyaret yerlerine gittiğim zaman oradan haberler almak isterdim ve alırdım da, ancak daha o zamanlar bunların dahi birer perde olduğunu anlayıp. İki hali de, hemen terk ettim ki, o sürelerde bunların terk edilmesi lâzım geldiğini bana ifade edecek kimse de yoktu.

Kendim bu hali tespit ederek terk ettim, ancak bunlar bir hayli zevkte veriyordu. Ama aslında perde olduğunu anlayınca hemen iki hâli de terk ettim. Peki' o zaman yerine ne koydum yerine kaynak olarak kendi hakikatimi koydum yani kendi kaynağım kendim oldum. Gene dışarıdan bazı tecelliler gelmekte idi ancak onları geldikleri gibi hemen kabul etmedim. Bir müddet misafir ettim ve onları araştırma yaptım gelen misafir gerçekten hakk'tan olduğunu anladıklarımı kendi gönül evime aldım uygun olmayanları uygun bir dil ile geldikleri yerlerine gönderdim. Bazılarını da bir kısmını aldım bir kısmını gene geldiği yere gönderdim. Halen de öyle yapıyorum yani kaynak sadece kendim oluyorum ve gönlüme danışıyorum, aklım ile istişare yapıp ancak makul gördüğüm bilgiyi ve doğuşatı kesin kayda alıyorum. Ve sıhhatine güvendiğim kanıtlanmış olan kaynak yazılardan da istifade ediyorum.

Bu dosyanın sonlarına doğru da (yukarıda belirtildi) Muhyiddîn-i Arabi Hz. Aktardığım bir yazı vardı görmüşsünüzdür, oda bir kıyas ve ölçülendirmedir.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, metne yorum yapanların bazıları çok isabetli bir yorum olarak kendi anladıkları husus, "bu arkadaşımızın eski bilgilerinin üstüne sizden aldığı yeni bilgileri bina etmeye çalışmış bu yüzden ikileme ye düşmüş," veya benzeri tebitleri vardı ve bende bu hususu belirtmiş idim.

(1) Bence artık bundan sonra hiç bir şekilde kaynağı meçhul olan bana şu geldi bu geldi beni sardı kapladı gibi hallere hiç itibar etmeden onları hemen geldiği, yere sizin olsun, diye hemen gönderip üzerinde hiç durmadan ilgiyi kesmek. En az bir ay bu denemeyi uygulamak ve neticeyi tesbit etmek.

(2) Eskiden kalma bütün tabir anlayış ve düşünce yönlerini bırakmak, gerçi siz "zâten bıraktım" diyebilirsiniz ama o tesirler açık olarak devam etmekte, anlatmaya ve yazmaya çalıştığınız mevzular oldukça ağdalı olduğundan okunduğunda zihnen yorgunluk yapmakta ve bu sebepten mevzular muğlâk kalmaktadır. Ayrıca metni fazla uzatmadan sadece özünden bahsederek, "okuyanı sıkmamak" esasına uygun olarak belirtmeniz uygun olacaktır.

(3) Bundan sonra hiç bir şekilde hiç bir yerde bana şu geldi Rabb'ım hemen bunu ikram etti ve bazı şekillerde konuşmamak, "Çünkü bu tür ifadeler karşı tarafın hayal ve vehmini daha fazla arttırır acaba bende de böyle haller olurmu diye şuur altı yölendirilmiş olurlar," sohbetlerde elinize bir metin alarak o metin üzrerinden bir mevzua devam ederek, gerektiği yerde biraz daha açarak sohbeti yönlendirmek,

(4) Eğer zaman, zaman bile oluyorsa üç harfli arkdaşlardan tamamen uzak durmak.

(5) Belirli sükûnete erebilmek için makul bir sebeb gösterip zihni sakinliği ve gönül huzurunu bulmak için (15) gün sohbetlere ara vermek.

(6) Bunların dışında sizin düşünüp tedbir amaçlı başka tatbikatlarınız olursa onları da tatbik edebilirsiniz. Gene belirtildiği gibi bütün bunlar sahayı kısıtlamak âmir hükümler değil ancak halin sıhhati için bunların tecrübesi yapılması gerekmektedir. **********

Rüya

B 29 Jan 2013 09

Terzi Baba Su…….

Dün gece iki rüya gördüm. Bağışlayın. Sizi meşgul etmek istemezdim. Ancak arka arkaya bu türlü rüyaların zuhurunun bir hikmeti vardır diye gönderiyorum. Lutfedip bunların hikmetinden bir nebze taddırır mısınız ?

B

B Rüya 29.01.2013 Pazartesi

Gece 2 parti halinde uyudum. İkisi arasında 3-4 saatlık fark vardı.

İlk partide gece gördüğüm rüya: Dört rekatlık namaz kıldım. Sanki Rüya halinde değil de, zahir hali içinde canlı canlı… Bütün dua ve rükunları bilfiil yaşayarak, tadarak kıldım.

İkinci partide sabaha doğru gördüğüm rüya: Kendimi tavanı 3 – 3.5 mt olan, büyük bir salonda görüyorum. Etrafta siyahlar giyinmiş zatlar var. Ben ilk defa oraya sanki misafireten gitmişim. Biraz sonra Tuğ….. İna…. Beyefendi geliyor. Herkes benim o sırada bulunduğum ortaya yakın yerde toplandılar.

Tuğrul İnançer Beyefendi sağ tarafıma geldi. Sağ elini sanki Ezan okuyormuşçasına sağ kulağı üstüne koyarak vird okumak için cehri olarak besmele ve ön salâvat getirdi. Sonra vird’in hepsini içinden okudu. Ben onun ne okuduğunu aynen sesi ile gönlümden alıyordum. Kendi kendime “biz Evradı Kadiriyyeyi hepberaber, topluca cehri okurduk. Demekki burada böyle oluyor.” Dedim.

Sonra etraftaki sıralar halindeki oturma yerlerine dağılıp oturduk. Biraz sonra Tuğ…. İna… Beyefendi yine geldi. Gelirken beni etrafa neşe içinde Av diye tanıttı. (İsmi alamadım) Kullanılan (Av.) ifadesi dikkatimi çekti ama ses çıkarmadım.

Yanıma geldi gözlerimin içine bakarak, “Nuh’un ikisinde iki topluluk var, bunlar için ne dersin” diye sorguya çeker gibi değil de, hasbıhal hali ile sordu.

Ben de, “Siz varken haddim değil, söylememi istediğiniz için edeben,” diyerek, “İki cematın biri dört anasır ve/veya cemadat, nebatat, hayvanat ve beşeriyettir. Diğeri de “nefahtü min ruhiy” sırrından hissementliktir. Her ikisi Adem-i Nuh’da murat olan el İnsan’ı inşa etmek üzere cem olmuştur. Böylece Allah seyrinde Nuhiyyet mertebesi ikmal edilmektedir.” Dedim. Başıyla hafifçe tasdik etti. **********

Dört rekatlık namaz kıldım. Sanki Rüya halinde değil de, zâhir hali içinde canlı canlı… Bütün dua ve rükunları bilfiil yaşayarak, tadarak kıldım Güzel gözüküyor. Bilindiği gibi rû-ya-lar "misâl" âleminden gelmekte burasının da bireylerdeki tesirleri değişik olmaktadır. Bu yüzden sizdeki tecellisi daha tesirli olmuş diyeiliriz. İkinci partide sabaha doğru gördüğüm rüya: Kendimi tavanı 3 – 3.5 mt olan, büyük bir salonda görüyorum. Etrafta siyahlar giyinmiş zatlar var. Ben ilk defa oraya sanki misafireten gitmişim. Biraz sonra Tuğ…. İna….. Beyefendi geliyor. Herkes benim o sırada bulunduğum ortaya yakın yerde toplandılar

Tuğ….. kelime mânâsı olarak (çakır doğan) imiş. Bir de (Tuğ) olarak bakarsak başa takılan tüğ işaret başlık gibi mânâları var. İnanç er, zaten belli, inanç ta yeni bir doğum olarak düşünebilirz. 

Tuğ…. İna…. Beyefendi sağ tarafıma geldi. Sağ elini sanki Ezan okuyormuşçasına sağ kulağı üstüne koyarak vird okumak için cehri olarak besmele ve ön salavat getirdi. Sonra vird’in hepsini içinden okudu. Ben onun ne okuduğunu aynen sesi ile gönlümden alıyordum. Kendi kendime “biz Evradı Kadiriyyeyi hepberaber, topluca cehri okurduk. Demekki burada böyle oluyor.” Dedim

Bu bölümde de eskiden kalma iyi hatıralar olduğu gözüküyor.

Sonra etraftaki sıralar halindeki oturma yerlerine dağılıp oturduk. Biraz sonra Tuğ…. İna…. Beyefendi yine geldi. Gelirken beni etrafa neşe içinde Av diye tanıttı. (İsmi alamadım) Kullanılan (Av.) ifadesi dikkatimi çekti ama ses çıkarmadım

AV hecesi, av-ukatlığı, av-niyyet yardım edilmeyi veya etmeyi, "elif-vav" harfini ifade etmiş olabilir hepsi içinde ayrı yorumları vardır. Ancak vaktim daraldığ için bu kadarla yetineyim. 

Yanıma geldi gözlerimin içine bakarak, “Nuh’un ikisinde iki topluluk var, bunlar için ne dersin” diye sorguya çeker gibi değil de, hasbıhal hali ile sordu

“Nuh’un ikisinde iki topluluk var" Bu cümleyi anlayamadım? “ ikisinde" yerine "gemisinde" mi olacaktı.? NOT= Alttaki paragrafı yeniden gözden geçirmem lâzım gelecek şimdi vaktim kalmadı. Ben de, “Siz varken haddim değil, söylememi istediğiniz için edeben,” diyerek, “İki cematın biri dört anasır ve/veya cemadat, nebatat, hayvanat ve beşeriyettir. Diğeri de “nefahtü min ruhiy” sırrından hissementliktir. Her ikisi Adem-i Nuh’da murat olan el İnsan’ı inşa etmek üzere cem olmuştur. Böylece Allah seyrinde Nuhiyyet mertebesi ikmal edilmektedir.” Dedim. Başıyla hafifçe tasdik etti. **********

GEMİ

B 4 Feb 2013 16

SeLâmün aleyküm B bey kardeşim, İstanbula gelmeden evvel son gelen mail-inize bakabilmiş ancak cevap yazamamıştım İstanbulda da genel olmadığı için, mevzu olamadı idi. Akşamda zâten beraberdik, bu gün öğleden sonra Tekirdağına vardık ancak maillere bakmaya başlayabildim. Son mailinizde aşağıya aktarılan ifadelerinize de yeşekkür ederim, umarım Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizn zâhir ve bâtın ufkumuzu sonuna kadar değerlendirenlerden eylesin.

Bu arada sizin diğer mailden kalan küçük bir bölüm, vardı. Nûh'un gemisinde ki "iki topluluk" mevzuuna kısaca bakalım. " Nûh’un gemisinde iki topluluk var" Bu topluluklardan kasıt acaba nedir? bu belirsiz bir ifadedir. Ancak Zâhir itibariyle bakarsak, sûreta "hayvan, ve beşer insan" topluluğu diyebiliriz, ancak buradan başka bir husus meydana çıkmaktadır. O da Nûh'un gemisinde bakliyat türü gıda topluluğu da vardır, o zaman beşer, sûreta, hayvan-ı insanlar, hayvanlar ve bitki tohumları olan tahıllar olmak üzere üç topluluk olmaktadır ki o zaman topluluk iki değil "üçtür" eğer ikiden kasıt Bâtıni insanlık yani mânâ insanları ise oda iki olamaz çünkü iki olması zıt isimlerin ayrı zuhurları olması lâzımdır ki o gemide sadece "hâdî" isminin zuhurları kalmıştır.

Nûh'un hanımı, oğlu ve asi ümmeti olan mudil isminin temsilcileri, "onlar senin neslinden değildir" hükmü ile geminin dışında kalmışlardır, o halde gemide Bâtınen "Hâdî" ismi ve zâhiren de "Hâdî" isminin zuhurları olan Nûh (a.s.) kendi ve tabileri ile (bir) topluluk vardır. Diyebiliriz. Daha başka türlü açıklamaları olsa bile benim değerlendirmem böyledir.

Not= Ancak bir şeye daha dikkat çekmek lâzımdır. Eğer denirse, peki! Madem ki gemide sadece "Hâd'i" isimlerinin zuhurları vardı, daha sonraki yıllarda nasıl olduda o insanlardan meydana gelen insan topluluklarında gene "Mudil" isminin zuhurları da ortaya çıktı. cevaben denir ki! evet onların bâtınlarında mudil ve benzeri isimler var idi ancak bu isimler daha çok sonraki gelecek nesillerin "Mudil isimleri idi ayrıca onlarda sadece mudil değil bir çok isimlerin onlardan seneler ve nesiller sonra ortaya çıkacak potansiyel "mudil" ve benzeri isimlerdir ki "Nûh" kavminin tecellisinde değillerdi. O halde topluluk gene "bir" dir.

Cenâb-ı Hakk herbirerlerimizin idrak ve gönüllerini açsın İnşeallah. Herkese selâmlar hoşça kalın Terzi Baba. **********

TB 30 01 2013 - Cevap 01 02 2013

Aleyküm Selam

Terzi Baba Sultanım

Kıymetli vakitlerinizden vakit ayırarak, son derece samimi yapılan her yönü ile ilmen ve muhabbeten tenvir edici çalışma beni kendimden geçirdi. Bire bir olan bu lutufta adeta, 26.11.2012 tarihinde zuhur eden, - Öyle bir ağlama ki ağlamanın bittiği, ağlayamamanın hali ile görünen zevk. - Sevinç mi üzüntü mü? diyerek iltica ettim - Sevinç - Üzüntü farketmez

beyanı yaşadım. Sineme yuvarlak bir şey geldi oturdu. Sevinmek mi, Ağlamak mı Sevinemiyorum da, ağlayamıyorum da... İşte öyle bir şey.

Bu hal o beyanın tatbike geçişi mi Yoksa başka bir şey mi Allahu A’lem. **********

Samimiyetle, muhabbetle, ilim ve irfaniyetle işaret ettiklerinizi şeksiz şüphesiz aynen kabuldeyim. Rabbımdan niyaz ederim ki, hidayet üzere makbuliyette, gayret bizden, tevfik Allah’dan daim olan ikramından istifade ettirir. Vuslatı müyesser kılar. Amin.

Lutfedilen muhabbeti halimize göre zevk edebildiğim kadarıyla da hissettim ki, övmede acizim, içime döndüm… Dökülen

“Sübhanallahi ve bi-hamdihi” “Elhamdulillahi Rabbi’l alemin”

Kesrette kalmaya sebep olup, kesrette vahdeti görmeye mani olabilmesi bakımından, - Allahımızdan niyaz ederiz ki, kulluk tatbikatında kişiler bahanesi ile zuhur eden olayları, kişileri görmeden “Tespit, tevbe, hale geçme gayretinde” daim şükür ve tasdik içinde olalım. Bunun zıddı olarak kişileri görüp de, “Tenkit, hüküm verme, linçleme ve dışlama gayretinde” küfür içinde olmayalım. Amin. - Allahımızdan niyaz ederiz ki, beşeri yaşamın gereği kaçamadığımız, nefsi emmarenin abartılı emirlerini irfan olunmada rahmete dönüşmesi yönünden mutlaka karşılaştığımız; - Gıpta (İhtiyaç ve gereksinmelerde zaruri olan, Olmazsa olmazı…) - Kıskançlık (Kişi odaklı. Kişideki şeyi değil de, kişiye takıntı ile o şeye talep duygusu) - Hased (Yine kişi odaklı. Öyle ki, kişinin bir gözü gitsin diye iki gözünü feda etme hali) - Kıyl u Kal/Dedikodu (Hale geçmemiş, zevki hale erişmemiş, kişi için boş konuşmalar) - Gıybet (Kişiye vücud verip, ismi kişiye vasfedip, gıyabında doğruyu söyleme hali) - İftira (Kişiye vücud verip, ismi kişiye vasfedip, gıyabında veya yüzüne karşı yanlış konuşmalar,) ki, bu hallerden O’ndan O’na istiaze ederiz. Ümmeti Muhammedi olarak hidayet üzere seyrullah’ta makbul tuttuğu, razı olduğu arzusunun yerine gelmesinde inşeallah himmeti dâim olur. Amin. **********

Bu vesile ile, sizin de isabetle farkettiğiniz gibi, “Nuh’un ikisinde iki topluluk var, bunlar için ne dersin” ifadesinde. “gemisinde” olması gereken sehven “ikisinde” şeklinde yazmışım. Bağışlayın.

Doğrusu, “Nuh’un gemisinde iki topluluk var, bunlar için ne dersin” olacak.

NOT=(Yukarıda izahı yapılmıştı.) **********

RE: gemi

B 4 Feb 2013 17

Aleyküm Selâm

Terzi Baba Su……….

Lütfettiniz, haddim olmayarak fevkalâde tenvir edici yazınız ile, 1. Gemideki toplulukları, 3 grup halinde olduğu 2. "Hâdî" ve “mudil” ismi itibariyle Nuh’a ait dönem olarak "Hâdî" olup tek topluluk olduğu 3. Nuhtan sonra gelenlerin de kendi dönemlerini muhtevi birçok isim meyanında "Hâdî" ve “mudil” ismi olacağını Gayet açık, vazıh anlattınız. Hz. Kur’ân’da - (Yusuf 12/2 ) “İnnâ enzelnâhu kur'ânen arabiyyen le allekum ta'kılûne” (Kesin biz ki, kur'ânen arabiyyen (arapça/vazıh , açık kur’an) olarak onu enzel/indirdik, umulur ki, akıl edersiniz) - (Zümer 39/28) “kur’ânen ‘arabiyyen gayre ziy ’ıvecin le’allehüm yettekune” (ıvec/eğriliği olmayan kur’anen ‘arabiyyen (arapça/vazıh, açık kur’an) ki, belki itteka/sakınırlar) Âyetlerinde ifade edilen, Arabiyyen kelimesinin bir anlamının da “açık, vazıh olması” dır. Natık’ı Kur’an (konuşucu Kur’an) sırrından hissement olmaya güzel bir misaldir, diyebiliriz. Elhamdulillahi Rabbi’l alemin Allah razı olsun. Amin. Dualarınız, şüphesiz ki, dualarımızdır. Amin. B ********** RE: GEMİ B 4 Feb 2013 20

Hayırlı akşamlar B bey kardeşim. Gerçekten her işte bir hayır vardır derler ya, tabii bu hayrı görenlere göredir. Bu mevzudan da bir çok ihtiyacımız olan bilgiler zuhur ettiğinden hayırlara vesile oldu. Bütün bunları sükûnetle karşılayıp kabul etmeniz bizi de menun etti. Cenâb-ı Hakk her birerlerimizi yanlış bilgi aktarımlarından muhafaza eylesin, okuyanlar içinde ibretlik bir kıyas olur İnşeallah. Bu vesile ile aşağıda ki küçük yazım ile bu dosyayı sonlandırmış olayım. herkese selâmlar hoşça kalın terzi Baba Kişileri Rabb’imden nakledeceğim zaman seviyorum, onlarda bunları aldığı zaman seviyorum. Aksi halde Rabb’ımla yalnız olmayı seviyorum.

Allah, Hakkı söyler ve doğru yola hidayet eder.

(Heze min fazlı rabb’î) (05/02/2013/Salı)

Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tan’dır.

(Terzi Baba, Necdet Ardıç Tekirdağ)

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif,

İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve

sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ”

(Gönülden Esintiler) 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar. 18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i. 20. Terzi Baba Umre (2009) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik: 23. Değmez dosyası: 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 25. -1-Köle ve incir dosyası: 26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri: 27. -2-Genç ve elmas dosyası: 28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr: 29. Karınca, Neml Sûresi: 30. Meryem Sûresi: 31. Kehf Sûresi: 32. İstişare dosyası: 33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 34. -3-Bakara dosyası: 35. Fâtiha Sûresi: 36. Bakara Sûresi: 37. Necm Sûresi: 38. İsrâ Sûresi: 39. Terzi Baba: (2) 40. Âl-i İmrân Sûresi: 41. İnci tezgâhı: 42. 4-Nisâ Sûresi: 43. 5-Mâide Sûresi: 44. 7-A’raf Sûresi: 45. 14-İbrâhîm Sûresi: 46. İngilizce, Salât-Namaz: 47. İspanyolca, Salât-Namaz: 48. Fransızca İrfan mektebi: 49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 50. 76-İnsân, Sûresi: 51. 81-Tekvir, Sûresi: 52. 89-Fecr, Sûresi: 53. Hazmi Tura: 54. 95-Beled-Tîn, Sûresi: 55. 28- Kasas, Sûresi: 56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba: 57. 20-TÂ HÂ Sûresi: 58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi: 59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 61. -4-Bir ressam hikâyesi: 63. İnci mercan tezgâhı 64. Ölüm hakkında: 65. Reşehatt’an bölümler: 66. Risâle-i Gavsiyye: 67. 067-Mülk Sûresi: 68. 1-Namaz Sûrereleri: 69. 2-Namaz Sûrereleri: 70. Yahova Şahitleri: 71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 72. Îman bahsi: 73. Celâl ve İkram: 74. 2012 Umre dosyası: 75. Gülşen-i Râz şerhi: 76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 77. Aşk ve muhabbet yolu: 78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader: 79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası. 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası. 81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: Terzi Baba kitapları serisi: 1- 12- Terzi Baba-(1) 2- 39- Terzi Baba-(2) 3- 32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası. 4- 79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası. 5- 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası. 

Mektuplar ve zuhuratlar serisi: Terzi Baba İnternet dosyaları: 91-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-192-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-293-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-394-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-495-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-596-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-697-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-798-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-899-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-9100-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-10101-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-11102-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-12103-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-13104-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-14105-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-15106-Terzi-Baba-M Kara-bi-dosyası-16107-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -17108-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -18109-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -19110-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -20111-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -21112-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -22113-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -23-

NECDET ARDIÇ Büro : Ertuğrul mah. Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4 Servet Apt. 59 100 Tekirdağ. Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad. Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13. 59 100 Tekirdağ Tel (ev 0282) 261 43 18 Cep : (0533) 774 39 37 Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/ Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info> Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com> Radyo adresi (form): <terzibaba13.com> İnternet, MSN Adresi: Necdet Ardıç <terzibaba13@hotmail.com
