# Nusret Tura Divanı — Erler Demine

**Yazar:** Nusret Tura

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/nusret-tura-divani-erler-demine
**Sayfa:** 149

---

H YAYINLARI : 106 Kitabın Adı Erler Demine / Bütün Şiirleri Yazarı

M. NUSRET TURA M. Nusret Tura Hazırlayan Necdet Ardıç (Terzi Baba) Editör Mustafa Tatcı

ErlerDemine Kapak Tasarım ve Mizanpaj Burak Anılır

BÜTÜN ŞİİRLERİ ISBN: 978-605-9559-32-4 1. Baskı: Haziran 2017 Baskı-Cilt

Hazırlayan Ofis Yayın Matbaa Ltd. Şti.

Necdet Ardıç Maltepe Mah. Gümüşsuyu Cad. Işık San. Sit. B Blok / Z-1 Topkapı - Zeytinburnu / İstanbul

(Terzi Baba) Tel: 0212 576 4715 Sertifika No: 14973

H Yayınları Basım Yayın Dağıtım

Pazarlama ve Ticaret Ltd. Şti.

Uncular Caddesi Azat Yokuşu Sk.

Üsküdar - İSTANBUL

Tel. : 0216 532 33 13

Gsm: 0543 301 13 11

w w w . h y a y i n l a r i . c o m

w w w . k i t a p b u r c u . c o m

İstanbul 2017

h y a y i n l a r i @ g m a i l . c o m © Bu kitabın yayın hakları, H Yayınları’na aittir. Kaynak gösterilerek tanıtım amacıyla ve araştırma için yapılacak kısa alıntılar dışında, yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir şekilde kopya edilemez, elektronik ve mekanik yolla çoğaltılamaz, yayınlanamaz ve dağıtılamaz.

TAKRİZ Fatih dersiâmlarından, Mesnevîhan, Süleymaniye Kütüphanesi eski müdürü ve aynı zamanda Tarîk-i Uşşâkî meşâyıhından Arapgirli Mehmed Hazmi Efendi’nin (1880 – 1961) talebelerinden olan Mehmed Nusret (Tura) Efendi (1903 – 1979) Devlet Deniz Yolları’nın İstanbul, Bebek İskelesi’nde gişe memurluğundan emekli olmuş bir sıradan vatandaş. Sıradan vatandaş derkenki kastım, mesela hocasının sahip olduğu toplumsal ünvânlara sahip değil. Yani ne medrese âlimi, ne tekke şeyhi ve ne de bir yerde müdür. Sade bir memur. Kimilerine göre belki de “Biletçi Amca”. Fakat iskeledeki küçücük odasında vapur gelmediği zamanlarda tefekkür ve tezekkür ile meşgul bir Hak aşığı. Şeyhi Hazmi Efendi’nin Fatih Camii ve Beyazıd Camii’nde umûma yaptığı Mesnevi derslerinin ve Keçecilerdeki dergâhında ise husûsa yaptığı Fusûs derslerinin müdavimi bir irfan talebesi. Şeyhinin vefatından sonra ise onun yolunu halifesi olarak evinde Hak sohbeti yaparak sürdüren bir mürşid. İşte muazzez İslam dininin terbiye sistemi olan tasavvufun mükemmelliği de burada yatıyor. Zahirî olarak ne mevkide olursa olsun her insandan kâmil bir insan çıkarabilme sanatı. Eğer eğitimin gayesi insanın “kendini tanıması” ise belirli müesseseler çatısı altında verilen eğitim ancak buna Giriş dersleri mesabesinde olabilirler. Üstü ise her yerde, bir kâmilin olduğu her yerde sürdürülebilen hayat boyu bir yaygın eğitim sistemi idi. İrfan ocakları olan dergâhların 1925’te çıkarılan bir kanunla kapatılması bu imkânın geniş halk kitleleri ile buluşmasının önüne engel teşkil edince mürşid-mürid buluşmaları evlerde, bağlarda, bahçelerde, kahvehanelerde gerçekleşir oldu. Nusret Efendi de evinde sevenleriyle sohbetlerini vefatına kadar sürdürdü. Bu sohbetlere her kesimden insan iştirak ederdi. Terzi de gelirdi gemi kaptanı da. Herkes alacağını alırdı.

V Sohbetlerinin yanı sıra Nusret Baba kalem ehli idi de. Bazı etmişti. O zaman hem basılmış hem de basılmamış şiirlerini yazılar da yazdı. Mesela Esma-i Hüsnâ yorumları yapan bir eser de derlemek, bir araya getirmek gerekiyordu. Bu konuda en yazdı. Uzun yol kaptanı olan gemici bir müridi ile irtibatını büyük kaynak halifesi Necdet Ardıç (Terzi Baba) Beyefendi yıllarca mektuplarla sürdürdü. “Uçsuz bucaksız denizlerde bile

idi. Kendileri Nusret Baba’nın bilinen şiirlerinin yanı sıra bu mektuplarla hep yanımdaydı” demişti mektupların muhatabı

kendisinde ve diğer ihvanda bulunan şiirlerini de derleyerek bir gemici Sabri Amca.

mecmua oluşturdu. Daha sonra Yusuf Yücel ve Ramazan Yücel Muharrir Refii Cevad Ulunay kendisinden gazetesinde köşe kardeşlerim metni baştan sona okuyarak gerekli tashihleri yazmasını talep edince memnuniyetle kabul etti. Ama gazete yapıp elinizde tuttuğunuz bu neşri hazırlamış oldular. Allah idaresi bu gönül sohbetlerini dahi moda tabirle “dinci?” buldu,

hepsinden razı olsun. yazmasına mani oldular. Bu duruma çok kızan Ulunay bu

Hak âşıkları şiiri bir biçim olarak çok sık kullanırlar. Zira edepsizliğe karşı bir hal çaresi düşündü. Her hafta ondan gelen yazıları büyük bir cesaretle “Okuyucumdan Gelen Bir Mektup” mecaz, remiz, istiare yöntemlerini kullanarak âlî mevzûları başlığı altında köşesinde kendi adıyla yayınlamaya başladı. Bu yani yüksek metafizik ve ilahi aşka dair konuları bu dil şekilde o nâ-hak sansürü delmiş oldu. Ehl-i irfan kendisine her hapishanesinde en iyi ifade etme imkânı şiirdedir. Lakin diğer zaman minnettardır. şâirlerden farklı olarak sûfî şâirler bunu kullanırken de yine ve Nusret Baba bazı yazılarını ve şiirlerini kendi imkanları ile hep O’nu anlatmaya çalışırlar. 60’lı yıllarda mahdut sayıda bastırmıştı. Yıllar sonra bu fakir

Bu manada Şeyh-i Ekber İbn Arabi; onun kaleme aldığı bütün yazıları derleyip bir araya getirme

“...Ne geldiy se dilime hepsinde O’nu söyledim O’nu” işine soyundum. Evvela elyazması olarak duran Esmâ-i Hüsna Şerhi’ni eski yazıdan yeni harflere çevirdim. Sonra Kaptan Sabri

derken Hz. Mevlana; Amcadan aldığım mektuplarını yine eski yazıdan çevirdim.

“Her nereye başım koysam secde ettiğim mescûd O Daha sonra gazete yazılarını derledim, bir araya getirdim. En

Altı cihette de, altı cihetin dışında da ma’bûd hep O son olarak da daha evvel kendi bastırmış olduğu bir kitabın

Bağ, gül, bülbül, sevgili, semâ… tashihlerini yaparak külliyatı tamamladım. Bu çalışmalar 4

1 Hepsi bahanedir maksûd ancak O’dur O” kitap halinde basıldılar. Ne var ki hazret tıpkı diğer Hak âşıkları gibi aynı zamanda bir şairdi. Vâridâtını, tulûâtını, zuhûrâtını şiirle de ifade diyerek hep aynı hakikati terennüm etmişlerdir. Nusret Baba

da bu kitapta okuyacağınız dizelerinden birinde bize bu kâmil 1 Nusret Tura, O’nun Güzel İsimleri, h Kılıç, İnsan

sözlerine kulak vermeyi nasihat etmektedir.

Yay., İstanbul 1995. Nusret Tura, Mektublar, h Kılıç, İnsan Yay., İstanbul 1995. Nusret Tura, Aşk Yolu, h Kılıç, İnsan Yay. İstanbul 1995. 2 Bkz. Mahmud Erol Kılıç, Sufi ve Şiir, Sufi Yayınları, İstanbul Nusret Tura, Gönül ve Aşk, h Kılıç, İnsan Yay., İstanbul 1995. 2017. VI VII

M. Nusret Tura Ey yolcu biraz gel dinle beni Kervan yürüyor sen kalma geri Nusret denilen deryâ gezeri Hatmetti bugün seyr ü seferi Devrâna uyup seyrân edelim Eyvah demeden Allah diyelim Günümüze kadar elden ele devam eden irfan geleneğimizin son halkalarından Şeyh Mehmed Nusret el-Uşşâkî Efendinin himmetleri dâim, bu dîvânın hazırlanmasında emeği geçen herkesin yolu rûşen, basan yayınevinin işleri âsân ve okuyanların feyzleri mübarek olsun…

Prof. Dr. Mahmud Erol KILIÇ VIII IX Erler Demıne / Bütün iıırlerı

ÖNSÖZ

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM Muhterem okuyucularım, Nusret Baba’mın Dîvân’ı ve diğer eserleri, büyüklerimizden bize kalan irfâna ve gönle ait bilgilerin ve mânevî mirasın, bizden sonraki nesillere sağlıklı olarak aktarılması gâyesi ile hazırlanmıştır. Malum olduğu üzere Nusret Babam sağlığında bir kısım nesir ve şiirlerinden oluşan yazılarını 3 cilt halinde Nusret Tura Uşşakî, Karagün Dostuyum: Hamdım, Piştim, Yanıyorum (Amca Matbaası, İstanbul, 1963) adı altında bastırmış idi. Kendileri Bekâ âlemine yolcu olduğunda elimizde bastırmış olduğu bu üç kitabından başka el yazma bazı kitapları da vardı ve onları oldukça zor şartlar içinde saklamış idim. Ayrıca bazı araştırmalar da yaparak oldukça güzel başka bilgilere de ulaştık. Fırsat buldukça bunları düzenlemeye çalıştım.

90’lı seneler idi, bir gün Sayın Mahmud Erol Kılıç bey kardeşimiz zahmet edip ziyaretimize geldiler. Kendisi Nusret Baba’mın basılmış ve basılmamış kitaplarının tekrar basılmasının büyük hizmet olacağını söylüyor ve bu konuda bizimle istişâre ediyor idi. Ben de Nusret Baba’mın mânevî vârisi olarak, ilgileri için çok memnun olduğumu ve kitaplar basıldığında bu değerlerin daha geniş kitlelere ulaşmış olacağından memnuniyyetimi belirtmiş idim.

Bunun üzerine Sayın Mahmud Erol Kılıç bey kardeşimiz, üstadımın eserlerini 4 cilt halinde yayına hazırladı. Bunlar; yukarıda bahsettiğimiz daha evvel basılmış olan kitaplarından -şiirler hariç- iki tanesi bir araya getirilerek oluşturulan birinci kitap, gazete yazılarının toplanmasından meydana gelen ikinci kitap, daha evvel yayınlanmamış ve eski harflerden çevrilen X XI Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi olan üçüncü kitap ve efendimin bendegâ- masında emeği geçen kardeşlerimize ve evlâtlarımıza teşekkür nından Kaptan Sabri Amca ile yazışmalarından meydana gelen eder, diğer her türlü çalışmalarında da başarılar dilerim. Yine; Mektuplar adı altındaki dördüncü kitap oldu. Tabiî ki biz de “Ariflere hizmet bizim için şereftir”diyen Sayın Mahmud Erol KıBabamızın eserlerinin bu sayede daha geniş kitlelere tanıtılmış lıç bey kardeşimizin tavsiyesi üzerine fakirin bazı kitaplarını olmasından ve okuyanlara ilmi yönden fayda sağlaması açısın- basmaya başlayan H Yayınları Nusret Baba’mın bu kitabını dan oldukça memnun olduk ve bu vesile ile emeklerinden do- da bastıkları için yayınevi sorumlularına da teşekkür eder, layı kendilerine bir kez daha teşekkür ederiz. başarılar dilerim. Ayrıca hazırlamış olduğu “Mehmet Hazmi

Tura” isimli Yüksek Lisans tezinden istifade ettiğimiz Fatma Muhterem okuyucularımız!

Sena Yönlüer hanımefendiye de teşekkür ederim. Okuma Mehmed Nusret Tura Uşşâkî Efendi Babamızın eserlerinin

fırsatını bulup okuyan herkese Cenâb-ı Hak’tan huzur ve gönül daha çok kimseler tarafından istifade edilmesini sağlamak için

genişliği niyâz ederim. çalışmalarımız devam etmektedir. Bunlardan biri de yukarıda bahsi geçen Karagün Dostuyum: Hamdım, Piştim, Yanıyo- İlâhî! Bu kitaptan meydana gelecek mânevî hâsılayı evvelâ rum ismi ile 1963 yılında bastırmış olduğu eserlerinden şiirle- Efendimiz Hz. Muhammed’in ( ) rûh-ı şerîflerine, ondan rini ihtiva eden kısımdır. Biz bu elinizde tuttuğunuz çalışmada artan sevapları, Ehl-i beyt hazerâtının rûhlarına, Nusret Babasılı şiirleri birinci bölüm olarak hazırladıktan sonra, basıl- ba’mın ve zevcesi Rahmiye Anne’min rûhlarına, Nafize Hala’mın mamış şiirlerini de derleyip ikinci kısım yaptık. Benim bizzat ve eniştemin rûhlarına, ayrıca yolumuza hizmetleri olan Sayın Nusret Baba’mın kendi ağzından dinleyerek yazdığım ve o gün- Mahmud Erol Kılıç bey kardeşimizin geçmişlerinin rûhlarına, lerden beri sakladığım yayınlanmamış bir miktar şiiri vardı. ayrıca tüm hizmeti olanların da geçmişlerinin rûhlarına hediye Ayrıca onun şiirlerini toplayan ve yazan Nazan Ergun isminde eyledim, kabul eyle Yâ Rabbî. bir ablamız vardı, ona da durumu anlattım, kendisinde olanlar varsa onları da istedim. Sağ olsunlar pek memnun oldular ve bir kardeşimiz vasıtasıyla gönderdiler. Allâh kendisine sağlık ve Necdet Ardıç (Terzi Baba) sıhhatli uzun ömürler versin.

Tekirdağ Neticede bu çok değerli Dîvân, daha sonra yazılmış birçok (06/11/2016) şiirin ve peşine koyduğumuz küçük bir lügatın da ilâvesiyle kâmil bir Dîvân neşri oldu. Bu çalışma adeta yeniden gün yüzüne çıkan değerli bir hazine hükmündedir. Okuma fırsatını bulup * okuyanların Nusret Babamızın rûhaniyetinden ve nûrundan faydalanmalarını Cenâb-ı Hak’tan niyâz ederim. Bu eserin oluş1 Bkz. M. Nusret Tura, Gönül ve Aşk; a.mlf., O’nun Güzel

İsimleri; a.mlf., Aşk Yolu; a.mlf., Mektuplar, Hazırlayan:

Mahmud Erol Kılıç, İnsân Yayınları, İstanbul 1995. XII XIII

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

Mühim Bir Not: ÖNSÖZ

Şiirlerin 1963 baskısında sayfa 17’de yer alan meşhur “Erler demine destur alalım” isimli ilâhiyi 1955’li yıllarda Nusret

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismi ile başlıyorum.

Babam mânevî seyr u sülûkunu tekmil ettiği zaman yazmıştır. Biz de bu ilâhiyi o zamandan beri meclislerimizde bugün Muhterem okuyucularım!

okunduğu makamda okuyor idik. Yani bu ilâhinin güftesi Nus-

Niçin Tanrı demedim de Rahmân, Rahîm Allâh dedim?

ret Tura’ya, bestesi ise evlâtlarına aittir.

Bunu size sonra îzah edeceğim. 20 yaşında kendimi bu hakîkat

Ancak nasıl bir iştir ki başkaları bu ilâhinin şah beytini de- ve tasavvuf ilmine verdim. Bu sene 60 yaşındayım. Âlemleri ğiştirip kendi namlarına kaydettirmişlerdir. Yaptığımız mürâ- halkeden Allâh’ın lutf u keremiyle; Peygamberimiz’in ( ) caatlar da ne yazık ki cevapsız kalmıştır. Asıl itibariyle: bizlere şefâat kastı ile bağışladığı İslâmiyet dininin ve Kur’ân-ı

Kerîm’in ışığı altında ve Abdülkâdir-i Geylânî, Şems-i Tebrîzî, “Ey yolcu biraz gel dinle beni,

Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî, Mustafa Sâfî Hazretlerinin

Kervan yürüyor sen kalma geri, rûhâniyetlerinden; Mısrî-i Niyâzî, İbrâhim Hakkı, Mevlânâ

Nusret denilen derya gezeri,

Celâleddîn-i Rûmî, İmâm-ı Gazzâlî, Muhyiddîn-i Arabî

Hatmetti bugün seyr u seferi”

Hazretlerinin kitaplarından, yani tebellür etmiş benliklerinden şeklinde olan şiirin son beyti: feyz alarak Mısrî Dîvânı, Mârifetnâme, Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, “Yusuf denilen dünya güzeli Fîhi Mâfîh, Fusûs kitaplarını okuyarak evvelâ şu dîvânı, sonra

Fethetti bugün gönlü seferi” “Münacât” ve daha sonra da “Vecizeler” nâmı altında üç eserle siz kardeşlerime farkında olmadığınız; fakat göz önünde olan şeklinde değiştirilerek okunmaktadır. Vicdan muhasebesi yahakîkatlerin perdelerini açmaya niyet ettim. Tahmin ettiğime parak belki yanlışlarından dönerler, yoksa akıbet ne olur bilegöre bu eser okuyanları derin derin düşündürecektir. Gençlemem. Allâh muhafaza etsin. Eserin asli haliyle olan notasını da ri taşkınlıktan frenleyecek, orta yaşlıları hayretlere düşürecek, son sayfalara ilâve etmeyi uygun bulduk, eseri notaya uygulayaşlıları da “Ah yazıklar olsun! Ben, ne için şimdiye kadar gâyan kardeşlerimize de teşekkür ederiz.

fil kaldım” diye teessüre gark edecektir. Fakîrler ümitsizlikten kurtulacak, zenginler ise her fırsatta iyilik yapmaya can atacak-

lardır.

Hazret-i Mevlânâ’nın “Meclisimize girenler gedâ ise bây, bây ise sultân olur” dedikleri gibi, insânlığa ilâve edilecek bir şey yoktur. Mayasında gizli aşktan haberdâr olmaları kâfîdir.

Bilirsiniz ki âlem, güneş manzûmesi denilen sayısız yıldızlarla doludur. Ortalarında güneş vardır. O, kendi etrafında döner. Büyük yıldızlar onun etrafında ve aynı zamanda kendi

XIV XV Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura mihverleri etrafında da dönerler; Arz gibi. Bazıları da bu ikin- dâl üzere birleşince orada hayât başlar. Suda, havada, toprakta cilerin etrafında dönerler ve buna tâbi olanlara peyk derler; birçok faydalı ve zararlı mikroplar vardır, fakat ateşte yoktur. ay gibi. Güneş battı deriz. Hâlbuki batan güneş değil. Arz ona

Her varlık diğerlerine tahakküm etmek ve onları kendi bünarkasını dönmüştür. Bu güneşten mâadâ daha kim bilir ne gü-

yesinde eritmek ister. Hayvanların yiyip içmeleri, insânların neşler vardır ki Hazret-i Allâh’ın azametine delil olan bu nâmü-

servet biriktirmek, yüksek mevkilere sahip olmak arzuları, bu tenâhî büyüklüğüne; en ufak zerredeki hayâtın inkişâfı da yine

tahakküm arzusunun gizli kalmış bir tezahürüdür. Hazret-i Allâh’ın azâmetine delil olan bu asgarî nâmütenâhîlik, akılların halledemeyip âciz kaldığı birçok meselelerden ikisidir. İşte insânların gönlündeki aşk ateşi de, insânı insânlıktan Bu iki yol da sonsuzluğa gider. Onun için ilmin sonu yoktur. Ne uzaklaştıran fena huyları yakar. Herhangi bir ateşin, mikroplu kadar âlim olursanız olunuz sonunuz hayrete varan bir cehl ve maddeleri yakıp temizlediği gibi. Yanana mâsivâ, yakana aşk aczdir. derler. Resûllullâh Efendimiz bu bilgileri bize gösteriyor. İslâŞimdi gelelim şu üzerinde bulunduğumuz arza. Yanardağ- miyet ve şerîat yollarıyla. Bu yollara kanâat etmeyip, için için lardan anlaşıldığına göre arzın merkezinde ateş vardır. Gelelim kaynayan kimselere de kendi esrârlı yolunu Kur’ân-ı Kerîm’ininsâna: Âşık olanlar, fazla müteessir olanlar iyi bilirler yürek de gizleyerek bizlere duyurmuştur. Sırası geldikçe siz kardeşyanmasını, “âh” derler de bir daha demezler… Demek insânın lerime onları misâllerle açıklayacağım. Tabii bunu da herkes da içinde ateş varmış. Cenâb-ı Allâh bu kadar uzun bir devrede keşfedemez, anlayamaz. İşte biz kırk senedir yandık, yakıldık insâna lâzım olan her şeyi hazırlamış. Maksat insâna olan aşk ve nihâyet bizi yakan ateşin ışığı ile sizlerin de gönlünüzü, ilim ve muhabbetidir. Nihayet insân zuhûra gelmiş, başka gelecek ve idrâkinizi aydınlatmak istiyoruz. Muvaffak olabilirsek ne bir şey yok. İnsânların içinden en güzel ahlâklı olan peygam- mutlu. berleriyle de konuşmak sûretiyle onları yüceltmiş ve bu pey-

Bir günü üçe bölmüşler: Sekiz sâat çalışmak; medenî memgamberlerin en şereflisi Hazret-i Muhammed ( ) olmuştur.

leketlerden geri kalmamak, günün îcaplarına uymak, kendinin “Âlemleri senin için, seni de kendim için yarattım. Sen benim

ve çoluk çocuğunun nafakasını temîn etmek için lâzım bir keyhabîbimsin, sevgilimsin” diye de övmüştür.

fiyet. Sekiz sâat uyku; organlarımızı dinlendirmek, taze kuvvet Bundan anlaşılıyor ki Cenâb-ı Allâh insâna âşıktır.

toplamak, kederlerimizi unutmak için bu da lâzım. Sekiz sâat İnsânlardan da mukâbil aşk bekliyor. Şunu bilmek lâzımdır ki

istirahat; gezmek, eğlenmek, sinema ve tiyatroya gitmek, güzel Allâh umacı değildir, zâlim değildir. Allâh’tan korkmayınız;

sanatlara çalışmak için bu da lâzım… O‘nu seviniz, sevmediğiniz, sevemediğiniz, kendinizi O’na sevdiremediğiniz takdirde korkunuz; hem o zaman çok korkunuz; İşte sizi yoktan halkeden, sağlık veren, sizleri sapasağlam çünkü cehennem sizin içindir. Allâh’ı sevmek, Peygamberi- halkeden o büyük Allâh için bir sâat sarf edemez misiniz? Meni sevmekle, onun rengine boyanmakla, yap dediklerini yap- sele burada. Vücûdunuz ıztıraptan, rûhumuz gam ve kederden makla, yapma dediklerini yapmamakla kâbildir. Bunlara emir kurtulup tam ve kâmil bir insân olabilmemiz için bu da lâzım. ve nehiy diyorlar ki; sonu yine bizim iyiliğimiz içindir. Anâsır Dinimizde nasıl zengin olanların zekât vermesi lâzım ise işte nâmı altında, toprak, su, ateş, hava denilen dört ana varlık i’ti- bu da ilmin zekâtıdır. XVI XVII Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Bilmeyenlere bu ibâdet zevkini aşılamak lâzımdır. İşte o bu manzaranın içine girmek için inmesini istemiş ve inmiş. zaman memlekette, ırza tecavüz, banka soymak, cepten para, Dinlenmiş, neş’esi gelmiş, bakmış yanında bir kuzu selâm verievden eşya çalmak, içki, kumar, kan dâvası, orman yakmak, yor: “Aman yâ Süleyman, çobanıma söyle beni satmasın ve kesmenfaat için adam bıçaklama, karaborsacılık gibi fena huyların

mesin” diye yalvarıyor. Süleyman aleyhisselâm da çobana lâzım sahipleri azalacaktır. Belki bir gün hiç kalmayacaktır. En hafif

gelen emri vermiş, müsbet cevâp almış; kuzuya katran ile nişan bir hırsız bile “Ben kimin malını çalıyorum? Allâh görüyor.”

yapmışlar. Ertesi sene olmuş, Hazret-i Süleyman yine seyrâna diyecek, mesleğinden vazgeçecek, iyi bir adam olacaktır. Hakîkî

çıkmış, aynı yerde inmiş, aynı kuzu selâm vermiş, bu sene kesilmürşid ise işte bu ilimdir. Doktorluk, mühendislik, hukuk

mek istediğini söylemiş. Sebebi soruldukta şöyle cevap vermiş: işleri, askerlik, boyacılık hepsi birer ilimdir; fakat insânlığı

“İlkbahar pek güzel geçti yaz geldi, tüylerimin altında sıcaktan irşâd etmez. Ekmek parası temîn eder, hayâtı kolaylaştırır.

yandım. Sonbahardan sonra kış geldi, üşüdüm. Kâh yiyecek ot Mumun büyümeyi istemesi, çok ışık vermek arzusu kendisi için değildir. Etrafı aydınlatmak, başkalarına fayda sağlamak bulduk, kâh bulamadık. Çobanımızdan hepimiz sopa yerdik. içindir. Biz bunun için harekete geçtik. Bu vesile ile sizlere iki Kar yağdı, ağılımıza kurtlar geldi, bir kısmımızı paraladı. Bakhikâye anlatayım: tım yine bahar geldi, tabii yine yaz ve kış gelecek, tabiatın baş-

ka mevsimi yok ki kalıp onu göreyim. Hayât buymuş, nihayet Selçuklu sultânlarından birisi ava çıkmış. Nihayet bir ceylan

ölüm. Ya kurtlar paralar, ya dereye düşer boğuluruz. Tâlihimiz görüp arkasına düşmüş. At ve kendisi kan ter içinde kalmış. Dinlenmek için durmuş. Ceylân da kırk elli adım mesafeye ka- varsa ayyaşların rakı sofrasında değil, namazında, niyâzında dar yaklaşmış: “Ey sultan” demiş, “halkeden seni bunun için mi bir insân-ı kâmilin midesine gideriz. Hayvân iken insân oluruz halketti? Yapacak başka işin yok mu, beni öldüreceksin, birkaç ve o müslümanın ibâdetinde ona kuvvet oluruz veya belinde lokma etimi ya yersin ya yemezsin, postumu ya kullanırsın ya tohum. Bu sûretle mi’râcımız tamam olur” demiş. Hazret-i Sükullanmazsın, yavrularımı öksüz ve yetim bırakırsın, bunlar leyman bir hayvanın ağzından çıkan bu sözleri işitince Cenâb-ı için mi halkedildin? Başka yapacak işin yok mu? Utanmıyor Allâh’ın azameti karşısında secdeye kapanmış. musun?” diyerek ayrılmış. Sultân düşünmüş taşınmış, mahcup

İşte muhterem okuyucularım, bu dîvânda benim nasıl olmuş, yerin dibine geçmiş, kendisini ve hareketini pek âdi bul-

yandığımı göreceksiniz; okuyacaksınız. İsterseniz siz de muş. Oradan geçen bir çobanın kirli ve kaba elbisesiyle kendilerininkini değişerek dağlara doğru gidip kaybolmuş. Ken- yanınız, fakat şarkıda söyledikleri gibi “sade kendin yanma, disini halkeden niçin halketti? Bunu cevaplandıracak bir âlim yakmasını bil”. Ham idim piştim, yandım ben ibâdet için. Tanrı aramaya gitmiş. ile baş başa kalmak için, sabah namaz vaktinden bir iki sâat

evvelini tercîh ettim. Tam kırk sene kahvaltı etmeden çalıştım, Süleyman Peygamber’in (a.s.) canı sıkılmış. Rüzgâra emir

sizlere bu risâleyi hazırladım. Umarım ki bu irfân eserinden vermiş: “Beni uçur ve gezdir.” demiş. Rüzgâr da onu almış uçurmuş. Giderken bakmış ki aşağıda ilkbahar havası olan bir çok fayda göreceksiniz. Hatasız değilim, ikazınıza teşekkür yer, her taraf yeşil, ağaçlar çiçek açmış, dere akıyor, kuzular me- ederim. Hangi kelimeleri bilmediğinizi tahmin etmediğim için liyor, çoban kaval çalıyor, çocuklar oynuyor. Çok hoşuna giden de bir lügât listesi yapamadım. Sorun söyleyeyim. XVIII XIX Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Muhterem okuyucularım! MEHMET NUSRET TURA 2 Yaşamakta görünen ölülerden olmayın, bir ölü gibi tecâvüzlerden, taarruzlardan, dedikodudan çekinin, fakat mânen,

Babası kolağası İsmail Efendi, annesi Şahinde Hanımdır. rûhen ebedî hayâta kavuşun. Bu âlemde çok korkulan, “ölüm”

Babasının ailesi Bulgaristan’ın Kızanlık bölgesinden, buradaki denen şey yoktur. Elbise değiştirmek vardır. Cepheye giderken

düzenlerinin bozulması sebebiyle ayrılarak yola çıkmış, bu göç asker elbisesi giyeriz, mektebe giderken sivil elbise giyeriz, dü-

esnâsında İsmail kaybolmuş ve Türkiye’ye doğru gitmekte olan ğüne ve bayramlaşmaya giderken başka, seyahate giderken de

başka bir kafile yanlarına almıştır. Kendi ailesini bir daha bubaşka elbise giyeriz.

lamayan İsmail, yeni ailesi ile bir müddet Tekirdağ’da ikāmet İşte Hakk’ın huzûruna giderken de oradan geldiğimiz gibi etmiş, daha sonra İstanbul Kasımpaşa’ya yerleşmişlerdir. Kaüryân olarak gideceğiz. Ölmüş değiliz, var olan bir şey yok

sımpaşa’da Şahinde Hanım ile evlenen İsmail Efendi’nin, 1903 olmaz. Esâsen yokluk denen şeyi hatırdan çıkarınız. Bu âlem

senesinde Nusret isminde bir oğlu ve 1917 senesinde Fatma devr-i dâim âlemidir, inkılâp, ibtilâ âlemidir. Bilene cennettir, 3

Nafize isminde bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. bilmeyene cehennemdir. Bu âlem aşk âlemidir. Bütün varlıklar,

Nusret Efendi 18 yaşlarında iken annesi onun hakkında gügüneşten toprağa kadar her şey, insâna hizmettedir. İnsâna

zel bir rüya görür. Bunun üzerine babası Nusret’i yanına alaâşıktır. Tekâmülün son merhalesi insânlıktır. İnsân da kendi

rak Kasımpaşa’daki Uşşâkî Âsitânesi’ne gider ve dergâhın şeyhi hizmetinde olan bu varlıklara lüzumundan fazla alâka göster-

Mustafa Sâfî Efendi’ye “Size bir Uşşâkî gülü getirdim” diyerek memelidir. Yaradanı düşünmek, O’nu bulmak ve görmek aşkı

Nusret’i teslîm eder. Nusret Efendi’nin tarîkata intisâbı bu şeile yanmalıdır. Aşka, aşk ile mukâbele etmelidir. Sevgiye sevgi ile mukâbele etmeyen insân ne zâlim, ne nankör bir insândır! kilde gerçekleşir. 1926 yılında şeyhi Mustafa Sâfî Efendi vefât

edince, zaten kendisinin terbiyesiyle ilgilenmekte olan Mustafa Dîvânımızda yazı sırası bozulmuştur. Sofranızda nasıl ek-

Sâfî Efendi’nin halîfesi Mehmed Hazmî Efendi ile seyr ü sülûmek, tuz, su dâimâ bulunuyorsa, bu gibi mânevî, ilâhî eserleri

kuna devam etmiştir. Nusret Efendi’nin bunu ifâde eden bir de tekrar tekrar okumanızın çok faydası vardır. Her seferinde

beyti şöyledir: bir başka idrâke ereceğinize emînim. Hazret-i Allâh ilmimizi ve anlama kabiliyetimizi ziyâde eylesin… Âmîn… “Hazret-i Hazmî’ye büktük boynumuz misl-i gedâ

Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî’ye ettik ilticâ”.

M. Nusret Tura

2 Bu bölüm Fatma Sena Yönlüer tarafından İstanbul /2010 tarihinde

yazılan “Mehmet Hazmi Tura” isimli yüksek lisans tezinden alınmıştır.

Bu çalışmasından dolayı kendilerine bir kez daha teşekkür ederim.

(Necdet ARDIÇ/Terzi Baba)

3 Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 34.

4 Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 35.

5 M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 39. Başka bir XX XXI Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Hazmî Efendi’nin Fatih Keçeciler’de Mahmud Bedred- Nusret denilen deryâ gezeri din Dergâh’ındaki evini sık sık ziyâret etmiştir. Derslerini Hatmetti bugün seyr ü seferi bitirmeye muvaffak olduğunda bunun sevinci ile günümüzde Devrâna uyup seyrân edelim rast makamında ilahî olarak okunmakta olan meşhûr “Erler 7

Eyvah demeden Allâh diyelim. Demine Destur Alalım” nutkunu söylemiştir:

Talebesi olan Necdet Beyefendi onunla olan berâberlikleErler demine destûr alalım

rinden şunları nakleder: “Nusret Babam gişede çalıştığı sıralarPervâneye bak ibret alalım

da ziyaretine giderdim. Gemi sâati olmadığı zamanlar gişenin Aşk âteşine gel bir yanalım

kapısı kapalı olur, kendisi içerde ya istirahat eder ya da eğer Dost dost diyerek arşa varalım

yorgun değilse zikir yapar veya yazılarını yazardı. Ben kapıyı Devrâna uyup seyrân edelim

vurmam beklerim, o geldiğimi anlar içeri alır, benimle sohbet Eyvah demeden Allâh diyelim

ederdi… Bir gün arkadaşım ile beraber ziyaretine gitmiştik. Günler geceler durmaz geçiyor

Sonra başka yerde dersimiz olduğunu söyleyerek kendisinden Sermâyen olan ömrün bitiyor

izin istedik. Kapıdan çıkarken ‘Deryâda yıkanıp temizlendiniz, Bülbüllere bak feryâd ediyor Ey gonca açıl mevsim bitiyor hadi şimdi göle gidip kirlenin bakalım’ dedi. Bunun ne anlama Devrâna uyup seyrân edelim geldiğini çok seneler sonra anladım…” Eyvah demeden Allâh diyelim

Mehmet Hazmi Tura ile halîfesi Mehmet Nusret Tura’nın

soyadlarının aynı olması kan bağından değil manevî bağdan Âşıksan eğer gel birleşelim

kaynaklanır. Nusret Efendi, şeyhine olan aşırı muhabbetinden Şeyhin izine yüzler sürelim

dolayı aynı soyadını kullanmıştır. Bununla alakalı bir beyti şöyTâ fecre kadar zikreyleyelim

ledir: Feryâd edelim efgân edelim

Bana kıtmir-i aşk derler koşarken Hazmî-i câna Devrâna uyup seyrân edelim

Lâkaptır Nusret-i tura (Tuğra) ayılsınlar füsûnumdan… Eyvah demeden Allâh diyelim Ey yolcu biraz gel dinle beni Kervan yürüyor sen kalma geri

7 M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 17. Nota

arşivlerinde bu rast ilahinin güftesi ve bestesi Hacı Tahsine Hanım‟a

beytinde de şunları söyler:

ait olarak gösterilmektedir. Ancak doğrusu güftenin Nusret Tura‟ya ait Sen kisve-i âlemle kılıp kendini pinhân

olduğudur. Farkındayım eşya bana ben zâtına kurban “Hazmî” dediğin meşrık-ı ihsânda âyânsın 8 Mahmud Erol Kılıç, “Önsöz”, M. Nusret Tura, Gönül ve Aşk, İnsân Yay., Tuttun beni, verdin ona, kıskansa da devrân (Karagün Dostuyum, s. 74.) İstanbul 2006, s. 7-8. 6 Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 36, 37. 9 M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 73. XXII XXIII Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Mektuplar’ında da soyadıyla ilgili şu açıklamayı yapar: “Sordular Mecnûn’a Leylâ’nın saâdethânesin Sîneden bir âh çekip gösterdi dil vîrânesin” dedikleri gibi Hazmî Babamız da sînemizde yatıyor, toprakta değil. Efendi babamızın soyadı Tura’dır. Fakîrin de Tura’dır. Tuğra derler eski Türkçe’de. Mânâda Sultanlar Sultanı’nın tuğrasıyız. Esâsen tuğraya padişahların imzâsına derler. Cenâb-ı Kibriyânın gönlümüze vurduğu Tura’nın pırıltılarını sözlerimizde, gözlerimizde görmek mümkündür.” Nusret Efendi gençliğinde Devlet Deniz Yolları’nda göreve başlamış ve seferlere çıkarak geçimini sağlamıştır. 25 yaşında Necdet Ardıç ve Nüket Ardıç, Nusret Tura’nın kabri başında iken Rahmiye Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten Nûriye ve Re-

Mehmet Nusret Tura’nın tasavvufî kitapları, gazetelerde yacâî isimlerinde iki çocukları olmuştur. İstanbul Kasımpaşa’da

yımlanmış yazıları ve şiirleri bulunmaktadır. Kendisi 1960’lı ve son olarak da Bebek semtinde ikāmet etmişlerdir. Bebek

yıllarda, şiirlerini, Tasavvufta Gönül ve Aşk ve Vecîzeler isimli iskelesi gişe memurluğunda çalıştıktan sonra buradan emek-

11 kitaplarını, Karagün Dostuyum başlığı ile üç kitap halinde basli olmuştur. Nusret Tura 1979 yılında vefât etmiş, vasiyetleri

tırmıştır. Nusret Efendi’nin bazı tasavvufî sohbetleri, 67-68’li gereği, eşiyle birlikte Pendik Soğanlık Dolayoba Yaylalar Köyü

12 yıllarda Yeni İstanbul ve Milliyet gazetelerinde köşe yazarlığı mezarlığına defnedilmiştir.

yapan Refiî Cevâd Ulunay’ın talebiyle kendisine yollanarak bu

gazetelerde okuyucu ile buluşma imkanı bulmuştur. Bu ya-

zılar Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç tarafından derlenerek Râh-ı

Aşk adıyla kitap haline getirilmiştir. Nusret Efendi’nin Esmâ-i

İlâhiyye adlı eseri ve bir müridine yolladığı mektuplarının top-

lamı da, eski harflerden yeni harflere geçirilerek O’nun Güzel

İsimleri ve Mektuplar adları ile ilk defâ yayımlanmıştır.

13 Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum, Fakülteler Matbaası, İstanbul

Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum II, Doğruluk Matbaası,

İstanbul 1965 10 M. Nusret Tura, Mektuplar, İnsân Yay., İstanbul 1995, s. 11-12.

Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum III, Yeni Savaş Matbaası, 11 Mustafa Özdamar, Hüsâmeddin Uşşâkî ve Uşşâkîler,Kırk Kandil yay., İstanbul 1964

İstanbul 2001, s. 224.

14 Mahmud Erol Kılıç, “Önsöz”, M.Nusret Tura, Aşk Yolu, İnsân Yay., XXIV XXV

1 Fahr-i Âlem Efendimize 1. Bugün gönlüm kaynıyor sebeb bilmem ne hikmet Misâfiriz âlemde ev sâhibim Muhammed 2. Seher vakti Nusret’in senden şefâat bekler Ümmete vermek için yâ Hazret-i Muhammed 3. Mahbesin içindeyim sâatin dördündeyim Ağlar seni beklerim yâ Hazret-i Muhammed 4. Kula secde yok derler sana dahi olmazmış Kırk yıl secdem sanadır yâ Hazret-i Muhammed 5. Bilmez âlem bu sırrı bir Hak O’nda sen varsın Gören o görülen sen yâ Hazret-i Muhammed 6. Dışı sana benzeyen içi Hak’tır şüphesiz Birden gayrı ne vardır yâ Hazret-i Muhammed 7. Kâinatın mi‘râcı velîlerde son bulur Velî sende yok olur yâ Hazret-i Muhammed 8. Seni görmeyen bir göz sana yanmayan bir dil Zannetmem ki insândır yâ Hazret-i Muhammed 9. Seninle bitti firkat sende bulundu vuslat Sana fedâ bin Nusret yâ Hazret-i Muhammed Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Senin isminle dahi titremeyen bir gönül

Varsa eğer şaşarım yâ Hazret-i Muhammed 11. Senden baktım âleme yine Allâh’ı gördüm

Hak gözüyle de seni yâ Hazret-i Muhammed 2 12. Bir şehre vardı yolum kalpten nûr ile doldum

1. Yâ Rab bana seni buldur

Her varımla sen oldum yâ Hazret-i Muhammed

Yahut beni bana bildir

Gece gündüz duâm oldur 13. Arşa bastı ayağım kıble oldu durağım

Her dem “Hû Allâh” diyelim

Sende kayboldu Nusret yâ Hazret-i Muhammed

2. Ben garîb bir âvâreyim Not: Bu şiirin dördüncü beytindeki “kırk yıl secdem sana- Dertle dolmuş bîçâreyim dır” ifadesi okuyanlara ters gelmesin, çünkü bu sözler değişik İçim dışım hep yâreyim mertebeden, Hakîkat-i Muhammediyye’ye göre söylenmiştir, Gelin “Hû Allâh” diyelim zuhûr-ı Muhammediyye’ye göre değildir. Hz. Resûlullah’ın bâtınına ve hakîkatine göredir; sûret ve zâhirine göre değil- 3. Senden olmaz ise meded dir. O’nun bâtını “Hak” zâhiri ise “halk”’tır. İfade edilen secde Benim her hâlim oldu bed bâtınınadır. Bâtını ise “Hak” olduğundan en geniş mânâda Gözümden yaş dinmez ebed Hakk’ın zuhûr mahalli olan Hz. Muhammed’in ( ) şahsın- Gelin “Hû Allâh” diyelim da yapılan secde dileği doğrudan Hakk’a olmaktadır.

4. Yoktan yarattın sen beni Kâ’be’ye dönerek secde eden bütün Müslümanlar, tabii ki

Oldur veya öldür beni onun taş yapısına değil, özünde bulunan Hakk’ın tecellîsine

Gayret ver tâ görem seni secde ederler. Meleklerin Âdem’e secde etmeleri onun toprak

Gelin “Hû Allâh” diyelim kalıbına değil, özünde bulunan Hakk’ın varlığınadır. Bu sahada söz çoktur yeri olmadığı için bu kadar izahı ye- 5. Doğdum âşık oldum sana terli bulalım ve Hz. Resûlümüzü gerçek mertebeleriyle idrâk Yâ sen de âşıksan bana edip anlamaya gayret edelim. (Necdet Ardıç-Terzi Baba) Cenneti ver başka kula

Gelin “Hû Allâh” diyelim

* 2 3

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Gûyâ ibâdet eylerim 13. Yetmiş bin perde var derler

Bende ne var hep seninim Birin görmedim ey erler

Gafletimden yerinirim Sen çık kendin ayân eyler

Gelin “Hû Allâh” diyelim Hemen “Hû Allâh” diyelim 7. Yerde misin gökte misin 14. Emîn ol âlem gölgedir

Bende misin onda mısın Her ne ki var hep sendedir

Gönlümden gelirken sesin Ârifsen Hak seninledir

Gelin “Hû Allâh” diyelim Gelin “Hû Allâh” diyelim 8. Kâinâta sordum seni 15. Bilen demez diyen bilmez

Aşkınla devreyler beni Âşıkların yaşı dinmez

Ben oldukça Muhammedî Yağma ettim aklım ermez

Gelin “Hû Allâh” diyelim Gelin “Hû Allâh” diyelim 9. Eğer sînemi bir açsam 16. N’idem Mevlâm n’idem n’idem

Bütün ervâhı uyarsam Bana gel kim buldum diyem

Cemâlini ayân kılsam Arşa varsın âhım görem

Hemen “Hû Allâh” diyelim Gelin “Hû Allâh” diyelim 10. Seyyâh olup yola çıktım 17. Çok makâmdan söz dinledim

Arza indim göğe çıktım Hem söyledim hem inledim

Şimdi dilden hepsin sildim Âgâhsan senden dinledim

Gelin “Hû Allâh” diyelim Dâim “Hû Allâh” diyelim 11. Yalvarsam ger tatlı şirktir 18. Çoktur adım hem sıfâtım

Duâ etsem ikiliktir İşte budur son beyânım

Dönüp durursam birliktir Ramazân tuhfe-i cânım

Dilden “Hû Allâh” diyelim Her dem “Hû Allâh” diyelim 12. Yandım durdum yıllar yılı 19. Âciz Nusret miskîn Nusret

Bir gün dedim şeyhe “Belî” Vuslat ister isen sabret

Esmiş idi seher yeli Beş vakit Allâh’a şükret

Dilden “Hû Allâh” diyelim Durmadan “Allâh” diyelim

4 5 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

10. Aşkımı senden alıp ahfâdıma vakf eyledim

İsmini her duyduğum ân kendim inkâr eyledim

11. Âşıkın miftâh-ı kalbi ism-i pâkindir senin

3

Bir ibâdettir senin raksın bu âlem peykerin

12. Ben seni taklîd ederken şimdi oldum hemdemin Hazret-i Mevlânâ’ya

Yattığın yer Konya mı sînem mi yoksa makberin 1. Merhabâ Şâhım Celâleddîn-i Rûmî merhabâ Şems-i aşkı ufk-ı dilden nûr saçan dost merhabâ 13. Kırmızı rengim sarardı kalmadı dîdemde fer

Sen sebeb oldun benim bu hâlime ey arşa per 2. Yattığın yer nemli toprak sanmasınlar gâfilân Nûr-ı vechinden alır nûr âlem-i kevn ü mekân

14. Kalp benim mızrap senin vur durmadan dinlenmeden

İnleyim ben dinle sen bundan gerû ey cân-ı men 3. Âşıkânın sînesinde taht-gâhın var senin Öyle bir gülşendesin ki güllerin solmaz senin

15. Yatsıdan sonra senindi cümle meydân u cihân

Üç sâat evvel sabahtan da benim ey lâ-mekân 4. Baktığın yer kıbledir hep bastığın yer tûtiyâ Yattığın yer Kâ‘be-i Hazret Muhammed Mustafâ

16. Dinliyor âvâz-ı tekbîrin cihân olmuş kulak 5. Bülbülüsün Hazret-i Peygamber’in sen ey habîb Sen bilirsin dilde kimdir söyleten ya sem‘-i Hak Şimdi de aşk gülşeninde sen gül ol ben andelîb

17. Ciltlerin her mısrâında sözlerin sandım bana 6. Ben seni övmekteyim kırk yıl ki vardır her seher Sen beni nankör mü sandın inlerim her dem sana Sense her ân inleyen sultân-ı aşk ey tâc-ı ser

18. Bir elimde Hazret-i Kur‘ân önümde Pîr Hüsâm 7. Sen Habîb-i Kibriya’nın tercümân-ı aşkısın

Bir elimde Mesnevî olsun size yüz bin selâm Gün-be-gün sâat-be-sâat gönlüm içre saklısın

19. Bazı gâfiller sanırlar Mesnevî’ni bir roman 8. Sen mi öğrettin acep Leylâ’ya nâz u işveyi

Anlatır ahvâlimi bense derim Farsça Kur‘ân Sen mi öğrettin acep Mecnûn’a aşkı sevmeyi 9. Âlemin tattım bütün ezvâkını hiç sevmedim 20. Harman-ı âlemde ben bir dâneyim sen bir başak Altmışıncı yıl bu yıl ben öyle zevke ermedim Meclis-i irfân içinde sen efendi ben uşak 6 7 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 21. Altı yüz seksen yıl oldu sende gizliydim fakîr 7. Bizler de senin ardına düştük kaçıyorsun Şimdi de sen bende gizlendin bugün ey dest-gîr 22. Yahut istersen hocam ben Yûsuf ’um sen Ya‘kûb ol 8. Bir âteşe attın ki bizi nûru dışında Ben seninçün âh ederken sen fâkire tâlib ol Bir nûr ile sardın ki bizi rûhun içinde 23. Gömlek olsun gözlerim dîden açılsın bak bana 9. Biz toprak idik sen bizi altın ediverdin Nusret olmuş Yûsuf ’un rahmet diler Hak’tan sana Bir zerre idim ben bana “Şems ol” deyiverdin

10. Biz katre idik sen bizi deryâ ediverdin

Bir âciz iken sen bana sultân deyiverdin

4

11. Ey âşık-ı Allâhu Teâlâ sen ne imişsin

Yaktın beni de nerde ise mahvedeceksin Hazret-i Mevlânâ’ya

Sene-i devriyesi münâsebetiyle

12. İsmin anılan yerde benim hâlimi görme

Nerden geldi bu aşk bana esrârın söyle 1. Bir hafta seni anmak için yılda pek azdır Âşıklarının her nefesi bil ki niyâzdır

13. Pır pır ederek bir karış üstte uçamazken

Nutkunla senin arşa kadar raksederim ben 2. Nusret seni kalbinde arar sohbetin ister Sevginle senin cûş u hurûş ağlamak ister

14. Râhat uyu sen Konya’da ey nûr-ı ilâhî 3. Gel hâl-i perîşânımı gör kalbimi dinle Nusret seni andıkça bulur sanki Hudâ’yı Çık kabri bırak sâzını al ben ile inle 4. Hep söylediğin sözlerin aslı Kur‘ân’dır Hikmet doludur aşk doludur şüphe mi vardır 5. Sen baştan aşağı sevgilisin sînene bir bak Andıkça senin ismini ben inlerim el-hak 6. Aşkın kimdedir bizlere mi söylemiyorsun Peygambere mi nâyla coşup raks ediyorsun 8 9

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

5 1. Sâdık isen meydâna gel Âşık isen devrâna gel

Gölde ne var ummânâ gel

Koş mekteb-i irfâna gel 2. Güneş doğar güller açar

Bülbül öter sevdâ saçar

Sabah akşam iniltime

Dostlar gelir düşman kaçar 3. Kâşânede zevk u safâ

Meyhânede ‘ıyş u riyâ

Dilhâneden ayrılma sen

Âyînedir cihân-nümâ 4. Ehl-i dil bî-nişânedir

Sanma onlar bîgânedir

Bir eri bul kul oluver

Sözlerim kardeşânedir 5. Toprakla su asıl olmuş

Nebât hayvân beşer olmuş

Felekler devreder ammâ

Meğer rûha fener olmuş 6. Ciğer yandı kebâb oldu

Bu âlem bir serâb oldu

Bilmem bana ne hâl oldu

Nusret Tura’nın elyazısıyla İçtiklerim şarâb oldu

10 11 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 7. Ey server-i zî-şânımız Hoş gör bizim efgânımız Affeyle sen isyânımız Ersin sana efkârımız

6 8. Âşık olan bilmez saded İhsânına yoktur aded

1. Erler demine destûr alalım Biz dertliyiz senden meded

Pervâneye bak ibret alalım Ey Vâhid u Ferd u Samed

Aşk âteşine gel bir yanalım

Dost dost diyerek arşa varalım 9. Bî-men durup dîvânına

Devrâna uyup seyrân edelim Daldım deryâ-yı zâtına

Eyvâh demeden Allâh diyelim Lütfunla şâd ettin beni Hayrânım hüsn-ü ânına

2. Günler geceler durmaz geçiyor

Sermâyen olan ömrün bitiyor 10. Gönül söyler iken ağzım

Bülbüllere bak feryâd ediyor Susar mı ey keremkârım

Ey gonca açıl mevsim bitiyor Kalem leyl ü nehâr yazsın

Devrâna uyup seyrân edelim Okurken yâr u ağyârım

Eyvâh demeden Allâh diyelim 11. İdrâk edip bilsen eğer

3. Âşıksan eğer gel birleşelim Sen bir cihânsın ey püser Şeyhin izine yüzler sürelim Varsa gönlünde bir keder Tâ fecre kadar zikreyleyelim Tevhîd oku kalmaz gider Feryâd edelim efgân edelim

Devrâna uyup seyrân edelim 12. Deryâ nefes toprak kafes Eyvâh demeden Allâh diyelim Nusret yeter feryâdı kes Âlemde var mı başka ses 4. Ey yolcu biraz gel dinle beni Allâh bes bâkî heves Kervân yürüyor sen kalma geri

Nusret denilen deryâ gezeri

Hatmetti bugün seyr ü seferi

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvâh demeden Allâh diyelim 12 13

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Zevk-i şehvetten hemen vazgeç gönül

Zât-ı Hakk-ı Kibriyâ’ya kaç gönül

Kırk iki yıl gezdin eğlendin gönül “İrci‘î ilâ Rabbik” hitâbın duy gönül 7 Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül 1. Şems-i rûhun doğdu zılda kalma sen 6. Kırk iki bin yıl dahî seyr eylesen

Ehl-i hâl ol ehl-i kâle bakma sen

Misl-i Kârun cem‘-i emvâl eylesen

Gam ve şâdîden de geç aldanma sen

Sahip olsan âleme keyfeylesen

Bu cihân fânî cihândır ey gönül

Son nefeste var peşîmânlık gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül 2. Birinci dâvetle âleme geldim 7. Çok şükür nefsin kemâle erdi bak

İkinci dâvetle şeyhime vardım

Cümle arzûnu tamamen verdi Hak

Üçüncüde Azrâil ile kaldım

Yazık olur demesinler “Ey ahmak”

Necât yolu şeyh izindedir gönül

Fırsat elden gitmeden çarhet gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül 3. Gün gelir el ayağın tutmaz olur 8. Bunca nimetlerine garkeyledi

Kulak duymaz gözlerse görmez olur

Bir de evlâd ve ıyâl bahşeyledi

Son nefeste işin âh ve zâr olur

Cismini gerdûne-i aşk eyledi

Şimdi ağla sonra gülersin gönül

Cümleden bir ân için ayrıl gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül 4. Yâ İlâhî son ver artık gurbete

Yâ Muhammed sen eriştir vuslata

Yâ Hüsâmeddîn meded kıl Nusret’e

Arada tek perde kaldı yırt gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

14 15

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. İbret nazarın açtı sükût eyledi bülbül

Ufkun ağaran tan yerine bakmadadır gül 11. Zîrâ ki gönüllerde doğan nûr-ı hakîkat

Bir zıl yaratıp eyledi hem kendisi isbât

8 12. Pür-şa‘şaa doğmakta güneş arzı kucaklar

Evlerde ışıklar sönerek tüttü ocaklar 1. Arzın içi boş sanma e mi işte yanardağ

Ma‘şûku bulup gönlüne gir ki olasın sağ 13. Yâ Hak diyerek tâ-be-sabah inle utanma

Mahbûb-ı ezel arz-ı cemâl etse bırakma 2. İnsân denilen zübde-i âlem biziz ancak Âdem denilen sırr-ı cihân hep biziz ancak 14. Ey şu‘le-i vahdet bana âğûşunu aç bak

Pervânelerin âdetidir âteşe yanmak 3. Vîrânelerin altına gir çıkma zemine

Elbette bir gün sen de bulursun defîne 15. “Ey Nûr-ı Hudâ cümle gönüllerde feşân ol”

Mahlûkusun elbet dön dolaş Hâlık’a râm ol 4. Mâdem ki biz insân olarak âleme geldik 16. Âşıkları gör zülf-i perîşâna asılmış

Sonsuz ebedî yolculuğun zevkine erdik

Nusret gibi nokta-i esrârına dalmış 5. Vîrân görünen sînenin altında gönül var

Bülbül sesi duydunsa eğer orda bir gül var 6. Bülbül denilen âşık-ı bîçâre susar mı 9

Bülbül sesi duymazsa eğer hiç gül açar mı 1. İşte cismim işte gönlüm cümleten ihtiyâr olmuş 7. Bak ufka sabah yaklaşıyor lâle ve sümbül

Geçen eyyâm-ı vuslat inkılâp görmüş nihân olmuş

Leylak ile zambak ve hemen sağda duran gül

Hüve‘l-Bâkî tecellîsinde meşhûd ba‘sü ba‘de’l-mevt Ânınçün makberin her taşı mektûm bir kitap olmuş 8. Yerlerde çimenler ile bilcümle fidanlar

Gûyâ ki bakıp maşrıka hurşîdi selâmlar 2. İmamlar beş vakit inler durur kürsî-i tevhîdde

Müezzin nağmesinden şeş cihât mest mürdeler zinde 9. Bükmüş durarak boynunu hâmûş şu nebâtlar Onun aks-i sedâsından coşan bir gönlümüz vardır

Elbette beşer secdesine bin cân atarlar Ararken Kâ‘be-i maksûd bulundu cephe-i pîrde

16 17 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. O lâhûtî sedânın zevkine daldı dil ü cânım 7. Şimdi artık sinnimiz erdi kemâle şüphesiz Hakîkat sem‘imi doldurdu esrâr mest ve hayrânım Kalmadı ceng ü cidâl sulh u salâhtır gâyemiz O ses “Allâhu Ekber” der fakat tekrar eder bin ses Senin bir isminin vecdi beni coşturdu Allâhım 8. Mekteb-i irfâna girdim Rabbimiz “ikra’” dedi

Ey Ebû Cehil senden artık Nusret illâllah dedi 4. Serâb olmuştu dil-hânem bana ummân-ı aşk verdin Harâb olmuştu meyhânem bana kâşâneler verdin Kebâb olmuştu sînem sen visâlinle hayât verdin Huzûrunda senin fânî olam derken bekâ verdin 11

1. Âlî nazar erbâbına sordum da bu âlem

Bir mekteb-i irfân dediler hey gidi âdem

10

2. Dağlar dereler kat‘ ederek âdeme vardım

Bir nağme-i rûhsun dediler zâtıma daldım 1. Âdemim gerçi kovuldum cennet-i dîdârdan

3. Evvelce her ân inler idim aşk ile nâlân Mazhar-ı gufrân olup vazgeçmişim feryâttan

Âşıklara âşık olalı cümle nigâhbân 2. Yağdı bârân-ı belâ hep başıma tûfân gibi

4. Tarif edemem ey hocamız ben seni aslâ Tekne-i tevhîd vücûdum seyreder sultân gibi

“Ey âşık-ı ekber” ne güzel ism-i muallâ 3. Gerçi bir gün nâr-ı Nemrud ile olmuştum heder

5. Bazen açılır dîdemizin perdesi bizden Hep gülistân oldu etrâf çekmedim aslâ keder

Eflâkı kapanmış görürüm secdeye birden 4. Tîğ-i tevhîde uzattım gerdenim kurbân gibi Gökten indi bir ganem Hak’tan gelen fermân gibi 5. Bir taraftan inledim birkaç zaman cânân için

12 Bir taraftan ağladım Ya‘kûb gibi Yûsuf için 6. Bir zaman Mûsâ gibi düşman idim Fir‘avn ile 1. Tesbîh ile tahmîd ile ta‘zîm ile coşmuş Bir zaman Îsâ gibi düştüm ihânet ehline Bir âlem-i diğer görünür cümlesi serhoş 18 19

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Durmaz koşarım coşmuş olan saflara derhâl

Onlar ile tesbîh ederim Rabbimi her hâl 3. Hak uğrunda gözümde yaş kalmadı

Hak yolunda dizde dermân kalmadı 3. Onlar ile sohbet ederek dinliyorum ben

Dil-hânede bir sohbeti diğerle gülerken 4. Hak uğrunda boynu bükük gezerdim

Deryâlara bakar haber sezerdim 4. Bir kâfile ‘ıyş eyleyerek düşmede bî-tâb

Yârin nazarı kılmadadır gönlümü pür-tâb 5. Hak uğrunda ciğerlerim delindi

Bütün arzûlarım dilden silindi 5. Mahzûn görünür sûretimiz sanki firâkta

Şaklar durumum bağ-ı gülistân-ı visâlde 6. Demir âsâ demir çarık erittim

Kâf ’tan Kâf ’a bilseniz neler çektim 6. Bîgânelere müjde verip sînemi açsam

Binbir gecenin zevkini bir anda yaşatsam 7. Geldim geleli âleme çok zevkini tattım

Tevhîd denilen nûra bakıp Hak’tan utandım

14 8. Pervâne gibi âteş-i aşk ile kebâbım

Bir tek nefesin sırrına ermek ile şâdım 1. Çabuk olun tez hesabımı silin

Borçlu değil alacaklıyım bilin 9. Nusret yeter artık kapa esrâr-ı derûnun

Örtsün iki yaş damlası ahvâl-i cünûnun 2. Tahassürden dilde tâkat kalmadı

Ey melekler zîrâ vakit kalmadı 3. Gönlüm aşkın âteşine düşeli

Kıblem oldu âşıkların güzeli

13 4. Ey melekler siz de mi ağlarsınız

Defterleri nerelere attınız 1. Şu dünyada kârım tamâm olmadan

İsrâfîl’in ecel sûru çalmadan 2. Gönüldeki makberime gizlendim

Mîzân tutan meleklere seslendim

20 21

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. “Abd-i mahzem ben tasarruf bilmezem”

Nûr-ı Hak âyînemizdir dönmezem 11. Pîrimin bir nazarıdır söyleten

Tâ-be-sabah bülbül gibi inleten

15 12. Teheccüde kalkmış iken şöyle bir 1. Bir var imiş bir yok imiş bu âlem Nusret susmaz yavaş yavaş söylenir

İşte gelip gitmedeyiz dem-â-dem 13. Mevlânâ’nın bir satırı coşturdu

Sînemizde gerdûneler koşturdu 2. Yârimin bir âdeti var biliniz

Hem çağırır hem kaçar dinleyiniz 14. Neme lâzım bu âlemde çenk ve ûd “Ente hasbî ente kasdî Yâ Vedûd”

3. Bir taraftan türlü elvân gösterir

Ekseriyâ arkasında gizlenir 4. Ömür geçer senelerce oyalar

Kalbinizde yara açar o sarar

16 5. Ey melekler hesap kitap kalmadı 1. Meded yâ şeyhim bana sundun acîb bir derd-i bî-dermân

Hayât memât ikâp itâp kalmadı

Firâkın âteşi yakmaktadır dil-hânemi her ân

Bahar geldi gülistândan eser yok her taraf külhân 6. Ey melekler yol veriniz geçeyim

Cihân cennet dahi olsa bana mahbes veya zindân

Yârin ayak tozuna yüz süreyim 2. Akarken yaşları gözden bütün uşşâka hayrânım 7. İsimlerden müsemmâya bakalım

İçerden bağrıma damlar benim ser-eşk-i mestânım

Sıfâtlardan Mustafâ’ya varalım

Yüzümden gördüler handân özüm inler pür-esrârım

Derûnum yandı kül oldu buna şahittir Allâh’ım 8. Semâda ay güneş ile yıldızlar

Gözlerime bakıp bakıp fısıldar 3. Gece gündüz bütün yârân şikâyet eyler âhımdan

Tesellîm ancak âhımdır bana bir tuhfedir yârdan 9. “Yâr damarlardan yakındır vücûda” Ne anlar halk-ı âlem kim benim hâl-i melâlimden

Haydi yine coştum gelin sücûda Eğer anlarsa Ya’kûb anlar ancak Yûsuf hâlinden

22 23

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Meded pîrim meded ey cânların cânı Hüsâmeddîn

Meded der Yâ Resûlullah senin aşkınla Nusrettin

18

17 1. Halka-i zincîr-i aşka şöyle bir bağlan da gel 1. İhtiyâr oldum çocuklar şimdi hâlim çok yaman Terk-i hestî eyleyip kalb-gâhı tâhir et de gel

Derbederlik bitti artık olduk evlâda peder 2. Karnınız çok doymasın uyku dahî çok olmasın 2. Gençliğimde çok çekerdim düşmanımdan el-amân

Yat fakat sessizce kalk kim yâr ü ağyâr duymasın

Şimdi hep düşmanlarım dost oldu aslâ yok keder 3. Balkonunda havf ve haşyetle temâşâ eyle bir 3. Geçti dünya sonra ukbâ şimdi Mevlâ-yı zaman

Bir gün seherden evvel sana Hak’tan selâmlar iletir

Gönlümü doldurdu aşkıyla bulunmaz boş bir yer 4. Bak nihâyetsiz semâ sönmez ışıklar nûr saçar 4. Ehl-i kehfi andırır gafletle geçmiş her zaman

Böyle tenhâ gecelerde dost gelir düşman kaçar Âşinâlık devri geldi dinle ey nazlı püser 5. Deniz sâkin zemîn sâkin hafîf bir rüzgâr var 5. Gözlerin envârına bir dalsa etfâl-i zamân

Kulak verdin mi kim rüzgârda bir ses var haber var

Mest olurdu tâ ebed fikriyle ey er oğlu er 6. Rûzigârlar kuş dilinden konuşurlar dâimâ 6. Kalbdeki âyâtı izhâr eyliyorken bî-gümân

Dinler isen cân kulağın aç ki arz eylem sana

Dîde bir âyinedir kim nûr-u Hak’tan bir eser 7. Ben Süleymân mektebinden bir ay oldu çıkalı 7. Hak gözüyle bakmayı âdet eden üftâdegân

Hasbihâl arzûsu duydum karşıma sen çıkalı

Delseler kalb-gâhımı olsun helâl etmez zarar 8. Şöyle bir rahmeyleyip baktıysa üstâdım hemân

Hep fedâ olsun yolunda sîm ü zer ya cân ü ser 9. Nusret’in kalbinde esrâr kalmayıp oldu revân

Hak ile halk arasında dâim eylerken sefer

24 25

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

İsrâfîl:

8. İzn-i Hak’la gâh nebâtâta hayât bahşeylerim

Kupkuru otlar yeşerdikçe döner âh eylerim

19 9. Bir taraftan ba’sü ba’de’l-mevt taşırım âdeme

Sûr elimde üflerim ben böyle şey olmaz deme

Cebrâil:

10. Âleme cânım ve yâhut canlara cânânım 1. Hangi dilden geldiğim bir bilseniz ey âşıkân

Aşkı tâ’lim eylerim âh şimdi de hayrânım

Râhata sohbetleri tercih eden müştâk-ı cân 11. Akl-ı küllî rûh-i kudsî hep benim vahdetteyim 2. Doğduğum yer estiğim yer Kâ’be-i dildir bilin “Cem’i cem’ü’l-cem”e vardım mürde olmam zindeyim

Hak Muhammed’den selâmlar yüklenip geldim bilin

Mikâil 3. Cebrâil derler bana Hak’tan emânet var iken

Gâh Habîb’inden huzur-u Hakk’a yol almış iken 12. Tâ beşikten kabre dek hiç var mıdır bîgâne

Rızk-ı maksûme kanâat kılmayan dîvâne

Azrâil:

13. Herkese her an için bahşeylerim erzâkını

Vâkıf-ı esrâr olan takdîs eder Rezzâk’ını 4. Bir taraftan emr-i Hak’la kabzedip ervâhı

Korka korka terk ederken dinlemem eyvâhı 14. Gerçi Mikâil’im ammâ perdeyim dervişlere

Hoşça kal Nusret gidem ben esmeye enginlere 5. Bilmeyenler şânımı nefret ederler şüphesiz

Ölmeden evvel ölün benden amân isterseniz 15. Hangi bir mahlûk var ki Hâlik’a perde değil

Nefsini idrâk edersen perdeler hep muzmahil 6. Kudretimden, kuvvetimden kâinat lerzândır

Hakk’a âşıksan eğer her müşkilin âsândır 7. İsmim Azrâil’dir ammâ âşıkâna bendeyim

Çünkü âşık rûhlarından ben şefâat beklerim

26 27 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Bensiz âlem bir gubârdır türlü ismim türlü resmim var

İnlerim gâh dinlerim her bir zamanda türlü şe’nim var 11. Bir taraftan perdeler icâd edip zahrında gizlendim

Bir taraftan perdeyi çâk eyleyip arz-ı cemâl ettim 20 12. Bir taraftan tenden ervâhı alırken çok elem çektim 1. Her kime rast gelsem âlemde elimden âh ü zâr eyler Bir taraftan dost göründüm başucunda âh u vâh ettim Bilmeyenler şânımı idrâk için hep güft ü gû eyler 13. Gâh cemaat gâh imâm oldum da şöyle saf-be-saf durdum

Bir taraftan kabre indim mûr u mâra bir gıda oldum 2. Ben muammâyım ser-â-pâ hallimin imkânı yok ancak Pîr-i aşka cân verenler vâkıf-ı esrâr olur mutlak 14. Bir taraftan küfr ü tuğyân ehline mihmân olup gezdim

Bir taraftan halka-i tevhîde girdim Hakk’ı zikrettim 3. Âleme cân câna cânânım rakipsiz bir hayâtım var Ben Habîb-i Kibriyâyım “len terânî”den nikâbım var 15. Âşık oldum inledim ma’şûk olup uşşâkı seyrettim

“Fakru fahrî” ehline yoldaş olup bin türlü zevk ettim 4. Bir tabîbim hastegâne dertliler benden alır dermân Şem’ayım âşıklara eflâk ise benden alır devrân 16. Her zamanım ıyd-i ekber her kelâmım sanki Kur’ân’dır

Bî-misâlim lâ-mekânım her bir arzûm sanki fermândır 5. Yastığımdır secde-gâhım baktığım yer kıble-gâh olmuş Gözlerimden aşk taşarken şems utanmış sanki mâh olmuş 17. Her ağızdan söyleyen ya inleyen bir nefha var bende

Her kulaktan dinlerim fâş etmem aslâ sır olur bende 6. Sorsanız âşık mıyım ma’şûk muyum âh sâhib-i cûdum 18. Dikkat et her bir nazar bir bahr-i ummânâ misâl olmuş Nerde bir aşk meclisi bulsam hemen ben orda mevcûdum

Hüsn-i mutlak seyredenlerce firâk ayn-ı visâl olmuş 7. Arş ü ferşi almışım âğûşuma devrimde muhtârım 19. Hasta mahzûn gurbet ehli sînelerde taht-ı gâhım var Günde binbir çehreden yüz gösteren bir gizli sultânım

Sanmayın ben de tüvânâyım tükenmez bunca derdim var 8. Kış gelir rüzgâr eser karlar yağar deryâ coşarken ben 20. Bildiniz mi ben kimim ismim nedir ahvâl ve şânımdan Ravza-i tevhîde girdim ehl-i derde bin selâm benden “Ey gönül!” derler bana zîrâ nazargâh-ı Hudâ’yım ben 9. Yaz gelir her yer sıcak hiç gölge yok herkes yanarken ben 21. Anladınsa sen gönül ahvâlini ey kardeşim hamd et Cennet-i dîdâra girsem çağlayanlar fışkırır yerden Anlamazsan Nusret’i örnek tutup birkaç zaman sabret 28 29

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Bekledim birkaç zaman ağlar iken verdi şeref

İncilerle avdet etti geldi ol hayru’l-halef 11. Çok idi dürdâneler deldik ve taksîm eyledik 21 Ol Süleymân mihrini taktık hamâil eyledik 12. Hepsinin üstünde vardı bir muammâlı yazı 1. Zirve-yi hayrette kaldım bilmez oldum n’eyleyim Dinle ey âşık kulak ol terk edip elden sazı

Söyle ey bülbül ki artık gonca oldum dinleyim 13. İ’tirâf-ı cehleden Nusret görüp âh eyledi 2. Dostun âhı sînemi deldi uyandım uykudan Kahraman Mansûr’a sorduk ol “Ene’l-Hak’tır” dedi Âhımız dergâh-ı pîre erdi şâd olduk hemân 3. Cân içinde cân bulunca saklanıp âr etti hâk

Gark olunca nûra gönlüm zıllden ettim infikâk

22 4. Perde-i ağyâr açıldı yâr göründü âşikâr

Nâm ve şânım kaldı yalnız bu pazarda yâdigâr 1. Ey mahzen-i esrâr-ı ilâhî sana geldim

Ey maşrık-ı envâr-ı cemâlî sana geldim 5. Bir taraftan vâdi-i inkâr orda baktım kimse yok

Artık bu fenâ âleminin zevkine doydum

Bir taraf deryâ-yı isbât cümbüşün pâyânı yok

Ey menba‘-ı irfân-ı yakîn ben sana geldim

Tebrîk ederim davetimi duymuşsun ey dost 6. Şöyle deryâ-yı vücûdu gezmek arzû eyledim Bir hoşça sühân dinlemek ister idim ey dost

Bindiğim tekne çürüktü Hakk’a fermân eyledim 2. Şol âlemi halk eyledi Allâh-u Teâlâ 7. Hazret-i İbrâhîm’e kurbân veren âlî makâm Gördüm ki asl toprak imiş cümle ser-â-pâ

Levha-yı “Yâ Hâfız”ı gönderdi ol Rabb’ü’l-enâm Boynum bükerek diz çökerek geldim huzûra

Bildim seni buldum seni bin hamd u senâya 8. Tıfl-ı kalbim bıktı artık teknelerde gezmeden Arzûn ne ise söyleyiver dinlerim ey dost

Bahr-i aşkın ka’rına dalmak diler eğlenmeden Sevdâ mı süveydâ mı nedir maksadın ey dost 9. Fâil-i Muhtâr idi oğlum karışmam kârına

Hak selâmet eylesin dalsın gönül a’mâkına

30 31 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Sînemde bir âteş lemeân eyledi şaştım 4. Yol ve iz bilmem deme dârü’l-emân ister isen Dîdemden akan yaşlara mendil bulamazdım Tekke-i pîr-i Hüsâmeddîn-i Uşşâkî’ye gel Toprakta nasıl yer tutuyor âteş-i aşkım Sabrım tükenip şimdi de deryâ gibi taştım

5. Kîl ü kâle bakma ey kardeş bu gençlik kahbedir Aşk âteşi yanmazsa eğer sînede ey dost

Yol uzundur gün bu gündür git hemân uslan da gel Ma’şûka nazargâh olamaz ol gönül ey dost

6. Câna mahrem sırra mahrem isteyen ey hasta dil 4. Ma’cûn-i beşer aşkın ile nûra boyandı

Bizdedir esrâr-ı Lokmân zevk-i vicdan durma gel Bir nefha ile hâk-i siyâh odlara yandı Ey âb-ı hayât çağlamânâ cân mı dayandı

7. Âlemin zevk u safâsında bekâ yoktur bilin Ey nûr-ı mücessem gönül esrârına daldı Gözler arası gâfile bir perdedir ey dost Zevk ararsan hâne-i gönüldeki mihmânâ gel Erler oradan feyz alarak mest olur ey dost

8. Bi’r-i dilde Yûsuf-ı cânın figân eyler iken 5. Bülbül gibi feryâd ederiz ey gonca-i vahdet Bî-haberlik bir cinayettir çügân var bizde gel Nusret sana pervânedir ey âteş-i gayret Hak aşkına sen ağzıma vur mühr-i sükûtu

9. Hâne-i dilde Süleymân serveti mahfûzdur Vurma beni hoş gör ne olur ey ulu hazret

Arzı fakr etmede ma’nâ yok anahtar bizde gel Sen pîrine üstâdına lâyık isen ey dost Tâ haşre kadar söyle darılmam sana ey dost

10. Sûretin topraktır er geç aslına râci olur

Sîretinde bülbül-i cân inliyorken gitme gel

11. Câm-ı idrâki uzat âb-ı hayât ister isen

23 Bir serâptır gördüğün her çeşme pişmân olma gel

12. Pâdişâhlar saltanatlardan eser var mı bugün 1. Mâh cemâlin şems-i pîrden nûr-i aşk aksettirir

Zât-ı Hak’tır zâtını anla hemân irfâna gel Sen de gönlünde doğan nemc-i sabaha bak da gel

13. Gözlerinde gönlünün gönlünde Hakk’ın nûru var 2. Yol alır kervân-ı tevhîd Kâ’be-i maksûd için

Şems-i âlem nûru ordan aldı koş idrâke gel Gün sıcaktır âfitâb gitsin de garba öyle gel 3. Zulmet-i leyli düşünme mâh cemâlin yol açar 14. Âlem-i süflîde hayvânlar gibi gezmek nedir Ömr-i âdem tez geçerken sen de pek geç kalma gel Tut elimden arş ve ferşi sıdk ile seyrâna gel 32 33

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 15. Bir cihânsın sen azîzim cümle fermânındadır

Kûşe-yi nisyâna girme âdem-i ma’nâya gel 16. Ahz u i’tâmızda hiç bir madenin kıymeti yok

Biz gönülden gönle seyrân eyleriz dildâre gel 24 17. “Ölmeden evvel ölün” derler bu sözlerden garaz

Çık cesetten ayrıl ey rûh-i revân “illâ”ya gel 1. Çok şükür artık göründü şehr-i uşşâk yol tamam oldu

Bir iki kandil görürken şimdi kervân nûra gark oldu 18. Mürşidim üstâd-ı a’zâmdır Habîbullâh’tır

Bir nazarla mürdeyi ihyâ eden insâna gel 2. Koskoca bir kâfileydik pek yoruldum çok elem çektim

İstişâre etmek üzre arkaya döndüm de âh ettim 19. Kürre-i arz üzre toplandık kapandık secdeye

Mü’min ü kâfîr bilinmez rahmet-i Rahmân’a gel 3. Şehr-i nûrun karşısına tek ve tenhâ bir zaman gittim

Muhteşem bir hâne gördüm kapısın ‘destûr’ deyüp ittim 20. Hiç düşündün mü Ebû Cehl’i acep kimdir bu kelp

Cehli terk et de Resûlullâh’taki esrâra gel 4. Bir geniş meydanâ çıktım korka korka baktım etrâfa

Hayretimden buz gibi olmuş idim dost geldi insâfa 21. Yâ İlâhe’l-âlemîn aşkınla halk ettin bizi

Şimdi ma’şûkum dedin biz kullara imdâda gel 5. Duvarlar bastığım yerler ser-â-pâ sath-ı mücellâdır

Tavanda lafza-i tevhîd yer almıştır nûr-ı beyzâdır 22. Savm-ı ekber ehli oldum bende kaldıysa vücûd

Şimdi üryânım soyun sen de zifâf-ı yâre gel 6. Bir ufak raf var idi baktım da orda bir kitap buldum

Üstüne kâmûs-i aşk yazmış yazan ismiyle mest oldum 23. Âşık-ı sâdık isen her sözde hikmet var sana

Kizb-ü riyâysa işin git ver şeytâna el 7. Şöyle bir açmak üzre yokladım evrâk-ı kâmûsu

Coştu gönlüm hayretimden görmez oldum sanki fânûsu 24. Nusret’e ruhsat verince böyle durmaz söylenir

Levha-yı “Yâ Hû Edeb”den şimdilik âgâha gel 8. İlk varakta ilk satırda Hazret-i Sultân-ı Zîşân’ın

İsmini gördüm ânın izâhı vardı sırr-ı Yezdân’ın 9. Ey misâfir göz kulak ol anla lâkin ketm-i esrâr et

Yâ İlâhî kalmadı sabr u tahammül sen beni afv et

34 35

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Ey misâfir dinle belki ol kitap sermâyesi sensin 9. Yâ İlâhî Nusret’in artık eser yok âh u zârından

Dinle ey âşık ki zîrâ ol hitâbın gâyesi sensin Öyle bir dalmış ki bahr-ı Zâtına çıkmış mezârından 11. Muhammed’dir ilk lugât izâhını istersen ezberle

Kâbil olmazsa eğer bir bulduğun âgâha devreyle

26 1. İdrâkimi aldı gitti cânân

25

Perîşân hâlim oldu rahme şâyan

Şimdi beni bî-şûur bıraktı

Allâh Allâh şu tende cân mı kaldı 1. Habîbimdir Resûlümdür âleme ben armağan ettim

Nusret’e senden olan yâ Rab meded

Ol vücûd ancak benimdir âlemi zevkimden halk ettim

Sâlli alâ Seyyidinâ Muhammed 2. Kıblegâh ettim onu uşşâka mahzûn gönle hem-demdir 2. Gönül oldum inler iken ağladım

Nûrum ancak sohbetinden rûşenâ dillerde pertevdir

Kulak oldum dinlemeye başladım

Aceb göz müdür dedim en son durak 3. Ol vücûda gizlenip âlemleri seyr eylerim her ân

Allâh Allâh ne bir ses var ne kulak

Ol vücûttan neşr-i envâr eylerim kim aşkıma şâyân “Nasaraküm” müjdesi oldu delil

Senin ile hasbihâle yâ Celîl 4. Bir taraf vâdî-i inkâr bir taraf deryâ-yı isbâtım

Muhammed’dir mahremim ashâbına bol oldu ihsânım 3. Deryâ denen aşkın gözyaşlarıymış

Hava âşıkların öz nefhasıymış 5. Ben Habîbim Mustafâ’yı lâyemût kıldım duyan duysun

Toprak acep nerden almış kudreti

Kullarımdan razıyım ben mürde diller şâd-mân olsun

Allâh Allâh ateş sarmış ümmeti

Yanan âşıklara sorsak yakan kim?

6. Kâinâtı ben Muhammed’le şereflendirdim ey fânî Suâlden maksadım sensin yâ Hakîm

İktidâ et sen de Hazmî’me benim ol tıfl-ı Uşşâkî 4. Aklın fikrin nerde demeyin bana 7. Her sahîfede medhine tahsîs edilmiş ol keremkârın Hak yolunda hepsi gitti yağmaya

Lafza-i tevhîd yanında ismi vardı zât-ı Zîşân’ın Gelen gitmez sanmayın giden gelir

Allâh Allâh dem gider devrân gelir 8. Zevk-i bî-pâyâna ermiştim kapattım şimdi kâmûsu Eğer senden bize olmazsa meded

Müjde senden şâd ve hürremdim bıraktım âr ve nâmusu Kimlere el açmalıyız yâ Samed

36 37 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Hakk’ın mâiyyetindeyim dinleyin 2. Kimi sâkî kimi bî-hûş kimi hoş Size bir sır fâş edeyim gitmeyin Kimi gam-nâk kimi dahhâk kimi boş Hak kapısından kovmak yoktur bilin Allâh Allâh biz giderken tez gelin

3. Âşıklara hizmet emri ezelden Gülen gülsün ben gözyaşı dökeyim

Nusret’e bahşedilmiş Lem-yezel’den Ümîdimiz sende kaldı yâ Rahîm

4. İşimiz bir zamanlar eyvâh idi 6. Sînemi açmak dilersen açayım Onlar için ben sana yalvarayım Fakat gönül dostuna meyyâl idi Sen benimsin ben de senin olayım Allâh Allâh sen solma ben solayım 5. Şimdi de sıdk ile meddâhı oldu “Elif ”le “H” kaldı gizlenince lâm Nihâyetsiz zevkini orda buldu Arz-ı hâlim hep sanadır yâ Selâm

6. Bülbül gülsüz gül bülbülsüz yaşar mı 7. Seyrederken enfüs ü âfâkı

Âşıka sus desen acep susar mı Yolda bekler bazılarının âhı Anlaşılır mı Hakk’ın esrârı Allâh’ım sensin bizlerin penâhı 7. Fakîrlere hem-dem oldum ağladım Ben kimim sensiz n’idem bilmezem Dertlilere bakıp dermân sağladım Sen de dâd etmez isen ey Zü’l-kerem

8. Âşıklarla sağa sola çağladım 8. Serhatlere geldim tâkat kalmadı

Dost düşman yok varlık birmiş anladım Toprak ceset nasıl coştu kaynadı Dül dül diyüp dostun gönlüne uçuş

9. Kendi düşen kendi ağlar hâline Allâh Allâh ne acayip bir koşuş

Dışı bırak bak gönül ahvâline Gide gele ihtiyâr oldum zaîf Senin envârına daldım yâ Latîf

10. Settâr ile türlü ülfetler ettik

Cebbâr’a da gerçi çok hizmet ettik

11. Çocuklukta Hakk’a rücû eyledik

27

Hâce-i aşka ser-fürû eyledik 1. Cihânda herkes bir vazîfe almış 12. Hak yolunda aşka bağlanmak gerek Kimi âlim kimi câhil tanınmış Söyleyenden dinleyen ârif gerek 38 39 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 13. Yûsuf göründü Ya’kûb’un gözüne 24. İnsân doğar çocuk olur yaşlanır

Leylâ göründü Mecnûn’un gözüne Büyüdükçe bu âleme aldanır 14. Verdim özümü şeyhimin özüne 25. Olgun meyva hâke bakar sallanır

Gözüme bak ne göründü gözüne Âkil olan Hakk’a doğru yol alır 15. Hüsn-ü mutlak sende olmuş cilve-ger 26. Sana bir tavsiyem var ey pür-keder

Cân ve dilim senindir ey pür-hüner Âşık ol ki âşık Hakk’a tez gider 16. Gönülde var Hak yazısı bir kitap 27. Kara kâfî gelmedi seyrânıma

Onu okursam acep var mı itâp Havalarda gezmek yetti cânıma 17. Gerçi kalmaz kimsede tâkat ve tâb 28. Denizlerde yüzer idik bir zaman

Buna şâhit yeter gökte âfitâb Deniz büyük biz küçüktük o zaman 18. Erler meclisinde aş var gidelim 29. Şimdi deniz gönülde dalgalanır

“Fakr u fahrî” libâsını giyelim Arşa kadar yükselerek dağılır 19. Aşk ehlinin bâdesinden içelim 30. Yârin elinde oyuncak gibiyim

Yiyüp içip Hakk’a bin şükredelim O’nun nûru doğunca yok gibiyim 20. Bed-mâyeye ne yedirsen nâfile 31. Gâh ona sen gâh sana o der idik

Neye yarar gökten inen mâide Böylece bir yol tutup gider idik 21. Günahım çok sevabım yok sefildim 32. Bazı kesret gitse kalsak yalınız

Temizlenmek için öldüm dirildim Biri asıl gölge olduk birimiz 22. Bugün sabî yarın bir nev-civânım 33. Ben yok oldum acep bu nâle nedir

Fenâ-ender-fenâdandır figânım Gafletten mi yâr şikâyetçidir 23. Düşündüm “ba’sü ba’de’l-mevt” ne sözmüş 34. Hikmetinden suâl etme sabûr ol

Bu sözden almayan ibret ne körmüş Vakti gelir lütfu doğar şekûr ol 40 41

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Nûr doğarsa her taraf pür-nûr olur

Cîfe dahî nûr ile mesrûr olur 11. Meğer ben de canlı bir âlemmişim

Veyâhut cân âlemine ermişim

28 12. “Ya Hümeyrâ git yetiş imdâdına 1. İki varlıktan biri ma’şûk olur Nusret’in son gelmiyor feryâdına”

Diğeri elbet ona âşık olur 13. Mürşidin gönlüne bir cünbüş olur

Söyletirler çok söyleme suç olur 2. Mahbûbumdur Hakk’ın habîbi benim

Her tarafta onu arar gözlerim 3. İçi ma’şûk dışı âşık bir vücûd

Her taraf bir kıbledir etsek sücûd

29 4. Kalksa vücûd kümbedi puthâneden

Kim kalır kim gider meyhâneden 1. Kûh-i kâfa vardım ordan âlemi seyreyledim

Hâl ve ahvâlinden âgâh olmaya azmeyledim 5. Gâh “erihnâ” gâh “hümeyrâ” der Habîb 2. Sordum ey Hak ey meâdin var mıdır bir derdiniz

Bin selâmlar sana bizden ey tabîb

Bunca yıllar geçti artık söyleyin ahvâliniz 6. Hasta gönüle sıhhat istersem eğer 3. Merhaba ey Âdemoğlu derdimiz sensin bizim

Sonra ona yalvarırım tâ seher

Bunca yıllar biz senindik şimdi oldun sen bizim 7. Bir zehir ver beyaz olsun içeyim 4. Bunca yıllar hizmet ettik kimse sormaz hâlimiz

Gönlün etrâfında tavâf edeyim

Sen kimin emriyle geldin söyle bilmek isteriz 8. Sen tohum ol ben de toprak olayım 5. Nâr u bâd u âb u hâktır ismimiz dört kardeşiz Âlem içre bâğ ve bostân kurayım Sen vücûdu bizle buldun sonra elbet isteriz 9. Gönül coştu hayretimden ağladım 6. Bizlere ancak seninçün can veren Allâh’ımız

Şefâat sırrını şimdi anladım Nûr-ı vechinle münevver kılmada kalb-gâhımız

42 43

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 7. Hak Teâlâ her kelâmında Habîbim der sever 5. Ben değildim lâyık aslâ ol ilâhi sözlere

Ol Habîb-i Kibriyâ biz ümmete rahmet diler Sen bizi yanlış görüp açtın derûnun bizlere 8. Yoksa sen de ümmete ey nûru’l-ayn dahil misin 6. Ben bu amelde zaîfim bir hakîr âciz kulum

Yoksa sen de imtidâdı nûr-ı Peygamber misin Meskenet oldu işim kaybeyledim sağım solum 9. Biz sana âyîneyiz âh sen de mir’ât-ı Hudâ 7. Hazret-i Hazmî’ye büktük boynumuz misl-i gedâ

Hilkat-i âlemde maksat sensin ey Mihr-i vefâ Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâki’ye ettik ilticâ 10. Hep seninçün devr-i âlem, devr-i eflâk devr-i Hak, 8. Hep onun aşkıyla durmaz söylenir bu cümle beyt

Biz senin pervanen olduk, sen bize nûr-i levlâk.

Ol bize oğlum der amma biz ona olduk ubeyd 11. Sen ki avdet eyledin aslını bulup yâd eyledin 9. Nâsiyemde gözlerimde hep onun nûru gezer

Ehl-i beyt-i Mustafâ’dır cedd ü ecdâdın senin

Dürlü esrâr fâş ederken sen onu gördün meğer 12. Sen ki geldin bizlere mesrûr ve handân eyledin 10. Sen nikâb-ı yâri açmaktan sakın etme keder

Hak erenler de seni dillerde mihmân eylesin

Neş’eni bozma cemâl-i yâri Nusret setr eder 11. Sen ki dîdemde onu gördün de âğâz eyledin

Sen ki coştun da onun aşkıyla pervâz eyledin

30 12. Gel azîz ol kardeşim gel şevkimiz eksilmesin

Biz bize bend olmuşuz âh yâr ve ağyâr dinlesin 1. Aferin bak secde ettin kibre isyân eyledin

Alnını öpmek için sen abde fırsat eyledin 13. Devrile devrân ile seyrân ile coştuk bugün

Gün bugündür sînemiz çâk eyledik coştuk bugün 2. Hak sana yardımcı olsun unutma sücûdunu

Geldi mi yevm-i kıyâmet çürütmem vücûdunu 14. Serhoş oldum akl ü fikrim yağma mestlik ânıdır

Yevmi gurbet bitsin artık şimdi zevk eyyâmıdır 3. Ey vücûdun aslı faslı ey anâsır babası

Ben sana baktım ve sildim ol zaman gözden pası 4. Sen Aliyyü’l-Mürtezâ’nın oğlusun bildim seni

Sözlerinle gönlümü şâd eyledin sevdim seni

44 45

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

31 32 1. Bir derd ile bin lütfu gelir Hazret-i Hakk’ın 1. Yâ Rabbi beni hasta alîl eyledi aşkın

Sil gözyaşını ağlar isen Hakk’a uzaksın Dil-hânemizi nûra mı ya nâra mı yaktın 2. Tevhîd okuyan dilde olur mu gama yanmak 2. İster yüreğim hâne-i ihvânı ziyâret

Aşk âteşi bitse eğer sîneme gel bak Âdet bu mudur hâne-i vahdette ikâmet 3. Hep bitti bugün âb u hava âteş-i sûzân 3. Sînemde olan âleme bir kez nazar ettim

Kaldıysa eğer birkaç avuç hâki perîşân Âyine mi vîrâne mi baktıkça âr ettim 4. Elbette o rûh bülbülüne bil ki kafestir 4. Elbet hareket beklenemez mürdeden aslâ

Gaflet ile âlûde isen cümle hevestir

Geldikçe senin zindelerin etmede ihyâ 5. Kokmak diledim aşk gülünü şöyle yapıştım 5. Züvvârımı şâd eyle benim Hazret-i Allâh

Hâlâ acıyor kırk senedir sanma alıştım

Nusret kulunu eyle Habîb’in ile hem-râh 6. Bir gün yaşaran dîdem ile goncaya sordum

Bak ben de dedi derdin ile sapsarı soldum 7. Sen beklemedin ben eğilem vechine doğru

33

Sabreylemedin sen uzadın vechine doğru 8. Nusret bana bak sevdiğin her şeye rakîbim 1. Yâ ResûlAllâh kapında bekleyen uşşâka bak

Yetmez mi ki aşkım sana ey abd-i zaîfim Bazımız mahcûb ve mahzûn bazımız bin derde gark

Ömrümüzden her geçen gün bizlere yıldan ırak

Lutf edersen beynimizde kalmaz aslâ iftirâk

Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

46 47 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Yâ ResûlAllâh uzun bir yoldan avdet eyledik 4. Sen ey yâr-ı vefâdâr aç derûnun Dağ ve taşlardan geçip deryâları kat’ eyledik Yine bî-kes kalıp oldum zebûnun Kalmamıştı sabr u tâkat nâle efgân eyledik Sen Şefîü’l-müznibîne arz-ı hâcât eyledik

5. Ey benim rûh-ı revânım şöyle gel Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Ey benim rûh-ı zebânım inle gel Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

6. Ey benim sırr-ı figânım coş bugün 3. Yâ ResûlAllâh beni âğûşundan etme cüdâ

Serhoşum ben sen de serhoş ol bugün Maksadım mir’ât-ı sînenden temâşâ-yı Hudâ Şerha şerha oldu sînem rahmet ey bahr-ı safâ Bir gedâ-yı pür-kusûrum Yâ Muhammed Mustafâ 7. Ben değil âğûşunu açmış cihân Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak Cümle âlem taht-gâhın bî-gümân Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

8. Bir tecellî nûrunu bekler bu dil 4. Yâ Resûlullah bütün ümmîdimiz sensin bizim Lutfedip açsan dehân ey bî-misil Gâyemizsin kıblemizsin Kâ’bemizsin sen bizim Nusret inler kâinat ağlar düşündük suç bizim

9. Gamzene her nokta olmuşken delîl Sen de dâd etmezsen ahvâlimiz nolur bizim

Ağlamaktan zevk alır Nusret alîl Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

10. Kıbleye karşı tutup nâsiyemi

Pâk ve sâf ettim gönül âyînemi

11. Belki teşrîf eyler ol sâhib-kerem

34 Der iken tahrîre yeltendi kâlem

12. Ger münâcât eylesem cehlim ayân 1. Bahar gelmişti gâfildim cihândan

Şöyle bir nâz eylesen hâlim yamân Güyâ bir nefha ermişti nihândan

13. Medhine açsam lisân “sus” der kitâb 2. Gönül bilmem niçin inler dururdu Güyâ her nefha aşktan dem vururdu Bir hatâya belki var yüzbin itâb 3. Ne bir yârdan ne ağyârdan haber yok 14. En ufak bir ihtiyâç etse şitâb Acep dil-hâneye sorsak ne var yok İstemem mir’ât-ı dilde bir nikâb 48 49

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 15. Çünkü gönlüm bir nazar-gâhtır sana 2. Sonra bî-tâb-ı tüvân yâhut temâşâ-yı cemâl

Hâk-i pây olmak ne nimettir bana Vakti gelse korkma artık Hak’la olduk lâ-yezel 16. Âlem içre şâh ve sultân eylesen 3. Gerçi sînende yanan aşk âteşi sönmüş gibi

Bâb-ı aşkında kulum ey zü’l-minen

Benliğin yakmış kül etmiş vech-i pâkin nûr gibi 17. Hangi ihsânını saysın bu gedâ 4. Gerçi âşıklarla ülfet eylesen parlar gönül

Şükrüne yetmez ömür ey pür-âtâ

Hâce-i aşkın huzûrunda sakın coşma gönül 18. Gözlerim nûrunla parlar rûz u şeb

Sem’ime ermez tekâzâ-yı taleb 5. Belki ma’şûk eyliyor âşıklara Mevlâ seni

Bazen aşk bir perdedir tefrîk için Hak’tan seni 19. Emrin olmazsa dehân eyler sükût

Lâne kurdum şimdi misl-i ankebût 6. Gerçi ummânın da ma’şûkların da uryânısın Âlem-i imkânda bir kulsun veya sultânsın 20. Sen mi mestûrdun bu gün baktın bana

Ben mi açtım rûyini ey dil-rübâ 7. Sen de ey âşık sakın Mansûr gibi “Hakk’ım” deme

Gördüğün her zerre “ben Hakk’ım” dese olmaz deme 21. Şimdi artık istemem gizlenmeni

Belki bir gün bende gözlerler seni 8. Kâinat bir mürebbî oldu gâfil Nusret’e Ân-ı firkat geçti artık hâzır olsun vuslata 22. Cümle ef ’âlim senin ef ’âline

Cümle evsâfım senin evsâfına 9. Mürşîd gözünden lâ-yezâl göründü 23. Uygun olmazsa yakışmaz şânına Bî-misâl bî-nikâb cemâl göründü

Sustu Nusret daldı Zât ummânına 10. Perdeler gözümden bir bir açıldı

Gönüller bir oldu nûrlar saçıldı 11. Ayıldım kendimi O’nu aradım

35

Ne ben var ne O var şimdi anladım 1. Çağla ey rûh-ı revân deryâ yakındır durma koş 12. “Rucû’u ilAllâh” desek bu işe

İnle ey dil inle kim bu çıktığın en son yokuş Vuslat deyiniz siz bu gidişe

50 51 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 13. Âlemde görmedim hiç böyle makâm Cihânı vereyim ben orda kalam 14. Lüzum yok dediler her taraf birdir 38 Mekân u lâ-mekân hepsi senindir

1. Üç bin sene evvelki Yûsuf kalktı dirildi

Ey necm-i sabah nûrun ile Mısr’a erildi

Nusret denilen birkaç avuç hâk-i siyâhı

36 Destûr diyerek âlem seyrâna getirdi

2. Geldi bir derd-i acîb hâneye mihmân etti 1. Fidandım büyüdüm goncayla doldum

Gizlenip ağlar iken âleme rüsvây etti Bahâra yetiştim kızardım soldum

Boynumu bükmüş idim dillere destân etti

Kime şekvâ edeyim der iken ihsân etti 2. Kokuma bir müddet dostlar üşürdüm Dikenim yaprağım arza düşürdüm

3. Âleme geldiğime bin kere pişmân etti 3. Ben ve sen meğer bir kuru lafmış Yûsuf ’un kıssasını gösterip irşâd etti Her vücûd Hakk’ın mâadâ yalanmış Yine bir gün kaçıyordum beni handân etti

“Sen benim, ben seninim gel” diye feryâd etti 4. Dâimâ hâzır ol ey ân-ı vuslât Nâr-ı aşkınla nûr oldu Nusret 4. Aczimiz erdi kemâle vâsıl-ı dergâh etti

Cevri kâfî görerek sırrına âgâh etti

Gerçi yıllarla üzüp Nusret’i nâlân etti

Çok şükür şimdi bugün bülbüle akrân etti

37

39 1. Fermân-ı Hudâ zuhûra geldi Aczim büyüdü kemâle geldi Deryâ-yı derûn hurûşa geldi 1. Yâ Râb nereye baksa bu dem dîde-i cânım Ervâh soyunup huzûra geldi Her yerde seni görmededir nûr-i nigâhım Farz et ki ömür hitâma erdi Sevginle bugün kalmadı hiç âh u figânım Nusret yeni bir sabaha geldi Tahmîd ile meşgûl görünür şimdi dehânım 52 53 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Hicrinle coşar yaşla dolar bazı nazarlar Bilmem ki niçin ağlayarak nâra yanarlar Âlem ki senin nûrun ile oldu münevver Ol nûru taşır dîdene sahib olan erler

41 3. Sen gönlümüzü nûrun ile doldur İlâhî Gözyaşlarımız perdesini kaldır İlâhî

1. Kalmadı sabr u tahammül yâ Resûlullah meded Vuslatta iken bahr-ı gama atma İlâhî

Kendimi gaybeyledim aşkın ile yâ Râb meded Rahmeyleyerek Nusret’ini yakma İlâhî

2. Hâk-ı pây-i Hazmî’ye yüz sürmeğe ettik şitâb

Böyle cemiyetleri ender görürmüş âfitâb

3. Gerçi cemiyet ve âlem hep senin mülkün-durur

40

Dîde-i uşşâktan rü’yet senin hükmündürür

4. Göz yaşından âh ve vâhtan biz bugün âzâdeyiz 1. Cemâlin nûruna mahrek olunca

Eylemezsen sohbetin dâim bize âvâreyiz Gönül etvârını artık şaşırdı

5. Seng-i vahdet kırdı mir’âtı dili malûmdur 2. Eğer kaldırsalar “vav”ı vücûddan

Zindeler bezminde niçin Nusret’in mahzûndur Göründü sâhib cûd yük taşırdı 3. Huzûrunda kıyâm zevkin tadınca Dehânın lâl iken esrâr taşırdı

42 4. Nikâbın zannım oldu pâre pâre Görünmez oldu şems eflâk şaşırdı

1. Âlemde yolun mekteb-i irfâna varırsa 5. Ne yâr kalmış ne ağyâr ol mekânda Bul hocasını yoksa işin âh ile vâhtır Bekâ mülkünde fânîler şaşırdı Rûhun kafes-i tende kalıp zevke dalarsa

Hayfâ ki yerin her gün için hâk-i siyahtır 6. Bu âlem âlem-i vuslât deyince Ya terk-i cihân eyleyerek âşık-ı yâr ol Şükür Yâ Rab deyip Nusret şaşırdı Ya tâlib-i dert ol da şeref-yâr-i visâl ol 54 55 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. İnsân gibi doğdun yaşayan insân isen sen Aşkın koca bir kervânı var gel yetişirsin Her gün yeni bir kâr ile durmaz didinirsen Peşîmân olarak pûte-i eyvâhta erirsin 43 Gel tâlib-i dert ol da zafer-yâb-ı merâm ol Bir mürşîdi bul tut elini cânlara cân ol

1. Erbâb-ı nazar bakıp geçerler

Erbâb-ı dilân göğüs çekerler 3. Bak fasl-ı bahâr geldi yine lâleler açmış

Erbâb-ı Hudâ haber sezerler Toprak gibi bir cevherin üstünde neler var

Erbâb-ı safâ meded çekerler Ezhâra bakın her biri bir renge boyanmış Gönlünde de fark etsen eğer böyle bahâr var

2. Ey köhne yuvar neler taşırsın Tathîr ederek câh-ı dili mâil-i âb ol

Yaktın beni sen neden acırsın Tevhîd tohumu almak için bir ere râm ol

Ömrün bekâya dönmekte artık

Ben yâne yâne kül oldum artık 4. Âlem hep o âlem açılan perde-i cândır Bir ibret ile âleme yok ol da nazar kıl

3. Sînende bülbül bir gonca ister Ârif olanın rûhuna ten taht-ı revândır

Goncayla dolmuş âlem ser-â-ser Cismin seni terk etmeden evvel onu terk kıl

Gafletten artık Nusret uyansın Miftâh-ı cemâl ister isen gel bize yâr ol

Dil-hâne aşkıyla nûruyla yansın Gurbette kalıp inleme gel yâr ile vâr ol 5. Leş kargası hiç bâğ ve gülistâna girer mi Bülbül gibi bir gonce bulup nâleler eyle

44 Huffâşe bakın nûr ile ünsiyet eder mi Pervâne gibi âteşe koş handeler eyle Ey aslı türâb gönlü harâb ömrü serâb gel 1. Rûhunla tenin benliğinin mâyesi oldu Gölgende ne var arkanı dön nûra görün gel Rûhun bir güneş ten de onun sâyesi oldu

Güyâ araya firkat odu düştü ayırdı 6. Her hasta marîz ben gibi mecnûn ise eyvâh Fikret ki o dem zıl güneşin gâyesi oldu Elbette bir gün gül de kurur bülbül olur lâl Ey sırr-ı peder nûr-i seher râz-ı keder âh 2. Mi’râc ederek rûhlarımız aslına uçtu Makberde o gün birleşiriz son bulur ahvâl Ecsâd ise hep aslı olan toprağa koştu Ger açmaz isen sem’-i hakîkat yine vâr ol Bir sırr-ı acîb her cihetin Rabb’ine yoldur Nusret ciğerin dağlar iken bak ona şâd ol Baktım ikisi âlem-i diğerde buluştu 56 57 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Ey âlem-i dünya sana kâr-hâne demişler 7. İşittim aslına yol bulsa âşık mest ve hayrânmış Ey âlem-i uhrâ sana gam-hâne demişler Dem-â-dem artar eksilmez enîni hâli sekrânmış Terkeyle iki âlemi zîrâ ki bekâ yok Ey hâne-i vuslat sana dergâh mı demişler 8. Düşündüm aslıma varmak için bir arkaya döndüm

Meğer memnû imiş tebdîl-i cephe şeyhe yüz döndüm 4. Dergâha gelip pâk olalım pâk olalım pâk Ey kenz-i hafî mahzeni ey sîne-i derd-nâk Bir gün geçen eyyâm-ı elem son bulur elbet Nusret sana müştâk yetiş ey bûy-i ıtır-nâk

46

1. Tarîk-i hak tamam olmazdan önce ey ömür bitme

Bahâ-i hüsnünü öğrenmek istersen azâr etme

45

2. Nasıl fâş eylesem derd-i derûnum ey Kerem-kârım

Bana bir müstaid gûş ver açılsın dîde-i cânım. 1. Zebân inler kâlem inler gönül inler firâkından Cihân inler mekân ve lâ-mekân inler lisânımdan

3. Kelâma gelmiyor sînemdeki esrâr ey Allâh’ım

Hülâsâ eylemiştir râzımı en son çıkan âhım 2. Meğer aşkım şu mevhûm varlığa bir perde resmetmiş Güyâ uşşâk figânıyla telâş etmekte ahd etmiş

4. İşittim ki huzûr-i hazretinde kimseler yokmuş

Habîbinmiş yegâne mahremin başka kesân yokmuş 3. İlâhî âteş-i aşkın sarây-ı gönlü hâk etti Geçen eyyâm-ı ömrü âh firâkın târumâr etti 5. Hevâ-i nefse dargınlar Habîbinden alırmış nûr

Birinci sûrda mahvoldum acep nerde ikinci sûr 4. Kime hâlim ayân etsem yanan sînemden âh etsem Kime arz-ı niyâz etsem kime candan hitâb etsem 6. Senin mahbûbuna ermek için başımla cân koydum

Habîbinmiş meğer şeyhim bugün âgâh ve şâd oldum 5. İşittim ki senin merd kulların varmış bu âlemde Senin esrâr-ı tevhîdin tamam olmuş bu âlemde 6. Hezâr şükreylerim yâ Rab enîs-i sohbeti oldum İçimden korkular gitti harîm-i dergehin oldum 58 59 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Merak etme seni şeyhin huzur-ı Hakk’a cezb eyler

Hudâ her bir yananla pûte-i aşkında zevk eyler 6. Bu âlem oldu deryâ-yı hüviyyet vahdet-i Mevlâ 47 Vücûdun lâ deyip nefyet hemân mürşitle ol illâ 7. Bir ân ezvâkını efkârını ahvâlini terk et 1. Gedâ-yı dergehin oldum kuyûdâttan halâs bulsam

Huzûr-ı Hak’da dâimsin vücûdun bak nedir derk et Vücûdum mahbesim yıksam biraz şöyle âzâd olsam 8. Huzûr-ı şeyhe Nusret taş gibi bir kalble gelmişken 2. Verâ-yı akl u efkâra heves etti fakîr gönlüm

Bugün ol taş yürek kaynar durur îmânâ gelmişken O derya-yı hüviyette yüzerken gaybolan gönlüm 3. Meğer ki ejder-i nefsim bana düşman imiş bildim Bana destûr ver ey şeyhim çıkardım tîğ-ı tevhîdim

49 1. İnerim gayyâ denilen âlem-i dûzah dibine 48

Çıkarım sâha-yı envâra gözümden halk siline 2. Bütün âlemler uzanmış da melâik dizine Hâtif:

Çalışır cümle-i ekvân koşarak aşk iline 1. Nice feryâd edersin ey azîzim gel beni dinle 3. Küçücüktüm bir ufak bahçeye girmek diledim Derûnun nây gibi pâk eylemezsen hükmü yok inle

Bâğ-bân geldi dedi “giremezsin a beyim” 2. Bulup bir er tutarsan el emîn ol bahtiyârsın sen 4. O zaman belki teessürle dedim “hay hay girerim” Dizin dizde gözün gözdeyse dillerde gezersin sen

Nice bin hamd ü senâ çünkü huzûrunda yerim 3. Elinle tutmuşun sen Hak elin hiç bunda şüphem yok Sebât ister vefâ ister emîn ol başka engel yok 4. Mücâhitsen mücâdilsen müşâhit olmak istersen Elin işle gönül dostla vücûdun Hak’la istersen 60 61 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

51

50

1. Bilir bilmez görür görmez nasıl bir devr-i âlemdir bu Hâtif: Iyân olmuş nihânım der nasıl bir sırr-ı hilkattir bu

Nihân olmuş yakînim der nasıl keşf-i hüviyyettir bu 1. Deryâ-yı hüviyyette yürü yüz her ân keyfine bak Visâlinden kaçar Cibrîl nasıl bir sırr-ı ülfettir bu Yâ zirve-i bâlâya çıkıp hikmetimin sırrına bak Zâtım ile zâtın evsâfımız hep bir gitme uzak 2. Bugün tam yirmi dört yıl var ki yârimçün her ân koştum Esmâdaki tevhîdi hafî tut idrâke bırak “Sen misin ey cân-ı cân” na’rasıyla herkese sordum

Bir beyaz tül takmış ol yâr açmasıyçün yalvarıp durdum 2. Ey nûru’l-ayn ey dîde-i nûr sen ne güzelsin

Attı vechinden nikâbı vechime âh şimdi kül oldum Nusret denilen bendeni niçin çok üzersin Kâh gark ederek rahmetine süzersin

3. Görmek isterler cemâl-i yâri ammâ söz ile olmaz Açmak dilesem şöyle nikâbın ne gülersin

Rûz u şeb feryâd ve efgân cümle derde çâre-sâz olmaz

İsteyin miftâh-ı esrârı bu yolda âr hicâb olmaz 3. Dışarıdan ta’n-ı ağyârla şu cismim bin helâk oldu

Sahibü’l-mir’ât-ı vuslattır fakîr Nusret inâd olmaz İçerden âteş-i cânânla gönlüm pek harâb oldu İki âteşle nem kaldı kalan nâm u nişân oldu Soyundu rûh-i çâlâkim bugün nûru’l-ayân oldu

52 4. Fakîr bir ev yapar sultân saray inşâ eder elbet Şu sonsuz âlemîn halkında vardır şüphesiz hikmet Bütün âlem habîb olmak için etmektedir gayret 1. Cümle âlâmın hemen taksîm için geldim bugün Buna esrâr-ı hûb derler nasıl fâş eylesin Nusret Çekti miknatis-i kalbin bendeni bir ân bugün

2. Tâb-ı hüsnünle senin titrer iken buldum şifâ

İşte rûhâniyyetinle dil yine buldu safâ

3. Bekleyenler vardı bâb-ı rahmetinde Zât’ını

Haccım olmuştu tamâm almış idim ihsânını 62 63

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Hasta kalbler sıhhat alsın neş’elen sen yâ Tabîb 5. Bilirim coşmak için şeyhini istersen eğer

Saf saf etrafında uşşâk bekleşirler yâ Habîb Senin olsun senin olsun senin ey dertli püser 5. Sînemiz âyîne olsun bak cemâl-i pâkine 6. Sen onunsun o senindir o güneş sen ona ay

Seng-i gam kırmış ne gam kim durmuşuz dîvânına

Size bir tuhfemiz olsun alınız “Nefha-yı Nây”

6. Sîne-i fağfûr kederlerden boşalsın inlesin 7. Eğer ermişsen oğul zirve-i tefrîde güzel

Muntazır âşıkların sen söyle onlar dinlesin

O zamân mesele yoktur ebedîsin hem ezel 7. Bir kulağın dinliyor gam-dîdeler eyvâhını 8. Hele artık beni söyletme de tanbûrunu al

Bir kulağın dinliyorken âşıkânın âhını

Bütün âlem kulak olmuş bize aşk nağmesi çal 8. Dîden içre bir hüviyyet nûru var yârân için

Gönlün içre kim ne cünbüşler hazır cânân için 9. Şükür ey server-i zî-şân-ı rusûl nûr-i Hudâ

Sana “hurşîd-i şefâat” dedi erbâb-ı gazâ 9. Leblerinden sen şarâbın eksik etme sâkiyân

Nusret’in mest olmak ister tâ ebed ey Şâh-ı mâ 10. Dökülüp yollara bir bir avuç açmış süedâ

Sana ermek için uşşâk cânı etmez mi fedâ 11. Senin aşkınla heyûlâ gibi devrân ederim

Ne sabahım ne de akşamımı tefrîk ederim

53 12. Bize senden gelen envâr-ı füyûz oldu hedef 1. Dedi cânân ne durursun hele bir yaz göreyim

Senin envârını câmi’ tene denmez mi sedef

Yine al vahdetimin sâzını bir zevk süreyim 13. Geçerek mürşidimin karşısına misl-i gedâ 2. Ne okursan oku zîrâ bugünüm ıyd günüdür

Seni onda bularak sürmedeyiz bunca safâ

Yeni bir gonca açıldı açılan aşk gülüdür 14. Beni inkâr O’nu isbât ile başlar sözümüz 3. Senin her nağmenin altında fenâ sonra bekâ

Denilen neş’elerin var kokuyor bûy-i vefâ Uçarak âlem-i lâhûta geçer hoş günümüz 4. Vuruver mızrabını tellere âhenk dolsun 15. Bana derler ki ehibbâ nice bir yanmadasın

Ki visâlim dileyen ümmetim hem-zevk olsun Yanarak kül olabilmek mi acep kasdın?

64 65

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 16. Ne için yanmayayım âh sîneme âteş doldu 8. Bakınız şöyle konuştuk diye ey abd-i fakîrim

O ki âteş değil ey dost nûr-i muhabbet doğdu Temiz oldukça dil-hânen sana her yerde nasîrim 17. Hele bir yaklaşıver kim sana isbât edeyim 9. Dökerek feyzimi birden sana ben menba’-ı pîrden

Hür iken gel de esâret ile tebşîr edeyim

Sunarım âb-ı hayâtı sana ben mürşid elinden 18. Beni ol Hazret-i Hazmî’ye esîr etti felek 10. Kimi süt yer kimi bal yer kimi serhoş şarâb ister

Gözüm artık göremez oldu felek yâ ki melek

Sana ben hepsini versem kime ne kim olmaz der 11. Hele yaz durma düşünme okuyan kalbleri coştur

Kuruyan gözleri ıslat boşalan var ise doldur

54 12. Yazarım Nusret eliyle okuyor ayn-ı visâlim

Deyiniz sırr-ı tecellî doğuyor nûr-i cemâlim 1. Geliniz hilkatin üstünde bir âlem kuralım

Orada Hâlık huzûrunda beraber duralım 13. Alırım âlemi birden sokarım gönlüme bir dem

Görürüm hepsi haşirde dönerim Rabb’ime hurrem 2. Bu vücûd âlem-i süflîde kalır pek uçamaz

Fakat ol rûh-i revân uçmadan aslâ duramaz 14. Ya bu âlem küçücüktür bakarım sînede pinhân 3. Eğer uçmakta cenâhın yok ise sînene gir Ya gönül arş-ı muhîttir soramam hikmet-i Kur’ân

Fakat evvelce temizlen azıcık şöyle eğil 15. Kapasam dîdemi şöyle yok olur âlem-i imkân 4. Oraya kâmet-i mevzûnunu dik tutmak ile

Var olan ancak Hudâ’dır görene derler habîbân

Giremez kimseler aslâ kendinin olsa bile 16. Dalarım zevk ve huzûra göçerim âlem-i nûra 5. Kaparım dîdemi bir ân çekerim perde cihâna

Atamam baklayı lebden güzelim bakma kusûra

Bükerim boynumu sessiz bakıp âyîne-i câna 17. Açalım perdeyi gözden görünür bir Ulu Hazret 6. Kurarım sâat-i kalbi anarak Rabb ü Rahîm’i

Diyelim “salli ve sellim sana ey âleme rahmet”

Duyarım kendi zikirde açarım sem’-i hakîkî 7. Oradan derdimi dinler gülerek dildeki mihmân 18. Nice bin şekle bürünsen ne kadar renge boyansan

Oradan nefhasın üfler coşarak sevgili cânân Kaçarım sanma gözünden gözümün nûru ne yapsan

66 67 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 19. Sözü idrâke bıraktım geliyor vakt-i firâkım 9. Gönlümüz deryâsı mürşid nefhasıyla çalkalanır Girelim vahdet-i Zât’a demeyin sanki ırâkım Düldül-i aşka binen rûhum durur mu şahlanır

10. Farka geldim şöyle baktım hâne Beytullâh’tır

Besmeleyle başlayanlarsa Habîbullâh’tır

55 11. Sonradan takîp edenler hep ibâdullâhtır

Sofra nimetlerle dolmuştur atâullâhtır Fâtih’te Dergâh-ı Pîr’de öğle yemeği

12. Dört anâsırdan tekevvün eyleyen elvâna bak

Ba’sü ba’de’l-mevt denen şu sözdeki ezvâka bak 1. Midemiz boş sînemiz boş senden ihsân isteriz “Fakru fahrî”den giyindik şimdi ikrâm isteriz

13. İşte her bir lokmamızda türlü harmân gizlenir

Haşr u neşrin gâyesinde sırr-ı mi‘râc gözlenir 2. Âlem içre bir güzel halk eyledim “git bul” dedi “Ol dahî bir bende ister git ona kul ol” dedi

14. Hazret-i Bedreddîn’e hizmet eden ey sofra sen

Hangi âşıklarla hem-bezm-i safâsın söyle sen 3. Çizmeler giydim çelikten bir asâ aldım demir Aşka gelmiş bir esîrim nerdesin sen yâ emîr

15. Sen nesin bir tahta lâkin bence bir meydânsın

Bunca ehlullâhı göstermektesin mir’âtsın 4. Dürlü mihnetler çekip geldim dayandım Fâtih’e Makberinde gizlenen ervâh için el-Fâtihâ

16. Sanki temsîl eyliyorsun kâinâtı bizlere

Kim kimi it’âm eder daldım yine enginlere 5. Dergeh-i pîrim göründü her taraf “koş koş” diyor “Çektiğin nisyânı at zîrâ ki her şey hoş” diyor

17. Devr-i devrân seyr-i seyrân süratin senden alır

Sorsalar Nusret garîbe mestliğin nerden alır 6. Sofra-i Bedreddîn etrafında uşşâk diz-be-diz “Nerde kaldın sen fakîri bir sâattir bekleriz”

18. Yâ İlâhe’l-âlemîn hayretteyim ahkâmına

Sustu zevkimden lisânım hâzırım fermânına 7. Derdi gûyâ göz lisânı tek cevâb oldu sükût Şems-i dînim sağ yanımda kaldı mı bende vücût 8. Sofranın nimetlerinden hangisin zikr eyleyim Midemiz dolmuş mu ya boş mu nasıl fark eyleyim 68 69

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Gönlünde kesîf her ne ki var aşk onu dağlar

Artık yanacak şey yok ise nûr gibi parlar 11. Aşkından uzak olsam eğer hâlim harâptır

Bir mürşidi lutfetti ki Mevlâ Nusret’e cândır

56 1. Tevhîd güneşi yırttı bugün ebr-i firâkı

Nûruyla sevindirdi yine biz fukarayı

57 2. Âlem ne deme perde midir zât-ı şerîfe

Yırt perdeyi tâ iresin akl-ı selime 1. Her gün yeni bir şevk ile pür-zevk u safâyım

İnkâr edemem lutfunu bâbında gedâyım 3. Bir meseleden yandı bütün çerâğlar Gözyaşlarımı gördü eşim sandı fenâyım

Cengimde muzaffer olalı şâh-ı gazâyım

Yaktın beni yak âlemi ey şûle ne kim var 2. Bir gonce idim gerçi açıldım eşe dosta 4. Bir zerre gibi şems-i hakîkatte nihânız

Vahdet kokusun neşr ederim koklayan olsa

Yok olsa cihât zâtına bak sanki cihânız

Bir gül koparıp göğse takar bahçede yosma

Hiç kimse demez koklama ammâ dalı bozma 5. Ağyâr ile ülfette isen cümle serâbız

Sohbette isen bi-men-ü-mâ cânlara cânız 3. Bilmem ki neden boş duramam inlerim her ân

Tahmîn ederim bir gün dertlere dermân 6. Terk eyleyiver Allâh için nâm u nişânı Her sîne eğer sîneme benzer ise sûzân

Ol ten yanamaz tâ ki ola aşka peşîmân

Seyreyle işin yoksa eğer cân ve cihânı 4. Bak sâl-i hayât nokta-i mihrâkına erdi 7. Bir ay için zikrediver ism-i Hudâ’yı

Hep geçti geçen hâl-i şebâbet sona erdi

Aç kim kulağın dinle ne der sîne-i râzî

Cânân yüzüme baktı hemân cünbüşe geldi

Esrârla dolu südyeleri ağzıma verdi 8. Elbette bir gün Hakk’a bakar dîdeden idrâk

Ey canlara can hizmet eder zâtına eflâk 5. Coşkun geçen eyyâmına minnetteyim el-ân

Kül etti derûnum yakarak âteş-i devrân 9. Tek çâre hemân ehlini bul git ona kul ol Sönmek diledim “yanmalısın” söyledi Lokmân

Birkaç gün için yan ve yakıl gel bize dost ol Zîrâ ki yanan dilde doğar Hazret-i Kur’ân

70 71 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Gel öyle ise çok yanalım yok olalım gel 9. Bir âlem içre halkettin nice bin âlemi şâhım Âşıklara yanmak gerekir nârıma yan gel! Sonunda binlere tevhîdi emrettin ey Allâh’ım Yan, sonra yok ol; sonra var ol; var olarak gel! Âheste giden Nusrete sen bakma çabuk gel! 10. Libâs-ı aşk telakkî eylesem âlemleri bilmem

Gönülde hubb-i Mevlânı nasıl ta’rîf edem bilmem

11. Seni görmek muhal derler peki aczim ezeldendir

Fakat hiç görmeden aşk âteşin dillerde nerdendir

58

12. Damarlardan yakînim dersin Allâh’ım ten ü câne

Niçin kalbim yanar ah u tahassürle garîbâne 1. Neler vardır neler her sînede mahfûz neler vardır Bakan her dîdeden ol sînenin esrârı leme’ândır

13. Nasıl keşf-i serâir eylesem yâ Rab harâb oldum

Zindedir rûhum senin aşkınla lâkin bed-zebân oldum 2. Kime arz ve şikâyet eylesem ben derdimi yâ Rab Kime deryâ-yı aşkın mevcesinden bahs açsam yâ Rab

14. “Derd” derim “hasret” derim “âteş” derim hep remz-i sevdâdır

Nûr ve zulmât bir muammâ fecr-i aşkın dilde ra’nâdır 3. “Nasıl oldun cüdâ düştün” dedim ey katre-i cânım Tefekkürsüz cevâb verdi dedi “ben ayn-ı deryâyım”

15. Doğsa nûr-i Mustafâ dil Kâ’besinde kıbledir maşrık

Dalsa mutlak bahr-ı tevhîde dayanmaz mahv olur mantık 4. Gurâb-ı nefse sordum “sen nasılsın ey hoş-elvânım” “Gurâb olmam” dedi cennette ben bir mürg-i ankâyım

16. Gelip sînemde saklandın beni yıllarca ağlattın

Nihayet “gül” dedin güldüm gülerken der-akab kaçtın 5. Gılâf-ı sûrete sordum “nasılsın zerre-i hâkim” Dedi “heyhât yanıldın zerre kim ben şems-i eflâkim”

17. Gönül mir’âtını pâk eyledim aklım hilâl oldu

Temâşâ-yı cemâlinle hilâlim bedr-i tâm oldu 6. Nihâyet anladım yâ Rab senin aşkınla zerrât hep Birer şemstir ve deryâlar birer katrende pinhân hep

18. Cihânı hâline terk eyledi Nusret firâr etti

Verüp cân u dili üstâdına varlıktan âr etti 7. Senin aşkınla mest olmuş dönerler gökte yıldızlar Hilâl pür-neşedir şems karşısında cümle serhoşlar 8. Zemîn olmuş ezelden mest ne varlıklar ıyân eyler Senin aşkınla bî-rûhlar olup zî-rûh figân eyler 72 73

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

59 60 1. Bir katre verin bâde-i pür-şevk-i bekâdan 1. Ecsâda kemâlât dağıtır şems-i vücûdu Tâ kurtulayım nâle-i bed-mest-i fenâdan

Yârâna muhabbet saçıyor nûr-ı huzûru Açsam dehenim kurtulamam kahr u belâdan

Sussam çağırır savt-ı Bilâl fasl-ı nevâdan 2. Ahfâda birer meş’aledir nutku vücûdu

Uşşâka revân eylemede ab-ı vusûlü 2. Bir âleme şevk etti beni sille-i devrân

Ben ben değilim bende beni etmede seyrân

Ben sende ve sen bende o yüz hüsnüne hayrân 3. Bir katre tadan ayrılamaz meclisimizden

Kaçsam kaçamam çünkü yerim kabza-i Rahmân

Hazmî gibi üstâda kuluz tut elimizden 3. Heyhât geçiyor ömr-i visâl hüzn ü elemle 4. Mevlâ görünür baksan eğer her köşesinden

Sanem-i şirk-i hafîyi kıra Hak lutf u keremle

Gönlündeki âyîneye bir ân dönebilsen

Yakınız perde-i ağyârı gide kalmaya perde

Görelim gamze-i Leylâyı seher sabr u edeple 5. Ey cân bu kemâlât kem âlât ile dönmez

Bir şu’le ki Hak yaktı onu “püf ” ile sönmez 4. Elbette muhabbet denilen neş’e-i Mevlâ

Her ma’kese revnâk veriyor nûr-ı tecellâ 6. Bir nokta-ı seyyâre-i cevvâle-i hilkat

Dillerde kurar saltanatın ol şeh-i vâlâ

Yâ Rab bu ne kudret bu ne kuvvet bu ne hikmet

Ey Nusret-i âvâre gözün olmaya şehlâ 7. Nerede kıble-i cânım o benim nazlı civânım

Yetiş ey ebr-i tesellî kuruyor bağ-ı cenânım

61 8. “Nusret” bu ne gam gayret edip zâtına bir bak

Bir gün kılacak Tanrı seni mihver-i mutlak 1. Harîm-i vahdet içre hükmeden sultân acep kimdir

Acep kâmûs-ı irfânı yazan kim hatm eden kimdir 9. Bu nedir zevk-i tecellî o nedir nâtık-ı gaybî Merâyâ-yı zuhûrdan varlığın isbât eden kimdir

Meded ey şâh-ı risâlet meded ey lutf-i ilâhî O kimdir Nusret-i Battal cevâb ver ki o dost kimdir

74 75 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Cemâl-i bâ-kemâlinden sıyırsan zulmet-i cehli Ne hoş âdâb-ı hürmettir nihân olmuş kemâl ehli Bürünmüş yâr ridâ-yı kesrete gûyâ gelip keyfi Gönül beytinde lebbeyk-hân olan dildâr acep kimdir

63 3. Şerîkin yok nazîrin yok Ehad’sin hem Samed’sin sen Bıraktım hep kuyûdâtı ki zîrâ bî-mekânsın sen Şehâ zâtınla kâimsin vücûdumdan rücû’ ettim 1. Ne sen ayrı vücûdumdan ne ben gâfil huzûrundan Seni ilm-i İlâhiyyenle bildim işte sustum ben Acep deryâ-yı aşkından haberdâr olmayan var mı

2. Bu âlemler kitâb-ı aşkının icmâlidir câna

Acep deryâ-yı ilminde yüzerken fark eden var mı

62 3. Duyuldu âşıkânın âh u zârı hicr ü firkatte

Acep vuslatla tebşîr eylesem bayrâm eden var mı 1. Ey sabâ nerden gelirsin bûy-i cânânımla sen

4. Zuhûrun her tecellîsinde bir çiğlik mukarrerdir Bir ömür harç eyleyen nâ-şâda çok nâz etme sen

Cemâl-i nûr-ı Zâtın zerresinden dûr olan var mı Gözlerim yolda kulağım hâtif-i tennânede İntizârınla sabâh ettikçe gurbetlerde ben

5. Eğer arz-ı vücûd içre kalırsam zıllde mahv oldum

Taşırken şemsi sînemde tulû’ var mı gurûb var mı 2. Ey seher niçin susarsın sen de mi mestânesin Sen de mi Mecnûn gibi Leylâ-yı hüsne bendesin Yoksa ezhâra akıttın yaşların şebnem gibi, 6. Küçülsem ben ledün ilmi kitâbında vücûdumdan Maşrıkı gözler durursun, sen de mi hasrettesin? Süveydâ noktası olsam bu seyrânda zevâl var mı 3. Ey gönül güller açar kuşlar öter sen nerdesin 7. Hurûfun ve bütün a’dâdın aslı nokta-ı bâdır Eyliyor Hâllâkı takdîs cümle âlem nerdesin Gerek bir bir gerek bin bir zuhûru ters gören var mı Sıçrasa cânın felekten âlem-i vahdettesin Bekliyor Lokmân-ı cânın dertli Nusret nerdesin 8. Odur sârî cihânda kenz-i mahfîdir velîsinde

Resûlün armağanıdır bize şeyhim uyan var mı

9. Vücûdum katresi uçsa tecellî-i celâlinden

Semâ-yı evc u lâhûta gören var mı sezen var mı 76 77

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Eser bir nefha-yı gayûr düşer katrem cibâl üzre 21. Meşâmım sızlıyor dâim alıştı ıtr u tiryâka

Buna bir secde-i şükrân desem sözde yalan var mı Kokarken bûy-i yâri âh kaçıp dil vermeyen var mı 22. Kulak bir goncedir dinler hadîs-i aşkı bülbülden 11. Acîb bir ahz u i’tâ var bu tebdîl-i kıyâfette

Nihâyet gül açar bülbül susar mevsim soran var mı

Hayât aldım selâm verdim kelâmımda ziyân var mı 23. Ne san’atkâr-ı a’zamdır temâşâsında hayrânım 12. Gönül inler akar çağlar vatan aşkıyla kan ağlar

Kurar sahne içinde sahneler âzâde-ser var mı

Açar âğûşunu deryâ-yı vahdet ses sedâ var mı 24. Doğup ölmek onunçün bir şuûnât zevkidir cânım 13. Gönül inler vücûd inler fenâ derler bekâ derler

Tecellî eyliyor her bir nefeste bî-haber var mı

Bütün bu saltanat ahkâmına râm olmayan var mı 25. Vücûduyla vücûd-ı Hakkı isbât eyler ârifler 14. Hakîkat ilminin bir remzini fâş eylemek kasdım Ne Nusret’ler gelip geçti bu âlemde kalan var mı

Bu müsbet âleminde menfîye bilmem cebir var mı 15. O göz kim zılle bakmaz aslının hayrânı olmuştur

Libâsımdan muarrâyım ıyânım görmeyen var mı

64 16. Şefâat yâ Resulullâh şefâat yâ Hüsâmeddîn

Alırken feyzi şeyhimden verirsem hem zarar var mı 1. Es-selâm ey cân-ı cân ey sırr-ı Yezdân es-selâm

Es-selâm ey mihr-i cânân ayn-ı aynân es-selâm 17. Hüve’l-Evvel hüve’l-Âhir hüve’z-Zâhir hüve’l-Bâtın Es-selâm ey kıble-i uşşâkiyân nûru’l-ıyân

Bin cihân olsun fedâ uğrunda şâhım es-selâm

Gönülde Kâ’be-i Zâtın ezânın duymayan var mı 2. Bak dil-i pür-derdime devrân nasıl neşter salar 18. Açılsa çeşm-i hak bizde bakar her noktadan pîrim

Sanki akd-i ittifâk etmiş cihân mihnet saçar

Karışmam âlem-i ayna buna olmaz diyen var mı

Beklerim dergâh-ı izzetten peyâm-ı sohbetin

Gitmeden bir dert hemân bir diğeri fırsat arar 19. Dehânımda çıkan bir âh ile leyl u nehâr mestim

Şuûrumdan soyundum hâlime imrenmeyen var mı 3. Varsa imkân yârimi terk et bana gel ey keder

İstemem yâ Rabbî gösterme bize dâğ-ı peder 20. Yutarken zâikam her lokmada haşri hesâb eyler Eylerim âfâkı gark-âb yaşlarımla tâ seher

Bütün evrâd ve ezkâr intişârından bıkan var mı Şeyhimin kurbânıyım ben emrine fermân-ber

78 79 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Senden istimdâda geldik ey Habîbullâh meded 6. Sîne-i zenbûre mesken edene sultân denir Sen yetiş ey dertliler dermânı sendendir meded Kâse-i fağfûru nâdân dâimâ tahrîm eder Ümmetin içre zaîf Nusret denen bir bende var Istılâhât-ı ledünle buna kâm almak denir Bekliyor kapunda sıhhat şeyhine senden meded Hücre-i vuslatta ammâ hâl-i gurbet arz eder

7. Nusret-i nâlânı kurtar câh-ı gamdan ey şehâ

Âlemi doldurdu âhı Yusûf ’u tanzîr eder

Cân alıp cân vermeyi va’d eylemişti yâr ona

65 Fasl-ı sayfında hayâtın son bahârı arz eder 1. Matla-ı hurşîdden bekler gönül şemsi müdâm Yaklaşır tâ fecre dek hem makdemin tathîr eder Devr eder mânend-i çarh olmuş esîr-i vasl-ı dâm

66 Şem’a-i tevhîddeki pervâne şeklin arz eder 2. Katre katre toplamış dolmuş leb-â-leb câm-ı aşk 1. Sermaye-i ömr ile bâzâra geldim Kırdı yârin senk-i teşvîki döküldü bâdeler Nusret dediler nâmım seyrâna geldim Muktezâ-yı hükmü kânûnî budur encâm-ı aşk Aczim görerek dâim Allâh’a geldim Kâh eder mest dostunu kâhîce mestlik arz eder

2. Okudum on yıl şöyle emmâra geldim 3. Mihver-i şems üzre devr eyler kamu eflâk hep Bir gün durarak çarhım feryâda geldim Aşka peyk olmuş bu gönlüm cismime etmen nazar Kısmet bu kadar azmış efkâra geldim Bir de vardım dergeh-i ma’şûka pür-şevk ve talep Kesret-i mirsâda düşmüş şekl-i âşık arz eder 3. Mısrî okuyup bazan hayrâna geldim

Âlemde vefâ yokmuş şekvâya geldim 4. Derd-i mihnetle elem keyfiyeti hasret ise Nefsimle olup hemdem kavgâya geldim Geçmeden ol devre-yi âşık nasıl bayram eder Ger şu hâl ma’şûk libâsından tecellî eylese 4. Mamûre idi âlem vîrâna geldim Cilve-i yârdir bu hâlet hasta şeklin arz eder Çok yaş dökerek gözden ahzâna geldim

Davet irişüp Hak’tan şükrâna geldim 5. Pister-i gamda yatan rencûre benzerse eğer Istılâhât-ı ledünle buna demlenmek denir 5. Destûr diyerek pîre üstâda geldim Kûşe-i vahdette etse ankebûta bir nazar “Lâ” oldu sözüm ilk inkâra geldim Feyz-i pîre muntazır bir bende şeklin arz eder İsbât için âhir “illâ”ya geldim 80 81 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

6. Şu muhît-i derbederden isterim artık hâlâs

Terk edip bu âlemi kaçmak gerek encâm-ı kâr

7. Merhamet kıl yâ İlâhî sen bu Nusret bendene

67 Anladım lutf etmeyince yok terakkî âşikâr 1. Âşıkın maşûkuna vuslat yeri oldu bu dâr Bir şuûnât-gâh-ı hasrettir gûyâ her perdesi İşte ma’şûk eyliyor âşık dilinden âh u zâr 69 Zâtının olmuş sıfâtı mübtezel pervânesi Mâyesi aşktır anınçün cümle mevcûdât yanar

1. Düşünüp şöyle dururken yapayalnız yuvada Bulmak istersen hemân dök gözyaşı sermâyesi

Bütün âlemleri aldım karşıma tek sırada

2. Kimisi “Hû” diye zikrettiğinin farkında değil

Kimi zikriyle tapar sûrete maksat o değil

68

3. Çalışıp her biri bir iş ile meşgûl görünür

Bütün ef ’âl-i perîşân ile Hak’tan görünür 1. Bî-zebânım yok mecâlim arz-ı hâle ictisâr

4. Dikilen bir ağacın dalları yükselmede hep Etmeye haddim mi var geldim huzûra bî-karâr

Fakat insânlara baksak gözü toprakta sebeb 2. Devr-i cevriyle dem-â-dem kaynıyorken gözlerim

5. Azamet âleminin şerhidir hep arz u semâ Anladım gâfil gönül hicriyle yârin gâm-küsâr

Kâlem-i kudret-i Hak yazmada pür-zevk ve safâ 3. Gerçi kâh ümmid-i vuslatla onardı yâreler

6. Bunu tafsîl ile bilmek okumak meseledir Firkat-i âgâhe tebdîl eylesem dil pür-mesâr Fakat icmâlini kendinde bulup geçmelidir 4. Duyduğum âlâm ve ezvâkı ne hâcet târife 7. Ne ki halketti Hudâ aslı olan hâke döner Söyleten hem dinleyen hem hükmeden ârzû-yı yâr Ne ki ol nefha-yı Hak’tır dolanır Hakk’a döner 5. Geçmede ömr-i azîzin günleri bir bir n’idem 8. Kişi sıdk ile üstâdına kul olmuşsa eğer Gelmede bir başka günler bitmez aslâ âh u zâr Ebediyyet ezeliyyet ehâdiyyette gezer 82 83 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 9. Yiyüp içmekle tegâfülle geçen ömrü atın Şu libâs-ı beşeriyyetle gezen şâha bakın 10. Görünür zerre-i vâhidde de esrâr-ı cemâl 70 Okunur elbet o tek katrede arzû-yı visâl 1. Kimi yüz bin senelik tarihe girmiş çıkamaz 11. Bütün envârı temâşa yeridir nokta-i hâl

Kimi müstakbeli fikr etmeden hiç ayrılamaz Bu fenâ mülkte bekâ bulmada erbâb-ı kemâl 2. Kimisi göklere çıkmış arıyor derd ü belâ

Kimisi bahre dalıp olmada esmâke gıdâ 3. Kimi kâşâne kurar çöp dolu vîrânelere

Kimi kurşun atıyor cephede bî-çârelere 4. Kimisi bir kılı kırk yararak etmede tedkîk

Kimi âlemleri halk eyleyen Allâh’a refîk 5. Kimi mihnette safâ zevkine dalmış geçinir

Kimi her zevkte duyar bûy-i cefâ cân çekişir 6. Kimi bir parça şarâb içmeye vâreste kalır

Kimi deryâları nûş etse de durmaz aranır 7. Kiminin bağrı yanar âh eder her ân didinir

Kimi dilde bulabildiyse huzûru ne denir 8. Kimi bir lahzada âfâkını arşın dolaşır

Kimi Nusret gibi yüksek uçamaz yerde kalır 84 85

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Soyundum sâhil-i bahrin civârında tek ü tenhâ

Nasıl yüzsem demekteyken gelince mevc-i pür-sevdâ 11. Tahayyürden tefekkürden ayup nefse itâb ettim 71 Peşinden Hazmî-i cânım yüzerken sanki âr ettim 12. Meğerse gark-ı deryâ olmuşuz geçmiş otuz beş yıl 1. Kiminle hasbihâl etsem gönül hep bî-huzûr dinler Diyor hâtif “be hey câhil vücûdun dinle iz’ân kıl”

Ne türlü arz-ı hâl olsa dimâğım bî-şuûr dinler 13. “Bırak Nusret diyârı dârı deryâyı hemen terk et”

2. Muhîtimden gelen seslerde âhenk yok neden bilmem “Soyun gir şeyhinin gönlünde birlik âlemin derk et”

Teessür âteşi yandıkça dilde kan döker dîdem 3. O lâhût illerinden nâle-i âhım cevâb ister

Usandım vakfeden zîrâ gönül artık tavâf ister

72 4. Hakîkat çeşmimi aç yâ İlâhî nerededir zâtım

Kemâliyle bütün evsâfını tahkîke müştâkım 1. Derûnen âh çeken gâfil midir bilmem ki Mevlâ’dan

Eğer idrâk ile çektinse âhın dâvet-i Hak’tır 5. Ser-â-pâ şi’r-i vâhitmiş şu âlemler nasıl etsem?

O âh bir nefha-yı nûrdur açar estâr-ı Leylâ’dan

Huzûrunda sücûdumla Habîb-i cânı şâd etsem

Diyen Hak dinleyen Hak mâ-hasal âh zevk-i mutlaktır 6. Ne hikmetler ne kudretler ne kuvvetler ıyân ettin 2. Bülbül gibi feryâd ederim dinleyen olmaz

Nice kibr u gurûru benliği hep hâk-sâr ettin Gurbet-zedeyim inliyorum dert soran olmaz

Pervâne gibi yansam eğer âteş-i aşka 7. “Bizim Uşşâkîlik yeğdir riyâsetten vekâletten Derler o zamân “sen gibi dîvâne bulunmaz”

Hudâ hıfz eylesin idrâkimi her türlü âfetten”

3. Her lahzada “Ya Hû” dediğim derk edebilsem 8. Bütün gözler seni görmek diler lâkin kemâl ister Rüzgâr gibi “Yâ Hây” diyerek esmeyi bilsem

Buna şâhid yeter cehlim zamân ister mekân ister “Allâh” diye feryâd ediyor çarhları her ân “Seyyâr” denilen ol vapurun sırrına ersem 9. Cemâl-i pâkini nûr-ı hüviyyetle görür gözler

Bilir aklınca herkes kendini vicdânını gözler

86 87 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Baktım ufacık zerreye fecrinde sabâhın 6. Eğer dermân denen bî-gânelikse istemem senden “Kayyûm” diye dönmekte bulup neş’e-yi tâmın Senin derdinle oldum ayn-ı dert eksilmesin benden Âfâk celâlinde kopan fırtınalardan Kahrında lütuf gözler imiş sanki Hudâ’nın 7. Vücûd-i kâmet-i mevzûnumu dâl eyledi aşkın

Yakıp reng-i hümeyrâmı sararttı soldurup aşkın 5. Her vâhidi gördüm dolanır aşk ile coşmuş Ma’şûk nerede perdelerin ardına durmuş 8. Ne kumral saçlarım kaldı kalanlar bembeyâz oldu

Gönül fecr-i kâzipten kurtulup işte sabâh oldu Mânâ ilinin harfleridir âlem-i sûret Her nokta-i mevhûme ânın şükrüne koşmuş

9. Cemâlin beklerim günlerce bâb-ı kahr u mihnette

Revâ mı bir bakıp bir kaybolursun hayme-i tende 6. Sen şems imişsin bilmiyoruz kadrini cânım Deryâ imişsin katre gibi sende nihânım

10. Hakîkat inleyen bir inleten bir dinleyen birdir Mansûr’a yakın bir kabâhat işledi Nusret

Mücellâ satha inmiş âfitâb bir aksi de birdir Medhinle “Hüve’l-Hak” diyerek Hazmî-i cânım

11. Bütün vâhitlerin gönlünde bir nûrsun Ehadsin sen

Dönerler kışr-ı fânûs üzre zerrendir Samedsin sen

12. Nefyden sonra isbâtın birçok hikmetlerin sezdim

73

Eriştir Nusreti sen ân-ı dâim sırrına şeyhim 1. Yine dürler göründü ka’r-ı bahrinde tecellînin Dalam derken tükendi tâkati zevk-i tesellînin

74 2. Yapıştı perçemimden pençe-i kesret perîşânım Koparsın perçemim ayrılmazam ey derde dermânım

1. Kesret beni yordu İlâhî çünkü zaîfim 3. Alıştım gülşen-i vahdette ekle meyva ve nane Gün doğdu mu elvân oluyor cümle nümâyân Sabîyim kalb-i mahzûnum açıktır lutf u ihsâne Mihnet okuna oldu hedef zevk-i selîmim

Derdim kemirir aklımı rûhum eder isyân 4. Garîbim bî-kesim zîrâ muhîtim bî-haber yârân Kapandım hücre-i tenhâya gönlümden akar bârân 2. Solmakta devam etmektedir lâle-i ömrüm

Mâzîye karışmakta o saâdetli zamânlar 5. Hemân gün geçmeden başlar gönül feryâd ile zâre Gülmek ve sevinmek nasıl şeymiş ara gönlüm İlâcım sabr-ı Eyyûb olduğundan kaldım âvâre Elbette bulursun boşa gitmez bu savaşlar 88 89 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Düşmekte amûd şems-i celâl re’sime sık sık Yetmez mi içimden yanan âteş yakıyorken Takdîr ederim Hikmet’i ammâ ki bunaldık Terk eyledik her varlığı geçtik serimizden

76 4. Bir lahza bile sürse eğer neş’e-yi sâfım

1. Yine aşkın eli tuttu yakamdan çekti toprağa Kâfî geliyor davete bin dert ile kahrı

Gözüm gönlüm açıldı çünkü kurtuldum vücûdumdan Yollarda bakıp beklemeyi âdet edindim Bir yâr-ı muvâfık bularak nakl edem aşkı

2. Alıp hâki fenâdan fırlatıp attı semâvata

Makâmâtı dolaştım pür-mesâr oldum zuhûrumdan 5. Tahtında celâlin görebildinse cemâli Elbette yüzün sürmelisin pâyine şeyhin

3. Enîsimken sabâ rüzgârı itti ka’r-ı ummânâ Bayram bilesin ol günü ey Nusret-i fânî

Dolaştım bir zamân deryâyı pâk oldum kusûrumdan Her ân değişen şe’nine bel bağlama dehrin

4. Nihayet sıçrayıp sür’atle çıktım şems-i Rahmân’a

İnip Kur’ân haber verdi şefîimle urûcumdan

5. Bana kıtmîr-i aşk derler koşarken Hazmî-i câna

75

Lâkaptır Nusret’i Tura (Tuğra) ayılsınlar füsûnumdan 1. Ciğerimden gelen enfâsa bakın dert doludur Dil-i pür-hûn konuşursa yakar âteş doludur Hele ser-mest ediyorsa o sözü dinle cânım

77 O visâl tuhfesidir kim bütün esrâr doludur Yanıyor sîne-i sâfım ezelin serveri gel 1. Ey aşk ilinin bülbülünün goncası var ol Yetiş ey Hazmî-i cânım yetiş ey lutf-i ezel Ey mâyemizin nefhası can bahşı vezân ol

Peyk oldu gönül şem’ine hak şahidim olsun 2. Bu ne kesret bu ne cünbüş bu ne vahdet bu ne sâz Ey mahzen-i esrâr-ı Hudâ sen heme şâd ol Bu ne hikmet bu ne kudret kula yetmez mi niyâz İçelim kanmayarak bâde-yi pür-şevk-i heves 2. Baksam o senin dîde-i pür-nûruna bir ân O ki mahbûb-i cihândır yeridir etse de nâz Kaynar yüreğim âteş-i aşkın ile lerzân Yetiş ey sâkî-i bâkî yetişip Nusret’e gel Cezbenle senin kâh yazarım söylenirim ben Ehad’in zevkine daldım Samed’in nefhası gel Mihrâb-ı kemâlâtına bin secde-i şükrân 90 91 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Şîr harlara benzer bu fakîr pâyine sinmiş 4. Biri Leylâ-yı safâdâr Ağzın dayamış çeşme-i irfâna eğilmiş Biri Mecnûn-ı cefâkâr Mâhpâre-i dürdâne-i seyyâre-i aşksın Biri âşıklara pişdâr Emzir beni ilminle ki Hak emri gerekmiş Biri Mansûr ile berdâr 4. Sen kisve-i âlemle kılıp kendini pinhân 5. Birisi ayn-ı devâdır Farkındayım eşya bana ben zâtına kurbân Birisi derd ile rüsvâ “Hazmî” dediğin maşrıkı ihsânda ıyânsın Birisi gonce-i cândır Tuttun beni verdin ona kıskansa da devrân Diğeri bülbül-i şeydâ 5. Sen Nusret’e ruhsat veriver ey ulu sultân 6. Birisi nûr-ı ıyândır Soysun seni mahremlere tâ kalmaya hicrân Birisi râz-ı nihândır Ey lem’a-yı aşk bahr-ı safâ rûh-ı mücessem

Birisi kutb-u cihândır Ey nûr-ı Muhammed tuhfe-i Rab menba’-ı irfân

Biri âheste revândır

7. Birisi ârif-i âgâh

Biri nevreste-i irfân

Biri dil şehrine sultân

78

Biri sultânına mihmân

8. Birisi şems-i ziyâ-pâş 1. Düşünün “Hay”daki (Ha)’yı

Birinin dîdesi huffâş (Ze) ise zübde-i insân Ya Muhammed’deki (Mim) Birisi nakş-ı Hudâdır Dedi Yâsîn ana Kur’ân Biri müsvedde-i nakkâş 2. Tutunuz nûrdaki (Nun)’u 9. Biri mihrâk-ı cemâldir Bitişik (Sad)’ı sâlâya Biri muhtâc-ı kemâldir Alarak (Râ)’yı Resûlden Biri mihrâb-ı visâlde Yürü tevhîddeki (Te)’ye Diğeri pür-helecândır 3. Biri handân biri hayrân 10. Biri dürdâne-i ismet Bu zebân başka zebândır Biri gerdûne-i mihnet Biri ma‘şûk heme bâkî Biri yekpâre hakikat Biri de âşık-ı cândır Biri sâd-pâre-i hayret 92 93 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Biri mir’ât-ı musaffâ 9. Bu arzû-yı visâlim tek cevabı “len terânî”dir Diğeri nâzır-ı şehlâ Nasıl görsün bu göz zîrâ anâsırdan türâbidir Bu cihân başka cihândır Edelim remz ile ihfâ 10. Makâm-ı gaybı vahdette uzun boylu mekân tutmak

Değil kâri bu abd-i âcizin ağyâre câm sunmak

11. Henüz cem etmemişken niş ile nûşu hayâtımda

Ayıptır keşf-i esrâr her zaman her bir kelâmımda

79

12. Libâs-ı gayrı yüz bin kerre giymekle geçen ömrün

Olur mu hiç safâsında kararı serseri gönlün 1. Hacâlettir cemâl-i bâ-kemâli görmeden göçmek Misâfirsin bu âlemde ayıptır tuhfesiz dönmek

13. Muhît-i ilminin dâim dışında söyleme Nusret

Kulak var râze mahremdir kulak var zâr-ı pür-illet 2. Eğer eyler ise tekmîl makâmâtı kıvamınca Makâmâta makâm olmak gelir elbette ardınca 3. Girin bir bağa kim aslâ hazan bilmez zevâl bulmaz Sulansa beş vakit âb-ı hayâtla zühreler solmaz 4. Tabiî gülleri solmaz bir bağın bülbülü susmaz Eğer susmazsa bülbüller o bağın cünbüşü durmaz 5. Düşünsen şöylece mevhum vücûdum aslında bir dem Nasıl bir hem-demi pür dem deminden dem alır her dem 6. Gaybdan mı zuhûr eyler vücûdum ey kerem-kârım Veya mevcut olan bir varlığın izhârı mı şânım 7. Eğer mevcut ve hazırsan nedir bu dildeki hasret Eğer mevcut ve gâibsen nedir bu âteş-i gayret 8. Harâretle yanan âşıklara sordum visâl ister Kemâliyle ayân olmuş cemâli seyre cân ister 94 95

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Şöyle tâmir eyliyorken tekneyi oldu sabâh

Bir taraftan çarhlar inler derler “hayye ale’l-felâh”

11. Nazlı yârim çırpınırken böyle Nusret derbeder

Zevk edip nerde gezersin böyle benden bî-hâber

80 12. Bir liman bulsam eğer tâmir için ben tekneye

Avdet etmezsin gidersin belki gelmez illere 1. Yirmi yıl var dil gam-ı aşkınla oldu bî-huzûr

Rahmetin deryâsı vâsidir ger etsem de kusûr 13. Ben seni âğûşuma almış iken gitsem deme

Mahremimsin mahremimsin vermezem nâ-mahreme 2. Yâ İlâhî ben kusûrum anladım lutfun ile

İnşirâh ver kalbime dolsun gönül nûrun ile 14. İşte açtım yelken-i tevhîdi çatlak tekneye

Bab-ı nâzında niyâz üzre kapandım secdeye 3. Bir günâhım benliğimdir, diğeri gafletle hâb

Bu iki ejderle cenketmede çok çektim azâb 15. Zikreden âşıkların enfâsıdır rüzgârımız

Dost yüzünden sallanıp batsak da yoktur havfımız 4. Her günüm bir âh ile geçmektedir yâ Rab meded 16. Gerçi birçok maskemiz var sahne sanatkârıyız

Perde-i âh içre mi gizlendin Allâhu’s-Samed

Gönlümüz beyt-i Hudâ’dır şeş cihette âriyiz 5. Gözlerim gündüz görür sûretteki eşkâlini 17. Şeyhimizdir kıblemiz sultânımız her vârımız

Subhadek fikreylerim aczim ile ahkâmını

Küfrümüz isbât-ı haktır seyr-i billâh kârımız 6. Sûretâ fark etmez oldum yâr nedir ağyâr nedir 18. Bir vücûd-i pür-kusûru halk edip Nusret dedi

Her nefes âlem senin zikrindedir gaflet nedir Derd ü minnetle ona ikrâm edip sabret dedi 7. Âlem-i sûret denen bahr-ı zuhûrundur senin Âlem-i mânâ görünmez bahr-ı gaybındır senin

81 8. Seyr için bu âlemeyn içre gerek muhkem gemi

Hızr’a deldirdin dibinden n’eyleyim şimden geri 1. Gönlümde onun vahdetinin bâdı eserse 9. İstikâmet vermek üzre ben koşarken puslaya Mahzûn yüreğim şâd oluyor düşse de derde

Rahneyi tâmir gerektir içre deryâ dolmaya Şeyhim ile zinde

96 97

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Âdem gibi yıllarca gezip cenneti tozdum 11. Rûhum ile nefsim savaşır oldu seferber

Bilmem nereden geldi gönül âteşi sordum Elbette bir gün gönlüm olur nefsime makber

Şeyhimle buluştum Şeyhim bana rehber 3. Nûruyla zuhûruyla içim tam yanıyorken 12. Ey vakt-i seher sevgilimin sâat-i râzı

Gördüm onu bir hoşça yanış kim yaka derken Şâhit geceler gözler iken bâb-ı niyâzı

Şeyhim yakıyorken Şeyhim ola râzî 4. Yaş ırmağı tûfan gibi akmakta gözümden 13. Ey gonce-i nâz bekler idin bizleri çok yıl

Varlık buzu güyâ eriyor kâf-ı gönülden Ey vech-i kemâl muntazırız biz sana kırk yıl

Sen Nusret’i şâd kıl

Himmet gele şeyhten 5. Âfâkımı sarmıştı yine ebr-i celâli

Gark olsa da ağyâr yüzüyor nûr-ı cemâli

82

Şeyhim ile bâkî 6. İsmâil’i İbrâhim’e kurbândaki hikmet 1. Ey âdem oğlu nerden gelirsin

En sevgili nen var ise Hak uğruna zebhet

Geçmekte ömrün her dem erirsin

Şeyhinle safâ et.

İdrâk edersen sen bir emirsin

Durmaz gidersin kemâle doğru 7. Elbet ebeveyn sevgisi aşka bir temeldir

Evlâd ve ıyâl sevgisi tıfla bir emeldir 2. Sahilde bir gün sabah edersen

Şeyhinki evveldir Gâfil görünme mihrâbdasın sen

Dağlar denizler tekbîr okurken 8. Ya’kûb-ı beden düşse cüdâ Yusûf-ı dilden Tut şeyh elinden git Hakk’a doğru

Fikrin ne kadar tâkati var sor onu bizden

Şeyhimle gezerken 3. Yokluktur evvel şartı kemâlin

Elbette gizler dilber cemâlin 9. Geldiyse sülûkundan evvel cezbesi Hakk’ın Bir gün tadarsın zevkin visâlin Îsâ-yı kemâl tuhfesidir nefha-ı Rabbin Sanma gidersin hevâya doğru

Şeyhim beni yaktın 4. Kendin mi mahzûn yerin mi bilmem 10. Mecnûn’a bakın Leylâ diye dağları aşmış Kalbin okur “Hû” ey nûr-ı dîdem

Yâ leyl bu ne hâl aşka yanan dîde kamaşmış Âlem kemâkân devrinde her dem

Kim şeyhe uzakmış Çık arşa bir ân bak ferşe doğru

98 99 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Dalma derinden bahr-ı sıfâta 12. Ölmezden evvel ölmek gerekmiş Düşsen mukâbil mir’ât-ı zâta Cânâna cânı kurbân gerekmiş Hak gör bakarken şâh u gedâya Uşşâk içinde Nusret çömezmiş Gönlün açılsın Mevlâ’ya doğru Çevir yüzünü cemâle doğru 6. Her nokta cevvâl her zerre raksân Her katre-i cân aşk ile handân Cennet mi bilmem her bağ ve bostân Meydân senindir devrâna doğru 83 7. İdrâki noksan olduysa merdin

1. Her gönüle baktım bin bir dilek var Kemâle seyrini bilmezse ferdin

Yâ Rab bu gönlüm niçin dileksiz Koşup yürürler peşinde dehrin Elbet giderler hayâle doğru

2. Enhâra baktım pür-talep çoşmuş 8. İnsân isen gel ma’şûku seyr et Deryâ-yı zâtın niçin kedersiz Fânî vücûdu bâkîye devr et Mahbûb u Hak’sın ilminde zevk et 3. Âvâre bülbül inler dururken Yorulma gitme celâle doğru Ey gonce niçin bî-gânesin sen 9. Coştum giyindim meydâna geldim 4. Baktım sokakta etfal oyunda Uşşâkî dilden seyrâna geldim Bir tıfl-ı mahzûn durmuş kenarda Ey dertli etfâl dermânâ geldim Merd ol soyun gel ummânâ doğru 5. Boynunu bükmüş gözleri nem-nâk

Gönlüne girdim gördüm elem-nâk 10. Ey vech-i bâkî ma’şûk u cânân Bak cism-i fânî hasretle nâlân 6. Yusûf musun sen yoksa İsmâil Âdem’le Havvâ gurbette giryân Onlar da olmuştu bin derde mâil Elbet giderler visâle doğru

7. İsmin Hüseyin mi yoksa Hasan mı 11. Mânen büyüksün yoktur sana eş Düştüm meraka bilsem acep mi Gönülde neler var boş durma eş Ufk-ı ezelden doğan bir güneş 8. Mısrî misin sen Eyyûb musun sen Gider mi acep zevâle doğru Mansûr musun sen Nusret misin sen 100 101

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 9. Şems-i Tebrîzî yoksa Mevlânâ

Sübhâne sübhâne Rabbiye’l-âlâ 10. Belki Ali’dir ism-i şerîfin

Yahud Muhammed nâm-ı celilin 84 11. Zîrâ bunlar da dertli yuğrulmuş 1. Gel ey Cibrîl birader Rabbimi çok özledim

Dermânı ancak bin dertte bulmuş

Hasret cânıma yetti sağım solum gözledim 12. Nasıl nasıl sen yetim misin sen 2. Beni götür yanına söyleyecek sözüm var

Öksüz müsün sen bî-kes misin sen Evvelâ git ruhsat al eyle beni haber-dâr 13. Anladım anladım sen de bizdensin 3. Eğer kim o der ise de ki “bir dilenci var”

Mahmûr-ı aşksın korkma ölmezsin Rahm eylesin hâlime dertliyim git söyle var 14. Bak ben de öyle sarhoş gezerken Cibrîl-i Emîn Hazret-i Rabbü’l-âlemînin huzûrunda:

Sînem kan ağlar çehrem gülerken 4. Yâ Rab kapuna bir kulun dadandı Âvâzına ins ü cin uyandı 15. Ateş yanarken yakmaz olur mu

Aşkın elinden kaçmak olur mu 5. Evvelce hemân ayda bir gelirdi

Sonra baktım her hafta geldi 16. Hiç bir yanardağ gördün mü kim sen

Barit görünsün âteş saçarken 6. Haftalar geçtikçe niyâzı arttı

Günler geçtikçe feryâdı bastı 17. Ben sen bulunmaz kamûs-ı aşkta

Fermân onundur nâz ve niyâzda 7. Bâb-ı rahmetinde emrinle durdum

Her gelen kuluna ne ister sordum 18. Nusret de kendini kimsesiz sandı

Şeyhinin gönlünde nûra boyandı 8. Mîkâil kardeşim vermekle meşgûl

Kimine akar kimine menkûl 9. Kimisi bir lokma ekmek ister

Kimisi yemek için diş ister

102 103

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Kimisi hastadır sıhhat ister 21. Onların mestliği sanma kendinden

Kimi sıhhattedir toprak ister Mest olup inlerim ben ol gönülden 11. Kimisi kâşâne saray ister 22. Oğlu tembeldir biraz da sersem

Kimisi evlâd ya mangır ister Tutturmuş bir söz de “kemâle ersem”

12. Ver dedin verdik gidenler gelmez 23. Söyle ki yâ Cibrîl halk eden kimdir

Şu Nusret dilencin gelmiş de gitmez Kemâli zevâli Nusret’e bildir 13. Bakarım yukardan kapıya neyler 24. Onlar sayısız sıfâtlarımdır

Oturmuş diz çökmüş her sabah inler Soyundur deryâ-yı zâtıma girdir 14. Tâkatım kalmadı acıdım yâ Rab 25. Var git haber ver söyle de gelsin

Ne demek istiyor dinle bir yâ Rab Ömründe ne görmüş anlatıversin

Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn: Nusret huzur-ı Rabbü’l-âlemînde:

15. Öyle mi yâ Cibrîl acep kimdir o 26. Tâ ezelden emrini duymuştu dil yâ Rab meded

Kaç zaman var ki âh ve zâr eyler Nûr-ı aşkın pertevinden sarhoşum yâ Rab meded 16. Nusret mi dedin şu Hazmî’nin oğlu 27. “Kün” dedin ervâh dem-â-dem kaynaşıp gelmektedir

Babası geldikçe bazı bahs eyler Cümle mevcûdât hem-âhenk devr edip gitmektedir 17. Hazmî o benim sevgili dostum 28. Bütün eflâki seyrettim anâsırdan geçip geldim

Onunla âlemin derdine koştum Mevâlidin hitâmında şükür insân olup geldim 18. Aradım aşkımı onlarda buldum 29. Zamanın bilmezem kaç asır oluptur seyr-i evtânım

Habîbim nûrunu rûyunda buldum Fakat yâ Rab bir şey var ki takıldı kaldı efkârım 19. Turfandasıdır bu asrın onlar 30. Bulutlardan akıp geldim hava-yı aşk sarsarla

Sevgimle yaşar yaşar dururlar Bütün deryâ ve ahcârı dolaştım reng-i asfarla 20. Onları gerçi ben üzdükçe üzdüm 31. Güneş yaktıkça halloldum karıştım hâk-i sevdâya

Tülbent-i aşktan süzdükçe süzdüm Çimenler bitti üstümde boyun büktükçe esmâya

104 105

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 32. Cemâd oldum nebât oldum nihayet dört ayak oldum 43. Kapandım secde-i Rahmân’a derhal terk-i âr ettim

Uzun bir yolculuktan sonra geldim al yanak oldum Hârir üzre ibadetten ben artık şimdi âr ettim 44. Bütün ahcâr ve eşcârıyla arz her ân senâ ayler 33. Seyahatlerden aslâ bıkmadım yâ Rab neler gördüm

Senin Nusret kulun yâ Rab hatâ üzre hatâ eyler

Neler gördüm neler gördüm neler gördüm neler gördüm 45. Nice mahlûku cân ettin nice cânlar kebâb ettin 34. Büyük bir saltanat yâ Rab senin mülkün ne vâsiymiş

Kimin mahzûn kimin nâ-şâd kimi nâ-şâdı şâd ettin

Gelir bir ân doğar milyon gider bir ân güyâ yokmuş 46. Tamam kırk yıl dolaştım şekl-i insân üzre ben yâ Rab 35. Nihayetsiz olan bir istihâleyle doğar insân Gönülden her ne ki halk eyledin tard eyledim yâ Rab

Yaşar söyler nihayet yok olur elbet gelir bir ân 47. Kuvâmı ben rızâm üzre tükettim elde bir şey yok

Yoruldum bir çöpüm yok benliğim yok ad ve sânım yok 36. Muazzam pâyitahtında ne sultânlar gedâ olmuş

Nice arz-ı gedâyî eyleyenler padişah olmuş 48. Eğer ağla desen dökmek için dîdemde bir yaş yok

Soyundum harf libasından nazardan gayrı bir şey yok 37. Bakıp insân görünce kendimi şükr eylemek geldi

Sabah sâatlerinde pür-şevkim müezzinden sedâ geldi 49. Benim bir benliğim vardı bu gün ondan da mahrûmum

Huzûr-ı pâkine girmekti artık oldu maksûdum 38. Kulak verdim ve gördüm ki bütün âlem niyâz üzre

Ağaçlar kimbilir kaçıncı rekâtta kıyâm üzre 39. Dizilmiş hâneler bir bir güyâ ki makbere benzer

85

İçinden kim bilir kim hangi âşıklar figân eyler 1. Aşkına me’vâ olan sînem bugün pür-âh ve zâr oldu 40. Çiçekler yek-zebân olmuş okurlar “sûre-i Feth”i

Gülşen-i vuslatta sahip olduğum taht târumâr oldu

Yanımda bülbülü duydum okurken “âyete’l-kürsî”

Ey felek senden nedir çektikleri âlemde uşşâkın

Hâneler vîrân olup mâmûrelerse bî-nişân oldu 41. Ufukta zulmeti yırtan güneş nûr âyetin söyler

Bitirmiş “Vedduhâ”yı ay heman şimdi duâ eyler 2. Ağlayanla hasbihâl ettim sorardım niçin ağlarsın “Gül” dedim güldü dedi “güldüm fakat bundan ne anlarsın”

42. Nihayet bahçeye çıkmak murâd ettim çıkıp gittim Devr eder şâdî nâ-şâdî bürünmüş şekl-i insâna

Bütün eczâ-yı hâk “Yâsîn” okurdu âşinâ çıktım Bir nefeste bin saadet anlamazsın elbet ağlarsın

106 107 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Saadet var şekâvet var halk olunmuş nûr ve zulmet var 10. Ey Melek vaktin tamam oldu gerektir sen de nûş eyle İlm u hikmet cehl u gaflet sıdk u rahmet cehd u gayret var Mevt şarabın tatmayan yoktur hemân gel sen de nûş eyle İltifâtın mu’tedil olsun makâmda durma eğlenme Külli şeyin helikün illâ vechehû Kur’ân’da zikrettim Âşık ol zîrâ ki âşık sînesinde nûr-ı Yezdân var Sen bilirsin ki bekâ ancak benimdir tez rücû eyle 4. Cümle mahlûkat ile nûş eyledim âb-ı hayâtından Mâyemiz yuğruldu bitti nâr u bâd u âb u hâkinden Bir tecellî oldu ervâh dalga dalga arza serpildi Her biri bir sûret aldu sonra güyâ bıktı kalıptan 86 5. Bunda bir sırr-ı azîm var halline ömrümce uğraştım

1. Cümle fânî oldu artık Hak’la bâkî bir vücûdum var Bir muammâ hallederken bin muammâ çıkmada şaştım

İns u cin artık fenâ buldu hemân bir zât-ı bârî var Anladım bir saltanat var nerdedir sultân-ı zişânım

Gönül bir göz olup seyr eyliyor enfüsle âfâkı Terk için kesret libâsın yalvarırken çoştu vicdânım

Nefy u isbâttan eser yok şimdi artık vech-i bâkî var 6. Benliği teşkil eden her vârı bir bir terk edip gittim

2. Nerde İsrâfil çocuklar sûrunu alsın hemân gelsin Her kuvvânın bir de müştâkı bulundu Hakk’a devr ettim

Hayât-ı câvidânından âlemine neş’eler versin Şimdi artık mânî-i vuslat olan efkârımız vardı

Nerdedir ehl-i nedâmet şimdi artık afv-i bârî var Cümle mahsusât ve ma’kûlâtı da tabuta devr ettim

Tevbe-kârân nerdedir Cibrîl hemân gitsin haber versin 7. Geldi Azrâil uzaktan baktı Nusret ölmeden ölmüş

3. Perde-i dîdem açıp gördüm ıyân olmuştu nûrullah Koştu Rabbü’l-âlemîne arz-ı hâle çünkü boş dönmüş

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Nebiyyullâh Pür-teessür inledi “Yâ Rab ne hikmet bir kulun var ki Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Resûlullâh Terk-i hestî eyleyip ben görmeden evvel gidip göçmüş” Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Habîbullâh 8. “Tâ ezelden emrin üzre kabz-ı ervâh eyliyorken ben 4. Yâ ilâhî öyle bir sultânlar sultânısın kim sen Öyle kullarla temas ettim ki yalvarmakla ağlarken Mü’min u kâfîr demezsin cümleye ihsân olur senden Bir gün ömründen kazansa bin cihân olsa fedâ eyler Biz günahkârız sefiliz âsiyiz cûd u kerem senden Ol nasıl kulmuş ki yâ Rab görmedim ömrümde şaştım ben” Rahmetinden eyleme dûr bizleri yâ Rab meded senden 9. Ey melek âhir zamanda aşkımı ta’lîm eden onlar 5. Zâtının her zerrede siryanına ermiş iken ilmin “Küntü kenzen” sırrımın miftâhına sahip olan onlar Nefsime yok itimâdım setr ederken ilmimi cehlim Ben ezel bezminde ancak sizlere secdeyle emr ettim Sen bizi yoktan yarattın kullarım derken senâ ettin Hep fakîrlerdir fakat “levlâk” hitâbımdan murâd onlar Nankörüm ben gâfilim amma bir âhım var çoşar şevkim 108 109 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Ey beşer kardeşlerim Allâh Rahîm’dir kesmeyin ümmîd Hayy ve Kayyûm’dur Samed’dir kim penâhın katl eder nevmîd Bizlerin isyânını afv etmeye fırsat arar dâim Gün bugün arz-ı nedâmet kıl sanma kim ömrün eder temdîd

88

1. Arayan nerde bulurdu seni ey sevgili cânân

87 Dileyen nerde görürdü seni ey dillere mihmân

2. Sana dar geldi desem ben şu cihân arz ve semâvât 1. Sabahın zevkine cânlar dayanmaz

Ne için sîneme girdin ve hemân başladı feryâd Öter can bülbülü aslâ usanmaz Eser bâd-ı sabâ cânân ilinden

3. Yüce göklerde uçarken konarak arz-ı vücûda Uyan ey gül “acep niçin uyanmaz”

Nice bir hâlete erdin kapanıp hâk-i sücûda 2. Bütün tesbîhtedir dağlar ağaçlar

4. Sana mesken mi gerektir koca kâşânelerin var Huzûrunda durur el pençe rûhlar

Dil-i vîrâne ararsan bize gel bak nelerin var Hudâ-yı zü’l-celâlin lutfu çoktur Açıktır bâb-ı ihsân ey emektâr

5. Bana âşık idin evvel nice bin yıl baka kaldın

Bugün ey rûh-ı revânım kafes-i tende bunaldın 3. Alan aldı giren girdi kazandı Güneş doğdu vücûd gülü uyandı

6. Bir uzun uykuya daldım sana bî-gâne idim ben Niyâzın sâati geçti dolandı

Bugün idrâk edebildim seni ma’şûk olarak ben Teessürden ufuk ala boyandı

7. Bu ne gaflet geçen her gün beni takip ediyordun 4. Bahar eyyâmı geçti sustu bülbül Boyun bükmüştü eşten ayrılan gül İterek burc u kemâlâtına her dem çekiyordun Gül hazîn bülbül perîşân muztarip İşte Nusret ibret olsun sana gül 8. Arıyorken bütün âlemleri hâtif o değil der

Görünen her ne ki var ol ona “mahlûk u Hudâ” der

9. Bu değilmiş şu değilmiş ona bin hâme dü feverân

Seni idrâk edebildim şükür ey nefhâ-yi Rahmân 110 111

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Bu gün artık ben uyandım gönül âteşlere yandı

Açıl ey bâb-ı serâir ciğer al kane boyandı 11. Dolaşıp âlem-i imkânı senin aşkına geldim

Şu heyûla-yı vücûdu bırakıp vahdete erdim 89 12. Bu gün ömrümdeki lâklâklara ben hâtime verdim 1. Dîde giryân sîne püryân aklım hayrân n’eyleyim

Bugün oldu dilimin tasfiyesi başlıca derdim Âh u vâh ile geçirdim ömrü şimdi n’eyleyim

Her nefes hoş bir tecellî beklerim cânândan 13. Gönül elbette nazar-gâh-ı celîlin olacaktır

Ey tabîbâ sen de vermezsen tesellî n’eyleyim

Senin iznin ile ağyâre o dil kabr olacaktır 2. Gönlümü aldı götürdü gelmiyor ankâ-yı aşk 14. Bize tevhîd gibi miftâh vererek kesreti attın

Bu vücûd-ı pür-alîli bekletir sahbâ-yı aşk

Hele Mansûr gibi feryâd edeni nârına yaktın

Nusret’e “nasru’n-minAllâh” âyetinden ver haber

İhtizâr ânındadır zîrâ ki ey Lokmân-ı aşk 15. Susarak seyr-i avâlim sana has zevk u temâşâ

Çoşarak âh u enînler bize şevk oldu ser-â-pâ 16. Şu feyz nâ-mütenâhî senin evrâk-ı kemâlin

Kâlemin nefha-i kudsî yazılan hüsn ü cemâlin

90 17. Şu türâb mazhar lutfun doğuyor Âdem u Havvâ

Kademin arşa basınca çoşuyor bahr-ı tecellâ 1. Bir zaman geldi ki sükûta vardım

Düşündüm taşındım birden boşandım 18. Yeni bir daire çizdi kâlemin tâkati bitti

Bakıp âyîneye dilber sevinip nâlesi gitti 2. Kelâmım Kur’ân’dan sükûtum huzûr

Her nefes geçmekte pür-zevk u sürûr 19. Meded ey nûr-ı Muhammed meded ey lutf-ı İlâhî

Şu fakîr Nusret’i şâd et meded ey pîrim Hüsâmî 3. Yârim görünce nûr-ı cemâlin

Fark etmez oldum kahr u celâlin 4. Aşkınla zuhûra gelmiş bu âlem

Aşkınla rücû’a koşar dem-â-dem

112 113 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Aşkınla yandıkça âteş-i derde 4. Bir taraftan sim u zer nâmın verirsin taşlara Nâ-merdim istersem devâdan perde Taptırıp bî-çâre halkı yüzler olmuş kapkara 6. Bu sûret vücûdu pür-derd u fânî 5. Bir taraftan bâde dersin sunmuşsun bir renkli su Timsâl-i aşkındır ey hüve’l-bâkî Nûş edenler bilmez olmuşlar acâib bir pusu 7. Gönlüm seninle oldukça her dem 6. Bâzısı tâmire âcizken dil-i vîrânesin Bağlar çözülse kalır mı mâtem Bir saray inşâ için vermektedir son dânesin 8. Teşrîf edersen kalmaz melâlim 7. Bazısı ömrün hebâ eyler işi fısk u fesâd Gönlümde zâkirsin ben bir hayâlim Ekser eylerler yarış iblis ile pür-inbisât 9. Vahdette seninim kesrette esir 8. Hepsi bir gün putlarıyla hâk ile yeksân olur Rahmân’sın Rahîm’sin ey lutf u kesîr Yalvarırlar son nefeste işleri hüsrân olur 10. Nusret huzûru şeyhiyle buldu 9. Ey cihân sen bil ki fânîsin bir gün devrin biter

Sen bugünden tövbekâr ol yoksa taht elden gider Habîbin rûyunu rûyunda buldu

10. Bilmeyenler aslını senden çekerler el-amân

Bir tesellî ver desinler arzına dârü’l-amân

11. Sen ser-â-pâ bir ateş olmuş yakarsın âdemi

91

Bir açarsam perdeni yanmış görürsün âlemi Benî Âdem’den Cihâna Cihândan Benî Âdem’e 1. Ey cihân senden nedir âşıkların çektikleri 12. Ey benî Âdem yeter sus incitirsin sen beni Hakk’a yol ver perde olma yâ çekil bir dem geri Ben sana hizmet için emr aldım evvelden beri 2. Bir taraftan kendini zindan edersin âdeme 13. Ben sana bir bağ ve gülzârım gülüm sensin benim Bir taraftan âdemi muhtâc edersin âleme Ben senin çün halk olundum rûhuna ancak tenim 3. Gerçi arzû eylemem tenkit için ağzım açam 14. Biz sana bir bende olduk cümle eflâk cümle hâk Maksadım yârâna biraz bûy-i vahdetten saçam Biz sana âyîne olduk sînemiz hasretle çâk 114 115

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 15. Mâsivâ derler bize sen bizlere mihrâbsın 26. Çünkü ol şâh tâ kıyâmet hânesin tebdil eder

Sendedir esrâr-ı Hak sen bizlere miftâhsın Lâ-yezeldir şark ve garbe gevherin teşmil eder 16. Nûr u vechinle mekân ve lâ-mekân mestiz bugün 27. Sanmayın kim âşıkın feryâd ve zâri kendinden

İşte mes’ûd gün bugündür ıyd-ı ekberdir bugün Gafleti uşşâkı ikâz eyler ol ma’şûk-ı ten 17. Gerçi biz her ân tahavvül eyleyen bir fânîyiz 28. Bir vücûdun rütbesi tahmînen olmuştur Gayn

Bir vücûdun rütbesi olmuş ezelden nûr-ı ayn

Sen ki çâk ettin nikâbı kimle kıldın izdivâc 29. Yâr nedir ağyâr nedir âşık nedir ma’şûk nedir 18. Sen bizim misbâhımızsın biz sana olduk sirâc

Hep merâtib oldu kesret çok libâs giymektedir

Sen ki çâk ettin nikâbı kimle kıldın izdivac 30. Doğmayı ya ölmeyi inkâr ederler ârifân 19. Biz sana hükm eyledik yıllarca terbiyen için Ân-ı dâim sırrına mazhar olan âzâdegân

Şimdi artık emr u fermân sendedir Allâh için 31. Bahr içinde bahr arar gâfil balıklar rûz u şeb 20. Sen ki yoktun var idim âlemde sen varken yokum

Yol bulanlar bahr-ı zâta nutkuma etmez acep

Sîne-i ağyâre dâim saplanan müdhiş okum 32. Tılsımı olmuş bu sırrın “ölmeden ölmek gerek”

21. Evvelâ ben bülbül oldum goncam oldun sen benim

Sen yok ol kim şirke meydan kalmasın ey pür-emek

Sen ki düştün damıma kârım tamam oldu dedim 33. Meyvadır bir bunca eşcâr bunca evraktan garaz 22. Zikr u tesbîhinle bir ân bülbül olmuştun bana

Yâ habîbî sev ve korkma sensin âlemden garaz

Misk kokun kaldıkça olsun Rabb’ime bin bir senâ 34. Râzıma son vermeden bir tek misâl arz eyleyim 23. Dört anâsır üç mevâlid hepsi hâdimdir sana

Fehm u idrâk eyle kim vuslattan âgâh eyleyim

Gökte ecrâm u sehâb tebriktedir ey pür-safâ 35. Nusret’e sordum nasılsın var mı derdin ey veled 24. Sen Muhammed nûrunu gönlünde doğdurdun ise “Ben mi âh dil-hâne-i mürşiddeyim bî-pâ ve yed”

Kâinata kıble oldun hem şeref verdin bize 25. Ey gönül devr eyler etrafında âlem tâ ebed

Ol nasıl devrân ki yâ Rab yâ Resûlullah meded

116 117 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

4. Mâzîye bakın zîr-i türab bir şeb-i yeldâ

Ferdâ diye çok oldu yanan hey gidi ferdâ

5. Terk eyle zaman kaydını ol hâl ile hâzır

92

Yırt perdeni gör kimdir her ân dîdene nâzır 1. Bazan yanarım âteş-i aşkıyla Hûdânın 6. Âlem koca bir mekteb-i irfânı kemâldir Bazan dalarım tâ dibine bahr-ı fenânın Bîgâne isen her nefesin ânı zevâldir Bazan çıkarım zirvesine arş-ı bekânın Aldım satarım sarrâfıyım cân ve cihânın 7. Köşkünde gece eğlenerek zevkine baktın Kimden bu tahavvül nice bir râz-ı nihândır Gönlünde sabah oldu ise nûrlara daldın Nusret yine Nusret görünen o hep cihândır

8. Kâtil mi bilinmez veledin doğsa seversin 2. Bazan okurum bülbülüyüm bağ-ı safânın

Kalbinde doğan nûr-ı Muhammed’le pedersin Bazan kokarım bir gülüyüm bahçe-i nâzın Bazan açarım perdesini nâz ve niyâzın

9. Bir kahvecik ikrâm edenin meddahı oldun Bazan koşarım avcısıyım tîğ-i kazânın

Yıllarca hayât bahş eden Allâh’ı unuttun Kimden bu tahavvül nice bir râz-ı nihândır Nusret yine Nusret görünen o hep cihândır

10. Ma’şûk uyumaz dîden uyur sînen uyurken

Aşkın kimedir sen gibi bir perde dururken

11. Cânân yüzünü görmeyi ister misin ey dost

93 Sen çık aradan öylece bak kim kala ey dost

12. Yâ bülbüle bak ah u figân etmeyi öğren 1. Ey Hak yoluna girmiş olan tâlii yâver

Yâ bir güle bak boynunu bük yâr geliyorken Ey Hakkı bulup gâile eden merhamet-âver

13. Mecnûn ne arar zirvesine çıktı cibâlin 2. Âlemde olan her şeyin encâmı harâbdır Kâ’bende olan çeşmelerin âb-ı hayâttır Leylâ’da mı görmüş acaba nûr-ı cemâlin 3. Gel Kâ’bene dön aslına dön âteşe yanma 14. Bir gün melekü’l-mevt gelerek sîneni dağlar Hâl ehline uy dosta inan gayre inanma Her şey seni terk eyler iken dîde kan ağlar 118 119 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 15. Gelmiş sana bak mevlût okurken melekü’l-hay 3. Takrîr edeyim dinler isen hâlet-i aşkı Ömründe kalan günleri kâbil ise bir say Bülbül gözüme baktı hemân nâleyi bastı

Zîrâ ki açan goncelerin ömrü pek azmış 16. Hep oldu olan gitti giden kaldı hemân Hak Ey fasl-ı bahâr gel ki gülüm soldu sarardı Bir nefhacık olsun bu sözüm tuhfe-i mutlak

4. Âh bûy-ı fırâk sen nereden karşıma geldin

Döndüm başımı sen de dönüp zevkimi çeldin 17. Nusret denilen ney gibi inler sûret-i vîrâneyi dinle

Ey âb-ı visâl Nusret’i kandırmadın aslâ Fırsat var iken mürşide koş mey gibi inle

Yanmış yüreği şimdi de tufana mı geldin

5. Ciğerim yandı senin âteş-i sûzânın ile

Yüreğim çoştu yine aşkının ilhamı ile

94

Gözümün perdesi yırtıldı senin nûrun ile 1. Bir dânesiyim Rabbimin ey âlem-i imkân Gecemiz gündüz olup parlıyor efsûnun ile Bak sîneme harmanları gel eyle temâşâ Dîdemden akan katreleri sanmayın elvân Çoşmuş görünür bahr-ı zuhûr emre müheyyâ Nusret denilen zerre her ân şemse nigehbân

96 Devrin eder icrâ görünür cahil u dânâ

1. Her âşık olan nûş edemez âb-ı hayâtı

Herkes bulamaz yâri ile dilde safâyı

Elbet bulamaz her arayan zevk-i visâli

95 Erlerde bulur tâlib olan ahd u vefâyı 1. Vahdet köşesi Ka’be-i pür-nûr-ı Hudâdır

2. Bir çokları tutmak diledi fakr u fenâyı Geçmiş gelecek kaydı bize nâr-ı cefâdır

Yollarda kalıp bulmalıdır şehr-i sehâyı Derk eyler isen her nefesin gizli nevâdır

Her sahib-i dîde görmez nûr-ı cemâli Ey dertli gönül çağla sonun bahr-ı safâdır

Herkes olamaz vâkıf-ı esrâr-ı ilâhî 2. Nûrun inerek sîneme evsâfını yazdı 3. Ref ’ etti nikâbın ağırır şâh-ı cihân bak Rûhum çıkarak arşına mihrâba dayandı Gafletle nikâbı yüzüne çekme ey ahmak Âteşleri deryâları bir anda geçerken Bî-renk ve cihât âleme çık kara veya ak Nerdeymiş acep perde-i esrâr hiçe yandı Kaydın bırakıp mutlaka göç Hak ile ol Hak 120 121 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Tam on ikidir içten içe perde-i dîdâr 8. Zât-ı Hak’ta mahv olunca söyleyen Mevlâ imiş Sûret görünen perdeyi geç içre neler var Ehl-i Beyt-i Mustafâ’dan olmamız ihsân imiş Hep cümle makâmâtı hemân bir nefes et var En son kutuyu açmayı bil kenz-i hafî var 9. Kenz-i mahfî âşikâr oldu sözüm burhân imiş

Nusret oldu ismimiz mânâda ehlullah imiş 5. Deştin yine sînemde olan yâre-i câna Sönmez alevi sözlerimin emre müheyyâ 10. Nûr-ı Ahmed Hazret-i Hazmî’de oldu cilveger “Kün” emrini duydum duyalı ey ulu Mevlâ

Oğlu olmak nimetiyle âşikâr oldu kader Nusret diye nâm aldım olup âşık-ı şeydâ

98

97 1. Âh u vâh etmekle geçmişti sabâvet çağımız

1. Behçet Dede’nin nutku bize lutf u Hudâdır Ağlamakla geçti gençlikte bütün eyyâmımız

Behçet Dede’nin sözleri hep çeşme ziyâdır

Behçet Dede’nin nutkunu bil rûha gıdadır 2. Âteş-i firkatla yandı bir zamanlar cânımız

Behçet Dede’nin sözleri çok derde devâdır Dost yüzü gördük ve şâd olduk tamamdır kârımız

2. Gerçi görünür âşık-ı Hak türlü libâsta 3. Hâmdülillah mâsivâda kalmadı efkârımız

Ma’şûku ile müşterekiz âlem-i cânda Şimdi de keşf-i cemâle emr olursa hâzırız

Açmış yüzünü rûh-ı revân nâz u niyâzda

Behçet Dedemiz bir gül imiş bağ-ı cihânda 4. Âlem-i nârı geçirdik neşr olur envârımız Âlem-i nûra varınca yakmaz oldu nârımız

3. Eş’ârını zevkle okudup Behçetimin ben 5. Anladım şimdi misâfir gelmişiz bu âleme Ordan gözüme pîrimizin nûru gelirken Hizmet etmekle mükellef kıldı Mevlâ âdeme Ey fahr-ı cihân cümlemizi eyle hemân şen

Ey Hazmî cân Nusret’inin cümbüşü senden 6. Bunca yıllar geçti ömrüm bir nefeslik ân imiş Cümle fânî oldu bâkî Hazret-i Allâh imiş 4. Mânâda olan hüsn ü hafî harflere girmiş

Bir hız alarak devr ederek sem’ine ermiş 7. Şol vücûd-ı pür-alîlim hayme-i mîad imiş Behçet Dede’nin sözleri Kur’ân’dan esermiş Her neyi görse gözüm ol cânıma mir’ât imiş Nusret Dede ol rûha bakıp Fâtiha dermiş 122 123

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Gerçi nehr-i iptilâ üzre akıp gitmekteyim

Bâd-ı hışmın yol alırken inkiyâd etmekteyim

Nûr u nârın lutf u kahrın bir görüp gezmekteyim

Sen de dâd etmez isen ey pîr-i irfân n’eyleyim

99 3. Yâr u ağyâr bilmez oldu hâlimi yâ Rab meded 1. Melâlimden haberdar olsalar ahbap ve akrânım Pür-kusûrum varlığımla ârifim yâ Rab meded

Birer beytü’l-hazen inşâ ederlerdi civârımda Âlem içre ayb u âr oldum ser-â-pâ yâ Rab meded

Sen de dâd etmez isen ey pîr-i devrân n’eyleyim 2. Emînim vâkıf-ı sırr-ı derûnumsun sen ey cânım

Bütün uşşâk ile hem-bezm-i sohbettesin nigâhımda 4. Kırk yaşında bir sabîyim nefs u şeytân görmezem

Hûri gılmân bâğ u bostân intizârın çekmezem

Fakr u illet ehli oldum bir garîbem bî-kesem 3. Nasıl miskin alîl olmaz vücûdum ey kerem-kârım

Sen de dâd etmez isen ey cân u cânım n’eyleyim

Alıştı mürg-i rûhum uçmaya her ân civârında 5. Kâh tenezzüh eylerim maksad temâşâ-yı celâl 4. Bir gün hândan yarın nâlân olan ervâha hayrânım

Kâh terakkî eylerim dâvet edince zü’l-celâl

Giden gitsin kalan birdir diyor pîrân kelâmında

Kâh tarassud eylerim esrâr-ı vech-i lâyezal

Sen de dâd etmez isen ey nûr-ı idrâk n’eyleyim 5. Bu günlerde yanar sızlar dururken münkesir kalbim

Kabahat bende mi bilmem veya baht-ı siyahımda 6. Sûretinde şems-i tâbân nûr saçar cânânımın

Sîretinde bahr-ı ummân gizlidir mestânımın 6. Seninçün taht-gâh olmakta daim sîne-i sâfım Ol sebebten her teli tevhîd okur dil-sâzımın

Görünmezse ne gam Nusret kulun dergah-ı nâzında Sen de dâd etmez isen ey nûr-ı envâr n’eyleyim 7. Bir elim dünya evinde haşr olur âlem ile

Bir elim ukbâ evinde halleşir ervâh ile

Gözlerim aklım ve fikrim mürşidim pîrim ile 100 Sen de dâd etmez isen ey zevk-i vicdân n’eyleyim 1. Mürg-i rûhum âlem-i pestîye kondu n’eyleyim 8. Dinlerim ekser şu âciz kalbimin dârbânını

Lâne-i bâğ-ı safâya uçmaz oldu n’eyleyim Kimdir ol mihmân ki sînemden basar feryâdını

Bâb-ı vaslında esîr-i firkat oldu n’eyleyim Zâkir u mezkûr ve zikrin isterim esrârını

Sen de dâd etmez isen ey fahr-i âlem n’eyleyim N’eyleyim Nusret kulun bekler kapunda n’eyleyim

124 125 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

101 102 1. Kaçta kaçtır sînesinden yâre almış kaçta kaç 1. Kendime enzâr-ı dikkatle bakındım ben neyim Lebleri aklın değil aşkın nedîmi kaçta kaç Bir hayâl ya gölgeyim en doğrusu ben bir hiç Dîde mahmûr kâmetin kanbur olunca var çalış Her nefes bir nev tecelli-gâh olan dil kaçta kaç 2. Şems u mâh ile anâsırla şu âlemlerde hiç

Hep benim tafsîlim oldu ben hiçim onlar da hiç 2. Mâh-ı aklı şems-i kalbiyle münevver kaçta kaç Bî-hurûf u lâfz u savt söyler ve dinler kaçta kaç 3. Rûh u sultân akl-ı kudsîdir bana benlik veren Kirpiğin her bir telinde sallanır âşıkları Ben doğunca ol nihân oldu gıbârım ona ben Böyle ma’şûk böyle mahbûb böyle sultân kaçta kaç

4. Gül ve bülbül âteş u pervâne hep mestânedir 3. Belki sûret pür-kusûrdur sîne deryâ kaçta kaç Vuslatın mânâsı zâhir oldu ten vîrânedir Her nazar Hakk’ı gören sultân Muhammed kaçta kaç Gönlü beytullah olup âşıklara eyler tavâf 5. Zevk ararsan sen yok ol doğsun hüviyyet güneşi Dem ve lahmi dem ve lahmıyla muhammer kaçta kaç? Vuslat isterler dururlar var mıdır nûrun eşi 4. Âlemi kazan ederken kendi kepçe kaçta kaç 6. Vuslatın tâlibi cânândır sana oldu kârın Âlemi ıt’am ederken kendi serhoş kaçta kaç Bizleri âgâh için inmiş yere ey nûru’l-ayn Hep muammâ-yı cihânı toplamış bir noktaya Kaçta kaçtır kaçta kaçtır kaçta kaçtır kaçta kaç 7. Nûr-ı idrâk etse istilâ vücûdu ser-te-ser

Nerde âbid nerde zâhid nerde kaldı bül-beşer 5. Mest ve medhûş lâl u ebkem sîne pür-nûr kaçta kaç Postunu etmiş ferâmûş dostu bulmuş kaçta kaç 8. Ey melâik yol verin nakl-i mekân etmek gerek Halk-ı âlem beş vakitte bulmamışlarken huzûr Bekleyin sizler mekânı lâ-mekân bihler gerek Tek vakit Hak’tan tegâfül etmeyenler kaçta kaç

9. Hangi zâtı ben kime isbât edem hayretteyim 6. Sen de Nusret bunca sözler söyledin pür-iştihâ Yahut inkâr-ı suverden ben bu dem âzâdeyim Kaçta kaç olmuşsa olmuş ahdine eyle vefâ Gönlünü mir’ât-ı sâfî eyle kim her ân baka 10. Bî-vücûd ol bî-şuûr olma çekersen de cefâ Mürşidin mihrâkı envâr-ı Hudâ ey pür-nevâ Vakti var terk-i şuûrun geldi mi eyle safâ 126 127 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Her yolun bir rehberi var her bir ilmin hâcesi Hâce-i ilm-i ledün olmuş Hudâ âyînesi 12. Kıble olsun rûz u şeb şâm u seher ol zât-ı pâk Sîne-çâk ol sîne-çâk ol sîne-çâk ol sîne-çâk 104

1. Rabbim sana gönderdi dedi “bak bana ey mâh” 13. Hep nasîhatlerle geçti ömrümüz rüzgâr gibi Bahr-ı zâta daldım ammâ bulmadım aslâ dibi

2. Bir nefham ile aklı vücûdundan ayırsam

Gûyâ ki seni öldürerek kabre yatırsam 14. Hazret-i Allâh hemen ermişlere etsin karîb Bundan âlâ neş’eyi diğer bulunmaz ey garîb

3. Yâni şu vücûd makberini terk ediyorken

Yokluktaki esrârı biraz derk ediversen 15. Bir fakîrim ölmüşem hâk-i vücudum içre ben N’olur ey kâri duâlarla bizi şâd eylesen 4. Yersin hem içersin azıcık zevk edemezsin

Mutâdın olur âh u enîn hiç gülemezsin 16. Nusret’in kalb-i selîme ihtiyacı âşikâr Âlem-i sûrette kalsın ismi resmi yâdigâr 5. Gözyaşlarının ırmağının rengi kızıldır

Gurbette sana yâr olacak ancak Hızır’dır

6. Her demlik olan neş’eyi bul geçmişe bakma

Yetmiş bin hicap bizde iken “dost” de aranma

103

7. Yûsuf gibi ol Ya‘kûb’u bulup ol ona meyyâl 1. Baktım şu cihânın başı var âhiri var mı

Âlemde de hiç yok denemez bunlara hem-hâl Edvârı düşündüm acep idrâke sığar mı Ol nâ-mütenâhîliğe ermez küçük aklım

8. Kurbiyyeti zerrât ile yek-pâredir âlem İnsân denilen suret-i cem’iyyeye şaştım Ağyâre kapat dîdeni coş ağla dem-â-dem 2. Ben böyle tahayyürde iken koştu melekler 9. Dün bir kuyudan çıkmış idik şimdi de zindân En önde olan sûrunu almış beni bekler Sabreyle çalış dört cihetin tâ ola meydân Bir âlem-i hiçîde iken ben tek u tenhâ Birden bire nerden bu şahıs oldu hüveydâ 10. Bir nefha-i diğerle sana müjdelerim var Bir hoşça selâm verdi söze başladı ol şâh Fânîydin evvel şimdi bekâdan haberim var 128 129

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Gel şimdi düşün nakl edemem hepsini birden 3. Ben seyre çıkam şöylece bir hayme-i tenden

Râzıysan eğer öttüreyim sûru derinden Bülbül ne çeker görmeliyim hârın elinden 12. Fânîlere bir arkadaş ol hâk ile hâk ol 4. Ben benliğimi âlem-i esfelde bırakmam

Bir pîr elini tut ki hemân cân ile cân ol Râcî olurum aslıma âteşlere yanmam 13. İlk nefhasıdır sûrumuzun mürşide ermek 5. Her türlü cefâ dert ve elem karşıma gelsin

Ol aşk yoludur Hak yoludur şart girebilmek Ey zevk u safâ neş’e ve şevk nerde gezersin 14. Şâyed ki tereddütte isen sûrumu gel al 6. Ben sizleri tezvîc edeyim yek yeke artık

Pür-şevk u taleb öttürüver zâtına bir dal Mes’ûd olunuz gitmeliyim çünkü usandık 15. Âsâbını teskin eder ol haydi düşünme 7. Sizler ile meşgul olarak çırpınıyorken

Öttür bana ver zevke dalıp hâke düşürme

Halk eyleyen Allâh’ıma bîgâne miyim ben 16. Ver öttüreyim yerli yerini bulsun anâsır 8. Kırk yıllık ömür sizler ile baş başa geçti

Pervâz ede rûh anlayayım kimlere nâzır

Bir nefha-i idrâk erişip sînemi eşti 17. Artık şu tekâzâ-yı vücûddan ben usandım 9. Ver öttüreyim ey meleğim işte kararım

VAllâhi civân-merdân-ı Hudâdan da utandım

Bir olmak için zât ve sıfât leyl u nehârım 18. Mâdem ki şu ten bir gün olup hâk olacaktır 10. Ver öttüreyim dinleyiniz Hû diyelim Hû

Bir kuvve-i nûriyye-yi Yezdân doğacaktır

Ey sem’-i hakîkat ne diyor aks-i sedâ Hû 11. Ey pîr-i ganî ben ne asil hâlete erdim

Kavseyni çizen nokta-i pergârına geldim

105 1. Ölmezden evvel ölmeliyim cân u gönülden 12. Sırtımda beşer kisvesi der yüklenemezdim

Bassın yürüsün pây-ı azîzân üzerimden Ol kisve-i zâtî imiş amma bilemezdim 2. Elbet ekilir sînemize büzr-i muhabbet 13. Ey pîr-i kerem doğdu kerem nûr-ı lebinden

Vermez mi bire on iki feyz ol yed-i kudret Taht u zemîn fevk u semâ çoştu sesinden

130 131

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 14. Bir bâdeyi sundun beni âvâre ser etti 25. Ol dost seni gözler ne olur göz göze gel bir

Gönlüm kuyusu taştı ve etrâfı sel etti Görmek ve görünmekte olan zevk ne derindir 15. Cennet bağımı saky ediyor âb-ı revândır 26. Daldın ise ummânına gördün ise yâri

Ben ben dediğim aynı hatâ bir hezeyandır Avdet edeyim sen sürüver zevk u safâyı 27. Ey cism-i zaîfim nicedir hâl-i melâlin 16. Uşşâk-ı cihân sanki bugün ağzı bir etmiş

Bir âlem-i kudsîde gezer tıfl-ı cemâlin

Tevkil ederek işte bizi pür-sühân etmiş 28. Ey sevdiceğim kim o seni etti perîşân 17. Ma’şûk-ı cihân bazan olur sem’i bağışlar

Gönderdi selâm sil yaşını Hazret-i zî-şân

Tevhîd okuyup secde kılar cümle nakışlar 29. Ondan gelirim bir gün olur sen de gidersin 18. Gel dîdelerin vahdetini sen bana sorma

Allâh yolunun âhiri yok devr edeceksin

Saz sözle değil boynunu bük hep beni yorma 30. Bak âleme devr ile eder vahdeti ilân 19. Sübyâna bir eğlenceyim üstâdıma bende,

Ey nûr-ı basîret seni idrâke ver imkân

Pervâneyim aşk âteşine zevk-i nihânda 31. Nusret avunur kîl ile kâlin ile her ân 20. Kâh aşkını yollar o benim sîneme gizler Hüsnün güneşi çekti onu eyledi hayrân

Kâh nokta gibi içre alır daire eyler 21. Yâni bakarım gönlüme dost tahta kurulmuş

Etrafa nazar eyler iken karşıma durmuş

106 22. Fehm eylemeli ben dediğim hep o imiş o 1. Bî-vücûd ol bî-şuûr olma çekersen de cefâ

Bir perdesi var yırtsa da o yırtmasa da o

Vakti var terk-i şuûrun geldi mi eyle safâ 23. Kâh sizde muhît âlemi kâh bizde muhattır 2. Her yolun bir rehberi var her bir ilmin hocası

Ger sizce nihân oldu ise bizce ıyândır Hâce-i ilmi ledün olmuş Hudâ âyînesi 24. İdrâkin ile âlem-i sûretten uzaklaş 3. Kıble olmuş rûz u şeb şâm u seher ol zat-ı pâk

Sonsuzluğa çık tenhâ da ol dostuna yaklaş Sîne-çâk ol sine-çâk ol sine-çâk ol sine-çâk

132 133

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 4. Hep nasihatlerle geçti ömür bir rüzgâr gibi

Bahr-ı zâta daldım ammâ bulmadım aslâ dibi 5. Bir fakîrim ölmüşüm hâk-i vücûdum içre ben

N’olur ey kâri duâlarla bizi şâd eyle sen 108 1. Ey zât güneşi işte şu dem nârına yandım 6. Hazret-i Allâh hemân ermişlere etsin karîb

Geç kaldığımı fark ederek hayli utandım

Bundan âlâ neş’e-yi diğer bulunmaz ey garîb

Envârına daldım 7. Bir sanem bul her bakışta rû-nümâ olsun samed 2. Koştum aradım leyl ü nehâr bazı yoruldum

Kul hüvAllâhü ehad ve kul hüvAllâhü’s-Samed

Gençlikte seni bekler idim gül gibi soldum

Zannetme unuttum 8. Yandı ağzı Nusret’in bekler iken dost neş’esin

Gam libâs olmuş iken ma’şûk-ı câna neylesin 3. Hep karşılamak üzre seni ufka koşardım

Karşımda diğer ufku görüp öfke saçardım

Sonsuzluğa şaştım 4. Bir gün açılıp dîde-i dil hayrete vardım

107

Kırdım kadeh-i katremi deryâlara saldım 1. Derûnunda tebellür eyleyen âyât-ı takrire Hayy ismini aştım

Muktedirsin muktedâsın âşıkâne ehl-i tevhîde 5. Bir seyyâh idim yıllarımız bir deme indi 2. Senindir âlem-i sûret senindir âlem-i mânâ Pîr himmeti imdâda gelip göz yaşı dindi

Sen oldun Hakk’a âyîne sen oldun sûret-i mânâ İdrâk bire indi 3. Senin gönlün nazar-gâh-ı celîl-i kibriyâ oldu 6. Nusret yine bir gün coşarak göçse bekâya

Senin cismin hüviyyet nûruna bir ince zâr oldu Fânî olamaz dahil olan bağ-ı safâya

Çok dalma cihâne 4. Kelâmın Hû okurken gözlerin nûr âyetin söyler

Huzûrunda senin farz oldu secde ürperir tüyler 5. Hudâ bâkî habîbullâhı fânî görme ey Nusret

Temâşâ eyle devrânı basiretle gide kesret

134 135

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Ömrümde yine bir gecemiz yel gibi geçti

Fecrinde elemler dolu eyvâh sonu gelmez

109 1. Bir kimseye ki hande nasip etmese Mevlâ

110

Dünyaları versen de onun hiç yüzü gülmez 1. Hep gündüzü istersen eğer leyl ola pünhân 2. Nân pâreye muhtaç olanın gönlüne bir bak

Kâmil diyemem ol güne kim gam ile geçmez

Pür-zevk u safâ cünbüş eder gayriyi görmez 2. Zannetmeyiniz neş’eliler gamdan uzaktır 3. Bazan girerim camiye saflarca ibâd var

Çektikleri mihnetleri şeytan bile çekmez

Dil-hânede nâkus çalıyor Rabbını görmez 3. Çok dertliyi gördüm ki gülerler deli sandım 4. Pejmürde libâs elde âsâ bel iki büklüm

Çok kahkaha sahiplerinin göz yaşı dinmez

Olmuş o fakîr dost ile dost kimseyi görmez 4. Geldik şu fenâ âleme deryâ-yı ademden 5. Âşıklara giydirmiş Hudâ hırka-i fakrı

Ezvâkını sonsuz sananın hiç sonu gelmez

Ma’şûku ile ülfet eder diğeri görmez 5. Zâlimlere âlet olanın âhiri hüsrân 6. Bir cezbe ile âlem-i lâhûte uçarken

Pâk-sîret isen korkma ki sırtın yere gelmez

Bir tîğ-ı celâl etse şehit kendini görmez 6. Tahsîl-i ulûm etmek için bunca kitap var 7. Bir âşıka bak çehre güler sîne kan ağlar

Ammâ ki ledün ilmi sizin mektebe girmez

Bir ârife bak havf ve hüzün şehrine girmez 8. Mâdem ki beşer kisvesinin şûlesi nûrdur 7. Zannetmeyiniz aşk dediğim bir kuru sevda

Niçin girer hammâme temizlenmeyi bilmez Hak vergisidir gerçi fakat herkese vermez 9. Fânûs kırılır bir gün olur câme türâbdır 8. Mektep kişiyi şöyle kemâlâta hazırlar

Ol ânı bugün etse hesap aklı mı ermez İrfânîyetin mektebi yok her kişi bilmez 10. Her gün dile bin okla hatır sormada cânân 9. Âlemdeki zevk ekl ü şurb recül ile nisvân

Nemrud ne desin sevgililer âteşe girmez Ömrün sona ermekte bunlar fâide vermez

136 137 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Arslan bulunan gönle sakın etme taarruz 4. Nerede âşıklara bir kıble olan ten ki şimdi türâb olmuş Vallâhi onun sillesine çâre yetişmez Nerede çağlayan enhâr-ı meserret ki göklerde sehâb olmuş 11. Git hâneyi yık belki biraz ehven-i şerdir El sürme gönül hânesine nâlesi dinmez

112 12. Tâmir ediver nerde ise kalb-i rakîki Ordan doğacak ücreti Hak kimseye vermez

Cânân bana bağışladı hep cürm ü günâhım

Hiç kalmadı âhım 13. Gâibden olan nik ü bedi etmeyiniz red

Mâzi ile müstakbeli ateşlere yaktım Nusret gibi hoş görmeyenin derdi tükenmez

Envârına daldım

Ummân-ı hüviyyette yüzer şekl-i vücûdum

Ma’şûkda huzûrum

Çeşmânımı bir lâhza açıp dostuma baktım

Mir’ât idi şaştım

111 “Nusret” dediler “âlem-i sûrette çekişme”

Gurbette bunaldım 1. Ben mi mihmânım acep âlem mi mihmândır bana

Mânâdaki ismim ne ola der düşünürken Ben mi sultânım acep âlem mi sultândır bana?

Bir çıkmaza vardım Vasf u nâmım gerçi pek çoktur temâşâ eylerim Ben kendimi bir şey sanarak hayli dolaştım Nusret isminde libâsım var bu dem şaşman bana Âlemleri aştım

Devr eylediğim dâiredir başına geldim 2. Semâdan bir çadır kurmuş şems oturmuş taht-gâhında Bir yokluğa erdim

Ben ben olalı hiç imişim farkına vardım Yanında ay ve yıldızlar seyr ederler beşer temsilin

Zâtıma daldım Sahne-i hûn sahne-i zevk u safâ var pişigâhında Sen de seyr et ömrün oldukça bırakma elde tesbîhin 3. Tatlı ses ve özlü söz olmazsa bir meclisde zevk olmaz İşte sâkî işte bâde nûş eden yalnızsa keyf olmaz Nerede sînesi sâd-pâre olan yâr ki derdinle harâb olmuş Nerede hûn ile âlûde ciğerler ki aşkınla kebâb olmuş 138 139 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Baktım bir boy âyînesi

Sandım onun nâsiyesi 7. Secdeye varmak diledim 113 “Vakti var” dedi bekledim 1. Dostum cevr u cefâ yeter feverân oldu gel 8. O söyledi ben dinledim Gözlerimden dökülenler dürr ü mercân oldu gel

Sanki o sesle inledim 2. İntizârım âteşi gâyetle yakmışdır beni 9. Baktım ki ses benim sesim Âşık-ı hakisterin hâk ile yeksân oldu gel

Bana n’oldu ey sevgilim 3. Gülşen-i hüsnümde çünkü bülbül-i şûrîdesin Gir cemâlim cennetine hür ve handân ol da gel 10. Seher yeli geldi geçti

Yârden selâm getirmişti 11. Kaybetmiştim ben kendimi

Bulmuş idim menzilimi 114 12. Âlem döner ben dönerim 1. Mâh-ı sıyâm yirmi sekiz

Yârim ile hem-sohbetim Bana ne oldu bir bilseniz 13. Gönül der “Hû” ağzım der “Hû” 2. Durdum onun dîvânına

Cânım “Hû” der cânânım Hû Baktım cemâl-i zâtına 14. Kulak verdim cihân “Hû” der 3. Kıblem doğru mudur dedim

Bâb-ı rahmette peygamber Sorma dedi karşındayım 4. Bir ses okur âyâtını 15. Bir tek rekât oldu namaz Tanımıştım esvâtını Haydi dedi bitti niyâz 5. Rükû vakti geldi sandım 16. Yokluk benim usûlümdür “Dik dur” dedi çok utandım Böyle geliş makbulümdür 140 141 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 17. Her dileğin kabulümdür 5. Doğdum âşık oldum sana Ceddin benim resulümdür Yâ sen de âşıksan bana

Cenneti ver başka kula 18. Sende ayânım merhaba Gelin Hû Allâh diyelim Sende nihânım Nusretâ

6. Güya ibâdet eylerim 19. Bundan özge var mı safâ

Bende ne var hep seninim Ah vuslatâ vâh vuslatâ

Gafletimden yerinirim

Gelin Hû Allâh diyelim 20. Kim bakarsa bir dem bana Bakmaktayım dâim ona

7. Yerde misin gökte misin

Bende misin onda mısın

Gönlümden gelirken sesin

Gelin Hû Allâh diyelim

115

8. Kâinata sordum seni 1. Yâ Rab bana seni buldur Aşkınla devr eyler beni Yahut bana beni bildir Ben oldukça Muhammedî Gece gündüz duâm oldur

Gelin Hû Allâh diyelim Gelin Hû Allâh diyelim

9. Eğer sînemi bir açsam 2. Ben bir garîb âvâreyim

Yâr ve âğyârı uyarsam Dertle dolu bî-çâreyim

Cemâlini ıyân kılsam İçim dışım hep yâreyim

Gelin Hû Allâh diyelim Gelin Hû Allâh diyelim

10. Yalvarırsam tatlı şirktir 3. Senden olmaz ise meded

Duâ etsem ikiliktir Benim her hâlim oldu bed

Dönsem dursam tam birliktir Gözümden yaş dinmez ebed Gelin Hû Allâh diyelim Gelin Hû Allâh diyelim 4. Yoktan yarattın sen beni 11. Yandım durdum yıllar yılı Oldur veya öldür beni Bir gün dedim şeyhe belî Gayret ver tâ görem seni Esmiş idi seher yeli Gelin Hû Allâh diyelim Gelin Hû Allâh diyelim 142 143 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 12. Vallâhi âlem katredir 19 Âciz Nusret miskin Nusret Cennet cehennem zerredir Her dem arar isen vuslat Her ne ki var hep sendedir Yok ol git âleme ibret Gelin Hû Allâh diyelim Biz de Hû Allâh diyelim 13. Yetmiş bin perde var derler Birin görmedim ey erler Sen yok olsan zuhûr eyler Hemân Hû Allâh diyelim 116

Efendi Babam Hacca Giderken: 14. Nene lâzım gel yanalım Tâ-be-sabah yalvaralım

1. Günden güne efzûn oluyor âh-ı figânım Şeyhle bir olup kalalım

Cânânımın ardında koşup gitmede figânım Gelin Hû Allâh diyelim

2. Yandım tüterim kırk senedir parlamadım âh 15. Çok makâmdan söz eyledim

Soldum gül idim kâh olarak bülbüle hem-râh Hem söyledim hem özledim Âgâh isen hep inledim

3. Gittim bilirim “yok ol” mahbûb u cihân “gel” Dâim Hû Allâh diyelim

Gönlümde de bir aks-i sedâ var “git ve hemân gel” 16. Bilen demez diyen ilmez

4. Ol hâk-i ıtır-nâke eriş sonra selâm et Neden acep yaşım dinmez Alnında durur dîdelerim hâk ile pâk et Yağma ettim aklım ermez Gelin Hû Allâh diyelim 5. Herkes su döker yolcusuna yol alıyorken

Biz yaş dökeriz gelmen için bir görüversen 17. Çoktur adım hem sıfâtım İşte budur son beyânım 6. Tayyâre ile âlem-i eflâki dolaşsan Ramazan tuhfe-i cânım Refref ile düldüller ile arşa ulaşsan Gelin Hû Allâh diyelim

7. Gönlümde yerin var Allâh taşra çıkamazsın 18. Nidem nidem Mevlâm nidem Bir tek adım olsun atamaz gâib olamazsın Bana gel kim buldum diyem Arşa varsın âhım görem 8. Gittin bilirim ağlayarak bir nice zahmet Gelin Hû Allâh diyelim Ya kalbime geldiyse eğer nûr-ı Muhammed 144 145 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 9. Avdet gerekir tâ ki bu dem kalmaya hasret 6. İki cihân sultânısın efendim Çok özledi Nusret seni gel kalbime hükmet Fakîrlerin penâhısın efendim

Garîblerin mihmânısın efendim

Âşıkların ma’şûkusun efendim

7. Bir taraftan muammâsın bilinmez

Ârif dilden sohbetlerin eksilmez

117

Senden başkasına gönül verilmez 1. Dermânım yok dere tepe aşayım Sensiz Hakk’ın huzûruna girilmez Mangırım yok vasıtayla varayım

8. Dışın kesret için vahdet denizi İster isen sana mezar olayım

Eşin yoktur ey âlemler güneşi Yâ gönlümde bir halvet-gâh kurayım

Senin ile bulduk zevk ve neş’eyi

Bahtiyârdır kim yırtarsa perdeyi 2. Tâ çocukken beri seni aradım Akan suya bakıp bakıp çağladım

9. Senden haber veren zâtı bulayım Esen yelden haber sorup ağladım

Ayağına yüzüm gözüm süreyim Görsem diye gönle gönül bağladım Gözlerinde senin nûrun göreyim

Bıraksınlar sonra beni öleyim 3. O çöllerde nasıl hayât geçirdin Sağ gidenler hasta gelir sen n’ettin 10. Biliriz ki zâtın Hakk’ın zâtıdır Bu mübârek dini nasıl dirilttin Hiç şüphesiz sıfâtın sıfâtıdır

Nasıl derler “sen bir kul Hak ayrıdır” Oralarda nasıl vuslata erdin

Sen olmasan bir dem cihân sarsılır 4. Ömrün kalan enfâsını bir etsem

11. Medîne’de değil senin durağın Bir Hû çeksem ölüleri diriltsem

Gönlümdedir nûrun feyzin otağın Câhilleri bilir körü göz etsem

Kimden sorsam esrârını Hudânın Ben kendimi sana varan yol etsem

Haddine mi oynatsınlar dudağın 5. Mevlâ âşık olmuş seni yaratmış 12. Her mevcûdun kemâlâtı sendedir Senin için âlemleri donatmış Rabbi gören abdin nûru sendedir Kervân kurmuş etrafında dolaşmış Âşıkların iniltisi sendedir Gûyâ âşık senden ona ulaşmış Âşıkı ma’şûk yapan dem sendedir 146 147

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 12. Ben câhilim başka bir şey diyemem 9. Sen zübdesisin âlem-i cânın ve cihânın

Bir ân bakıp gel demezse gidemem Ne güzelsin

Hakk’ın takdirini levhten silemem

Vuslata ermişse Nusret bilemem 10. Nûr dîdesisin ehl-i niyâzın ve kibârın

Ne güzelsin 11. Sen kıblesisin cümleten uşşâk-ı Hudânın

Ne güzelsin

118 12. Ey tenlere cân aynasısın ehl-i sefanın 1. Bir lahzası bir lahzaya uymaz kişinin Ne güzelsin

Şe’n-i Hudâdır 13. Rahmet misin âlemlere ey koca Nusret 2, Her ân-ı tecellî değişir benzemeden Bu ne himmet

Vasf-ı Hudâdır 14. Tufân gibi gark eyleyecek âlemi şevkim 3. Hem âlemi hem kendini terk ediver Ere kudret

Emr-i Hudâdır 4. Gel gözbebeğim şimdi beni dinle biraz

Nutk u Hudâdır

119 5. Ermekte ise sem’ine “Hû” diye sesler

Eşime…

Sen tekrar et 1. Bir gün olur Nusret küpü kırılır 6. Sînen yanıyor hem kanıyor ise sabr et

Şarapları rüsvâ olur dökülür

Hamd u senâ et Birkaç gün sonra kıymeti bilinir

Yüzündeki çamur izi silinir 7. Gördün ise her zerrede kendini ey dost Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Durma sücûd et Âdetullah böyle cârî “kal” demez 8. Dil tahtına kondu senin bülbül-i Ahmet

Kendini derk et

148 149 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Melekü’l-mevt pek yakında gele mi Bilmez oldum şu dem gündüz gece mi Yâre sordum diktim ona dîdemi “Küllü nefsin zâikatü’l-mevt” dedi Bu yolculuk yüz yıl devam edemez 120 Âdetullah böyle cârî “kal” demez

1. Dün çocuktum bugün öğle güneş yaktı genç oldum

İkindiyin otuzumda akşama kırkı buldum 3. Nerde benim güler yüzüm sohbetim

Yatsı oldu zulmât bastı yollar görünmez oldu Nerde benim cilâlanmış gözlerim

Sağa sola göğe baktım gönlüm inşirâh buldu Nerde sana Rahmî diyen sözlerim Elbet seni orada da özlerim

2. Gençliğimde bir cân geldi kuş dilini öğretti Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Bir pîr geldi Acemceyi Arapçayı nefh etti Âdetullah böyle cârî “kal” demez

Bir diğeri Hak’tan başka birlikleri nefy etti

Birisi de gelip gönül kapısını feth etti 4. Sefer sonu bekler idin yolumu Güler yüzle uzatırdım kolumu

3. Bülbül gibi şaklamayı kahkahayı isterdim Bilmem acep vaktim tamam oldu mu

Sonraları kumru gibi Hû çekmeyi öğrendim Benden sonra senin yüzün soldu mu

Biri dedi “sen hû oldun Hû’yu bırak” vazgeçtim Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Gâibdeyse “ya Hû” derler bende imiş derk ettim Âdetullah böyle cârî “kal” demez

4. Ertesi gün sabah oldu yaşım vardı elliye 5. Her gün sana katı yürek gözüktüm Kulağıma sesler geldi her şey zâkir “Hak” diye Bazı gece seninçün çok yaş döktüm Baktım her yer bir göz olmuş bana bakar yâr diye Anlamasın diye arkamı döndüm Kâinâtı kucakladım içi dışı cân diye Beni niçin kırmaktasın ay yüzlüm Bu yolculuk yüz yıl devam edemez 5. Elli yıl göz kulak oldum artık açtım ağzımı Âdetullah böyle cârî “kal” demez Âşıklara gösteririm cennet diye bağrımı

Söz anlayan bir er bulsam unuturum ağrımı 6. Ben yatarken sen eylersin âh u vâh Dünyâ ukbâ neyim varsa dağıtırım varımı Sen yatarken beklerim ben tâ sabah Müezzin der iken “hayyâle’l-felâh” 6. Yana yana altmış oldu ömrüm duman kalmadı Sen bağışla isyânımız ey İlâh Kâinât bir nokta oldu başka varlık kalmadı Bu yolculuk yüz yıl devam edemez Dîdede nûr sînede yâr başka sevdâ kalmadı Adetullah böyle cârî “kal” demez Ân-ı dâim oldu Nusret doğmak ölmek kalmadı 150 151

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Sana mi’râc için cân vermeğe hazır dururlar hep

Üzüm incir kavun karpuz koyunlar yâ Resûlullah 12. Sual ettim leyâle “ey siyah çehre vazifen ne”?

121 Lâ ilâhe illâ Muhammed diyordu yâ Resûlullah 1. Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir 13. Şafakta âşık-ı nâlân soyundu girdi ummânâ

Anınçün âşıkın zikri amandır yâ Resûlullah

Çıkıp bir inci gösterdi delikti yâ Resûlullah 2. Senin esrârının bir şem’asın bilseydi zâhitler

Yakardı âh u efgânı cihânı yâ Resûlullah 14. Dedi “lâ yok hep illâ Hû delikten bak cihânı gör”

Cihân zâtınla kâimdir bakan sen yâ Resûlullah 3. Selâmın Hak selâmı kelâmullah kelâmındır

Cemâlin Hak cemâlidir inandım yâ Resûlullah 15. Nazar kıldım şu eflâke o hızla devr ederler hep

Niçin döndüklerin sordum dediler yâ Resûlullah 4. Seni idrâk eden kullar bile şâhım efendimdir

Bütün yollar sana uğrar dönerler yâ Resûlullah 16. Senin sevgin senin aşkın cemâlinçün dönerlermiş

Hudâ medh eylemiş zâtın ayıldım yâ Resûlullah 5. Güne sordum “nedir hâlin” dönersin hem saçarsın nûr

Senin aşkınla devr eyler dururmuş yâ Resûlullah 17. Demek ki Mevlevî pîri bunu tanzîr için dönmüş

Bilir bilmez döner âlem seninçün yâ Resûlullah 6. Dedi “nûrum Muhammed nûrunun bir cüz’üdür ey dost”

Senin pâyine yüz sürmek dilermiş yâ Resûlullah 18. Acâib hâllere düştüm senin aşkınla kül oldum

Meded ey cânların cânı şefâat yâ Resûlullah 7. Güle sordum “kokun pek hoş sana kim verdi hoş-bûyu”

O da senden ödünç almış kokusun yâ Resûlullah 19. Lügât bilmem lisân bilmem niyâzım hep gönüldendir

Tamam olduysa ger ömrüm cânım al yâ Resûlullah 8. Baharın her sabahında öten bir bülbüle sordum

Senin isminle mest oldu bayıldı yâ Resûlullah 20. Huzûrunda şerimsârım hazırladım sana cânım 9. Dedim şebnemlere “niçin yağarsız hep sabah vakti” Kabul et şanlı sultânım sevindir yâ Resûlullah “Enîs-i Mustafâyız biz” dediler yâ Resûlullah 10. Sirişk-i âşıkâne gıbta etmiş gökte yağmurlar

Sabah rüzgârı senden bir selâmmış yâ Resûlullah

152 153

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Kat kat urba giyerim her kişide başkayım

Uryân olduğum zaman anlarsın ki o yârdır 12. Anlamadınsa anla suâl sorma sen bana 122 Susmak sırası geldi meskût eden o yârdır 1. Hem vAllâhi o yârdır hem billâhi o yârdır

Gönlümden ve gözümden hep görünen o yârdır 2. Âlemleri yaratan kâinâtı donatan

123

Nusret diye nâm alan hep vAllâhi o yârdır 1. Kimi mahmûr u visâl gözlerin açmak dilemez 3. Tevrat demiş göndermiş İncil demiş göndermiş

Kimi göz Hakk’a olan hasretini gizleyemez

Kur’ân demiş son vermiş hep vAllâhi o yârdır 2. Kimisi sağ sola dönmekle arar yâr nerede 4. Kimisinde bomboştur kimisiyle sarhoştur

Yâr ise gün gibi parlar sorar ağyâr nerede

Bazan ise nâhoştur hep vAllâhi o yârdır 3. Açar âğûşunu deryâ çağırır katreleri 5. Habîbine bürünmüş Nusret deyince gülmüş

Katreler zevklere dalmış atarak handeleri

Fakîrlerle öğünmüş hep vAllâhi o yârdır 4. İçi ummân heme bâkî soruyor nerdesiniz 6. Kimisiyle ağlaşır kimisiyle hâlleşir

Dışı bir âlem-i atşân soruyor nerdesiniz

Kiminle helâllaşır hep vAllâhi o yârdır 5. İçi sultân dışı uryân bilebilseydi eğer 7. Gönül gözüyle gören her aynada görünen

Bu bir vuslat demidir kim koca bir ömre değer

Nusret’ten feryâd eden hep vAllâhi o yârdır 8. Bin perde var diyorlar billâhi tek perde yok 6. Yiyip içmek ve uzanmak bu mudur zevk-i cihân

Birdir gören görünen hep vAllâhi o yârdır Uyan Allâh’ı seversen geçiyor ömrün uyan 9. Renklere aldanma sen şekillere bakma sen 7. Yenilen aynı yemektir içilen aynı sudur Ârif ol da öze bak anlarsın ki o yârdır Yaradan aynı Hudâdır ona uymak bu mudur 10. Güneş ay ve yıldızlar ne varsa hep onundur 8. Ne için âleme geldin fikir ettin mi acep

Satan alan çift amma zevki süren o yârdır Sana bir söz diyeyim dinle fakat etme acep

154 155

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 9. Görüyom tut elimi sonra da bak işte Hudâ 5. Ya İlâhî ehl-i aşktan Nusret’i kılma cüdâ

Maksadım kendini derk et sözümü sanma riyâ Bekleriz senden şefâat yâ Muhammed Mustafâ 10. Kapayıp açmak için gözleri kırk yıl lâzım

Eğer ölsem de kapanmaz o gözün âlem nene lâzım 11. Sen uyandır gülünü bülbülü cândaki cânı 125

Güneşin doğsa bile oturup kesme figânı

Efendi babama:

12. Ey sâhib-i devrân ve zaman bizlere şâd et

Nûrunla füyûzunla bizi bizden âzâd et 1. Mesirem bâğ-ı hüsnündür bahar olsa hazân olsa

Visâlin zevk-i dâimdir gözümden sel revân olsa 13. Affet beni sen Nusret’ini çokça konuştum Cemâlin gönle hâkimdir beden gözden nihân olsa

Nazım geçecek zannederek secdene koştum Senin medhinde âcizdir bütün âzâ dehân olsa

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hazır ve nâzırsın 14. Yine pek yükseğe uçtumsa da özürler sunarım

Başımız secdede ammâ ki dilersen susarım 2. Açıp kâmûs-ı tevhîdi efendim ben neler gördüm

Hurûf-i âdemi tahkîk ederken noktalar gördüm

İsimlerde müsemmâyı noktada dîdeler gördüm

Anâsır cûş edip aktı musaykal sîneler gördüm

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hâzır ve nâzırsın

124 3. Acep nûrun mu etti âlem-i zerrâtı istilâ 1. Sanma kim sen aşkını herkese vermiştir Hudâ

Veya gönlümde mi kurdun makarrın ettin istihzâ

Sîne var âh ile inler dost için subh u mesâ

Bıraktım ben ve sen kıydın vücûddan ettim istifâ

Hamûl-i derd u gam olmuş fakîrin oldu müstesnâ 2. Sîne var külhân gibi ateşsiz olmaz ey dedem

Sîne var bir han gibi âteş yüzü görmez bir dem Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hazır ve nâzırsın 3. Bir ağız var güft ü gûdan başka bir şey söylemez 4. Sabah akşam esen rüzgâr bana senden selâm eyler

Bir ağız var zikr-i Hakk’ı bir ân eksik eylemez Temevvüc eyleyen deryâ nice bin râz ıyân eyler

Ne sırdır kim benim göz yaşımı senden revân eyler 4. Bazı insân rüzgâra bin türlü mânâlar verir Anınçün âşıkın inler güya ma’şûk sükût eyler

Bazı insân lâfz-ı bî-mânâ için bin cân verir Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hâzır ve nâzırsın

156 157 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Zemin ağlar semâ ağlar meğer hurşîd-i cân ağlar Sen artık sil yaşın zira seninçün Nusret’in ağlar İçim ağlar dışım ağlar sanırdım ki cihân ağlar Yetiş sâkî hemân meyler içilsin inlesin nâylar Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hâzır ve nâzırsın 127

1. Gökten indim yerde bittim evvelâ oldum nebât

Sonra hayvân sonra insân Hâlık’a bunca salât

2. Münkir oldum müşrik oldum sonra oldum müslüman

126

Ağladım çok inledim çok aşk elinden el-amân 1. Yoluna cânlar fedâdır yâ Resûlullah meded Sana cân vermek safâdır yâ Resûlullah meded 3. Şimdi artık göz kulak oldum da râhat eyledim

Gül yanında bülbül oldum aşkı ilân eyledim 2. Cân ve başın kim senin râhında kurbân etmedi Taâtı zikri hebâdır yâ Resûlullah meded 4. Her şeyim var yağmaya verdim de iflâs eyledim

Kaçtım âteşten fakat pervâneden âr eyledim 3. Yerde gökte her ne kim var görmek ister vechini Cümle şâhlar bir gedâdır yâ Resûlullah meded 5. Gördüğüm her şahsı ağyâr zannedip kıldım telâş

Yâr imiş dostun yüzüymüş şimdi efkâr eyledim 4. Andelîbim bâğ-ı hüsnünden cüdâ düştüm garîb Rûz u şeb kârım nevâdır yâ Resûlullah meded 6. Ayrılık bendenmiş ammâ geç de olsa anladım

Cânımı cânâna verdim nefsi kurbân eyledim 5. On sekiz bin âlemin halkı sana müştâktır Bu sana Hak’tan atâdır yâ Resûlullah meded 7. Gün gibi aylar gibi kâh parladım gündüz gece

Kâh olur bir noktada envâr-ı pünhân eyledim 6. Vasfın etmek âcize mümkün mü tâkat kalmadı Çünkü meddâhın Hudâdır yâ Resûlullah meded 8. Görmek istersen beni çık arşa var eyle tavâf

Câmide en arka safta kâh ibadet eyledim 7. Eyleme mahrum şefâatten bu sırr-ı bendeni Nusret’inle hem-zebândır yâ Resûlullah meded 9. Neyledin Nusret bu âlemde vazifen bitti mi

Ey sabahî şimdi coştum kendim uryân eyledim 158 159 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

4. Gökte sordum meleklere

Ay yıldıza feleklere

Acımam ben emeklere

Nerededir yârin yolu

128

5. Tâ subha dek Mevlâ derim 1. Ben neyim bu âlem içre kırk yıl âgâh olmadım

Bazan ya Hû yâ Hak derim Devr edip geldim cihâna dertten âzâd olmadım

Eyvâh demem Allâh derim Dinleyen olsa eğer çok sözlerim vardır fakat

Nerededir yârin yolu Âşıkım yanmaktayım amma ki rüsvâ olmadım

6. Nerede kokan gülleri 2. Sözlerim hep firkat-ı yârdir fakat vuslattayım

Nerede öten bülbülleri Ağlasam da inlesem de dost ile ülfetteyim

Bulabilsem erenleri Nusret’in hâlin görenler sandılar bî-gâneyim

Nerededir yârin yolu Öyle bir deryâya varmış ki yolum hayretteyim

7. Dolaşırım solu sağı

Aşarım ben taşı dağı

Nerede vuslat durağı

Nerededir yârin yolu

129 1. Bir âlemden bir âleme 8. Âhımla âlem kül olur Devren geldim bu âleme Nefhamla yaprak gül olur Hasret kaldım ol âdeme Âşık bir gün ma’şûk olur Nerededir yârin yolu Bizde biter yârin yolu 2. Gece gündüz demedim ben 9. Gurrâb değil bir garîbim Yola düştüm giderim ben Hak’la zengin bir fakîrim Ararım her sabah erken Öksüz yetim bir hakîrim Nerededir yârin yolu Nerededir yârin yolu 3. Ben bir garîb bîçâreyim 10. Dosttan haber verin bana Bağrı yanık âvâreyim Sen de gel benimle ara Aşk oduna pervâneyim Bakmayın pek öte yana Nerededir yârin yolu Nerededir yârin yolu 160 161 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Gözyaşımla söndüreyim Cehennemi yok edeyim Soran varsa söyleyeyim Nerededir yârin yolu

130 12. Müjde müjde buldum yâri

1. Lisânım bağladın cânâ nazar ettin celâlinle Hilâfım yoktur vAllâhi

Yine hayrân-ı hüsnün eyledin arz-ı cemâlinle Gözümden bakar billâhi Bize varır yârin yolu 2. Semâ-yı kalbimi örten bulutlar geldi işbâa

Gözümden mi dökülsün ya kâlemden mi şu mısrâa 13. Cennetlerden cennet beğen Hûrilerden hûri beğen 3. Elim ermez gücüm yetmez nasıl bir acz-i tâmdır bu Bütün bunlardan vazgeçen Beni bî-nâm ve bi-âr eyledi aşkın ne hâldir bu Bize varır yârin yolu

4. Acep âlemleri âdem gözünden mi kılan seyrân 14. Sabahları Konya’dayım Veya âlem ile etrafı âdemde idem devrân İkindiyin Uşşâk’tayım

5. Kulak verdim gönül meşgul senin zikrinle fikrinle Her gece beytullahtayım

Nazar kıldım kamaştı gözlerim envâr-ı şevkinle Bize varır yârin yolu

6. Perîşân hâlimi seyr eyleyen emsâl ve akranım 15. Dilimizde Hakk’ın sözü

Beni aptal diye hor gördüler ey dilde mihmânım Gözümüzde aşkın gözü Özümüz Mustafâ özü

7. Görünce vech-i dil-ârâ-yı yâri bî-şuûr oldum Bize varır yârin yolu

Ona nisbet neyim kaldı meğer ayn-ı vücûd oldum 16. Nusret’i bul vuslata er

8. Bugün dâvet eder oldu sâlât-ı ‘iyde zâhidler Gönlüne gir Kâ’be’ye er

Zuhûrumdan beri durdum huzur-ı Hakk’a bilmezler Sözümden aldınsa haber Bizde biter yârin yolu 9. Müezzin beş vakit inler bunu her müttakî dinler

Koşar âkil ve câhiller buna beyt-i Hudâ n’eyler

10. Gönülde mürşidimden kıble-gâhım var iken ahbâb

Koşarlar bir ömür dîvar içinde kaldılar bi-tâb 162 163 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Kimi beş defa yâd eyler beher gün ism-i Mevlâyı 4. Ağlamaktan yaş tükendi Sorun Mecnûn’a bir demde anar kaç defa Leylâ’yı İnlemekten ses tükendi

Hû derken nefes tükendi 12. Gıyabından konuşsam yârimin ol anda hâzırdır Lutfeyle açıver yolum Biraz gaflette meksetsem hemen dîdemde nâzırdır

5. Dost dost dedim dost dost dedi 13. Eyâ cânâ neyim ben sen nesin vasfında mahcûbun Cânım dedim cânım dedi Suâlimle cevâbımla senin zülfünde maslûbum Cevâb veren kimdir dedim

Lutfeyle açıver yolum 14. Niçin tevhîd eden uşşâk dolaşmaz bağ ve bostânı Meğer hâmûş olan içmiş şarâb-ı ilm ü irfânı 6. Sağa baktım selâm verdim

Sola baktım selâm aldım 15. Libâsı güft ü gû giymekle Nusret bir hatâ etti Arşa çıktım şaştım kaldım Hakîr-i aşk iken ağyâr desinler mi firâr etti Lutfeyle açıver yolum

7. Ben dedim sen yoksun dedi

Sen deyince ya sen dedi

O kim derken sus sus dedi

131 Lutfeyle açıver yolum 1. Buldum sandım bulmamışım

8. Ey Kadîr ve ey lemyezel Oldum sandım olmamışım

Feryâdımın hepsi gazel Dertten ibret almamışım

Yalvarırım mine’l-ezel Lutfeyle açıver yolum

Lutfeyle açıver yolum 2. Çok hikâye bellemişim Anlattıkça inlemişim Dost izini izlemişim Lutfeyle açıver yolum

132 3. Gecelerim gündüz oldu 1. Bilmem ki neyim anlamadım kendimi gitti Bütün yollar dümdüz oldu Beş on sene evveldi ki gençlik sona erdi Ömrümse ellibeş oldu Deryâda da dağlarda da kırlarda da gezdim Lutfeyle açıver yolum Çok çok düşünüp az okudum vahdeti sevdim 164 165 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Tam kırk sene var sîne-i sûzân yanıyor hep 4. Baktığım her zerreden yârim de bakmakta bana Tam kırk sene var dîde-i giryân akıyor hep Nûr-ı ayn içre mekânım var beni sorman bana Tam kırk sene var derd-i nihân yaktı kavurdu Tam kırk sene var yâre-i aşk sızladı durdu 5. Cümle mahlûkât ve mevcûdat kıyâm üzre durur

Bir emir mi bekliyorlar zâlike’l-yevmi’n-nuşûr 3. Bilmem ki neyim bir deli mi belki de öyle Bilmem neyim bir velî mi belki de öyle 6. Yârimin etrafını almış döner cümle nücûm

Yâr ise sînemde mahfî anladın mı ey kuzum Dîvâne miyim dîvânda mı anla ve dinle Al sazını geç karşıma gönlüm gibi inle

7. Zannedersem Mevlevî dergâhıdır âlem şu dem

Hû diye bir nâra atsam korkmasınlar ey dedem 4. Ben bir garîbim âşıkıyım vahdet-i zâtın Pervânesiyim farz ediniz şem’a-i cânın

8. Bî-hurûf u lafz u savt bir âleme soktum sizi Kâh bülbülüyüm kâh gülüyüm bağ-ı cinânın

Kimse bozmaz cünbüş-i tevhîdi yâd eyle bizi Kâh sevgili kâh bendesiyim bil ki Hudâ’nın

9. Bir fakîr ve hem garîb Nusret kulu aldı zemin 5. Bezm-i ezelin nefhasıyız şimdi vücûduz

Rahmetullâhi aleynâ ve aleyküm ecma’în Sûretteki eşkâle bak aldanma ki nûruz Bizden görünen hem de gören ayn-ı Hudâ’dır Anlarsan eğer nutkumuzun hepsi gıdâdır

134

1. N’ideyim zevk u sefâyı n’ideyim bağ ile bostân

N’ideyim câm-ı cihânı orada yok ise cânân

133

2. Nerede ‘ıyş ile nûş ehli acep bitti mi meclis 1. Dost yine arz-ı cemâl etti şu dem bir katreden

Yâri sînemde görünce gözümüz görmedi hem-cins Yandı vAllâhi’l-azîm gönlüm evi tâ sîneden

3. Seni senden onu ondan ayıran perdeyi ref ’ et 2. Kaç vakittir sîne bin bir dertle olmuştu harâb Buna bir sofra-yı tevhîd dediler şöylece fikr et Şimdi artık derdi görmez oldu dîdem geldi tâb 3. Dört anâsırdan ibaret bir vücûda indi nûr Şimdi bir bir hastalıklar cümle ağyâr oldu dûr 166 167 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Ne melek vardır o âlemde ne iblis ne beşer

Görebildin ise Hakk’ı sana bin secde değer 7. Azamet âleminin sen beyi oldunsa eğer 135 Durağın Kâ’be’dir artık sana herkes baş eğer 1. Sevdiklerini âteş-i aşkınla yakıp pâk ediyorsun 8. Bütün âlem dile gelmiş soruyor sen o musun Şaştım şu işe bây u gedâ âşık-ı nâlân ediyorsun

O’yum amma bunu bir Hak bile bir sen bilesin 2. Bazan koca sultâna kızıp hâk ile yeksân ediyorsun 9. Eğer istersen elin ver çekeyim tâ yanıma Bazan da fakîr bir kulunu kalblere sultân ediyorsun

Değişir yerlerimiz gel bana aslâ acıma 3. Ey pür-azâmet şâh-ı cihân aşkımı arttır bana lutfet 10. Eğer aldın ise cânân kokusun durma yetiş Sevdin beni sevdim seni sev seveni Nusret’i şâd et

Dilemez derdine dermân be hey âşık bu ne iş 11. Boğazın bir tepesinden bunu Nusret yazadursun

Bu gün al sakla kitâbını yazın elbette okursun 136 1. Ne ufuk var ki bu âlemde ne alt var ne de üst Ne de sağ sol ve ön arka diyelim biz heme dost 2. Bu ne âlemdir ilâhî tek ü tenhâ bir vücûd Gözüm ervâha ilişti bize etmekte sücûd Sevgili kardeşlerim! 3. Şu sefil arz-ı vücûdu bırakıp arşa çıkın Cenâb-ı Hakk’a şükürlerle bu fasla burada son veriyoruz. Bir Gece gündüz demeyip gönle girip bir bakının başka şekilde hizmetlerimizi arzetmek için. Eğer bu aşk şarabı hoşunuza gitti ise, hoşluk Allâh’tandır. Eğer hoşunuza gitmedi 4. Gözünün gördüğü her şey sana bir ayna olur ise, anlamadığınıza inanacağım. Anlamaya çalışınız. Çünkü bu Bir cihânsın sen eğer anlar isen bayram olur ses, özünüzün sesidir. Muhakkak anlayacaksınız; her meyvanın hamlık ve olgunluk devresi olduğu gibi, bu devrenin de mevsi5. Gerçi sen dağların üstündesin ammâ iyi bak mi gelecektir. Sabırlı olunuz, anlamaya çalışınız. Hazret-i Allâh Kıt’alar emrini bekler seni sevmiş ise Hak ilim ve hidâyet ihsân buyursun ve ziyâde eylesin. Âmin… 168 169 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

137 138 1. Neş’e-pâş-ı Hazret-i Mustafâyız 1. Bahar içre baharım ben heyûlâ-yı cihânım ben Muhibbân-ı Âliyye’l-Murtazâyız Aşk derdine devâyım ben beni kaldır gör Allâh’ı Ehl-i Beyt’e biz mir’ât-ı safâyız

2. Zaman içre zamanım ben mekân içre mekânım ben Biz Uşşâkîleriz berk-i Hudâyız

Vücûd içinde cânım ben beni kaldır gör Allâh’ı 2. Hak güneşi tariklerin başıdır

3. Gözünde nokta-i nûrum özünde inleyen rûhum Gönlümüzde son yol aşkın yoludur

Günün her vakti sarhoşum beni kaldır gör Allâh’ı Kervanımız âşıklarla doludur Biz Uşşâkîleriz bahr-ı safâyız

4. Cehennemde yanan da ben cennetinde gezen de ben

Hak ile Hak olan da ben beni kaldır gör Allâh’ı 3. Levlâk levlâk lemâ halektü’l-eflâk Hayrân bize ins ü melek ve eflâk

5. Gönülde Mustafâ’yım ben gözünde Murtazâ’yım ben Hak’tan gayra yoktur asla inhimâk

Bebek’te Nusrata’yım ben beni kaldır gör Allâh’ı Biz Uşşâkîleriz nûr-ı Hudâyız

6. Göklerinde tek nûrum ben gönüllerde huzûrum ben 4. Hep dertliyiz fekat ayn-ı devâyız

Anla ser-â-pâ rûhum ben beni kaldır gör Allâh’ı Âlem bize gıbta etse sezâyız Aşk denilen cevhere mübtelâyız

7. Asıl adım Muhammed’dir dünya mülkünde Nusret’tir Biz Uşşâkîleriz sırr-ı cihânız

Cismim âleme rahmettir beni kaldır gör Allâh’ı 5. Zaman olur başımız hep sücûtta 8. Kâinatta bir taneyim seher vakti üryâneyim Ne ten kaldı ne cân kaldı vücûtta Dost elinde şehzâdeyim beni kaldır gör Allâh’ı Huzûrdayız Arş üstünde huzûrda Biz Uşşâkîleriz nûr-ı Hudâyız 9. Senin ağzından ben dedim onun ağzıyla sen dedim

Sen ben yokuz hep O dedim bizi kaldır gör Allâh’ı

10. Beytullâh’ta habîb oldum İstanbul’da fakîr oldum

Nusret’te pür-safâ oldum bizi kaldır gör Allâh’ı 170 171 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 11. Göklerinde uçan da ben arz üstünde gezen de ben 5. Dûzah diye korkmakta olan yandı da gitti Denizlerde yüzen de ben bizi kaldır gör Allâh’ı Cennet diye kokmakta olan cennete gitti

Sen Nusret’e sor âlemi icmâl ediversin 12. Rabbimle oldum pür-safâ ayrı düştüm çektim cefâ Hak ehli olan Hak olarak bildi ve gitti Gâfillere verdim salâ seni kaldır gör Allâh’ı 13. Tek sedâ oldu son sözüm Hû dedim feth oldu özüm Beni dinle a iki gözüm bizi kaldır gör Allâh’ı

140

1. Âlem-i eflâkı gezdim indim arza ey garîb

Boynumu büktüm ve diz çöktüm olunca andelîb

Bağ-ı hüsnünde gül oldum her devir Mevlâ deyip

139

Postla âlûde iken ben dostu buldum ey necip 1. Aşkın beni rüsvâ-yı cihân eyledi gitti Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem İlmin ise dânâ-yı cihân eyledi gitti Sensin dediğim benliğimi anladığın an 2. Biz hümâ-yı vahdetiz ammâ cihânda bendeyiz Rûhum kafesi tenden uçup Hû dedi gitti Şems-i zâtım arza düşmüşse ne gam hep Hû deriz

Bir habîbe bir habîb olmak için âh eyleriz 2. Bekler dururum sağ ve solu yel gibi geçti Vuslat eyyâmında firkat nâmesin arz eyleriz Ömrüm oluyor bir sene ki altmışı geçti Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem Sussam duramam sözlerimi anlayanım yok Gönlüm kâlemim leyl ü nehâr inledi gitti 3. Nerde kaldın kırk yıl âgâh olmadın sen ey güzel

Tabl-ı Ahmed inliyor beş kerre günde ey gönül 3. Lütfun beni Kârûn-ı cihân eyledi gitti Ayb-ı ârı terk edip ifşâya geldim ey gönül Gâfil gezenin ömrü bitip ağladı gitti Nefhalar zinde kılarken mürdeyi gel ey gönül Kimden kime îzâh edeyim vaslı firâkı Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem Nusret var eden Rabb’ine Allâh dedi gitti

4. Zât-ı Hakk’ı kendi zâtında ara bul evvelâ 4. Toprak diye gam çekmiş olan toprağa gitti Sonra benler hep sen olmuş olur kulak ver ey şehâ Taş taş dedi âhar kimisi taş yedi gitti Gönlümüz şems oldu sen de gir ve şems ol mehlikâ Terk eyledi beni bahtım gelmez sanıyordum Gerçi sûrette harâbatız harâbız sâkiyâ Çok hızlı gelip bir yanağım öptü de gitti Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem 172 173 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Her kulundan Hak zuhûr eyler bunu bil hürrem ol 4. Kâfî oldun her vücûda Hak deyince gönlü sızlar Nusret’in gel Hakk’ı bul Varım verdim sen mevcûda Zât-ı Hakk’ı bulmak istersen gönülde sen yok ol Nazar kıldım bu vücûda Nerde ağyâr görmedim ben sen de ben ol yâri bul Bilmem ne hâl oldu bana Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem Ben sen miyim sen ben misin 6. Yâri bulduk yâre uyduk şimdi olduk yârla yâr 5. Çün aklım oldu benim kül Kimi tasdik kimi inkâr eder ammâ bizde yâr Dost dahil oldu sağ ve sol Perde-i ağyârı yırt ki zâhir olsun dilde yâr

Anın için hayrân gönül Aşkla yaktım perde-i ağyârı kaldı şimdi yâr

Bilmem ne hâl oldu bana Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

Ben sen miyim sen ben misin

6. Bu dil aşktan usanmadı

Bir lâhza ayrı kalmadı

Dünyaya rağbet kalmadı

141

Bilmem ne hâl oldu bana 1. Ben Hakk’a âşık olmuşum Ben sen miyim sen ben misin Dâim onun hayrânıyım Dost bağına zînet gerek 7. Mekân gözden oldu nihân Al goncanın bülbülüyüm Her yerler de oldu nihân Bilmem ne hâl oldu bana Dost gözünün dürbünüyüm Ben sen miyim sen ben misin Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin 2. Yine Hakk’tan geldim bugün Hakk’a gider râhım benim Dünya sarayında benim Hünkârın aşk mecnûnuyum Bilmem ne hâl oldu bana 142 Ben sen miyim sen ben misin

1. Bir gün seherden evvel uyandım 3. Küfrüm îmân oldu bugün Aşkıyla Rabb’in eflâke baktım Cismim cânân oldu benim Ses yok sedâ yok bir hayli daldım Eski hâlim n’oldu benim Gönlü Allâh’ın önünde sandım Bilmem ne hâl oldu bana Allâhu Ekber Allâhu Ekber Ben sen miyim sen ben misin Allâhu Ekber Allâhu Ekber 174 175 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 2. Ay ve yıldızlar kurtlarla kuşlar 7. Âdem yatakta Nusret ayakta Eşcâr ve esmâ hepsi sarhoşlar Ben bir mum oldum sahr-ı cihânda Ebhâr ve enhâr arş üzre rûhlar Yandı tutuştu gönlüm şu anda Huzûr-ı Hak’ta sübhân okurlar Buldum huzûru meydân-ı zâtta Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber 3. Âşıkın gönlü şemsten münevver Âşıksan oldun nûrlardan enver Gaflette kalma olma ten-perver

143 Servere ser ver ol sen de server Allâhu Ekber Allâhu Ekber 1. Gökten itildim bir kenara düştüm Allâhu Ekber Allâhu Ekber Mecnûn gibi ben âh u zâre düştüm

Gözyaşlarımla niyâza düştüm 4. Cahillik etme dalma sivâya Ey Allâh’ım seni bulan nerdedir Beş vakit boyun bük sen Mustafâ’ya

2. Aşkın ile gece gündüz ağlarım Sabret eresin bir gün safâya

İçin için yanar yürek dağlarım Bâb-ı sır açıktır merd-i Hudâya

Senin için dert üstü dert bağlarım Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Ey Allâh’ım seni gören nerdedir Allâhu Ekber Allâhu Ekber

3. Seni gözler seni arar dîdeler 5. Ezan sesiyle mü’min uyandı

Senin için inler birçok sîneler Âşık gönüller nûrla boyandı

Bağda kırda yırtıldı elbiseler Gözler coşunca yaşlar boşandı

Ey Allâh’ım senin izin nerdedir Uyan ey Âdem âlem uyandı Allâhu Ekber Allâhu Ekber

4. Gâfil geçen ömrüm hep hebâ oldu Allâhu Ekber Allâhu Ekber Gece gündüz dünya bana dar oldu

Âşık iken cümlemize yâr oldu 6. Hamd Sûresi’yle durdum namaza Ey Allâh’ım kılavuzun nerdedir İhlâsla çıktım arzdan semâya Nûr âyetiyle vardım Hudâ’ya 5. Gelecek mi acep vuslat demleri Gönlüm dolunca indim selâya Görecek mi göz Hakk’a erenleri Allâhu Ekber Allâhu Ekber Peşimden gel yaşa şu hoş demleri Allâhu Ekber Allâhu Ekber Ey Allâh’ım senden haber kimdedir 176 177 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Nusret yandı artık benlik kalmadı 4. Ten cânın cân ise Allâh’ın nûru Ondan sonra kendin ancak anladı Anla cümle âlem Hakk’ın zuhûru Hep dost imiş âlem ağyâr kalmadı Sağımda solumda Ahmet’le Nâzân Hâzır nâzır o dost Nusret nerdedir Nusret o zaman buldu sürûru 7. Yandım derken nûr olmuştu sözleri Öze vardı geçti diğer özleri Kamaştırdı vuslat bütün gözleri Aramayın Nusret her dem bizdedir

145 8. Nehir bahre ulaşınca ses olmaz 1. Defter-i uşşâka kaydettim seni ey tâc-ı ser Kar üstüne kar yağarsa iz olmaz Ben ki yandım sen de yan artık bu aşka ey püser Âşık bir gün ma’şûk olur şek olmaz Yâr ile yâr oldu Nusret bizdedir 2. Çaktı şimşek bir de gördüm almış etrâfım uşşâk

N’eyleyim ben bunları hem hepsi olmuş bir başak

3. Vahdet-i yârdan nasip almak dilerler şüphesiz

Karşıma aldım da şükür ettim Hudâ’ya hande-riz

144

4. Gâh hikâye gâh tesellî geh ibâdet geh zikir 1. İştiyâkın kalb-gâhımı sardı

Söylenen bir söz idi ammâ ki Allâh’dan emir Birdenbire aşk u şevkim arttı Dil-hânemi deldi geçti yaktı

5. Sîne-i büryânıma soktum çıkardım cümlesin Mâsivâlar yandı ömrüm arttı

Cümlesi ikrâra geldi Hamd ü li rabbi’l-âlemîn 2. Gecem gündüz oldu nûr doğunca

6. Yakmak istersen eğer sen canları gel âteş ol Aklım kaçtı gönlüm aşk dolunca Her cân Mevlâ oldu ben yok olunca Bilmek istersen eğer Allâh’ı kendin ârif ol Gölge kalır mı şems doğunca

7. Görmek istersen cemâl-i pâki sen gel bir göz ol 3. Ne dağ tepe kaldı ne ben ve ne sen İstiyorsan sen görünmek ism ü cismin Nusret ol O zuhûr edince kalır mı sen ben Rüzgâr esmeyince olur mu esen 8. Nusret’in gönlünde kal birkaç zaman etme firâr Neş’e-i zâtîde de yok olunca sen Sonra çıkmak istemezsen bil o bir darü’l-karar 178 179 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 9. İstiridye midesinde kumları mercan eder 7. Sen harîm-i ismetinde hâk-i pay et bizleri

Nusretin gönlünde kalsan canlara cânân eder Râzıyız ammâ ki lutfet yâ Muhammed Mustafâ 10. Aşk şarabın bir kadeh iç zerrelerde şemsi gör 8. Cümle âlem bahr-ı zâtında senin can vermeyi

Damlayı bir bahr-ı bî-pâyân anla aslı gör Canlara minnet bilirler yâ Muhammed Mustafâ 11. İsm ü cismi aklı fikri terk edip Mevlâ’yı gör 9. El ele verdik huzûr-ı izzetinde biz bugün

Terk-i terk etmiş olursan âlemi sende gör Gamzenin meftûnu olduk yâ Habîb-i Kibriyâ 12. Şimdi artık günlerin bayram leyâlin leyle-i Kadr 10. Vuslatı Nusret’te bulduk biz âşıkı kullarız

Bin selâm et Mustafâ’ya fakr ile ettin fahr Neşemizden eyleme dûr yâ Muhammed Mustafâ

11. İrtihâl eylediğin şehr-i Medîne sandılar

Nusret’in gönlünde haysın yâ Muhammed Mustafâ

146 1. Dûzeh-i hicrinde buldum nûrunu vaslında hem

Bak gözüme dinle benden yâ Muhammed Mustafâ

147 2. Tut elimden at zemîn-i esfele ister isen 1. Neş’e-yi Pîr-i Celâleddîn’ime uydum bugün

Senle olmaktır murâdım yâ Muhammed Mustafâ Ağzımın her köşesinden fışkırır enhâr-ı aşk 3. Ben vücûd-ı âriyette kalmak arzû eylemem 2. Bil nazar-gâh-ı Celîl-i Kibriyâdır gönlümüz

Cânımı al aslıma ver yâ Muhammed Mustafâ İstemem ifşâ-yı râz ama dedirtir emr-i aşk 4. Asl u neslim haşr-ı neşrim gerçi hep zâtındadır 3. Aşk-ı buldum aşka uydum aşk ile oldum enîs

Asrımızda bir garîbim yâ Muhammed Mustafâ Sûretâ derler zavallı inliyor nâlân-ı aşk 5. Kanlı yaşlar döktüğüm kırk yıl senin içündür benim 4. Bir günüm bir güne uymaz nefhamız aşkla dolar

Yakma hicran ellerinde yâ Muhammed Mustafâ Baktığım her yerde gördüğün ben ol et isbât-ı aşk 6. Cümle yârânla geldim boynumuz büktük sana 5. Yerde gökte olmayan sırlar gönülde toplanır

Vechinin meftûnu olduk yâ Muhammed Mustafâ Sînemizde ney çalarken hep güler Mevlâ-yı aşk 180 181 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Fâriğ ve âzâde oldu âşıkân kavgadan Bu şiir, Refiî Cevad Ulunay’a yazılmıştır. Bu muhterem zât Hz.

Sende mi dîdemde mi sînemde mi fermân-ı aşk Mevlânâ’nın 21. göbek torunlarından bir çelebi idi. Efendi Ba-

bamı çok sever, sık sık ziyaretine gelirdi ve Milliyet Gazetesi’nde 7. Yerde gökte âşikârdır cân içinde gizlidir de köşe yazarı idi. Başlığı “Okuyucularımla” idi. Orada Efendi

Girdiği dilde bulunmaz mâsivâ-yı gayr-ı aşk Babam’ın cumartesi günleri köşesinde makalelerini yayınlardı.

Ben de onları toplar biriktirir dosya haline getirirdim. Bizde 8. Hangi bir kalbde duyarsan ism-i pâki neş’elen bulunan bu makaleler ile Sayın Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç

ir takaza-yı Hudâ’dır istiyor irfân-ı aşk kardeşimizin çabaları ve araştırmaları neticesinde ortaya çıkar-

dıkları diğer makaleleriyle beraber Şubat 1995’te “Râh-ı Aşk”

ismiyle ve diğer bütün kitapları da yeniden basıldı ve yayın9. İsm-i zât-ı aşk ile her an gönlümüz lebbeyk der

landı. Tekrar kendilerine teşekkür ederiz. (Necdet Ardıç-Terzi

Anladınsa ebsem ol zîrâ bu da esrâr-ı aşk

Baba) 10. Evvelim der âhirim der sözüne yoktur karar

Bende söyler sende dinler çok uzun masal-ı aşk 11. Bir taraftan Len-terânî der iken Musa’ya Hak

Bir taraftan Men reânî dedirtir sultân-ı aşk 12. Kimseyi sırrımdan âgâh istemezdim Ulunay

Hubb u Mevlânâyımadır söyletir ankâ-yı aşk 13. Bir fakîr u aciz ve kemter sınıfının tuhfesi

Mesnevî’den katredir arz eyliyor deryâ-yı aşk 14. Sâat üç olmuş yâ Nusret namaz kıl yat uyu

Dem gelir devrân geçer dânâ gönüldür zât-ı aşk 15. Cümle zerrât-ı vücûdumda doğar aşk nefhası

Yek-zebân olsun dü-âlem yektir Allâh tektir aşk 182 183 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

5. Hak olan bildi kendin âleme mir’ât dedi

Neş’e-yi mahbûbiyyetle baktı yâ Ahmed dedi

Mustafâ âyînesinden baktı taaşşuk eyledi

Kendi kendinden temâşâ etti de nâz eyledi

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

148

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy 1. Bülbül-i ra’nâyı sev ammâ hümâ-yı aşka bak Cümle ezhârı sev ammâ gel gül-i ra’nâya bak 6. Bilmedi iblis-i laîn kim ol dil-i dânâdadır Ey fakîr insân bu âleme geldin n’eyledin Cahil ü nadânı bil ammâ ki cânân ordadır Cümle eşyayı muhît olmuş dil-i dânâya bak Kendi bildi kendi örttü vechini bil perdedir Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz Şükrü çok kıl ârif-i billâh isen sendedir

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy 2. Kıblegâhı cümle âlemdir bunu bilmez cehil

7. Lutf edip Fahr-i Rüsul açmakta vechinden nikâb Vâkıf-ı esrâr-ı Hak’tır anlamaz echel cehil

Geh kapar nûr-ı Hudâyı hem görünmez âfitâb Sen dil-i dânâyı buldun anladınsa ebsem ol

Ey fakîr Nusret bu âlem içre geldin n’eyledin ‘Iyd-i ekber ol gün oldu sonra olma muzmahil

Bil ve setret ki cemâlin âleme vermekte tâb Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy 3. Ol dil-i dânâda mestûr etti kendin zât-ı Hak Âdem’in gönlünde kenz-i mahfîyim ben dedi Hak Taht-ı gâh etti dîl-i dânâyı oradan coştu Hak Tâc-ı Kerremnâ’yı giydirdi temâşâ kıldı Hak 149 Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

1. Müştak-ı cemâlinim ben yâ Resûlullah meded Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

Bülbül-i bağ-ı hezârım yâ Resûlullah meded

Senliği bulmaktı derdim Hakk’a vâsıl olmak için 4. Hak ile geldik cihâne sonra olduk cümle halk

Her şeyi yağmaya verdim sende kaybolmak için Lâm-ı istîdatı kaldır cümle âlem oldu Hak Gel dil-i dânâya râm ol dediler bu dâd-ı Hak 2. Senle hâzır senle nâzır bir vücûd-ı fânîyem Levh-i Mahfûz’un kitâbın kim okursa oldu Hak Sen beni halk eyledin ammâ ki senden zâhirem Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz Bâtınımdan söyledim âyâtımı ikrâ dedin Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy Sînelerden fışkırır envâr-ı zâtın bak dedin 184 185 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 3. Nûr-ı vâhittir cihân tevhîd-i zâttır maksadım 6. Sûretimiz er geç fenâ bulacak Şeş cihâtı dü cihânı benden izhâr eyledin Zâtımız zât deryâsıdır Efendim Âlemi bende yarattın nûr-ı envârsın bana Sîneme kurdun sarayın sen Habîbullâh’sın 7. Söyleyen dinleyen gerçi başkadır

Hem kulak hem ağız O’dur Efendim 4. Sende oldum ben ayân ammâ ki sende mahfîyem Âlemin her zerresinden ben kemâl-i arz eylerem

8. Evvel kulak sonra göz ol ve bekle Sende mi’râc eylerim ammâ ki sen ben ol derim

Bir gün sen de çok söylersin Efendim Vech-i pâkinle ayânım cümle sıfâtımla benim

9. Hep kitâb-ı Hak’tır gördüğün eşyâ 5. Çeşm-i Hak-bînle ayân cümle sıfâtımla benem

Okumayı öğrensen a Efendim Çokluğa bakmam seni senden temâşâ eylerem Vâhidim gerçi Habîbinden seni zikreylerem

10. Her şey dile gelmiş haber getirir Nusret’im âlem içinde sırr-ı yektâyım

Cibrîl’i nerde ararsın Efendim

11. Hep görünen dost yüzüdür bil tanı

Sen kimmişsin anladın mı Efendim

150

12. Gören zâtı görünen cümle sıfât 1. Nûr idim gök yüzünde arza indim

Göz perdeniz açıldı mı Efendim Topraktan elbise giydim Efendim

13. Anladınsa yanlış konuşma sakın 2. Yine nûrum Nusret ismin dediler

Biraz daha dinle sabret Efendim Nûrdan ayrılmadım cânım Efendim

14. Varlık ile zât anlaşılmaz derler 3. Hüve’l-evvel Hüve’l-âhir dediler

Gönlüme dal soyunupta Efendim Hem zâhiriz hem bâtınız Efendim 4. Huzûrunda secde ettim kul oldum 15. Ne sen varsın ne ben varım âlemde Yok olduktan sonra O’yuz Efendim Biz feneriz nûr O’nundur Efendim 5. Özden konuştuklarım Kur’ân’ın Türkçesi 16. O kün dedi biz var olduk dünyada Dinleyene “Habîb” derler Efendim Biz yok iken O var idi Efendim 186 187 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 17. Lâ bizim ismimiz oldu O illâ 28. Bilâl ezan okurken susmak gerek

Varlığımız O’nunladır Efendim Güller soldu bülbül sustu Efendim 18. Doğan ölen cesede var denir mi 29. Kulak ibret almaz ise sözümden

Hem ayıptır hem günahtır Efendim Kurşun akıt tıka onu Efendim 19. Ağzımız çeşmesinden sütler akar 30. Ayna gibi temiz olmayan gönül

Ne bakarsın bir bardak iç Efendim Şeytanların yuvasıdır Efendim 20. Aradığın dîdemizden nûr saçar 31. Feryâdımın cümlesi sizler içindir

Sağa sola ne bakarsın Efendim Sizler niçin gülersiniz Efendim 21. Hem Allâh var hem Habîb’i bu demde 32. Gece gündüz yârdan ayrı değilim

Şaşkın şaşkın pek düşünme Efendim Âh ve zârıma bakmayın Efendim 22. Varlığı terk et sende Hû olasın 33. Ağlamaktan gözyaşlarım kurudu

Sonra diril de Habîb ol Efendim Yârim bundan hoşlanıyor Efendim 23. Gerçi can vermektir hüsn ü bahâsı 34. Yüzüm güler bazen kalbim kan ağlar

Sen de bir can ver bin can al Efendim Gözlerimden öper yârim Efendim 24. Ebedîlik zevkin tattık tadalı 35. Seher vakti yalvarırım ağlarım

Ödünç elbiseden geçtik Efendim Benim ile O da ağlar Efendim 25. Ân-ı dâim sırrına mazhar olan 36. Allâh için ağlamayan gözlere

Doğup ölmek nedir bilmez Efendim Göz deyemem budak derim Efendim 26. Haydin Allâh deyip tenden geçelim 37. Bizim hâlimize akıllar ermez

Can bahrinde birleşelim Efendim Aklın çok ilerisindeyiz Efendim 27. Onu tasdik seni inkâr edersen 38. Bir takaza taşıyla kalbim kırar

Hoşnûd olur Mevlâm senden Efendim Her parçasından da bakar Efendim 188 189 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 39. Kâh olur secdeye dümdüz yatırır 50. Ömrümüzün her günü bir bahardır

Elde bıçak keser doğrar Efendim Gülüm solmaz ben bülbülüm Efendim 40. Kendi keser kendi sarar yaramı 51. Akıl pervânemiz aşka yanarken

Sonra geçmiş olsun der ve güler Efendim İçim dışım nûr olmuştur Efendim 41. Cânımı istese derhal veririm 52. Ne Nusret’ler geldi geçti cihândan

Bilirim ki bin can verir Efendim Habîb’inin habîbiyim Efendim 42. Gevezeyiz belki de çok fakîriz 53. Bu nasıl söz der iseniz susarım

Âhir zaman velîsiyiz Efendim Özenmemiz bile kâfi Efendim 43. Huzûrunda bülbül gibi öterken 54. Nusret göçüp gitse cihândan ne gam

Tokat atar ve susturur Efendim Yârim dâim ve bâkîdir Efendim 44. Neşter ile sînemde yara açar 55. Zaman geldi saka oldum su verdim

Merhem sürer iyi eder Efendim İçen içti sen nerdesin Efendim 45. Ondan gelen her şey benim makbulum 56. Zaman oldu süt dağıttım millete

Boynuma sarılır öper Efendim Bîgâneler hiç içmedi Efendim 46. Bir O vardı sonra halketti beni 57. Baldan şerbet yaptım parasız sattım

Âşıkımsın dedi cânım Efendim Az sarfoldu çoğu kaldı Efendim 47. Bizim için bu âlemi donattı 58. Şarap dedim kapış kapış aldılar

Arûs gecemizdir bu dem Efendim İçmek nasip etmedik Efendim 48. Kâ’be tavafı zâhide farzdır 59. Her yolcuya sordum yolundan memnun

Kâ’be bizi tavaf eyler Efendim Kaplumbağa gibidirler Efendim 49. Altmış üç yıl ömrüm yel gibi geçti 60. Âşık olun sırtıma binin dedim

Ezel ebed O’nunlayım Efendim Velî olmaktan korktular Efendim 190 191 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 61. Gönlüme gir cennete sokam dedim 72. Kimi sever kimi de çok sevilir

Toprakları eşelerler Efendim Hangi sınıftanım bilmem Efendim 62. Hak yolunda kılavuzum diyorum 73. Âlemlere rahmet bir Peygamber’in

Çemen bize kâfî diyor Efendim Ümmetiyiz bendesiyiz Efendim 63. Azrâil’e al bunları diyorum 74. Men reânî fekat reel Hakk diyor

Eyvâh deyüp ağlıyorlar Efendim Bizi gören O’nu görür Efendim 64. Rabb’ini anmayan ağız değildir 75. O’ndan başka varlık yoktur diyoruz

Çöp küfesi olmuştur o Efendim Nasıl olur göremezler Efendim 65. Kulağında küpe olsun sözlerim 76. Dertliye derman olmaktır işimiz

İyi dinle iyi anla Efendim Dertsize de dert veririz Efendim 66. Her seherde bizim gibi ağlayın 77. Rabbim yoktan var ederken herkesi

Gözünüzden perde kalksın Efendim Biz de vârı yok ederiz Efendim 67. Bir gün sen de ağız olup söylersin 78. Fenâ elbisesin yırtıp atarız

Emir bekle sabır eyle Efendim Bâkî ile tek kalırız Efendim 68. Salli alâ seyyidinâ Muhammed 79. Bilir iken Hak’tan ayân nesne yok

Cihân senin zikrindedir Efendim Kâh örteriz kâh açarız Efendim 69. Kendi sevdi kendi halketti bizi 80. Kendim için fazla bir şey diyemem

Âşık iken ma’şûk oldu Efendim İmtihandan çok korkarım Efendim 70. Biz de geçtik âşıkların önüne 81. Sözlerimi anlayan milyonda bir

Sûr öttürüp koşuyoruz Efendim Allâh râzı olsun ondan Efendim 71. Sona kalanlara yazık olacak 82. Cümlenizden râzı olsun Rabbimiz

Kıyâmete çok az kaldı Efendim Sen de Ondan râzı mısın Efendim 192 193

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 83. Halk içinde imamlık pek büyüktür

İmamların imamıyız Efendim 84. Acemler’den büyük sözler öğrendim

Muhammediyyü’l-meşrebiz Efendim 151 1. Bizi sen nesl-i âdemden gelen bir kabza-i Hak sanma 85. Büyük sözler söyleme diyorlar bana

Bizi beş damlacık âb-ı muhabbetten dahi sanma

Ehl-i dil başka söz bilmez Efendim 2. Biz al bir âşık-ı âvâreyiz kim her seher ağlarız 86. Benden konuşanı bir bilselerdi

Ser-â-pâ rûh olup geldik habîb-i Mustafâ’yız biz

Göz ve kulak olurlardı Efendim 3. Gehi nâlân gehi şâdân gehi hasta gehi gamlı 87. Âdetimiz budur bizim ezelden

Beşer şekli libâs olmuş mücessem nûr-ı Hakk’ız biz

Ya hiç veya hep oluruz Efendim 4. Bizi yer ve içer gördün deme bu da bir evhamlı 88. Yetmiş bin perdeyi bir anda açtım

Hudâ’nın abd-ı hâssıyız onunla pür-nevâyız biz

Anladınız mı Nusret’i Efendim 5. Ararken hâlime haldaş gözümde kalmadı tek yaş 89. Sevgilimden biraz daha bahsetsem

Hakîr görme bizi kim zülfikâr-ı Murtazâ’yız biz

Alev alev yanarsınız Efendim 6. Vücûd mülkünde bir kenz-i hafîyiz sırr-ı Yezdânız 90. Bundan sonra harf yok ses yok sözümde Tende cânız cânda cânân gizliyiz çünkü sultânız

Gönüllerden konuşalım Efendim 7. Fakîriz dertliyiz gerçi bu sûretle kuluz ammâ 91. Herkes varlıkla iftihar ederken Cihânda nesl-i pâkiz biz gönülde nûr-ı beyzâyız

Yoklukta bulduk neş’eyi biz Efendim 8. Adım Nusret işim hizmet garîbiz sûretâ ammâ

Tabîb-i âşıkânız hem harîm-i kibriyâyız biz

194 195

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 5. Huzûrunda seher vakti senin medhin okurken ben

Aceb idrâk hatamız var mı bilmem yâ Resûlullah 6. Seninle hasbihâl eyler iken leylim nehâr oldu 152 Şeb-i yeldâ olur sensiz geçen her gün yâ Resûlullah 1. Rûhu’l-kudsün feyzi eğer Nusret’e inse 7. Gönül âyinemi pâk eyledim n’olur bana bir bak

Elbette diriltir ölüyü körler olur şâd

Ölürken nakşını kıble edinsem yâ Resûlullah 2. Îsâ nefesin bir nazarı çirkine değse 8. Niyâz etmekle ben çok hoş sana nâz eylemek hoştur

Sultân-ı acem âşık olup eyleye feryâd

Dilersen nûr-ı vuslatla yakıp mahv et yâ Resûlullah 3. Bir gamzede bir dîde açar istese Mevlâ

Bir hande ile bazen eder âşıka imdâd 9. Senin nûr-ı cemâlinde fakîr pervâneyim her ân

Dilersen Nusret’i şâd et dilersen yak yâ Resûlullah 4. Birkaç gün için lafı bırak zikre devâm et

Mutlak gelecek karşına Nusret sana mir’ât 10. Eğer mâziyi fikr etsem hârâb-ender-hârâbım ben

Huzûrunda şerimsârım kerem kıl yâ Resûlullah 11. Bana bir lahza ümid ver gözümden akmasın yaşlar

Cehennemler söner sonra yaşımdan yâ Resûlullah

153 12. Seni âhir zamanda gerçi anlar pek az olmuştur 1. Sihâm-ı aşkına her dem vücûdum bir siper oldu

Sana dâvet edem halkı emir ver yâ Resûlullah

Fakat gönlüm göğüs açmış hedeftir yâ Resûlullah 13. Eğer halk-ı cihân bilse ki zâtın Zât-ı Rahmân’dır 2. Senin şevkinle geldim âleme sensiz serâb oldu

Sıfâtınsa sıfât-ı Hak şefâat yâ Resûlullah

Gece gündüz senin müştâkın oldum yâ Resûlullah 3. Düşe kalka geçen altmış yıl ömrüm hep helâl olsun 14. Ağız söyler akıl sus der gönül yaz der şaşırdım ben

Seni görmek diler dîdem görün bir yâ Resûlullah Gözüm gözler seni lutfet görün bir yâ Resûlullah 4. Sana nisbet edince kendimi sarhoş olub kaldım 15. Senin zikrinle sînemden alevler arşa yükseldi

Ağız ismin gönül sevginle meşgul yâ Resûlullah Seni görsem ne bayramlar yapar dil yâ Resûlullah

196 197 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 16. Cenâb-ı Zât-ı Bâri’ye giden tek yol senin gönlün

Fakîrden de sana varsın gönüller yâ Resûlullah 17. Bilir bilmez görür görmez bütün âlem sana dönmüş

Kemâlin nûru sendedir muhakkak yâ Resûlullah 18. Yüzümden perdeyi açtım numûne olmadır kasdım

Ne yâr kaldı ne ağyârım soyundum yâ Resûlullah 19. Boyun büktüm seher vakti kapunda inledim durdum

Sesimden başka ses var mı bilinmez yâ Resûlullah 20. Seni bende gören olsa bağışlardım ona cânım

Beni senden bilenlerse bizimdir yâ Resûlullah 21. Kerem kıl Nusret’i şâd et bağışla cürmümü şâhım

Huzûr-ı Hakk’a aç râhım yoruldum yâ Resûlullah

Nusret Tura’nın elyazısıyla 198 199 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

154 155 1. Kırk yıl evvel bir seher vaktinde peyman eyledim 1. Gel gel diyemem ben varayım zâtına ammâ Âşık oldum Hakk’a evvel sonra idrâk eyledim Sen bende nihân olduğunu söyleyemem ya Cümle âlemden hamur yaptım temâşâ eyledim Gel gel dediğim aynı hatadır beni hoş gör Ol hamurdan heykel-i âdem yapıp seyreyledim Görmek diledim zâtını ammâ beni hoş gör 2. Nefh edince aşk esansından o âdem inledi 2. Sen zübdesisin âlem-i eflâk ve cihânın

Dilden yedi kat içre vurur nûr-ı cemâlin Hapşırıp etrafa baktı sonra efgân eyledi

Her zerrede hüsnün görünür gözlüye el-Hak Bir ceset var bir de ruh var hayli efkâr eyledi

Gâfilleri gördükçe düşer Nusret’e feryâd İsmini Âdem koyunca bir derin âh eyledi 3. Rûh çekildi ol yok oldu eski cümbüş kalmadı Rûh gelince vuslat oldu bunda hasret kalmadı İşte insân böyle oldu yâr ve ağyâr kalmadı

156 Var olan ancak Hudâ’dır başka varlık kalmadı

1. Günden güne efzûn oluyor zevk u sürûrum 4. Nusret ister ki bu hilkat sırrın herkes anlasın Bir derd-i derûn var ki bu dem gitti huzûrum Ağlamak icâb ederse kıyâmet ağlasın Sen nesin bil anlamaktan başka kârın kalmasın 2. N’olurdu bu gözler görebilseydi cemâlin Halk ile Hak’tan cüdâsın bunda şüphen kalmasın Gökte felek yerde melek der bu ne hâlin 5. Âlemleri halk etti Hudâ maksadı sendin 3. Ey server-i zîşân-i rusul Hazret-i Ahmed Her mertebeden gördü göründü sonu sendin Rahmet et bana Allâh için olsun bana rahmet Senden ki zuhûr etti kemâlât-ı ilâhî Eltâfı da ezvâkı da hep nâmütenâhî 4. Bir dîde-i hak-bîn ile gece seni gördüm

Sînemde bir his var ki acep doğru mu derdim

5. Herhangi yana baksam eğer halk bana doğru

Sen bende mi gizlendin acep ben sana doğru 200 201

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Yıllar yılı sen bekler idin âşık-ı Hak’tın 4. Bilseydi eğer halk-ı cihân kıymetini bir

Ey aşk hocası Kur’ân ile sînemi yaktın Cehenneme de cennete de kalmaya fark bir 7. İdrâk ile iz’ân ile ger ismini ansam

Zerrât-ı vücûd secde eder dîdemi açsam 8. Bir ben değilim secde eden sînene doğru 158 Âlemde ne var cümle senin hüsnüne doğru 1. Ne âciz bir fakîriz biz ne mahzun bir gedâyız biz

Bu âlemde hiçiz ama Habîb-i Mustafâ’yız biz 9. Âşık diyemem ben sana ma’şûk-ı cihânsın

Hak nûrunu gönlünde bulan canlara cansın 2. Evvelce nûr idi ismim bugün Nusret dedi cânân

Vazifem çok basit ammâ şu dem sırr-ı Hudâ’yız biz 10. Çok kimseyi gördüm dediler ol bize benzer

Pek azdı diyen nûr-ı Hudâ gözleri enver 3. O mahfîdir bugün bizde yarın biz onda mahfîyiz

Bizimle âşikâr oldu delil ü reh-nümâyız biz 11. Biz bir fakîriz sen ise bir sahib-i devrân

Biz echeliz ammâ sen ise bir çeşme-i irfân 4. Bizi keskin kılıç sanma bugün rahmet dolu sînem

Heman bir damla yaşla gel inan abdü’l-Gafûruz biz 12. Acizde ne var arz-ı niyâz fakr u mezellet

Zâtında ise afv u kerem bir ulu himmet 5. Vücûd ile varırlar Kâ’be’ye yâ kâmil insâna

Soyun rûhunla gel zîra ölüp tenden cüdâyız biz 6. Buna deryâ-yı zât derler bırak sen yâr ve ağyârı

Sakın sûretle aldanma harîmi zü’l-cemâliz biz

157 1. Ne olur göreyim yalvarırım şems-i cemâlin 7. Gönülden söylenen sözler dışardan anlaşılmazmış

İdrâk ile ben görmedeyim nûr-ı kemâlin Gülistân-ı visâlinde hezâr-ı hoş-sedâyız biz 2. Canlar dönüyor Kâ’be-i zâtında ne hâlet 8. Ne hûriden ne gılmandan ne eyyâmdan haberdârız

Ey analara can nûr-ı samed kalmadı tâkat Benî-Âdem libâsiyle gezen şâh-ı cihânız biz 3. Senden varılır Hazret-i Allâh’a bilen az 9. Bugün tebdil yarın uryan öbür gün şekl-i Rahmânız

Bir an bile değse nazarın âteşe yanmaz Bizle gel anla ey zâhid sâhib-i zülfikârız biz

202 203

Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 10. Hazine bulmak istersen bayırda dağda olmaz o 5. Gönlüne hiç girmemiştir böyle bir ok şüphe yok

Ser-â-pâ genc-i mahfîyiz tılsım-ı cân-güşâyız biz Bağlamışlar her vücûdu bir kazıkta çare yok 6. Şöyle üç beş yıl gezersin sonra anlarsın bizi

Yüz buruşmuş sîne bomboş dâimâ artar sızı

159 7. İsteyenler çok saadet sırrın herkes bulmadı 1. Bize lâyık mı görmezsin muhiblik kisvesin cânâ

Bizdedir sırr-ı saâdet gâfil âgâh olmadı

Ebû Cehilin pîşin terket bugün mürg-i safâyız biz 8. Dehrin âlâm u mesârı bir birin tâkib eder 2. Biraz gönlümde yer tutsan canımla hasbihal etsen

Ser-â-ser nûr olurdun sen inan nûr-ı vücûduz biz Kabrimin üstünde her ot sırr-ı aşktan bahs eder 3. Dil-hânen kapkara bir taş sorarlarsa adın İslâm 9. Aşk-ı sâfîden haberdâr olmayan taştan beter

Ecel sûrundan evvel gel şefâat kânı olduk biz Ehl-i aşk olmak dilersen al kitâbımdan haber 4. Sana aşktan kanat taksam Cibrîl’i arşa uçurtsam 10 Rûhların birleşmesinden gayri bir zevk var mıdır

Serâptır durduğun âlem yazın âb-ı hayâtız biz Mahbese girmez gönül ondan güzel eş var mıdır 11. Göz izimle doldu vechin sende senlik kalmadı

Gözlerin birleştiği ân bende benlik kalmadı

160 1. Senden içre bir diğer sen var ki ahbâbım benim

Sen onu görmezsin ammâ âşinâm oldur benim 2. Kâh bakar senden bana kâhice benden âleme

Gâfil olma ârif ol zinhâr inkâr eyleme 3. Gözlerinden fırlayan oklar gider çok kalb deler

Sen de râhat görmeden bir gün ayağın sendeler 4. Ben de fırlattım sihâm-ı ülfeti tam kalbine

Yâre aldın çok derinden yâremiz yoktur deme

204 205 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Bir pazar günü radyoda Faruk Nafiz Çamlıbel ismindeki Yürü ey gonce-i zâtım yürü ey rûh-ı revân şairimizin “Yolcu ve Arabacı” şiirini Münir nûrettin Bey sazla- Seni ben gurbete saldım sonu kurbettir inan rıyle sözleriyle şekillendirmişlerdi, dinledim. Hatırıma Mî’râc-ı şerîfe tatbik etmek geldi ve başladım yazmaya. Burada yolcu Arabacı söze başlıyor: rûhumuz; arabacı akıl; araba vücûdumuz; at ise nefsimizdir. Satırlar arasında da anlaşılacaktır. Fakat peşinen söylemiş ola- Buyur ey rûh-ı revân seni gezdirmeye geldim lım. (Nusret Tura) Bana sen akl-ı maaşsın dediler bekleyiverdim

Şu beyaz at araba ben bir vücûdsun dediler

Bize insân diyecekler sana îzah edeyim

Seni ben Kâ’be-i maksûda iletmek dilerim

Bunu emretti Hudâ sonra da asla dönerim

161

Oraya on durağım var her durak ismim degişir

Son duraktan ileri gidemem at can çekişir Yolcu:

O şehirde yanarım az daha gitsem ileri Sökemem ben bu yolu başladım ammâ n’ideyim

Gidemem ben göremem ben nasıl yerdir o yeri Bir uzun yolculuğun yolcusuyum gitmeliyim Gece gündüz yürüsem elli yıl ister ki varam Ne ömür âh ne de kuvvet buna yetmez ne yapam

Nihayet onuncu durağa vardılar. Resûlullah Efendimiz’in 40 yaşlarına doğru idrâki yükselmeye başlayan rûh yolcusu, Mî’râc-ı şerîflerinde olduğu gibi insân-ı kâmillerin akılları da arabacı ile karşılaşarak konuşmaya başlar: aşk merhalesinde “İleri gidemem, yanarım” derler. Ve himmeti

noksan olanlar dururlar geri dönerler. Merhabâ ey babalık sana ben müşteri olsam

Çünkü orası aşk âlemidir. Müşâhede ve vuslat âlemidir. Beni alsan ve götürsen de O cânânımı görsem

Orada ilim, hayal, dilek, vücûd benlik istemezler. Benliği Beni gönderdi bu iklime O durmaz yanarım

olmayan kimseden günah, sevap da istenmez. O da bir kayıttır Hele kırk yıl oluyor ki sabah akşam anarım

ki ortadan kalkmıştır. Dedi cânân bana git, gez, yürü, eğlenmene bak Sana verdim koca servet deme asla kara ak Şerîatta kemâl tarîkata yol açar, tarîkatın beşinci şehrinden Ne görürsen bana anlat seni bekler dururum sonra aşk âlemi başlar. Altı durak sonra da ma’şûk ile vuslat Sıkışırsan seni ben andığın anda bulurum ve nihayet yine âlem-i vücûda gelinir. Âşıkın rûhu yine eski Bütün âlem senin olsun bunu bil sen de benim vücûduna iâde edilir. Tekrar şerîatten başlanır. Bu öyle bir Bunu bil kim seni ben cümleden üstün severim devr-i dâimdir ki önümüz ebediyet, arkamız ezeliyet olur. Biz Sana verdim bir saray ben buna ister de kafes de bu dairenin bir noktasında sür’atle devrettiğimiz için vücûd Beni an her nefesinde bu da diğer bir heves dairemiz yuvarlak bir nûr gözükür. 206 207 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura Bu hayât, vücûd arabamız eskiyinceye kadar devam eder. Bu Diye nevmîd oluyorsan bana gel aşkıma yan müddet zarfında arabaya girmek isteyenler olursa alınır fakat Bilemezsen bulamazsan aramazsan oyalan temizlik imtihanından geçirirler, nalınlarını çıkarttırırlar. Bana gerçek olan her şey sana elbette yalan

Bütün âlem fener olmuş mumu sensin iyi bak Şimdi sâhib-i mî’râc konuşuyor:

Eğer Allâh’ı ararsan beri gel gönlüme ak

Biz O’nun sırrıyız ey dost sana sır aşılayalım Gidemezsin giderim ben yanacaksam yanayım

Aşı tutmazsa eğer her ikimiz ağlayalım Benim aslım temelim O ne olursam olayım

Nerede Hazret-i Kur’ân okunur orda varım Beni yoktan yaradan O size bağışlayan O

Nerede ehl-i kemâl sohbeti orda hazırım Bana Kur’ân’ı veren âlemlere serdar eden O

Beni sevmek kuru lâfla olamaz fakra dalın

Bana ümmet olanın hâli budur aşka yanın Burada bizlere dönüyor:

Beni gönlönde bulur çok arayan sevgilimin

Size Nusret yetişir beklemeyin haydi gelin Bana varlık vererek sonra Habîbim diyen O O ayân oldu benimle size pinhân yine O Size arz eylediğim yol Ona vuslat yoludur Buna aşk kervanı derler sonu yok Hak yoludur N’ideyim ben ki şerîat diye yazdım bir kitab Bunu kâfi görenin gözlerini kapladı hâb 162 Yolunuz bitmedi ey nâs bu ne gaflet bu ne nâz

1. Dostlar bir sofra kurdum sînem üzre bir makâmdır bu Geliver bir an için nâzı bırak eyle niyâz

Ehl-i aşkı dâvet ettim bir makâm-ı Mustafâ’dır bu Ne gezersin bu harâbatta biraz göklere çık Gönül âfâkına uç bir görünür her yer açık

2. Dâvetim Hak dâvet ümmetim Muhammed ümmeti yâ hû Bakıyor düldül ü pâkize sana açtı kanat

Gelmeyenler kendi kendin yer rıdvan cennetidir bu Ne durursun yürü koş ver elini etme inat Bırakıp râhatı çâk eyle cehil perdesini

3. Gel ey dünyâ ilmin bilmek ve bildirmekle zevk almış Göreyim sende beni tâ göresin bende seni

Bu bir ilm-i ledündür kim Resûl’ün armağanıdır bu Azıcık kendine gel dinle beni anla O’nu Yatağa düştüğün an anla hayâtın bu sonu Güleceksin bugün ammâ yarın ağlayacaksın 4. Eğer bir can verir olsan sana bin cân verir Allâh Gel ağla bugün aşk ile ki yarın güleceksin Buna olmak yolu derler bilip susmak yolu değildir bu Biraz aşk ehline yâr ol çoğu yok bil yoğu çok Ye iç eğlen okuöğren bu bir yol ki sonu yok 5. Bu ilmin mektebinde diz çöken bir tıfl-ı ebced-han Nerede kaldı o günler nerede ehl-i dilân Yarın başlar üzerinde gezen bir pâdişâhtır bu 208 209 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura 6. Eğer bir damla yaş verirsen sana deryâ verir cânân 17. Leyse fi’d-dâr gayre yâr demiş âşık ve sâdıklar

Yarın arş üstüne tahtın kurar cân ve cihândır bu Cümle âlem emre ferman bir makâm-ı kün fe-kândır bu 7. Bu bir Hak ilmidir kim diğerân toprakta kâimîdir 18. Anlamış olsan gerek ey duhter-i pâkize geç kalma

Seni dâvet eden gönüle ezân-ı Nusretâdır bu Bildiğin cümle nevâdır bir makâm ki terk-i terktir bu 8. İşit artık Bahriye Hanım seni dâvet eden kimdir

Habîbinin nutkuna sahip nidâ-yı Murtazâ’dır bu

163 9. Ne âlimler ne başbuğlar bu yolda yolda kalmışlar

Hudâ mihmânıyız anlar isen zevk-i visâldir bu Vücût bir gün girer toprağa kalkmaz bir sücûda

Rucû eyler koşar rûhum dalar ummân-ı cûda 10. Bu dünyâ ilmine mağrûr olan başlar yarın mahzûn Gönül ister visâli gelmeden ânî firâk

O bir gün ateş dûzahte dâr-ı imtihandır bu Bilinmez gün doğmadan neler gelir vücûda 11. Seni dilhâneye dâvet eden bil hubb u Mevlâdır

Halâs ol sen sanemlerden Samed’den bir nidâdır bu

164 12. Senin gönlünde bir kâşâne kurmak istiyor Nusret

Harâb etmek gerek emîn ol âdetullahtır bu Bu âlemde neler çektim neler âh ol yârdan

Bir cefâ yârdan gelir binbir cefâ ağyârdan 13. Kabul oldun ise Hakk’ın huzûruna sevin şükreyle Sanmayın Nusret şikâyet eyliyor her kârdan

Ve illâ her seher ağla sanırsan emr-i Hak’tır bu Cümle dosttur gafletimdir maksadım ağyârdan 14. Bütün ihvân seni gözler yanında saf saf olmuşlar

Heman bir el tut abdest al makâm-ı aşk-ı Hak’tır bu

165 15. Kâ‘be’dir herkes tavaf eyler o yer bil ki mekânımdır

Ehl-i dil derler bize fehmet makâm-ı evliyâdır bu Dîde giryân sîne püryân aklım hayrân n’eyleyim

Âh u vâh ile geçirdim ömrü şimdi n’eyleyim 16. Yok olup girdi giren var oldu da çıktı bu menzilden Her nefes bir hoş tecellî beklerim cânândan

Ne türlü arz-ı hâl etsem bilinmez Beyt-i Hudâ’dır bu Ey tabîbâ sen de vermezsen tesellî n’eyleyim 210 211 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

166 169 Gönlümü aldı götürdü gelmiyor ankâ-yı aşk Taşırız Rabb’imizin tuhfe-i nâdîdesini Bu vücûd-i pür-alîli bekletir sehbâ-yı aşk

Takarız alnımıza aşkın âvîzesini Nusret’e “nasrun minAllâh” âyetinden ver haber

Eğer ister iseniz böyle garîb bey’-i-şirâ İhtizâr hâlindedir zîrâ ki ey Lokmân-ı aşk

Geliniz emmek için sîne-i pâlûzesini

167

170 Dağlar yanıyor yükseliyor dûd-ı siyâhı

Ya’kûb ilinin bâğına gülzârına geldim Gûyâ ki gider şemse kadar âşıkın âhı

Hârdan geçerek gonca-i sultânıma geldim Nerden gelir ol âteş-i dûzeh ki derinden

Gerçi severim kûşe-i vahdette visâli Nerden doğar ol âh ki gelir hâne-i dilden

Ammâ ki bugün Kâ’be-i dildârıma geldim

168

171 Gönül zinde vücûd hasta zarar yok Vücûd zinde gönül hasta karar yok Kelâm bir nefha-i cândır Gönül vücûd hasta ise mekân yok Diyen ve dinleyen cândır Vücûd gönül hasta ise kelâm yok İşitmek sana kâfîdir

İş etmek matlûb-i cândır 212 213 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

172 175 Dâne-i vahdetteki evrâk-ı eşcârı gören Âlem bir kumârhâne-i aşk oldu serâpâ Dâneler çoklaşsa da Hak’tan tegâfül eylemez Binlerce kumârbaz atıyor sanki dubârâ Bahr-ı zât içre dem-â-dem yüzdüğün fark eyleyen Ey nefs-i nefîs gel atalım biz dahî tek tek Dürlü eşkâl arzeden emvâca minnet eylemez İbret alalım çünkü bize gelmede hep yek

173 176 Tûtîye ne var açsa dehân-ı nağamâtı Girdinse yola sıdk u safâ enîsin olsun Fehm eylemez nîk ü bedi yok ki mecâli İçtinse eğer bâde-i aşk âfiyet olsun Nakl eyliyor a duyduğunu işte bu kâfî Seyrân yaraşır sâlike eğlenme bir yerde Üstâdına uygunsa yeter her harekâtı Yaptınsa dili beyt-i Hudâ müjdeler olsun

174 177 Bir katre bile olsa eğer varsa da bahre hiç eylemesin nâz Doğup batmak güneşten sanma cânâ Çağlarsa eğer leyl ü nehâr gökte ve yerde olmuştur o cânbâz O mihverdir dönenler arz ve semâ Nusret kan akıt dîdeden her şâm u seherde her şahsa deme râz Hakîkat şemsi sâbittir dolanmaz Terk etme niyâz mevkîini secdede inle tâ rahmede Feyyâz Dönenler cürm-i kesrettir ser-â-pâ 214 215 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

178 181 Ma’şûkuna olmaz mı gönül nokta-i mihrâk Aşk nâmesinin evveli âh âhiri âhdır Tekmîl-i tarîk eyleyerek kalsa rızâda Ey sahib-i âh âh eyle ki âh vuslata râhtır Erdiyse eğer Hak’tan ona müjde-i levlâk Âşıklara bin cilt okutan sevgili âhdır Elbette o dil kıble olur cümle ibâda Âhınla gelen taht-ı dile nûr-ı ilâhtır

179 182 Ney desinler mey desinler şey desinler hep O’dur Yârân bulunur dîde-i irfân ele geçmez Nefy ü isbât çevresinde devr eden âlem O’dur Cânân bulunur kûşe-i imkân ele geçmez Bilseniz hiç farkı yoktur işte sultân ve gedâ Kalbinden ayırma bil anın kadrini ey şûh Her libâsı kesret içre gizlenen cânân O’dur Cânân gibi bir nüsha-i irfân ele geçmez

180 183 Zerreden nefy ile isbâtı ayân etmiş Hudâ Âh kim âh eylesem Hû ismi aks eyler bana Sanki ta’lîm eylemiştir ders-i tevhîdi ona Hû deyince bin adet esmâ ayân eyler bana Şemse ibretle nazar kılsak doğup batmak ile Bülbül-i cânım ebed bağında söyler destân Her zevâlin bir kemâli olduğun söyler sana Yâ bahar olmuş bu âlem yâ hazân n’eyler bana 216 217 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

184 187 Sînem nerede bulmadadır zevk ve sürûru Şems-i hüsnün gördü dîdem şimdi ölsem gam değil Dîdem nereden almada görmekteki nûru Göz göze gelmekti maksad itirafım âr değil Olduysa basar nûru basiret ile hem-râh Çeşminin a’mâkına daldım neler gördüm neler Nusret o zaman yâri ile buldu huzûru Öyle bir âlem ki nûru’n-nûr desem ifşâ değil

185 188 Mir’ât-ı dile düştü yine dîde-i cânân Mahrem-i vech-i cemâl olmuşlara olmaz nikâb Sâkin görünen mâhî vücûd nûr ile handân Kim ki â’madır görünmez sandı nûr-i âfitâb Dostlar yanıyor yükseliyor âteş-i sûzân Âşinâ bul sırrına zîrâ çok eğlenmez şebâb Nusret gibi âlem de yanıp olsa mı üryân Âsumânâ bir nazar kıl şemse benzer mâhitâb

186 189 Bir âcize baktım okudum ismini Nusret Sevilip dillere düşmek mi dilersin Sevmek ve sevilmek bu imiş mûcib-i vuslat Severek zülfe asılmak mı dilersin Gel sîneme bak şöyle oku sırr-ı derûnum İkisinden de nasîb yok ise cânım Dîden kamaşıp secdeye varmazsa kefûrum Bekleme hücre-i zindâna girersin 218 219 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

190 193 Her ziyaret ettiğim dem pîrimi ben mest ü hayrânım Cihândan Benî Âdeme Zevk-i hac hisseylerim ammâ neden bilmem perîşânım Şems-i zâtın karşısında varlığımdan gerçi uryânım Sâkî ne olur neş’e dağıt mey senin olsun Zevk-i hac hisseylerim ammâ neden bilmem perîşânım Gurbet-zedeyiz gamzedeyiz ney senin olsun

Dil-hasteleriz bizlere sen ilm-i ledün sun

Göster yüzünü Nusret’ine hep senin olsun

191 Yâre şekvâ edemem sîne-i sûzânına yandım

194 Yâri davâ edemem çeşminin envârına daldım Yâre karîbim der isem zerre-i bî-nâm ve nişânım Gel sîneme bak beyt-i Resûlullah nasılmış Yâr ile bu’diyyetimiz yok kûşe-i kalbimde nihânım Gel dîdeme bak nûr-ı Hudâ söyle nasılmış

Gezdik nice gün bahrini toprağını arzın

Dil Kâ’besine girmeyenin haccı nasılmış

192 Hikmetiyle her varak derler kitâbı girdigâr olmuş

195 Seyr edin insânı kim ibretle kendinden nihân olmuş Öyle bir insânda var ki kıble-i cân u cihân olmuş Günde bin bir renge girdi nefs-i nâlânım benim Mazharı envâr-ı Hak ve şems ona pervâne-vâr olmuş Terk-i hestî etmek ister rûh-ı mestânım benim

Bir acâip hâle düştü cism-i bî-tâbım benim

Sus derim susmaz lisânım arttı feryâdım benim 220 221 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

196 199 Hangi kâr var ki cihândâ bir muammâ olmasın Sen âlemin özüsün Hangi bir gün var ki ömrümde gam-efşân olmasın Özde Hakk’ın gözüsün Hangi bir dert var ki mahzâ lutf-i cânân olmasın Bundan gâfilsen eğer Hangi âşık var ki hâli nâle efgân olmasın Bil körlerin körüsün

197 200 Mürdeyim âlemde cümle mürdeden Cânân diye feryâd ediyor âşık-ı nâlân N’eyleyim ki taşra düştüm perdeden Cânân ise âşıklara pür-hande nigehbân Gark ederken kâinâtı bahr-ı zât Gönlünde olan kûşe-i vahdette karar et Âdem-i hâkîye sed oldu sıfât Bir gün açılır dîde-i idrâk hele sabret

198 201 Her gönülden zikreder Hak kendini Kış geçti bahar geldi yine coştu tabiat Lâkin âgâh eylemek ister seni Her yer kokuyor mis gibi bu ne kudret Durma zikretmekle kur dil sâatin Ezhâr ile evzâk nerede gizleniyordu On iki sâat geçince gözdesin Hem gizleneni hem kokanı bulsana Nusret 222 223 Erler Demıne / Bütün iıırlerı M. Nusret Tura

202 206 Yâ Rabbi senin nûruna ben bir fener oldum Çok söyleyenin sözlerine verme kulak geç Görmek dileyen gözlere gûya hedef oldum Sessiz durarak âh çekeni kendine eş seç Her kim ki bakar Nusret’e mutlak seni gördü Müştâkın olan döndü sana bendeni gördü

203 Kendi sevmiş kendi yapmış kendi bilmiş kendini Kendi zâtında sıfâtın eylemiş seyrân-ı Hak

204 Sûrete bak sîreti gör sîretin var sîreti Hakk’a mir’ât istiyorsan karşına al Nusret’i

205 Ey sevdiceğim düşmekte özüm dîde-i idrâke mukâbil Hiç var mı acep zevk-i diğer ol neş’eyi âlîye mukâbil 224 225

SÖZLÜK (A) Ahbap: Dost, bildik.

Ahcar: Taşlar. A’mâk: Derinlikler. Âhenk: Uygunluk, düzen. Âb ü havâ: Su ve hava. Âheste: Yavaş, ağır. Âb: Su. Ahfâd: Oğul oğulları, torunlar. Abd: Kul. Âhir: Son. Abd-i mahz: Halis (sırf) kul. Ahkâm: Hükümler, emirler. Ab-ı hayât: İçene ebedî hayât Âh u figân: Ah edip ağlayıp sızbağışlayan efsanevî su. lama. Âb-ı revân: Akarsu, hayât. Âh ü en: Âh çekip inlemek. Âbid: Kulluk eden. Âh ü tahassür: Âh ile hasret

çekme. Acem: Arap ırkından olmayan. İranlılar. Âh ü zar: Ağlayıp, inleme. Âdad: Sayılar, adetler. Ahvâl: Oluşlar, haller, bulunuşlar.

Ahz ü i’tâ: Alım satım, alış veriş. Âdem-i hâk: Topraktan halk edilmiş Âdem. Ahzân: Çok hüzünlü, kederli. Âdetullah: Allâh’ın koyduğu ni- Akar: Para getiren mülk. zam, düzen. Akd: Sözleşme, kararlaştırma. Âfâk: Ufuklar. Akl-ı selim: Sağduyu. Âfitab: Güneş. Akrân: Eş ve benzer olanlar. Afv ü bâri: Güzel halk eden ve Aks etmek: Çarpıp geri dönme. affedici olan Allâh.

Al: Kırmızı. Âgâh: Bilgili, haberli, uyanık.

Âlât: Aletler. Âğaz: Başlama, işe koyulma.

Âlemeyn: İki âlem. Ağuş: Kucak.

Âlem-i esfel: Süflî âlem. Ağyâr: Yabancı.

Âlem-i kevn: Varlık âlemi, var Ah ü zar: Ağlayıp inleme. olma dünyası. 226 227 Âlem-i lâhut: Ulûhiyet âlemi. Atâ: Bağışlama, bahşiş. Bâb-ı rahmet: Rahmet kapısı. Bende: Kul, köle. Âli: Yüce Atâullah: Allâh vergisi. Bâb-ı vasl: Kavuşma kapısı. Berdâr: Darağacına çekilmiş,

asılmış. Alil: Hasta, hastalıklı, (Göz için) Ateş-i duzah: Cehennem ateşi. Bâd: Rüzgâr, yel. Kör. Berk: Şimşek.

Âteş-i süzân: Yakıcı ateş. Bâde: İçki. Âlûde: Bulaşmış, bulaşan. Bes: Kâfî, yeter.

Atşân: Susamış. Bâd-ı sabâ: Sabâ rüzgârı. Amûd: Sütun, direk. Beşir: Müjdeci.

Avâlim: Âlemler. Bağbân: Bahçıvan, bağ bekçisi. Anâsır: Elemanlar, öğeler. Beyân: Anlatma, açık söyleme,

Âvâre: Serseri, boş gezen. Bağ-ı hüsn: Güzellik bahçesi.

bildirme. Andelîb: Bülbül. Âvaz: Ses, seda. Bahâ-i hüsn: Güzelliğin bedeli.

Beyt-i Hüdâ: Hüdâ’nın evi. Ankā: Kaf Dağında yaşadığı dü- Avdet: Geri gelme, dönme, dönüş. Bahr: Deniz.

Beytullah: Allâh’ın evi. şünülen bir kuş.

Ayân: Belli, açık, meydanda. Bahr-i fenâ: Fena denizi.

Beytü’l-hazen: Kederi, tasası çok Ankebut: Örümcek.

Âyat: Âyetler. Bahr-i sefâ: Safa denizi.

olan yer. Ar: Utanma.

Ayb ü âr: Ayıp ve utanma. Bahr-i tecellâ: Tecelli denizi.

Beyzâ: Daha ak, çok beyaz. Âri: Çıplak, hür.

Âyîne: Ayna. Bahtiyar: Mutlu, mesut, talihli.

Bezm: Sohbet ve muhabbet mecÂriyet: Ödünç, eğreti. Bâkî: Geriye kalan.

Ayn: Göz. lisinin bir köşesi. Arş: Âlem tasavvurunda en Bâran: Yağmur.

Âzâ: Organlar. Bezm-i safâ: Safâ meclisi. yüksek nokta.

Âzâde: Hür, serbest. Bârit: Soğuk. Bî-hurûf u lafz ü savt: Harf ve ses Arş u ferş: Gökyüzü ve yeryüzü.

Âzam: Büyük. Basiret: Önden görüş, seziş. olmaksızın. Arûs: Gelin.

Azamet: Büyüklük. Bây ü gedâ: Zengin ve fakir. Bî misâl: Eşsiz, eşi bulunmayan. Arz-ı vücûd: Toprak beden.

Azîzan: Azizler. Bâzar: Pazar. Bî-nikâb: Örtüsüz. Asâ: Baston, değnek.

Bed mâye: Soysuz, sütü bozuk. Bî-ar: Utanmaz, arsız. Âsan: Kolay Bî-çare: Çaresiz.

(B) Bed: Fenâ, yaramaz. Âsap: Sinir. Bî-dar: Uyanık.

Ba’s ü bâde’l-mevt: Öldükten Bedhâh: Her işin fenalığını isteAsfar: Hükümsüz, değersiz. yen. Bidâyet: Başlama, başlangıç.

sonra dirilmek. Âsi: İsyan eden. Bedr-i tâm: Tam dolunay. Bîgâne: Kayıtsız, ilgisiz.

Bâb: Kapı. Âsuman: Gökyüzü. Beher: Her bir, her birisine. Bî-gümân: Şüphesiz

Bâb-ı aşk: Aşk kapısı. Âşıkân: Âşıklar. Bâb-ı kahr: Kahır kapısı. Bekâ: Bâkîlik. Bih: İyi, yeğ. Âşikâr: Belli, açık, meydanda. Bâb-ı niyâz: Yalvarma, yakarma, Belî: Evet. Bî-haber: Habersiz. Âşinâ: Bildik, tanıdık. duâ kapısı. Bend: Bağlama, rabt, kayd. Bî-hoş: Şaşkın, sersem. 228 229

Bî-huzur: Huzursuz. (C) güzellik ve rahmetle tecellîsi. Cümle âlâm: Bütün elemler, ke-

Câh: İtibar, makam. Cemâl-i bâ kemâl: Tam, mükem- derler.

Bî-karar: Kararsız.

mel güzellik. Cünbüş: Eğlenti, zevk.

Bî-kes: Kimsesiz. Câh-ı gam: Gam makamından.

Cenah: Kanat Cünûn: Delirme, delilik, çıldırma.

Bî-men: ‘Ben’siz. Câhil ü dânâ: Cahil ve bilen, bilici. Cenan: Kalp, gönül Cür’a: Yudum, bir yudum.

Bî-misil: Misli olmayan.

Câm: Kâse, kadeh. Cenk: Savaş, vuruşma. Cürm: Suç.

Bî-nâm: Ünsüz, namsız.

Câm-ı aşk: Aşk kadehi. Cevr ü cefâ: Haksızlık, zulüm ve

Bî-nişâne: Nişânsız, işaretsiz.

eziyet.

Câmi: Toplayan, bir araya getiren. (Ç)

Bî-pâyan: Sonsuz, tükenmez.

Cevr: Haksızlık, eza, cefa.

Câm-ı cihân: Cihânı gösteren Çâk: Yarık, yırtık.

Bî-renk: Renksiz.

kadeh. Cevval: Koşan, dolaşan, hareket

Çalak: Yol kesici.

Bî-ruh: Ruhsuz. eden.

Cân ü ser: Can ve baş.

Çâre-sâz: Çare bulan.

Bî-şuûr: Şuursuz. Cezbe: Allâh sevgisi ile kendin-

Cânân: Sevgili.

Çarh : Çark, devreden, dönen.

den geçme.

Bîtâb: Yorgun. Cân-ı men: Benim cânım.

Çarhet: Çark et, geri dön.

Cibâl: Dağlar.

Bî-tâb u tuvân: Güçsüz. Cârî: Yürürlükte olan, akan, ge-

Çemen: Ağaç ve çiçeği olan çayır.

Cidâl: Karşılıklı kavga, savaş.

Bî-vücûd: Vücutsuz. çen.

Çenk: Bir saz çeşidi.

Cîfe: Leş.

Bî-zebân: Dilsiz. Câvidân: Daimi kalacak olan,

Çerağ: Fitil, mum.

Cihân-nümâ: Bütün dünyayı,

sonrasız, ebedi.

Bostân: Sebze bahçesi.

kâinatı gösteren. Çeşm: Göz.

Cefâ: Ayrılık ve hicranda bırak-

Bûdiyet: Varlık.

Cihân-sûz: Cihânı yakan, güneş. Çeşmân: Gözler.

ma.

Burç: Sabit yıldız kümesi.

Cihât: Cihetler, taraflar, yönler. Çömez: Medresede talebeye ve

Cehd ü gayret: Çok çalışma.

Burhan: Delil, ispat. Cilve-ger: Cilve eden, cilveli. müderrise hizmet ederek ilim

Cehl: Bilmezlik, ilimsizlik.

öğrenen kimse.

Bûy-i firak: Ayrılık kokusu. Civan: Genç.

Celîl-i Kibriyâ: Ulu Allâh.

Çün: Çünkü.

Bûy-i ıtır-nâk: Bir tür çiçek ko- Civanmerdân: Cömertler, civan-

Cem’: Toplama, toplanma.

kusu. merdler.

Cem’-i emvâl: Mal mülk birik-

Cûd u kerem: Cömertlik. (D)

Buy-i vefa: Vefa bulmak ümidi,

tirme.

vefa kokusu. Cûd: Cömertlik, el açıklığı. Dâd: Adalet, doğruluk.

Cemâd: Taş gibi cansız olan şey.

Bûy-i yâr: Yâr kokusu. Cûş: Coşma, kaynama. Dahhâk: Çok gülen, çok gülücü.

Cemâl: 1- Yüz güzelliği. 2- Al-

Bülbül-i şûrîde: 1- Perişan, karı- lâh’ın lütfedici sıfâtlarının bütünü Cûş u hurûş: Taşıp coşma. Dal: (mec.) İki büklüm olmak.

şık. 2- (mec.) Aşık, tutkun bülbül. ve bu sıfâtlarının gereği olarak Cüdâ: Ayrı ayrı düşmüş, ayrılmış. Dâm: Tuzak, ağ.

230 231 Dâne: Tane. Dîde-i cânân: Sevgilinin gözü. Dür: İnci. Ehl-i kâl: Söz ehli, ilâhî Dar: Ev. Dîde-i giryân: Ağlayan göz. Dürdâne: İnci tanesi. gerçeklerden haberi olmayanlar. Dârban: Dövme, vurma. Dîde-i uşşâk: Âşıkların gözü. Ehlullah: Velî, Allâh ehli. Dârü’l-amân: Korunulacak sığı- Dil: Gönül. (E) Ehven-i şerr: Kötü olan iki nılacak yer. şeyden daha az kötü, zararı daha

Dilân: Yürekli kimseler. Ebced-hân: Ebced okuyan. Mek-

hafif olanı. Dârü’l-karar: Öldükten sonra tebe yeni başlayan.

Dil-ârâ: Gönül alan, gönül kapan. karar kılınacak yer, âhiret. Ekâlim: Memleketler, diyarlar.

Ebed: Sonu olmayan

Dilber: Gönlü alıp götüren güzel. Dehan: Ağız. Ebed: Sonu olmayan gelecek za- Ekl ü şürb: Yeme içme.

Dil-dâr: Birinin gönlünü almış, Dehr: Zaman, dünya. man. Ekvân: Varlıklar, var olanlar.

sevgili. Dem: Ân, vakit. Ebedâ: Asla, hiçbir zaman, katiy- El’ân: Şimdi, şimdiki halde.

Dil-hâne: Gönül evi.

yen. Dem-â-dem: Her vakit, sık sık. Dil-haste: Gönlü yaralı, gönül El-amân: Aman medet.

Ebhâr: Denizler. Der-âğuş: Kucaklama, sarma. hastası. Elem: Acı, keder.

Ebr: Bulut. Der-akab: Hemen arkasında. Dil-i dânâ: Gönlü uyanık, ârif. Elem-nâk: Elemli.

Ebr-i firâk: Ayrılık bulutu. Derbeder: Kapı kapı gezen, ser- Dil-rübâ: Gönül kapan, gönül Eltâf: İyi muameleler, iyilikler, seri. alan. Ebsem: Hafifçe gülümseme. lütuflar. Derd-nâk: Dertli. Dil-sâz: Gönül yapan. Echel: Daha cahil.

Elvân: Renkler, çeşitler. Dergeh: Dergâh. Dimağ: Beyin. Ecram: Cansız olan cisimler.

Emsâl: Nümuneler, örnekler. Derk etmek: Anlama, kavrama. Dîvân: Büyük meclis, yüksek Ecsâd: Vücutlar, tenler.

Encâm: Nihayet, son. Dermân: İlaç, çare. meclis. Eczâ: Parçalar, kısımlar.

Ene: Ben. Derûn: İç, içeri, dahil. Dîvâne: Deli. Edvâr: Devirler, zamanlar.

Enfâs: Nefesler, soluklar. Dest: El. Dubara: İki. Ef ’al: Fiil.

Enfüs ü afâk: Nefis ve nefis dışı Dest-gîr: Düşenin elini tutan, Dûd-ı siyah: Siyah duman. Efgân: İnleme, feryâd ü figânlar.

şeyler. yardımcı. Duhter: Kız. Efkâr: Düşünceler, fikirler.

Enhâr: Irmaklar, çaylar. Destûr: İzin, müsaade. Duhûl: İçeri girme. Eflâk: Semâlar, felekler.

Enîs: Dost, arkadaş. Devâ: İlaç, çare. Dûr: Uzak. Efsûn: Büyü, sihir.

Ente hasbî, Ente kasdî, Yâ VeDevrân: 1- Felek, zamân. 2- Der- Dûzeh: Cehennem Ehibbâ: Dostlar. dûd: Ey Vedûd, sen bana yetersin vişlerin zikir merâsimi. Dü cihân: İki cihân. sen bana kâfîsin ve benim maksa-

Ehl-i dil: Gönül adamı, gönül Dîdâr: Yüz, çehre. ehli. dım sensin.

Düldül: Hz. Muhammed’in Hz. Dîde: Göz. Ali’ye hediye ettiği katırın adı. Ehl-i hâl: Hâl ehli. Envâr: nûrlar, parlaklıklar. 232 233 Envâr-ı Hüdâ: Allâh’ın ziyaları, Eyyâm: Günler. Ferdâ: Yarın şefkat gösteren, bağışlayan, yarlıaydınlıkları. Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş Fermân: Emir, buyruk. gayan” anlamında esmâ-i hüsnâ-

dan (Allâh’ın en güzel isimlerinEnver: Çok nûrlu, çok parlak, zaman. Ferman-ber: Ferman alan.

den)dır. aydınlık. Ezhâr: Çiçekler.

Ferş: Yeryüzü.

Gâh-geh: Zaman bildiren edat. Enzâr: Bakışlar, bakmalar. Ezvâk: Tatlar, zevkler, neşeler,

Feryâd: Yardım istemek için çıka-

Gâib: Görünmeyen, hazır Erbâb: Sahipler, malikler. lezzetler. rılan yüksek ses.

olmayan. Erbâb-ı gazâ: Din uğruna savaşan Fesat: Bozukluk.

Gâile: Dert. adamlar. (F)

Feşân: Serpen, saçan, dağıtan.

Gam: Keder, tasa. Erihnâ: ‘İçimizi ferahlat.’ Fahr: Övünme,iftihar.

Feverân: Kaynayıp fışkırma, ga-

Gam-dîde: Gam görmüş, kederli. Ervâh: Canlar, ruhlar Fâil-i muhtâr: İstediğini yapmak- leyâna gelme.

Gam-efşân: Gam saçan, gam daErzak: Rızıklar. ta serbest olan. Fevk: Üst, üst taraf.

ğıtan. Esfel: Çok (daha, en, pek) sefil, Fakr: Fakirlik, yoksulluk. Feyyâz: Feyiz, bereket ve bolluk

Gam-güsâr (-küsâr):Gam keder pek bayağı, pek alçak. Fânî: Ölümlü, geçici. veren, Allâh.

gideren, tesellî veren Esmâk: Balıklar. Fânûs: İçinde mum yakılan büyük Feyz: İlim, irfan.

Gam-hâne: Gam evi. Estâr: Yazı sıraları. fener. Fısk: Hak yoldan çıkma.

Gam-nâk: Gamlı, tasalı, kaygılı. Esvât: Sesler, sedalar. Fâriğ: Vazgeçmiş, el çekmiş. Figân: İnleme, feryat.

Gam-zede: Gamlı, tasalı. Eş’ar: Vezin ve kafiyeli sözler. Fasl-ı nevâ: Neva faslı. Firâk: Ayrılık, ayrılma, sevişenle-

Ganem: Koyun.

rin ayrılığı. Eşk: Gözyaşı. Faş: Açığa vurma.

Ganî: 1-Zengin 2- “Hiçbir şeye ve

Firâr: Kaçma. Eşkâl: Biçimler, suretler. Fecr: Sabâha karşı tan yerinin

hiçbir kimseye muhtaç olmayan,

ağarması. Firkat: Dostlardan ve sevdiklerinEtfâl: Çocuklar.

kullarının bütün ihtiyâcını karşı-

den ayrılış. Evc u lâhut: Yüce, yüksek, doruk. Fecr-i kâzib: Yalancı fecr.

layan mutlak zengin” anlamında

Fukarâ: Fakirler, yoksullar. Evrâd: Belli zamanda okunan Fehm eylemek: Anlamak. esmâ-i hüsnâdan (Allâh’ın en

Füsûn: Sihir, büyü. güzel isimlerinden)dır. duâ, virdler. Felek: Gökyüzü, semâ.

Füyûz: İrfan, ilim. Garaz: Hedef, gâye, maksat. Evrâk u eşcâr: Yapraklar ve ağaç- Fenâ: Devamlı ve kalıcı olmalar. ma, ölümlü ve son bulucu olma, Füzûn: Çok fazla. Gark: Batma, boğulma. Evsâf: Vasıflar. ölümlülük, fânîlik.

Gark-âb: Suya batan, batmış olan. Evtân: İnsânın doğup büyüdüğü Fer: Parlaklık, aydınlık, ışık. (G)

Gaybî: Göze görünmeyen şeylere ve sevdiği memleketler. Ferâmûş: Unutma, hatırdan çıma. Gâfil: İhmal eden. ait. Eyâ: Ey, hey. Ferd: Tek, yalnız olan Allâh. Gafûr: Çok mağfiret eden, çok Gayur: Dayanıklı, gayretli. 234 235 Gayyâ: 1. Cehennemdeki bir ku- Gülzâr: Gül bahçesi. Halâs: Kurtulma, kurtuluş. Haşir: Kıyamet günü. yunun adı. 2.Belalı yer. Hâlet: Hal, suret, keyfiyet. Haşr ü neşr: Toplanıp dağılma. Gedâ: Dilenci, yoksul. (H) Hâlik: Halk eden, Allâh. Haşr: Toplama, cem etme. Gehî: Bâzan, arasıra. Hâb: Uyku, rüya. Haşyet: Korku, korkma.

Halk etmek: Zuhura çıkarGer: Eğer kelimesinin kısaltılmışı. Habîb: Sevgili.Habîbân: Sevileni mak. Hâtif: Gözle görülmeyen mânevî Gerden: Boyun. seven. Hallâk: Halk edici. âlem, gayb Gerdûne: Araba. Habîbullah: Allâh’ın sevgilisi (Hz. Halvet-gâh: Halvet yeri. Hâtim: Bitiren. Gevher: Cevher, elmas, değerli Muhammed –sav-) Havf: Korku, korkma.

Hamâil: Muska, tılsım. taş. Hacâlet: Utanma. Hayâ: Utanma, sıkılma.

Hamd ü senâ: Allâh’a olan şükGıbta: Kıskanmadan imrenme, Hâcât: Hacetler, dilekler. ran duygusu ve övme, medhet- Hayfa ki: Yazık ki. özenme. Hâce: Hoca, efendi. me.

Hayme: Çadır. Gıbta etmek: İmrenmek. Hacegân: Hocalar. Hâme: Başın üst kısmı.

Hayrü’l-halef: Hayırlı evlat. Gılâf: Kılıf, kın, muhafaza. Hâcet: İhtiyaç lüzum. Hamul: Çok tahammüllü, sabırlı.

Hazan: Güz, sonbahar. Gıyâb: Hazır bulunmama, göz Hâdim: Hizmet eden. Hâmûş: Susmuş, sessiz.

Hazin: Hüzün verici. önünde olmama.

Hâdis: Meydana gelen. Handân: Gülen, sevinçli. Hebâ: Boşa gitme, ziyan olma. Girdigâr: Tanrı.

Hafî: Gizli, saklı. Hande: Gülme, gülüş. Heder: Boşa gitme, yok yere giGiriftâr: Tutulmuş, yakalanmış,- den şey.

Hâk ile yeksân: Toprakla bir, yı- Hande-rîz: Gülüşler saçan. tutkun,müptela.

kık. Hane: Ev. Hem-cins: Aynı cinsten olan. Giryân: Ağlayan.

Hâk: Toprak. Hâne-i dil: Gönül evi. Hem-dem: Sıkı fıkı, can ciğer Gubar: Toz. arkadaş.

Hakâyık: Hakikatler. Hâr: Diken. Gufrân: Affetme, merhamet etme. Hem-râh: Yoldaş, yol arkadaşı.

Hak-bîn: Hakkı, hakikati gö- Harap: Yıkık, viran. Gurab : Karga ren. Hest: Var olmak, bulunmak.

Harem: Herkesin girmesine müGurbet-zede: Gurbete düşmüş Hâkî: Toprağa mensup, toprakla Hestî: Varlık.

saade edilmeyen, saygıdeğer ve olan. ilgili.

kutsal yer. Hevâ: Heves, istek, arzu. Gurûb: Batma, batış. Hâk-i pây: Ayağın bastığı top-

Harîm: Harem dairesi, harem. Heyûlâ: Madde. Gûş: Kulak rak.

Harîr: Hararetli, ateşli. Hezar: Bin. Güft ü gû: Dedikodu. Hakîr: İtibarsız, değersiz.

Hasbihâl: Görüşüp dertleşme, Hezeyan: Sayıklama. Saçma sapan Gülistan: Gül bahçesi. Hâkister: Kül. halleşme. konuşma. Gülşen: Gül bahçesi. Hâk-sâr: Perişanlık, düşkünlük. Hastagâne: Hastalar, rahatsızlar. Hicr: Ayrılık. 236 237 Hicrân: Unutulmaz acı, keder. Hüveydâ: Açık, apaçık, belli. İhtizâr: Ölüme hazır olma. İstihzâ: Biriyle eğlenme, alay Hilâf: Karşı, zıd. Hüviyet: Mahiyet, hakikat, asıl. İhvan: Sadık arkadaşlar, aynı tari- etme. Hilal: Ay. kata mensup olanlar. İstimdâd: Yardım istemek. Hilkat: Halk ediliş. (I) İkâb: Azap, eza, cefa. İşbâ: Karnını doyurma. Himmet: Gayret, emek, çalışma. Irak: Uzak. İkdâm: Gayret ve sebatla çalışma. İştihâ: Meyil, istek. Hitâm: Son, nihayet. Istılâhat: İlim sözleri, tabirleri, İkrar: Tasdik, kabul. İt’am: Yemek yedirme, yemek

terimler. İktidâ: Tabi olma, uyma. verme. Hub: Sevgi.

Itlâk: Salıverme, koyverme. İlm-i ledün: Allâh’ın yanındaki İtâb: Yorma, yorulma, zahmet Hubb-i Mevlâ: Allâh sevgisi.

ilim, özel ilim. verme. Hûn: Kan. Iyâl: Eş, zevce.

İlticâ: Sığınma, barınma. İz’an: Anlayış, kayrayış. Hurşîd: Güneş, şems. Iyd: Bayram.

İmtidad: Uzun sürme. İzdivâç: Evlenmek. Hurşîd-i şefâat: Şefaat güneşi. Iyd-i ekber: Büyük bayram.

İnbisat: Yayılma, açılma. İzhar: Gösterme, meydana Huruç: Dışarı çıkma, çıkış. Iyş: Yaşama, hayât, dirlik.

çıkarma.

Itr u tiryak: Güzel koku macunu, İnfikak: Bir şeyin yerinden ayrılHuruf: Harfler.

ması, çözülme. İzzet: Kıymet, değer, yücelik.

afyon. Huruş: Çoşma.

İnhimak: Ziyade düşkünlük. Huşyar: Aklı başında, akıllı uslu.

(İ) İnkiyad: Boyun eğme, kendini (K) Huzûr-ı şeyh: Şeyhin huzuru.

teslim etme.

Ka’r: Dip, nihayet, derinlik. Hüccet: Senet, delil.

İnnâ areznâ: Ahzap Suresi 33/72.

İbâd: Abitler, kullar. Ka’r-ı bahr: Denizin en dibi. Hüdâ: Allâh.

İnnî enellah: Kasas Suresi 28/30.

İbâdullah: Allâh’ın kulları, insân- Ka’r-ı umman: Okyanusun dibi. Hümâ: Devlet kuşu, saadet, kutlu-

lar. İnşirâh: Açıklık, ferahlık. luk. Kabz etmek: Azrail tarafından

İcmal: Kısaltma, özetleme. İntişar: Yayılmak. ruh teslim alınma. Hümeyrâ: Beyazlık (Hz. Ayşe’nin

İctisar: Cesaretlenme. İntizar: Bekleme, beklenilme. Kabza: Tutacak, tutamak yeri. lakabı)

İfşâ: Gizli bir şeyi yayma, ortaya İptilâ: Bir şeye düşkün olma. Kadem: Ayak. Hünkâr: Padişah, sultan.

dökme. İrciî (ilâ) Rabbik: Rabbine dön. Kadr: Değer, itibar. Hürrem: Sevinçli, mesrur.

İfşâ-i râz: Sırrı âşikar etme. (Fecr Sûresi/28) Hüsn: Güzel, güzellik. Kafdağı: Ankâ kuşunun yaşadığı

İftirak: Ayrılma, dağılma, perişan İrtihal: Göçme, göç etme. ve yeryüzünü çepçevre kuşattığı Hüsn ü ân: Güzellik, yüz güzelliği.

olma. İsm ü cism: İsmi ve cismi. kabul edilen efsânevî dağ. Hüsrân: Zarar, ziyan.

İhfâ: Gizleme, saklama. İsmet: Masumluk, günahsızlık. Kâfî: Yeterli. Hüve’l-Bâkî: Baki olan O’dur, Allâh’dır. İhsân: İyilik etme, güzel muamele. İstîdat: Yatkınlık, kabiliyet. Kahr: Helak etme. 238 239 Kahr u bela: Zorluk ve musibet. Kerem-kâr: Lütuf ve kerem Küfe: Meyve, sebze vb. taşımaya Lâne: Kuş yuvası, yuva.

sahibi. yarayan, ağaç dallarından örülKâim: Ayakta duran, ayakta bu- Lâ-yemut: Ölmez.

müş büyük, kaba sepet. lunan. Kesan: Adamlar, kişiler.

Lâ-yezal: Zeval bulmaz, yok ol-

Külhan: Hamamlarda suyu ısıtKam: Emel, istek. Kesret: Çokluk. maz.

mak için ateş yakılan yer. Kâmet-i mevzun: Biçimli, yakı- Keşf-i hüviyet: Mahiyetin, aslın Leb: Dudak.

Küllî: Umumi, bütün. şıklı, düzgün boy

keşfi. Lebâleb: Ağzına kadar dopdolu.

Küllü şey’in hâlikun illâ vecheKâmûs: Sözlük.

Ketm: Gizleme, saklama. Lebbeyk: 1-Buyrun, emredin, em-

hü: “O’nun vechinden başka her Kâmûs-u aşk: Aşıkların sözlüğü.

Kıble-gâh: Kıblenin bulunduğu rine amadeyim. 2- Hac sırasında

şey helak olucudur.” (Kasas 28/88) Kâr: İş güç. yer. Cenâb-ı Hakk’a hitâben söylenen,

Kümbet: Kubbe, üstü yuvarlak Kârhâne: İşyeri. Kıble-i uşşâkiyân: Aşıkların “Senin emrini yerine getirmeye

şekilde olan bina. Kârî: Okuyucu. kıblesi. hazırım, maksadım dâima sensin,

Küntü kenzen: “Ben gizli hazi-

muhabbetim, ihlâsım, kulluğum Karîb: Yakın, yakın olan. Kışr: Kabuk. neydim…” kudsî hadîsi.

sanadır” anlamındaki bir cümleKârûn: Benî İsrâîl’de zenginliği ile Kıtmir: Ashab-ı Kehf ’in köpeği- Küşâde: Açılmış, açık, ferah.

nin ilk kelimesidir. meşhur biri. nin adı.

Ledün: Allâh yanı. Kâse-i fağfûr: Çin işi kase. Kıyam: Ayağa kalkma, ayakta

(L)

Lem’a: Parıltı, parlayış. Kâşâne: Yuva. durma.

Lâ-cerem: Şüphesiz, elbette,

Lemeân: Parlama, parıldama. Katre: Damla, damlayan şey. Kîl u Kâl: Dedikodu. mutlaka.

Lemyezel: Zeval bulmaz, baki. Kavseyn: İki kavis. Kisve: Elbise. Lahm: Et.

Len terânî: “Beni asla göremezKebir: Büyük. Kizb: Yalan. Lâhûtî: Ulûhiyet âlemiyle ilgili.

sin” (A’râf/143) Kelp: Köpek. Lahza: Bir an.

Köhne: Eski, eskimiş.

Lerzan: Titreyen. Kem: Fena, kötü. Lâin: Lânetlenmiş, Hakk’ın

Kudsî: Mukaddes, Kutsal.

rahmetinden mahrum olmuş,ko- Levh: Yaratılmışlar hakkındaki Kemâkân: Eskisi gibi, evvelden

Kûh-ı kaf: Kaf dağı.

vulmuş. bütün bilgiyi kapsayan kitâb-ı olduğu gibi

Kurbet: Yakınlık. mübin, levhimahfuz Kemter: Çok değersiz, çok aşağı, Laklak: Boş mânâsız, faydasız

Kûşe: Köşe bucak. Levh-i Mahfuz: İlm-i ilahi. pek îtibarsız, en hakir. lakırdı.

Kûşe-yi nisyan: Terketme, unut- Lâl ü ebkem: Şaşa kalmış, dona Levlâk: Bir kudsi hadisten alınmış Kenz-i hafî: Gizli, saklı hazine.

ma köşesi. kalmış olup Hz Muhammed’e hitaptır Kenz-i mahfî: Gizli hazine. Hz.

Kuvvâ: Kuvvetler. Lâl: Dilsiz. (Sen olmasaydın âlemleri halk Peygamber’in “Gizli bir hazine idim,bilinmek istedim.”kudsî ha- Kuyûdat: Resmi muameleler ve Lâ-mekân: Mekânsız, mekândan etmezdim). dîsine işârettir. haberleşmeler defteri. münezzeh. Leyâl: Geceler. 240 241 Leyl ü nehâr: Gece gündüz. Mahsûsat: Gözle görülen şeyler. Mâzi: Geçmiş zaman. rea’l-Hakka” (beni gören Hakk’ı

Mahzâ: Halis, su katılmamış. Me’vâ: Yurt, mesken. görmüştür) hadîsi. Leyl: Gece.

Mahzen: Yeraltı, bodrum. Meab: Geri dönülecek yer, sığını- Menba: Kaynak. Libas: Elbise.

Mâil: Hevesli, istekli. lacak yer. Menfi: Olumsuz. Lügat: Sözlük.

Maiyet: Beraberlik, arkadaşlık. Mead: Ahiret. Menkûl: Nakledilmiş, bir yerden Lütuf: İyilik ve yumuşaklıkla

Mecal: Güç, kuvvet, takat. bir yere taşınmış. davranış. Makâmat: Makamlar.

Meddah: Medheden, öven. Menzil: Yollardaki konak yeri.

Makar: Karar edilen yer, karar-

gah. Meded: Yardım, imdat. Meram: İstek, maksat, niyet. (M)

Makber: Mezar, mezarlık. Medhûş: Dehşete uğramış, şaşır- Merâtib: Mertebeler. Mâ hasal: Hasıl olan, meydana gelen şey, mahsul, semere. Makdem: Dönüm, gelme. mış. Merâyâ: Aynalar. Ma’şûk: Sevilen, sevilmiş. Mâkes: Akseden yer. Meftun: Tutkun, gönül vermiş. Merd: Adam, insân. Mâadâ: ...den başka. Maksud: İstenilen şey. Mehlika: Ay yüzlü, güzel. Merhamet-âver: Merhametli,

Mekân ü lâ-mekân: Mekân ve esirgeyici. Maânî: Mânâlar. Maksume: Taksim edilmiş, ayrıl-

mış. mekânsız. Meserret: Sevinç, şenlik. Mah: Ay.

Mâkulât: Akıl ile bilinen şeyler. Mektûm: Gizli, saklı. Mesire: Gezilip dolaşılacak yer. Mahbes: Hapishâne.

Mâlî: Çok fazla, dolu. Melâik: Melekler. Mesken: Ev, hâne. Mahbûb: Muhabbet olunmuş,

Mâmure: Şenlik olan yer. Melâl: Elem, keder, hüzün. Mesrur: Memnun, sevinmiş. sevgili.

Melekût: 1. Çok büyük, uçsuz Mahbûbiyet: Sevilme, mahbup Mânend: Benzer, eş. Mest: Sarhoş.

bucaksız mü . Zaman ve olma hali. Mangır: Para. Mestân: Sarhoş.

mekânla sınırlı olmayan, beş duyu Mahfuz: Saklanmış. Mariz: Hasta. Mestane: Sarhoşça.

ile idrâk edilemeyen ruhlar, ilâhî Mâhî: Mahveden, mahvedici. Mâsivâ: Allâh’ın zâtı dışındaki kuvvetler ve mücerret varlıklar Mestur: Setr olunmuş. Mahlûk u Hüdâ: Allâh’ın halk bütün varlıklar. âlemi. Meşhûd: Gözle görülmüş, ettikleri. Maslûb: Asılmış. Melekü’l-hay: Dirilik meleği. görülen. Mahlûk: Halk edilmiş. Maşrık: Doğu. Melekü’l-mevt: Ölüm meleği. Meşreb: Tabiat, mizaç. Mahlûkat: Halk edilmişler. Matla: Doğacak yer. Memât: Ölüm. Meşreb-i âlâ: Yüksek, yüce halk Mahmûr: Sarhoşluğun verdiği ediliş.

Matlub: Talep edilen, istenilen. Memnû: Yasak. sersemlik. Mevâlid: Doğulan yerler.

Mâye: Maya. Men aref: “Kendi nefsine ârif Mahpâre: Ay parçası. olan, Rabbine ârif olur.” Mevce: Dalga.

Mazhar: Bir şeyin göründüğü, Mahrek: Yörünge. açığa çıktığı yer. Men reânî: “Men reânî fekad Mevcûdat: Mahlûklar. 242 243 Mevhûm: Kuruntuya daya- Muarra: Çıplak, soyulmuş. Mûtedil: Ne az ne çok orta halde Müptelâ: Düşkün. nan. Muarrif: Tarif eden, etrafıyla an- bulunan.

Mürde: Ölü, ölmüş. Mevlâ: Sahip, malik, Al- latan, bildiren. Mutî: İtaat eden, boyun eğen.

Mürebbi: Terbiye eden lâh. Muhal: Mümkün olmayan. Muvâfık: Uygun, yerinde.

Mürg: Kuş. Mevt: Ölüm. Muhammer: Mayalanmış. Muzmahil: Çökmüş, çöküntüye

Mürg-i ankâ: Anka kuşu. MürMey: Şarap. Muhat: Çevresi kuşatılmış.Etrafı uğramış.

şid: İrşat eden, doğru yolu gösteMeyyâl: Meyilli, düşkün. çevrilmiş. Muztarip: Izdırabı, sıkıntısı olan. ren kılavuz. Mezellet: Zelillik, horluk, itibar- Muhibbân: 1-Dostlar,ahbaplar. Mübâşir: 1. Bir işe başlayan, gi-

Müsavi: Eşit, denk. sızlık. 2- Bir tarîkata yakınlık duyan, o rişen, mübâşeret eden kimse 2.

Müsbet: Olumlu.

tarîkatın esaslarını benimseyen Mahkemelerde hâkimin emriyle Miftâh: Anahtar.

Müsemmâ: Adlanmış.

kimseler. şâhitleri duruşmaya çağırmak, Mihman: Konuk, misâfir.

düzeni sağlamak ve evrak götürüp Müstağrak: Garkolmuş, dalmış,

Muhit: İhata eden, etrafını çeviMihnet: Zahmet, eziyet.

ren, kuşatan. getirmekle görevli memur. batmış. Mihr: Güneş.

Muhkem: Sağlam kılınmış, sağ- Mübin: Açık, besbelli. Müstaid: Yetenekli, kābiliyetli Mihrak: Odak noktası. lam.

Mübtezel: Değersiz, hor kullanı- Müstakbel: Gelecek zaman. Mihver: Eksen, merkez. Mukabil: Karşılık. lan.

Müstesna: Kural dışı bırakılan, Mine’l-Ezel: Ezelden beri. Mukallit: Taklitçi. Mücâdil: Mücadele eden, çekişen. üstün. Minnet: Bir iyiliğe, bir iyilik yapa- Mukarrer: Kararlaşmış, şüphesiz, Mücellâ: Cilalı, parlatılmış, par- Müşir: Askerlikteki en üst rütbe na karşı kendini borçlu görme. sağlam. lak. ve bu rütbeyi taşıyan asker, maMir’at: Ayna. Muktedâ: Uyulan. Mücellit: Ciltçi. reşal. Mirsad: Gözlem, gözetleme yeri. Muktedir: İktidarlı, gücü yeten. Mücessem: Cisimlenmiş, cismi Müşkil: Zor, çetin. Misbah: Etrâfa ışık veren âlet, olan. Müşrik: Allâh’a şerik, ortak ko-

Muktezâ: Lazım gelen. aydınlatma aracı, kandil. Müdâm: Devam eden, sürekli. şan.

Muntazır: Bekleyen, gözeten. Miskîn: Âciz, zavallı. Müheyyâ: Hazır, hazırlanmış. Müştak: İştiyaklı, özleyen.

Mur ü mara: Karınca ve yılan. Mîzân: Terazi. Mülûk: Hükümdarlar. Müşterek: Ortak, ortaklaşa.

Murtazâ: 1-Beğenilmiş, seçilmiş,Mu’cib-i vuslât: Şaşkınlık veren razı olunmuş. 2-Hz. Ali’nin lakap- Münâcat: Allâh’a duâ etme, yal- Müttaki: Dînin emir ve kavuşma. larından biri. varma. yasaklarına tam olarak uyan, Muabbir: Rüya tabir eden. Musaffâ: Tasfiye edilmiş. Münevver: nûrlandırılmış. günah ve haramdan sakınan. Muallâ: Yüce, yüksek. Musaykal: Cilalı, parlak, yaldızlı. Münkesir: Kırılan, kırılmış. Muamma: Anlaşılmaz iş. Mutâd: Adet olunmuş, alışılmış. Münkir: İnkar eden. 244 245 (N) Nâz u niyaz: Naz ve Yalvarma, Nisyan: Unutma. Pejmürde: Eski, püskü, yırtık. Nâdân: Cahil, kendini bilmez. yakarma, duâ. Nîş: İğne. Penah: Sığınma, sığınacak yer. Nağamat: Ahenkler, ezgiler. Nebat: Bitki. Nişan: İz, belirti. Per: Kanat. Nağme: Âhenk, ezgi, güzel ses. Necip: Soyu sopu temiz, soylu. Niyaz: Yalvarma, yakarma, duâ.

Perçem: Kakül. Nakş-ı Hüda: Allâh’ın süslemesi. Necm: Yıldız. Nokta-ı mihrak: Odak noktası.

Pergâr: Pergel. Nâkus: Kilisede çalınan çan. Nedâmet: Pişmanlık. Nûr-ı ayn: Gözümün nûru.

Pertev: Işık, parlaklık. Nâlân: İnleyici, inleyen. Nedim: Meclis arkadaşı, sohbet Nûr-ı dîdem: Gözümün nûru.

Pervâne: Işığın etrafında dönmeyi

arkadaşı. Nâle: İnlemek, inilti. Nûru’l-ayan: Açık, meydanda seven gece kelebeği.

Nefha: Üflenen, nefes. nûr. Nâm: Ün, lakap. Pervâz: Uçma, uçuş.

Nefha-ı kudsî: Kudsî nefes. Nûrun alâ-nûr: nûr üstüne nûr. Nâme: Mektup Pestî: Alçaklık.

Nefha-ı Nay: Ney’in nefesi. Nüsha: Yazılı, yazılmış şey, örnek. Nâmerd: Alçak. Peşîmân: Pişman.

Nefhetmek: Üflemek. Nûş: Bâtıni anlamda içki, işret. Nam ü nişân: İsim ve işaret. Peyam: Haber, başkasından alı-

Nefy: Sürme, sürgün etme Nutk: Söz, söylev. nan bilgi. Nâmütenâhî: Sonsuz.

Nefyetmek: Sürme, sürgün etme. Nücum: Yıldızlar. Peydâ: Meydanda, açıkta. Nân-pâre: Ekmek parçası. Nâr: Ateş. Nem-nâk: Nemli, yaş. Nümâyan: Görünen, meydanda. Peyk: Bir şey etrafında ona tabi

Nesim: Hafif rüzgâr. olarak dönen. Nâs: İnsânlar.

Neş’e-pâş: Neşe dağıtan. (O) Peyker: Yüz, surat, Nasaraküm: Size yardım etti.

Nev: Yeni, çeşit, türlü. Od: Ateş. Peyman: Yemin, ant. Nasîr: Nusret eden, yardımcı. Nâsiye: Alın. Nevâ: Ses, seda. Otağ: Çadır. Pinhan: Gizli. Nâşad: Hüzünlü, gamlı. Nevcivân: Taze genç delikanlı. Pîrân: Pirler, ulu erenler. Nâtık: Söyleyen, konuşan. Nevmîd: Ümitsiz, ümidi kırık. (P) Pîrehen: Gömlek. Nây: Ney. Kamış. Nevreste: Yeni yetişen. Pâk: Temiz. Pister: Yatak, döşek. Nâz: Cilve. Nigâh: Bakış, bakma. Pâkize: Temiz, pak, lekesiz. Pîş: Ön, ön taraf. Nazar kılmak: Bakmak. Nigeh-bân: Gözcü, bekçi. Pâre: Parça Pişgâh: Ön, huzur. Nazargâh: Nazar edilen yer. Nihân: Gizli saklı. Pây: Ayak. Pusla: Pusula. Nâzır: Nazar eden, bakan. Nîk ü bed: İyi ve kötü. Pâyân: Son, nihayet. Pûte: Tava. Nâzır-ı şehlâ: Tatlı şaşı bakan. Nikab: Peçe, yüz örtüsü. Pâyitaht: Baş şehir, başkent. Pûte-i aşk: Aşk tavası. Nazir: Benzer, eş. Nisvân: Kadınlar. Peder: Baba. Pür-alîl: Çok hasta. 246 247 Pür-azamet: Büyüklük dolu. Râz: Saklı şey. Rûz u şeb: Gündüz ve gece. ramazanlarda sahurdan sonra Pür-helecan: Tamamen kalp çır- Râz-ı nihân: Gizli tutulan sır. Rücû’: Dönme, geri dönme. ve pek çok yerde bir kimsenin pıntısı. ölümünü haber vermek üzere

Recül: Ergin, yetişmiş erkek. Rücûu ilellah: Allâh’a dönüş.

minârelerde belli bir usûle göre Pür-illet: Çok hastalık. Ref ’ etmek: Kaldırma, hükümsüz Rüsvâ: Rezil, itibarsız.

tekrarlanarak okunan, Hz. MuPür-kusur: Kusur dolu. bırakma. Rüyet: Görme, bakma, görünme.

hammed’e övgü ve duâ mâhiyetinPür-mesâr: Çok sevinç. Refî: Yüksek, yüce.

deki salâvât-ı şerîfe. Pür-teessür: Üzüntü dolu. Refik: Arkadaş, yoldaş. (S)

Salât: Namaz. Pür: Çok. Refref: Mîraç’ta Hz. Saâdethâne: Saadet evi.

Salât-ı îd: Bayram namazı.

Muhammed’in üzerine bindiği, Pür: Dolu, çok fazla. Sabâ: Gün doğusunda esen hafif

Sâlik: Bir yola girmiş olan, bir yol

onu Allâh’ın huzûruna götüren Pür-hûn: Kan içinde. ve latif rüzgâr. tutup onu takip eden.

binek Pür-nûr: Çok nûrlu. Sabâvet: Çocukluk.

Samed: “Her türlü istek ve ihtiyâcı

Reh-nümâ: Yol gösteren, kılavuz. Pür-tâb: Aydınlık dolu. Sabî: Henüz memeden kesilme- karşılayacak güce sâhip bulunan,

Remz: İşaret.

miş erkek çocuk. hiç kimseye veya hiçbir şeye muhPüryân: Kebabın bir türü.

Rencur: Rahatsız, hasta.

Sad pâre: Yüz parça, parça parça taç olmayan” anlamında esmâ-i Püser: Oğul, erkek çocuk.

Revâ: Yakışır, uygun. olmuş. hüsnâdan (Allâh’ın en güzel isim-

Revân: Giden, yürüyen, akan. lerinden)dır.

Sâdık: Doğru, gerçek. (R)

Revnâk: Parlaklık. Sanem: Put.

Safâ: Gönül şenliği, neşe. Rabb’ül-enâm: Bütün mahlûkatın

Rıdvan: Memnunluk, razılık. Sarsar: Şiddetli, gürültülü rüzgâr.

Sâfî: Duru, temiz. Rabbi.

Ridâ-i kesret: Çokluk örtüsü. Sahibü’l-mir’ât-ı vuslat: Sevgiliye Satıh: Bir şeyin dış tarafı, dış Râcî: Geri dönen.

Riyâ: Özü sözü bir olmama. kavuşma aynasının sahibi. yüzü. Rağbet: İstekle karşılama.

Riyâset: Reislik, başlık. Sahn-ı çemen: Orta yer, saha, Savm: Oruç Râh: Yol.

Rû: Yüz, çehre. meydan. Savt: Ses, seda. Rahne: Gedik, delik.

Rûh-ı revan: Sevgili. Saka: Su taşıyıcı. Sây: Çalışma, çabalama, gayret Rakîk: İnce yürekli. etme.

Rû-nümâ: Yüz gösteren, meydana Sâkî: Kadeh, içki sunan. Raks: Dans, oynama, semâ’. Sâye: Gölge.

çıkan. Sâkîyân: İçki dağıtan Raksân: Oynayan, dans eden. Sebat: Sözünden kararından vaz

Rûşenâ: Aydın, parlak. Sakyetmek: Su vermek, su dağıtRâm: İtaat eden, boyun eğen. mak, susuzluk gidermek, sulamak. geçmeme.

Rûz: Gün. Rânâ: Güzel, latif, hoş görünen. Sâl: Yıl. Sedâ: Ses.

Rûz-ı elest: Allâh’ın ruhları halkeRavza: Bahçe. dip bir araya topladığı gün. Salâ: Cuma ezânından önce, Sefâdar: Sefalı. 248 249 Seferber: Harbe hazırlık hali. dolaşan gezegen. mutasavvıf. Şâm u seher: Gece ve gündüz. Sehâ: El açıklığı, cömertlik. Sezâ: Layık, münasip,yaraşır. Sûret: Biçim, görünüş. Şâyân: Yakışır, yaraşır. Sehab: Bulut. Sıdk: Doğruluk. Sûretâ: Görünüşte,zahiren. Şe’n: İş. Seher: Tan yeri ağırmadan biraz Sırr-ı hilkat: Halk ediliş sırrı. Suver: Sûretler. Şeb: Gece. önceki vakit. Sırr-ı tecellî: Allâh’ın kainatta Sûzân: Yakan, yakıcı.

Şebab: Gençlik, tazelik Sekran: Sarhoş. veya insân gönlünde görünmesi Sübhan: “Her türlü kusurdan,

Şeb-i yeldâ: Uzun gece.

ile ilgili olan gizlilik. noksandan, beşerî nitelik ve zaSelim: Sağlam, kusursuz, doğru.

Şebnem: Çiğ.

Sırr-ı ülfet: Alışmanın sırrı. aflardan uzak olan” anlamında Sem’: İşiten, Allâh’ın sübûtî sıfât-

Şefîü’l-müznibîn: Günahkârların

Sille: Tokat. Allâh’ın isimlerindendir. larındandır.

şefaatçisi.

Sille-i devrân: Dünya tokadı. Sücûd: Secde etme. Sem’-i hakîkî: Hakîkî işitme.

Şehâ: Ey Şah, ey padişah.

Sîm ü zer: Gümüş ve altın. Süeda: Kutlu, uğurlu kimseler. Semâvât: Gökler.

Şehd: Bal.

Sîne-çâk: Göğsü, yüreği yaralı. Süfli: Alçak, bayağı. Seng: Taş.

Şeh-i kişver: Memleketin şahı.

Sîne: Gönül. Sühan: Söz, lakırdı. Seng-i gam: Keder taşı

Şeh-i vâlâ: Yüce şah.

Sîne-i ağyâr: Başka gönüller. Sükker: Şeker. Ser: Baş.

Şehlâ: Tatlı şaşı.

Sine-i pâlûze: Saf hale getirilmiş Sükût: Susma, sessizlik. Serâir: Gizli şeyler.

Şekûr: Çok şükreden.

gönül. Sülûk: Bir yola girme, bir yol Ser-â-pâ: Baştan ayağa kadar.

Şekvâ: Şikâyet, sızıltı, hoşnutsuz-

Sîne-i râzî: Rıza gösteren gönül tutma. Ser-â-ser: Baştan başa. luk.

Sîne-i sûzân: Yakan, yakıcı gönül. Süveydâ: Kalbin ortasında bulunSer-furû: Baş eğme, itaat. Şem’a: Muma batırılmış fitil.

duğu sanılan kara benek.

Sinn: Yaş, ömür. Ser-mest: Sarhoş. Şems: Güneş.

Sirac: Işık, kandil, mum. Server: Baş, başkan, ulu. Şems-i âlem: Âlem güneşi.

(Ş)

Sîret: Bir kimsenin içi, hali. Server-i Zîşân: Şerefli Başkan. Şems-i tâbân: Parlak güneş.

Şâd etmek: Sevinçli kılmak.

Sirişk: Göz yaşı. Setr: Örtme, kapama, gizleme. Şems ü mâh: Güneş ve ay.

Şâd: Sevinçli.

Sivâ: “Başka, gayri” demek olan Settâr: Örten. Şerh: Açıklama, açık anlatma,

kelime, dilimizde daha çok “Al- Şâdî: Memnunluk, sevinçlilik, Seyfî: Kılıçla ilgili. gönül ferahlığı. izah, tafsil.

lâh’tan başka varlıklar” mânâsında Seyrân: Gezme, dolaşma. kullanılır. Şâdumân: Sevinçli. Şerha şerha: Dilim dilim. Seyyâh: Yolcu, gezici, gezgin. Subh: Sabah. Şâh-ı cihân: Cihânın padişahı. Şerif: Şerefli, mübarek kişi. Seyyâr: Gezici, gezen. Subh u mesâ: Sabah ve akşam. Şâh-ı velâyet: Hz. Ali. Şerik: Ortak. Seyyâre: Güneşin etrafında Sûfî : Tasavvuf ehli kimse, derviş, Şakî: Haydut, yol kesen. Şerm-sâr: Mahcup, utangaç. 250 251 Şeş cihet: Altı yön. Tâc-ı ser: Baş tacı. Tathir: Temizleme, paklama. Terakkî: İlerleme. Şeş: Altı. Tafsil: Etraflı olarak bildirme. Tayyâre: Uçak. Terk-i âr: Utanmayı terk etmek. Şevk: Şiddetli arzu, neşe, sevinç. Tahassür: Hasret çekme. Ta’zîm: Hürmet etme, saygı Terkib: Birkaç şeyi birleştirip

gösterme. karışık bir şey meydana getirme. Şeydâ: Aşktan aklnı kaybetmiş. Tahavvül: Değişme, dönme.

Tebdil: Değiştirmek. Teshin: Isıtma. Şîrhar: Süt içen, henüz memede Tahayyür: Hayran olma, hayrete

düşme. Tebellür: Billurlaşma. Teskin etmek: Sakin kılma, yatışolan.

Tebşir: Müjde verme, müjdeleme. tırma. Şitap: Acele, sürat, çabukluk. Tâhir: Temiz.

Tecellî-gâh: Görünme yeri. Teşmil: Yayma, şamil olma. Şu’le-i vahdet: Vahdet Alevi. Tahkîk: Doğru olup olmadığını

Tedkik: Dikkatli araştırma. Teşrif: Şeref verme.

araştırma Şûh: Neşeli, şen ve oynak. Teessür: Kederli ve üzüntülü ola-

Tahmîd: Hamdetme, şükretme. Tevkil: Vekil tayin etme. Şûle: Alev. rak hislenme.

Tahrim: Haram kılma, kılınma. Tezkiye: Temize çıkarma, aklama. Şûle-i şem’: Mum ateşi. Tefrid: Dünyadan geçip yalnız

Tahrir: Yazma, yazılma. Tezviç: Evlendirme.

Allâh ile meşgul olmak. Şum: Uğursuz.

Tahsil-i ulûm: İlimlerin tahsili. Tıfl: Küçük çocuk.

Tefrik: Ayırma, seçme, ayırd Şuûnat: Keyfiyetler, haller.

Taht-gâh: Taht yeri. etme. Tılsım: Esrarlı bir kuvvet taşıdığı-

Tegâfül: Anlamamazlıktan gelme. na inanınılan şey.

Tâkat: Güç. (T) Tîğ: Kılıç.

Tek ü tenhâ: Tek ve yalnız.

Takdis Etmek: Mukaddesleştir-

mek. Tekazâ: 1- Serzeniş, azarlama. Timsâl: Suret, resim. Tâ-be-sabâh: Sabâha kadar. 2-Alacağı için borçluyu sıkıştırma. Tûfan: Hem gökten yağan hem

Takrîr: Anlatma, anlatış. Ta’n-ı ağyâr: Yabancının sövmesi, Tekevvün: Var olma, meydana yerden kaynayan su.

Taksim: Bölme, parçalama, yermesi. gelme, oluş.

ayırma. Tuğyân: Taşkınlık, azgınık.

Tekmil: Kemâle erdirme, bitirme. Ta’zîm: Büyükleme, ululama. Tuhfe: Hediye, armağan.

Tâli: Ardından gitmek, tâbi ol-

Telakkî: Alma, kabul etme, şahsi Taaşşuk: Aşık olma,gönül verme. mak. Tuhfe-i nâdîde: Nadide hediye.

anlayış. Tâat: Tâatlar, ibadetler. Tâlib: İsteyen, istekli, talebe. Tulû: Doğma, doğuş.

Temâşâ: Seyretmek. Tab: Güç, kuvvet, takat. Tâlim: Öğrenme. Tûtî: Papağan cinsinden bir kuş.

Temdid: Devam ettirme, uzatma. Tab’: Huy, tabiat. Tannâne: Senfoni. Türab: Toprak.

Temevvüç: Dalgalanma, dalgalı Tabîb: Doktor. Tanzir: Benzetme, benzetilme. Tüvân: Güç, takat.

olma. Tabl: Davul. Tarassud: Gözetme, bekleme.

Tenezzüh: Gezinti. Tâc-ı Kerrem-nâ: Âdemiyyet tâcı. Tard: Kovma. Ten-perver: Kendini beslemeye, (U) İnsân-ı kâmillik makâmı. Târumâr: Dağınık, perişan. rahatına düşkün. Ufûl: Batma, kaybolma. 252 253 Uhrâ: Diğer. Vasl: Ulaşma, birleşme. Yâre: Yara. Zerre: En ufak parça, molekül. Ukbâ: Ceza, âhiret Vasl-ı sayf: Yaza ulaşmak. Yâver: Yardımcı. Zerre-i nâçiz: Hiç hükmünde bir Ulvî: Yüce. Vâveylâ: Yaygara. Yed: El. zerre. Ummân: Engin deniz, okyanus. Vaz’ ü elfâz: Lafızları ortaya koy- Yek: Bir. Zeval: Sona erme. Urûc: Yükselmek, yukarı çıkmak. ma. Yek-pâre: Tek parça, bütün. Zıl: Gölge. Uşşâk: Âşıklar. Vecd: Kendini kaybedecek dere- Yeksân: Beraber, bir,eşit. Zifaf: Güvey ve gelinin gerdeğe

cede ilahi aşka dalma. girmesi. Uşşâkî: Halvetiye’nin Uşşâkî kolu. Yek-zebân: Aynı dili konuşan.

Veche: Yüz. Zinde: Diri, yaşayan, canlı.

Yevm: Gün.

Vech-i pak: Temiz yüz. Zinde: Diri, yaşayan. (Ü) Yezdan: Allâh. Üftâdegân: Düşmüşler, âşık, Vekâlet: Vekillik. Zînet: Süs, bezek. bîçâreler. Vezan: Esen, esici olmak. (Z)

Zinhâr: Sakın, asla. Ülfet: Alışma, kaynaşma. Vîrâne: Yıkılmış veya pek harâp Zaferyâb: Zafer bulan, başarı

Zîr: Tiz perde. Ünsiyet: Alışkanlık, ahbaplık, olmuş yer. gösteren.

Zîr-i türab: Toprağn altı. arkadaşlık. Visâl: Ulaşma, sevgiliye kavuşma. Zâhid: Çok, aşırı sofu.

Zî-ruh: Ruh sahibi. Üryan: Çıplak. Vuslat: Sevgiliye kavuşma. Zahm-hâr: Yaralı.

Zirve-i bâlâ: Yüce zirve.

Vusul: Ulaşma, gelme, varma. Zahr: Arka, sırt.

Zişân: Şerefli. (V) Vülûc: Girme, sokulma. Zâika: Tatma.

Ziyâ-pâş: Işık saçan. Vahdet: Teklik birlik Zâkir: Zikreden.

Zuhur: Meydana çıkma. Vâhid: Bir Tek olan Allâh. (Y) Zâkir ü mezkûr: Zikreden ve

Zulumât: Karanlıklar VAllâhi’l-azîm: Azîm olan Allâh Ya’kûb-veş: Ya’kûb gibi. zikredilen. için mânâsına gelen yemin. Zübde: Öz.

Zâr: Sesle ağlayan, inleyen.

Yâd: Anma, hatırda tutma, zikVarak: Yaprak. Zübde-i Âlem: Âlemîn özü.

retme. Zâre: Sesle ağlayan, inleyen. Vâreste: Kurtulmuş, serbest, ra- Zühre: Çobanyıldızı.

Yâdigâr: Bir kimseyi ya da nesne- Zât-ı Bârî: Güzel halk edici olan hat. Zat. Zühd: Her türlü zevke karşı koya-

yi hatırlatacak şey. Vasfi: Vasıfla ilgili, vasfa ait. Zeban: Dil, lisan. rak kendini ibadete verme.

Yakîn: Sağlam bilgi, kat’î olarak Vasıf: Nitelik. bilme. Zebh: Kurban kesme. Zülf: Yüzün iki yanından sarkan Vâsıl: Erişen, ulaşan, kavuşan. saç lülesi.

Yâr u ağyâr: Dost düşman, sevgili Zebun: Zayıf, güçsüz, aciz. Vâsıl-ı cânân: Sevgiliye kavuşma. ve yabancı. Zü’l-kerem: Kerem sahibi.

Zerrât: Zerreler, pek ufak parçaVâsi: Geniş, açık. Yârân: Dostlar. lar. Züvvâr: Ziyaretçiler. 254 255

RESİMLER

Nusret Tura’nın bağlı bulunduğu silsileden bir zât: Mustafa Sâfî Efendi

256 257

Hazmi Tura Nusret Tura, eşi Rahmiye Hanım’la Beylerbeyi Sarayı’nda

258 259

Soldan: Necdet Ardıç, Nusret Tura, Güner Kombak

Nusret Tura, Uşşâkî tarîkatine ait kıyafetleriyle

260 261

Bir önceki resmin arkasına Nusret Tura’nın yazdığı şiir

Nusret Tura’nın Necdet Ardıç’a gönderdiği mektubun zarfı

Nusret Tura’nın kartviziti

Kartvizitin arkasına, Necdet Ardıç’a yazdığı not: Necdet yavrum, kitaplardan vazgeçtim. Masrafa girip borçlanmayın, belki nasip olmaz.

262 263

Nusret Tura’nın elyazısıyla: Cenâb-ı Hak on sekiz bin âlemi habîbi ve habîbinin habîbleri için yarattı. Bu mertebenin dûnunda olan teferruat kabilindendir. Fakat hepsi vazîfelidir. Nefsin fenâlıklara meylini önleyecek; saygı, şefkat, yardım ki kalbin temiz hallerine kuvvet verebilecek, tabiatın ve hayatın her türlü ızdıraplarına göğüs gerebilecek, ümit ve sevinci her dem taze tutabilecek tek gıda ve devâ Allah’ı zikr etmektir. / el-fakîr Muhammed Nusret Tura

264 265

266 267

12 Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 35, 38. İstanbul 2006, s. 8.
