# Nusret Tura Divanı — Erler Demine

**Yazar:** Nusret Tura

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/nusret-tura-divani-erler-demine
**Sayfa:** 149

---

# Erler Demine / Bütün Şiirleri

M. Nusret Tura Uşşâkî

Hazırlayan: Necdet Ardıç (Terzi Baba)

Sevgi ve bilgiyle

Varlığın kalbine...

H YAYINLARI: 106

Kitabın Adı

Yazarı

Hazırlayan

Necdet Ardıç (Terzi Baba)

Editör

Mustafa Tatcı

Kapak Tasarım ve Mizanpaj

Burak Anılır

ISBN: 978-605-9559-32-4

1. Baskı: Haziran 2017

Baskı-Cilt

Ofis Yayın Matbaa Ltd. Şti.

Maltepe Mah. Gümüşsuyu Cad. Işık San. Sit. No:19

B Blok / Z-1 Topkapı - Zeytinburnu / İstanbul

Tel: 0212 576 4715 Sertifika No: 14973

H Yayınları Basım Yayın Dağıtım

Pazarlama ve Ticaret Ltd. Şti.

Uncular Caddesi Azat Yokuşu Sk.

No:10 Üsküdar - İSTANBUL

Tel.: 0216 532 33 13

Gsm: 0543 301 13 11

www.hyayinlari.com

www.kitapburcu.com

hyayinlari@gmail.com

Bu kitabın yayın hakları, H Yayınları'na aittir.

Kaynak gösterilerek tanıtım amacıyla ve araştırma için

yapılacak kısa alıntılar dışında, yayıncının yazılı izni

olmaksızın hiçbir şekilde kopya edilemez, elektronik

ve mekanik yolla çoğaltılamaz, yayınlanamaz ve dağı-

tılamaz.

# Erler Demine

BÜTÜN ŞİİRLERİ

Hazırlayan

Necdet Ardıç

(Terzi Baba)

İstanbul 2017

h yayınları

TAKRİZ

Fatih dersiâmlarından, Mesnevîhan, Süleymaniye Kütüphanesi eski müdürü ve aynı zamanda Tarîk-i Uşşâkî meşâyıhından Arapgirli Mehmed Hazmi Efendi'nin (1880 – 1961) talebelerinden olan Mehmed Nusret (Tura) Efendi (1903 – 1979) Devlet Deniz Yolları'nın İstanbul, Bebek İskelesi'nde gişe memurluğundan emekli olmuş bir sıradan vatandaş. Sıradan vatandaş derkenki kastım, mesela hocasının sahip olduğu toplumsal ünvanlara sahip değil. Yani ne medrese âlimi, ne tekke şeyhi ve ne de bir yerde müdür. Sade bir memur. Kimilerine göre belki de “Biletçi Amca”. Fakat iskeledeki küçücük odasında vapur gelmediği zamanlarda tefekkür ve tezekkür ile meşgul bir Hak aşığı. Şeyhi Hazmi Efendi'nin Fatih Camii ve Beyazıd Camii'nde umûma yaptığı Mesnevi derslerinin ve Keçecilerdeki dergâhında ise husûsa yaptığı Fusûs derslerinin müdavimi bir irfan talebesi. Şeyhinin vefatından sonra ise onun yolunu halifesi olarak evinde Hak sohbeti yaparak sürdüren bir mürşid. İşte muazzez İslam dininin terbiye sistemi olan tasavvufun mükemmelliği de burada yatıyor. Zahirî olarak ne mevkide olursa olsun her insandan kâmil bir insan çıkarabilme sanatı. Eğer eğitimin gayesi insanın “kendini tanıması” ise belirli müesseseler çatısı altında verilen eğitim ancak buna Giriş dersleri mesabesinde olabilirler. Üstü ise her yerde, bir kâmilin olduğu her yerde sürdürülebilen hayat boyu bir yaygın eğitim sistemi idi.

İrfan ocakları olan dergâhların 1925'te çıkarılan bir kanunla kapatılması bu imkânın geniş halk kitleleri ile buluşmasının önüne engel teşkil edince mürşid-mürid buluşmaları evlerde, bağlarda, bahçelerde, kahvehanelerde gerçekleşir oldu. Nusret Efendi de evinde sevenleriyle sohbetlerini vefatına kadar sürdürdü. Bu sohbetlere her kesimden insan iştirak ederdi. Terzi de gelirdi gemi kaptanı da. Herkes alacağını alırdı.

V

Sohbetlerinin yanı sıra Nusret Baba kalem ehli idi de. Bazı
yazılar da yazdı. Mesela Esma-i Hüsnâ yorumları yapan bir eser
yazdı. Uzun yol kaptanı olan gemici bir müridi ile irtibatını
yıllarca mektuplarla sürdürdü. “Uçsuz bucaksız denizlerde bile
bu mektuplarla hep yanımdaydı” demişti mektupların muhatabı
gemici Sabri Amca.

Muharrir Refii Cevad Ulunay kendisinden gazetesinde köşe
yazmasını talep edince memnuniyetle kabul etti. Ama gazete
idaresi bu gönül sohbetlerini dahi moda tabirle "dinci?" buldu,
yazmasına mani oldular. Bu duruma çok kızan Ulunay bu
edepsizliğe karşı bir hal çaresi düşündü. Her hafta ondan gelen
yazıları büyük bir cesaretle “Okuyucumdan Gelen Bir Mektup"
başlığı altında köşesinde kendi adıyla yayınlamaya başladı. Bu
şekilde o nâ-hak sansürü delmiş oldu. Ehl-i irfan kendisine her
zaman minnettardır.

Nusret Baba bazı yazılarını ve şiirlerini kendi imkanları ile
60'lı yıllarda mahdut sayıda bastırmıştı. Yıllar sonra bu fakir
onun kaleme aldığı bütün yazıları derleyip bir araya getirme
işine soyundum. Evvela elyazması olarak duran Esmâ-i Hüsna
Şerhi'ni eski yazıdan yeni harflere çevirdim. Sonra Kaptan Sabri
Amcadan aldığım mektuplarını yine eski yazıdan çevirdim.
Daha sonra gazete yazılarını derledim, bir araya getirdim. En
son olarak da daha evvel kendi bastırmış olduğu bir kitabın
tashihlerini yaparak külliyatı tamamladım. Bu çalışmalar 4
kitap halinde basıldılar.¹

Ne var ki hazret tıpkı diğer Hak âşıkları gibi aynı zamanda
bir şairdi. Vâridâtını, tulûâtını, zuhûrâtını şiirle de ifade

1
Nusret Tura, O'nun Güzel İsimleri, haz: M. E. Kılıç, İnsan
Yay., İstanbul 1995.
Nusret Tura, Mektublar, haz: M. E. Kılıç, İnsan Yay., İstanbul 1995.
Nusret Tura, Aşk Yolu, haz: M. E. Kılıç, İnsan Yay. İstanbul 1995.
Nusret Tura, Gönül ve Aşk, haz: M. E. Kılıç, İnsan Yay., İstanbul 1995.

VI

etmişti. O zaman hem basılmış hem de basılmamış şiirlerini
de derlemek, bir araya getirmek gerekiyordu. Bu konuda en
büyük kaynak halifesi Necdet Ardıç (Terzi Baba) Beyefendi
idi. Kendileri Nusret Baba'nın bilinen şiirlerinin yanı sıra
kendisinde ve diğer ihvanda bulunan şiirlerini de derleyerek bir
mecmua oluşturdu. Daha sonra Yusuf Yücel ve Ramazan Yücel
kardeşlerim metni baştan sona okuyarak gerekli tashihleri
yapıp elinizde tuttuğunuz bu neşri hazırlamış oldular. Allah
hepsinden razı olsun.

Hak âşıkları şiiri bir biçim olarak çok sık kullanırlar. Zira
mecaz, remiz, istiare yöntemlerini kullanarak âlî mevzûları
yani yüksek metafizik ve ilahi aşka dair konuları bu dil
hapishanesinde en iyi ifade etme imkânı şiirdedir. Lakin diğer
şâirlerden farklı olarak sûfî şâirler bunu kullanırken de yine ve
hep O'nu anlatmaya çalışırlar.2

Bu manada Şeyh-i Ekber İbn Arabi;

“...Ne geldiyse dilime hepsinde O'nu söyledim O'nu”

derken Hz. Mevlana;

“Her nereye başım koysam secde ettiğim mescûd O
Altı cihette de, altı cihetin dışında da maʼbûd hep O
Bağ, gül, bülbül, sevgili, semâ...
Hepsi bahanedir maksûd ancak Odur O”

diyerek hep aynı hakikati terennüm etmişlerdir. Nusret Baba
da bu kitapta okuyacağınız dizelerinden birinde bize bu kâmil
sözlerine kulak vermeyi nasihat etmektedir.

2
Bkz. Mahmud Erol Kılıç, Sufi ve Şiir, Sufi Yayınları, İstanbul
2017.

Ey yolcu biraz gel dinle beni

Kervan yürüyor sen kalma geri

Nusret denilen deryâ gezeri

Hatmetti bugün seyr ü seferi

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvah demeden Allah diyelim

Günümüze kadar elden ele devam eden irfan geleneğimizin
son halkalarından Şeyh Mehmed Nusret el-Uşşâkî Efendinin
himmetleri dâim, bu dîvânın hazırlanmasında emeği
geçen herkesin yolu rûşen, basan yayınevinin işleri âsân ve
okuyanların feyzleri mübarek olsun...

Prof. Dr. Mahmud Erol KILIÇ

VIII

ÖNSÖZ

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Muhterem okuyucularım, Nusret Baba’mın Dîvân’ı ve diğer
eserleri, büyüklerimizden bize kalan irfâna ve gönle ait bilgi-
lerin ve mânevî mirasın, bizden sonraki nesillere sağlıklı ola-
rak aktarılması gâyesi ile hazırlanmıştır. Malum olduğu üzere
Nusret Baba’m sağlığında bir kısım nesir ve şiirlerinden oluşan
yazılarını 3 cilt halinde Nusret Tura Uşşakî, Karagün Dostu-
yum: Hamdım, Piştim, Yanıyorum (Amca Matbaası, İstanbul,
1963) adı altında bastırmış idi. Kendileri Bekâ âlemine yolcu
olduğunda elimizde bastırmış olduğu bu üç kitabından başka
el yazma bazı kitapları da vardı ve onları oldukça zor şartlar
içinde saklamış idim. Ayrıca bazı araştırmalar da yaparak ol-
dukça güzel başka bilgilere de ulaştık. Fırsat buldukça bunları
düzenlemeye çalıştım.

90’lı seneler idi, bir gün Sayın Mahmud Erol Kılıç bey kar-
deşimiz zahmet edip ziyaretimize geldiler. Kendisi Nusret Ba-
ba’mın basılmış ve basılmamış kitaplarının tekrar basılmasının
büyük hizmet olacağını söylüyor ve bu konuda bizimle istişâre
ediyor idi. Ben de Nusret Baba’mın mânevî vârisi olarak, ilgileri
için çok memnun olduğumu ve kitaplar basıldığında bu değer-
lerin daha geniş kitlelere ulaşmış olacağından memnuniyyeti-
mi belirtmiş idim.

Bunun üzerine Sayın Mahmud Erol Kılıç bey kardeşi-
miz, üstadımın eserlerini 4 cilt halinde yayına hazırladı. Bunlar;
yukarıda bahsettiğimiz daha evvel basılmış olan kitaplarından
-şiirler hariç- iki tanesi bir araya getirilerek oluşturulan birinci
kitap, gazete yazılarının toplanmasından meydana gelen ikin-
ci kitap, daha evvel yayınlanmamış ve eski harflerden çevrilen

XI

Esmâü'l-Hüsnâ Şerhi olan üçüncü kitap ve efendimin bendegâ-
nından Kaptan Sabri Amca ile yazışmalarından meydana gelen
Mektuplar adı altındaki dördüncü kitap oldu.¹ Tabiî ki biz de
Babamızın eserlerinin bu sayede daha geniş kitlelere tanıtılmış
olmasından ve okuyanlara ilmi yönden fayda sağlaması açısın-
dan oldukça memnun olduk ve bu vesile ile emeklerinden do-
layı kendilerine bir kez daha teşekkür ederiz.

Muhterem okuyucularımız!

Mehmed Nusret Tura Uşşâkî Efendi Babamızın eserlerinin
daha çok kimseler tarafından istifade edilmesini sağlamak için
çalışmalarımız devam etmektedir. Bunlardan biri de yukarıda
bahsi geçen Karagün Dostuyum: Hamdım, Piştim, Yanıyo-
rum ismi ile 1963 yılında bastırmış olduğu eserlerinden şiirle-
rini ihtiva eden kısımdır. Biz bu elinizde tuttuğunuz çalışmada
basılı şiirleri birinci bölüm olarak hazırladıktan sonra, basıl-
mamış şiirlerini de derleyip ikinci kısım yaptık. Benim bizzat
Nusret Babamın kendi ağzından dinleyerek yazdığım ve o gün-
lerden beri sakladığım yayınlanmamış bir miktar şiiri vardı.
Ayrıca onun şiirlerini toplayan ve yazan Nazan Ergun isminde
bir ablamız vardı, ona da durumu anlattım, kendisinde olanlar
varsa onları da istedim. Sağ olsunlar pek memnun oldular ve
bir kardeşimiz vasıtasıyla gönderdiler. Allâh kendisine sağlık ve
sıhhatli uzun ömürler versin.

Neticede bu çok değerli Dîvân, daha sonra yazılmış birçok
şiirin ve peşine koyduğumuz küçük bir lügatın da ilâvesiyle kâ-
mil bir Dîvân neşri oldu. Bu çalışma adeta yeniden gün yüzüne
çıkan değerli bir hazine hükmündedir. Okuma fırsatını bulup
okuyanların Nusret Babamızın rûhaniyetinden ve nûrundan
faydalanmalarını Cenâb-ı Hak'tan niyâz ederim. Bu eserin oluş-

1 Bkz. M. Nusret Tura, Gönül ve Aşk; a.mlf., O'nun Güzel
İsimleri; a.mlf., Aşk Yolu; a.mlf., Mektuplar, Hazırlayan:
Mahmud Erol Kılıç, İnsân Yayınları, İstanbul 1995.

masında emeği geçen kardeşlerimize ve evlâtlarımıza teşekkür
eder, diğer her türlü çalışmalarında da başarılar dilerim. Yine;
“Ariflere hizmet bizim için şereftir" diyen Sayın Mahmud Erol Kı-
lıç bey kardeşimizin tavsiyesi üzerine fakirin bazı kitaplarını
basmaya başlayan H Yayınları Nusret Baba'mın bu kitabını
da bastıkları için yayınevi sorumlularına da teşekkür eder,
başarılar dilerim. Ayrıca hazırlamış olduğu “Mehmet Hazmi
Tura" isimli Yüksek Lisans tezinden istifade ettiğimiz Fatma
Sena Yönlüer hanımefendiye de teşekkür ederim. Okuma
fırsatını bulup okuyan herkese Cenâb-ı Hak'tan huzur ve gönül
genişliği niyâz ederim.

İlâhî! Bu kitaptan meydana gelecek mânevî hâsılayı evvelâ
Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) rûh-ı şerîflerine, ondan
artan sevapları, Ehl-i beyt hazerâtının rûhlarına, Nusret Ba-
bamın ve zevcesi Rahmiye Anneʼmin rûhlarına, Nafize Halaʼmın
ve eniştemin rûhlarına, ayrıca yolumuza hizmetleri olan Sayın
Mahmud Erol Kılıç bey kardeşimizin geçmişlerinin rûhlarına,
ayrıca tüm hizmeti olanların da geçmişlerinin rûhlarına hediye
eyledim, kabul eyle Yâ Rabbî.

*

Necdet Ardıç (Terzi Baba)

Tekirdağ

(06/11/2016)

XIII

## Mühim Bir Not:

Şiirlerin 1963 baskısında sayfa 17'de yer alan meşhur “Er-
ler demine destur alalım” isimli ilâhiyi 1955'li yıllarda Nusret
Babam mânevî seyr u sülûkunu tekmil ettiği zaman yazmış-
tır. Biz de bu ilâhiyi o zamandan beri meclislerimizde bugün
okunduğu makamda okuyor idik. Yani bu ilâhinin güftesi Nus-
ret Tura'ya, bestesi ise evlâtlarına aittir.

Ancak nasıl bir iştir ki başkaları bu ilâhinin şah beytini de-
ğiştirip kendi namlarına kaydettirmişlerdir. Yaptığımız mürâ-
caatlar da ne yazık ki cevapsız kalmıştır. Asıl itibariyle:

“Ey yolcu biraz gel dinle beni,

Kervan yürüyor sen kalma geri,

Nusret denilen derya gezeri,

Hatmetti bugün seyr u seferi”

şeklinde olan şiirin son beyti:

"Yusuf denilen dünya güzeli

Fethetti bugün gönlü seferi”

şeklinde değiştirilerek okunmaktadır. Vicdan muhasebesi ya-
parak belki yanlışlarından dönerler, yoksa akıbet ne olur bile-
mem. Allâh muhafaza etsin. Eserin asli haliyle olan notasını da
son sayfalara ilâve etmeyi uygun bulduk, eseri notaya uygula-
yan kardeşlerimize de teşekkür ederiz.

XIV

ÖNSÖZ

Rahmân ve Rahîm olan Allâhın ismi ile başlıyorum.

Muhterem okuyucularım!

Niçin Tanrı demedim de Rahmân, Rahîm Allâh dedim? Bunu size sonra îzah edeceğim. 20 yaşında kendimi bu hakîkat ve tasavvuf ilmine verdim. Bu sene 60 yaşındayım. Alemleri halkeden Allâhın lutf u keremiyle; Peygamberimiz'in (s.a.v.) bizlere şefâat kastı ile bağışladığı İslâmiyet dininin ve Kur'ân-ı Kerîm'in ışığı altında ve Abdülkâdir-i Geylânî, Şems-i Tebrîzî, Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî, Mustafa Sâfî Hazretlerinin rûhâniyetlerinden; Mısrî-i Niyâzî, İbrâhim Hakkı, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, İmâm-1 Gazzâlî, Muhyiddîn-i Arabî Hazretlerinin kitaplarından, yani tebellür etmiş benliklerinden feyz alarak Mısrî Dîvânı, Mârifetnâme, Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâfîh, Fusûs kitaplarını okuyarak evvelâ şu dîvânı, sonra “Münacât” ve daha sonra da “Vecizeler” nâmı altında üç eserle siz kardeşlerime farkında olmadığınız; fakat göz önünde olan hakîkatlerin perdelerini açmaya niyet ettim. Tahmin ettiğime göre bu eser okuyanları derin derin düşündürecektir. Gençle- ri taşkınlıktan frenleyecek, orta yaşlıları hayretlere düşürecek, yaşlıları da "Ah yazıklar olsun! Ben, ne için şimdiye kadar gâ- fil kaldım" diye teessüre gark edecektir. Fakîrler ümitsizlikten kurtulacak, zenginler ise her fırsatta iyilik yapmaya can atacak- lardır.

Hazret-i Mevlânanın “Meclisimize girenler gedâ ise bây, bây ise sultân olur” dedikleri gibi, insanlığa ilave edilecek bir şey yoktur. Mayasında gizli aşktan haberdar olmaları kâfîdir.

Bilirsiniz ki âlem, güneş manzûmesi denilen sayısız yıl- dızlarla doludur. Ortalarında güneş vardır. O, kendi etrafında döner. Büyük yıldızlar onun etrafında ve aynı zamanda kendi

mihverleri etrafında da dönerler; Arz gibi. Bazıları da bu ikin-
cilerin etrafında dönerler ve buna tâbi olanlara peyk derler;
ay gibi. Güneş battı deriz. Hâlbuki batan güneş değil. Arz ona
arkasını dönmüştür. Bu güneşten mâadâ daha kim bilir ne gü-
neşler vardır ki Hazret-i Allâh'ın azametine delil olan bu nâmü-
tenâhî büyüklüğüne; en ufak zerredeki hayâtın inkişafı da yine
Hazret-i Allâh'ın azâmetine delil olan bu asgarî nâmütenâhîlik,
akılların halledemeyip âciz kaldığı birçok meselelerden ikisidir.
Bu iki yol da sonsuzluğa gider. Onun için ilmin sonu yoktur. Ne
kadar âlim olursanız olunuz sonunuz hayrete varan bir cehl ve
aczdir.

Şimdi gelelim şu üzerinde bulunduğumuz arza. Yanardağ-
lardan anlaşıldığına göre arzın merkezinde ateş vardır. Gelelim
insâna: Âşık olanlar, fazla müteessir olanlar iyi bilirler yürek
yanmasını, “âh” derler de bir daha demezler... Demek insânın
da içinde ateş varmış. Cenâb-ı Allâh bu kadar uzun bir devrede
insâna lâzım olan her şeyi hazırlamış. Maksat insâna olan aşk
ve muhabbetidir. Nihayet insân zuhûra gelmiş, başka gelecek
bir şey yok. İnsânların içinden en güzel ahlâklı olan peygam-
berleriyle de konuşmak sûretiyle onları yüceltmiş ve bu pey-
gamberlerin en şereflisi Hazret-i Muhammed (s.a.v.) olmuştur.
“Âlemleri senin için, seni de kendim için yarattım. Sen benim
habîbimsin, sevgilimsin” diye de övmüştür.

Bundan anlaşılıyor ki Cenâb-ı Allâh insâna âşıktır.
İnsanlardan da mukâbil aşk bekliyor. Şunu bilmek lâzımdır ki
Allâh umacı değildir, zâlim değildir. Allâh'tan korkmayınız;
O'nu seviniz, sevmediğiniz, sevemediğiniz, kendinizi O'na sev-
diremediğiniz takdirde korkunuz; hem o zaman çok korkunuz;
çünkü cehennem sizin içindir. Allâh'ı sevmek, Peygamberi-
ni sevmekle, onun rengine boyanmakla, yap dediklerini yap-
makla, yapma dediklerini yapmamakla kâbildir. Bunlara emir
ve nehiy diyorlar ki; sonu yine bizim iyiliğimiz içindir. Anâsır
nâmı altında, toprak, su, ateş, hava denilen dört ana varlık i'ti-

dâl üzere birleşince orada hayât başlar. Suda, havada, toprakta
birçok faydalı ve zararlı mikroplar vardır, fakat ateşte yoktur.

Her varlık diğerlerine tahakküm etmek ve onları kendi bün-
yesinde eritmek ister. Hayvanların yiyip içmeleri, insânların
servet biriktirmek, yüksek mevkilere sahip olmak arzuları, bu
tahakküm arzusunun gizli kalmış bir tezahürüdür.

İşte insânların gönlündeki aşk ateşi de, insânı insanlıktan
uzaklaştıran fena huyları yakar. Herhangi bir ateşin, mikroplu
maddeleri yakıp temizlediği gibi. Yanana mâsivâ, yakana aşk
derler. Resûllullâh Efendimiz bu bilgileri bize gösteriyor. İslâ-
miyet ve şerîat yollarıyla. Bu yollara kanâat etmeyip, için için
kaynayan kimselere de kendi esrârlı yolunu Kur'ân-ı Kerîmʼin-
de gizleyerek bizlere duyurmuştur. Sırası geldikçe siz kardeş-
lerime onları misâllerle açıklayacağım. Tabii bunu da herkes
keşfedemez, anlayamaz. İşte biz kırk senedir yandık, yakıldık
ve nihâyet bizi yakan ateşin ışığı ile sizlerin de gönlünüzü, ilim
ve idrâkinizi aydınlatmak istiyoruz. Muvaffak olabilirsek ne
mutlu.

Bir günü üçe bölmüşler: Sekiz sâat çalışmak; medenî mem-
leketlerden geri kalmamak, günün îcaplarına uymak, kendinin
ve çoluk çocuğunun nafakasını temîn etmek için lâzım bir key-
fiyet. Sekiz sâat uyku; organlarımızı dinlendirmek, taze kuvvet
toplamak, kederlerimizi unutmak için bu da lâzım. Sekiz sâat
istirahat; gezmek, eğlenmek, sinema ve tiyatroya gitmek, güzel
sanatlara çalışmak için bu da lâzım...

İşte sizi yoktan halkeden, sağlık veren, sizleri sapasağlam
halkeden o büyük Allâh için bir sâat sarf edemez misiniz? Me-
sele burada. Vücûdunuz ıztıraptan, rûhumuz gam ve kederden
kurtulup tam ve kâmil bir insân olabilmemiz için bu da lâzım.
Dinimizde nasıl zengin olanların zekât vermesi lâzım ise işte
bu da ilmin zekâtıdır.

Bilmeyenlere bu ibâdet zevkini aşılamak lâzımdır. İşte o zaman memlekette, ırza tecavüz, banka soymak, cepten para, evden eşya çalmak, içki, kumar, kan dâvası, orman yakmak, menfaat için adam bıçaklama, karaborsacılık gibi fena huyların sahipleri azalacaktır. Belki bir gün hiç kalmayacaktır. En hafif bir hırsız bile “Ben kimin malını çalıyorum? Allâh görüyor.” diyecek, mesleğinden vazgeçecek, iyi bir adam olacaktır. Hakîkî mürşid ise işte bu ilimdir. Doktorluk, mühendislik, hukuk işleri, askerlik, boyacılık hepsi birer ilimdir; fakat insanlığı irşâd etmez. Ekmek parası temîn eder, hayatı kolaylaştırır. Mumun büyümeyi istemesi, çok ışık vermek arzusu kendisi için değildir. Etrafı aydınlatmak, başkalarına fayda sağlamak içindir. Biz bunun için harekete geçtik. Bu vesile ile sizlere iki hikâye anlatayım:

Selçuklu sultânlarından birisi ava çıkmış. Nihayet bir ceylan görüp arkasına düşmüş. At ve kendisi kan ter içinde kalmış. Dinlenmek için durmuş. Ceylân da kırk elli adım mesafeye kadar yaklaşmış: “Ey sultan” demiş, “halkeden seni bunun için mi halketti? Yapacak başka işin yok mu, beni öldüreceksin, birkaç lokma etimi ya yersin ya yemezsin, postumu ya kullanırsın ya kullanmazsın, yavrularımı öksüz ve yetim bırakırsın, bunlar için mi halkedildin? Başka yapacak işin yok mu? Utanmıyor musun?" diyerek ayrılmış. Sultân düşünmüş taşınmış, mahcup olmuş, yerin dibine geçmiş, kendisini ve hareketini pek âdi bulmuş. Oradan geçen bir çobanın kirli ve kaba elbisesiyle kendilerininkini değişerek dağlara doğru gidip kaybolmuş. Kendisini halkeden niçin halketti? Bunu cevaplandıracak bir âlim aramaya gitmiş.

Süleyman Peygamber'in (a.s.) canı sıkılmış. Rüzgâra emir vermiş: “Beni uçur ve gezdir.” demiş. Rüzgâr da onu almış uçurmuş. Giderken bakmış ki aşağıda ilkbahar havası olan bir yer, her taraf yeşil, ağaçlar çiçek açmış, dere akıyor, kuzular meliyor, çoban kaval çalıyor, çocuklar oynuyor. Çok hoşuna giden

M. Nusret Tura
bu manzaranın içine girmek için inmesini istemiş ve inmiş. Dinlenmiş, neşesi gelmiş, bakmış yanında bir kuzu selâm veri- yor: "Aman yâ Süleyman, çobanıma söyle beni satmasın ve kes- mesin” diye yalvarıyor. Süleyman aleyhisselâm da çobana lâzım gelen emri vermiş, müsbet cevâp almış; kuzuya katran ile nişan yapmışlar. Ertesi sene olmuş, Hazret-i Süleyman yine seyrâna çıkmış, aynı yerde inmiş, aynı kuzu selâm vermiş, bu sene kesil- mek istediğini söylemiş. Sebebi soruldukta şöyle cevap vermiş: "İlkbahar pek güzel geçti yaz geldi, tüylerimin altında sıcaktan yandım. Sonbahardan sonra kış geldi, üşüdüm. Kâh yiyecek ot bulduk, kâh bulamadık. Çobanımızdan hepimiz sopa yerdik. Kar yağdı, ağılımıza kurtlar geldi, bir kısmımızı paraladı. Bak- tım yine bahar geldi, tabii yine yaz ve kış gelecek, tabiatın baş- ka mevsimi yok ki kalıp onu göreyim. Hayât buymuş, nihayet ölüm. Ya kurtlar paralar, ya dereye düşer boğuluruz. Tâlihimiz varsa ayyaşların rakı sofrasında değil, namazında, niyâzında bir insân-ı kâmilin midesine gideriz. Hayvân iken insân oluruz ve o müslümanın ibâdetinde ona kuvvet oluruz veya belinde tohum. Bu sûretle mirâcımız tamam olur” demiş. Hazret-i Sü- leyman bir hayvanın ağzından çıkan bu sözleri işitince Cenâb-ı Allâhın azameti karşısında secdeye kapanmış.

İşte muhterem okuyucularım, bu dîvânda benim nasıl yandığımı göreceksiniz; okuyacaksınız. İsterseniz siz de yanınız, fakat şarkıda söyledikleri gibi “sade kendin yanma, yakmasını bil”. Ham idim piştim, yandım ben ibâdet için. Tanrı ile baş başa kalmak için, sabah namaz vaktinden bir iki sâat evvelini tercîh ettim. Tam kırk sene kahvaltı etmeden çalıştım, sizlere bu risâleyi hazırladım. Umarım ki bu irfân eserinden çok fayda göreceksiniz. Hatasız değilim, ikazınıza teşekkür ederim. Hangi kelimeleri bilmediğinizi tahmin etmediğim için de bir lügât listesi yapamadım. Sorun söyleyeyim.

XIX
Muhterem okuyucularım!

Yaşamakta görünen ölülerden olmayın, bir ölü gibi tecâ-
vüzlerden, taarruzlardan, dedikodudan çekinin, fakat mânen,
rûhen ebedî hayâta kavuşun. Bu âlemde çok korkulan, “ölüm”
denen şey yoktur. Elbise değiştirmek vardır. Cepheye giderken
asker elbisesi giyeriz, mektebe giderken sivil elbise giyeriz, dü-
ğüne ve bayramlaşmaya giderken başka, seyahate giderken de
başka elbise giyeriz.

İşte Hakkın huzûruna giderken de oradan geldiğimiz gibi
üryân olarak gideceğiz. Ölmüş değiliz, var olan bir şey yok
olmaz. Esâsen yokluk denen şeyi hatırdan çıkarınız. Bu âlem
devr-i dâim âlemidir, inkılâp, ibtilâ âlemidir. Bilene cennettir,
bilmeyene cehennemdir. Bu âlem aşk âlemidir. Bütün varlıklar,
güneşten toprağa kadar her şey, insâna hizmettedir. İnsâna
âşıktır. Tekâmülün son merhalesi insânlıktır. İnsân da kendi
hizmetinde olan bu varlıklara lüzumundan fazla alâka göster-
memelidir. Yaradanı düşünmek, O'nu bulmak ve görmek aşkı
ile yanmalıdır. Aşka, aşk ile mukâbele etmelidir. Sevgiye sevgi
ile mukâbele etmeyen insân ne zâlim, ne nankör bir insândır!

Dîvânımızda yazı sırası bozulmuştur. Sofranızda nasıl ek-
mek, tuz, su dâimâ bulunuyorsa, bu gibi mânevî, ilâhî eserleri
de tekrar tekrar okumanızın çok faydası vardır. Her seferinde
bir başka idrâke ereceğinize emînim. Hazret-i Allâh ilmimizi
ve anlama kabiliyetimizi ziyâde eylesin... Âmîn...

Babası kolağası İsmail Efendi, annesi Şahinde Hanımdır. Babasının ailesi Bulgaristan'ın Kızanlık bölgesinden, buradaki düzenlerinin bozulması sebebiyle ayrılarak yola çıkmış, bu göç esnâsında İsmail kaybolmuş ve Türkiye'ye doğru gitmekte olan başka bir kafile yanlarına almıştır. Kendi ailesini bir daha bulamayan İsmail, yeni ailesi ile bir müddet Tekirdağ'da ikāmet etmiş, daha sonra İstanbul Kasımpaşa'ya yerleşmişlerdir. Kasımpaşada Şahinde Hanım ile evlenen İsmail Efendi'nin, 1903 senesinde Nusret isminde bir oğlu ve 1917 senesinde Fatma Nafize isminde bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. 3

Nusret Efendi 18 yaşlarında iken annesi onun hakkında güzel bir rüya görür. Bunun üzerine babası Nusret'i yanına alarak Kasımpaşadaki Uşşâkî Âsitânesi'ne gider ve dergâhın şeyhi Mustafa Sâfî Efendi'ye “Size bir Uşşâkî gülü getirdim” diyerek Nusret'i teslîm eder. Nusret Efendi'nin tarîkata intisâbı bu şekilde gerçekleşir. 4 1926 yılında şeyhi Mustafa Sâfî Efendi vefât edince, zaten kendisinin terbiyesiyle ilgilenmekte olan Mustafa Sâfî Efendi'nin halîfesi Mehmed Hazmî Efendi ile seyr ü sülûkuna devam etmiştir. Nusret Efendi'nin bunu ifade eden bir beyti şöyledir:

"Hazret-i Hazmî'ye büktük boynumuz misl-i gedâ

Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî'ye ettik iltica". 5

2. Bu bölüm Fatma Sena Yönlüer tarafından İstanbul /2010 tarihinde yazılan "Mehmet Hazmi Tura" isimli yüksek lisans tezinden alınmıştır. Bu çalışmasından dolayı kendilerine bir kez daha teşekkür ederim. (Necdet ARDIÇ/Terzi Baba)

3. Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 34.

4. Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 35.

5. M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 39. Başka bir

Hazmî Efendi'nin Fatih Keçeciler'de Mahmud Bedred-din Dergâhındaki evini sık sık ziyaret etmiştir. Derslerini bitirmeye muvaffak olduğunda bunun sevinci ile günümüzde rast makamında ilahî olarak okunmakta olan meşhûr “Erler Demine Destur Alalım” nutkunu söylemiştir: 6

Erler demine destûr alalım

Pervâneye bak ibret alalım

Aşk âteşine gel bir yanalım

Dost dost diyerek arșa varalım

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvah demeden Allâh diyelim

Günler geceler durmaz geçiyor

Sermâyen olan ömrün bitiyor

Bülbüllere bak feryâd ediyor

Ey gonca açıl mevsim bitiyor

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvah demeden Allâh diyelim

Âşıksan eğer gel birleşelim

Şeyhin izine yüzler sürelim

Tâ fecre kadar zikreyleyelim

Feryâd edelim efgân edelim

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvah demeden Allâh diyelim

Ey yolcu biraz gel dinle beni

Kervan yürüyor sen kalma geri

beytinde de şunları söyler:

Sen kisve-i âlemle kılıp kendini pinhân

Farkındayım eşya bana ben zâtına kurban

“Hazmî” dediğin meşrık-ı ihsânda âyânsın

Tuttun beni, verdin ona, kıskansa da devrân (Karagün Dostuyum, s. 74.)

6 Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 36, 37.

Nusret denilen deryâ gezeri
Hatmetti bugün seyr ü seferi
Devrâna uyup seyrân edelim
Eyvah demeden Allâh diyelim.7

Talebesi olan Necdet Beyefendi onunla olan beraberlikle-
rinden şunları nakleder: “Nusret Babam gişede çalıştığı sıralar-
da ziyaretine giderdim. Gemi sâati olmadığı zamanlar gişenin
kapısı kapalı olur, kendisi içerde ya istirahat eder ya da eğer
yorgun değilse zikir yapar veya yazılarını yazardı. Ben kapıyı
vurmam beklerim, o geldiğimi anlar içeri alır, benimle sohbet
ederdi... Bir gün arkadaşım ile beraber ziyaretine gitmiştik.
Sonra başka yerde dersimiz olduğunu söyleyerek kendisinden
izin istedik. Kapıdan çıkarken ‘Deryâda yıkanıp temizlendiniz,
hadi şimdi göle gidip kirlenin bakalım' dedi. Bunun ne anlama
geldiğini çok seneler sonra anladım..." 8

Mehmet Hazmi Tura ile halîfesi Mehmet Nusret Tura'nın
soyadlarının aynı olması kan bağından değil manevî bağdan
kaynaklanır. Nusret Efendi, şeyhine olan aşırı muhabbetinden
dolayı aynı soyadını kullanmıştır. Bununla alakalı bir beyti şöy-
ledir:

Bana kıtmir-i aşk derler koşarken Hazmî-i câna
Lâkaptır Nusret-i tura (Tuğra) ayılsınlar füsûnumdan...” 9

7. M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 17. Nota
arşivlerinde bu rast ilahinin güftesi ve bestesi Hacı Tahsine Hanım’a
ait olarak gösterilmektedir. Ancak doğrusu güftenin Nusret Tura’ya ait
olduğudur.

8. Mahmud Erol Kılıç, “Önsöz”, M. Nusret Tura, Gönül ve Aşk, İnsân Yay.,
İstanbul 2006, s. 7-8.

9. M. Nusret Tura, Karagün Dostuyum, İstanbul 1963, s. 73.

Mektuplar'ında da soyadıyla ilgili şu açıklamayı yapar:
“Sordular Mecnûna Leylâ'nın saâdethânesin
Sîneden bir âh çekip gösterdi dil vîrânesin” dedikleri gibi
Hazmî Babamız da sînemizde yatıyor, toprakta değil. Efendi
babamızın soyadı Turadır. Fakîrin de Turadır. Tuğra derler eski
Türkçe'de. Mânâda Sultanlar Sultanı'nın tuğrasıyız. Esâsen tuğ-
raya padişahların imzâsına derler. Cenâb-ı Kibriyânın gönlü-
müze vurduğu Tura'nın pırıltılarını sözlerimizde, gözlerimizde
görmek mümkündür.” 10

Nusret Efendi gençliğinde Devlet Deniz Yolları'nda göreve
başlamış ve seferlere çıkarak geçimini sağlamıştır. 25 yaşında
iken Rahmiye Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten Nûriye ve Re-
câî isimlerinde iki çocukları olmuştur. İstanbul Kasımpaşada
ve son olarak da Bebek semtinde ikāmet etmişlerdir. Bebek
iskelesi gişe memurluğunda çalıştıktan sonra buradan emek-
li olmuştur. 11 Nusret Tura 1979 yılında vefât etmiş, vasiyetleri
gereği, eşiyle birlikte Pendik Soğanlık Dolayoba Yaylalar Köyü
mezarlığına defnedilmiştir. 12

10. M. Nusret Tura, Mektuplar, İnsân Yay., İstanbul 1995, s. 11-12.

11. Mustafa Özdamar, Hüsâmeddin Uşşâkî ve Uşşâkîler, Kırk Kandil yay.,
İstanbul 2001, s. 224.

12. Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler: Dîvân 3, s. 35, 38.

M. Nusret Tura
Necdet Ardıç ve Nüket Ardıç, Nusret Tura'nın kabri başında

Mehmet Nusret Tura'nın tasavvufî kitapları, gazetelerde ya-
yımlanmış yazıları ve şiirleri bulunmaktadır. Kendisi 1960'lı
yıllarda, şiirlerini, Tasavvufta Gönül ve Aşk ve Vecîzeler isimli
kitaplarını, Karagün Dostuyum başlığı ile üç kitap halinde bas-
tırmıştır. 13 Nusret Efendi'nin bazı tasavvufî sohbetleri, 67-68'li
yıllarda Yeni İstanbul ve Milliyet gazetelerinde köşe yazarlığı
yapan Refiî Cevâd Ulunay'ın talebiyle kendisine yollanarak bu
gazetelerde okuyucu ile buluşma imkanı bulmuştur. 14 Bu ya-
zılar Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç tarafından derlenerek Râh-ı
Aşk adıyla kitap haline getirilmiştir. Nusret Efendi'nin Esmâ-i
İlâhiyye adlı eseri ve bir müridine yolladığı mektuplarının top-
lamı da, eski harflerden yeni harflere geçirilerek O'nun Güzel
İsimleri ve Mektuplar adları ile ilk defâ yayımlanmıştır.

13 Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum, Fakülteler Matbaası, İstanbul
1963
Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum II, Doğruluk Matbaası,
İstanbul 1965
Nusret Tura Uşşâkî, Karagün Dostuyum III, Yeni Savaş Matbaası,
İstanbul 1964

14 Mahmud Erol Kılıç, "Önsöz", M.Nusret Tura, Aşk Yolu, İnsân Yay.,
İstanbul 2006, s. 8.

XXV

### 1

Fahr-i Âlem Efendimize

1. Bugün gönlüm kaynıyor sebeb bilmem ne hikmet

Misafiriz âlemde ev sahibim Muhammed

2. Seher vakti Nusret'in senden şefâat bekler

Ümmete vermek için yâ Hazret-i Muhammed

3. Mahbesin içindeyim sâatin dördündeyim

Ağlar seni beklerim yâ Hazret-i Muhammed

4. Kula secde yok derler sana dahi olmazmış

Kırk yıl secdem sanadır yâ Hazret-i Muhammed

5. Bilmez âlem bu sırrı bir Hak O'nda sen varsın

Gören o görülen sen yâ Hazret-i Muhammed

6. Dışı sana benzeyen içi Hak'tır şüphesiz

Birden gayrı ne vardır yâ Hazret-i Muhammed

7. Kâinatın miʻrâcı velîlerde son bulur

Velî sende yok olur yâ Hazret-i Muhammed

8. Seni görmeyen bir göz sana yanmayan bir dil

Zannetmem ki insândır yâ Hazret-i Muhammed

9. Seninle bitti firkat sende bulundu vuslat

Sana fedâ bin Nusret yâ Hazret-i Muhammed

10. Senin isminle dahi titremeyen bir gönül

Varsa eğer şaşarım yâ Hazret-i Muhammed

11. Senden baktım âleme yine Allâhı gördüm

Hak gözüyle de seni yâ Hazret-i Muhammed

12. Bir şehre vardı yolum kalpten nûr ile doldum

Her varımla sen oldum yâ Hazret-i Muhammed

13. Arşa bastı ayağım kıble oldu durağım

Sende kayboldu Nusret yâ Hazret-i Muhammed

Not: Bu şiirin dördüncü beytindeki “kırk yıl secdem sana-
dır" ifadesi okuyanlara ters gelmesin, çünkü bu sözler değişik
mertebeden, Hakîkat-i Muhammediyye'ye göre söylenmiştir,
zuhûr-ı Muhammediyye'ye göre değildir. Hz. Resûlullah'ın
bâtınına ve hakîkatine göredir; sûret ve zâhirine göre değil-
dir. O'nun bâtını “Hak” zâhiri ise "halk"tır. İfade edilen secde
bâtınınadır. Bâtını ise “Hak” olduğundan en geniş mânâda
Hakk'ın zuhûr mahalli olan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şahsın-
da yapılan secde dileği doğrudan Hakk'a olmaktadır.

Kâ'be'ye dönerek secde eden bütün Müslümanlar, tabii ki
onun taş yapısına değil, özünde bulunan Hakk'ın tecellîsine
secde ederler. Meleklerin Âdem'e secde etmeleri onun toprak
kalıbına değil, özünde bulunan Hakk'ın varlığınaıdır.

Bu sahada söz çoktur yeri olmadığı için bu kadar izahı ye-
terli bulalım ve Hz. Resûlümüzü gerçek mertebeleriyle idrâk
edip anlamaya gayret edelim. (Necdet Ardıç-Terzi Baba)

### 2

1. Yâ Rab bana seni buldur

Yahut beni bana bildir

Gece gündüz duâm oldur

Her dem "Hû Allâh” diyelim

2. Ben garîb bir âvâreyim

Dertle dolmuş bîçâreyim

İçim dışım hep yâreyim

Gelin “Hû Allâh” diyelim

3. Senden olmaz ise meded

Benim her hâlim oldu bed

Gözümden yaş dinmez ebed

Gelin “Hû Allâh” diyelim

4. Yoktan yarattın sen beni

Oldur veya öldür beni

Gayret ver tâ görem seni

Gelin “Hû Allâh” diyelim

5. Doğdum âşık oldum sana

Yâ sen de âşıksan bana

Cenneti ver başka kula

Gelin “Hû Allâh” diyelim

6. Gûyâ ibâdet eylerim

Bende ne var hep seninim

Gafletimden yerinirim

Gelin “Hû Allâh” diyelim

7. Yerde misin gökte misin

Bende misin onda mısın

Gönlümden gelirken sesin

Gelin “Hû Allâh” diyelim

8. Kâinâta sordum seni

Aşkınla devreyler beni

Ben oldukça Muhammedî

Gelin “Hû Allâh” diyelim

9. Eğer sînemi bir açsam

Bütün ervâhı uyarsam

Cemâlini ayân kılsam

Hemen “Hû Allâh” diyelim

10. Seyyâh olup yola çıktım

Arza indim göğe çıktım

Şimdi dilden hepsin sildim

Gelin “Hû Allâh” diyelim

11. Yalvarsam ger tatlı şirktir

Duâ etsem ikiliktir

Dönüp durursam birliktir

Dilden “Hû Allâh” diyelim

12. Yandım durdum yıllar yılı

Bir gün dedim şeyhe “Belî”

Esmiş idi seher yeli

Dilden “Hû Allâh” diyelim

M. Nusret Tura
13. Yetmiş bin perde var derler

Birin görmedim ey erler

Sen çık kendin ayân eyler

Hemen “Hû Allâh” diyelim

14. Emîn ol âlem gölgedir

Her ne ki var hep sendedir

Ârifsen Hak seninledir

Gelin “Hû Allâh” diyelim

15. Bilen demez diyen bilmez

Âşıkların yaşı dinmez

Yağma ettim aklım ermez

Gelin “Hû Allâh” diyelim

16. N'idem Mevlâm n'idem n'idem

Bana gel kim buldum diyem

Arşa varsın âhım görem

Gelin “Hû Allâh” diyelim

17. Çok makâmdan söz dinledim

Hem söyledim hem inledim

Âgâhsan senden dinledim

Dâim “Hû Allâh” diyelim

18. Çoktur adım hem sıfâtım

İşte budur son beyânım

Ramazân tuhfe-i cânım

Her dem "Hû Allâh” diyelim

19. Âciz Nusret miskîn Nusret

Vuslat ister isen sabret

Beş vakit Allâh'a şükret

Durmadan "Allâh” diyelim

### 3

### Hazret-i Mevlânâ'ya

1. Merhabâ Şâhım Celâleddîn-i Rûmî merhabâ

Şems-i aşkı ufk-ı dilden nûr saçan dost merhabâ

2. Yattığın yer nemli toprak sanmasınlar gâfilân

Nûr-ı vechinden alır nûr âlem-i kevn ü mekân

3. Âşıkânın sînesinde taht-gâhın var senin

Öyle bir gülşendesin ki güllerin solmaz senin

4. Baktığın yer kıbledir hep bastığın yer tûtiyâ

Yattığın yer Kâʻbe-i Hazret Muhammed Mustafâ

5. Bülbülüsün Hazret-i Peygamber'in sen ey habîb

Şimdi de aşk gülşeninde sen gül ol ben andelîb

6. Ben seni övmekteyim kırk yıl ki vardır her seher

Sense her ân inleyen sultân-ı aşk ey tâc-ı ser

7. Sen Habîb-i Kibriya'nın tercümân-ı aşkısın

Gün-be-gün sâat-be-sâat gönlüm içre saklısın

8. Sen mi öğrettin acep Leylâ'ya nâz u işveyi

Sen mi öğrettin acep Mecnûn'a aşkı sevmeyi

9. Âlemin tattım bütün ezvâkını hiç sevmedim

Altmışıncı yıl bu yıl ben öyle zevke ermedim

10. Aşkımı senden alıp ahfâdıma vakf eyledim

İsmini her duyduğum ân kendim inkâr eyledim

11. Âşıkın miftâh-ı kalbi ism-i pâkindir senin

Bir ibâdettir senin raksın bu âlem peykerin

12. Ben seni taklîd ederken şimdi oldum hemdemin

Yattığın yer Konya mı sînem mi yoksa makberin

13. Kırmızı rengim sarardı kalmadı dîdemde fer

Sen sebeb oldun benim bu hâlime ey arșa per

14. Kalp benim mızrap senin vur durmadan dinlenmeden

İnleyim ben dinle sen bundan gerû ey cân-ı men

15. Yatsıdan sonra senindi cümle meydân u cihân

Üç sâat evvel sabahtan da benim ey lâ-mekân

16. Dinliyor âvâz-ı tekbîrin cihân olmuş kulak

Sen bilirsin dilde kimdir söyleten ya sem-i Hak

17. Ciltlerin her mısrâında sözlerin sandım bana

Sen beni nankör mü sandın inlerim her dem sana

18. Bir elimde Hazret-i Kur'ân önümde Pîr Hüsâm

Bir elimde Mesnevî olsun size yüz bin selâm

19. Bazı gâfiller sanırlar Mesnevî'ni bir roman

Anlatır ahvâlimi bense derim Farsça Kur'ân

20. Harman-ı âlemde ben bir dâneyim sen bir başak

Meclis-i irfân içinde sen efendi ben uşak

21. Altı yüz seksen yıl oldu sende gizliydim fakîr

Şimdi de sen bende gizlendin bugün ey dest-gîr

22. Yahut istersen hocam ben Yûsuf'um sen Yaʻkûb ol

Ben seninçün âh ederken sen fâkire tâlib ol

23. Gömlek olsun gözlerim dîden açılsın bak bana

Nusret olmuş Yûsuf'un rahmet diler Hak'tan sana

### 4

## Hazret-i Mevlânâ'ya

Sene-i devriyesi münâsebetiyle

1. Bir hafta seni anmak için yılda pek azdır

Âşıklarının her nefesi bil ki niyâzdır

2. Nusret seni kalbinde arar sohbetin ister

Sevginle senin cûş u hurûş ağlamak ister

3. Gel hâl-i perîşânımı gör kalbimi dinle

Çık kabri bırak sâzını al ben ile inle

4. Hep söylediğin sözlerin aslı Kur'ân'dır

Hikmet doludur aşk doludur şüphe mi vardır

5. Sen baştan aşağı sevgilisin sînene bir bak

Andıkça senin ismini ben inlerim el-hak

6. Aşkın kimdedir bizlere mi söylemiyorsun

Peygambere mi nâyla coşup raks ediyorsun

7. Bizler de senin ardına düştük kaçıyorsun

.........

8. Bir âteşe attın ki bizi nûru dışında

Bir nûr ile sardın ki bizi rûhun içinde

9. Biz toprak idik sen bizi altın ediverdin

Bir zerre idim ben bana “Şems ol” deyiverdin

10. Biz katre idik sen bizi deryâ ediverdin

Bir âciz iken sen bana sultân deyiverdin

11. Ey âşık-ı Allâhu Teâlâ sen ne imişsin

Yaktın beni de nerde ise mahvedeceksin

12. İsmin anılan yerde benim hâlimi görme

Nerden geldi bu aşk bana esrârın söyle

13. Pır pır ederek bir karış üstte uçamazken

Nutkunla senin arşa kadar raksederim ben

14. Râhat uyu sen Konya’da ey nûr-ı ilâhî

Nusret seni andıkça bulur sanki Hudâ’yı

### Hazreti Mevlanaya

Bir hafta seni anmak için gulde pek ardır

Aşıklarımın her nefesi hitki niyazdır

Nusret seni kallunde arar sohbetin ister

Sevginle senin âşî huruş ağlamak ister

Gel hali perişanımı gör kalliumi dinle

Çık habri burok: sarım al Ben ile inle

Hep söylediğin serlerinin aslı Kurandan

Hikmet dalıdır, Aşk dalıdır, syshemi vardır

Sen boston casaa sevgibisin sinene bus bak

Andıkça senin ismin ben inlerim elhak

Aşkın kimdedir hurleremi? söyleniyorsun

Peygambermi? Şh çekerek baş eğiyorsun

Allahamıdır? nayla coşuş raks ediyorsun.

Birlerde senin ardına düştük kaçıyorsun

Bir Stese attınki biri tür başında

Bir nur ile sordınki biri Rühun Jenda rande

Bir taprak idik sen biri altın ediverdin

Bir serre idim ben bana şems al diyiverdin.

Bir katre idik sen bizi derya ediverdin

Bir acir iken; sen bona sultan diyiverdin.

Ey Şarks İllhın Teala sin ne imişsin

Yaktın benide verde ise mahu edeceksin

İsmin arulon yerde benim hatımı yarme

Nerden geldi bin Aşk bana esrarım söyle

Par Par ederek bis Rases üstte uçomarken

Nutkunla senin arsa kadar gökte usan ben

Rahat uyun sen Konyada ey Vunt İlahi

Nusret sem andukça yaşar Nâ Mutenâhi

Nusret Tura'nın elyazısıyla

### 5

1. Sâdık isen meydana gel

Âşık isen devrâna gel

Gölde ne var ummânâ gel

Koş mekteb-i irfâna gel

2. Güneş doğar güller açar

Bülbül öter sevdâ saçar

Sabah akşam iniltime

Dostlar gelir düşman kaçar

3. Kâşânede zevk u safâ

Meyhânede ‘ıyş u riyâ

Dilhâneden ayrılma sen

Âyînedir cihân-nümâ

4. Ehl-i dil bî-nişânedir

Sanma onlar bîgânedir

Bir eri bul kul oluver

Sözlerim kardeşânedir

5. Toprakla su asıl olmuş

Nebât hayvân beşer olmuş

Felekler devreder ammâ

Meğer rûha fener olmuş

6. Ciğer yandı kebâb oldu

Bu âlem bir serâb oldu

Bilmem bana ne hâl oldu

İçtiklerim şarâb oldu

7. Ey server-i zî-şânımız

Hoş gör bizim efgânımız

Affeyle sen isyânımız

Ersin sana efkârımız

8. Âşık olan bilmez saded

İhsânına yoktur aded

Biz dertliyiz senden meded

Ey Vâhid u Ferd u Samed

9. Bî-men durup dîvânına

Daldım deryâ-yı zâtına

Lütfunla şâd ettin beni

Hayrânım hüsn-ü ânına

10. Gönül söyler iken ağzım

Susar mı ey keremkârım

Kalem leyl ü nehâr yazsın

Okurken yâr u ağyârım

11. İdrâk edip bilsen eğer

Sen bir cihânsın ey püser

Varsa gönlünde bir keder

Tevhîd oku kalmaz gider

12. Deryâ nefes toprak kafes

Nusret yeter feryâdı kes

Âlemde var mı başka ses

Allâh bes bâkî heves

12

6

1. Erler demine destûr alalım

Pervâneye bak ibret alalım

Aşk âteşine gel bir yanalım

Dost dost diyerek arşa varalım

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvâh demeden Allâh diyelim

2. Günler geceler durmaz geçiyor

Sermayen olan ömrün bitiyor

Bülbüllere bak feryâd ediyor

Ey gonca açıl mevsim bitiyor

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvâh demeden Allâh diyelim

3. Âşıksan eğer gel birleşelim

Şeyhin izine yüzler sürelim

Tâ fecre kadar zikreyleyelim

Feryâd edelim efgân edelim

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvâh demeden Allâh diyelim

4. Ey yolcu biraz gel dinle beni

Kervân yürüyor sen kalma geri

Nusret denilen deryâ gezeri

Hatmetti bugün seyr ü seferi

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvâh demeden Allâh diyelim

### 7

1. Şems-i rûhun doğdu zılda kalma sen

Ehl-i hâl ol ehl-i kâle bakma sen

Gam ve şâdîden de geç aldanma sen

Bu cihân fânî cihândır ey gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

2. Birinci dâvetle âleme geldim

İkinci dâvetle şeyhime vardım

Üçüncüde Azrâil ile kaldım

Necât yolu şeyh izindedir gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

3. Gün gelir el ayağın tutmaz olur

Kulak duymaz gözlerse görmez olur

Son nefeste işin âh ve zâr olur

Şimdi ağla sonra gülersin gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

4. Yâ İlâhî son ver artık gurbete

Yâ Muhammed sen eriştir vuslata

Yâ Hüsâmeddîn meded kıl Nusret'e

Arada tek perde kaldı yırt gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

5. Zevk-i şehvetten hemen vazgeç gönül

Zât-ı Hakk-ı Kibriyâ'ya kaç gönül

Kırk iki yıl gezdin eğlendin gönül

“İrciʻî ilâ Rabbik” hitâbın duy gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

6. Kırk iki bin yıl dahî seyr eylesen

Misl-i Kârun cemʻ-i emvâl eylesen

Sahip olsan âleme keyfeylesen

Son nefeste var peşîmânlık gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

7. Çok şükür nefsin kemâle erdi bak

Cümle arzûnu tamamen verdi Hak

Yazık olur demesinler “Ey ahmak”

Fırsat elden gitmeden çarhet gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

8. Bunca nimetlerine garkeyledi

Bir de evlâd ve ıyâl bahşeyledi

Cismini gerdûne-i aşk eyledi

Cümleden bir ân için ayrıl gönül

Muntazır teşrîfine mânâ ili

Bin Burâk-ı himmete sür git gönül

15

1. Arzın içi boş sanma e mi işte yanardağ

Maşûku bulup gönlüne gir ki olasın sağ

2. İnsân denilen zübde-i âlem biziz ancak

Adem denilen sırr-ı cihân hep biziz ancak

3. Vîrânelerin altına gir çıkma zemine

Elbette bir gün sen de bulursun defîne

4. Mâdem ki biz insân olarak âleme geldik

Sonsuz ebedî yolculuğun zevkine erdik

5. Vîrân görünen sînenin altında gönül var

Bülbül sesi duydunsa eğer orda bir gül var

6. Bülbül denilen âşık-ı bîçâre susar mı

Bülbül sesi duymazsa eğer hiç gül açar mı

7. Bak ufka sabah yaklaşıyor lâle ve sümbül

Leylak ile zambak ve hemen sağda duran gül

8. Yerlerde çimenler ile bilcümle fidanlar

Gûyâ ki bakıp maşrıka hurşîdi selâmlar

9. Bükmüş durarak boynunu hâmûş şu nebâtlar

Elbette beşer secdesine bin cân atarlar

10. İbret nazarın açtı sükût eyledi bülbül

Ufkun ağaran tan yerine bakmadadır gül

11. Zîrâ ki gönüllerde doğan nûr-ı hakîkat

Bir zıl yaratıp eyledi hem kendisi isbât

12. Pür-şa’şaa doğmakta güneş arzı kucaklar

Evlerde ışıklar sönerek tüttü ocaklar

13. Yâ Hak diyerek tâ-be-sabah inle utanma

Mahbûb-ı ezel arz-ı cemâl etse bırakma

14. Ey şu’le-i vahdet bana âğuşunu aç bak

Pervânelerin âdetidir âteşe yanmak

15. “Ey Nûr-ı Hudâ cümle gönüllerde feşân ol”

Mahlûkusun elbet dön dolaş Hâlık’a râm ol

16. Âşıkları gör zülf-i perîşâna asılmış

Nusret gibi nokta-i esrârına dalmış

### 9

1. İşte cismim işte gönlüm cümleten ihtiyâr olmuş

Geçen eyyâm-ı vuslat inkılâp görmüş nihân olmuş

Hüve’l-Bâkî tecellîsinde meşhûd ba’sü ba’de’l-mevt

Ânınçün makberin her taşı mektûm bir kitap olmuş

2. İmamlar beş vakit inler durur kürsî-i tevhîdde

Müezzin nağmesinden şeş cihât mest mürdeler zinde

Onun aks-i sedâsından coşan bir gönlümüz vardır

Ararken Kâ’be-i maksûd bulundu cephe-i pîrde

3. O lâhûtî sedânın zevkine daldı dil ü cânım

Hakîkat semʻimi doldurdu esrâr mest ve hayrânım

O ses “Allâhu Ekber” der fakat tekrar eder bin ses

Senin bir isminin vecdi beni coşturdu Allâhım

4. Serâb olmuştu dil-hânem bana ummân-ı aşk verdin

Harâb olmuştu meyhânem bana kâşâneler verdin

Kebab olmuştu sînem sen visâlinle hayât verdin

Huzûrunda senin fânî olam derken bekâ verdin

### 10

1. Âdemim gerçi kovuldum cennet-i dîdârdan

Mazhar-ı gufrân olup vazgeçmişim feryâttan

2. Yağdı bârân-ı belâ hep başıma tûfân gibi

Tekne-i tevhîd vücûdum seyreder sultân gibi

3. Gerçi bir gün nâr-ı Nemrud ile olmuştum heder

Hep gülistân oldu etrâf çekmedim aslâ keder

4. Tîğ-i tevhîde uzattım gerdenim kurbân gibi

Gökten indi bir ganem Hak'tan gelen fermân gibi

5. Bir taraftan inledim birkaç zaman cânân için

Bir taraftan ağladım Yaʻkûb gibi Yûsuf için

6. Bir zaman Mûsâ gibi düşman idim Fir'avn ile

Bir zaman Îsâ gibi düştüm ihânet ehline

7. Şimdi artık sinnimiz erdi kemâle şüphesiz

Kalmadı ceng ü cidâl sulh u salâhtır gâyemiz

8. Mekteb-i irfâna girdim Rabbimiz “ikra” dedi

Ey Ebû Cehil senden artık Nusret illâllah dedi

### 11

1. Âlî nazar erbâbına sordum da bu âlem

Bir mekteb-i irfân dediler hey gidi âdem

2. Dağlar dereler kat‘ ederek âdeme vardım

Bir nağme-i rûhsun dediler zâtıma daldım

3. Evvelce her ân inler idim aşk ile nâlân

Âşıklara âşık olalı cümle nigâhbân

4. Tarif edemem ey hocamız ben seni aslâ

“Ey âşık-ı ekber” ne güzel ism-i muallâ

5. Bazen açılır dîdemizin perdesi bizden

Eflâkı kapanmış görürüm secdeye birden

### 12

1. Tesbîh ile tahmîd ile ta‘zîm ile coşmuş

Bir âlem-i diğer görünür cümlesi serhoş

2. Durmaz koşarım coşmuş olan saflara derhâl

Onlar ile tesbîh ederim Rabbimi her hâl

3. Onlar ile sohbet ederek dinliyorum ben

Dil-hânede bir sohbeti diğerle gülerken

4. Bir kâfile ‘ıyş eyleyerek düşmede bî-tâb

Yârin nazarı kılmadadır gönlümü pür-tâb

5. Mahzûn görünür süretimiz sanki firâkta

Şaklar durumum bağ-ı gülistân-ı visâlde

6. Bîgânelere müjde verip sînemi açsam

Binbir gecenin zevkini bir anda yaşatsam

7. Geldim geleli âleme çok zevkini tattım

Tevhîd denilen nûra bakıp Hak'tan utandım

8. Pervâne gibi âteş-i aşk ile kebabım

Bir tek nefesin sırrına ermek ile şâdım

9. Nusret yeter artık kapa esrâr-ı derûnun

Örtsün iki yaş damlası ahvâl-i cünûnun

### 13

1. Şu dünyada kârım tamâm olmadan

İsrâfîl'in ecel sûru çalmadan

2. Gönüldeki makberime gizlendim

Mîzân tutan meleklere seslendim

3. Hak uğrunda gözümde yaş kalmadı

Hak yolunda dizde dermân kalmadı

4. Hak uğrunda boynu bükük gezerdim

Deryâlara bakar haber sezerdim

5. Hak uğrunda ciğerlerim delindi

Bütün arzûlarım dilden silindi

6. Demir âsâ demir çarık erittim

Kâf'tan Kâf'a bilseniz neler çektim

### 14

1. Çabuk olun tez hesabımı silin

Borçlu değil alacaklıyım bilin

2. Tahassürden dilde tâkat kalmadı

Ey melekler zîrâ vakit kalmadı

3. Gönlüm aşkın ateşine düşeli

Kıblem oldu âşıkların güzeli

4. Ey melekler siz de mi ağlarsınız

Defterleri nerelere attınız

1. Bir var imiş bir yok imiş bu âlem

İşte gelip gitmedeyiz dem-â-dem

2. Yârimin bir âdeti var biliniz

Hem çağırır hem kaçar dinleyiniz

3. Bir taraftan türlü elvân gösterir

Ekseriyâ arkasında gizlenir

4. Ömür geçer senelerce oyalar

Kalbinizde yara açar o sarar

5. Ey melekler hesap kitap kalmadı

Hayât memât ikâp itâp kalmadı

6. Ey melekler yol veriniz geçeyim

Yârin ayak tozuna yüz süreyim

7. İsimlerden müsemmâya bakalım

Sıfatlardan Mustafâ'ya varalım

8. Semâda ay güneş ile yıldızlar

Gözlerime bakıp bakıp fısıldar

9. “Yâr damarlardan yakındır vücûda”

Haydi yine coştum gelin sücûda

10. “Abd-i mahzem ben tasarruf bilmezem”

Nûr-ı Hak âyînemizdir dönmezem

11. Pîrimin bir nazarıdır söyleten

Tâ-be-sabah bülbül gibi inleten

12. Teheccüde kalkmış iken şöyle bir

Nusret susmaz yavaş yavaş söylenir

13. Mevlânâ’nın bir satırı coşturdu

Sînemizde gerdûneler koşturdu

14. Neme lâzım bu âlemde çenk ve ûd

“Ente hasbî ente kasdî Yâ Vedûd”

### 16

1. Meded yâ şeyhim bana sundun acîb bir derd-i bî-dermân

Firâkın âteşi yakmaktadır dil-hânemi her ân

Bahar geldi gülistândan eser yok her taraf külhân

Cihân cennet dahi olsa bana mahbes veya zindân

2. Akarken yaşları gözden bütün uşşâka hayrânım

İçerden bağrıma damlar benim ser-eşk-i mestânım

Yüzümden gördüler handân özüm inler pür-esrârım

Derûnum yandı kül oldu buna şahittir Allâh’ım

3. Gece gündüz bütün yârân şikâyet eyler âhımdan

Tesellîm ancak âhımdır bana bir tuhfedir yârdan

Ne anlar halk-ı âlem kim benim hâl-i melâlimden

Eğer anlarsa Ya’kûb anlar ancak Yûsuf hâlinden

4. Meded pîrim meded ey cânların cânı Hüsâmeddîn

Meded der Yâ Resûlullah senin aşkınla Nusrettin

1. İhtiyâr oldum çocuklar şimdi hâlim çok yaman

Derbederlik bitti artık olduk evlâda peder

2. Gençliğimde çok çekerdim düşmanımdan el-amân

Şimdi hep düşmanlarım dost oldu aslâ yok keder

3. Geçti dünya sonra ukbâ şimdi Mevlâ-yı zaman

Gönlümü doldurdu aşkıyla bulunmaz boş bir yer

4. Ehl-i kehfi andırır gafletle geçmiş her zaman

Âşinâlık devri geldi dinle ey nazlı püser

5. Gözlerin envârına bir dalsa etfâl-i zamân

Mest olurdu tâ ebed fikriyle ey er oğlu er

6. Kalbdeki âyâtı izhâr eyliyorken bî-gümân

Dîde bir âyinedir kim nûr-u Hak'tan bir eser

7. Hak gözüyle bakmayı âdet eden üftâdegân

Delseler kalb-gâhımı olsun helâl etmez zarar

8. Şöyle bir rahmeyleyip baktıysa üstâdım hemân

Hep fedâ olsun yolunda sîm ü zer ya cân ü ser

9. Nusret'in kalbinde esrâr kalmayıp oldu revân

Hak ile halk arasında dâim eylerken sefer

### 18

1. Halka-i zincîr-i aşka şöyle bir bağlan da gel

Terk-i hestî eyleyip kalb-gâhı tâhir et de gel

2. Karnınız çok doymasın uyku dahî çok olmasın

Yat fakat sessizce kalk kim yâr ü ağyâr duymasın

3. Balkonunda havf ve haşyetle temâşâ eyle bir

Bir gün seherden evvel sana Hak'tan selâmlar iletir

4. Bak nihâyetsiz semâ sönmez ışıklar nûr saçar

Böyle tenha gecelerde dost gelir düşman kaçar

5. Deniz sâkin zemîn sâkin hafif bir rüzgâr var

Kulak verdin mi kim rüzgârda bir ses var haber var

6. Rûzigârlar kuş dilinden konuşurlar dâimâ

Dinler isen cân kulağın aç ki arz eylem sana

7. Ben Süleymân mektebinden bir ay oldu çıkalı

Hasbihâl arzûsu duydum karşıma sen çıkalı

Cebrail:

1. Hangi dilden geldiğim bir bilseniz ey âşıkân

Râhata sohbetleri tercih eden müştâk-ı cân

2. Doğduğum yer estiğim yer Kâbe-i dildir bilin

Hak Muhammed'den selâmlar yüklenip geldim bilin

3. Cebrail derler bana Hak'tan emânet var iken

Gâh Habîb'inden huzur-u Hakk'a yol almış iken

Azrâil:

4. Bir taraftan emr-i Hak'la kabzedip ervâhı

Korka korka terk ederken dinlemem eyvâhı

5. Bilmeyenler şânımı nefret ederler şüphesiz

Ölmeden evvel ölün benden amân isterseniz

6. Kudretimden, kuvvetimden kâinat lerzândır

Hakk'a âşıksan eğer her müşkilin âsândır

7. İsmim Azrâil'dir ammâ âşıkâna bendeyim

Çünkü âşık rûhlarından ben şefâat beklerim

### İsrâfîl:

8. İzn-i Hak'la gâh nebâtâta hayât bahşeylerim

Kupkuru otlar yeşerdikçe döner âh eylerim

9. Bir taraftan ba'sü bade'l-mevt taşırım âdeme

Sûr elimde üflerim ben böyle şey olmaz deme

10. Âleme cânım ve yâhut canlara cânânım

Aşkı tâ'lim eylerim âh şimdi de hayrânım

11. Akl-ı küllî rûh-i kudsî hep benim vahdetteyim

"Cem'i cem'ü'l-cem"e vardım mürde olmam zindeyim

### Mikâil

12. Tâ beşikten kabre dek hiç var mıdır bîgâne

Rızk-ı maksûme kanâat kılmayan dîvâne

13. Herkese her an için bahşeylerim erzâkını

Vakıf-ı esrâr olan takdîs eder Rezzâk'ını

14. Gerçi Mikâil'im ammâ perdeyim dervişlere

Hoşça kal Nusret gidem ben esmeye enginlere

15. Hangi bir mahlûk var ki Hâlik'a perde değil

Nefsini idrâk edersen perdeler hep muzmahil

1. Her kime rast gelsem âlemde elimden âh ü zâr eyler

Bilmeyenler şânımı idrâk için hep güft ü gû eyler

2. Ben muammâyım ser-â-pâ hallimin imkânı yok ancak

Pîr-i aşka cân verenler vâkıf-ı esrâr olur mutlak

3. Âleme cân câna cânânım rakipsiz bir hayatım var

Ben Habib-i Kibriyâyım “len terânî”den nikâbım var

4. Bir tabîbim hastegâne dertliler benden alır dermân

Şem’ayım âşıklara eflâk ise benden alır devrân

5. Yastığımdır secde-gâhım baktığım yer kıble-gâh olmuş

Gözlerimden aşk taşarken şems utanmış sanki mâh olmuş

6. Sorsanız âşık mıyım maşûk muyum âh sâhib-i cûdum

Nerde bir aşk meclisi bulsam hemen ben orda mevcûdum

7. Arş ü ferşi almışım âğûşuma devrimde muhtârım

Günde binbir çehreden yüz gösteren bir gizli sultânım

8. Kış gelir rüzgâr eser karlar yağar deryâ coşarken ben

Ravza-i tevhîde girdim ehl-i derde bin selâm benden

9. Yaz gelir her yer sıcak hiç gölge yok herkes yanarken ben

Cennet-i dîdâra girsem çağlayanlar fışkırır yerden

10. Bensiz âlem bir gubârdır türlü ismim türlü resmim var

İnlerim gâh dinlerim her bir zamanda türlü şe’nim var

11. Bir taraftan perdeler icâd edip zahrında gizlendim

Bir taraftan perdeyi çâk eyleyip arz-ı cemâl ettim

12. Bir taraftan tenden ervâhı alırken çok elem çektim

Bir taraftan dost göründüm başucunda âh u vâh ettim

13. Gâh cemaat gâh imâm oldum da şöyle saf-be-saf durdum

Bir taraftan kabre indim mûr u mâra bir gıda oldum

14. Bir taraftan küfr ü tuğyân ehline mihmân olup gezdim

Bir taraftan halka-i tevhîde girdim Hakkı zikrettim

15. Âşık oldum inledim maşûk olup uşşâkı seyrettim

"Fakru fahrî" ehline yoldaş olup bin türlü zevk ettim

16. Her zamanım ıyd-i ekber her kelâmım sanki Kur'ândır

Bî-misâlim lâ-mekânım her bir arzûm sanki fermândır

17. Her ağızdan söyleyen ya inleyen bir nefha var bende

Her kulaktan dinlerim fâş etmem aslâ sır olur bende

18. Dikkat et her bir nazar bir bahr-i ummânâ misâl olmuş

Hüsn-i mutlak seyredenlerce firâk ayn-ı visâl olmuş

19. Hasta mahzûn gurbet ehli sînelerde taht-1 gâhım var

Sanmayın ben de tüvânâyım tükenmez bunca derdim var

20. Bildiniz mi ben kimim ismim nedir ahvâl ve şânımdan

"Ey gönül!" derler bana zîrâ nazargâh-ı Hudayım ben

21. Anladınsa sen gönül ahvâlini ey kardeşim hamd et

Anlamazsan Nusret'i örnek tutup birkaç zaman sabret

1. Zirve-yi hayrette kaldım bilmez oldum n'eyleyim

Söyle ey bülbül ki artık gonca oldum dinleyim

2. Dostun âhı sînemi deldi uyandım uykudan

Âhımız dergâh-ı pîre erdi şâd olduk hemân

3. Cân içinde cân bulunca saklanıp âr etti hâk

Gark olunca nûra gönlüm zıllden ettim infikâk

4. Perde-i ağyâr açıldı yâr göründü âşikâr

Nâm ve şânım kaldı yalnız bu pazarda yâdigâr

5. Bir taraftan vâdi-i inkâr orda baktım kimse yok

Bir taraf deryâ-yı isbât cümbüşün pâyânı yok

6. Şöyle deryâ-yı vücûdu gezmek arzû eyledim

Bindiğim tekne çürüktü Hakk'a fermân eyledim

7. Hazret-i İbrâhîme kurbân veren âlî makâm

Levha-yı “Yâ Hafız”ı gönderdi ol Rabb’ü'l-enâm

8. Tıfl-ı kalbim bıktı artık teknelerde gezmeden

Bahr-i aşkın ka'rına dalmak diler eğlenmeden

9. Fâil-i Muhtâr idi oğlum karışmam kârına

Hak selâmet eylesin dalsın gönül a'mâkına

10. Bekledim birkaç zaman ağlar iken verdi şeref

İncilerle avdet etti geldi ol hayru'l-halef

11. Çok idi dürdâneler deldik ve taksîm eyledik

Ol Süleymân mihrini taktık hamâil eyledik

12. Hepsinin üstünde vardı bir muammâlı yazı

Dinle ey âşık kulak ol terk edip elden sazı

13. İ'tirâf-ı cehleden Nusret görüp âh eyledi

Kahraman Mansûr'a sorduk ol “Ene'l-Haktır” dedi

### 22

1. Ey mahzen-i esrâr-ı ilâhî sana geldim

Ey maşrık-ı envâr-ı cemâlî sana geldim

Artık bu fenâ âleminin zevkine doydum

Ey menbaʻ-1 irfân-ı yakîn ben sana geldim

Tebrîk ederim davetimi duymuşsun ey dost

Bir hoşça sühân dinlemek ister idim ey dost

2. Şol âlemi halk eyledi Allâh-u Teâlâ

Gördüm ki asl toprak imiş cümle ser-â-pâ

Boynum bükerek diz çökerek geldim huzûra

Bildim seni buldum seni bin hamd u senâya

Arzûn ne ise söyleyiver dinlerim ey dost

Sevda mı süveydâ mı nedir maksadın ey dost

### Erler Demine / Bütün Şiirleri

3. Sînemde bir âteş lemeân eyledi şaştım

Dîdemden akan yaşlara mendil bulamazdım

Toprakta nasıl yer tutuyor âteş-i aşkım

Sabrım tükenip şimdi de deryâ gibi taştım

Aşk âteşi yanmazsa eğer sînede ey dost

Maşûka nazargâh olamaz ol gönül ey dost

4. Macûn-i beşer aşkın ile nûra boyandı

Bir nefha ile hâk-i siyâh odlara yandı

Ey âb-ı hayât çağlamânâ cân mı dayandı

Ey nûr-ı mücessem gönül esrârına daldı

Gözler arası gâfile bir perdedir ey dost

Erler oradan feyz alarak mest olur ey dost

5. Bülbül gibi feryâd ederiz ey gonca-i vahdet

Nusret sana pervânedir ey âteş-i gayret

Hak aşkına sen ağzıma vur mühr-i sükûtu

Vurma beni hoş gör ne olur ey ulu hazret

Sen pîrine üstâdına lâyık isen ey dost

Tâ haşre kadar söyle darılmam sana ey dost

### 23

1. Mâh cemâlin şems-i pîrden nûr-i aşk aksettirir

Sen de gönlünde doğan nemc-i sabaha bak da gel

2. Yol alır kervân-ı tevhîd Kâ’be-i maksûd için

Gün sıcaktır âfitâb gitsin de garba öyle gel

3. Zulmet-i leyli düşünme mâh cemâlin yol açar

Ömr-i âdem tez geçerken sen de pek geç kalma gel

4. Yol ve iz bilmem deme dârü'l-emân ister isen

Tekke-i pîr-i Hüsâmeddîn-i Uşşâkî'ye gel

5. Kîl ü kâle bakma ey kardeş bu gençlik kahbedir

Yol uzundur gün bu gündür git hemân uslan da gel

6. Câna mahrem sırra mahrem isteyen ey hasta dil

Bizdedir esrâr-ı Lokmân zevk-i vicdan durma gel

7. Âlemin zevk u safâsında bekâ yoktur bilin

Zevk ararsan hâne-i gönüldeki mihmânâ gel

8. Bi'r-i dilde Yûsuf-ı cânın figân eyler iken

Bî-haberlik bir cinayettir çügân var bizde gel

9. Hâne-i dilde Süleymân serveti mahfûzdur

Arzı fakr etmede ma'nâ yok anahtar bizde gel

10. Sûretin topraktır er geç aslına râci olur

Sîretinde bülbül-i cân inliyorken gitme gel

11. Câm-ı idrâki uzat âb-ı hayât ister isen

Bir serâptır gördüğün her çeşme pişmân olma gel

12. Pâdişâhlar saltanatlardan eser var mı bugün

Zât-ı Hak'tır zâtını anla hemân irfâna gel

13. Gözlerinde gönlünün gönlünde Hakk'ın nûru var

Şems-i âlem nûru ordan aldı koş idrâke gel

14. Âlem-i süflîde hayvânlar gibi gezmek nedir

Tut elimden arş ve ferşi sıdk ile seyrâna gel

15. Bir cihânsın sen azîzim cümle fermânındadır

Kûşe-yi nisyâna girme âdem-i ma’nâya gel

16. Ahz u i’tâmızda hiç bir madenin kıymeti yok

Biz gönülden gönle seyrân eyleriz dildâre gel

17. “Ölmeden evvel ölün” derler bu sözlerden garaz

Çık cesetten ayrıl ey rûh-i revân “illâ”ya gel

18. Mürşidim üstâd-ı a’zâmdır Habîbullâh’tır

Bir nazarla mürdeyi ihyâ eden insâna gel

19. Kürre-i arz üzre toplandık kapandık secdeye

Mü’min ü kâfîr bilinmez rahmet-i Rahmân’a gel

20. Hiç düşündün mü Ebû Cehl’i acep kimdir bu kelp

Cehli terk et de Resûlullâh’taki esrâra gel

21. Yâ İlâhe’l-âlemîn aşkınla halk ettin bizi

Şimdi ma’şûkum dedin biz kullara imdâda gel

22. Savm-ı ekber ehli oldum bende kaldıysa vücûd

Şimdi üryânım soyun sen de zifâf-ı yâre gel

23. Âşık-ı sâdık isen her sözde hikmet var sana

Kizb-ü riyâysa işin git ver şeytâna el

24. Nusret’e ruhsat verince böyle durmaz söylenir

Levha-yı “Yâ Hû Edeb”den şimdilik âgâha gel

### 24

1. Çok şükür artık göründü şehr-i uşşâk yol tamam oldu

Bir iki kandil görürken şimdi kervân nûra gark oldu

2. Koskoca bir kâfileydik pek yoruldum çok elem çektim

İstişâre etmek üzre arkaya döndüm de âh ettim

3. Şehr-i nûrun karşısına tek ve tenhâ bir zaman gittim

Muhteşem bir hâne gördüm kapısın 'destûr' deyüp ittim

4. Bir geniş meydanâ çıktım korka korka baktım etrâfa

Hayretimden buz gibi olmuş idim dost geldi insâfa

5. Duvarlar bastığım yerler ser-â-pâ sath-ı mücellâdır

Tavanda lafza-i tevhîd yer almıştır nûr-ı beyzâdır

6. Bir ufak raf var idi baktım da orda bir kitap buldum

Üstüne kâmûs-i aşk yazmış yazan ismiyle mest oldum

7. Şöyle bir açmak üzre yokladım evrâk-ı kâmûsu

Coştu gönlüm hayretimden görmez oldum sanki fânûsu

8. İlk varakta ilk satırda Hazret-i Sultân-ı Zîşân'ın

İsmini gördüm ânın izâhı vardı sırr-ı Yezdân'ın

9. Ey misafir göz kulak ol anla lâkin ketm-i esrâr et

Yâ İlâhî kalmadı sabr u tahammül sen beni afv et

10. Ey misafir dinle belki ol kitap sermâyesi sensin

Dinle ey âşık ki zîrâ ol hitâbın gâyesi sensin

11. Muhammed'dir ilk lugât izâhını istersen ezberle

Kâbil olmazsa eğer bir bulduğun âgâha devreyle

### 25

1. Habîbimdir Resûlümdür âleme ben armağan ettim

Ol vücûd ancak benimdir âlemi zevkimden halk ettim

2. Kıblegâh ettim onu uşşâka mahzûn gönle hem-demdir

Nûrum ancak sohbetinden rûşenâ dillerde pertevdir

3. Ol vücûda gizlenip âlemleri seyr eylerim her ân

Ol vücûttan neşr-i envâr eylerim kim aşkıma şâyân

4. Bir taraf vâdî-i inkâr bir taraf deryâ-yı isbâtım

Muhammed'dir mahremim ashâbına bol oldu ihsânım

5. Ben Habîbim Mustafayı lâyemût kıldım duyan duysun

Kullarımdan razıyım ben mürde diller şâd-mân olsun

6. Kâinâtı ben Muhammed'le şereflendirdim ey fânî

İktidâ et sen de Hazmîme benim ol tıfl-ı Uşşâkî

7. Her sahîfede medhine tahsîs edilmiş ol keremkârın

Lafza-i tevhîd yanında ismi vardı zât-ı Zîşânın

8. Zevk-i bî-pâyâna ermiştim kapattım şimdi kâmûsu

Müjde senden şâd ve hürremdim bıraktım âr ve nâmusu

9. Yâ İlâhî Nusret'in artık eser yok âh u zârından

Öyle bir dalmış ki bahr-ı Zâtına çıkmış mezârından

### 26

1. İdrâkimi aldı gitti cânân

Perîşân hâlim oldu rahme şâyan

Şimdi beni bî-şûur bıraktı

Allâh Allâh şu tende cân mı kaldı

Nusret'e senden olan yâ Rab meded

Sâlli alâ Seyyidinâ Muhammed

2. Gönül oldum inler iken ağladım

Kulak oldum dinlemeye başladım

Aceb göz müdür dedim en son durak

Allâh Allâh ne bir ses var ne kulak

“Nasaraküm” müjdesi oldu delil

Senin ile hasbihâle yâ Celîl

3. Deryâ denen aşkın gözyaşlarıymış

Hava âşıkların öz nefhasıymış

Toprak acep nerden almış kudreti

Allâh Allâh ateş sarmış ümmeti

Yanan âşıklara sorsak yakan kim?

Suâlden maksadım sensin yâ Hakîm

4. Aklın fikrin nerde demeyin bana

Hak yolunda hepsi gitti yağmaya

Gelen gitmez sanmayın giden gelir

Allâh Allâh dem gider devrân gelir

Eğer senden bize olmazsa meded

Kimlere el açmalıyız yâ Samed

37

5. Hakk'ın mâiyyetindeyim dinleyin

Size bir sır fâş edeyim gitmeyin

Hak kapısından kovmak yoktur bilin

Allâh Allâh biz giderken tez gelin

Gülen gülsün ben gözyaşı dökeyim

Ümîdimiz sende kaldı yâ Rahîm

6. Sînemi açmak dilersen açayım

Onlar için ben sana yalvarayım

Sen benimsin ben de senin olayım

Allâh Allâh sen solma ben solayım

"Elif"le "H" kaldı gizlenince lâm

Arz-ı hâlim hep sanadır yâ Selâm

7. Seyrederken enfüs ü âfâkı

Yolda bekler bazılarının âhı

Anlaşılır mı Hakk'ın esrârı

Allâhım sensin bizlerin penâhı

Ben kimim sensiz n'idem bilmezem

Sen de dâd etmez isen ey Zü'l-kerem

8. Serhatlere geldim tâkat kalmadı

Toprak ceset nasıl coştu kaynadı

Dül dül diyüp dostun gönlüne uçuş

Allâh Allâh ne acayip bir koşuş

Gide gele ihtiyâr oldum zaîf

Senin envârına daldım yâ Latîf

1. Cihânda herkes bir vazîfe almış

Kimi âlim kimi câhil tanınmış

M. Nusret Tura
2. Kimi sâkî kimi bî-hûş kimi hoş

Kimi gam-nâk kimi dahhâk kimi boş

3. Âşıklara hizmet emri ezelden

Nusrete bahşedilmiş Lem-yezel'den

4. İşimiz bir zamanlar eyvâh idi

Fakat gönül dostuna meyyâl idi

5. Şimdi de sıdk ile meddâhı oldu

Nihâyetsiz zevkini orda buldu

6. Bülbül gülsüz gül bülbülsüz yaşar mı

Âşıka sus desen acep susar mı

7. Fakîrlere hem-dem oldum ağladım

Dertlilere bakıp dermân sağladım

8. Âşıklarla sağa sola çağladım

Dost düşman yok varlık birmiş anladım

9. Kendi düşen kendi ağlar hâline

Dışı bırak bak gönül ahvâline

10. Settâr ile türlü ülfetler ettik

Cebbâr'a da gerçi çok hizmet ettik

11. Çocuklukta Hakk'a rücû eyledik

Hâce-i aşka ser-fürû eyledik

12. Hak yolunda aşka bağlanmak gerek

Söyleyenden dinleyen ârif gerek

13. Yûsuf göründü Ya'kûb'un gözüne

Leylâ göründü Mecnûn'un gözüne

14. Verdim özümü şeyhimin özüne

Gözüme bak ne göründü gözüne

15. Hüsn-ü mutlak sende olmuş cilve-ger

Cân ve dilim senindir ey pür-hüner

16. Gönülde var Hak yazısı bir kitap

Onu okursam acep var mı itâp

17. Gerçi kalmaz kimsede tâkat ve tâb

Buna şâhit yeter gökte âfitâb

18. Erler meclisinde aş var gidelim

“Fakr u fahrî” libâsını giyelim

19. Aşk ehlinin bâdesinden içelim

Yiyüp içip Hakk'a bin şükredelim

20. Bed-mâyeye ne yedirsen nâfile

Neye yarar gökten inen mâide

21. Günahım çok sevabım yok sefildim

Temizlenmek için öldüm dirildim

22. Bugün sabî yarın bir nev-civânım

Fenâ-ender-fenâdandır figânım

23. Düşündüm “ba'sü bade'l-mevt” ne sözmüş

Bu sözden almayan ibret ne körmüş

24. İnsân doğar çocuk olur yaşlanır

Büyüdükçe bu âleme aldanır

25. Olgun meyva hâke bakar sallanır

Âkil olan Hakk'a doğru yol alır

26. Sana bir tavsiyem var ey pür-keder

Âşık ol ki âşık Hakk'a tez gider

27. Kara kâfî gelmedi seyrânıma

Havalarda gezmek yetti cânıma

28. Denizlerde yüzer idik bir zaman

Deniz büyük biz küçüktük o zaman

29. Şimdi deniz gönülde dalgalanır

Arşa kadar yükselerek dağılır

30. Yârin elinde oyuncak gibiyim

O'nun nûru doğunca yok gibiyim

31. Gâh ona sen gâh sana o der idik

Böylece bir yol tutup gider idik

32. Bazı kesret gitse kalsak yalınız

Biri asıl gölge olduk birimiz

33. Ben yok oldum acep bu nâle nedir

Gafletten mi yâr şikâyetçidir

34. Hikmetinden suâl etme sabûr ol

Vakti gelir lütfu doğar şekûr ol

1. İki varlıktan biri maşûk olur

Diğeri elbet ona âşık olur

2. Mahbûbumdur Hakk'ın habîbi benim

Her tarafta onu arar gözlerim

3. İçi maşûk dışı âşık bir vücûd

Her taraf bir kıbledir etsek sücûd

4. Kalksa vücûd kümbedi puthâneden

Kim kalır kim gider meyhaneden

5. Gâh “erihnâ” gâh “hümeyrâ” der Habîb

Bin selâmlar sana bizden ey tabîb

6. Hasta gönüle sıhhat istersem eğer

Sonra ona yalvarırım tâ seher

7. Bir zehir ver beyaz olsun içeyim

Gönlün etrafında tavâf edeyim

8. Sen tohum ol ben de toprak olayım

Âlem içre bâğ ve bostân kurayım

9. Gönül coştu hayretimden ağladım

Şefâat sırrını şimdi anladım

10. Nûr doğarsa her taraf pür-nûr olur

Cîfe dahî nûr ile mesrûr olur

11. Meğer ben de canlı bir âlemmişim

Veyâhut cân âlemine ermişim

12. “Ya Hümeyrâ git yetiş imdâdına

Nusret’in son gelmiyor feryâdına”

13. Mürşidin gönlüne bir cünbüş olur

Söyletirler çok söyleme suç olur

29

1. Kûh-i kâfa vardım ordan âlemi seyreyledim

Hâl ve ahvâlinden âgâh olmaya azmeyledim

2. Sordum ey Hak ey meâdin var mıdır bir derdiniz

Bunca yıllar geçti artık söyleyin ahvâliniz

3. Merhaba ey Âdemoğlu derdimiz sensin bizim

Bunca yıllar biz senindik şimdi oldun sen bizim

4. Bunca yıllar hizmet ettik kimse sormaz hâlimiz

Sen kimin emriyle geldin söyle bilmek isteriz

5. Nâr u bâd u âb u hâktır ismimiz dört kardeşiz

Sen vücûdu bizle buldun sonra elbet isteriz

6. Bizlere ancak seninçün can veren Allâhımız

Nûr-ı vechinle münevver kılmada kalb-gâhımız

7. Hak Teâlâ her kelâmında Habîbim der sever

Ol Habîb-i Kibriyâ biz ümmete rahmet diler

8. Yoksa sen de ümmete ey nûru'l-ayn dahil misin

Yoksa sen de imtidâdı nûr-ı Peygamber misin

9. Biz sana âyîneyiz âh sen de mir'ât-ı Hudâ

Hilkat-i âlemde maksat sensin ey Mihr-i vefâ

10. Hep seninçün devr-i âlem, devr-i eflâk devr-i Hak,

Biz senin pervanen olduk, sen bize nûr-i levlâk.

11. Sen ki avdet eyledin aslını bulup yâd eyledin

Ehl-i beyt-i Mustafâdır cedd ü ecdâdın senin

12. Sen ki geldin bizlere mesrûr ve handân eyledin

Hak erenler de seni dillerde mihmân eylesin

### 30

1. Aferin bak secde ettin kibre isyân eyledin

Alnını öpmek için sen abde fırsat eyledin

2. Hak sana yardımcı olsun unutma sücûdunu

Geldi mi yevm-i kıyâmet çürütmem vücûdunu

3. Ey vücudun aslı faslı ey anâsır babası

Ben sana baktım ve sildim ol zaman gözden pası

4. Sen Aliyyü'l-Mürtezâ'nın oğlusun bildim seni

Sözlerinle gönlümü şâd eyledin sevdim seni

M. Nusret Tura
5. Ben değildim lâyık aslâ ol ilâhi sözlere

Sen bizi yanlış görüp açtın derûnun bizlere

6. Ben bu amelde zaîfim bir hakîr âciz kulum

Meskenet oldu işim kaybeyledim sağım solum

7. Hazret-i Hazmî'ye büktük boynumuz misl-i gedâ

Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâki'ye ettik ilticâ

8. Hep onun aşkıyla durmaz söylenir bu cümle beyt

Ol bize oğlum der amma biz ona olduk ubeyd

9. Nâsiyemde gözlerimde hep onun nûru gezer

Dürlü esrâr fâş ederken sen onu gördün meğer

10. Sen nikâb-ı yâri açmaktan sakın etme keder

Neşeni bozma cemâl-i yâri Nusret setr eder

11. Sen ki dîdemde onu gördün de âğâz eyledin

Sen ki coştun da onun aşkıyla pervâz eyledin

12. Gel azîz ol kardeşim gel şevkimiz eksilmesin

Biz bize bend olmuşuz âh yâr ve ağyâr dinlesin

13. Devrile devrân ile seyrân ile coştuk bugün

Gün bugündür sînemiz çâk eyledik coştuk bugün

14. Serhoş oldum akl ü fikrim yağma mestlik ânıdır

Yevmi gurbet bitsin artık şimdi zevk eyyâmıdır

### 31

1. Bir derd ile bin lütfu gelir Hazret-i Hakk'ın

Sil gözyaşını ağlar isen Hakk'a uzaksın

2. Tevhîd okuyan dilde olur mu gama yanmak

Aşk âteşi bitse eğer sîneme gel bak

3. Hep bitti bugün âb u hava âteş-i sûzân

Kaldıysa eğer birkaç avuç hâki perîşân

4. Elbette o rûh bülbülüne bil ki kafestir

Gaflet ile âlûde isen cümle hevestir

5. Kokmak diledim aşk gülünü şöyle yapıştım

Hâlâ acıyor kırk senedir sanma alıştım

6. Bir gün yaşaran dîdem ile goncaya sordum

Bak ben de dedi derdin ile sapsarı soldum

7. Sen beklemedin ben eğilem vechine doğru

Sabreylemedin sen uzadın vechine doğru

8. Nusret bana bak sevdiğin her şeye rakîbim

Yetmez mi ki aşkım sana ey abd-i zaîfim

M. Nusret Tura

### 32

1. Yâ Rabbi beni hasta alîl eyledi aşkın

Dil-hânemizi nûra mı ya nâra mı yaktın

2. İster yüreğim hâne-i ihvânı ziyâret

Âdet bu mudur hâne-i vahdette ikâmet

3. Sînemde olan âleme bir kez nazar ettim

Âyine mi vîrâne mi baktıkça âr ettim

4. Elbet hareket beklenemez mürdeden aslâ

Geldikçe senin zindelerin etmede ihyâ

5. Züvvârımı şâd eyle benim Hazret-i Allâh

Nusret kulunu eyle Habîb'in ile hem-râh

### 33

1. Yâ ResûlAllâh kapında bekleyen uşşâka bak

Bazımız mahcûb ve mahzûn bazımız bin derde gark

Ömrümüzden her geçen gün bizlere yıldan ırak

Lutf edersen beynimizde kalmaz aslâ iftirâk

Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

2. Yâ ResûlAllâh uzun bir yoldan avdet eyledik

Dağ ve taşlardan geçip deryâları kat' eyledik

Kalmamıştı sabr u tâkat nâle efgân eyledik

Sen Şefîü'l-müznibîne arz-ı hâcât eyledik

Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

3. Yâ ResûlAllâh beni âğûşundan etme cüdâ

Maksadım mir'ât-ı sînenden temâşâ-yı Hudâ

Şerha şerha oldu sînem rahmet ey bahr-ı safâ

Bir gedâ-yı pür-kusûrum Yâ Muhammed Mustafâ

Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

4. Yâ Resûlullah bütün ümmîdimiz sensin bizim

Gâyemizsin kıblemizsin Kâbemizsin sen bizim

Nusret inler kâinat ağlar düşündük suç bizim

Sen de dâd etmezsen ahvâlimiz nolur bizim

Kolların aç şöyle biraz sonra istersen bırak

Üzme nimettir bize der-âğûşun ey nûr-ı Hak

1. Bahar gelmişti gâfildim cihândan

Güyâ bir nefha ermişti nihândan

2. Gönül bilmem niçin inler dururdu

Güyâ her nefha aşktan dem vururdu

3. Ne bir yârdan ne ağyârdan haber yok

Acep dil-hâneye sorsak ne var yok

M. Nusret Tura
4. Sen ey yâr-ı vefâdâr aç derûnun

Yine bî-kes kalıp oldum zebûnun

5. Ey benim rûh-ı revânım şöyle gel

Ey benim rûh-ı zebânım inle gel

6. Ey benim sırr-ı figânım coş bugün

Serhoşum ben sen de serhoş ol bugün

7. Ben değil âğuşunu açmış cihân

Cümle âlem taht-gâhın bî-gümân

8. Bir tecellî nûrunu bekler bu dil

Lutfedip açsan dehân ey bî-misil

9. Gamzene her nokta olmuşken delil

Ağlamaktan zevk alır Nusret alîl

10. Kıbleye karşı tutup nâsiyemi

Pâk ve sâf ettim gönül âyinemi

11. Belki teşrîf eyler ol sâhib-kerem

Der iken tahrîre yeltendi kâlem

12. Ger münâcât eylesem cehlim ayân

Şöyle bir nâz eylesen hâlim yamân

13. Medhine açsam lisân “sus” der kitâb

Bir hatâya belki var yüzbin itâb

14. En ufak bir ihtiyâç etse şitâb

İstemem mir’ât-ı dilde bir nikâb

15. Çünkü gönlüm bir nazar-gâhtır sana

Hâk-i pây olmak ne nimettir bana

16. Âlem içre şâh ve sultân eylesen

Bâb-ı aşkında kulum ey zü'l-minen

17. Hangi ihsânını saysın bu gedâ

Şükrüne yetmez ömür ey pür-âtâ

18. Gözlerim nûrunla parlar rûz u şeb

Sem'ime ermez tekâzâ-yı taleb

19. Emrin olmazsa dehân eyler sükût

Lâne kurdum şimdi misl-i ankebût

20. Sen mi mestûrdun bu gün baktın bana

Ben mi açtım rûyini ey dil-rübâ

21. Şimdi artık istemem gizlenmeni

Belki bir gün bende gözlerler seni

22. Cümle ef'âlim senin ef'âline

Cümle evsâfım senin evsâfına

23. Uygun olmazsa yakışmaz şânına

Sustu Nusret daldı Zât ummânına

### 35

1. Çağla ey rûh-ı revân deryâ yakındır durma koş

İnle ey dil inle kim bu çıktığın en son yokuş

2. Sonra bî-tâb-ı tüvân yâhut temâşâ-yı cemâl

Vakti gelse korkma artık Hak'la olduk lâ-yezel

3. Gerçi sînende yanan aşk âteşi sönmüş gibi

Benliğin yakmış kül etmiş vech-i pâkin nûr gibi

4. Gerçi âşıklarla ülfet eylesen parlar gönül

Hâce-i aşkın huzûrunda sakın coşma gönül

5. Belki maşûk eyliyor âşıklara Mevlâ seni

Bazen aşk bir perdedir tefrîk için Hak'tan seni

6. Gerçi ummânın da maşûkların da uryânısın

Âlem-i imkânda bir kulsun veya sultânsın

7. Sen de ey âşık sakın Mansûr gibi "Hakkım” deme

Gördüğün her zerre “ben Hakkım” dese olmaz deme

8. Kâinat bir mürebbî oldu gâfil Nusret'e

Ân-ı firkat geçti artık hâzır olsun vuslata

9. Mürşîd gözünden lâ-yezâl göründü

Bî-misâl bî-nikâb cemâl göründü

10. Perdeler gözümden bir bir açıldı

Gönüller bir oldu nûrlar saçıldı

11. Ayıldım kendimi O'nu aradım

Ne ben var ne O var şimdi anladım

12. “Rucû'u ilAllâh” desek bu işe

Vuslat deyiniz siz bu gidişe

51

13. Âlemde görmedim hiç böyle makâm

Cihânı vereyim ben orda kalam

14. Lüzum yok dediler her taraf birdir

Mekân u lâ-mekân hepsi senindir

### 36

1. Fidandım büyüdüm goncayla doldum

Bahâra yetiştim kızardım soldum

2. Kokuma bir müddet dostlar üşürdüm

Dikenim yaprağım arza düşürdüm

3. Ben ve sen meğer bir kuru lafmış

Her vücûd Hakk'ın mâadâ yalanmış

4. Dâimâ hâzır ol ey ân-ı vuslât

Nâr-ı aşkınla nûr oldu Nusret

### 37

1. Fermân-ı Hudâ zuhûra geldi

Aczim büyüdü kemâle geldi

Deryâ-yı derûn hurûşa geldi

Ervâh soyunup huzûra geldi

Farz et ki ömür hitâma erdi

Nusret yeni bir sabaha geldi

M. Nusret Tura

### 38

1. Üç bin sene evvelki Yûsuf kalktı dirildi

Ey necm-i sabah nûrun ile Mısr'a erildi

Nusret denilen birkaç avuç hâk-i siyâhı

Destûr diyerek âlem seyrâna getirdi

2. Geldi bir derd-i acîb hâneye mihmân etti

Gizlenip ağlar iken âleme rüsvây etti

Boynumu bükmüş idim dillere destân etti

Kime şekvâ edeyim der iken ihsân etti

3. Âleme geldiğime bin kere pişmân etti

Yûsuf'un kıssasını gösterip irşâd etti

Yine bir gün kaçıyordum beni handân etti

"Sen benim, ben seninim gel" diye feryâd etti

4. Aczimiz erdi kemâle vâsıl-ı dergâh etti

Cevri kâfî görerek sırrına âgâh etti

Gerçi yıllarla üzüp Nusret'i nâlân etti

Çok şükür şimdi bugün bülbüle akrân etti

### 39

1. Yâ Râb nereye baksa bu dem dîde-i cânım

Her yerde seni görmededir nûr-i nigâhım

Sevginle bugün kalmadı hiç âh u figânım

Tahmîd ile meşgûl görünür şimdi dehânım

2. Hicrinle coşar yaşla dolar bazı nazarlar

Bilmem ki niçin ağlayarak nâra yanarlar

Âlem ki senin nûrun ile oldu münevver

Ol nûru taşır dîdene sahib olan erler

3. Sen gönlümüzü nûrun ile doldur İlâhî

Gözyaşlarımız perdesini kaldır İlâhî

Vuslatta iken bahr-ı gama atma İlâhî

Rahmeyleyerek Nusret'ini yakma İlâhî

### 40

1. Cemâlin nûruna mahrek olunca

Gönül etvârını artık şaşırdı

2. Eğer kaldırsalar “vav”ı vücûddan

Göründü sâhib cûd yük taşırdı

3. Huzûrunda kıyâm zevkin tadınca

Dehânın lâl iken esrâr taşırdı

4. Nikâbın zannım oldu pâre pâre

Görünmez oldu şems eflâk şaşırdı

5. Ne yâr kalmış ne ağyâr ol mekânda

Bekâ mülkünde fânîler şaşırdı

6. Bu âlem âlem-i vuslât deyince

Şükür Yâ Rab deyip Nusret şaşırdı

M. Nusret Tura

### 41

1. Kalmadı sabr u tahammül yâ Resûlullah meded

Kendimi gaybeyledim aşkın ile yâ Râb meded

2. Hâk-ı pây-i Hazmî'ye yüz sürmeğe ettik şitâb

Böyle cemiyetleri ender görürmüş âfitâb

3. Gerçi cemiyet ve âlem hep senin mülkün-durur

Dîde-i uşşâktan rü'yet senin hükmündürür

4. Göz yaşından âh ve vâhtan biz bugün âzâdeyiz

Eylemezsen sohbetin dâim bize âvâreyiz

5. Seng-i vahdet kırdı mir'âtı dili malûmdur

Zindeler bezminde niçin Nusret'in mahzûndur

### 42

1. Âlemde yolun mekteb-i irfâna varırsa

Bul hocasını yoksa işin âh ile vâhtır

Rûhun kafes-i tende kalıp zevke dalarsa

Hayfâ ki yerin her gün için hâk-i siyahtır

Ya terk-i cihân eyleyerek âşık-ı yâr ol

Ya tâlib-i dert ol da şeref-yâr-i visâl ol

2. İnsân gibi doğdun yaşayan insân isen sen

Aşkın koca bir kervânı var gel yetişirsin

Her gün yeni bir kâr ile durmaz didinirsen

Peşîmân olarak pûte-i eyvâhta erirsin

Gel tâlib-i dert ol da zafer-yâb-ı merâm ol

Bir mürşîdi bul tut elini cânlara cân ol

3. Bak fasl-ı bahâr geldi yine lâleler açmış

Toprak gibi bir cevherin üstünde neler var

Ezhâra bakın her biri bir renge boyanmış

Gönlünde de fark etsen eğer böyle bahar var

Tathîr ederek câh-ı dili mâil-i âb ol

Tevhîd tohumu almak için bir ere râm ol

4. Âlem hep o âlem açılan perde-i cândır

Bir ibret ile âleme yok ol da nazar kıl

Arif olanın ruhuna ten taht-ı revândır

Cismin seni terk etmeden evvel onu terk kıl

Miftah-ı cemâl ister isen gel bize yâr ol

Gurbette kalıp inleme gel yâr ile vâr ol

5. Leş kargası hiç bâğ ve gülistâna girer mi

Bülbül gibi bir gonce bulup nâleler eyle

Huffâșe bakın nûr ile ünsiyet eder mi

Pervâne gibi âteşe koş handeler eyle

Ey aslı türâb gönlü harâb ömrü serâb gel

Gölgende ne var arkanı dön nûra görün gel

6. Her hasta marîz ben gibi mecnûn ise eyvâh

Elbette bir gün gül de kurur bülbül olur lâl

Ey sırr-ı peder nûr-i seher râz-ı keder âh

Makberde o gün birleşiriz son bulur ahvâl

Ger açmaz isen sem'-i hakîkat yine vâr ol

Nusret ciğerin dağlar iken bak ona şâd ol

### 43

1. Erbâb-ı nazar bakıp geçerler

Erbâb-ı dilân göğüs çekerler

Erbâb-ı Hudâ haber sezerler

Erbâb-ı safâ meded çekerler

2. Ey köhne yuvar neler taşırsın

Yaktın beni sen neden acırsın

Ömrün bekâya dönmekte artık

Ben yâne yâne kül oldum artık

3. Sînende bülbül bir gonca ister

Goncayla dolmuş âlem ser-â-ser

Gafletten artık Nusret uyansın

Dil-hâne aşkıyla nûruyla yansın

### 44

1. Rûhunla tenin benliğinin mâyesi oldu

Rûhun bir güneş ten de onun sâyesi oldu

Güyâ araya fırkat odu düştü ayırdı

Fikret ki o dem zıl güneşin gâyesi oldu

2. Mirâc ederek rûhlarımız aslına uçtu

Ecsâd ise hep aslı olan toprağa koştu

Bir sırr-ı acîb her cihetin Rabb’ine yoldur

Baktım ikisi âlem-i diğerde buluştu

3. Ey âlem-i dünya sana kâr-hâne demişler

Ey âlem-i uhrâ sana gam-hâne demişler

Terkeyle iki âlemi zîrâ ki bekâ yok

Ey hâne-i vuslat sana dergâh mı demişler

4. Dergâha gelip pâk olalım pâk olalım pâk

Ey kenz-i hafi mahzeni ey sîne-i derd-nâk

Bir gün geçen eyyâm-ı elem son bulur elbet

Nusret sana müştâk yetiş ey bûy-i ıtır-nâk

### 45

1. Zebân inler kâlem inler gönül inler firâkından

Cihân inler mekân ve lâ-mekân inler lisânımdan

2. Meğer aşkım şu mevhûm varlığa bir perde resmetmiş

Güyâ uşşâk figânıyla telâş etmekte ahd etmiş

3. İlâhî âteş-i aşkın sarây-ı gönlü hâk etti

Geçen eyyâm-ı ömrü âh firâkın târumâr etti

4. Kime hâlim ayân etsem yanan sînemden âh etsem

Kime arz-ı niyâz etsem kime candan hitâb etsem

5. İşittim ki senin merd kulların varmış bu âlemde

Senin esrâr-ı tevhîdin tamam olmuş bu âlemde

6. Hezâr şükreylerim yâ Rab enîs-i sohbeti oldum

İçimden korkular gitti harîm-i dergehin oldum

7. İşittim aslına yol bulsa âşık mest ve hayrânmış

Dem-â-dem artar eksilmez enîni hâli sekrânmış

8. Düşündüm aslıma varmak için bir arkaya döndüm

Meğer memnû imiş tebdîl-i cephe şeyhe yüz döndüm

1. Tarîk-i hak tamam olmazdan önce ey ömür bitme

Bahâ-i hüsnünü öğrenmek istersen azâr etme

2. Nasıl fâş eylesem derd-i derûnum ey Kerem-kârım

Bana bir müstaid gûş ver açılsın dîde-i cânım.

3. Kelâma gelmiyor sînemdeki esrâr ey Allâhım

Hülâsâ eylemiştir râzımı en son çıkan âhım

4. İşittim ki huzûr-i hazretinde kimseler yokmuş

Habîbinmiş yegâne mahremin başka kesân yokmuş

5. Hevâ-i nefse dargınlar Habîbinden alırmış nûr

Birinci sûrda mahvoldum acep nerde ikinci sûr

6. Senin mahbûbuna ermek için başımla cân koydum

Habîbinmiş meğer şeyhim bugün âgâh ve şâd oldum

### 47

1. Gedâ-yı dergehin oldum kuyûdâttan halâs bulsam

Vücûdum mahbesim yıksam biraz şöyle âzâd olsam

2. Verâ-yı akl u efkâra heves etti fakîr gönlüm

O derya-yı hüviyette yüzerken gaybolan gönlüm

3. Meğer ki ejder-i nefsim bana düşman imiş bildim

Bana destûr ver ey şeyhim çıkardım tîğ-1 tevhîdim

### 48

Hâtif:

1. Nice feryâd edersin ey azîzim gel beni dinle

Derûnun nây gibi pâk eylemezsen hükmü yok inle

2. Bulup bir er tutarsan el emîn ol bahtiyârsın sen

Dizin dizde gözün gözdeyse dillerde gezersin sen

3. Elinle tutmuşun sen Hak elin hiç bunda şüphem yok

Sebât ister vefâ ister emîn ol başka engel yok

4. Mücâhitsen mücâdilsen müşâhit olmak istersen

Elin işle gönül dostla vücûdun Hak'la istersen

M. Nusret Tura
5. Merak etme seni şeyhin huzur-ı Hakk'a cezb eyler

Hudâ her bir yananla pûte-i aşkında zevk eyler

6. Bu âlem oldu deryâ-yı hüviyyet vahdet-i Mevlâ

Vücûdun lâ deyip nefyet hemân mürşitle ol illâ

7. Bir ân ezvâkını efkârını ahvâlini terk et

Huzûr-ı Hak'da dâimsin vücudun bak nedir derk et

8. Huzûr-ı şeyhe Nusret taş gibi bir kalble gelmişken

Bugün ol taş yürek kaynar durur îmânâ gelmişken

### 49

1. İnerim gayyâ denilen âlem-i dûzah dibine

Çıkarım sâha-yı envâra gözümden halk siline

2. Bütün âlemler uzanmış da melâik dizine

Çalışır cümle-i ekvân koşarak aşk iline

3. Küçücüktüm bir ufak bahçeye girmek diledim

Bâğ-bân geldi dedi “giremezsin a beyim”

4. O zaman belki teessürle dedim “hay hay girerim”

Nice bin hamd ü senâ çünkü huzûrunda yerim

50

### Hâtif:

1. Deryâ-yı hüviyyette yürü yüz her ân keyfine bak

Yâ zirve-i bâlâya çıkıp hikmetimin sırrına bak

Zâtım ile zâtın evsâfımız hep bir gitme uzak

Esmâdaki tevhîdi hafî tut idrâke bırak

2. Ey nûru'l-ayn ey dîde-i nûr sen ne güzelsin

Nusret denilen bendeni niçin çok üzersin

Kâh gark ederek rahmetine süzersin

Açmak dilesem şöyle nikâbın ne gülersin

3. Dışarıdan ta'n-ı ağyârla şu cismim bin helâk oldu

İçerden âteş-i cânânla gönlüm pek harâb oldu

İki âteşle nem kaldı kalan nâm u nişân oldu

Soyundu rûh-i çâlâkim bugün nûru'l-ayân oldu

4. Fakîr bir ev yapar sultân saray inşa eder elbet

Şu sonsuz âlemîn halkında vardır şüphesiz hikmet

Bütün âlem habîb olmak için etmektedir gayret

Buna esrâr-ı hûb derler nasıl fâş eylesin Nusret

### 51

1. Bilir bilmez görür görmez nasıl bir devr-i âlemdir bu

Iyân olmuş nihânım der nasıl bir sırr-ı hilkattir bu

Nihân olmuş yakînim der nasıl keşf-i hüviyyettir bu

Visâlinden kaçar Cibrîl nasıl bir sırr-ı ülfettir bu

2. Bugün tam yirmi dört yıl var ki yârimçün her ân koştum

“Sen misin ey cân-1 cân” narasıyla herkese sordum

Bir beyaz tül takmış ol yâr açmasıyçün yalvarıp durdum

Attı vechinden nikâbı vechime âh şimdi kül oldum

3. Görmek isterler cemâl-i yâri ammâ söz ile olmaz

Rûz u şeb feryâd ve efgân cümle derde çâre-sâz olmaz

İsteyin miftâh-ı esrârı bu yolda âr hicâb olmaz

Sahibü'l-mir'ât-ı vuslattır fakîr Nusret inâd olmaz

### 52

1. Cümle âlâmın hemen taksîm için geldim bugün

Çekti miknatis-i kalbin bendeni bir ân bugün

2. Tâb-ı hüsnünle senin titrer iken buldum şifâ

İşte rûhâniyyetinle dil yine buldu safâ

3. Bekleyenler vardı bâb-ı rahmetinde Zâtını

Haccım olmuştu tamâm almış idim ihsânını

4. Hasta kalbler sıhhat alsın neşelen sen yâ Tabîb

Saf saf etrafında uşşâk bekleşirler yâ Habîb

5. Sînemiz âyîne olsun bak cemâl-i pâkine

Seng-i gam kırmış ne gam kim durmuşuz dîvânına

6. Sîne-i fağfûr kederlerden boşalsın inlesin

Muntazır âşıkların sen söyle onlar dinlesin

7. Bir kulağın dinliyor gam-dîdeler eyvâhını

Bir kulağın dinliyorken âşıkânın âhını

8. Dîden içre bir hüviyyet nûru var yârân için

Gönlün içre kim ne cünbüşler hazır cânân için

9. Leblerinden sen şarabın eksik etme sâkiyân

Nusret'in mest olmak ister tâ ebed ey Şâh-ı mâ

### 53

1. Dedi cânân ne durursun hele bir yaz göreyim

Yine al vahdetimin sâzını bir zevk süreyim

2. Ne okursan oku zîrâ bugünüm ıyd günüdür

Yeni bir gonca açıldı açılan aşk gülüdür

3. Senin her nağmenin altında fenâ sonra bekâ

Denilen neşelerin var kokuyor bûy-i vefâ

4. Vuruver mızrabını tellere âhenk dolsun

Ki visâlim dileyen ümmetim hem-zevk olsun

M. Nusret Tura
5. Bilirim coşmak için şeyhini istersen eğer

Senin olsun senin olsun senin ey dertli püser

6. Sen onunsun o senindir o güneş sen ona ay

Size bir tuhfemiz olsun alınız “Nefha-yı Nây”

7. Eğer ermişsen oğul zirve-i tefrîde güzel

O zamân mesele yoktur ebedîsin hem ezel

8. Hele artık beni söyletme de tanbûrunu al

Bütün âlem kulak olmuş bize aşk nağmesi çal

9. Şükür ey server-i zî-şân-ı rusûl nûr-i Hudâ

Sana “hurşîd-i şefâat” dedi erbâb-ı gazâ

10. Dökülüp yollara bir bir avuç açmış süedâ

Sana ermek için uşşâk cânı etmez mi fedâ

11. Senin aşkınla heyûlâ gibi devrân ederim

Ne sabahım ne de akşamımı tefrîk ederim

12. Bize senden gelen envâr-ı füyûz oldu hedef

Senin envârını câmi tene denmez mi sedef

13. Geçerek mürşidimin karşısına misl-i gedâ

Seni onda bularak sürmedeyiz bunca safâ

14. Beni inkâr O'nu isbât ile başlar sözümüz

Uçarak âlem-i lâhûta geçer hoş günümüz

15. Bana derler ki ehibbâ nice bir yanmadasın

Yanarak kül olabilmek mi acep kasdın?

16. Ne için yanmayayım âh sîneme âteş doldu

O ki âteş değil ey dost nûr-i muhabbet doğdu

17. Hele bir yaklaşıver kim sana isbât edeyim

Hür iken gel de esâret ile tebşîr edeyim

18. Beni ol Hazret-i Hazmî'ye esîr etti felek

Gözüm artık göremez oldu felek yâ ki melek

1. Geliniz hilkatin üstünde bir âlem kuralım

Orada Hâlık huzûrunda beraber duralım

2. Bu vücûd âlem-i süflîde kalır pek uçamaz

Fakat ol rûh-i revân uçmadan aslâ duramaz

3. Eğer uçmakta cenâhın yok ise sînene gir

Fakat evvelce temizlen azıcık şöyle eğil

4. Oraya kâmet-i mevzûnunu dik tutmak ile

Giremez kimseler aslâ kendinin olsa bile

5. Kaparım dîdemi bir ân çekerim perde cihâna

Bükerim boynumu sessiz bakıp âyîne-i câna

6. Kurarım sâat-i kalbi anarak Rabb ü Rahîm'i

Duyarım kendi zikirde açarım sem'-i hakîkî

7. Oradan derdimi dinler gülerek dildeki mihmân

Oradan nefhasın üfler coşarak sevgili cânân

8. Bakınız şöyle konuştuk diye ey abd-i fakîrim

Temiz oldukça dil-hânen sana her yerde nasîrim

9. Dökerek feyzimi birden sana ben menba'-1 pîrden

Sunarım âb-ı hayâtı sana ben mürşid elinden

10. Kimi süt yer kimi bal yer kimi serhoş şarâb ister

Sana ben hepsini versem kime ne kim olmaz der

11. Hele yaz durma düşünme okuyan kalbleri coştur

Kuruyan gözleri ıslat boşalan var ise doldur

12. Yazarım Nusret eliyle okuyor ayn-ı visâlim

Deyiniz sırr-ı tecellî doğuyor nûr-i cemâlim

13. Alırım âlemi birden sokarım gönlüme bir dem

Görürüm hepsi haşirde dönerim Rabb'ime hurrem

14. Ya bu âlem küçücüktür bakarım sînede pinhân

Ya gönül arş-ı muhîttir soramam hikmet-i Kur'ân

15. Kapasam dîdemi şöyle yok olur âlem-i imkân

Var olan ancak Hudâdır görene derler habîbân

16. Dalarım zevk ve huzûra göçerim âlem-i nûra

Atamam baklayı lebden güzelim bakma kusûra

17. Açalım perdeyi gözden görünür bir Ulu Hazret

Diyelim “salli ve sellim sana ey âleme rahmet"

18. Nice bin şekle bürünsen ne kadar renge boyansan

Kaçarım sanma gözünden gözümün nûru ne yapsan

19. Sözü idrâke bıraktım geliyor vakt-i firâkım

Girelim vahdet-i Zât'a demeyin sanki ırâkım

### 55

### Fâtih'te Dergâh-ı Pîr'de öğle yemeği

1. Midemiz boş sînemiz boş senden ihsân isteriz

“Fakru fahrî”den giyindik şimdi ikrâm isteriz

2. Âlem içre bir güzel halk eyledim "git bul" dedi

“Ol dahî bir bende ister git ona kul ol” dedi

3. Çizmeler giydim çelikten bir asâ aldım demir

Aşka gelmiş bir esîrim nerdesin sen yâ emîr

4. Dürlü mihnetler çekip geldim dayandım Fâtihe

Makberinde gizlenen ervâh için el-Fâtihâ

5. Dergeh-i pîrim göründü her taraf “koş koş” diyor

“Çektiğin nisyânı at zîrâ ki her şey hoş” diyor

6. Sofra-i Bedreddîn etrafında uşşâk diz-be-diz

"Nerde kaldın sen fakîri bir sâattir bekleriz"

7. Derdi gûyâ göz lisânı tek cevâb oldu sükût

Şems-i dînim sağ yanımda kaldı mı bende vücût

8. Sofranın nimetlerinden hangisin zikr eyleyim

Midemiz dolmuş mu ya boş mu nasıl fark eyleyim

9. Gönlümüz deryâsı mürşid nefhasıyla çalkalanır

Düldül-i aşka binen rûhum durur mu şahlanır

10. Farka geldim şöyle baktım hâne Beytullâhtır

Besmeleyle başlayanlarsa Habîbullâhtır

11. Sonradan takip edenler hep ibâdullâhtır

Sofra nimetlerle dolmuştur atâullâhtır

12. Dört anâsırdan tekevvün eyleyen elvâna bak

Ba'sü bade'l-mevt denen şu sözdeki ezvâka bak

13. İşte her bir lokmamızda türlü harmân gizlenir

Haşr u neşrin gâyesinde sırr-ı miʻrâc gözlenir

14. Hazret-i Bedreddîne hizmet eden ey sofra sen

Hangi âşıklarla hem-bezm-i safâsın söyle sen

15. Sen nesin bir tahta lâkin bence bir meydânsın

Bunca ehlullâhı göstermektesin mir’âtsın

16. Sanki temsîl eyliyorsun kâinâtı bizlere

Kim kimi it'âm eder daldım yine enginlere

17. Devr-i devrân seyr-i seyrân süratin senden alır

Sorsalar Nusret garîbe mestliğin nerden alır

18. Yâ İlâhe'l-âlemîn hayretteyim ahkâmına

Sustu zevkimden lisânım hâzırım fermânına

### 56

1. Tevhîd güneşi yırttı bugün ebr-i firâkı

Nûruyla sevindirdi yine biz fukarayı

2. Âlem ne deme perde midir zât-ı şerîfe

Yırt perdeyi tâ iresin akl-1 selime

3. Bir meseleden yandı bütün çerâğlar

Yaktın beni yak âlemi ey şûle ne kim var

4. Bir zerre gibi şems-i hakîkatte nihânız

Yok olsa cihât zâtına bak sanki cihânız

5. Ağyâr ile ülfette isen cümle serâbız

Sohbette isen bi-men-ü-mâ cânlara cânız

6. Terk eyleyiver Allâh için nâm u nişânı

Seyreyle işin yoksa eğer cân ve cihânı

7. Bir ay için zikrediver ism-i Hudâyı

Aç kim kulağın dinle ne der sîne-i râzî

8. Elbette bir gün Hakka bakar dîdeden idrâk

Ey canlara can hizmet eder zâtına eflâk

9. Tek çâre hemân ehlini bul git ona kul ol

Birkaç gün için yan ve yakıl gel bize dost ol

10. Gönlünde kesîf her ne ki var aşk onu dağlar

Artık yanacak şey yok ise nûr gibi parlar

11. Aşkından uzak olsam eğer hâlim harâptır

Bir mürşidi lutfetti ki Mevlâ Nusret'e cândır

### 57

1. Her gün yeni bir şevk ile pür-zevk u safâyım

İnkâr edemem lutfunu bâbında gedâyım

Gözyaşlarımı gördü eşim sandı fenâyım

Cengimde muzaffer olalı şâh-ı gazâyım

2. Bir gonce idim gerçi açıldım eşe dosta

Vahdet kokusun neşr ederim koklayan olsa

Bir gül koparıp göğse takar bahçede yosma

Hiç kimse demez koklama ammâ dalı bozma

3. Bilmem ki neden boş duramam inlerim her ân

Tahmîn ederim bir gün dertlere dermân

Her sîne eğer sîneme benzer ise sûzân

Ol ten yanamaz tâ ki ola aşka peşîmân

4. Bak sâl-i hayât nokta-i mihrâkına erdi

Hep geçti geçen hâl-i şebâbet sona erdi

Cânân yüzüme baktı hemân cünbüşe geldi

Esrârla dolu südyeleri ağzıma verdi

5. Coşkun geçen eyyâmına minnetteyim el-ân

Kül etti derûnum yakarak âteş-i devrân

Sönmek diledim “yanmalısın” söyledi Lokmân

Zîrâ ki yanan dilde doğar Hazret-i Kur'ân

6. Gel öyle ise çok yanalım yok olalım gel

Âşıklara yanmak gerekir nârıma yan gel!

Yan, sonra yok ol; sonra var ol; var olarak gel!

Âheste giden Nusrete sen bakma çabuk gel!

1. Neler vardır neler her sînede mahfûz neler vardır

Bakan her dîdeden ol sînenin esrârı lemeʼândır

2. Kime arz ve şikâyet eylesem ben derdimi yâ Rab

Kime deryâ-yı aşkın mevcesinden bahs açsam yâ Rab

3. “Nasıl oldun cüdâ düştün” dedim ey katre-i cânım

Tefekkürsüz cevâb verdi dedi “ben ayn-ı deryâyım”

4. Gurâb-ı nefse sordum “sen nasılsın ey hoş-elvânım”

“Gurâb olmam” dedi cennette ben bir mürg-i ankâyım

5. Gılâf-1 sûrete sordum "nasılsın zerre-i hâkim"

Dedi "heyhât yanıldın zerre kim ben şems-i eflâkim"

6. Nihâyet anladım yâ Rab senin aşkınla zerrât hep

Birer şemstir ve deryâlar birer katrende pinhân hep

7. Senin aşkınla mest olmuş dönerler gökte yıldızlar

Hilâl pür-neşedir şems karşısında cümle serhoşlar

8. Zemîn olmuş ezelden mest ne varlıklar ıyân eyler

Senin aşkınla bî-rûhlar olup zî-rûh figân eyler

9. Bir âlem içre halkettin nice bin âlemi şâhım

Sonunda binlere tevhîdi emrettin ey Allâhım

10. Libâs-ı aşk telakkî eylesem âlemleri bilmem

Gönülde hubb-i Mevlânı nasıl ta'rîf edem bilmem

11. Seni görmek muhal derler peki aczim ezeldendir

Fakat hiç görmeden aşk âteşin dillerde nerdendir

12. Damarlardan yakînim dersin Allâhım ten ü câne

Niçin kalbim yanar ah u tahassürle garîbâne

13. Nasıl keşf-i serâir eylesem yâ Rab harâb oldum

Zindedir rûhum senin aşkınla lâkin bed-zebân oldum

14. "Derd" derim "hasret” derim "âteş" derim hep remz-i sevdâdır

Nûr ve zulmât bir muammâ fecr-i aşkın dilde ra'nâdır

15. Doğsa nûr-i Mustafâ dil Kâbesinde kıbledir maşrık

Dalsa mutlak bahr-ı tevhîde dayanmaz mahv olur mantık

16. Gelip sînemde saklandın beni yıllarca ağlattın

Nihayet "gül" dedin güldüm gülerken der-akab kaçtın

17. Gönül mir'âtını pâk eyledim aklım hilâl oldu

Temâşâ-yı cemâlinle hilâlim bedr-i tâm oldu

18. Cihânı hâline terk eyledi Nusret firâr etti

Verüp cân u dili üstâdına varlıktan âr etti

1. Ecsâda kemâlât dağıtır şems-i vücûdu

Yârâna muhabbet saçıyor nûr-ı huzûru

2. Ahfâda birer meş'aledir nutku vücûdu

Uşşâka revân eylemede ab-1 vusûlü

3. Bir katre tadan ayrılamaz meclisimizden

Hazmî gibi üstâda kuluz tut elimizden

4. Mevlâ görünür baksan eğer her köşesinden

Gönlündeki âyîneye bir ân dönebilsen

5. Ey cân bu kemâlât kem âlât ile dönmez

Bir şu'le ki Hak yaktı onu “püf” ile sönmez

6. Bir nokta-ı seyyâre-i cevvâle-i hilkat

Yâ Rab bu ne kudret bu ne kuvvet bu ne hikmet

7. Nerede kıble-i cânım o benim nazlı civânım

Yetiş ey ebr-i tesellî kuruyor bağ-1 cenânım

8. “Nusret” bu ne gam gayret edip zâtına bir bak

Bir gün kılacak Tanrı seni mihver-i mutlak

9. Bu nedir zevk-i tecellî o nedir nâtık-ı gaybî

Meded ey şâh-ı risâlet meded ey lutf-i ilâhî

M. Nusret Tura

### 60

1. Bir katre verin bâde-i pür-şevk-i bekâdan

Tâ kurtulayım nâle-i bed-mest-i fenâdan

Açsam dehenim kurtulamam kahr u belâdan

Sussam çağırır savt-ı Bilâl fasl-1 nevâdan

2. Bir âleme şevk etti beni sille-i devrân

Ben ben değilim bende beni etmede seyrân

Ben sende ve sen bende o yüz hüsnüne hayrân

Kaçsam kaçamam çünkü yerim kabza-i Rahmân

3. Heyhât geçiyor ömr-i visâl hüzn ü elemle

Sanem-i şirk-i hafîyi kıra Hak lutf u keremle

Yakınız perde-i ağyârı gide kalmaya perde

Görelim gamze-i Leylâyı seher sabr u edeple

4. Elbette muhabbet denilen neşe-i Mevlâ

Her ma'kese revnâk veriyor nûr-1 tecellâ

Dillerde kurar saltanatın ol şeh-i vâlâ

Ey Nusret-i âvâre gözün olmaya şehlâ

### 61

1. Harîm-i vahdet içre hükmeden sultân acep kimdir

Acep kâmûs-1 irfânı yazan kim hatm eden kimdir

Merâyâ-yı zuhûrdan varlığın isbât eden kimdir

O kimdir Nusret-i Battal cevâb ver ki o dost kimdir

2. Cemâl-i bâ-kemâlinden sıyırsan zulmet-i cehli

Ne hoş âdâb-ı hürmettir nihân olmuş kemâl ehli

Bürünmüş yâr ridâ-yı kesrete gûyâ gelip keyfi

Gönül beytinde lebbeyk-hân olan dildâr acep kimdir

3. Şerîkin yok nazîrin yok Ehad'sin hem Samed'sin sen

Bıraktım hep kuyûdâtı ki zîrâ bî-mekânsın sen

Şehâ zâtınla kâimsin vücûdumdan rücû' ettim

Seni ilm-i İlâhiyyenle bildim işte sustum ben

### 62

1. Ey sabâ nerden gelirsin bûy-i cânânımla sen

Bir ömür harç eyleyen nâ-şâda çok nâz etme sen

Gözlerim yolda kulağım hâtif-i tennânede

İntizârınla sabâh ettikçe gurbetlerde ben

2. Ey seher niçin susarsın sen de mi mestânesin

Sen de mi Mecnûn gibi Leylâ-yı hüsne bendesin

Yoksa ezhâra akıttın yaşların şebnem gibi,

Maşrıkı gözler durursun, sen de mi hasrettesin?

3. Ey gönül güller açar kuşlar öter sen nerdesin

Eyliyor Hâllâkı takdîs cümle âlem nerdesin

Sıçrasa cânın felekten âlem-i vahdettesin

Bekliyor Lokmân-ı cânın dertli Nusret nerdesin

### 63

1. Ne sen ayrı vücûdumdan ne ben gâfil huzûrundan

Acep deryâ-yı aşkından haberdâr olmayan var mı

2. Bu âlemler kitâb-ı aşkının icmâlidir câna

Acep deryâ-yı ilminde yüzerken fark eden var mı

3. Duyuldu âşıkânın âh u zârı hicr ü firkatte

Acep vuslatla tebşîr eylesem bayrâm eden var mı

4. Zuhûrun her tecellîsinde bir çiğlik mukarrerdir

Cemâl-i nûr-ı Zâtın zerresinden dûr olan var mı

5. Eğer arz-ı vücûd içre kalırsam zıllde mahv oldum

Taşırken şemsi sînemde tulû' var mı gurûb var mı

6. Küçülsem ben ledün ilmi kitâbında vücûdumdan

Süveydâ noktası olsam bu seyrânda zevâl var mı

7. Hurûfun ve bütün a'dâdın aslı nokta-ı bâdır

Gerek bir bir gerek bin bir zuhûru ters gören var mı

8. Odur sârî cihânda kenz-i mahfîdir velîsinde

Resûlün armağanıdır bize şeyhim uyan var mı

9. Vücûdum katresi uçsa tecellî-i celâlinden

Semâ-yı evc u lâhûta gören var mı sezen var mı

10. Eser bir nefha-yı gayûr düşer katrem cibâl üzre

Buna bir secde-i şükrân desem sözde yalan var mı

11. Acîb bir ahz u i’tâ var bu tebdîl-i kıyâfette

Hayât aldım selâm verdim kelâmımda ziyân var mı

12. Gönül inler akar çağlar vatan aşkıyla kan ağlar

Açar âğuşunu deryâ-yı vahdet ses sedâ var mı

13. Gönül inler vücûd inler fenâ derler bekâ derler

Bütün bu saltanat ahkâmına râm olmayan var mı

14. Hakîkat ilminin bir remzini fâş eylemek kasdım

Bu müsbet âleminde menfîye bilmem cebir var mı

15. O göz kim zille bakmaz aslının hayrânı olmuştur

Libâsımdan muarrâyım ıyânım görmeyen var mı

16. Şefâat yâ Resulullâh şefâat yâ Hüsâmeddîn

Alırken feyzi şeyhimden verirsem hem zarar var mı

17. Hüve’l-Evvel hüve’l-Âhir hüve’z-Zâhir hüve’l-Bâtın

Gönülde Kâ’be-i Zâtın ezânın duymayan var mı

18. Açılsa çeşm-i hak bizde bakar her noktadan pîrim

Karışmam âlem-i ayna buna olmaz diyen var mı

19. Dehânımda çıkan bir âh ile leyl u nehâr mestîm

Şuûrumdan soyundum hâlime imrenmeyen var mı

20. Yutarken zâikam her lokmada haşri hesâb eyler

Bütün evrâd ve ezkâr intişârından bıkan var mı

21. Meşâmım sızlıyor dâim alıştı ıtr u tiryâka

Kokarken bûy-i yâri âh kaçıp dil vermeyen var mı

22. Kulak bir goncedir dinler hadîs-i aşkı bülbülden

Nihâyet gül açar bülbül susar mevsim soran var mı

23. Ne san'atkâr-ı aʼzamdır temâşâsında hayrânım

Kurar sahne içinde sahneler âzâde-ser var mı

24. Doğup ölmek onunçün bir şuûnât zevkidir cânım

Tecellî eyliyor her bir nefeste bî-haber var mı

25. Vücûduyla vücûd-ı Hakkı isbât eyler ârifler

Ne Nusret'ler gelip geçti bu âlemde kalan var mı

64

1. Es-selâm ey cân-ı cân ey sırr-ı Yezdân es-selâm

Es-selâm ey mihr-i cânân ayn-ı aynân es-selâm

Es-selâm ey kıble-i uşşâkiyân nûru'l-ıyân

Bin cihân olsun fedâ uğrunda şâhım es-selâm

2. Bak dil-i pür-derdime devrân nasıl neşter salar

Sanki akd-i ittifâk etmiş cihân mihnet saçar

Beklerim dergâh-ı izzetten peyâm-ı sohbetin

Gitmeden bir dert hemân bir diğeri fırsat arar

3. Varsa imkân yârimi terk et bana gel ey keder

İstemem yâ Rabbî gösterme bize dâğ-ı peder

Eylerim âfâkı gark-âb yaşlarımla tâ seher

Şeyhimin kurbânıyım ben emrine fermân-ber

4. Senden istimdâda geldik ey Habîbullâh meded

Sen yetiş ey dertliler dermânı sendendir meded

Ümmetin içre zaîf Nusret denen bir bende var

Bekliyor kapunda sıhhat şeyhine senden meded

65

1. Matla-ı hurşîdden bekler gönül şemsi müdâm

Yaklaşır tâ fecre dek hem makdemin tathîr eder

Devr eder mânend-i çarh olmuş esîr-i vasl-ı dâm

Şema-i tevhîddeki pervâne şeklin arz eder

2. Katre katre toplamış dolmuş leb-â-leb câm-ı aşk

Kırdı yârin senk-i teşvîki döküldü bâdeler

Muktezâ-yı hükmü kânûnî budur encâm-ı aşk

Kâh eder mest dostunu kâhîce mestlik arz eder

3. Mihver-i şems üzre devr eyler kamu eflâk hep

Aşka peyk olmuş bu gönlüm cismime etmen nazar

Bir de vardım dergeh-i maşûka pür-şevk ve talep

Kesret-i mirsâda düşmüş şekl-i âşık arz eder

4. Derd-i mihnetle elem keyfiyeti hasret ise

Geçmeden ol devre-yi âşık nasıl bayram eder

Ger şu hâl maşûk libâsından tecellî eylese

Cilve-i yârdir bu hâlet hasta şeklin arz eder

5. Pister-i gamda yatan rencûre benzerse eğer

Istılâhât-ı ledünle buna demlenmek denir

Kûşe-i vahdette etse ankebûta bir nazar

Feyz-i pîre muntazır bir bende şeklin arz eder

6. Sîne-i zenbûre mesken edene sultân denir

Kâse-i fağfûru nâdân dâimâ tahrîm eder

Istılâhât-ı ledünle buna kâm almak denir

Hücre-i vuslatta ammâ hâl-i gurbet arz eder

7. Nusret-i nâlânı kurtar câh-ı gamdan ey şehâ

Âlemi doldurdu âhı Yusuf'u tanzîr eder

Cân alıp cân vermeyi vad eylemişti yâr ona

Fasl-ı sayfında hayâtın son bahârı arz eder

1. Sermaye-i ömr ile bâzâra geldim

Nusret dediler nâmım seyrâna geldim

Aczim görerek dâim Allâha geldim

2. Okudum on yıl şöyle emmâra geldim

Bir gün durarak çarhım feryâda geldim

Kısmet bu kadar azmış efkâra geldim

3. Mısrî okuyup bazan hayrâna geldim

Âlemde vefâ yokmuş şekvâya geldim

Nefsimle olup hemdem kavgâya geldim

4. Mamûre idi âlem vîrâna geldim

Çok yaş dökerek gözden ahzâna geldim

Davet irişüp Hak'tan şükrâna geldim

5. Destûr diyerek pîre üstâda geldim

“Lâ” oldu sözüm ilk inkâra geldim

İsbât için âhir “illa”ya geldim

### 67

1. Âşıkın maşûkuna vuslat yeri oldu bu dâr

Bir şuûnât-gâh-ı hasrettir gûyâ her perdesi

İşte maşûk eyliyor âşık dilinden âh u zâr

Zâtının olmuş sıfâtı mübtezel pervânesi

Mâyesi aşktır anınçün cümle mevcûdât yanar

Bulmak istersen hemân dök gözyaşı sermâyesi

### 68

1. Bî-zebânım yok mecâlim arz-ı hâle ictisâr

Etmeye haddim mi var geldim huzûra bî-karâr

2. Devr-i cevriyle dem-â-dem kaynıyorken gözlerim

Anladım gâfil gönül hicriyle yârin gâm-küsâr

3. Gerçi kâh ümmid-i vuslatla onardı yâreler

Firkat-i âgâhe tebdîl eylesem dil pür-mesâr

4. Duyduğum âlâm ve ezvâkı ne hâcet târife

Söyleten hem dinleyen hem hükmeden ârzû-yı yâr

5. Geçmede ömr-i azîzin günleri bir bir n'idem

Gelmede bir başka günler bitmez aslâ âh u zâr

82

M. Nusret Tura
6. Şu muhît-i derbederden isterim artık hâlâs

Terk edip bu âlemi kaçmak gerek encâm-ı kâr

7. Merhamet kıl yâ İlâhî sen bu Nusret bendene

Anladım lutf etmeyince yok terakkî âşikâr

### 69

1. Düşünüp şöyle dururken yapayalnız yuvada

Bütün âlemleri aldım karşıma tek sırada

2. Kimisi “Hû” diye zikrettiğinin farkında değil

Kimi zikriyle tapar sûrete maksat o değil

3. Çalışıp her biri bir iş ile meşgûl görünür

Bütün efâl-i perîşân ile Hak'tan görünür

4. Dikilen bir ağacın dalları yükselmede hep

Fakat insânlara baksak gözü toprakta sebeb

5. Azamet âleminin şerhidir hep arz u semâ

Kâlem-i kudret-i Hak yazmada pür-zevk ve safâ

6. Bunu tafsîl ile bilmek okumak meseledir

Fakat icmâlini kendinde bulup geçmelidir

7. Ne ki halketti Hudâ aslı olan hâke döner

Ne ki ol nefha-yı Haktır dolanır Hakk'a döner

8. Kişi sıdk ile üstâdına kul olmuşsa eğer

Ebediyyet ezeliyyet ehâdiyyette gezer

9. Yiyüp içmekle tegâfülle geçen ömrü atın

Şu libâs-ı beşeriyyetle gezen şâha bakın

10. Görünür zerre-i vâhidde de esrâr-1 cemâl

Okunur elbet o tek katrede arzû-yı visâl

11. Bütün envârı temâşa yeridir nokta-i hâl

Bu fenâ mülkte bekâ bulmada erbâb-ı kemâl

84

### 70

1. Kimi yüz bin senelik tarihe girmiş çıkamaz

Kimi müstakbeli fikr etmeden hiç ayrılamaz

2. Kimisi göklere çıkmış arıyor derd ü belâ

Kimisi bahre dalıp olmada esmâke gıdâ

3. Kimi kâşâne kurar çöp dolu vîrânelere

Kimi kurşun atıyor cephede bî-çârelere

4. Kimisi bir kılı kırk yararak etmede tedkîk

Kimi âlemleri halk eyleyen Allâh'a refîk

5. Kimi mihnette safâ zevkine dalmış geçinir

Kimi her zevkte duyar bûy-i cefâ cân çekişir

6. Kimi bir parça şarâb içmeye vâreste kalır

Kimi deryâları nûş etse de durmaz aranır

7. Kiminin bağrı yanar âh eder her ân didinir

Kimi dilde bulabildiyse huzûru ne denir

8. Kimi bir lahzada âfâkını arşın dolaşır

Kimi Nusret gibi yüksek uçamaz yerde kalır

### 71

1. Kiminle hasbihâl etsem gönül hep bî-huzûr dinler

Ne türlü arz-ı hâl olsa dimâğım bî-şuûr dinler

2. Muhîtimden gelen seslerde âhenk yok neden bilmem

Teessür âteşi yandıkça dilde kan döker dîdem

3. O lâhût illerinden nâle-i âhım cevâb ister

Usandım vakfeden zîrâ gönül artık tavâf ister

4. Hakîkat çeşmimi aç yâ İlâhî nerededir zâtım

Kemâliyle bütün evsâfını tahkîke müştâkım

5. Ser-â-pâ şir-i vâhitmiş şu âlemler nasıl etsem?

Huzûrunda sücûdumla Habib-i cânı şâd etsem

6. Ne hikmetler ne kudretler ne kuvvetler ıyân ettin

Nice kibr u gurûru benliği hep hâk-sâr ettin

7. “Bizim Uşşâkîlik yeğdir riyâsetten vekâletten

Hudâ hifz eylesin idrâkimi her türlü âfetten”

8. Bütün gözler seni görmek diler lâkin kemâl ister

Buna şâhid yeter cehlim zamân ister mekân ister

9. Cemâl-i pâkini nûr-ı hüviyyetle görür gözler

Bilir aklınca herkes kendini vicdânını gözler

10. Soyundum sâhil-i bahrin civârında tek ü tenhâ

Nasıl yüzsem demekteyken gelince mevc-i pür-sevdâ

11. Tahayyürden tefekkürden ayup nefse itâb ettim

Peşinden Hazmî-i cânım yüzerken sanki âr ettim

12. Meğerse gark-ı deryâ olmuşuz geçmiş otuz beş yıl

Diyor hâtif “be hey câhil vücudun dinle iz’ân kıl”

13. “Bırak Nusret diyârı dârı deryâyı hemen terk et”

“Soyun gir şeyhinin gönlünde birlik âlemin derk et”

### 72

1. Derûnen âh çeken gâfil midir bilmem ki Mevlâdan

Eğer idrâk ile çektinse âhın dâvet-i Hak’tır

O âh bir nefha-yı nûrdur açar estâr-ı Leylâdan

Diyen Hak dinleyen Hak mâ-hasal âh zevk-i mutlaktır

2. Bülbül gibi feryâd ederim dinleyen olmaz

Gurbet-zedeyim inliyorum dert soran olmaz

Pervâne gibi yansam eğer âteş-i aşka

Derler o zamân “sen gibi dîvâne bulunmaz”

3. Her lahzada “Ya Hû” dediğim derk edebilsem

Rüzgâr gibi “Yâ Hây” diyerek esmeyi bilsem

“Allâh” diye feryâd ediyor çarhları her ân

“Seyyâr” denilen ol vapurun sırrına ersem

4. Baktım ufacık zerreye fecrinde sabâhın

"Kayyûm” diye dönmekte bulup neşe-yi tâmın

Âfâk celâlinde kopan fırtınalardan

Kahrında lütuf gözler imiş sanki Hudâ'nın

5. Her vâhidi gördüm dolanır aşk ile coşmuş

Maşûk nerede perdelerin ardına durmuş

Mânâ ilinin harfleridir âlem-i sûret

Her nokta-i mevhûme ânın şükrüne koşmuş

6. Sen şems imişsin bilmiyoruz kadrini cânım

Deryâ imişsin katre gibi sende nihânım

Mansûr'a yakın bir kabâhat işledi Nusret

Medhinle "Hüve'l-Hak” diyerek Hazmî-i cânım

1. Yine dürler göründü ka'r-ı bahrinde tecellînin

Dalam derken tükendi tâkati zevk-i tesellînin

2. Yapıştı perçemimden pençe-i kesret perîşânım

Koparsın perçemim ayrılmazam ey derde dermânım

3. Alıştım gülşen-i vahdette ekle meyva ve nane

Sabîyim kalb-i mahzûnum açıktır lutf u ihsâne

4. Garîbim bî-kesim zîrâ muhîtim bî-haber yârân

Kapandım hücre-i tenhâya gönlümden akar bârân

5. Hemân gün geçmeden başlar gönül feryâd ile zâre

İlacım sabr-ı Eyyûb olduğundan kaldım âvâre

6. Eğer dermân denen bî-gânelikse istemem senden

Senin derdinle oldum ayn-ı dert eksilmesin benden

7. Vücûd-i kâmet-i mevzûnumu dâl eyledi aşkın

Yakıp reng-i hümeyrâmı sararttı soldurup aşkın

8. Ne kumral saçlarım kaldı kalanlar bembeyâz oldu

Gönül fecr-i kâzipten kurtulup işte sabâh oldu

9. Cemâlin beklerim günlerce bâb-ı kahr u mihnette

Revâ mı bir bakıp bir kaybolursun hayme-i tende

10. Hakîkat inleyen bir inleten bir dinleyen birdir

Mücellâ satha inmiş âfitâb bir aksi de birdir

11. Bütün vâhitlerin gönlünde bir nûrsun Ehadsin sen

Dönerler kışr-ı fânûs üzre zerrendir Samedsin sen

12. Nefyden sonra isbâtın birçok hikmetlerin sezdim

Eriştir Nusreti sen ân-ı dâim sırrına şeyhim

### 74

1. Kesret beni yordu İlâhî çünkü zaîfim

Gün doğdu mu elvân oluyor cümle nümâyân

Mihnet okuna oldu hedef zevk-i selîmim

Derdim kemirir aklımı rûhum eder isyân

2. Solmakta devam etmektedir lâle-i ömrüm

Mâzîye karışmakta o saâdetli zamânlar

Gülmek ve sevinmek nasıl şeymiş ara gönlüm

Elbette bulursun boşa gitmez bu savaşlar

3. Düşmekte amûd şems-i celâl re'sime sık sık

Yetmez mi içimden yanan âteş yakıyorken

Takdîr ederim Hikmet'i ammâ ki bunaldık

Terk eyledik her varlığı geçtik serimizden

4. Bir lahza bile sürse eğer neşe-yi sâfım

Kâfî geliyor davete bin dert ile kahrı

Yollarda bakıp beklemeyi âdet edindim

Bir yâr-ı muvâfık bularak nakl edem aşkı

5. Tahtında celâlin görebildinse cemâli

Elbette yüzün sürmelisin pâyine şeyhin

Bayram bilesin ol günü ey Nusret-i fânî

Her ân değişen şe'nine bel bağlama dehrin

### 75

1. Ciğerimden gelen enfâsa bakın dert doludur

Dil-i pür-hûn konuşursa yakar âteş doludur

Hele ser-mest ediyorsa o sözü dinle cânım

O visâl tuhfesidir kim bütün esrâr doludur

Yanıyor sîne-i sâfım ezelin serveri gel

Yetiş ey Hazmî-i cânım yetiş ey lutf-i ezel

2. Bu ne kesret bu ne cünbüş bu ne vahdet bu ne sâz

Bu ne hikmet bu ne kudret kula yetmez mi niyâz

İçelim kanmayarak bâde-yi pür-şevk-i heves

O ki mahbûb-i cihândır yeridir etse de nâz

Yetiş ey sâkî-i bâkî yetişip Nusret'e gel

Ehad'in zevkine daldım Samed'in nefhası gel

M. Nusret Tura

### 76

1. Yine aşkın eli tuttu yakamdan çekti toprağa

Gözüm gönlüm açıldı çünkü kurtuldum vücûdumdan

2. Alıp hâki fenâdan fırlatıp attı semâvata

Makâmâtı dolaştım pür-mesâr oldum zuhûrumdan

3. Enîsimken sabâ rüzgârı itti ka’r-ı ummânâ

Dolaştım bir zamân deryâyı pâk oldum kusûrumdan

4. Nihayet sıçrayıp sür'atle çıktım şems-i Rahmân’a

İnip Kur'ân haber verdi şefîimle urûcumdan

5. Bana kıtmîr-i aşk derler koşarken Hazmî-i câna

Lâkaptır Nusret'i Tura (Tuğra) ayılsınlar füsûnumdan

### 77

1. Ey aşk ilinin bülbülünün goncası var ol

Ey mâyemizin nefhası can bahşı vezân ol

Peyk oldu gönül şem'ine hak şahidim olsun

Ey mahzen-i esrâr-ı Hudâ sen heme şâd ol

2. Baksam o senin dîde-i pür-nûruna bir ân

Kaynar yüreğim âteş-i aşkın ile lerzân

Cezbenle senin kâh yazarım söylenirim ben

Mihrâb-ı kemâlâtına bin secde-i şükrân

3. Şîr harlara benzer bu fakîr pâyine sinmiş

Ağzın dayamış çeşme-i irfâna eğilmiş

Mâhpâre-i dürdâne-i seyyâre-i aşksın

Emzir beni ilminle ki Hak emri gerekmiş

4. Sen kisve-i âlemle kılıp kendini pinhân

Farkındayım eşya bana ben zâtına kurbân

“Hazmî” dediğin maşrıkı ihsânda ıyânsın

Tuttun beni verdin ona kıskansa da devrân

5. Sen Nusret’e ruhsat veriver ey ulu sultân

Soysun seni mahremlere tâ kalmaya hicrân

Ey lem’a-yı aşk bahr-ı safâ rûh-ı mücessem

Ey nûr-ı Muhammed tuhfe-i Rab menba’-ı irfân

### 78

1. Düşünün “Hay”daki (Ha)’yı

(Ze) ise zübde-i insân

Ya Muhammed’deki (Mim)

Dedi Yâsîn ana Kur’ân

2. Tutunuz nûrdaki (Nun)’u

Bitişik (Sad)’ı sâlâya

Alarak (Râ)’yı Resûlden

Yürü tevhîddeki (Te)’ye

3. Biri handân biri hayrân

Bu zebân başka zebândır

Biri ma’şûk heme bâkî

Biri de âşık-ı cândır

4. Biri Leylâ-yı safâdâr

Biri Mecnûn-1 cefâkâr

Biri âşıklara pişdâr

Biri Mansûr ile berdâr

5. Birisi ayn-ı devâdır

Birisi derd ile rüsvâ

Birisi gonce-i cândır

Diğeri bülbül-i şeydâ

6. Birisi nûr-ı ıyândır

Birisi râz-ı nihândır

Birisi kutb-u cihândır

Biri âheste revândır

7. Birisi ârif-i âgâh

Biri nevreste-i irfân

Biri dil şehrine sultân

Biri sultânına mihmân

8. Birisi şems-i ziyâ-pâş

Birinin dîdesi huffâş

Birisi nakş-1 Hudâdır

Biri müsvedde-i nakkâş

9. Biri mihrâk-1 cemâldir

Biri muhtâc-1 kemâldir

Biri mihrâb-ı visâlde

Diğeri pür-helecândır

10. Biri dürdâne-i ismet

Biri gerdûne-i mihnet

Biri yekpâre hakikat

Biri sâd-pâre-i hayret

93

11. Biri mir'ât-ı musaffâ

Diğeri nâzır-ı şehlâ

Bu cihân başka cihândır

Edelim remz ile ihfâ

1. Hacâlettir cemâl-i bâ-kemâli görmeden göçmek

Misâfirsin bu âlemde ayıptır tuhfesiz dönmek

2. Eğer eyler ise tekmîl makâmâtı kıvamınca

Makâmâta makâm olmak gelir elbette ardınca

3. Girin bir bağa kim aslâ hazan bilmez zevâl bulmaz

Sulansa beş vakit âb-ı hayâtla zühreler solmaz

4. Tabiî gülleri solmaz bir bağın bülbülü susmaz

Eğer susmazsa bülbüller o bağın cünbüşü durmaz

5. Düşünsen şöylece mevhum vücûdum aslında bir dem

Nasıl bir hem-demi pür dem deminden dem alır her dem

6. Gaybdan mı zuhûr eyler vücûdum ey kerem-kârım

Veya mevcut olan bir varlığın izhârı mı şânım

7. Eğer mevcut ve hazırsan nedir bu dildeki hasret

Eğer mevcut ve gâibsen nedir bu âteş-i gayret

8. Harâretle yanan âşıklara sordum visâl ister

Kemâliyle ayân olmuş cemâli seyre cân ister

9. Bu arzû-yı visâlim tek cevabı “len terânî”dir

Nasıl görsün bu göz zîrâ anâsırdan türâbidir

10. Makâm-ı gaybı vahdette uzun boylu mekân tutmak

Değil kâri bu abd-i âcizin ağyâre câm sunmak

11. Henüz cem etmemişken niş ile nûşu hayâtımda

Ayıptır keşf-i esrâr her zaman her bir kelâmımda

12. Libâs-ı gayrı yüz bin kerre giymekle geçen ömrün

Olur mu hiç safâsında kararı serseri gönlün

13. Muhît-i ilminin dâim dışında söyleme Nusret

Kulak var râze mahremdir kulak var zâr-ı pür-illet

80

1. Yirmi yıl var dil gam-ı aşkınla oldu bî-huzûr

Rahmetin deryâsı vâsidir ger etsem de kusûr

2. Yâ İlâhî ben kusûrum anladım lutfun ile

İnşirâh ver kalbime dolsun gönül nûrun ile

3. Bir günâhım benliğimdir, diğeri gafletle hâb

Bu iki ejderle cenketmede çok çektim azâb

4. Her günüm bir âh ile geçmektedir yâ Rab meded

Perde-i âh içre mi gizlendin Allâhu's-Samed

5. Gözlerim gündüz görür sûretteki eşkâlini

Subhadek fikreylerim aczim ile ahkâmını

6. Sûretâ fark etmez oldum yâr nedir ağyâr nedir

Her nefes âlem senin zikrindedir gaflet nedir

7. Âlem-i sûret denen bahr-ı zuhûrundur senin

Âlem-i mânâ görünmez bahr-ı gaybındır senin

8. Seyr için bu âlemeyn içre gerek muhkem gemi

Hızr'a deldirdin dibinden neyleyim şimden geri

9. İstikâmet vermek üzre ben koşarken puslaya

Rahneyi tâmir gerektir içre deryâ dolmaya

M. Nusret Tura
10. Şöyle tâmir eyliyorken tekneyi oldu sabâh

Bir taraftan çarhlar inler derler “hayye ale’l-felâh”

11. Nazlı yârim çırpınırken böyle Nusret derbeder

Zevk edip nerde gezersin böyle benden bî-hâber

12. Bir liman bulsam eğer tâmir için ben tekneye

Avdet etmezsin gidersin belki gelmez illere

13. Ben seni âğûşuma almış iken gitsem deme

Mahremimsin mahremimsin vermezem nâ-mahreme

14. İşte açtım yelken-i tevhîdi çatlak tekneye

Bab-ı nâzında niyâz üzre kapandım secdeye

15. Zikreden âşıkların enfâsıdır rüzgârımız

Dost yüzünden sallanıp batsak da yoktur havfımız

16. Gerçi birçok maskemiz var sahne sanatkârıyız

Gönlümüz beyt-i Hudâdır şeş cihette âriyiz

17. Şeyhimizdir kıblemiz sultânımız her vârımız

Küfrümüz isbât-ı haktır seyr-i billâh kârımız

18. Bir vücûd-i pür-kusûru halk edip Nusret dedi

Derd ü minnetle ona ikrâm edip sabret dedi

81

1. Gönlümde onun vahdetinin bâdı eserse

Mahzûn yüreğim şâd oluyor düşse de derde

Şeyhim ile zinde

2. Âdem gibi yıllarca gezip cenneti tozdum

Bilmem nereden geldi gönül âteşi sordum

Şeyhimle buluştum

3. Nûruyla zuhûruyla içim tam yanıyorken

Gördüm onu bir hoşça yanış kim yaka derken

Şeyhim yakıyorken

4. Yaş ırmağı tûfan gibi akmakta gözümden

Varlık buzu güyâ eriyor kâf-ı gönülden

Himmet gele şeyhten

5. Âfâkımı sarmıştı yine ebr-i celâli

Gark olsa da ağyâr yüzüyor nûr-ı cemâli

Şeyhim ile bâkî

6. İsmail'i İbrâhime kurbândaki hikmet

En sevgili nen var ise Hak uğruna zebhet

Şeyhinle safâ et.

7. Elbet ebeveyn sevgisi aşka bir temeldir

Evlâd ve ıyâl sevgisi tıfla bir emeldir

Şeyhinki evveldir

8. Ya'kûb-ı beden düşse cüdâ Yusûf-ı dilden

Fikrin ne kadar tâkati var sor onu bizden

Şeyhimle gezerken

9. Geldiyse sülûkundan evvel cezbesi Hakk'ın

Îsâ-yı kemâl tuhfesidir nefha-1 Rabbin

Şeyhim beni yaktın

10. Mecnûn'a bakın Leylâ diye dağları aşmış

Yâ leyl bu ne hâl aşka yanan dîde kamaşmış

Kim şeyhe uzakmış

### M. Nusret Tura

11. Rûhum ile nefsim savaşır oldu seferber

Elbette bir gün gönlüm olur nefsime makber

Şeyhim bana rehber

12. Ey vakt-i seher sevgilimin sâat-i râzı

Şâhit geceler gözler iken bâb-ı niyâzı

Şeyhim ola râzî

13. Ey gonce-i nâz bekler idin bizleri çok yıl

Ey vech-i kemâl muntazırız biz sana kırk yıl

Sen Nusret'i şâd kıl

1. Ey âdem oğlu nerden gelirsin

Geçmekte ömrün her dem erirsin

İdrâk edersen sen bir emirsin

Durmaz gidersin kemâle doğru

2. Sahilde bir gün sabah edersen

Gâfil görünme mihrâbdasın sen

Dağlar denizler tekbîr okurken

Tut şeyh elinden git Hakk'a doğru

3. Yokluktur evvel şartı kemâlin

Elbette gizler dilber cemâlin

Bir gün tadarsın zevkin visâlin

Sanma gidersin hevâya doğru

4. Kendin mi mahzûn yerin mi bilmem

Kalbin okur “Hû” ey nûr-ı dîdem

Âlem kemâkân devrinde her dem

Çık arşa bir ân bak ferşe doğru

5. Dalma derinden bahr-ı sıfâta

Düşsen mukâbil mir'ât-ı zâta

Hak gör bakarken şâh u gedâya

Gönlün açılsın Mevlâ'ya doğru

6. Her nokta cevvâl her zerre raksân

Her katre-i cân aşk ile handân

Cennet mi bilmem her bağ ve bostân

Meydân senindir devrâna doğru

7. İdrâki noksan olduysa merdin

Kemâle seyrini bilmezse ferdin

Koşup yürürler peşinde dehrin

Elbet giderler hayâle doğru

8. İnsân isen gel ma'şûku seyr et

Fânî vücudu bâkîye devr et

Mahbûb u Hak'sın ilminde zevk et

Yorulma gitme celâle doğru

9. Coştum giyindim meydâna geldim

Uşşâkî dilden seyrâna geldim

Ey dertli etfâl dermânâ geldim

Merd ol soyun gel ummânâ doğru

10. Ey vech-i bâkî ma'şûk u cânân

Bak cism-i fânî hasretle nâlân

Âdem'le Havvâ gurbette giryân

Elbet giderler visâle doğru

11. Mânen büyüksün yoktur sana eş

Gönülde neler var boş durma eş

Ufk-ı ezelden doğan bir güneş

Gider mi acep zevâle doğru

### 12

12. Ölmezden evvel ölmek gerekmiş

Cânâna cânı kurbân gerekmiş

Uşşâk içinde Nusret çömezmiş

Çevir yüzünü cemâle doğru

1. Her gönüle baktım bin bir dilek var

Yâ Rab bu gönlüm niçin dileksiz

2. Enhâra baktım pür-talep çoşmuş

Deryâ-yı zâtın niçin kedersiz

3. Âvâre bülbül inler dururken

Ey gonce niçin bî-gânesin sen

4. Baktım sokakta etfal oyunda

Bir tıfl-ı mahzûn durmuş kenarda

5. Boynunu bükmüş gözleri nem-nâk

Gönlüne girdim gördüm elem-nâk

6. Yusuf musun sen yoksa İsmâil

Onlar da olmuştu bin derde mâil

7. İsmin Hüseyin mi yoksa Hasan mı

Düştüm meraka bilsem acep mi

8. Mısrî misin sen Eyyûb musun sen

Mansûr musun sen Nusret misin sen

9. Şems-i Tebrîzî yoksa Mevlânâ

Sübhâne sübhâne Rabbiye'l-âlâ

10. Belki Ali'dir ism-i şerîfin

Yahud Muhammed nâm-ı celilin

11. Zîrâ bunlar da dertli yuğrulmuş

Dermânı ancak bin dertte bulmuş

12. Nasıl nasıl sen yetim misin sen

Öksüz müsün sen bî-kes misin sen

13. Anladım anladım sen de bizdensin

Mahmûr-ı aşksın korkma ölmezsin

14. Bak ben de öyle sarhoş gezerken

Sînem kan ağlar çehrem gülerken

15. Ateş yanarken yakmaz olur mu

Aşkın elinden kaçmak olur mu

16. Hiç bir yanardağ gördün mü kim sen

Barit görünsün âteş saçarken

17. Ben sen bulunmaz kamûs-ı aşkta

Fermân onundur nâz ve niyâzda

18. Nusret de kendini kimsesiz sandı

Şeyhinin gönlünde nûra boyandı

84

1. Gel ey Cibrîl birader Rabbimi çok özledim

Hasret cânıma yetti sağım solum gözledim

2. Beni götür yanına söyleyecek sözüm var

Evvelâ git ruhsat al eyle beni haber-dâr

3. Eğer kim o der ise de ki “bir dilenci var”

Rahm eylesin hâlime dertliyim git söyle var

Cibrîl-i Emîn Hazret-i Rabbü'l-âlemînin huzûrunda:

4. Yâ Rab kapuna bir kulun dadandı

Âvâzına ins ü cin uyandı

5. Evvelce hemân ayda bir gelirdi

Sonra baktım her hafta geldi

6. Haftalar geçtikçe niyâzı arttı

Günler geçtikçe feryâdı bastı

7. Bâb-ı rahmetinde emrinle durdum

Her gelen kuluna ne ister sordum

8. Mîkâil kardeşim vermekle meşgûl

Kimine akar kimine menkûl

9. Kimisi bir lokma ekmek ister

Kimisi yemek için diş ister

103

10. Kimisi hastadır sıhhat ister

Kimi sıhhattedir toprak ister

11. Kimisi kâşâne saray ister

Kimisi evlâd ya mangır ister

12. Ver dedin verdik gidenler gelmez

Şu Nusret dilencin gelmiş de gitmez

13. Bakarım yukardan kapıya neyler

Oturmuş diz çökmüş her sabah inler

14. Tâkatım kalmadı acıdım yâ Rab

Ne demek istiyor dinle bir yâ Rab

Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn:

15. Öyle mi yâ Cibrîl acep kimdir o

Kaç zaman var ki âh ve zâr eyler

16. Nusret mi dedin şu Hazmî'nin oğlu

Babası geldikçe bazı bahs eyler

17. Hazmî o benim sevgili dostum

Onunla âlemin derdine koştum

18. Aradım aşkımı onlarda buldum

Habîbim nûrunu rûyunda buldum

19. Turfandasıdır bu asrın onlar

Sevgimle yaşar yaşar dururlar

20. Onları gerçi ben üzdükçe üzdüm

Tülbent-i aşktan süzdükçe süzdüm

M. Nusret Tura
21. Onların mestliği sanma kendinden

Mest olup inlerim ben ol gönülden

22. Oğlu tembeldir biraz da sersem

Tutturmuş bir söz de "kemâle ersem"

23. Söyle ki yâ Cibrîl halk eden kimdir

Kemâli zevâli Nusret'e bildir

24. Onlar sayısız sıfatlarımdır

Soyundur deryâ-yı zâtıma girdir

25. Var git haber ver söyle de gelsin

Ömründe ne görmüş anlatıversin

### Nusret huzur-ı Rabbü'l-âlemînde:

26. Tâ ezelden emrini duymuştu dil yâ Rab meded

Nûr-ı aşkın pertevinden sarhoşum yâ Rab meded

27. “Kün” dedin ervâh dem-â-dem kaynaşıp gelmektedir

Cümle mevcûdât hem-âhenk devr edip gitmektedir

28. Bütün eflâki seyrettim anâsırdan geçip geldim

Mevâlidin hitâmında şükür insân olup geldim

29. Zamanın bilmezem kaç asır oluptur seyr-i evtânım

Fakat yâ Rab bir şey var ki takıldı kaldı efkârım

30. Bulutlardan akıp geldim hava-yı aşk sarsarla

Bütün deryâ ve ahcârı dolaştım reng-i asfarla

31. Güneş yaktıkça halloldum karıştım hâk-i sevdâya

Çimenler bitti üstümde boyun büktükçe esmâya

32. Cemâd oldum nebât oldum nihayet dört ayak oldum

Uzun bir yolculuktan sonra geldim al yanak oldum

33. Seyahatlerden aslâ bıkmadım yâ Rab neler gördüm

Neler gördüm neler gördüm neler gördüm neler gördüm

34. Büyük bir saltanat yâ Rab senin mülkün ne vâsiymiş

Gelir bir ân doğar milyon gider bir ân güyâ yokmuş

35. Nihayetsiz olan bir istihâleyle doğar insân

Yaşar söyler nihayet yok olur elbet gelir bir ân

36. Muazzam pâyitahtında ne sultânlar gedâ olmuş

Nice arz-ı gedâyî eyleyenler padişah olmuş

37. Bakıp insân görünce kendimi şükr eylemek geldi

Sabah saatlerinde pür-şevkim müezzinden sedâ geldi

38. Kulak verdim ve gördüm ki bütün âlem niyâz üzre

Ağaçlar kimbilir kaçıncı rekâtta kıyâm üzre

39. Dizilmiş hâneler bir bir güyâ ki makbere benzer

İçinden kim bilir kim hangi âşıklar figân eyler

40. Çiçekler yek-zebân olmuş okurlar “sûre-i Feth”i

Yanımda bülbülü duydum okurken “âyete’l-kürsî”

41. Ufukta zulmeti yırtan güneş nûr âyetin söyler

Bitirmiş “Vedduhâ”yı ay heman şimdi duâ eyler

42. Nihayet bahçeye çıkmak murâd ettim çıkıp gittim

Bütün eczâ-yı hâk “Yâsîn” okurdu âşinâ çıktım

43. Kapandım secde-i Rahmân’a derhal terk-i âr ettim

Hârir üzre ibadetten ben artık şimdi âr ettim

44. Bütün ahcâr ve eşcârıyla arz her ân senâ ayler

Senin Nusret kulun yâ Rab hatâ üzre hatâ eyler

45. Nice mahlûku cân ettin nice cânlar kebâb ettin

Kimin mahzûn kimin nâ-şâd kimi nâ-şâdı şâd ettin

46. Tamam kırk yıl dolaştım şekl-i insân üzre ben yâ Rab

Gönülden her ne ki halk eyledin tard eyledim yâ Rab

47. Kuvâmı ben rızâm üzre tükettim elde bir şey yok

Yoruldum bir çöpüm yok benliğim yok ad ve sânım yok

48. Eğer ağla desen dökmek için dîdemde bir yaş yok

Soyundum harf libasından nazardan gayrı bir şey yok

49. Benim bir benliğim vardı bu gün ondan da mahrûmum

Huzûr-ı pâkine girmekti artık oldu maksûdum

### 85

1. Aşkına me’vâ olan sînem bugün pür-âh ve zâr oldu

Gülşen-i vuslatta sahip olduğum taht târumâr oldu

Ey felek senden nedir çektikleri âlemde uşşâkın

Hâneler vîrân olup mâmûrelerse bî-nişân oldu

2. Ağlayanla hasbihâl ettim sorardım niçin ağlarsın

“Gül” dedim güldü dedi “güldüm fakat bundan ne anlarsın”

Devr eder şâdî nâ-şâdî bürünmüş şekl-i insâna

Bir nefeste bin saadet anlamazsın elbet ağlarsın

3. Saadet var şekâvet var halk olunmuş nûr ve zulmet var

İlm u hikmet cehl u gaflet sıdk u rahmet cehd u gayret var

İltifâtın mu'tedil olsun makâmda durma eğlenme

Âşık ol zîrâ ki âşık sînesinde nûr-ı Yezdân var

4. Cümle mahlûkat ile nûş eyledim âb-ı hayatından

Mâyemiz yuğruldu bitti nâr u bâd u âb u hâkinden

Bir tecellî oldu ervâh dalga dalga arza serpildi

Her biri bir sûret aldu sonra güyâ bıktı kalıptan

5. Bunda bir sırr-ı azîm var halline ömrümce uğraştım

Bir muammâ hallederken bin muammâ çıkmada şaştım

Anladım bir saltanat var nerdedir sultân-ı zişânım

Terk için kesret libâsın yalvarırken çoştu vicdânım

6. Benliği teşkil eden her vârı bir bir terk edip gittim

Her kuvvânın bir de müştâkı bulundu Hakk'a devr ettim

Şimdi artık mânî-i vuslat olan efkârımız vardı

Cümle mahsusât ve maʼkûlâtı da tabuta devr ettim

7. Geldi Azrâil uzaktan baktı Nusret ölmeden ölmüş

Koştu Rabbü'l-âlemîne arz-ı hâle çünkü boş dönmüş

Pür-teessür inledi "Yâ Rab ne hikmet bir kulun var ki

Terk-i hestî eyleyip ben görmeden evvel gidip göçmüş”

8. "Tâ ezelden emrin üzre kabz-ı ervâh eyliyorken ben

Öyle kullarla temas ettim ki yalvarmakla ağlarken

Bir gün ömründen kazansa bin cihân olsa fedâ eyler

Ol nasıl kulmuş ki yâ Rab görmedim ömrümde şaştım ben"

9. Ey melek âhir zamanda aşkımı ta'lîm eden onlar

“Küntü kenzen” sırrımın miftâhına sahip olan onlar

Ben ezel bezminde ancak sizlere secdeyle emr ettim

Hep fakîrlerdir fakat “levlâk” hitâbımdan murâd onlar

10. Ey Melek vaktin tamam oldu gerektir sen de nûş eyle

Mevt şarabın tatmayan yoktur hemân gel sen de nûş eyle

Külli şeyin helikün illâ vechehû Kur'ânda zikrettim

Sen bilirsin ki bekâ ancak benimdir tez rücû eyle

### 86

1. Cümle fânî oldu artık Hak'la bâkî bir vücûdum var

İns u cin artık fenâ buldu hemân bir zât-ı bârî var

Gönül bir göz olup seyr eyliyor enfüsle âfâkı

Nefy u isbâttan eser yok şimdi artık vech-i bâkî var

2. Nerde İsrafil çocuklar sûrunu alsın hemân gelsin

Hayât-ı câvidânından âlemine neşeler versin

Nerdedir ehl-i nedâmet şimdi artık afv-i bârî var

Tevbe-kârân nerdedir Cibrîl hemân gitsin haber versin

3. Perde-i dîdem açıp gördüm ıyân olmuştu nûrullah

Es-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Nebiyyullâh

Es-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Resûlullâh

Es-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Habîbullâh

4. Yâ ilâhî öyle bir sultânlar sultânısın kim sen

Mü'min u kâfîr demezsin cümleye ihsân olur senden

Biz günahkârız sefiliz âsiyiz cûd u kerem senden

Rahmetinden eyleme dûr bizleri yâ Rab meded senden

5. Zâtının her zerrede siryanına ermiş iken ilmin

Nefsime yok itimâdım setr ederken ilmimi cehlim

Sen bizi yoktan yarattın kullarım derken senâ ettin

Nankörüm ben gâfilim amma bir âhım var çoşar şevkim

### Erler Demine / Bütün Şiirleri

6. Ey beşer kardeşlerim Allâh Rahîmdir kesmeyin ümmîd

Hayy ve Kayyûmdur Samed'dir kim penâhın katl eder nevmîd

Bizlerin isyânını afv etmeye fırsat arar dâim

Gün bugün arz-ı nedâmet kıl sanma kim ömrün eder temdîd

1. Sabahın zevkine cânlar dayanmaz

Öter can bülbülü aslâ usanmaz

Eser bâd-1 sabâ cânân ilinden

Uyan ey gül “acep niçin uyanmaz”

2. Bütün tesbîhtedir dağlar ağaçlar

Huzûrunda durur el pençe rûhlar

Hudâ-yı zü'l-celâlin lutfu çoktur

Açıktır bâb-ı ihsân ey emektâr

3. Alan aldı giren girdi kazandı

Güneş doğdu vücûd gülü uyandı

Niyâzın sâati geçti dolandı

Teessürden ufuk ala boyandı

4. Bahar eyyâmı geçti sustu bülbül

Boyun bükmüştü eşten ayrılan gül

Gül hazîn bülbül perîşân muztarip

İşte Nusret ibret olsun sana gül

### 88

1. Arayan nerde bulurdu seni ey sevgili cânân

Dileyen nerde görürdü seni ey dillere mihmân

2. Sana dar geldi desem ben şu cihân arz ve semâvât

Ne için sîneme girdin ve hemân başladı feryâd

3. Yüce göklerde uçarken konarak arz-ı vücûda

Nice bir hâlete erdin kapanıp hâk-i sücûda

4. Sana mesken mi gerektir koca kâşânelerin var

Dil-i vîrâne ararsan bize gel bak nelerin var

5. Bana âşık idin evvel nice bin yıl baka kaldın

Bugün ey rûh-ı revânım kafes-i tende bunaldın

6. Bir uzun uykuya daldım sana bî-gâne idim ben

Bugün idrâk edebildim seni maşûk olarak ben

7. Bu ne gaflet geçen her gün beni takip ediyordun

İterek burc u kemâlâtına her dem çekiyordun

8. Arıyorken bütün âlemleri hâtif o değil der

Görünen her ne ki var ol ona "mahlûk u Hudâ" der

9. Bu değilmiş şu değilmiş ona bin hâme dü feverân

Seni idrâk edebildim şükür ey nefhâ-yi Rahmân

10. Bu gün artık ben uyandım gönül âteşlere yandı

Açıl ey bâb-ı serâir ciğer al kane boyandı

11. Dolaşıp âlem-i imkânı senin aşkına geldim

Şu heyûla-yı vücûdu bırakıp vahdete erdim

12. Bu gün ömrümdeki lâklâklara ben hâtime verdim

Bugün oldu dilimin tasfiyesi başlıca derdim

13. Gönül elbette nazar-gâh-1 celîlin olacaktır

Senin iznin ile ağyâre o dil kabr olacaktır

14. Bize tevhîd gibi miftâh vererek kesreti attın

Hele Mansûr gibi feryâd edeni nârına yaktın

15. Susarak seyr-i avâlim sana has zevk u temâșâ

Çoşarak âh u enînler bize şevk oldu ser-â-pâ

16. Şu feyz nâ-mütenâhî senin evrâk-ı kemâlin

Kâlemin nefha-i kudsî yazılan hüsn ü cemâlin

17. Şu türâb mazhar lutfun doğuyor Âdem u Havvâ

Kademin arşa basınca çoşuyor bahr-1 tecellâ

18. Yeni bir daire çizdi kâlemin tâkati bitti

Bakıp âyîneye dilber sevinip nâlesi gitti

19. Meded ey nûr-ı Muhammed meded ey lutf-ı İlâhî

Şu fakîr Nusret'i șâd et meded ey pîrim Hüsâmî

### 89

1. Dîde giryân sîne püryân aklım hayrân n’eyleyim

Âh u vâh ile geçirdim ömrü şimdi n’eyleyim

Her nefes hoş bir tecellî beklerim cânândan

Ey tabîbâ sen de vermezsen tesellî n’eyleyim

2. Gönlümü aldı götürdü gelmiyor ankâ-yı aşk

Bu vücûd-ı pür-alîli bekletir sahbâ-yı aşk

Nusret’e “nasru’n-minAllâh” âyetinden ver haber

İhtizâr ânındadır zîrâ ki ey Lokmân-ı aşk

### 90

1. Bir zaman geldi ki sükûta vardım

Düşündüm taşındım birden boşandım

2. Kelâmım Kur’ândan sükûtum huzûr

Her nefes geçmekte pür-zevk u sürûr

3. Yârim görünce nûr-ı cemâlin

Fark etmez oldum kahr u celâlin

4. Aşkınla zuhûra gelmiş bu âlem

Aşkınla rücû’a koşar dem-â-dem

5. Aşkınla yandıkça âteş-i derde

Nâ-merdim istersem devâdan perde

6. Bu sûret vücûdu pür-derd u fânî

Timsâl-i aşkındır ey hüve'l-bâkî

7. Gönlüm seninle oldukça her dem

Bağlar çözülse kalır mı mâtem

8. Teşrîf edersen kalmaz melâlim

Gönlümde zâkirsin ben bir hayâlim

9. Vahdette seninim kesrette esir

Rahmânsın Rahîm'sin ey lutf u kesîr

10. Nusret huzûru şeyhiyle buldu

Habîbin rûyunu rûyunda buldu

### Benî Adem'den Cihâna

1. Ey cihân senden nedir âşıkların çektikleri

Hakk'a yol ver perde olma yâ çekil bir dem geri

2. Bir taraftan kendini zindan edersin âdeme

Bir taraftan âdemi muhtâc edersin âleme

3. Gerçi arzû eylemem tenkit için ağzım açam

Maksadım yârâna biraz bûy-i vahdetten saçam

4. Bir taraftan sim u zer nâmın verirsin taşlara

Taptırıp bî-çâre halkı yüzler olmuş kapkara

5. Bir taraftan bâde dersin sunmuşsun bir renkli su

Nûş edenler bilmez olmuşlar acâib bir pusu

6. Bâzısı tâmire âcizken dil-i vîrânesin

Bir saray inşâ için vermektedir son dânesin

7. Bazısı ömrün hebâ eyler işi fısk u fesâd

Ekser eylerler yarış iblis ile pür-inbisât

8. Hepsi bir gün putlarıyla hâk ile yeksân olur

Yalvarırlar son nefeste işleri hüsrân olur

9. Ey cihân sen bil ki fânîsin bir gün devrin biter

Sen bugünden tövbekâr ol yoksa taht elden gider

10. Bilmeyenler aslını senden çekerler el-amân

Bir tesellî ver desinler arzına dârü'l-amân

11. Sen ser-â-pâ bir ateş olmuş yakarsın âdemi

Bir açarsam perdeni yanmış görürsün âlemi

### Cihândan Benî Âdem'e

12. Ey benî Âdem yeter sus incitirsin sen beni

Ben sana hizmet için emr aldım evvelden beri

13. Ben sana bir bağ ve gülzârım gülüm sensin benim

Ben senin çün halk olundum rûhuna ancak tenim

14. Biz sana bir bende olduk cümle eflâk cümle hâk

Biz sana âyîne olduk sînemiz hasretle çâk

15. Mâsivâ derler bize sen bizlere mihrabsın

Sendedir esrâr-ı Hak sen bizlere miftahsın

16. Nûr u vechinle mekân ve lâ-mekân mestiz bugün

İşte mes'ûd gün bugündür ıyd-ı ekberdir bugün

17. Gerçi biz her ân tahavvül eyleyen bir fânîyiz

Sen ki çâk ettin nikâbı kimle kıldın izdivâc

18. Sen bizim misbâhımızsın biz sana olduk sirâc

Sen ki çâk ettin nikâbı kimle kıldın izdivac

19. Biz sana hükm eyledik yıllarca terbiyen için

Şimdi artık emr u fermân sendedir Allâh için

20. Sen ki yoktun var idim âlemde sen varken yokum

Sîne-i ağyâre dâim saplanan müdhiş okum

21. Evvelâ ben bülbül oldum goncam oldun sen benim

Sen ki düştün damıma kârım tamam oldu dedim

22. Zikr u tesbîhinle bir ân bülbül olmuştun bana

Misk kokun kaldıkça olsun Rabb'ime bin bir senâ

23. Dört anâsır üç mevâlid hepsi hâdimdir sana

Gökte ecrâm u sehâb tebriktedir ey pür-safâ

24. Sen Muhammed nûrunu gönlünde doğdurdun ise

Kâinata kıble oldun hem şeref verdin bize

25. Ey gönül devr eyler etrafında âlem tâ ebed

Ol nasıl devrân ki yâ Rab yâ Resûlullah meded

26. Çünkü ol şâh tâ kıyâmet hânesin tebdil eder

Lâ-yezeldir şark ve garbe gevherin teşmil eder

27. Sanmayın kim âşıkın feryâd ve zâri kendinden

Gafleti uşşâkı ikâz eyler ol maşûk-ı ten

28. Bir vücûdun rütbesi tahmînen olmuştur Gayn

Bir vücûdun rütbesi olmuş ezelden nûr-ı ayn

29. Yâr nedir ağyâr nedir âşık nedir maşûk nedir

Hep merâtib oldu kesret çok libâs giymektedir

30. Doğmayı ya ölmeyi inkâr ederler ârifân

Ân-ı dâim sırrına mazhar olan âzâdegân

31. Bahr içinde bahr arar gâfil balıklar rûz u şeb

Yol bulanlar bahr-ı zâta nutkuma etmez acep

32. Tılsımı olmuş bu sırrın “ölmeden ölmek gerek”

Sen yok ol kim şirke meydan kalmasın ey pür-emek

33. Meyvadır bir bunca eşcâr bunca evraktan garaz

Yâ habîbî sev ve korkma sensin âlemden garaz

34. Râzıma son vermeden bir tek misâl arz eyleyim

Fehm u idrâk eyle kim vuslattan âgâh eyleyim

35. Nusret'e sordum nasılsın var mı derdin ey veled

“Ben mi âh dil-hâne-i mürşiddeyim bî-pâ ve yed”

1. Bazan yanarım âteş-i aşkıyla Hûdânın

Bazan dalarım tâ dibine bahr-1 fenânın

Bazan çıkarım zirvesine arş-ı bekânın

Aldım satarım sarrâfıyım cân ve cihânın

Kimden bu tahavvül nice bir râz-ı nihândır

Nusret yine Nusret görünen o hep cihândır

2. Bazan okurum bülbülüyüm bağ-ı safânın

Bazan kokarım bir gülüyüm bahçe-i nâzın

Bazan açarım perdesini nâz ve niyâzın

Bazan koşarım avcısıyım tîğ-i kazânın

Kimden bu tahavvül nice bir râz-ı nihândır

Nusret yine Nusret görünen o hep cihândır

1. Ey Hak yoluna girmiş olan tâlii yâver

Ey Hakkı bulup gâile eden merhamet-âver

2. Âlemde olan her şeyin encâmı harâbdır

Kâ'bende olan çeşmelerin âb-ı hayattır

3. Gel Kâ'bene dön aslına dön âteşe yanma

Hâl ehline uy dosta inan gayre inanma

4. Mâzîye bakın zîr-i türab bir şeb-i yeldâ

Ferdâ diye çok oldu yanan hey gidi ferdâ

5. Terk eyle zaman kaydını ol hâl ile hâzır

Yırt perdeni gör kimdir her ân dîdene nâzır

6. Âlem koca bir mekteb-i irfânı kemâldir

Bîgâne isen her nefesin ânı zevâldir

7. Köşkünde gece eğlenerek zevkine baktın

Gönlünde sabah oldu ise nûrlara daldın

8. Kâtil mi bilinmez veledin doğsa seversin

Kalbinde doğan nûr-ı Muhammed'le pedersin

9. Bir kahvecik ikrâm edenin meddahı oldun

Yıllarca hayât bahş eden Allâh'ı unuttun

10. Maşûk uyumaz dîden uyur sînen uyurken

Aşkın kimedir sen gibi bir perde dururken

11. Cânân yüzünü görmeyi ister misin ey dost

Sen çık aradan öylece bak kim kala ey dost

12. Yâ bülbüle bak ah u figân etmeyi öğren

Yâ bir güle bak boynunu bük yâr geliyorken

13. Mecnûn ne arar zirvesine çıktı cibâlin

Leylâda mı görmüş acaba nûr-ı cemâlin

14. Bir gün melekü'l-mevt gelerek sîneni dağlar

Her şey seni terk eyler iken dîde kan ağlar

15. Gelmiş sana bak mevlût okurken melekü'l-hay

Ömründe kalan günleri kâbil ise bir say

16. Hep oldu olan gitti giden kaldı hemân Hak

Bir nefhacık olsun bu sözüm tuhfe-i mutlak

17. Nusret denilen ney gibi inler sûret-i vîrâneyi dinle

Fırsat var iken mürşide koş mey gibi inle

### 94

1. Bir dânesiyim Rabbimin ey âlem-i imkân

Bak sîneme harmanları gel eyle temâşâ

Dîdemden akan katreleri sanmayın elvân

Çoşmuş görünür bahr-ı zuhûr emre müheyyâ

Nusret denilen zerre her ân şemse nigehbân

Devrin eder icrâ görünür cahil u dânâ

### 95

1. Vahdet köşesi Ka'be-i pür-nûr-ı Hudâdır

Geçmiş gelecek kaydı bize nâr-ı cefâdır

Derk eyler isen her nefesin gizli nevâdır

Ey dertli gönül çağla sonun bahr-ı safâdır

2. Nûrun inerek sîneme evsâfını yazdı

Rûhum çıkarak arşına mihrâba dayandı

Âteşleri deryaları bir anda geçerken

Nerdeymiş acep perde-i esrâr hiçe yandı

M. Nusret Tura
3. Takrîr edeyim dinler isen hâlet-i aşkı

Bülbül gözüme baktı hemân nâleyi bastı

Zîrâ ki açan goncelerin ömrü pek azmış

Ey fasl-1 bahâr gel ki gülüm soldu sarardı

4. Âh bûy-ı fırâk sen nereden karşıma geldin

Döndüm başımı sen de dönüp zevkimi çeldin

Ey âb-ı visâl Nusret'i kandırmadın aslâ

Yanmış yüreği şimdi de tufana mı geldin

5. Ciğerim yandı senin âteş-i sûzânın ile

Yüreğim çoştu yine aşkının ilhamı ile

Gözümün perdesi yırtıldı senin nûrun ile

Gecemiz gündüz olup parlıyor efsûnun ile

### 96

1. Her âşık olan nûş edemez âb-ı hayatı

Herkes bulamaz yâri ile dilde safâyı

Elbet bulamaz her arayan zevk-i visâli

Erlerde bulur tâlib olan ahd u vefâyı

2. Bir çokları tutmak diledi fakr u fenâyı

Yollarda kalıp bulmalıdır şehr-i sehâyı

Her sahib-i dîde görmez nûr-ı cemâli

Herkes olamaz vakıf-ı esrâr-ı ilâhî

3. Ref' etti nikâbın ağırır şâh-ı cihân bak

Gafletle nikabı yüzüne çekme ey ahmak

Bî-renk ve cihât âleme çık kara veya ak

Kaydın bırakıp mutlaka göç Hak ile ol Hak

### 97

1. Âh u vâh etmekle geçmişti sabâvet çağımız

Ağlamakla geçti gençlikte bütün eyyâmımız

2. Âteş-i fırkatla yandı bir zamanlar cânımız

Dost yüzü gördük ve şâd olduk tamamdır kârımız

3. Hâmdülillah mâsivâda kalmadı efkârımız

Şimdi de keşf-i cemâle emr olursa hâzırız

4. Âlem-i nârı geçirdik neşr olur envârımız

Âlem-i nûra varınca yakmaz oldu nârımız

5. Anladım şimdi misâfir gelmişiz bu âleme

Hizmet etmekle mükellef kıldı Mevlâ âdeme

6. Bunca yıllar geçti ömrüm bir nefeslik ân imiş

Cümle fânî oldu bâkî Hazret-i Allâh imiş

7. Şol vücûd-ı pür-alîlim hayme-i mîad imiş

Her neyi görse gözüm ol cânıma mir’ât imiş

8. Zât-ı Hak'ta mahv olunca söyleyen Mevlâ imiş

Ehl-i Beyt-i Mustafâdan olmamız ihsân imiş

9. Kenz-i mahfî âşikâr oldu sözüm burhân imiş

Nusret oldu ismimiz mânâda ehlullah imiş

10. Nûr-ı Ahmed Hazret-i Hazmîde oldu cilveger

Oğlu olmak nimetiyle âşikâr oldu kader

98

1. Behçet Dede'nin nutku bize lutf u Hudâdır

Behçet Dede'nin sözleri hep çeşme ziyâdır

Behçet Dede'nin nutkunu bil rûha gıdadır

Behçet Dede'nin sözleri çok derde devâdır

2. Gerçi görünür âşık-ı Hak türlü libâsta

Maşûku ile müşterekiz âlem-i cânda

Açmış yüzünü rûh-ı revân nâz u niyâzda

Behçet Dedemiz bir gül imiş bağ-ı cihânda

3. Eş'arını zevkle okudup Behçetimin ben

Ordan gözüme pîrimizin nûru gelirken

Ey fahr-ı cihân cümlemizi eyle hemân şen

Ey Hazmî cân Nusret'inin cümbüşü senden

4. Mânâda olan hüsn ü hafi harflere girmiş

Bir hız alarak devr ederek sem'ine ermiş

Behçet Dede'nin sözleri Kur'ân'dan esermiş

Nusret Dede ol rûha bakıp Fâtiha dermiş

99

1. Melâlimden haberdar olsalar ahbap ve akrânım

Birer beytü'l-hazen inşâ ederlerdi civârımda

2. Emînim vâkıf-ı sırr-ı derûnumsun sen ey cânım

Bütün uşşâk ile hem-bezm-i sohbettesin nigâhımda

3. Nasıl miskin alîl olmaz vücûdum ey kerem-kârım

Alıştı mürg-i rûhum uçmaya her ân civârında

4. Bir gün hândan yarın nâlân olan ervâha hayrânım

Giden gitsin kalan birdir diyor pîrân kelâmında

5. Bu günlerde yanar sızlar dururken münkesir kalbim

Kabahat bende mi bilmem veya baht-ı siyahımda

6. Seninçün taht-gâh olmakta daim sîne-i sâfım

Görünmezse ne gam Nusret kulun dergah-ı nâzında

100

1. Mürg-i rûhum âlem-i pestîye kondu neyleyim

Lâne-i bâğ-ı safâya uçmaz oldu neyleyim

Bâb-ı vaslında esîr-i firkat oldu neyleyim

Sen de dâd etmez isen ey fahr-i âlem neyleyim

2. Gerçi nehr-i iptilâ üzre akıp gitmekteyim

Bâd-ı hışmın yol alırken inkiyâd etmekteyim

Nûr u nârın lutf u kahrın bir görüp gezmekteyim

Sen de dâd etmez isen ey pîr-i irfân neyleyim

3. Yâr u ağyâr bilmez oldu hâlimi yâ Rab meded

Pür-kusûrum varlığımla ârifim yâ Rab meded

Âlem içre ayb u âr oldum ser-â-pâ yâ Rab meded

Sen de dâd etmez isen ey pîr-i devrân neyleyim

4. Kırk yaşında bir sabîyim nefs u şeytân görmezem

Hûri gılmân bâğ u bostân intizârın çekmezem

Fakr u illet ehli oldum bir garîbem bî-kesem

Sen de dâd etmez isen ey cân u cânım neyleyim

5. Kâh tenezzüh eylerim maksad temâşâ-yı celâl

Kâh terakkî eylerim dâvet edince zü'l-celâl

Kâh tarassud eylerim esrâr-ı vech-i lâyezal

Sen de dâd etmez isen ey nûr-ı idrâk neyleyim

6. Sûretinde şems-i tâbân nûr saçar cânânımın

Sîretinde bahr-ı ummân gizlidir mestânımın

Ol sebebten her teli tevhîd okur dil-sâzımın

Sen de dâd etmez isen ey nûr-ı envâr neyleyim

7. Bir elim dünya evinde haşr olur âlem ile

Bir elim ukbâ evinde halleşir ervâh ile

Gözlerim aklım ve fikrim mürşidim pîrim ile

Sen de dâd etmez isen ey zevk-i vicdân neyleyim

8. Dinlerim ekser şu âciz kalbimin dârbânını

Kimdir ol mihmân ki sînemden basar feryâdını

Zakir u mezkûr ve zikrin isterim esrârını

Neyleyim Nusret kulun bekler kapunda neyleyim

### 101

1. Kaçta kaçtır sînesinden yâre almış kaçta kaç

Lebleri aklın değil aşkın nedîmi kaçta kaç

Dîde mahmûr kâmetin kanbur olunca var çalış

Her nefes bir nev tecelli-gâh olan dil kaçta kaç

2. Mâh-ı aklı şems-i kalbiyle münevver kaçta kaç

Bî-hurûf u lâfz u savt söyler ve dinler kaçta kaç

Kirpiğin her bir telinde sallanır âşıkları

Böyle maşûk böyle mahbûb böyle sultân kaçta kaç

3. Belki sûret pür-kusûrdur sîne deryâ kaçta kaç

Her nazar Hakkı gören sultân Muhammed kaçta kaç

Gönlü beytullah olup âşıklara eyler tavâf

Dem ve lahmi dem ve lahmıyla muhammer kaçta kaç?

4. Âlemi kazan ederken kendi kepçe kaçta kaç

Alemi it'am ederken kendi serhoş kaçta kaç

Hep muammâ-yı cihânı toplamış bir noktaya

Kaçta kaçtır kaçta kaçtır kaçta kaçtır kaçta kaç

5. Mest ve medhûş lâl u ebkem sîne pür-nûr kaçta kaç

Postunu etmiş ferâmûş dostu bulmuş kaçta kaç

Halk-ı âlem beş vakitte bulmamışlarken huzûr

Tek vakit Hak'tan tegâfül etmeyenler kaçta kaç

6. Sen de Nusret bunca sözler söyledin pür-iştihâ

Kaçta kaç olmuşsa olmuş ahdine eyle vefâ

Gönlünü mir'ât-ı sâfî eyle kim her ân baka

Mürşidin mihrâkı envâr-ı Hudâ ey pür-nevâ

### 102

1. Kendime enzâr-ı dikkatle bakındım ben neyim

Bir hayâl ya gölgeyim en doğrusu ben bir hiç

2. Şems u mâh ile anâsırla şu âlemlerde hiç

Hep benim tafsîlim oldu ben hiçim onlar da hiç

3. Rûh u sultân akl-1 kudsîdir bana benlik veren

Ben doğunca ol nihân oldu gıbârım ona ben

4. Gül ve bülbül âteş u pervâne hep mestânedir

Vuslatın mânâsı zâhir oldu ten vîrânedir

5. Zevk ararsan sen yok ol doğsun hüviyyet güneşi

Vuslat isterler dururlar var mıdır nûrun eşi

6. Vuslatın tâlibi cânândır sana oldu kârın

Bizleri âgâh için inmiş yere ey nûru'l-ayn

7. Nûr-1 idrâk etse istilâ vücûdu ser-te-ser

Nerde âbid nerde zâhid nerde kaldı bül-beşer

8. Ey melâik yol verin nakl-i mekân etmek gerek

Bekleyin sizler mekânı lâ-mekân bihler gerek

9. Hangi zâtı ben kime isbât edem hayretteyim

Yahut inkâr-ı suverden ben bu dem âzâdeyim

10. Bî-vücûd ol bî-şuûr olma çekersen de cefâ

Vakti var terk-i şuûrun geldi mi eyle safâ

11. Her yolun bir rehberi var her bir ilmin hâcesi

Hâce-i ilm-i ledün olmuş Hudâ âyînesi

12. Kıble olsun rûz u şeb şâm u seher ol zât-ı pâk

Sîne-çâk ol sîne-çâk ol sîne-çâk ol sîne-çâk

13. Hep nasîhatlerle geçti ömrümüz rüzgâr gibi

Bahr-ı zâta daldım ammâ bulmadım aslâ dibi

14. Hazret-i Allâh hemen ermişlere etsin karîb

Bundan âlâ neşeyi diğer bulunmaz ey garîb

15. Bir fakîrim ölmüşem hâk-i vücudum içre ben

N'olur ey kâri duâlarla bizi şâd eylesen

16. Nusret'in kalb-i selîme ihtiyacı âşikâr

Âlem-i sûrette kalsın ismi resmi yâdigâr

### 103

1. Baktım şu cihânın başı var âhiri var mı

Edvârı düşündüm acep idrâke sığar mı

Ol nâ-mütenâhîliğe ermez küçük aklım

İnsân denilen suret-i cem'iyyeye şaştım

2. Ben böyle tahayyürde iken koştu melekler

En önde olan sûrunu almış beni bekler

Bir âlem-i hiçîde iken ben tek u tenhâ

Birden bire nerden bu şahıs oldu hüveydâ

Bir hoşça selâm verdi söze başladı ol şâh

### 104

1. Rabbim sana gönderdi dedi “bak bana ey mâh”

2. Bir nefham ile aklı vücudundan ayırsam

Gûyâ ki seni öldürerek kabre yatırsam

3. Yâni şu vücûd makberini terk ediyorken

Yokluktaki esrârı biraz derk ediversen

4. Yersin hem içersin azıcık zevk edemezsin

Mutâdın olur âh u enîn hiç gülemezsin

5. Gözyaşlarının ırmağının rengi kızıldır

Gurbette sana yâr olacak ancak Hızır’dır

6. Her demlik olan neşeyi bul geçmişe bakma

Yetmiş bin hicap bizde iken “dost" de aranma

7. Yûsuf gibi ol Yaʻkûb'u bulup ol ona meyyâl

Âlemde de hiç yok denemez bunlara hem-hâl

8. Kurbiyyeti zerrât ile yek-pâredir âlem

Ağyâre kapat dîdeni coş ağla dem-â-dem

9. Dün bir kuyudan çıkmış idik şimdi de zindân

Sabreyle çalış dört cihetin tâ ola meydân

10. Bir nefha-i diğerle sana müjdelerim var

Fânîydin evvel şimdi bekâdan haberim var

### 105

1. Ölmezden evvel ölmeliyim cân u gönülden

Bassın yürüsün pây-ı azîzân üzerimden

2. Elbet ekilir sînemize büzr-i muhabbet

Vermez mi bire on iki feyz ol yed-i kudret

3. Ben seyre çıkam şöylece bir hayme-i tenden

Bülbül ne çeker görmeliyim hârın elinden

4. Ben benliğimi âlem-i esfelde bırakmam

Râcî olurum aslıma âteşlere yanmam

5. Her türlü cefâ dert ve elem karşıma gelsin

Ey zevk u safâ neşe ve şevk nerde gezersin

6. Ben sizleri tezvîc edeyim yek yeke artık

Mes'ûd olunuz gitmeliyim çünkü usandık

7. Sizler ile meşgul olarak çırpınıyorken

Halk eyleyen Allâhıma bîgâne miyim ben

8. Kırk yıllık ömür sizler ile baş başa geçti

Bir nefha-i idrâk erişip sînemi eşti

9. Ver öttüreyim ey meleğim işte kararım

Bir olmak için zât ve sıfât leyl u nehârım

10. Ver öttüreyim dinleyiniz Hû diyelim Hû

Ey sem'-i hakîkat ne diyor aks-i sedâ Hû

11. Ey pîr-i ganî ben ne asil hâlete erdim

Kavseyni çizen nokta-i pergârına geldim

12. Sırtımda beşer kisvesi der yüklenemezdim

Ol kisve-i zâtî imiş amma bilemezdim

13. Ey pîr-i kerem doğdu kerem nûr-ı lebinden

Taht u zemîn fevk u semâ çoştu sesinden

131

14. Bir bâdeyi sundun beni âvâre ser etti

Gönlüm kuyusu taştı ve etrâfı sel etti

15. Cennet bağımı saky ediyor âb-ı revândır

Ben ben dediğim aynı hatâ bir hezeyandır

16. Uşşâk-ı cihân sanki bugün ağzı bir etmiş

Tevkil ederek işte bizi pür-sühân etmiş

17. Maşûk-ı cihân bazan olur sem’i bağışlar

Tevhîd okuyup secde kılar cümle nakışlar

18. Gel dîdelerin vahdetini sen bana sorma

Saz sözle değil boynunu bük hep beni yorma

19. Sübyâna bir eğlenceyim üstâdıma bende,

Pervâneyim aşk âteşine zevk-i nihânda

20. Kâh aşkını yollar o benim sîneme gizler

Kâh nokta gibi içre alır daire eyler

21. Yâni bakarım gönlüme dost tahta kurulmuş

Etrafa nazar eyler iken karşıma durmuş

22. Fehm eylemeli ben dediğim hep o imiş o

Bir perdesi var yırtsa da o yırtmasa da o

23. Kâh sizde muhît âlemi kâh bizde muhattır

Ger sizce nihân oldu ise bizce ıyândır

24. İdrâkin ile âlem-i sûretten uzaklaş

Sonsuzluğa çık tenhâ da ol dostuna yaklaş

M. Nusret Tura
25. Ol dost seni gözler ne olur göz göze gel bir

Görmek ve görünmekte olan zevk ne derindir

26. Daldın ise ummânına gördün ise yâri

Avdet edeyim sen sürüver zevk u safâyı

27. Ey cism-i zaîfim nicedir hâl-i melâlin

Bir âlem-i kudsîde gezer tıfl-1 cemâlin

28. Ey sevdiceğim kim o seni etti perîşân

Gönderdi selâm sil yaşını Hazret-i zî-şân

29. Ondan gelirim bir gün olur sen de gidersin

Allâh yolunun âhiri yok devr edeceksin

30. Bak âleme devr ile eder vahdeti ilân

Ey nûr-ı basîret seni idrâke ver imkân

31. Nusret avunur kîl ile kâlin ile her ân

Hüsnün güneşi çekti onu eyledi hayrân

### 106

1. Bî-vücûd ol bî-şuûr olma çekersen de cefâ

Vakti var terk-i şuûrun geldi mi eyle safâ

2. Her yolun bir rehberi var her bir ilmin hocası

Hâce-i ilmi ledün olmuş Hudâ âyînesi

3. Kıble olmuş rûz u şeb şâm u seher ol zat-ı pâk

Sîne-çâk ol sine-çâk ol sine-çâk ol sine-çâk

4. Hep nasihatlerle geçti ömür bir rüzgâr gibi

Bahr-ı zâta daldım ammâ bulmadım aslâ dibi

5. Bir fakîrim ölmüşüm hâk-i vücûdum içre ben

N'olur ey kâri duâlarla bizi şâd eyle sen

6. Hazret-i Allâh hemân ermişlere etsin karîb

Bundan âlâ neş'e-yi diğer bulunmaz ey garîb

7. Bir sanem bul her bakışta rû-nümâ olsun samed

Kul hüvAllâhü ehad ve kul hüvAllâhü's-Samed

8. Yandı ağzı Nusret'in bekler iken dost neşesin

Gam libâs olmuş iken maşûk-ı câna neylesin

### 107

1. Derûnunda tebellür eyleyen âyât-ı takrire

Muktedirsin muktedâsın âşıkâne ehl-i tevhîde

2. Senindir âlem-i sûret senindir âlem-i mânâ

Sen oldun Hakk'a âyîne sen oldun sûret-i mânâ

3. Senin gönlün nazar-gâh-ı celîl-i kibriyâ oldu

Senin cismin hüviyyet nûruna bir ince zâr oldu

4. Kelâmın Hû okurken gözlerin nûr âyetin söyler

Huzûrunda senin farz oldu secde ürperir tüyler

5. Hudâ bâkî habîbullâhı fânî görme ey Nusret

Temâşâ eyle devrânı basiretle gide kesret

### 108

1. Ey zât güneşi işte şu dem nârına yandım

Geç kaldığımı fark ederek hayli utandım

Envârına daldım

2. Koştum aradım leyl ü nehâr bazı yoruldum

Gençlikte seni bekler idim gül gibi soldum

Zannetme unuttum

3. Hep karşılamak üzre seni ufka koşardım

Karşımda diğer ufku görüp öfke saçardım

Sonsuzluğa şaştım

4. Bir gün açılıp dîde-i dil hayrete vardım

Kırdım kadeh-i katremi deryâlara saldım

Hayy ismini aştım

5. Bir seyyâh idim yıllarımız bir deme indi

Pîr himmeti imdâda gelip göz yaşı dindi

İdrâk bire indi

6. Nusret yine bir gün coşarak göçse bekâya

Fânî olamaz dahil olan bağ-1 safâya

Çok dalma cihâne

109

1. Bir kimseye ki hande nasip etmese Mevlâ

Dünyaları versen de onun hiç yüzü gülmez

2. Nân pâreye muhtaç olanın gönlüne bir bak

Pür-zevk u safâ cünbüş eder gayriyi görmez

3. Bazan girerim camiye saflarca ibâd var

Dil-hânede nâkus çalıyor Rabbını görmez

4. Pejmürde libâs elde âsâ bel iki büklüm

Olmuş o fakîr dost ile dost kimseyi görmez

5. Âşıklara giydirmiş Hudâ hırka-i fakrı

Maşûku ile ülfet eder diğeri görmez

6. Bir cezbe ile âlem-i lâhûte uçarken

Bir tîğ-1 celâl etse şehit kendini görmez

7. Bir âşıka bak çehre güler sîne kan ağlar

Bir ârife bak havf ve hüzün şehrine girmez

8. Mâdem ki beşer kisvesinin şûlesi nûrdur

Niçin girer hammâme temizlenmeyi bilmez

9. Fânûs kırılır bir gün olur câme türâbdır

Ol ânı bugün etse hesap aklı mı ermez

10. Her gün dile bin okla hatır sormada cânân

Nemrud ne desin sevgililer âteşe girmez

136

M. Nusret Tura

### 110

1. Hep gündüzü istersen eğer leyl ola pünhân

Kâmil diyemem ol güne kim gam ile geçmez

2. Zannetmeyiniz neşeliler gamdan uzaktır

Çektikleri mihnetleri şeytan bile çekmez

3. Çok dertliyi gördüm ki gülerler deli sandım

Çok kahkaha sahiplerinin göz yaşı dinmez

4. Geldik şu fenâ âleme deryâ-yı ademden

Ezvâkını sonsuz sananın hiç sonu gelmez

5. Zâlimlere âlet olanın âhiri hüsrân

Pâk-sîret isen korkma ki sırtın yere gelmez

6. Tahsîl-i ulûm etmek için bunca kitap var

Ammâ ki ledün ilmi sizin mektebe girmez

7. Zannetmeyiniz aşk dediğim bir kuru sevda

Hak vergisidir gerçi fakat herkese vermez

8. Mektep kişiyi şöyle kemâlâta hazırlar

İrfânîyetin mektebi yok her kişi bilmez

9. Âlemdeki zevk ekl ü şurb recül ile nisvân

Ömrün sona ermekte bunlar fâide vermez

10. Arslan bulunan gönle sakın etme taarruz

Vallâhi onun sillesine çâre yetişmez

11. Git hâneyi yık belki biraz ehven-i şerdir

El sürme gönül hânesine nâlesi dinmez

12. Tâmir ediver nerde ise kalb-i rakîki

Ordan doğacak ücreti Hak kimseye vermez

13. Gâibden olan nik ü bedi etmeyiniz red

Nusret gibi hoş görmeyenin derdi tükenmez

### 111

1. Ben mi mihmânım acep âlem mi mihmândır bana

Ben mi sultânım acep âlem mi sultândır bana?

Vasf u nâmım gerçi pek çoktur temâşâ eylerim

Nusret isminde libâsım var bu dem şaşman bana

2. Semâdan bir çadır kurmuş şems oturmuş taht-gâhında

Yanında ay ve yıldızlar seyr ederler beşer temsilin

Sahne-i hûn sahne-i zevk u safâ var pişigâhında

Sen de seyr et ömrün oldukça bırakma elde tesbîhin

3. Tatlı ses ve özlü söz olmazsa bir meclisde zevk olmaz

İşte sâkî işte bâde nûş eden yalnızsa keyf olmaz

Nerede sînesi sâd-pâre olan yâr ki derdinle harâb olmuş

Nerede hûn ile âlûde ciğerler ki aşkınla kebâb olmuş

4. Nerede âşıklara bir kıble olan ten ki şimdi türâb olmuş

Nerede çağlayan enhâr-ı meserret ki göklerde sehâb olmuş

### 112

Cânân bana bağışladı hep cürm ü günâhım

Hiç kalmadı âhım

Mâzi ile müstakbeli ateşlere yaktım

Envârına daldım

Ummân-ı hüviyyette yüzer şekl-i vücudum

Maşûkda huzûrum

Çeşmânımı bir lâhza açıp dostuma baktım

Mir'ât idi şaştım

"Nusret" dediler “âlem-i sûrette çekişme”

Gurbette bunaldım

Mânâdaki ismim ne ola der düşünürken

Bir çıkmaza vardım

Ben kendimi bir şey sanarak hayli dolaştım

Âlemleri aştım

Devr eylediğim dâiredir başına geldim

Bir yokluğa erdim

Ben ben olalı hiç imişim farkına vardım

Zâtıma daldım

Erler Demine / Bütün Şiirleri

### 113

1. Dostum cevr u cefâ yeter feverân oldu gel

Gözlerimden dökülenler dürr ü mercân oldu gel

2. İntizârım âteşi gâyetle yakmışdır beni

Âşık-ı hakisterin hâk ile yeksân oldu gel

3. Gülşen-i hüsnümde çünkü bülbül-i şûrîdesin

Gir cemâlim cennetine hür ve handân ol da gel

### 114

1. Mâh-ı sıyâm yirmi sekiz

Bana ne oldu bir bilseniz

2. Durdum onun dîvânına

Baktım cemâl-i zâtına

3. Kıblem doğru mudur dedim

Sorma dedi karşındayım

4. Bir ses okur âyâtını

Tanımıştım esvâtını

5. Rükû vakti geldi sandım

“Dik dur” dedi çok utandım

6. Baktım bir boy âyînesi

Sandım onun nâsiyesi

7. Secdeye varmak diledim

“Vakti var” dedi bekledim

8. O söyledi ben dinledim

Sanki o sesle inledim

9. Baktım ki ses benim sesim

Bana n’oldu ey sevgilim

10. Seher yeli geldi geçti

Yârden selâm getirmişti

11. Kaybetmiştim ben kendimi

Bulmuş idim menzilimi

12. Âlem döner ben dönerim

Yârim ile hem-sohbetim

13. Gönül der “Hû” ağzım der “Hû”

Cânım “Hû” der cânânım Hû

14. Kulak verdim cihân “Hû” der

Bâb-ı rahmette peygamber

15. Bir tek rekât oldu namaz

Haydi dedi bitti niyâz

16. Yokluk benim usûlümdür

Böyle geliş makbulümdür

17. Her dileğin kabulümdür

Ceddin benim resulümdür

18. Sende ayânım merhaba

Sende nihânım Nusretâ

19. Bundan özge var mı safâ

Ah vuslatâ vâh vuslatâ

20. Kim bakarsa bir dem bana

Bakmaktayım dâim ona

### 115

1. Yâ Rab bana seni buldur

Yahut bana beni bildir

Gece gündüz duâm oldur

Gelin Hû Allâh diyelim

2. Ben bir garîb âvâreyim

Dertle dolu bî-çâreyim

İçim dışım hep yâreyim

Gelin Hû Allâh diyelim

3. Senden olmaz ise meded

Benim her hâlim oldu bed

Gözümden yaş dinmez ebed

Gelin Hû Allâh diyelim

4. Yoktan yarattın sen beni

Oldur veya öldür beni

Gayret ver tâ görem seni

Gelin Hû Allâh diyelim

5. Doğdum âşık oldum sana

Yâ sen de âşıksan bana

Cenneti ver başka kula

Gelin Hû Allâh diyelim

6. Güya ibâdet eylerim

Bende ne var hep seninim

Gafletimden yerinirim

Gelin Hû Allâh diyelim

7. Yerde misin gökte misin

Bende misin onda mısın

Gönlümden gelirken sesin

Gelin Hû Allâh diyelim

8. Kâinata sordum seni

Aşkınla devr eyler beni

Ben oldukça Muhammedî

Gelin Hû Allâh diyelim

9. Eğer sînemi bir açsam

Yâr ve âğyârı uyarsam

Cemâlini ıyân kılsam

Gelin Hû Allâh diyelim

10. Yalvarırsam tatlı şirktir

Duâ etsem ikiliktir

Dönsem dursam tam birliktir

Gelin Hû Allâh diyelim

11. Yandım durdum yıllar yılı

Bir gün dedim şeyhe belî

Esmiş idi seher yeli

Gelin Hû Allâh diyelim

143

12. Vallâhi âlem katredir

Cennet cehennem zerredir

Her ne ki var hep sendedir

Gelin Hû Allâh diyelim

13. Yetmiş bin perde var derler

Birin görmedim ey erler

Sen yok olsan zuhûr eyler

Hemân Hû Allâh diyelim

14. Nene lâzım gel yanalım

Tâ-be-sabah yalvaralım

Şeyhle bir olup kalalım

Gelin Hû Allâh diyelim

15. Çok makâmdan söz eyledim

Hem söyledim hem özledim

Âgâh isen hep inledim

Dâim Hû Allâh diyelim

16. Bilen demez diyen ilmez

Neden acep yaşım dinmez

Yağma ettim aklım ermez

Gelin Hû Allâh diyelim

17. Çoktur adım hem sıfâtım

İşte budur son beyânım

Ramazan tuhfe-i cânım

Gelin Hû Allâh diyelim

18. Nidem nidem Mevlâm nidem

Bana gel kim buldum diyem

Arşa varsın âhım görem

Gelin Hû Allâh diyelim

19. Âciz Nusret miskin Nusret

Her dem arar isen vuslat

Yok ol git âleme ibret

Biz de Hû Allâh diyelim

### 116

### Efendi Babam Hacca Giderken:

1. Günden güne efzûn oluyor âh-ı figânım

Cânânımın ardında koşup gitmede figânım

2. Yandım tüterim kırk senedir parlamadım âh

Soldum gül idim kâh olarak bülbüle hem-râh

3. Gittim bilirim “yok ol” mahbûb u cihân “gel”

Gönlümde de bir aks-i sedâ var "git ve hemân gel"

4. Ol hâk-i ıtır-nâke eriş sonra selâm et

Alnında durur dîdelerim hâk ile pâk et

5. Herkes su döker yolcusuna yol alıyorken

Biz yaş dökeriz gelmen için bir görüversen

6. Tayyâre ile âlem-i eflâki dolaşsan

Refref ile düldüller ile arşa ulaşsan

7. Gönlümde yerin var Allâh taşra çıkamazsın

Bir tek adım olsun atamaz gâib olamazsın

8. Gittin bilirim ağlayarak bir nice zahmet

Ya kalbime geldiyse eğer nûr-ı Muhammed

9. Avdet gerekir tâ ki bu dem kalmaya hasret

Çok özledi Nusret seni gel kalbime hükmet

### 117

1. Dermânım yok dere tepe aşayım

Mangırım yok vasıtayla varayım

İster isen sana mezar olayım

Yâ gönlümde bir halvet-gâh kurayım

2. Tâ çocukken beri seni aradım

Akan suya bakıp bakıp çağladım

Esen yelden haber sorup ağladım

Görsem diye gönle gönül bağladım

3. O çöllerde nasıl hayât geçirdin

Sağ gidenler hasta gelir sen n'ettin

Bu mübarek dini nasıl dirilttin

Oralarda nasıl vuslata erdin

4. Ömrün kalan enfâsını bir etsem

Bir Hû çeksem ölüleri diriltsem

Câhilleri bilir körü göz etsem

Ben kendimi sana varan yol etsem

5. Mevlâ âşık olmuş seni yaratmış

Senin için âlemleri donatmış

Kervân kurmuş etrafında dolaşmış

Gûyâ âşık senden ona ulaşmış

6. İki cihân sultânısın efendim

Fakîrlerin penâhısın efendim

Garîblerin mihmânısın efendim

Âşıkların maşûkusun efendim

7. Bir taraftan muammâsın bilinmez

Ârif dilden sohbetlerin eksilmez

Senden başkasına gönül verilmez

Sensiz Hakk'ın huzûruna girilmez

8. Dışın kesret için vahdet denizi

Eşin yoktur ey âlemler güneşi

Senin ile bulduk zevk ve neşeyi

Bahtiyârdır kim yırtarsa perdeyi

9. Senden haber veren zâtı bulayım

Ayağına yüzüm gözüm süreyim

Gözlerinde senin nûrun göreyim

Bıraksınlar sonra beni öleyim

10. Biliriz ki zâtın Hakk'ın zâtıdır

Hiç şüphesiz sıfatın sıfâtıdır

Nasıl derler "sen bir kul Hak ayrıdır"

Sen olmasan bir dem cihân sarsılır

11. Medîne'de değil senin durağın

Gönlümdedir nûrun feyzin otağın

Kimden sorsam esrârını Hudânın

Haddine mi oynatsınlar dudağın

12. Her mevcûdun kemâlâtı sendedir

Rabbi gören abdin nûru sendedir

Âşıkların iniltisi sendedir

Aşıkı maşûk yapan dem sendedir

147

### 118

1. Bir lahzası bir lahzaya uymaz kişinin

Şe'n-i Hudâdır

2. Her ân-ı tecellî değişir benzemeden

Vasf-ı Hudâdır

3. Hem âlemi hem kendini terk ediver

Emr-i Hudâdır

4. Gel gözbebeğim şimdi beni dinle biraz

Nutk u Hudâdır

5. Ermekte ise sem'ine “Hû” diye sesler

Sen tekrar et

6. Sînen yanıyor hem kanıyor ise sabr et

Hamd u senâ et

7. Gördün ise her zerrede kendini ey dost

Durma sücûd et

8. Dil tahtına kondu senin bülbül-i Ahmet

Kendini derk et

9. Sen zübdesisin âlem-i cânın ve cihânın

Ne güzelsin

10. Nûr dîdesisin ehl-i niyâzın ve kibârın

Ne güzelsin

11. Sen kıblesisin cümleten uşşâk-ı Hudânın

Ne güzelsin

12. Ey tenlere cân aynasısın ehl-i sefanın

Ne güzelsin

13. Rahmet misin âlemlere ey koca Nusret

Bu ne himmet

14. Tufân gibi gark eyleyecek âlemi şevkim

Ere kudret

119

### Eşime...

1. Bir gün olur Nusret küpü kırılır

Şarapları rüsvâ olur dökülür

Birkaç gün sonra kıymeti bilinir

Yüzündeki çamur izi silinir

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Âdetullah böyle cârî “kal” demez

2. Melekü'l-mevt pek yakında gele mi

Bilmez oldum şu dem gündüz gece mi

Yâre sordum diktim ona dîdemi

“Küllü nefsin zâikatü'l-mevt” dedi

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Adetullah böyle cârî “kal” demez

3. Nerde benim güler yüzüm sohbetim

Nerde benim cilâlanmış gözlerim

Nerde sana Rahmî diyen sözlerim

Elbet seni orada da özlerim

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Adetullah böyle cârî “kal” demez

4. Sefer sonu bekler idin yolumu

Güler yüzle uzatırdım kolumu

Bilmem acep vaktim tamam oldu mu

Benden sonra senin yüzün soldu mu

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Adetullah böyle cârî “kal” demez

5. Her gün sana katı yürek gözüktüm

Bazı gece seninçün çok yaş döktüm

Anlamasın diye arkamı döndüm

Beni niçin kırmaktasın ay yüzlüm

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Âdetullah böyle cârî “kal” demez

6. Ben yatarken sen eylersin âh u vâh

Sen yatarken beklerim ben tâ sabah

Müezzin der iken “hayyâlel-felâh”

Sen bağışla isyânımız ey İlâh

Bu yolculuk yüz yıl devam edemez

Adetullah böyle cârî "kal" demez

120

1. Dün çocuktum bugün öğle güneş yaktı genç oldum

İkindiyin otuzumda akşama kırkı buldum

Yatsı oldu zulmât bastı yollar görünmez oldu

Sağa sola göğe baktım gönlüm inşirâh buldu

2. Gençliğimde bir cân geldi kuş dilini öğretti

Bir pîr geldi Acemceyi Arapçayı nefh etti

Bir diğeri Hak'tan başka birlikleri nefy etti

Birisi de gelip gönül kapısını feth etti

3. Bülbül gibi şaklamayı kahkahayı isterdim

Sonraları kumru gibi Hû çekmeyi öğrendim

Biri dedi “sen hû oldun Hû’yu bırak” vazgeçtim

Gâibdeyse “ya Hû” derler bende imiş derk ettim

4. Ertesi gün sabah oldu yaşım vardı elliye

Kulağıma sesler geldi her şey zâkir “Hak” diye

Baktım her yer bir göz olmuş bana bakar yâr diye

Kâinâtı kucakladım içi dışı cân diye

5. Elli yıl göz kulak oldum artık açtım ağzımı

Aşıklara gösteririm cennet diye bağrımı

Söz anlayan bir er bulsam unuturum ağrımı

Dünyâ ukbâ neyim varsa dağıtırım varımı

6. Yana yana altmış oldu ömrüm duman kalmadı

Kâinât bir nokta oldu başka varlık kalmadı

Dîdede nûr sînede yâr başka sevdâ kalmadı

Ân-ı dâim oldu Nusret doğmak ölmek kalmadı

### 121

1. Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir

Anınçün âşıkın zikri amandır yâ Resûlullah

2. Senin esrârının bir şem’asın bilseydi zâhitler

Yakardı âh u efgânı cihânı yâ Resûlullah

3. Selâmın Hak selâmı kelâmullah kelâmındır

Cemâlin Hak cemâlidir inandım yâ Resûlullah

4. Seni idrâk eden kullar bile şâhım efendimdir

Bütün yollar sana uğrar dönerler yâ Resûlullah

5. Güne sordum “nedir hâlin” dönersin hem saçarsın nûr

Senin aşkınla devr eyler dururmuş yâ Resûlullah

6. Dedi “nûrum Muhammed nûrunun bir cüz’üdür ey dost”

Senin pâyine yüz sürmek dilermiş yâ Resûlullah

7. Güle sordum "kokun pek hoş sana kim verdi hoş-bûyu"

O da senden ödünç almış kokusun yâ Resûlullah

8. Baharın her sabahında öten bir bülbüle sordum

Senin isminle mest oldu bayıldı yâ Resûlullah

9. Dedim şebnemlere “niçin yağarsız hep sabah vakti”

“Enîs-i Mustafâyız biz” dediler yâ Resûlullah

10. Sirişk-i âşıkâne gıbta etmiş gökte yağmurlar

Sabah rüzgârı senden bir selâmmış yâ Resûlullah

M. Nusret Tura
11. Sana mirâc için cân vermeğe hazır dururlar hep

Üzüm incir kavun karpuz koyunlar yâ Resûlullah

12. Sual ettim leyâle "ey siyah çehre vazifen ne"?

Lâ ilâhe illâ Muhammed diyordu yâ Resûlullah

13. Şafakta âşık-ı nâlân soyundu girdi ummânâ

Çıkıp bir inci gösterdi delikti yâ Resûlullah

14. Dedi “lâ yok hep illâ Hû delikten bak cihânı gör”

Cihân zâtınla kâimdir bakan sen yâ Resûlullah

15. Nazar kıldım şu eflâke o hızla devr ederler hep

Niçin döndüklerin sordum dediler yâ Resûlullah

16. Senin sevgin senin aşkın cemâlinçün dönerlermiş

Hudâ medh eylemiş zâtın ayıldım yâ Resûlullah

17. Demek ki Mevlevî pîri bunu tanzîr için dönmüş

Bilir bilmez döner âlem seninçün yâ Resûlullah

18. Acâib hâllere düştüm senin aşkınla kül oldum

Meded ey cânların cânı şefâat yâ Resûlullah

19. Lügât bilmem lisân bilmem niyâzım hep gönüldendir

Tamam olduysa ger ömrüm cânım al yâ Resûlullah

20. Huzûrunda şerimsârım hazırladım sana cânım

Kabul et şanlı sultânım sevindir yâ Resûlullah

### 122

1. Hem vAllâhi o yârdır hem billâhi o yârdır

Gönlümden ve gözümden hep görünen o yârdır

2. Âlemleri yaratan kâinâtı donatan

Nusret diye nâm alan hep vAllâhi o yârdır

3. Tevrat demiş göndermiş İncil demiş göndermiş

Kur'ân demiş son vermiş hep vAllâhi o yârdır

4. Kimisinde bomboştur kimisiyle sarhoştur

Bazan ise nâhoştur hep vAllâhi o yârdır

5. Habîbine bürünmüş Nusret deyince gülmüş

Fakîrlerle öğünmüş hep vAllâhi o yârdır

6. Kimisiyle ağlaşır kimisiyle hâlleşir

Kiminle helâllaşır hep vAllâhi o yârdır

7. Gönül gözüyle gören her aynada görünen

Nusret'ten feryâd eden hep vAllâhi o yârdır

8. Bin perde var diyorlar billâhi tek perde yok

Birdir gören görünen hep vAllâhi o yârdır

9. Renklere aldanma sen şekillere bakma sen

Ârif ol da öze bak anlarsın ki o yârdır

10. Güneş ay ve yıldızlar ne varsa hep onundur

Satan alan çift amma zevki süren o yârdır

M. Nusret Tura
11. Kat kat urba giyerim her kişide başkayım

Uryân olduğum zaman anlarsın ki o yârdır

12. Anlamadınsa anla suâl sorma sen bana

Susmak sırası geldi meskût eden o yârdır

### 123

1. Kimi mahmûr u visâl gözlerin açmak dilemez

Kimi göz Hakk'a olan hasretini gizleyemez

2. Kimisi sağ sola dönmekle arar yâr nerede

Yâr ise gün gibi parlar sorar ağyâr nerede

3. Açar âğûşunu deryâ çağırır katreleri

Katreler zevklere dalmış atarak handeleri

4. İçi ummân heme bâkî soruyor nerdesiniz

Dışı bir âlem-i atşân soruyor nerdesiniz

5. İçi sultân dışı uryân bilebilseydi eğer

Bu bir vuslat demidir kim koca bir ömre değer

6. Yiyip içmek ve uzanmak bu mudur zevk-i cihân

Uyan Allâh'ı seversen geçiyor ömrün uyan

7. Yenilen aynı yemektir içilen aynı sudur

Yaradan aynı Hudâdır ona uymak bu mudur

8. Ne için âleme geldin fikir ettin mi acep

Sana bir söz diyeyim dinle fakat etme acep

9. Görüyom tut elimi sonra da bak işte Hudâ

Maksadım kendini derk et sözümü sanma riyâ

10. Kapayıp açmak için gözleri kırk yıl lâzım

Eğer ölsem de kapanmaz o gözün âlem nene lâzım

11. Sen uyandır gülünü bülbülü cândaki cânı

Güneşin doğsa bile oturup kesme figânı

12. Ey sâhib-i devrân ve zaman bizlere şâd et

Nûrunla füyûzunla bizi bizden âzâd et

13. Affet beni sen Nusret'ini çokça konuştum

Nazım geçecek zannederek secdene koştum

14. Yine pek yükseğe uçtumsa da özürler sunarım

Başımız secdede ammâ ki dilersen susarım

### 124

1. Sanma kim sen aşkını herkese vermiştir Hudâ

Sîne var âh ile inler dost için subh u mesâ

2. Sîne var külhân gibi ateşsiz olmaz ey dedem

Sîne var bir han gibi âteş yüzü görmez bir dem

3. Bir ağız var güft ü gûdan başka bir şey söylemez

Bir ağız var zikr-i Hakk'ı bir ân eksik eylemez

4. Bazı insân rüzgâra bin türlü mânâlar verir

Bazı insân lâfz-ı bî-mânâ için bin cân verir

5. Ya İlâhî ehl-i aşktan Nusret'i kılma cüdâ

Bekleriz senden şefâat yâ Muhammed Mustafâ

### 125

### Efendi babama:

1. Mesirem bâğ-ı hüsnündür bahar olsa hazân olsa

Visâlin zevk-i dâimdir gözümden sel revân olsa

Cemâlin gönle hâkimdir beden gözden nihân olsa

Senin medhinde âcizdir bütün âzâ dehân olsa

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hazır ve nâzırsın

2. Açıp kâmûs-ı tevhîdi efendim ben neler gördüm

Hurûf-i âdemi tahkîk ederken noktalar gördüm

İsimlerde müsemmâyı noktada dîdeler gördüm

Anâsır cûş edip aktı musaykal sîneler gördüm

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hâzır ve nâzırsın

3. Acep nûrun mu etti âlem-i zerrâtı istilâ

Veya gönlümde mi kurdun makarrın ettin istihzâ

Bıraktım ben ve sen kıydın vücûddan ettim istifâ

Hamûl-i derd u gam olmuş fakîrin oldu müstesnâ

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hazır ve nâzırsın

4. Sabah akşam esen rüzgâr bana senden selâm eyler

Temevvüc eyleyen deryâ nice bin râz ıyân eyler

Ne sırdır kim benim göz yaşımı senden revân eyler

Anınçün âşıkın inler güya maşûk sükût eyler

Üfûl etmez bir nûrsun sen her ân hâzır ve nâzırsın

126

1. Yoluna cânlar fedâdır yâ Resûlullah meded

Sana cân vermek safâdır yâ Resûlullah meded

2. Cân ve başın kim senin râhında kurbân etmedi

Taâtı zikri hebâdır yâ Resûlullah meded

3. Yerde gökte her ne kim var görmek ister vechini

Cümle şâhlar bir gedâdır yâ Resûlullah meded

4. Andelîbim bâğ-ı hüsnünden cüdâ düştüm garîb

Rûz u şeb kârım nevâdır yâ Resûlullah meded

5. On sekiz bin âlemin halkı sana müştâktır

Bu sana Hak'tan atâdır yâ Resûlullah meded

6. Vasfın etmek âcize mümkün mü tâkat kalmadı

Çünkü meddâhın Hudâdır yâ Resûlullah meded

7. Eyleme mahrum şefâatten bu sırr-ı bendeni

Nusret'inle hem-zebândır yâ Resûlullah meded

1. Gökten indim yerde bittim evvelâ oldum nebât

Sonra hayvân sonra insân Hâlık'a bunca salât

2. Münkir oldum müşrik oldum sonra oldum müslüman

Ağladım çok inledim çok aşk elinden el-amân

3. Şimdi artık göz kulak oldum da râhat eyledim

Gül yanında bülbül oldum aşkı ilân eyledim

4. Her şeyim var yağmaya verdim de iflâs eyledim

Kaçtım âteşten fakat pervâneden âr eyledim

5. Gördüğüm her şahsı ağyâr zannedip kıldım telâş

Yâr imiş dostun yüzüymüş şimdi efkâr eyledim

6. Ayrılık bendenmiş ammâ geç de olsa anladım

Cânımı cânâna verdim nefsi kurbân eyledim

7. Gün gibi aylar gibi kâh parladım gündüz gece

Kâh olur bir noktada envâr-ı pünhân eyledim

8. Görmek istersen beni çık arşa var eyle tavâf

Câmide en arka safta kâh ibadet eyledim

9. Neyledin Nusret bu âlemde vazifen bitti mi

Ey sabahî şimdi coştum kendim uryân eyledim

1. Ben neyim bu âlem içre kırk yıl âgâh olmadım

Devr edip geldim cihâna dertten âzâd olmadım

Dinleyen olsa eğer çok sözlerim vardır fakat

Âşıkım yanmaktayım amma ki rüsvâ olmadım

2. Sözlerim hep firkat-ı yârdir fakat vuslattayım

Ağlasam da inlesem de dost ile ülfetteyim

Nusret'in hâlin görenler sandılar bî-gâneyim

Öyle bir deryaya varmış ki yolum hayretteyim

### 129

1. Bir âlemden bir âleme

Devren geldim bu âleme

Hasret kaldım ol âdeme

Nerededir yârin yolu

2. Gece gündüz demedim ben

Yola düştüm giderim ben

Ararım her sabah erken

Nerededir yârin yolu

3. Ben bir garîb bîçâreyim

Bağrı yanık âvâreyim

Aşk oduna pervâneyim

Nerededir yârin yolu

4. Gökte sordum meleklere

Ay yıldıza feleklere

Acımam ben emeklere

Nerededir yârin yolu

5. Tâ subha dek Mevlâ derim

Bazan ya Hû yâ Hak derim

Eyvâh demem Allâh derim

Nerededir yârin yolu

6. Nerede kokan gülleri

Nerede öten bülbülleri

Bulabilsem erenleri

Nerededir yârin yolu

7. Dolaşırım solu sağı

Aşarım ben taşı dağı

Nerede vuslat durağı

Nerededir yârin yolu

8. Âhımla âlem kül olur

Nefhamla yaprak gül olur

Âşık bir gün maşûk olur

Bizde biter yârin yolu

9. Gurrâb değil bir garîbim

Hak'la zengin bir fakîrim

Öksüz yetim bir hakîrim

Nerededir yârin yolu

10. Dosttan haber verin bana

Sen de gel benimle ara

Bakmayın pek öte yana

Nerededir yârin yolu

11. Gözyaşımla söndüreyim

Cehennemi yok edeyim

Soran varsa söyleyeyim

Nerededir yârin yolu

12. Müjde müjde buldum yâri

Hilâfım yoktur vAllâhi

Gözümden bakar billâhi

Bize varır yârin yolu

13. Cennetlerden cennet beğen

Hûrilerden hûri beğen

Bütün bunlardan vazgeçen

Bize varır yârin yolu

14. Sabahları Konya'dayım

İkindiyin Uşşâk'tayım

Her gece beytullahtayım

Bize varır yârin yolu

15. Dilimizde Hakk'ın sözü

Gözümüzde aşkın gözü

Özümüz Mustafa özü

Bize varır yârin yolu

16. Nusret'i bul vuslata er

Gönlüne gir Kâ'be'ye er

Sözümden aldınsa haber

Bizde biter yârin yolu

### 130

1. Lisânım bağladın cânâ nazar ettin celâlinle

Yine hayrân-ı hüsnün eyledin arz-ı cemâlinle

2. Semâ-yı kalbimi örten bulutlar geldi işbâa

Gözümden mi dökülsün ya kâlemden mi şu mısrâa

3. Elim ermez gücüm yetmez nasıl bir acz-i tâmdır bu

Beni bî-nâm ve bi-âr eyledi aşkın ne hâldir bu

4. Acep âlemleri âdem gözünden mi kılan seyrân

Veya âlem ile etrafı âdemde idem devrân

5. Kulak verdim gönül meşgul senin zikrinle fikrinle

Nazar kıldım kamaştı gözlerim envâr-ı şevkinle

6. Perîşân hâlimi seyr eyleyen emsâl ve akranım

Beni aptal diye hor gördüler ey dilde mihmânım

7. Görünce vech-i dil-ârâ-yı yâri bî-şuûr oldum

Ona nisbet neyim kaldı meğer ayn-ı vücûd oldum

8. Bugün dâvet eder oldu sâlât-ı ‘iyde zâhidler

Zuhûrumdan beri durdum huzur-ı Hakk'a bilmezler

9. Müezzin beş vakit inler bunu her müttakî dinler

Koşar âkil ve câhiller buna beyt-i Hudâ neyler

10. Gönülde mürşidimden kıble-gâhım var iken ahbâb

Koşarlar bir ömür dîvar içinde kaldılar bi-tâb

11. Kimi beş defa yâd eyler beher gün ism-i Mevlâyı

Sorun Mecnûna bir demde anar kaç defa Leylâ’yı

12. Gıyabından konuşsam yârimin ol anda hâzırdır

Biraz gaflette meksetsem hemen dîdemde nâzırdır

13. Eyâ cânâ neyim ben sen nesin vasfında mahcûbun

Suâlimle cevabımla senin zülfünde maslûbum

14. Niçin tevhîd eden uşşâk dolaşmaz bağ ve bostânı

Meğer hâmûş olan içmiş şarâb-ı ilm ü irfânı

15. Libâsı güft ü gû giymekle Nusret bir hatâ etti

Hakîr-i aşk iken ağyâr desinler mi firâr etti

### 131

1. Buldum sandım bulmamışım

Oldum sandım olmamışım

Dertten ibret almamışım

Lutfeyle açıver yolum

2. Çok hikâye bellemişim

Anlattıkça inlemişim

Dost izini izlemişim

Lutfeyle açıver yolum

3. Gecelerim gündüz oldu

Bütün yollar dümdüz oldu

Ömrümse ellibeş oldu

Lutfeyle açıver yolum

4. Ağlamaktan yaş tükendi

İnlemekten ses tükendi

Hû derken nefes tükendi

Lutfeyle açıver yolum

5. Dost dost dedim dost dost dedi

Cânım dedim cânım dedi

Cevâb veren kimdir dedim

Lutfeyle açıver yolum

6. Sağa baktım selâm verdim

Sola baktım selâm aldım

Arşa çıktım şaştım kaldım

Lutfeyle açıver yolum

7. Ben dedim sen yoksun dedi

Sen deyince ya sen dedi

O kim derken sus sus dedi

Lutfeyle açıver yolum

8. Ey Kadîr ve ey lemyezel

Feryâdımın hepsi gazel

Yalvarırım mine'l-ezel

Lutfeyle açıver yolum

### 132

1. Bilmem ki neyim anlamadım kendimi gitti

Beş on sene evveldi ki gençlik sona erdi

Deryâda da dağlarda da kırlarda da gezdim

Çok çok düşünüp az okudum vahdeti sevdim

2. Tam kırk sene var sîne-i sûzân yanıyor hep

Tam kırk sene var dîde-i giryân akıyor hep

Tam kırk sene var derd-i nihân yaktı kavurdu

Tam kırk sene var yâre-i aşk sızladı durdu

3. Bilmem ki neyim bir deli mi belki de öyle

Bilmem neyim bir velî mi belki de öyle

Dîvâne miyim dîvânda mı anla ve dinle

Al sazını geç karşıma gönlüm gibi inle

4. Ben bir garîbim âşıkıyım vahdet-i zâtın

Pervânesiyim farz ediniz şema-i cânın

Kâh bülbülüyüm kâh gülüyüm bağ-ı cinânın

Kâh sevgili kâh bendesiyim bil ki Hudâ'nın

5. Bezm-i ezelin nefhasıyız şimdi vücûduz

Sûretteki eşkâle bak aldanma ki nûruz

Bizden görünen hem de gören ayn-ı Hudâdır

Anlarsan eğer nutkumuzun hepsi gıdâdır

1. Dost yine arz-ı cemâl etti şu dem bir katreden

Yandı vAllâhi'l-azîm gönlüm evi tâ sîneden

2. Kaç vakittir sîne bin bir dertle olmuştu harâb

Şimdi artık derdi görmez oldu dîdem geldi tâb

3. Dört anâsırdan ibaret bir vücûda indi nûr

Şimdi bir bir hastalıklar cümle ağyâr oldu dûr

M. Nusret Tura
4. Baktığım her zerreden yârim de bakmakta bana

Nûr-ı ayn içre mekânım var beni sorman bana

5. Cümle mahlûkât ve mevcûdat kıyâm üzre durur

Bir emir mi bekliyorlar zâlike'l-yevmi'n-nuşûr

6. Yârimin etrafını almış döner cümle nücûm

Yâr ise sînemde mahfî anladın mı ey kuzum

7. Zannedersem Mevlevî dergâhıdır âlem şu dem

Hû diye bir nâra atsam korkmasınlar ey dedem

8. Bî-hurûf u lafz u savt bir âleme soktum sizi

Kimse bozmaz cünbüş-i tevhîdi yâd eyle bizi

9. Bir fakîr ve hem garîb Nusret kulu aldı zemin

Rahmetullâhi aleynâ ve aleyküm ecmaîn

### 134

1. N'ideyim zevk u sefâyı n’ideyim bağ ile bostân

N'ideyim câm-ı cihânı orada yok ise cânân

2. Nerede 'ıyş ile nûş ehli acep bitti mi meclis

Yâri sînemde görünce gözümüz görmedi hem-cins

3. Seni senden onu ondan ayıran perdeyi ref' et

Buna bir sofra-yı tevhîd dediler şöylece fikr et

### 135

1. Sevdiklerini âteş-i aşkınla yakıp pâk ediyorsun

Şaştım şu işe bây u gedâ âşık-ı nâlân ediyorsun

2. Bazan koca sultâna kızıp hâk ile yeksân ediyorsun

Bazan da fakîr bir kulunu kalblere sultân ediyorsun

3. Ey pür-azâmet şâh-ı cihân aşkımı arttır bana lutfet

Sevdin beni sevdim seni sev seveni Nusret'i şâd et

### 136

1. Ne ufuk var ki bu âlemde ne alt var ne de üst

Ne de sağ sol ve ön arka diyelim biz heme dost

2. Bu ne âlemdir ilâhî tek ü tenhâ bir vücûd

Gözüm ervâha ilişti bize etmekte sücûd

3. Şu sefil arz-ı vücûdu bırakıp arşa çıkın

Gece gündüz demeyip gönle girip bir bakının

4. Gözünün gördüğü her şey sana bir ayna olur

Bir cihânsın sen eğer anlar isen bayram olur

5. Gerçi sen dağların üstündesin ammâ iyi bak

Kıtalar emrini bekler seni sevmiş ise Hak

M. Nusret Tura
6. Ne melek vardır o âlemde ne iblis ne beşer

Görebildin ise Hakk'ı sana bin secde değer

7. Azamet âleminin sen beyi oldunsa eğer

Durağın Kâ'bedir artık sana herkes baş eğer

8. Bütün âlem dile gelmiş soruyor sen o musun

O'yum amma bunu bir Hak bile bir sen bilesin

9. Eğer istersen elin ver çekeyim tâ yanıma

Değişir yerlerimiz gel bana aslâ acıma

10. Eğer aldın ise cânân kokusun durma yetiş

Dilemez derdine dermân be hey âşık bu ne iş

11. Boğazın bir tepesinden bunu Nusret yazadursun

Bu gün al sakla kitâbını yazın elbette okursun

Sevgili kardeşlerim!

Cenâb-ı Hakk'a şükürlerle bu fasla burada son veriyoruz. Bir
başka şekilde hizmetlerimizi arzetmek için. Eğer bu aşk şarabı
hoşunuza gitti ise, hoşluk Allâh'tandır. Eğer hoşunuza gitmedi
ise, anlamadığınıza inanacağım. Anlamaya çalışınız. Çünkü bu
ses, özünüzün sesidir. Muhakkak anlayacaksınız; her meyvanın
hamlık ve olgunluk devresi olduğu gibi, bu devrenin de mevsi-
mi gelecektir. Sabırlı olunuz, anlamaya çalışınız. Hazret-i Allâh
ilim ve hidâyet ihsân buyursun ve ziyâde eylesin. Âmin...

### 137

1. Neşe-pâş-ı Hazret-i Mustafâyız

Muhibbân-ı Aliyye'l-Murtazâyız

Ehl-i Beyte biz mir'ât-ı safâyız

Biz Uşşâkîleriz berk-i Hudâyız

2. Hak güneşi tariklerin başıdır

Gönlümüzde son yol aşkın yoludur

Kervanımız âşıklarla doludur

Biz Uşşâkîleriz bahr-ı safâyız

3. Levlâk levlâk lemâ halektü'l-eflâk

Hayrân bize ins ü melek ve eflâk

Hak'tan gayra yoktur asla inhimâk

Biz Uşşâkîleriz nûr-ı Hudâyız

4. Hep dertliyiz fekat ayn-ı devâyız

Âlem bize gıbta etse sezâyız

Aşk denilen cevhere mübtelâyız

Biz Uşşâkîleriz sırr-ı cihânız

5. Zaman olur başımız hep sücûtta

Ne ten kaldı ne cân kaldı vücûtta

Huzûrdayız Arş üstünde huzûrda

Biz Uşşâkîleriz nûr-ı Hudâyız

### 138

1. Bahar içre baharım ben heyûlâ-yı cihânım ben

Aşk derdine devâyım ben beni kaldır gör Allâh'ı

2. Zaman içre zamanım ben mekân içre mekânım ben

Vücûd içinde cânım ben beni kaldır gör Allâh'ı

3. Gözünde nokta-i nûrum özünde inleyen rûhum

Günün her vakti sarhoşum beni kaldır gör Allâh'ı

4. Cehennemde yanan da ben cennetinde gezen de ben

Hak ile Hak olan da ben beni kaldır gör Allâh'ı

5. Gönülde Mustafâ'yım ben gözünde Murtazâ'yım ben

Bebek'te Nusrata'yım ben beni kaldır gör Allâh'ı

6. Göklerinde tek nûrum ben gönüllerde huzûrum ben

Anla ser-â-pâ rûhum ben beni kaldır gör Allâh'ı

7. Asıl adım Muhammed'dir dünya mülkünde Nusret'tir

Cismim âleme rahmettir beni kaldır gör Allâh'ı

8. Kâinatta bir taneyim seher vakti üryâneyim

Dost elinde şehzâdeyim beni kaldır gör Allâh'ı

9. Senin ağzından ben dedim onun ağzıyla sen dedim

Sen ben yokuz hep O dedim bizi kaldır gör Allâh'ı

10. Beytullâh'ta habîb oldum İstanbul'da fakîr oldum

Nusret'te pür-safâ oldum bizi kaldır gör Allâh'ı

11. Göklerinde uçan da ben arz üstünde gezen de ben

Denizlerde yüzen de ben bizi kaldır gör Allâh’ı

12. Rabbimle oldum pür-safâ ayrı düştüm çektim cefâ

Gâfillere verdim salâ seni kaldır gör Allâh’ı

13. Tek sedâ oldu son sözüm Hû dedim feth oldu özüm

Beni dinle a iki gözüm bizi kaldır gör Allâh’ı

### 139

1. Aşkın beni rüsvâ-yı cihân eyledi gitti

İlmin ise dânâ-yı cihân eyledi gitti

Sensin dediğim benliğimi anladığın an

Rûhum kafesi tenden uçup Hû dedi gitti

2. Bekler dururum sağ ve solu yel gibi geçti

Ömrüm oluyor bir sene ki altmışı geçti

Sussam duramam sözlerimi anlayanım yok

Gönlüm kâlemim leyl ü nehâr inledi gitti

3. Lütfun beni Kârûn-ı cihân eyledi gitti

Gâfil gezenin ömrü bitip ağladı gitti

Kimden kime îzâh edeyim vaslı firâkı

Nusret var eden Rabb’ine Allâh dedi gitti

4. Toprak diye gam çekmiş olan toprağa gitti

Taş taş dedi âhar kimisi taş yedi gitti

Terk eyledi beni bahtım gelmez sanıyordum

Çok hızlı gelip bir yanağım öptü de gitti

140

5. Dûzah diye korkmakta olan yandı da gitti

Cennet diye kokmakta olan cennete gitti

Sen Nusret'e sor âlemi icmâl ediversin

Hak ehli olan Hak olarak bildi ve gitti

1. Âlem-i eflâkı gezdim indim arza ey garîb

Boynumu büktüm ve diz çöktüm olunca andelîb

Bağ-ı hüsnünde gül oldum her devir Mevlâ deyip

Postla âlûde iken ben dostu buldum ey necip

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

2. Biz hümâ-yı vahdetiz ammâ cihânda bendeyiz

Şems-i zâtım arza düşmüşse ne gam hep Hû deriz

Bir habîbe bir habîb olmak için âh eyleriz

Vuslat eyyâmında firkat nâmesin arz eyleriz

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

3. Nerde kaldın kırk yıl âgâh olmadın sen ey güzel

Tabl-ı Ahmed inliyor beş kerre günde ey gönül

Ayb-ı ârı terk edip ifşâya geldim ey gönül

Nefhalar zinde kılarken mürdeyi gel ey gönül

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

4. Zât-ı Hakkı kendi zâtında ara bul evvelâ

Sonra benler hep sen olmuş olur kulak ver ey şehâ

Gönlümüz şems oldu sen de gir ve şems ol mehlikâ

Gerçi sûrette harâbatız harâbız sâkiyâ

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

5. Her kulundan Hak zuhûr eyler bunu bil hürrem ol

Hak deyince gönlü sızlar Nusret'in gel Hakkı bul

Zât-ı Hakkı bulmak istersen gönülde sen yok ol

Nerde ağyâr görmedim ben sen de ben ol yâri bul

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

6. Yâri bulduk yâre uyduk şimdi olduk yârla yâr

Kimi tasdik kimi inkâr eder ammâ bizde yâr

Perde-i ağyârı yırt ki zâhir olsun dilde yâr

Aşkla yaktım perde-i ağyârı kaldı şimdi yâr

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem

### 141

1. Ben Hakk'a âşık olmuşum

Dâim onun hayranıyım

Dost bağına zînet gerek

Al goncanın bülbülüyüm

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

2. Yine Hakk'tan geldim bugün

Hakk'a gider râhım benim

Dünya sarayında benim

Hünkârın aşk mecnûnuyum

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

3. Küfrüm îmân oldu bugün

Cismim cânân oldu benim

Eski hâlim n'oldu benim

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

4. Kâfî oldun her vücûda

Varım verdim sen mevcûda

Nazar kıldım bu vücûda

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

5. Çün aklım oldu benim kül

Dost dahil oldu sağ ve sol

Anın için hayrân gönül

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

6. Bu dil aşktan usanmadı

Bir lâhza ayrı kalmadı

Dünyaya rağbet kalmadı

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

7. Mekân gözden oldu nihân

Her yerler de oldu nihân

Dost gözünün dürbünüyüm

Bilmem ne hâl oldu bana

Ben sen miyim sen ben misin

### 142

1. Bir gün seherden evvel uyandım

Aşkıyla Rabb'in eflâke baktım

Ses yok sedâ yok bir hayli daldım

Gönlü Allah'ın önünde sandım

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

175

2. Ay ve yıldızlar kurtlarla kuşlar

Eşcâr ve esmâ hepsi sarhoşlar

Ebhâr ve enhâr arş üzre rûhlar

Huzûr-ı Hak'ta sübhân okurlar

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

3. Âşıkın gönlü şemsten münevver

Âşıksan oldun nûrlardan enver

Gaflette kalma olma ten-perver

Servere ser ver ol sen de server

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

4. Cahillik etme dalma sivâya

Beş vakit boyun bük sen Mustafâ'ya

Sabret eresin bir gün safâya

Bâb-ı sır açıktır merd-i Hudâya

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

5. Ezan sesiyle mü'min uyandı

Aşık gönüller nûrla boyandı

Gözler coşunca yaşlar boşandı

Uyan ey Âdem âlem uyandı

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

6. Hamd Sûresi'yle durdum namaza

İhlâsla çıktım arzdan semâya

Nûr âyetiyle vardım Hudâ'ya

Gönlüm dolunca indim selâya

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

176

7. Âdem yatakta Nusret ayakta

Ben bir mum oldum sahr-ı cihânda

Yandı tutuştu gönlüm şu anda

Buldum huzûru meydân-ı zâtta

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

### 143

1. Gökten itildim bir kenara düştüm

Mecnûn gibi ben âh u zâre düştüm

Gözyaşlarımla niyâza düştüm

Ey Allâhım seni bulan nerdedir

2. Aşkın ile gece gündüz ağlarım

İçin için yanar yürek dağlarım

Senin için dert üstü dert bağlarım

Ey Allâhım seni gören nerdedir

3. Seni gözler seni arar dîdeler

Senin için inler birçok sîneler

Bağda kırda yırtıldı elbiseler

Ey Allâhım senin izin nerdedir

4. Gâfil geçen ömrüm hep hebâ oldu

Gece gündüz dünya bana dar oldu

Âşık iken cümlemize yâr oldu

Ey Allâhım kılavuzun nerdedir

5. Gelecek mi acep vuslat demleri

Görecek mi göz Hakk'a erenleri

Peşimden gel yaşa şu hoş demleri

Ey Allâhım senden haber kimdedir

6. Nusret yandı artık benlik kalmadı

Ondan sonra kendin ancak anladı

Hep dost imiş âlem ağyâr kalmadı

Hâzır nâzır o dost Nusret nerdedir

7. Yandım derken nûr olmuştu sözleri

Öze vardı geçti diğer özleri

Kamaştırdı vuslat bütün gözleri

Aramayın Nusret her dem bizdedir

8. Nehir bahre ulaşınca ses olmaz

Kar üstüne kar yağarsa iz olmaz

Âşık bir gün maşûk olur şek olmaz

Yâr ile yâr oldu Nusret bizdedir

### 144

1. İştiyakın kalb-gâhımı sardı

Birdenbire aşk u şevkim arttı

Dil-hânemi deldi geçti yaktı

Mâsivâlar yandı ömrüm arttı

2. Gecem gündüz oldu nûr doğunca

Aklım kaçtı gönlüm aşk dolunca

Her cân Mevlâ oldu ben yok olunca

Gölge kalır mı şems doğunca

3. Ne dağ tepe kaldı ne ben ve ne sen

O zuhûr edince kalır mı sen ben

Rüzgâr esmeyince olur mu esen

Neş'e-i zâtîde de yok olunca sen

4. Ten cânın cân ise Allâh'ın nûru

Anla cümle âlem Hakk'ın zuhûru

Sağımda solumda Ahmet'le Nâzân

Nusret o zaman buldu sürûru

### 145

1. Defter-i uşşâka kaydettim seni ey tâc-ı ser

Ben ki yandım sen de yan artık bu aşka ey püser

2. Çaktı şimşek bir de gördüm almış etrafım uşşâk

N'eyleyim ben bunları hem hepsi olmuş bir başak

3. Vahdet-i yârdan nasip almak dilerler şüphesiz

Karşıma aldım da şükür ettim Hudâ'ya hande-riz

4. Gâh hikâye gâh tesellî geh ibâdet geh zikir

Söylenen bir söz idi ammâ ki Allâh'dan emir

5. Sîne-i büryânıma soktum çıkardım cümlesin

Cümlesi ikrâra geldi Hamd ü li rabbi'l-âlemîn

6. Yakmak istersen eğer sen canları gel âteş ol

Bilmek istersen eğer Allâh'ı kendin ârif ol

7. Görmek istersen cemâl-i pâki sen gel bir göz ol

İstiyorsan sen görünmek ism ü cismin Nusret ol

8. Nusret'in gönlünde kal birkaç zaman etme firâr

Sonra çıkmak istemezsen bil o bir darü'l-karar

9. İstiridye midesinde kumları mercan eder

Nusretin gönlünde kalsan canlara cânân eder

10. Aşk şarabın bir kadeh iç zerrelerde şemsi gör

Damlayı bir bahr-ı bî-pâyân anla aslı gör

11. İsm ü cismi aklı fikri terk edip Mevlâyı gör

Terk-i terk etmiş olursan âlemi sende gör

12. Şimdi artık günlerin bayram leyâlin leyle-i Kadr

Bin selâm et Mustafaya fakr ile ettin fahr

### 146

1. Dûzeh-i hicrinde buldum nûrunu vaslında hem

Bak gözüme dinle benden yâ Muhammed Mustafâ

2. Tut elimden at zemîn-i esfele ister isen

Senle olmaktır murâdım yâ Muhammed Mustafâ

3. Ben vücûd-ı âriyette kalmak arzû eylemem

Cânımı al aslıma ver yâ Muhammed Mustafâ

4. Asl u neslim haşr-ı neşrim gerçi hep zâtındadır

Asrımızda bir garîbim yâ Muhammed Mustafâ

5. Kanlı yaşlar döktüğüm kırk yıl senin içündür benim

Yakma hicran ellerinde yâ Muhammed Mustafâ

6. Cümle yârânla geldim boynumuz büktük sana

Vechinin meftûnu olduk yâ Muhammed Mustafâ

7. Sen harîm-i ismetinde hâk-i pay et bizleri

Râzıyız ammâ ki lutfet yâ Muhammed Mustafâ

8. Cümle âlem bahr-ı zâtında senin can vermeyi

Canlara minnet bilirler yâ Muhammed Mustafâ

9. El ele verdik huzûr-ı izzetinde biz bugün

Gamzenin meftûnu olduk yâ Habîb-i Kibriyâ

10. Vuslatı Nusret'te bulduk biz âşıkı kullarız

Neşemizden eyleme dûr yâ Muhammed Mustafâ

11. İrtihâl eylediğin şehr-i Medîne sandılar

Nusret'in gönlünde haysın yâ Muhammed Mustafâ

### 147

1. Neșe-yi Pîr-i Celâleddîn'ime uydum bugün

Ağzımın her köşesinden fışkırır enhâr-ı aşk

2. Bil nazar-gâh-1 Celîl-i Kibriyâdır gönlümüz

İstemem ifşâ-yı râz ama dedirtir emr-i aşk

3. Aşk-ı buldum aşka uydum aşk ile oldum enîs

Sûretâ derler zavallı inliyor nâlân-ı aşk

4. Bir günüm bir güne uymaz nefhamız aşkla dolar

Baktığım her yerde gördüğün ben ol et isbât-ı aşk

5. Yerde gökte olmayan sırlar gönülde toplanır

Sînemizde ney çalarken hep güler Mevlâ-yı aşk

6. Fâriğ ve âzâde oldu âşıkân kavgadan

Sende mi dîdemde mi sînemde mi fermân-ı aşk

7. Yerde gökte âşikârdır cân içinde gizlidir

Girdiği dilde bulunmaz mâsivâ-yı gayr-ı aşk

8. Hangi bir kalbde duyarsan ism-i pâki neşelen

ir takaza-yı Hudâdır istiyor irfân-ı aşk

9. İsm-i zât-ı aşk ile her an gönlümüz lebbeyk der

Anladınsa ebsem ol zîrâ bu da esrâr-ı aşk

10. Evvelim der âhirim der sözüne yoktur karar

Bende söyler sende dinler çok uzun masal-ı aşk

11. Bir taraftan Len-terânî der iken Musa'ya Hak

Bir taraftan Men reânî dedirtir sultân-ı aşk

12. Kimseyi sırrımdan âgâh istemezdim Ulunay

Hubb u Mevlânâyımadır söyletir ankâ-yı aşk

13. Bir fakîr u aciz ve kemter sınıfının tuhfesi

Mesnevîden katredir arz eyliyor deryâ-yı aşk

14. Sâat üç olmuş yâ Nusret namaz kıl yat uyu

Dem gelir devrân geçer dânâ gönüldür zât-ı aşk

15. Cümle zerrât-ı vücûdumda doğar aşk nefhası

Yek-zebân olsun dü-âlem yektir Allâh tektir aşk

Bu şiir, Refiî Cevad Ulunay'a yazılmıştır. Bu muhterem zât Hz.
Mevlânâ'nın 21. göbek torunlarından bir çelebi idi. Efendi Ba-
bamı çok sever, sık sık ziyaretine gelirdi ve Milliyet Gazetesi'nde
de köşe yazarı idi. Başlığı “Okuyucularımla” idi. Orada Efendi
Babam'ın cumartesi günleri köşesinde makalelerini yayınlardı.
Ben de onları toplar biriktirir dosya haline getirirdim. Bizde
bulunan bu makaleler ile Sayın Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç
kardeşimizin çabaları ve araştırmaları neticesinde ortaya çıkar-
dıkları diğer makaleleriyle beraber Şubat 1995’te “Râh-ı Aşk”
ismiyle ve diğer bütün kitapları da yeniden basıldı ve yayın-
landı. Tekrar kendilerine teşekkür ederiz. (Necdet Ardıç-Terzi
Baba)

### 148

1. Bülbül-i ranâyı sev ammâ hümâ-yı aşka bak

Cümle ezhârı sev ammâ gel gül-i ranâya bak

Ey fakîr insân bu âleme geldin neyledin

Cümle eşyayı muhît olmuş dil-i dânâya bak

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

2. Kıblegâhı cümle âlemdir bunu bilmez cehil

Vâkıf-ı esrâr-ı Hak'tır anlamaz echel cehil

Sen dil-i dânâyı buldun anladınsa ebsem ol

'Iyd-i ekber ol gün oldu sonra olma muzmahil

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

3. Ol dil-i dânâda mestûr etti kendin zât-ı Hak

Adem'in gönlünde kenz-i mahfîyim ben dedi Hak

Taht-ı gâh etti dîl-i dânâyı oradan coştu Hak

Tâc-ı Kerremnâyı giydirdi temâşâ kıldı Hak

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

4. Hak ile geldik cihâne sonra olduk cümle halk

Lâm-ı istîdatı kaldır cümle âlem oldu Hak

Gel dil-i dânâya râm ol dediler bu dâd-ı Hak

Levh-i Mahfûz'un kitabın kim okursa oldu Hak

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

5. Hak olan bildi kendin âleme mir'ât dedi

Neş'e-yi mahbûbiyyetle baktı yâ Ahmed dedi

Mustafâ âyînesinden baktı taaşşuk eyledi

Kendi kendinden temâșâ etti de nâz eyledi

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

6. Bilmedi iblis-i laîn kim ol dil-i dânâdadır

Cahil ü nadânı bil ammâ ki cânân ordadır

Kendi bildi kendi örttü vechini bil perdedir

Şükrü çok kıl ârif-i billâh isen sendedir

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

7. Lutf edip Fahr-i Rüsul açmakta vechinden nikâb

Geh kapar nûr-ı Hudâyı hem görünmez âfitâb

Ey fakîr Nusret bu âlem içre geldin neyledin

Bil ve setret ki cemâlin âleme vermekte tâb

Biriz mânâda cânânım sûrette ayrıldık biz

Libâs-ı aşkı ben giydim libâs-ı hüsnü sen giy

### 149

1. Müştak-ı cemâlinim ben yâ Resûlullah meded

Bülbül-i bağ-1 hezârım yâ Resûlullah meded

Senliği bulmaktı derdim Hakka vâsıl olmak için

Her şeyi yağmaya verdim sende kaybolmak için

2. Senle hâzır senle nâzır bir vücûd-1 fânîyem

Sen beni halk eyledin ammâ ki senden zâhirem

Bâtınımdan söyledim âyâtımı ikrâ dedin

Sînelerden fışkırır envâr-ı zâtın bak dedin

3. Nûr-ı vâhittir cihan tevhîd-i zâttır maksadım

Şeş cihâtı dü cihânı benden izhâr eyledin

Âlemi bende yarattın nûr-ı envârsın bana

Sîneme kurdun sarayın sen Habîbullâhısın

4. Sende oldum ben ayân ammâ ki sende mahfîyem

Âlemin her zerresinden ben kemâl-i arz eylerem

Sende mirâc eylerim ammâ ki sen ben ol derim

Vech-i pâkinle ayânım cümle sıfâtımla benim

5. Çeşm-i Hak-bînle ayân cümle sıfâtımla benem

Çokluğa bakmam seni senden temâşâ eylerem

Vâhidim gerçi Habîbinden seni zikreylerem

Nusret'im âlem içinde sırr-ı yektâyım

### 150

1. Nûr idim gök yüzünde arza indim

Topraktan elbise giydim Efendim

2. Yine nûrum Nusret ismin dediler

Nûrdan ayrılmadım cânım Efendim

3. Hüve'l-evvel Hüve'l-âhir dediler

Hem zâhiriz hem bâtınız Efendim

4. Huzûrunda secde ettim kul oldum

Yok olduktan sonra O'yuz Efendim

5. Özden konuştuklarım Kur'ân'ın Türkçesi

Dinleyene "Habîb" derler Efendim

### M. Nusret Tura

6. Sûretimiz er geç fenâ bulacak

Zâtımız zât deryâsıdır Efendim

7. Söyleyen dinleyen gerçi başkadır

Hem kulak hem ağız O'dur Efendim

8. Evvel kulak sonra göz ol ve bekle

Bir gün sen de çok söylersin Efendim

9. Hep kitâb-ı Hak'tır gördüğün eşyâ

Okumayı öğrensen a Efendim

10. Her şey dile gelmiş haber getirir

Cibrîl'i nerde ararsın Efendim

11. Hep görünen dost yüzüdür bil tanı

Sen kimmişsin anladın mı Efendim

12. Gören zâtı görünen cümle sıfât

Göz perdeniz açıldı mı Efendim

13. Anladınsa yanlış konuşma sakın

Biraz daha dinle sabret Efendim

14. Varlık ile zât anlaşılmaz derler

Gönlüme dal soyunupta Efendim

15. Ne sen varsın ne ben varım âlemde

Biz feneriz nûr O'nundur Efendim

16. O kün dedi biz var olduk dünyada

Biz yok iken O var idi Efendim

17. Lâ bizim ismimiz oldu O illâ

Varlığımız O'nunladır Efendim

18. Doğan ölen cesede var denir mi

Hem ayıptır hem günahtır Efendim

19. Ağzımız çeşmesinden sütler akar

Ne bakarsın bir bardak iç Efendim

20. Aradığın dîdemizden nûr saçar

Sağa sola ne bakarsın Efendim

21. Hem Allâh var hem Habîb'i bu demde

Şaşkın şaşkın pek düşünme Efendim

22. Varlığı terk et sende Hû olasın

Sonra diril de Habîb ol Efendim

23. Gerçi can vermektir hüsn ü bahâsı

Sen de bir can ver bin can al Efendim

24. Ebedîlik zevkin tattık tadalı

Ödünç elbiseden geçtik Efendim

25. Ân-ı dâim sırrına mazhar olan

Doğup ölmek nedir bilmez Efendim

26. Haydin Allâh deyip tenden geçelim

Can bahrinde birleşelim Efendim

27. Onu tasdik seni inkâr edersen

Hoşnûd olur Mevlâm senden Efendim

28. Bilâl ezan okurken susmak gerek

Güller soldu bülbül sustu Efendim

29. Kulak ibret almaz ise sözümden

Kurşun akıt tıka onu Efendim

30. Ayna gibi temiz olmayan gönül

Şeytanların yuvasıdır Efendim

31. Feryâdımın cümlesi sizler içindir

Sizler niçin gülersiniz Efendim

32. Gece gündüz yârdan ayrı değilim

Âh ve zârıma bakmayın Efendim

33. Ağlamaktan gözyaşlarım kurudu

Yârim bundan hoşlanıyor Efendim

34. Yüzüm güler bazen kalbim kan ağlar

Gözlerimden öper yârim Efendim

35. Seher vakti yalvarırım ağlarım

Benim ile O da ağlar Efendim

36. Allâh için ağlamayan gözlere

Göz deyemem budak derim Efendim

37. Bizim hâlimize akıllar ermez

Aklın çok ilerisindeyiz Efendim

38. Bir takaza taşıyla kalbim kırar

Her parçasından da bakar Efendim

39. Kâh olur secdeye dümdüz yatırır

Elde bıçak keser doğrar Efendim

40. Kendi keser kendi sarar yaramı

Sonra geçmiş olsun der ve güler Efendim

41. Cânımı istese derhal veririm

Bilirim ki bin can verir Efendim

42. Gevezeyiz belki de çok fakîriz

Âhir zaman velîsiyiz Efendim

43. Huzûrunda bülbül gibi öterken

Tokat atar ve susturur Efendim

44. Neşter ile sînemde yara açar

Merhem sürer iyi eder Efendim

45. Ondan gelen her şey benim makbulum

Boynuma sarılır öper Efendim

46. Bir O vardı sonra halketti beni

Âşıkımsın dedi cânım Efendim

47. Bizim için bu âlemi donattı

Arûs gecemizdir bu dem Efendim

48. Kâ'be tavafı zâhide farzdır

Kâ'be bizi tavaf eyler Efendim

49. Altmış üç yıl ömrüm yel gibi geçti

Ezel ebed O'nunlayım Efendim

50. Ömrümüzün her günü bir bahardır

Gülüm solmaz ben bülbülüm Efendim

51. Akıl pervânemiz aşka yanarken

İçim dışım nûr olmuştur Efendim

52. Ne Nusret'ler geldi geçti cihândan

Habîb'inin habîbiyim Efendim

53. Bu nasıl söz der iseniz susarım

Özenmemiz bile kâfi Efendim

54. Nusret göçüp gitse cihândan ne gam

Yârim dâim ve bâkîdir Efendim

55. Zaman geldi saka oldum su verdim

İçen içti sen nerdesin Efendim

56. Zaman oldu süt dağıttım millete

Bîgâneler hiç içmedi Efendim

57. Baldan şerbet yaptım parasız sattım

Az sarfoldu çoğu kaldı Efendim

58. Şarap dedim kapış kapış aldılar

İçmek nasip etmedik Efendim

59. Her yolcuya sordum yolundan memnun

Kaplumbağa gibidirler Efendim

60. Âşık olun sırtıma binin dedim

Velî olmaktan korktular Efendim

61. Gönlüme gir cennete sokam dedim

Toprakları eşelerler Efendim

62. Hak yolunda kılavuzum diyorum

Çemen bize kâfî diyor Efendim

63. Azrâile al bunları diyorum

Eyvâh deyüp ağlıyorlar Efendim

64. Rabb'ini anmayan ağız değildir

Çöp küfesi olmuştur o Efendim

65. Kulağında küpe olsun sözlerim

İyi dinle iyi anla Efendim

66. Her seherde bizim gibi ağlayın

Gözünüzden perde kalksın Efendim

67. Bir gün sen de ağız olup söylersin

Emir bekle sabır eyle Efendim

68. Salli alâ seyyidinâ Muhammed

Cihân senin zikrindedir Efendim

69. Kendi sevdi kendi halketti bizi

Âşık iken maşûk oldu Efendim

70. Biz de geçtik âşıkların önüne

Sûr öttürüp koşuyoruz Efendim

71. Sona kalanlara yazık olacak

Kıyâmete çok az kaldı Efendim

72. Kimi sever kimi de çok sevilir

Hangi sınıftanım bilmem Efendim

73. Âlemlere rahmet bir Peygamber'in

Ümmetiyiz bendesiyiz Efendim

74. Men reânî fekat reel Hakk diyor

Bizi gören O'nu görür Efendim

75. O'ndan başka varlık yoktur diyoruz

Nasıl olur göremezler Efendim

76. Dertliye derman olmaktır işimiz

Dertsize de dert veririz Efendim

77. Rabbim yoktan var ederken herkesi

Biz de vârı yok ederiz Efendim

78. Fenâ elbisesin yırtıp atarız

Bâkî ile tek kalırız Efendim

79. Bilir iken Hak'tan ayân nesne yok

Kâh örteriz kâh açarız Efendim

80. Kendim için fazla bir şey diyemem

İmtihandan çok korkarım Efendim

81. Sözlerimi anlayan milyonda bir

Allâh râzı olsun ondan Efendim

82. Cümlenizden râzı olsun Rabbimiz

Sen de Ondan râzı mısın Efendim

83. Halk içinde imamlık pek büyüktür

İmamların imamıyız Efendim

84. Acemler'den büyük sözler öğrendim

Muhammediyyü'l-meşrebiz Efendim

85. Büyük sözler söyleme diyorlar bana

Ehl-i dil başka söz bilmez Efendim

86. Benden konuşanı bir bilselerdi

Göz ve kulak olurlardı Efendim

87. Âdetimiz budur bizim ezelden

Ya hiç veya hep oluruz Efendim

88. Yetmiş bin perdeyi bir anda açtım

Anladınız mı Nusret'i Efendim

89. Sevgilimden biraz daha bahsetsem

Alev alev yanarsınız Efendim

90. Bundan sonra harf yok ses yok sözümde

Gönüllerden konuşalım Efendim

91. Herkes varlıkla iftihar ederken

Yoklukta bulduk neş'eyi biz Efendim

1. Bizi sen nesl-i âdemden gelen bir kabza-i Hak sanma

Bizi beş damlacık âb-ı muhabbetten dahi sanma

2. Biz al bir âşık-ı âvâreyiz kim her seher ağlarız

Ser-â-pâ rûh olup geldik habîb-i Mustafayız biz

3. Gehi nâlân gehi şâdân gehi hasta gehi gamlı

Beşer şekli libâs olmuş mücessem nûr-ı Hakkız biz

4. Bizi yer ve içer gördün deme bu da bir evhamlı

Hudâ'nın abd-ı hâssıyız onunla pür-nevâyız biz

5. Ararken hâlime haldaş gözümde kalmadı tek yaş

Hakîr görme bizi kim zülfikâr-ı Murtazayız biz

6. Vücûd mülkünde bir kenz-i hafîyiz sırr-ı Yezdânız

Tende cânız cânda cânân gizliyiz çünkü sultânız

7. Fakîriz dertliyiz gerçi bu sûretle kuluz ammâ

Cihânda nesl-i pâkiz biz gönülde nûr-ı beyzâyız

8. Adım Nusret işim hizmet garîbiz sûretâ ammâ

Tabîb-i âşıkânız hem harîm-i kibriyâyız biz

### 152

1. Rûhu'l-kudsün feyzi eğer Nusret'e inse

Elbette diriltir ölüyü körler olur şâd

2. Îsâ nefesin bir nazarı çirkine değse

Sultân-ı acem âşık olup eyleye feryâd

3. Bir gamzede bir dîde açar istese Mevlâ

Bir hande ile bazen eder âşıka imdâd

4. Birkaç gün için lafı bırak zikre devâm et

Mutlak gelecek karşına Nusret sana mir'ât

### 153

1. Sihâm-ı aşkına her dem vücûdum bir siper oldu

Fakat gönlüm göğüs açmış hedeftir yâ Resûlullah

2. Senin şevkinle geldim âleme sensiz serâb oldu

Gece gündüz senin müştâkın oldum yâ Resûlullah

3. Düşe kalka geçen altmış yıl ömrüm hep helâl olsun

Seni görmek diler dîdem görün bir yâ Resûlullah

4. Sana nisbet edince kendimi sarhoş olub kaldım

Ağız ismin gönül sevginle meşgul yâ Resûlullah

5. Huzûrunda seher vakti senin medhin okurken ben

Aceb idrâk hatamız var mı bilmem yâ Resûlullah

6. Seninle hasbihâl eyler iken leylim nehâr oldu

Şeb-i yeldâ olur sensiz geçen her gün yâ Resûlullah

7. Gönül âyinemi pâk eyledim n'olur bana bir bak

Ölürken nakşını kıble edinsem yâ Resûlullah

8. Niyâz etmekle ben çok hoş sana nâz eylemek hoştur

Dilersen nûr-ı vuslatla yakıp mahv et yâ Resûlullah

9. Senin nûr-ı cemâlinde fakîr pervâneyim her ân

Dilersen Nusret'i şâd et dilersen yak yâ Resûlullah

10. Eğer mâziyi fikr etsem hârâb-ender-hârâbım ben

Huzûrunda şerimsârım kerem kıl yâ Resûlullah

11. Bana bir lahza ümid ver gözümden akmasın yaşlar

Cehennemler söner sonra yaşımdan yâ Resûlullah

12. Seni âhir zamanda gerçi anlar pek az olmuştur

Sana dâvet edem halkı emir ver yâ Resûlullah

13. Eğer halk-ı cihân bilse ki zâtın Zât-ı Rahmândır

Sıfatınsa sıfât-ı Hak şefâat yâ Resûlullah

14. Ağız söyler akıl sus der gönül yaz der şaşırdım ben

Gözüm gözler seni lutfet görün bir yâ Resûlullah

15. Senin zikrinle sînemden alevler arşa yükseldi

Seni görsem ne bayramlar yapar dil yâ Resûlullah

16. Cenâb-ı Zât-ı Bâri'ye giden tek yol senin gönlün

Fakîrden de sana varsın gönüller yâ Resûlullah

17. Bilir bilmez görür görmez bütün âlem sana dönmüş

Kemâlin nûru sendedir muhakkak yâ Resûlullah

18. Yüzümden perdeyi açtım numûne olmadır kasdım

Ne yâr kaldı ne ağyârım soyundum yâ Resûlullah

19. Boyun büktüm seher vakti kapunda inledim durdum

Sesimden başka ses var mı bilinmez yâ Resûlullah

20. Seni bende gören olsa bağışlardım ona cânım

Beni senden bilenlerse bizimdir yâ Resûlullah

21. Kerem kıl Nusret'i şâd et bağışla cürmümü şâhım

Huzûr-ı Hakk'a aç râhım yoruldum yâ Resûlullah

Bana bir fâhra ümmet ver göründen de masum yaşlar,

İslenmemler söner sonra yaşından ya Rasulallah.

Beni her zamanda anlayan gerçi pek az kalır,

Sana davet edem halka emir ver ya Rasulallah.

Eğer halkı ihan bilse zatın zatı Rahmandır,

Şefaatınsa şefaat Hak şefaat ya Rasulallah.

Âgâh söyler, akıl sus der, gönül yar der şaşırdım ben,

Gözüm görse seni lütfet görüm bir ya Rasulallah.

Senin zikrinle sinemden alevler arşa yükseldi,

Seni görsem ne hayranlar yapar dil ya Rasulallah.

İnanki zât-ı Bâriye giden tek yol senin gönlün.

Fakirdende sana zorsun gönüller ya Rasulallah.

Bâliğ bilmez gönüm görmez bütün âlem sana dansın,

Kemalât nuru sendendir muhakkak ya Rasulallah.

Yüzünden perdesi retimi numune almadım kastım yok,

Ne yâr kaldı ne ağyârım şaşırdım ya Rasulallah.

Boyun büktüm seher vakti kapında inledim durdum,

Sesinden başka ses zorum bilinmez ya Rasulallah.

Seni bende gören olsa bağışlardım ona kanım,

Beni senden bilenlerse hürümde ya Rasulallah.

Kerem kıl Nusratı şad et bağışla çeklini şahım,

Husuru Hakka aç rahim, yoruldum ya Rasulallah.

Nusret Tura'nın elyazısıyla

### 154

1. Kırk yıl evvel bir seher vaktinde peyman eyledim

Âşık oldum Hakk'a evvel sonra idrâk eyledim

Cümle âlemden hamur yaptım temâşâ eyledim

Ol hamurdan heykel-i âdem yapıp seyreyledim

2. Nefh edince aşk esansından o âdem inledi

Hapşırıp etrafa baktı sonra efgân eyledi

Bir ceset var bir de ruh var hayli efkâr eyledi

İsmini Âdem koyunca bir derin âh eyledi

3. Rûh çekildi ol yok oldu eski cümbüş kalmadı

Rûh gelince vuslat oldu bunda hasret kalmadı

İşte insân böyle oldu yâr ve ağyâr kalmadı

Var olan ancak Hudâ'dır başka varlık kalmadı

4. Nusret ister ki bu hilkat sırrın herkes anlasın

Ağlamak icâb ederse kıyâmet ağlasın

Sen nesin bil anlamaktan başka kârın kalmasın

Halk ile Hak'tan cüdâsın bunda şüphen kalmasın

5. Âlemleri halk etti Hudâ maksadı sendin

Her mertebeden gördü göründü sonu sendin

Senden ki zuhûr etti kemâlât-ı ilâhî

Eltâfı da ezvâkı da hep nâmütenâhî

### 155

1. Gel gel diyemem ben varayım zâtına ammâ

Sen bende nihân olduğunu söyleyemem ya

Gel gel dediğim aynı hatadır beni hoş gör

Görmek diledim zâtını ammâ beni hoş gör

2. Sen zübdesisin âlem-i eflâk ve cihânın

Dilden yedi kat içre vurur nûr-ı cemâlin

Her zerrede hüsnün görünür gözlüye el-Hak

Gâfilleri gördükçe düşer Nusret'e feryâd

### 156

1. Günden güne efzûn oluyor zevk u sürûrum

Bir derd-i derûn var ki bu dem gitti huzûrum

2. N'olurdu bu gözler görebilseydi cemâlin

Gökte felek yerde melek der bu ne hâlin

3. Ey server-i zîşân-i rusul Hazret-i Ahmed

Rahmet et bana Allâh için olsun bana rahmet

4. Bir dîde-i hak-bîn ile gece seni gördüm

Sînemde bir his var ki acep doğru mu derdim

5. Herhangi yana baksam eğer halk bana doğru

Sen bende mi gizlendin acep ben sana doğru

6. Yıllar yılı sen bekler idin âşık-ı Haktın

Ey aşk hocası Kur'ân ile sînemi yaktın

7. İdrâk ile iz'ân ile ger ismini ansam

Zerrât-ı vücûd secde eder dîdemi açsam

8. Bir ben değilim secde eden sînene doğru

Âlemde ne var cümle senin hüsnüne doğru

9. Âşık diyemem ben sana maşûk-ı cihânsın

Hak nûrunu gönlünde bulan canlara cansın

10. Çok kimseyi gördüm dediler ol bize benzer

Pek azdı diyen nûr-ı Hudâ gözleri enver

11. Biz bir fakîriz sen ise bir sahib-i devrân

Biz echeliz ammâ sen ise bir çeşme-i irfân

12. Acizde ne var arz-ı niyâz fakr u mezellet

Zâtında ise afv u kerem bir ulu himmet

### 157

1. Ne olur göreyim yalvarırım şems-i cemâlin

İdrâk ile ben görmedeyim nûr-ı kemâlin

2. Canlar dönüyor Kâ'be-i zâtında ne hâlet

Ey analara can nûr-ı samed kalmadı tâkat

3. Senden varılır Hazret-i Allâh'a bilen az

Bir an bile değse nazarın âteşe yanmaz

4. Bilseydi eğer halk-ı cihân kıymetini bir

Cehenneme de cennete de kalmaya fark bir

### 158

1. Ne âciz bir fakîriz biz ne mahzun bir gedâyız biz

Bu âlemde hiçiz ama Habîb-i Mustafayız biz

2. Evvelce nûr idi ismim bugün Nusret dedi cânân

Vazifem çok basit ammâ şu dem sırr-ı Hudâyız biz

3. O mahfidir bugün bizde yarın biz onda mahfîyiz

Bizimle âşikâr oldu delil ü reh-nümâyız biz

4. Bizi keskin kılıç sanma bugün rahmet dolu sînem

Heman bir damla yaşla gel inan abdü'l-Gafûruz biz

5. Vücûd ile varırlar Kâ'be'ye yâ kâmil insâna

Soyun rûhunla gel zîra ölüp tenden cüdâyız biz

6. Buna deryâ-yı zât derler bırak sen yâr ve ağyârı

Sakın sûretle aldanma harîmi zü'l-cemâliz biz

7. Gönülden söylenen sözler dışardan anlaşılmazmış

Gülistân-ı visâlinde hezâr-ı hoş-sedâyız biz

8. Ne hûriden ne gılmandan ne eyyâmdan haberdârız

Benî-Âdem libâsiyle gezen şâh-ı cihânız biz

9. Bugün tebdil yarın uryan öbür gün şekl-i Rahmânız

Bizle gel anla ey zâhid sâhib-i zülfikârız biz

10. Hazine bulmak istersen bayırda dağda olmaz o

Ser-â-pâ genc-i mahfîyiz tılsım-ı cân-güşâyız biz

### 159

1. Bize lâyık mı görmezsin muhiblik kisvesin cânâ

Ebû Cehilin pîşin terket bugün mürg-i safâyız biz

2. Biraz gönlümde yer tutsan canımla hasbihal etsen

Ser-â-ser nûr olurdun sen inan nûr-ı vücûduz biz

3. Dil-hânen kapkara bir taş sorarlarsa adın İslâm

Ecel sûrundan evvel gel şefâat kânı olduk biz

4. Sana aşktan kanat taksam Cibrîl'i arşa uçurtsam

Serâptır durduğun âlem yazın âb-ı hayatız biz

### 160

1. Senden içre bir diğer sen var ki ahbâbım benim

Sen onu görmezsin ammâ âşinâm oldur benim

2. Kâh bakar senden bana kâhice benden âleme

Gâfil olma ârif ol zinhâr inkâr eyleme

3. Gözlerinden fırlayan oklar gider çok kalb deler

Sen de râhat görmeden bir gün ayağın sendeler

4. Ben de fırlattım sihâm-ı ülfeti tam kalbine

Yâre aldın çok derinden yâremiz yoktur deme

M. Nusret Tura
5. Gönlüne hiç girmemiştir böyle bir ok şüphe yok

Bağlamışlar her vücûdu bir kazıkta çare yok

6. Şöyle üç beş yıl gezersin sonra anlarsın bizi

Yüz buruşmuş sîne bomboş dâimâ artar sızı

7. İsteyenler çok saadet sırrın herkes bulmadı

Bizdedir sırr-ı saâdet gâfil âgâh olmadı

8. Dehrin âlâm u mesârı bir birin tâkib eder

Kabrimin üstünde her ot sırr-ı aşktan bahs eder

9. Aşk-ı sâfîden haberdâr olmayan taştan beter

Ehl-i aşk olmak dilersen al kitabımdan haber

10. Rûhların birleşmesinden gayri bir zevk var mıdır

Mahbese girmez gönül ondan güzel eş var mıdır

11. Göz izimle doldu vechin sende senlik kalmadı

Gözlerin birleştiği ân bende benlik kalmadı

Bir pazar günü radyoda Faruk Nafiz Çamlıbel ismindeki şairimizin "Yolcu ve Arabacı” şiirini Münir nûrettin Bey sazla-rıyle sözleriyle şekillendirmişlerdi, dinledim. Hatırıma Mîrâc-ı şerîfe tatbik etmek geldi ve başladım yazmaya. Burada yolcu rûhumuz; arabacı akıl; araba vücudumuz; at ise nefsimizdir. Satırlar arasında da anlaşılacaktır. Fakat peşinen söylemiş ola-lım. (Nusret Tura)

### 161

## Yolcu:

Sökemem ben bu yolu başladım ammâ n'ideyim

Bir uzun yolculuğun yolcusuyum gitmeliyim

Gece gündüz yürüsem elli yıl ister ki varam

Ne ömür âh ne de kuvvet buna yetmez ne yapam

40 yaşlarına doğru idrâki yükselmeye başlayan rûh yolcusu, arabacı ile karşılaşarak konuşmaya başlar:

Merhabâ ey babalık sana ben müşteri olsam

Beni alsan ve götürsen de O cânânımı görsem

Beni gönderdi bu iklime O durmaz yanarım

Hele kırk yıl oluyor ki sabah akşam anarım

Dedi cânân bana git, gez, yürü, eğlenmene bak

Sana verdim koca servet deme asla kara ak

Ne görürsen bana anlat seni bekler dururum

Sıkışırsan seni ben andığın anda bulurum

Bütün âlem senin olsun bunu bil sen de benim

Bunu bil kim seni ben cümleden üstün severim

Sana verdim bir saray ben buna ister de kafes

Beni an her nefesinde bu da diğer bir heves

Yürü ey gonce-i zâtım yürü ey rûh-1 revân

Seni ben gurbete saldım sonu kurbettir inan

Arabacı söze başlıyor:

Buyur ey rûh-ı revân seni gezdirmeye geldim

Bana sen akl-ı maaşsın dediler bekleyiverdim

Şu beyaz at araba ben bir vücûdsun dediler

Bize insân diyecekler sana îzah edeyim

Seni ben Kâ'be-i maksûda iletmek dilerim

Bunu emretti Hudâ sonra da asla dönerim

Oraya on durağım var her durak ismim degişir

Son duraktan ileri gidemem at can çekişir

O şehirde yanarım az daha gitsem ileri

Gidemem ben göremem ben nasıl yerdir o yeri

Nihayet onuncu durağa vardılar. Resûlullah Efendimiz'in
Mîrâc-ı şerîflerinde olduğu gibi insân-ı kâmillerin akılları da
aşk merhalesinde “İleri gidemem, yanarım” derler. Ve himmeti
noksan olanlar dururlar geri dönerler.

Çünkü orası aşk âlemidir. Müşâhede ve vuslat âlemidir.
Orada ilim, hayal, dilek, vücûd benlik istemezler. Benliği
olmayan kimseden günah, sevap da istenmez. O da bir kayıttır
ki ortadan kalkmıştır.

Şerîatta kemâl tarîkata yol açar, tarîkatın beşinci şehrinden
sonra aşk âlemi başlar. Altı durak sonra da maşûk ile vuslat
ve nihayet yine âlem-i vücûda gelinir. Âşıkın rûhu yine eski
vücuduna iâde edilir. Tekrar şerîatten başlanır. Bu öyle bir
devr-i dâimdir ki önümüz ebediyet, arkamız ezeliyet olur. Biz
de bu dairenin bir noktasında sür'atle devrettiğimiz için vücûd
dairemiz yuvarlak bir nûr gözükür.

Bu hayât, vücûd arabamız eskiyinceye kadar devam eder. Bu müddet zarfında arabaya girmek isteyenler olursa alınır fakat temizlik imtihanından geçirirler, nalınlarını çıkarttırırlar.

Şimdi sahib-i mîrâc konuşuyor:

Gidemezsin giderim ben yanacaksam yanayım

Benim aslım temelim O ne olursam olayım

Beni yoktan yaradan O size bağışlayan O

Bana Kur'ân'ı veren âlemlere serdar eden O

### Burada bizlere dönüyor:

Bana varlık vererek sonra Habîbim diyen O

O ayân oldu benimle size pinhân yine O

Size arz eylediğim yol Ona vuslat yoludur

Buna aşk kervanı derler sonu yok Hak yoludur

N'ideyim ben ki şerîat diye yazdım bir kitab

Bunu kâfi görenin gözlerini kapladı hâb

Yolunuz bitmedi ey nâs bu ne gaflet bu ne nâz

Geliver bir an için nâzı bırak eyle niyâz

Ne gezersin bu harâbatta biraz göklere çık

Gönül âfâkına uç bir görünür her yer açık

Bakıyor düldül ü pâkize sana açtı kanat

Ne durursun yürü koş ver elini etme inat

Bırakıp râhatı çâk eyle cehil perdesini

Göreyim sende beni tâ göresin bende seni

Azıcık kendine gel dinle beni anla O'nu

Yatağa düştüğün an anla hayâtın bu sonu

Güleceksin bugün ammâ yarın ağlayacaksın

Gel ağla bugün aşk ile ki yarın güleceksin

Biraz aşk ehline yâr ol çoğu yok bil yoğu çok

Ye iç eğlen okuöğren bu bir yol ki sonu yok

Nerede kaldı o günler nerede ehl-i dilân

Diye nevmîd oluyorsan bana gel aşkıma yan

Bilemezsen bulamazsan aramazsan oyalan

Bana gerçek olan her şey sana elbette yalan

Bütün âlem fener olmuş mumu sensin iyi bak

Eğer Allâhı ararsan beri gel gönlüme ak

Biz O'nun sırrıyız ey dost sana sır aşılayalım

Aşı tutmazsa eğer her ikimiz ağlayalım

Nerede Hazret-i Kur'ân okunur orda varım

Nerede ehl-i kemâl sohbeti orda hazırım

Beni sevmek kuru lâfla olamaz fakra dalın

Bana ümmet olanın hâli budur aşka yanın

Beni gönlönde bulur çok arayan sevgilimin

Size Nusret yetişir beklemeyin haydi gelin

### 162

1. Dostlar bir sofra kurdum sînem üzre bir makâmdır bu

Ehl-i aşkı dâvet ettim bir makâm-ı Mustafâdır bu

2. Dâvetim Hak dâvet ümmetim Muhammed ümmeti yâ hû

Gelmeyenler kendi kendin yer rıdvan cennetidir bu

3. Gel ey dünyâ ilmin bilmek ve bildirmekle zevk almış

Bu bir ilm-i ledündür kim Resûl'ün armağanıdır bu

4. Eğer bir can verir olsan sana bin cân verir Allâh

Buna olmak yolu derler bilip susmak yolu değildir bu

5. Bu ilmin mektebinde diz çöken bir tıfl-1 ebced-han

Yarın başlar üzerinde gezen bir pâdişâhtır bu

6. Eğer bir damla yaş verirsen sana deryâ verir cânân

Yarın arş üstüne tahtın kurar cân ve cihândır bu

7. Bu bir Hak ilmidir kim diğerân toprakta kâimîdir

Seni dâvet eden gönüle ezân-ı Nusretâdır bu

8. İşit artık Bahriye Hanım seni dâvet eden kimdir

Habîbinin nutkuna sahip nidâ-yı Murtazâdır bu

9. Ne âlimler ne başbuğlar bu yolda yolda kalmışlar

Hudâ mihmânıyız anlar isen zevk-i visâldir bu

10. Bu dünyâ ilmine mağrûr olan başlar yarın mahzûn

O bir gün ateş dûzahte dâr-ı imtihandır bu

11. Seni dilhâneye dâvet eden bil hubb u Mevlâdır

Halâs ol sen sanemlerden Samed'den bir nidâdır bu

12. Senin gönlünde bir kâşâne kurmak istiyor Nusret

Harâb etmek gerek emîn ol âdetullahtır bu

13. Kabul oldun ise Hakk'ın huzûruna sevin şükreyle

Ve illâ her seher ağla sanırsan emr-i Haktır bu

14. Bütün ihvân seni gözler yanında saf saf olmuşlar

Heman bir el tut abdest al makâm-ı aşk-ı Haktır bu

15. Kâʻbedir herkes tavaf eyler o yer bil ki mekânımdır

Ehl-i dil derler bize fehmet makâm-ı evliyâdır bu

16. Yok olup girdi giren var oldu da çıktı bu menzilden

Ne türlü arz-ı hâl etsem bilinmez Beyt-i Hudâdır bu

17. Leyse fîd-dâr gayre yâr demiş âşık ve sâdıklar

Cümle âlem emre ferman bir makâm-ı kün fe-kândır bu

18. Anlamış olsan gerek ey duhter-i pâkize geç kalma

Bildiğin cümle nevâdır bir makâm ki terk-i terktir bu

### 163

Vücût bir gün girer toprağa kalkmaz bir sücûda

Rucû eyler koşar rûhum dalar ummân-ı cûda

Gönül ister visâli gelmeden ânî firâk

Bilinmez gün doğmadan neler gelir vücûda

### 164

Bu âlemde neler çektim neler âh ol yârdan

Bir cefâ yârdan gelir binbir cefâ ağyârdan

Sanmayın Nusret şikâyet eyliyor her kârdan

Cümle dosttur gafletimdir maksadım ağyârdan

### 165

Dîde giryân sîne püryân aklım hayrân n’eyleyim

Âh u vâh ile geçirdim ömrü şimdi n’eyleyim

Her nefes bir hoş tecellî beklerim cânândan

Ey tabîbâ sen de vermezsen tesellî n’eyleyim

### 166

Gönlümü aldı götürdü gelmiyor ankâ-yı aşk

Bu vücûd-i pür-alîli bekletir sehbâ-yı aşk

Nusret'e “nasrun minAllâh” âyetinden ver haber

İhtizâr hâlindedir zîrâ ki ey Lokmân-ı aşk

### 167

Dağlar yanıyor yükseliyor dûd-ı siyahı

Gûyâ ki gider şemse kadar âşıkın âhı

Nerden gelir ol âteş-i dûzeh ki derinden

Nerden doğar ol âh ki gelir hâne-i dilden

### 168

Gönül zinde vücûd hasta zarar yok

Vücûd zinde gönül hasta karar yok

Gönül vücûd hasta ise mekân yok

Vücûd gönül hasta ise kelâm yok

### 169

1. Taşırız Rabbimizin tuhfe-i nâdîdesini

Takarız alnımıza aşkın âvîzesini

2. Eğer ister iseniz böyle garîb bey'-i-şirâ

Geliniz emmek için sîne-i pâlûzesini

### 170

1. Ya'kûb ilinin bâğına gülzârına geldim

Hârdan geçerek gonca-i sultânıma geldim

2. Gerçi severim kûşe-i vahdette visâli

Ammâ ki bugün Kâ'be-i dildârıma geldim

### 171

1. Kelâm bir nefha-i cândır

Diyen ve dinleyen cândır

2. İşitmek sana kâfîdir

İş etmek matlûb-i cândır

### 172

1. Dâne-i vahdetteki evrâk-ı eşcârı gören

Dâneler çoklaşsa da Hak'tan tegâfül eylemez

2. Bahr-ı zât içre dem-â-dem yüzdüğün fark eyleyen

Dürlü eşkâl arzeden emvâca minnet eylemez

### 173

1. Tûtîye ne var açsa dehân-ı nağamâtı

Fehm eylemez nîk ü bedi yok ki mecâli

2. Nakl eyliyor a duyduğunu işte bu kâfî

Üstâdına uygunsa yeter her harekâtı

### 174

1. Bir katre bile olsa eğer varsa da bahre hiç eylemesin nâz

Çağlarsa eğer leyl ü nehâr gökte ve yerde olmuştur o cânbâz

2. Nusret kan akıt dîdeden her şâm u seherde her şahsa deme râz

Terk etme niyâz mevkîini secdede inle tâ rahmede Feyyâz

### 175

Âlem bir kumârhâne-i aşk oldu serâpâ

Binlerce kumârbaz atıyor sanki dubârâ

Ey nefs-i nefîs gel atalım biz dahî tek tek

İbret alalım çünkü bize gelmede hep yek

### 176

Girdinse yola sıdk u safâ enîsin olsun

İçtinse eğer bâde-i aşk âfiyet olsun

Seyrân yaraşır sâlike eğlenme bir yerde

Yaptınsa dili beyt-i Hudâ müjdeler olsun

### 177

Doğup batmak güneşten sanma cânâ

O mihverdir dönenler arz ve semâ

Hakîkat şemsi sâbittir dolanmaz

Dönenler cürm-i kesrettir ser-â-pâ

178

1. Maşûkuna olmaz mı gönül nokta-i mihrâk

Tekmîl-i tarîk eyleyerek kalsa rızâda

2. Erdiyse eğer Hak'tan ona müjde-i levlâk

Elbette o dil kıble olur cümle ibâda

179

1. Ney desinler mey desinler şey desinler hep O'dur

Nefy ü isbât çevresinde devr eden âlem O'dur

2. Bilseniz hiç farkı yoktur işte sultân ve gedâ

Her libâsı kesret içre gizlenen cânân Odur

180

1. Zerreden nefy ile isbâtı ayân etmiş Hudâ

Sanki ta'lîm eylemiştir ders-i tevhîdi ona

2. Şemse ibretle nazar kılsak doğup batmak ile

Her zevâlin bir kemâli olduğun söyler sana

M. Nusret Tura

### 181

1. Aşk nâmesinin evveli âh âhiri âhdır

Ey sahib-i âh âh eyle ki âh vuslata râhtır

2. Âşıklara bin cilt okutan sevgili âhdır

Âhınla gelen taht-ı dile nûr-ı ilâhtır

### 182

1. Yârân bulunur dîde-i irfân ele geçmez

Cânân bulunur kûşe-i imkân ele geçmez

2. Kalbinden ayırma bil anın kadrini ey şûh

Cânân gibi bir nüsha-i irfân ele geçmez

### 183

1. Âh kim âh eylesem Hû ismi aks eyler bana

Hû deyince bin adet esmâ ayân eyler bana

2. Bülbül-i cânım ebed bağında söyler destân

Yâ bahar olmuş bu âlem yâ hazân neyler bana

### 184

Sînem nerede bulmadadır zevk ve sürûru

Dîdem nereden almada görmekteki nûru

Olduysa basar nûru basiret ile hem-râh

Nusret o zaman yâri ile buldu huzûru

### 185

Mir'ât-ı dile düştü yine dîde-i cânân

Sâkin görünen mâhî vücûd nûr ile handân

Dostlar yanıyor yükseliyor âteş-i sûzân

Nusret gibi âlem de yanıp olsa mı üryân

### 186

Bir âcize baktım okudum ismini Nusret

Sevmek ve sevilmek bu imiş mûcib-i vuslat

Gel sîneme bak şöyle oku sırr-ı derûnum

Dîden kamaşıp secdeye varmazsa kefûrum

### 187

1. Şems-i hüsnün gördü dîdem şimdi ölsem gam değil

Göz göze gelmekti maksad itirafım âr değil

2. Çeşminin a'mâkına daldım neler gördüm neler

Öyle bir âlem ki nûru’n-nûr desem ifşâ değil

### 188

1. Mahrem-i vech-i cemâl olmuşlara olmaz nikâb

Kim ki amadır görünmez sandı nûr-i âfitâb

2. Âșinâ bul sırrına zîrâ çok eğlenmez şebâb

Âsumânâ bir nazar kıl şemse benzer mâhitâb

### 189

1. Sevilip dillere düşmek mi dilersin

Severek zülfe asılmak mı dilersin

2. İkisinden de nasîb yok ise cânım

Bekleme hücre-i zindâna girersin

### 190

1. Her ziyaret ettiğim dem pîrimi ben mest ü hayrânım

Zevk-i hac hisseylerim ammâ neden bilmem perîşânım

2. Şems-i zâtın karşısında varlığımdan gerçi uryânım

Zevk-i hac hisseylerim ammâ neden bilmem perîşânım

### 191

1. Yâre şekvâ edemem sîne-i sûzânına yandım

Yâri davâ edemem çeşminin envârına daldım

2. Yâre karîbim der isem zerre-i bî-nâm ve nişânım

Yâr ile bu'diyyetimiz yok kûşe-i kalbimde nihânım

### 192

1. Hikmetiyle her varak derler kitâbı girdigâr olmuş

Seyr edin insânı kim ibretle kendinden nihân olmuş

2. Öyle bir insânda var ki kıble-i cân u cihân olmuş

Mazharı envâr-ı Hak ve şems ona pervâne-vâr olmuş

### 193

### Cihândan Benî Âdeme

1. Sâkî ne olur neşe dağıt mey senin olsun

Gurbet-zedeyiz gamzedeyiz ney senin olsun

2. Dil-hasteleriz bizlere sen ilm-i ledün sun

Göster yüzünü Nusret'ine hep senin olsun

### 194

1. Gel sîneme bak beyt-i Resûlullah nasılmış

Gel dîdeme bak nûr-ı Hudâ söyle nasılmış

2. Gezdik nice gün bahrini toprağını arzın

Dil Ka'besine girmeyenin haccı nasılmış

### 195

1. Günde bin bir renge girdi nefs-i nâlânım benim

Terk-i hestî etmek ister rûh-1 mestânım benim

2. Bir acâip hâle düştü cism-i bî-tâbım benim

Sus derim susmaz lisânım arttı feryâdım benim

### 196

1. Hangi kâr var ki cihândâ bir muammâ olmasın

Hangi bir gün var ki ömrümde gam-efşân olmasın

2. Hangi bir dert var ki mahzâ lutf-i cânân olmasın

Hangi âşık var ki hâli nâle efgân olmasın

### 197

1. Mürdeyim âlemde cümle mürdeden

N'eyleyim ki taşra düştüm perdeden

2. Gark ederken kâinâtı bahr-1 zât

Âdem-i hâkîye sed oldu sıfât

### 198

1. Her gönülden zikreder Hak kendini

Lâkin âgâh eylemek ister seni

2. Durma zikretmekle kur dil sâatin

On iki sâat geçince gözdesin

### 199

1. Sen âlemin özüsün

Özde Hakk'ın gözüsün

2. Bundan gâfilsen eğer

Bil körlerin körüsün

### 200

1. Cânân diye feryâd ediyor âşık-ı nâlân

Cânân ise âşıklara pür-hande nigehbân

2. Gönlünde olan kûşe-i vahdette karar et

Bir gün açılır dîde-i idrâk hele sabret

### 201

1. Kış geçti bahar geldi yine coştu tabiat

Her yer kokuyor mis gibi bu ne kudret

2. Ezhâr ile evzâk nerede gizleniyordu

Hem gizleneni hem kokanı bulsana Nusret

223

### 202

Yâ Rabbi senin nûruna ben bir fener oldum

Görmek dileyen gözlere gûya hedef oldum

Her kim ki bakar Nusret'e mutlak seni gördü

Müştâkın olan döndü sana bendeni gördü

### 203

Kendi sevmiş kendi yapmış kendi bilmiş kendini

Kendi zâtında sıfâtın eylemiş seyrân-ı Hak

### 204

Sûrete bak sîreti gör sîretin var sîreti

Hakk'a mir'ât istiyorsan karşına al Nusret'i

### 205

Ey sevdiceğim düşmekte özüm dîde-i idrâke mukâbil

Hiç var mı acep zevk-i diğer ol neş'eyi âlîye mukâbil

### 206

Çok söyleyenin sözlerine verme kulak geç

Sessiz durarak âh çekeni kendine eş seç

SÖZLÜK

(A)

A'mâk: Derinlikler.

Âb ü havâ: Su ve hava.

Âb: Su.

Abd: Kul.

Abd-i mahz: Halis (sırf) kul.

Ab-ı hayât: İçene ebedî hayât

bağışlayan efsanevî su.

Âb-ı revân: Akarsu, hayât.

Âbid: Kulluk eden.

Acem: Arap ırkından olmayan.

İranlılar.

Adad: Sayılar, adetler.

Adem-i hâk: Topraktan halk edil-

miş Adem.

Âdetullah: Allâhın koyduğu ni-

zam, düzen.

Âfâk: Ufuklar.

Afitab: Güneş.

Afv ü bâri: Güzel halk eden ve

affedici olan Allâh.

Âgâh: Bilgili, haberli, uyanık.

Âğaz: Başlama, işe koyulma.

Ağuş: Kucak.

Ağyâr: Yabancı.

Ah ü zar: Ağlayıp inleme.

Ahbap: Dost, bildik.

Ahcar: Taşlar.

Âhenk: Uygunluk, düzen.

Âheste: Yavaş, ağır.

Ahfâd: Oğul oğulları, torunlar.

Âhir: Son.

Ahkâm: Hükümler, emirler.

Âh u figân: Ah edip ağlayıp sız-

lama.

Âh ü en: Âh çekip inlemek.

Âh ü tahassür: Âh ile hasret

çekme.

Âh ü zar: Ağlayıp, inleme.

Ahvâl: Oluşlar, haller, bulunuşlar.

Ahz ü i'tâ: Alım satım, alış veriş.

Ahzân: Çok hüzünlü, kederli.

Akar: Para getiren mülk.

Akd: Sözleşme, kararlaştırma.

Akl-ı selim: Sağduyu.

Akrân: Eş ve benzer olanlar.

Aks etmek: Çarpıp geri dönme.

Al: Kırmızı.

Âlât: Aletler.

Âlemeyn: İki âlem.

Âlem-i esfel: Süflî âlem.

Âlem-i kevn: Varlık âlemi, var

olma dünyası.

Âlem-i lâhut: Ulûhiyet âlemi.
Âli: Yüce
Alil: Hasta, hastalıklı, (Göz için)
Kör.
Âlûde: Bulaşmış, bulaşan.
Amûd: Sütun, direk.
Anâsır: Elemanlar, öğeler.
Andelîb: Bülbül.
Ankā: Kaf Dağında yaşadığı dü-
şünülen bir kuş.
Ankebut: Örümcek.
Ar: Utanma.
Âri: Çıplak, hür.
Âriyet: Ödünç, eğreti.
Arş: Âlem tasavvurunda en
yüksek nokta.
Arş u ferş: Gökyüzü ve yeryüzü.
Arûs: Gelin.
Arz-ı vücûd: Toprak beden.
Asâ: Baston, değnek.
Âsan: Kolay
Âsap: Sinir.
Asfar: Hükümsüz, değersiz.
Âsi: İsyan eden.
Asuman: Gökyüzü.
Âşıkân: Âşıklar.
Âşikâr: Belli, açık, meydanda.
Âşinâ: Bildik, tanıdık.

Atâ: Bağışlama, bahşiş.
Atâullah: Allâh vergisi.
Ateş-i duzah: Cehennem ateşi.
Âteş-i süzân: Yakıcı ateş.
Atşân: Susamış.
Avâlim: Âlemler.
Âvâre: Serseri, boş gezen.
Âvaz: Ses, seda.
Avdet: Geri gelme, dönme, dönüş.
Ayân: Belli, açık, meydanda.
Âyat: Âyetler.
Ayb ü âr: Ayıp ve utanma.
Âyîne: Ayna.
Ayn: Göz.
Âzâ: Organlar.
Âzâde: Hür, serbest.
Azam: Büyük.
Azamet: Büyüklük.
Azîzan: Azizler.

(B)
Ba's ü bâde'l-mevt: Öldükten
sonra dirilmek.
Bâb: Kapı.
Bâb-ı aşk: Aşk kapısı.
Bâb-ı kahr: Kahır kapısı.
Bâb-ı niyâz: Yalvarma, yakarma,
duâ kapısı.

Bâb-ı rahmet: Rahmet kapısı.

Bâb-ı vasl: Kavuşma kapısı.

Bâd: Rüzgâr, yel.

Bâde: İçki.

Bâd-ı sabâ: Sabâ rüzgârı.

Bağbân: Bahçıvan, bağ bekçisi.

Bağ-ı hüsn: Güzellik bahçesi.

Bahâ-i hüsn: Güzelliğin bedeli.

Bahr: Deniz.

Bahr-i fenâ: Fena denizi.

Bahr-i sefâ: Safa denizi.

Bahr-i tecellâ: Tecelli denizi.

Bahtiyar: Mutlu, mesut, talihli.

Bâkî: Geriye kalan.

Bâran: Yağmur.

Bârit: Soğuk.

Basiret: Önden görüş, seziş.

Bây ü gedâ: Zengin ve fakir.

Bâzar: Pazar.

Bed mâye: Soysuz, sütü bozuk.

Bed: Fenâ, yaramaz.

Bedhâh: Her işin fenalığını iste-

yen.

Bedr-i tâm: Tam dolunay.

Beher: Her bir, her birisine.

Bekâ: Bâkîlik.

Belî: Evet.

Bend: Bağlama, rabt, kayd.

Bende: Kul, köle.

Berdâr: Darağacına çekilmiş,

asılmış.

Berk: Şimşek.

Bes: Kâfî, yeter.

Beşir: Müjdeci.

Beyân: Anlatma, açık söyleme,

bildirme.

Beyt-i Hüdâ: Hüdânın evi.

Beytullah: Allâhın evi.

Beytü'l-hazen: Kederi, tasası çok

olan yer.

Beyzâ: Daha ak, çok beyaz.

Bezm: Sohbet ve muhabbet mec-

lisinin bir köşesi.

Bezm-i safâ: Safâ meclisi.

Bî-hurûf u lafz ü savt: Harf ve ses

olmaksızın.

Bî misâl: Eşsiz, eşi bulunmayan.

Bî-nikâb: Örtüsüz.

Bî-ar: Utanmaz, arsız.

Bî-çare: Çaresiz.

Bî-dar: Uyanık.

Bidâyet: Başlama, başlangıç.

Bîgâne: Kayıtsız, ilgisiz.

Bî-gümân: Şüphesiz

Bih: İyi, yeğ.

Bî-haber: Habersiz.

Bî-hoş: Şaşkın, sersem.

229

Bî-huzur: Huzursuz.
Bî-karar: Kararsız.
Bî-kes: Kimsesiz.
Bî-men: 'Ben'siz.
Bî-misil: Misli olmayan.
Bî-nâm: Ünsüz, namsız.
Bî-nişâne: Nişânsız, işaretsiz.
Bî-pâyan: Sonsuz, tükenmez.
Bî-renk: Renksiz.
Bî-ruh: Ruhsuz.
Bî-şuûr: Şuursuz.
Bîtâb: Yorgun.
Bî-tâb u tuvân: Güçsüz.
Bî-vücûd: Vücutsuz.
Bî-zebân: Dilsiz.
Bostân: Sebze bahçesi.
Bûdiyet: Varlık.
Burç: Sabit yıldız kümesi.
Burhan: Delil, ispat.
Bûy-i firak: Ayrılık kokusu.
Bûy-i ıtır-nâk: Bir tür çiçek ko-
kusu.
Buy-i vefa: Vefa bulmak ümidi,
vefa kokusu.
Bûy-i yâr: Yâr kokusu.
Bülbül-i şûrîde: 1- Perişan, karı-
şık. 2- (mec.) Aşık, tutkun bülbül.

(C)
Câh: İtibar, makam.
Câh-1 gam: Gam makamından.
Câhil ü dânâ: Cahil ve bilen,
bilici.
Câm: Kâse, kadeh.
Câm-ı aşk: Aşk kadehi.
Câmi: Toplayan, bir araya getiren.
Câm-1 cihân: Cihânı gösteren
kadeh.
Cân ü ser: Can ve baş.
Cânân: Sevgili.
Cân-ı men: Benim cânım.
Cârî: Yürürlükte olan, akan, ge-
çen.
Câvidân: Daimi kalacak olan,
sonrasız, ebedi.
Cefâ: Ayrılık ve hicranda bırak-
ma.
Cehd ü gayret: Çok çalışma.
Cehl: Bilmezlik, ilimsizlik.
Celîl-i Kibriya: Ulu Allâh.
Cem': Toplama, toplanma.
Cem'-i emvâl: Mal mülk birik-
tirme.
Cemâd: Taş gibi cansız olan şey.
Cemâl: 1- Yüz güzelliği. 2- Al-
lâhın lütfedici sıfatlarının bütünü
ve bu sıfatlarının gereği olarak

güzellik ve rahmetle tecellîsi.

Cemâl-i bâ kemâl: Tam, mükem-
mel güzellik.

Cenah: Kanat

Cenan: Kalp, gönül

Cenk: Savaş, vuruşma.

Cevr ü cefâ: Haksızlık, zulüm ve
eziyet.

Cevr: Haksızlık, eza, cefa.

Cevval: Koşan, dolaşan, hareket
eden.

Cezbe: Allâh sevgisi ile kendin-
den geçme.

Cibâl: Dağlar.

Cidâl: Karşılıklı kavga, savaş.

Cîfe: Leş.

Cihân-nümâ: Bütün dünyayı,
kâinatı gösteren.

Cihân-sûz: Cihânı yakan, güneş.

Cihât: Cihetler, taraflar, yönler.

Cilve-ger: Cilve eden, cilveli.

Civan: Genç.

Civanmerdân: Cömertler, civan-
merdler.

Cûd u kerem: Cömertlik.

Cûd: Cömertlik, el açıklığı.

Cûş: Coşma, kaynama.

Cûş u hurûş: Taşıp coşma.

Cüdâ: Ayrı ayrı düşmüş, ayrılmış.

Cümle âlâm: Bütün elemler, ke-
derler.

Cünbüş: Eğlenti, zevk.

Cünûn: Delirme, delilik, çıldırma.

Cür'a: Yudum, bir yudum.

Cürm: Suç.

(Ç)

Çâk: Yarık, yırtık.

Çalak: Yol kesici.

Çâre-sâz: Çare bulan.

Çarh: Çark, devreden, dönen.

Çarhet: Çark et, geri dön.

Çemen: Ağaç ve çiçeği olan çayır.

Çenk: Bir saz çeşidi.

Çerağ: Fitil, mum.

Çeşm: Göz.

Çeşmân: Gözler.

Çömez: Medresede talebeye ve
müderrise hizmet ederek ilim
öğrenen kimse.

Çün: Çünkü.

(D)

Dâd: Adalet, doğruluk.

Dahhâk: Çok gülen, çok gülücü.

Dal: (mec.) İki büklüm olmak.

Dâm: Tuzak, ağ.

Dâne: Tane.

Dar: Ev.

Dârban: Dövme, vurma.

Dârü'l-amân: Korunulacak sığı-

nılacak yer.

Dârü'l-karar: Öldükten sonra

karar kılınacak yer, âhiret.

Dehan: Ağız.

Dehr: Zaman, dünya.

Dem: Ân, vakit.

Dem-â-dem: Her vakit, sık sık.

Der-âğuş: Kucaklama, sarma.

Der-akab: Hemen arkasında.

Derbeder: Kapı kapı gezen, ser-

seri.

Derd-nâk: Dertli.

Dergeh: Dergâh.

Derk etmek: Anlama, kavrama.

Dermân: İlaç, çare.

Derûn: İç, içeri, dahil.

Dest: El.

Dest-gîr: Düşenin elini tutan,

yardımcı.

Destûr: İzin, müsaade.

Devâ: İlaç, çare.

Devrân: 1- Felek, zamân. 2- Der-

vişlerin zikir merâsimi.

Dîdâr: Yüz, çehre.

Dîde: Göz.

Dîde-i cânân: Sevgilinin gözü.

Dîde-i giryân: Ağlayan göz.

Dîde-i uşşâk: Aşıkların gözü.

Dil: Gönül.

Dilân: Yürekli kimseler.

Dil-ârâ: Gönül alan, gönül kapan.

Dilber: Gönlü alıp götüren güzel.

Dil-dâr: Birinin gönlünü almış,

sevgili.

Dil-hâne: Gönül evi.

Dil-haste: Gönlü yaralı, gönül

hastası.

Dil-i dânâ: Gönlü uyanık, ârif.

Dil-rübâ: Gönül kapan, gönül

alan.

Dil-sâz: Gönül yapan.

Dimağ: Beyin.

Dîvân: Büyük meclis, yüksek

meclis.

Dîvâne: Deli.

Dubara: İki.

Dûd-ı siyah: Siyah duman.

Duhter: Kız.

Duhûl: İçeri girme.

Dûr: Uzak.

Dûzeh: Cehennem

Dü cihân: İki cihân.

Düldül: Hz. Muhammed'in Hz.

Ali'ye hediye ettiği katırın adı.

232

Dür: İnci.

Dürdâne: İnci tanesi.

(E)

Ebced-hân: Ebced okuyan. Mek-

tebe yeni başlayan.

Ebed: Sonu olmayan

Ebed: Sonu olmayan gelecek za-

man.

Ebedâ: Asla, hiçbir zaman, katiy-

yen.

Ebhâr: Denizler.

Ebr: Bulut.

Ebr-i firâk: Ayrılık bulutu.

Ebsem: Hafifçe gülümseme.

Echel: Daha cahil.

Ecram: Cansız olan cisimler.

Ecsâd: Vücutlar, tenler.

Eczâ: Parçalar, kısımlar.

Edvâr: Devirler, zamanlar.

Ef'al: Fiil.

Efgân: İnleme, feryâd ü figânlar.

Efkâr: Düşünceler, fikirler.

Eflâk: Semâlar, felekler.

Efsûn: Büyü, sihir.

Ehibbâ: Dostlar.

Ehl-i dil: Gönül adamı, gönül

ehli.

Ehl-i hâl: Hâl ehli.

Ehl-i kâl: Söz ehli, ilâhî

gerçeklerden haberi olmayanlar.

Ehlullah: Velî, Allâh ehli.

Ehven-i şerr: Kötü olan iki

şeyden daha az kötü, zararı daha

hafif olanı.

Ekâlim: Memleketler, diyarlar.

Ekl ü şürb: Yeme içme.

Ekvân: Varlıklar, var olanlar.

El'ân: Şimdi, şimdiki halde.

El-amân: Aman medet.

Elem: Acı, keder.

Elem-nâk: Elemli.

Eltâf: İyi muameleler, iyilikler,

lütuflar.

Elvân: Renkler, çeşitler.

Emsâl: Nümuneler, örnekler.

Encâm: Nihayet, son.

Ene: Ben.

Enfâs: Nefesler, soluklar.

Enfüs ü afâk: Nefis ve nefis dışı

şeyler.

Enhâr: Irmaklar, çaylar.

Enîs: Dost, arkadaş.

Ente hasbî, Ente kasdî, Yâ Ve-

dûd: Ey Vedûd, sen bana yetersin

sen bana kâfîsin ve benim maksa-

dım sensin.

Envâr: nûrlar, parlaklıklar.

233

Envâr-ı Hüdâ: Allâh’ın ziyaları,
aydınlıkları.
Enver: Çok nûrlu, çok parlak,
aydınlık.
Enzâr: Bakışlar, bakmalar.
Erbâb: Sahipler, malikler.
Erbâb-ı gazâ: Din uğruna savaşan
adamlar.
Erihnâ: ‘İçimizi ferahlat.’
Ervâh: Canlar, ruhlar
Erzak: Rızıklar.
Esfel: Çok (daha, en, pek) sefil,
pek bayağı, pek alçak.
Esmâk: Balıklar.
Estâr: Yazı sıraları.
Esvât: Sesler, sedalar.
Eş’ar: Vezin ve kafiyeli sözler.
Eşk: Gözyaşı.
Eşkâl: Biçimler, suretler.
Etfâl: Çocuklar.
Evc u lâhut: Yüce, yüksek, doruk.
Evrâd: Belli zamanda okunan
duâ, virdler.
Evrâk u eşcâr: Yapraklar ve ağaç-
lar.
Evsâf: Vasıflar.
Evtân: İnsânın doğup büyüdüğü
ve sevdiği memleketler.
Eyâ: Ey, hey.

Eyyâm: Günler.
Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş
zaman.
Ezhâr: Çiçekler.
Ezvâk: Tatlar, zevkler, neşeler,
lezzetler.

(F)
Fahr: Övünme,iftihar.
Fâil-i muhtâr: İstediğini yapmak-
ta serbest olan.
Fakr: Fakirlik, yoksulluk.
Fânî: Ölümlü, geçici.
Fânûs: İçinde mum yakılan büyük
fener.
Fâriğ: Vazgeçmiş, el çekmiş.
Fasl-ı nevâ: Neva faslı.
Faş: Açığa vurma.
Fecr: Sabaha karşı tan yerinin
ağarması.
Fecr-i kâzib: Yalancı fecr.
Fehm eylemek: Anlamak.
Felek: Gökyüzü, semâ.
Fenâ: Devamlı ve kalıcı olma-
ma, ölümlü ve son bulucu olma,
ölümlülük, fânîlik.
Fer: Parlaklık, aydınlık, ışık.
Ferâmûş: Unutma, hatırdan çıma.
Ferd: Tek, yalnız olan Allâh.

Ferdâ: Yarın

Fermân: Emir, buyruk.

Ferman-ber: Ferman alan.

Ferş: Yeryüzü.

Feryâd: Yardım istemek için çıka-

rılan yüksek ses.

Fesat: Bozukluk.

Feşân: Serpen, saçan, dağıtan.

Feverân: Kaynayıp fışkırma, ga-

leyâna gelme.

Fevk: Üst, üst taraf.

Feyyâz: Feyiz, bereket ve bolluk

veren, Allâh.

Feyz: İlim, irfan.

Fısk: Hak yoldan çıkma.

Figân: İnleme, feryat.

Firâk: Ayrılık, ayrılma, sevişenle-

rin ayrılığı.

Firâr: Kaçma.

Firkat: Dostlardan ve sevdiklerin-

den ayrılış.

Fukarâ: Fakirler, yoksullar.

Füsûn: Sihir, büyü.

Füyûz: İrfan, ilim.

Füzûn: Çok fazla.

(G)

Gâfil: İhmal eden.

Gafûr: Çok mağfiret eden, çok

şefkat gösteren, bağışlayan, yarlı-

gayan" anlamında esmâ-i hüsnâ-

dan (Allâh'ın en güzel isimlerin-

den)dir.

Gâh-geh: Zaman bildiren edat.

Gâib: Görünmeyen, hazır

olmayan.

Gâile: Dert.

Gam: Keder, tasa.

Gam-dîde: Gam görmüş, kederli.

Gam-efşân: Gam saçan, gam da-

ğıtan.

Gam-güsâr (-küsâr):Gam keder

gideren, tesellî veren

Gam-hâne: Gam evi.

Gam-nâk: Gamlı, tasalı, kaygılı.

Gam-zede: Gamlı, tasalı.

Ganem: Koyun.

Ganî: 1-Zengin 2- "Hiçbir şeye ve

hiçbir kimseye muhtaç olmayan,

kullarının bütün ihtiyacını karşı-

layan mutlak zengin" anlamında

esmâ-i hüsnâdan (Allâh'ın en

güzel isimlerinden)dır.

Garaz: Hedef, gâye, maksat.

Gark: Batma, boğulma.

Gark-âb: Suya batan, batmış olan.

Gaybî: Göze görünmeyen şeylere

ait.

Gayur: Dayanıklı, gayretli.

235

Gayyâ: 1. Cehennemdeki bir ku-

yunun adı. 2.Belalı yer.

Gedâ: Dilenci, yoksul.

Gehî: Bâzan, arasıra.

Ger: Eğer kelimesinin kısaltılmışı.

Gerden: Boyun.

Gerdûne: Araba.

Gevher: Cevher, elmas, değerli

taş.

Gıbta: Kıskanmadan imrenme,

özenme.

Gıbta etmek: İmrenmek.

Gılâf: Kılıf, kın, muhafaza.

Gıyâb: Hazır bulunmama, göz

önünde olmama.

Girdigâr: Tanrı.

Giriftâr: Tutulmuş, yakalanmış,-

tutkun,müptela.

Giryân: Ağlayan.

Gubar: Toz.

Gufrân: Affetme, merhamet etme.

Gurab: Karga

Gurbet-zede: Gurbete düşmüş

olan.

Gurûb: Batma, batış.

Gûş: Kulak

Güft ü gû: Dedikodu.

Gülistan: Gül bahçesi.

Gülşen: Gül bahçesi.

Gülzâr: Gül bahçesi.

(H)

Hâb: Uyku, rüya.

Habîb: Sevgili.Habîbân: Sevileni

seven.

Habibullah: Allâh'ın sevgilisi (Hz.

Muhammed –sav-)

Hacâlet: Utanma.

Hâcât: Hacetler, dilekler.

Hâce: Hoca, efendi.

Hacegân: Hocalar.

Hâcet: İhtiyaç lüzum.

Hâdim: Hizmet eden.

Hâdis: Meydana gelen.

Hafî: Gizli, saklı.

Hâk ile yeksân: Toprakla bir, yı-

kık.

Hâk: Toprak.

Hakâyık: Hakikatler.

Hak-bîn: Hakkı, hakikati gö-

ren.

Hâkî: Toprağa mensup, toprakla

ilgili.

Hâk-i pây: Ayağın bastığı top-

rak.

Hakîr: İtibarsız, değersiz.

Hâkister: Kül.

Hâk-sâr: Perişanlık, düşkünlük.

236

Halâs: Kurtulma, kurtuluş.
Hâlet: Hal, suret, keyfiyet.
Hâlik: Halk eden, Allâh.
Halk etmek: Zuhura çıkar-
mak.
Hallâk: Halk edici.
Halvet-gâh: Halvet yeri.
Hamâil: Muska, tılsım.
Hamd ü senâ: Allâh'a olan şük-
ran duygusu ve övme, medhet-
me.
Hâme: Başın üst kısmı.
Hamul: Çok tahammüllü, sabırlı.
Hâmûş: Susmuş, sessiz.
Handân: Gülen, sevinçli.
Hande: Gülme, gülüş.
Hande-rîz: Gülüşler saçan.
Hane: Ev.
Hâne-i dil: Gönül evi.
Hâr: Diken.
Harap: Yıkık, viran.
Harem: Herkesin girmesine mü-
saade edilmeyen, saygıdeğer ve
kutsal yer.
Harîm: Harem dairesi, harem.
Harîr: Hararetli, ateşli.
Hasbihâl: Görüşüp dertleşme,
halleşme.
Hastagâne: Hastalar, rahatsızlar.

Haşir: Kıyamet günü.
Haşr ü neşr: Toplanıp dağılma.
Haşr: Toplama, cem etme.
Haşyet: Korku, korkma.
Hâtif: Gözle görülmeyen mânevî
âlem, gayb
Hâtim: Bitiren.
Havf: Korku, korkma.
Hayâ: Utanma, sıkılma.
Hayfa ki: Yazık ki.
Hayme: Çadır.
Hayrü'l-halef: Hayırlı evlat.
Hazan: Güz, sonbahar.
Hazin: Hüzün verici.
Hebâ: Boşa gitme, ziyan olma.
Heder: Boşa gitme, yok yere gi-
den şey.
Hem-cins: Aynı cinsten olan.
Hem-dem: Sıkı fıkı, can ciğer
arkadaş.
Hem-râh: Yoldaş, yol arkadaşı.
Hest: Var olmak, bulunmak.
Hestî: Varlık.
Hevâ: Heves, istek, arzu.
Heyûlâ: Madde.
Hezar: Bin.
Hezeyan: Sayıklama. Saçma sapan
konuşma.
Hicr: Ayrılık.

Hicrân: Unutulmaz acı, keder.

Hüveydâ: Açık, apaçık, belli.

Hüviyet: Mahiyet, hakikat, asıl.

Hilâf: Karşı, zıd.

Hilal: Ay.

Hilkat: Halk ediliş.

Himmet: Gayret, emek, çalışma.

Hitâm: Son, nihayet.

Hub: Sevgi.

Hubb-i Mevlâ: Allâh sevgisi.

Hûn: Kan.

Hurşîd: Güneş, şems.

(I)

Irak: Uzak.

Istılâhat: İlim sözleri, tabirleri,

terimler.

Itlâk: Salıverme, koyverme.

Iyâl: Eş, zevce.

Iyd: Bayram.

Hurşîd-i şefâat: Şefaat güneşi.

Iyd-i ekber: Büyük bayram.

Huruç: Dışarı çıkma, çıkış.

Iyş: Yaşama, hayât, dirlik.

Huruf: Harfler.

Itr u tiryak: Güzel koku macunu,

Huruş: Çoşma.

afyon.

Huşyar: Aklı başında, akıllı uslu.

Huzûr-ı şeyh: Şeyhin huzuru.

(i)

Hüccet: Senet, delil.

Hüdâ: Allâh.

İbâd: Abitler, kullar.

Hümâ: Devlet kuşu, saadet, kutlu-

luk.

İbâdullah: Allâhın kulları, insân-

lar.

Hümeyra: Beyazlık (Hz. Ayşe'nin

lakabı)

İcmal: Kısaltma, özetleme.

Hünkâr: Padişah, sultan.

İctisar: Cesaretlenme.

Hürrem: Sevinçli, mesrur.

İfşâ: Gizli bir şeyi yayma, ortaya

Hüsn: Güzel, güzellik.

dökme.

Hüsn ü ân: Güzellik, yüz güzelliği.

İfşâ-i râz: Sırrı aşikar etme.

Hüsrân: Zarar, ziyan.

İftirak: Ayrılma, dağılma, perişan

Hüve'l-Bâkî: Baki olan O'dur,

olma.

Allâhdır.

İhfâ: Gizleme, saklama.

İhsân: İyilik etme, güzel muamele.

238

İhtizâr: Ölüme hazır olma.

İhvan: Sadık arkadaşlar, aynı tari-

kata mensup olanlar.

İkâb: Azap, eza, cefa.

İkdâm: Gayret ve sebatla çalışma.

İkrar: Tasdik, kabul.

İktida: Tabi olma, uyma.

İlm-i ledün: Allâhın yanındaki

ilim, özel ilim.

İlticâ: Sığınma, barınma.

İmtidad: Uzun sürme.

İnbisat: Yayılma, açılma.

İnfikak: Bir şeyin yerinden ayrıl-

ması, çözülme.

İnhimak: Ziyade düşkünlük.

İnkiyad: Boyun eğme, kendini

teslim etme.

İnnâ areznâ: Ahzap Suresi 33/72.

İnnî enellah: Kasas Suresi 28/30.

İnşirâh: Açıklık, ferahlık.

İntişar: Yayılmak.

İntizar: Bekleme, beklenilme.

İptila: Bir şeye düşkün olma.

İrciî (ilâ) Rabbik: Rabbine dön.

(Fecr Sûresi/28)

İrtihal: Göçme, göç etme.

İsm ü cism: İsmi ve cismi.

İsmet: Masumluk, günahsızlık.

İstîdat: Yatkınlık, kabiliyet.

İstihzâ: Biriyle eğlenme, alay

etme.

İstimdâd: Yardım istemek.

İşbâ: Karnını doyurma.

İştihâ: Meyil, istek.

İt'am: Yemek yedirme, yemek

verme.

İtâb: Yorma, yorulma, zahmet

verme.

İz'an: Anlayış, kayrayış.

İzdivaç: Evlenmek.

İzhar: Gösterme, meydana

çıkarma.

İzzet: Kıymet, değer, yücelik.

(K)

Ka'r: Dip, nihayet, derinlik.

Ka'r-ı bahr: Denizin en dibi.

Ka'r-ı umman: Okyanusun dibi.

Kabz etmek: Azrail tarafından

ruh teslim alınma.

Kabza: Tutacak, tutamak yeri.

Kadem: Ayak.

Kadr: Değer, itibar.

Kafdağı: Ankâ kuşunun yaşadığı

ve yeryüzünü çepçevre kuşattığı

kabul edilen efsânevî dağ.

Kâfî: Yeterli.

Kahr: Helak etme.

Kahr u bela: Zorluk ve musibet.

Kâim: Ayakta duran, ayakta bu-

lunan.

Kam: Emel, istek.

Kâmet-i mevzun: Biçimli, yakı-

şıklı, düzgün boy

Kâmûs: Sözlük.

Kâmûs-u aşk: Aşıkların sözlüğü.

Kâr: İş güç.

Kârhâne: İşyeri.

Kârî: Okuyucu.

Karîb: Yakın, yakın olan.

Kârûn: Benî İsrâîlde zenginliği ile

meşhur biri.

Kâse-i fağfûr: Çin işi kase.

Kâşâne: Yuva.

Katre: Damla, damlayan şey.

Kavseyn: İki kavis.

Kebir: Büyük.

Kelp: Köpek.

Kem: Fena, kötü.

Kemâkân: Eskisi gibi, evvelden

olduğu gibi

Kemter: Çok değersiz, çok aşağı,

pek îtibarsız, en hakir.

Kenz-i hafî: Gizli, saklı hazine.

Kenz-i mahfî: Gizli hazine. Hz.

Peygamber'in "Gizli bir hazine

idim, bilinmek istedim."kudsî ha-

dîsine işarettir.

Kerem-kâr: Lütuf ve kerem

sahibi.

Kesan: Adamlar, kişiler.

Kesret: Çokluk.

Keşf-i hüviyet: Mahiyetin, aslın

keşfi.

Ketm: Gizleme, saklama.

Kıble-gâh: Kıblenin bulunduğu

yer.

Kıble-i uşşâkiyân: Aşıkların

kıblesi.

Kışr: Kabuk.

Kıtmir: Ashab-ı Kehf'in köpeği-

nin adı.

Kıyam: Ayağa kalkma, ayakta

durma.

Kîl u Kâl: Dedikodu.

Kisve: Elbise.

Kizb: Yalan.

Köhne: Eski, eskimiş.

Kudsî: Mukaddes, Kutsal.

Kûh-ı kaf: Kaf dağı.

Kurbet: Yakınlık.

Kûşe: Köşe bucak.

Kûşe-yi nisyan: Terketme, unut-

ma köşesi.

Kuvvâ: Kuvvetler.

Kuyûdat: Resmi muameleler ve

haberleşmeler defteri.

Küfe: Meyve, sebze vb. taşımaya
yarayan, ağaç dallarından örül-
müş büyük, kaba sepet.
Külhan: Hamamlarda suyu ısıt-
mak için ateş yakılan yer.
Küllî: Umumi, bütün.
Küllü şey'in hâlikun illâ veche-
hü: "O'nun vechinden başka her
şey helak olucudur." (Kasas 28/88)
Kümbet: Kubbe, üstü yuvarlak
şekilde olan bina.
Küntü kenzen: "Ben gizli hazi-
neydim..." kudsî hadîsi.
Küşâde: Açılmış, açık, ferah.

(L)
Lâ-cerem: Şüphesiz, elbette,
mutlaka.
Lahm: Et.
Lâhûtî: Ulûhiyet âlemiyle ilgili.
Lahza: Bir an.
Lâin: Lânetlenmiş, Hakkın
rahmetinden mahrum olmuş,ko-
vulmuş.
Laklak: Boş mânâsız, faydasız
lakırdı.
Lâl ü ebkem: Şaşa kalmış, dona
kalmış
Lâl: Dilsiz.
Lâ-mekân: Mekânsız, mekândan
münezzeh.

Lâne: Kuş yuvası, yuva.
Lâ-yemut: Ölmez.
Lâ-yezal: Zeval bulmaz, yok ol-
maz.
Leb: Dudak.
Lebâleb: Ağzına kadar dopdolu.
Lebbeyk: 1-Buyrun, emredin, em-
rine amadeyim. 2- Hac sırasında
Cenâb-ı Hakk'a hitâben söylenen,
"Senin emrini yerine getirmeye
hazırım, maksadım dâima sensin,
muhabbetim, ihlâsım, kulluğum
sanadır" anlamındaki bir cümle-
nin ilk kelimesidir.
Ledün: Allâh yanı.
Lem'a: Parıltı, parlayış.
Lemeân: Parlama, parıldama.
Lemyezel: Zeval bulmaz, baki.
Len terânî: “Beni asla göremez-
sin" (Arâf/143)
Lerzan: Titreyen.
Levh: Yaratılmışlar hakkındaki
bütün bilgiyi kapsayan kitâb-ı
mübin, levhimahfuz
Levh-i Mahfuz: İlm-i ilahi.
Levlâk: Bir kudsi hadisten alınmış
olup Hz Muhammed'e hitaptır
(Sen olmasaydın âlemleri halk
etmezdim).
Leyâl: Geceler.

Leyl ü nehâr: Gece gündüz.

Leyl: Gece.

Libas: Elbise.

Lügat: Sözlük.

Lütuf: İyilik ve yumuşaklıkla

davranış.

(M)

Mâ hasal: Hasıl olan, meydana

gelen şey, mahsul, semere.

Maşûk: Sevilen, sevilmiş.

Mâadâ: ...den başka.

Maânî: Mânâlar.

Mah: Ay.

Mahbes: Hapishâne.

Mahbub: Muhabbet olunmuş,

sevgili.

Mahbubiyet: Sevilme, mahbup

olma hali.

Mahfuz: Saklanmış.

Mâhî: Mahveden, mahvedici.

Mahlûk u Hüdâ: Allâhın halk

ettikleri.

Mahlûk: Halk edilmiş.

Mahlûkat: Halk edilmişler.

Mahmûr: Sarhoşluğun verdiği

sersemlik.

Mahpâre: Ay parçası.

Mahrek: Yörünge.

Mahsûsat: Gözle görülen şeyler.

Mahzâ: Halis, su katılmamış.

Mahzen: Yeraltı, bodrum.

Mâil: Hevesli, istekli.

Maiyet: Beraberlik, arkadaşlık.

Makâmat: Makamlar.

Makar: Karar edilen yer, karar-

gah.

Makber: Mezar, mezarlık.

Makdem: Dönüm, gelme.

Mâkes: Akseden yer.

Maksud: İstenilen şey.

Maksume: Taksim edilmiş, ayrıl-

mış.

Mâkulât: Akıl ile bilinen şeyler.

Mâlî: Çok fazla, dolu.

Mâmure: Şenlik olan yer.

Mânend: Benzer, eş.

Mangır: Para.

Mariz: Hasta.

Mâsiva: Allâhın zâtı dışındaki

bütün varlıklar.

Maslûb: Asılmış.

Maşrık: Doğu.

Matla: Doğacak yer.

Matlub: Talep edilen, istenilen.

Mâye: Maya.

Mazhar: Bir şeyin göründüğü,

açığa çıktığı yer.

Mâzi: Geçmiş zaman.

Me'vâ: Yurt, mesken.

Meab: Geri dönülecek yer, sığını-
lacak yer.

Mead: Ahiret.

Mecal: Güç, kuvvet, takat.

Meddah: Medheden, öven.

Meded: Yardım, imdat.

Medhûş: Dehşete uğramış, şaşır-
mış.

Meftun: Tutkun, gönül vermiş.

Mehlika: Ay yüzlü, güzel.

Mekân ü lâ-mekân: Mekân ve
mekânsız.

Mektûm: Gizli, saklı.

Melâik: Melekler.

Melâl: Elem, keder, hüzün.

Melekût: 1. Çok büyük, uçsuz
bucaksız mülk.2. Zaman ve
mekânla sınırlı olmayan, beş duyu
ile idrâk edilemeyen ruhlar, ilâhî
kuvvetler ve mücerret varlıklar
âlemi.

Melekü'l-hay: Dirilik meleği.

Melekü'l-mevt: Ölüm meleği.

Memât: Ölüm.

Memnû: Yasak.

Men aref: "Kendi nefsine ârif
olan, Rabbine ârif olur."

Men reânî: "Men reânî fekad

rea'l-Hakka" (beni gören Hakkı
görmüştür) hadîsi.

Menba: Kaynak.

Menfi: Olumsuz.

Menkûl: Nakledilmiş, bir yerden
bir yere taşınmış.

Menzil: Yollardaki konak yeri.

Meram: İstek, maksat, niyet.

Merâtib: Mertebeler.

Merâyâ: Aynalar.

Merd: Adam, insân.

Merhamet-âver: Merhametli,
esirgeyici.

Meserret: Sevinç, şenlik.

Mesire: Gezilip dolaşılacak yer.

Mesken: Ev, hâne.

Mesrur: Memnun, sevinmiş.

Mest: Sarhoş.

Mestân: Sarhoş.

Mestane: Sarhoşça.

Mestur: Setr olunmuş.

Meşhûd: Gözle görülmüş,
görülen.

Meşreb: Tabiat, mizaç.

Meşreb-i âlâ: Yüksek, yüce halk
ediliş.

Mevâlid: Doğulan yerler.

Mevce: Dalga.

Mevcûdat: Mahlûklar.

Mevhûm: Kuruntuya daya-
nan.
Mevlâ: Sahip, malik, Al-
lâh.
Mevt: Ölüm.
Mey: Şarap.
Meyyâl: Meyilli, düşkün.
Mezellet: Zelillik, horluk, itibar-
sızlık.
Miftah: Anahtar.
Mihman: Konuk, misâfir.
Mihnet: Zahmet, eziyet.
Mihr: Güneş.
Mihrak: Odak noktası.
Mihver: Eksen, merkez.
Mine'l-Ezel: Ezelden beri.
Minnet: Bir iyiliğe, bir iyilik yapa-
na karşı kendini borçlu görme.
Mir'at: Ayna.
Mirsad: Gözlem, gözetleme yeri.
Misbah: Etrâfa ışık veren âlet,
aydınlatma aracı, kandil.
Miskîn: Âciz, zavallı.
Mîzân: Terazi.
Mu'cib-i vuslât: Şaşkınlık veren
kavuşma.
Muabbir: Rüya tabir eden.
Mualla: Yüce, yüksek.
Muamma: Anlaşılmaz iş.

Muarra: Çıplak, soyulmuş.
Muarrif: Tarif eden, etrafıyla an-
latan, bildiren.
Muhal: Mümkün olmayan.
Muhammer: Mayalanmış.
Muhat: Çevresi kuşatılmış.Etrafı
çevrilmiş.
Muhibbân: 1-Dostlar,ahbaplar.
2- Bir tarîkata yakınlık duyan, o
tarîkatın esaslarını benimseyen
kimseler.
Muhit: İhata eden, etrafını çevi-
ren, kuşatan.
Muhkem: Sağlam kılınmış, sağ-
lam.
Mukabil: Karşılık.
Mukallit: Taklitçi.
Mukarrer: Kararlaşmış, şüphesiz,
sağlam.
Muktedâ: Uyulan.
Muktedir: İktidarlı, gücü yeten.
Muktezâ: Lazım gelen.
Muntazır: Bekleyen, gözeten.
Mur ü mara: Karınca ve yılan.
Murtazâ: 1-Beğenilmiş, seçilmiş,-
razı olunmuş. 2-Hz. Ali'nin lakap-
larından biri.
Musaffa: Tasfiye edilmiş.
Musaykal: Cilalı, parlak, yaldızlı.
Mutâd: Adet olunmuş, alışılmış.

Mûtedil: Ne az ne çok orta halde
bulunan.
Mutî: İtaat eden, boyun eğen.
Muvâfık: Uygun, yerinde.
Muzmahil: Çökmüş, çöküntüye
uğramış.
Muztarip: Izdırabı, sıkıntısı olan.
Mübâşir: 1. Bir işe başlayan, gi-
rişen, mübâşeret eden kimse 2.
Mahkemelerde hâkimin emriyle
şâhitleri duruşmaya çağırmak,
düzeni sağlamak ve evrak götürüp
getirmekle görevli memur.
Mübin: Açık, besbelli.
Mübtezel: Değersiz, hor kullanı-
lan.
Mücâdil: Mücadele eden, çekişen.
Mücellâ: Cilalı, parlatılmış, par-
lak.
Mücellit: Ciltçi.
Mücessem: Cisimlenmiş, cismi
olan.
Müdâm: Devam eden, sürekli.
Müheyya: Hazır, hazırlanmış.
Mülük: Hükümdarlar.
Münâcat: Allâha duâ etme, yal-
varma.
Münevver: nûrlandırılmış.
Münkesir: Kırılan, kırılmış.
Münkir: İnkar eden.

Müptelâ: Düşkün.
Mürde: Ölü, ölmüş.
Mürebbi: Terbiye eden
Mürg: Kuş.
Mürg-i anka: Anka kuşu. Mür-
şid: İrşat eden, doğru yolu göste-
ren kılavuz.
Müsavi: Eşit, denk.
Müsbet: Olumlu.
Müsemmâ: Adlanmış.
Müstağrak: Garkolmuş, dalmış,
batmış.
Müstaid: Yetenekli, kābiliyetli
Müstakbel: Gelecek zaman.
Müstesna: Kural dışı bırakılan,
üstün.
Müşir: Askerlikteki en üst rütbe
ve bu rütbeyi taşıyan asker, ma-
reşal.
Müşkil: Zor, çetin.
Müşrik: Allâha şerik, ortak ko-
şan.
Müştak: İştiyaklı, özleyen.
Müşterek: Ortak, ortaklaşa.
Müttaki: Dînin emir ve
yasaklarına tam olarak uyan,
günah ve haramdan sakınan.

(N)

Nâdân: Cahil, kendini bilmez.

Nağamat: Ahenkler, ezgiler.

Nağme: Ahenk, ezgi, güzel ses.

Nakş-ı Hüda: Allâhın süslemesi.

Nâkus: Kilisede çalınan çan.

Nâlân: İnleyici, inleyen.

Nâle: İnlemek, inilti.

Nâm: Ün, lakap.

Nâme: Mektup

Nâmerd: Alçak.

Nam ü nişân: İsim ve işaret.

Nâmütenâhî: Sonsuz.

Nân-pâre: Ekmek parçası.

Nâr: Ateş.

Nâs: İnsanlar.

Nasaraküm: Size yardım etti.

Nasîr: Nusret eden, yardımcı.

Nâsiye: Alın.

Nâşad: Hüzünlü, gamlı.

Nâtık: Söyleyen, konuşan.

Nây: Ney. Kamış.

Nâz: Cilve.

Nazar kılmak: Bakmak.

Nazargâh: Nazar edilen yer.

Nâzır: Nazar eden, bakan.

Nâzır-ı şehlâ: Tatlı şaşı bakan.

Nazir: Benzer, eş.

Nâz u niyaz: Naz ve Yalvarma,

yakarma, duâ.

Nebat: Bitki.

Necip: Soyu sopu temiz, soylu.

Necm: Yıldız.

Nedâmet: Pişmanlık.

Nedim: Meclis arkadaşı, sohbet

arkadaşı.

Nefha: Üflenen, nefes.

Nefha-ı kudsî: Kudsî nefes.

Nefha-ı Nay: Ney'in nefesi.

Nefhetmek: Üflemek.

Nefy: Sürme, sürgün etme

Nefyetmek: Sürme, sürgün etme.

Nem-nâk: Nemli, yaş.

Nesim: Hafif rüzgâr.

Neş'e-pâş: Neşe dağıtan.

Nev: Yeni, çeşit, türlü.

Nevâ: Ses, seda.

Nevcivân: Taze genç delikanlı.

Nevmîd: Ümitsiz, ümidi kırık.

Nevreste: Yeni yetişen.

Nigâh: Bakış, bakma.

Nigeh-bân: Gözcü, bekçi.

Nihân: Gizli saklı.

Nîk ü bed: İyi ve kötü.

Nikab: Peçe, yüz örtüsü.

Nisvân: Kadınlar.

246

Nisyan: Unutma.
Nîş: İğne.
Nişan: İz, belirti.
Niyaz: Yalvarma, yakarma, duâ.
Nokta-1 mihrak: Odak noktası.
Nûr-ı ayn: Gözümün nûru.
Nûr-ı dîdem: Gözümün nûru.
Nûru'l-ayan: Açık, meydanda
nûr.
Nûrun alâ-nûr: nûr üstüne nûr.
Nüsha: Yazılı, yazılmış şey, örnek.
Nûş: Bâtıni anlamda içki, işret.
Nutk: Söz, söylev.
Nücum: Yıldızlar.
Nümâyan: Görünen, meydanda.

(O)
Od: Ateş.
Otağ: Çadır.

(P)
Pâk: Temiz.
Pâkize: Temiz, pak, lekesiz.
Pâre: Parça
Pây: Ayak.
Pâyân: Son, nihayet.
Pâyitaht: Baş şehir, başkent.
Peder: Baba.

Pejmürde: Eski, püskü, yırtık.
Penah: Sığınma, sığınacak yer.
Per: Kanat.
Perçem: Kakül.
Pergâr: Pergel.
Pertev: Işık, parlaklık.
Pervâne: Işığın etrafında dönmeyi
seven gece kelebeği.
Pervâz: Uçma, uçuş.
Pestî: Alçaklık.
Peşîmân: Pişman.
Peyam: Haber, başkasından alı-
nan bilgi.
Peydâ: Meydanda, açıkta.
Peyk: Bir şey etrafında ona tabi
olarak dönen.
Peyker: Yüz, surat,
Peyman: Yemin, ant.
Pinhan: Gizli.
Pîrân: Pirler, ulu erenler.
Pîrehen: Gömlek.
Pister: Yatak, döşek.
Pîş: Ön, ön taraf.
Pişgâh: Ön, huzur.
Pusla: Pusula.
Pûte: Tava.
Pûte-i aşk: Aşk tavası.
Pür-alîl: Çok hasta.

Pür-azamet: Büyüklük dolu.

Pür-helecan: Tamamen kalp çır-

pıntısı.

Pür-illet: Çok hastalık.

Pür-kusur: Kusur dolu.

Pür-mesâr: Çok sevinç.

Pür-teessür: Üzüntü dolu.

Pür: Çok.

Pür: Dolu, çok fazla.

Pür-hûn: Kan içinde.

Pür-nûr: Çok nûrlu.

Pür-tâb: Aydınlık dolu.

Püryân: Kebabın bir türü.

Püser: Oğul, erkek çocuk.

(R)

Rabb'ül-enâm: Bütün mahlûkatın

Rabbi.

Râcî: Geri dönen.

Rağbet: İstekle karşılama.

Râh: Yol.

Rahne: Gedik, delik.

Rakîk: İnce yürekli.

Raks: Dans, oynama, sema'.

Raksân: Oynayan, dans eden.

Râm: İtaat eden, boyun eğen.

Rânâ: Güzel, latif, hoş görünen.

Ravza: Bahçe.

Râz: Saklı şey.

Râz-ı nihân: Gizli tutulan sır.

Recül: Ergin, yetişmiş erkek.

Ref' etmek: Kaldırma, hükümsüz

bırakma.

Refî: Yüksek, yüce.

Refik: Arkadaş, yoldaş.

Refref: Mîraç'ta Hz.

Muhammed'in üzerine bindiği,

onu Allâh'ın huzûruna götüren

binek

Reh-nümâ: Yol gösteren, kılavuz.

Remz: İşaret.

Rencur: Rahatsız, hasta.

Revâ: Yakışır, uygun.

Revân: Giden, yürüyen, akan.

Revnâk: Parlaklık.

Rıdvan: Memnunluk, razılık.

Ridâ-i kesret: Çokluk örtüsü.

Riyâ: Özü sözü bir olmama.

Riyâset: Reislik, başlık.

Rû: Yüz, çehre.

Rûh-ı revan: Sevgili.

Rû-nümâ: Yüz gösteren, meydana

çıkan.

Rûşenâ: Aydın, parlak.

Rûz: Gün.

Rûz-ı elest: Allâh'ın ruhları halke-

dip bir araya topladığı gün.

Rûz u şeb: Gündüz ve gece.

Rücû': Dönme, geri dönme.

Rücûu ilellah: Allâh'a dönüş.

Rüsvâ: Rezil, itibarsız.

Rüyet: Görme, bakma, görünme.

(S)

Saâdethâne: Saadet evi.

Sabâ: Gün doğusunda esen hafif

ve latif rüzgâr.

Sabâvet: Çocukluk.

Sabî: Henüz memeden kesilme-

miş erkek çocuk.

Sad pâre: Yüz parça, parça parça

olmuş.

Sâdık: Doğru, gerçek.

Safâ: Gönül şenliği, neşe.

Sâfî: Duru, temiz.

Sahibü'l-mir'ât-ı vuslat: Sevgiliye

kavuşma aynasının sahibi.

Sahn-ı çemen: Orta yer, saha,

meydan.

Saka: Su taşıyıcı.

Sâkî: Kadeh, içki sunan.

Sâkîyân: İçki dağıtan

Sakyetmek: Su vermek, su dağıt-

mak, susuzluk gidermek, sulamak.

Sâl: Yıl.

Salâ: Cuma ezânından önce,

ramazanlarda sahurdan sonra

ve pek çok yerde bir kimsenin

ölümünü haber vermek üzere

minârelerde belli bir usûle göre

tekrarlanarak okunan, Hz. Mu-

hammed'e övgü ve duâ mâhiyetin-

deki salâvât-ı şerîfe.

Salât: Namaz.

Salât-ı îd: Bayram namazı.

Sâlik: Bir yola girmiş olan, bir yol

tutup onu takip eden.

Samed: "Her türlü istek ve ihtiyacı

karşılayacak güce sahip bulunan,

hiç kimseye veya hiçbir şeye muh-

taç olmayan" anlamında esmâ-i

hüsnâdan (Allâh'ın en güzel isim-

lerinden)dır.

Sanem: Put.

Sarsar: Şiddetli, gürültülü rüzgâr.

Satıh: Bir şeyin dış tarafı, dış

yüzü.

Savm: Oruç

Savt: Ses, seda.

Sây: Çalışma, çabalama, gayret

etme.

Sâye: Gölge.

Sebat: Sözünden kararından vaz

geçmeme.

Seda: Ses.

Sefâdar: Sefalı.

Seferber: Harbe hazırlık hali.

Sehâ: El açıklığı, cömertlik.

Sehab: Bulut.

Seher: Tan yeri ağırmadan biraz

önceki vakit.

Sekran: Sarhoş.

Selim: Sağlam, kusursuz, doğru.

Sem': İşiten, Allâhın sübûtî sıfât-

larındandır.

Sem'-i hakîkî: Hakîkî işitme.

Semâvât: Gökler.

Seng: Taş.

Seng-i gam: Keder taşı

Ser: Baş.

Serâir: Gizli şeyler.

Ser-â-pâ: Baştan ayağa kadar.

Ser-â-ser: Baştan başa.

Ser-furû: Baş eğme, itaat.

Ser-mest: Sarhoş.

Server: Baş, başkan, ulu.

Server-i Zîşân: Şerefli Başkan.

Setr: Örtme, kapama, gizleme.

Settâr: Örten.

Seyfî: Kılıçla ilgili.

Seyrân: Gezme, dolaşma.

Seyyâh: Yolcu, gezici, gezgin.

Seyyâr: Gezici, gezen.

Seyyâre: Güneşin etrafında

dolaşan gezegen.

Sezâ: Layık, münasip, yaraşır.

Sıdk: Doğruluk.

Sırr-ı hilkat: Halk ediliş sırrı.

Sırr-1 tecellî: Allâhın kainatta

veya insân gönlünde görünmesi

ile ilgili olan gizlilik.

Sırr-ı ülfet: Alışmanın sırrı.

Sille: Tokat.

Sille-i devrân: Dünya tokadı.

Sîm ü zer: Gümüş ve altın.

Sîne-çâk: Göğsü, yüreği yaralı.

Sîne: Gönül.

Sîne-i ağyâr: Başka gönüller.

Sine-i pâlûze: Saf hale getirilmiş

gönül.

Sîne-i râzî: Rıza gösteren gönül

Sîne-i sûzân: Yakan, yakıcı gönül.

Sinn: Yaş, ömür.

Sirac: Işık, kandil, mum.

Sîret: Bir kimsenin içi, hali.

Sirişk: Göz yaşı.

Siva: "Başka, gayri" demek olan

kelime, dilimizde daha çok "Al-

lâh'tan başka varlıklar” mânâsında

kullanılır.

Subh: Sabah.

Subh u mesâ: Sabah ve akşam.

Sûfî: Tasavvuf ehli kimse, derviş,

250

mutasavvıf.

Sûret: Biçim, görünüş.

Sûretâ: Görünüşte,zahiren.

Suver: Sûretler.

Sûzân: Yakan, yakıcı.

Sübhan: "Her türlü kusurdan,

noksandan, beşerî nitelik ve za-

aflardan uzak olan" anlamında

Allâhın isimlerindendir.

Sücûd: Secde etme.

Süeda: Kutlu, uğurlu kimseler.

Süfli: Alçak, bayağı.

Sühan: Söz, lakırdı.

Sükker: Şeker.

Sükût: Susma, sessizlik.

Sülûk: Bir yola girme, bir yol

tutma.

Süveydâ: Kalbin ortasında bulun-

duğu sanılan kara benek.

Şâm u seher: Gece ve gündüz.

Şâyân: Yakışır, yaraşır.

Şe'n: İş.

Şeb: Gece.

Şebab: Gençlik, tazelik

Şeb-i yelda: Uzun gece.

Şebnem: Çiğ.

Şefîü'l-müznibîn: Günahkârların

şefaatçisi.

Şehâ: Ey Şah, ey padişah.

Şehd: Bal.

Şeh-i kişver: Memleketin şahı.

Şeh-i vâlâ: Yüce şah.

Şehlâ: Tatlı şaşı.

Şekûr: Çok şükreden.

Şekvâ: Şikâyet, sızıltı, hoşnutsuz-

luk.

Şem'a: Muma batırılmış fitil.

Şems: Güneş.

Şems-i âlem: Âlem güneşi.

Şems-i tâbân: Parlak güneş.

($)

Şâd etmek: Sevinçli kılmak.

Şâd: Sevinçli.

Şâdî: Memnunluk, sevinçlilik,

gönül ferahlığı.

Şâdumân: Sevinçli.

Şâh-ı cihân: Cihânın padişahı.

Şâh-ı velâyet: Hz. Ali.

Şakî: Haydut, yol kesen.

Şems ü mâh: Güneş ve ay.

Şerh: Açıklama, açık anlatma,

izah, tafsil.

Şerha şerha: Dilim dilim.

Şerif: Şerefli, mübarek kişi.

Şerik: Ortak.

Şerm-sâr: Mahcup, utangaç.

251

Şeş cihet: Altı yön.

Şeş: Altı.

Şevk: Şiddetli arzu, neşe, sevinç.

Şeydâ: Aşktan akını kaybetmiş.

Şîrhar: Süt içen, henüz memede

olan.

Şitap: Acele, sürat, çabukluk.

Şu'le-i vahdet: Vahdet Alevi.

Şûh: Neşeli, şen ve oynak.

Şûle: Alev.

Şûle-i şem': Mum ateşi.

Şum: Uğursuz.

Şuûnat: Keyfiyetler, haller.

(T)

Tâ-be-sabah: Sabaha kadar.

Ta'n-ı ağyâr: Yabancının sövmesi,

yermesi.

Ta'zîm: Büyükleme, ululama.

Taaşşuk: Aşık olma,gönül verme.

Tâat: Tâatlar, ibadetler.

Tab: Güç, kuvvet, takat.

Tab': Huy, tabiat.

Tabîb: Doktor.

Tabl: Davul.

Tâc-ı Kerrem-nâ: Âdemiyyet tâcı.

İnsân-ı kâmillik makâmı.

Tâc-ı ser: Baş tacı.

Tafsil: Etraflı olarak bildirme.

Tahassür: Hasret çekme.

Tahavvül: Değişme, dönme.

Tahayyür: Hayran olma, hayrete

düşme.

Tâhir: Temiz.

Tahkîk: Doğru olup olmadığını

araştırma

Tahmîd: Hamdetme, şükretme.

Tahrim: Haram kılma, kılınma.

Tahrir: Yazma, yazılma.

Tahsil-i ulûm: İlimlerin tahsili.

Taht-gâh: Taht yeri.

Tâkat: Güç.

Takdis Etmek: Mukaddesleştir-

mek.

Takrîr: Anlatma, anlatış.

Taksim: Bölme, parçalama,

ayırma.

Tâli: Ardından gitmek, tâbi ol-

mak.

Tâlib: İsteyen, istekli, talebe.

Tâlim: Öğrenme.

Tannâne: Senfoni.

Tanzir: Benzetme, benzetilme.

Tarassud: Gözetme, bekleme.

Tard: Kovma.

Târumâr: Dağınık, perişan.

252

Tathir: Temizleme, paklama.

Tayyâre: Uçak.

Ta'zîm: Hürmet etme, saygı

gösterme.

Tebdil: Değiştirmek.

Tebellür: Billurlaşma.

Tebşir: Müjde verme, müjdeleme.

Tecellî-gâh: Görünme yeri.

Tedkik: Dikkatli araştırma.

Teessür: Kederli ve üzüntülü ola-

rak hislenme.

Tefrid: Dünyadan geçip yalnız

Allâh ile meşgul olmak.

Tefrik: Ayırma, seçme, ayırd

etme.

Tegâfül: Anlamamazlıktan gelme.

Tek ü tenhâ: Tek ve yalnız.

Tekazâ: 1- Serzeniş, azarlama.

2-Alacağı için borçluyu sıkıştırma.

Tekevvün: Var olma, meydana

gelme, oluş.

Tekmil: Kemâle erdirme, bitirme.

Telakkî: Alma, kabul etme, şahsi

anlayış.

Temâşâ: Seyretmek.

Temdid: Devam ettirme, uzatma.

Temevvüç: Dalgalanma, dalgalı

olma.

Tenezzüh: Gezinti.

Ten-perver: Kendini beslemeye,

rahatına düşkün.

Terakkî: İlerleme.

Terk-i âr: Utanmayı terk etmek.

Terkib: Birkaç şeyi birleştirip

karışık bir şey meydana getirme.

Teshin: Isıtma.

Teskin etmek: Sakin kılma, yatış-

tırma.

Teşmil: Yayma, şamil olma.

Teşrif: Şeref verme.

Tevkil: Vekil tayin etme.

Tezkiye: Temize çıkarma, aklama.

Tezviç: Evlendirme.

Tıfl: Küçük çocuk.

Tılsım: Esrarlı bir kuvvet taşıdığı-

na inanınılan şey.

Tîğ: Kılıç.

Timsâl: Suret, resim.

Tûfan: Hem gökten yağan hem

yerden kaynayan su.

Tuğyân: Taşkınlık, azgınık.

Tuhfe: Hediye, armağan.

Tuhfe-i nâdîde: Nadide hediye.

Tulû: Doğma, doğuş.

Tûtî: Papağan cinsinden bir kuş.

Türab: Toprak.

Tüvân: Güç, takat.

(U)

Ufûl: Batma, kaybolma.

253

Uhrâ: Diğer.

Ukbâ: Ceza, âhiret

Ulvî: Yüce.

Ummân: Engin deniz, okyanus.

Urûc: Yükselmek, yukarı çıkmak.

Uşşâk: Aşıklar.

Uşşâkî: Halvetiye'nin Uşşâkî kolu.

(Ü)

Üftâdegân: Düşmüşler, âşık,

bîçâreler.

Ülfet: Alışma, kaynaşma.

Ünsiyet: Alışkanlık, ahbaplık,

arkadaşlık.

Üryan: Çıplak.

(V)

Vahdet: Teklik birlik

Vâhid: Bir Tek olan Allâh.

VAllâhi'l-azîm: Azîm olan Allâh

için mânâsına gelen yemin.

Varak: Yaprak.

Vâreste: Kurtulmuş, serbest, ra-

hat.

Vasfi: Vasıfla ilgili, vasfa ait.

Vasıf: Nitelik.

Vâsıl: Erişen, ulaşan, kavuşan.

Vâsıl-ı cânân: Sevgiliye kavuşma.

Vâsi: Geniş, açık.

Vasl: Ulaşma, birleşme.

Vasl-ı sayf: Yaza ulaşmak.

Vâveylâ: Yaygara.

Vaz' ü elfâz: Lafızları ortaya koy-

ma.

Vecd: Kendini kaybedecek dere-

cede ilahi aşka dalma.

Veche: Yüz.

Vech-i pak: Temiz yüz.

Vekâlet: Vekillik.

Vezan: Esen, esici olmak.

Vîrâne: Yıkılmış veya pek harâp

olmuş yer.

Visâl: Ulaşma, sevgiliye kavuşma.

Vuslat: Sevgiliye kavuşma.

Vusul: Ulaşma, gelme, varma.

Vülûc: Girme, sokulma.

(Y)

Ya'kûb-veş: Ya'kûb gibi.

Yâd: Anma, hatırda tutma, zik-

retme.

Yâdigâr: Bir kimseyi ya da nesne-

yi hatırlatacak şey.

Yakîn: Sağlam bilgi, kat'î olarak

bilme.

Yâr u ağyâr: Dost düşman, sevgili

ve yabancı.

Yârân: Dostlar.

254

Yâre: Yara.

Yâver: Yardımcı.

Yed: El.

Yek: Bir.

Yek-pâre: Tek parça, bütün.

Yeksân: Beraber, bir,eşit.

Yek-zebân: Aynı dili konuşan.

Yevm: Gün.

Yezdan: Allâh.

(Z)

Zaferyâb: Zafer bulan, başarı

gösteren.

Zâhid: Çok, aşırı sofu.

Zahm-hâr: Yaralı.

Zahr: Arka, sırt.

Zâika: Tatma.

Zakir: Zikreden.

Zakir ü mezkûr: Zikreden ve

zikredilen.

Zâr: Sesle ağlayan, inleyen.

Zâre: Sesle ağlayan, inleyen.

Zât-1 Bârî: Güzel halk edici olan

Zat.

Zeban: Dil, lisan.

Zebh: Kurban kesme.

Zebun: Zayıf, güçsüz, aciz.

Zerrât: Zerreler, pek ufak parça-

lar.

Zerre: En ufak parça, molekül.

Zerre-i nâçiz: Hiç hükmünde bir

zerre.

Zeval: Sona erme.

Zıl: Gölge.

Zifaf: Güvey ve gelinin gerdeğe

girmesi.

Zinde: Diri, yaşayan, canlı.

Zinde: Diri, yaşayan.

Zînet: Süs, bezek.

Zinhâr: Sakın, asla.

Zîr: Tiz perde.

Zîr-i türab: Toprağn altı.

Zî-ruh: Ruh sahibi.

Zirve-i bâlâ: Yüce zirve.

Zişân: Şerefli.

Ziya-pâş: Işık saçan.

Zuhur: Meydana çıkma.

Zulumât: Karanlıklar

Zübde: Öz.

Zübde-i Âlem: Âlemîn özü.

Zühre: Çobanyıldızı.

Zühd: Her türlü zevke karşı koya-

rak kendini ibadete verme.

Zülf: Yüzün iki yanından sarkan

saç lülesi.

Zü'l-kerem: Kerem sahibi.

Züvvâr: Ziyaretçiler.

255

### RESİMLER

Nusret Tura’nın bağlı bulunduğu silsileden bir zât: Mustafa Sâfî Efendi

Hazmi Tura

Nusret Tura, eşi Rahmiye Hanım’la Beylerbeyi Sarayı’nda

259

Nusret Tura, Uşşâkî tarikatine ait kıyafetleriyle

Soldan: Necdet Ardıç, Nusret Tura, Güner Kombak

Bîkesim ben sandı âlem. Halbuki ben herkesin
Mihrim benim demlere; hem de muhît-i âlemim
Kâ'beye dik baksa hacılar zâtım görür
Dîdede olmazsa fer her bir nefeste öksürür.
Kime yazmıştım bu beyti kimlere oldu nasîb
Haydi Necdet gayret eyle bekliyor zira Hatîb

Bir önceki resmin arkasına Nusret Tura'nın yazdığı şiir

Nusret Tura'nın Necdet Ardıç'a gönderdiği mektubun zarfı

Nusret Tura'nın kartviziti

Kartvizitin arkasına, Necdet Ardıç'a yazdığı not: Necdet yavrum, kitaplardan vazgeçtim. Masrafa girip borçlanmayın, belki nasip olmaz.

Nusret Tura'nın elyazısıyla: Cenâb-ı Hak on sekiz bin âlemi habîbi ve habîbinin habîbleri için yarattı. Bu mertebenin dûnunda olan teferruat kabilindendir. Fakat hepsi vazîfelidir. Nefsin fenâlıklara meylini önleyecek; saygı, şefkat, yardım ki kalbin temiz hallerine kuvvet verebilecek, tabiatın ve hayatın her türlü ızdıraplarına göğüs gerebilecek, ümit ve sevinci her dem taze tutabilecek tek gıda ve devâ Allah'ı zikr etmektir. / el-fakîr Muhammed Nusret Tura

Muhterem Kardeş

Cenab-ı Hak HZ- Kur'an-ı Kerim'inde Kendini ayan etmiş.

Fahr-i âlem efendimiz de yine bu mübarek ustasta o olduğunu nükte ile, zarafetle bildirmiş.

Evliya Hazeratı aynı nağmeleri teganni ederek tevhidi; mes'elesine göre beyan etmişler. Sözlerinin manalarında Küb gizlenmişler, Kâl ayan olmuşlar.

Fakir de onların sözlerinden bir macun yaparak potamda hal ve hamus halinde aczimi âşikâr ediyorum. Saygı ve sevgilerimle

25-11-965

RAST İLAHİ

Erler Demine Destur Alalım

Usûl: Sofyan

Güfte: M. Nusret Tura Uşşâkî

Beste: M.Nusret Tura Evladları

Er ler de mi ne des tur a la lım Per va ne ye bak ib ret a la lım

Per va ne ye bak ib ret a la lım Aş kın a te şi ne gel bir ya na lım

Dost dost di ye rek ar şa va ra lım Dos dost di ye rek ar şa va ra lım

Dost dost dost dost Dev ra na u yup

sey ran e de lim Ey vah de me den Al lah di ye lim

La i la he il lal lah La i la he il lal lah La i la he il lal lah Hû

266

Günler geceler durmaz geçiyor

Sermayen olan izi ne

Aşık san eğer gel birleşelim

Şeyhin izine yüzler sürelim

Ey yolcu biraz gel dinle beni

Kervan yürüyor sen kalma geri

Ömrün bitiyor sermayen olan

Ömrün bitiyor yüzler sürelim

Yüzler sürelim şeyhin izine

Yüzler sürelim sen kalma geri

Sen kalma geri kervan yürüyor

Sen kalma geri

Bülbül lere bak efgan ediyor

Ey gonca açıl

Ta fecre kadar zikreyleyelim

Feryad edelim

Nusret denilen derya gezeri

Hatmetti bugün

Mevsim geçiyor ey gonca açıl

Mevsim geçiyor

Efgan edelim feryad edelim

Efgan edelim

Seyrü seferi hatmetti bugün

Seyrü seferi

Erler demine destûr alalım

Pervâneye bak ibret alalım

Aşk(ın) ateşine gel bir yanalım

Dost, dost diyerek arşa varalım

Âşıksan eğer gel birleşelim

Şeyhin izine yüzler sürelim

Tâ fecre kadar zikreyleyelim

Feryâd edelim, efgân edelim

Günler geceler durmaz geçiyor

Sermâyen olarak ömrüm bitiyor

Bülbüller bak feryâd ediyor

Ey gonca açıl mevsim geçiyor

Ey yolcu biraz gel dinle beni

Kervan yürüyor sen kalma geri

NUSRET denilen deryâ gezeri

Hatmetti bugün seyrü seferi

Nakarat;

Devrâna uyup seyrân edelim

Eyvah! Demeden Allah diyelim
