# (19-53) Şeker Risâlesi

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/19-53-seker-risalesi
**Sayfa:** 53

---

ÖN SÖZ

Muhterem kardeşlerimiz bu risalenin oluşması yu… yü…kardeşimize gelen bir telefon reklâmıyla başlamıştır.

Çalışmalarına o günlerde devam ettiğimiz (95-8-1953) kitabının yapısına uygun olabilecek bir duruma sahip olduğundan, bahsi geçen kitabın sonuna ilâve etmeyi uygun görüp aşağıdaki şekli ile ilâve etmiştim.

Ancak reklâm mahiyetinde olan bu şablonun kitabın içinde yer almasının doğru olmayacağının düşüncesi ile oradan çıkarılması daha uygun olacağından oradan çıkarılmış ancak üzerinde oldukça uzun bir çalışma ve uyarlama yapılıp zaman harcanmış olduğundan bunların da boşa gitmemesi yönünden bu risaleye aktarılıp böylece yayınlanmadan sadece kütüphanemizde kalması düşüncesiyle bu risale hazırlanmıştır.

Cenâb-ı Hakk faydalandırsın İnşeallah

Terzi Baba Necdet Ardıç Tekirdağ.

19 53 Kimden: yu… yü… Gönderildi: 14 Şubat Pazar 2016 Konu: 19 53 Selâmün Aleyküm Hayırlı Akşamlar Mu… Abi. İnşaallah iyisinizdir. Allah Afiyetler versin. 19 53 kitabıyla ilgili bir resim göndereceğim. Bu resim mail yoluyla bana yaklaşık iki ay önce Şeker Bank tarafından gönderilmişti. Ben de Babamıza göndermiştim. Kitapta olmadığını söyledi. Hafta sonu beraberdik. Size göndermemi istedi. Resim üzerinde herhangi bir yorum yapmadan gönderiyorum. Hayırlı Akşamlar, Allah'a emanet olunuz

(M. C. - 16.2.2016 - Salı)

Hayırlı Günler Y.

Bu günlerde biraz rahatsızdım. Grib-in garipliği den maillere geç cevap verebiliyorum. Gönderdiğin resmi aldım.

Telefondan baktığım için, daha henüz yerine kaydedemedim. Bende henüz bir yorum yapamayacağım. Bilgin olsun diye mailine döndüm.

İmza gününde "H" yayınları evimize yaklaşık yürüme 10 dakika mesafede olduğu halde, işte olduğum için gelemedim.

Herkese Selamlar, Hoşça Kal

(Y. Y. - 16.2.2016 - Salı)

Mu… Abiciğim Hayırlı akşamlar, Allah acil şifalar versin

Mailde de yazdığı gibi mail geldiğinde rahatsızlığımdan ötürü resim hakkında detaylı yorum yazıp, cevap verememiştim. 24 Şubat 2016 çarşamba, Terzi Baba Mesnevi-i Şerif sohbetinde uzun uzun resme bakıp düşündüm. Bir taraftan da notlar aldım.

(Hem sohbet, hem bu iş ne alâka kardeşim, ya sohbeti dinle, ya da bu işle uğraş denilebilir. Bu gelen resminin bağlantılarına daha iyi nüfuz edebilmek için sohbet kanalından “ve nefahtü” demi ile bakabilmek, aslına nüfuz edebilmek için bu şekilde baktım diyebilirim).

Yarım sayfayı kaplayan bir resim, zahiren bakıldığında alt tarafı bir resim, biraz daha olayı zahiri şeriat boyutuna indirgediğimiz zaman, resmin geldiği kanal ve resimdeki karakterlerden dolayı bu resmin böyle bir mübarek adamın kitabında ne işi var diye düşünülebilir. Tabii onlarda kendilerine göre haklıdır. Kimseyi eleştirecek ne halimiz, ne de durumuz vardır. Bu resmin söyledikleri ile bir değil belki bir kaç kitap yazılabilir. Biz kısaca anlayıp, anlatmaya ifade etmeye çalışalım. Eşimde bu arada bir zuhurat görmüştü. Konu ile bağlantısı olduğu için buraya almayı uygun buldum. (M. C

“Evimizde Terzi Baba’nın sohbeti var. Ve bu sohbet devam ederken evin içine mahallenin çocukları doluyor. Bir yandan sohbet devam ederken, çocuklarda kendi hallerinde oyunları ile meşgullermiş ve tam bir karmaşa hali imiş “

Ne diyeyim bu zuhuratın tesbit edebildiğim bir yönü Efendi Babam sohbet yaparken biz evlatlarının hali oyun ve eğlence ile dünya hayatı ile olan meşguliyetimiz, O bizi tutup yukarılara götürmek istiyor. Bizim çocuk olan beşer tarafımız ise biz şu hayali, vehimi dünya hayatı ve nefsin hevası ile biraz daha oynayalım-oyalanalım diyoruz. İşte bizim Efendi Babamızın gönül âleminde bu karmaşa ve karışıklığa verdiğimiz huzursuzluğa, sabır edip bizim bu çocukluklarımızı hoş görü ile karşılıyor.

Bir diğer ve asıl görülme sebebi olan yönü Efendi Babamın “Şekerci Dede” ismi ile olan bağlantısıdır. Mail-e dikkatlice bakarsak “Şekerbank” tan geldiği yazılmıştır. (Ç.H.U) kardeşim Terzi Baba 1 ve 2 kitabında bu konuya güzel açıklık getirmiş idi sağ olsun. Ve sayısal bağlantıları yönünden kitabımıza almıştık. Terzi Baba 1-2 kitapları bölümlerine daha geniş olarak bakılabilir. Efendi Babamın çocuklara zahiri olarak dağıttığı akide şekerinden ma’nâ ya geçilmiş ve “Akide-Akid, İlâh-i biat” bağlantısı kurulmuş idi. Terzi Baba 2 de ki “Şekerci Dede” bölümünün son paragraflarını buraya bağlantı kurulabil-mesi-kurabilmek için tekrar aldım… (M. C

Akide. İse onunla yapılan İlâh-i biat akid, sözleşme yemin, yada nikâhtır. Tıpkı Osmanlı geleneğinde olduğu gibi, Askerlerin Sultana olan bağlılık törenine Akide denir imiş. Tören sırasındada akide şekerleri ikram edilirmiş. Bugünkü evliliklerde ise Nikâh şekeri verilmekte, bu ise suri anlamda olmakla birlikte ma’nevi anlamda dahi düşünülebilir. Askerlerin sultana olan bağlılığı ise, asker onun Hak yolunun erleri olan sâliklerdir. Padişah, sultan olan ise İnsân-ı kâmildir.

Bu hadiselerin yaşandığı dönemde bazı öğrenciler çeşitli nedenlerle geç kaldıklarından akide şekerinden de mahrum kalırlar imiş. Bu ise İlâh-i ma’nâ da ona ulaşmakta geç kalanları, yada kendi nefsi emmareleri ile onun huzuruna girdiklerinden, bu hakikat nimetinden mahrum kalmış olanların durumunu remzetmektedir. (Ç.H.U

Şeker in Arapça yazılışı şın ile sin harfinin yer değiştirmesi ile olmaktadır. Sukür Sukür () SİNKEF-RI harflerinin dizilimi ile.

SİN. Zatın zuhuru olan Hazreti İNSÂN

KEF. Kevn. kün emri

RI. Rahmaniyet nefesi rahman

Günümüz lisanına bu kelime sükur iken şükür ve şeker e dönüşmüştür.

Sükur, şükür e dönüşünce şükür bayramıda şeker bayramına dönüşmüştür. Şeker Bayramı. Şükür bayramı ise, tasavvufta seyri sülûk yolunda bir dervişin kâmil bir veli nezaretinde, ulaştığı bazı mertebe ve hakikate binaen, hakkın kendisine lütfü İlâhisidir.

Şeker Bayramını yaşatacak olan ise bunun hakikatine sahip olan, kendisine akide ile bağlanılan, ve bu isim ile müsemmâ olmuş olan Şekerci Dede (Terzi Baba) dır.

Zâhiren şeker bayramını zâhir olarak ve bu anlayışla yapabilenler olduğu gibi, bâtinen ise Şekerci Dede nin elinden akide-akit yapanlar, ve bu yolda sıratı müstakîmsıratullah-üzere yüreyenlere kendisinin bir ikramı olmaktadır Nasıl ki o dönemin ilkokul öğrencilerine ikram ettiği akide şekerleri nasıl rağbet gördü ise şu anda da onun irfan mektebine öğrenci olabilenler için de aynı ikram geçerlidir. Halen her sohbet meclisinde gelenlere şeker ikramıda devam etmektedir. Ç.H.U

Bu konuya bir kaç ilave yapmak istiyorum. Şeker’in arapça Sin-Kaf-Rı harflerinden oluştuğu yazılmıştı. Bu harflerden oluşan “Sekr” (Sekir) kelimesi vardır

TDV İslâm ansiklopedisinde bu kelimenin anlamı şöyle yazılmıştır. Salikin, kendisine gelen vâridin etkisiyle yaşadığı manevi sorhoşluk anlamında tasavvufi terim

Bahse konu olan “Sekr” manevi cezbe ile oluşan haldir. Bunun için “Salik-i Meczub” ve “Meczub-u Salik” olmak üzere iki sınıf salik vardır. Kimisi seyr-i sülûk tan sonra cezb edilir. Kimisinin cezb edilmesi sülûk’undan öncedir. Burada ki cezbe hali, zahiri meczupluk yani garip garip konuşmak, zikir meclislerinde bağırıp çağırıp nara atmak değil. İlim ile Allah’ın cezb etme yani kendine çekme halidir… Bu sekr hali de; meyhane diye tabir edilen dergahta yapılan sohbetlerde Terzi Babamızın ağzından çıkan sözlerden oluşan latif aşk badesini, nuş eden saliklerde ilâhi cezbe hâli oluşur. İnsan suresi 21 âyette bahsedildiği gibi; (M. C





( Âliyehum siyâbu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullû esâvira min fıddatin, ve sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ. )

(76/21) “Onların üstlerinde yeşil ince ipekten ve işlenmiş atlastan elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rab'leri onlara temiz (lezzetli) içecekler sundu.”

(Yorumu için Terzi Baba Kûr’an da Yolculuk (50) İnsan suresine bakılabilir) (M. C

İşte manevi şeker-sekr ikram edilip, manevi Sekr halinde olan salik, “Şekerci Dede” nin verdiği şekerler ile artık. Âlemi et, yağ tabakası gözü ile değil, Ak-dide ile yani Uluhiyet gözü- İnsân-ı Kâmil’in gözü ile görür.

Bu halden çıkan kişinin haline sahv derlerler… Bu da uyanıklık ve şuur halidir… Cem’den sonra ki fark Halide diyebiliriz.

Şeker konusunda şimdilik bu kadar ile iktifa edelim tekrar bu konuya dönülecektir.

Zahiri olarak resim Efendi Baba’mın isteğiyle “Yusufiyet” aracılığıyla “Şekerbank” tan geliyor. Yeşil zemin üzerinde, üzerin de beyaz tonlu yazı ile “İHTİYACINIZ OLDUĞUNDA CEBİNİZDEKİ GÜÇ” ve altında sarı zemin üzerinde 19 53 rakkamları bulunmaktadır. Banka’nın ihtiyaçlar için sağlayacağı “Kredi, Maaş, vs Para” imkânların dan bahsediyor.

Şimdi sizleri biraz daha Terzi Baba’mdan manevi “Akide” şekeri almak için Dergâh-Terzihane olan yere gidişime yaklaşık 6 yıl öncesine götürmek istiyorum. Her bir sâlikin farklı olabilir. Her sâlik kendi şeker alışını “İlâhi biatını” bilir. Kimse kusura bakmasın, ben ancak kendi halimi biliyorum. Herkes kendi açısından bu hali değerlendirebilir. Hani nasıl deniyor? Kimse kimse için bir şey yapamaz. Kişinin hakikati yine kendinden geçer.

Eşim bana Efendi Baba’mı Tekirdağ’a ziyarete gittiğimde zahiri ihtiyaçlarımız için bankadan “Kredi” kullanabilir miyiz? Diye sormamı istemişti. Efendi Babam da devlet buna izin veriyor. Eğer alınacak şeye gerçekten ihtiyaç varsa alınabilir. Örnek olarak da koltuğu göstererek eskimiş ise bunun için alınabilir. Ama yeni ise ihtiyaç olmadığı için ve bu değişim nefsani olacağı için almak mahsurlu olur diye cevap vermişti.

Eşimin sorduğu kredi sorusunun cevabının batını yani ma’nâsı olan cevap 6 yıl sonra gelmiş oldu. Bu resim geldiği sıra “Fusûs’ül Hikem” den Efendi Baba’mın “Yusuf Fassı” sohbetlerini dinliyor ve basılı metin kitap şerhinden de Süleyman Fassı bölümünü okuyup takip ediyordum. Kasımpaşa da Efendi Baba’nın “İrfan Mektebi” sohbetine giderek, Se… kardeşimiz ile “Terzi Baba tez kitabı” için bir mülâkat yaptık. O sırada resmi gönderen Yu… kardeşimiz ve birkaç kardeşimizde hazır bulundular…

Se.. kardeşimiz ile yazılan bu kitap hakkında görüşe ceğimizi sanıyordum. Bana Terzi Baba’yı nasıl görüyorsunuz, ma’nâsı nedir, yolunun sistemi nasıl kendisini diğer mürşidler den farklı kılan nedir? Sorularına muhatap olunca açıkçası şaşırdım. Daha sonra bu kardeşimizde Efendi Babam hakkında yazdığım şiirleri gönderip, mülâkatta ki eksik olan yönleri tamamlamaya çalıştım. Gönderilen bu resimde sorular ile bağlantılı olduğu ve açıkladığı da anlaşılıyor.

“Kredi” kelimesinin içinde ne bağlantı var diye bakarsak, içinden “R” harfini aldığımız zaman “Kedi” kalır.

“Re” harfinin ifadesi Rububiyet ve Rahmaniyettir. Rububiyet mertebesini, Rahmaniyet ile bağlayan yer ise Tur dağıdır. Kişi burada Hz. Mûsâ gibi, Hakk’ın tecellisi ile nefis ve benlik dağını yıkıp Fenafillâh’a ulaşır. “Kedi” ve “Dağ” birleşimi ise “TEKİR’DAĞ”ı çağrıştırmaktadır. İşte manevi krediye ihtiyacı olan Tekirdağ’a “Şekerci Dede” diğer namıyla Terzi Baba ya gelir. Talipli olan bu kimselere Hakk Bank’tan kredi açılır. Yani Hakk’ın ince nükteli ma’nâlarını anlama kapısı açılır.

Bilindiği gibi alınan kredinin geri ödeme zamanı vardır. İşte sâlik bu zaman dilimi içinde, zikir, kitap okuma, sohbete katılma, kayıttan dinleme ve tefekkür irfaniyet çalışmalarını hakkıyla yerine getirirse kredi borcunu (Tekirdağ daki Şekerci Dede’ye) öder ve yeni dersinin kapısı kendisine açılır. Eğer tembellik eder çalışmazsa veya nefsaniyeti doğrultusunda kullanılırsa, zâhiri kredi’ninin vakti gelip ödenemediği gibi bâtıni olarak alınan bu kredi de ödenemez ve kişi kara listeye alınır. Hakk’ın kara listesine nefsani ma’nâ da girmekten yine Cenâb-ı Hakk bizleri muhafaza buyursun.

6 yıl önce Efendi Babam diğer namıyla Şekerci Baba’yı Tekirdağ’a ilk defa ziyaretine gitmeden önce bir zuhurat görmüştüm. Kısaca bu yazılanlarla ilgili bölümü şöyleydi

“Tekirdağ sokaklarında dolanıyordum. Merdivenlerden çıkarken ayağımdan çıkan terliklerimi bir daha ayağıma giyemiyordum. Terzi Baba’mın evine girdiğimde evin kapısını Nüket annem açıyordu.” (M. C

Terlik-naleynin ayaktan çıkması; Tuva vadisinde oluş, Bir bakıma da bunun daha ilerisinde oluşacak hadise, terk-i terk yani terk etiklerini de terk,

Merdivenden çıkış; Mirac çıkışı,

Tekirdağ da oluş; Tur dağında, Fenafillâha geçiş.

Terzi Baba’nın evinin kapısını Nüket annemin evini açması; Şekerbank tan alınan kredi dir, diyebiliriz

Efendi Baba’mında dediği gibi “A’rapçanın kıyısından köşesinden biraz bileceksin” dediği gibi kıyısından köşesinden tutmaya çalıştığımız Arapça ile de bu resme bakmaya çalışalım.

“ŞEKERBANK”

Yukarda ki ifadeler ışığında “Şekerci Dede” Bankasından Yu… kardeşimize gönderildiği anlaşılıyor. “Yusufiyet” mertebesi itibari ile bakılınca özele genel bir ma’nâ oluşuyor. “Şekerci Dede”nizin ümmet-i davet ve ümmeti icabet olan gönül evlâtlarım… Gelin İlâhi biatınızı yapın, “İlâhi biat”ını yapmış olanlar “İlâhi biat”ınızı yenileyin deniyor… “Bank” ın diğer bir ma’nâ sı da oturulacak bir mahaldir. “Biat” bilindiği karşılıklı oturularak “el ele” tutularak yapılan bir tatbikattır.

Ş NK

Burada da Efendi Baba’mın Akl-ı küll ve Nefsi küll yönü ortaya çıkıyor… Şek, bilindiği gibi şüphe demektir… Hayali ve vehim üzere kendini var sanarak yaşamaktır… Er, ise “Recül” demektir… Bir bakıma ilm-i ercül de diyebiliriz. Ayaklar ilmidir. Yürümek, fikir tefekkür sahasında ilerlemek gerekir. Tarikat oturup eğlenilecek yer değil, bizzat hareket edilecek yerdir. Erliğe adım atmak için bir geçiti vardır. Bunun da “BA” ile, “Babuha” yani bir kapısı vardır. Bu kapı “NK” yani Nüket annemizdir… Anlamı bilindiği üzere, Nükte… Herkesin anlayamayacağı ince ma’nâlı zarif sözler… Şek ve şüpheden kurtulmak için Aklı küll olan Efendi Babamızın ma’nâları zatından gelen Nefsi Küll üretkenliği ile ortaya çıkardığı herkesin anlayama-yacağı ince zarif sözlerinden oluşan lâtif aşk badesini içip ilâhi cezbe hali ile önce kendi hakikatlerimize oradan da Rabbü’l Âlemin olan Uluhiyet, Allah’lık hakikatlerine ulaşmaktır.

ŞEK-ERBA-NK bu neyi ifade ediyor. ŞEK; şüphe diye ifade edilmişti. “ERBA” ise uzatma ile (Erbaa) arapça da 4 sayısını ifade etmektedir. “NK” ise Nüket annemizi ifade ettiği ve ne anlama geldiği yazılmıştı. Burada erba ya bakmaya alışalım. 4 İslâm’ın şifre sayısıdır. Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet mertebelerini ifade eder. Şeker-Şükür bayramı ile Fenafillâh ve sayı değeri 10 idi… 4x10=40 eder. Bu da Mim sayısının değeri Hakikat-i Muhammedi ve derslerimizin toplam sayısını ifade eder. Aynı zamanda 40 sayısı Erbain dir. Yolumuzda Muharrem ayının 1. Gününden itibaren 40 günlük riyazat çalışması vardır. Bu riyazat çalışması ile hayvansal gıda yemeyerek tutulan oruç ile bu hayvanların üzerimizde ki ahlâklarından temizlenmeye çalışılır. Yusufiyet ile bağlantısı ise bir müddet gönül zindanında Erbain çalışmaları yapmak gerekir. Yolumuz pirlerinden Ömer Halveti hazretlerinin 40 Erbain arka arkaya çıkardığı söylenir.

Kendime dönersem zahiri annemin isminin ma’nâ sı dördüncü kızdır. Bunun bir bağlantısının da Resülullah ( ) efendimizin dördüncü kızı olan Fatma validemizin ismi ile ilgili olduğunu düşünüyorum… Kredi sorusunu soran eşimin isminin anlamı genişleme ve onun da bir anlamı İnşirah olmaktadır. Terzi Babam anne den bahsederken manevi annesi Rahmiye annem, Zahiri annesi Meliha-Melek annem ve sürekli yanımda ve hizmetin de olduğu için eşini de bu yönden annesi kabul ediyor… Fakirinde anne yani nefsi küll yönleri, Nüket, Fatma ve İnşirah olmaktadır… Nüket ve Fatma’nın ne olduğu malûmdur… İnşirah ise, zahiri genişlemenin yanında, İnşi-rah, Raha gitmek yürümektir. Şekür-Sekür, bağlantısında olduğu gibi bakarsak İns yani İnsanlığın, Şe’de ki üç noktası ile İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yak’ın olarak inşası için gidilen yol ki bu da İbrâhîm (a.s.) ile İsmâîl ile (a.s.) mın gönül kâ’besini temellerini yükselt-mesi ile başlamaktadır. İşte bu şekilde senin gönlünü açmadık mı? Denmektedir…

ERBA; Bir diğer yönüde “Er” ve “Ba” ile ER kapısı bunun da tarifi Ulu’l Elbab Kâmil Akıl sahibleridir. Şek ve şüphe olan vehimi ve hayali kapıdan kurtulmak için İllâ Ulu’l Elbab, yani ancak kâmil akıl sahibi olan Terzi Baba’nın kelimelerden ince hassas ma’nâ çıkardığı Nefsi Küll kapısına gelmek lâzımdır.

ŞE-KER-BA-NK

Bir de böyle bakarsak, Şe; Şen, Ker ise Kere ile defa çokluğu ifade etmektedir. Akla Rahman Suresi 29. Âyet “Kullü yevmin huve fi şe’n.” Her an yeni bir iştedir. Terzi Baba (Şekerci Dede) Nefsi külden gelen ince ma’nâların üretkenliği ile her an yeni bir iştedir. Buna da her halde bir delile ihtiyaç yoktur, sohbet, kitap ve çalışmaları ile durmadan çalışmakta ve koşturmaktadır.

ŞE-KERBAN-K

Ortada ki “KERBAN” kelimesi “Kurban” ve “Kervan” kelimelerini çağrıştırmaktadır. Baştaki “Şın” harfinin değeri 300 dür. 300 ün sıfırları kaldırırsak 3 kalır.… Terzi Baba kervanına katılan salik her an bir şen’de yani her an yeni bir işte, anlayış, idrak ve tefekkürde olarak. Önce Şeker bayramlarının 3 kere yani İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’al Yakîn kutlarlar. Daha sonra Zat-i, Sıfatı, Esma-i Ve Ef’ali tecelli ile Kurb’an bayramlarını kutlayıp. 13 olan Elif ile sondaki sükûn halindeki “Ke” harfinin fetha (üstün) ve uzatma elifi ile harekete geçirerek. Künfeyekün “OL” yani marifet ehli olurlar. Aynı zamanda “ŞEKERBANKA” yani Şekerci Dede olan Terzi Baba’nın bulundukları yerde şubesini açma izni verilerek, “İhtiyacı Olanların Ceplerine Güç-Hikmet” verirler.

“Fakir için Şekerci Dede’nin ŞEKERBANK’ı, şek ve şüpheden kurtularak Velâyet yolunda recül olan Nefs-i Küll Fatma valide ve onun kanalından gelen Nüket valide ile bu velâyet ilminde ki ince hassas anlaması zor konuların gönlünde genişleyerek açılması ve bu açılımların dağıtılmasıdır”

Resme geçersek,

Dikdörtgen zemin; Dik-dörtgen… Şekerbank’tan ilmi recül ayaklar ilmi diye bahsedilmişti. İşte bu ayaklar ile tasavvuf yollunda yürümek Mirac’ın İsra bölümüdür. İsra 1. Âyette bu konudan bahsedilmektedir. Dik yani dikey Mirac ise Esra’dır. Bu bölüm ise 53 Necm suresi ilk 18 âyette anlatılmaktadır. Geriye kalan dörtgen ise kare yani Kâ’be ve İslâm’ın şifre sayısıdır.

Diktörtgen zemin bilindiği gibi seccadedir. (M. C

İrşad Seccadesi; Seccade ve post, sufiler arasında takip edile gelen adetlerdendir. “Seccade” pamuktan, yünden ve hasırdan yapılan, dört köşeli yer örtüsüdür. Namaz kılmak için kullanılır.

Kapı; şeriat, tarikat, hakikat ve emanet şeklinde olduğu gibi, seccadede de dört köşe bulunur. Bu kelimenin harfleri de (Sin, cim, elif, dal) dörttür. “Sin” harfi selâmete (bilindiği gibi Efendi Babamın Rabb-i Hası “Selâm” esmasıdır.) “Cim” harfi cemâate, “Elif” harfi ululuğa, “dal” harfi devlete delâlet eder. (Tarikat Kıyafetler-Yahyâ b. Salih el-İslâmboli

Seccade asli haflerinin sayısal değeri;

Sin:60, Cim: 3, Elif: 1, Dal: 4,

60+3+1+4= 68, 6+8= 14

(14) Nuru Muhammedi’dir.

Resmin fonunun yeşil olması; Yeşil “Nefsi Mülhimenin” rengidir. Gelen bilgiler şeriat süzgecinden geçirilerek. İlhami olanlar alınmalı vehimi olanlar ise atılmalıdır. Yeşil tazeliğin baharın rengidir. İhtiyacın olduğunda cebindeki güç 19 53 her zaman taze ve canlı bilgiler ile yanındadır demektedir. Yeşil Mescid-i Nebevideki Yeşil renkli bölümdür. Burası Cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu muhbiri sadık olan Resüllûlah ( ) haber vermiştir. Ayrıca oranın kubbesi de yeşildir.

Harfler bölümünün beyaz olması; Beyaz nefis mertebelerinde Nefsi mutmaineyi ifade eder. Bu verilen haberden mutmain olun emin olun demektir. Tevhid mertebeleri ile Uluhiyet-i ifade eder. Kaynağının burası olduğunu gösterir… Bir de ilim süt ile yorumlandığı için ilmin nurunun rengidir diyebiliriz.

Sayılar bölümünün sarı olması; Sarı dikkat çekicidir. Ve geçici olduğunu gösterir. Bu konu hakkında geniş malumatı için “(59) Terzi Baba (6) Peygamber Mûsâ (a.s.) sarı rengi bölümünde ayrıntı vardır.

Sarı renk, Nefsi Radiyenin rengidir. Resülullah Efendimiz, Hz. Ebubekir’e Cenâb-ı Hakk senden razı olduğunu bildiriyor deyince “Ene razı, ente razı” Ben razı sen razı diye dönmeye başlamıştır.

Hz. Mevlâna Aşk söze gelmez diyor. (Ben ol da gör) diyor ve dönmeye başlıyor.

Âlemlerin dönmesini, Hakkın kullarına olan aşkının bir ifadesi telâkki ederek o da dervişleriyle beraber dönüyor ve o hâli tanzir ediyor. (N. T.)

Bunun anlamı şunlar olabilir.

19 53 çalışmasından Efendi Babamızın razı olması ve bunun tasdiki,

19 53 ten Hakk’ın razı olması ve bunun tasdiki.

Resimdeki 19 53 sayısının rengi bal sarısıdır. Bal marifetin remzidir. 19 53 olan Efendi Babamızın marifet mertebesinde olduğu ve bundan razı ve razı olunmasıdır diyebiliriz. (M. C.)

NECDET ARDIÇ UŞŞÂKİ «Gözlerine bakamam, gözlerim erir»

Bunlara ilâveten renklere müşahade ile görülen ve buraya bazı bilgileri ilâve edeceğim;

Yazılanlar tarikat bilgileridir. Unutulmamalıdır ki tarikat, hakikatin merdiveni ve köprüsüdür.

Resimde görülen fon yeşil idi, bu yeşil fon Uşşaki tacının ve cübbesinin rengidir. Beyaz yazı ise tepesinde bulunan düğme ve destar (sarık, örtü) dür. Bunların rumuz ve ma’nâlarına bakalım HIRKA, KEMER, TAÇ, CÜBBE

Bilinsin ki sâlike:

“hırka”, “sikke-i şerife”,

“kemer”, “siyah mest”, “cübbe” giymek caizdir.

Tekmil sulük edenlerin seccade-i irşada oturmuşu ise, “tacı şerifi” giyer, rida kuşanır, asa alır.

sâlikin giydiği hırka yalnız beyaz, siyah, yeşil olabilir. Şeyh için her renk elbise giymek caizdir. Yine bilinmelidir ki:

Tarikat-ı Aliyye-i Uşşakiyye sikkesi altı terki” işaretle altı bölümdendir.

Sâlik nefs-i mutmainneye geldiğinde hırka giydirilir

ve Uşşaki salikleri saç bırakmazlar, başlarını tıraş ederler.

Bunların her birinde acayip işaretler vardır fakat bu risalenin müsaadesi yoktur.

Eğer Mürşid, salike “arakiye”, “hırka”, “kemer” giydirmek isterse

1. evvela tekbir alır öper,

2. sonra yine tekbir alır öptürür,

3. üçüncü tekbirle giydirir, (salavat – Fatiha) der, salavat ile beraber Fatihayı hazır bulunanların cümlesi okur.

Yine bilinsin ki:

Her ne vakit Tacı Şerife el sürecek olur isen, kimin tacı olursa olsun öpmedikçe el sürme, gerek giyerken gerek çıkarırken,

gerek bir yerden bir yere koymak için olsun her halde öpmek adaptandır. SECCADE NİŞİNLİK VE ŞEYHLİK İCAZETİNDE USUL

Usul üzere olan yemekten sonra meclis zikirde oturup hamdiyeyi şerife okunur, Dafi ve Muin ismi okunmaz.

İlahi bittiğinde cemaat "Allahümme salli ala seyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim" derler.

Tekrar ederek ayakta okurlarken şeyh olacak zat mürşidine karşı dört adım yakın ayakta durur. Cemaat salatı bırakır.

Şeyh olacak zat mürşidine doğru bir adım atar,

mecliste bulunanlara "esselamu aleyküm ya ehli şeriat" der,

cemaat da "ve aleyküm selam ve rahmetullahi" derler.

Sonra bir adım daha atar, "esselamu aleyküm ya ehli tarikin" der,

cemaat "ve aleyküm selam ve rahmetullahi" derler, sonra bir adım daha atar "esselamu aleyküm ya ehli hakikat" diye selam verir, cemaatda yine aynı selamla karşılık verir, dördüncü adımda "esselamu aleyküm ya ehli marifet" diye selam verir, cemaat da yine aynı selamla cevap verir, mürşidin az önünde ayakta durur, sonra şeyh sâlike "nerden geldin?" diye sual eder.

Sâlik cevabında "dünyadan geldim" der. Sonra şeyh salike "nereye gidiyorsun"? der sâlik cevabında, "ahirete

gidiyorum" der.

Sonra şeyh Tac-ı Şerif-i alır hörmetle kendi alnına

kadar yükseltir, tekbir alır kendisi evvela öper, ikinci defa tekbir alır sâlike öptürür, sâlikin alnına

kadar yükseltir sonra üçüncü tekbirde başındaki imamesi çıkartılıp Tacı Şerif-i sâlike giydirilir.

Sonra, şeyh "hırka-i şerife" (cübbe) yi alır sağ elini üstüne koyarak tekbir alır, üç defa tekrar ederek üçüncüde

giydirir.

Sonra şeyh "rıdai şerif-i (omuza örtülen örtü) alır üç tekbirle salikin omuzlanna uçları müsavi olarak örter.

Sonra şeyh "asayı" (değnek, baston) alır diğerlerinde yapıldığı gibi üç kere tekbir alır salike verir.

Sonra şeyh el Fatiha der. Fatiha ile beraber salavat

okunur.

Sonra hazır olan şeyhler kıdem tertibi ile Fatiha derler, her seferinde Fatiha okunur

Sonra mürşid salike Fatiha demekle emir eder, sâlik el

Fatiha der, herkes selavat ile okurlar.

Sâlik bu Fatihadan başka mürşidi huzurunda Fatiha

demez.

Sonra mürşid makamına münasip dua eder el Fatiha der, herkes salavat ile okurlar,

Sonra hepsi meclisten sesli olarak tevhidle meşgul oldukları halde çıkarlar, çıkış bittikten sonra meşayihten birisi el Fatiha der, salavat ile hepsi birlikte okurlar.

Sonra sâlik Hazreti Pir-i ziyaret makamına gider.

Ziyaretten sonra hazır olan meşayihin ellerini öper, meşayihin gayriside sâlikin mecazen elini öperler, bu suretle merasim cemiyeti son bulmuş olur.

(“TUHFETU'L-UŞŞAKİYYE” Abdullah Salahaddin Uşaki –

Çeviren T.B.)

Halvetiyye tarikatının Uşşakiye kolunda, edep tacı nefti, yani koyu yeşil, çuha pamuklu ve on dört dilimlidir.

Uşşakiye şeyhlerinin tacı da nefti, düğmesi beyaz renkte ve yassı olur.

Uşşakiyye’den Salâh Efendi’nin Cevahir-i Tac Risalesin’de anlattığına göre tacın koyu yeşil rengi, kutbu fenâya ve insanların kullandığı zümrüt tacına delâlet eder. Hazret-i Şeyh-i Ekber (ks) buyuruyor ki: “Zümrüt taşı, ârifin kalbine indirilen Hak vergisi bir kuvvetten ibarettir ki, şeytan o ârife rastladığında, onu kendi mülahazasından şaşkın ve dehşete düşmüş olur. Hassaten zümrüt, yılanın gözüne benzetildiği gibi içinde ârif-i billah olan eve yılanın girmeye cesaret edemediği müşahade edilen bir gerçektir. O ârif gerek ayakta olsun gerek uykuda olsun  ﻣﱡﺑْﺻِرُونَ ھُم ﻓَﺈ ِذَا ْﺗَذَﻛﱠرُوا اﻟﺷﱠﯾْطَﺎنِ ﻣﱢنَ طَﺎﺋِفٌ ﻣَﺳﱠ ﮭُمْ إ ِذَاْاﺗﱠﻘَوا اﻟ ﱠذِﯾنَ نﱠ ِ إ

(İnnellezînettegav izâ messehum tâifum mineş şeytâni tezekkerû feizâhum mubsırûn.)

(Araf- 7/201) - “Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda Allah’ın emir ve yasaklarını hatırlayıp hemen gerçeği görürler”

kavl-i şerifiyle bu zümrüt-i insaniye taşının özelliğini açıklar. Ayrıca tâcda olan düğme, vücûd dairesinin merkezi olan ehadiyet noktasına işaret ve ehadiyet mertebesine kinayedir. Düğmenin beyaz olması, “Fenafillah”tan sonra, “Beka billah”a mahvdan sahv’e ve sekir’den sonra aklın yerine geldiğine delâlet eder.

Bu sebepten, “Allah’ın ilk yarattığı nesne, beyaz incidir” varit olmuştur. Diğer taraftan siyah ve beyaza yakın yeşil olur ise fenâ-yı külli’ye ve kurb-ı fenâ’ya delâlet eder. Lâkin “fenafiilah”ta olan irşada gelemez. Bekâ billah menziline erişmedikçe… (Tarikat Kıyafetler-Yahyâ b. Salih elİslâmboli)

Buraya bir parantez açalım. (Seccade aslı harflerinin sayısal değeri 14 idi. Seccade ve tac da bulunan dilim sayısı eşittir. 14+14= 28 Hz. Resülullah ile birlikte Kûr’ân’da geçen peygamber hazeratlarıdır. İnsanın en kıymetli yeri başıdır. Yer ise toprak yani hikmettir. Şeytanın bilemediği yerden ve yukardan gelen ilimdir. İrfan ehli bu seccade ve tac ile hikmet ve zat ilimlerini vehim karışmadan almaktadır. Çünkü Akl-ı Küll ve Şeriat süzgecinden geçirmektedir. Mevlana hazretlerinin ayağını pergele benzetip bir ayağım sabit, bir ayağım âlemler gezerim dediği gibi, 19-53 olan Efendi Babamız ve onun hakiki dervişleri ubudiyet ve abdiyetini tac ve seccade ile birlemiş tevhid ehlidirler. (M. C

BİRİNCİ (TETİMME) TAMAMLAMA TAC-I ŞERİF

RUMUZATI

Taç () lâfzı "aded hesabı" (ebced hesabı) ile 404 dört eder,

4 tam bir sayıdır.

Yarısı ilâvesiyle 6 eder,

üçte bir ilavesiyle 8 eder,

sekizin dörtte bir ilavesiyle "aşer-i kamile" (10 tam sayı) eder ki İnsân-ı Kâmile mahsustur.

Aşera (on) mertebe-i tenzihdir ki:

"ciheti sitte" (6 yön) ile önce ve sonra, cüz ve küldür,

İnsân-ı Kâmil mutlak olarak mertebe-i tenzihe ulaşan kimsedir.

"Aşera" (on) 4 ile çarpıldıktan sonra 40 eder. Hakikat ve halkıyyet mertebeleridir.

Halkıyyet mertebesi 28 dir.

Hakikat mertebesi 12 dir. Toplamları 40 eder.

İnsân-ı Kâmilin bu 40 mertebeyi tamamlaması şarttır.

Dört sayısı, (100 esma-ül hüsna) ile çarpıldıktan sonra dört yüz eder.

Asıl adedi ile 404 eder ki:

404 esma-ihüsna-i İlâhiyeile kemâli takdis mertebesine, o mertebelerin ahlâkı ile ulaşmak lâzımdır.

Dört ise, dört kitabın "hakaiki meratip" (hakikat mertebeleri) İnsân-ı Kâmil mertebesine yükselme vesilesi olduğuna îmândır.

"Taç" () harflerinin 3 olması tevhid mertebelerine işarettir,

"te" () tevhid-i ef'al, iki noktası "fi'li hadis’in, fi'li kadim de mahv-ı" yani (sonradan meydana gelen işlerin ezeli oluşta yok olması)

"Elif” () tevhid makamına işarettir,

"Elif” () ismindeki "fe" () fena-i İlahiye, (elif : 1 + lâm : 30 + fe : 80) "Elif” () harfinin 8 noktadan mürekkep olması, sıfatı zatiye tecellisi ile tevhid-i efale, "Elif” () harfi harekeli ve uzatma harfi olması sıfat-ı fi'liye ile tevhid-i sıfata işarettir.

"Cim" () tevhid-i zata, “mim” () "mir'at-ı tam" (tam bir ayna)

olan

Hakikat-i Muhammediye nuruna veraset yoluyla istidat vesilesiyle, rahmet ve cemâle mazhar olmaya işarettir.

"Taç" harflerinin te () elif () cim ()olması "te"  "terk-i tecride" yani celâli mertebelerden tam arınma ve devamlı uzaklaşma.

"cim"  cemâli mertebeler ile tam tahakkuk ve devamlı alâkaya işaret olup, "elif”  ortada "İnsân-ı Kâmil" dir.

Bu iki oluşum (mertebe) arasında "Berzah-ı câmi"

genel bir geçiş yeri olmasına ima ve işarettir.

"Taç" lâfzıyle "te"  "libas" elbise olanın, yani (bu hakikati giyinenin) tevhid-i telkine memur olduğu,

"elif” ile  hakiki insan istiğdadına mazhar olana istikamet talimine bağlantı,

"cim"  “makam-ı fark”ın istikameti, “makam-ı cem”in ef'al mertebelerinin, sıfat, zat mertebeleri olmasına vesile olduğuna ima ve işarettir.

"Taç" () lâfzında

"ta" "cim" den ayrılmış, yani yazıda ayrılmış, "lafızda" (sözde) bitişmiş olması makam-ı fark'ta olan İnsan-ı Kamil'in ayrılmadan ve birleşmeden "insani varlığı" (beşeriyeti) bütün hüviyetiyle kaim olmasına işarettir.

"Taç" () lafzında

"te"  talime,

"elif”  esmai ilâhiye ye,

"cim"  celâl ve cemâl mertebelerine işaret olup, layık olanın bu meziyetle meziyetlenmiş olmasına işarettir.

İşaret babının sebebleriyle sınırlandırmamakla "el arifü yekfil işareh" (arife işaret kafidir), kaidesine riayetle bu kadarla anlatılmağa çalışıldı

“TUHFETU'L-UŞŞAKİYYE” Abdullah Salâhaddin Uşaki – (Çeviren T. B Efendi Babamız da olan yolun emanetlerinin resmi…

Beyaz fonda yazılanları incelemeye çalışalım;

İHTİYACIN; İhtiyaç sözlük manası… Gereksinim. Güçlü istek. Yoksulluk, yokluk. İşte bazı kimseler Efendi Baba’ma iş, aş, evlenme gibi vesaire zahiri ihtiyaçları için gelmekteler. Tabi o da haklı olarak işçi bulma kurumu muyum? Evlendirme memuruyum demektedir. Ancak yapabileceği, dua etmek ki, o da Kaza-i Muallâk ise yani olması sebeplere bağlı ise dua eder. Mutlak kaza ise kim dua etse red olunur. Hakkında hüküm zâten baştan verilmiştir. İşin diğer yönü ise zâhiri işini, maişetini ve evliliğini yoluna koyup ilim yönünden ihtiyaç duyup gelenler vardır.

Zâten bunlar hal yolunda değilse manevi seyirleri 3 ilâ 6 ay gibi kısa sürede bitmektedir. İşte hakiki ma’nâ da ilim talebi ile gelen zâhiri işlerini de yoluna koymuş, Sâlik-i Meczub ve Meczubu Sâlikler Efendi Babamın elini tutarak seyr-i süluk çalışmaları ile gerçek ihtyaç haline yani yokluk ve fakr haline ulaşırlar… Bu fakr parasal fakr değil nefsin fakrıdır… İşte Marifeti neftse üç hal hasıl oldu diye bahsedilen, Nefsini bilmek, Nefsini kaynağı ve var edenini bilmek ve kendini var edene de tam bir iftikar yani fakru zaruret halinde ihtiyaç halinde bulunmaktır.

İhtiyacın, ihti-ya-çın, ihti-y-aç-ın; bilindiği gibi türkçe harf uyumunda “D” harfi “T” harfine dönüşebilmektedir. İhti, İhdi olarak teleffuz edilirse Arapça “ilet” karşılığını vermektedir. “İhdinassıratalmustakim” Bizi doğru yola ilet (Fatiha 6). Âyette görüldüğü gibi iletmek ile başlamaktadır. Ya harfi nida seslenme harfidir, yani Türkçe karşılığı “Ey” olmaktadır. “Ya çın” veya “Ya çin” olmaktadır. Çın, çınlama vahyin bir geliş şeklidir. Kulağın titreşip çınlaması ile oluşan hadisedir. Peygamberler dışında ki kişilerde ise bu ilham ismini alır. Cebrâil’in haberi bu yolla getirmesidir. Bir başka okunuş ile “Ya çin” şeklinde okunabilmektedir. “Ey çin” ile “İlim Çin de bile olsa gidip alınız” hadisi şerifi bağlantısıdır. Bu bağlantı ve Fusûs’ül Hikem Şis fassı “Hikmet’i Nefsiye” bağlantısı Terzi Baba 2 kitabında geniş ma’nâ da incelenmiştir. İhti-ihdi, iletmektir… Y harfi 28 mertebenin müşahadesi ve Yakînlik halidir. Aç, açmak, açılmak (Fatiha) In, İniyyet-Benlik ve İnmek…

Sırat-ı Müstakim yolu olan Nefis mertebeleri ikmal edilip, Fatiha ile 28 mertebesi bulunan ve Nefsinde Kûr’ân olunan Resüllerin yâkınlık, benlik halinin gönle inip, gönüllerde açılması olarak düşünülebilir.

Buraya küçük bir not şeklinde müşahademi ilâve etmek istiyorum. İhti-y-aç-ın bölümü gereksiz mi? Oldu sileyim diye düşünürken, bu bölümü gözden geçiriyordum. İşyerinde santral-komuta da bulunan “Resül”, fakir ile aynı bölümde çalışan “Tekin” isimli arkadaşın cep telefonunu istedi. Görüldüğü gibi “Resül” ve Tek-in, Tek-Ahad, Ahad olan Ahmed ile 53 ten inen-gelen bu bilgilerin bu haliyle kalması haberi veriliyordu.

Burada bir Efendi Babam ile “İhtiyaç” konusunda olan hatıramı yazmak istiyorum. Efendi Babamı Tekirdağ da ziyarete gittiğim 2010 veya 2011 senesiydi. Kendisine edep dışı bir soru sormuştum. O gün böyle bir soruyu niye sordum bilemiyorum. Bu gün olmazsa sormazdım.

Sorum şu şekildeydi. “Efendim sizden sonra kimin ile devam edeyim?”

Efendi Babamın cevabı şu şekilde oldu. Böyle bir soru beklemediği yüzünün şaşkınlığından belli oluyordu. Kısa sürede şaşkınlık hali yerini uyarı haline aldı ve,

“biz öldük mü? Senin kimseye ihtiyacın olmaz, sana ihtiyacı olanlar olur,”

diyerek taltif eder bir şekilde cevap verdi. Cinliğin altında sorulan bu soruya hikmet ve kudret ile verilen bir cevaptı…

Kimseye ihtiyacın yoktur senin

İhtiyacımız var sana bizlerin,

Hakikatten uzattığın ellerin

Vardım huzuruna ''Samedullah'' Pirim

OLDUĞUNDA; OL-DUĞUNDA, Ol, Kün fe Yekün, yani marifet mertebesini ifade eder. Öncelikle bu ihtiyaç için gerekli şartlar oluştuğunda Terzi Baba’nın yanına geldiğinde ve bu hal kemâle erişip “O” olduğunda Bunun da mertebeleri, Fenâ-Fişeyh, Fena-Firresül, Fenâfillâh ve Bekâbillâh ile kemâle erip Kâmil insan olduğunda diyebiliriz.

CEBİNDEKİ; CEBİN-DEKİ, Bu hangi cep olabilir. Bu cep, bu resim Yusufiyet ile geldiğinden Hamayli-Gömlek cebidir. Efendi Baba’m aldığı notları gömlek cebinde taşır.

Sürekli yanınızda kâğıt, kalem taşıyın, misafiri gaybi bilgiler geldiğinde not alın. Senin İsa’n gelir gider haberin bile olmaz der. İşte bu cebindeki notlar için bir sürü altın verseler vermem diyor. Bunlar ilmin nuru ile oluşup yazılmış bilgilerdir. İşte cebinden batını olan sadr yani gönlünden çıkardığı bilgileri, “Deki” yani Kul ile kulluğu ile, Ubudiyetinden den Abdiyetine intikal ettirip bizlere aktarmaktadır. Peki bu ne ile olmaktadır… GÜÇ; اﻟﺳﱠ ﻣَﺎوَاتِ أ َﻗْطَﺎرِ ﻣِنْ ﺗَﻧﻔ ُذُوا أ َناﺳْﺗَطَﻌْﺗُمْ إ ِنِ وَاﻹِْﻧسِ اﻟْﺟِنﱢ ﻣَﻌْﺷَرَ ﯾَﺎ

 ﺑِﺳُﻠْطَﺎنٍ إ ِﻻﱠ ﺗَﻧﻔ ُذُونَ ﻻَ ﻓَﺎﻧﻔ ُذُوا وَاﻷَْرْضِ

(ya ma’şerel cinni vel insi inisteta’tüm en tenfüzu min aktaris semavati vel ardı fenfüzü lâ tenfizüne illâ bisultanin)

(55/33) “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse, geçin gidin. Ama Allah’ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz”

İşte kişinin cebindeki-gönlündeki ilimleri çıkarmak için “illâ bi sultan güç” gerekmektedir. Terzi Baba verdiği ilmi kuvvet ile her bir sâlikin yaptığı çalışmalar ile sadrınıgönlünü genişletip cebinden bu gücü çıkarmasını sağlamaktadır. Pehlivan namı olan Necdet Babam ma’nâ pehlivanları yetiştirmektedir. Bu güç Süleyman (a.s.) lâm ile de bağlantılıdır.

Başta bulunan “İhti-Ya-Cın” bir yönünü de burada ifade etmeye çalışalım… İlet Ey Cin… Bizde ki “Cin” toplulukları bize ne kadar zekilik verse de âyet beden mülkünün dışına çıkamazsın diyor. Nefis mertebelerinin dışına çıkmış bir “Sultan Güç” gereklidir. Seni o halden alıp dışarı çıkmanı sağlasın.

Burada kısa bir anımı yazacağım. 2012 senesinde Terzi Baba’mı ailece ziyaret ettiğimizde eşim bir gömlek götürmüştü. Oradan da Edirne ye geçmiştik. O sene 40 pınar güreşlerinin 651. Senesi idi... Ve o vakit icra edilmekteydi. 651 tersten 156 ve bu da Yusuf as. mın sayısal değeridir.

İşte daha öncede yazdığım gibi Yusuf ve Süleyman Fass’larını takip ettiğimden ikisinin de ortak olan bölümleri, Rüya tabiri; Resülullah ( ) İlmi süt ile tabir etmesi ve Muhyiddin Arabi hazretlerinin her iki bölümde de bu âlem bir rüyadır ve tabire ihtiyacı vardır demesidir. İkbal’inde dediği gibi âlem ve taayyünat rüyadan ibarettir, Muhammed ( ) onun tabiridir. İşte bu kanaldan aldığımı düşündüğüm Hakikat ilmi ile bu olanları tabir etmeye çalışıyoruz-çalışıyorum. Her şeyi tabir etmeye çalışmaya vaktimiz olmadığı için de bazı şeylere de “Allah deyip” geçiyoruz.

Güç’ün kelime karşılığı kudret demektir.

Hadisi şerifte “Cennet yaşamında aklınızdan geçen her şey hemen karşınıza gelecektir” buyrulmuştur. Bütün bunlar ahrette “Kudret” hükmünün zuhura çıkmasının neticesidir. Dünyâ kudret hükmü bireysel olarak ne kadar geniş olursa olsun yine de kısıtlı bir alanda kullanılmak- tadır. Dünyâ da Cenâb-ı Hakk’ın esma-i hüsnâsından bu yönde Hikmet ismi zuhurdadır. Dünyâ yaşamındaki her fiilde hikmet vardır. Ahrette yapılacak fiilerde hikmetin yerine kudret olmaktadır. Ancak kişi dünya yaşantısında bu hikmeti kullanamamış ise ahret yaşamı da cehennemde devam ederken kudret hükmünü kullanamayacaktır.

(Gülşen-i Raz Şerhi T. B

İhtiyacımız olduğunda Cebimizdeki Güç, (19-53)

Efendi Babamızın olduğunu bilmek bizler için gayet güzeldir. Cenâb-ı Hakk her daim bizim ile eylesin. İnşeAllah…

Şimdi yukarıda ki, yazıda olan harflere bakmaya çalışalım, niye sarı renkle resmedilmiş veya ifade edilmiş.

Ancak baskıda renklendirilmemiş olduğundan kitapta siyah beyazdır.

1 sayısı; üzerinde evlenen bir çift, bir pasta ve düğün arabası var.

1 her şeyin aslı olan Ahadiyet mertebesini ifade ediyor. Bir bakıma sâlik’in yola girmesi “İlâh’i biat”ını yapması ile 1. Dersini ifade ediyor ve “Regaib kandilini” yani rağbet edilmesini anlatıyor. İşte bakıldığında başlangıç ile nihayi mertebe yan yana o kadar yakın ki bir gibi, işte bu kadar yakınlık ile ulaşmak mümkün olmuyor. Hani kişinin bir hazinesi vardır. En yakınındadır, onun bundan haberi yoktur. Seyri süluk dairesi diye ifade edilen Kabe-i Kavseyn de kişinin tavaf yönünde dönmesi ve bu şekilde derslerini tamamlaması gerekiyor. Evlenen kişiler, Âdemiyet ile Havvaiyet mertebeleri bunların hayal cennetinden inmeleri gerekiyor. İşte bunun içinde bir araba hazırlanmış kırmızı, araba tarikat mertebesini kırmızı renk ise pişmanlığı yani Nefsi Levvameyi ifade ediyor… Nefsi emare ve Levvamesini kesen derviş devamında,

9 sayısı; Üzerinde öğrenciler ve bir eğitim var. Mevlüd kandili olan yani ma’nâ âlemine doğan 19 53 evlatları, aldıkları bu eğitim kendilerini 9 ile Museviyet tarikat mertebesinin aslına ulaştırıyor. 1 ve 9 yan yana gelince oluşan 19 ile Kûr’ân ve İnsân’ı Kâmil’in şifresi ile bu eğitim yani Hakikat ve Marifet mertebesinin eğitimine geçiliyor. Sarı renkli olması da her bir mertebenin geçici olduğu burada fazla kalınmaması gerektiğidir.

5 sayısı; Tatil yapan insanları görüyoruz. Bunlar Esmai ilâhiye zuhur mahalli olduğuna göre ve Esma-i ilâhiyyeleri tatil eden “Kahhar” esmasıdır. Sırat-ı Müstakim derslerimiz 7. Ders ve Kahhar esması ile biter. Ve burada verilen 5 sayısı ile Sıratullah dediğimiz, 5 Hazret mertebesi derslerimiz başlar. 5 üstünde görülen Tatil “Kahhar” esması hali de geçicidir… Bu resim hatırlarsak Yusufiyetten gelmişti. 5 sayısından önce, 9 sayısı vardı. Dokuzuncu dersin esması da Vahid sayısal değeri 19 dur. “Vahid ve Kahhar” ve Yusufiyeti birleştirirsek karşımıza şu âyet çıkar

 اﻟْﻘَﮭﱠﺎرُ اﻟْوَاﺣِدُ ُّ ﷲ أ َمِ ﺧَﯾْرٌ ﻣﱡﺗَﻔَرﱢ ﻗ ُونَ أ َأ َرْﺑَﺎبٌ اﻟﺳﱢﺟْنِ ِ ﺻَﺎﺣِﺑَﻲ ﯾَﺎ

(Yâ sahibeyissicni e erbâbün müteferrûküne hayrun emillâhül vâhidül kahhâru.)

(12/39)“Ey benim iki zindan arkadaşım!. Çeşitli Tanrılar mı hayırlıdır. Yoksa gücüne karşı durulamaz olan Allah mı?”

Âyette görüldüğü gibi gönül zindanında bulunan ayrı ayrı rabb anlayışında, gücüne karşı durulamaz Allah anlayışına davet vardır. Yazılı metinde de “Cebindeki Güç” ün, yani gönüldeki gücün Allah olduğu anlaşılmaktadır.

İşte bu ifade de “Fakr tamam olduğunda O Allah’tır…” İfadesi çıkmaktadır… Kûl deki; Fakrın tamam olduğunda gönlün deki Allah’tır…

3 sayısı; Çeşitli eşyalar bulunmaktadır. İşte Efendi Babama eşim için sorduğum kredi konusu ve kendisinin vermiş olduğu özellikle de “koltuk” Belkıs’ın koltuğu da orada duruyor. İhtiyaç olduğunda kullanabilirsin… 3 sayısı Yakîn mertebeleriydi. İşte eşya ki bunun hakikati nurdur. Baştan eşyanın gönülden uzaklaştırılması gerekir. Daha sonra ise fakr hali ile oluşan ihtiyaç ile her bir eşya yerli yerince hakkı verilerek hikmetine binaen kullanılır. Vahid’ül Kahhar tecellisi ile eşya helâk olmuş, burada da aslı hali üzere durmaktadır. Eşya-Şey zahir ef’al mertebesini ifade etmektedir… İşte Terzi Baba yolu sâliki derslerini İlmi, Ayni ve Hakkı ile tamamlayıp Zat, Sıfat, Esma ve Ef’al tecellisi ile derslerini bitirmiş olur.

Şeker Bank’ın kuruluşu 12 Ekim 1953, 12 yani Hakikati Muhammedi’nin yani İnsân-ı Kâmil 19 53 tohumunun gönle ekilmesidir. Gönderen kardeşimizin soy isminde ki ma’nâ ile yükselerek yani Ref olarak İseviyet, Fenafillâh haline ulaşmasıdır…

Resülullah ( ) Efendimizin “Allah Teala senin geçmiş gelecek günahlarını affetti ve örttü.” (Fetih/2) âyeti kerimesi nazil olduğu vakit, mübarek ayakları şişinceye kadar gece ayakta oldu. Ona dediler ki: “Ya Resülullah, Hakk Teala geçmiş ve gelecek günahlarının mağfiret eylediğini haber buyurdu. Niçin bu kadar nefs-i nefsinize cefâ ediyorsunuz? Kemâl-i saadetle buyurdular ki: “Ben mübalağa ile şükr eden kul olmayayım mı?”

İşte bizler de efendimizi örnek alarak ayaklar ilminde ayaklarımız şişene kadar çalışmalıyız. Ve efendimize lâyık bir evlat ve ümmet olmalıyız. (M. C

Buraya faydalı olduğunu düşündüğüm Efendi Babamız, Fa… Bu… ve Fakir arasında geçen “Şarab” (Sekr-Sahv) hakkında ki yazışmaları da ilâve ediyorum. (M. C

(1)(2)(3) şişe şarap

14.12.2013 (1)(2)(3) şişe şarap.

Akşam-ı şeriflerin hayr olsun fa… oğlum. Mu…tın ki ile iki şişe üçe çıkmış. Birerde bonus almışlar zâhir bâtın (6) şişe olmuş buda her cihetten nereye baksan mahlûkatı serhoş görmek demektir. Serhoşlar arasında kalanın ise o muhitte yaşayabilmesi için zahirende olsa, serhoş gözükmesi gerekmektedir yoksa aralarında yaşayamazlar. Sana bu hususta küçük bir hatıramı anlatayım.

(1953) senelerinde idi o günkü evimize yaklaşık iki kilometre kadar uzakta olan "Çiftlik önü Camiine" Arapça okumak için her sabah (5/5,30) da kalkıp giderdim o zaman oraları da bu günkü kadar kalabalık değildi hele o saatlerde pek kimseler olmazdı camiye yaklaştığım bir sırada yorgunluktan ve uykusuzluktan olsa gerek giderken biraz sağ sol yapıp sendelemişim o sırada da yolcu oldukları anlaşılan erkekli kadınlı bir kaç kişi, “şu serhoşa bak, sabah sabah içmiş,” diyerek kendi aralarında konuşarak yanımdan geçip gitmişlerdi.

Bende bu sözler üzerine yakıştırdıkları vasfa sevinmiştim. O yüzden, Bayezid-i Bistaminin dediği gibi.

"Şeribtül hubbe kâ'sen ba'di kâ'sin " "Muhabbet şarabını kâ'se kâ'se içtim, ne şarap bitti ne ben kandım" demiştir. Onun için onlar bize yabancı değildir. Diğer taraftan, başka bir düşünürde, "bizi sarhoş eden angur/üzüm suyu değildir" demiştir. Biz gene lâtifeyi ve serhoşluğu bir tarafa bırakalım da ilim hoşluğuna devam edelim İnşeallah. Herkese selâmlar hoşça kal Efendi Baban

16 -12 -2013 (1)(2)(3) şişe şarap

Sabahı Şerifleriniz Hayrolsun Babacığım;

10.12.2013 tarihinde sizinle telefonda konuşurken, İstanbul'dan bir emriniz var mı diye sordum, sizde gelirken "bir şişe şarap" getirirsin, buyurdunuz, cevaben dedim ki:

Tekirdağ'ında daha kalitesi var (aslında sizi kasdediyordum) dedim, siz bir süre güldünüz, sonra hadi bakalım yalnız olmasın gelirken "iki şişe şarap" getirirsin dediniz. böylece telefon konuşmasını hitama erdirdiniz.

Telefonu kapadıktan sonra lâtife ettiğinizi düşündüm ama hemen kısa bir süre sonra bunun altında vardır bir hikmet, yoksa Efendi Babacığım böyle bir şey istemezdi dedim. Sayılar ve şarap konusunda az çok bilgim vardı ama şişe konusunda biraz takıldım, o sırada gönlüme Nesimi'nin nefesi geldi;

Ben melâmet hırkasını kendim giydim eynime

Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne

Sofular haram demişler bu aşkın badesine (şarabına)

Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne

Daha sonraki gün Mu… Ca… abi'ye danıştım, bu kelimelerin anlamlarını bulabilmek için, cevaben bir yazı gönderdi ve altında şu not vardı aynen aktarıyorum;

"Bizi de dahil ettin... Efendi Babacığıma hürmet, muhabbet ve selamlarımı iletmeni rica ediyorum. Birde bizde dahil olduğumuz için "Üç tane şarap götürürsün"

Mu… abim de böyle söyledi dersin..."

İnşellah sizin cevabınızla bu sözün hakikatını daha iyi idrak ederiz hürmetle sizin ve validemin ellerininden

öpüyorum.

oğlunuz fa… (Ya ) Selâm.

Dünya Lideri – 53 26 Nis

Kaan

Hayırlı Akşamlar Efendi Babacığım,

Babacığım Kavacık sohbetinden annemizle evimize dönüp internetten haberleri açınca karşımıza direk bu fotoğraf çıktı, sizinle paylaşmak istedim. Cumhurbaşkanımız elinde forma tutuyor, arkasında DÜNYA LİDERİ - 53 yazıyor.

Sağlıcakla kalın Nüket annemizin ve sizin ellerinizden

öperim

Oğlunuz Kaan

Ek alanı

Hayırlı akşamlar kaan oğlum güzel bir şey görmüşsün hayata daha başka türlü bakmasını bilenler başkalarının göremediği çok şeyleri görürrler, Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinde kolaylıklar nasib etsin İnşeallah Selâmlar hoşça kal Efendi baban

Medyalarda çıkan bu görüntülerin (53) sayısını taşıdıkları için kardeşlerimizin dikkatlerini çekmiş olduklarından, onlarda bana göndermişler bende yorum yapmadan risalenin sonuna bunları ekledim. Oldukça ilginç olan yorumlarını sizlere bırakıyorum.

Ayrıca şekerle ilgili bir bölümü de yukarıda da kısaca ifade edildiği gibi, (Terzi Baba-1-) kitabından o bölümün tamamını ilâve edelim.

“Ş E K E R C İ D E D E”

“ŞEKERCİ DEDE” ismi:

Terzi Babam’ın hayatını ve yaşamını araştırdıkça bizim için sürpriz sayılabilecek bir de “Şekerci Dede” kimliğine tanıklık ettik.

Kimdi bu şekerci dede? Bu isim kendisine nasıl ve kimler tarafından verilmiştir.

Efendi Babamız 1980 ve 90’lı yıllar arasında terzihane dükkânındaki işlerinin yoğun olduğu bir dönemde Cuma namazı genelde çarşıda bulunan Paşa Câmi’inde eda ediyordu. Namaz sonunda ise, tekrar iş yerine dönmeden önce hemen câmi’nin karşı istikâmetinde yer alan belediye dükkânlarının birinden bir miktar “akide şekeri” alıp, çalıştığı iş yerine gelirdi. Şu anda bu dükkanların yeri minübüs durağıdır. Daha sonra da park olmuştur.

Çalıştığı iş yeri ise, iki cepheli idi. Arkadan sokağa açılan bir kapısı vardı. Genelde dostları bu kapıdan kendisini ziyarete gelirler, sohbetler edilir akabinde de onlara “akide şekeri” ikram ederdi.

İş yerinin hemen yanında ise, ilkokul talebelerinin öğrenim gördüğü bir okul vardı. Efendi babamın iş yerinin arka kapısı aynı zamanda bu okul çocuklarının kısa yoldan evlerine ve okullarına gidip geldikleri sokağa açılıyordu.

Çocuklar okul gidiş ve dönüşlerinde işyerinin önünden geçerlerken kendisine “Necdet Amca nasılsın,” diye seslenirlerdi. O da çocukların gönüllerini yapmak için onlara almış olduğu “akide şeker”lerinden ik-ram ederdi.

Şeker ikramını duyan diğer çocuklar da şeker almak bahanesiyle iş-yerine uğramaya başladılar. Her uğrayan çocuğa kendilerini hiç kırma-dan şeker ikram edildiği için kısa süre sonra kalabalık guruplar hâlinde çocuklar gelmeye başladığında şeker yetmez olunca, daha çok şeker alıp, onlara ikram etmeye başlamıştır. Yeni gelen çocukların bazıları ismini bilmedikleri için “Şekerci Dede” diye kendisine seslenmeye başladılar.

Çocuklar ile Efendi Babam arasındaki bu diyalog ve muhabbet, uzun yıllar sürüp gitmiştir. Artık o çocukların gönlünde taht kuran “Şekerci Dede” olmuştur.

Bir gün işinin başında çalışırken çocuğunun elinden tutmuş bir anne, iş yerine gelir. Meğer o annenin çocuğu da kendisinden şeker almış; evde sevincini annesine anlatırken, “bunu Şekerci Dede verdi,” demiş. O da, “acaba çocuğumu birileri kandırmasın,” düşüncesiyle ve meseleyi öğrenmek için, “niçin çocuklara şeker verdiğini,” kendisine sorar.

O da, “çocukları sevdiği için ve küçük bir ikram ile gönülleri olsun,” diye verdiğini, söyleyince; yanlış bir şey olmadığını gören anne, Efendi Babama teşekkür edip, oradan ayrılır.

Talebeler arasında “Şekerci Dede” ünvanı yayılmıştır. Nitekim 1992 yılında işyerini değiştirip, aynı binada başka bir bölüme geçtiğinde, çocuklarla görüşemez olmuştur. Ancak aradan uzun yıllar geçtikten sonra bile bazı yetişkin kimseler O’na sokakta rastladıklarında, aynı şekilde “Şekerci Dede nasılsın,” diye hitap ettiklerinde, o da kendilerini tanıyamadığını söyleyince, “bizlere okula giderken her gün şeker verirdiniz,” diye kendilerini tanıtıp, “Şekerci Dede”yi unutmadıklarını beyan etmişlerdir.

Hemen belirtmeleyim ki, Terzi Babamın şeker ikram etme geleneği hâlen günümüzde de devam ediyor. Her ne kadar okul öğrencileri ve akide şekeri yok ise de, kendine gelen misafir ve dostlarına gerek iş-yerinde, gerek evinde olsun, bu ikramını südürmektedir Terzi Baba-1-) (Ç.H.U.)

Nihayet bu risalemizde şükür bitmiş oldu. Bu risale kita- bımızında böylece özet olarak şimdilik sonuna gelmiş bu- lunmaktayız hizmeti ve katkısı olan bütün evlâtlarımıza te- şekkür eder, daha büyük tefekkürî gelişmelerini de Cenâb-ı Hak’tan Alîm ve Hakîm isimleri yönünden, niyaz ederim.

(14/10-2016) Cum’a günü (T. B.)

Muvaffakiyyet ve başarı Hak’tandır.

Allah doğruyu söyler ve hakikate ulaştırır.

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlerimizden müşahede ile toplanan ilim Terzi Baba kitapları. Terzi Baba baskısı olan kitaplar. 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i. 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik: 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

35. Fâtiha Sûresi:

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 67. 067-Mülk Sûresi:

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 96- 41-Fussilet

Sûresi.

(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:

 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.)

 

Terzi Baba kitapları sıra listesi

 

(Gönülden Esintiler)

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri:

(Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3) 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 25. -1-Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 34. -3-Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2) 40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-TÂ HÂ Sûresi:

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler:

66. Risâle-i Gavsiyye:

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-Namaz Sûrereleri:

69. 2-Namaz Sûrereleri:

70. Yahova Şahitleri:

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:

72. Îman bahsi:

73. Celâl Cemâl Celâl:

74. 2012 Umre dosyası:

75. Gülşen-i Râz şerhi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

77. Aşk ve muhabbet yolu:

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader: 79- Terzi Baba-(4)

İstişare dosyası. 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları:

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası.

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri. 85- Nusret

Tura-Tasavvufta aşk ve gönül. 86- Terzi Baba-(6) İstişare

dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme. 88- Nusret Tura-Divanı.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi.

90- İnsân-ı Kâmil Cild (1) şerhi.

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 92- İnsân-ı

Kâmil Cild (2) şerhi.

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara.

95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası.

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri. 99- Terzi Baba-(9)

İstişare dosyası.

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca. 101- Bosna

Hersek dosyası.

102- 14-İrfan mektebi ve şerhi-İngilizce. 103-Terzi Baba

yüksek lisans tezi.

104-Hacc Umra ve hakikatleri. 105-Cemo ve Farko106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca) 108-Terzi Baba ile ilgili zuhuratlar. 109- Terzi Baba tasavvufi izahlar.

Altı peygamber serisi:

 15. (1) 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah

(a.s.) 21. (2) 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 24. (3) 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 59. (4) 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. (5) 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. (6) 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( )

Terzi Baba kitapları serisi:

12- 1-Terzi Baba-(1) 39- 2-Terzi Baba-(2) 32- 3-Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

79-4-Terzi Baba- (4) İstişare dosyası.

80- 5-Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

86- 6-Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

91- 7-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 95- 8-Terzi Baba-(8) (19/53) İstişare dosyası.

99- 9-Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

103-10-Terzi baba yüksek lisans tezi.

108-11-Terzi Baba ile ilgili zuhuratlar.

109-12- Terzi Baba tasavvufi izahlar.

 

Bir hikâye birçok yorum serisi.

 25. -1-Köle ve incir dosyası:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

34. -3-Bakara dosyası:

61. -4-Bir ressam hikâyesi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

89. -6-Her şey merkezinde hikâyesi.

 

Dîvanlar serisi:

 

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

16. Divân (3) 87- Terzi Baba-İlâhiler derleme. 88- Nusret Tura-Divanı.

 

İbretlik dosyalar serisi:

 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

23. Değmez dosyası:

73. Celâl Cemâl Celâl:

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları: 94- Mescid-i Dırarr-

Kubbet-ul Kara. 98- Solan bahçenin kuruyan gülleri.

(7) 105-Cemo ve Farko

 

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

 

Terzi Baba İnternet dosyaları:

 

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 1-2- 3-4-5- 6-7-

8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 11- 12- 13- 1415- 16-17- 18- 19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 21- 22-23- 2425- 26-27- 28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 31-32-33- 34-35-

36- 37- 38- 39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 41- 42-43- 4445- 46-47-48- 49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 51-52- 53-54-55-

56-57- 58-59- 60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 61- 62-63-65-66-

67-68- 69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 71-72-73-74-75-

76-77-78-79-80

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar serisi. 81-82-

 

Kitaplar devam ediyorşu an Yekün=

(109/82=191)

 

NECDET ARDIÇ

Büro : Ertuğrul mah.

Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4 Servet Apt.

59 100 Tekirdağ.

Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad. Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13.

59 100 Tekirdağ

Tel (ev 0282) 261 43 18

Cep : (0533) 774 39 37 Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/ Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info> Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com> Veb sayfası: Türkiye: <www.terzibaba13.com> Radyo adresi (form): <terzibaba13.org> İnternet, MSN Adresi: Necdet Ardıç <terzibaba13@gmail.com
