# Bir Kardeşin Soruları ve Cevapları

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/bir-kardesin-sorulari-ve-cevaplari
**Sayfa:** 208

---

GÖNÜLDEN EASİNTİLER

BİR KARDEŞİN

DOSYASI

EBU SALİH’İN

TERZİ BABAYA SORULARI

NECDET ARDIÇ

TERZİ BABANIN CEVAPLARI

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (112)

EB… SA…. KARDEŞİN DOSYASI

TERZİ BABAYA GÖNDERDİKLERİ VE CEVAPLARI

(Dosya-86-sayfa-152-153-)

Rüya üzerine bir tanışma talebi

Eb… Sa… Nu…. (9 Mart 2017)

Selamun aleykum

Hocam bendeniz Nu… Ko….. Meslek olarak Mali müşavirim ama bir kamu kurumunda memur olarak çalışıyorum.

Ataları Osmanlı devleti tarafından Medine’den alınarak Hatay Hassa ilçesine yerleştirişmiş bir sülaledenim. Babamın hem anne tarafından, hem baba tarafından, seyyid olduğu bilgisi bana ulaştıysa da, bu durumu nefsin resulullaha a. selama uymasına göre daha önemsiz buluyorum. Rabbim dilerse, çingene’den evliya, seyyid’den şaki yaratır. 17 yaşımda Şeyhim Mu…. Al…. Pe… Ga…. kuddiseyi sirruh hz. ki çok büyük bir mürşidi kamildi Ve gençliğinden beri terziydi, esnaflıktan gelen ahlak terbiyeyi, kendindeki istidatla birleştirmiş, mükemmel bir eğiticiydi.

Ve Melami meşreb şöhretten kaçınan bir zattı-intisab ettim..28 aralık 2015 tarihi kendileri darı bekaya intikal etti.

özellikle bizim üzerimize çok eğildi. Son yıllarında Me….’de bulunan erkek talebelerinin eğitimini bize tevdi etmişti.

Kendisinden sonra çok sevip saydığımız oğlu olan Sa… abi’miz bu talebelerin eğitimini üslendi.

Seyri sulukum 23 sene sürdü.

Sol avucumun içine arapça avuç içi büyüklüğünde yuvarlak içinde peygamber efendimizin isminin olduğu soğuk damga vurmak suretiyle kendileri vefat ettikten bir süre sonra zuhuratta icazet verdiler.

toplamda şu anda 20-30 kişiyi belki geçmeyen talebelerim den de benzer rüyalar gören oldu.

Benden başka da zaten bu şekilde ortaya çıkan olmadı. Zaten bizde ortaya çıkmadık. Sadece elimdeki mevcud kişilerin seyri sulukunu yaptırıyorum.

facebookda eb… sa… Nu… ismiyle az sayıdaki takipçilere tasavvufi sevgisini aşılamaya çalışıyoruz.

Bundan tam olarak hatırlamıyorum, birkaç yıl evvel rüyamda karşılıklı oturmuş biz size himmetle nakşibendi nisbetini veriyor. siz de bize teveccühle uşşakilik nisbetini veriyordunuz.

(pirlerden gelen o tarikatın yakınlık nurunu birbirimizin kalbine bir defada himmetle ilka etme)

İnanın aklımda siz yoktunuz sadece isminizi duymuştuk.

İnanın bu son satırı ve gerisini net hatırlamıyorum işime en ufak yanılmayla dahi olsa yanlış bir şey katmaktan Allaha sığınırım.

Bu rüyadan yıllar sonra sizinle zahir hayatta en azından yazışmak ve sohbet etmek tanışmak gerektiğini düşündüm.

Rabbim bizleri yolundan ayırmasın çalışmalarımıza başarılar ihsan buyursun işimizde ihlas ve rızasını kazanmayı nasip etsin.

selam ve muhabetle kalınız.

Saygı ve hürmetlerimi sunarım. Sa

Eb… Sa… Nu…. (9 Mart 2017)

yukardaki mesajda

inanın bu son satırı ve gerisini net hatırlamıyorum işime en ufak yanılmayla dahi olsa yanlış bir şey katmaktan Allaha sığınırım.

kısmını şunun için yazmıştım.. Sonra net hatırlamadığım için sildim.

Siz davet ediyordunuz galiba Hüsamettin Uşşaki hz. bende bir gün kemale gelirsem diye hatırlıyorum.

En doğrsunu Allahu Teala bilir

(Dosya-86-sayfa-154-)

Necdet Ardıç (9 Mart 2017)

Yukarıdaki mail-in özetle cevaplarıdı 

Rüya üzerine bir tanışma talebi

Selamun aleykum

“Aleyküm selâm Sa… kardeşim daha evvelki cevabımda yazmak istemediğim bazı ilâve ve yorumları da talebiniz üzerine belirtmeye çalışacağım. İlk verdiğim cevap yazıları da yine aşağıdadır.” T.B. 

Hocam bendeniz Nu…. Ko…. Meslek olarak Mali müşavirim ama bir kamu kurumunda memur olarak çalışıyorum.

Ataları Osmanlı devleti tarafından Medine’den alınarak Hatay Hassa ilçesine yerleştirişmiş bir sülaledenim. Babamın hem anne tarafından hem baba tarafından seyyid olduğu bilgisi bana ulaştıysa da, bu durumu nefsin resulullaha a. selama uymasına göre daha önemsiz buluyorum. Rabbim dilerse çingene’den evliya, seyyid’den şaki yaratır. 17 yaşımda Şeyhim Mu…. Al… Pe… Ga… kuddiseyi sirruh hz. ki çok büyük bir mürşidi kamildi Ve gençliğinden beri terziydi, esnaflıktan gelen ahlak terbiyeyi, kendindeki istidatla birleştirmiş mükemmel bir eğiticiydi.

Ve Melami meşreb şöhretten kaçınan bir zattı-intisab ettim..28 aralık 2015 tarihi kendileri darı bekaya intikal etti.

özellikle bizim üzerimize çok eğildi. Son yıllarında Me…’de bulunan erkek talebelerinin eğitimini bize tevdi etmişti.

Kendisinden sonra çok sevip saydığımız oğlu olan Sa… abimiz bu talebelerin eğitimini üslendi.

Seyri sulukum 23 sene sürdü. Sa

“Hakkınızda hayırlısı olsun Sa…. kardeşim. Tanıştığımıza memnun oldum. Her Hakk yolcusunun benzer yaşantıları vardır, İnşeallah kıymetini ve gerçeğini bilenlerden olur ” 

Sol avucumun içine arapça avuç içi büyüklüğünde yuvarlak içinde peygamber efendimizin isminin olduğu soğuk damga vurmak suretiyle kendileri vefat ettikten bir süre sonra zuhuratta icazet verdiler. Sa

“Bu hususa biraz ihtiyatla yaklaşmak lâzımdır. Çünkü sol nefsin tarafıdır. Bu yolun büyükleri (hayatta olan tilki, ölmüş aslandan daha yeğdir) buyurmuşlardır. Zuhuratların kaynağının çok iyi tesbit edilmesi gereklidir, Üç harfliler bu sahayı çok güzel kullanırlar nice, nice görüldüğün de güzel gibi gözüken zuhurat’ların bir çoğu, bunlar tarafından düzenlenmektedir. Ölçüsü çok zordur. Bazıları kesinlikle zuhuratla amel edilmez demiştir. Bu da doğru değildir. Hakkani olanları ile amel edilir, ancak ayırması çok zordur. Biraz daha başka destekleyici tecellileri de beklemek lâzımdır, Bu tür veya benzeri zuhuratlar sureta Hakk’tan gibi gösterilirler aslında pek çokları hayal ve vehim kaynaklıdır.

Kabullenmek veya kabullenmemek size ait bir karardır. Bir şey diyemem.” T.B. 

toplamda şu anda 20-30 kişiyi belki geçmeyen talebelerim den de, benzer rüyalar gören oldu.

Benden başka da zaten bu şekilde ortaya çıkan olmadı. Zaten bizde ortaya çıkmadık. sadece elimdeki mevcud kişilerin seyri sulukunu yaptırıyorum. Sa

“Bazı kimselerin seyru sülûklarının yaptırılabilmesi için daha evvelce o yoldan kişinin geçmiş ve kendisine bunlara başkalarına da aktarılabilmesi için açık olarak icazet verilmesi gerekmekte dir. Ancak icazet olmayınca da eğitim yapılır fakat bu sadece zahiri bir ilim aktarımı olmaktan ileriye geçmez.

Bir şey diyemem hakkınızda hayırlısı olsun.” T.B. 

facebookda eb… sa… Nu… ismiyle az sayıdaki takipçilere tasavvufi sevgisini aşılamaya çalışıyoruz. Sa

“Aleyküm selâm Nurullah kardeşim. Gıyaben de olsa tanıştığımıza memnun oldum aradığınız için sağ olasınız. Cenâb-ı Hakk çalışmalarınızda kolaylıklar nasib etsin.

Fikir yapınızı anlamak ve hangi sahalarda dolaştığınızı az da olsa anlayabilmek için sitenizi buldum ancak girmek için bazı işlemler gerektiğinden giremedim. ve hakkınızda ilmi yönünüzden kendi şahsım için bilgi sahibi olamadım, bu yüzden genel bir değerlendirmede bulunamadım.

“ Buna da bir şey diyemem kendiniz bilirsiniz.”T.B. 

bundan tam olarak hatırlamıyorum birkaç yıl evvel rüyamda karşılıklı oturmuş “biz size himmetle nakşibendi nisbetini veriyor”. Sa

“Yukarıda kendinizin melâmi meşrepli olduğunu yazıyordunuz, hal böyle olunca ve oradan da gerçek bir hilâfetiniz olmadığı halde, ayrıca ilginiz olmayan bir başka yoldan "Nakşibendiyye" den nasıl nisbet verebilirsiniz.?” T.B.

Bunu anlamak mümkün değildir ve bu husus tamamen “bana göre” size düzenlenen bir tertiptir, sizde bunu kabullenmiş gözüküyorsun 

siz de bize teveccühle uşşakilik nisbetini veriyordunuz. Sa

“Böyle bir zuhurat olsa bile bu zuhuratın gerçek hayatta geçerliliği olması mümkün değildir.” T.B. 

pirlerden gelen o tarikatın yakınlık nurunu birbirimizin kalbine bir defada himmetle ilka etme. Sa

“Yukarıdaki cümlede tarikat mertebesi düzeyinde kullanılan tatbikatı mümkün olmayan ve gerçekte hayale dayanan bir tanımlamadır. iyi niyetle belki düşünülmüş, fakat cümlenin hakikati itibariyle istisnaları ayrı tutmak şartıyla, sıradan tatbik edilebilecek bir saha değildir.”

“Hele (kalbine bir defada himmetle ilka etme) hususu üzerinde çok ihtiyatla durulması lâzım gelen bir husustur. Bu işler öyle bir kaç defada olacak işler değildir.”

Zuhurat sahası çok tehlikeli bir sahadır, Birçok türleri vardır dıştan bakıldığında sureta haktanmış gibi gözükür fakat aslı itibariyle hayal vehim kaynaklıdır. Bu tür zuhuratlara (hayali mücerret) denir insanları yanıltabilir.

Her zuhuratında mutlaka bir amir hükmü olacaktır diye bir şartı da yoktur.

Bu sahanın maddi bir ölçüsü olmadığından, doğru ve gerçekçi değerlendirilmesi çok zordur. Bu sahada yorum yapabilmek için, yorum yapabilecek kişinin evvelâ bu hususta çok büyük tecrübeleri olması ve gerçek zuhuratların misal aleminden geldiği düşünülürse, o zaman kişinin misal alemi lügatını bilmesi lâzımdır ki, o zuhuratı mümkün olduğu kadar aslına yakın olarak yorumlayıp, eğitimini üstlendiği kişiyi doğru bir şekilde yönlendirmiş olsun, aksi halde yanlış bir yorum ile, kişiye yarar yerine zarar vermesi mümkündür.

Ancak yazınızdan da, ne demek istediğinizi ve benden ne istediğinizi de pek anlayamadım.

Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizde kolaylıklar nasib etsin inşeallah. selâmlar hoşça kalın” T.B. 

İnanın aklımda siz yoktunuz sadece isminizi duymuştuk. Sa

“Demekki ismimiz zahiren dilinize batınen gönlünüze ulaşmış demek, ilginiz içinde teşekkür ederim sağ olun” T.B. 

inanın bu son satırı ve gerisini net hatırlamıyorum işime en ufak yanılmayla dahi olsa, yanlış bir şey katmaktan Allaha sığınırım.

Bu rüyadan yıllar sonra sizinle zahir hayatta en azından yazışmak ve sohbet etmek tanışmak gerektiğini düşündüm. Sa

“Böylece bu isteğiniz yerine gelmiş oldu demektir. Hakk’tan hayırlısı” T.B. 

Rabbim bizleri yolundan ayırmasın, çalışmalarımıza başarılar ihsan buyursun işimizde ihlas ve rızasını kazanmayı nasip etsin. Sa

“Âmin İnşeallah.” T.B. 

selam ve muhabetle kalınız.

Saygı ve hürmetlerimi sunarım. Sa

(Dosya-86-sayfa-154-)

Necdet Ardıç (9 Mart 2017)

Tanışma talebi ile alakalı

Eb… Sa… Nu…. (09 Mart 2017) Selamun aleykum

Necdet Bey buyurmuşsunuz ki!

'' Ancak yazınızdan da ne demek istediğinizi ve benden ne istediğinizi de pek anlayamadım. ''

Geçen geçti. olan zaten o zuhuratla oldu ve bitti zaten. Hak mertebesinde olacak olan olmuş, istenen verilmesi takdir edildiği için istenmiş, verilen alınmıştır, hadisat bitmiştir.

Bizim emrimiz bir göz açıp kapayıncaya kadardır veya daha yakındır. nahl 77

Biz sizden bir şey istemiyoruz. Maksadımız beyan

ettiğimiz üzere '' sizinle zahir hayatta en azından yazışmak ve sohbet etmek tanışmak gerektiğini düşündüm.'' şerhi; zuhurata konu olan bir değerli şahsiyyeti yakinen tanıma merakımdı bir maille de olsa ...nitekim maksad bizim merakımızı giderecek şekilde hasıl oldu.

Haddi zatında!

gönül ehli için sohbete gerek yok.

sohbet nakısları eğitmek içindir.

piyasa sohbet şeyhleri ile dolu.

Ehli irfan harfsiz sessiz sohbet ederler.

kelimeler hakikatın düştüğü en aşağı mertebedir.

Hiçbir arif mertebesinden inmeden söz söyleyemez.

zira hakikat mertebesinde kelam diye bir şey yoktur varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir.

Nakşibendiyyeden hilafetiniz olmadığı halde buyurmuş-

sunuz

Biz zaten yukarda samimiyetle manevi hilafetin verilişini

yazdım.

Kabul edersiniz veya etmezsiniz bunu size kabul ettirmek için yazmış değilim.

Müridiniz mailde kendinizi terzi babamıza tanıtın dediği için bizde kendimizi biraz tanıtmak istedik.

Melamilik iddiasına gelince....

Melamilik bir meşreptir ve aslı gizlenmektir kelamımız buna işarettir.

Tarikat nisbeti ilkasına gelince

zaten ehli hakikatın (muhakkiklerden bahsediyorum) nisbeti renksizdir.

tarikatleri aşkın bir nisbetsizlikle bütün yolların buluştuğu ana caddededir.

bütün ırmakların buluştuğu denize (ana caddeye) kavuşan muhakkikin, ırmağa meyli olur mu.

Tarikate, yani ırmağa ( caddeye çıkan sokağa) meyli; talipleri denize ( ana caddeye) kavuşturmak içindir.

Yoksa denizde yüzenin ırmağa meylinin olması bandı

geriye sarmaktır.

şeytana hayal ve vehme gelince...

insanı kamil ile şeytan hayal vehm münasebeti

beyanında...

Burda kalemin ucunu kırmak lazım.

Çalışmalarınızda başarılar diler hürmet ve muhabbetlerimi sunarım..

Hayırlı cumalar. Sa.

Yukarıdaki mail-in özetle cevabıdı 

(Dosya-86-sayfa-154-)

Necdet Ardıç (9 Mart 2017) tanışma talebi ile alakalı

Eb… Sa… Nu…. (9 Mart 2017)

Selamun aleykum

Necdet Bey buyurmuşsunuz ki

Diye devam eden Yukarıdaki mail-ime verdiğiniz cevap niteliğindeki yazınıza bende daha fazla kırılmayasınız diye kısaca aşağıda birkaç satır ile cevap yazmıştım. Başlıktaki bana olan hitabınız bile benlik içinde idi, daha evvelki şahsıma olan hitaplarınız ile bu hitabınız arasında büyük fark var idi, bu dahi daha henüz duygusallıktan ve nefsin hükmünden tamamen çıkamadığınızı göstermektedir.

Daha evvelce de ikaz ettim, kırılıp incinmeyesiniz diye yazılarınızı çok özetle sathi olarak cevaplamaya çalıştım, ama daha sonraki istekleriniz üzere kendime göre anladığım şekilde, yazılarınızı cevaplamaya çalışıyorum, darılmaca kırılmaca olmasın, bunlar benim kendi düşüncelerimdir, kimseyi de bağlamaz. Talebiniz üzerine zor zamanımda cevaplamaya çalışıyor 

“Aleyküm selâm sa… bey kardeşim. Sizinde Cum'anız mübarek olsun. Sizce” 

"nitekim maksad bizim merakımızı giderecek şekilde hasıl oldu." Sa

“İse zaten bizim tarafımızdan bir sorun yoktur. Selâmlar.

yazdıklarınızdan da zaten haliniz meydanda, benimde diyecek başka bir şeyim yoktur. kendi deryanızda yüzüp yolunuza devam edersiniz. Hoşça kalın” T.B.

''Ancak yazınızdan da ne demek istediğinizi ve benden ne istediğinizi de pek anlayamadım.'' T.B. 

Geçen geçti. olan zaten o zuhuratla oldu ve bitti zaten. Hak mertebesinde olacak olan olmuş, istenen verilmesi takdir edildiği için istenmiş, verilen alınmıştır, hadisat bitmiştir. Sa

Yukarıda ki kurmuş olduğunuz cümlelerden daha henüz (telvin) mertebesinden (Temkin) mertebesine ulaşamadığınız gözüküyor.

Olmuştur bitmiştir gibi kesin cümleler, kişinin farkın da olmadan, tamamen nefsinin kendini ifade ettiği tabir ve davranışlarıdır, hadisat bitmiş ise bu tavırlar nedendir?. T.B. 

bizim emrimiz bir göz açıp kapayıncaya kadardır veya daha yakındır. nahl 77 Sa

“Yaptığınız bu kıyas ile yukarıda bahsedilen hallerin hiç birisi ilgili değildir, Bu hallere bu ayet-i kerimeyi misal olarak vermek, o kişinin bu ayet-i kerimenin gerçeğinden haberi olmadığını, kendisi bu ifadesi ile açık olarak belirtmekted 

Ayrıca işin daha vahimi kişi kendisinin farkında bile olmadan, bu İlâh-i kelâmın sahibi imiş gibi zannetmektedir. “bizim emrimiz” ifadesini kendi nefsine dayanak göstermekte ve yaptığı işin hakk’ın işi olduğunu, farkında olmadan iddia ettiğinin farkında bile değildir. Verilecek kılâsik cevabı “her şey Haktır ve benzeri şekilde duyar gibi oluyorum.” Bu hususun devamı çoktur. bu kadar hatırlatma ile şimdilik yetinmiş olalım Cenâb-ı Hakk bazı Tasavvufi cümleleri alıp yaşamadan, sadece kelâmen aktararak kullanmaya çalışanlardan muhafaza eyles 

Biz sizden bir şey istemiyoruz. Sa

“madem bir şey istemiyordunuz yazılarınızın içinde ki gizli sorduklarınız ne idi” T.B. 

Maksadımız beyan ettiğimiz üzere'' sizinle zahir hayatta en azından yazışmak ve sohbet etmek tanışmak gerektiğini düşündüm.'' Sa

“İyi yapmışsınız sağ olasınız” T.B. 

şerhi ; zuhurata konu olan bir değerli şahsiyyeti yakinen tanıma merakımdı bir maille de olsa ...nitekim maksad bizim merakımızı giderecek şekilde hasıl oldu

“Hayırlısı olsun maksat hasıl olmuşsa mesele yoktur.” T.B.

haddi zatında

gönül ehli için sohbete gerek yok.

sohbet nakısları eğitmek içindir.

piyasa sohbet şeyhleri ile dolu.

Ehli irfan harfsiz sessiz sohbet ederler.

kelimeler hakikatın düştüğü en aşağı mertebedir.

Hiçbir arif mertebesinden inmeden söz söyleyemez.

zira hakikat mertebesinde kelam diye, birşey yoktur varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir. Sa

“Salih kardeşim yukarıda bahsettiğiniz hususlar, gerçek tasavvuf hakkında akla ziyan sözlerdir. Bu kanaatlere nasıl varmışsınız anlamak mümkün değildir. Bu kadar içi boş ve anlamı yanlış sözleri gerçekmiş ve bir marifetmiş gibi dizmeniz, adeta benliğin ve bu sahadaki cehlinizin veya yanlış bilgilendirilmenizin ne kadar vahim olduğunu açık olarak göstermektedir.

İşte bu yüzden daha evvelki cevaplarımda bunlar ve benzeri sözlerinizi/cümlelelrinizi incinmeyesiniz diye cevaplamak istememiştim, şimdi bu ifadelerinizi cevaplamaya çalışacağım. Ancak gene bunlar bana ait olan düşüncelerdir, okur bir kenara bırakırsınız veya siler atar geçersiniz.

Kendini görevli kabul etmiş bir kişinin, bu olmayacak fikirleri, eğittiğini zannettiği kişilere aktarması, hem kendi yolunun büyüklerine ve hem de islâm dinine ne kadar büyük zararlar verdiğini anlayamayacak kadar bir akıl yapısına sahipse, zaten yapılacak bir şey yoktur. Bu mes’uliyetin altından nasıl kalkılır bilemem. Bu ifadelerin marifetmiş gibi yazılıp söylenmesi çok büyük bir cür’ettir ve o kişinin nasıl bir hayal aleminde yaşadığının açık ifadesidir.

Bunlarla uğraşmaya hiç vaktim yoktur ama, özetle de olsa, birkaç kelime ile cevaplamaya çalışacağım. Çünkü kendini bir yerlerde gören, bu durumda eğitici vasfına bürünmeye çalışan kimselerin, bu cümleleri kurup ifade ettiği manalarını da gerçekmiş gibi savunmasını yapmak, akla ziyan bir şeydir. Şimdi sırası ile bu kelimeleri incelemeye çalışalı 

haddi zatında

gönül ehli için sohbete gerek yok. Sa “Bu nasıl bir anlayış ve değerlendirmedir anlamak mümkün değildir. Aslında bu tür bilgilerin dolaştığı yerlerde sohbete gerek yoktur, çünkü sohbet ismi altında çok yanlış anlatımlar olmaktadır, bu yüzden oralarda sohbete ihtiyaç yoktur, çünkü sohbet ismi altında cehil üretilmektedir.

Sohbete gerçekten ihtiyaç olmasaydı, eshabı suffa olmazdı, o mekân kurulmazdı, Peygamber efendimizin etrafında olan kimselere (Sahabi) sohbet sahipleri denmezdi.

Gerçek sohbet o kişide “kelâm” isminin zuhurudur. Sohbet Hakk ehlinin bir birleriyle kelâm sıfatıyla ilmi ma’nâ da alış veriş halidir. “Muhabbetten Muhammed doğar” sözünü bahsini ettiğiniz ve içinde bulunduğunuz gurubunuzun çok kullandığı bilinen bir husustur. Sohbet ilâh-i eğitimin en geçerli konusudur.

Ancak sohbeti yapacak kişi gerçekten bütün mertebeleri ile “tevh-id-i hakiki irfaniyyetine sahip olması gerekmekted 

sohbet nakısları eğitmek içindir. Sa

Bence bu sözde haddini aşan bir sözdür.

Yani bu anlayışla, sohbeti küçük mü görmemiz lâzım gelecektir? Sohbet sadece nakıslarama yapmak için kullanılır?

“Eshab-ı Yemin” “Peygamberler, Veliler ve irfan ehli olan” kimseler sohbet yapmazlarmı? Bunlar nakıs kimselermidir?

Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.) ların aralarında geçen konuşmalar sohbet değilmi idi! Yaşadıkları bu hadiseleri konuşmadan “sohbet” etmeden nasıl birbirlerine ifade edebileceklerdi.? Bunlar nakıs insanlarmı idi.? Böyle bir sürü misal vardı 

piyasa sohbet şeyhleri ile dolu. Sa

Diye, ifade etmeye çalıştığınız cümlenin altında gizli olan, (Ben bunlardan değilim) hükmü vardır ki, buda benlikten başka bir şey değildir. Piyasada bunlardan olabilir, ancak burada bunları belirtmeniz ile de, ne ifade etmek istediğinizi anlamış değilim. Çünkü hiç yeri değild 

Ehli irfan harfsiz sessiz sohbet ederler. Sa

Bu husus genel bir kural değil istisna-i hallerde az rastlanan bir husustur.

Ehli irfan’da, harfli ve sesli her zaman sohbet eder. Bu hususta kıyasen bir hatıramı anlatmak isterim.

Zaman, zaman dış ülkelerden gelen dostlarımızla İstanbulda buluşarak, tercüman vasıtası ile sohbet ettiğimiz kimseler vardır, bunlar geldiğinde sohbetlerimiz tercüman/harf ve ses tercümanı ile devam etmekte iken, herhangi bir sorun olmuyordu.

Ancak tercüman vakti dolduğu zaman gittikten sonra, ben gelen misafirle gece baş başa kaldığımda, hiçbir şey hakkında karşılıklı ne dediğimizi anlamıyorduk, sadece el kol işaretleri ile yemek çay gibi bazı hususları anlayabiliyor idik. “Ehli irfan harfsiz sessiz sohbet ederler.”

Hükmüne belki Terzi daha henüz ulaşamamış, hükmünü verebilirsiniz, zaten benim böyle bir iddiamda, hükmümde yoktur. Biz ancak harf ve ses elbiseleri içinde ma’nâları giydirerek, onlara bir kimlik vermeye çalışıyoruz. Oradan da evvelâ “sem/kulaklara” oradan da, “fuad/gönüllere” bazı hakikatleri aktarmaya çalışıyoruz.

Sizce demek ki bu husus, 

“düşülünen en aşağı mertebedir.” 

Ne yazıkki bu kanaatiniz ile, bu sahadan da hiç haberiniz olmadığı, sadece hayal kurgulu lâf üretildiği görülüyor. Ne diye bilirim, sizin için öyleyse gene öyle olsun gitsin. Söz sahibinin dilinden çıktıktan sonra geriye dönmesi mümkün değildir, mutlak surette netice olarak hayrı veya şerri kişiye akıbet dön 

NOT= Dosyanın sonlarına doğru bu hususta (11/Vahy ve Cebrâîl) isimli kitaptan kısa bir bölüm ilâve edeceğim vakit bulduğunda okurs 

kelimeler hakikatın düştüğü en aşağı mertebedir. Sa

Şu cümlenin kuruluşu hakkında insan ne diyeceğini gerçekten şaşırıyor.

Bu kadar “haddini aşan ve cehalet, ve kelimelere yapılan hakarete” şaşmamak mümkün değildir. Bu nasıl bir anlayıştır hayret doğrusu.

Bu anlayış ile bakıldığında. Demek ki! Başta kur’an-ı Kerîm Nüzül, olmak üzere, hadisler ve kelâmı kibarların sözleri en aşağı mertebelerdendir. Bu nasıl bir iftira ve anlayıştır. Nasıl bir mes’uliyetsizliktir, nasıl bir cür’ettir, anlamak mümkün değildir.

Kurulmuş olan bu talihsiz cümle ile de, bu sahadan ne kadar habersiz olduğunuz açık olarak görülmektedir. Hayret doğru 

Hiçbir arif mertebesinden inmeden söz söyleyemez. Sa

Maşeallah gene ne güzel bir hüküm değilmi.? Bu söz ile kardeşimizin ne yazık ki, Âriflik hakikakatin den ve idrakinden bir nebze olsun payı olmadığını kendi, kendi ağızıyla tescil ettiriyor.

Bari biraz insaf et be kardeşim, bu kadar atma da, o kadar ârifan ehli hakkında hüküm verip, onlarında mes’uliyetlerini üstüne alma. Bahsettiğin, hakkında hüküm verdiğin, irfan ehillerinden biri çıkıp “sen bizim hakkımızda nasıl böyle bir karar verirsin” diye sorduklarında, verebileceğiniz geçerli bir cevabınız varmı dır. Hayret doğrusu. Bence bu yazdığınız cümlelerinizin hepsini tekrar, tekrar okuyarak benmi bunları yazmışım! diye bir öz eleştiri yapsanız iyi olur, gerçi beni ilgilendirmez ama gerçek olan budur.

Arifi billâh kendinde bulunan “Tenzih, Teşbih, ve Tevhid” mertebeleri itbariyle, bir bütün halinde yaşadığından onun mertebesinden inmesi diye bir şey söz konusu olamaz. İrfan ehli sadece karşısındakinin haline göre, onun haline bürünür, bürünme ise inme değil, o halin gereği ile görünmedir.

Lübb-ül lübb de okuduysanız, gerçek Ârifin hallerinden bahsedilmektedir. Orada Ârifin, herhangi bir kayıt ile kayıtlanmayıp, ancak bütün kayıtlarla da, kendi mertebelerinde, gerektiğin de kendini gizlemek için, kayıtlanmış gibi görünmesid 

zira hakikat mertebesinde kelam diye, bir şey yoktur varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir. Sa

Yukarıdaki bu cümleyi de anlamak mümkün değildir, böyle bir şaşkınlık olurmu? hayret doğrusu, bu kadar yanlış ve iftira dolu sözler, nasıl üretiliyor hayret doğru “zira hakikat mertebesinde kelam diye, bir şey yoktur” Sa O zaman ben sorayım? “peki o zaman ne vardır”? Bunun cevabını verebilirmisiniz. Acaba sizce “Hakikat mertebesi” diye ifade edilen ma’nâ ve saha neresi ve nasıl bir alandır ve bu sahada neden kelâm diye bir şey yoktur, o halde orada nasıl anlaşmalar yapılır, neyle haberleşilir. Bunlardan haberiniz varsa, lütfetsenizde bizde öğrenmiş olalı 

“varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir.” Sa

Bu bölüm ne kadar çelişkili ve talihsiz bir tariftir. Hakikat mertebesi için çok yazıktır. Hakikat mertebesinde, Mahlûkatın yeri olmadığından bu arkadaşın hiç haberi yokmuş, haberi olmadığı bir mahalden bahsedilmesi, o husustaki cehlin açık ifadesidir, sözün sahibi kendi sözlerinde, o mertebeyi tarif ediyorum, zannederek ifadeleri ile bu mertebeden hiç haberi olmadığını, tescillemiş olmaktadır.

Mahlûk kaynaklı bir sözün, hakikat merbesine ulaşması mümkün değildir ve zaten ihtiyaçta yoktur, Çünkü mahlûkatın kaynağı orasıdır.

Ayrıca Mahlûkıyyeti küçük görmekte, hatalı bir anlayıştır. “Nereye bakarsan orada hakkın bir vechi vardır” (2/115) hükmü ile mahlûk dahi, hakkın isimlerinin, halk olarak, görünmesinden başka bir şey değild 

Nakşibendiyyeden hilafetiniz olmadığı halde buyurmuşsunuz Sa

Bu husus gayet açıktır içinde bulunduğunuz sistem ile, Nakşibendiyye sisteminin hiçbir alâkası yoktur ve sizinde böyle, ne bir yetkiniz nede ilginiz vardır. Hal böyle olunca bir başkasına velevki zuhurat zannettiğiniz aslı tamamen hayale dayanan, bir gece görüntüsüne dayanarakmı, nisbet verilmiştir. Peki o zaman bu nisbet bana verilmiş ise, verildiği zaman benim bundan neden haberim olmamıştır. Böyle bir mühim hadiseyi o işin sahipleri bile içlerinde çok uzun seneler emek veren kimselere verebiliyorlar. Böyle bir hadisenin bir zuhurata bağlanması, o zuhuratın tamamen üç harflilerin düzmesi olduğu ehli tarafından kolayca anlaşılacağı bir husust 

Biz zaten yukarda samimiyetle manevi hilafetin verilişini yazdım. Sa

Bu hayale şaşmamak mümkün değildir. Gülünç bir hadisedir, nasıl bir bilgisizlik ise, kendilerine kaynağı belli olmayan bir görüntü gösteriliyor, bu sahte görüntü “ruyayı sadıka” zannı ile kabul edilip zahirde geçerliliği olduğu zannıyla, hükmü faaliyete geçirilmeye çalışılıyor, nasıl bir hayal, tedbirsizlik ve cehalet ise, hayret doğrusu. Bu hale birde samimiyet deniyor. Belki gerçekten samimiyet vardır, ancak bu tedbirsiz ve cahilce haddini aşmış bir samimiyyett 

edersiniz veya etmezsiniz bunu size kabul ettirmek için yazmış değilim. Sa. 

Aslı olmayan bir şeyin, kabul edilmesi veya edilmemesi, gibi bir şey söz konusu olamazki, üzerinde duruls 

Müridiniz mailde kendinizi terzi babamıza tanıtın dediği için bizde kendimizi biraz tanıtmak istedik. Sa

Gerçekten şu birkaç yazınız ile, gıyaben de olsa bazı durumlarınızı tanımaya çalışıyorum, ve değerlendirmeleriniz ve kesin hükümleriniz karşısında, hayretler içinde kalıyorum. Hayret doğru 

Melamilik iddiasına gelince....

Melamilik bir meşreptir. Sa

Bütün bu yazılarınızdan, aslında gerçek Melâmilikten, pek haberiniz olmadığı da, anlaşılmaktadır.

Fakire isminin Melâmi olduğunu söyleyen bir çok kişiler gelmişler, o yoldan pek çok kişilerle de tanışmışımdır. Ayrıca Melâmetiyyeden gelen hali hazırda da bir çok samimi müntesibim vardır. Onlarda geldikleri zaman benzeri konularda böylece ilâh-i nezakete uymayan konuşmalarla hallenmişler idi, ancak bunların hepsini bırakıp yeniden, “nefsi emmare” dersinden başlamak şartı ile, irfan mektebinde eğitimlerine başladılar ve şimdi başarılı olarak, sırası ile kendi mertebelerini yaşayarak, huzurla yollarına devam ediyorlar, ve içinde bulundukları şüphelerinden kurtulmuş, kalp huzuru ile hayatlarını sürdürmektedirler.

Ziyeretimize gelen Melâmi guruplardan biri, namaz kılmayan guruptan idi, diğer gelen bir gurup ise namaz kılan bir gurup idi, bunlar ayrı, ayrı zamanlar da geldikleri için, birbirlerinden haberleri yoktu, iki gurupta bu uygulamalarından şüphede olduklarını bildiriyorlar dı, bunlar aynı kolun iki gurubu idi.

Biri diyordu ki biz namaz kılıyoruz, diğer gurup kılmıyor, hangimiz yanlış yapıyoruz. Bende namaz kılmanın doğru olduğu, bunun hiçbir şekilde kaldırılamayacağı, Peygamberimizin bu hususta ölçümüz olduğu, namazın bir mi’rac olduğu namazın Allah’ın (c.c.) bir lutfu olduğu hakkında, uzunca bir konuşma yapmıştım. Bunlardan sonra onlar gene huzurla namazlarına devam etmeye başlamışlardı.

Daha sonra gelen diğer gurubun temsilciside, biz namaz kılmıyoruz, acaba yanlış’mı yapıyoruz diyordu, bende yaptığınızın yanlış, namaz kılanların doğru yaptığını, kendilerine bildirmiş ve sebeplerini de ilâve etmiştim, onlarda teşekkür ederek gitmişlerdi.

Gene bir gün, kendilerini Melâmi olarak bildiğimiz, başka bir gurubun başında olan bir kimse, yanın da bir dervişi ile ziyaretime geldiler, buyur ettikten ve hoş beşten sonra hangi yoldan olduğumuzu sordular, bende başlangıcımız ve seyrimiz “Uşşakiyyedendir” dedim ancak şimdi aslımız baki kalmak üzere, her türlü ehli hakk olan yollarla birlikteyiz. Dedikten sonra, o kişi yanında bulunan dervişine, kalk burada durulmaz, bu kişi yoluna ihanet etmiştir, diyerek hızlıca çıkıp gittiler.

Bu kişinin, bu halinden, bütün hayat ve hakikat anlayışının, nerelerde olduğu açık olarak görülmektedir.

Okuyabildiyseniz, “Lübb-ül lübb” de yazar, bir arife sordular! hengi mezheptensin diye, “o da Hüda mezhebindenim” demiştir ki işte gerçek kemâl hali budur.

Epey seneler evveldi, İstanbulda Nusret Babamın sohbetlerine gelen, Üçüncü devre Melâmilerinden Muhammed Nurul Arabi, den sonra gelen ilk kuşaklardan olan, “İnsan ve Allah” kitabını da yazan, merhum ismi hatırımda yanlış kalmamış ise, “Sadettin Bilginer” ismindeki o zamanlar yaşı benden oldukça büyük idi o mübarek kişi, gerçek bir Melâmi idi ve böyle haddini aşan hiçbir söz kullanmamıştır. Kendisini yakından tanırdım, hatta Nusret Baba’mın ahret yolculuğunun hizmetlerinde bile, birlikte bulunmuş idik, Mevlâ rahmet eylesin.

Ne yazıkki, bu meşrebin hakikati itibariyle şurb edilmediği, açık olarak görülmektedir. Birinci devre ikinci devre ve üçüncü devre, gerçek arif Melâmileri sizin yazdığınız, bu tarif ve tabirleri onlar görmüş ve okumuş olsalardı, nasıl bir sükutu hayale uğrarlardı, tahmin etmek pek zor değildir.

Her yolun olduğu gibi, bahsi geçen sisteminde sünneti seniyye’ye uymadan, o sahayı atlayarak bir yere gelinmesi mümkün değildir, bunun dışında her türlü anlayış hayal ve vehmin ürünüdür. Ne yazık ki bu sahanın çok bulandırıldığı ve hakk etmediği bir anlayışlar kargaşasına girdiği, gerçekten üzüntü ile görülmekte d 

ve aslı gizlenmektir Sa

Melâmiliğin tarifinde ifade edilen husus şöyledir. “Melâmilik kişinin iyiliğini gizleyip kötülüğünü açığa çıkarmasıdır” diye tarif edilir. Ancak bu husus daha henüz şeriat ve tarikat mertebesi itibarı ile olan bir tariftir, daha yukarılara doğru bu tarif düşmekte, yerine İlâhi kimlik kazanma çalışmalarına başlanmasıdır.

Eğer biraz daha vaktim olsaydı, “Melâmi/ Melâmet” kelimesini asli harfleri üzere, (M/MimL/Lâm- M/Mim-T/Te) olmak üzere tek, tek harfleri itibariyle açıklamak isterdim, ancak vaktim olmadığından kısaca belirtip geçmek isted 

kelamımız buna işarettir. Sa

Yazdığınız kelâmlarınızdan, aslında neyi işaret ettiğinizin hiçbir aslı yoktur. İşte kelâmlarınız ancak bir tutarsızlığa işarett 

Tarikat nisbeti ilkasına gelince Sa

Bu hayali ilkanın ne olduğunu iyi anlamanın yolu, aslında bahsi geçen “ilkâ” kelimesinin neyi ifade ettiğinin bilinmesi gerekmektedir. Gerçekten ben şahsınıza sorayım, gerçekten ilkâ nedir? ve bu kelime ile ne kasdedilmektir? Vakit bulursanız bu kelimenin yaşam hakikati nedir! bunu bir araştırırsanız, çok daha iyi olur. Herhangi bir kelimeyi ve ma’nâsının ne olduğunu ve yaşamın neresini ilgilendirdiği bilinmeden, sadece zahiri bir tarif ile yetinmek, gerçek müşahedeli bir yaşamdan, çok uzakta olunduğunun açık ifadesid 

zaten ehli hakikatın (muhakkiklerden bahsediyorum) nisbeti renksizdir. Sa

Bu cümleden de ne anlayan varsa, bana da bildirse de, veya biraz açıklama yapsanız da, bizde bu cehaletten kurtulsak. İyi olur. 

“nisbeti renksizdir.” Sa

Bu kelimeler neyi ifade ediyor, biraz açıklama yapsaydınız iyi olurdu, ama yapılmadan sadece böyle yazılmış. Nisbet kelimesiyle ve de, renksiz’dir, kelimesiyle neler ifade ediliyor.

Nisbet, belki kıyas anlamına geliyor olabilir, o halde neyi neyle, kıyas yapacağımızı da bildirseydiniz, belki elimizde bir ölçü olur 

Renksiz, ifadesi ile hangi hali belirtmeye çalıştığınızı anlayamadım, çünkü bu tarifler oldukça zor yaşanan makam tarifleridir, sadece lâfını yapmakla, renksizliğin ne olduğunu anlamak mümkün değildir.

“Suyun rengi kabının rengidir.” “Renksizlik renge esir oldu” gibi ve benzeri bazı kelimelerle ifade edilmeye çalışılan bu hakikatleri, sizin sadece söz olarak söylediğiniz ve aslını yaşamadığınız “Muhakkik” diye belittiğiniz kişilerin gerçek yaşamından haberiniz bile olmadığı anlaşılmaktadır.

Gerçek ma’nâ da “Muhakkik/Tahkik” ehli olmak için, nefsin bütün mertebelerini uzun senelerin gerçek bir irfan ehlinin terbiye ve eğitimi ve gözetimi içerisinde, bütün nefs mertebeleri renklerinden geçerek, gerçek renksizliğe ulaşmakla mümkün olabilirki, bu mertebenin ismi ise (Tevhid-i ef’al) dir gerçekten buraya ulaşmak için nefsin bütün reklerinden yavaş yavaş temizlenip, Ulûhiyetin başlangıcı olan tevhid-i Ef’al mertebesine ulaşıp, ondan sonra gelen “tevhid-i esma” Tevhid-i sıfat” tevhid-i zat” ve İnsan-ı Kâmil mertebelerine ulaşarak gerçek ma’nâda (Muhakkik/tahkik) ehli olanın yolu açılmış olsun.

Sizin seyrinizde ise (nefs eğitimi yoktur,) ayrıca (Tevhid-i Esma,) isimler “Esmaül Hüsna” mertebesi de yoktur, esma mertebesi olmadan, ef’al mertebesin den sıfat mertebesine nasıl geçilir, bu mümkün değildir.

İşte bu sahalarda eksiklikleriniz vardır, bu mertebeler olmaz ise, sistem bütünleşemez bağlantıları eksik kalır.

Bunlar beni ilgilendirmiyor, ancak cevaplanması lâzım gelen sözleriniz üzerine, ifade etmeye çalışıyorum zaten bunlarla uğraşacak vaktimde yoktur ilgimde yokt 

tarikatleri aşkın bir nisbetsizlikle bütün yolların buluştuğu ana caddededir. Sa

Bu sözler biraz abartılı/iddialı sözlerdir ve benlik kokmakta dır. Aslında kendini bilmeyen bütün tarikat sözcüleri, aynı iddiada bulunmaktadırlar. Gerçek irfan ehli bu tür meseleleri konu bile yapmaz, çünkü konu olacak bir saha değild 

bütün ırmakların buluştuğu denize ( ana caddeye) kavuşan muhakkikin, ırmağa meyli olur mu. Sa

Bu anlatışlara da, sadece gülüp geçmek lâzımdır. Sevgili kardeşim, “Muhakkik-i” hiç tanımadığınız bu ifadelerinden de, kolayca anlaşılmaktadır. Gerçek “Muhakkik-in/tahkik/ Hakikat ehli”nin böyle bir sorunu olmaz ki, eğer oluyor ise o kişi daha henüz tahkik ehli olmadığı, sadece lâfını yaptığı kolayca anlaşılır. Ayrıca gene yukarıda olduğu gibi, daha henüz o mertebe ile hiç tanışmadığınız halde onların hakkında nasıl karar verirde, şöyle yapar veya şöyle yapmaz, diyebiliyorsunuz, bu husus ayrıca bir hak ihlâlidir. Daha ne diyey 

Tarikate, yani ırmağa ( caddeye çıkan sokağa) meyli; talipleri denize ( ana caddeye) kavuşturmak içindir.

Yoksa denizde yüzenin ırmağa meylinin olması bandı geriye sarmaktır. Sa. 

Yukarıda ki, ifadeler tarikatler de konuşulan beylik lâflardır. Gönül isterdi ki, işe yarayacak irfani bir mevzu içinde, bazı şeyler anlatabilseydiniz, çok daha başarılı ve isabetli hareket etmiş olurdunuz, yazdığınız bütün konuların içinde, gönüle dair hiçbir mevzu bulamadım, hepsi fiil düzeyinde ve ayrıca haddini çok aşan, sadece içi boş kelâmlardır.

Sizce belki hepsi gerçek, hepsi çok değerli ifadeler olabilir, ona diyecek bir şeyim yoktur, hepsi size mübarek olsun, bunlarla vaktinizi geçirip durun, birkaç alkışlayanınızda, olduğunu belirtiyorsunuz, hayırlısı olsun, ancak elinizde geçerli hiç belge olmadığı halde, yönlendirmeye çalıştığınız kimselerin üstünüzde, nasıl bir mes’uliyeti olduğunu da unutmamanız gerekmektedir. Hadise çok naziktir, ebedi hayatın iflâsı söz konusudur ve bunun ahrette telâfisi de yokt 

şeytana hayal ve vehme gelince...

insanı kamil ile şeytan hayal vehm münasebeti beyanında...

burda kalemin ucunu kırmak lazım. Sa Diğerleri gibi yukarıdaki sözlerinizden de ne demek istediğiniz anlaşılamamaktadır. Muhasebeci memur ve Melâmi olduğunu belirten bir kimseden, daha güzel ifadeler, ve daha anlaşılır cümlelerin kurulması beklenirken, içeriği pek anlaşılamayacak cümleler kurmuş olmanız, ya dikkatsizliğinizden, veya mevzua gereken değeri vermediğinizden, olduğu kanaati hasıl olmaktadır.

Aslında, işte bu sahada kalemin ucunu kırmak değil, kalemin ucunu sonuna kadar açmak gerekir ki, hayal ve vehmin, iblis ve avanesinin, kişilere nasıl yaklaştığını, bilhassa tarikatler düzeyinde, onların içlerinde ne kadar etkin olduğunu, ve bunu çok maharetle yaptığını, her türlü kılık ve düşünceye girerek, bedenleri ve fikirleri bozduğunu, bu sahada çok uyanık olunmasının lâzım geldiği, yazılarak açık olarak bildirilsin. 

insanı kamil ile şeytan hayal vehm münasebeti beyanında.. Sa.. 

İnsân-ı Kâmil yanında şeytandan bahsedilmez çünkü ikisi bir arada olamaz, Bir gün Mevlânâ hz. Bir kişi ile ilmi bir konuyu konuşurlarken, birden araya giren başka bir kişi, “ya mevlânâ bana iblisten bahsetsene” dediğinde, Mevlânâ hz. biraz durduktan sonra, o kişiye dönerek, “iblis sensin” demiştir. Ve izah ederken, “biz şimdi burada İdrislikten bahsediyoruz, sen ise bize iblisi soruyorsun” diyerek irfani bir cevap vermiştir. 

“burda kalemin ucunu kırmak lazım.” Sa

Muhtemeldirki, siz dahi farkında olmadan, bu cümleyi bahsi geçen hayal ve vehim söyletmiştir. Çünkü bu sahada kalemin ucunun kırılması, yaptıklarının ortaya çıkmaması için, ancak onların işine yarayacaktır. Kalemin ucunun açılması ise ehli Hakka nasihat olacağından, bahsi geçenlerin işine gelmeyecektir.

“Nun vel Kalem”den (68/1) hiç haberinizin olmadığı açık olarak anlaşılıy 

Çalışmalarınızda başarılar diler hürmet ve muhabbetlerimi sunarım..

hayırlı cumalar. Sa

Teşekkür ederim sizlerinde Cum’anız mübarek ols Necdet Ardıç (10 Mart 2017)

Aleyküm selâm Sa… bey kardeşim. Sizinde Cum'anız mübarek olsun. Sizce 

"nitekim maksad bizim merakımızı giderecek şekilde hasıl oldu." ise zaten bizim tarafımızdan bir sorun yoktur.

Selâmlar yazdıklarınızdan da zaten haliniz meydanda benimde diyecek başka bir şeyim yoktur. kendi deryanızda yüzüp, yolunuza devam edersiniz. Hoşça kalın T.B. 

Eb… Sa… Nu…. (10 Mart 2017)

Selam. Sa

Necdet Ardıç (13 Mart 2017 )

Hayırlı günler Sa… kardeşim. "Selâm" sözcüğünüze karşılık bende size bir "Selâm" kitabı gönderiyorum, vakit bulunca merak ederseniz okursun 

(91-Terzi-Baba-7-Biismi-Has-Selâm-13-) 

Eb… Sa… Nu…. (13 Mart 2017)

Sizin mübarek ellerinizden öper, duanızı istirham ederim. Allahın selamı siz ve bizim cümle ummetin üzerine olsun.

Siz benden haz etmemiş olsanız da ben sizi Allah için seviyorum. Siz Bana saygı duymasanız da ben size Allah ve resulü emri için saygı duymayı onur kabul ederim.

Rabbim ömrünüzü uzun ve bereketli kılsın . Sa

Necdet Ardıç (17 Mart 1017)

Hayırlı akşamlar Sa… kardeşim. Teşekkür ederim. Sağ olasını 

(Siz benden haz etmemiş olsanızda) Sa…. 

Bu kanıya nerden vardığınızı pek anlayamadım.

(ben sizi Allah için seviyorum) Sa…. 

Bizde, bizi sevenleri de, sevmeyenleri de severiz. T.B. 

Bana saygı duymasanızda. Sa…. 

Bu ifadeleri de gerçekten anlayamadım ve de, ayrıca bunlar için üzüldüğümü de belirtmek isterim, gıyabi bir değerlendirme olmuş gibi geldi ba 

Ben size Allah ve resulü emri için saygı duymayı onur kabul ederim. Sa

Sağ olasınız bu sözlerinize bizden de bilmukabele deriz.

Bu kanılara belki daha önceki mailiniz de ki, yazılarınıza bazı fikirler yürütmem olmuş olabilir.

Aslında gene mailinizde belirttiğiniz aşağıdaki yazılarınıza da bazı açıklamalar getirecektim, ancak sadece o kadarını şimdilik yeterli görmüştüm. Bu yaşıma kadar (65) senelik tefekkür seyri hayatımda, nice kâmiller ve nice süfliler ile karşılaştım. Bunlar bize bazen acı, bazen güzel tecrübeler oldu. Hepsinde bir hikmet vardır deriz.

Eğer isterseniz ve alınmazsanız bahsettiğiniz mühür zuhuratınızı ve aşağıdaki ifadelerinizi tabi bizim anlayışımıza göre, değerlendirilmelerini yapmaya çalışırı 

Rabbim ömrünüzü uzun ve bereketli kılsın . Sa

Allah razı olsun bilmukabele bende aynı temennileri sizin için dilerim,, hayırlı geceler selâmlar hoşça kalın.

Bu vesile ile de gene size iki küçük kitabımı da gönderiyorum vakit bulunca merak ederseniz okursun 

2 Ek

(4/Lübb’ül lüb) (5/Salât/Namaz) 

(Dosya-87-sayfa-16-)

Eb…. Sa… Nu… kardeşinizden birkaç zuhurat ve hayat hikayesi.

Eb… Sa… Nu…. (20 Mart 2017)

Sayın Hocam sizin seyri sülukunuz (tasavvuf tecrübeniz) dışında öğrencileriniz için ve sizin için bir değerli olan hazine sizin hayat tecrübenizdir.

Zira rahmetlik şeyhimde terziydi esnaflıktan gelmeydi. İnsanlar onun yanına çocuklarını ahlak adab edeb öğrensin diye çırak olarak verirlerdi. Hayat çilesi ise cabası... Eski esnafların ahlak ve eğitimi, dünyadaki en mükemmel okullardan biridir. İnsanları hayatı tanımak hangi insana nasıl muamele edeceğini bilmek, malumunuz olduğu veçhile seyri sulûkte öğrenilecek şeyler değildir. Bu açıdan sizi yaşınızla, tecrübenizle, esnaflık, (benim gözümde insan sarraflığı) ile ve ileri yaşınız ile talebeleriniz adına önemli bir ansiklopedisiniz.

Ben eserinizden müstefid oldum.

Muhtelif velilerin (El cili aziz nesefi ibnul arabi Mevlana insanı kamil nazariyeleri vardır Hatta tasavvufun temeline koyarlar.

Eserinizde bahsettiğiniz 18 Bin gözle 18 bin alemi seyreden insanı kamil bu seyrinden zahiren bilgi sahibi midir.

Yani batınen bu kemalata vasıl olmuş insan nazarını nereye cevirse onu keşfeder mi. Batınındaki bu tahakkuk zahir gözü ki buna keşfi de dahil edelim keşfetmelimidir. mesela falanca yerde ne oluyor, diye nazar ettiğinde oradaki vakıayı görmeli midir.

Yoksa bu onun batınında gerçekleşmekte midir. Böyle bir kişinin mahlukata yönelik keşfinin kapalı olması mümkün müdür.

Nefsani bir iş için değil Eğitim için gerekli olan manevi İstidatları, kaabiliyetleri keşfetmek ilmi ledünne bağlıdır. Böyle bir ilmi ledünnün oluşması neye bağlıdır. ayrıca rüya tabiri gibi misali suretlerin işaret ettiği realiteyi bilmek ve ona göre talibi yönlendirmek noktasında bir ilim için ne gibi çalışma yapmak lazımdır.

Annem ilk tarikate gireceğim zaman istihare yaptı. Şişman Bir bebeğin kucağında İllallah illallah diye zikrettiğini görüyor. Sonra bir istihare yapıyor Tamamlanmış merdiven görüyor.

Şeyhim gıyaben “ben verdim çeksin” dediği anda derse girdiğimi hissettim.

17 yaşımda seyri süluke başlamıştı kasım 1994...96 senesinde başlayan sıkıntılarla Dünya hayatından şehvetten soğudum. Sıkıntıdan bahsetmek Rabbimden şikayet etmek olduğu için bahsetmeyeceğim, sadece dünyam bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişti.

Çok af buyurun rüyamda Bir Yahudi sünnetçinin benim cinsel organımın yarısını kestiğini gördüm.

Arada çok rüyalar oldu.

Rüyalarla adeta seyri sülukumun nerde olduğu gösterildi.

Şeyhim Kimseye icazet vermedi, hayatında yalnız hayatından en sevdiği 3 5 talebesine, mekkede özel muhammed yazılı yüzük yaptırmıştı. Bu yüzük sembol olarak pek çok defa rüyama girdi. aleyhisselatu vesselam.

Zaten çok mükemmel bir eğitimi vardı, vefatından sonra benden ve oğlundan başka, kimsede ortaya çıkmadı, mürşitlik iddiasıyla oğlu sağolsun, bayağı bir müridlerin yükünü üzerine aldı. Olan bazı zuhuratlar ve küçük hadisat neticesinde, bende kendi yolumdan gitmeye karar verdim.

Zaten vefatından önce bana bir kısım talebesinin eğitimini tevdi etmişti. 40 yaşıma geldiğimde.

Bu arada şeyhimin vefat ettiği gün, 1 sene sonra doktor olacağım, bunun benim son eğitim senem olduğu ve bu seneyi stajla geçireceğim bana söylendi.

3-4 ay sonra efendimle rüyada buluştuk.

Efendim dedim, bana icazet vermeyecekmisiniz.

Buyurdular ki, evladım sen zaten 17 yaşından beri bizim yanımızdasın. Bu işlere 25 yaşından sonra giren fazla bir şey

alamaz.

Vereceğim buyurdular. Ne zaman dedim. Şimdi dedi..o vakit gözüm kapandı.

Ve sol elime yuvarlak dairesel arapça yazıyla mühür vurdu. Mühür soğuk damgaydı.

Avucumun içinde hissettim, baktığımda hatırladığım o arapça yazı içinde, Muhammed aleyhisselatu vesselamın

ismi gördüğümdü.

Sevinçten elimdeki mührü kardeşime gösterirken

uyandım.

O kadar gerçekti ki, uyurken bile soğuk damga basımının ağrısını adeta elimde hissediyordum.

Uyandığımda avucumun içine baktım bir süre...

Birkaç ay sonra Efendimi gördüm.

Ayaklarını öptüm, hayatı boyunca kendisine bu şekilde tevazu edilmesine izin vermezdi.

Sonra bu icazet meselesini tekrar açtım.

Ben konuşurken, onun sol burnunda bir kağıt gördüm, hatırlarsınız eskiden ekmeklerin üzerinde küçük dikdörtgen kağıtlar vardı. Sol burnundan Öyle küçük bir kağıt çıkardım.

Hocam başınızı ağrıtıp beni okuma zahmetine sizi müptela kıldığım için kusurumuzu affedin.

Selam ve muhabbetle kalınız. Rabbim size ve ailenize sağlık sıhhat afiyet versin.

Hürmetlerimi sunarım.

Eb… Sa… Nu….

(Dosya-87-sayfa-19-20-)

Anlaşılması güç bir zuhurat

Eb… Sa… Nu…. (20 Mart 2017)

Sayın Hocam tekrar selamlar

Salihlerden velilerden birisini sık, sık rüyada görmek ve o kişiyi sizi ziyaret ederken ve yanında ikizi olduğunu görmek, “zahir hayatta ikizi yok” amcasının oğlu gibi kalbe gelmesi, lakin aynısından yan yana iki kişi olarak rüya sahibinin karşısında otururken görmesinin, manası nedir acaba. Birde velilerin birbiriyle manevi manada ikizi olur mu.? derece mertebe olarak.. Tasavvufta böyle bir şey var mı.

Bilgilendirirseniz sevinirim.

Selam ve muhabbetle kalınız. Sa

Necdet Ardıç (21 Mart 2017)

Hayırlı günler Sa…. kardeşim Bir zuhuratın yorumu için, o zuhuratı görenin halinden biraz haberdar olunması lâzım gelmektedir, Bu zuhurat kime aittir, tasavvufa yatkınlığı varmıdır, kaç yaş cıvarındadır. Özetle bunların bilinmesi lâzım gelmektedir, ben genelde halini gönlünü ve seferini bilmediğim, kimselerin zuhuratlarını pek yorumlamam, hem vaktim yoktur, hem de isabetli olmayabilir. Bu şuna benzer doktorun tanımadığı bir hastaya telefonla ilâç vermesi gibidir.

Bu genel ve basit hastalıklarda olabilir, ancak özel hastalıklarda mutlaka muayene ve cihazlarla tetkik gerekir ki, verilen ilâç şifa yerine zarar vermesin.

Zuhuratı gören kişi hakkında biraz daha bilgi verebilirseniz, vakit bulunca yorumlamaya çalışırım İnşeallah. Selâmlar hoşça kal (T. B.) 

Ayrıca: Eb… Sa… Nu…. (20 Mart 2017)

En son mailimde yazdığım ikiz zuhuratını gören kardeş tasavvuf içinde uzun süredir terbiye gören kıymetli takvalı biridir. Gördüğü şahıs da Salihlerden şu anda Türkiye de yaşayan velilerden birisidir. Sa.

Sayın Hocam tekrar selamlar.

Salihlerden velilerden birisini sık, sık rüyada görmek ve o kişiyi sizi ziyaret ederken ve yanında ikizi olduğunu görmek. Sa

Eb… Sa… Nu…. (20 Mart 2017) Sorulara Terzi Babanın cevapları.

“Evvelâ bir kimsenin zahiren Salihlerden olduğu fiillerinden düşünülebilir ancak, velilik hakkında hiçbir kimse için kesin karar verilemez, çünkü onlar “Allahın kubbeleri altındadır” bunları kendinden başka kimse bilmez. Ayrıca velâyetin tarifi, “Zuhur halini kadim haline ulaştırmaktır” diye tarif edilir buda oldukça zor bir iştir.”

Kişiyi zuhuratında görmesi ona olan muhabbetinden olabilir. O kişinin ikizi ise o kişinin nefsidir.“ T.B. 

zahir hayatta ikizi yok amcasının oğlu gibi kalbe gelmesi lakin aynısından yan yana iki kişi olarak rüya sahibinin karşısında otururken görmesi manası nedir acaba. Sa

“Biri kesif sureti, diğeri de kesifin lâtifi nefs tarafını görmüştür, bunların ikisi de aynıdır tek kişidir. Aslında herkes aynı şekildedir. Bu hususta ahrette, “replika” daha çok bedenli görülme hali olacaktır.” T.B. 

Birde velilerin birbiriyle manevi manada ikizi olur mu. derece mertebe olarak.. Tasavvufta böyle bir şey var mı. Bilgilendirirseniz sevinirim. Sa. 

“Bu âlemde velilerin ikizi olmaz, gerçi aynı anne babanın doğan ikizleri olur, ama ikisinin de veli olması bile gene aynı olmaz, çünkü Kadiri mutlak her şeyi tek olarak halkeder, aynı şeyin bir ikincisi olmaz, Hakk için bu husus acziyyet olur.“ Selâml 

(Dosya-87-sayfa-17-)

Necdet Ardıç (21 Mart 2017)

Hayırlı günler Sa… kardeşim, hakkımda yazdıklarınız ve iyi niyetleriniz için sağ olasınız. Ben sadece Hakk'a hizmet etme yolunda çalışmalar yapmaya gayret ediyorum, makam mevki gibi hiç bir sahiplenmem yoktur, sadece sıradan bir Mü'min olmaya çalışıyorum, Cenâb-ı Hakk bu yolda hiç birimizi mahçup etmesin İnşeallah.

Gönderdiğiniz maildeki yazılarınızı okudum olabildiğince özetle cevaplamaya çalışacağı 

Eserinizde bahsettiğiniz 18 Bin gözle 18 bin alemi seyreden insanı kamil bu seyrinden zahiren bilgi sahibi midir. Sa

Evvelâ bahsi geçen (İnsân-ı Kâmil) ifadesinin neyi ifade ettiğini bilmemiz lâzımdır ki hangi halde ve hangi (İnsân-ı Kâmil) den bahsettiğimizi bilmiş olalım.

(İnsân-ı Kâmil) in ilk ifadesi (Ceberut/sıfat/ hakikat-i insaniyye/ Hakikat-i Muhammediyye ve daha birçok başka vasıflarla da bahsedilen ve toplu olarak (taayyünü evvel) diye de bahsedilen (Vahidiyyet) mertebesidir.

Yani bu mertebenin meşhur adı (Hakikat-i insaniyye) de olan (İnsân-ı Kâmil) dir ve Ulihiyyet mertebesinde ilmi olan varlıkların burada latifleşerek batıni latif kimlikler almaya başladığı yerdir. Yukarıda bahsedilen bu (İnsân-ı Kâmil) mertebesidir. ve bu yönüyle her şey den haberdar dır. Ve bu yüzden bu mertebenin nokta zuhur mahalli olan (Hazret-i Muhammed) ( ) Efendimizde, bunun zahir ve batın nokta zuhur mahallidir. Bu hususun başka bir kimsede bu genişlikte olması mümkün değildir.

Peygamber Efendimizin dışında (İnsân-ı Kâmil) diye vasfedilen husus aslında (Kâmil İnsân) dır arada büyük fark vardır. Bu hususta biraz tabir karışıklığı vardır.

Böylece (İnsân-ı Kâmil) hakkında üç itibar vardır. Biri yukarıda bahsedildiği gibi Sıfat mertebesinin bir ismidir ikincisi Peygamber Efendimize zuhurdada verilen (İnsân-ı Kâmil) isimi dir. Üçüncüsü ise ( Kâmil İnsân) yerine (İnsân-ı Kâmil) şeklinde yanlış kullanılmasıdı 

NOT= Allah cami isminin zuhuru olan, Peygamber efendimizden başkası, “İnsân-ı Kâmil” ismini İlâh-i nezaket yönünden kullanamaz, sadece ona ait olan bir isimdir. İşte o yüzden diğerleri “Kâmil İnsan” lar’dır, arada çok fark vardır.

Yani batınen bu kemalata vasıl olmuş insan, nazarını nereye cevirse onu keşfeder mi. Sa

Tasavvufta bazı hadiseler biraz abartılmaktadır. Bazen şahsa ait, çok seyrek ve istisna-i olan tecelli ve yaşantılar, genele de yakıştırılmakta olduğundan, bazı hususlar yanlış anlaşılabilmektedir, bu hususta, onlardan birid 

(Kâmil İnsân) nazarını nereye çevirse tabiiki Hakkı mişahede eder, ancak müşahede ettiği şeyi gayrı bir insanda zahiri itibariyle aynen müşahede eder, burada olağan üstü şekli bir görüş yoktur, sadece (Kâmil İnsân) nın hayata ve çevreye bakışı irfani yönden olduğundan ve (2/115) (nereye bakarsan Hakk'ın bir vechi orada vardır) her yerde Hakk-ı müşahede eder. Bu bir anlayış meselesidir ağaca ağaç olarak bakan ağacı görür, ağaca hakkın bir isminin zuhuru olarak bakan, orada faaliyette olanın o isim olduğunu idrak ederek, ağaç görüntüsünde, o ismin zuhurunu müşahede eder. Fark bud 

Bu hususta; “hep kitabı haktır eşya sandığın ol okur kim seyru evtan eylemiş” “ Gördüğün her şey Hakk’ın kitabından başka bir şey değildir Bu kitabı ancak vatanları seyreden okur.” Yani ilâhi mertebelerin tahsilini yapmış olan kimse ancak bu alem kitabını okur. İşte o yüzden bu alem. “Kitab-ül mübin-görenlere açık kitaptır.” T.B. 

Batınındaki bu tahakkuk zahir gözü ki buna keşfi de dahil edelim keşfetmelimidir. Mesela falanca yerde ne oluyor diye nazar ettiğinde oradaki vakıayı görmeli midir. Sa

Gerçek Ma'nâ da ki (Kâmil İnsân) bir insanda böyle bir hal zuhura gelse bile, eğer insanlara bir zarar gelecek hal ise, onu bile açık olarak söylemez, ima eder bir şekilde ifade etmeye çalışır. Kendisine bir oluşumu daha evvelden bildiren Cenâb-ı Hakk, ona bir sır vermiş olur, bu sırrı ortaya çıkarması (Kâmil İnsân) a yakışmaz, bunu kendi bünyesinde tutar, hadise olduktan sonra ancak üzerinde yorum yapabil 

Yoksa bu onun batınında gerçekleşmekte midir. Böyle bir kişinin mahlukata yönelik keşfinin kapalı olması mümkün müdür. Sa

(Kâmil İnsân) ın Keşfi onun için pek mühim bir hadise değildir, olacak olan zaten olacaktır. Bazen bazı sohbetlerde dinleyicilerin içinden geçen bazı konular, sohbet arasında ifade edilebilir, bazen o kişilerde! işte falan kişi içimi okudu, içimdekini bildi gibi yorumlarla, kişiye büyüklük atfederler, aslında bu olağan üstü bir şey değil, olağan bir şeydir, zaten sohbetler beklentilere göre yapılır. Kişinin içinden okunması değil genel seyr itibari ile zaten oluşacak olan bir tesadüftür. Ancak istisnaları tabiiki vardır, ancak istisnalar kaideyi bozmaz. denmişt 

Nefsani bir iş için değil Eğitim için gerekli olan manevi İstidatları kaabiliyetleri keşfetmek ilmi ledünne bağlıdır. Sa

Bu husun tahkiki lâzımdır (ilmi ledün) kolay bir şey değildir. Doğrudan Hakkın bağışıdır ve Hakk'a aittir kulun bu sahaya dahli yokt 

Böyle bir ilmi ledünnün oluşması neye bağlıdır. Sa

(ilmi ledün) nün oluşması için evvelâ (İlmel yakın) in üç halinin oluşması lâzımdır ki bu da gerçekten bir irfan ehlinin nezaretinde uzun senelerin çalışımıyla ulaşılacak bir haldir. Bundan sonra kişiye Cenâb-ı Hakk bazı hallerde (Ledün ilmi) nden bazı hususları bildirebilir, zaten bir kul daha fazlasını kaldıramaz. (Ledün ilmi) demek Hakk'ın yanındaki Zât-i ilimden kısımlar demektir. Kur'an-ı Kerimde birçok yerde ve hızır (a.s.) hakkında bahsedilir. Ancak bunlar oldukça ileri hallerdir, daha henüz beşeriyyet hukukunu tamamlayamamış bizler gibi insanların, buralara bu lütuflara ulaşması oldukça zordur. Sözünü etmek kolay ancak yaşanması zord 

ayrıca rüya tabiri gibi misali suretlerin işaret ettiği realiteyi bilmek ve ona göre talibi yönlendirmek noktasında bir ilim içinne gibi çalışma yapmak lazımdır. Sa

Bu hususta uzunca bir süre gerçek bir irfan ehlinin nezaretin de, yapacağı çalışmalar ve kıyaslarla ayrıca misal âleminin lügatından da, az da olsa haberdar olması lazım gelmekted 

Yukarıda bahsettiğiniz zuhuratlarınızın yorumlarını ben yapmasam daha iyi olur, belki sizin düşüncelerinize uymayabilir. Belki de bütün sisteminizi yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilirsiniz. O yüzden şimdilik bir şey demiyeyim siz değerlendirdiğiniz ve anladığınız gibi yolunuza devam edersiniz, ama yorum yapılmasında çok ısrar ederseniz onu da yapmaya çalışırım, ancak sonrasında bana darılmayın veya herhangi bir şekilde bunlar yanlıştır demeyin. Çünkü bunlar mühim ve sisteminize dair meselelerd 

NOT= Daha evvelki gönderdiğim maillerde aşağıdaki zuhuratların yorumlarını belirtildiği sebeblerde yapmamış idim, ancak mail-i yeniden değerlendirmeye başladığımdan, bunları da özetle yorumlamaya çalışacağım İnşeallah, ancak daha evvelce de dediğim gibi, bunlar benim yorumlarımdır, kimsenin kabullenme mecburiyeti yoktur, beğenilmeyen yerleri olsa da kimse kusura bakması 

annem ilk tarikate gireceğim zaman istihare yaptı. Şişman Bir bebeğin kucağında İllallah illallah diye zikrettiğini görüyor. Sonra bir istihare yapıyor Tamamlanmış merdiven görüyor. Sa

Annenizin zuhuratı hayırlı olsun ancak üzerinde durulması lâzım gelmektedir. Şişman çocuk bir bakıma hantallığı ifade eder yani biraz sıkıntı ve ağırlığı gösterir. Ayrıca (illâllah) kelimesinin başında olan (lâ ilâhe) söylenmeden bu şekilde ifade edilmesi normal değildir. Ayrıca bu zuhuratı Anneniz gördüğüne göre onun cihetinden de incelenmesi lâzımdır.

Tamamlanmış merdivenin durumu nedir, yerde mi durmaktadır, bir yeremi dayatılmıştır, ve kaç basamaklı merdivendir. Ayrıca tek düz bir merdivenmi, yoksa iki ayaklı merdivenmidir.? Buların durumuna göre değerlendirilmesi lâzımdı 

Şeyhim gıyaben ben verdim çeksin dediği anda derse girdiğimi hissettim. Sa

Bu husus o çağlarda duygusal bir haldir. Hayırlı ols 

17 yaşımda seyri süluke başlamıştı kasım 1994...96 senesinde başlayan sıkıntılarla Dünya hayatından şehvetten soğudum. Sıkıntıdan bahsetmek Rabbimden şikayet etmek olduğu için bahsetmeyeceğim sadece dünyam bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişti. Sa

İnsanın hayatında bazı dönüm noktaları olabilir, hayırlısı olsun sağlık ols 

Çok af buyurun rüyamda Bir Yahudi sünnetçinin benim cinsel organımın yarısını kestiğini gördüm. Sa

Bu zuhuratınız oldukça dikkat çekici ve kusura bakmayın çok olumsuz bir zuhurattır. Ancak bu zuhuratı gördüğünüz devreler kaç yaşlarında olduğunuzu da bilmekte yayar vardır, ama ben gene de genel bir yorum yapmaya çalışayım.

Bahsi geçen zuhuratın mahalli daha evvelce Emmare ve Levvameyi geçmiş Mülhimeye yeni başlamış kişinin bulunduğu sırada görebileceği bir zuhurattır. Tabiî ki buna benzer zuhuratları herkes her zaman görebilir, ister tarikat ehli olsun ister olmasın, ancak tahakkuk mahalleri gerçek dervişler üzerinde geçerlidir, diğerlerinin hiçbir özelliği yoktur.

Şöylece izah etmeye çalışalım, daha evvelce de dediğim gibi, bunlar bizim İrfan mektebi eğitimi içindeki değerlendirmelerdir, başkaları beni ilgilendirmez. Bu yorumlar belki sizi de ilgilendirmez, okur geçersiniz veya hiç okumazsınız ayrı konudur.

Yahudi veya başka tür bir insan, (İnsan-ı nakıs) olarak bilinir ve bu mertebede mutlak öldürülmesi lâzımdır ki böylece (veledi kalb) imize doğduğu zaman, yaşayacak yer mahal açılmış olsun. Bu husus Hızır (a.s.) Öldürdüğü çocuk hadisesiyle ilgilidir. O nun öldürdüğü çocuk, (Veled-i nefs) idi ve büyüdüğü zaman ebeveynini öldürecek idi. Bu yüzden Hızır aleyhisselâm, o veledi nefsi öldürdü ve o aileye yardımcı oldu, çünkü aile kendi güçleri ile o çocuğu öldüremeyeceklerdi. Daha sonra Cenâb-ı Hakk onlara (veled-i kâlb) isminde gönül evlâtlarını verdiki işte büyütüp kemâle erdirecekleride o (Veled-i Kâlb/gönül evlâtları idi.

İşte zahirde olan, hikâye tarzı ile bizlere bildirilen, Âdemiyet başta olmak üzere, bütün Peygamberan hazatının başından geçenler, bir bütün halinde gerçek bir seyrin hikâyesidir. Bunların hepsinin kendi süreleri içinde özetle yaşanması lâzımdır, tasavvuf bir kaç cümle ve kelimeleri ezberleyip tekrar etmek değil, beden/vücut/toprak/hikmet olan bu varlığımızda bunları yaşayarak müşahede etmektir. Daha evvelce de bahsedilgiği gibi. Gerçek dervişliğin ilk şartı.

(âdem-i ma’nânın hayal ve vehim cennetinden, hikmet olan, beden arzına indirilmesidir)

Kişi bu hakikat-i yaşamadığı sürece, gerçek ma’nâda daha henüz Hakk mi’rac yoluna ayak basmış olmaz.

Zahiren belki derviş görünümündedir belki birçok seneleri böyle geçmiştir. Her gün birçok vird de yapmaktadır, ancak bunların hepsi savap kazanmaktan öteye geçmez. Bu da güzeldir ama kişi bu dünyada iken kendini kazanamazsa, yarın hiç kazanamaz, isterse savapları yüzünden cennet ehli olsun, ancak Hakk ehli Ehlullah gerçek Ârif ve “muhakkik” olamaz.

Kişinin cinsel organı hayatının/varlığının en mühim azalarındandır. Ve zahir batın erliğini simgeler. Bu organın yarısının kesilmesi onun iptali demektir. Böylece o kişinin erliğinin de sonu iptali demektir, kişinin bu organı yoksa bunlara “hünsayı müşkile” derler, hayatı çok zor geçer, bu halden sonra, ne kadındır, ne erkektir, yani ne erkeklerle yaşayabilir ne kadınlarla yaşayabilir.

İşte kişi bu hale düşmemesi için, erliğini koruması lâzım gelmektedir hiç mücadele etmeden cinsel organının yarısının kesilmesi, kesen kişiye tabi olmak demektir ki, buda, nefsi emmare ve levvameye tamamen teslim olmak demektir. Kişi isterse kendini çok yükseklerde görsün. Çünkü Erlik ifadesi olan, cinsel organını, kendi içindeki (İnsan-ı nakısa) adeta kendi isteği ile teslim etmiş demektir. Böylece o kişinin artık ne zahir evlâd-ı nede batın (Veled-i kalbi) olamayacaktır. Bilindiği gibi bu tür insanlara halk arasında “hadım” tabir ederler.

Bu zuhuratı bağlı olduğunuz yere anlattınızmı bilmiyorum, anlattınız ise nasıl bir cevap verildi onu da bilemiyorum.

Eğer benim evlâtlarımdan biri böyle bir zuhurat görse idi ki, zaten bu olmayacak bir hadisedir, çünkü buna meydan verilmez, vakti gelince (insan-ı nakıs) ortaya çıkınca, onları kendilerine verilen güç ile, hemen öldürürler, bu yüzden onlara böyle bir muamale yapılması söz konusu değildir. Farzı muhal böyle veya benzeri bir zuhurat gören evlâdımız hakkında, hemen bunun tedbirini alır, Yahudi sünnetçiyi öldürtür ve cinsel organını tekrar yerine ilave ettirirdim. Bu korkunç bir hadisedir, kişinin hem dünyasını hem de ahiretini etkileyecek bir hadisedir.

Çünkü Efendimiz “nasıl yaşadı iseniz öyle ölürsünüz, nasıl öldü iseniz öyle haşrolunursunuz demiştir ahrette bu hallerin tamiri yoktur.

Zuhurat konusu çok mühim bir sahadır, ve aslı gerçek zuhuratlar esma âleminin alt kısmı olan misal âleminden misaller ile gelmektedir.

Bu zuhuratın (Keşfi muhayyel) sınıfından yani yorum lâzım gelenler den olduğu anlaşılıyor. Yorumda özet olarak zaten yapılmış olmaktadır. Kabul veya red zuhuratı gören kişiye aittir. Onlar belki çok daha değişik yorum yapmışlar dır, ancak benim zuhurattan okuduğum bunlardı 

Arada çok rüyalar oldu. Sa Olabil 

rüyalarla adeta seyri sülukumun nerde olduğu gösterildi. Sa

Bu husus ve anlayış güvenilir değildir, hangi zuhuratla hangi yerde olduğunuzun, bir ölçüsü olmalıdır, hayali yorumlarla kişi kendi yerini tayin edemez. Tayin edecek kişinin de bu sahayı çok iyi bilmesi lâzım gelmekted 

Şeyhim Kimseye icazet vermedi hayatında yalnız hayatından en sevdiği 3, 5 talebesine Mekke de özel muhammed yazılı yüzük yaptırmış-tı. Bu yüzük sembol olarak pek çok defa rüyama girdi. aleyhisselatu vesselam. Sa

Bu duygusal bir husustur hayal edildiği için zuhuratınıza girmiştir, kendisi hayatta iken o zaman size niye vermemiş bunu düşündünüzmü?

İcazat vermemesinin sebebi de belki bu yükü yüklenecek birini bulamamış olmasındandı 

zaten çok mükemmel bir eğitimi vardı vefatından sonra benden ve oğlundan başka kimsede ortaya çıkmadı mürşitlik iddiasıyla. Sa

“mürşitlik iddiasıyla.” Sa

Bu nasıl bir iddiadır anlamak mümkün değildir çünkü tamamen bir baş olmak ve mevki sahibi olma iddiasıdır, Tam bir nefsi emmare mantığıdır. Hayal ve vehmin iç bünyede sahiplenme ve kışkırtmasıdır.

oğlu sağolsun bayağı bir müridlerin yükünü üzerine aldı. Olan bazı zuhuratlar ve küçük hadisat neticesinde bende kendi yolumdan gitmeye karar verdim. Sa

“kendi yolum” Sa

Demek, bile büyük bir benliktir. Bu kelâmla kendi başınıza ayrı bir sistem/yol kuracağınızı açık olarak ifade etmiş oluyorsunuz, buda edebe aykırıdır. Ve mesnedi olmayan bir tatbikattır, her yolun kendine göre açık Hilâfet verme resmi sistemleri vardır, bunun dışında herhangi bir şekilde hilâfet davasında bulunursa, o makama en büyük zulmü yapmış olur. Ancak bu tür aslı olmayan Hilâfet davasına kalkanlarında, az olmadığı bilinen bir gerçektir.

Hilâfet almak kolay bir şey değildir, hilâfet verilecek kişinin, evvelâ Mertebe-i âdemiyyeti bilmesi lâzımdır, daha sonra mertebe-i İbrahimiyyeti, daha sonra mertebe-i Museviyyeti. Daha sonra mertebe-i iseviyyet-i daha sonrada Mertebe-i Muhammediyyeyi ve bu hususta yaşanması gereken “Vitriyyet-i ve Ferdiyet” hakikatlerini bilmesi lâzımdır ki sadece bunlarda yetmez.

Bahsi geçen zuhurat hukukunu ve yorumlamasını bilmesi lâzımdır. 

“kendi yolum” Sa… 

Diye ifade edilen husus ise, Kendi yolunu kuracak kişinin ancak (Pir) olması gerekir ki, bu husus çok mühim bir konudur, üzerinde çok durulması lâzımdır, ve büyük bir iddiadır. Hayırlısı ols 

zaten vefatından önce bana bir kısım talebesinin eğitimini tevdi etmişti. 40 yaşıma geldiğimde. Sa

Bu husus ayrı bir konudur. Bir gerçek mürşit kendi yaşadığı sürede, kendine bazı hususlarda yardımcı olsun diye, bazı kişilere bakması için bir görev verebilir, Bu bilinen bir husustur. Benimde böyle görev verdiğim kimseler vardır ancak bunlar kimisi maillerde yardımcı olur, kimisi bazı sözlerin kayda alınmalarında yardımcı, olurlar bu onların bizden sonra halife olacaklarına dair bir işaret değild 

Bu arada şeyhimin vefat ettiği gün 1 sene sonra doktor olacağım bunun benim son eğitim senem olduğu ve bu seneyi stajla geçireceğim bana söylendi. Sa

Bu zuhuratın görüldüğünden şu an üzerinden kaç sene geçmiştir bilmiyorum ama! Herhangi bir doktorluk eğitimi veya psikoloji eğitimi alıp gerçekten bu sahada bir çalışmanız oldumu? “Stajla” ilgili olarak.

Gerçekten safiyetle tarafsız düşünün, bu vicdani hale nefsiniz taraf olursa, o size her türlü hile ile bahsettiğiniz bu durumu tasdik ettirmeye çalışır. Ölçünüz vicdan ve aklı selim olmalı nefs, değil.

Yukarıdaki ifadelerden bu zuhuratın tamamen (Hayali mücerret) sınıfından olduğu açık olarak görülmektedir. Bu zuhuratın bir mesnedi yoktur. Sadece oyalama ve yanlış yönlendirmed 

3, 4 ay sonra efendimle rüyada buluştuk.

efendim dedim bana icazet vermeyecekmisiniz. Sa

“bana icazet vermeyecekmisiniz.” Sa

Bu talep aslında tam bir benlik, haddi aşmak ve nezaketi ilâhiyyeye ters hareket etmektir. Bu tür görevler istenmez, istenemez. Ancak verilmesi için de şartı hilâfet verecek kişinin tam bir Ehli Sünnet, ehli kemâl ve ehli hal olması lâzımdır. Aksi halde ne verilenin bir hükmü vardır ve ne de alanın bir hükmü vardı 

buyurdular ki evladım sen zaten 17 yaşından beri bizim yanımızdasın. bu işlere 25 yaşından sonra giren fazla bir şey alamaz. Sa (25) Yaşından daha büyük yaşlarda da gerçek bir eğitim alan kişilerin zaman içinde ne kadar büyük irfan ehilleri olduğu bilinen bir gerçekt 

“25 yaşından sonra giren fazla bir şey alamaz. “ Sa

Bu cümle olumlu bir cümle değild 

vereceğim buyurdular..ne zaman dedim.şimdi dedi..o vakit gözüm kapandı.

ve sol elime yuvarlak dairesel arapça yazıyla mühür vurdu. mühür soğuk damgaydı.

avucumun içinde hissettim baktığımda hatırladığım o arapça yazı içinde Muhammed aleyhisselatu vesselamın ismi gördüğümdü.

sevinçten elimdeki mührü kardeşime gösterirken uyandım.

o kadar gerçekti ki uyurken bile soğuk damga basımının ağrsını adeta elimde hissediyordum.

uyandığımda avucumun içine baktım bir süre... Sa

Bu zuhurat güvenilir bir zuhurat değildir, içinizdeki şiddetli hilâfet arzusunun hayalen doruğa çıktığı anlaşılıyor. Zahiren sureta haktanmış gibi kurgulanan bu zuhuratın, açık verdiği yer mührün sol ele vurulmuş olmasıdır. Sol “eshab-ı şimal” yani din dışı ne varsa hepsinin toplu ifadesidir. Eğer bu zuhuratı gerçek olarak kabul edersek “ehli şimale” ve onların temsilciliğine hilâfet verilmiş olur, bunu kabul edebilirseniz, buyurun bu hilâfet sizin olsun. Çünkü Hakikat-i muhammedinin batını bütün âlemi kuşatmıştır, ancak şeriatı muhammediyye olarak bu hüküm zahiren geçerlidir. Bu halin mertebesi “eshabı yemin” olan mührün sağ ele vurulması lâzım gelmekted 

Birkaç ay sonra Efendimi gördüm.

ayaklarını öptüm hayatı boyunca kendisine bu şekilde tevazu edilmesine izin vermezdi. Sa

Bunlar duygusal hellerdir. Zahiren yasaktır. Ancak hakikat-i itibari ile bir kimse gerçek ma’nâ da “Fenâfillâh” ve sonradan “baka billâh” hakikat-i ile kendinde Hakk’ın gerçekten Hakk yönü ile (nefs yönü ile değil) İrfani tecellilisi var ise oraya gönülden secde edilir ancak kişi bu mertebelerden geçmemiş te, sadece lâfını yaparak geçtiğini zannetmişse, işte oraya yapılan secde, gerçekten putperestlik secdesi olur ve şirkin en büyüğüdür. Affı asla yoktur. Bu husus çok hassas bir konud 

sonra bu icazet meselesini tekrar açtım. Sa

Bu konu hakkında icazet “meselesini” tekrar, tekrar dile getirmeniz, evvelâ bu konuda mutmain olmadığınızı gösteriyor, ikincisi bu hale çok istekli olduğunuzu, gösteriyor, bu konu da adeta zorlamaya gittiğinizde gözüküyor, ayrıca bu konuda yazdıklarınızdan da anlaşıldığı üzere daha henüz böyle bir vazifeyi, gerçek anlamda yüklenemeyeceğinizide gösteriyor.

Yazdıklarınız bildirdiğiniz kadarı ile, gerçek bir eğitiminizin de olmadığı İrfaniyete değil, hayele dayanan bir hayat anlayışınızın olduğu açık olarak görülüyor.

Ben beklerdim ki, bu meseleler hakkında fikir yörütme yerine ilmi bir konunun sorulması idi.

Ayrıca ve oldukça mühim olan bir konu da, bunları benimle istişare edip tasdik ettirme yönünde bir ümidiniz ve iç beklentiniz olduğu da açık olarak hissedilmektedir.

Son olarak diyeceğim şey, benim söylediklerimi isterseniz hiç kale bile almayın, benimle hiç görüşmemiş olun. Ve eski düzeninize devam edin.

Veya bütün bu mes’uliyetli işleri bırakın sadece Sünneti seniyye üzere, iddiasız güzel sade ve saf bir Müslüman olarak hayatınızı sürdürün. Bu halki, Hakkın Tayin ettiği “Halife-i şahsiyye” mertebesidir, kulun verdiği bin halifelikten daha değerlidir. Yeterki Rabbimiz bize “kulum” desin, bundan büyük paye olmaz ve ayrıca kişi sadece kendi sorumluluğu iledir, bunu yerine getirebilirse, ne mutludur. Diğer başkalarının dünya ahret mes’uliyetlerinin alınması ise yanlış yapıldığında ahrette altından kalkılabilecek bir sorumluluk değild 

ben konuşurken onun sol burnunda bir kağıt gördüm hatırlarsınız eskiden ekmeklerin üzerinde küçük dikdörtgen kağıtlar vardı. sol burnundan Öyle küçük bir kağıt çıkardım. Sa

Bu zuhuratta görüldüğü gibi sol kaynaklıdır ve beynin içinde temizlenmesi lâzım gelen yerlerin olduğu anlaşılmaktadı 

hocam başınızı ağrıtıp beni okuma zahmetine sizi müptela kıldığım için kusurumuzu affedin. Sa

Evet daha evvelkiler ile birlikte cevaplamak için gerçekten harcadığım (6-7- gündür daha sonrakiler ile 1 aya yaklaştı) sıkıntılı ve baş ağrısı ile geçti, bazen yazmayı cevaplamayı bırakmayı da düşündüm, ancak bir işi yarım bırakmak adetim değildir, bazı zararlarımda olsa başladığım işimi herhangi bir çaresizlik olmadığı müddetçe bitirmeye çalışırım. Bu dosyada öyle oldu çok kısıtlı olan zamanımın evvelki yazışmalarla birlikte gerçekten çok kıymetli olan (67) günümü, “daha sonrakiler ile 1 aya yaklaştı” böylece harcamış oldum, bu dosyanın yerine aynı sayfalar kadar sıra bekleyen kitabımı ilerletirdim ama ne yapalım buda Hakk’tan bir tecelli idi.

Helâli hoş olsun canınız sağ olsun, inşeallah yazdıklarımdan incinmemişinizdir. Kabul edip etmemek sizin bileceğiniz işt 

Selam ve muhabbetle kalınız. Rabbim size ve ailenize sağlık sıhhat afiyet versin. Sa

Aleyküm selâm bilmukabe 

Hürmetlerimi sunarım.

Eb… Sa… Nu….

Sağ olun eksik olmayın Sa… kardeş 

NOT= Gene burada faydalı olur düşüncesi ile (81/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli kitabımı göndereyim, Tecelli zuhur ilham ve benzeri isimlerle, kişiye gelebilecek olan düşünce ve duyguların, asıllarının, hayallerinden nasıl ayrılabileceğinin ölçülerini vermektedir, inşeallah vakit bulur okuyabilirseniz, belki biraz olsun bu sahada faydalı olabil 

Eb… Sa… Nu…. (20 Mart 2017) tarihinde yazdı

Terzi Baba cevapladı.

Ek alanı

(81/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları)

Böylece epey uğraşıp yorulduktan sonra hiç olmazsa emeklerim bu yönü ile boşa çıkmayıp kitap dosyalarımın arasına (112) no ile bir yenisi daha girmiş oldu. Bu da bir kazançtır. T.B.

(D0sya-87-sayfa-32-)

Selamun aleykum

Eb… Sa… Nu…. (22 Mart 2017)

Selamun aleykum

Kıymetli hocam evvela kıymetli vaktinizi ayırdığınız için size teşekkürlerimi bildiririm.

Ve zuhuratları yorumlamama noktasındaki kararınızın da hayırlı olduğunu hissediyorum.

Ancak bu abdi aczin bir huyu vardır çok iyi bildiği konuları bile tekrar dinler okur her ne kadar dinlediği okuduğu eskiyse de insan yenilenmektedir o günkü idrak ile algılamadığı hakikatı sonra farklı bir bilinç düzeyiyle algılayabilir. Bazen beş saatlik bir eğitimi tek bir şey öğrenmek için dinlerim. ve hakikaten bir tek şey öğrenirim. O da bana fayda sağlar.

Ve size sorum şu: Bu sırf öğrenmek ve insanları yanlış yönlendirmemek ilim öğrenmek için soruyorum. Zira bu işlerde bize gelen rüyalarda oluyor.

Yazınızdan Zuhuratlarımızın veya rüyamızın vehim veya hayal kaynaklı olduğu hükmü ağır basıyor gibi anladım, bu hüküm keşfinize mi dayanıyor, yoksa bizim yazımızdan elde ettiğiniz manevi konumumuz hakkındaki öngörüye mi.?

zuhuratları hiç yorumlamadan sadece bu tezin temelini öğrensem bende kendi nefsime ve insanlara yaklaşımımda bir şey öğrenirim. ve bu konuda açık olursanız faydaya vesile olacağınız hiç şüpheniz olmasın.

Zira tasavvuf dendiğinde nefsi levvameden başlar nefsi levvame ise kişinin eleştiriye açık olması demektir. Bu mertebeyi inşallah geçmişizdir veya orda olsak bile bunu rahatlıkla kabul edebilmemiz gerekir...O noktada rahat olun. Benim yazılarımdan benim hakkımda ne anladınız.

Bu anlayışınız keşfe dayalı mı yoksa tecrübi mi.. Hükmünüzdeki istinad noktası nedir..

Biz müminler birbirimize ayna olmalıyız.

Siz gibi abilerimiz büyüklerimizin tecrübelerine değer vermesek sadece kendimizi değerli görsek zaten yazışmakla vakit geçirmeyiz.

Ayrıca:

En son mailimde yazdığım ikiz zuhuratını gören kardeş tasavvuf içinde uzun süredir terbiye gören kıymetli takvalı biridir. Gördüğü şahıs da Salihlerden şu anda Türkiye’de yaşayan velilerden birisidir.

Şimdiden teşekkür ederim

(D0sya-87-sayfa-32-)

Eb… Sa… Nu…. (22 Mart 2017)

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Aleyküm selâm Eb…. Sa…. Kaderşim

Rüya üzerine bir tanışma talebi, ve iyi bir niyet ile başlayan yazışmalar gönderdiğiniz son mail ilede devam etmektedir. Şahsıma gösterdiğiniz iyi niyet ve güveniniz içinde teşekkür ederim.

Ben/Fakir, çalışmalarımızı irfan mektebi anlayışı ve disiplini içerisinde sürdürmeye çalışıyorum. Bu sistemimizin kendine göre özellikleri vardır ve benim ölçülerim, Başta Kur’an ve Hadisler olmak üzere, İrfan ehlinin kabul ettiği tevhid-i İlâh-i ölçüleri içindedir. Bunun ilk şartı da başta sünneti seniyye olmak üzeri bütün meratibi ilâhiyyeyi kendi mertebeleri üzere koruyup tatbik etmekten geçmektedir.

“Tasavvuf” diye belirtilen sahaya ne yazık ki, bu kadar senelik yaşantım içerisinde çok büyük yanlışların, hayal ve vehmin girdiğini üzülerek gördüm. Bu yanlışlıklar saymakla bitmez, ancak ben bunların ne yargıcıyım ne de uyarıcısıyım. Herkes kendinden mes’uldür.

Bu hususta (Nusret Babam) “soran yokki söyliyeyim” derdi. Bu anlayış içerisinde bende kimsenin itikadına karışmam, ancak bazen sizin gibi bazı sorular içerisinde istişare yapmak isteyenler olursa bende kendilerine bildiğim bir şey ise cevaplamaya çalışırım bilmediğim bir şey ise bana da bir yol açılmış olur onu araştırım bende yeni bir şey daha öğrenmiş olurum, çünkü öğrenmenin sonu yoktur, ve kişinin yaşı kaç olursa olsun, doğru bildiğinin hocası bilmediğinin talebesidir. Ben kendi yönümden hayata böyle bakarım.

Şimdi, her gurubun aldığı eğitimi neticesinde kendilerine göre hayata, tasavvufa baktığı bir görüş pencereleri vardır. Bu görüşler bazen birbirlerine tam zıt olarakta zuhur etmektedir bazısının kara dediğine bazısının ak dediği görülmektedir. Bunların hangileri haklıdır bunun kıyasını yapacak değilim, ancak kesin ölçü “sünneti seniyyeye” uymaktır bunun dışında ne şeriat olur nede tarikat.

İrfan ehli şöyle demiştir.

“Bir şeriatki, tarikat-ı yoksa atıldır.

Bir tarikatki, şeriatı yoksa batıldır.” Hiç yanına sokulma.

Böyle bir tarikat mensubu olmaktansa kişinin kendi aklı ile zahirende olsa “sünneti seniyyeye” uyup kendi safiyeti içinde hayatını sürdürmesi yanlış bir yola girip şeriatından da olmasından daha evlâdır.

Bizde derizki.

“Bir tarikatki, Hakikati yoksa atıldır,

Bir hakikatki, ma’rifeti yoksa oda atıldır.

Sevgili Sa… kardeşim yukarıda özetle bahsettiğim hususlar anlayışı içerisinde, gönderdiğiniz yazılarınızda sorduğunuz istişarelerinize vereceğim cevaplarda farkında iseniz ihtiyatlı hareket etmeye ve sizi gereksiz yere üzmemek ve aklınızı karıştırmamak için bizim yolumuza göre olan yorumlarını yapmak istememiş sizin kararınıza bırakmıştım.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak cevaplanmasını istediğiniz sorularınızı ben kendi anlayış ve sistemimiz içinde değerlendirmeye çalışacağım, ancak her hangi bir art niyetimin olamayacağına herhalde kanaatiniz vardır.

Sizin hayat bakışınıza sistem ve anlayışınıza göre bana gönderdiğiniz yazılarınızın ve zuhurat tevillerinizin hepsi size göre dosdoğru tastamam olabilir ona ben bir şey demem ve karışmam da, ancak bazı ısrarlı soru ve zuhuratlarınızı da kendi sistemimizin anlayışı içerisinde yorumlamak durumundayım. Bu yüzden evvelâ yapılacak yorumlarda sizlere ters gelecek bazı ifadeler olursa bana darılmayın, gayem kimseyi üzmek değil ancak sorulanlara cevap vermeye çalışarak nasa yardımcı olaya çalışmaya gayret ediyorum.

Ayrıca bunlara ayıracak vaktimde hiç yoktur ben sadece kendi yoldaşlarımın/salikler, zuhurat ve düşüncelerindeki kontrollarını yapmaya vakit bulmaya çalışıyorum bu yaşımda günde yaklaşık bilgisayar başında gerek yazışmalar ve gerek kitapların devamı için (10/12) saat çalışmam vardır.

Sizin gerçekten samimi bir taleple yazdığınız yazılarınıza vereceğim cevaplar yüzünden incinmenizi istemem zaten benim hiçbir zaman başkalarını incitme gibi bir anlayışım olamaz.

Bu anlayış içinde yapmaya çalışacağım yorumlamalar daha evvelde bahsettiğim gibi bana aittir başka kimsenin kabullenmesi gibi bir zorunluluğu yoktur. Sizce, sizde size göre bazı yanlışlıklar görürseniz, yazıların hepsini siler atar unutur gidersiniz. Bende harcadığım bu zamanlarım için helâl olsun sağlık olsun der geçerim.

Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizde kolaylıklar nasib etsin İnşeallah.

Bu ön girişten sonra, son gönderdiğiniz mailden başlayarak diğerlerine de geçmeye çalışalım. Konuları kendi satırlarının aynı maildeki yerlerinin altlarına koyu yazı ile yazmaya çalışacağım ki mevzu kendi sorusu altında ki cevabı böylece kolay bulunsun. Bu yüzdende bir mail bu yazışmaların tamamını almayacağı için ayrı bir dosya hazırladım, umarım faydalı olur.

Vacibul Vücut hazretleri bu ilâhi vücutta hepimize verdiği izafi vücutlar içerisinde kolaylıklar nasip etsin İnşeallah.

Bu girişten sonra bu mailde ve diğer maillerde gönderdiğiniz sorularınızı özetlerle cevaplamaya çalışalım. T.B

Selamun aleykum

Eb… Sa… Nu…. (22 Mart 2017)

Selamun aleykum

“Aleyküm selâm Sa… kardeşim” T.B. 

Kıymetli hocam evvela kıymetli vaktinizi ayırdığınız için size teşekkürlerimi bildiririm. Sa

“Sağ olasınız bende, ben fakire değer verdiğiniz için teşekkür ederim.” T.B. 

Ve zuhuratları yorumlamama noktasındaki kararınızın da hayırlı olduğunu hissediyorum. Sa

“Bu husus oluşabilecek bir yanlış anlaşılmayı önleyebilmek için ihtiyati bir tedbirdir.” T.B. 

Ancak bu abdi aczin bir huyu vardır çok iyi bildiği konuları bile tekrar dinler okur her ne kadar dinlediği okuduğu eskiyse de insan yenilenmektedir o günkü idrak ile algılamadığı hakikatı sonra farklı bir bilinç düzeyiyle algılayabilir. Bazen beş saatlik bir eğitimi tek bir şey öğrenmek için dinlerim. ve hakikaten bir tek şey öğrenirim. O da bana fayda sağlar. Sa

“Bu düşünceleriniz isabetlidir ilmin sonu yoktur” T.B. 

Ve size sorum şu: bu sırf öğrenmek ve insanları yanlış yönlendirmemek ilim öğrenmek için soruyorum. zira bu işlerde bize gelen rüyalarda oluyor. Sa

“Gene bu husus tasavvuf eğitiminde çok mühim bir husustur. Kişinin eğitimi iki yönden takip edilir birisi zuhuratlarının kontrolü ile diğeri de yaşadığı halleri ve idrakindeki değişimler iledir. Ancak zuhurat yorumlaması çok hassas bir iştir yanlış yorumlar bazen kişiyi gereksiz üzüntüye bazen de hakkı olmayan gereksiz sevince götürür her ikisi de hüsrandır.

Zuhuratlar saha olarak üçe ayrılar. Birincisi “keşfi mücerret”tir çok enderdir görüldüğü gibi çıkar Peygamberan hazaratın da bazen çok büyük evliyayı kiram da vaki olur. İkincisi “Keşfi muhayyel” olanlardır buda iki kısımdır ilk başlarda olan salikler için diğeri de gelişmiş salikler ve kemalde olanlar içindir. Kıyas iledir ve duyuşat ile te’vil edilir ancak esma âleminin kısmen de olsa lügatının ma’nâ değerlerinin bilinmesi lâzımdır çünkü bu tür zuhuratlar esma misal âleminden oranın kurgusuna göre gelir. Ve ancak bu bilgileri bilen birinin yorumu daha isabetli olur. Üçüncüsü ise “Hayali mücerret” olan yani sırf hayal olan ve kaynağı nefs olan zuhuratlardır ki, hakikatle hiç ilgileri yoktur. Bu saha üç harflilerin istismarına çok açıktır. Saha çok kaygandır.

Bu yüzden zuhurat yorumlamanın ilk şartlarından biri zuhuratı görenin, yorum yapacak kimse tarafından iç ve dış her hali ile tanıması, hakkında bilgisi olması gereklidir.” T.B. 

Yazınızdan Zuhuratlarımızın veya rüyamızın vehm veya hayal kaynaklı olduğu hükmü ağır basıyor gibi anladım, bu hüküm keşfinize mi dayanıyor yoksa bizim yazımızdan elde ettiğiniz manevi konumumuz hakkındaki öngörüye mi.? Sa

“Yukarıdaki değerlendirmenizi şöyle cevaplayabilirim. Aşağıya doğru yazılarınızı cevaplandırdıkça, daha evvel gönderdiğiniz zuhuratları, sıraları gelince cevaplamaya çalışacağım, genel kanı olarak tarafınızdan bunların bize göre uygun olmayan bir şekilde değerlendirildiği yönündedir. Bu hususun keşifle bir ilgisi yoktur ancak tecrübeler ve ilmi birikimler bunları söylüyor.” T.B. 

zuhuratları hiç yorumlamadan sadece bu tezin temelini öğrensem bende kendi nefsime ve insanlara yaklaşımımda bir şey öğrenirim. ve bu konuda açık olursanız faydaya vesile olacağınız hiç şüpheniz olmasın. Sa

“Zuhurat tevili ve yorumu herhangi bir sabit kıyas ile olacak ve öğrenilecek bir iş değildir, uzun seneler ehlinin yanında tecrübelerle ve çok çalışmakla, ayrıca bir ilâhi lütufla olacak bir şeydir. (iki/iki/daha/dört eder) hükmü gibi bir kıyası yoktur her bir fert ayrı bir dünyadır her ayrı dünyanın yaşantısı başkadır. Aynı zuhuratı on kişi görse hepsinin genelde ayrı yorumu kendi yaşantılarına göre ayrı olur, bu husus geniş bir sahadır.” T.B. 

“Zira tasavvuf dendiğinde nefsi levvameden başlar nefsi levvame ise kişinin eleştiriye açık olması demektir.” Sa

“Bize göre ve genel tarikatlere göre de Tarikat seyri “nefsi emmare”den başlar oradan “nefsi levvameye” oradan da “nefsi mülhimeye” ve sırasıyla daha ileriye doğru yol alınır. Ehlullahtan birine nefsi emmareden nasıl geçilir, diye sorulduğunda o da! Evlât evvele nefsi emmareye nasıl gelinir diye sorsan daha isabetli olur demiş. Çünkü daha henüz gelinmemiş olan bir yerden geçmek zaten mümkün olmaz. Bu şu demektir kişinin evvelâ kendine dönüp hareket noktasını bulması lâzım dır ki, orasıda nefsi emmare” sahasıdır bu sahayı tesbit ettikten sonra ancak oradan geçmek mümkün olur.

Oraya gelmenin tarifi ise. “Hayal ve vehim cennetinden Âdem-i ma’nâ nın yer yüzü beden arzına indirilmesidir.” T.B. 

Bu mertebeyi inşallah geçmişizdir veya orda olsak bile bunu rahatlıkla kabul edebilmemiz gerekir...O noktada rahat olun.benim yazılarımdan benim hakkımda ne anladınız. Sa

NOT= Bu bölümün altına yukarıda bahsettiğiniz levvame hakkında (14/İrfan Mektebi) kitabımızın ikinci bölümü olan (Nefsi levvame) kısmı aktarılmıştır oraya bakabilirsin 

“sizin yazılarınızdan, kusura bakmayın tenkid manasına söylemiyorum, bulunduğunuz yerde daha henüz mutmain olmadığınız ve iç şüphelerinizin sizi rahatsız ettiğini anlıyorum, sizce yanlış olabilir. Ayrı konu sorduğunuz için kısaca ifade ettim.” T.B. 

bu anlayışınız keşfe dayalı mı yoksa tecrübi mi..hükmünüzdeki istinad noktası nedir.. Sa

“Tasavvufta bir keşif sözcüğü vardır, ancak bu çok değişik şekilde algılanır, siz bundan neyi kastedersiniz bilemem, ancak keşfin en büyüğü, kişinin evvelâ kendi varlığını keşfetmesi, ben kimim sorusuna cevap bulabilmesidir, bunun dışındakiler birer tariften öte gitmez.” T.B.

“Ben kimsenin hakkında bir hüküm vermem çünkü zaten beni ilgilendirmez ve hükmü verecek zamanım da yoktur sorduğunuz için ifade etmeye çalışayım. Bu sahada çok kişilerle tanıştım, bunlardan edindiğim tecrübeler ve irfani bilgiler ile, bazı kıyaslar yapma imkânım oluyor, tabii bunlar sadece kendime ait hallerdir, kimseyi bağlamaz, kişi kendi hakkında kendi değerlendirmesini yapmak’ta, kendi hakkıdır.” T.B. 

Biz müminler birbirimize ayna olmalıyız. Sa

“İnşeallah öyledir ve öyle olur” T.B. 

siz gibi abilerimiz büyüklerimizin tecrübelerine değer vermesek sadece kendimizi değerli görsek zaten yazışmakla vakit geçirmeyiz. Sa

“İyi düşünceleriniz için sağ olasınız.” T.B. selam ve muhabbetle kalınız. Şimdiden teşekkür ederim. Sa “Sağ olun bende teşekkür ederim.” T.B. (14/İrfan mektebi, ikinci bölüm nefsi levvame) 

İKİNCİ BÖLÜM

“NEFS-İ LEVVÂME” Levm etmek; çekiştirmek, zemmetmek, paylamak, serzeniş telâşlânmak, pişmanlık duymak, anlamında dır. Zikri: “YA ALLAH” tır. İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir. Kûr’ân-ı Keriym, Enbiya Sûresi, (21/87) Âyetinde bu mevzua işaret vardır.   “Fenâdâ fizzûlümâti en lâilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.” Meâlen; “ Karanlıklar içinde “senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben zalimlerden oldum,” diye niyaz etmişti”. Hâli: Bu mertebenin haliyle hallenmeye çalışmaktır.

Kûr’ân-ı Keriym; Kıyâmet Sûresi; (75/1-2) Âyetinde bu hâle işaret vardır.





“Lâ uksimü bi yevmil kıyâmeti. (1) “

“Ve lâ uksimü binnefsillevvameti. (2)”

Meâlen: “ Kıyâmet gününe ve pişmanlık çeken nefse yemin ederim. “

Yaşantısı: Nefs-i levvâmenin biri emmâreye, diğeri de mülhimeye bakan iki yüzü vardır. Ehli hayvandır. Davul önünde oynar, kürsi dibinde ağlar. Kendini beğenmiş olup, şer kaynağıdır, ham sofudur.

Nefs-i levvâmenin belirgin ahlâk ve sıfatları; “ cehalet, hamlık, kızgınlık, gıybet, levm, çok yemek, ve seks” dir.

(HAVF ve RECA) (korku ve ümit) arasında yaşar.

Bu mertebeden kurtulup yükselmenin anahtarı, (yâ ALLAH) ( c.c.) ismi Celâli dir. Mürşidinin sâlik’e yapmış olduğu bu telkinle zikre başlar, nûrunu, sırrını ve halini müşahede edinceye kadar çalışmalarına devam eder.

Rengi: Kızıldır. Mürşidinin himmeti irşadıdır.

Şeriat mertebesidir.

Bu hususta kısa bilgi sunmağa çalışalım.

Bu dünya âleminde bulûğa eren ve (nefs-i emmâre) tesirinde olan kimse, yukarı da bahsedilen biçimde çalışmalarını sürdürdükçe yavaş, yavaş manen güçlenmeğe başlar.

Nefs-i Emmâre’de kendine hakim olamayan yapmış olduğu her işte, “oh olsun, ne iyi yaptım,” diyen ve pişmanlık duymayan kişi, (nefs-i levvâme) ye ulaşınca, az da olsa şuurlanmaya ve pişmanlık duymaya başlar.

Yaptığı düşük işleri her ne kadar henüz daha durduramaz ise de, ancak yanlışlıklarının farkına varır. Kendi kendine pişman olur.

Bir daha yapmamaya gayret eder. Böyle böyle irâdi güç toplamaya başlar. Eski hareketler firenlendikçe kötülükler azalır ve artık yapılmaz hale gelir.

Kişi yavaş yavaş üzerindeki (emmâre nefs-in) hakimiyetinden kurtulmaya başlar.

Ancak burada yine tehlike vardır. Çünkü (nefs-i levvâme) bir yüzden içeriye, yani

(nefs-i mülhime) mertebesine bakıyor ise de bir yüzden de eski mertebesi olan dışa dönük (nefs-i emmâre) ye bakar. Himmetini yüceltirse içeriye doğru ilerler. Eğer eksiltirse dışarıya doğru gidip eski haline döner.

Her ne kadar bu mertebe dıştan ikinci daire ise de aslında çok mühim bir mertebedir. Balığın karnında karanlıklar içinde kalan ve oradan çıkmağa çalışan Yunus (a.s.)gibi niyaz eder ve içinde bulunduğu (nefs) mertebesinin karanlığından kurtulup, zikr’in nûru ve sohbetin feyzi ile aydınlanmağa çalışır.

Âyet’te; “Kıyâmet gününe ve pişmanlık çeken nefs’e yemin ederim,” diye buyuran Cenâb-ı Hak, acaba kıyâmet ile nefs-i levvâme yi niçin birlikte zikretmiştir? Demek ki;

Hakk Teâlâ Hz. “nefs-i levvâme”ye o kadar çok değer veriyor ve bizim dikkatimizi çok açık olarak bu istikamete çekmek istiyordur. Birimsel kişiliğinin gelişmesi için bu mertebe de yüzünü (nefs-i mülhime)ye çeviren kimsenin oraya ulaştığında, (nefs-i levvâme) si nin kıyâmeti kopmuş olur. Böylece onun ahlâkından kurtulur, kendine ve Hakk’a doğru bir daire daha yaklaşmış olur. Yukarıda bahsedilen Âyet-i Kerime de, Yunus (a.s.) hayatından bir bölüm kısaca anlatılmaktadır.

Lâkabı Zünnun ( Nun sahibi ) olan Yunus peygamber, uzun nasihatler ve vaazlar neticesinde ıslah olmayan kavminden ümidini keserek bireysel akl-ı ile hareket ederek bulunduğu kasabasından hicret etmeğe karar vererek yola çıkar. Nihayet bir suyun başına geldiğinde, karşıya geçmek üzere bir gemiye biner, fakat bütün şartlar yerinde olduğu halde gemi hareket etmez.

Bunun üzerine kaptan gemide bir günahkâr olduğuna ve bu yüzden geminin hareket edemediğine karar vererek, bunu ilân ettirir. Bu hadise üzerine, gemiden suya atlayan Yunus (a.s.) mı yutan yunus balığı, onu midesinde bir müddet dolaştırdıktan sonra sahilde bir kenara çıkarır.

Balığın midesinde; karanlıklar içerisinden, (lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.) Duasını okuyarak, Rabb’ı nın affına mazhar olur.

Bu hadise bizlere Hakk yolunda çok büyük tecrübeler kazandırmaktadır.

Evvelâ bir kimsenin aldığı görevini kendi aklına göre karar vererek bırakmaması gerektiğini.

Dara düştüğünde Rabb’na sığınmayı.

Her zaman Rabb’ı ndan ümit var olmayı.

Başına gelen hadiselerden ibret almayı.

Kendini eleştirmeyi ve varsa, yapılan yanlışlıklardan pişmanlık (levm) duymayı.

Ahdine vefayı ve daha bir çok ibretleri bildirmektedir.

Yunus (a.s.) balığın midesinde iken üç karanlık içerisinde idi.

Biri kendi varlığında mevcud!

(1) Nefs-i levvâme karanlığı:

(2) Balığın midesindeki karanlık:

(3) Suyun içinin karanlığı:

İşte bir Hakk yolcusu sâlik de, başlarda bu üç karanlık içerisinde dir de, farkın da

bile değildir. Ayrıca yaşayan her insân da, bilsin bilmesin, fikren ve fiziken dahi bu hüküm içindedir. İnsân-ı insân yapan kendinde ki ilâhi akıl ve bilinçtir.

Bu akıl, nefs-i benliği tarafından kaplandığında birinci karanlık içerisinde dir. Vücûd varlığı da bunları kapladığından ikinci karanlık içerisindedir. Vücûd varlığını da nasıl ki; suyun, içindekilerini kapladığı-sardığı gibi, oksijen deryası kaplayıp sarmaktadır. Bu da üç üncü karanlıktır.

İşte bu karanlıklardan kurtulmak için, (Zünnun) lâkab-ı nı faaliyyete geçirmek gerekecektir. ( ) “zü” sahip () “nûn” Nûr-u İlâhi ve kudret nun-u dur. Nun nûr’a dönüşünce kudret, ortaya çıkar. Melâike-i kiram nûrdan dır ve Hakk’ın bütün ilâhi kudret ve sıfatlarıyla her mahalde faaliyettedirler, ulaşamadıkları hiçbir zerre ve mahal toktur.

Genelde yaşadığımız hayat dahi Zünnun’un hayatından başka bir şey değildir.

Hava dediğimiz (oksijen) deryası her tarafımızı istilâ etmiş lâtif bir denizdir. Vücud varlığımız yunus balığıdır, aklımız olan gerçek kimliğimiz ise o balığın karnında yani (batn-ı n da) batının da dır, ve sadece bedenler yaşanan hayatlar aynen bu üç karanlık hükmünde dir. Tek fark bizim dikey, balıkların yatay geziyor olmalarıdır.

Bu halde iken bireysel dini görevlerini ihmal edip onlardan uzaklaşarak hakikat-i ilâhiyyeden hicret etmek, aynen Yunus (a.s.) mın o günkü haline düşmek olur ki; nefis balığı her birerlerimizi hemen yutarak kendine yem yapar ve bir ömür boyu beden balığımızın içinde onunla birlikte, o nun esiri olarak yaşar gideriz de haberimiz bile olmaz.

İşin aslı ise nefs yunusumuz’un içinden çıkıp o na hakim olup eğitmekle bir çok yararlı işlerde kullanıp ondan istifade etmeyi öğrenmek bizlere çok şey kazandıracaktır.

İşte, Cenâb-ı Hakk bu hakikatleri bizlere Kûr’ân-ı Keriyminde (Zünnun) Yunus (a.s.) mın hayatından küçük bir bölüm halinde hikâye ederek habibinin lisanından bizlere ulaştırarak lütfetmiştir.

Faydalı olur düşüncesiyle, yeri gelmişken bu hadise hakkında küçük bir hatıramı da ilâve edeyim.

Sayın; muhterem hocam, Ahmed Elitaş ile tefsir derslerimizi okurken Yunus (a.s.) mın bu faslına gelince, kendinin Kûr’ân-ı Azimüşşandan daha evvelce derlediği (10) soruyu sormuştu, onlardan bir tanesi de; (tabutuyla gezen kişi kimdir?) idi, az sonra sorusunu yine kendisi cevaplayarak, “dünya da tabutuyla gezen tek kişi Yunus (a.s.) dır,” diyerek ilâve etmişti. ALLAH (c.c.) lühü razı olsun.

Kıyâmet kelimesi genel anlamda dünyanın sonu, kıyametin kopması diye ifade edilirken, özel anlamda ise (KIYAM-ET) yani ayağa kalk anlamında dır. Ayağa kalkmak ise, iki türlüdür. Biri fiziki mânâ da, yatmak veya oturmaktan kalkmak, diğeri ise akıl ve şuurda ayağa kalkmak, yani şuurlanmak, gafletten uyanıklığa yönelmektir.

İşte bu durum da olan kimse, eski yaptıklarından pişmanlıklar duyarak kendini levm etmesi ile aklî mahiyette kıyam, etmektedir. Böylece nefsinin hükmünde olan akl-ı cüz’ün den, akl-ı külle doğru yola çıkması o mertebenin gerçek kıyâm-et’ i dir.

Böylece beklenen genel kıyâmet gelmeden, kendi bireysel kıyâm-et’i ni koparmış ve vaktiyle hesabını, kitabını da görmüş olur.

Âhirette ise belki insânların çoğu kendilerini levm edeceklerdir. Günahkârlar, günahlarından pişman olacakları için, iyiler ise neden daha iyi olamadıklarından pişman olup kendilerini levm edeceklerdir.

Bu ve benzeri hallerden bizleri vaktiyle uyaran Cenâb-ı Hakk, Kıyâmet Sûresi 1-2 Âyetlerinde ki; ikazlarıyla başımıza gelebilecek olumsuz hadiselerden bizleri yemin ederek korumağa çalışmaktadır. Bu çalışmalar sonun da idrak yükselmesi yolunda bir merhale daha aşılmış olur. ALLAH (c.c.) seyr halinde olanlara gayret ve kuvvet versin

Bu mertebenin zikri olan (YA ALLAH) esmâsı verilen sayıda çekildikten sonra yukarıda belirtilen idrâki ve hâli ni ifade eden Âyetlerin en az (33) üçer def’a çekilmesi bu mertebenin daha iyi yaşanmasına yardımcı olacaktır.

Bu çalışmalar yapıldıktan sonra yine üç Îhlâs bir Fatiha okuyup Peygamber Efendimiz ( ) min ve ehli beyt hazaratının rûhlarına hediye eyleyip, o günkü dersimizi bitirmiş oluruz.

Ancak dersimiz daha ileride ise bu duayı son dersimizin sonunda yaparız diğerlerine de böyle devam ederiz. 

(Dosya-87-sayfa-33-)

Necdet ardıç 26-mart 2017

Sa…. kardeşim hayırlı geceler.

Son mailini cevaplamam biraz gecikti çünkü şimdiye kadar olan bütün yazışmaları bir dosya halinde hazırlamam gerektiğini düşündüm ve öyle yapmaya başladım. Hiç olmazsa bu kadar emeğim boşa gitmesin diye bu dosyaya da bir sıra numarası verip diğer dosyalarımın içine (112) sıra numarası ile dahil ettim.

(Eb… Sa… kardeşin dosyası) ismi ile hazırladığım dosyayı indirir içindekileri okursunuz. İsterseniz hiç okumadan dosyayı siliniz belki içinde duymak istemediğiniz yazılar olabilir. İsterseniz okuyunuz aklı selim ile düşününüz. Yazdıklarım tamamen bana aittir ve kendi değerlerimdir. Bunların hiç birini kabul etmeyip, gene yargı değerleriniz ile evvelce olduğu gibi hayatınıza devam edersiniz.

Benimde yapabileceğim başka bir şey yoktur.

Selâmlar hoşça kalın T.B

Sa… kardeşten gelen kendisine gönderilen dosyasının cevaplarıdır.

Selam müşkil mevzulara cevap

(Dosya-87-sayfa-43-)

Eb… Sa…. Nu…. 27 Mart 2017

Ve aleykumusselam

Necdet bey evvela teşekkür ederim çok zahmet etmişsiniz.

Aslında bu kadar zahmete ve uzun cevaba gerek yoktu.

Size özel olarak yazdığım şeyi gizli tutmanız yayınlanmamanız güzel olmuş.

Keşke dosya haline de getirmeseydiniz. Zira benim isteğim bunların sadece mail olarak kalmasıydı. Hatta silmeniz. Ama yok ben emek harcadım diyorsanız, bu cevabı da bari ekleyin dosyanıza.

Benim size, acizane, yazışmalarımız ve zuhuratlarla alakalı konuda ve sizin hakkınızda söylemem gereken birkaç şey var özellikle okumanızı istirham ederim.

Müridleriniz kendinizi Terzi Babamıza tanıtın dediler diye size kendimden birkaç zuhurattan bahsettim. Hatta tabirini istediğim tek zuhurat ikiz meselesiydi. Onda kendim bir tabir yapmıştım sizin tabirinizle uyuşup uyuşmadığını kontrol etmek istedim. Zira tabir yapmadığınız için teşekkür de etmiştim. Ama benim sizin tarafınızdan nasıl göründüğümü sorduğum için zuhuratları tabir etmenizi hoş karşılıyorum.

Benim sizinle tanışma amacım, sufilerin eskinden yaptıkları sufilikle özdeşleşmiş seyahat kavramı dahilinde teknolojik imkanlarla sohbet etmekti.

Hassaten okumanızı rica ederim. Bunu nezaketinize havale ediyorum.

Hayal ve vehm konusundaki hatırlatmanızı dikkate alacağım. Müstefid oldum.

Ancak sizde aşağıdaki yazımı okursanız pek çok fayda elde edebilirisiniz

Necdet bey bizim hakkımızda hiç tanımadığınız biri hakkında mailden yola çıkarak bir sürü yanlış hükme varmışsınız. Benim size anlattığım zuhuratlar çok küçük bir kısımdır. Ve tarikatın başında ve sonunda yaşadığım 2 - 3 tanesidir ki, zuhuratlar işin aslı değil. Başkaca işler var. Ama şeyhimden aldığım terbiye icabı, ''gizlen ve hızlan'' felsefesi ve Şöhret afettir, nasihatıdır. O yüzden yüzeyden bu kadar zuhurat yeter.

Ben size benim hakkımda yanlış kanaate varmanıza sebeb olan şeylerin hakikatını yazacağım. Umarım siz kendini, kendine yeterli görenlerden değilsinizdir. Ki, yanlış bildiğiniz şeyleri doğrultun diye.

Buyurmuşsunuz ki; 

“Bize göre ve genel tarikatlere göre de Tarikat seyri “nefsi emmare”den başlar oradan “nefsi levvameye” oradan da “nefsi mülhimeye” ve sırasıyla daha ileriye doğru yol alınır. Ehlullahtan birine nefsi emmareden nasıl geçilir, diye sorulduğunda o da! Evlât evvelâ, nefsi emmareye nasıl gelinir, diye sorsan daha isabetli olur demiş. Çünkü daha henüz gelinmemiş olan bir yerden geçmek zaten mümkün olmaz. Bu şu demektir kişinin evvelâ kendine dönüp hareket noktasını bulması lâzım dır ki, orasıda nefsi emmare” sahasıdır bu sahayı tesbit ettikten sonra ancak oradan geçmek mümkün ol 

Cevap nefsi emmare en ham nefstir, bu mertebede ya kafir, ya ham fasık insan olur. Ve fıskına pişman olmaz. Bu mertebedeki ne şeriat ehlidir, ne tarikat ehlidir. Nefsi levvame, yani kendini eleştiren nefs olmak lazım gelir ki, tarikat yoluna girilsin bu tevbe makamıdır. O yüzden tarikat almaya tevbe almak da denir, halk arasında.. nefsi mülihimede, hakikat ilham edilmeye başlanır, ondan adı mülhimedir. Ve nefsi levvame üzerinden geçilip gidilecek değil zaman zaman kamil insan’ın bile kendinde bulması gereken bir nefstir. Sa

buyurmuşsunuz ki,

Evvelâ bahsi geçen (İnsân-ı Kâmil) ifadesinin neyi ifade ettiğini bilmemiz lâzımdır ki, hangi halde ve hangi (İnsân-ı Kâmil) den bahsettiğimizi bilmiş olalım.

(İnsân-ı Kâmil) in ilk ifadesi (Ceberut/sıfat/ hakikat-i insaniye/Hakikat-i Muhammediye ve daha birçok başka vasıflarlada bahsedilen ve toplu olarak (taayyünü evvel) diyede bahsedilen (Vahidiyyet) mertebesidir.

Yani bu mertebenin meşhur adı (Hakikat-i insaniyye) de olan (İnsân-ı Kâmil) dir ve Ulihiyyet mertebesinde ilmi olan varlıkların burada latifleşerek batıni latif kimlikler almaya başladığı yerdir. Yukarıda bahsedilen bu (İnsân-ı Kâmil) mertebesidir. ve bu yönüyle herşeyden haberdar dır. Ve bu yüzden bu mertebenin nokta zuhur mahalli olan (Hazret-i Muhammed) ( ) Efendimizde bunun zahir ve batın nokta zuhur mahallidir. Bu hususun başka bir kimsede bu genişlikte olması mümkün değildir.

Peygamber Efendimizin dışında (İnsân-ı Kâmil) diye vasfedilen husus aslında

(Kâmil İnsân) dır, arada büyük fark vardır. Bu hususta biraz, tabir karışıklığı vardı 

Necdet hocam, Ha Mekkeyi mükerreme ...ha mükerrem Mekke kamil insan ile insanı kamil kelimeleri arasında fark oluşturma gayreti neden.. Keşke kelimelere takılacağımıza öze inseydik, deseydik ki HZ. Resulullah aleyhisselam asaleten, sair insanı kamiller vekaleten, bu mertebenin sahibidir deseydik. Sa

Sohbet meselesine gelince kelimeler hakikatın nüzul ettiği en alt mertebedir. Eger gerçekten bu sözü idrak edebilseydiniz Bu kelime de pek çok futuhatın gizli olduğunu anlardınız.

Zatiyyunda hakikat noktasında sukut hakimdir.

Zira hakikat harfsiz sessizdir. Şu vahdet ve tevhid sırrı dahi ariflerinin batınından gelir, sözler avama işaret içindir. Söylediğimiz ilim hakikat ilmidir. Bu ilmin dille ifadesinin olmadığını bilmiyorsanız buna diyecek bir şeyim yoktur. Bu yolun başında bile değilsiniz derim. Bu yolda ariflerin ifadeleri işaret kabilindedir ki, bazı zatlara bunu ifade sadedinde özel izin çıkmıştır. Buna rağmen şeyhi ekber, şeyhi ekfer, yani en büyük kafir ilan edilmiştir. Detayına inmeyeceğim.

Şu vahdeti vücud ve şuhudu, bir sohbetle anlatın da insanlar tam olarak ifade etsin.

Bütün arifler mutabakat halindedir ki, bu işler sözle anlatılmaz, yaşanır yaşanan bir mertebe nasıl kelime kabına sığar ki. Sohbet denilen şey şeriat mertebesi ve ve tarikat mertbesi içindir. Hakikat mertebesinde dinleyiciye işaret olsun diye işaret verilir. Aksi takdirde derin felsefesine inildiğinde feyz kaybolur.

Bakınız acizane bir tavsiyem, kitaplarınızda feyz yok. Akıl mertebesinde çok kelamda feyz ve aşk olmaz. Bütün arifler şu konuda mutabakat içindedir ki,

Bu iş zevk keşf müşahade işidir.

Laf işi değil. Sa

Hiçbir arif mertebesinden inmeden söz söyleyemez. demişiz Sa

siz ise buyurmuşsunuz ki:

Maşeallah gene ne güzel bir hüküm değilmi.? Bu söz ile kardeşimizin ne yazık ki, Âriflik hakikakatinden ve idrakinden bir nebze olsun payı olmadığını kendi, kendi ağızıyla tescil ettiriyor.

Bari biraz insaf et be kardeşim bu kadar atma da o kadar ârifan ehli hakkında hüküm verip, onlarında mes’uliyetlerini üstüne al 

Burda kendi tasavvufi terbiyenizi mertebenizi göstermişsiniz.

BU sözüm hakikattır.

Ama anlayan hakikat ehli olmalı. Yukarda zaten izah ettim. Tekrara lüzum yok. Sizin gibi aynı metni 5 defa alıntılayarak cevap verdiğiniz gibi ben yapmayacağım. Bu arada ilaveten nüzul yolcuğu nedir seyri anillahi billah onu bir öğrenin inşallah.

Arada bir sinirli ruh hali arada bir yumuşak bir hal sağlıklı bir ruh haline işaret etmiyor. Sa

demizşiz ki

zira hakikat mertebesinde kelam diye birşey yoktur varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir. Sa

demişsiniz ki

Yukarıdaki bu cümleyi de anlamak mümkün değildir, böyle bir şaşkınlık olurmu? hayret doğrusu, bu kadar yanlış ve iftira dolu sözler nasıl üretiliyor hayret doğru 

“zira hakikat mertebesinde kelam diye diye birşey yoktur” Sa

O zaman ben sorayım? “peki o zaman ne vardır”? Bunun cevabını verebilirmisiniz. Acaba sizce “Hakikat mertebesi” diye ifade edilen ma’nâ ve saha neresi ve nasıl bir alandır ve bu sahada neden kelâm diye bir şey yoktur, o halde orada nasıl anlaşmalar yapılır neyle haberleşilir. Bunlardan haberiniz varsa lütfetsenizde bizde öğrenmiş olalı 

“varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir.” Demişiz Sa

bu sözü de yanlış anlayarak Sa

Bu bölüm ne kadar çelişkili ve talihsiz bir tariftir Hakikat mertebesi için çok yazıktır. Hakikat mertebesinde Mahlûkatın yeri olmadığından bu arkadaşın hiç haberi yokmuş, haberi olmadığı bir mahalden bahsedilmesi, o husustaki cehlin açık ifadesidir, sözün sahibi kendi sözlerinde o mertebeyi tarif ediyorum, zannederek ifadeleri ile bu mertebeden hiç haberi olmadığını tescillemiş olmaktadırlar. T.B.

Vallahi siz bu tavrınızla müfteri ve cehl isnadınızla kendinizi tarif etmişsiniz. Sa.

muhyiddini arabi k.sirruh buyurur ki

Biz söylenmemiş ali harflerdik.

abdulkerimi cili insanı kamilinde şöyle buyurur

Varlıklar Allah’ın KELÂM’ıdır..

Anlatılanlar tek tek, yüce Allah’ın ilminde bulunan manaların suretleridir..

burdaki kelam ayanı sabitedir.

Sadeleştirilmiş tercümesinden şerhetmeye çalıştığınız kitaba tam vakıf olmadığınız görülüyor. Bu kitaptan birkaç şerhinize rasladım yanlış şerh yapıyorsunuz. Burası onun yeri değil.

Daha muhatabınızın ne söylediğini bile anlamamak için bir insan bu kadar gönül kulağına nefsinin parmaklarını tıkar. Bu ahlak ne kadar hakikatı nuh a.s. selamın kavminin duymama ısrarına benziyor. Sa

Hilafetin verilişi ile alakalı rüyam için

demişsiniz ki Sa

Bu hayale şaşmamak mümkün değildir. Gülünç bir hadisedir, nasıl bir bilgisizlik ise, kendilerine kaynağı belli olmayan bir görüntü gösteriliyor, bu sahte görüntü “ruyayı sadıka” zannı ile kabul edilip, zahirde geçerliliği olduğu zannıyla, hükmü faaliyete geçirilmeye çalışılıyor, nasıl bir hayal tedbirsizlik ve cehalet ise, hayret doğrusu. Bu hale birde samimiyet deniyor. Belki gerçekten samimiyet vardır ancak bu tedbirsiz ve cahilce haddini aşmış bir samimiyyett 

Tedbirsizlik cehalet sözüyle kendinizi tarif etmişsiniz içinde arifi billahın olduğu rüyaya şeytan girmez bunu bütün ehli tarikat tasdik eder. Bu zat sizin gibi laf ehli mürşid değil Kutuplar kutbu Mahmut sami ramazanaoğlu hazretleri k. sirruh dan sonraki kutbul aktabdı.

Hatta Mahmut sami hazretlerinin vefatını durduk yerde

şu anda mahmut sami efendi medinede vefat etti, buyurarak üzüntülerini bildirmiş, vefat haberi 1 gün sonra ulaşmıştır Türkiyeye.

ve Hazreti gavsul azam seyyid adulkadiri Geylani sultan k. sirruh tarafından Mahmud sami efendinin (elbiseleri) hilatı Mahmut sami efendi nin vefatını müteakip bu zata getirildi. Bu konuyu konuşmayalım.. Lütfen bu konu hakkında yorum cihetine gitmeyin.

Rüyamızda sizin gibi birini görseydik, dediğiniz doğru olabilirdi. Vehm ve hayal kaynaklı.. Nitekim öyle de oldu. Sa

dedik ki

Şeyhim gıyaben ben verdim çeksin dediği anda derse girdiğimi hissettim. Sa

Bu husus o çağlarda duygusal bir haldir. Hayırlı ols 

Buyurmuşsunuz Sa

gaybi bir hadisat şahid olmadığınız bir meselede hali duygusal olarak ifade etmeniz ilminize güvenmenizin ve onu put edip muhtabınızı onunla tartmanızın doğal bir neticesidir. Bu yorum dahi sizin teşhislerinize güvenilmeyeceğinin alametid 

bizden alıntı yaparak

zaten ehli hakikatın (muhakkiklerden bahsediyorum) nisbeti renksizdir.

Demişsiniz Sa

Bu cümleden de ne anlayan varsa bana da bildirse de, veya biraz açıklama yapsanız da, bizde bu cehaletten kurtulsak. İyi ol 

“nisbeti renksizdir .” Sa

Bu kelimeler neyi ifade ediyor biraz açıklama yapsaydınız iyi olurdu, ama yapılmadan sadece böyle yazılmış. Nisbet kelimesiyle ve de renksiz dir, kelimesiyle neler ifade ediliyor.

Nisbet belki kıyas anlamına geliyor olabilir o halde neyi neyle kıyas yapacağımızı da bildirseydiniz, belki elimizde bir ölçü olur 

kitap yazmaktan biraz okumaya vakit bulsaydınız nisbet denilen şeyin tarikat nuru olduğunu anlardınız. Mektubatı rabbaniyi bir zahmet inceleyiniz.

Renksiz nisbet içinde nakşi meşayıhının piranın kitaplarını okuyun. detaya inmeyeceğim. neyi kasdettiklerini öğrenin bir zahmet.

durrul mearif makamatı mazhariyye mektubatı rabbani ve İmamı Rabbani risalelerini okursanız görürsünüz..

nakşi tarikatının sonunun nisbeti renksizdir. ehadiyyette hiçbir esma renginin halk şaibesinin olmadığına işaret eder.

Bizden alıntı yapmışsınız Sa

Tarikate, yani ırmağa (caddeye çıkan sokağa) meyli; talipleri denize (ana caddeye) kavuşturmak içindir.

Yoksa denizde yüzenin ırmağa meylinin olması bandı geriye sarmaktır. Sa. 

sonra demişsiniz ki Sa

Yukarıda ki, ifadeler tarikatler de konuşulan beylik lâflardır. Gönül isterdi ki işe yarayacak irfani bir mevzu içinde bazı şeyler anlatabilseydiniz, çok daha başarılı ve isabetli hareket etmiş olurdunuz, yazdığınız bütün konuların içinde, gönüle dair hiçbir mevzu bulamadım, hepsi fiil düzeyinde ve ayrıca haddini çok aşan, sadece içi boş kelâmlardı 

cevap: gönül bulmak için gönül ehli olmak lazımdır. Duymak için gönül ehli olmak lazımdır. Kelamların içinin boşluğu duyanın sağır olmasındandır.

Resulullahın ölü köpek leşinin dişinde gördüğü kemalatı, irfani sözlerde görmüyorsunuz, bu halinizle acaba resulullahın mı aleyhisselamın mı yoksa; bu mu peygamber diyen, kemalatı görmeyen Mekkelilerin peşinden mi gidiyorsunuz.. Sa

kalemin ucunu kırmak lazım ibaresi büyüklerin kullandığı bir kelimedir deyimdir.

bazı alanlara girilmemesi gerektiği içindir. maksadınız itiraz etmek olduğu için ve itiraz nefsinizden mülhem olduğu için burdaki kalemi ta ''nun kalemi vema yesturun'' kalem suresi ayetleriyle bağdaştırmanızı anlamak mümkün değil.

İşi haddiniz olmadan validemin dumunu incelemeye kadar getirmişsiniz. Zuhurat yorumlarınızın hiçbirisi tutarlı değil.

Yahudi sünnetçiyle veledi kalb in ne alakası var.

Yorumunuzun batıl olduğu şurdan belli, veledi kalb zuhur etti.. Bu yolun başında zuhur eder. Bırakın bizi.. bizden ders alanlarda bile zuhur etmektedir. İsterseniz buyrun sohbetimize geliniz teslim olunuz sizde de zuhur etsin.

Bebeğin tombul olması hayra alamettir. Tarikatda semiz olacağına işarettir. la ilahe fena...illallah beka makamına işarettir. İçinde resulullahın aleyhisselam isminin olduğu ve kamil mürşidin olduğu rüyaya şeytan girmez.

bu rüya seyrü suluk tamamen bittiğinde görülmüştür.

burun güç kuvvet himmet demektir.

burundan kağıt almak destek manasındadır.

sol ele mühür en azından kalbe ve/veya nefse işarettir böyle bir mührün vurulması sol taraftaki kalbin nefsin kemaline işaret olsa gerektir. detayına inmeyeceğim hatta daha derin bir manası var.

Rüyada görülen ikiz ise görenin görülenle aynı manevi kuvvette olduğuna işarettir.

Tartarken tartılmışsınızdır kimbilir.

N.A bey bizi yetiştirenler sizin idrakinizin alabileceği kişiler değildi.

O kutbul aktab bir kamildi. Mürşidi kamil müridin kalbinden geçeni dış ses gibi duyar. Onun rüyasını sizin gibi tabir kitablarından değil Allah vergisi ledünniyyatla yorumlar.

piranı kiram hazeratı bizi vehm ve hayalden kurtaramadı da siz bunu teşhis ettiniz. Herkesi kendiniz gibi zannetmek gaflettir. Samimiyetle söylenmiş sözleri kendi zihnine göre yorumlayıp hata üretmek itiraz olsun diye mücadele etmek kemal değildir. Kemal odur ki söylenmeden duyasınız.

Bilesiniz.

Bilmiyorsanız bilmediğiniz bilip öğrenesiniz.

Gönlünüzü çeviresiniz ben mürşidim diyen insanın en azından gönülden gönüle yol bulabilmesi gönül okuyabilmesi lazımdır.

Mürşidi kamillik şöyle dursun mürşid dahi olmadığınız sohbet şeyhi olduğunuz ortaya çıkıyor, fakat onda bile bereket yok. Kitaplarınızda feyz yok. İlim var fakat sünnete uymaktan bahseden siz vahdeti vücud sözlerini Türkiye sathında yayınlamanın neresi sünnete uyuyor.

Ben teşhislerinizdeki yanlışlığı yaşınızın verdiği akli melekelerdeki zaafa veriyorum. Ki bu durum benim saygı duyduğum tecrübenizi bastırmış.

Size birisi en yüksek hal ve zuhuratla ilimle gelse yine onu nakıs göreceksiniz. Sa

Buyurmuşsunuz Sa

Evet daha evvelkiler ile birlikte cevaplamak için gerçekten harcadığım (6-7) gündür daha sonrakiler ile 1 aya yaklaştı sıkıntılı ve baş ağrısı ile geçti, bazen yazmayı cevaplamayı bırakmayı da düşündüm, ancak bir işi yarım bırakmak adetim değildir, bazı zararlarım da olsa başladığım işimi herhangi bir çaresizlik olmadığı müddetçe bitirmeye çalışırım. Bu dosyada öyle oldu çok kısıtlı olan zamanımın evvelki yazışmalarla birlikte gerçekten çok kıymetli olan (67) günümü daha sonrakiler ile 1 aya yaklaştı böylece harcamış oldum, bu dosyanın yerine aynı sayfalar kadar sıra bekleyen kitabımı ilerletirdim ama T.B 

Şu kibir kokan ifadeye bakınız.benim gibi kıymetsiz insan ve sizin kıymetli zamanınız dolaysı ile kıymetli olan nefsiniz...harcamış olduğunuz zaman..

keşke o kadar zaman harcamasaydınız. bu yazdıklarınızın hepsi yarım günde bitecek bir şeydi. Daha fazlasını yazardım da, iyisi mi sizin değerli zamanınızı ve bizim de nisbeten sizinki kadar değerli olmayan zamanımızı israf etmeyelim.. Sa

bu sizinle bizim ayrılmamızın vaktidir.

size kardeş tavsiyem

sayılarla çok uğraşmayın teke yönelin.

toplamlarla çıkarmalarla hesap makinası işlemleriyle Allaha vuslat olmaz.

çok söz değil özlü söz söylemek marifettir.

sözün özü özün sözüdür.

özünüzden söyleseniz öze inerdi birkaç kelime ama kulağı geçmiyor zira özden değil nefsten geliyor. Acelecilik

şeytandandır.

Allaha alem Gönül ehli olmadığınız için akılla tanımaya

çalışıyorsunuz.

İnsanların dosyalarını tutmayın, Rabbul alemin tutmaktadır. Tutmanız gereken sır tutmaktır. Eminim tutuyorsunuzdur. Yine de bunları iyi niyetle yazdım.

Eğer yine de sert söz varsa bu sizin sözlerinize şeriat hükmünce mukabildir. Serdettiğiniz cahil gibi sözlerinize

mukabildir.

Sizin yazılarınızın feyzi olmaması bir tarafa, dünkü mailinizden beri feyzimiz bile azaldı.

Hakkınızı helal ediniz.

ve kabukdan öze inmek için bir Hak dostu bulunuz.

Eleştirilerimizde yapıcı olmaya gayret sarfettik.

Yine de Hakkınızı helal ediniz kırdıysak.

El cilinin insanı kamil kitabı şerhi noktasında anlamadığınız yer varsa sorarsanız yardım ederiz.

selam ve muhabbetle kalınız. Sa.

Şu cümleyi de dikkatinize sunuyorum 2. mail

Eb…. Nu…. (28/03/2017)

Benlikle suçladığınız bu fakiri itham ederken keşke şu büyük sözü sarfetmeseydiniz.

Bu önceki mailimde gözden kaçmış.

Evliyaullahın imansız gitmekten korktuğu bir alemde resulullaha aleyhisselama bile Yahudilerin büyü yaptığı yatağa düşürdüğü bir dünyada ne büyük iddiadır. Sizce değil

mi..?

umarım bu yazışmamız ikimize de faide sağlar. Olgunlaşmamıza vesile olur.. Sa

Eğer benim evlâtlarımdan biri böyle bir zuhurat görse idi ki, zaten bu olmayacak bir hadisedir, çünkü buna meydan verilmez, vakti gelince (insan-ı nakıs) ortaya çıkınca, onları kendilerine verilen güç ile, hemen öldürürler, bu yüzden onlara böyle bir muamale yapılması söz konusu değildir. Farzı muhal böyle veya benzeri bir zuhurat gören evlâdımız hakkında, hemen bunun tedbirini alır, Yahudi sünnetçiyi öldürtür ve cinsel organını tekrar yerine ilave ettirirdim. Bu korkunç bir hadisedir, kişinin hem dünyasını hem de ahiretini etkileyecek bir hadised 

selam ve muhabbetle kalınız hürmetlerimle Sa. 

Buradan sonraki yazılar yukarıdaki bölümlerden alınan hakkımda tanımlanan küçük özet kısımlardır. T.B.

Ve aleykumusselam

Necdet bey evvela teşekkür ederim çok zahmet etmişsiniz. Sa. 

Ancak sizde aşağıdaki yazımı okursanız pek çok fayda elde edebilirisiniz. Sa. 

Bu ilmin dille ifadesinin olmadığını bilmiyorsanız buna diyecek bir şeyim yoktur. Sa

Bu yolun başında bile değilsiniz derim. Sa

bakınız acizane bir tavsiyem kitaplarınızda feyz yok. akıl mertebesinde çok kelamda feyz ve aşk olmaz. Sa

Bütün arifler şu konuda mutabakat içindedir ki

Bu iş zevk keşf müşahade işidir.

Laf işi değil. Sa

Burda kendi tasavvufi terbiyenizi mertebenizi göstermişsiniz. Sa

BU sözüm hakikattır.

ama anlayan hakikat ehli olmalı. Yukarda zaten izah ettim. tekrara lüzum yok. Sa

sizin gibi aynı metni 5 defa alıntılayarak cevap verdiğiniz gibi ben yapmayacağım. Sa

bu arada ilaveten

nüzul yolcuğu nedir seyri anillahi billah onu bir öğrenin inşallah. Sa

Arada bir sinirli ruh hali arada bir yumuşak bir hal sağlıklı bir ruh haline işaret etmiyor. Sa. 

Vallahi siz bu tavrınızla müfteri ve cehl isnadınızla kendinizi tarif etmişsiniz. Sa

Sadeleştirilmiş tercümesinden şerhetmeye çalıştığınız kitaba tam vakıf olmadığınız görülüyor. Sa

Bu zat sizin gibi laf ehli mürşid değil Sa. 

Bu yorum dahi sizin teşhislerinize güvenilmeyeceğinin alametidir. Sa. 

kitap yazmaktan biraz okumaya vakit bulsaydınız nisbet denilen şeyin tarikat nuru olduğunu anlardınız. Sa. 

zuhurat yorumlarınızın hiçbirisi tutarlı değil. Sa

yahudi sünnetçiyle veledi kalb in ne alakası var.

yorumunuzun batıl olduğu şurdan belli Sa

veledi kalb zuhur etti.. bu yolun başında zuhur eder. bırakın bizi..bizden ders alanlarda bile zuhur etmektedir. Sa

isterseniz buyrun sohbetimize Sa

geliniz teslim olunuz. Sa

sizde de zuhur etsin. Sa. 

N.A bey bizi yetiştirenler sizin idrakinizin alabileceği kişiler değildi. Sa

Bilmiyorsanız bilmediğiniz bilip öğrenesiniz. Sa

Gönlünüzü çeviresiniz ben mürşidim diyen insanın en azından gönülden gönüle yol bulabilmesi gönül okuyabilmesi lazımdır. Sa

mürşidi kamillik şöyle dursun Sa

mürşid dahi olmadığınız sohbet şeyhi olduğunuz ortaya çıkıyor Sa

fakat onda bile bereket yok. Sa

Kitaplarınızda feyz yok. Sa

İlim var fakat sünnete uymaktan bahseden siz, vahdeti vücud sözlerini Türkiye sathında yayınlamanın neresi sünnete uyuyor. Sa

ben teşhislerinizdeki yanlışlığı Sa

yaşınızın verdiği akli melekelerdeki zaafa veriyorum. Sa

Ki bu durum benim saygı duyduğum tecrübenizi bastırmış. Sa

Size birisi en yüksek hal ve zuhuratla ilimle gelse yine onu nakıs göreceksiniz. Sa. 

Şu kibir kokan ifadeye bakınız. benim gibi kıymetsiz insan ve sizin kıymetli zamanınız dolaysı ile kıymetli olan nefsiniz...harcamış olduğunuz zaman.. Sa

keşke o kadar zaman harcamasaydınız. Bu yazdıklarınızın hepsi yarım günde bitecek bir şeydi. Daha fazlasını yazardım da, iyisi mi sizin değerli zamanınızı ve bizim de nisbeten sizinki kadar değerli olmayan zamanımızı, israf etmeyelim.. Sa. 

Allahu alem Gönül ehli olmadığınız için akılla tanımaya çalışıyorsunuz. Sa

ve kabukdan öze inmek için bir Hak dostu bulunuz. Sa

El cilinin insanı kamil kitabı şerhi noktasında anlamadığınız yer varsa sorarsanız yardım ederiz. Sa

bu sizinle bizim ayrılmamızın vaktidir. Sa

size kardeş tavsiyem Sa.

sayılarla çok uğraşmayın teke yönelin. Sa

toplamlarla çıkarmalarla hesap makinası işlemleriyle Allaha vuslat olmaz. Sa *****************************

 İşte bu yüzden daha evvelki cevaplarımda bunlar ve benzeri sözlerinizi/cümlelelrinizi incinmeyesiniz diye cevaplamak istemememiştim şimdi bu ifadelerinizi de cevaplamaya çalışacağım.

Ancak gene bunlar bana ait olan düşüncelerdir okur bir kenara bırakırsınız veya siler atar geçersiniz. T.B. 

Diye ifade etmiştim, o halde tekrar bu haykırışlar nedendir siler atar geçersin, iş biter giderdi. Senin özel hallerin terziyi neye ilgilendirsin, ancak terziyede tekrar cevap verme hakkı doğduğundan. Gene epey zamanımız boşa gidecekt 

Eb… Sa… kardeşten gelen son “mail” dosyaların birkaç cümle ile aşağıdaki cevaplarıdır. Daha fazlada cevaplamaya gerek yoktur, nasıl olsa gene bir şey anlaşılmayacaktır. O halde daha fazla vakit kaybetmeye de değmeyecektir. Zaman kaybetme zararın neresinden dönülürse kârdır.

Hiç gereği olmayan ve sebebi ben olmayan bu yazışmalara son vermek işin en doğrusudur. Bir haftalık bir rü’ya gördüm oda böylece bitmiş oldu. T.B.

Hayırlı günler Sa… oğlum bende senden gelecek cevabı bekliyordum ki onu da kitabın devamına ilâve edey 

Bende birkaç kelime ilâve ile bu yazışmayı bitireyim istiyordum.

Anlaşılan sen bir aynaya bakıp orada çok yakından tanıdığın birini “nefsini” görüp onu tarif etmişs 

Böylece ilâveleri ile birlikte bitmiş dosyayı tekrar sana gönderiyorum ki, şöyle veya böyle okuyan bazı kimseler olursa yazıların hepsini okumuş olsunlar. Seninde için rahat ols 

Yukarıda bahsettiklerinin hepsi sence doğru ise doğrudur.

Sağ olasın bunları benim için demişsen. Hakkımda az bile demişsin nezaketin de sağ ols 

Zaten bu hayatta benim şeyhlikle mürşitlikle hiçbir ilgim yoktur, belki bazı kişiler iyi niyetleri ile öyle tanırlar, belirttiğin gibi ben daha yolun başında olan nakıs bir insanımdır. Bunu saklayacak bir şey yoktur, bilen bilir bilmeyen bilm 

Ömrümde bir defa olsun “ben şeyhim, ben mürşidim, ben arifim,” diye hiçbir zaman böyle bir kelime kendim için kullanmamışımdı Bunların hepsi senin olsun beni ne ilgilendir 

Mesleğimin terzi, ve yaşımın da biraz ileri olması ile bana çevremdekiler, kendilerince terzi baba derler benim vasfım bud 

Senin talebin üzerine bazı yazışmalar oldu. Ben seni ne tanırım, nede sen beni ne tanırsın, ayrıca senin zuhuratların beni ne ilgilendirir, bunları bana neden gönderdin. Tanışma talebi senden geldi, benim böyle bir talebim olmadı 

Bu talebinin üç sebebi olabilir, birisi beni imtihan etmek olabil 

Diğeri de yerinden emin olmadığın için benden kendine tasdik beklemendir, yoksa kendi yerinde mutmain olan kimse, niye böyle kendini ispatlamaya çabalayan bir hâl içine girsin ki.? T.B. Üçüncüsü ise bu sahada bende varım diye, benlik ispatlamaya kalkmak olabilir. Bence bunların hepside geçerlidir. Ben böyle düşünürüm sen istersen kabul et istersen et 

Eğer vaktime yazık olmayacağını bilse idim, son gönderdiğin bölümlerin hepsine gereken cevaplarını verirdim, ama gördüğüm kadarı ile bunun da faydası olmayacağı açıktır. O halde tekrar yorulmaya değmeyecekt 

ben teşhislerinizdeki yanlışlığı yaşınızın verdiği akli melekelerdeki zaafa veriyorum. Sa. 

Haklısın Sa… oğlum sana göre belki öyledir benim küçük oğlum, senin yaşından daha büyüktür. Ben senin şimdi geçmeye çalıştığın yerlerden, kırk sene evvel geçmiş 

Hele sen bir on sene sonra, hayatta olursan akli melekeleri zaafa uğramış bir kişiden gelen bu dosyayı tekrar o günkü halin ile oku, bakalım neler hissedeceks 

(20/30/40) sene sonra gene oku bakalım ve o zaman senin akli melekelerin ne hale geleceğini yaşarsan sen göreceksin, o zaman terzi babadan da geriye beden diye bir şey kalmayacak, ancak (Lâf) dediğin kitaplar arkasından kalacaktır, aynı zamanlarda, sen bak bakalım senin arkandan neler kalacaktı Senin gibi daha evvelden benzer durumda kaç kişi ile karşılaştım sen ne ilksin, “eğer ömrüm biraz daha varsa” nede son olacaksı Eğer merak edersen bir gün (terzibaba 13. com) sitesine girersen, kitap listesinde de belirtildiği gibi (ibretlik dosyalar serisi) nden bakabilirsin. Ben bunlara alışıkım oğlum, sen hakkımda az şeyler söylemişsin, yola çıkmışken biraz daha gayret etseydin de, birkaç inci daha sıraya diziverseyd 

Senin, benim hakkımda ki ifadelerin, evvelkilerin tabirleri yanında hafif kalmaktadır, bilmek için, “beni ilgilendirmez” diyebilirsin ancak merak buya okumak istersen yukarıda bahsedilen yerden indirebilirsin. T.B. 

Verdiğin tavsiyeler içinde sağ olası 

Gene sıkıntıda olduğun bir zaman yanında istişare etmek istediğin birini ararsan, ihtiyacın olan şeyi karşılamaya yardımcı olmaya çalışırı 

Bu yolun başında bile değilsiniz derim. Sa

Terzinin başı ve sonu olmayan kendi yolunda bir iddiası yokki sen ne istersen de, sen daha o yola bile gelmemişsinki ne başından ne sonundan haberin bile yok. Bu ifadenle kendi halini ve kendi yolunun bile başında olmadığın kolayca anlaşılıyor. T

El cilinin insanı kamil kitabı şerhi noktasında anlamadığınız yer varsa sorarsanız yardım ederiz. Sa

Sağ ol oğul lütfetmişsin, zahmet olacak terziye harcayacağın zamana yazık olacak, çok lütufkârmışsın doğrusu. Sen birde kendine bak bakalım, senin buna benzer bir sayfa yazın varmı! bu işlerin nasıl olduğundan haberin bile yoktur.

Bu vesile ile sana kitabın şerhi hakkında tanımadığım kimseler tarafından çıkarılan bir makaleyide özetle ilâve edeyim, belki biraz insafa gelirsin. En azından söylediklerini biraz olsun düşünürsün. Aşağıda ki linkten makalenin tamamını indirebilirsin. T.B.

Daha sonra Selânikli Ali Örfî Efendi ile Muhammed Said Efendi'nin yaptığı tercüme ise özet niteliğindedir. Kitabın ilk iki tercümeye göre daha yakın zamanlarda neşredilen bir diğer tercümesi ise Abdülaziz Mecdi Tolun tarafından yapılır. Mecdi Tolun'un bu tercümesi 1998 yılında Selçuk Eraydın, Ekrem Demirli ve Abdullah Kartal'dan oluşan bir yayın grubunun gayretleriyle İz Yayıncılık tarafından neşredilir. Eserin bazı araştırmacılar tarafından bir kaç tercümesi daha muhtelif yayınevleri tarafından yayınlandı.

Ehl-i tasavvufun göz bebeği

Terzi Baba diye maruf Necdet Ardıç da, yakın zamanlarda Abdülkerim Cîlî'nin bu müstesna eserine bir şerh kaleme aldı. Necdet Ardıç, tercümenin girişinde kitabın bazı zâhir ehli indinde değişik değer yargılarına tutulsa da tasavvuf ehlince Kur’ân’dan ve hadîs-i şerîflerden sonra gelen ve İslâm’ın en değerli kitaplarından bir tânesi olduğunu söylüyor.

Abdülkerîm Cîlî hazretlerinin gerçekten bir şâheser olarak yazdığı ve anlaşılması gerçekten zor olan ancak içerisinde çok büyük hakîkatleri barındıran bu kitabının hazmedilmesi için, ilk olarak yazılı olan kelimelerin, daha sonra o kelimelerin oluşturduğu cümlenin özüne nüfûz etmek gerektiğini ifade eden Necdet Ardıç şöyle diyor:

“O Allah, kemâl ile tecellî edicidir. Bizlerin zeval olarak gördüğümüz şeyler ise bizim anlayışımızdaki eksiklikten kaynaklanmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın kemâl ile her tecellîsi değişiktir ve bu nedenle O’nu bir tek tecellîye sığdırmak mümkün değildir. Bunu yapan hem O’na haksızlık etmiştir hem de O’na irfâniyyetinin olmadığını göstermiştir. Her varlık kendi kemâli üzeredir. Bizlerin yaptığı bütün değerlendirmeler izâfîdir."

Kendisi de bir tasavvuf ehli olan Ardıç, bu ifadeleriyle hem kitabın hem de Abdülkerim Cîlî'nin yanında yer alıyor ve bir sufi olarak El-İnsanü'l Kâmil isimli eserin nasıl bir hususiyeti haiz olduğunu işaret ediyor. Bendeniz de acizane bu kitabı okumak isteyenler için iki farklı yayını tavsiye ediyorum. Birincisi İz Yayıncılık tarafından neşredilen, diğeri ise Kurtuba Yayınları'ndan çıkan Hamza Kılıç'ın yayına hazırladığı Günümüz İnsanı'na İnsân-ı Kâmil.

Ahmed Öztürk

Kaynak: http://www.dunyabizim.com/Manset/19747/salikihakka-goturen-rehber-insn-i-kmil.html, 9 Mart 2015 isterseniz buyrun sohbetimize Sa

Sağ olasın büyük lütufta bulunmuşsun merak etmeye başladım acaba sohbetinde nasıl nurlar yağıyordur. Eğer sohbet dediğin konuşmaların yukarılardan beri bahsettiklerinse dinleyenlerin vay hali geliniz teslim olunuz. Sa

Salih be kardeşim galiba senin başına güneş geçmiş, veya üç harflilermi seni çarpmış, yoksa daha evvel geçirdiğin beyin travmasımı nüksetmiş, nedir bilemedim. Elinde bulunan birkaç kişiyi bile tutamadığından, galiba çevrende derviş sıkıntısı varda moralini düzeltebilmen için, kendine adam toplamaya çalışıyorsun.

Peki! gelip teslim olursam, karşılığında ne vaat ediyorsun onu da söyleseydinde değermi değmezmi, şöylece ciddi, ciddi bir düşenseydim. Ayrıca terziyi bu şerefe lâyık gördüğünden ve onurlandırdığından, galiba birde teşekkür borcunun olması lâzım gelecektir.

Salih-in gerçekten Salihlikten çoktan çıktığı, ne dediğini anlayamayacak hale geldiği, üzüntü ile görülüyor. Akli melekelerinin tekrar eski haline gelmesi için terzi duada bulunacak merak etmesin. T. B.

sizde de zuhur etsin. Sa. 

Gerçekten bu sa…. bir şeyler olmuş, muhatabını ne güzel eğlendiriryor. yukardakiler terzide de zuhur edecekse terzi vakit kaybetmeden sa… teslim olsunda yukarıdakiler onda da zuhur etsin, tavsiyenle bin yaşa Sa…. Terzi, sulanmış olsa da daha henüz aklını peynir ekmekle yemedi, sende zuhur edenleri gördükçe, onların sende kalmasının daha iyi olacağını düşündüğünden, gene sana iade etti, sende kendi tavsiye ve zanlarını kendine sakla, belki daha ileride gene sana lâzım olur, ancak korkarım çok geç kalınmış olur.

Normaldir, Sa… bu, her türlü edebiyat şaheserleri ortaya koyuverir de, bunlarla her şeyi hallettiğinin zanneder. Hadi sana iyi uykular Sa… oğlum, vaktiyle ilim sütünü iç yatta, biraz aklın dinlensin, bakalım ne zuhurat göreceksin, yarın daha dinç kalkar zuhuratını yorumlar, gene edebiyat tarihine geçecek inciler yuvarlar durursun da, çocuklar onlarla oynayıp eğlenirler, sende, ben neymişim, diye zevklenir dururs 

Sen bu yazıları, senin tabirinle, 

“Akli melekesini kaybetmiş beyni sulanmış, sağlıklı bir ruh halinde olmayan” Sa. 

bir ihtiyardan geldiğini düşünüp hiç kale alma. yokmuş farzet.

İstersen hepsini sil yok et, ama istersen ibretlik bir hal diye sakla, gelecekte bir hatıra olur sen bilirsin. T.B. 

Bende, bana gelen senin bu yazılarını. T.B. 

Erliğinin yarısını bir yahudiye kaptıran yarısı da hiçbir işe yaramayan kişinin toyluğuna verey 

Böylece mesele kapanmış ols 

NOT= Burada bahsedilen erliğin bedeni erlik olmadığı malûmdur. 

Bir hafta kadar devam eden gecenin karanlık ru’yasından, nihayet gündüzün aydınlık ru’yasına geçince, baktım elimde sadece bu dosya kalmış. T. B.

Selâmlar hoşça kal N. B. (28/03/2017)

NOT= Bu vesile ile Sa…. oğlum, belki canını sıkacağım ama, son olarak sana bu dosya ile birlikte bir de ismi (İrfan mektebi Hakk yolunun seyr defteri) olan kitabı da göndereyim, ister indir ister indirme. İndirirsen belki sana biraz olsun fayda sağlayabilir. Bu kitap İngilizceye, Fransızcaya ve İspanyolcaya da çevrilmiştir ve oralarda da okunmaktadır. Birinci baskısı tarafımızdan ikincisi yakın zamanda cilt tasarımını bir “Melâmi” kardeşimizin yaptığı ve (H) yayınları tarafından baskısı ve dağıtımı yapılmaktadır postayla isteyenlere de diğerleri ile de birlikte göndermektedirler.

İçinde, başta kısa bir nefsin tarifinden sonra, yedi nefs mertebesi ve beş hazret mertebeleri anlatılmaktadır.

Bu kitabı yazdığım senelerde sen belki bu sahadan daha haberi olmayan küçük bir çocuk yaşında idin veya yeni başlamış olabilirsin, o zamanlarda yazılmış olan bu kitabımın ve diğerlerinde akl-i melekelerim her halde yerinde idi.

Evlerde ve ellerde dolaşan bu ve diğer kitaplarımın sayısı yaklaşık elli bini geçmiştir. Ayrıca İnternet sitelerimizden indirilenlerde ayrıdır. Bu kitapların her birini okuyan bir kişi bile olsa böylece en azından (Elli bin) kişiye ulaşılmış demektir. Ayrıca ticari baskı yapılanların dışında hiçbir kimseden kitap ücreti taleb edilmemiş, hepsi tarafımızdan hediye olarak dağıtılmıştır ve dağıtılmaktadır hatta kargo ücretleri de gerektikçe tarafımızdan karşılanmaktadır.

Ayrıca şu an dahi biri divan diğeri de (19/53) olmak iki kitabımız da, baskıdan çıkmak dağıtıma hazır hale gelmek üzeredir. Her zaman olduğu gibi, inşeallah (H) yayınları tarafından kitaplar satışa sunulduğu günlerde okuyucularımla, imza gününde Üsküdar da tekrar buluşacağım İnşeallah.

Eğer tenezzül edip kitaplarımdan istersen bildir, sana da ücretsiz hediye olarak elimde bulunanların hepsinden birer adet göndereyim, varsa kütüphanende hatıra olarak kalır.

Ancak bana ait bir şeyi çevrende görmek istemez ve bunlar zaten lâftan ibrettir dersen, mesele yoktur, canın sağ olsun.

Ve bu kitapların hiç birinden, ters ve olumsuz bir dönüş almadım, aksine çok büyük teşekkürler aldım, okuyup fayda sağlayanların hepsine verdiğim emekler helâl olsun, İnsanlara bu yolla olsun, bir nebze faydam oldu ise kendimi bahtiyar kabul ederim. T.B

Dosya 87 sayfa 53

Necdet Ardıç 28 Mar 2017

Hayırlı geceler Eb…. Sa…. oğlum gönderdiğin yazılarına özetle kısa cevap yazdım, böylece tamamlanmış dosyan ile birlikte birde başka bir kitap gönderiyorum gönlün isterse indirirsin istemezse indirmezsin. Senin dosyanın sonunda bir kaç satır yazım vardır oradan bakarsın. Selâmlar hoşça kal.

2 Ek 

NOT= Yukarıda ismi geçen “Eb… Sa…”in bütün soruları, sorunları ile tarafımızdan verdiğimiz cevapları ile birlikte, kitaplarımızın içinde (112/nolu bir kardeşin soruları ve cevapları isimli yaklaşık (230) sayfalık dosya kitapta mevcuttur) 

Dosya 87 sayfa 70

Eb…. Sa….’ten son bir yazı okumanızı istirham ediyorum Necdet Hocam

Eb…. Nu…. 29 Mart 2017

Ve aleykumüsselam ve Rahmetullah

Kıymetli büyüğüm,

Biz sizin yazınızı kardeşimle mütaala ettik.

Ve şu sonuca vardık.

Yanlış tarafları bir kenara, yani iyi olan zuhuratları kabul etmeyip hatta kötüye yormanızın dışında;

Hatta kardeşim; gel akşama kadar bu şahsın gıybetini yapalım, ne faydası olacak ki, ''sözlerindeki doğru olan yerleri alalım nefsimize pay çıkaralım'' dedik.

Benlik ve riya ve hayal konusunda sizden müstefid olduk. Rabbim bol ecirler versin.

Sizin için ne olduğum cahil atıp tutan, bir vehim hayalzade olduğum, zararı faydasından çok bir sizin ifadenizle

''Erliğinin yarısını bir yahudiye kaptıran toy kişi''

olduğum zaten ortada ama yine de bizim hakkımızda sui zannınızın önüne geçecek, belki size de ayna tutacak bir kaç cevab vermek istiyorum.

(Bu arada Museviler katı şeriatçıdır tevhidin tenzih kısmında katı kuralları vardır.

hatta çocuklarını 3 günlükken sünnet ettirirler.

İseviler ise teşbih kısmındadır.

Musevilik tasavvufsuz şeriat gibidir. Musa a.s. bu hükümden dolayı hep hızıra muhalefet etti.

İsevilik ise hristiyanlık adeta tasavvuf ağırlıklıdır gibidir. İsa a.s ise bu hükümden dolayı hep hakikat konuştu. İlk taşı günahsız olanınız atsın dedi. Zira onda hakikat güçlüydü. ve kavmi bundan dolayı aşırı giderek onu putlaştırdı.

İsa a.s. Museviliğin bu aşırı tenzih kısmını dengeye oturtmak için geldi.

Yahudilik şeriatında da olan sünnet edilmesi şehvetin şer'i boyuta yarı yarıya indirilmesine delalet eder ki aynı süreçte, bu rüyayla alakası var mı bilmem ama, hakikaten bu olgu hayatta zuhur etmiştir. Gençlik şehveti dengeye oturmuştu.

Belki vehmi şeytani bir “ağlamı ahdas-karışık rü-ya” dır.

O yaşlarda bunu tefrik edemiyordum, velev ki gerçek olan zuhuratlar yorulduğu gibi çıkar hocam, siz bunu bilirsiniz. Hadisi şerif de de geçer. Rüya tabir edilince ayağı yere basar buyurur resulullah a.s Bunu yapmayın hocam çok tehlikeli. Kötü zuhuratları yormayın. Uyarı yapın tedbirini alın. Ama mana sizin söylediğinizin tam tersi istikamette zuhur ettiği için, artık şehadet aleminde oluşmuş bir realite değişmeyecektir, zuhurat yorumu beni etkilemeyecektir.

Veledi kalb açık belirgin net bir şekilde, yıllar önce zuhur etti. Resulullah a.selam her sabah namazından sonra cemaate dönerek rüya gören var mı buyururdu, bütün rüyaları olayları güzel tabir eder hayra yorardı, bu konular birçok hadisde geçiyor ) Sa.

Buyurmuşsunuz ki Sa.

 

Bu talebinin üç sebebi olabilir, birisi beni imtihan etmek olabilir.

Diğeri de yerinden emin olmadığın için benden kendine tasdik beklemendir, yoksa kendi yerinde mutmain olan kimse niye böyle kendini ispatlamaya çabalayan bir hâl içine girsin ki.?

Üçüncüsü ise bu sahada bende varım diye benlik ispatlamaya kalkmak olabilir. Bence bunların hepside geçerlidir. Ben böyle düşünürüm sen istersen kabul et istersen etme. T.B.

Maksadım sufilikle özdeşleşmiş olan seyahat ve sohbeti teknolojik imkanlarla yapmaktı.

Maksadım Fusus Şarihi Ahmed Avni Konuk efendiyle

Ahmed Amiş efendi arasındaki gibi rumuzlu bir diyalog

yapmaktı.

İlk etapta zuhuratta gösterilen değerli bir şahsın kemalini

merak etmiştim.

İşin açıkçası biraz imtihan edeyim dedim.

İkincisi böyle bir muhabbetin yüksek perdeden olması için kendi kimliğimi size açıkladım.

Fazla açılmadım. Tasavvufa başlarken gösterilen 3 seyri suluk sonunda 3 yüzeysel zuhurat anlattım. Bu kadarını büyükler de anlatıyorlar.

Derine inmedim işin özü zaten zuhuratta değil, insanın idrakinde ve hayata bakış açısı müşahadesinde şer'i hayattaki istikametindedir.

Benim maksadım size mürid olmak değil bir dost olarak derin sohbet ve ilimleri konuşmaktı.

Bunun için ben yanınıza gelen muhatap olduğunuz yüzlerce kişi arasından sıyrılmak için kimliğimi biraz açığa vurmak istedim ki sohbet için bana bakış açınız değişsin maksadım kendimi ispatlamak değil size tanıtmaktı.

Eğer bu saha da bende varım diyecek olsaydım, malumuz üzere beni kabul etme ihtimali olup olmadığını bilmediğim bir şeyhe değil, internet üzerinden kendimi tanıtarak onbinlere açılırdım. Bugün ben peygamberim resulüm diye evranosoğlunun, sapık adnan oktarın ve başkalarının peşinden onbinler gidiyor.. Bu halkı elde etmek çok mu zor. Bu sahaya çıkmak istesem kendimi mahalle takımında halka gösterirdim. Tutup da yukarı ligde biriyle teke tek maça kalkışmazdım.

Zaten buna uygun konumum da yok. Zira memurum. 3 tane ufak çocuk da yetiştirmeye çalışıyorum. Onu dahi adamakıllı becerebilmiş değilim...Emekli değilim ciddi bir mesai ayırmak lazım bu işlere..

Evet facede Eb…. Nu… ismiyle sünnete uygun şer-i tasavvuf anlayışını savunuyoruz, lakin asla kendi ismimizle reklam yapmıyor, işin sır kısmına girmiyoruz. Kendimizden bir kelimle de olsa bahsetmiyoruz.

Bunu da sırf sadakayı cariye olarak yaptık. Eğer oraya girebilseydiniz az çok fikir düşünce dünyam hakkında bilgi edinirdiniz. Nefsimin hoşuna giden herşey ruhumun midesini bulandırıyor..

Vallahi riya yapmaktan zevk alan biri değilim. Nefsimi ve ruhumu bildiğim için, ney necis su, ney zemzem ayırt edebiliyoruz.

Hatta sohbetlerimde bana hürmet eden arkadaşlara, biz kimiz ki... bizim hocamızı görseniz ''bu da kimmiş be'' derdiniz. Bizde bu yolun hizmetkarıyız diyoruz.

Kendimi asla Allah dostu olarak kimseye lanse etmedim. Bundan utanırım ve korkarım zira bilirim ki insan iddiasıyla sınanır. mürid toplama gayretinde olmadım. Parasal yardım vermeye çalışan arkadaşlara dernek kuralım diyenlere iltifat etmedim. Özellikle benim ücretim Allaha aittir düşüncesiyle sohbete bir çay bile hediye getirenler beni rahatsız ediyor.

Talebelerimden biriyle aynı işyerinde çalışıyoruz. Şahsi bir iş düştüğünde aynı birimdeki başka birinden yardım alıyorum ki, yarın hiçbir ücret almamış biri olarak çıkayım huzuru hakka. Çünkü insanlardan öyle darbeler yedim ki insanlara hiç iltifatım kalmadı.

İnsanlar çok himmet ve teveccühe değmez hocam.

Manen yükselişine hizmet olduğum bir kısım insanlar çok çabuk terkettiler. Kimsenin aradığı sorduğu yok. Nefret ettiğim fetö örgütünün pislik teşebbüsünü müteakip insanlar doğru cemaatlere de cehaletleri yüzünden su-i zan edip 15 temmuz olayları bahane edilerek, birkaç kişi dışında kimse sohbete gelmiyor.

Arayıp sormuyor bile. Bunu dahi onların iltifat sevgisine muhtaç olduğu için değil, insanların gerçek yüzlerini deşifre adına size söylüyorum. Şeyhim derdi ki 10 yıl geçmeden kim dost anlamazsın. Mürid olmak için 10 yıl lazım.

Ben efendimi ölüm döşeğinde gördüğüm gün, mürid olmayı başarabildim 39 yaşında. 22 sene sonra.

Hatta şöyle dua ediyorum. Bunu birgün şeyhimede ifade ettim..

Ya İlahi maksadım eğer insanların sevgisini kazanmak onların hürmetini kazanmaksa, ebediyyen beni bundan mahrum kıl. Eğer maksadım senin rızan ise bana bunu

nasip et.

Şu da var.. Resulullah a.selam

Riya karanlık taşın üztündeki karıncanın, ayak sesinden gizlidir buyuruyor. Bu hadisin mucibince nefsimi kontrol ediyor ve üzülüyorum, acaba sorularıyla kontrol yapmaya gayret gösteriyoruz...

Ve biliyorum ki tam olarak kulluk ve ihlası elde etme noktasında çok eksiklerim var ve Allahdan ilhlas ve kulluk

istiyorum.

Bütün duam nerdeyse bu.

Benim sizin gibi çok kitabım yok.

Sizin gibi talebem de yok.

Sizden geriye bu eserler kalacak.

Kitaplarınız onbinlerce insana ulaşmış Rabbim ihlas ile yapılmış amelin ecrini verir.

Belki kıyamete kadar ecir defteriniz kapanmayacak.

Benden geriye sizin ifadenizle belki bir şey kalmayacak.

Aklıma gelince çok unutkanım. Çocukken yaptığım bir ağır kaza ve başımdan aldığım darbe var. Efendim dedi ki o kazadan darbe yedin. Unutkanlık var mı sende dediler..

Bunun için dua istirham ediyorum.

Ama teslim olduk mevlaya.

Bende rabbimin huzuruna çıktığımda şöyle derim bana derse ki, sen ney ile geldin kulum.

Ya rabbi bir sürü kusur hata ve senin rahmetine olan

zannımla geldim.

Sen, “ben kulumun zannı üzereyim..”

Sen buyurdun ki,

De ki: 'Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. zümer 53

Bu ayetle sana geldim ya rabbi.

Yaptığım ameller senden, onlara duyulan istek senden, bana verdiğin benlik senden, varlık bilinci de her zerrem senden, acizlik yokluk ve hiçlik benden..

Af senden günah benden, acizlik benden izzet senden, ilahi ya rabbi ben şeytanı çok sevindirdim, sende beni cehennemine atarak, affetmeyerek sevindirme, sen affedersen ben senin kulunum, eğer affetmez isen yine kulunum.. Benim ne onbinlerce sayfa kitabım var, nede sadakayı cariyem ...bilakis bana şerri emreden nefsim.

Ve arkamda dağlar kadar suçum.. Ve acizlik..ve duam. Ve sana olan zannım sermayem.

Keşke benim mailimi ilk okuduğunuzda tanımaya çalışsaydınız, adam yerine alsaydınız. Belki istihare yapsaydınız veya gönlünüzü yöneltseydiniz veya sorularla deneseydiniz, inanın önyargısız olarak bunları yapsaydınız belki.. Neyse bunda da hikmet var. Bazı zanlar günahtır. Ayet. Keşke yumuşaklıkla hakaret etmeden hareket etseydiniz temkin ve teenni ile hareket etseydiniz.

Resulullahın ahlakı sünneti böyle midir hocam.

Allah'ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Ali İmran 159

Firavuna git yumuşak söyle... ayeti kerime. Kendi yolumdan gidiyorum derken kasdım şuydu. Sizde bilirsiniz ki; Tasavvufta belirli merhaleden sonra şeyh kavramı kalkar.

Kişi artık ruhen yönelecek bir nesne bulamaz.

Ve kendi hakikatında özünde hakkı bulur.

Burda yapması gereken Allahu tealayı kendi özünde bulduğu rabbisi ile kayd altına almamaktır. Ve neticede daha büyük bir fena ve beka zuhur eder.

Ama şeyhe yönelmeye devam etmekte feyz yoktur. Kİşinin bunda ısrarı şirke sokar. Kıble kabenin içine girinceye kadardır, kabenin içine girildiğinde, her yöne kıble olur, fesemme vechullahi sırrı ayan olur.

Ama düşünebilir, manen birbirinizle irtibat kurup feyzlenebilirsiniz. Himmet talebi olabilir. Ama fena fillah mertebesinde her nesnede hakkı görmek lazım gelir ki, tek bir obje üzerinden müşahade doğru değildir.

Ben kendimi size ispat etmek gibi amacım olsa, şeyhte resulullahda Allahda nasıl fena bulunulur anlatırdım ki, o makamlarda vehmi ve hayali değil, insanın vehmi benliğinin zannın tamamen ortadan kalktığını gördüm. Halleri setretmekten kibir benlik iddiasında olmadığımızı anlamadınız mı.?

Ama dili kalemi tutmak lazım.

Zaten yazssaydık yine inkar edecektiniz.

Olsun ehemniyyeti yok.

Ehli beytten olduğunu söyleyen kişiye, kendisi sizin ifadenizle, yarım adam bile olsa, geldiği kapının hürmetine hürmet etmeniz, cahillik yalan ve şeytanın oyuncağı olmakla suçlamanız gerekmezmiydi, büyükler böyle miydi velev ki iddiamda yalancı olaydım. ki haşa...Ne kaybederdiniz ki.

Birde bütün kitaplarınızı zihninizden silin, Hakkın huzuna hiç olarak çıkın. Sırtınıza hatalarınızı alarak.

Allahda (celle subhanehu) olmayan birşeyi ona hediye olarak götürün.

hz beyazıdın buyurduğu gibi o şey acizlik günah ve zayıflıktır. hz beyazıd bunu idrak ettiği vakit beyazıd oldu derler.

Müzekkini nüfusta yazar.

Eyyub .a.s. “rabbi enni messenidurru ente erhamurrahimin” demesini beyazıd eyyüb a..s. ruhuna sorar. Eyyub a.s. der ki ey beyazıd ben sabırdan bir dağ oluşturdum.

Hakkın huzuruna hiç olarak varmak için o dağı yoketmek istedim şikayet ederek bilerek yaktım.

Beyazıd bir sayha etti. Bundan sonra şeyhim sabırdır dedi. Bize gelince iddiamız yok, ilk bu zuhurat olduğunda nefsim kendine pay çıkardı ama, onu susturduk elhamdülillah. Artık kendimi kimseye şeyh mürşid olarak tanıtmıyor -önceden birkaç kişiye bunu söylemiştim zaten şu anda halimi tamamen gizliyor. Efendinin gölgesinin konforunu yaşıyorum.

Böylece rüyam tahakkuk etti .

Birbirimizden fayda elde ettik belki.

Umarım kalbinize bir çizik atmayı, eksiğiniz önyargınız varsa hissetirebilmeyi ..

Birbirimize ayna olmayı becerebilmişizdir.

Sizin gözünüzde yarım adam olan birisiyim ama Hz. Beyazıd Köpekten bile nasihat aldı, bu açıyla bakarsanız çok şey elde edersiniz. Ben bazen hikmeti çocukların şuursuzca söylediği sözden alıyorum..

Ricam bu yazılanları yayınlamamanız. Sır olmasıdır.

Sizden başkası okumasın bilmesin.

Bu size emanetimdir. Hiçbir şekilde yayınlamayın.

Bu şartla ben hakkımı varsa helal ettim.

Sizde Hakkınızı helal ediniz.

Şunu da bilin ki Allah rızası için sizi gerçekten seviyorum. Size olan muhabbetim gibi, Rabbim size de bize karşı muhabbet versin de anlayın bizim size olan muhabbetimizi.

Bilmiyorum bu sözlerim sizi etkilemeyecek bildiğiniz yoldan gidersiniz belki ama hüsnü zan ediyorum.

Hürmet derin muhabbetle mübarek ellerinizden öper duanızı ve hakkınızı helal etmenizi istirham ederim... Zira ben bu işten manen çok kaybettim gibi geliyor. Şimdi tevbe zamanıdır.

Kitabınız için çok teşekkür ederim.

Birbirimiz için tevbe edelim. Sa

Aşağıda rüya ile alakalı bilgimiz onu sizinle paylaşıyorum.

Bize göre zuhuratlar, levhi mahfuzdaki kader sırrının gereği olarak, ayanı sabitenin muktezası olan şey'in insanda zuhur etmesi noktasına gelmeden misal aleminde surete bürünerek, insan da kuvveden fiile dönüşmesi sürecinin başlamasıdır.Bu 1 dakika içinde de olabilir 20 yılda da..Yani insan beyninde zahir olacak hükmün (ayanı sabite muktezasının) önce hayali misali surete bürünerek insanda zahir olması. Ve bu misaller genelde insanın en anlayacağı dilde sembolde insana gösterilir. Melekler o şekle bürünürler o bağlamda aslında bir insan kendi nefsini bilse en iyi tabirci kendisidir.

Bazen insanın kendi misal aleminde hayal dünyasında cinlerin (görünmezlerin) etkisiyle insanı şaşırtmak maksadlı olarak gösterilir.

Çünkü cinlerin insan beynine etki edebilme kuvvesi vardır. Görüntü gösterebilme rahatsız edebilme kuvveti vardır. Fakat zikir ve tasavvuf çalışmalarıyla güçlenmiş beyin, mürşidi kamil himmetiyle yetişmiş, en kuvvetli varlıkların bile üzerinde tasarruf edebilir. Oyuncağı olmak şöyle dursun onları mahveder.

Pekiyi böyle bir kişi zuhuratların şeytani mi rahmani mi olduğunu nerden bilir? acizane görüşüm şu, zuhuratta hiç benlik yok ise, yani görülen gerçek gibi olup, görme anında bir huzur hali varsa ki, bu huzur hali ehli vahdet ve tevhid tarafından iyi bilinir, o rüyayı sadıkadır. Huzur hali senin benliğinin içinde olmadığın bir şeydir.

Şöyle açayım Gerçek veliyullah, velayeti kübra dediğimiz fenanın fenasına ve beka ender bekaya kavuşmuş kişi ise o vehim mertebesinin üstüne çıkar.

Keramet’te malumunuz olduğu üzere, bu şekilde oluşur. Burda kalemi cidden kırmışlardır büyükler.

Zira onların hayatı yaşam değildir, ilahi hayata, hayat sıfatına kavuştukları için, onlar için dünya yaşamı vehm hayal olmakta, adeta herkesin uykuda olduğu bir alemde, onlar uyanık olmakta ve uyuyanların rüyasına girerek onları rüyadan uyandırmak için. Zira hakikat aleminde diriliğe kavuşmamış bir insan bu bahsettiğimiz hayatı algılayamaz.

Hayat ile yaşam arasındaki farkı.

Gerçek hayata kavuşmuş hz. insanın hayatı; vehm ve hayal mertebesinin üstündedir.

Alem onlara göre gölgedir. Nefsi mardiyye ve beka billah olan kişi

Burda insanın önüne çok daha büyük imtihan çıkıyor.

Büyükler en büyükler kulluk yoluna girip tasarrufu hakka verdiler ...

Tasarrufu bıraktılar.

Baki selam ve muhabbetle kalınız.

Allahu Alem. 

Dosya 87 sayfa 70

Necdet Ardıç 29 Mart 2017

Hayırlı günler Sa… oğlum.

Gönderdiğin son yazını evvelâ metninin tamamını bir arada görmek için mail-in den bütün olarak kopyaladım. Daha sonrada bölüm, bölüm cevaplayabilmek için aşağıya gene kopyaladım. Sen şimdi gene bana metinleri beş defa kopyalamışın diyeceksin gibi geliyor, ama benim çalışmam böyledir, bir şeyi iyice anlatabilmem için gerekirse beş değil bildiğim bir şey ise on beş defa tekrar, tekrar usanmadan anlatırım.

Şimdi bu metnini de, böyle en azından iki defa kopyalamak zorunda kaldım ki her bahsettiğin suçlamalarına kendi satırları altında cevap vereyim, aksi halde suçlama bir yerde, cevap bir yerde olursa aralarında ki bağlantıları kurmak mümkün olmaz.

Şimdi yazılarının özetle cevaplarına geçelim eğer vaktim bol olsa idi daha geniş olarak cevaplamak isterdim ama, ne yazık ki sana ayıracağım zamanım çok kısıtlı olmakla birlikte, hiç gereği ve benim de hiçbir talebim olmadığı halde, gene de benim için hatırı sayılır bir zaman ayırmak zorunda kaldım. Sağlık olsun vardır bunun da bir hikmeti.

Şimdi sen bana sorabilirsin! Madem ki her şey haktır o halde (Eb…. Sa… Nu…”tan gelen bu talepte “Hakk’tan değilmidir,” “Eğer Haktan ise bu cevaplar nerdendir”?

Bende derim ki, batını itibariyle zaten her şey Hakk olduğuna göre “bu mertebesi itibariyle Hakk’tır.” O halde benim de sana gönderdiklerimde “Hakk ve Haktandır.” O halde bu isyanların ve bağırman çağırman nedendir.

Ben sana senin yönünden senin varlığından cevap vereyim senin bana gönderdiklerin senin bile farkında olmadığın “nefsi nefsinden” dir. Sen hemen itiraz edebilirsin sana göre gene nefsin yönünden kendini haklı görürsün, zaten öyle olmasaydı bu feryatların neden dir. Bu feryatların bile halini açık olarak ifade etmeye yeterde artar bile.

Ancak görüldüğü kadarı ile son mailinin son taraflarında Eb… Sa…. ‘in nefsinin biraz değişmeye başladığı, daha evvelki yazılarında bahsettiği “hayal ve nefs” kanatları ile hayal âleminde uçup kişilere yukarıdan bakıyor iken bahsi geçen yerlerde nihayet biraz olsun “himmet ayakları”nın üstünde yer yüzü beden arzında yürümeye başladığı görülüyor. Hakkın da hayırlısı.

Hayata bakışın ve değerlendirmenin birçok mertebeleri vardır. Bu değerlendirmeler kişilere ve kişinin irfaniyetine göre değişmektedir. Şunu bil ve kendini bitaraf olarak tahlil et, bakalım ne göreceksin, bana gönderdiklerinin hepsi hele bilhassa başta gönderdiklerin, bâtın’ın dan Hakk’tan değil zahirini ihata etmiş sadece “nefsi nefsinden” dir ister kabul et ister kabul etme beni suçladığın “lâf” ile söylenen “her şey Hakk’tır” sözü söz olarak haktır ancak söyleyenenin mertebesi itibariyle söyleyene göre bazen Hakk’tır bazen nefstendir. Bazı tasavvufi terim ve tabirleri dilinde çevirip tekrar etmekle ne tasavvuf denilen sahaya girilir ne de Hakk ehli olunur.

Tasavvuf evvelâ hangi mertebe de olunursa olunsun alçak gönüllülük ve asaletli bir tevazu gerektiren İrfani bir yaşantıdır.

Tekrar etmeye gerek yok ama eski dergâhlarda en çok görülebilecek yere “Edep ya huu” tabelâsı asılırdı.

Yukarıda defalarca “bunlar benim kendi anlayışlarımdır, ister kabul edilir ister kabul edilmez, diye açık olarak bildirildiği halde bu kadar hırçınlığa sebeb nedir anlamış değilim.

Bu girişten sonra şimdi gelelim okunması istenen yeni “mail” metnin cevapları 

Ebu Sa… ‘den son bir yazı okumanızı istirham ediyorum Necdet Hocam.

Dosya 87 sayfa 70

Eb…. Nu…. 29 Mart 2017

Ve aleykumüsselam ve Rahmetullah

Kıymetli büyüğüm,

Hayırlı günler Sa…. oğlum. İstediğini yaptım okudum ve yazılarını cevaplıyorum. Yukarıda da kısaca ifade etmeye çalıştığım gibi, bu mailin de, oldukça karşı tarafa olan hitabın, karşındaki kim olursa olsun, bazı yerleri, daha ihtiyatlı benlikten uzak safiyetle yapılmış bir hitap şekline dönüşmüş, bu da senin için güzel bir gelişmedir. T. B biz sizin yazınızı kardeşimle mütaala ettik. Ve şu sonuca vardık. Yanlış tarafları bir kenara yani iyi olan zuhuratları kabul etmeyip hatta kötüye yormanızın dışında; Sa.

Sa…. kardeşim anlaşıldığına göre kardeşin senden daha ihtiyatlı hareket eden ve nefsine daha çok hakim olan birisi imiş benden selâm söylersin.

Ve bu cevaplarıda, Hatta baştan itibaren gene birlikte okumanızda yarar olacağı gözükmektedir. Ayrıca daha evvelki yazılarına özetle verdiğim cevapların bazılarını da cevapsız kalanlarınıda cevaplayacağım.

Ancak ben senin zuhuratlarını kötüye yormadım onlarda benim okuduklarımı yazmış oldum, kabul edersiniz etmezsiniz sizin bileceğiniz bir iştetir size doğrusu öyledir bana göre böyledir. O zuhuratları tamamen sizin düşündüğünüzü tasdik etse idim o zaman yanlışlık suçlaması ile suçlanmayacaktım, nefsine arka çıkmış olacaktım senin gözünde de ben daha değerli olacaktım, ancak bu sana kötülük olacaktı, çünkü tasdik gördüğün için nefsinin geriye dönülmez bir benliği perçinleşmiş olacaktı, sana yapılan aslında sana fayda sağlamak, sadece kendi doğrularının kesin ve mutlak doğrular olmadığını, hayatın başka doğrularıda olabileceğini hatırlatmak içindi, Terzinin bundan ne çıkarı olacaktı! Görüldüğü gibi senin düşüncene uymayan bir konuyu hep kötüye yormakta idin. neyse, hayırlısı olsun. T. B

Hatta kardeşim; gel akşama kadar bu şahsın gıybetini yapalım ne faydası olacak ki, ''sözlerindeki doğru olan yerleri alalım nefsimize pay çıkaralım'' dedik. Sa.

İyiki kardeşinle istişare etmişsin ayrıca senden daha da akıllı imiş ihtiyatı elden bırakmamış sağ olsun.

Yeri gelmiş iken bu son bölüm ile birlikte bütün dosyayı yeni baştan mütalâa etseniz çok daha güzel olur, diye tavsiyede bulunayım. Ancak bunun şartı nefsi benliklerinizi bir tarafa koyup, sanki içindekiler sizlerle ilgili değilmiş her hangi bir kimselerin mütalâaları yapılsın diye bir görev verilmiş gibi, yeniden inceleyin ve yanınızda not defterinizde olsun, bakalım bitaraf olarak ne sonuç çıkaracaksınız, ona göre kendinizi yeniden haklı görürseniz mesele yok. Ayrıca, evet, biz bazı yanlışlıklar yapmısız, kanaatine ulaşırsanız o zaman da gereğini yapmaya çalışırsınız, değerlendirme ve hayat size aittir. Beni ilgilendirmez. Biraz vaktim harcandı, ancak elimde bu dosya kaldı diyerek kendi kendimi cevaplandırmış olurum.

Sen dosya tutmayada karşısın, yazılarından o anlaşılıyor idi, ben bu dosyaları bugün için tutmuyorum. Başımdan geçen bir çok hadiseden sonra daha eskiden (1958) senesinden beri bana gelen ve giden bütün kayıtlar arşivimde muhafaza altındadır. Bunlar bana yapılabilek hakaret ve suçlamalara karşı savunmamı sağlıyacak kayıtlardır, ayrıca içlerinde zuhurat yorumlarından, tasavvufi her türlü konuların işlendiği sohbet kayıtlarıdır, bunlar İnşeallah bizden sonra araştırmacılara konu olacaktır.

Bundan bir müddet evvel ismi lâzım değil birisi gelip irfan mektebi eğitimine şiddetle arzu edip girmek istedi, bizde bir müddet bekledikten sonra şiddetli arzusu üzerine girmesine izin verip derslerine başladı, nihayet bir miktar yol almaya başlayınca, kendinde bazı şeyler görüp terziye karşı lâubali hareketler sözler kullanmaya başladı, bir müddet halini hoş gördükten ve oda halini düzeltmediği için, derslerine son verip terzi ile olan ilgisine son verdik. Fakat peşimizi bırakmayıp olur olmaz zamanda rahatsız etmeye başladı. Bu kişi ilede baştan beri yazışmaları gene kayda almıştım. Bu kişi gene rahatsızlıklarına devam ediyordu bir gün kendinden gene bir mail geldi bu mail-inde (mahşerde, benimle ilgilenmediğin için seni hazreti peygambere şikâyet edeceğim ve mahşerde sana ben şefeat edeceğim) dedi bende ona, sağ olasın, fazla bekleme hemen git kardeşim senin hakkında ki benim dosyam zaten hazır sonunu sen düşün dedim.)

Sa…. oğlum işte bu dosyalar, seninki dahil ahrette bir suçlama ile karşılaştığım zaman, elimde delil olsun diye tutulmaktalar, yoksa benim kimsenin özeli ile ne işim olur, umarım bir şeyler anlamışsındır.

Bu kayıtlara boşuna zaman ayırmıyorun benim kendime ait ayırabildiğim hiçbir vaktim yoktur bütün vaktim evlâtlarımın gece gündüz eğitimlerine ayrılmıştır.

Terziye ulaşamayan evlâtlarına onların ayağına terzi Babaları gitmektedir şimdi dahi şehir dışında bulduğum bir zaman parçacığından yararlanarak kısım kısım mail-i ni dar vakitlerimde cevaplamaya çalışıyorum bir bakıma Hayatımın büyük bölümü söylenmesi gereksiz ama ifade babında bütün bunlarıda Rabb-imin lütfu ile kendim karşılamaya çalışıyorum, hayatım böyle yolculuklarala geçiyor, yoksa bende kendi evimde bu yaşta (80) yan gelip yatabilirim. Bu yolda en az (10) tane araba paralım her araba ile (100) bin kilometre yol yapmış olsam yaklaşık Hakk yolunda belki (1,0000) bir milyon klometreden fazla yol yapmışımdır ayrıca otobüs ve uçak seferleride ayrıdır.

Sende bunlardan bana ne diyebilirsin, kendince haklısın diyecek bir şeyim yoktur. T. B

benlik ve riya ve hayal konusunda sizden müstefid olduk. Rabbim bol ecirler versin. Sa.

Nu güzel terzi biraz olsun faydalı olabildi ise ve sende anlaybilmiş isen ne güzel Cenâb-ı Hakk diğerlerinden de faydalandırsın. T. B

sizin için ne olduğum cahil atıp tutan, bir vehim hayalzade olduğum zararı faydasından çok bir sizin ifadenizle Sa.

Olabilir kullandığınız metin ve tabirlerden bunlar okunuyordu ben senin yazdılarını sadece tahlilinin yaptım ister T. Den kabul et ister etme senin bileceğin iş ama neden kızıyorsun. Aynı kişi sana yazdıklarına, bunlar ne kadar güzel şeyler deseydi bu sefer sen ona nasıl hitab edecektin tabiî ki çok hörmetkâr cümleler kurarak davranacaktın ama gene o aynı terzidir sende oluşacak bu iki ayrı davranışı ne ile izah edersin T.B

''Erliğinin yarısını bir yahudiye kaptıran toy kişi'' Sa.

Terzinin bu tesbiti canını sıkmış galiba, bunun karşılığını bana yazdığını sen bir düşün, bakalım benim hiç canımı sıkmadı senin canın sağ olsun.

Terzi zuhuratını öyle okumuş, sende Terziye madem kabullenemeyecektin bu zuhuratını ve diğerlerini göndermeseydin, senden zuhuratmı isteyen oldu, yoksa terziye kerametmi satmak istedin, senin nefsinin istediği gibi tabir çıkmayınca, Terzi aklı sulanmış bir bunak oldu. Olsun ne yazar senin demenle bir şeyler oluyorsa?

Ancak terzi burada biraz dursun, yukarıda bu hususta bir bölüm vardı şimdi aklıma geldi. Terzi biraz ihtiyatlı ol, “Salih oğul bir şeye ol dedimi olur” sonra zarar görmeyesin. T.B

olduğum zaten ortada ama yine de bizim hakkımızda sui zannınızın önüne geçecek, belki size de ayna tutacak bir kaç cevab vermek istiyorum. Sa

Terzi senin hakkında su-i zanda bulunmadı onun böyle bir ahlâkı da yoktur aksine hayatı ve herkesi hüsnü zan içerisinde değerlendirir, bu sözünle bile farkında olmadan terziyi suçladığının bile farkında değilsin.

Terzinin bu değerlendirmesi senin ona gönderdiklerinden seni okumasıdır sana göre yanlış olabilir ne kızıyorsun.

Sen birde- kendi yazdılarına bak bakalım kim kimin hakkın da su-i zanda bulunmuş nefs-i değerlerinden arınmış bir tarafsızlıkla bak bakalım, kendi yazdıklarından yeniden neler okuyacak ve nasıl nadim olacaksın terziyi bırakta sen onları düşün. T

(Bu arada Museviler katı şeriatçıdır tevhidin, tenzih kısmında katı kuralları vardır.

hatta çocuklarını 3 günlükken sünnet ettirirler.

İseviler ise teşbih kısmındadır.

Musevilik tasavvufsuz şeriat gibidir. Musa a.s. bu hükümden dolayı hep hızıra muhalefet etti.

İsevilik ise hristiyanlık adeta tasavvuf ağılıklıdır gibidir. İsa a.s ise bu hükümden dolayı hep hakikat konuştu. İlk taşı günahsız olanınız atsın dedi. zira onda hakikat güçlüydü. ve kavmi bundan dolayı aşırı giderek onu putlaştırdı.

isa a.s. Museviliğin bu aşırı tenzih kısmını dengeye oturtmak için geldi. Sa.

Terzi bu nasihatlerini “Sa” kendisine saklasın diyor, çünkü bu nasihatleri Terzi, ismininde Başında olan (T) tevhidi ilimleri sen daha bu sahada ortada yok iken biliyordu. Genede sağ olsın zahmet etmişsin. T

Yahudilik şeriatında da olan sünnet edilmesi şehvetin şer'i boyuta yarı yarıya indirilmesine delalet eder ki aynı süreçte bu rüyayla alakası var mı bilmem ama hakikaten bu olgu hayatta zuhur etmiştir. Gençlik şehveti dengeye oturmuştu. Sa.

Sen Yahudilik mertebesinden bahsediyorsun, terzi Muhammedilik mertebesinden bahsediyor, oğul daha bunun farkında değilmisin? Yahudilik mezhebinin müntesibi isen buyur zuhuratını istediğin gibi yorumla, zuhuratta senin, yorumda senin, terziyi ne ilgilendirir.

Muhammediyyet ve irfaniyetten dem vurma, Yahudi dervişi ol kime ne.

Bu itrazların ile neyi isbatlamaya çalışıyorsun gönül isterdiki, gerçekten tevazu edip şapkanı önüne eğip en azından ihtiyati olarak bu terzi ne demek istiyor diye içinden inkâr etsen bile, zahiri nazaket kuralları içinde kalarak izah ve bu konuda fikir sorsa idin, senin için daha iyi olurdu. T

belki vehmi şeytani bir ağlamı ahdas dır. Sa.

Bu zuhurat bahsettiğin zuhuratlardan değildir. “Keşfi mücerret” yorum isteyen ve yorumuda çok kolay ve açık olan bir zuhurattır. Ancak yorumlamak için bitaraf olmak nefs tarafında olmamak ve irfan ehli olmak lâzım gelmektedir. Ve gerçekten çok ilgi çekicidir ve uyarıcıdır, daha yukarıda izahıda yapılmış idi ister kabul görsün ister görmesin terziyi ne ilgilendirir. T

o yaşlarda bunu tefrik edemiyordum, velev ki gerçek ola zuhuratlar yorulduğu gibi çıkar hocam, siz bunu bilirsiniz. hadisi şerif de de geçer. Rüya tabir edilince ayağı yere basar buyurur resulullah 

Sen hiç merak etme, dertte etme, terzi bunları bilir sen daha bu sokakta yok iken, terzi zuhurat yorumlarına çoktan başlamış idi (Mektuplar ve zuhuratlar) ismide, üstünde olduğu gibi şu an (100)e A4, yaklaşık (180) sayfalı dosyalarda senin zuhuratlarının ve benzerlerinin binlerce yorumu vardır. Sen kendi işine bak, bunları terzi her hangi bir şey için yazmadı, onun bir iddiası yoktur, ancak karşındakinin fikirlerinde de bir doğruluk payı olabileceğini ihtiyatlı olarak davranarak gözden uzak tutma. Ve hiçbir zaman tek doğrunun kendi bilgin olduğu yanlışına düşme . T. B

.Bunu yapmayın hocam çok tehlikeli. Sa.

İkazın için terzi sağol der. Sen terzinin eğitimine karışma o evlâtlarını senden alacağı değerlendirmeler ile yönetecek değildir . T.B

kötü zuhuratları yormayın. Sa.

İkazın için sağ, ol ama terzi hangi zuhuratı nasıl yorumlayacağını bilir, sen üzelme telâşta etme çünkü Terzi hangi zuhuratı ne şekilde nasıl yorumlayacağını bilir merak etme. T. B

uyarı yapın tedbirini alın. Sa.

Gene verdiğin nasihat için sağ ol, eğer iznin olursa bundan sonra gelen herhangi bir zuhuratı evvelâ sana göndersem, sende bir yorum yapsanda, bende zuhurat sahibine senin yorumunu göndersem de, yanlış bir iş yapmasam nasıl olur. T.B

ama mana sizin söylediğinizin tam tersi istikamette zuhur ettiği için, artık şehadet aleminde oluşmuş bir realite değişmeyecektir, zuhurat yorumu beni etkilemeyecektir. Sa.

Bunlar senin hallerindir terzi ne yapsın nasıl istersen öyle düşün. T.B

Veledi kalb açık belirgin net bir şekilde yıllar önce zuhur etti. Sa.

Bu da senin halin, terziyi ne ilgilendirir ayrıca bahsedilen konunun yorumu değişik şekilde yorumlanabilir, terziye ne, terzi senin zuhuratında gördüğünü okudu, ister kabul edersin ister etmesin feryadın nedendir. T

(resulullah a.selam her sabah namazından sonra cemaate dönerek rüya gören var mı buyururdu bütün rüyaları olayları güzel tabir eder hayra yorardı bu konular birçok hadisde geçiyor ) Sa.

Olabilir bu bilinmeyen bir husus değilki, terzinin ru’yaları kötüye yorduğunu nereden bileceksin de, bu ön yargıda bulunuyorsun, seninkilerinden başka terzinin senin bildiğin kaç ru’ya var, senin terziye gönderdiğin zuhuratlarda kötüye yorma yoktur, sadece ru’ya-yı okuma vardır, senin düşündüğün şekilde okunmamışsa, bu senin anlayışındır. Bazıları memnun olsun veya olmasın diye, hatır içinmi ru’ya tabiri yapılacaktır . Sen kendine göre kendi anlayışın üzere “kötü” yorum diye işine gelmediğinden, böyle ifadelendirdin acaba okuyuşlar gerçekten. Kötümü idi, belki vaktin olurda bunları aklı selim tarafsız bir akıl ile tekrar düşünürsün. T.B Buyurmuşsunuz ki. Sa. Bu talebinin üç sebebi olabilir, birisi beni imtihan etmek olabilir. Diğeri de yerinden emin olmadığın için benden kendine tasdik beklemendir, yoksa kendi yerinde mutmain olan kimse niye böyle kendini ispatlamaya çabalayan bir hâl içine girsin ki.? Üçüncüsü ise bu sahada bende varım diye benlik ispatlamaya kalkmak olabilir. Bence bunların hepside geçerlidir. Ben böyle düşünürüm sen istersen kabul et istersen et 

Terzi bir şey buyurmadı, zaten böyle bir buyurucu halide yoktur. Sadece senin gönderdiklerinden okuduğunu kayda geçirdi, böylece ayna oldu sana, seni tarif etti. İstersen sende bir defa da bunada kendine bu gözle bak zarara girmezsin. T.B

Maksadım sufilikle özdeşleşmiş olan seyahat ve sohbeti teknolojik imkanlarla yapmaktı. Sa.

Senin böyle bir meksadın olabilir, bu maksadını o kadar yersiz ve kendini bir yerlerde gören kişiye, hiçbir şekilde yakışmayacak bir davranış ile başlatmaya çalıştın, bakalım terzi böyle bir meşguliyete vakti varmı, bunu hiç düşündünmü? T.B

Böyle bir şeyin oluşması için iki tarafında birlikte bazı konularda anlaşarak karar vermeleri gerekmezmi, kendi kendi kendine, terzi içinde, karar vermişsin, onun şartları acaba buna uygun olup olmadığını, bunun alt yapısını karşılıklı olarak kararlaştırılmasının lâzım geldiğini düşünemeyecek kadar tefekkürün yokmu idi.? T.B Maksadım Fusus Şarihi Ahmed Avni Konuk efendiyle Ahmed Amiş efendi arasındaki gibi rumuzlu bir diyalog yapmaktı. Sa.

Görüldüğü gibi meseleyi sadece kendi yonünden, terziyi hiç kale almadan, sanki terzi senin her türlü düşüncene hemen uymak zorunda imiş gibi hareket ettin, onun da kendine, kendi yaşam şartları arasında bu düşüncen için zaman ayırıp ayıramayacağı, kendisine baştan bunları anlatıp neden nezaketle meramını bildirmedin. T. B

Madem merak etmiştin, daha ilk başta terziyi imtihan etme salâhiyetini nerden aldın, diye insana sormazlarmı? Nasıl bir bencillik anlayışıdır. T.B

İlk etapta zuhuratta gösterilen değerli bir şahsın kemalini merak etmiştim. Sa.

Bu terzi merakını giderecek başka nezaketli bir yol bulamadınmı? Oğul. T

İşin açıkçası biraz “imtihan” edeyim dedim. Sa.

Çok güzel bak kendi dilinle kendi marifetini kabul ediyorsun, bu da bir gelişmedir. Ancak sana terziyi imtihan etme yetkisini kim verdi, diye insana sormazlarmı? bu nasıl edep dışı bir edepsizlik, küstahlık ve kendini nasıl yükseklerde görmektir. Sen kimsinde, hiç tanımadığın ve hakkında isminden başka bir bilgin olmayan kişiyi, hangi ilme, hukuka ve hakka dayanarak, imtihan etme yetkisini kendinde görebilirsin. Adeta özrün kabahatından daha büyük görünüyor. T.B

İkincisi böyle bir muhabbetin yüksek perdeden olması için kendi kimliğimi size açıkladım. Sa.

Hayret bir şey doğrusu, senin terziye açıkladığım dediğin şeylerde kale bile alıcak bir kıymet ifade eden husular olmadığı açıktır. Ancak sen terziye, açıkladım, dediğin şeylerle nasıl bir benlik ve kendini beğenmişlik ahlâkını açıkladığın çok açık olan bir husustur, evet yüksek perden açıkladığın sadece sen farkında bile olmadan nasıl bir hayal içinde olduğunun açıklamasını yaptığındır. T.B

Fazla açılmadım. Tasavvufa başlarken gösterilen 3 seyri suluk sonunda 3 yüzeysel zuhurat anlattım. Bu kadarını büyükler de anlatıyorlar. Sa.

Kendini kendi kendine açıklayıp açıklamaman, terziyi ne ilgilendirir, terzi senden böyle bir şey istemediki. Oğul sen kendi kendine gelin güvey olmuşun, damatta sen gelinde sen çalanda oynayanda sen olmuşun, bu düğün dernekten terziye ne onu ne ilgilendirir. Muhatabın değilki.! T.B

Derine inmedim işin özü zaten zuhuratta değil, insanın idrakinde ve hayata bakış açısı. Sa.

Bu cümlelerinde de gördüğün gibi hep benlik içindesin, derinlik dediğin şey sana göre nedir, gerçekten haberin varmı?

Madem zuhuratta bir şey yoksa terzinin yorumlarına karşı bu haykırışın nedendir.?

Ancak idrakin bakış açısı ön yargılı olmamak şartıyladır. Yani bu alemde kişinin sadece kendi görüşü yegane tek görüş olmadığını, her konu üzerinde başkalarının da kendi açılarında, kendilerine göre haklı bakış açıları olduğunu kabullenmek ve karşı tarafa bu hakkı tanımak ile olur. Yoksa benim görüşüm tek görüş, en üstün görüştür, hayaline dalan kimse, kendi akıl kutru içinde döner dururda bunun farkında bile olmadan, üstünlük nakaratlarına devam ederek kendi asli gerçeğinden mahrum olarak bir hayat yaşar ve bunu da farkında bile olmadan, bu halle oyalanır gider. T

müşahadesinde şer'i hayattaki istikametindedir. Sa.

Terzinin bahsettiği de her zaman şeriat-i muhammediyyenin korunması, ondan sonra hakikat-i Muhammedi içinde kişinin hayatını sürdürmesidir, bunun dışında, ne şeriat, ne tarikat, nede diğer sahaların olması mümkün değildir, eğer oluyor diyen varsa, onun da kendi fikridir hörmet edilir, ancak o fikirlerle ne amel edilir, nede onlara fikir denir. T.B

Benim maksadım size mürid olmak değil. Sa.

Oğul, gene şu edep dışı değerlendirmelerine bak, inciler döktürüyorsun, nerelerde hangi hayallerde dolaşıyorsun, mürid olmak istesen bile, seni mürid olarak almaya terziyi çokmu hevesli zannettin, terzinin çevresindeki evlâtları ona yetiyor. Gene kendi kendine gelin güvey olma hayaline bak, şaşmamak elde değil, aklı başında bir insanın böyle ön yargılı bir düşüncesi olabilirmi? Hayret doğrusu. T.B

bir dost olarak. Sa.

Gene devirdiğin çamların haddi hesabı yok, sen dostluğu çarşıda, pazarda, alınır satılır bir meta gibi görmüşün galiba, veya senin hiç gerçek dostun olmamış. O yüzden neyi nerde kullanacağından haberin bile yokmuş. İki kişinin gerçekten dost olabilmeleri için, bunların çok uzun bir süre kederde ve güzellikte, uzun seneler birlikte yaşayabilen ve birbirlerinin hallerini çok iyi bilen kimseler arasında olabileceğinin bile galiba farkında değilsin.

Daha henüz hiç tanımadığın bir kişi hakkında bu yargıya (bir dost olarak) nasıl ulaştın hayret bir şey, bu anlayışın itibari ile de gene nasıl bir ön yargıda bulunduğunun farkındamısın? Hepsi bir bakıma iyide, bakalım terzi seninle dost olmak isteyecekmi? Eğer dost olmanı kabul etse bile, acaba seni. Senin yapmaya çalıştığın gibi bir imtihana tabi tutsa, bunun karşında nasıl bir tepki vereceğini düşündünmü. Çünkü her gerçek dostluğun mutlaka bir diyeti vardır ve oldukça reçetesi acıdır, kimse gerçek dostluğu havadan bedava kazanamaz. T.B

derin sohbet ve ilimleri konuşmaktı. Sa.

Bunun için ben yanınıza gelen muhatap olduğunuz yüzlerce kişi arasından sıyrılmak için. Sa.

Oğul, yukarıda kurduğun şu iki cümleyi, bir daha bitaraf olarak oku bakalım, içinde yatan senin içindeki kişiyi bulabilecekmisin. Senin nasıl bir anlayışa sahip olduğunu anlatmaya şu cümle bile yeter, diğerlerine gerek bile kalmaz. Bu nasıl benlik aymazlık, terzinin yanına gelen kişileri nasıl cahillik ile suçladığını, kendini, nefsini nasıl yukarılarda gördüğünü ve böylece bu cümlenlede gerçek halini nasıl açığa çıkarıp, kendi kendini ele verdiğinin farkında bile değilsin, eğer farkında olsaydın garip ve acınacak benlik yüklü ve ön yargılı aşağılayıcı cümleleri kurmazdın

Terzinin yanında, öz evlâtları seni bu halinle, onlara en yüksek dediğin bir şeyler söylemeye kalksan bile, seni nezaketen iki dakika bile zor dinlerler, üçüncü dakikada etrafında bir tek insan bulamazdın.

Konuşurken insan kurduğu cümlelerin sonunun nereye kadar ulaşabileceğini kestirerek söylemesi, kendisi için daha isabetli, tedbirli olmasını sağlar. Söz yaydan çıkan ok gibidir geriye dönüşü olmaz, artık o söz söyleyenin değil gönderildiği yerindir. Artık gönderenin onda tasarrufu kalmamıştır o söz artık söylenenin mülküne geçmiştir şu veya bu şekilde kullanması onun tasarrufuna kalmıştır.

Sözü muhatabına gönderenin gönderdiği söz üzerinde bir hakkı kalmamıştır. T.B

kimliğimi biraz açığa vurmak istedim ki sohbet için bana bakış açınız değişsin maksadım kendimi. Sa.

Oğul, doğru söylemişsin, ancak hakikatinin değil, farkında bile olmadığın nefsinin doğrusunu söylemişsin, kendi kendinin farkında bile olmadan, içindeki nefsi kimlik halini, her cümlen ile ortaya koymaktasın.

Bari bundan sonra biraz daha tedbirli ol da, ağzından çıkacak kelimelerine, nefsin sahip olupta sonradan seni küçük düşürecek haller başına gelmesin. T.B

ispatlamak değil size tanıtmaktı. Sa.

Peki oğul, kendini terziye tanıtmaya çalışmak, kendini ıspatlamaya çalışmaktan başka bir şeymi idi.?

Ayrıca, kendini benlik içinde karşı tarafa amir ve tek taraflı bir hükümle tanıtmaya çalıştığın terzi, seninle tanışmak isteyip istemediğinden eminmi, idin onun hakkında tek taraflı nasıl karar veripte böyle bir edep dışı yolu kullanmaya çalışırsın.

Bu tür talepler, terziye her zaman gelir, ancak bunlar nezaket dairesinde olur. Efendice ve kibarca görüşme talebi olur, terzinin vakti müsait ise kabul eder, birkaç tanışma aşaması geçtikten sonra sıra tanışma sebebine gelir, bunlar nezaketen konuşulur, terzinin yapabileceği bir şey varsa yardımcı olmaya çalışır, yoksa zaten yapılacak bir şey yoktur, nezaket ile her kez kendi yoluna devam eder.

Hani derlerya

Alem yahşi ben yaman

Alem dane ben saman,

Sen bahsettiğin hallerin ile bunun tam tersini söylüyorsun da, farkında bile değilsin. Farkında bile olmadan, iddialı bir şekilde dediğin şudur.

Alem yaman ben yahşi

Alem saman ben dane.

Yeniden halini ve nefsini bir gözden geçir bakalım bu sefer kendini nasıl okuyacaksın. T.B

Eğer bu saha da bende varım diyecek olsaydım malumuz üzere beni kabul etme ihtimali olup olmadığını bilmediğim bir şeyhe değil, Sa.

Oğul be yapma, bunları söyledikçe ne kadar gülünç duruma ve nefsinin hilesine düştüğünün farkında bile değilsin.

Madem kabul görüp görmeyeceğinden emin olmadığın bir yere, biraz daha ihtiyatlı davranıp tevazu kapısından girmeye çalışsaydın, senin için daha iyi olmazmıydı.

Zengin olmak isteyen kişi, fakr kapısında beklemeli, İlim sahibi olmak isteyen kişi, tevazu ile cehl kapısında beklemeli, yükselmek isteyen kişi, tevazu kapısında beklemelidir, diğerlerini buna kıyas edersin.

Oğul, sen ise bunların tam tersini yaparak geldin, karşındakileri cahil, kendini Alim zannettin. Kendini zengin karşındakileri fakir zannettin, tevazu yerine azamat kapısından girmeye çalıştın. Belki bu hallerinin hiç birinin farkında değilsindir, gene böyle değilim, dediğini duyar gibi oluyorum ama, sen gene bu terzinin sözlerini bir oku, yanlış dersen, aklını yemiş bir ihtiyarın sözleridir beni ilgilendirmez deyip, siler gidersin, mesele de bitmiş olur. Sen bilirsin. T.B

internet üzerinden kendimi tanıtarak onbinlere açılırdım. Sa.

Her cümlen ile buram buram nefs koktuğunu, nasıl da kendi sözlerin ile açığa çıkarıyorsun, nasıl bir ibretlik cümleler hayret doğru

Ama sen şimdi diyebilirsin, “Melâmilik kişinin/nefsinin kötülüklerini açığa çıkarmak….” Tır dersin o halde söylenenlerden neden alınırsın da kendini temize çıkarmaya çalışırsın, bu çabayı sarfettikçe de kendini hiç içinden çıkılmaz bir hale sokarsın. Çileyi açmaya çalıştıkça daha çok düğümlendiğinin farkında bile değilsin.

Onbinlere açılma hayalini bırak, kendi lisanın ile geçmiş sayfalarda, çok yakınlarının bile yanında kalmadığından şikâyet eden sen değilmiydin. T.B

Bugün ben, peygamberim, resulüm diye, evranosoğlunun, sapık adnan oktarın ve başkalarının peşinden onbinler gidiyor..Bu halkı elde etmek çok mu zor. Bu sahaya çıkmak istesem kendimi mahalle takımında halka gösterirdim. Sa.

Oğul, kelimeleri kullanırken biraz dah dikkatli olsan, bu gülünç durumlara belki daha az düşerdin, kendini ispatlamaya çalışırken, nasıl bir nefsi benlik içinde dönüp durduğunun farkında bile değilsin. Hiç olmazsa biraz sus da nefsi benliğin daha fazla ortaya çıkmasın. Böylece ortaya çıkanların, sonlarının ne olduğu açık olarak belli, galiba sende onların hallerine özenme sevdasındamısın nesin.

Böyle kıyaslar yapmak sana gerçekçi bir kıyas olarak geldimi.? Kıyas yapacağın, gerçek bir şey bulki, kıyasın mantıklı bir kıyas olsun sonu hüsran olan kıyaslar kıyas olmaz, sende bu gülünç duruma düşmeyesin. T.B

Tutup da yukarı ligde biriyle teke tek maça kalkışmazdım. Sa.

Yapma be oğul, her sözünün arkasında ben ben ben, benlik kavramından başka bir şeyin çıkmıyor.

Aşağı lik yukarı lik diye nasıl bir ayırım içinde olduğunun hiç farkında değilsin, bu kadar gaflet gerçekten sana hiç yakışmamış, hem tevhidden bahsetmeye kalkıyorsun, hemde daha halen çokluk görmekten kurtulamamışsın. T Tutup da yukarı ligde biriyle teke tek maça kalkışmazdım. Sa

Yukarıda da bahsedildiği gibi bu nasıl bir aymazlık ve bencillik, “teke tek maç” bu nasıl bir edep dışı, kendi kendine alınan bir karar ve kendi kendine amir bir hükümle tatbikata geçirmeye çalışmaktır. Bu alem senin ring sahanmıdır. İstediğini sahneye çıkar, istediğini indir birinci lik, ikinci ligden olanaları, ayıracak cür’ette ol. Bu nasıl bir hak ihlâlidir. Bahsi geçen terzi acaba seninle lige çıkmak isteyecekmidir onun namına nasıl karar verirsin hayret doğrusu.

Dünya yaşantısında dahi yukarı lig, dediğin liklere en küçük liglerden başlanarak uzun seneler içinde çıkılmaktadır, kimseyi hiç tanımadığı bir kimse ile lige-ringe, hemen çıkarmazlar, bunların menejerler tarafından çok uzun süren ön görüşmeleri vardır ve tescillenmiş resmi lakapları vardır, ancak, bunlar yerine getirildikten ve iki tarafın mutabakatı ile belirlenen bir tarihte, seyircilerin önünde açık olarak sahaya çıkılır.

Güçlü olan kupayı alır, yol budur, sen hangi temayül ile bu hakkı kendinde bulmuşun, hayret doğrusu. Ne tarikat hukukuna göre ve ne irfaniyet nezaketine uymaz, böyle hayali bir düşünce kurup, tek taraflı faaliyete geçirme cür’etine kalkmışsın. Hayret doğrusu, kemalât, zannı ile nasıl bir cehalet ve benliktir anlaşılır gibi değildir. T.B kalkışmazdım. Sa

Sadece bu kelime dahi, senin nasıl haddini çok aşan nefsi bir benlik içinde olduğuna açık olan bir işaret olduğuna yeterde artar bile.

Terzinin hiç işi yokta, senin nefsini eğlendirmek için ringe çıkacak, aslında terzinin, senin bu ifadelerinde bahsettiğin ne rigle, ne kümelerle hiç ilgisi yoktur. Onun “Tevhid” adlı sadece bir küme’si vardır bütün hayatıda o sahada geçer galiba senin bunlardanda hiç haberin yokmuş ne diyeyim.

Sen bu sahayı başkalarını eğlendirecek romadaki “gladyatör” lerin savaştığı arena mı zannettin

kalkışmazdım. Sa

Haytının ve nerde olduğunun, nefsinin senin üzerinde ne kadar hakim olduğunun bile farkında olamayacak kadar nefsinin hükmü altında olduğunu bu kelimen açık olarak göstermekte ve nefsin seni böyle gülünç durumlara getirmek için her konuyu sana tam tersi olarak gösteriyor, zaten onun işi o dur, varı yok yoku var olarak göstermesidir, sende bu hileye hemen düştüğün, açık olarak anlaşılıyor. Sen gene terziyi, aklı bulanmış bir ihtiyar olarak görmeye devam et, ama genede bu sözleri kulağının bir tarafına not et, ama sen bilirsin. Bu tür haller birinci lige hayalen de olsa talip olan bir kimseye hiç yakışmıyor. T.B

zaten buna uygun konumum da yok. Sa.

Madem uygun konumun olmadığını biliyorsun bu telâş ve kendini ispatlaya çalışmak çabası niye, diye kişiye sormazlarmı? T. B

zira memurum. 3 tane ufak çocuk da yetiştirmeye çalışıyorum. Onu dahi adamakıllı becerebilmiş değilim... Sa

Bak işte ne güzel, biraz tevazu sahibi olda değerin daha artsın. Sen daha çocuklarınla baş edmemişsin, başkalarını eğitmeye kalkmak, onların mes’uliyetlerini almak demek olmazmı? bunun altından kalkabilirmisin.

Terzinin üniversiteye, liseye ve daha küçük okullara giden torunları vardır. Sen daha yeni geçmeye çalıştığın bu yollardan terzi senin yaşın kadar evvelden zahir batın, geçmeye çalışıyordu. T.B

Emekli değilim ciddi bir mesai ayırmak lazım bu işlere.. Sa.

Tabiî ki öyle, terzinin gece gündüz (24) saati ve her şeyi bu yolda kullanılmaktadır. T.B

Evet facede eb… sa… Nu…. ismiyle. Sa.

Bütün bu yazışmalar arasında sormak itediğim bir şey var idi bu da, senin kullandığın isminin nasıl veya kimler tarafından oluşturulduğu, hakkında idi, bende onu düşünüyordum, iyi oldu hatırlatmış oldun.

Zira çok abartılı bir isim olduğu açıktır. Aile büyüklerin koymuşsa tabiî ki bunda senin dahlin yoktur.

Ve terzi bu sahaya giremez, özel bir sahadır ancak durum terziye karşı yaptığın suçlamalardan ve yakıştırmalardan dolayı terzide senin üzerinde olan halleri düşünme yolu kendisine açılmış oldu.

Bence ismin “ebusalih/salihin babası” yerine “ibn-i Salih/salihin oğlu” olsaydı daha tevazulu olurdu. Salihin babası demek sadece bir isim değil “Salih hakikatinin babası” demektir ki çok büyük bir mes’uliyet taşıyan tariftir.

“Salih” sözünün açılımı, “ma’nâsı Hakk’tan tatbiki kuldan” olan fiillerin açılımı dır. Gayri salihin izahı ise, “ma’nâsıda tatbikatıda” nefsten olan fiillerdir. Salihin babası demek bütün bunların babası demektirki oldukça büyük bir iddiadır.

İsminin devamında olan “Nurullah” ise, yükü ve mes’uliyeti kaldırılabilecek bir tabir değildir. Bu isim Hakk’a ait bir isimdir. Tevhid ehlinin bu ismi kullanması biraz edep dışı ve büyük bir iddiadır.

Bu isimlerin konmasında senin bir dahlin var ise abartılı bir seçim olduğu aşikârdır, eğer aile tarafından konmuş ve senin bir tasarrufun yok ise, tabiî ki mazur sayılırsın ancak bilmen lâzımdır ki, bu isimler oldukça iddialı isimlerdir.

Sadece “Sa… ko…” ismini kullansa idin daha mütevazi ve iddiasız olurdu. Tabiî ki bu senin özel sahandır ben sadece merak ettiğim için fikrimi bildirdim beni alâkadar etmez, hayatta senin, isimde senindir. T

sünnete uygun şeri tasavvuf anlayışını savunuyoruz lakin asla kendi ismimizle reklam yapmıyor. Sa.

Oğul güzel diyorsunda, yukarıda kısaca değinildiği gibi, ismin baştan sona reklâm ve abartı, başka bir şeye zaten gerek yok, bunlar yeterli. Ne diyeyim. T

işin sır kısmına girmiyoruz.kendimizden bir kelimle de olsa bahsetmiyoruz. Sa.

Demek işin daha bilinmeyen sır kısımlarıda varmış, bir gün terzide belki ehlini bulursa, bunları öğrenme imkânı olur. Ne yapalım Allahtan ümit kesilmez.

Kendinden bahsetmeyen kişinin haline bakın. Bütün bu yazı ve suçlamalarını, onun ismi ile galiba bir başkası yapıyormuşta haberimiz bile yokmuş. T.B

bunu da sırf sadakayı cariye olarak yaptık. Eğer oraya girebilseydiniz az çok fikir düşünce dünyam hakkında bilgi edinirdiniz. Sa.

Allah kabul etsin, fikir dünyan hakkında değerlendirme yapmak için gönderdiklerin yeterlidir, gereği kadar zaten kendini anlatmış oldun sağ olasın. T

nefsimin hoşuna giden herşey ruhumun midesini bulandırıyor.. Sa.

Gerçekten felsefe tarihine yaldızlı harflerle geçecek öz bir bir nefs cümlesi. T. B

Vallahi riya yapmaktan zevk alan biri değilim. Sa.

Maşeallah çok güzel, hemde yeminle. Şu cümleye bakın, altında yatan ifade-riya yaparım, ama zevk almam’dır. T.B

nefsimi ve ruhumu bildiğim için, ney necs su, ney zemzem ayırt edebiliyoruz. Sa.

Ne yazıkki daha henüz nefsi emmareni ve ruhunu bilmediğin için, bu sıkıntıların oluyor. Ne nefsini tanımışsın ne ruhunu! Zaten bahsettiğin eğitim sistemi bunu anlamana yeterli değildir. Çünkü evvelâ nefsi emmarenin tanınması, ondan sonra, sırası ile bütün yedi nefs mertebelerinin bilinip yaşanması, ondan sonra “tevhid-i if’al tevhid-i esma tevhid-i sıfat tevhid-i zat ve insan-ı kâmil mertebelerini müşahede ile yaşayıp ve her mertebenin irfaniyetini de tahsil edip, ancak ondan sonra kişinin biraz da olsa, nefsini ruhunu tanıması kendine mümkün hale gelebilir.

Aslında bu oluşumda sadece “ilmel yakin” cihetiyledir, yolun tam kemalatı değildir, bunun için ise bütün bahsi geçen mertebelerin, ikinci defa”aynel yakın” ve daha sonra “Hak’kal yakın” eğitimininde yapılması, ondan sonra da bunların, geri dönüşü ile, “tecelli-i zat-tecell-ii sıfat-tecelli-i esmave tecelli-i ef’al omak üzere dört geri dönüş seyri vardır, bunlarla birlikte ders sayısı (40) olurki seyrü sülukta kemalat budur.

Yoksa derse levvame’den başlayıp mülhime’de evliya olup, ilhamlar almaya başlamak değildir, “Mülhime” nefse, ilham ve evham birlikte gelmektedirki ayrımı çok zordur, bu ise olmayacak bir eğitimdir ki, örneği kitaba konu olan kardeşin ifadeleridir. Geçmiş sayfalarda da bahsedildiği gibi hayali tevhidi konular ile oyalanmaktır. Hakk’tan hayırlısı. T.B

Hatta sohbetlerimde bana hürmet eden arkadaşlara biz kimiz ki... bizim hocamızı görseniz ''bu da kimmiş be'' derdiniz. Sa.

Bu kadar benlikten sonra ne güzel bir tevazu örneği değilmi? Gerçekten tebrik etmek lâzım gelir. T

bizde bu yolun hizmetkarıyız diyoruz. Sa.

İnşeallah öyledir. T.B

kendimi asla Allah dostu olarak kimseye lanse etmedim. Sa.

Yukarıda bahsettiğin iddiaların sahibi “Salih’in Babası, Allah’ın nur’u” diye açık olarak isim alan galiba sen değilsin, o halde bu işte bir yanlışlık olduğu kesindir, bu yanlışlığı sen bul. İkisi de senin ifadelerin. Hangisi doğrudur? Bir karar ver. T.B

Bundan utanırım ve korkarım zira bilirim ki insan iddiasıyla sınanır. Sa.

Ne güzel izah değilmi,? kendini nasılda farkında olmadan tarif etmişsin. “insan iddiasıyla sınanır.” Senin sözün. O halde bu iddiaların nedir terzi ile ne çekişip durursun. Alıp veremediğin nedir? Kendine “Allah’ın Nur’u” ismini takmak veya bunu lâkab olarak kullanmak, İddiaların en büyüklerinden olabileceğinin farkında değilmisin.? T.B

mürid toplama gayretinde olmadım. Sa.

O halde kendinin hilâfetini kabul ettirtmek için, bu çaban haykırışlarının çırpınışlarının sebebi nedir.? T.B

parasal yardım vermeye çalışan arkadaşlara dernek kuralım diyenlere iltifat etmedim. Sa.

Olabilir bu ayrı bir konudur. T

özellikle benim ücretim Allaha aittir düşüncesiyle sohbete bir çay bile hediye getirenler beni rahatsız ediyor. Sa.

Olabilir bu da ayrı bir konudur, iyi niyeti ile ve dağıtılmak üzere getirilen yiyecek içecekleri kabul etmek düşüklük değildir. Alınmasında bir sakınca olmaz. T.B

Talebelerimden biriyle aynı işyerinde çalışıyoruz. Sa.

Yukarıda, “mürid toplama gayretinde olmadım.” Diyorsun ama onlarıda aklından düşüremiyorsun. T.B

Şahsi bir iş düştüğünde aynı birimdeki başka birinden yardım alıyorum ki, yarın hiçbir ücret almamış biri olarak çıkayım huzuru hakka. Sa

Bu husus ayrı bir konudur kişinin kendi anlayışıdır. Ama bahsettiğin hep “ben-ben” den kendini kanıtlamaya çalışmaktan başka bir şey değildir. T.B

çünkü insanlardan öyle darbeler yedim ki insanlara hiç iltifatım kalmadı. Sa.

Bu bahsettiklerinin hepsini hem de en acımasız saldırılarla terzi senelerdir, görmektedir, ve mücadele etmektedir, ancak aynı gayretle yoluna devam etmektedir. Bu hususta gerçek bilgi sahibi olmak istersen. Kitap listesinde belirtilen “ibretlik doyalar” ismi altında toplanan dosyaları vakit buldukça okur ibret alır fazla üzülmezsin.

Ne kadarda nazik imişsin ve ne güzel tevhid anlayışın varmış, biraz sıkıntı olunca, insanlara iltifatın kalmamış! Hani, her şey Hakk’tı, Hakk’tan yüz çevirme olurmu? İşte böyle biraz sıkıntı olunca, demek ki oluyormuş. Nerde kaldı “Sa…-Sa…’liği. T.B

İnsanlar çok himmet ve teveccühe değmez hocam. Sa.

Olabilir bu senin fikrin, dostu sevmek kolaydır, zor olan düşmanını da sevmektir. Tevhid ehli bilirki, zahiren düşman mevkiinde olan kişide dahi, Hakk’ın bir isminin olduğunu ve o isim yönünden, batınen sevilmesi gerektiğini bilir ve muamelesini ona göre yapar, zahiren kavga etse de batınen onunla sulh halindedir. Ancak karşısında ki bunu anlayamaz. T.B

Manen yükselişine hizmet olduğum bir kısım insanlar çok çabuk terkettiler. Kimsenin aradığı sorduğu yok. Sa.

Bu haller başına geldiyse ve nefsi benliğinde yoksa, seni bu kadar karamsar eden nedir, terk eden eder, hani halifelik ile işim yok diyordun, o halde sıkıntın niye. Gidenlerin neye gittiğinin sebebleri olmalıdır, en büyük sebeb ise senin onlara gerçek ma’nâ da eğitim veremediğindir, çünkü gerçek tevhid-i içine sindiren bir kimsenin, böyle bahaneler ile ayrılması söz konusu olmaz. Bu sebebten terziden birkaç kişinin dışında kimse ayrılmadı. Gelmek isteyenler çoğaldı ancak terzinin kapasitesi oldukça dolu olduğundan, gelen taleplerin hepsini ne yazıkki karşılayamıyor. T.B

NOT= BURADAN SONRAKİ BİR KAÇ BÖLÜMDE TEVAZU VE HAYATINDAN ŞİKÂYET İLE SALİH’İN OĞLU GELDİĞİ GÖRÜLÜYOR

nefret ettiğim fetö örgütünün pislik teşebbüsünü müteakip insanlar doğru cemaatlere de cehaletleri yüzünden su-i zan edip

15 temmuz olayları bahane edilerek, birkaç kişi dışında kimse sohbete gelmiyor. Sa.

Senin namına üzüldüm doğrusu. Sen bu işin özünde, daha başka sebeblerinde olabileceğini düşünsen, daha iyi olur. Hem tevhid ehli olduğunu söylüyorsun, hemde “nefretle-pislikle” uğraşıyorsun, bunlar nefsin, emmarenin kesret anlayışlarıdır, T.B

Arayıp sormuyor bile. Bunu dahi onların iltifat sevgisine muhtaç olduğu için değil, insanların gerçek yüzlerini deşifre adına size söylüyorum. Sa.

Bahsettiğin halleri terzi çok yaşadı, zaman zaman yaşıyorda, ancak terziye biri gider ikisi gelir, gelirde terzinin onlara elbise dikmeye vakti olmadığı için onların varlık siparişlerini yüklenemeyeceğini kendilerine başka terzi aramalarını onlara bildirir. T.B

şeyhim derdi ki 10 yıl geçmeden kim dost anlamazsın.Mürid olmak için 10 yıl lazım. Sa.

Bu vadide 10 yıl çok kısa bir zaman bölümüdür kaç on yıllara ihtiyaç vardır. T.B

ben efendimi ölüm döşeğinde gördüğüm gün, mürid olmayı başarabildim 39 yaşında. 22 sene sonra.

Hatta şöyle dua ediyorum. Bunu birgün şeyhimede ifade ettim.. Sa.

Olabilir bu senin özel halindir. T.B

Ya İlahi maksadım eğer insanların sevgisini kazanmak onların hürmetini kazanmaksa ebediyyen beni bundan mahrum kıl. Sa.

O zaman insanlardan bu kadar şikâyet niye.T.B

eğer maksadım senin rızan ise bana bunu nasip et. Sa.

Cenâb-ı Hakk gönlüne göre versin. T. B

şu da var ..resulullah a.selam riya karanlık taşın üztündeki karıncanın ayak sesinden gizlidir buyuruyor. Bu hadisin mucibince nefsimi kontrol ediyor ve üzülüyorum acaba sorularıyla kontrol yapmaya gayret gösteriyoruz.. Sa.

Bahsettiğin hali gerçekten sen kendine defalarca sor, kendini bitaraf olarak araştır, bu kontrolunda devam et her halde doğru sonuca ulaşırsın. T. B

Ve biliyorum ki tam olarak kulluk ve ihlası elde etme noktasında çok eksiklerim var ve Allahdan ilhlas ve kulluk istiyorum. Sa.

bütün duam nerdeyse bu. Sa.

Bu duana devam et zarar etmezsin. T.B

benim sizin gibi çok kitabım yok. Sa.

Bunlar mesele değil, ancak bunların sana bir şeyler anlatması gerekir. T.B

sizin gibi talebem de yok. Sa.

Terziye yaklaşmaya çalıştığın sistemle başkalarına da yaklaşmaya çalışıyorsan, etrafında kimse bulamazsın.

Ayrıca madem şeyhlik davan yoktu, talebem yok, diye bu şikâyetler niye. T.B

sizden geriye bu eserler kalacak. Sa.

Orası seni ilgilendirmez. Ancak hiç olmazsa biraz saygı göster. “Gel bana derviş ol” havaları atma. Keşke gerçekten bir değer olsa idin, terzi gelir senin ayak ucuna otururdu, senin yaptığın gibi. “nefis salataları satmaya kalkmazdı. T.B

kitaplarınız onbinlerce insana ulaşmış Rabbim ihlas ile yapılmış amelin ecrini verir. Sa.

Terzi bunların karşılığında bir ecir beklemez, mülkün sahibi ne yapacağını bilir, sana bunları üstünlük yarışı için yazmadım. Sadece bu sahada oldukça uzun bir zaman içinde nasıl hizmetler verildiğini, kendinle kıyas ile hiç olmazsa, bu yoldan belki biraz tevazu görterirsinde haddin kadar terziye yaptığın hakaretleri belki biraz daha sınırlarsın diye yazmıştım.

Senin halin bu bana ne, Terzinin hali bu sana ne. T.B

belki kıyamete kadar ecir defteriniz kapanmayacak. Sa.

Bilemem bütün bunlardan belki hiçbir ecrim olmayacak. Terzi her hangi bir ecir beklemiyorki, Terzi yokki! Ecir beklesin.

Sadece bir görüntü, Rabb-ı o görüntü ile kendi kullarının eğitimini sağlıyor. Belki bunlarıda biraz düşünürsün. Belki böyle bir şey olmaz dersin, ama belkide olur, ne dersin bilemem senin halindir. T

benden geriye sizin ifadenizle belki bir şey kalmayacak. Sa.

Terzi böyle bir şey demedi ki, senin kendi zannın. Senden de geriye, olan kalır, olmayan kalmaz, terziyi ne ilgilendirir. Madem o kadar kolaydır, terzi ile lâf yarışına gireceğine sende çalış bir şeyler ürette senin de arkandan onlar kalsın. T.B

Aklıma gelince çok unutkanım. Çocukken yaptığım bir ağır kaza ve başımdan aldığım darbe var. Efendim dedi ki o kazadan darbe yedin. unutkanlık var mı sende dediler.. Sa.

İşte bak kendin kendini ele veriyorsun, geçmiş olsun ama. Terzi hakkında söylediğin, (Akli melekesini kaybeymiş, “içinde gizli” diğer ifaden ile, beyni sulanmış) diye terziyi suçlarken hiç olmazsa kendi halini biraz göz önüne getirip, ona göre yaptığın iftirayı, belki biraz daha yumuşak kelimeler ile ifade edebilirdin.

Terzinin yaşında akıl kaybı dediğin hal çok normal olabilir. Senin halinde, elde olmayan sebeblerden olabilir, sendeki bir hali unutup, ayni halle karşıyı suçlamak her halde akıllıca bir iş olmasa gerektir. T

Bunun dua istirham ediyorum. Sa.

Böyle kötü hallarle vasıflandırılmış bir terziden dua istenirmi? Dua etse de nasıl olsa kabul edilmeyeceği sence bellidir. T.B

Ama teslim olduk mevlaya. Sa.

Mesele yok gerçekten teslim olabilmişsen bu feryatlar niye, diye sormazlarmı? T.b

bende rabbimin huzuruna çıktığımda şöyle derim bana derse ki sen ney ile geldin kulum ya rabbi bir sürü kusur hata ve senin rahmetine olan zannımla geldim. Sa.

İyide bunlar senin özel hallerin terziyi niye ilgilendirsinki, nasıl dersen de. Kime ne. T.B

Sen, “ben kulum zannı üzereyim”.. Sa.

Bu sözün gerçek ma’nâsını dilerim anlamışsındır. Kimsenin zannı birbirine benzemez. T.B

sen buyurdun ki

De ki: 'Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. zümer 53

bu ayetle sana geldim ya rabbi. Sa.

Bahsettiğin ayet numarasını hatırında tut. Dosyanın sonuna, (12/Tezi Baba-1-) kitabından (53) ile ilgili, “sayıların dilinden” bölümünü ilâve edeceğim, okuma zahmetinde bulunursanız, suçlamalarınız baki kalmakla, terziyi belki biraz daha tanımaya yaklaşmış olabilirsiniz, T

yaptığım ameller senden onlara duyulan istek senden bana verdiğin benlik senden varlık bilinci de her zerrem senden, acizlik yokluk ve hiçlik benden.. Sa.

af senden günah benden

acizlik benden izzet senden

ilahi ya rabbi ben şeytanı çok sevindirdim

sende beni cehennemine atarak affetmeyerek sevindirme

sen affedersen ben senin kulunum

eğer affetmez isen yine kulunum.. Sa.

benim ne onbinlerce sayfa kitabım var, nede sadakayı cariyem ...bilakis bana şerri emreden nefsim.

ve arkamda dağlar kadar suçum..ve acizlik..ve duam.

ve sana olan zannım sermayem. Sa.

Evet buradan itibaren, yukarıda ki “salihin oğlu” gitmiş, gene eski “Baba Salih/Ebu Salih” gelmiş demekki değişen bir şey yokmuş. Hayırlısı. T. B

Keşke benim mailimi ilk okuduğunuzda tanımaya çalışsaydınız, adam yerine alsaydınız. Belki istihare yapsaydınız veya gönlünüzü yöneltseydiniz, veya sorularla deneseydiniz,, inanın önyargısız olarak bunları yapsaydınız belki ..neyse bunda da hikmet var. Sa.

Bazı zanlar günahtır. ayet keşke yumuşaklıkla hakaret etmeden hareket etseydiniz temkin ve teenni ile hareket etseydiniz. Sa.

Resulullahın ahlakı sünneti böyle midir hocam. Allah'ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. ali imran 159 Sa.

Sen bunları terziye değilde evvelâ daha yakın olan kendi nefsine yönlerdir, orada bunları kendi yaptıklarını kendinde bulamazsan, o zaman suçlayacak başka birilerini ararsın. Aynaya bir bak, birde kendi yazdıklarına bak, birde bu durumların olmasına ve başlamasına kim sebeb oldu onlarıda evvelâ düşün, senin karşında seni eğlendirecek “karagöz Hacivat” oyunu oynayacak, vakti bol olan bir kimsemi var zannettin, emri vaki yaparak gereksiz benlik haykırışları ile, daha henüz hiç tanımadığın bir kimse ile likte oyun oynama hayaline kapıldın, bu kadar güşünceyi her hangi bir kimse bile akıl eder, hem yüceliklerinden dem vurup, kendi sebeb olduğun haller yüzünden yerziyi suçluyorsun, senin adalet anlayışın bumudur.

Terzinin konuşmadığı kimse yoktur, ancak bunların bir adabı vardır, terziye söylediğin bütün bunları sen kendin akledipte, baştan yapsaydın, ne sen şimdi bu duruma düşerdin, nede benim bu ilâveler ile de (15) günüm “şimdi daha da arttı” heba olmazdı, Hayallerin yüzünden sebeb olduğun telâfisi imkânsız bu zararı terziye kim ödeyecektir, hiç düşündünmü düşünmediysen şimdiden sonra belki düşünürsün. “ çevrenden dağılır giderlerdi. ali imran 159 Sa.”

Sen bu ayet-i kerimeyi kendi nefsine söyle, nasılda hiç düşünmeden terziye güya nasihat etmeye kalkıyorsun. Sana sorayım bu ayet-i misal gösterdiğine göre bunu senin mutlaka uygulaman lazım geldiği açıktır. O halde geçmiş sayfalardaki yanımda kimseler kalmadı, diye yakınma feryetlerın nedendir. Anlaşılan bahsettiğin ayete tam ters uygulamalar yapmışınki çevrende kimse kalmamış ve bu yüzden çevreni suçlamışsın. Yaşantı senin ifadeler senin de o halde bu konuda terziyi suçlamak niçin bunda mantık varmı! Böylece kendi kendini çıkamaza sokmuş olmuyormusun.? Çok gerip. T.B

Firavuna git yumuşak söyle... ayeti kerime

kendi yolumdan gidiyorum derken kasdım şuydu.

sizde bilirsiniz ki ; Sa.

Her söylediğin söz ile kendini müdafaa ediyorum derken, hep daha da çukura batıp, kendi kendini zor duruma düşürüyorsun.. Bahsettiğin hususu evvelâ sen kendi nefsinde tatbik etseydinde, bir yerden bir talebin olduysa o talebi evvelâ yumuşak bir dil ile yapsaydın, daha tanımadığın kişiyi, ringe davet etmeseydin, buğun bu sıkıntılı durumlara düşmezdin.T.B

Tasavvufta belirli merhaleden sonra şeyh kavramı kalkar. Sa.

Gene fetva vermeye başladın, çünkü bu hale öyle alışmışsınki, atış yapmadan duramıyorsun. Sen daha “şeyhin-Ş-sinden” haberin yok iken, bilgi satmaya ve akıl vermeye kalktığın terzi, onlarla hem haldi, Şeyhin nerede yaşatılacağı, nerede imha edileceğini bilir merak etme.

İşte baştan beri yapmaya çalıştığın, hep bu nasihat çekmek. Ancak bunların hepsi sadece senin kendi anlayışın düzeyindedir, acaba bahsettiğin sözlerinin gerçek yaşantısının nasıl olduğundan gerçekten haberin varmıdır? birkaç küçük tecelli ile bunların hakikati yaşanmaz, sadece zan içinde yaşandığı zannedilir.

Bu halin yaşanmasından sonra kişinin gerçek kemali için daha bir sürü geçitler vardır, Sadece “şeyhi” geçmekle aşağıda bahsettiğin hallere ulaşılabilinse idi o ne kolay iş olurdu. T

kişi artık ruhen yönelecek bir nesne bulamaz.

ve kendi hakikatında özünde hakkı bulur. Sa.

Burda yapması gereken Allahu tealayı kendi özünde bulduğu rabbisi ile kayd altına almamaktır.ve neticede daha büyük bir fena ve beka zuhur eder. Sa.

Ama şeyhe yönelmeye devam etmekte feyz yoktur. kişinin bunda ısrarı şirke sokar. Sa.

Oğul bu anlatmaya çalıştıklarından anlaşılan sana bu hususları çok yüzeysel olarak anlatmışlar veya o kadarını biliyorlarmış, sende bu kadar anlamışsın,

Yukarıda bahsettiğin cümlelerinde, ya bir yanlışlık var yada, bunu anlatmakta yetersiz kalıp anlatmaya çalıştığın sahayı, senin için içinden çıkılmaz bir hale sokuyorsun.

Bahsini yaptığın bu konu hakkında da, nasıl bir benlik içinde, fikrinin mutlakiyyet içerisinde olduğunu hiç yanılma payını hesab etmeden, hayal oklarını terziye doğru arkası arkasına atıyorsun, merak etme senin hayal okların terziye ulaşmaz.

Yukarıda bahsettiğin konuların izahı için başlı başına, ilmi ve irfani bir kitaba ihtiyaç vardır. Cümlelerinin hepsi baştan sona yanlıştır. Gerçek şeyhin ne olduğundan haberin bile olmamış. Aldığın eğitim, eğer gerçekten bu ise, sen hiçbir gerçek eğitim, gerçekten görmemişsin ve öğrendiğin hayalat sarmalından başka hiçbir şey olmamış. Keşke bu şekilde hiçbir eğitim almasaydın da, sade bir şeriat ehli Müslüman olarak hayatına devam etse idin, daha güvenilir olurdu. Hakk’tan hayırlısı hayat senindir terzi ne desin. T.B

Aşağıda ki bölümleri cevaplamaya hiç gerek yok çünkü aynı diğerleri gibi içlerinde bazı doğruları olsa da yanlışları o doğruları geçersiz kılıyor,

Gıyabende olsa kullandığı kelime dizgileri ve amir hükmündeki davranışlarından “Baba salihi” biraz olsun terzi bu kadar zaman israfından sonra iç bünyesini tanıyacak kadar bilgi sahibi oldu. T.B

Kıble kabenin içine girinceye kadardır, kabenin içine girildiğinde her yöne kıble olur fesemme vechullahi sırrı ayan olur. Sa.

ama düşünebilir manen birbirinizle irtibat kurup feyzlenebilirsiniz.Himmet talebi olabilir.ama fena fillah mertebesinde her nesnede hakkı görmek lazım gelir ki tek bir obje üzerinden müşahade doğru değildir. Sa.

Ben kendimi size ispat etmek gibi amacım olsa şeyhte resulullahda Allahda nasıl fena bulunulur anlatırdım ki, o makamlarda vehmi ve hayali değil insanın vehmi benliğinin zannın tamamen ortadan kalktığını gördüm. Sa.

Halleri setretmekten kibir benlik iddiasında olmadığımızı anlamadınız mı. Sa.

ama dili kalemi tutmak lazım.

zaten yazssaydık yine inkar edecektiniz.

olsun ehemniyyeti yok. Sa

Bu ifadelerinden hep aynı halde, yani bilgide kesin amir hükmündeki ifadelerin ne kadar açık. Kendine dönüp bir baksan, gerçekten bu davranışlarından kusura bakma bıktım nereden terziyi bu gereksiz meşguliyete soktun ne istedin sana eğlence mi lâzımdı, eğlenmek ve vakit geçirmek için koskoca dünya da terziyimi buldun. Hiç olmazsa yaşlı insanlara karşı, aldığını söylediğin eğitim ve dervişlik nezaketi namına biraz edebin olsaydı, görülen oki ondan bile mahrum imişsin. Her sahada tek doğrunun sadece senin bildiklerinmi dir! terziye yakıştırdığın “ön yargılı” aklınla bunun mu iddiasını yapıyorsun T

Ehli beytten olduğunu söyleyen kişiye. Sa.

Bu tanımına bir açıklık getirseydin iyi olurdu.

Yukarıda. Babamın hem anne tarafından hem baba tarafından seyyid olduğu bilgisi bana ulaştıysa da bu durumu nefsin resulullaha a. selama uymasına göre daha önemsiz buluyorum. Sa.

“Ehli beytten olduğunu söyleyen kişiye.” Sa.

Bu iki tanım bir birine uymamaktadır, birinde mahviyete yakın bir anlatım, diğerinde ise bahsi geçen kişiye bu halinden dolayı, itibar edilmesi gerekmezmi idi, diye bir ima vardır..

Gerçekten ehli beyt hazaratı başımızın üzerindedir. Ancak senin hallerin davranışların kullandığın kelimelerin onların nezaketine hiç uymadığı gözüküyor.

Yaptığın en büyük davranış, hatalarının belki birincisi imalı dahi olsa güya mahviyet içerisinde, ancak altında büyük bir benliğin yattığı, hemen anlaşılan, daha henüz hiç tanımadığın bir kimseye karşı, hemen bu halini bildirmeye çalışmak, nasıl bir davranıştır akıl almaz, gerçekten bu halin olabilir, o ayrı konudur, bu hali taşımak zordur , Böyle bir özelliği olan kimsenin, bu halini saklaması çok gerektiği anda açması makul görülebilir. Bu halden bahsedip üstünlük yoluna girmek eğer gerçek ise senin ve hepimizin ceddimize karşı biraz saygısızlık olmuyormu? Sadece bedenden gelenlermi seyittir. Bu sahadan haberin vardır herhalde, “Kevser” suresindenden haberin vardır. Bu vasıflarını açığa çıkarmak ve bu yolla bazı üstünlük sağlamaya çalışmak zannederim gerçek “Seyyidlerimize” yakışmayacağı açıktır.

Sen de seyitlerimizden olabilirsin, bu senin halindir. Mübarek olsun. Terzi garip hiçbir aslı nesli olmayan bir kimsedir. Ne yapsın T.B

kendisi sizin ifadenizle yarım adam bile olsa geldiği kapının hürmetine hürmet etmeniz cahillik yalan ve şeytanın oyuıncağı olmakla suçlamanız gerekmez miydi Sa.

büyükler böyle miydi velev ki iddiamda yalancı olaydım. ki haşa... ne kaybederdiniz ki. Sa.

Birde bütün kitaplarınızı zihninizden silin, Sa.

Sağ olasın verdiğin nasihatlarına teşekkür ederim. Zahmet etmişsin. Silme bahsinde ise, sen onu kendine söyle de kendinden nefsini silesin. T.B

Hakkın huzuna hiç olarak çıkın. sırtınıza hatalarınızı alarak. Sa.

Allahda (celle subhanehu) olmayan birşeyi ona hediye olarak götürün. Sa.

hz beyazıdın buyurduğu gibi o şey acizlik günah ve zayıflıktır.

hz beyazıd bunu idrak ettiği vakit beyazıd oldu derler. Sa. Müzekkini nüfusta yazar.

eyyub .a.s. rabbi enni messenidurru ente erhamurrahimin demesini beyazıd eyyüb a..s. ruhuna sorar.Eyyub a.s. der ki ey beyazıd ben sabırdan bir dağ oluşturdum. Sa.

Hakkın huzuruna hiç olarak varmak için o dağı yoketmek istedim şikayet ederek bilerek yaktım. beyazıd bir sayha etti.Bundan sonra şeyhim sabırdır dedi. Sa.

Evvelâ yukarı da bahsettiklerini kendi nefsinde tatbik edersen daha isabetli ve ihtiyatlı hareket etmiş sonradan da mahçup olmamaış olursun. Terzi “Müzekkin nüfus ve benzeri” tarikat kitaplarını senin daha bu sahalardan haberin bile yok iken okuyordu meraklanma sen, tasalanma da. T.B

bize gelince iddiamız yok ilk bu zuhurat olduğunda nefsim kendine pay çıkardı ama onu susturduk elhamdülillah.Artık kendimi kimseye şeyh mürşid olarak tanıtmıyor -önceden birkaç kişiye bunu söylemiştim zaten -şu anda halimi tamamen gizliyor. Efendinin gölgesinin konforunu yaşıyorum. Sa.

kişi artık ruhen yönelecek bir nesne bulamaz.

ve kendi hakikatında özünde hakkı bulur. Sa.

Geçmiş sayfalarda bahsettiğin bu cümleler ile. T.B Efendinin gölgesinin konforunu yaşıyorum. Sa.

Cümlesini nasıl bağdaştıracaksın bilemiyorum sen belki bilirsin. T.B

Böylece rüyam tahakkuk etti .

Birbirimizden fayda elde ettik belki. Sa.

Umarım kalbinize bir çizik atmayı eksiğiniz önyargınız varsa hissetirebilmeyi .. Sa.

Birbirimize ayna olmayı becerebilmişizdir. Sa.

Sizin gözünüzde yarım adam olan birisiyim ama Hz. Beyazıd Köpekten bile nasihat aldı bu açıyla bakarsanız çok şey elde edersiniz.Ben bazen hikmeti çocukların şuursuzca söylediği sözden alıyorum.. Sa.

Bahsettiklerin senin kendi şahsi hallerin, terziyi ne ilgilendirir. Yine yargıçlık alışkanlığını devam ettirip duruyorsun. T. B

ricam bu yazılanları yayınlamamanız. sır olmasıdır. Sa.

Bu telâş nedendir anlayamadım mademki her sözünde haklıydın ve bütün ne kadar, fena ve baka mertebeleri varsa aştığını ima ediyordun, ve hiçlikten bahsediyor terziyi bu hususta suçluyordun. O halde bu korku nedendir? Sende senin senliğin kalmadı ise ve yolunuzun anlayış aslı, “kötülüklerini açığa çıkarıp iyiliklerini gizlemek” olduğu halde bu sıkıntın niyedir, diye sormazlarmı? Demekki bunları sadece ağızda tekerlemek yetmiyormuş. T. B

sizden başkası okumasın bilmesin. Sa. Bu size emanetimdir. Hiçbir şekilde yayınlamayın. Sa.

Daha evvelce de belirtildiği gibi sözler ağızdan çıkınca artık o sözlerin sahibi, söyleyen değil, söylendiği yerdir. Bütün bunların bilincinde olarak, konuşulmasında yarar olduğu açıktır. Terziye karşı söylediğin bütün bunlarda kendini haklı görüyorsan bu telâşın nedir.

Ancak sen hiç merak etme.

Terzi bu ve benzeri dosyaları bu gün için değil, ahirette kendisinden her hangi bir şekilde şikâyet vaki olursa, bu dosyalar terzinin hazır savunma belgeleridir. O zaman kullanılacaktır. Bu kadar zaman kaybımda bundandır. Baba Sa…. merak etmesin,

Bu veya benzeri bir dosyayı “ibretlik dosyalar” sırasına koysamda, içinde geçen kişilerin isimlerini değiştirip, bir senaryo şeklinde uyarlayarak, kimsenin kimin hakkında bahsedilmesini anlaması mümkün değildir. Sen merak etme.

Ayrıca bu ve benzeri diğer dosya kitaplar aynı zaman da ilmi konular ihtiva ettiğinden, gerçek tasavvufi bilgiler ile, yanlış hayali bilgilerin ayrılması konusunda, büyük fayda sağlamakta ve bilinçlendirmektedir. Bu dosya kitabın karşılklı yazışmaları ve düzenlenmesi için yaklaşık üç ay zaman harcadım ve terzinin bu zaman harcamasına karşılık ortaya çıkan dosya kitap terzinin aklının teri ile kazandığı kendi mülkü olmuştur. Kimse hakkın da suçlayıcı bir tarafı yoktur ve zaten kimlikler gizlidir (83) milyon içinde meçhul senbolik şahıslardır. Manen ve vicdanen bir mes’uliyeti de yoktur. T.B

Bu şartla ben hakkımı varsa helal ettim. Sa.

Bu işlerde şartlı helâlleşme olmaz edersin etmezsin senin sorunundur canın sağ olsun. T.B

Sizde Hakkınızı helal ediniz. Sa.

Terzinin bu sahada yapacak bir şeyi yoktur ki, neyi helâl etsin.

Terzi sadece bir isim ve suretten ibarettir. Kendine ait bir varlığı yokturki af etme yetkisi olsun.

Eğer yaptıklarının bir suç teşkil edebileceğini düşünüyorsan. Sen kendi vicdanından ve rabbından af dile.

Eğer hiçbir suçun olmadığına ve terziye söylediğin bütün sözlerinde haklı olduğuna kani isen, o zaman helâllık istemene de zaten gerek kalmayacaktır. T

Şunu da bilin ki Allah rızası için sizi gerçekten seviyorum. Sa.

Size olan muhabbetim gibi Rabbim size de bize karşı muhabbet versin de anlayın bizim size olan muhabbetimizi. Sa.

Muhabbetini bu sözlerle ifade etmeye çalışan ve hakkın da (200) küsur sayfaya yakın bir dosya oluşmasına sebeb olan, “Ba… Sa…” düşmanlığını nasıl ifade ederdi düşünmek bile insanı ne hallere sokar.

Gene de sağ olsun terzi onur duydu. T

Bilmiyorum bu sözlerim sizi etkilemeyecek bildiğiniz yoldan gidersiniz, belki ama hüsnü zan ediyorum. Sa.

Sende kendi yolundan gidersin mesele varsa biter gider. Canın sağ olsun. T.B

Hürmet derin muhabbetle mübarek ellerinizden öper, duanızı ve hakkınızı helal etmenizi istirham ederim...zira ben bu işten manen çok kaybettim gibi geliyor. Şimdi tevbe zamanıdır.

Kitabınız için çok teşekkür ederim.

birbirimiz için tevbe edelim. Sa.

Teşekkür ederim tevazu göstermişsin. Biraz olsun yukarılarda dolaşmaktan, tevzu ayaklarının üstüne basmışsın ama ne kadar geç kaldığın açıktır. T.B

aşağıda rüya ile alakalı bilgimiz

onu sizinle paylaşıyorum. Sa.

Bize göre zuhuratlar levhi mahfuzdaki kader sırrının gereği olarak ayanı sabitenin muktezası olan şey'in insanda zuhur etmesi noktasına gelmeden misal aleminde surete bürünerek insan da kuvveden fiile dönüşmesi sürecinin başlamasıdır.Bu 1 dakika içinde de olabilir 20 yılda da..Yani insan beyninde zahir olacak hükmün(ayanı sabite muktezasının) önce hayali misali surete bürünerek insanda zahir olması.Ve bu misaller genelde insanın en anlayacağı dilde sembolde insana gösterilir.Melekler o şekle bürünürler o bağlamda aslında bir insan kendi nefsini bilse en iyi tabirci kendisidir.

Bazen insanın kendi misal aleminde hayal dünyasında cinlerin (görünmezlerin) etkisiyle insanı şaşırtmak maksadlı olarak gösterilir.

Çünkü cinlerin insan beynine etki edebilme kuvvesi vardır. Görüntü gösterebilme rahatsız edebilme kuvveti vardır. Fakat zikir ve tasavvuf çalışmalatıyla güçlenmiş beyin mürşidi kamil himmetiyle yetişmiş en kuvvetli varlıkların bile üzerinde tasarruf edebilir. Oyuncağı olmak şöyle dursun onları mahveder.

Pekiyi böyle bir kişi zuhuratların şeytani mi rahmani mi olduğunu nerden bilir

acizane görüşüm şu

zuhuratta hiç benlik yok ise yani görülen gerçek gibi olup görme anında bir huzur hali varsa ki bu huzur hali ehli vahdet ve tevhid tarafından iyi bilinir o rüyayı sadıkadır. Huzur hali senin benliğinin içinde olmadığın bir şeydir.

Şöyle açayım Gerçek veliyullah vilayeti Kübra, dediğimiz fenanın fenasına ve beka ender bekaya kavuşmuş kişi ise, o vehm mertebesinin üstüne çıkar.

keramette malumunuz olduğu üzere bu şekilde oluşur. Burda kalemi cidden kırmışlardır büyükler.

Zira onların hayatı yaşam değildir ilahi hayata hayat sıfatına kavuştukları için onlar için dünya yaşamı vehm hayal olmakta adeta herkesin uykuda olduğu bir alemde onlar uyanık olmakta ve uyuyanların rüyasına girerek onları rüyadan uyandırmak için. zira hakikat aleminde diriliğe kavuşmamış bir insan bu bahsettiğimiz hayatı algılayamaz.

Hayat ile yaşam arasındaki farkı.

Gerçek hayata kavuşmuş hz. insanın hayatı; vehm ve hayal mertebesinin üstündedir.

Alem onlara göre gölgedir. Nefsi mardiyye ve beka billah olan kişi

Burda insanın önüne çok daha büyük imtihan çıkıyor.

Büyükler en büyükler kulluk yoluna girip tasarrufu hakka verdiler ...

Tasarrufu bıraktılar.

baki selam ve muhabbetle kalınız.

Allahu Alem Sa.

Bunlar senin bilgilerindir gene sana kalsın, daha sonra gene sana lâzım olur. Bazen kısa süreli halini değiştiyorsun ama. Dönüp dönüp gene aynı haline geri dönüyorsun. Bunları anlatmakla gene nasıl bir benlik şuurun olduğu açık olarak görülüyor senden böyle bir şey isteyen oldumu. Gene neyi ispatlamaya çalışıyorsun.?

Aslında tarif ve güya izahlarının hepsi, incelenip tekrardan düzenleme gerektirmektedir. T.B

NOT= Burada sana bir şey daha hatırlatmak isterim, Yukarıda (44-46) sayfalarda bahsi geçen “Yahudi” zuhuratını hatırlatma babında tekrar burayda aktarmak istiyorum, sen gene şimdi, beş defa tekrar diyeceksin ama olsun, eğer biraz sabredip burayı da okursan bahsi geçen konunun nasıl tahakkuk ettiğini, bir nebze olsun görmüş olursun, tabi beni ilgilendirmez, deyip geçersin beklide, biraz olsun hadiseyi düşünürsün. T.B

Çok af buyurun rüyamda Bir Yahudi sünnetçinin benim cinsel organımın yarısını kestiğini gördüm. Sa.

Bu zuhuratınız oldukça dikkat çekici ve kusura bakmayın çok olumsuz bir zuhurattır. Ancak bu zuhuratı gördüğünüz devreler kaç yaşlarında olduğunuzu da bilmekte yayar vardır ama ben gene de genel bir yorum yapmaya çalışayım.

Bahsi geçen zuhuratın mahalli daha evvelce Emmare ve Levvameyi geçmiş Mülhimeye yeni başlamış kişinin bulunduğu sırada görebileceği bir zuhurattır. Tabiî ki buna benzer zuhuratları herkes her zaman görebilir ister tarikat ehli olsun ister olmasın, ancak tahakkuk mahalleri gerçek dervişler üzerinde geçerlidir diğerlerinin hiçbir özelliği yoktur.

Şöylece izah etmeye çalışalım daha evvelce de dediğim gibi, bunlar bizim İrfan mektebi eğitimi içindeki değerlendirmelerdir, başkaları beni ilgilendirmez. Bu yorumlar belki sizi de ilgilendirmez, okur geçersiniz veya hiç okumazsınız ayrı konudur.

Yahudi veya başka tür bir insan, (İnsan-ı nakıs) olarak bilinir ve bu mertebede mutlak öldürülmesi lâzımdır ki böylece (veledi kalb) imize doğduğu zaman yaşayacak yer mahal açılmış olsun. Bu husus Hızır (a.s.) Öldürdüğü çocuk hadisesiyle ilgilidir. O nun öldürdüğü çocuk (Veled-i nefs) idi ve büyüdüğü zaman ebeynini öldrecek idi. Bu yüzden Hızır aleyhisselâm, o veledi nefsi öldürdü ve o aileye yardımcı oldu, çünkü aile kendi güçleri ile o çocuğu öldüremeyeceklerdi. Daha sonra Cenâb-ı Hakk onlara (veled-i kâlb) isminde gönül evlâtlarını verdiki işte büyütüp kemâle erdirecekleride o (Veled-i Kâlb/gönül evlâtları idi.

İşte zahirde olan, hikâye tarzı ile bizlere bildirilen, Âdemiyet başta olmak üzere, bütün Peygamberan hazatının başından geçenler, bir bütün halinde gerçek bir seyrin hikâyesidir. Bunların hepsinin kendi süreleri içinde özetle yaşanması lâzımdır, tasavvuf bir kaç cümle ve kelimeleri ezberleyip tekrar etmek değil, beden/vücut/toprak/hikmet olan bu varlığımızda bunları yaşayarak müşahede etmektir. Daha evvelce de bahsedilgiği gibi. Gerçek dervişliğin ilk şartı.

(âdem-i ma’nânın hayal ve vehim cennetinden hikmet olan beden arzına indirilmesidir) Kişi bu hakikat-i yaşamadığı sürece gerçek ma’nâda daha henüz, Hakk mi’rac yoluna ayak basmış olmaz.

Zahiren belki derviş görünümündedir belki birçok seneleri böyle geçmiştir. Her gün birçok vird de yapmaktadır, ancak bunların hepsi savap kazanmaktan öteye geçmez. Bu da güzeldir ama kişi bu dünyada iken kendini kazanamazsa, yarın hiç kazanamaz isterse savapları yüzünden cennet ehli olsun, ancak Hakk ehli, Ehlullah gerçek Ârif ve “muhakkik” olamaz.

Kişinin cinsel organı hayatının/varlığının en mühim azalarındandır. Ve zahir batın erliğini simgeler. Bu organın yarısının kesilmesi onun iptali demektir. Böylece o kişinin erliğinin de sonu iptali demektir, kişinin bu organı yoksa bunlara “hünsayı müşkile” derler hayatı çok zor geçer bu halden sonra, ne kadındır, ne erkektir, yani ne erkeklerle yaşayabilir ne kadınlarla yaşayabilir.

İşte kişi bu hale düşmemesi için, erliğini koruması lâzım gelmektedir, hiç mücadele etmeden cinsel organının yarısının kesilmesi, kesen kişiye tabi olmak demektir ki, buda, nefsi emmare ve levvameye tamamen teslim olmak demektir. Kişi isterse kendini çok yükseklerde görsün. Çünkü Erlik ifadesi olan, cinsel organını, kendi içindeki (İnsan-ı nakısa) adeta kendi isteği ile teslim etmiş demektir. Böylece o kişinin artık ne zahir evlâd-ı nede batın (Veled-i kalbi) olamayacaktır. Bilindiği gibi bu tür insanlara halk arasında “hadım” tabir ederler.

Bu zuhuratı bağlı olduğunuz yere anlattınızmı bilmiyorum anlattınız ise nasıl bir cevap verildi onu da bilemiyorum.

Eğer benim evlâtlarımdan biri böyle bir zuhurat görse idi ki, zaten bu olmayacak bir hadisedir, çünkü buna meydan verilmez, vakti gelince (insan-ı nakıs) ortaya çıkınca, onları kendilerine verilen güç ile, hemen öldürürler, bu yüzden onlara böyle bir muamale yapılması söz konusu değildir. Farzı muhal böyle veya benzeri bir zuhurat gören evlâdımız hakkında, hemen bunun tedbirini alır

Yahudi sünnetçiyi öldürtür ve cinsel organını tekrar yerine ilave ettirirdim

Bu korkunç bir hadisedir, kişinin hem dünyasını hem de ahiretini etkileyecek bir hadisedir.

Çünkü Efendimiz “nasıl yaşadı iseniz öyle ölürsünüz, nasıl öldü iseniz öyle haşrolunursunuz” demiştir ahrette bu hallerin tamiri yoktur.

Zuhurat konusu çok mühim bir sahadır, ve aslı gerçek zuhuratlar esma âleminin alt kısmı olan misal âleminden misaller ile gelmektedir.

Bu zuhuratın (Keşfi muhayyel) sınıfından yani yorum lâzım gelenlerden olduğu anlaşılıyor. Yorumda özet olarak zaten yapılmış olmaktadır. Kabul veya red zuhuratı gören kişiye aittir. Onlar belki çok daha değişik yorum yapmışlar dır, ancak benim zuhurattan okuduğum bunlardır. T.B

NOT= Yukarıda bahsi geçen zuhuratın yorumundan kısa bir süre sonra gelen bir zuhurat adeta terzinin bu tezini tasdik edip destekler durumda idi, yaşanan bir hadise olduğundan, zuhuratı özetle buraya almayı uygun buldum. T.B

Terzi Babam bu zuhuratım cinsellik içerikli, affınıza sığınarak yazıyorum. cinsellik organımın sökülüp takılabilir bir parça gibi yerinden sökülüp bedenimden ayrıldığını Daha sonra cinsellik organım tekrar bedenime, olması gereken yere monte edildiğini gördüm. Zuhuratım bu şekilde Efendi Babam

Son zuhuratın oldukça ilginç oğlum, Utanılacak çekinilecek bir şey yoktur eğitimde utanma sıkılma olmaz.

Kısa bir süre evvel bu mevzu ile ilgili başka bir zuhurat gelmişti.

Bende o arkadaşa benim çevremdekilerden bir kimse böyle bir zuhurat görse ki, görmez görse bile o yarısı kesilen organı aldırır yerine dikişle diktirir, o evlâdımızı bu halden kurtarırız demiştim.

İşte bu zuhuratın o sözün aynı zaman da tasdiki olmuş. Kişinin o azası zahir batın erliğinin ifadesidir. Bu yüzden güzeldir. Kısa süreli erliğinin biraz dünya ya meyli olmuş işaretide, yerinden alınmış, diye düşünülür, daha sonra gerçek erliğine döndürülmüşsün sorun yoktur, ancak bunlar geçicidir, bu yüzden on beş gün kadar dersin başındaki istiğfarı (200) e çıkarırsan iyi olur. T

Geçmiş sayfalardan Sa…’ten birkaç hatırlatma. T.B

Bu yolun başında bile değilsiniz Sa.

Laf işi değil. Sa.

Bu zat sizin gibi laf ehli mürşid değil Sa.

geliniz teslim olunuz. Sa.

mürşidi kamillik şöyle dursun. Sa.

mürşid dahi olmadığınız sohbet şeyhi olduğunuz .

ortaya çıkıyor. Sa.

Terziden (ene/ben)im konuştuğumdan halen daha haberin olmamışa benziyorsun. (Lealleküm te’kılûn/umulurki vaktiyle akledersin)

Pek faydalı olacağa benzemez ama daha başlarda kelâm ve lâf, hakkında bahsettiğin. Ve sana göre sarfettiğin inci dizisi T.B. 

zira hakikat mertebesinde kelam diye birşey yoktur varsa da o kelam mahlukatın mebdei menşeidir.

Laf işi değil. Sa. 

Sözlerine kısaca cevab olarak. (11/Vahy ve Cebrâîl) isimli kitabımızdan (Sayfa-264-265-) te belirtilen yazıyı okursan belki faydalı olur. T. Çocukluk devresinde başlayan eğitimi ile ilk ders vermeğe başlayan hocaları, onu ilk ilmi nefhalarla zahiren eğitmeğe başlarlar. Daha sonraları buluğa erdiğinde zahir eğitimi ile bâtın eğitimini de birlikte devam ettirmeğe başladığında bu sefer din ilmi nefhalarını da almağa başlar, kendine dönmeğe ve kendini tanımağa devam eder. Eğer bu arada bir irfan ehline ulaşırsa, o irfan ehli artık ona gerçek mânâda ve “nefahtü” etmeğe başlar. Bu “ve nefahtü” olşumu sohbet yoluyla olur ve çok ender olan bir hadisedir. Daha evvel kendisinde vuku bulmuş irfaniyet eğitimi almış bir insân-ı kâmil vasıtasıyla irfaniyet ile nefh edilir Genel konuşma ve sohbetlerde iletişim sadece ses vasıtasıyla ve zahir bir anlayışla olur iken, irfan ehlinin sohbeti ise, dört (4) kanaldan olmaktadır. Evvelâ - “leb-i derya” olan insân-ı kâmilin ağzından çıkan bir

ses vardır.

- o ses’e yüklenmiş bir mânâ, - ve o mânâ’ya yüklenmiş bir Rûh, - ve o Rûh’a yüklenmiş bir nûr vardır.

Ses  mânâ  Rûh  nûr”un birlikte faliyeti “nefha-i ilâhiyye ve “hubb-u ilâhiyye”dir.

Üfleyen zahiren İnsân-ı kâmil olmakla beraber, bâtınen İnsân-ı kâmil’in bâtını olan Hakk’tır.

Sohbette hangi mevzudan bahsediliyor ise, evvelâ o mevzu leb-i derya olan İnsân-ı kâmilin lisanından ses olarak dinleyenlerin sem’ (duyu organları) olan kulaklarına

doğru yola çıkar.

O sese yüklenmiş olan mânâ, sem’e ulaşınca açılmağa ve aynı seste yüklü olan Rûh ile de hayat bulmağa başlar ve yine o seste yüklü olan nûr ile de mevzu edilen mânâ açığa çıkıp aydınlanarak gerçek ve müşahedeli bilgiye dönüşür, ki gerçek ilim de bu yolla elde edilendir.

İşte âyette ifade edilen “kulak, göz ve kalb”, ancak bu yolla faaliyete geçirilir, ki sıralama çok dikkat çekicidir.

Sem’in yani duymanın öne alınması, dinlemenin ne kadar mühim bir şey olduğuna dikkat çekmek içindir, ayrıca dilin en güzel müşterisi de, kulaktır.

Kulak kanalından içeriye giren “ses, mânâ, Rûh, nûr”

olan nefha, - göze,  görme kabiliyeti;

- kalbe,  ilâhi hayat, - akla,  ilâhi ilim - ve kişide  kendine öz güvenini verir.

-

Bu hakikatlere aşina olan büyük arif Hz. Mevlâna muhteşem eseri “Mesneviyi şerif”in ilk kelimesini “Bişnev” (dinle) olarak belirtmiş, âyette belirtilen ifade ile dinlemenin ne kadar mühim bir husus olduğuna dikkat çekmiştir T

Biraz olsun “dinlemesini bilir” diye Nasreddin hocanın, pazara çıkardığı hindi ahlâklı olsaydın da, gereksiz ve yukarılardan uçarak, çok “konuşan Papağan” ahlâkında olmasaydın, dünyan içinde, ukban içinde, çok fayda sağlardın. T. 

NOT= (53) Sayısı ile ilgili bölüm. Sayfa-105 

De ki: 'Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. zümer 53

Bu ayetle sana geldim ya rabbi. Sa… 

Bahsettiğin ayet numarasını hatırında tut. Dosyanın sonuna, (12/Tezi Baba-1-) kitabından (53) ile ilgili, “sayıların dilinden” bölümünü ilâve edeceğim, okuma zahmetinde bulunursanız, suçlamalarınız baki kalmakla, beraber terziyi belki biraz daha tanımaya yaklaşmış olabilirsiniz, T.B

Bu ayetle sana geldim ya rabbi. Sa

Demek sureti ile, suçladığın terzinin (53) rumuz değeri üzerinden, Rabb-ına geldiğini açık olarak ifade ediyors Bu âyetleri peşpeşe topladığımızda 1953 çıkar, ki açık olarak 19 ve 53 ün varlığı ortaya çıkıyor. Bu yıl tarih olarak da Terzi Babamın tasavvuf çalışmalarına başladığı yıldır. Ayrıca 1938 e “Hakikat-i Muhammediyye” mührünü vurmuş-tur. Şöyle ki, (1 + 9 + 3) = 13 Terzi Babamız N…. Hanım Validemiz ile mürşidlerinin işa-retleriyle evlenmişlerdir. (Nüket)    ise,  (nun) 50  (kef) 20  (te) 400

470 dir. O da tıpkı (Necdet)  gibi,

 (nun) harfiyle başlar  (te) harfiyle biter . “N....” 470 ile “Necdet” 457 arasında 13 vardır. Zaten Nüket Anne’nin vechine doğru baktığınızda “ilâhi nûr”un esintilerinin ve yansımalarını görmeniz mümkündür. “N ” ismi “ışk - muhabbet” kelimesiyle aynı değerdedir.

“Işk - muhabbet, aşk)” 

 (ayn) 70 “Necdet”ten, “Işk”a giden yol 13 tür.

Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl istila eder-

 (şın) 300 se, “Terzi Baba” da girdiği insân gön-

lünü ve vücûdunu öylece kuşatıp istila

etmektedir.

 (kaf) 100

470 eder ki “Işk” ve “N....”

Aşk lâfzı, sarmaşık demek olan “ışk” kelimesinden alınmıştır. Allah’tan başka herşeyden geçmektir.

“Işk – Muhabbet” ile Necdet arasında 13 şifresi vardır. O hâlde “İsm-i Necdet” aşkında kemâl-i’dir.

Terzi Babamın şu anda iş yeri olarak kullandığı eski evinin numarası 35 tir yani 53 sayısının (ancak sağdan okunmasıyle) gizli yazılışıdır.

Muhterem Dostlarım!

İslâm dininin beş ana esasından birisi olan ve Mi’rac hükmünde bu-lunan “Namaz” konusuna da biraz değinelim.

Bilindiği gibi Terzi Babamın “Salât ve Ezan-ı Muhammed-i” adlı meşhur bir eseri bulunuyor. Konumuz rakkamların diliyle o’na ulaşmak ve tanımak olduğu için; biz de o’nun bu “Salât” adlı eserinden esinlenerek namaz (salât) oluşumuna değinmek istiyoruz.

“Salât” adlı eserin hemen baş sahifesinde günlük olarak bir müslümanın bilinçli, ya da bilinçsiz olarak “namaz”ı ifaya çalışırken şu atmosferin içerisinde yolculuk yaptığı görülüyor.

(“Salât” adlı Terzi Babanın eserinde bir günlük namaz oluşumu şöyle,)

Niyet 13 defa Sübhaneke 15 defa E. Besmele 15 defa Fatiha 40 defa (Not: Liste uzun tuttuğu için tamamını belirtmeden namazın sonunda oluşan toplam değeri yazdık aşağıya çıkardık.)

Toplam 1494 (1 + 4 + 9 + 4) = 18 (18 bin âlemin namazdaki mevcudiyeti ve oluşumu belirtiliyor.) Peki bu oluşumda 53’e, “Terzi Baba”ya nasıl ulaşırız. 1494 → 1 + 49 + 4 → (49 + 4) = 53

→ “Salât”taki “Terzi Baba” Buradaki 1 Hakk’ın birliğini, “ahadiyet”ini temsil ediyor. Az önce sıralanan namazın bütün erkânını belirten sayılar ve onun toplamı 53’ün açılımı ve tanıtımı niteliğindedir. 53 ise, “Terzi Baba”nın (İnsân-ı Kâmil’in) rumûzu idi. Burada şu soru akıllara gelebilir. “Salât” adlı eserindeki bu ifadeler belirli bir mezhebin (hanefi) gö-rüşüne göre düzenlenmiştir. Diğer mezheblerde bu ifadeler farklı çıkacağı için sonuçta farklı ol-maz mı? Cevab : Böyle düşünülse dahi dinimizdeki namaz olgusu “Salât” ile ifade ediliyor; âyetlerde sürekli “salât” olarak geçiyor.  (Salât) ise,  90 → Cenâb-ı Hakkın sıfat âlemi  30 → Cenâb-ı Hakkın lâhud âlemi  1 → Ahadiyyet Mertebesi / 400 → Tevhid Mertebesi

521 (52 + 1) = 53 “Salât”taki sonuç oluşumu 53’ü vermekle birlikte yukarıda belirtil-en soruya da cevap niteliğindedir. Son olarak “Salât” olgusunun ebced’deki karşılığının 521; o’nun da kendinde (52 + 1) = 53’ü gizlediğini görüyoruz. Dikkat çekici önemli bir başka sonuç daha burada belirginleşiyor. O da şu ki; 53 sayısı 40 ile 13’ün toplamı idi. “Salât”taki 521’de 40 ile 13’ün çarpımının 1 fazlasıdır, ki o da 53’ün 1’liğine işaret etmektedir. Bir günlük namazı 40 rek’at olarak ele alırsak 13 üzere “Hakikat-i Muhammedi” bir “salât” olgusu karşımıza çıkar. Bu da gerçekten çok büyük bir lütûftur. Sayıların diliyle “Salât”ı târif etmemiz gerekirse şöyle diyebiliriz. Bizce salât, “53 (Terzi Baba)” sırrı içerisinde sonsuz âlemleri seyretme nimetidir; ya da seyr’dir. Yüce Peygamberimiz ( )in Mi’rac’tan ümmetine getirdiği “sa-lât” hediyesinin bu olduğunu düşünüyorum. Ölülerin ardından bilindiği gibi 7, 40, 52 gibi geceler düzenlenir. Bunların toplamı 99 olmakla beraber 53. gece bu kemâlât tamamlan-mış oluyor. 53 burada ölümün kemâlâtıdır. Hazretimizin yetişmesinde en büyük emek sahibi olan muhterem zât Nûsret Tûra Efendimizdir. Nûsret ile Necdet arasındaki bağı sayılar yönünden şöyle açıklayabiliriz.  (Nûsret) ismi ebced hesabında; ve alfabetik sırayla

 (nun) 50  (nun) 25

 (sad) 90  (sad) 14

 (rı) 200  (rı) 10

 (te) 400 = 740 eder.  (te) 3 =

52 eder “Nûsret”ten “Necdet”i çıkartırsak (740 – 457) = 283 yani (2 + 8 + 3) = 13 ortaya çıktı. Yani “Nûsret” ile “Necdet”in muhabbeti “Hakikat-i Muhammediye”yi zuhura çıkardı. Burada bir başka yöne de dikkat çekelim;  (Nûsret) ile  (Necdet) in arapça orjinal yazılarına bakarsanız her iki isim de  (nun) harfiyle başlar   (te) harfiyle de sona ererler. “Nûsret”teki ve “Necdet”teki bu  (nun) ve  (te) harflerini çıkartırsak ; (Nûsret)  te   (sır) kalır. Burada (sır) dan maksat

“Nûsret”te gizlenen sırr’ın “Necdet” olmasıdır.    (Necdet) teki (ced/ata)  kalmaktadır, ki bu da “İsm-i Necdet” in “İsm-i Nûsret”in de aynı zamanda atası, kökü olduğu anlaşılıyor. Nûsret Babamızın ilâhi emâneti Terzi Babamıza vermeden önce söy-lediği, “Benim sebebi vücûdum sen imişsin,” sözü aslında buraya vurgudur. Ayrıca “nasrun minallahi” ve “fethun kariyb” âyeti ile de, “size yakın bir fethi Allah’ın yardımıyla müjdeliyorum,” derken aynı konuya vurgu yapmıştır. Dilerseniz bu âyet üzerinde biraz duralım. Acaba müjdelenen nedir?… SAF 61. Sûre 13. Âyet 

   ve uhra tühıbbuneha nasrün minallahi

ve fethun kariybun ve beşşiril mu’miniyne

Ve kendisini sevdiğiniz bir başka -nîmet de- vardır ki: O da Allah'tan bir zaferdir ve yakın bir fetihtir ve mü'minleri müjdele.

61 daha önce zikrettiğimiz gibi Necdet’in isimlerinden biri idi. 13 ise, açık beyanı ortadadır.

Az önce yukarıda  (Nûsret) harflerinin alfabetik toplamının 52 olduğunu, bunun da Nûsret Tûra Efendimizin silsile-i Şerifteki yerini anlattığını açıklamıştık.

Bu âyet-i Celile’de var olan müjdelerden bir tanesi de hilâfet mer-tebesidir.

Lisân-ı Nûsret’ten kendisinden sonra gelecek olan halifesi “Terzi Baba”nın müjdelenmesidir.

Diğer müjde ise, bunun devamı olup, sûre ve âyet numaraları ile zu-hura gelmektedir. Onlar da 61 ve 13 idi.

Burada 61 ile, “Terzi Baba’”nın ismine atıf yapılmaktadır.

13 ile de, O’nun, Muhammediyet mertebesinden zuhuruna işaret edilmektedir. Kısaca “Gönül Mekke”sinin fethi müjdelenmektedir.

Hazretimizin İlâhiyat okulunda eğitim almak isteyen bir talibliye kendileri günlük olarak yapması gereken vird ve amelleri o kişiye yaz-dırarak söylerler.

(Zaten bunlar irfan mektebinin seyr defterinde de mevcuttur.)

Günlük olarak yapılması gereken virdleri sıralarken Mülk sûresinin okunması da vardır.

Mülk Sûresi Kûr’ânın 67. sûresidir. 1313 harftir. (*)

Dikkat edilirse 67. sûre bize doğrudan (6 + 7) = 13 sayısını verdiği gibi, 1313 harf sayısı da 2 adet 13 ün zahir ve bâtın olarak varlığını gösteriyor.

İşte kendileriyle tanışıp biad eden kıblesini ona doğru çevirmeyi ba-şaran bir salik, daha attığı ilk adımlarda bu sûrenin kapsam alanına gir-diğinden “Nûr-u İlâhiyye”nin eşsiz güzellikleriyle tanışıyor ve görme-ye başlıyor; 13 sayısından, “Mertebe-i Muhammediyye”den aydınlanmaya başlıyor.

Bu da buradaki “ilâhi seyr” sisteminin nasıl ahenkli çalıştığını gös-termektedir. Konu Mülk Sûresi iken, küçük bir hatıramı da nakledeyim. Yıllar ön-ce Hazretimize biad ettikten sonra günlük virdlerimin arasında hergün Mülk sûresinin okunuşu da vardı. O tarihten itibaren prensip hâline ge-tirdiğim, kendilerini her ne zaman ziyarete gittim ise, gerek iş yerinde gerekse başka yerlerde, onun kapısına gidene kadar Mülk Sûresini okur, başta Hz. Peygamberimize olmak üzere, kendilerine ve Nüket annemize atfedip huzurlarına öylece girerdim ve hâlen devam etmekteyim.

 (nun) harfinin “Nûr-u İlâhiyye” olduğunu söylemiştik.

 (nur) ise, ebcedde

 (nun) 50

 (vav) 6

 (rı) 200 = 256 elde edilir. Aslı (2 + 5 + 6) = 13 çıkar

(*) Elmalı H. Yazırın Hak Dini Kûr’ân dili adlı eserinden Ayrıca “Nûr Sûresi” nde 62 âyet, 1316 kelime, 5330 harftir. (Necdet)  in ilk harfi olan  (nun) un, bu sûrede açık tezahürü vardır. “Necm Sûresi”nde de 62 âyet vardı. Nûr Sûresi, 1316 kelime, 13 ve 16 dır. 16 ise, 457 nin (4 + 5 + 7) = 16 dır, ki 457’nin kısa yazılışıdır. 5330 harfte ise, 53’ün açık olarak varlığını görüyoruz. Kûr’ân-ı Keriymi güzel ve ahenkli kurallara bağlı olarak okuduğu-muzda “İklâb” denilen tecvid kaidesiyle karşılaşırız. İklâb, tecvid ilminde dönüşüm ve döndürme demektir. Sakin  (nun) veya tenvinden sonra  (be) harfi gelirse  (nun) harfini veya tenvini  (mim) harfine çevirerek okunur. Sakin  (nun)  Harekesi olmayan harf Tenvin ise, (nunlamak) demektir. Örnek,   iklâb kuralı   olarak okunur

ve  (nun)  (mim) e dönüştürülür.

Şöyle ki Cenâb-ı Hakk’ın açık bir kitabı olan İnsân-ı Kâmil’de ve özel olarak da Terzi Baba’da faaliyet sahasına giren bir salik üzerindeki ha-rekesini “gölge varlığını” düşürdüğünde, sakinliğe, sükûnete ermiş olur. Yani sakin  (nun) olmuş olur.

Bundan sonra da kendisindeki dönüşüm ile “Nûr-u Muhammedi-ye”yi okumaya idrak etmeye başlar.

Böylece ve  (nun)  (mim) e dönüştürmek sûretiyle de “tertil” üzere okumuş, hem de hükmü vacib olan iklâb kuralını uygulamış olur.

İklâb’ın sayısal değeri de bu gerçeği ifade etmiyor mu?...

(İklâb) 

 (elif) 1

 (kaf) 100

 (lam) 30

 (be) 2 = 133 çıkar.

Hatırlayınız Kûr’ânın tamamı üzerindeki harf çalışmamızda,

 (nun)  (mim) arasındaki fark 133 çıkmıştı.

Hem 13, hem de 3 var; dolayısıyle çalışmamıza bir bütün olarak bakıldığında birbirlerini tamamlıyor ve tasdikliyorlardır.

“40” “41” de gizlendi

 (mim)  (nun) ile açığa çıktı

 (mim) bâtın  (nun) zahir oldu

“13” “53” ile aşikar oldu

 (dal) (cim) in delili oldu

Bilen ve bilinen “Necdet” oldu. Hadisi Şerifte, “Allahu Teâlâ beytullaha hergün 120 rahmet gönderir. Bunun 60 ı tavaf edenlere 40 ı namaz kılanlara 20 si seyredenlere verilir,” buyrulur. Kendi yolumuz ve seyrimiz açısından 120 rahmet ile 53 arasındaki bağlantıyı açklamaya çalışalım. 60 rahmet, tavaf edenlere verilir. (53 – 60) = 7; bir tavaf da 7 şavttan ibarettir. Dolayısıyle tavafın oluşumu ortaya çıktı. 40 rahmet, namaz kılanlara verilir. (53 – 40) = 13; bu rahmette de “Hakikat-i Muhammediye” oluşuyor. 20 rahmet, seyr edenlere verilir. (53 – 20) = 33 (33 ise, Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısıdır.) Bu rahmetin dağılım neticesinde ortaya çıkan sayılara bakarsak;

(7 + 13 + 33) = 53 vermektedir.

Bu da ona muhabbet duyanlara gelen rahmetin ve ihsanın kayna-ğını vermektedir. Kısaca; “Necdet”ten  “Necdet”e

ve “Necdet”ten  “muhabbet ehli”ne olan rahmettir.

120 ve 53 arasındaki bu ifadeler, ilâhi birlikteliğin anlatımıdır.

Atom bilindiği gibi proton, nötron, elektron’dan oluşmaktadır. Bunların baş harfleri “pe”, “nun” ve “elif”dir. Bunların değerlerine bakarsak;

pe 2 → (“pe” Osmanlıca’da  be harfi yerine geçer)

nun 50

elif 1 = 53 eder, ki varlığın her tarafında mevcuttur, diyebiliriz. Kûr’ânda 29 sûrenin başında “Huruf-u Mukatta” harfleri bulunur. Hazretimizin Kûr’ândaki “Hurufu Mukatta”daki yeri, harfi  (nun) dur. Kalem Sûresi  (nun) ile başlar 52 âyettir.  (nun) un içinde bulunan 2 adet  (nun) toplamı

(50 + 50) = 100 eder; sıfırları çekip (100) 1 sayısını 52 ye ilâve edersek

(1 + 52) = 53 bulunmuş olur. Daha önce de belirttiğimiz gibi 1938 Terzi Babamın dünyaya teşrif ettikleri yılı anlatan sayılardır.

Burada 19, 13, 93’ ün (Necm’in ebced karşılığı) varlığı mevcuttur. (Peygamberimizin doğum yılını çıkardığımızda) (1938 – 571) = 1367

Burada iki adet 13 mevcut, birisi açık, (1367); diğeri gizli (6 + 7) = 13 dir. (1367)  (67), ayrıca “Lâfza-i Celâl” ve “Secde”nin de değerini sayı olarak ifade ediyor. 1938 doğum tarihindeki bir başka esrarı da şöyle açıklamak istiyo-rum. Aynı sayıyı sondan başa yazalım 8391 – 1938 = 6453 Doğum tarihinde oluşan açık sayı sondaki 53 tür.

Ayrıca bir sayı daha öne gelindiğinde 6453 görüyoruz. Onun da başına 1 ilâvesi ile 1453 doğum tarihi de belirlenmiş oluyor, ki o da bilindiği gibi İstanbulun fethi idi. Bu doğum tarihi ile yeni bir çağın başladığını, bu çağın da “Terzi Baba” şahsiyetiyle “Mertebe-i Muhammediye”yi Hz. Rasûlüllah’ın risâletini anlatmak ve yorumlamak şeklinde düşünebiliriz. Terzi Babamın doğum tarihinden (1938 den)

İstanbul’un fethini çıkaralım; (1938 – 1453) = 485 (48 + 5) = 53 “Konstantiniye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, komutan ne güzel komutandır.” Konstantiniye Hıristiyanlık, “Mertebe-i İseviyet”tir. O da kayna-ğını “Muhamediyet”ten alır. Dolayısıyle Muhammediliğin ve onun ilim mertebesi olan “Mârifet-ullah”ın 53 sayısal değeri ile zuhura çıkıp fethini gerçekleştirilmesidir. Ayrıca Terzi Babam fetih yolculuğuna 1953 yılında İstanbul’da baş-lamıştır. 53 e biraz daha yakın olalım. 5 ve 3 sayıları neyi anlatmak istiyor?...

53 ve 13 ün ortak rakkamı, 3 tür.

Peki buradaki 3 nedir

“Muhammed” isminde mevcudolan 3 adet  (mim) i

ve “yakıyn mertebeleri”ni kendinde cemedendir. (*)

53’ün 5’i ise, tek din olan ve adına İslâmiyet dediğimiz ilâhi sis-temin işleyişini sağlayan 5 ana program ya da İslâmın 5 esasıdır. Bir başka yönüyle de “Hazarat-ı Hamse”yi anlatır. (*) Bu konuda geniş bilgi “Kelime-i Tevhid” adlı kitapta verildi.

53 sayısındaki 3 adet  (mim) in genel toplamı da

(40 × 3) =120 dir. Dolayısıyle İnsân-ı Kâmil’den taliblilerin gönüllerine akan rah-metin kaynağı da burasıdır. Değerli Gönül Dostum!

(Necdet) harflerinin

 (nun),  (cim),  (dal), / (te)

(  -  -  - / ) yazıp önümüze koyalım. Seyir anında O’nun zâtına giden yolda oluşan şekillerin sayı değer-lerine göz atalım.

Şekillerde de görüleceği gibi “Necdet”  4 harfi 4 köşeyi temsil ediyor. Herbir harf O’nun zâtına giden yolda bir mertebeyi ifade ediyor. Bu harflerde hep ayak izleri ve secde izleri mevcuttur.

Bu harflerle “Makam-ı İbrahim”den “Makam-ı Mahmud”a erişi-lir. Seyire harf  (nun) dan başlanır, yine O’na varılır  Delil-i ilâhi  Cemâl-i ilâhi  Tevhid-i ilâhi  Nûr-u İlâhi (Hacer’ül Esved)

Bilindiği gibi İslâmın şekil olarak sembolü “Kare”dir.  (nun) harfi ayni zamanda “Mertebe-i Zât” ve “Hacer’ül Esved”i simgeler. Nûsret Babamız rahmetullahi aleyh, kendilerini “gözümün nûru” diye hitap etmelerinin sebebi bu da olsa gerek…

 53  53

TARİKAT ŞERİAT

PİR = 212

 53  53

HAKİKAT MARİFET “Pir” kelimesini 212 sayısını verdiğini söylemiştik, ki 4 adet 53 ün ve 4 mertebenin toplamıdır. Hâl böyle olunca bütün mertebelerde “pir”lik vasfının delili oluyor. Tavaf, 7 şaft’tan meydana gelir.

O zaman bu çizelgede Tavaf’ın oluşumuna bakalım.

(212 × 7) = 1484 Bu sayıda Necdet’i bulalım (1 + 48 + 4) = 53 Bu seyir neticesinde kendini kendisi ile biliyor. “Küntü kenzen”deki esrar ortaya çıkıyor.

 13  13

 13  13 “Necdet”in aslının “Necat” olduğunu söylemiştik; 53 de aslının 13 olduğunu belirtmiştik. “Necat” bütün mertebelerde “Hakikat-i Muhammed-i” üzere kurtuluşa erdiren hidâyete götürendir. Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi 4 mertebenin toplamı

(13 + 13 + 13 + 13) = 52 dir. “53” ise, bütün bu mertebeleri kendisinde cem edendir. “Necat” 454 (4 + 5 + 4) = 13 Kendisi 13 olduğu için, kendi kendisini kurtuluşa erdiren olmuş oluyor.

 27 114 adet  12

 (mim)

Makam-ı

Mahmud

 64  135

Necm yönünden;

Necm Sûresinde “Necdet” ismini sayılarla oluşturduk.

 135 adet

 12 adet

 27 adet  64 adet = 238 (2 + 3 + 8) = 13 →

“Necdet” in yani 53’ün özü 13 olduğu için hep aynı sayı ile

“Necm”de buluş-tuk.

 4  3

53

 400  50

Ebced sayılarıyle “Necdet” yazılışı

 50

 3  4  400 = 457 (4 - 57) = 53 Burada 457, (53) ün zuhur mahallidir.

53 ise, (457) nin özü ve çekirdeğidir.

8 + 5 = 13  8  5

(5+3) = 53

 3  25 Kûr’ân alfabesindeki “Necdet” yazılışı  25  5  8  3 = 41 Ayrıca ilâhi emâneti yüklendiği yaşıdır. Kûr’ân-ı Keriym’de Tîn Sûresi 95/3 âyette,  ve hazel beledil emiyni “Emin belde’ye yemin olsun” buyuruluyor. “Emin belde”den kasıt dünya üzerindeki Mekke-i Mükerreme ve orada bulunan Harem-i Şerif olmakla birlikte “İnsân-ı Kâmil”in gönlüdür.

 dal  cim

 te  nun Emin Belde’de yani “İnsân-ı Kâmil”in gönlünde ikâmet edenlere Mekkî ya da Mekkeli denir. “İnsân-ı Kâmil”in gönlünden, taliblilerin gönüllerine doğru akan zât-i işaret ve oluşumların kaynağı bu emin beldedir.

Emin Belde’nin sûre ve âyet numarasına gelince

95/3 yani (953) 

sondaki iki rakkam 53’ün “İnsân-ı Kâmil”in şifresidir.

“Emin Belde’ye olan yemin” bir bakıma “Terzi Baba”yadır.

(953)’ün başına Hakkın tekliğini ifade eden 1 sayısını getirdiğimiz-de 1953 ortaya çıkar ki 19 ve 53 yanyana sıralanıştır.

Ayrıca 1953 daha önce açıkladığımız gibi Necm’in âyetlerinin topla-mı ile Terzi Babamın tasavvuf çalışmalarının başladığı tarihtir.

Yukarıdaki şekilde de görüleceği gibi Hac ibadeti,

afaktan ( -  -  - /)   harfleri ile sınırlandırılmış olan “Emin Belde”ye girip oranın sakini ve misafiri olup, yaşam sağla-mak, orada tavaf ve semâ etmektir.

53 üzerinde kısaca şu bilgileri de arz etmek istiyorum.

1999 yılı Umre seyahatimiz esnasında daha önce bir zuhurat ile va-ki olan mânen kendisine sunulan “Kehribariyye Şami” kapısının “Mescid-i Harem”de 53 nolu kapı olduğunu birlikte tespit etmiştik.

Medine’de “Mescid-i Nebevi”de minber ile mihrab arasındaki sü-tun da mânen “Terzi Baba”nın makamıdır. Onun da numarası 53 tür.

Yeri gelmişken küçük bir hatıramızı da belirtmek istiyorum.

2002 hac yolculuğuna giderken önce Mekke’ye gittik; hac sonunda Medineden döndük. Hem gidiş, hem de dönüş esnasındaki uçak sefer sayımızın dört rakkamdan oluşan ortadaki 2 sayı 53 idi. Bunun bir hac seferi olduğunu düşünüp, sefer sayılarının da 53 olduğunu gördüğüm de, bunun kitap yazım çalışmalarına bir işaret olduğunu düşünüp, çalış-maları hızlandırıp, bir an önce bitirmem gerektiğini de düşünmüştüm. Kıymetli Gönül Dostum! Sizlere Terzi Babamı sayıların diliyle de anlatmaya çalıştım. Şunu belirtmek isterim, ki sayıların ortaya çıkardığı hakikatler tabii ki bunlar ile sınırlı değildir. Bu hakikatlerin bir kısmını onun “Kelime-i Tevhid” adlı eserinde de bulmak mümkündür. Bu bölümü yazım esnasında rak-kamlara herhangi bir zorlama yapmadan, herşeyin tabii seyrinde oluş-tuğunu da belirtmek isterim. Aslında 53 ile ilgili mevzuu bir bölüm olarak değil, müstakil bir kitap halinde hazırlamak gerekmektedir. Ancak burada bir fikir vermesi yö-nünden bu kadar ile yetinmek istiyorum.

Kûr’ânı Keriym kaç âyettir ? Bu Konuda herkes değişik fikirler beyan etmiş; âyetler tek tek top-landığı hâlde farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Daha çocukluk çağlarımız-dan itibaren bizlere öğretilen Kûr’ân 6666 âyettir ifadesine bir türlü ulaşılamamış, bu fikir de nazari bir bilgi olarak kalmıştır. Bu konuda ehl-i zahiran çeşitli çalışmalar yapmış ancak 6666 sayı-sının varlığı ortaya çıkmamıştır. Düşümdüm ki, bu konuda gerçeğe ulaşabilmek ancak gönülden gelen beyanlarla mümkün olabilirdi. 53 ve 13 görünüşte ayrı ayrıdır;

hakikatte ise, aynı olan bu iki sayıyı önce 53 başa gelecek şekilde bitişik yazalım,

(5313) daha sonra da 13 başa gelecek şekilde

birbirlerinden ayırmadan yazalım.

(1353) Bu iki sayıyı birlikte toplayalım 5313

1353 (Aynı zamanda Rûmi doğum tarihi)

Toplam 6666 Allah’ın büyük bir ihsanı olduğunu bu işlemde sadece bu iki sayı ile yani 53 ve 13 ile bu sonuca varılabiliyor. Ayrıca beşeri anlayışımızın dışına doğru çıkıp, her türlü kayıtla-ma-lardan ve şartlanmalardan sıyrılıp, özgürlüğe doğru kanat çırptığımızda, sayıların esrarıyla buluşuyoruz. Sayıların hakikatine doğru nüfuz ettiğimizde ise, sayıların bir elbise ve perde olduğunu farkediyor, onlara dokunduğumuzda ise, “Zât-i İlâhi”nin nâmütenâhi atmosferinde zevk ile insân’ın ve âlemin hakikati-nin özelliklerini derk (idrak) edebiliyoruz. Esasen sayılar, vahyin içinde bizâtihi mevcuttur. Sayılar “Kelâm Sıfatı”nın anahtarı gibidirler. Onlara dokunup açtığımızda ise, “İlâhi Kelâm”ın hıtabını hem duyabiliyor, hem okuyabiliyor, hem de seyredebiliyoruz. Öyleyse sayılara dokunup, onlarla konuşabilmenin ölçüsü ne olmalıdır El Cevab : Kûr’ân’a ve dolayısıyle İnsân-ı Kâmil’e dokunmanın ölçüsünü yine Kûr’ân-i ifadeyle Vakıa sûresi 56/79 âyetindeki   

   la yemessehu illel mutahherune “mutahar (tamamen temiz olanlar) dan başkası ona dokuna-maz (el süremez),” emr-i ilâhisine göre, tenzil-i mushafa dokun-mak şer’an caiz olmadığı gibi Zât’ın hakikatine ve esrarına do-kunmak da taharette temizlenmeyenlere câiz değildir. Ayrıca bu ifadenin sûre ve âyet numaralarına baktığımızda; 56. sûre ve 79. âyet (56 + 79) = 135

135  (13) i ve (5) i sonra da 5 ve 3 ü yanyana getirip, (53) ün varlığını müşahade edi-yoruz. Sayılar, gönülden gelen haberlerin aynı zamanda tasdikleyicisi-dirler ve öyle olmak zorundadırlar. Sayılar, “Zât-i İlâhi”nin abd’ına kendini bildirip, tanıttığı sembol-lerdir. ÜMMET ve ÜMMETİM Ümmet ve Ümmetim ifadelerini sayılarda kısa bir ufuk turu yaparak açmak istiyoruz. Ümmet : İslâmda en çok kullanılan kelâmlardan birisi olup, bir pey-gambere inanıp, onun yolundan gidenler, peygamberin Hakk’a davet ettiği topluluk ve cemaattir. Kûr’ân’ı Keriym, “Ümmü’l Kitap” yani “kitab’ın anası”dır. Hz. Peygamberimiz ( ) ın ümmeti de diğer bütün kavim ve toplulukla-rın anasıdır, kaynağıdır. Ümmet   oluşumuna harf ve sayı değerleri içinde bakarsak;

 elif 1

 mim 40

 mim 40

 te 400 = 481 (4 + 8 + 1) = 13 13 bir başka ifadeyle “ümmet”tir, “kaynak”tır, âlemlerin kaynağıdır. Peki “ümmetim” kime denir  “ümmetim” Bunun da harf ve sayı değerlerine bakacak olursak;

 elif 1

 mim 40

 mim 40

 te 400

 mim 40 = 521 (52 + 1) = 53 Evet gerçekten akılları donduran bir hakikatle daha yüz yüze gelmiş oluyoruz. “Rabbi zidnî ilmâ.” Amin. Ümmet, “ana” demektir, “zât” demektir. Ümmetim ise, zât-i tecelliyi yüklenen, taşıyan; ilâhi emaneti yüklenendir. İşte bunun da değeri (53) tür. Başka çıkması söz konusu olamaz. Zira bu ilâhi emaneti ancak “İnsân-ı Kâmil” taşıyabilir. Bir yönüyle bütün âlemler,

Hz. Rasûlûllah’ın (“İnsân-ı Kâmil”in – 13’ün)

ümmetidir. 53 de, bu emaneti yüklenen 13’ün “Zât”ın zuhurudur. Terzi Babamın, Efendimizin 1998 senesi kutlu doğum haftası münasebetiyle yazdığı

“Bana ümmetim der misin acaba”

“Bize ümmetim der misin Ya Muhammed Mustafa” adlı şiirindeki nakarat mısralarını da dikkatlice incelersek; “Hay” ismi ile hayat bulup, her an bizlere seslendiğini de müşahade ederiz. “Ümmetim” derken aynı zamanda “Fırka-i Naciye” ve “Zaim” kavmini de düşünebiliriz. “Allahım hayret ve hayranlığımızı arttır”. Amin. Bu münasebetle “Bana ümmetim der misin,” şiirini de ilâve etmeyi uygun buldum.

BANA ÜMMETİM DER MİSİN ? Doğdun bu gece efendim sultanım baş tacım, Seni medhü sena eyledi Allah'ım, Bu dünyada o kadar çok oldu günahım,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Senin için var eyledi Hakk bu cihanı, Nurun kapladı âlemleri her yanı, Hoş görürmüsün bu gafil günahkârı, Bana ümmetim dermisin acaba ? Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Evvel gelenler hep müjdeledi seni, Sen her zaman güzel yenisin yeni, Bu garip dünyada bilirmisin beni,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Dünyaya şerefler şanlar verdi varlığın, Müşriklerden çok çok oldu daraldığın, Görülmedi hakk yolundan hiç döndüğün,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Önce sana dendi Muhammed Mustafa, Gönüllere verdin pek çok hoşluk ve safa, Var mı ki bende seni anlayacak kafa,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Mi'raca çıktın orda neler gördün neler, Muhabbetin taş gönülleri bile deler, Benim günlerim hep böyle boşa gider,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Hicret ettin zorlanarak o gün yerinden Yaraladı müşrikler seni derinden, Yardım edemedim üzüldüm kederimden,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa Hakkın bayrağını yücelttin göklere

Ümmetlerin yürüttü elden ellere,

Neler düşürdün şu garip gönüllere,

Bana ümmetim dermisin acaba ?

Bize ümmetim dermisin ya Muhammed Mustafa

NECDET ARDIÇ

TEKİRDAĞ 1998

(Kutlu Doğum Haftası için yazılmıştır.)

 

CÂMİ ve MİHRÂB Câmi ismi cem edici, toplayıcı, hâvi ve muhit (kuşatan ve ihata eden) bütün evvel ve âhir güzel isimleri ve ahlâkı kendisinde cem etmiş olan İnsân-ı Kâmil’dir. Lügattaki Câmi  yazılışına bakarsak; ebceddeki karşılığı ise,

 3

 1

 40

 70 = 114 Burada hiçbir tesadüfün yeri olamaz, zira 114 sayısı, Kûr’ân’ın 114 sûre sayısını yani Kûr’ân’ın ve İnsân-ı Kâmil’in cem’iyyetini belirtir, ki bu da “ism-i câmi” ile ifade edilir. İşte İnsân-ı Kâmil, “Câmi” ismi ile bütün övgü ve erdemleri zâtında toplamıştır. “İsm-i Câmi” nin içinde çok özel bir makam vardır, o da “Mihrab” dır. Mihrab, ki genel anlamda, namaz kıldırılan yerdir. Özel anlamda ise, “Melik”in ya da “Sultan”ın hususi makamıdır. Mihrab  yazılışına lügatta baktığımızda;

 40

 8

 200

 1

 2 = 251 (2 –51) = 53 Mihrab ismi, câmi’de “Melik”in, “Sultan”ın yani “İnsân-ı Kâ-mil”in hususi makamıdır. Bu makam üzerinde de genelde  “fevelli vecheke şatrel mescidil harami” ayeti yazılıdır. Yani “vechinizi (yüzünüzü) harem-i şerife (Kâbe-i Muazzama’ya) zahir ve bâtın olarak çevirin,” ifadesi yazılıdır. Genelde câmilerin mihrablarını süsleyen bu âyet-i kerime Bakara sûresinin farklı âyetlerinde birkaç yerde geçer. İşte mihrabların üzerine nakşedilen “fevelli vecheke şatrel mescidil harami” ayetinin sûre ve âyet sıralanışına bir bakacak olur-sak, (Bakara 2/150) 2. sûre 150. âyet; (2 + 1 + 50) = 53 çıkar, ki o da kitabımıza konu olan (53) “İnsân-ı Kâmil”in özel rümuz ve şifresidir. TAVAF : “Zât-i İlâhiyye”ye giden yoldur. Tavaf 7 şafttan oluşur. İsterseniz Mescid-i Harem’e Şâmi kapısından girip (53 nolu kapı bâtında Terzi Babamı simgeler) bir tavaf yapalım. Tavaf 7 şaft idi; 53 ile 7 şavtın çarpımından bir tavaf elde ediliyor. (53 × 7) = 571 çıkan sonuç bizi (5 + 7 + 1) = 13 (13) ile, hem “Hakikat-i Muhammediye”ye (571) ile de, hem “Hz. Muhammed”e ulaştırıyor. Hal böyle olunca kendinden kendine, zâtından zâtına seyirdir, denilebilr 10.12.2002 Çarşamba (Ç.H.U.) Dosya 87 sayfa 81

(31/03/2017/Cum’a) Hayırlı günler Sa…. Oğ…. Cum'an ve geçmiş kandilin mübarek olsun. Senin de, benimde, yazdığımız gibi bu tatsız yazışmaları bitirme kararı almıştık, mademki söze devam etmişsin o halde bende son olarak devam edeyim, ancak işlerimin çokluğundan, vede gene seyahatte olduğumdan, malüm dosyaya eklemek için vereceğim cevaplarım biraz gecikecektir bu yüzden ilgisiz kaldığımı zannetmezsin. T.B

87 Dosya sayfa 87

Eb…. Nu…. 31 Mar 2017

Bu arada seyhatleriniz hangi şehirlere güneye geliyormusunuz

Eb…. Nu…. 2 Nis

Sizden hassaten aramizdaki yazışmayı gizli tutmanızı rica etmiştik. Bu hak ahirete tealluk eder. Er kan Pehlivan adında bir arkadaş abuk subuk sorularla bizi aklınca face de taciz ediyor. kendi sayfasında sizden bahsediyor..

Hocam birde mümkünse bana ağır cevap yazmayın böyle kalsın. güzel ayrıldık. Sizin yolunuz size, bizim yolumuz bize. Daha fazla yazışarak gönül ehli ve gönül fethi davasındaki bizler şeytanı sevindirmeyelim, gönül kırmayalım.

Selam ve hürmetlerimle vesselam Necdet Ardıç 9 Nisan 2017

Hayırlı günler Sa…. bey kardeşim seyehatte olduğumuzdan mailleri cevaplamam geciyor.

Merak etme dosyan yayınlanmayacak ancak senin son yazılarını ve suçlamamlarını cevaplamak zorunda idim, bu haliyle Tekirdağına dönünce uygun bir zamanımda dosyanı yeni şekliyle sana göndereceğim, ister indirir okursun ister indirmezsin, senin bileceğin iştir dosyanın sayfa adedi (200) ü, buldu bunları sen yazı yazarken baştan düşünerek yazacaktın. Beni de bu kadar meşgul etmeyecektin. Geçmiş sayfalarda izahı yapıldı.

Ayrıca bahsettiğin “Er… Pe… isimli kişi hakkında da buna benzer bir dosya oluşturdum. O da oldukça terzi’yi meşgul etti. Yani bu sahada nefis atlarını koşturmaya meraklı çok kişiler var. Yarışa çıkınca böylece atları da kendileride kendi çukurlarına atlamış, oluyorlar bunuda marifet zannediyorlar. Kendileri bilir.

Selâmlar hoşça kal. T.

Eb…. Sa…. dosyası

87 dosya sayfa 118

Necdet Ardıç 12 Nisan 2017

Alıcı: Fa… Mu… Mu… Oz…. Si… Yu…

Hayırlı günler evlâtlarımız nihayet Eb…. Sa…. dosyası bitti sizlere de gönderiyorum ancak bu dosya sadece sizlerde kalsın başka kimselere göndermeyin ve siteye de yüklemeyin. daha sonra gereğini düşünürüz vakit buldukça okursunuz.

Yusuf oğlum Ramazanın mail adresi silinmiş ona da gönderirsin ayrıca bana bir mail göndersin onun da mail adresini tekrar ekliyeyim. Bir müddet evvel mail adreslerinde bir karışıklık olmuştu belki o yüzden onun ki de diğerleri gibi silinmiş olabilir. Herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.

Ek alanı

Eb… Sa….. dosyası

Mu…. Ca…. 12 Nisan 2017

Hayırlı Cumalar Efendi Babacığım,

Nasılsınız iyi misiniz? Hamd olsun bizler şimdilik iyi sayılırız...

Göndermiş olduğunuz dosya elimize ulaştı, sağ olun. Canınız sıkılmış ve bir hayli oğraşmıssınız. Bu yolun ayak kaydıran tarafında bizlere yine başka bir saha dan ufuk açmışsınız... Ve bu kişiye "bir kardeşin dosyası" diyerek hakk ettiğinden fazla değer verdiğiniz anlaşılıyor.

Hepimizin malumu olduğu üzere Cumhuriyetin ilanı ile tasavvuf sahasında faaliyet gösteren kurumlar kapandı. Tabi ki bu Cenab-ı Hakk'ın takdiri idi. Bu sahada kayıt altına alınan icazet sistemi ve görevli olan kişinin faaliyet gösterdiği kurumun icazetine sahip olması ve başka bir yoldan icazeti de olsa görev yapmak için talip olduğu yerin yazlı icazetini alması gerekiyordu. Bu işlerin hepsi askıya alınınca selahiyetli kimselerle beraber ortalık dosyaya konu olan ehliyetsiz kişilere de kaldı. Son Kavacık sohbetinde bahsettiğiniz gibi Pazar günü yapılacak Referandum bizler için çok önem taşıyor. Cenab-ı Hakk'tan en hayırlı sonucun çıkmasını niyaz ederiz.

Bu kişi ailesinin kendine verdiği "Nur…. Ko…." isnini NAR ve BODOS a çevirmiş farkında değil. Üzerinde ki nari varlıklarla bodoslama saldırıp iki ileri bir geri yapıp sert bir kaya ya tosladığının ve nereye savaş açtığının ya farkında değil, ya saf ayaklarına yatıyor.

Gerçekten üzücü ki bu kimselerin tasavvuf sahasında bende varım deyip, enaniyet ve nefsaniyetlerini samimiyet içinde yer arayanlara empoze etmeleri ve onların hallerini de bozmaları. Malum olay ile yanındakilerinin fırsat bulup kaçmaları da iyi olmuş. Hiç dönüp kendine bakılmaz mı? Ben acaba bir yerde hata yapıyor muyum? diye... Cenab-u rabb'ül Âlemin bizleri bu kişilerin haline düşmeye ve bu kişilerin eline düşmekten hıfz eylesin. İnşeAllah

Bu mail ile bildirmiş olayım,

Geçen Cuma günü Facebook Terzi Baba grubuna Nüket Annem'in Sa…. Em……’lu aracılığıyla, üstü kapalı Os… Gü… için sen bizim oğlumuz değilsin notuna, Ya… öğ….. yine üzerine alınarak atladı. Nüket Annem de sen bizim oğlumuz değilsin Ya…. deyince, O da herkesi yoldan atıyorsunuz, sizi Allah'a havale ediyorum . Diye cevap verdi. Yoldan olup olmadığını bilmediğim iki kadın da "haksızlık" minvali eksenli yorumlar bırakınca, Nüket Anneme bunları bildirdim. O da telefon ile görüşelim dedi. Os….'ın bu yazıları babana zarar verecek diye korkuyorum, tansiyonum 16 ya çıktı. İnsan bir özür dilemez mi? dedi. Fakirde anneciğim gönlünüz rahat osun. Burada olanlar bize zarar vermeye üzmeye başladı, yolun selameti için bu sayfaları kapatalım dedim.

Tamam evladım ne gerekiyorsa yap dedi. Yaklaşık 2000 kişiye yakın kişiyi tek tek silip grubu kapattım. Bir diğer Terzi Baba sayfasında Efendi Baba mın pastada ki mumlara üflemesine yakışıksız yorumlar yapılmıştı. Bunları da bir hayli geç farketmiştim. Sayfa ayarlarından sayfayı izin verdiği gibi 14 gün sonra kapanmaya ayarlamıştım. 1 kaç gün sonra Ce…, Mu…. abi Nüket annemle konuştum.

Terzi Baba mın sohbet tarihlerini buradan bildirmem gerekiyor, onun için sayfayı tekrar açtım, yorumları kapatabilir miyiz? diye soruyordu. Müsait olunca kontrol ettim. Ayarlardan yorumlar kapatılamıyordu. Ce…. ‘ ya bildirdim. Ce…, Nüket Annemle konuşurum dedi. Kendisi fakirin silemediği içerikleri de silmiş. Sayfa şimdilik boş bir şekilde yayın harici duruyor. Os…. Gü…. de o günlerde sayfasından artık pasif olacağını bildirerek, kapattı...

Bir diğer konu’da Os…. Gü….'in Youtube kanalında ilgilendiği Terzi Baba Tv ile alakalıdır. Si…. bu pazartesi bana mail atararak bu sayfanın şifreleri sizde mi? Burada ciddi bir arşiv ve kaynak var, buranın kapanmasından yana gönlümüz razı değil, diye mail atmıştı. Telefon ile kendisine dönüş yaptım. Terzi Baba TV ile Os…. Gü… ilgileniyordu, şifreler onda ama kendisi ile olanlar yüzünden bu konuda muhatap olmak istemediğini söyledim. O da ben ararım dedi. Şifreleri Os…. Gü…. den almış, artık bu işle tamamen Si… ilgileniyor. Son sohbeti kontrol ettim sağlıklı bir şekilde çalışıyor. Arşive sohbet kaydı alınıp yüklenmiş.

Hörmet ve Muhabbetle Nüket Annemiz ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz

Necdet Ardıç 15 Nisan 2017

Eb… Sa…. dosyası

Hayırlı günler Mu… oğlum. Yaşadığımız hayat seyri içinde görülecek çok şeylerin olduğu görülüyor.

Sağlık olsun hepsi geçer. Böylece sitelerde yeni durumlarına göre yollarına devam ederler,

Biraz zaman ve sabır gerekmektedir.

Dünya ahret işlerin kolay gelsin Selâmlar hoşça kal Efendi baban

Nihayet (112-Nolu bir kardeşin soruları ve cevapları) isimli kitap dosyamızda böylece sona ermiş oldu. Rabb-imize şükrederiz. İnşeallah muhatabına fayda sağlar. Belki bundan sonra temas kurmak istediği kimselere karşı daha nazik ifadeler kullanırda bir daha bu durumlara düşm

Allah Hakk söyler hakk-ı söyler muvaffafkiyyet Hakk’tandır.

Terzi Tekirdağ (11/04/2017

NOT=(112-Nolu bir kardeşin soruları ve cevapları) isimli kitap dosyamızın, ham halinden bu hale getirilmesi (17-Ocak-2022) tarihinde oldukça uzun bir çalışma neticesinde düzenlenmiştir Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i. 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik: 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 35. Fâtiha Sûresi: 39. Terzi Baba: (2) 41. İnci tezgâhı: 49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 67. 067-Mülk Sûresi: 91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif,

İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve

sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar. 18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 25. -1-Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 34. -3-Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2) 40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-TÂ HÂ Sûresi:

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler:

66. Risâle-i Gavsiyye:

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-Namaz Sûrereleri:

69. 2-Namaz Sûrereleri:

70. Yahova Şahitleri:

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:

72. Îman bahsi:

73. Celâl cemâl Celâl:

74. 2012 Umre dosyası:

75. Gülşen-i Râz şerhi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

77. Aşk ve muhabbet yolu:

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları:

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası.

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi.

90- İnsân-ı Kâmil Cild (1) şerhi.

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 92- İnsân-ı Kâmil Cild (2) şerhi.

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara.

95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası.

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri.

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası.

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi) 103-terzi Baba yüksek lisans tezi.

104-Hacc Umra ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca) 108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar.

109-terzi Baba tasavvufi izahlar.

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları

Altı peygamber serisi:

15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v

Terzi Baba kitapları serisi:

12- 1-Terzi Baba-(1) 39- 2-Terzi Baba-(2) 32- 3-Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

79- 4-Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- 5-Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

86- 6-Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

91- 7-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 95- 8-Terzi Baba-(8) (19/53) 99- 9-Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

103-10-Terzi baba yüksek lisans tezi.

108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar.

Bir hikâye birçok yorum serisi. 25. -1-Köle ve incir dosyası: 27. -2-Genç ve elmas dosyası: 34. -3-Bakara dosyası: 61. -4-Bir ressam hikâyesi: 76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 89. -6-Her şey merkezinde hikâyesi Dîvanlar serisi: 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 16. Divân (3) 87- Terzi Baba-İlâhiler derleme. 88- Nusret Tura-Divanı İbretlik dosyalar serisi. (1) (17/kevkeb/kayan yıldızlar) (2) (23/İbretlik değmez dosyası) (3) (73/Celâl Cemâl Celâl) “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi” (4) (81/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) (5) (93/Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara) (6) (98/Solan bahçenin/kuruyan gülleri) (7) (105/Cemo ve Farko) (8) (112/Bir kardeşin soruları ve cevapları Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 46. İngilizce, Salât-Namaz: 47. İspanyolca, Salât-Namaz: 48. Fransızca İrfan mektebi: 71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar .

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (112+86=198)

NECDET ARDIÇ Büro : Ertuğrul mah. Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4 Servet Apt. 59 100 Tekirdağ. Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad. Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13. 59 100 Tekirdağ Tel (ev 0282) 261 43 18 Cep : (0533) 774 39 37 Veb sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/ Veb sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info> Veb sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com> Site adresi (form): <terzibaba13.com> İnternet, MSN Adresi: Necdet Ardıç <terzibaba13@gmail.com
