# Korona Virüs'ün Düşündürdükleri

**Yazar:** Terzibaba - Necdet Ardıç

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/kitaplar/korona-virus-un-dusundurdukleri
**Sayfa:** 319

---

GÖNÜLDEN ESİNTİLER

CORONA VİRÜS COVID-19-VE

DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

(176)

“İz--TERZİ BABA”

Necdet Ardıç Tekirdağ

KARDEŞLERİ VE EVLÂTLARI

İRFAN SOFRASI

NECDET ARDIÇ

TASAVVUF SERİSİ (176)

NECDET ARDIÇ

TERZİ BABA

Adres

Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin

Pehlivan Caddesi No: 29/4

Servet Apt. 59 100

Tekirdağ

Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi

Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.

Tekirdağ

Tel: (0282) 408 93 84

(0533) 7743937

www.terzibaba13.com terzibaba13@gmail.com

Cilt kapağı Sinan sertel

İçindekiler 3)

Ön söz 5)

Virüs hakkın da genel bilgiler 6)

Replikasyon döngüsü 7) covıd-19 (sars-cov-2 enfeksiyonu) giriş 12)

I. Genel bilgiler 13) 1. Kaynak ve Bulaşma 16)

Kaynakça 18)

Bazı sözcükler 19)

Koronavirüs’de, bazı sözcüklerin Türkçe anlamları 20) 1) Bir soru, bu seneki Hac ziyareti iptali 23) 2) Zuhurat 31) 3) Zuhurat 32) 4) Meryem süresinin 40. Ayeti 33) 5) Çi… hanımın bir sorusu 34) 6) Umre sonrası sağlığınız 36) 7) Korona virus ile ilgili tespitler 37) 8) covid 19 38) 9) Tefekkür 43) 10) Korona Salgın hastalığının bize öğrettikleri 44) 11) Kur'an O-19 varis 47) 12) Korona virüs, rahmetmi zahmetmi 51) 13) Meryem suresi 52) 14) Annemin whatsapptan yolladığı resimler 58) 15) Covid 19 ile ilgili yorum 61) 16) COVID-19 salgını ile ilgili kısa bir tefekkür 62) 17) Korona Virüs 19 Hakkında 64) 18) korona virus hakkın da genel bilgi 71) 19) korona yazısı hangi evde kalalım 74) 20) Celal-celil A’dan H’ye: AH adında bir yazı 80) 21) korona virus Tefekkürleri 85) 22) Bir bilgi notu, dua metni 89) 23) Korona virüs ile ilgili 91) 24) Korona 19 virüsü bize ne söyler 94) 25) Covid 19 virüsü hakkında düşünceler 97) 26) (Covid-19) Allahın imtihanı 98) 27) Corona (Covıd-19 101) 28) Korona virüs tefekkür 103) 29) Korona virüsü için tefekkürüm 108) 30) Besmeleyi unutmayalım 109) 31) Evde geçen zamanların tefekkürü 116) 32) Akîk Vadisi Sahih-i Buhârî 1533 123) 33) Minarelerden ezanlar okundu 132) 34) (covid-19) virüsü ve insanlık üzerine etkileri 133) 35) Corona virüs tefekkür çalışması 145) 36) Bu virüsün bendeki açılımı 151) 37) Covid19 ait Yazı 155) 38) Korona virüs hakkında 155) 39) Konu; korona virüz; kovid 19 156) 40) Covid 19 virüsü hakkında düşünceler 161) 41) PANDEMİ 164) 42) Korona virüs. Zâhirde “virüs” bâtında “vâris” 175) 43) Korona ile neler öğrendik 179) 44) Bir küçücük virüsle 180) 45) Yazı denemesi, esâret 1818) 46) Korona virüs bela mı, rahmet mi 184) 47) Corona 185) 48) Covid-19 188) 49) Korona virüs batıni anlamı 191) 50) Covid 19 yazısı 192) 51) Covid 19 corona virüs 196) 52) “Korona virüs” Konusuna genel bir bakış 207) 53) Korona virüs’ün düşündürdüğü (59) küçük notlardan bazıları 216)

İsa ile Ademin benzerliği 227) 7-ABD “abd” Amerika Birleşik Devletleri, bir virüse kul olması 232) 10- 19- uncu isim alîm’dir 242) 27- Beşeri esma nefsi firavunluk 251) 37- Hastalık hasta ettiği yerde kendi sıhhatini bulur 253) 44- Virüs, varise ulaşınca öldürüyor 256) 56- Bütün bunları İZ’ lemek çok ibret vericidir 264) 58- Peçe ve maske 272) 59- Davul ve korona- Diriliş ve Ertuğrul 273)

54) Kıyametin on büyük alameti 283)

Terzi Baba kitapları sıra listesi 307)

ÖN SÖZ

BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHÎM:

Muhterem okuyucularımız. Bilindiği gibi dünya insanlık tarihinde birçok sıkıntılı devreler olmuştur. Onlardan biride içinde bulunduğumuz “korona virüs” salgınıdır. Kısa sayılacak bir zamanda adeta bütün dünyayı hükmü altına almış ve bütün insanları evlerine kapatmış bir hale geldi.

Konunun zahirinden batınına geçerek acaba bizlere nasıl ibretlik birer uyarı verdiğini düşünmemiz gerekmektedir.

Bu hususta bende tefekkür ufuklarımızı biraz daha genişletmek için konu hakkın da kardeş ve evlâtlarımıza bir duyuru yaparak ne düşündüklerini ve “CORONA VİRÜS COVID-19-“ ün manevi bağlantıların olup olamıyacağı hakkın da fikirlerini almak için, aşağıda ki duyuruyu siteye koymalarını istemiştim onlarda siteye koydular sağ olsunlar. 

Korona virüs ile ilgili duyuru

Fa…. Bu…

Son zamanlarda maruz kaldığımız ve yaşamakta olduğumuz “Korona virüs” salgını ile ilgili batîni düşüncelerinizi ve varsa aldığınız notları Terzi Babamıza e-posta olarak yollayabilirsiniz

Bu bildiriden sonra yaklaşık (51) kişiden değişik düşüncelerde yazılar geldi, kendilerine teşekkür ederim, yazıların gelmesi bitince bende, üç bölümle aralarda ve sonunda da bir yorum yapıp kitabı bitirmiş oldum. Rabbımza teşekkür ederiz. Bu hadiseden daha sonraları da insanlık alemine gelebilecek böyle felâketlerden de azmi derece de muhafaza etmesini niyaz ederim. “İ ”

Konu hakkın da Dr. Me….At…. oğlumuzdan istediğim yazı metni aşağıdadır.

VİRÜS hakkın da genel bilgiler. Bursa

Virüs kelimesi Latincede “ zehir ” anlamına gelmektedir. Virüsler, sadece canlı hücreleri enfekte edebilen ve böylece replike olabilen mikroskobik enfeksiyon etkenleridir. Virüsler; hayvanlardan bitkilere, bakterilerden mikroorganizmalara kadar her türlü canlı şekillerine bulaşabilirler. Virüsler hayatın olduğu her yerde bulunurlar ve canlı hücrelerin ilk geliştiği andan beri de muhtemelen varlardı. Virüslerin kökenleri bilinmemektedir çünkü fosil formları bulunmamaktadır.

5,000 civarında virüs türü detaylı bir şekilde tarif edilse

[1] de milyonlarca türde virüs vardır. Virüsler yeryüzündeki hemen her ekosistemde bulunan biyolojik varlığın en bol

[2] türüdür. Virüslerin bir yaşam biçimi olup olmadığı ya da canlı organizmalarla etkileşime girip girmedikleri konusunda farklı görüşler mevcuttur. Virüsler "yaşamın kıyısındaki

[3] organizmalar" olarak tanımlanmışlardır. Genleri olmasına rağmen, genellikle yaşamın temel birimi olarak görülen bir hücresel yapıya sahip değillerdir.

Virüsler kendi metabolizmalarına sahip değillerdir ve yeni ürünler üretmek için konak hücrelere ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden konak hücre dışında replike olamazlar.

Yapıları

Virüsler şekil ve boyutları bakımından farklılıklar gösterirler. Genellikle bakterilerden çok küçüktürler. İncelenen virüslerin çoğunluğu 20 ila 300 nanometre çapa sahiptirler.

Bir virüs türüne özgü yapıların tümünü bir arada bulunduran tek bir virüs partikülüne (parçacık) virion denmektedir. Viral genom tarafından kodlanan ve kapsomer adı verilen alt ünite proteinlerinin bir araya gelmesiyle kapsid oluşmuştur ve kapsidin şekli virüsün morfolojik ayrımında kullanılır. Virüsler konak hücre zarından kendilerine "zarf" adı verilen ve kapsidi çevreleyen lipit (yağ) bir dış zar oluşturabilirler. Virüs tarafından kodlanan protein alt-üniteleri özerk olarak birleşerek, içinde genellikle virüs genomunu barındıran kapsidi oluştururlar. Kapsid yapılarındaki yardımcı proteinler için virüslerde karmaşık kodlar vardır. Viral nükleik asit ile viral kapsid proteinlerinin birlikte bulunduğu yapı nükleokapsid olarak adlandırılır.

Replikasyon döngüsü

Virüsler hücre bölünmesi yoluyla artmamaktadır çünkü virüsler birer hücre değildirler. Bunun yerine, kendilerinin birden fazla kopyasını üretmek için bir konak hücrenin organellerini, moleküllerini ve metabolizmasını kullanırlar. Konağa kendi parçalarını kopyalattırıp bu parçaları yine konakta birleştirirler.

Virüslerin hayat döngüleri türlere göre farklılık gösterse

[4] de genelde altı temel aşamada gerçekleşir:

1-Tutunma

Konak hücre yüzeyindeki reseptörlerle viral kapsid üzerindeki veya viral zarf üzerindeki proteinlerin özgül (spesifik) bağlanması ile gerçekleşir. Bu özgüllük bir virüsün konak aralığını belirleyen faktörlerdendir. Virüs konak hücreye tutunduktan sonra, konak hücre yüzeyinde çeşitli değişiklikler olur.

2-Hücreye giriş

Tutunmayı takip eder: Virion, reseptöre bağımlı endositoz ya da füzyon yolu ile konak hücreye girer. Bu genellikle viral giriş olarak adlandırılır.

3-Kapsidin soyulması

Viral kapsidin çıkartıldığı bir işlemdir: Bu işlem viral enzimler ya da konak enzimleri tarafından veya kapsidin basit ayrışma ile bozulmasıyla oluşabilir; sonuç olarak viral nükleik asit hücre içinde serbest kalır.

4-Viral replikasyon (kopyalanma)

Virüs genomunun birincil çoğalmasını kapsar. Replikasyon, viral protein sentezi, viral proteinlerin olası birleşmeleri, erken veya düzenleyici olarak nitelendirilen proteinlerin aracılığıyla viral genomun replikasyonu aşamalarını kapsar. büyük genomlu kompleks virüslerde mRNA sentezinde bir veya daha fazla aşama olabilir.

5-Birleşme

Viral ürünlerin bir araya gelerek birleşmesi ve virüslerinin oluşması aşamasıdır, bu aşamada proteinlerde çeşitli değişiklikler meydana gelebilir.

6-Salınma

Virüsler konak hücreden lizis yoluyla salınabilirler. Lizis hücre zarı veya duvarının patlaması ile hücrenin ölmesi olayıdır. Pek çok bakteri virüsü ve bazı hayvan virüsleri bu yolla salınır. Bu tür enfeksiyonlara "litik enfeksiyonlar" denir. Bu işlem sırasında virüs konağın plazma zarından ya da diğer iç zarlarından modifiye edilmiş bir zarla kendi zarfını

[5] elde eder.

Konak hücredeki etkileri

Virüslerin konak hücrede meydana getirdiği yapısal ve

[6] biyokimyasal etkiler geniş kapsamlıdır. Bu etkilere sitopatik etkiler denir. Birçok virüs enfeksiyonu sonrası konak hücre ölür. Ölüm nedenleri, hücre parçalanması (lizis), hücrenin sitoplazmik zarındaki değişiklikler ve apoptozis olabilir. Hücre ölümü vakaları sık sık, virüsün yapısına katılan ve katılmayan partiküller özgül proteinler nedeniyle virüsün hücreyi baskılaması sonucu hücrenin normal faaliyetlerinin durmasından kaynaklanır.

Bazı virüsler enfekte hücrede hiçbir belirgin değişikliğe neden olmazlar. Virüsler hücrede sessiz (latent) olarak kalabilirler ve birkaç belirti dışında hücre normal fonksiyonlarına devam eder. Bu kalıcı (persistan) enfeksiyon vakalarına neden olur ve virüs aylarca hatta yıllarca uykuda kalabilir.

Konak savunma mekanizmaları

Virüslere karşı vücudun ilk savunma hattı doğuştan gelen bağışıklık sistemidir. Bu konağı enfeksiyondan nonspesifik olarak savunan hücreleri ve diğer mekanizmaları içermektedir. Bunun anlamı doğuştan gelen bağışık sistemi hücrelerinin patojenleri tanıması ve genel bir şekilde onlara cevap vermesidir.

Ancak edinilmiş bağışıklık sisteminin aksine konağa uzun süreli ya da koruyucu bağışıklık sağlamaz.

Edinilmiş bağışıklık sistemi bir virüsle karşılaştığında, virüse bağlanan ve genellikle enfeksiyon yapma özelliğini ortada kaldıran özgül antikorlar üretirler. Virüsler konak hücreye girdikten sonra da antikorlar etkili bir savunma mekanizması olmaya devam edebilirler.

Epidemiyoloji

Viral epidemiyoloji, virüslerin yayılımı ve kontrolünü ele alan bir tıp dalıdır. Epidemiyoloji,

viral hastalıkların salgınları sırasında hayat çemberini

[5] kırmak için kullanılır. Kontrol önlemleri virüsün nasıl bulaştığı sorusunun cevabına göre alınır. Salgının kaynağını veya kaynaklarını bulmak için virüsün tespiti önemlidir. Tespit edilen virüsün yayılımı aşılamalar yoluyla engellenebilir. Mevcut aşısı bulunmayan virüsler içinse, sanitasyon ve dezenfeksiyon etkili önlemler olabilir. Sık sık, enfekte kişiler toplumun geri kalanında ayrı tutulurlar ve

[5] virüse maruz kalmış olanlar karantinada tutulurlar. İnsan ve hayvanlarda meydana gelen viral enfeksiyonların çoğunda kuluçka süresince herhangi bir belirti meydana gelmez. Çoğu viral hastalık için bilinen kuluçka süreleri birkaç günden birkaç haftaya kadar değişebilir. İnsanlar ya da hayvanlar enfekte olduklarında diğer insanlara ve hayvanlara enfeksiyonu bulaştırdıkları, genel olarak kuluçka dönemini takip eden bir yayılım dönemi vardır. Birçok viral enfeksiyon için bilinen bu dönemlerin bilinmesi, salgınların

[5] kontrolünde çok önemlidir. Bir popülasyonda, toplulukta ya da bölgede hastalık vakalarının alışılmadık derecede yüksek oranda olması durumuna epidemi denir. Salgınlar

[7] dünya çapına yayıldıysa bunlara pandemi denir.

-Hücre (Hücre ya da odacık bir canlının yapısal ve işlevsel özellikler gösterebilen en küçük birimidir.)

-Enfekte edebilen (bulaştıran)

-Replike olabilen (kendi kendini üretim, bir şeyin kendi kopyasını çıkartabileceği herhangi bir süreçtir. Biyolojik virüsler ancak bir enfeksiyon süreci çerçevesinde ilişki kurdukları hücrelerin üreme mekanizmalarını yöneterek üreyebilirler.)

-Enfeksiyon etkeni (patojen, hastalığa neden olan her türlü organizma ve madde.) 

Kaynakça

1. Breitbart M, Rohwer F. Here a virus, there a virus, everywhere the same virus? Trends Microbiol 13: 278-284.

2. Lawrence CM, Menon S, Eilers BJ, Bothner B, Khayat R. et al. (2009). Structural and functional studies of archaeal viruses. J. Biol. Chem.

1

3. Canchaya C , Fournous G, Chibani-Chennoufi S, Dillmann ML, Brüssow H. Phage as agents of lateral gene transfer. Current Opinion in Microbiology, 2003, 6(4):417424.

4. Dimmock NJ, Easton A, Leppard KN, et all. Introduction to Modern Virology, 6th Edition, Malden:Blackwell Publishing Ltd; 2007.

5. Shors T. Understanding viruses, 3rd Edition, Jones and Bartlett Learning publishing; 2017.

6. Collier L, Oxford J, Kellam P. Human virology, 4th Edition, OUP Oxford; 2011.

7. Ranlet P. The British, the Indians, and smallpox: what actually happened at Fort Pitt in 1763?. Pa Hist. 2000 [Retrieved 16 September 2008];67(3):427–41. PMID 17216901. 

COVID-19 (SARS-CoV-2 ENFEKSİYONU)

GİRİŞ

Koronavirüs ya da coronavirus (CoV), kuşlarda ve memelilerde hastalıklara sebep olan ve Coronaviridae familyasının iki alt familyasından birini oluşturan virüslerdir.

[1] Koronavirüsler 1960'larda keşfedildi. İnsanlarda genellikle soğuk algınlığı gibi toplumda yaygın görülen, kendi kendini sınırlayan hafif enfeksiyon tablolarına yol açmasıyla birlikte, aralarında Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome, Orta Doğu Solunum Sendromu, MERS-CoV), Ağır Akut Solunum Sendromu (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS-CoV) ve COVID-19 (2019nCoV)'un bulunduğu bazı nadir koronavirüs çeşitleri ölüm riski bulunduran solunum yolu enfeksiyonlarına neden

[2] olabilen büyük bir virüs ailesidir.

Coronavirus’ların insanlarda bulunan, insandan insan kolaylıkla bulaşabilen çeşitli alt tipleri

(HCoV-229E, HCoV-OC43, HCoV-NL63 ve HKU1-CoV) bulunmaktadır. İnsanlar arasında

dolaşan bu alt türler çoğunlukla soğuk algınlığına sebep

[3,4] olan virüslerdir. Bununla birlikte

hayvanlarda saptanan birçok Coronavirus alt türü mevcuttur ve bu virüslerin hayvanlardan

insanlara geçerek insanlarda ağır hastalık tablolarına neden olabildiği bilinmektedir.

Detaylı araştırmalar sonucunda, SARS-CoV'un misk kedilerinden, MERS-CoV'un ise tek hörgüçlü develerden insanlara bulaştığı ortaya çıkmıştır.

SARS-CoV, 21. yüzyılın ilk uluslararası sağlık acil durumu olarak 2003 yılında, daha önceden bilinmeyen bir virüs halinde ortaya çıkmış olup yüzlerce insanın hayatını

[5] kaybetmesine neden olmuştur.

Yaklaşık 10 yıl sonra Coronavirus ailesinden, daha önce insan ya da hayvanlarda varlığı gösterilmemiş olan MERSCoV Eylül 2012'de ilk defa insanlarda Suudi Arabistan’da tanımlanmış; ancak daha sonra aslında ilk vakaların Nisan 2012’de Ürdün Zarqa’daki bir hastanede görüldüğü ortaya

[6] çıkmıştır.

31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Çin'in Hubei eyaletinin Vuhan

şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020’de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir Coronavirus (2019-nCoV) olarak tanımlanmıştır.

Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı COVID-19 olarak kabul edilmiş, virüs SARS CoV’e

yakın benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiştir. (https://covid19.saglik.gov.tr/)

I. GENEL BİLGİLER

1.Coronavirus

Coronavirus’lar tek zincirli, zarflı RNA virüsleridir. Coronavirus’lar yüzeylerinde çubuksu uzantılara sahiptir,

[7] büyük ve küre şeklindedirler. Bu çıkıntıların Latince’deki “corona”, yani “taç” anlamından yola çıkılarak bu virüslere Coronavirus (taçlı virüs) ismi verilmiştir. Virüs partiküllerinin

[8] çapı yaklaşık 120 nm olmaktadır. Viral zarfın

[8,9] içerisinde nükleokapsit yer alır.

Şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüsü 2 (SARS-CoV-2) virionu

Coronavirus’lar, Coronaviridae ailesi, Orthocoronavirinae alt ailesi içinde yer alırlar.

Orthocoronovirinaea alt ailesi altındaki virüsler insan, yarasa, domuz, kedi, köpek, kemirgen ve kanatlılarda bulunabilmektedir (evcil ve yabani hayvanlarda).

İnsanlarda Coronavirus’un neden olduğu hastalık spektrumu basit soğuk algınlığından ağır akut solunum sendromuna kadar değişkenlik gösterebilmektedir. İnsan ve hayvanlarda çeşitli derecelerde solunumsal, sindirim, karaciğer, böbrek ve nörolojik tutulumlarla seyreden klinik tablolara neden olabilmektedir.

2. Epidemiyoloji

Çin'in Hubei Eyaleti, Vuhan Şehrinde, 31 Aralık 2019'da etiyolojisi bilinmeyen pnömoni (zatürre) vakaları bildirilmiştir. Vuhan'ın güneyindeki Vuhan Güney Çin Deniz Ürünleri Şehir Pazarı (farklı hayvan türleri satan bir toptan balık ve canlı hayvan pazarı) çalışanlarında kümelenme olduğu belirtilmiştir. Vakalarda ateş, nefes darlığı ve radyolojik olarak her iki akciğerde zatürre odakları ile uyumlu bulgular tespit edilmiştir. DSÖ’nün Çin Halk Cumhuriyetine ait COVID-19 raporuna göre ölüm vakaları genellikle ileri yaştaki ya da eşlik eden sistemik hastalığı (hipertansiyon, diyabet, kalp damar hastalığı, kanser, kronik akciğer hastalıkları başta olmak üzere diğer bağışıklık sistemi zayıf durumlar) olan bireyler olmuştur.

İlk taşıyıcı vaka 13 Ocak 2020’de Tayland’da bildirilmiştir. İlerleyen günlerde taşıyıcı vaka bildiren ülkelerin sayısı giderek arttığı gibi Şubat ayı sonlarında yerli bulaşın yaşandığı ülkeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Mart 2020 başı itibariyle Çin’de salgının hızı yavaşlarken, İran, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) ve İtalya’da COVID19 vakaları ve buna bağlı ölümler hızla artmaktadır. Yine Mart 2020 başı itibariyle Dünya genelinde 100’ün üzerinde ülkede olgu bildirilmiştir. Güncel verilere DSÖ’nün https://www.who.int/emergencies/diseases/novelcoronavirus-2019 ve Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün https://www.seyahatsagligi.gov.tr/Site/koronavirus

adresinden ulaşılabilmektedir.

31 Aralık 2019 tarihinde tespit edilen pnömoni (zatürre) kümelenmesinin etkeni, 7 Ocak 2020’de daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir Coronavirus olarak tanımlanmıştır. Bu tarihten sonra hasta sayısı hızla artmış, sağlık çalışanlarında da hastalık görülmüştür. Hastalık, insandan insana bulaşma özelliği nedeniyle hızla yayılmıştır. (https://covid19.saglik.gov.tr/)

Ülkemizde ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020 de saptanmıştır. (https://covid19.saglik.gov.tr/)

II. COVID-19

1. Kaynak ve Bulaşma

Kaynak: Henüz netlik kazanmamıştır. SARS-CoV-2’nin kökeni hala araştırılmaktadır. Eldeki veriler, Huanan Deniz Ürünleri Toptan Satış Pazarında yasadışı olarak satılan vahşi hayvanları işaret etmektedir.(https://covid19.saglik.gov.tr/)

Bulaşma: Hastalık esas olarak damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Ayrıca hasta bireylerin öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçtıkları damlacıklara diğer kişilerin elleri ile temas etmesi sonrasında ellerini ağız, burun veya göz mukozasına götürmesi ve temas etmesi ile bulaşmaktadır. Asemptomatik (Semptomu olmayan) kişilerin solunum yolu salgılarında virüs tespit edilebilmekte, ancak esas bulaşma hasta bireylerden olmaktadır.

(https://covid19.saglik.gov.tr/)

Çin’deki olguların epidemiyolojik özellikleri incelendiğinde ortalama inkübasyon (kuluçlama) süresinin 5-6 gün (2-14 gün) olduğu bazı vakalarda 14 güne kadar uzayabileceği gözlenmiştir. COVID-19’un bulaştırıcılık süresi kesin olarak bilinmemektedir. Semptomatik dönemden 1-2 gün önce başlayıp semptomların kaybolmasıyla sona erdiği düşünülmektedir. (https://covid19.saglik.gov.tr/)

Coronavirus’lar genel olarak dış ortama çok dayanıklı olmayan virüslerdir. Ortamın nem ve sıcaklığına, dışarı atıldığı organik maddenin miktarı, kontamine (bulaştığı) ettiği yüzeyin dokusu gibi faktörlere göre değişen bir dayanma süresi söz konusudur. Genel olarak cansız yüzeylerde birkaç saat içerisinde aktivitesini kaybettiği kabul edilmektedir. Cansız yüzeylerdeki aktivite süresi yorumlanırken bulaşta sadece virüsün aktivitesinin devam etmesi değil, temasın süresinin de önemli olduğu unutulmamalıdır. Bugün için COVID-19’un bulaştırıcılık süresi ve dış ortama dayanma süresi net olarak bilinmemektedir. (https://covid19.saglik.gov.tr/)

2. Klinik Özellikler

Enfeksiyonun yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş, öksürük ve nefes darlığıdır. Daha ciddi vakalarda, pnömoni (zatürre), ağır akut solunum yolu enfeksiyonu, böbrek yetmezliği ve hatta ölüm gelişebilir. Fatalite (ölüm) hızı SARS salgınında %11 ve MERS-CoV’da %35-50 arasında iken DSÖ’nün Çin Halk Cumhuriyeti’ne ait COVID19 raporuna göre fatalite hızının % 3,8 olarak bildirilmiştir. İlk izlenimlerde asemptomatik vakaların da olması nedeniyle hafif seyirli olabileceği düşünülmekle birlikte izlenmeye devam edilmesi gerekmektedir.

(https://covid19.saglik.gov.tr/)

COVİD-19 enfeksiyonu ile ilgili şimdiye kadar edinilen bilgiler, bazı insanların daha fazla hastalanma ve ciddi semptomlar geliştirme riski altında olduğunu göstermiştir.

 Vakaların yüzde 80'i hastalığı hafif geçirmektedir.

 Vakaların %20’si hastane koşullarında tedavi

edilmektedir.

 Hastalık, genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişileri daha

fazla etkilemektedir.

Hastalıktan en çok etkilenen kişiler: 60 yaş üstü olanlar, ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olan insanlar (kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet, kronik Solunum yolu hastalığı, kanser gibi) ve sağlık çalışanları.

SARS-CoV 2'nin de aralarında yer aldığı koronavirüs hastalıklarına karşı henüz herhangi bir aşı veya özel antiviral ilaç geliştirilmemiştir. Hastalığın kontrol edilmesin de semptomatik tedavi, izolasyon ve çeşitli deneysel

[9] uygulamalar yer alır. COVID-19’un zoonotik (hayvandan) kaynaklı olduğu düşünülmekte olup son verilerde insandan insana bulaşma gösterilmiştir. Bu nedenle, COVID-19 varlığı düşünülen vakalara standart, damlacık ve temas izolasyonu önlemleri alınmalıdır. El yıkama, mesafe koyma ve yüze dokunmama koronaviral hastalıkların yayılmasını önlemek

[1,4] için önerilen önlemlerdendir.

Kaynakça

1. "Coronavirus: Common Symptoms, Preventive Measures, & How to Diagnose It". Caringly Yours (İngilizce). 28 Ocak 2020. Erişim tarihi: 28 Ocak 2020.

2. "Coronavirus". who.int. Dünya Sağlık Örgütü. 22 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Ocak 2020.

3. Corman VM, Muth D, Niemeyer D, Drosten C (2018). "Hosts and Sources of Endemic Human Coronaviruses". Advances in Virus Research. Cilt 100, s. 163–188. doi:10.1016/bs.aivir.2018.01.001. ISBN 978-012-815201-0. PMID 29551135.

4. Geller C, Varbanov M, Duval RE (Kasım 2012). "Human coronaviruses: insights into environmental resistance and its influence on the development of new antiseptic strategies". Viruses. 4 (11), s. 3044-3068. Doi:103390/v113044.PMC 3509683.

5. Summary of probable SARS cases with onset of illness from 1 November 2002 to 31 July 2003". WHO. 8 Aralık 2013 tarihinde kaynağından Arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ekim 2008.

6. "Middle East respiratory syndrome coronavirus (MERS-CoV)". World Health Organization. 18 Şubat 2020 tarihinde kaynağından Arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Nisan 2017.

7. Goldsmith CS, Tatti KM, Ksiazek TG, Rollin PE, Comer JA, Lee WW, ve diğerleri. (Şubat 2004). "Ultrastructural characterization of SARS coronavirus". Emerging Infectious Diseases. 10 (2), s. 320– 6. doi:10.3201/eid1002.030913. PMC 3322934 $2. PMID 15 030705.

8. Fehr AR, Perlman S (2015). Maier HJ, Bickerton E, Britton P (Edl An Overview of Their Replication and Pathogenesis; Section 2 Genomic Organization". Methods in Molecular Biology. Springer. Cilt 1282, s. 1– 23. doi:10.1007/978-1-4939-2438”-7_1. ISBN 978-1-49392438-7. PMC 4369385 $2. PMID 25720466. See section:

Virion Structure.

9. Chang CK, Hou MH, Chang CF, Hsiao CD, Huang TH

(Mart 2014). "The SARS coronavirus nucleocapsid protein-forms and functions". Antiviral Research. Cilt 103, s. 39-50.

Doi:10.1016/j.antiviral.2013.12.009. PMID 24418573.

Bazı sözcükler

Me… Ke… 29 Nisan 2020

Hayırlı geceler Me…. oğlum korona virüs konusu içinde geçen aşağıya yazdığım bazı sözcüklerin Türçe anlam karşılklarını yazabalirseniz memnun olurum. Tıp dili olduklarından bizler anlayamıyoruz. Acelesi yoktur vakit bulunca yazar gönderirsiniz.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin. Merve kızımıza sana ve herkese selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kalın. "İ "

KORONA.

VİRÜS.

KOVİD 19.

ENFEKTE.

REPLİKA.

ENFEKSİYON.

ORGANİZMA.

KONAK HÜCRE.

NONOMETRE.

ANTİKOR.

ENTÜBE.

Me…. Ke…. (3 May 2020)

Hayırlı geceler Efendi Babacığım.

Koronavirüs konusu içinde geçen gönderdiğiniz kelimelerin Türkçe anlamlarını Word dosyası olarak gönderiyorum. Bazı kelimelerin (korona, virüs, entübe, antikor, COVİD 19) Türkçe karşılıkları olmamasına rağmen her kelimeyi açıklamaya çalıştım. Eksikler varsa tekrar gözden geçirebilirim.

Sağlıcakla kalın,

Oğ… Me

Necdet Ardıç (3 Mayıs 2020)

Hayırlı günler Me… oğlum sağ olasınız, hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde ailece iyisinizdir.

Bu sıkıntılı günlerinizde birde bu izahlara zaman ayırmanız epey zor olmuştur, ellerinize gönlünüze sağlık sağ olasınız. Dosyayı indirdim yerine aktardım daha sonra da kitabının içinde son düzenlemelerini yapıp kitap tamamlanmış olacaktır. Cenâb-ı Hakk dünya ahiret işlerinizde kolaylıklar nasib eylesin. Me… kızımıza size ve herkese selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır. Hoşça kalın. "İz-T.B

KORONAVİRÜS hakkın da Bazı sözcüklerin Türkçe anlamları

KORONAVİRÜS veya CORONAVIRUS: Corona (Korona) virüsü hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur. Coronavirus’lar yüzeylerinde çubuksu uzantılara sahiptir, büyük ve küre şeklindedirler. Bu çıkıntıların Latince’deki “corona”, yani “taç” anlamından yola çıkılarak bu virüslere Coronavirus (taçlı virüs) ismi verilmiştir.

VİRÜS: Virüs kelimesi Latincede “ zehir ” anlamına gelmektedir. Fakat virüs yerine zehir kelimesini kullanamayız.

KOVİD 19 veya COVID 19: İlk defa Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan yeni bir Coronavirüs’ ün neden olduğu insanlardaki hastalığın ismidir. Özel isimdir, Türkçe karşılığı yoktur. ‘Yeni koronavirüs hastalığı’ denilmektedir. (CO: corona, VI: virus, D: disease (ingilizce) Türkçe’de hastalık demek 19: 2019.)

ENFEKTE: Türkçe karşılığı ‘bulaşmak, bulaştırmak’ tır. Enfekte olmak kelime anlamı olarak hastalık yapan bir mikroorganizmanın yani virüsün bir kişiye bulaşarak yayılması anlamında kullanılır.

REPLİKE OLMAK: eşlenmek, kopyalamak demektir. Replikasyon da kendi kendini üretim, bir şeyin kendi kopyasını çıkartabileceği herhangi bir süreç demektir.

ENFEKSİYON: Dilimizdeki karşılığı "bulaşma, yayılma" anlamlarına gelen enfeksiyon, Fransızca kökenlidir.

ORGANİZMA: canlı bir varlığı oluşturan organların tümüdür. Kısaca ‘canlı’ anlamına gelir.

KONAK HÜCRE: Bir asalağın hayatının tümünü ya da bir kısmını içinde ya da üzerinde geçirdiği, besin ihtiyacını ve korunmasını sağladığı hücredir. Örneğin kuduz virüsü insan veya hayvanların sinir hücrelerine bulaşırlar. Bu durumda sinir hücresi konak hücre olmuştur.

NANOMETRE: Uzunluk ölçüsü birimidir. 1 santimetre 10 milyon nanometreye eşittir.

ANTİKOR: Hastalığa sebep olan etkenleri zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı maddedir. Çok hücreli hayvansal organizmaların (canlıların) bağışıklık sistemi tarafından kendi organizmalarına ait olmayan organik yapılara karşı geliştirilen glikoproteinin yapısındaki moleküllerdir.

ENTÜBE: Entübe durumu, solunum sıkıntısı çeken hastalarda solunum yoluna ağız ya da burun yoluyla özel bir tüp yerleştirilmesi. İngilizcede ‘intubate’ kelimesinden Türkçeye entübe olarak girmiştir. İngilizce ‘in’ içeri demektir, tubate de tüp yerleştirilmesi demektir.

şekil: entübe hasta

Korona virüs ile ilgili bu ilmi bilgileri verdikten sonra yolumuza bir duyuru ile devam edelim

Korona virüs ile ilgili duyuru

Fa…. Bu…

Son zamanlarda maruz kaldığımız ve yaşamakta olduğumuz “Korona virüs” salgını ile ilgili batîni düşüncelerinizi ve varsa aldığınız notları Terzi Babamıza e-posta olarak yollayabilirsiniz

Bu duyurudan sonra e-posta olarak gelen yazıları sırası ile kayda aldım şimdi onları görmeye başlayalım. “İ ” 

1) Bir soru bu seneki Hac ziyareti iptali

CÜ… Os… (7 Mart 2020) Amerika

Hayırlı günler Efendi Babacığım.

Merak ettigim bir konu var.

Bu sene suudiler Hac ziyaretini iptal etti ve gecen haftada tarihlerinde ilk kez kabe cevresindeki tavaf kesildi.

Bunun acaba manevi açıklaması ve sebebi nedir?

Bu soruma cevabı, youtube da yayınlanan canlı sohbetinizde anlatırsanız sevinirim. Hem biz dinliyoruz Amerikadan, hemde oradaki evladlarınızda nasiplenir.

Ellerinizden öperiz

Necdet Ardıç (8 Mart 2020)

Hayırlı geceler Cü… oğlum hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir. Mail-ine ancak bakabildim bu yüzden sorunu gündüz ki sohbete aktaramadım. İnşeallah çarşamba akşamı unutmaz isem sohbet bitiminde sorun hakkın da bir kaç kelâm etmeye çalışırım.

Me…. kızımıza sana selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kalın "İz--Efendi Babanız

Necdet Ardıç (11 Mart çarşamba 2020)

Yukarıda bahsi geçen isteğin (11 Mart çarşamba 2020) gecesi yapılan Mesnevi şerif sohbetinin sonun da, ayrı bir sohbet ile verilen özet cevabın kayda alınmış halidir

Evet Cü… oğlum Amerikadan bir sorun vardı. Umre ziyaretinin ve tavafın durdurulmasının Batıni manası nedir diye sormuştun ve yayından cevaplanırsa daha iyi olur demiştin. Şu an herhalde izlemektedir, bilmiyoruz izlemekte ise zaten sorun yoktur duyuyordur.

Bir bakıma güzel bir sorudur. Tavaf ve say neye durduruldu sebebi belli de, maneviyatta bunun karşılığı nedir! Diye sorduğu odur. Mana aleminde tavafın durdurulması, eğer böyle giderse Haccı da durdururabilirler. O nu şimdilik bilmiyoruz, şu anda Umre ve tavaf durdurulmuş vaziyette. Eğer gördünüz ise televizyonlarda, Kâ’be-nin çevresinde iki barikat sarma var, birisi makam-ı İbrahîmi de içine alan birinci iç barikat sarma, birde onun dışında bir barikat sarma daha var.

Bunların dışında çok az bir saha bırakılmış, orada tavaf yapılmakta, onlarda orada yerli kişilerin oranın mukimleri onlar, dışarıdan gelenler değil, ora da ikamet edenler yerli halk ve kendilerinde hastalık olmayanlar, belki görmüşsünüzdür, bu neden böyle diye.

Evvelâ Kâ’be ismini verdiğimiz, böyle tarif ettiğimiz o mübarek beytin/evin özetle tarihinden bahsetmemiz lâzım gelecektir. Cenâb-ı Hakk Adem (a.s.) halkettikten sonra cennette lâtif olarak onun varlığını oluşturduktan sonra “vene fahtü fihi min ruhi” (15-29) İle bedensel varlığı ile birleştirdikten sonra lâtif meleki ve ruhani halini kesif toprak bedenle birleştirdikten sonra, bilinen hadiseler içerisinde, yer yüzüne indirildiler.

NOT= Bu hususta daha geniş bildi isteyenler olursa, (6Peygamber-1-Adem (a.s.) kitabımızı okuyabilirler) orada daha geniş teferruatlı bilgileri bulabilirler.

Ve Adem ile Havva yeryüzüne indirildiği zaman orada mahzun olmasınlar diye, temelini meleklerin attığı, beytullah beytül atik ismi olan/Allah-ın evi-eski ev, diye bildirilen yerin temelleri, bu günkü temellerin üzerine gök yüzünden de lâtif olarak indirilen fanus-cam şeklinde ve cennetten gelen ve cennet malzemesinden olan örtü ile, beytullah olmuş idi bunun sebebi, Adem ve Havva orada garip kalmasınlar diye indirilmiş, değişik yerlere indirilen Adem va Havva Arafatta buluşup daha sonra oradan yola çıkıp bahsi geçen yerde iskan etmeye başlamışlar.

Epey bir müddet orası böyle bir mekân olarak beytül atik/Beytullah, Allahın evi olarak faaliyet gösteriyor iken, zaman Nuh (a.s.) devrine geldiğinde bilindiği gibi büyük sellerle, bütün oraları suyun kaplaması neticesinde, o süre içerisinde Cenâb-ı Hakk cennetten gelen fanusu göğe kaldırıyor. Bunlar nerde yazıyor denilirse. Kâ’be tarihi diye bir kitap vardır orada rivayet olarak yazmaktadır.

Tabii Allah-u a’lem/Allah daha iyisini bilir. Ve fanus gök yüzüne kaldırıldığın da, esma melekût mertebesinde “beytül ma’mur” (52/4) ismi ile anılır

Müfessirler bu ayet-i kerîmede sözü geçen Beytü'lMa'mûru genellikle, yedinci kat semada, Kâbe'nin üst hizasında bulunan bir ev olarak tefsir etmişlerdir. Onu günde yetmiş bin melek namaz kılmak ve tavaf etmek için ziyaret eder ve kıyamete kadar da bir daha geriye dönmezler. Beytü'l-Ma'mûr Kâbe'nin üst hizasındadır. (Muhtasar'u Tefsiri İbn Kesîr 

Yani kendilerine sıra gelmez denmiştir. Ancak bizim bura da ise Kâ’be-i muazzamaya gittiğimiz zaman, ne kadar kalabalık ta olsa, sıkta olsa tavaf edebiliyoruz.

Nuh tufanının getirdiğ biriktirdiği miller ile beyt-ül atik/beytullah-ın temelleri kayboluyor.

NOT=Nuh (a.s.) hakkında daha geniş bilgi (21-6peygamber Nuh neciyyullah) isimli kitabımızda mevcuttur oraya bakılabilir.

Ne zamanki, İbrahim (a.s.) hacer anne ve oğlu İsmail ile birlikte bir mevkie geliyorlar orada onları bırakan İbrahim (a.s.) geri dönüyor, orada zem zem suyunun da çıkması ile orası meskûn bir yer haline dönüşüyor. İbrahim (a.s.) bir gün onları görmeye geldiğinde gene büyük bir yağmur ve seller oluyor bu seller beytül atiğin temellerini ortaya çıkarıyor daha sonra İbrahim (a.s.) oğlu İsmail ile o temellerin üzerine yeniden beytül atik/beytullah-ı (2/127) inşa ediyorlar. Böylece insanlık tekrar eski ev/Allah-ın evine kavuşmuş oluyorlar.

NOT= Bu hususta daha geniş bilgi (24-6-Peygamber-3Hz. İbrahîm Halilullah) isimli kitabımızda mevcuttur oraya bakılabilir.

Gene aradan seneler geçiyor, Peygamberimiz daha henüz (30) yaşlarında iken beytullah-ın tamiri söz konusu oluyor. O zamanın oradaki söz sahibi insanlar, biz bu beyti aynı şekilde yapamayacağız, biraz küçültelim diyerek hicir kısmının dışarıda kalacak şekilde duvarlarını yükseltmeye başlıyorlar. Bu arada duvarlar Hacerul esved hizasına gelince aralarında hacerul evsedi yerine kim koyacak diye ihtilaf oluyor, bunun üzerine Muhammed (a.s.) daha o zamanlar peygamberlik gelmiş değil, ancak onu hakem tayin edip meseleyi çözmesini istiyorlar, bilindiği gibi kendisi bir örtü isteyip, Hacerul evsedi o örtünün üstüne koyduktan sonra orada hazır bulunan bütün kabilelerden bir temsilciye o örtüyü hep birlikte kaldırmalarını istiyor, onlarda Hacerul evsedi konulacak yere kadar kaldırdıktan sonra da peygamberimiz onu alıp yerine koyuyor.

Böylece ihtilâf ta ortadan kalkmış oluyor. Böylece Beytül atik/beytullah ismi ile anılan binanın şeklinin (Küp) şekline benzemesinden, bir ismi daha oluşmuş oluyor. Bu isim de devamlı kullandığımız (Kâ’be) (Kâ’be-i muazzama) ismi olmuştur. Yani Beytullah (Kâ’be) ismini bu tamirattan sonra almıştır, hikmeti çoktur gelecek satırlarda özetle bahsedilecektir.

Şimdi tekrar biraz geriye dönüp İbrahim (a.s.) devrine gelelim, Beytül atik-Beytullah yeniden inşa edildikten bir müddet sonra insanlar gene putlara tapar hale geldiler bu yüzden dünya maneviyat merkezi “Kudüse/kudsiyyet” olarak, “Mescid-il aksa”ya museviyet ve iseviyet mertebeleri olarak nakledildi. Bu arada “Kâ’be-i Muazzama” vardı fakat içi putlarla dolu olduğundan ilahi tecellisi yoktu.

Peygamberimize peygamberlik geldikten sonra bilindiği gibi Müslümanların kıbleleri de “Mescidil Aksa” idi, ancak Peygamberimiz gök yüzüne bakarak bizi kendi kıblemize döndür diye dualar ettikten sonra, (Fevellü vecheke şetral mesciddl haram” (2/144) “Yüzünüzü mescidel harama döndürünüz” ayeti geldiği zaman, zaten Kâ’be-i muazzama daha o zaman, manen fethedilmiş idi. Zaten daha sonra da fiziken de fethedilmiş oldu.

Bu konu da çok dikkat çeken bir durum vardır o da şudur. Ayeti kerimenin sayı değeri (2/144) tür “Mescidil aksa”nın da dönüm olarak sahası, (144) dönümdür. İşte bu ayeti kerime ile “mescidil aksa”da olan kudsiyyet, Museviyyet ve İseviyyet manevi mertebeleride, İslam hükmünün kapsamına alınmış ve gerçek halleri ile seyru sülûk çalışmalarında birer mertebe olarak yerini almıştır.

İşte Beytullahın küp şekline dönüştürülerek “Kâ’be” dört köşe haline getirilmesi bu sebebe bağlıdır. Böylece kuzey köşesi İbrahimiyyat, batı köşesi Museviyyet, güney köşesi İseviyyet, doğu köşesi Hacerul Esvet Muhammediyyet olarak faaliyete geçmiştir. Böylece bütün mertebeler burada temsil yeri bulmuştur. Ancak bütün bunlar İslâmiyet/ Muhammediyyet kurallarının içindedir kendilerine ait müstakil bir varlıkları yoktur.

Böylece Mekke feth edildikten sonra, Müslümanlar tarafından tavaf edilmeye başlayan Kâ’be-i Muazzamada, tavaf hiçbir zaman gece gündüz devam etmiş, hiç durmamıştır. Ama üç kişi ama beş kişi tavaf devam etmiştir. Hatta bir gün çok yağmur yağmış etraf su ile dolmuş, bazı kimseler yüzerek tavaf etmişler, bir seferinde de bir yılan orada yüzerek tavaf etmiştir. Bunun resmi de çekilmiş bende bir satıcı da bu resmi görmüştüm.

Hal böyle olduğu halde iken, korona virüs hastalığı yüzünden tavaflara evvelâ kısıtlama getirilmiş, sonra da tamamen kaldırılmıştır. Şöyleki, Kâ’be-i muazzamanın çevresinde Makam-ı İbrahimide içine alacak şekilde, çevresine bir barikat kurulmuştur. Bundan sonra daha arkalarda olmak üzere ikinci bir barikat kurulmuştur. Yani Ka’be-nin etrafında üç boşluk vardır. Tavaflar ancak üçüncü boşlukta yapılabilmektedir. Onlarda oranın kendi halkınadır umrelerde yasaklandığından, zaten dışarıdan gelen misafirlerde yoktur.

Dördüncü boşluk ise Kâ’benin duvarlarının dışıdır. İçeriye giremeyenler, dilerlerse duvarların dibinden çevresinde tavaf yapabilirler burasıda serbesttir.

Şimdi bu duruma bakalım, dış duvarların çevresinden tavaf yapmak şeriat mertebesi tavafıdır. Duvarlar içi üçüncü boşluktan yapılan tavaf tarikat mertebesi tavafıdır. İkinci boşluk hakikat mertebesi tavafıdır ancak yasaktır. Dördüncü boşluk ise Kâ’benin hemen önü olduğundan o boşluk marifet mertebesi tavafının yeridir, ancak burası da yasaktır.

Bu durumdan kısaca bahsedersek o günlerde sadece şeriat ve tarikat mertebeleri tavafına izin vardı, hakikat ve marifet mertebelerinin tavaflarına izin yok idi. Bu hususu çok iyi düşünüp tahlil etmemiz gerekmektedir.

Daha sonra da tavafın tamamı da yasaklanmıştır. Bu hadisede de çok büyük ibretler vardır, vakit elde iken kendimizi tahlil edip ne yapmak lâzım geldiğini vakti ile tesbit edip, daha sonra ah vah etmeyelim.

İşte soru şu! batınen bu tavafın anlamı nedir.? Bir hastalık vesilesi ile oradan insanlar uzaklaştırılmış oluyor.

Demekki içimizde bizde de bir hastalık var. Peki bu ne hastalığıdır. El cevap, bu “NEFS” hastalığıdır, Bu hastalık kimde var ise o gönül Kâ’besine yaklaştırılmaz. Sadece zahiren görüntüde gönül Kâ’besinin dışından tavaf yapılır.

NOT= Bu hususta bir zuhuratımız vardır konunun sonuna onu da ilave ettim.

Kâ’bede bulunan makam-ı İbrâhimde, İbrahim (a.s.) ayak izi vardır kapıya doğrudur, oradaki İz zatın yoludur onu takib edin manasınadır. Zahirdeki beytullahta zaman zaman putlar ve hastalıklar sebebi ile tavaf kesintileri olmuştur, böyle olduğu gibi gönül Kâ’besindede böyle kesintiler olmaktadır. Ancak bu nefs hastalıklarının da tedavileri yapıldığı zaman gene oraya konan barikatlarbölmeler vakti gelince kalkacaklardır.

Bu hadiseden bizlere nasib/ibret, kendimize gelmemizdir, bakalım bizdeki nefs hastalığı bizleri gönül Kâ’bemize yaklaştıracakmı, veya gönül Kâ’besinden haberimiz varmı, yokmu? Oradaki Kâ’be-i muazzama taştan yapılmış, ama insanın varlığında ki gönül Kâ’besi ise, Allah’ın zati lütfundan yapılmıştır. Mevlâna Hz. Bu husuta şöyle der.

Kâ’be kurulalıdan beri Allah içine girmedi.

Ama gönül Kâ’besi kurulduğundan beri içinden çıkmadı.

Tabii bu husus ferdi bir yaşantıdır dışarıda olan genel bir yaşantı değildir.

Beden varlığımızda nefs hastalığı varsa o kimseyi Kâ’beye sokmazlar, ancak o hastalığı iyileştirdiğimiz zaman, gönül Kâ’besinde bizlere tavafın ve sa’yın yolları açılır.

Cenâb-ı Hakk her birerlerimize ilâhi hakikatleri idrak edecek aklı, İZ’anı tefekkürü inşeallah nasib eylesin bu dünyadan gerçek gönül hacıları olarak gitmemizi nasib eylesin.

Bu dünyanın tamamı Mscid-il aksadır, yani en uzak en uç demektir, “Aksa” en son ibadet makamı demektir. Burası da en son tecelli yeridir, bu alemin tamamı mescd-il Aksa, içerisinde bulunan Kâ’be-i Muazzama da gönül alemi olan ilahi tecellilerdir. Diğer yerlerde ise esma ve sıfat tecellileri vardır. Kâ’be-i Muazzama da ise zat tecellisi vardır. Zat tecellisine ulaşmak için de hastalığın geçmesi lâzımdır.

Buradaki hastalık nefs ve benlik hastalığıdır, kişiler bu hastalıktan kurtulmadığı sürece ne Kâ’be ehli olabilirler ne de Mescid-i Nebevi ehli olabilirler. Cenâb-ı Hakk bizim gönüllerimizi bu üç beytten mahrum bırakmasın. Birincisi Kâ’be-i muazzama, ikincisi mescid-i Nebevi, üçüncüsü de Mescid-i Aksa’dır. Bu üç makamı bizlere cenâb-ı Hakk hakikatleri itibari ile lütufta bulunsun, idrak ve anlayışlarımızı açsın inşeallah. Gün gelecek bu manialar kalkacaktır. Bize lâzım olan bizim beden manialarımız/duvarlarımızın kalkmasıdır. (İz--T-B

NOT= Geçmiş sayfalarda bahsettiğimiz zuhuratı burada kaydelim.

(29) Zuhurat-tecelli. (108-3- kitap-sayfa 113)

RÛ’YA : (1998)

“Hacca gitmişim, Kâ’be-i Şerifin içindeyim fakat başka hiç kimse yok. İçerisi yani bulunduğum yer bomboş. Bütün hacılar tavafı Kâ’be’nin dışından yapmaktalar ve tavafın tersi istikâmetinde yapmaktalar. Say yerindeki bazı camlar gibi süslemeli demir parmaklıklı gibi camların ortasında dışarıdan tavaf edenleri görüyorum.

Umre ile Fetih kapısı arasındayım. Burada özel yapılmış haremin gizli bir kapısı var. O kapı o kadar değişik yapılmış, ki demir oymalı şekillerin arasından açılabilen kapı kapanınca kapı olduğu anlaşılamıyor. Cam süslemeli gibi duruyor. Ben o kapının iç tarafında duruyorum. Tanıdık ve aşina birisi geçerse içeriye alayım diye orada bekliyorum. O kapı bize aitmiş, özel olarak verilmiş. Ancak dışarıda içerideki tavafın tersi yönünde tavaf yapılıyor ve harem duvarlarının dışında bu tavaf yapılıyor.” (İ ) 

(29) Zuhurat-tecelli’nin özet yorumu.

Görüldüğü gibi bu zuhurat, fiziki Kâ’be ile birlikte gönül Kâ’besi’nin de olduğunu ifade etmektedir. Gönül Kâ’be sinin ve hükümlerinin şahsa ait olduğunu, fiziki Kâ’be nin de genele ait olduğunu ifade etmektedir. Tavafın normalin dışında “soldan sağa” yapılması genel olarak insanların, “Halktan Hakka” doğru yönelmesidir.

“Sağdan sola” doğru yapılan genel tavaflar ise, “Hakk’tan halka” dır. Gizli kapı gönül Kâ’besi’nin kapısıdır ki herkese açılmaz, ehli dil ve ehli gönül olan irfan ve zat ehli muhabbet yolcusu olanlara açılır.

Gelecek satırlarda bu zuhuratın fiziken tesbiti ve yorumu da belirtilecektir. Keşfi mücerrede yakın bir zuhurattır. (İ ) 

NOT=(1998) senesinde görülen bu zuhurat adeta bu günlerin o zamandan habercisi imiş. (İz--T-B

NECDET Bey’in rû’yasında müjdelenen bu kapı, Mescid-i Harem’de Fetih ile Umre kapısı arasında yer alan 53 no.lu kapı olduğunu da kendisiyle beraber bizzât müşahâde ettik. Bu konuda açık gönül Kâ’be’ sine girilen kapının ve kabiliyetlilerinin oradan alma selâhiyeti gösterildi. Bu konuda geniş açıklayıcı bilgi, Umre seyahati notlarında verilmiştir.(Ç.H.U

2) Zuhurat

Al… Sa…. /12 Mart 2020 İstanbul

Hayırlı Geceler İz-Terzi Babam, Nasılsınız? İnşaallah iyisiniz. Fakir derslere devam ediyor. Zuhuratımı yazmak istedim. Bu arada –korona-covit 19-olarak bilinen virüsün adı ilgimi çekti.

Koron (Kur'an) olarak 19 ise İnsanı Kamil'in şifre rakamı olduğuna göre bu hastalığın ortaya çıkması manidardır. Fakat onun cihan şumul bir manası nedir bilemiyorum

Merdivenleri çıkarken dördüncü katta son basamağa ayak basarken, ayağım kayıyor ve düşüp ölüyorum. Ölüyorum ama acı çekmiyorum

Selam ve dua ile

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Al… Sa… oğlum, sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sende iyisindir. Derslerine devam etmen iyi olmuş Cenâb-ı Hakk kolaylıklar nasib eylesin.

Düşüncen güzel olmuş. Genelde çoğunluk olarak Allahın emri olan Kur'an-ı Kerimin emir ve yasaklarına uymadıkları için onlarla birlikte bizim başlarımıza da bu gibi sıkıntılı durumlar gelebiliyor.

Çinlilerin kontrollarında bulunan Türk ve müslümanlara yapılan ezalar ortada ayrıca Kur'an-ı Kerimin yasak ettiği hayvanların etlerini yediklerinden başlarına bu sıkıntılı durum geliyor. Bu alem bir ibret alemidir kim ne yaparsa netice de kendine yapmış olur, Hakk'tan hayırlısı. Kur'an-ı kerimin sadece bir dua kitabı değil, en geniş mana da ilmi hakimiyetinin de olduğu açık olarak görülmektedir.

Zuhuratın da güzel sayılır, ancak ayağının kayması belki bazı konularda küçük bir kayma olmuş olabilir, ne olduğunun farkına varabilirsin. Zarar vermemiş olması, belki aklında bulunan bir konunun yanlışlığını anlaman ile o konu içinde ölmüş ve o değer yargısı aklından gitmiş olabilir, Sağlık olsun bu yönü ile güzeldir.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal "İzTerzi Baban

3) Zuhurat

Me… Sau…. /15 Mart 2020 İstanbul

Çok değerli muhterem Efendim, İz-Terzi Babam,

Hayırlı akşamlar. İnşeallah iyisiniz, Tekirdağ yolculugunuz iyi geçmiştir.

Bu gece değişik bir rüya gördüm, affınıza sığınarak hemen size yazıyorum.

Tek bir cümle ve Türkçe olarak duydum : "Var ol!"

Bu Kuran'a 19 günlerde :) kendinize iyi bakin.

Size ve sevgili Nüket anneme sonsuz teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Ellerinizden öpüyorum.

Me…

Tevhid-i Esma

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Me… kızımız hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sende iyisindir, Olabildiğince kendimizi korumaya çalışıyoruz ancak, bizlerde büyük bir değişiklik olmaz, zaten Müslüman tevhid ehlinin bu tür dikkatli yaşam, hayatları boyunca tatbik ettikleri tabii halleridir. Bu yüzden bizlerde şahsiyetlerimiz itibari ile herhangi bir abartılı değişiklik olmaz, ancak yapmaya çalıştığımız başkalarından hastalığın bulaşmamasına dikkat etmektir. Yani kendimiz cihetiyle değil dışarıdan gelebilecek bir hale mani olmaya çalışmaktır.

"Var ol!" ifadesi güzeldir. İnşeallah hepimiz gerçek varlığımız olan Hakk-ın varlığı ile var oluruz. Zaten gerçek asli gaye de budur.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar Hoşça kal.

"İz--T-B

4) Meryem süresinin 40. Ayeti

Ay…. Em… /22 Mart 2020 İzmir

Selamün aleyküm babacığım?

Nasılsınız? Nüket annem nasıl?

Çok özledik sizleri böyle bir dönemde Kabe'nin tavafınında durdurulması olsun sizlerin gelememesi olsun batınen çok etkiledi üzüldüm. Kardeşlerimizle yaptığınız görüşmeyi Nu… kardeşim anlatınca virüs ile ilgili olan 19. Süre Meryem süresinin 40. Ayeti çok etkiledi. (2020) “20+20=40” ı böyle buldum.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

19.40 – “her halde Arza ve bütün üzerindekilere biz varis olacağız biz, ve hep onlar bize irca olunacaklar.”

Hayretler içinde kalmamak elde değil babacığım. Şu dönemde biz dervişlere tavsiyeniz nedir babacığım. Ve bu virüsün öldürme şekli olan boğularak nefes alamayarak ölmek nefesi rahmandan kesilmek ayrı düşmek olarak düşünürsek, böyle bir durumdan ne yaparak korunmuş oluruz babacığım batınen

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm Ay… kızım hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde hepiniz iyisinizdir.

Hayat bu, türlü türlü halleri vardır. Cenâb-ı Hakk daha da zor hallerden korusun inşeallah.

Hayatı uyanık ve ibretlerle yaşamak güzeldir.

Düşüncelerinde güzeldir

5) Çi… hanımın bir sorusu

Ma… Sau… /25 Mart 2020 İstanbul

Hayırlı günler Me… hanım, Nasılsınız?

Zor bir sınavdayız, merak ediyorum Terzi babam ın bu günler için bir yorumu ya da bir tavsiyesi olacak mı biz evlatları için? Bu olanları nasıl yorumlayıp, akıl süzgecinden geçirip yükselişimize vesile olacak bir faydaya çevirebiliriz? Bu durumu nasıl okumalıyız? Hz Musa ile Kızıl denizden geçmekte olan kavminin durumu gibi miyiz? Yani tabiki herkes için farklı bir cevabı vardır bu sorumun, ben bunu bulunduğum seviye için sormak istiyorum.

Rüyalarımı gönderirken yazacaktım ama sorsam mı sormasam mı çekindim. Sizce sorabilir miyim

Hayırlı akşamlar çok değerli muhterem İz--Terzi Babam

Çi… hanım bir ek soru daha yolladı, size iletiyorum.

Size ve sevgili Nüket anneme sonsuz teşekkürlerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum

Ellerinizden öpüyorum

Me…. hanım kızınız

Tefekkür: Mültecilerin haline çok üzülüyordum. Küçücük çocuklar sularda boğuldu. Aileler dağıldı. Kış kıyamet insanlar çamur içinde sokaklarda hayata tutunmaya çalışıyordu. Küçük bir çocuğun önüne uzatılan mikrofona söyledikleri “ben onları Allah’a şikâyet edeceğim” cümlesi mi acaba bugünlerde yaşadıklarımızın sebebi? Bu zulümleri gördükçe Allah’ım ne kadar sabırlısın derdim ama artık sabrın sınırı mı aşıldı? diye düşünüyorum

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Me…. kızımız.

Çi…. kızımızın sorusuna karşılık ne diyeyim. Olanlar ortada karar sahibi merciler zaten neler yapılması lazım geldiğini açık olarak bildiriyorlar. Benim elimde sihirli bir formül yok ki öyle veya böyle yapın diyeyim. Ayrıca diğer insanlardan, bizlerin zaten farklılığımız vardır, her gün derslerimizi yapmamız, rabb-ımıza ve peygamberimize sonsuz güvenimiz, bizleri her zaman diğer insanların üstünde manen güçlendirmektedir. bizim her günümüz özeldir ve dervişlik zaten bu gibi günleri her zaman yaşamaya hazır olmak demektir. Oruçların tutulması halvete girilmesi bilhassa kişinin kendini bilerek gerçek hali ile yaşamasını sürdürmesi gibi, yapılan çalışmalarla bizler zaten bu gibi durumlara alışık kimseleriz

Yani bu gibi durumların bizler için sorun olmaması lazımdır. Yani yaptığımız çalışmalar zaten bu gibi hallere bizleri doğal olarak hazırlamaktadır. Korkulacak bir şey yoktur. Ayrıca Kaza ve kader hakikatine inanan kimseler içinde sorun yoktur, zaten tabii olarak ve mutlak olarak bu dünyadan gideceğiz, ha kor'ana ile olmuş veya zor'ana ile olmuş ne fark eder. Vesvese ve panik yapmaya gerek yoktur.

Bunlarda geçer hepsi geçer sağlık olsun. Vakit bulabilirse Ya Selam Ya hafız Ya Basıt isimlerini sayı kaydında olmadan çektiği kadar çekebilir.

Bu günlerde geçer Cenâb-ı Hakk bütün insanları zahiren de olsa müslüman yaptı İslâmi temizliğe ve halvete soktu. Ayrıca "corona virüs-19" 2020 Aslında "kur'an-o varis" yani kur'an-a uymazsanız başınıza bunlar gelir varis olan sadece Allahtır anlamı vardır. Ayrıca 19-meryem suresi 40 ınca ayetine bakarsın. Haktan hayırlısı Cenâb-ı Hakk bütün insanlığa yardımcı olsun.

Selâmlar hoşça kal "İz--Efendi Baban

6) Umre sonrası sağlığınız

Cü… Os… /28 Mart 2020 Amerika

Hayırlı günler Efendi Babacığım.

Umreden dönenlerin bazılarında salgın hastalığa rastlanmış, insallah sizin sağlığınız yerindedir. Birçok umreci yi mekkede karantinaya almışlar.

Sizlere cok selâmlar

Cü… Me

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Cü… oğlum sağ olasın, hamdolsun bizim gurup korona virus çıkmazdan evvel Türkiyeye dönmüş idik herhangi bir sıkıntı yok şükür, ancak dışarı çıkma yasağına uyduğumuz için herkesle birlikte evdeyiz bir yere çıkmıyoruz. İhtiyaçlarımızı küçük oğlumuz Cem alıp getiriyor, Hamdolsun şimdilik bir sıkıntımız yoktur düşündüğünüz için teşekkür ederiz.

Me…. sana selâmlar hoşça kalın "İz--Terzi Babanız"

7) Korona virus ile ilgili tespitler

Mü… Al… /1 Nisan 2020 Urla

Hayırlı akşamlar İz-Efendi Babacığım,

İnşeAllah Siz ve Nükhet Annem iyisinizdir. Nükhet

Annemizin doğum günü kutlu olsun, Allah sizleri başımızdan

eksik etmesin.

Telefonda konuştuğumuz üzere Korona hastalığıyla ilgili aldığım notları ekteki dosyada size arz ediyorum Efendim.

Sizin ve Nüket Annemin ellerinizden öpüyorum.

Saygılarımla.

Oğlunuz Mü…

Necdet Ardıç

Hayırlı akşamlar Mü… oğlum hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir.

Dosyanı indirdim okudum güzel olmuş ellerine diline sağlık. Kitaptaki yerine ilâve ettim. Cenâb-ı Hakk memleketimizi ve cümlemizi bu sıkıntıdan korusun

inşeallah.

Hoşça kal selâmlar "İz-Terzi Baban"

Korona Virüs ile İlgili Tespitler

Mu… Al… 1 Nis 2020 Urla

Virüs kelimesinin anlamı yapışkan sıvı, zehir demek. Arapçası (“ﻓﯿﺮوس”) Ebced sayı değerleri toplamı: 80+10+200+6+60=356

Korona virüs sebebi ile devletimizin de tavsiyesiyle herkes evinde kalıyor. Virüsün daha hızlı yayılmaması için insanlar hareketleri azaltmak zorunda. Virüsün aşı bulunana kadar yayılması devam edecek ama sağlık personelinin üzerine kısa zamanda yük binmemesi için evde izole olarak kalmamız gerekiyor (Halvet hali). Ülkelerde sayılar farklı da olsa yaşananlar benzer, virüsün dışardan ülkeye girmesi ve sonrasında yayılması ve ölümlerin gelmesi. Virüsün etkileri:

 Hareketin azalması, sakin olma (Bakara, 35. Ayet “Ya Ademüskün...”)

 Temizliğin önemi artması (Taharet)

 İnzivaya çekilme (Halvet)

 Kendini ve çevreni kontrol etme (Nefs ve Hazret Mertebeleri)

Virüsün ismi CoVid-19 (19 sayısı), CoV virüs ailesinden, yapısı ‘taç’ şekline benzediği için ‘korona’ ismini vermişler.

Korona kelimesinin Arapçası (alaklil, إﻛﻠﯿﻞ) Ebced sayı değerleri toplamı: 1+20+30+10+30=91

Korona taç olarak bakarsak, Arapçası (taç, ﺗﺎج) Ebced sayı değerleri toplamı: 400+1+3=404

Virüs hayvandan insana geçerken mutasyona uğramış ve sonrasında insanlar arasında bulaşıyor.

Aynı virüs ailesinden SARS-CoV: Misk kedisinden insana MERS-CoV: Deveden insana Ayrıca devletimizin virüsten korunmak için koyduğu 14 kural bulunmakta ve karantina süresi de 14 gündür

8) covid 19

Nu… Al… /2 Nisan 2020 İzmir

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Nu… kızım. Sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir.

İnşeallah bunlarda geçecektir her şeyde bir hayır vardır derler inşeallah bu hallerinde sonun da maddeten olmasa da belki insanlık için manen fayda sağlamış olur.

Görüldüğü gibi İslâmi yaşantının bütün dünya insanları için ne kadar hayati olduğu açık olarak görülmektedir. tek tedbir islami yaşam hayatını benimseyerek dünya insanlarının ancak huzuru bulacağı açık olarak görülmektedir. İstemeyerek te olsa bütün insanlar halvete girdiler ve beş vakit abdest değil (15-25) vakit abdest almaya başladılar. Kendileri bilirler.

Yaptığın çalışma güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık.

Bu tür çalışmalar fakiri sevindiriyor çevremizdeki evlâtalrımızın idrak derecelerinin yükseldiğini gördükçe sevincimiz ve huzurumuz artıyor hepiniz sağ olasınız bizlerde sizlerle iftihar ediyoruz.

Bu günleri fırsata çevirmek mümkündür. Zaten bizler bu tür yaşantılara alışkınız, bizler için sorun yoktur. Bunlarda geçer hepsi geçer.

(30-19) Kur'an-ı Kerim de yolculuk, Meryem suresini okursun üzerinde fikir yürütebilirsin. Ay… kızımızın da dikkatini (40) ıncı ayet çekmiş ona da bakarsın.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin Er… oğlumuza sana ve herkese selâmlar hoşça kal "İz-Efendi Babanız

Nu… Al…2 Nis 2020

Hayırlı günler Babacım Annecım.

Bu zor günleri de Allahın izniyle atlatıp tekrar buluşmak nasip olur inşallah. Sizleri çok özledik ve çok seviyoruz. ALLAH sizleri başımızdan eksik etmesin hürmetle ellerinizden öperim.

Babacım kandil gecesi sizinle konuştuğumuzda Korana virüsünün (covıd19) Kur'an_a varis 19 olduğunu söylemiştiniz. Bunun üzerine biraz inceleme yaptığımda:

31 aralık 2019 sebebi tespit edilemeyen bir zatürre vakası salgını Dünya gündemine geldi.

3+1+2+1+9=16 1+6=7 nefis mertebelerinde olan bir virüs olarak düşündüm.

Bu salgın Çin'in HUbei eyaletine bağlı Wuhan şehrindeki HUanan isimli bir deniz ve et ürünleri pazarından kaynaklanmıştır.

HUbei=gölün kuzeyi demektir.

Adın kökü: HU göl demektir.

HU anan: süper güçlü bir kurt, ölümsüz topraklarda doğan bir ulu kurt.

VU-HAN

HAN (Arapçada melik ) bütün kainatın tek sahibi hakiki ve mutlak hükümdar bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı olan demektir.

Görünen ve görünmeyen bütün alemlerin yegane sahibi ve yöneticisi O dur.

Ragıb el-isfahani=melik isminde akıl sahibi canlılara emir ve yasaklarıyla hükmetme manası bulunduğuna dikkat çeker. Melik genellikle kainata yönelik ilahi isimler içinde mütaala edilir.

WU=cansız varlıkların taşıdığı ruh

VU=Fransızcada görüldü manasındadır.

Korona= taç görünümünde olduğu için bu virüse korona yani taç ismi vermişlerdir

Bu virüsün rengi yeşildir. Yedi nefis mertebelerinin rengine baktığımızda yeşil renk nefsi mülhime kalbine gönlüne feyz ve ilham olunan kimse anlamındadır. Zikri: YA

HU dur.

İdraki : (TAHRİM 66-8)

Ey iman edenler yürekten tövbe ederek ALLAH a dönün.

Hali: ( A’LA SURESİ 87/14)

Nefsini temizleyen mutlaka felaha kurtuluşa erer.

Buradaki hali kişinin beden temizliği değil. Nefis

temizliğidir.

Nasuh tövbesiyle olan bir temizliktir.

Yaşantısı : Görünüşü (zahiri) züht ve takva iledir.

İç alemi ( batını ) günah haddini aşmak, Hatan ayrılmak

yolundadır.

Kendini beğenme, riya, medih edilme zevkidir.

Kendini düşünen olup ham sofudur. Nefsi mülhimenin ahlak ve sıfatları şunlardır;

-ahlaki şeytanidir.

-kibir, kendini beğenme, riya, mekr huyudur. Hali hile ve

fitnedir.

Rengi yeşildir. Bu makamın yükselticisi hu ismidir.

NOT= Bu hususta daha geniş bilgi için (14-İrfan mektebi bölüm -3- nefsi mülhime) kısmına bakılabilir. “İ ”

Kuran-a varis 19 19=insanı kamilin işareti ve sayısıdır. Ayrıca (1+9=10) eder. Mertebe-i iseviyettir.

İsa = gören insan-gören göz demektir. (Ey gören insan)

Kuranı kerimin 19. sureye baktığımızda ise Meryem suresi karsımıza çıkmaktadır.

KAF HA YA AYN SAD harfleriyle başlar. Bu da iseviyet mertebesinde Efendimizin ismi şerifleridir. Bu mertebedeki risaletidir.

Hu dan üflenen bu venefahtünün aleme yayılması için RUHUL kuduse ihtiyaç vardır.

İseviyet mertebesinde Allah bizden görmemizi istiyor. Gözle görülemeyen bu varlık bize neyi görmemizi istiyor olabilir? Efendi babamın dediği gibi, gözle görülemeyen ancak milyonlarca büyütülerek görülebilen bir canlı tüm aleme peygamber olmuştur.

Artık ruhül kudüsle desteklenen ruh hakikate doğru şakuli bir yükselişle teşbihe yani kendine çevirmesi gerekmektedir (bu hayalden çıkması gerekmektedir)

Venefahtü = Allahı farketmeye başlama bilinci, sanki bilincimizin doğumu ikinci doğumumuz gibi buradaki venafahtü bize farkındalık ve görme bilinci veriyor.

CÜZ 19 a baktığımızda FURKAN suresi (tenzih mertebesi) = Hakla batılı ayırma

FURKAN suresinin 19. Ayetine baktığımızda

18. ayetten alırsak

Onlar, sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıpta senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz, fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki sonunda seni anmayı unuttular. Ve helaki hak eden bir kavim oldular derler.

19. ayet bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denir;

İşte ( taptıklarız) sizi söylediklerinizle yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir ne de bir yardım çare bulabilirsiniz. Ve içinizden kim zulmederse ona büyük bir azab tattıracağız.

Sure 19 a baktığımızda MERYEM suresi (teşbih mertebesi)

Meryem suresinde 1+9=10. Ayete baktığımızda Zekeriya şöyle dedi. Rabbim bana alamet ver. ALLAH = senin alametin sapasağlam olduğun halde 3 gün 3 gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir. ( Bu virüsün salgın süresinin 3 ay olduğu söylenmektedir.)

MERYEM suresinin 19. Ayetine baktığımızda Cebrail ;’’ben sana temiz bir oğlan bağışlamak için, rabbinin gönderdiği bir elçiyim’’ Dedi

Babacım bu yazıda haddini aşma ve yanlış cümleler varsa affınıza sığınırım. Eğer izin verirseniz himmetinizle MERYEM suresinin 1. Ayetinden başlayarak inceleyebilir miyim?

Saygıyla ve hürmetle Annemin ve sizin ellerinizden öperim.

Kızınız Nu

9) Tefekkür

Ün… Ça… /5 Nisan 2020 Trabzon

Allahın Selamı sizin ve ailenizin üzerinize olsun efendim, sağlıklı günler diler ellerinizden öperim.

Vaktinizi almamak için kısa ve öz olarak Corona virüsünün yeni tipversiyonu olan Covit 19 virüsünün insanlara ve insanlığa mesajı kanatimce şudur, çok kısa sürede insandan insana bulaşma özelliğinden dolayı, evde kalınması ve insanlarla yakın temastan kaçınılması tavsiye edilmiştir. Sonuç olarak Canabı Allah 19 dan Hakikati Muhammedi programı dahilinde bu virüsü ilmi ile Alim bilmekte, mübdi ismi ile icad edip, Kudreti ile Kadir ismi ile Esma aleminden Efal Aleminde Kahhar ve cebbar ismi ile zuhura getirmek suretiyle ister insan eliyle ister, diğer varlıklar eliyle bu virüsün nefsani yaşantıya ara verdirip evde insanların nefis muhasebesi yapmasını, verdiği nimetlerin başta can olmak üzere kadri kıymetininin bilinmesini, insanın ne kadar aciz olduğunu, dünya malının çokta ehemmiyetinin olmadığını, insanın başı boş bırakılmadığını, bu alemlerin bir sahibinin bulunduğunu, bir an önce tevbe ve mağfiret dilenip nefsani yaşamdan insanın Hakikati olan Asli ve Hakkani yaşama dönülmesini, ölümlerin ve hastalığın Hakkın bir rahmeti ve merhameti olduğunu açık ve net olarak bildirmesi ve uyarması zahiri yönü dür.

İrfan ehline de batınımızda da bu tür virüslerin bulunduğunu, nefsimize çok dikkat etmemizi aniden nefis virüsünün bizlerede bulaşabileceğini, korunma için beden kalıbımız içindeki özümüzden bir an olsun ayrılmamız gerektiğini, dış temastan yani bu hakikatin dışındakilerden kendimizi korumamız gerektiğini açık olarak Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Rabbimize sonsuz sayıda Hamdolsun

Yazacak çok konu var efendim biraz acele oldu kusurlarımdan ve bilgisizliğimden affınıza sığınıyorum.

Ellerinizden hurmetle öper saygılarımı sunarım

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Ün… oğlum sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah ailece sizlerde iyisinizdir.

Yazın güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık, Cenâb-ı Hakk daha nice ilahi tefekkürleri nasib etsin ve bu hallerden bütün insanlık aleminin ibret almasını nasib etsin.

Hamdolsun tevhid ehlinin bu hususta hiç bir sıkıntısı yoktur, zaten bütün senesi ve ömrü böyle geçmektedir, numune-i insandır, çünkü zaten hep rabb-ımızla birlikte yaşamaktayız. Rabb-ımıza şükrederiz.

Dünya ahret işlerin kolay gelsin herkese selâmlar hoşa kal "İz--Efendi Baban

10) Korona Salgın hastalığının bize öğrettikleri

Cü… Os…. / 6 Nis 2020 Amerika

EBRR

Hayırlı günler Efendi Babacığım,

Facebook internet sayfasnda ileti eklemişsiniz, bizim salgın hastalıkla ilgili manevi öğretilerimizi yazmamızı istemişsiniz. Allahın izni ile...

Öncelikle salgın hastalığın başlama kaynağı ile ilgili olarak, Hastalık, çinli insanların bazılarının yenmemesi gereken vahşi hayvanları yeme alışkanlıkları yüzünden, virus un vahşi hayvandan insan vucuduna geçmesi ile başlaması. Allahu Teala nın insanlığa gönderdiği kur’anda ki seriat kurallarına uymayarak, yenmemesi gereken hayvanları yemeleri ile insanların sebep oldukları salgın hastalık ile, şeriat kurallarına uyulunca hayatın ne kadar daha kolay olabileceğini bizim tekrar tekrar yüzümüze vurması.

Ayrıca, son zamanlardaki teknolojik gelişimler ile, bilimdeki ilerlemeler ile, kendini Allahu Teala ya eş koşmaya başlayan insanlığa, gözle görülmeyen bir virus aracılığı ile, Allahu Teala nin verdiği ders. Anlayana...

Kiliselerde (hiristiyanlara), sinagoglarda (musevilere), camilerde (müslümanlara) din ve iman satarak, insanların inançlarından tüccarlık yapmaya çalışan din adamlarına büyük bir ders. Hepsi bir bilim adamının viruse karşı ilaç ve aşı geliştirmesini bekliyor, dua ediyor.

Bazıları da hala bilimsel gerçeklerin karşısında, benim dualarım yeter diyerek kibirlik yapmaya devam ediyor. Örnek olarak Amerikadaki bir kilise papazının, bizim dualarımız bizi koruyor diyerek, devletin ikazlarına karşı çıkarak pazar ayinini yapması sonucu birçok insanın bulaşığı hastalığı kapmasına sebep olmasi. Diğer bir örnekte, Şubat başında seyahat edilmemesi konusunda ikaz eden bilim adamlarına, bazı devlet adamlarının (siz insanların manevi yolculuğuna engel olamazsınız) diye, bile bile halkı umre ye göndermeleri, ve bu gidenlerinin yüzlercesinin hastalığı kapmış olarak geri donmesi ve bazılarının mekke de mahsur kalarak dönememeleri veya karantina da kalmaları.

Son zamanlarda, manevi umre ve hac seyahatlaerinden, trilyonlarca dolar kazanan suudi devletinin, bu paralarla yaptığı yanlış işlerin sebebi ile, HAK Tealanın umre ve hac seyahatlarini belli bir sure iptal etmesi ile, suudi devletinin kaybettigi maddi gelirler. Anlayana...

Ayrıca sizinde benim soruma cevap olarak verdiğiniz, görünürde salgın hastalık olsada, maneviyatta belkide samimi ve hakiki olarak umre ye ve hacca gidecek olan bir insanın bile olmaması. Yani, bu manevi seyahatleri, gosteriş, tatil, ve alış veriş seyahatlerine çevirmiş olmamız.

Kendi açımdan bakıldığında, Rabbime sonsuz hamd ve şükür olsun ki, evden çalışma gibi bir imkan verdi bana ve Me… e. Bizi eve kapatarak, hem tutmaya calıştığımız oruçlar için imkan ve rahatlık verdi, hemde gündüz kaçırdığım namazlarımı yakalayabilmem için sebep oldu.

Ayrıca, evlilik muessesesinin, eğer rabbimin izni ile doğru bir eş ile yapıldığında, insanlığımıza insanlık katıyor olması. Daha fazla vakit gecirerek, biribirimizin hayat arkadaşı olduğumuzun ispatı. Biribirimize olan desteğimiz ile, Rabbimin eşlerimizi bize bir hediye vermiş olması. Onların aslında HAK Teala nın yanından gelen melekler olabilme olasılığı. Onların değerini daha fazla bilmemiz gerektiği. Beraber namaza durabilmenin, beraber zikir çekebilmenin güzelliği. Allah herkese nasip etsin ve daim kılsın inşallah...

İnsanlık tarihine bakıldığında, her yüz yılda bir gelen salgın hastalıkların sebep olarak görünüp, yüksek sayılarda insanların hayatlarını sonlandırması. Belkide bizim dahi bu salgın hastalık esnasında ölebilecek olmamız. Bu sebeple, manevi olarak günü birlik yaşama gerçeğini daha iyi anlamamız gerektiği. Dün dün idi, gelecek ise muamma, esas olan anımızı yaşayabilmemiz ve ibadetlerimizi yapabilmemiz gerektiği Belkide bu en önemli alabileceğimiz ders....

Ellerinizden öperiz tüm evladlara selamlar

Selamlar

Cü… ve Me

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Cü… oğlum sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir.

Yazın güzel olmuş cevapladığın için sağ olasın, ellerine gönlüne sağlık, yazılar gelmeye başladı hepsini toplayıp bu günlerin ibretlik bir ilmi hatırası olarak küçük bir kitap haline dönüştürüp bizlerden sonrakilere belki gene ibretlik bir yazı bırakmış oluruz.

Bilindiği gibi insanın özelliklerinden biri de unutmaktır. Ancak insan ne yazık ki kendine ileride lâzım olacakları unutmakta nefsinin işine gelenleri unutmamakta. Belki bu kitapla tefekkür ehline bu tarihlerde yaşanan halleri tekrar bu hatalara düşmemek için bir hatırlatma olabilir. Hakk'tan hayırlısı.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin Me… kızımıza sana selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır ikinize de başarılar dilerim hoşça kalın daimi muhabbetle kalın. "İzTerzi Babanız

11) Kur'an O-19 varis

Ni… Ma… /7 Nis 2020 İzmir

Virüs değil VARİS

Terzi Babam söylediğinden beri içimi mutmainlik kapladı. O’nun evladı olarak telaşa kapılmamıştım. Ama bu konuları Babamdan duymak rahatlattı.

Kıymetli Efendi Babacığım,

Elimden geldiği kadar gönlüme gelenleri yazmaya çalıştım. Allah razı olsun yazdırdığınız için. Sizin ve Nüket annemin ellerinden hürmetle öpüyorum

► Şüphesiz ki bu (yaşananlarda, ders çıkarılması gereken) ayetler vardır. Ve kuşkusuz bizler, mutlaka imtihan ederiz. (23/Mü'minûn 30)

Öncelikle “hayrihi ve şerrihi minallah” ya da irfani deyişle “hayrihi ve hayrihi minallah” demeliyim.

Uzun süreden beri facebook, wattsab ve instagram gibi paylaşım yerleri “neyi yiyoruz, neyi içiyoruz, ne giydik, nereye gittik…” ekranına döndü. Bilgilenmek için açılan bu sayfalar dedi kodu kazanına dönmüştü.

Olmadı, kızdığımıza bile buralardan laf sokar olduk.

Adeta yaşadığımıza dair izleri göstermek istedik.

Çünkü vardık ama yoktuk.

Yoktuk ama var görünmeye çalıştık.

Batınımız iptal olmuştu. Terzi babamın hep bir sözü vardır. Başımıza gelenlerin uzun sürmeyeceği ve geçeceği. Çünkü her esmanın bir yaşantısı ve zuhura gelmesi haktı. Önemli olan “Bize açılan bu sayfada ne yapacağız?” tefekkürü olmalıydı.

Torunum olduktan sonra günlerin geceye çabukça birleştiğini hisseder oldum. Zaman kısalıyordu. Ve duam kafamın içindekilerinin cem olması için halvet yapabilmekti.

Peygamberimizin Hıra-Nur dağına ara sıra çıkması, seyretmesi, tefekkür etmesi bir bakıma halvetti.

Her tarafta zahiri görüntüler o kadar çok arttı ki “ölüm” unutuldu. Dahası kendimizi unuttuk.

Ölümün olduğunu bilerek yaşayan tek canlı biziz. Ama unutmak için elimizden geleni yapar olduk.

Peygamberimizin getirdiği ibadet, iman ve ahlak sistemi gerçekten insanın batın ve zahirini içerir. Sanki dünya İslam’ı talim ediyor. Çünkü şu an Müslümanların beş vakit aldıkları abdest başlı başına temizlik kuralı sayılıyor dünyada.

Ahlak ilkeleri sil baştan ezber yapılıyor.

Çünkü zahirdeki her vak’anın batıni yönü ahlâktır. Hakikat âleminin şeriatı ahlâktır. Doğruluktur. İç dışa yön verir.

Bugün dıştan içe gidildiği için zahirden yani temizlikle başlandı. İçe doğru bu temizliğin alışkanlığa dönüşmesiyle batınımızı kirli düşüncelerden temizleyeceğine inanıyoruz.

Andolsun ki sizleri biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve meyvelerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! (2/Bakara 155)

C. Hakkın vaadi gerçektir. Tarihe baktığımızda bundan önce de büyük sayıda ölümlerin görüldüğü salgınlar hep olmuştur. Sonra da olacaktır.

Ayette eksilme ile korku yan yanadır. Demek ki bizden ne eksilirse o korku verecek! Bugün eksilen ise hayatımızdır. Korkusu da o oranda şiddetlidir. Ölüm paniği ayırt etmeden herkesi kucakladı. İrfan ehli hariç.

Onlar ölmeden ölmeyi yani şahid-şehidliği biliyorlar. Görmek demektir. Ölümün olmadığını görmek!

“onlara korku yoktur ve mahzun da olmayacaklardır.” (ayet)

Bir de peygamberimiz “kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz” buyurmuştur. Bu hadisin açıklaması değişik yönlerden olabilir.

Zaman zaman bu hadis-i şerif aklıma takılır. Ve hep şöyle derim:

“Elimde fidan olacağını var saymış peygamberim. Şu anda da benim, benimle kaldığım ve herkesin kendi başının çaresine baktığı küçük kıyamet kopuyor! Elimde ise öğrenmem, okumam gereken kitaplar ve çalışmalarım var.”

O halde dikmeliyim fidanı…

Nefsimin beni nasıl oyaladığını görüp onunla cenk etme zamanıdır. Yavaş yavaş birinci vazifemin ilim öğrenmek olduğunu ona izah etmeliyim. Bu tam da fırsattır. Hem zahirim hem batın. Halvet ikisini birlemek demektir. İçin dışa çıktığı, dışın içi gördüğü vakitlerdir.

Bu günlerin kendimize dönmek için büyük bir fırsat olduğunu biliyorum. Tenzih ile teşbih arasını tesbihle gidip gelmeliyim..

Bir de imtihanlar aslımızı meydana çıkarır.

İmanımız, ikan olur.

İbadetlerimiz ubudet olur.

Ahlakımız ise tahallaku birasulillah olur inşallah.

Tekrar selam ve muhabbetlerimi sunuyorum Efendi Babacığım. Hayırlı günler olsun.

Kızınız, evlâdınız Ni

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Ni… hanım kızımız hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde ailece iyisinizdir. Ailece Kandiliniz mübarek olsun.

Yazın güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık Konu hakkında küçük bir çalışma yapıyoroz ilgi duyan kardeşlerimizden gelen tefekkür yazılarını bir dosyada topluyorum yazıların gelmesi bittikten sonra küçük bir kitap halinde derleyip bitmiş olarak herkese göndereceğim inşeallah.

Böylece bu günlerin hatırası hemen unutulmamış olacak ve Rabb-ımız bu hadise ile bizlerden ne istediğini yeniden hatırlamış olacağız. Hakk'tan hayırlısı.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin herkese selâmlar hoşça kalın. "İz—T-B

12) Korona virüs

As… Bu… /8 Nis 2020 İzmir

S.A. Babacığım, Nasılsınız.

Sizin ve annemin ellerinizden öpüyorum.

Korona ile ilgili bir şeyler yazmaya çalıştım. Gönderiyorum.

KORONA ZAHMET Mİ RAHMET Mİ

2019’da görülmeye başlayıp 2020’nin ilk aylarından itibaren tüm dünyada zuhura çıkan Covid 19 isimli virüs insanlık hayatına hızlı bir giriş yapıp herkesi etkisi altına aldı.

2019, (2, zahir-bâtın) bâtının zahire çıkışı (19,kemalat) kemaliyle zuhurda olmasıdır. Virüsün nasıl ortaya çıkıp yayıldığı en çok konuşulan husus oldu. Bir süre sonra çevremde, bunun Allahın insanlığa bir uyarısı olduğu görüşü yaygınlaştı.

Gerçekten de neyi anlamalıydık? Ortada sadece bir Covid 19 var ama, çıkarılacak pek çok da ders…

Empati kurmayı, kendimize karşı sorumluluğumuzu, verilen rızıklar için Allaha şükür etmeyi kısaca, gerçek kulluk bilincini yerine getirip getirmediğimizi sorgulamamız gerek.

Görünen zorunlu tecrid, benim için şimdiye kadar uygulayamadığım inziva oldu. Dışarıdan gelen seslerin epey kesilmesiyle kendimi daha yakından tanıma yolunda çalışmalarım derinleşti. Allahın sıfatlarının isimler üzerindeki tesirleri ise düşüncelerimde daha çok yer almaya başladı.

Gözle görülemeyen ufacık bir virüsün insanlığı dünyaya boyun eğdirmesi, yaşamak için kendine konak arayıp onun ölümüne neden olurken, birbirini tanıyıp alışan bu iki varlığın beraber yaşayabilecek duruma gelmesi oldukça ilginç. Bu husus zıtların birliğini gösteriyor sanki.

Bu İlahi oyundaki celal ve cemal isimlerinin raksını dünya yaşamında (enfüs ve afakta) idrakli bir şekilde izleyebilmeyi, hakikat ve marifetini anlamayı Yüce Mevlam hepimize nasip etsin inşallah…

Usta kızı

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm As… hanım kızımız hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde hep birlikte iyisinizdir.

Yazınız güzel olmuş ellerinize gönlünüze sağlık ilgili dosyasına aktardım.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelesin Sa… beye Ay… hanım kardeşimize size ve evlâtlara selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kalın. "İz-T. B

13) Meryem suresi

Ay…. Em… /8 Nis 2020 İzmir

Bismillahirrahmanirrahiym

Selâmün aleyküm Efendi Babam;

Sizinle konuştuktan sonra az da olsa araştırma yapmaya başladım. Okumaya sizin sohbetlerinizi dinlemeye başladıkça hem hayretim hem de acziyetim arttı. Ne olur Efendi Babam kusurlarımı bağışlayın ben ancak baktığım yerlerden toparlamaya gayret ettim. Ve bu çalışmalarla gördüm ki bizlere sizler çok büyük ihsanlar etmişsiniz kıymetinizi bilmekten aciziz. Toparladığım yazılarımı ve hayret ettiğim mevzuları haddim olmadan aşağıda paylaşmak istedim, sizin hoş görünüze sığınarak. Bu bağışlar için çok teşekkür ederim, ederiz Efendi Babam.

Efendi Babamın corona virüs Kur'an'a varis 19 demesi üzerine Meryem suresini okumaya başladım orada 40. ayetin kesinliği ile hayret ettim. 2020 yılında vuku bulan olayın yılını topladığımızda 20+20=40

اِﻧﱠﺎ ﻧَﺣْن ُ ﻧَرِث ُ اﻻَْرْض َ وَﻣَن ْ ﻋَﻠ َﯾْﮭَﺎ وَاِﻟ َﯾْﻧَﺎ ﯾُرْﺟَﻌُونَ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

19.40 - her halde Arza ve bütün üzerindekilere biz varis olacağız biz, ve hep onlar bize irca olunacaklar-döndürülecekler.

Sonra Kur'anın nuzül sırası 19 suresine baktım ki O da fil suresi.

Fil hükmünde olan nefslerin ve ülkelerin tek bir virüs karşısında devrilişleri ile hayret ettim

Kur'an'ın alfabetik olarak 19. suresi Duhan suresi indiği zamanlar olan berat gecesi ve içinde bulunduğumuz günler ile hayretim artarken karşıma

Kur'anın 4. suresi 78 ayeti çıktı ki onun da toplamı hayret verici. 4+7+8+=19

َﯾْن َ ﻣَﺎ ﺗَﻛُوﻧُوا ﯾُدْرِﻛْﻛُم ُ اﻟْﻣَوْت ُ وَﻟ َو ْ ﻛُﻧْﺗُم ْ ﻓٖﻰ ﺑُرُوج ٍ ﻣُﺷَﯾﱠدَة ٍ وَاِن ْ ﺗُﺻِﺑْﮭُمْ ا َﺔ ٌ ﯾَﻘ ُوﻟ ُوا ھٰذِه ٖ ﻣِن ْ ﻋِﻧْد ِ ﷲ ِّٰ وَاِن ْ ﺗُﺻِﺑْﮭُم ْ ﺳَﯾﱢﺋَﺔ ٌ ﯾَﻘ ُوﻟ ُوا ھٰذِه ٖ ﻣِن ْ ﻋِﻧْدِك َ ﻗ ُل ْ ﺣَﺳَﻧ َ ﺣَدٖﯾﺛًﺎ َ ﯾَﻔْﻘَﮭُون َ ﯾَﻛَﺎدُون ِ اﻟْﻘَوْم ِ ﻻ ِ ھٰؤُﻻَء ل ِّٰ ﻓَﻣَﺎ ِ ﷲ ْ ﻋِﻧْد ﻣِن ﻛُلﱞ

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

4.78 - Her nerede olsanız ölüm size yetişir eflâke ser çekmiş burclarda da olsanız; bununla beraber kendilerine bir güzellik erdimi «bu Allahdan» diyorlar, bir musıbet de değdimi «bu senden» diyorlar, de ki: hepsi Allah tarafından, fakat neye bu adamlar söz anlamağa yanaşmıyorlar.

Bismillahirrahmanirrahiym

Meryem suresi üzerine notlar:

Surenin ilk ayeti hurufu mukatta olan KÂF , HE, YÂ, AYN, SAD ile başlamaktadır. Terzi babam Meryem suresi kitabında bunun o mertebenin besmelesi, Efendimiz ( ) o mertebe de ki adı olduğunu ifade etmektedir.

İbn'i Abbas (r.a.) bu isimleri şöyle tefsir ettiği söylenir. İbni arabi hz'lerinin tevilat tefsirinde.

KÂF : Zayıflık ve ihtiyarlık hali gibi haller için Kafi ismine

HE : Hadi ismine

YÂ: El Vaki ismine

AYN: El Âlim ismine

SAD: Essadık ismine işaret etmektedir demişlerdir.

Kibarı Evliya şu manaları şöyle de tahsil etmiştir.

KÂF: hali zaafta Allah kafi'dir

HA: Matlubuna inayet eder Hadi'dir.

YÂ: Onun korktuğundan onu vikaye eder.(koruma)

AYN: irade-i İlahiyye sebeplere muhtaç değil, sebepler İrade-i İlahiyyeye muhtaçtır.

SAD: Va'dinde sadıktır.

Bu yorum ve tefsirlerin günümüz ile bağlantısına şaşırmamak elde değil.

Terzi babamın Meryem suresi kitabı :

2. ayette Bu hurufu mukattaaların Hz. Zekeriya' ya rahmetinin olduğunu belirtiyor Rabbinden ve şöyle bir izah getiriyor; Bu mertebe de abd yani kul Zekeriya ismiyle isimlendirilmektedir. Zekeriya olarak yani Tezkiye edilmiş temizlenmiş kulunu Cenabı Hakkın rahmetle anışı.

Bu ayetlerin ve izahları nazarında tekrardan yaşadığımız günlere bakarsak, bu virüsün insanları zahir batın temizlenme çağrısı olarak görmek ve neticesinin eğer temizlenirse güzel olacağını düşünmek hiç zor olmasa gerek.

Nitekim yine Terzi Babam Meryem suresi kitabında şu şekilde devam etmektedir.

seyri suluk yolunda yedinci mertebe olan nefsi safiye halinin İseviyyet safiyetine ulaşma halidir. Çünkü nefs mertebelerinde saflaşma ile tevhid mertebelerinde saflaşma arasında fark vardır. nefs mertebelerinde kişi kendi bireysel varlığında saflaşır, tevhid mertebelerinde ise afaki olarak alemlere dönük bir saflaşmadır.

Nitekim Efendi babamın muhtelif sohbetlerinde de Fakire verilen zekatı yorumlarken yine bizlere gerçek temizlenmenin yolunu gösterdiği apaçık gösterilmektedir. Ki kendisi bu virüsü benlik hastalığı olarak yorumlamış bizlere helal gıdanın da vurgusunu yapmıştır. ilgili yazı aşağıya alıyorum:

FAKİRE ZEKAT VERMEK:

Ben Fakr'ım diyene zekat verilir. ilmi mana da önce kişinin fakrını " muhtaçlığını" farketmesi gerekir. ve Ona Allah'ın zati zekatı (tezkiye) verilir. en temiz ilim efal beşer ilmi değil zati ilimdir. Fakr'lara bu ilim verilir. ( en temiz ilim) Efendimiz ( ) Fakrı HAkiki ile iftihar eder. Bu para fakirliği değildir. Hakkın varlığına muhtaç olduğunu ilmen, halen, zevken bilir. Zahir ehli sadece İlmen bilir ilmi yakınlıktır. İlmen ve halen biliyor zevken bilmiyorsa hayrette değildir. Buradaki zevkin bir şeye nüfuz edip oranın mutmein huzuru huşudur:

Meryem suresi kitabın da yine Terzi Babam 34. ayete kadar ayetlerin sonunun elif ile bitmekte olduğunu bildirip oradan bizim dikkatlerimizi 7 tane ayete çekmekte 5 ayetin nun ile ortada iki ayetin mim ile bittiğini ifade etmektedir. ve buradaki hesaplamayla Meryem suresi toplam ayet 987=91 olarak bulmakta dikkatlerimizi daha o günlerden bu sayılara bu işaretlere çekmektedir. Bilindiği gibi 7 sayısı aynı zamanda yedi nefs mertebesine işaret etmelktedir. Yine bu neticeyle kur’anın 91. suresi şems suresidir. ve tersten de 19'dur orada Cenabı Hakk temizlenen nefse dikkatlerimizi çekmekte kendisine yemin etmektedir. bu bağlantılara hayret etmemek mümkün değildir.

ﻗَد ْ اَﻓْﻠ َﺢ َ ﻣَن ْ زَﻛّٰﯾﮭَﺎ

Hamdi Döndüren Meali: 91.9 - O nefsi arındıran kurtuluşa ermiş,

Yine Meryem suresi 19. ayette

ﻗَﺎل َ اِﻧﱠﻣَﺎ اَﻧَﺎ رَﺳُول ُ رَﺑﱢك ِ ﻻَِھَب َ ﻟ َك ِ ﻏُﻼَﻣًﺎ زَﻛِﯾ ًّﺎ

Diyanet Meali:

19.19 - Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.

bu ayette resulün ve temiz bir oğlan çocuğu bağışlama müjdesi de tertemiz nefs hükmünde olan Meryem'e yapılmaktadır. kendisi buna hatta şaşırmış ve iffetsiz olmadığını dile getirmiştir. Kur'an da ki ifadesi ile bakıldığında Hz Meryem'in kullandığı kelime bağiyyen dir. Bu ifade kelime manası olarak

İmam Ragıp’a göre, gerçekten aşmış veya aşmamış olsun, birinin hedefi veya çabasına ilişkin adilce çizilmiş sınırları aşmaya çalışması anlamındadır. Bu kelime aynı zamanda haksız, kırıcı ve gaddarca davranma, ya da ahlaksızca, haksız ve adaletsiz davranmaya çalışmak veya bu şekilde davranmayı istemek, veya herhangi bir şekilde haddi aşma manasındadır.

Yine Efendi Babamızın muhtelif ilgili sohbetlerin de kişinin kendi asaletini koruması, denge üzere olması gerektiği vurgusu yapılmaktadır.

Tekrardan yaşadığımız şu günlerin düşündürdüklerine dönersek gerçek mülk sahibinin Cenabı Hakk olduğu isterse bir virüsle insana temizliği irsal edeceği de apaçık ortadadır. ilgili sure ile bağıntısında Hz. Zekeriya da fususul hikem adlı kitabında Hikmeti malikiyye tahsis etmiş. Ve bu mevzu da nimet ve nikmetin beraberliğini ele almıştır. Ve futuhat adlı eserinde yine meryem suresi 2. ayeti açarken rabbin rahmeti O'dur ki ; onun kulluk hali, kendisine zikretmiş olan rabbani rahmetin ta kendisiydi ifadesini kullanmıştır. Terzi Babamın Meryem suresinin başında besmele ve kulluk ilgili muhteşem bilgiler verilmiş ve besmele ile ilgili kişide olan Uluhiyet, risalet ve abdiyyet ilişkisini dile getirmiştir.

Cenabı hakka giden yolda kişinin abdiyyeti ve uluhiyeti arasındaki bağlantı yine risalettir. Kişinin nefsinden gelen resule dikkat etmesi gerektiğini de yine geldiği son zamanlarda bize önemle anlatmıştırdır Efendi babam. Nefs temizliği ve uzza olmaktan korunmak gerçek Risalet ile kurtuluşa davet edilmemizin yolunu bizlere açmış ve son günlerde de evlatlarına tevbe suresi 128. ve 129. ayetlerini çekmelerini tavsiye etmişlerdir.

ﻟ َﻘَد ْ ﺟَﺎءَﻛُم ْ رَﺳُول ٌ ﻣِن ْ اَﻧْﻔ ُﺳِﻛُم ْ ﻋَزٖﯾز ٌ ﻋَﻠ َﯾْﮫ ِ ﻣَﺎ ﻋَﻧِﺗﱡمْ ﺣَرٖﯾص ٌ ﻋَﻠ َﯾْﻛُم ْ ﺑ ِﺎﻟْﻣُؤْﻣِﻧٖﯾن َ رَؤُف ٌ رَﺣٖﯾم ٌ

Diyanet Meali:

9.128 - Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. ﻓَﺎِن ْ ﺗَوَﻟ ﱠوْا ﻓَﻘ ُل ْ ﺣَﺳْﺑ ِﻰ َ ﷲ ُّٰ ﻻ َ اِﻟٰﮫ َ اِﻻ ﱠ ھُو َ ﻋَﻠ َﯾْﮫ ِ ﺗَوَﻛﱠﻠْت ُ وَھُو َ رَب ﱡ اﻟْﻌَرْشِ م ِاﻟْﻌَظٖﯾ

Diyanet Meali:

9.129 - Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın sahibidir."

Allah en doğrusunu bilir ve ulaştırır.

Bu hakikatleri bizlere açtığınız için size çok teşekkür ederiz Efendi Babam. şükründen aciziz

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm Ay…. kızım. Hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir.

Yazını okudum oldukça güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık dosyasına aktardım gelen diğer yazılarda var hepsiyle birlikte bir bütün Korone virus dosyası olacak bu günlerden bir hatıra kalacaktır.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin Em… oğlumuza sana selamlar Nüket Annenin de selâmları vardır. hoşça kal.

"İz--T-B

14) Annemin whatsapptan yolladığı resimler

Mü… Al… /8 Nisan 2020 Urla

İz-terzi Babacığım Hayırlı günler.

Efendim Nüket Annemin whatsapptan yolladığı resimleri bilgisayardan aşağıda size yolluyorum.

Babacığım yalnız ikinci resim, otobüslü olan gerçek bir haber değil gördüğüm kadarıyla. Otobüs resminin üzerinde oynama yapılmış gibi. Dikkat ederseniz yazılar sonradan eklenmiş gibi duruyor.

Ellerinizden öpüyorum Babacığım.

Oğlunuz Mü

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Mü… oğlum sağ olasın ellerine sağlık gönderdiklerini indirdim dosyasına aktardım

İkisi de ibretlik görüntüler. Otobüs yazılarının düzenleme gibi bir hali olsa bile hakikati itibari ile yazılar doğrudur. Sakıncalı bir şey olacağını zannetmiyorum. Ancak ikazın ve dikkatin için sağ olasın.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal "İz-

Efendi Baban"

15) Covid 19 ile ilgili yorum

Gö… Ya… Pe… /8 Nis 2020 İstanbul

Nasılsınız Efendi Babacığım ellerinizden öperim. Dualarınıza ve himmetinize talibiz.

Covid 19 ile ilgili yorum

19 rakamı insanı kamili temsil etmekte olduğundan virüsün en kamili olan covid 19 da insanları hızlı bir şekilde yukarı doğru tekamül ettirmekte yada aşağı doğru tekamül etmede. Herkes bu dönemde cenneti yada cehennemi yaşamakta. Kıyamet misali gibi. Kimileri Allah'ın zuhurunu şehadet ederken olanın en mükemmel şekilde tecellilerini seyretmekte ve kendi hakikatini idrak edenlerin bu dönemde hiç etkilenmedikleri huzurlu olarak devam etmekte oldukları. Bazılarıda bu dönemde sıkıntıları huzursuzlukları artmakta daha çok gaflete düşmekte. Kimin ne olduğu bu dönemde daha bariz bir şekilde ortaya çıkmakta. Virüsün en kamili olan Covid 19 zuhur ettiğine göre

Hz İsa ve Mehdi gelmeden önce dünyanın bu ortama hazırlanması şeklinde yorumlanabilir kanaatimce

Necdet Ardıç

Hayırlı günler ya… oğlum sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir. Yazın güzel olmuş ellerine diline sağlık dosyasına aktardım.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal.

"İz—T- B

16) COVID-19 salgını ile ilgili kısa bir tefekkür

Ce… De… /9 Nis 2020 İstanbul

Efendi babacığım, hayırlı geceler. COVID-19 salgını ile ilgili kısa bir tefekkür çalışması yaptım, sizinle de paylaşmak istedim.

Salgının başlangıç tarihi miladi 2 inci bin yılın 19 uncu senesinin 12 inci ayının 12 inci günüdür (12-12-2019). 19 İnsan-ı Kâmil’e 12 ise Hakikat-i Muhammedî’ye işaret etmektedir.

Salgının başladığı yer Çin’in Wuhan şehridir. Çin’in ebced değeri: Cim + Ye + Nun: 3 + 10 + 50 = 63, Resulullah Efendimizin zahir ömrünün senelerine eşittir. Wuhan’ın ebced değeri: Vav + Vav + He + Elif + Nun: 6 + 6 + 5 + 1 + 50 = 68. İkisini topladığımızda 63 + 68 = 131 eder ki zâhir ve bâtın İnsan-ı Kâmil’e işaret vardır (Not: Çin kelimesi Arapça’da Cim harfi yerine ebced değeri 90 olan Sad harfi ile yazılmaktadır).

Salgının tıp dilindeki adı COVID-19. COVID’in Arapça yazılışı ile ebced değerine bakarsak: Kef + Vav + Fe + Ye + Dal: 20 + 6 + 80 + 10 + 4 = 120, sondaki sıfırı atarsak 12; Hakikat-i Muhammedî’ye işaret etmektedir. COVID-19’un sonundaki 19 İnsan-ı Kâmil’e işaret etmektedir. İkisini toplarsak, 12 + 19 = 31, ters çevirirsek 13, yine İnsan-ı Kâmil’e işaret etmektedir.

Salgının popüler dildeki adı Koronavirüs. Korona kelimesinin Arapça’daki yazılışını esas alarak ebced değerine bakarsak Kef + Vav + Ra + Vav + Nun + Elif: 20 + 6 + 200 + 6 + 50 + 1 = 283: 2 + 8 + 3 = 13’e yani yine İnsan-ı Kâmil’e ulaşırız. Virüs kelimesinin ebced değeri ise: Fe + Ye + Ra + Vav + Sin: 80 + 10 + 200 + 6 + 60 = 356: 3 + 5 + 6 = 14’tür; işaret ettiği yer bellidir. Son olarak ikisini toplar ve Koronavirüs kelimesinin ebcedine bakarsak 283 + 356 = 639: 6 + 3 + 9 = 18 eder ki, salgının tüm dünyayı saracağına işaret olabilir, Allah-u âlem.

Son olarak, virüsün Türkiye’de ilk tespit edildiği tarih 3 üncü ayın 10 uncu günü, bunları da topladığımızda 13 eder ki, şaşılacak şey, bu da İnsan-ı Kâmil’e işaret etmektedir.

Salgında yaşananlar ile Kur’an-o Kerim’de ve hadislerde ifade edildiği şekliyle kıyamet günü arasında bir takım paralellikler görüyorum. Örneğin, insanlar hastalanırım endişesi ile anası, babasını, kardeşini ziyaret etmeyi bıraktı, bazısı evine dahi gitmiyor; yolda bir tanıdık, eş-dost, akraba gören yolunu değiştiriyor. 80/34-36 ayetlerinde mealen ifade edilen şu halin sanki bir provası yapılıyor: “O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.”

Kıyamet kelimesinin ebced değeri: Kaf + Ye + Elif + Mim + He: 100 + 10 + 1 + 40 + 5 = 156; rakamlarını toplarsak 1+5+6 = 12 eder. Yukarıda ifade edildiği gibi, salgının başladığı gün ve ayın değeri de aynı şekilde 12’dir.

Diğer bir yönüyle ölüm her kişinin kıyameti olduğundan, bu ölümcül salgının kıyamet ile direk bir ilgisi de vardır.

Bir başka yönüyle, “kıyam et” yani “ayağa kalk” emri insanlara halini değiştirme, kendine çeki düzen verme yönünde bir uyarı olabilir. Veya İslam âleminin tekrar dirilip ayağa kalkacağının bir nişanesi de olabilir, Allah-u âlem.

Sizi sıktıysam beni affedin Efendi babacığım. Ellerinizden öperim. Herkese selamlar.

Oğlunuz, Ce

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Cem oğlum. Yazın güzel olmuş ellerine diline sağlık onu da dosyasına aktaracağım. Gerçekten ibretlik günleri geçirmeye devam ediyoruz. Bütün insanlığın hakkın da inşeallah hayırlı olur vardır bir hikmeti.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin Şa… kızımıza sana Mu… selâmlar hoşça kalın "İz--T-B

17) Korona Virüs 19 Hakkında

Ce… Uz… /14 Nis 2020 istanbul

Hayırlı sabahlar dilerim Efendi Babacığım.

Nasılsınız? Cenab-ı Hak sağlık afiyet içinde günler nasip etsin. Facebook’taki çağrınızı duydum, içinde bulunduğumuz durumun batıni manasını düşünerek, sizin kitap ve sohbetlerinizden ve İbni Arabi’nin Tefsir-i Kebir Te’vilât‘ından araştırarak aşağıdakileri yazdım.

Nüket annemin ve sizin ellerinizden hürmetle öperim. Ce… Sa… kızınız

Korona Virüs 19 – Kur’a’na varis 19 : Kur’an’da 19. Sure Meryem Suresi ve 2020 yılı (20+20=40) 40.ayetinde ise “varis” kelimesi geçiyor. Sûre 19: 1+9=10 Mertebe-i İseviyyet’tir. Meryem Suresi (1) Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd: İsevîyyet mertebesindeki İnsân-ı kâmilin rumuz harfleri ve Îsevîyyet mertebesinin kelime-i tevhididir. Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Kâfi’sin, Hâdî’sin yâ Âlim-i Sâdık!” Hz. Âlî (k.a.v)'nin de "Ey Kâf, Hâ, Yâ, Ayın, Sâd bana mağfiret et" diye dûa ettiği rivâyet edilmiştir.

Kâf: Allah Teâlâ mahlukatı için kâfidir. Hâ: Allah’ın ona yönelik inâyetinin, istediği şeyi onun için irâde etmesinin gerektirdiği el-Hâdî ismine işarettir. Yâ: O’nun yed-i sübhânî’si halkının üzerindedir ve Akrabalardan korkmasının gerektirdiği el-Vâkî (koruyan) ismine işarettir. Ayn: Onların ıslahına alimdir ve sebeplerin olmadığını izhar etmesinin gerektirdiği el-Alim ismine işarettir. Sad: vaadin gerektirdiği es-Sâdık ismine işarettir. Bu beş ismin toplamı, oğul bahşedilmesi ve bu hâller kapsamında isteğinin sunulmasıyla kendini gösteren er-Rahim ismidir. Allah’ın, kendisine seslenen kulu Zekeriyya’ya rahmetinin zuhurudur. Burada o rahmet vücûd-i Yahya’nın zuhûrudur.

Muhammed, Îsa, Yahyâ : Bismillâh-irrahmân-irrahim (Yahyâ: Rahîm isminin, Îsâ: Rahmân isminin, Muhammed: Allah isimlerinin zuhurudur.) Rahmân’ın rahminden doğmayan Bismillâhirrahmânirrahim olamaz: bu doğum, İnsân-ı kâmil’in gönlünden doğmasıdır.

(2) “Bu zikir senin Rabbinin, kulu Zekeriyyâ (a.s) a rahmetidir.

Bu mertebede “abd”(kul) Zekeriyyâ olarak isimlendirilmektedir. “Zekeriyyâ” yâni tezkiye edilmiş, temizlenmiş kulunu Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın rahmetle anışıdır. 7. mertebe olan nefsi sâfiye halinin Îsevîyyet sâfiyetine ulaşması halidir. Bu mertebede olan kişi tevhid-i esmânın hakîkâtini idrâk ederek teferruat bilgilerden tezkiye olmuştur ve tamamen temiz bir anlayış ve kanaâte sâhiptir. Zekeriyyâ mertebesinde bir vâris üretemeyen kişi Îsevîyyet mertebesine yâni tevhid-i sıfata geçememektedir. Yeni bir Hayat ile yâni Yahyâ ile tevhid-i sıfata geçiş olmaktadır, bir başka ifâde ile bu vâris ancak Îsevîyyet hakîkâtleri ortaya çıkartıp tasdîk etmektedir. Tezkiyeye vâris olarak Yahyâ yâni sâf, temiz bir “Hayat” gerekmektedir.

M. İbn Arabî, Tefsir-i Kebir Te’vilât’tan:

Ruh Zekeriyya’sı heyulani akıl istidadı makamında gizlice seslendi (Rabbiyle konuşma). Zayıflığından şikayetçi oldu, Allah’ın inayetine tevessül etti. Nefsani kuvvetlerden oluşan akrabalarından korktuğunu ve nefis karısının kalp oğlunu doğurmayacak şekilde kısır oluşundan şikayet etti. “Tarafından bana bir veli ver. Ki bana varis olsun.” Ve faal akıl olan “Yakub hanedanına da varis olsun.” “Rabbim! Onu rızana layık kıl.” Razı olunan kemalatla nitelenmiş olsun.

“Biz sana bir oğul müjdeleriz.” Kalp oğlunu müjdeliyoruz. “Onun adı Yahya’dır.” çünkü ebedi bir hayatı vardır. “Rabbim! Bana bir işaret ver.” Ki bu işaret beni ona ulaştırsın. “ Sana işaret… konuşmamandır.” Maddi meşgalelere dalıp tabii işlere karışıp his insanlarıyla konuşmamandır. “Onlara…tesbihte bulunun, diye işaret verdi.” Her birinize mahsus ibaretlerinize riyazetle, daima fuzuli olan şeyleri terk etmekle devam edin. “Ey Yahya!” kalp Yahya’sı! “Sarıl…” furkani akıl adı verilen ilim kitabına sarıl. “ …Ona hikmet verdik…” eşyayı yerli yerine koyma melekesini bahşettik, “henüz sabi iken.” Henüz manevi doğumla var olmuşken. “Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığını verdik.” sıfat tecellilerinden kaynaklanan kemal aracılığıyla ona rahmet ettik, “ve temizlik verdik.”

Tecerrütle ona kutsilik ve arınmışlık verdik. “O, çok sakınan bir kimse idi.” nefsin sıfatlarından kaçınırdı. “Ana babasına çok iyi davranırdı.” Ruh ve nefse iyi davranırdı. “Selam ona olsun.” temizlik, arınmışlık, maddi giysilerden berilik onun üzerine olsun, “doğduğu gün, öleceği gün.” vahdette fena bulmak suretiyle öleceği gün, “kabirden kaldırılacağı gün.” fena sonrası beka ile kaldırılacağı gün, “diri olarak.” Allah ile hayat bulmuş olarak dirileceği gün.

“Kitab'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.” Doğu tarafı, kutsi âlemdir. Çünkü Meryem tecerrüt etmek, mümkün tabiattan ve nefsin karargâhından çekilmek suretiyle Ruh’ul Kuds ile bütünleşmişti. Ailesinden maksat, nefsani ve tabii kuvvetlerdir. Meryem’in kendisi ile ailesi arasına çektiği perde kutsiyet korunağıydı. Bu korunak, nefis âlemi ehline yasaktı. Yasağın sınırı sadır perdesiydi ki maddi kuvvetler âlemi en fazla oraya kadar varabilirdi, maddi kuvvetlerin yürüyebilecekleri son nokta burasıydı. Tecerrüt ederek kutsi âleme yükselmeyen kimseye Ruh’ul Kuds gönderilmez.

“Kendine doğru silkele…” Ruh’ul Kuds ile bütünleşmen sebebiyle, ruh semasında yükselen ve kuruduktan, heva suyundan ve hayatından mahrum olması nedeniyle cansız hale geldikten sonra riyazetle hakiki hayata kavuşup yeşeren, irfan ve anlam meyvelerini vermeye başlayan nefsinin hurma dalını kendine doğru silkele. Yani onu fikirle harekete geçir. “Üzerine…dökülsün.” İrfan ve hakikât meyveleri üzerine dökülsün. “taze ve olgun…Ye…” üzerine sarkan taze hakikâtleri, İlahi marifeti, sıfat tecellileri ilmini, bağışları ve halleri ye. “iç…” altından tabiat ilmi suyunu, İlahi sanatın eşsizliğini, İlahi fiillerin akıl almaz sunumlarını, tevekkül ilmini, fiil tecellilerini, ahlak ve kazanımları iç. Nitekim, yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi.” (Maide, 66) “Gözün aydın olsun!” kemalden, kudretle var olan. İnayetlebahşedilen mübarek çocuktan dolayı gözün aydın olsun. “Eğer insanlardan birini görürsen.” Zahiri sebeplerden dolayı hakikâtlerden, sanat ve hikmetten (onların ötesine nüfuz edememekten) dolayı eşsiz yaratılıştan ve İlahi kudretten perdelenen ve adetlerin ötesine geçemedikleri, vehimle karışık Hakk’ın nurunu göremeyen akılla perdelendikleri için senin sözünü anlamayan, seni ve senin halini tasdik etmeyen zahir ehlinden birini görürsen “de ki: Ben, çok merhametli olan Allah’a oruç adadım.” Kendi halinle ilgili onlara herhangi bir şey söyleme. Kabul etmeleri mümkün olmayan bir hususta sözü fazla uzatma. Ta ki o (İsa) kendi haliyle onlarla konuşuncaya kadar.”

Zekeriyyâ (a.s.) ve Hz. Meryem doğacak çocuğu ile ilgili konuşmama-konuşamama durumu: Aslı fenâfillâh olan bu mertebeye gelmiş bir kişinin bırakın haksız bir muamelede bulunmasını, sesi dahi çıkmaz.

İsa, hakikati gören insandır çünkü kendi benliğinden sıyrılmış, artık benlik yok olmuş benlikleri görmüyordur. Nazarı nereye ulaşsa Hakk’ın vechini görüyordur. Veya ona doğru yöneliyor veya kendisinde Hakk’ı görüyordur. Meryem Suresi, tevhid-i esma idrakinden (Kulun Rabbına gizlice seslenmesi-rububiyyet) tevhid-i sıfata (fenafillaha) geçiş ile ilgilidir. Zahiri olarak, salgın durumunda artık hiçbir kimse, millet veya ülke için dokunulmazlık ve ayrıcalık söz konusu değil, aynı kabirdeki halimiz gibi.

Beden dahil hiçbir mülkümüz olmadığını idrak ediyoruz. Zaruri ihtiyaçlar dışında herşey anlamını yitirdi, kapitalizm ve tüketim kültürü bir anda bıçak gibi kesildi. İnsan insandan kaçmaya başladı. Bunu batın anlamda gayrden kaçış, halvet, riyazat, temizlik, gibi Kur’an’daki İseviyyet hakikatleri olabilir. Bir de insanların birbirinden kaçması bana Abese suresindeki “0 gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar ifadesini” hatırlattı. Ayrıca, melekler kudret sıfatının zuhurudurlar, bu virüsü bünyesi kuvvetli (melekeleri) olanlar yenebiliyorlar. Hastalıkla mücadelede fon oluşturmak için 8119’a bağış yapın dedi Recep Tayyip Erdoğan, sadaka istedi, zekatlarınızı buraya verin dedi. (8+1+1+9=19’dur.) Virüs Recep ayında Türkiye’ye geldi, Tayyip: temiz, Erdoğan: veled-i kalbin doğması. Tevbe 103: “Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin.” Ev temizliği- evini temiz tut- gönlünü kirden arındır, Evlerdeki fazlalıkları attık - Mülk üzerindeki kiri zekat giderir. Ahzab(33/33): Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin.

Ey Peygamberin ehl-i beyti! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister. Zekeriyya as.ın tedbir edicisi olan ism-i hass Malik ismidir, yani Zekeriyya as, Malik esmasının ulul elbabıdır (kapı sahibi). Mülk üzerinde tasarrufumuz olmadığı, yine mülkü temizleyenin zekat olduğu, o temizliğin de Hak sohbeti nefesi olduğunu düşündürür. Efendibabamın sohbetinden: “Fakire zekat vermek: Ben fakr’ım diyene zekat verilir. İlmi manada; önce kişinin fakrını -muhtaçlığını- farketmesi gerekir, ve ona Allah’ın zati zekatı (tezkiye) verilir. En temiz ilim; efal-beşer ilmi değil, zati ilimdir. Fakr’lara bu ilim verilir. Kûrân-ı Kerîm’de 13 yerde fakr kelimesi geçer.”

Efendimizin ( ) ümmetine lisânından Kûr’ân-ı Kerîm’i üflemesinden sonra gelen, zat sohbetlerinde Rûh’ûl Kudüsün hakîkâtinin muhatab olan kulaklara, gönüllere üflenmesidir. Eğer bu şekilde bir üflenme olmasa bizde Îsâ (a.s.) ın mânâsı doğmaz. İsa’yı (ayn-sin) yani gönül evladını (kalb gözünü) yine sohbet, zikir, tesbih, kitapla büyütmek gerekiyor.

Virüs sebebiyle hiçbir şeyi eldivensiz ellemeyin diyorlar= Kendi elinizle ellemeyin, elinizi örtün, O’nun yed-i sübhânî’si (Yâ) olsun. Bir de Taha Suresi 20/22’de Musa as.ın Yed-i beyzâ (beyaz elini) hatırlattı eldivenli dolaşmak. Musa as.ın asasının da yılana dönüşmesi ise tıbbın simgesi yılanı hatırlattı.

Ayrıca, içinde “varis” geçen ayetlerin bir kısmında “ittika” geçtiğini gördüm (Meryem 63, Bakara 233, Araf 169) ve Araf, 128: Musâ kavmine siz, dedi: Allahın avn-ü ınayetini isteyin ve sabredin, her halde arz Allah’ındır, ona kullarından dilediğini varis kılar, akıbet ise müttekilerindir. “Efendibabamın 02.02.2019 tarihli sohbetinden, ittika; yolumuzdan men edecek herşeyden sakınmaktır. Kim mertebelerin hukukunu koruyorsa o muttakidir. Şeriatte: şüphelilerden sakınma, Tarikatte: beşeriyetinden sıyrılmaya çalışma, Hakikatte: beşeriyetinin Hakka ait olduğunu unutmaktan, bunu kendimize mal etmekten sakınma, Marifette: bütün alemin Hakkın varlığı olduğunu unutmaktan sakınmaktır ittika.”

)

Meryem 13: Vehanânen min ledunnâ vezekâten vekâne takiyyâ(n) - Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsan ettik ve o, çok takva sahibi idi. (Temizlik ve takva birlikte kullanılıyor) Meryem suresinde ittika edenler (6 defa) ve varis (3 defa) kelimeleri geçiyor. İttika ve takvânın kökü vikayedir, iyice korunmak veya kuvvetli bir himâyeye girmek demektir. İbni Arabi’ye göre surenin başındaki “Yâ” huruf-u mukattaasına işaret eden isim ElVaki ‘dir.

Âl-i İmrân (3/45) (Ya Meryemü innellahe yübeşşiruki bikelimetin minhü) “Ey Meryem; Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor.” “kelime”nin sayısal değeri (20+30+40+5=95=9+5=14) tir. Bu 14 de Nûr-ı Muhammedî’dir. Temiz kelime; hayal ve vehimden arındırılmış Hakk’ın kelâmıdır ki, 0’da Kur’ân’dır.

Haşr 8.ayetinde fakr ve sadık kelimeleri, Zümer 74. ayetinde sadık ve varis kelimeleri geçiyor. Şuara 26/84,85 (İbrahim as.) Vec’al lî lisâne sidkin fî-l-âhirîn, Vec’alnî min veraśeti cenneti-nne’îm. “Sonra gelecek (nesil) ler arasında bana lisan-ı sıdk ver. Ve beni Naîm Cennetinin vârislerinden kıl!” Mâide Sûresi (5/46) (…bi Îsebni meryeme müsaddikan..) “..Meryem oğlu Îsâ’yı tasdik edici olarak…” Mâide (5/75) “Melmesîhubnu meryeme illâ resulün… ve ummuhu sıddîkatun.. “Meryemoğlu Mesîh sâdece bir Resûldür... Ve onun annesi sıddîktır…” Dolayısıyla sıddıkiyet de dilemeliyiz. İsra 80’de: Ve şöyle niyaz et: Rabbî! Edhılnî mudhale sıdkîyn ve ehricnî muhrece sıdkîyn vecal lî min ledunke sultanen nesîren. “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir sultan kuvvet ver.” Âli İmrân (3/38) “Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbehu, kâle rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, inneke semîud’duâ. “Zekeriyyâ, işte orada Rabbine duâ etti: "Rabbim, bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, muhakkak ki sen duâyı en iyi işitensin" dedi.” Enbiya (21/89) : Vezekeriyyâ iż nâdâ rabbehu rabbi lâ teżernî ferden veente hayru-lvâriśîn / Zekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.

Ayrıca varis ve ilim/alim’in beraber kullanıldığı 3’den fazla ayet vardır. Namaz ve zekat vurguları ise:

Meryem (19/30,31) (Kâle innî abdullahi) “Dedi ki; Ben gerçekten, Allah’ın kuluyum” (Ve cealenî mubâreken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyen.) “Ve beni nerede bulunursam bulunayım mübârek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana emretti.” Meryem (19/55) (Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne inde rabbihî mardıyyen.) “Ve o, ehline namazı ve zekâtı emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında râzı olunmuşlardandı.” İbrâhîmiyyet mertebesinin gerektirdiği bütün vasıfları ortaya koymasından yâni oradaki esmâ-i ilâhîyyenin kemâliyle zuhura çıkmasından dolayı esmâ-i ilâhîyye ondan râzıdır.

Meryem suresi bana bu dönemin mümkün olduğu kadar tezkiyeye yönelerek geçmesi gerektiğini düşündürdü. Ve son olarak (virüs; bambaşka bir dünya düzeni kurdu) dolayısıyla vâris; kelimedir, Rahim tecellisidir, o da idrakimizin yeni hakikatlere açılmasıdır, diye düşündüm

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Ce… kızım sağ olsın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde ailece iyisinizdir.

Yazıların güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık epey uğramışsın, kitaptaki yerine aktardım. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder inşeallah.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin Al…'ye sana ve herkese selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kal.

"İz—T-B

18) korona virus hakkın da genel bilgi

Şe… kı… / 14 Nisan 2020 Tekirdağ

HAYIRLI GÜNLER İZ Efendi babacığım...Bu dosyayı size gönderiyorum. Ayrıca bu konu hakkındaki kendi yazımı daha sonra göndereceğim..Hürmetle ellerinizden öperim

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Şerif oğlum gönderdiğin dosyanı indirdim yerine kopyaladım gerçekten ibretlerle dolu Korona hakkın da yazılar gelmeye devam ediyor böylece mevzu daha da genişlemiş oluyor.

Bende sana (173-2020-Umre dosyası)nı gönderiyorum. Bu dosyayı PDF olarak gönderiyorum başka türlü mail kapasitesi yetmiyor çünkü içinde hayli resim var.

Ayrıca bu dosya iki türlüdür birinde (270) sayfaları civarında ilgisi olması dolayısı ile Mü… ve Ta… beyin resimleri vardır. Onu sana göndereceğim yalnız "onu sen kimseye gönderme senin arşivinde dursun" diğeri ise onların resminin olmadığı sadece yazılarının olduğu dosyadır daha sonra onu da diğerleri ile birlikte sana da tekrar göndereceğim inşeallah. Hakklarında hayırlısı olsun.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal. "İzEfendi Baban Ek alanı

Kâbe’ye ve Mescid-i Nebevi’ye ziyaretler durduruldu! 5 MART 2020

Suudi Arabistan, Corona virüs vak’alarının artması nedeniyle Kâbe’ye ziyaretleri durdurdu. Suudi yetkililer tedbir için dezenfekte işlemlerinin yapıldığını belirterek çalışmaların ardından Kabe’nin yeniden açılacağını belirtti.

18:40 - 5 Mart 2020 kapatma kararı

Kâbe’ye ve Mescid-i Nebevi’ye ziyaretler durduruldu!

Suudi Arabistan'da Corona virüs vak’a sayısı 5'e yükseldi. Yeni tip Corona virüsünün (Covid-19) artması nedeniyle Suudi yetkililer, durumun daha da kötüleşmemesi için hem yurt dışından hem de ülkede ikamet edenlerin umre ziyaretlerini geçici olarak durdurduğunu açıkladı.

Tedbir için Kâbe ve Mescid-i Nebevi ziyaretlere kapatıldı, dezenfekte çalışmaları başlatıldı. Virüsün yayılmaması için yapılan dezenfekte işlemlerinin ardından Kâbe'nin yeniden açılacağı kaydedildi

FOTO İHA (İHLAS HABER AJANSI)

“GÜVENLİK VE EMNİYET İÇİN BU KARAR ALINDI”

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Hac ve Umre Bakan Yardımcısı Abdel-Fattah Mashat, “Suudi Arabistan'daki hükümet Corona virüsünün yayılmasıyla misafirlerinin güvenliği ve emniyeti için bu yönde karar aldı” ifadesini kullandı.

“ÜLKELERİNE SAĞ SALİM DÖNMELERİNİ SAĞLAYACAĞIZ”

Mashat, “Umre ibadetini gerçekleştiren vatandaşların ülkelerine sağ salim dönmelerini sağlayacağız. En erken zamanda dönüşlerini kolaylaştırmak için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Suudi yetkililer Corona virüsünün ülkede ve dünyadaki etkilerinin ne kadar süreceği konusunda net bilgileri olmadığı için henüz hac ibadeti ile ilgili açıklamalarda bulunmanın erken olduğunu aktardı. (İHA)

NOT: iZ EFENDİ BABACIĞIM..Benim edindiğim bilgilerde ve de ihlas haber ajansının bu haberi verdiği tarih 5 mart 2020 dir..Bu internet üzerinde de vardır.Bazı haber ajansları bu haberi ilk defa 6 martta duyurmuş, bazıları ise, 7 martta duyurmuştur. İhlas haber ajansı ise 5 mart gününe ait kabe resimleriyle beraber haberi vermiştir. Dolayısıyle 5 marttır.

Miladi takvime göre tarih 05 03 2020 dir .Yani 3 üncü ayın beşidir .Bunu normal tarih verir gibi söylersek 5/3/2020 dir. Burada 53 vardır.

Diyanet Takvimine Göre:

Miladi 5 Mart 2020 Perşembe tarihinin hicri karşılığı

10 Receb 1441 dir.

Receb: Allahın azameti ve yüceliği demektir. Bunun hakkında çok şeyler yazılabilir.Yine Diyanet işleri başkanlığının camilerin kapatılmasıyla ilgili gönderdiği talimat metni 16 mart 2020 akşam namazından itibaren olduğu şekliyledir.(VATSAPTAN METNİ TELEFONUNUZA DA ATTIM)

16/3/ tarihi 16 mart....16+3 =19 çıkar ki covit 19 u da doğrulamaktadır. Çok manidar bir sayı manzumesi çıkıyor her iki halde( kabe ve camilerin kapanması halinde) 19 ve 53

19) korona yazısı HANGİ EVDE KALALIM

Al… Se… /15 Nis 2020 İzmir

S.A. Babacığım, Korona ile ilgili bir şeyler karaladım Gönderiyorum Sizin ve annemin ellerinizden hürmetle öpüyoruz

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm Al… bey oğlumuz Hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde hep birlikte iyisinizdir. Bizde gelemediğimiz için üzüldük ama sağlık olsun bunda da vardır bir hayır inşeallah herşey yoluna girer de tekrar gelir görüşürüz inşeallah.

Gönderdiğiniz dosyanızı indirdim okudum güzel olmuş yerine aktardım Ellerinize gönlünüze dilinize sağlık. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder inşeallah.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin. Size Asuman hanım kızımıza Ayten hanım kızımıza ve herkese selâmlar Nüket annenin de selâmları vardır, hoşça kalın "İz- efendi Babanız

HANGİ EVDE KALALIM

Zor günlerden geçtiğimiz şu günlerde, Corona virüs illeti nedeniyle birbirimize yaptığımız nasihatlerin ilk sırasına "Evde kalın, dışarı çıkmayın." yerleşti.

Buradaki, “ev” normal vakitlerde barınmak için kaldığımız ancak bazen rızık arama maksatlı zorunluluklarla bazen de -keyfe keder- diye tabir ettiğimiz birçok sebeple (Gezi/ziyaret/alışveriş/eğlenme vb) dışarı çıksak da yine ona döndüğümüz bir mekan.

Şekli, şemali, büyüklüğü, bulunduğu yer, kıymet derecesi vb. ne olursa olsun, herkesin evi kendine saray gelir ve onun için kıymetlidir. Bu sebepledir ki, herkes kendi evini (Beden mülkünü) beğenir, kendi düşüncesini kıymetli bulur. Çünkü insan, düşüncesinden ibarettir. İnsanın zahirini (dış görünüşünü) beğenmesi ile kendi bâtınını (iç âlemini/düşüncelerini) beğenmesi onun bireysel kimliğinin ayrılmaz parçasıdır. Ne zaman bunlardan birinde (zahir ya da batınında) bir noksanlık ya da olumsuzluk görse onu düzeltmeye, düzenlemeye gayret eder.

Bu günlerde yaşadığımız durumlar, evde kalmalar, kişiye evin hem içine hem dışına bakma fırsatı vermiştir. Kimi bu süre zarfında 3-5 bayram temizliği, bayram hazırlığı nisbetinde evinin dışını (Beden mülkünün konağını, yani evinin içini) gıcır gıcır yapıp, içe dönmeyi ve kontrolü aklına bile getirmezken kimi de kendiyle başbaşa kalınca farkındalık dediğimiz nefis tezkiyesine daha fazla zaman bulmuş ve değerlendirmeye çalışmıştır.

Bana göre evde kalmanın özeti budur.

Zahiren, nasıl herkesin evinin kendine güzel olduğunu söylüyorsak batınen de bu evleri, herkesin gönül dünyası ve iç âlemi olması açısından görürsek bu değer çok daha artar. Çünkü orası sadece bedenin değil, cemi esmanın zuhur yeri İNSAN’ın özüdür. Kıymeti ölçülemez, üzerinde bir değer tartışması yapılamaz.

Bu nedenledir ki, zaten temiz olan, ancak dünya şartları içerisinde tozlanan ve üzeri örtülen bu gönül aynasının tozunu almanın, cilalamanın tam zamanı diyen bir esma’ya saygı duymamak mümkün değildir. Adı korona. Üzerine yazılar yazıldı espriler yapıldı, şiirler söylendi.

Çok beğendiğim ve anlamlı bulduğum bir espri şöyleydi.

Adam evinde oturmuş, arkadaşıyla telefon ile görüşüyor. Arkadaşının”N’apıyorsun?” sorusuna, “Napiyim evdeyim, maç yok tv. de bişey yok oturduk hanımla sohbet ediyoruz” dedikten sonra bir tespitini dile getiriyor. “Biliyor musun bizim hanım bayağı da iyi biriymiş, diye ekliyor.

Şaka bir yana yıllardır birbirlerine birer yabancı gibi yaşayanlara, bakıp da yanındaki eşini, alt kattaki komşusunu, öbür mahalledeki dostunu göremeyenlere “Ben sana şah damarından yakınım” diyen rabbini dahi görmenin kapısını aralayan Korona, sana ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum Alkışlasam yanlış anlayanlar olacak.

Bu arada benim de ilk salgın günlerindeki gelişmeler karşısında kaleme aldığım bir şiirim oldu. Terzi babamların İzmir’e gelemeyeceklerini öğrenmiş iyice mahzunlaştığımız günlerin duygusallığı ile şöyle demiştim. Yanlış ise rabbimin mağfiretine sığınıyorum.

MAHZUN

Aydınlıkla evden çıkar, düşer idik yollara

Kimi gayret içinde, helal olsun onlara

Ya tembellik, Oyun oynaş, eğlence şimdi nerde

Sokak mahzun, cadde mahzun, ben mahzun

Rızkı aramak için uykudan uyanırdık

Çalışırken çoğumuz devlete dayanırdık

İmalat ve ticaret, eğitim şimdi nerde

Sınıf mahzun, okul mahzun, ben mahzun

Namazı kılar idik hem de cemaat ile

Yansımazdı yaşama, sahip olmazdık dile

Cuma, kandil, sohbet nasihat nerde

Cami mahzun, kâbe mahzun, ben mahzun

Ya sevdiklerimize gider, ya onları beklerdik

Allah için sevince, huzura huzur eklerdik

Anne, baba kardeşler, şimdi dostlar nerede

Anne mahzun, baba mahzun, ben mahzun

Sözler verilmiş idi, alınmıştı biletler

Akıl devrede iken tez görülür illetler

Akşam çayı, güzel sohbetler nerde

Evler mahzun, Ülke mahzun, ben mahzun 19 / 03 / 2020 16.00

Mahzun olmalı mıyız, diye düşünelim biraz. Öteden beri, mecbur olmadıkça evinden çıkmayan ve evini düzenleme gayretinde olanlar seyr-i süluk ile zahir/batın birlikteliğini yaşayabilenler sanırım mahzun olmayacaklardır. Çünkü emir böyledir. O gün hirada, Allah resulüne ve arkadaşı Ebû Bekir

Sıddık’ a, bugün de evimizde bizlere “La Tahzen”

Evet mahzun olmadan zahiren gereksiz yere zaman kaybedecek fiiler dünyasında gereksiz dolaşmadığı gibi batınen de veled-i kalbi besleyip büyütmekle meşgul olanlar için, evin (iç alemin) dışına çıkmadan, bir zaman evde kalmak zor bir şey değildir.

Hal böyle olunca Corona adıyla kendine bir konaklama yeri aradığını dünyaya duyuran ism-i celal karşısında, “tedbiri aldım, tevekküle daldım”, rahatlığını yaşayabilenlerin, evde kalmaları zorlukdan öte bir nimet olacaktır. Onlar, zahiren beton odalar içinde olsalar da, kendi iç âlemlerinde seyahat edecek, urûcun zevkine varacaklardır.

Şair’n dediği “Yüksel ki, bunun da fevki vardır, İnsanlığın ayrı zevki vardır.” ın hakikatini yaşayacaklardır.

Oysa ev düzeninde zahir-batın dengesini kuramayanlara “Evde kal” denildiğinde, bunu bir zorluk hatta işkence gibi algılayacaklardır.

Cenab-ı Hak evde kalmayı da bizlere idrak vesilesi yapsın, diye dua ederek devam edelim.

İbretle olup biteni seyretmekteyiz. En sevdiklerimize bile, -iyi niyetle birbirimizi korumak maksatlı- mesafeli dururken müşahede ettiğimiz bazı durumlar, kültürümüzdeki HAYIR-ŞER ilişkisini yeniden hatırlamamıza sebep oldu. Âhirimiz halimizden iyi olur inşaallah diyelim.

Evler insanın özelidir, izinsiz girilemez. Cenab-ı Hakkın bu konudaki öğüdünü hatırlayalım.

Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten ğayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ. Zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn. (24-27)

Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.

Bu öğüt şimdi evlat/ana baba/akraba/komşu herkese uygulanırken, alışkanlıklarımız belki biraz rahatsız ediyor bizi, ancak evinde kalırken iç ve dış düzenleme, temizlik aslında bir rahmet hepimize. Testi içindeki neyse onu sızdırır, derler. İçinde ne var bakalım önce. Kokmuş kokuşmuş şeyleri dökelim. Dolduralım hak ve hakikat şerbetini, buz gibi içeriz inşallah. Zamanı geldiğinde de ikram ederiz susayıp, tâlip olanlara.

Ekonomi dilinde “Krizi fırsata çevirmek” denir. Aynı şeyi biz de yapalım. Okuyalım, yazalım, üretelim. Ulu’l emre itaat edelim. Göreceğiz ki bu celal de değişecek (Virüsün mutasyona uğraması gibi) ve “CEMAL” ism-i şerifiyle zuhura çıkacak.

*Virüsün ilk doğduğu Çin'den bir haber var, virüsün ardından çocuk ölümlerinin oldukça azaldığı ifade ediliyor.

*Özellikle büyük şehirlerimizde cadde ve sokakların boşalması, bomboş olsa bile toplu taşımalara kimsenin binmeyişi ile önceki günlerdeki itiş-kakış, indim inemedim, bindim binemedim gibi basit sebeplerle şoföre, destekçisi yolcuya saldırmaların bittiğini söylemeye gerek yok sanırım.

*Kardeşin kardeşi düşünmediği günlerden, "Kardeşim nasılsın, aman kendine dikkat et, bi ihtiyacın var mı?" noktasına gelmek ne de kolaymış meğer.

*Komşum kimdir, karşısındaki kapının ardında kim var, ne yer ne içer' i aklına bile getirmeyen insanların, şimdi birbirlerine markete gidiyorum bir ihtiyacınız var mı? diye sormaları ne kadar güzel.

*Her ne kadar maskeyi, kolonyayı, unu ve vb. ihtiyaçlarımızı alırken geçmişteki "Ben" düşüncesiyle alsak ve depolasak da, satarken krizi fırsata döndürmek uyanıklığı ile üçe beşe katlasak da şimdi işler değişiyor sanki. Can derdi ön plana geçtiğinde yavaş yavaş kendimize mi geleceğiz yoksa! diye umutlanıyor insan.

*Yoksa bu virüs bize, hoş görmeyi, kul hakkı yememeyi, özür dilemeyi, başkalarını da düşünmeyi ve AFFEDEBİLMEYİ de öğretecek mi ne dersiniz?

Çok zorlu bir süreçten geçtiğimiz şu günleri en az tahribatla geride bırakacağımıza inanıyorum.

Bu zahmetlere dürülü, hangi rahmetlerle karşılaşacağımızı bekleyip göreceğiz.

Tedbire evet ümitsizliğe hayır. La teknatu… diyorsa rabbimiz, kesmeyelim ümidimizi.

Mevlana der ki; “Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,

sen dağları seyret.

Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset.

Işıklar sönmüşse ve karanlıksa; ona da aldırma, ay

ışığını seyret.

Sabret…Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve

sonsuz olsun.

Sabret ki her şey gönlünce olsun…”

Al…

12 Nisan 2020

20) Celâl-celil A’dan H’ye: AH adında bir yazı !

Al… Sa /15 Nis 2020 İstanbul

Hayırlı Günler İz-Terzi Babam,

Nasılsınız? İnşaallah iyisinizdir. İşlerim arasında bir yazı yazabildim. Doğrudan olmasa da bu korana konusu ile ilgili oldu. Size gönderiyorum.

Selam ve dua ile

Hürmetlerimle

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Al… Sa… oğlum Yazını aldım indirdim okudum (176-Korono virüs) kitabına aktardım bütün yazılar geldikten sonra son düzenlemelerini yapıp yazı yazanlara göndereceğim inşeallah. Böylece herkes birbirinin yazısından istifade etmiş olacak ve bu hadiseden arkada hepimizden ibretlik görüşler kalmış olacaktır.

Ellerine gönlüne sağlık güzel olmuş Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder inşeallah.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal "İzTerzi Baban

A’dan H’ye: AH adında bir yazı !

A- Cenab-ı Hakk’ın zatı Allah ismine nispet edilen isimlerin en yücesi Celal’dir ve zaten yücelik manasının ta kendisidir. Celal’in geldiği kök kelime Arapça’da « Cella » : « Cella » ulu , yüce ve şanlı manalarına gelir. Arap lisanında Cella kelimesinden manasını alan vücuttaki Celal, belirsiz, saklı manasından yani batıni manasından zahire çıktığında Celil ismini alır. Demek ki Celil, batındaki Celal’in zahirdeki ismidir. Eğer Celal sadece batında kalsaydı hiç bir zaman zahire çıkmasaydı onu tanımak mümkün olmayacaktı ve kendisi tanınmadan, bilinmeden, yüceliğini ve şanını gösteremeden mutlak yoklukta kalacaktı.

B- Varlığa çıkamadan mutlak yoklukta kalmak ise Cenab-ı Hakk için söz konusu olmamıştır ve olamaz; çünkü o zatı gereği şanını yüceltmeye ve mükemmelliğe yönelmiştir. Zatı gereği mükemmelliğe yöneldiği için zuhur etmiş ve bütün varlığın yani isimlerin var olmasını murad etmiştir. O halde Celal bütün isimler üzerinde bir otoriteye sahiptir ve bu nedenle Allah’ın zatına nispet eden diğer, ilim, hayat ve kudret isimleri gibi isimlerde zaten mevcuttur. Öyle ise vücut yani varlığın meydana gelişinde mutlak tesiri vardır.

C- Celal ile Celil arasında bir tek harf üzerinde bir açılım olduğunu görürüz: Celal ismindeki -cim, lamelif, lam- ; Celil olduğunda -cim, lam, ye, lam-olarak dönüşür. Aradaki fark tek harfin yani lamelif’teki « elif »in « ye » harfine dönüşmesi ile olur. Ye harfi elif’in yere uzanması yani yeryüzünde yayılması ve altında iki nokta alması ile kulluğa bakması demektir. Başka ifade ile, Celal’deki Ûluhiyet’in elif’i, Celil isminde kulluk « ye » harfine dönüşür ve Arapça okunuşta sadece « i » harfi ile ifade edilir. Yazarken yere uzanmış elif’in altta çift nokta, okunuşta ise kesiksiz bir « i » ile tek nefeste : Yere uzanmış iki noktanın birisi hüvüyeti mutlakanın zuhur noktası, diğeri hüvüyeti hakikinin yani insan-ı Kamil’in kulluk noktasıdır.

D- Ebced ile ise Celal 64 iken, Celil 73’tür. İlk basamakta bir yukarı çıkar, ikinci basamakta bir aşağı iner. Her iki sayı kendi aralarında cem edilidiğinde (6+4 =10 ve 7+3=10) eder ki fena-fillah makamı ile bağlantılıdır ; aynı zamanda risalette Muhammedi-İseviyet yani Ruh-ul Kuds mertbesine işaret eder. Hem de Ûluhiyet’in Ahadiyet mertebelerine işaret eder.

E- Bu isimle ilgili Futuhat-ı Mekkiye uzun bir şiir ile başlar Celal Mertebesini anlatırken. Batında Celal zahirde Celil birbirleri ile aynıdır ama bir fark vardır : « el-Celil yüce celalin sahibi ; yaygın ve büyük cömertliğin ve keremin sahibi ; kulu celaliyle ahlaklanırsa ; bütün yönler ona döner ve onda yücelir ; o yarışta cemali geçer gider ; en yüce makam ve öncelik el-Celil’in. » Şeyh-ül Ekber şiirinin bu ilk altı dizesinde kulluk makamında Celal’in nasıl el-Celil olarak zuhura geldiğini açık ifade eder. Celil « el » Harf-i Tarif’ini alarak artık özel bir kişiye, özel bir makama işaret eder. el-Celil o zaman kulunda Abdulcelil ismini alır. Yarışta cemali geçmiş ve en yüce makama oturmuş. Nedir onun özelliği, niteliği veya sıfatı ? O yaygın ve büyük cömertliğin ve keremin sahibidir. Onu bu sıfatlarından tanırız. Karşılıksız veren, kerim ve cömerttir ve yayılmıştır her yere. Hükmü vardır her yerde, demek ki o Kutup’tur. Kutup yokluktur ve bir merkezdir ve bütün varlıklar yani esmalar ona ihtiyaç duyar ve etrafında döner. « Bütün yönler ona döner ve onda yücelir ». Peki onun faaliyette bulunmasının şartı nedir ? « Kulu celaliyle ahlaklanırsa » şart tahakkuk eder. Kul celaliyle ahlaklanırsa el-CElil olur yani Abdulcelil olarak artık en yüce cömertlik makamında bulunur. Celaliyle ahlaklanmak ise yolun sonunda seyrin sonunda geriye hiç bir beşeriyet bırakmaz. Yakar, kül eder !

F- Bir çok sır söyledikten sonra Şeyh-ül Ekber’in şiiri şöyle devam eder : « Bir köşk bina ettiğinde halifesin sen ; uzak dur, yapı yıkılmaya yüz tutmuş ; yapı O’nun emriyle var olduğunda ; yıkılmaz ve çökmez öyle bir yapı ». Şiirin bu dizelerinde hemen uyarı gelir : « Uzak dur, yapı yıkılmaya yüz tutmuş » diyor. Neden, kimden uzak duralım ? El-celil olan Abdülcelil’in uzak durması gereken kendi yapısıdır, kendi köşküdür yine. Öyle değil mi ? Köşk yani dergâh bina ettiğinde halife olan « Abdulcelil » yıkılmaya yüz tutmuş kendi köşkünden uzak dursun ki kendisine ait olmadığını bilsin. Kendisine ait hiç bir şey olmadığını bilmelidir. Celal eğer o kadar bela ve felaket yolladıysa bunu varlığın mutlak sahip olduğunu bildirmek için yapmıştır. Yukarıdaki dizeler ve bütün tasavvufi sözler, bilgiler, sırlar bir mekr ile yani bir tuzakla kuruludur.

G- Ey derviş hiç bir zaman sahiplik ve yücelik iddiasına girme der bu dizeler ! Halifelik ve köşk senin değil ! Bunu unutursan tuzağa düşersin ve gazap gelir unutma ! Celal elCelil olarak zuhur eder. Yıkılmaz ve çökmez tek bir yapı olabilir : O’nun yapısıdır bu ve bizim bütün yapılarımız çökmeye yüz tutmuştur. Ha bugün ha yarın çökecektir. Çökmesi çok yakındır. Eli kulağındadır. Biliyoruz bunu ! Anlıyoruz bunu ! Biliyoruz ve anlıyoruz ama bilmiyoruz ve anlamıyoruz yine de. İşte buna « hayret » adını verdiler sufiler.

H- Bu şiir başka bir şiir ile devam eder ama o şiire gelmeden bir cümleyi yazalım ki yukarıdaki tuzak açık olsun. Hani bu tuzağı görebilene, anlayabilene aşk olsun. Bütün varlık O’na aşık olsun : bu sözler duamız olsun bizim. « Azamet sahibi her şey celal sahibi olduğu kadar değersiz ve hor olan her şey de celal sahibidir. » İşte değersiz ve hor olan her şey de celal sahibi der ve kulluğun sınırını çizer. Kim akıllı ise ve idrak sahibi ise artık hiç bir zaman yücelik makamına göz dikemez. Değil mi ? Değersiz ve hor olmayı kabul eder. Hiç bir şeyin yok senin demişti bir kez « Jale »! Hayret ! Her zaman makam, mertebe ve yücelikler peşinde koşuyorsun, kendini kandırıyorsun diyor bu dizeler. Ama baştaki sözler « azamet » ten bahsederken susmalıyız ve kim konuşuyorsa onu silmeliyiz. Ne demek bu ? Azamet sahibi bir tek Celal sahibi Allah’dır ve kim bu makama göz dikerse hor ve değersiz olacağını bilsin. Bizim gibi hani. Bizim neyimiz kaldı ki ? Adımız, sanımız, köşkümüz, makamımız mı var ? Hayır yok ve hiç bir zaman olmayacak. Bu yollarda daha henüz emekleyen bir bebek iken makamları ve mertebeleri çok isterdik. Şimdi idrak ettirildik ki sadece değersiz ve hor biriyiz.

İ- Sen de bil ey okur ! Aşka düşersen bilirsin, hem de bilirsen aşka düşersin; ne kadar fakir olduğumuzu ve hor olduğumuzu bilsen bu yazıyı şimdi okurken fırlatıp atar ve bir toz kadar değer vermezdin. Ama yine de aşık olan aşığın halinden anlar derler. Yüzünü kara yap, öyle oku o halde bu sefer. Hem bu dünyada hem de ahirette yüzün kara olsun ! Anladın mı güzel dostum? Aşka bu kara(n)lıkta düşülür diyor başka bir yerde Şeyh-ül Ekber. Bir gün Beyazıd’e sormuşlar hani : Allah seni niye bu kadar sevdi ? O’nda olmayan bir şeyi üzerime giydim de, o yüzden beni sevdi demiş. Bu horluk ve acizlik ve değersizlik elbisesidir. Doğru ya ! Allah’ta hiç biri yok bunların ama Beyazid’te olunca Allah onu sevebilir. Sevgi başkasını sevmektir ; kendin olmadığı için başkasını sevmektir. Kendini zaten seversin. Erenler buna aşk demezler.

J- Demek ki bu isim zıtlardandır. Ebu Said elHarraz’a « Allah’ı neyle bildin diye sorulduğunda « iki zıttı birleştirmesi özelliğiyle bildim » demiş, sonra şu ayeti okumuştur : « O evveldir, ahirdir, zahirdir ve batındır ». Demek ki Celal-Celil ismi zıt isimleri birleştirir. Marifet mertebesi demektir bu. Kim zıtları birleştirmeyi idrak ederse marifete ulaşmış demektir. Ama zıtlıkta kalarak idrak eder : Ulaşmadan ulaşarak ; bilmeden bilerek idrak eder. Marifet demek ki aklı cüz-ün ötesindedir. Akl-ı cüz her zaman ya o ya bu der ; ya siyah ya beyaz der. Hem siyahı hem beyazı aynı andan anlaması mümkün değildir ; belki karıştırarak gri olarak anlama yoluna gider ama anlamadığını gösterir bu çünkü siyahı ve beyazı yok etmiştir. Demek ki Celal mertebesinde Abdulcelil olan halifeyi kimseyi tanıyamaz. Zıt isimlerde göründüğü için tanınamaz ; belli bir kimliği yoktur. Yeri ve nişanı olmaz. Adı ve sanı olmaz. Mevkisi ve yurdu olmaz. O’nun görünmezliği Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmasından ileri gelir. Allah görünmez ama bilinir ; o bilinmez ama görünür.

K- Yunus’un şu sözleri Celal mertebesinden dile geliyor ve biz de onu burada derin bir ah ile selamlayarak yazıyoruz : « Ben bende buldum çün Hakk’ı şekk ü güman nemdür benüm ; ol dost yüzin görmez isem bu gözlerim nemdür benüm » Eğer o dost yüzünü görmüyorsa gözün, ne işe yarar o gözler ey Aşık. Çıkart at gitsin onu diyor hani İsa (a.s) : işte Yunus’un bu sözündeki aynı manayı o mübarek ağzından söylüyor. O’nun nefesi bizi bulsun, o büyük dosta selam olsun. Her nerdeyse, orası mübarek kılınmıştır diyor Cenab-ı Hakk. Gelmelidir ve mutlaka gelecektir : Ah. Huv’el Baki ve Huv’el Vedud v’el Ahir.

El-fakir ve hakir A.sa

21) korona virus Tefekkürleri

Ha… Er… /16 Nis 2020 İstanbul

Selamun aleyküm Efendi Babam,

Sıhhat ve afiyetleriniz için duacıyız.

Korona Virus ile ilgili tefekkürlerimizi içeren dosyayı ekte gönderiyoruz.

Sizin ve Nüket annemin hürmetle ellerinizden öperiz.

Muhabbetlerimizle.

Saygılarımızla.

Ha… Er… evlatlarınız

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Aleyküm selâm Ha… kızım hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir.

Gönderdiğiniz yazınızı indirdim okudum yerine aktardım güzel olmuş ellerinize gönlünüze sağlık, Cenâb-ı Hakk daha nice tefekkürler nasib eylesin inşeallah. Vakit bulunca video yu da seyredeğim inşeallah.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin. Sana Erol oğlumuza selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kalın.

"İz--T-B

Korona Virüs Tefekkürleri Hatice Erol

Dünyanın yaşadığı bu büyük küresel salgından herkesin kendine çıkaracağı olumlu olumsuz dersler olmalı.

Nemrut’un ateşte ( ateş kişiye göre değişir) nasıl serin kaldıysa, ateşten gömleğinin içinde, bizde bu korona ateşinin içinde sizin söylediğiniz Kuran o varis 19 hakikati ile serin kalıyoruz. Ateşin içinden, serinliğin, huzurun çıkması. Zül celal vel ikram.

Sizin söylediğiniz gibi tüm dünyaya sözle dahi olsa virüs bulaştı.

Önce Kabe-i Şerif sonra insanlar sonra dünya kendine, özüne dönüp yalnız kalıp vahidliği yaşıyor.

Allah tüm dünyaya, hem normal hem gusül abdesti aldırıyor ve öğretiyor.

İslamın şartları gayri müslimler tarafından da bilinmeden tatbik ettiriliyor. Tek din islam, tüm dünya islam ve dünya yavaş yavaş bu yaşantıya doğru ilerliyor. İstedikleri kadar hesap kitap yapsınlar, Allah’ında bir hesabı var.

Nefsi emmarenin bu kadar azdığı bir zamanda doğanın, hayvanların, bitkilerin, cemadatın nefes alması kendine gelmesi, insanların da kendine çeki düzen vermesi, şapkasını önüne alıp düşünmesi gerekir.

Doğaya yapılan müdehalelere doğa cevap verebilir. Dünya kendini tazeliyor, insanların kendine verdiği zararları gideriyor. Aynı zamanda da İnsanlara daha yaşanılır hale getirerek, evde kalınmasına rağmen iyilik yapıyor. Dünya kendini yeniliyor. Hayat buluyor. Maddi manevi olarak tazeleniyor. Hem ceza hem iyilik. Ozon tabaksı küçülmeye başlamış ve kendini yeniliyor, tüm dünyada havanın temizlendiği tespit edilmiş.

Herkes evinde hücresinde. En zengini en fakiri, işçisi ceo su, yaşlısı genci, siyahı beyazı herkes evde. Çeşit çeşit alınan giysiler, takılar, alınan tüm eşyalar, kazanılan paralar, yatlar, katlar sana bir ayrıcalık getiriyor mu? Sana faydası var mı? Ölürken yanında götürüyor musun? Hep bu dünyaya mı yatırım yaptın? Ahiretin için ne yaptın? Diğer insanlardan ne üstünlüğün veya ne ayrıcalığın var? Hepimiz aynıyız. İnsanız. İnsanlığımızı bilelim, öğrenelim. Allah herkesi aynı seviyeye getirdi. Silkinip ne yapıyorum deyip kendimize gelmemiz lazım. Çok nefsi emmarede kaldık. Öyle yaşadık.

Süper güç olan ülkelerin, mazlumların ahını alırsan, ülkelerine girip ellerinden almaya kalkışırsan, alırsan hani annesi babası bütün ailesi ölmüş bir çocuğun “ Allah’a her şeyi anlatacağım, ölmeden önce sizi Allah’a şikayet edeceğim.” Demişti. Şikayet etti ve acısı ağır oldu. Savaşın ortasında 3 gün yemek yiyemeyen çocuk utanarak ailesi için yemek istemişti. Yanında yemek olmadığını söyleyen röportaj yapan kişiye “ne zaman bu savaş bitecek “ diye sordu. Afrika da Ruanda, Türkistan da çocukların yemekleri yemek için nasıl yarıştıklarını hatırlıyor muyuz? Nereye doğru gidiyorduk, düşünmek lazım.

Farklı bir şekilde kendilerine dönüp de, halklarına da felaketler gelebiliyormuş.

Bu süper güç devletler bu yaşanan korana virüsü kendileri istedi. Halkları da umurlarında değildi. Kayıpları göze aldılar. Zayıf halka olarak gördükleri yaşlılar ve hastaları istemiyorlardı.

Sağlıklı üstün ırk, dünyayı tek ulus, tek hükümet, dijital ortamda kontrol edilebilir nesil olmasını istiyorlar. Hesap edemedikleri Allah’ın dilemesi. Hitler üstün ırk yaratmak istemişlerdi. Şimdi Yahudiler üstün ırk istiyorlar. ABD de böyle bir çalışma var. Bekleyip ömrümüz yettiğince göreceğiz.

İtalya başkanı işimiz gökyüzüne kaldı, çaresiziz deyince oradaki Müslümanlar sokaklara inip Allah’a yakarmaya başladılar. Ezan okunup namaz kıldılar. Hıristiyanlarda onlarla birlikte namaza katıldılar.

Diye bir yazı ve bir video geldi. Bunun üzerine Er… ile neden İtalya, neden ezan ve namaz diye, neden burada salgının bu kadar çok olması üzerine birlikte konuştuk.

Bilindiği üzere İtalya da Roma da Vatikan var. Vatikanda katolik hristiyan aleminin merkezi, bağımsız devlet. Her şey oradan yürütülüyor. Maddi olarak çok zengin ülke. Vatikanın meşhur gizemli kütüphanesi var. Kütüphane de ise Hz İsa dan sonra en son peygamberimizin geleceği müjdesini haber veren kaynak saklanmakta. Müslümanlık ile belgeler saklı. Bunun açığa çıkması hristiyan alemi tarafından deprem etkisi yaratır ve hükümranlığını bitirir. Bu topraklar da ezan okunması ve onların halkınında namaza eşlik etmesi çok ama çok anlamlı. Yaptıklarının, sakladıkları yerde bu kadar çok şiddetli cereyan etmesi, bumerang etkisi gibi kendilerine dönmesi şeklinde de yorumlanabilir.

Er…, geçmiş tarihte sömürgeci ülkeler Portekiz, İspanya, İtalya, Fransa, İngiltere şu anki ABD korona virüsün çok yaygın ülkeler olması dikkat çekici dedi. Önce Çin Wuhan, sonra İran Kam-Gum şehri, İtalya Veneto bölgesi, Fransa, Portekiz, İspanya, ABD, İngiltere en çok görülen yerler. İlk çıkan yerlerden,

Çin Wuhan virüs kuşağı

İran Kam-Gum şehri İran’ın din merkezi Şiilerin

İtalya Hristiyanlık aleminin merkezi Katoliklerin

Olması bu virusun, korona virus labratuar ortamında mı, yoksa doğanın cevabı mı yoksa hakikatında allahın istemesi ve cevabı mı?

Şekli itibari ile savaş topuzu, anlamı ise güneşin taç

küresi.

Bir diğer benzetme sırat köpründen geçerken aşağıdan atılan kancalar gibi.

Allah, bizim, insanlığın, dünyanın, ahiretimize, saadetimize hayr olması dileğiyle muhabbetlerimizle.

Saygılar

Ha…. Er…

Evlatlarınız

22) Bir bilgi notu, dua metni

Şe… Kı.. /18 Nisan 2020 Tekirdağ

Hayırlı günler İZ-Efendi Babacığım

Bir bilgi notunu iletmek istedim. Camiler Kapatıldıktan sonra yine Diyanetten gelen bir genelgeyle, 23-3 2020 tarihinde her yatsı ezanı sonrası minarelerden tüm

Türkiyedeki camilerden aynı anda şu dua metninin okunması istendi. Belki bu da işinize yarar düşüncesiyle size gönderiyorum. Hürmet ve muhabbetle ellerinizden öperim.

(Ç.H.U.)

DUA

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM..

Ey bu okuduğumuz ezanların sahibi Yüce Rabbimiz.

Sana sığındık. Kapına geldik. Ellerimizi semaya, dillerimizi duaya, gönüllerimizi şefkat ve merhametine açtık.

Peygamberlerin, mazlumların, muhtaçların dualarına icabet ettiğin gibi şu anda yaptığımız dualarımızı kabul eyle

Allah'ım! Bizleri umduklarımıza nâil, korktuklarımızdan emin eyle Allah'ım!

Bütün dünyayı kuşatan salgın hastalık karşısında bizlere inâyetini lütfeyle Allah'ım.

Gazabından rızana, azabından affına sığınıyoruz. Bizleri muhafaza eyle Allah'ım!

Şu anda huzurunda ellerini açarak âmin diyen kardeşlerimizi, iki cihanda aziz eyle Allah'ım!

Her daim mağdurların, mazlumların, gariplerin yanında yer almış; çaresizlere kucak açmış necip milletimizden rahmetini esirgeme Allah'ım!

İlâhi Ya Rabbi!

Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza kolaylıklar nasib eyle Allah'ım!

Ya Rabbi! Devletimizi, milletimizi, İslam beldelerini ve bütün insanlığı her türlü afetlerden, musibetlerden, kötülüklerden, salgın hastalıklardan muhafaza eyle Allah'ım!

İlâhi Ya Rabbi!

Zor günlerden geçiyoruz. Birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi daim eyle Allah'ım!

Ya Rab!

Bu zor zamanlarda, büyük bir özveri ile gece gündüz demeden çalışan başta sağlık görevlilerimiz olmak üzere tüm çalışanlarımıza yardım eyle Allah'ım! Bizlere taşıyamayacağımız ağır yükler yükleme Allah'ım!

Ya Rabbi! Dünya imtihanımızı kolaylaştır, musibetler karşısında bilincimizi ve direncimizi artır, bizlere sabır ve metanet ver Allah'ım!

İlâhi Ya Rabbi!

Dünyada ve ahirette, mahşer gününde mahcup ve mahzun olmaktan cümlemizi muhafaza eyle Allah'ım!

AMİN! 

23) Korona virüs ile ilgili

Ab…. Te… /23 Nisan 2020 Bursa

Aziz ve Muhterem Efendi Babacığım, daha evvel işaret ettiğiniz üzere bir Korona virüs yazısı oluşturdum. Yazının baş tarafında sizinle bu konu hakkında Sa… Hanımların yaptıkları telefon konuşmasının dökümü var. Sonrasında acizane tarafımdan yapılan ufak bir ilave bulunmaktadır.

Sizlere bu haliyle gönderiyorum. Yeni yazılar gelirse sizlerin tensib buyurduğu şekliyle tekrar ekleme ve düzenlemeler yapılabilir. Tekrar huzurunuzda bir arada toplanma ve sohbetlerinizden istifade etme duası üzereyiz. Buradaki kardeşlerimizin çokça hürmet ve selamları vardır.

Kemâl-i hürmetle ellerinizden öper, zât-ı âlîniz başta olmak üzere cümle ailenizin Ramazan-ı Şerîf ayını tebrik ederim.

Her dem sıhhat ve âfiyet üzere olmaklığınız niyazıyla..

Mu

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Hayırlı ramazanlar Ab…. Mu… oğlum hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde ailece iyisinizdir. Cenâb-ı Hakk iyilikten ayırmasın.

Bende size, konuyu biraz daha genişletip siteye yazı yazıldığını konu hakkında yazı göndermek isteyenler olursa Terzi Baba ya göndermelerini bildirmiştim. Bunu size bildirecektim, siz de olan yazıyı da göndermenizi isteyecektim, göndermeniz iyi olmuş Yeni bir dosya hazırladım diğer yazılarda gelmeye başladı sizin gönderdiğiniz yazıları da buraya aktardım, bunlarla birlikte epey bir sayfa sayısına ulaşacak inşeallah küçük bir yazı risalesi olmasını düşünürken bir hayli yazılar gelmeye başladı, yazıların gelişleri bitince düzenleyip yeni bir kitab oluşmuş olacak inşeallah. Hakktan hayırlısı diğer taraftan zuhurat dosyaları üzerinde çalışıyorum evde vakit böyle geçiyor hamdolsun.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin herkese selâmlar hoşça kalın "İz--T-B

Korona virüs telefon konuşmasının dökümü

Terzi Baba nisan 2020

Nasıl geçmişte Nuh (a.s.) ile İbrahim (a.s.) arasında Beytü’l Atik (Beytullah) yani sonradan Kâbe ismini alan yer yoktu. Orasını Nuh tufanın da sellerle gelen miller kapatmıştı, yeri bilinmiyordu. Dünya o zaman aralığında beytsizdi. Demek ki bizim de bireysel hayatımızda beytsiz, yani kâbesiz vakitler olabiliyor. İşte o da bu sürelerden bir tanesi. Ayrıca meseleye biraz daha ibretle bakılırsa Korona’nın açılımı “Kur’an-a Varis 19”dur.

19 sayısı, Meryem sûresinin fihristteki numarasıdır. Şu anda 2020’deyiz. 20+20 = 40 yapıyor. Bu iki 20’nin toplamı Meryem sûresi 40. âyetine delâlet ediyor. Bu âyet şöyledir:

“İnnâ nahnu nerisül arza ve men aleyhâ ve ileynâ yürceûn.”

“Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.” (Meryem, 19/40)

Bu ayette virüsün vârisinden bahsediliyor. İlmi olarak Korona virüsünün cansız olduğu, sonra insan vücudunda canlandığı tespit edilmiştir. Bu durum tam olarak tasavvufu ve Allah’ın gücünü-kudretini tasdik ediyor. Bu ne demek, o latif varlık melekût âleminden geliyor, projesi yani âyân-ı sabitesi orada. Ama şu şekilde, ama bu şekilde ortaya çıkıyor. Ortaya çıkması mesele değil de kaynağının neresi olduğu mühimdir. Kaynağı orada melekût âleminde olduğu için orada proje ve cansız halde idi. O proje ne zamanki anasır-ı erbaa’ya ulaşıyor, yani bir mekân daha geçmiş oluyor, batından zahir mekâna çıkıyor. Zahir mekânda da toprak, su, ateş, hava unsurları ile karşılaştığında orada hayat buluyor faaliyete geçiyor. Yani dört unsur, bu âlemin hayatına uygun şekilde ona hayat veriyor, o da hayat buluyor.

Şimdi bir düşünelim, bahçeye bir gül ekeceksiniz, pazara çıkmışsınız çok değişik bir gülfidanı yetiştirmek istiyorsunuz, o gülfidanını birisi size söylemiş yahut bir yerde görmüşsünüz. Sizin aklınızda o gülfidanının bir projesi var. Ekeceğim, dikeceğim yapacağım diyorsunuz ancak o daha henüz proje şeklinde ölü, hayata geçmiş değil. Hayata geçmeye hazırlanıyor. Ne zamanki bağ bahçeye gidiyorsunuz, pazara ya da arkadaşınızın bahçesine, bu gülü veya tohumunu veriyor, bir yere ekiyorsunuz, anasıra yani dört unsura ulaştığı zaman hayat buluyor. Yoksa proje olarak ölü, hayat olarak diri. Bu âlemde yaşayabiliyor, yaşadığı yer, evi, mahallesi de insan bedeni.

“Hastalık hasta ettiği yerde şifâ bulur.” Virüs canlanıyor, hayat buluyor ama hasta ettiği yeri de ölüme sürüklüyor. Tabii takdir-i ilâhîde orada ölmek varsa, sürüyor sürüyor oraya gönderiyor ama yoksa da virüs kendi ölüp gidiyor, hasta iyileşiyor. Ama genelde o hasta ettiği yerde sağlık bulmuş oluyor.

Virüsün kaynağının Çin olduğu, sebebinin de yasaklanan hayvanların yenmesi olduğu belirtilmektedir. Hâlbuki bakıldığı zaman Çinlilerin uzun yıllardır bu hayvanları yediği ortada, virüsün çıktığı vakit neden bu vakittir diye sorulacak olursa şöyle cevap verilebilir: Demek ki proje halinde olup henüz hayat bulmuş değildi, ya da yeteri kadar hayat bulamamıştı veya sınırlandırılmıştı, şimdi kapılar açılınca dışarıya yayıldı. Tabii bu takdir-i ilâhîdir.

Bektâşî dergâhlarında “Hayrihî ve şerrihî minallahi Teâlâ” ayetinin (Bakara, 2/255) “Hayrihî ve şerrihî” olan kısmı “Hayrihî ve hayrihî” şeklinde yazarmış. Şerrihî kısmını yazmazlarmış. Sebebi ise Allah’ın şerri yoktur; ancak intikam alma manasında olan “Müntakîm” ismi vardır, onu da adaletini gerçekleştirmek için kullanır. Şer ve hayır diye ef’al âleminde biz ayırıyoruz. Bunların hepsi görecelidir. Ayette de “Size baştan şer gibi gözüken şeylerde hayır, hayır gibi gözüken şeylerde şer ortaya çıkar.” (Bakara, 2/216) buyurulmaktadır.

Rahmetim gazabımdadır, diğer taraftan da rahmetim gazabımı örtmüştür diyor. Cenâb-ı Hak “Gafuru’r-rahîm”dir, örtücü ve merhametlidir. Bu yaşadıklarımız hep ibret levhasıdır. Tevhid ehli için değişen bir şey olmaz, o zaten gönlünde Rabbiyle beraber halvettedir. O sebeple onlar için sıkıntı yoktur, hatta bu süreci en rahat geçirenler tevhid ehli olanlardır

24) Korona 19 virüsü bize ne söyler?

Ab…. Te… /23 Nisan 2020 Bursa

Bilindiği üzere bizim kendimize mahsus bireysel seyrimiz olduğu gibi, tüm âlemlerin ve içinde yaşadığımız dünyanın da bir seyri vardır. Bir şeyin kemali o şeyin zevaliyle gerçekleşir. Bizim kemalimiz fena fillah ve bekâ billah ile âlemin zevâli ise “Küllü şeyin hâlikün illâ vecheh: O’nun zatından başka her şey yok olacaktır” (Kasas, 28/88) hakikati iledir.

Her şey kendi seyrince Vücûd-ı Mutlak’a doğru yol almaktadır. Bu süreçte zaman zaman cemâlî bazen de celâlî tecelliler öne çıkar. Ancak biliriz ki her cemal içre bir celal, her celal içre bir cemal vardır. Cenâb-ı Hak bizleri ölüm, hayat; açlık, yokluk, hastalık, mallarımızın ve canlarımızın eksilmesiyle imtihan edeceğini bildirmektedir. Bu imtihandan kaçmak mümkün olmadığına göre bize düşen sınavı nasıl kazanırız sorusudur?

İnsanların pek çoğu imtihandan nasıl kaçabilirime odaklanmış ve buna göre bir hayat yaşamaya çalışmakta yahut olan biteni bir imtihan olarak görmeme eğilimindedirler. Hakk’a doğru yol yürüyen sâlikler olarak bizler ise, cemali de celali de kendi seyrimiz açsından nasıl azık haline getiririz, bir adım daha kurbiyyet kesbedebilir miyiz, ölmeden önce nefsimizin esaretinden ve karanlığından kurtulabilir miyiz soruları ve bunların çarelerini aramakla meşgulüzdür.

Bir anda tüm dünyayı saran ve önüne gelen her şeyi yok edeceği düşünülen virüs tehlikesi ile birlikte aslında dikkatle baktığımızda her an ve lahza nice virüslerin batınımızı kemirdiğini ve bizleri pek çok manevi ölümcül hastalığa duçar kıldığını görmeyiz. Bize düşen olaylara bir de bu gözle bakabilmektir. Elbette bu durum dış dünyada olan bitene seyirci kalmak veya ilgisiz olmak anlamına gelmez. Zahiren alınan tedbirlere uyar ve bunları önemseriz.

Bu meselenin küresel boyutunun (âlem-i kübrâ: makro kosmos) yanı sıra bir de kişisel boyutunun (âlem-i suğra: mikro kosmos) olduğunu unutmamak gerek. Dünyayı değiştirmeye kendimizi değiştirmekle başlarız.

Covid 19 virüsü olarak adlandırılan bu hastalığın simgesel ifadesi K 19’dur. Evet, buna karşı önlem almalıyız; ancak bu tecellinin bize hatırlattığı bir şey daha vardır: Kaf 19 âyeti bu hususu apaçık bildirir: “Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona: ‘İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir’ denir.” (Kaf, 50/19) Şu halde yapılacak en doğru davranış kaçmak değil bu hakikatle yüzleşmek ve ona hazırlanmaktır.

Zira içinde bulunduğumuz şu günler bizlere tekrar âhiret hayatına hazır olmanın ne denli kârlı ve aslî olduğunu hatırlatmış oldu. Hâlbuki insanlık âlemi olarak bizler iki hakikati göz ardı ettik:

İlki, Kâdir-i Mutlak olanın Allah olduğu hakikatidir. Mallarımız, mülklerimiz, sıhhatimiz, evlatlarımız bineklerimiz, yığın yığın altın, petrol ve bunun gibi sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeyler bizi, mutlak gücün sahibi bizmişiz yanılgısına sürükledi. Bu yanılgı insanları önüne geçilemeyecek bir kibir, bencillik ve şımarıklığa itti.

İkincisi, yaratılış amacımızı unutarak nefislerimizi memnun etmek ve daha müreffeh bir hayat yaşamak için dünyayı imar etmeye koyulduk. Bunu yaparken de cümle mahlukâtı harap etmekten, gücümüzün yettiği her canlının hayatına kast etmekten, keyfimizi kaçıracak, arzularımızın önüne geçecek her türlü engeli ortadan kaldırmaktan çekinmedik. Teknoloji, medeniyet, çağdaşlaşma, sanat, inançsızlık, mutlak özgürlük gibi fikirleri bu anlamda yaptıklarımıza ve yapacaklarımıza kılıf olarak kullandık.

Hâlbuki kul oluşumuzu ve kulluk amacıyla yaratıldığımızı hatırlayabilseydik, gelip geçici olan ve bir salgının bile değerini ve anlamını yitirmesine yeten dünyayı, ebedi hayatımızın hazırlık safhası olarak görebilecektik. Hilâfet tacının bize giydirilmesinin gereğine göre hayat sürmeye gayret edecektik. Ama sınavı kaybediyoruz.

Cenâb-ı Hak ufak bir dokunuşla âlemlerin gerçek sahibini ve insanın ne kadar âciz ve güçsüz yaratıldığını bizlere hatırlatmış oldu. “La havle ve la kuvvete illa billah: Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.” Eşyadaki varlık da güç de O’ndandır.

“Allah sizin yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 4/28).

Korona 19 Virüsünün Huruf İlmindeki Simgeleri

Virüs kelimesi temelde üç harften oluşur:

V: Velâyet

R: Rubûbiyet

S: İnsan

Korona kelimesinin yabancı dilde yazımı Corona da üç harften oluşmaktadır:

C: Cebbariyet ve Celâliyet

R: Rubûbiyet

N: İnsan

Korona 19 virüsünün sayı olarak simgesel ifadesi:

1 Muhammediyyet

9 Museviyyet

10 İseviyyet ( 19: 1+9 = 10 )

Mu

25) Covid 19 virüsü hakkında düşünceler

Mu… Ca… /23 Nisan 2020

Hayırlı Akşamlar, Hayırlı Cumalar, Hayırlı Ramazanlar İzEfendi Babacığım,

Bugün tefekkür dosyasını göndermiştim. Ama Se… hanım yazmakta biraz çekindiğinden dolayı verilen-verdiğimiz süreden sonra göndermiş.

Corana hesaplamam 16 çıkmıştı. 15 kişi ile bir eksiklik var diyordum. Hamd olsun tamamlanmış oldu. Heza min fazli rabbihi...

Yazısını okudum, çalıştığı ve bu konuda gayret gösterdiği için, kırılmasın diye dosyanın içine aldım. Değerlendirmesi İz-Efendi Babama aittir. Dosyanın son hâlini ekte gönderiyoruz.

Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve İz-Efendi Babamızın ellerinden öperiz

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Mu…. oğlum diğer dosyanı kaldırdım yerine bunu aldım sağ olasın zahmetler oldu, yazı gönderen herkesin ellerine sağlık, hepsini sırası ile buraya aktardım. Selâmlar hoşça kalın "İ “

26) (Covid-19) Allahın imtihanı

Fa… Ay… /11.04.2020 Hollanda

Selâmün Aleyküm Sevgili Terzibabam ve Murat Hocam,

Bir kardeşimizin facebookta yazısını okurken, corona virüsün (Covid-19) Allahın imtihanı olduğunu ve Allaha dönmemiz için bir vesile olduğunu yazmıştı. Bunun üzerinde Rabbimin izni ile tefekkür etmeye çalıştım. Önüme serilen bağları, ilmin mahiyetini ve bağlantıları idrak ve cem ederek alttaki yazıyı yazmaya çalıştım.

Şöyle düşünerek başladım. Öncelikle Samed olan Allahın imtihana ihtiyacı yoktur. Kullar kendi nefsine zulüm ederek olanları imtihana tabi tutarlar. Insanda rabbine ram olup kendini toparladığı (cem ettiği) müddetçe araya virüs (gayriyet) giremez. Her bir olay aslında Mürşittir, Rahmettir, Hakikata ve Marifete açılan bir kapıdır, fıtratımıza dönmemiz, asıl olan fıtratımızı yaşamamız için bir hatırlatmadır, Hakkın bir senaryosudur.

Hakkın aynasında kendimizi ve nerede durduğumuzu görebilmektir. Nefsin bağlarını (kişisel bakış açısını) çözerek Hakkın bostanına girmektir. Bu virüs Allahın cezası değildir, Allahtan gayrıda değildir diye düşünerek yola çıktım. Virüs bir ok gibidir, önce gerginlik içerisinde, ve ok yayından çıktığında gidebildiği yere kadar ulaşır ve gereken işlevselliğini yerine getirir. Cümle alemleri "virüs" (beşeri bakış) sarınca Hakikat görünmez olur.

Allah kendi mülkünde (vacibül vucut) kendini cezaya ilhak eylemez, çünkü egemenliği kendi ile kaimdir. Kendini seven kendini cezalandırmaz. Kendi huzurunda ve dengesinde olur. O kendini her yönden seyreder. Kendi mülkünde ( El Varis) olanı biteni kendi kemalatı (CemAli) içerisinde bilir. O kendi halkiyetinde kendisinin kamili mürşididir. Herşey kendisinin dilemesiyle vuku bulur. Mutlak tasarruf sahibidir. Ve gönlüm dedi ki Allahın rahmeti hiç bir zaman kesilmedi ki, görünen ve görünmeyen cümle mükevvenat rahmet üzeredir, bunu sadece virüs salgınına bağlamak kapalı bir bakıştır, düşünerek gönlümde murakebe ettim. An be an sağnak sağnak yağan rahmeti sadece virüs olayına vesile kılmak Allahın mümkinat dairesinde (haşa) acziyet isnad etmektir düşünerek devam ettim. Allahın ipi (rahmeti) sonsuzdur görmek isteyene. "Rahmetim gadabımı geçmiştir hükmünce". Mümkinat dairesinde eksiklik (virüsün getirdiği değişikleri eksiklik olarak değerlendirmek) ve ceza olarak görmek nefsimizdendir. O Zül Celâli vel Ikramdır. Lütfu zıtlıklarla açığa çıkmaktadır ve herşey hayır üzeredir. "Herşeyde Beni görmen ve bilmen içindir" hükmünce. Hareket halinde (her an şende) kalarak yeni kapıların (dönüşümlerin) açılacağı aşikardır.

Virüs kayıt altında mahluktur (halkiyettir) ve asıl gaye halkiyet içerisinde hakkı müşahede etmektir. Allah kullarına (halkiyete) asla zulüm etmez. Allah temizdir, temiz olanları sever. Ilahi düzenin hususi fıtratı vardır. Sistem temizlik (denge) üzere çalışır. Dengelerin (alemlerin) ayakta durması için Allahı bilen dengeyi görür. Denge ( sünnetullah) ise düzeni gören, bilen ve düzene ayak uyduran (adapte/ edep içerisinde olan) Kamillerin hürmetine ayakta durmakta. 10'ların, 1+9 (19), gözü ne kayar nede şaşar. "1 milimetrelik" kayma ile alemler sarsılır. Insanda bu kayma (sağa sola bakarak kendini görememek) vuku bulduğunda dengesini kayıp eder.

Tasarruf sahibi (halifetullah olan) Kâmiller olduğu müddetçe (Allah bilindiği müddetçe) dengeler sarsılmaz. Dengeyi göremememiz (karışık kafa ile bakmamız) ve virüse odaklanmamız kendi nefsimizdendir, nefsimizdeki tutsak ve lâtif olan hallerimiz, korku, şüphe, tedirginlik gibi gizli kalan ve aydınlığa kavuşmak isteyen hallerimiz ile yüzleşemediğimizdendir. Kişiliklerimizle (putlarımızla) olaylara bakmaktır. Içinde nefsi benliğimizi (virüsü) görmeden bakmak ve görmek için bir geçiş süresidir bir görüntüdür, ayarlarımızı uyarlanarak gözden geçirmektir. Gerçekleri (Cemallulahı) görmek ve yüzleşmek acı bir gerçektir ve cehennemden (virüslerden) geçiştir. Kapalı kutunun içinde hazineyi görememektir. Açık baktığımızda şekil kalmaz, kapalı baktığımızda şekilcilik (gayriyet) görmekteyiz. Virüs (Varis) kendi dengesizliğimizi görmek için ceza değil ilahi hikmettir, vesiledir, çünkü herşey ilahi hikmet (hüküm) ve adalet üzere halk olunmakta. Istikamet ise niyet üzeredir. Kullar "eksik" değerlendirme ile kendi nefsine zulüm eder. Hakikatta herşey (işaretler) tutsaklık karanlıklarından çıkıp aydınlığa ışık tutmak için vuslat zinciridir. Görünen ve görünmeyen herşey fanustur. Madalyonun iki yüzünü birleştirmektir. Celalı ve ikramı bir kefeye koymaktır. Herşey zıtlıklar ile kaimdir. Bu böyle Murad edilmiş. Allahın nuru tamdır. Bu nura gark olduğumuz kadar virüs diye nitelendirdiklerimiz güneşin altında eriyip gider. Kendini hatırlıyan mahluku (virüsu) görmez, burağı (mübarek bereketli Varis olanı) görür ve sadece ve sadece temiz olan Hu'yu (esas olanı, mutlak var olanı) Allah aynasından seyir eder ve böylelikle Muhammedi kokusunu alır.

Temiz olana/ gönlünü açana (duy'ana ve uy'ana) virüs Hakkın vaazı ve ezan sesi gibi gelir, temiz olmayana virüs duyana kadar vızırtı (karmakarışık) gibi gelir. Ikiside olacak elbette, ama temiz (tek bir bakışı) olan cümle mükevvanatı cem eder, gayriyet görmez, her yönden kendini görür. Cümle manaları kendinden ( kenzinden) bilir. Biri çok gören virüse takılır, Varisi Enbiyayı Kibriyayı (anti virüsü/ilacı) henüz göremez. Görünen ve görünmeyen herşey muhabbet bağında yetişen güllerdir. Tedebbür bizlerden takdir Allahtandır. Kendi nefsinin zülmaniyetinden kaçan Nuhun gemisine binen afatlardan korunur ve dalgaların üzerinde teslimiyet içerisinde istikamete doğru yol alır.

Dengeler (sıratullah) hiç bir zaman sarsılmaz hilafet sırrı sürdüğü müddetçe. Virüsün hikmetine engel olarak bakmaz, mümkinat olarak bakar. Allah ile beraber olan istikametten şaşmaz (şaşı bakmaz). Önüne bakar ve miraç yolculuğunu gerçekleştirir. Allah ile bakar. Sükunete çekilip (vakaların arkasına geçerek) Kemalatı ilahiyeyi görür. Kurbiyet nazarı ile bakar, olanı adaptasyon (edep) içerisinde görür ve kevserin aktığı yere doğru akar. O Kendinden ödün vermez. Olanı tahammül (hatemül, varisi nebi) ile seyredip halden hale tatbik ederek tekamülün esası olduğunu bilir. Varis olanı gönülden seyir eder. Allah ile bakan, Allahı yaşayan hiç bir yerde eksiklik görmez, herşeyde aydınlığı görür. "Kulumu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum" hadisi hükmünce. Vakaları kendi nefsinde toplar. Hürlüğün ve Hürriyetin (gerçek kimliğin) getirdiği lütuftur. Rabbim bunları sadece bilerek değil, yaşayarak hayat sahasında tatbik ederek Cennet kokusunu yayanlardan eylesin inşallah. Özetleyerek dememiz şu ki Covid-19 Varisi Kemalatı görmek ve yaşamak için açılan bir kapıdır, hikmet gereği hazinenin ta kendisidir.

Selamlar, Sevgiler, Hürmetler,

Fa… Ay

27) Corona (Covıd-19)

Oğ… Mu… 15.04.2020 Bursa

Selâmün aleyküm ağabey, hayırlı günler

Terzi babam (k.s) ve Nüket annemizin ellerinden ailecek öper, selam ve muhabbetlerimizi sunarız.

Ağabey size ve ailenize esenlik dilerim.

Deruni muhabbetlerimi sunarım.

CORONA(COVID-19)

Corona'nın kelime anlamı latincede cor güneş, taçtır.

Corona'nın tüm dillerdeki telafuzu korona şeklindedir.

Korona arapça yazılışı ﻗﺮن Ebced degerleri Kaf (100)-Ra (200)-Nun (50)

50+200+100=350

Bu toplam TERZİ BABAMIZIN (K.S) şifre sayısının görmemek mümkün değil. "53 sayısı, çok özel bir sayı olup, Hakikati Muhammedi üzre Hakk’tan Efendi Babam, Terzi Baba, Necdet ARDIÇ‘a verilen şifre, anahtar bir sayıdır. Tarikat-ı Âliyye-i Uşşâki yolunda Makamı Velâyet sırası da 53 tür."

Tıp tarihinde ilk korona virüs 1939' da görülmüştür. 2019 da covid-19 olarak tanımlanan virüs 7. korana virüstür. Terzi babamın (K.s) dünyaya teşrifleri 1938' dır. Rabbim uzun ömürler versin.

Bu bilgiler cem edilirse korona virüsün çıkışından şuana kadar geçen sürenin Terzi babamızın (K.s) bu zaman diliminin irfan güneşi, irfan tacı olduğudur.

Korona virüs çıkışıyla 14 rakkamı sıkça zikredilmektedir.

Korona virüsün kuluçka döneminin 14 oluşu,

Korona virüsten korunmak için 14 kuralı gibi

Bu 14/14 rakamları 14. sûre 14.ayete baktığımızda

“Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.”

Bu ayette "tehdidim" kelimesi özellikle dikkat cekmektedir. Korana virüsün bireyi ve toplumun sağlığını tehdid ettiği süreç de yaşamaktayız.

Koronavirüsün çıkışı hicri 1441 14/41 rakamları 14. süre 41. ayete baktığımızda “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.”

Koronavirus çıkışı milâdi 2019 ve Türkiyede görüldüğü tarih 2020'dir.

20/19 rakamları 20. sure 19. ayet baktığımızda Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi. 20/20 rakamları 20. süre 20. ayet baktığımızda Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!

BİR METAFOR OLARAK KORONA VIRÜS

Korona ﻗﺮن

Kuran ﻗﺮان

Kuran ve koronanın arapça harflerinde elif harfi faktörü analojik bir düşünceyle bakarsak 20. surenin 19. ve 20. ayetlerine Hz. Musaya onu yere at (asa) denildiginde Musa(a.s) asayı (kuran yazılışındaki elif) attığında (kuran yazılışından, korona yazılışına evrilecek) asa yılana dönüşecek.

Sosyolojik olarak sürece bakalım. Herbirerlerimizden yetkililerin istediği yapması gerekli davranışlar var.

Evde kal, yetkililerin bu cagrısı bizlerin "ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum" sorusunu sormasına imkan saglayacak HALVET'e bir işaret.

Maske takın, yetkililerin bu isteği, maske takanları gördükce Peygamberimiz(a.s) "kim ki dilini tuttu o kurtuldu" hadisine işarettir. Sosyal mesafeyi koruyun, bu çağrıda Hz. Ali (K.v) efendimizin "kişilerle olan ilişkilerinizde ölçüyü koruyuz" buyruğuna işaret olarak fakirin gönlüne doğmaktadır.

Fakirane, acizane ele aldığım bu konuda yapmış olduğum hatalardan affınıza sığınırım.

Selam ve dua ile...

Oğ… At…

28) Korona virüs tefekkür

Fi… Ar…. /17.04.2020 İstanbul

Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Murat Hocam, nasılsınız inşeAllah sağlığınız sıhhatiniz ve tüm işleriniz yolundadır, Terzi babamızın korona virüs ile ilgili istediği görüşlerimi aşağıda size iletiyorum.

KORONA VİRÜS TEFEKKÜR

06 Nisan 2020

Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah muhterem Terzi Babam, nasılsınız inşeAllah sağlığınız sıhhatiniz ve tüm işleriniz yolundadır, ellerinizden hürmetle öpüyorum benim sevgili efendim.

Sosyal medyadan yazdığınız “Koronavirüs ile ilgili batıni düşünceleriniz nedir?” sorusunu görünce çok üzüldüm. Çünkü evet bu konu ile ilgili birçok düşünce, fikir, görüş, paylaşılıyordu internette ve evet ben de birçoğuna yürekten katılıyordum ama siz bu soruyu sorunca benim bu konu hakkında kendime ait hiçbir düşüncemin, fikrimin olmadığını anlayıp derin bir üzüntüye gömüldüm efendim.

Bu fakir 2011 yılından bu yana hatta daha önceleri belki 2009 yılından bu yana ama 2011 yılında çok muhterem Mu… Hocamın vesilesi ile bilfiil sizi takip eden bir müridiniz olarak bu konuda hiçbir düşüncemin olmayışı beni çok yaraladı. Sizin bu davetinize nasıl cevap verebilirim, neler yazabilirim düşüncelerinde iken bu gece dersimi yapıp tesbihatımı zikirlerimi çekerken gönlüme doğan bazı düşünceler ile o kadar sevindim ki tarifi gerçekten zor. Efendim bu içime doğan düşüncelerimi elimden geldiğince yazmaya çalışacağım:

Öncelikler bu virüs musibetinden almamız gereken dersler enfüsi ve Afaki olarak 2 bölümde olmalı diye düşünüyorum:

ENFÜSİ OLARAK:

1- Bu virüs insanları evlerine kapanmaya zorluyor: Sizden ve yolumuzdan öğrendiğim odur ki Cenab-ı Hakk’a vuslat için dış dünyadan tüm bağlarımızı koparmalı, bizi esir alan bizi kendine mahkum eden tüm dünyaya dönük işlerimizden gönül bağlarımızı koparmalıyız, evet pek tabii ki bu dünya işlerini de devam ettireceğiz, rızkımızı temin için çalışacağız, dünyevi işlerimizi işimizi mesleğimizi ailemizi ihmal etmeyeceğiz, ama Hakka vuslat için kalbimizi gönlümüzü içimize çevireceğiz ve kendimizi tanıyarak oradan da Cenab-ı Hakkı tanıyacağız. Hiçbir gücün bu kadar insanı eve kapayamayacağı, içe döndüremeyeciği bu salgından ilk anlamamız gereken nokta budur diye düşünüyorum.

2- Bu virüsten korunmak için ne yapmamızı öneriyor uzmanlar: Ellerimizi kesinlikle temiz tutmamızı, her türlü kirlerden elimizi üstelik abdest alır gibi parmak aralarını avuşturarak yıkamamızı aksi takdirde virüsten kaçamayacağımızı, efendim normal zamanlarda hiçbir şekilde dikkat etmediğimiz bu el temizliğini neredeyse paranoya haline getirmiş durumdayız durmadan aklımıza geldikçe ellerimizi yıkıyoruz, buradan anlamamız gerekende kanaatimce her türlü dünya işini yaptığımız ellerimizi günahtan, suçtan, masivadan temizlememizdir, Cenab-ı Hak bizlere ellerinizi temiz tutun arının günahlardan ve ellerinizle işlediğiniz tüm pis işlerden arının ve temizlenin diyor.

3- Hatta ellerimizi temiz tutmalı ve asla yüzümüze sürmemeliyiz, buradan da bizim yüzümüz Cenab-ı Hakkın yüzü olduğu için ve her nereye dönersek onun yüzü ile karşılaşacağımız için yüzümüzü temiz tutmanın ne kadar önemli olduğu bize bu şekilde öğretiliyor, Cenab-ı Hakk’ın aynası olması gereken yüzümüzü tüm dünyevi kirlerden uzak tutmalı ve onu parlak tertemiz tutmalıyız ki Hakk’a ayna olsun, onu bize göstersin, biz de o görünsün, biz beşeri kirler ile perdelediğimiz kendi yüzümüzü temizlemeliyiz, hatta biz tamamen kendimizi yok etmeliyiz ki bu yüzün asıl sahibi kendini bize göstersin.

4- Günlük işlerimizde ellerimizle yaptığımız işlerde nefsi benlik görmekten, bu işleri nefsi benliğimizle, izafi benliğimizle yaptığımız fikir ve düşüncesinden kurtularak, ilahi benliğimiz ile bu işleri yaptığımız fikrini daima aklımızda ve fikrimizde tutmamız gerektiğini, dolayısı ile hayal ve rüyadan ibaret olan bu sahte beşeri nefsi benliğimizden temizlenerek gerçek benliğimizi idrak ve irfan etmemizi dolayısı ile salat-ı daimun olmamızı bize muazzam bir şekilde anlatıyor bu virüs.

5- Yine şahsi temizliğimiz ile beraber bu virüs sebebi ile günlük alışverişimizi yaptığımız bakkal, market, fırın, kasap vs. ve işyerimizde beraber çalıştığımız arkadaşlarımızın dahi temizliği bizi ilgilendirmeye başladı, onlar ile iş yaparken alış veriş yaparken aman elleri temiz mi, iyi yıkanmış mı, dezenfekte edilmiş mi, bize virüs bulaştırır mı diye düşünüyoruz, buda bize daha önceleri hiç düşünmediğimiz dolayısı ile kanıksadığımız bir durum hakkında uyarı veriyor!!! Aynen virüs bulaşması korkusu gibi düşünmemiz gerekir ki, beraber çalıştığımız, alışveriş yaptığımız kişiler ve yerlerde günah ve manevi kirlerden arınmış olmalı, nasıl ki kirli ellerden virüs bulaşmasından korkuyoruz aynı şekilde manevi kirlerden kendimizi korumazsak manevi yönden hasta oluruz.

6- Cenab-ı Hakk’ın CC bize lütfettiği birçok nimetin değerini ancak kaybetmeye başlayınca anlıyoruz, her zaman kolayca sahip olduğumuz ve artık kanıksadığımız şükrünü eda etmediğimiz: Cemaatle namaz kılma, Cuma namazını kılma, sevdiklerimiz ile ailemiz akrabalarımız ile görüşme elimizden alınınca kıymetini anladık ve şükürsüzlüğümüz yüzümüze vuruldu, en sevdiklerimize bile dokunamaz, sarılamaz hale geldik.

7- Efendim benim kendime ait ailevi özel bir durumumu daha önce size yazmıştım, büyük oğlum Yi… Em…’de bu virüs sebebi ile evden çıkamadığı için, kötü alışkanlığından ve kötü arkadaş çevresinden bu süre zarfından uzak kaldı, geceleri geç saatlerde gelme alışkanlığı şimdilik mecburen askıya almak zorunda kaldı, sizden ricam lütfen dua ediniz bütün kötü alışkanlıklarından ve kötü arkadaş çevresinden Cenab-ı Hak onu ve bizi kurtarsın.

AFAKİ yönden değerlendirmek gerekirse acizane düşüncelerim:

1. En güçlü ülkeler, süper güçler, süper ekonomiler yavaş yavaş çökmeye başladı, asla yıkılmaz diye görülen muazzam medeniyetler yerle bir olmaya başladı, çaresizlik içinde diğer ülkelerden gelecek yardımları bekler oldu, adeta KARUN’un serveti gibi özenerek, imrenilerek bakılan ülkeler ve süper zenginler kağıttan kuleler gibi mahvolmaya başlayınca, aman Allah’ım biz neye özenmişiz demeye başladık ve inşallah bu bizim kalp gönül gözümüzü açmaya vesile olurda doğruları görürüz.

2. Dünyanın en güçlü muazzam orduları, gözle görülemeyen bu varlık karşısında çaresiz kaldı, kimyasal silahlar, nükleer bombalar, süper savaş uçakları yerlerinden bile kıpırdayamadan teslim bayrağını dahi çekemeden olduğu yerde kalakaldılar, çaresiz ve zavallı bir şekilde neye karşı ve nasıl savaşacaklarını dahi bilemiyorlar. Masumların, çocukların, suçsuz insanların üzerine yağdırılan bombalar artık atılmıyor, savaşlar çatışmalar ülkeler arası anlaşmazlıklar en azından bu sürede hep askıya alındı, herkes önce canını sonrada sevdiklerini koruma derdine düştü, süper güçlü ülkeler ne yapacaklarını insanlarını nasıl koruyacaklarını bilemez duruma geldi. Amerika’nın en güçlü savaş uçak gemilerinden ROOSVELT’in kaptanı bile koronavirüse karşı korunmasız olduklarını ve geminin içindeki kendi askerleri ile kendisinin hayatının tehlike altında olduğunu açıkladı ve kendi devletinden yardım istedi ve görevinden alındı.

3. Teknoloji, bilim, tıp bilimi tüm kibrini bıraktı ve doktorlar, profesörler, çaresizce kendilerini korumak için kat kat tulumların maskelerin eldivenlerin içine gizlenmek zorunda kaldı, ve bu gözle görünmeyen askere karşı savaşacak aşıyı bulmaktan aciz durumdalar, ne zaman bulunacağını da kimse hesap edemiyor, neredeyse kibrinden tüm alemleri halk eden Cenab-ı Allah-ı bile inkar edecek duruma gelen zahiri bilimler Cenab-ı Hakk’ın ufacık bir askerini durduramıyor yayılmasını engelleyemiyor, kendileri bahşedilen aklı dahi kullanamıyor duruma geldiler.

4. İnsanlar gibi devletlerde evlerine kapandı, sınırlar kapatıldı, ülkeler arası seyahatler yasaklandı, uçaklar kalkmaz oldu ve aslında sınırların ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğu, uğruna savaşılan ekonomik maddi varlıkların ne kadar değersiz olduğu anlaşıldı.

Efendim son olarak birde bu virüs’ün adının çıktığı yıla nispet edilerek Covid-19 olmasının yani sonunda 19 sayısının ne gibi bir anlamı vardır, onu da benim maalesef ilmim buna yetmeyeceği için siz daha iyi değerlendirirsiniz diye düşünüyorum.

Fi… Ar

29) Korona virüsü için tefekkürüm

Ne… Ta… /18.04.2020 İstanbul

Mu…. Hocam, hayırlı günler.

Korona virüsü için tefekkürüm:

Zahirde görünenler, bir ülkede olan salgını uzaktan izlerken, birden aynı duruma düşerek, evde karantinaya giren, yakınlarını kaybetme acısı yaşayan ve ilk defa karşılaşılan bir durum karşısında, aczlerini görüp, korku, panik yaşayan insanlar.

Halbuki insan ilerlediğini, her şeyi kontrol ettiğini, her şeye hükmettiği zannındaydı. Para ve satın aldığı her şey en önemli amaç olmuştu. Bu uğurda ailelerimizi, büyüklerimizi ihmal ettik, çocuklara, acizlere, doğaya, hayvanlara zulüm ettik, toprağı, suyu zehirledik. Hırs, kibir, aç gözlülük, doyumsuzluk, savurganlık, idraksizlikde herkes kendi çapında katkıda bulundu maalesef.

Sonunda uyarı geldi. Rabbimin yarattığı hiç bir varlık sahipsiz değil ve hiç bir amel karşılıksız kalmaz. Her şeyden el etek çektirtti, yollar bomboş, dükkanlar kapalı, her yer sessiz. Tüm camiiler ve diğer ibadet yerleri kapandı ve dahası, Mekke kapandı. Daha nasıl bir uyarı olabilir ki.

Rabbim bizlere zaman akışında bir ara yaratarak, oturup tefekkür edip, kendimize çeki düzen vermemiz için, zorlu görünse de, bir olanak sağladı.

İdrak edenlerden olalım inşeallah.

Allah cc, bu zorlu imtihandan, imanımızı, idrakimizi, irademizi, ahlakımızı, edebimizi, aklımızı, merhametimizi, hoşgörümüzü, muhabbetimizi arttırarak çıkmamıza yardım etsin, nasip etsin inşeallah...

Hayırlı, sağlıklı günler dilerim Hocam.

Selam ve dua ile...

Ne…’e 30) Besmeleyi unutmayalım

Ye… Iş… 21.04.2020 Düzce

Bismillahirrahmanirrahim…

Besmeleyi unutmayalım ki kapılar açılsın, manalar oradan bir bir saçılsın...

Şüphesiz yazmaya cüret edeceklerim ancak ve ancak kendi bulunduğum yerden görünen manzaralar, okumalar olabilir. Başka türlüsü zaten mümkün değil. Kim kendini nerede zannederse zannetsin herhangi bir mahalden dökülen kelimeler suyun rengini apaçık ortaya döküverir.

Ehli de zaten ilk bakışta notunu verir. Cenab-ı Hakk temiz bir gönülle idrak edilmiş hayal ve vehimden uzak tefekkürler

nasib etsin...

Nereden başlanmalı diye ne kadar düşünsem hep aynı noktaya varıyorum. Beynimde hep aynı kelimeler dönüp duruyor. Vardır bir hikmeti inşeAllah deyip o kapıdan giriş yapmaya çalışayım mevzuya…

Yıl: 2020

Sağdan sola sıfır-iki / sıfır-iki…

Sanki sürekli şöyle diyor: Lâ ilâhe ve yine Lâ ilâhe…

Hem zâhir, hem bâtın…

Yani bu öyle bir yıl ki, zâhir bâtın Lâ ilâhe tahakkuk

edecek, ediyor…

Tam da bunları düşünürken karşıma çıkan bir yazıda

şunları görüyorum;

23 Nisan 2020; gündüzü Ulusal Egemenlik ve Çocuk

Bayramı, gecesi mübarek Ramazan ayı başlangıcı, 19 Mayıs 2020; gündüzü Atatürk'ü Anma Gençlik ve

Spor Bayramı, gecesi mübarek Kadir gecesi, 30 Ağustos 2020; hem Zafer Bayramı hem Aşure günü, 29 Ekim 2020; hem Cumhuriyet Bayramı, hem de mübarek Berat kandili…

Nasıl da hayret verici bir tevafuk!

Zâhir-bâtın birleniyor sanki...

Bu yılın daha en başından bazı alışılmadık durumlar, hâller tecelli etmeye başladı bütün arzda... Depremler, hayvan istilâları ve hepsini sollayıp kendinden başka her şeyi geri planda bırakan bir salgın. Virüs salgını…

Adına kimisi Corona diyor, kimisi Covid-19...Nereden geldi, nasıl geldi, kim yaptı, kim gönderdi? Sorular çok…

Önce hayvandan bulaştı dediler, hâlâ demeye devam edenler de var.

Bazıları 5G denen teknoloji sebep oldu diyor.

Kadim kaynaklarda da bu yıla işaret var. Tarih tekerrürden ibaret denmiş. Sistem belli döngülerle farklı zamanlarda aynı olayları karşımıza çıkarır diyor derin okuma yapmaya çalışanlar.

Ve gökyüzüne bakıp sistem okuması yapmaya çalışanlar da pek çok şey söylüyor kendi bulundukları yerden.

Gökyüzünün işaretlerinden yola çıkarak yapılan çıkarımları katkısı olur diye kısaca özetlersek;

Bir yılda ortalama 4 tutulma yaşarmışız. Bunlardan ikisi Ay, ikisi Güneş Tutulması olurmuş. Bazı yıllarda daha fazla tutulma meydana gelirmiş. Çok sayıda tutulma, çok sayıda olay olarak yorumlanırmış. 2020 yılında 6 tutulma olması, bu yılın çok olaylı, hareketli geçeceğinin işaretlerinden biri imiş.

Ayrıca 2020-2022 yılları arasında güneş aktivitelerinde belirgin bir azalış görülüyormuş. Güneş aktivitelerindeki azalış ise manyetik alanlarımızda azalmaya sebep olarak gardımızı düşürüp böylece bizleri uzaydan gelen zararlı ışınlara açık hâle getiriyormuş.

… Ve daha devamında da pek çok öngörü var.

Tabi biz biliyoruz ki bu da Cenab-ı Hakk’ın ilimlerinden bir ilim. Yerde, gökte ne varsa hepsi kendi programlarının gereği olan faaliyetleri ortaya çıkarıyor. Sistem, sünnetullah böylece devri daim olarak sürüp gidiyor. Bu sahada gayret gösterenler de çalışmaları ve kapasiteleri nispetinde okumalar yaparak hakikate ulaşmaya çalışıyorlar.

Şimdi bunca şeyden sonra tâbi ki kim hangi haller üzere ise, zihninde, nefsinde hangi şartlanmalar, filtreler ile yaşıyor ise gördüklerini, duyduklarını, hisleri ile birleştirerek kendince bazı sonuçlara ulaşıyor ve olay budur, bundan ibarettir diye kesin yargılara varıyor.

Bizler ise tevhid ehli olmaya gayret edenler olarak bunlardan şu doğrudur, bu saçmadır, olamaz demek yerine birleştirmeye, birlemeye ve en önemlisi bütün bu olup bitenleri bâtında, bireysel olarak kendi iç bünyemizde bulmaya çalışarak seyrimize devam edersek bu süreçten en kârlı çıkanlardan olabiliriz İnşeAllah.

Böylelikle zâhir-bâtın birlenip aslına döndürülmüş olur.

Peki nedir bu Virüs denilen varlık/ program? Hakkında daha derin düşünebilmeye yardımı olur düşüncesiyle biraz araştırınca karşıma şunlar çıktı…

Özet olarak;

"İnsan DNA’sının yüzde 8’i virüs geni içeriyor. Virüsler de genellikle tek iplikli RNA molekülü taşıyan basit birer protein kılıfıdır; ama basit olduğu için kolay çoğalır ve en tehlikeli hastalık yapıcı organizmalar arasında yer alırlar. Virüsler ele geçirdiği hücrenin içinde hızla çoğalıyor. Kendi RNA’sını (genetik bilgisini) hücreye şırınga ederek onu ele geçiriyor ve hemen kendini kopyalamaya başlıyor. Konak hücrenin su torbası gibi patlamasından sonra içindeki virüsler kana karışıp yeni hücreler avlamaya çıkıyor."

Daha iyi anlayabilmek için yine özet bir bilgilendirme olarak da şunları da ekleyeyim...

DNA, hücrenin tasarımı gibi varsayılır; hücrenin büyümesi, beslenmesi ve çoğalması için gerekli olan bütün genetik bilgileri taşır. RNA'nın buradaki rolü ise hücrenin DNA fotokopisi olmaktır.

Hücrelerdeki genetik bilgi akışı DNA'dan RNA'ya ve ondan da proteinlere doğru olur.

Şimdi bu bizim virüsümüz Corona, ya da Covid-19, bir RNA virüsü imiş. Yani, programında bulunan bilgi, RNA denen genetik molekül ile taşınıyormuş. Yani biz DNA'ya ana yazılım dersek, yukarıdaki bilgiden RNA'nın da onun fotokopisi görevini gördüğünü anlamış oluyoruz…

Ve bizim çok iyi bildiğimiz bir şey daha var ki o da virüslerin deyim yerindeyse canlanabilmeleri, programlarını faaliyete geçirebilmeleri için bir Hayy-at sahibine ihtiyaçları var.

Şimdi de konakladıkları bedende açığa çıkan fiziki halleri düşünelim…

Ateş, öksürük, bazen tat ve koku alamama ve aslında en önemli ve hayâti olanı da solunum güçlüğü. Yani nefes…

Ve sonuç olarak, olumsuz neticeleri en aza indirip, en az hasarla bu süreçten çıkılabilmesi için gerek gönüllü, gerekse mecburi olarak uygulanan en etkili yol ise izolasyon...

Ne deniyor her an, her yerde; "evde kal…"

Şimdi başından beri ifade edilmeye çalışılan herşeyi bir arada düşünmeye ve zâhirde görünenlerden bâtına geçmeye çalışırsak;

Birincisi, çok açık olarak görülüyor ki virüs denen, hakkında canlı mı cansız mı tartışmaları bile yapılan varlığın (bu alemde cansız tek bir zerre bile yokken-olamazken) kendine ait müstakil bir hayatiyeti yok.

Aslında bu, hakikatine yolculuğa çıkmış yol ehlinin zaten ilk idrak etmesi gereken şeyin ta kendisi değil mi? Alemlerde zuhûra gelmiş bütün diğer varlıklar da farkında olsak da olmasak da aynen bu durumda…

Kendimize ait bir varlığımız yok!

Ama bazılarımız kendimizi feci şekilde var zannederek hayal alemlerinde yaşamaya devam ediyoruz. Aynı bu virüsler gibi... Peki virüslerden farkımız ne? Acaba alemlerin tek ve gerçek bir insan vücudu olduğunu, onun da İnsan- ı Kâmil olduğunu kendimize hatırlatırsak, kendimizi var zannederek çoğalıp, o vücuda sahip olmaya çalışmak gibi abes bir hâl içinde yaşayanlarımız, o müstesna, mükemmel bir sistemle zuhûra gelmiş halife vücudun virüsleri mi oluyoruz?...

Herşeyde olduğu gibi bu virüsler de ayna olup bizi bize mi gösteriyor?

Mümkün…

Rabbimiz bizi terbiye etmek için yeri gelir bir virüsten misal verir…

En hayâti, ölümle sonuçlanabilecek etkisi neye idi; nefese…

Nefesi burundan (koku duyusu) veya ağızdan (tat duyusu) hava aracılığı ile alırız.

Bu arada koku ve tat alamama belirtileri de vardı değil mi?

Sanki havadan değil de hevâdan almaya alıştığımız nefes-i nefsin tadı tuzu kalmıyor bu misafir bedene konuk olunca…

Havadan aldığımız nefesin içeriğindeki oksijenin yapısında meydana gelecek en ufak bir değişiklik hayâti sonuçlar doğurabilir.

Hani en başta bazılarının bu duruma 5g teknolojisinin sebep olduğu düşüncesinde olduğu geçmişti ya…

Konuya biraz açıklık getirirsek;

5G'nin bizatihi oksijen üzerinde değişik etkileri olduğu söyleniyor.

5G'nin ihtiva ettiği yüksek frekans aralığı içerisinde bulunan 60 GHZ enerji, oksijen moleküllerince emilebiliyormuş.

60 GHz'lik frekans oksijeni şu şekilde etkiliyor: Oksijen atomu O'dur. Oksijen molekülü ise iki Oksijen atomunun bir araya gelmiş hali olan O2'dir. Oksijen molekülünü meydana getiren bu iki atom birbiriyle elektron paylaşmaktadır. 60 GHz, oksijen moleküllerini çevreleyen bu elektronların dönmesine neden oluyor. Oksijen elektronlarının dönme frekansında meydana gelecek değişikler insan biyolojisini de etkiliyor.

“Hava hem nakildir, hem hâfız" buyuruyor Efendimiz (sav).

Hava, her dem muhafaza ettiği hakikat bilgisini daha yüksek bir frekanstan naklediyor artık her birimize... Ve artık havadan almaya alıştığımız oksijen bile eski oksijen değil... Ve biz bu yüksek enerjili hakikat bilgisine uyum gösterecek hâle gelemediğimiz sürece yola zâhir bâtın devam edemeyeceğiz belki de…

Hakikati adında gizlenmiş, ya da apaçık aşikar olmuş bir bilgi-yazılım-program var karşımızda.

Covid-19...19…

Yani aslı 19'a, bütün alemleri bünyesinde toplayana bağlı!

Şimdi yukarılardaki DNA ve RNA bilgisine geri dönersek… Hani DNA ana yazılım, RNA da onun fotokopisi denmişti...

Şöyle düşünebilir miyiz?

Bu DNA ve RNA denen yazılımlar, Uluhiyyet ve onun bir kopyası olan Vahidiyet mertebelerine işaret ediyor olabilir mi?

Yani Hakikat-i Muhammediyye'ye…

Buradan okumaya çalışırsak o zaman şöyle diyebilir miyiz? Her şey ve herkes bilsin veya bilmesin, farkında olsun ya da olmasın o Hakikat-i Muhammedî olan, hâlife İnsân-ı Kâmil'in vücudunda seyri sülüktedir. Dünya ve içindekiler o vücudun zuhûra gelmiş bedeni; semalar da akıl mertebeleridir.

Böylece seyir, ilimler bir bir açılıp irade edilmiş son sınıra ulaşana dek devam eder…

Yani bu Covid-19, bu devrin İnsân-ı Kâmil'inin seyrüseferinde, her Lâ ilâhe... dediğinde, kendini var zanneden, kendine varlık atfetmiş kim varsa ona isabet eden ve edecek olan bir Hakikat-i Muhammedî oku mudur?

Tâ ki o vücud kendini temizlesin… Sistemin damarlarında akışa engel olan bütün tıkanıklıklar giderilsin, kendini güncellesin ve bir üst akıl mertebesinin tecellilerini kabul edebilecek genişliğe ulaşsın.

Öyle görünüyor ki, bu virüs-bilgi-program fiziki olarak kaç kişiye bulaşır bilinmez ama mânâsının dünya üzerinde bulaşmayacağı tek bir canlı kalmayacak. Ve herkes kendi payına düşeni alacak.

Yaşananlar nereden bakılırsa bakılsın maddi manevi çok büyük bir değişimin sancıları gibi, belki de bir doğumun sancıları…

Toplu olarak yapılan bütün fiiller, faaliyetler durdu. Lâ…

Esmâların birbiri ile alışverişi durdu. İzin verilen bazı esmâlar dışında (şâfi, habîr…) bütün esmâlar evinde, ehl-i beyt'i ile…

Lâ ilâhe...

Kelime-i tevhidin tahakkuku canlı yayınla tüm dünyaya izletilen bir film gibi karşımızda sanki.

Sırada ne var; İllâ Allah…

Önce illâ…

Efendi Babam kıyameti tarif ederken "sıfat saltanatının çöküşü, zât saltanatının zuhuru" diye muazzam bir tarif yapar ya hep. Bu durum da ondan bir önceki aşama sanki...

Esmâ saltanatının çöküşü, sıfat saltanatının zuhuru…

Kanıtları da var. İşte şimdilik 5G diye bahsettikleri, sonrasında 6G ile devamı gelecek olan teknolojiler... Sanala geçiş... Zaten sanal olan, hayalden ibaret olan hayatlarımızın "işte haliniz başından beri zaten bundan ibaretti" diye teknolojik olarak gösterilmesi. Hayal ile gerçekliğin birbiri ile iç içe geçmesi…

Her zerreden yankılanan sessiz bir çığlık duyar gibiyim...

Tamam artık. Zâhiri bırak bâtına geç. Dışardaki câmileri, hatta Kâbe'yi bile bırak... Câmi de sensin, Kâbe de sendededir. Onlara yönel, aslına yönel.

Bu çok büyük bir fırsat, sakın kaçırma…

Alemi bırak, Âdem'e geç.

Ne var alemde o var Âdem'de...

Ye… Iş

31) Evde geçen zamanların tefekkürü:

Bu… Öz… /21.04.2020 İstanbul

Hayırlı Sabahlar Murat Deruni Abi,

İz-Efendi babam'ın istemiş olduğu Covid19 çalışması

Evde geçen zamanların tefekkürü:

İz ve Deruni isimlerinin yansımaları;

Bu mertebenin yansıması olan ateş kısmını yaşarken İbrahim (as) a verilen o gömlek nerde? Bulabilir miyim onu? Terzi babam ''onlarda olan bizlerde de var'' der. Nasıl bir gömlekti? Diye sormuştum, şimdi o gömleğin ne olduğunun idrakine vardım. Evde olan durum ile beraber açılımını aktarıyorum:

Virüs sebebiyle odamda vakit geçirmeye çalışıyorum, ablamda panik atak rahatsızlığı var. Virüs haberi çıktığından beri bu panik atak katlanarak arttı, korkular yaşıyor. Korkunun etkisiyle sanırım hasta oldu ablam, ablamın da evde olduğu bir gün babama bir şey soracaktım, odasının kapısından konuşurken, babamda ''ablanın ateşi varmıymış sor'' demesi üzerine onunla ilgilenecek konumda olmadığım için, halbuki daha 10 dakika evveli salonda seslerini duymuştum yani konuşmuşlardı. Niye beni ablama yönlendiriyor kendisi neden sormuyor anlamadığımdan ''kendin sorar mısın ateşi varsa neden doktora gitmiyor'' dedim, o esnada ablam da arkamızda belirdi, sert cevaplar verdi. Gergindi, cevap vermeden odama geçtim. Ertesi gün yemeğimi mutfakta yemek istedim, her ikimizde de gerginlik vardı. Annem de ısrar edince oturma odasında yiyelim diye mecbur kalıp orda yedim, ablamda geldi. Tekrar karşılaşınca gergin bir ortam oluştu.

Ona hem psikoloji tedavi olmasını online desteklerin olduğunu, hem de covid19 virüsü için test yaptırmasını söyledim, o da ''ben hasta mıyım'' diye bağırıp, çekip gitti. Bende sert bir şekilde yaptığı hareketleri kastederek ''işte bu hastalık'' dedim. Daha sonra her ikimizde odalarımıza çekilince düşündüm, ben kaçtıkça anne ve babamın beni ablama yönlendirmesini şeytanın ortaya çıkıp huzursuzluk çıkarması olarak değerlendirmiştim. Terzi babamın sözleri aklıma geldi ''sadece İZ leyen ol, yokmuş gibi, ölü konumunda'' anlamaya çalıştım bu durumu:

Efal mertebesi itibariyle: Annem babam benim aklı cüz ve nefsi cüzümü temsil ediyorlardı. Nefsi benlik varken bende yani ben yok olmadan önceki dönemimde, 4. mertebedenin idrakini yaşarken onların üzerinde putları kırmıştık, bendeki aklı cüz ve nefsi cüz ile beraber onların fiiliyatları kısmını kırmıştık.

Esma mertebesi itibariyle: 3. mertebede de kimlikleri kalkmıştı bu durumda: Kimlikleri yok olan ve Kırılan putların yerine yani yok olan anne ve babamın yerine gelen annebaba ''Hu'' ve ''Hak'' esmaları üzerine olmuş oluyorlar, Hay ve Kayyum konumunda Nefsi kül ve Aklı kül yönlendirmesiyle, bunun üzerine benim çok fazla vahdette kalmış olduğumdan ötürü bana alemleri anlatan Demet ablama yönlendiriyorlar. Ablam ''şu kadar ölen, bu kadar hasta sayısı, şöyle böyle olmuşlarla, bende de şöyle oldu böyle oldu'' derken hem beni vahdetten çıkarmış oluyor zahire dönüyorum tıpkı Hz. Muhammed (sav) efendimizin ''konuş benimle Hümeyra'' demesi gibi… Aynı zamanda ben vahdette kesreti kendi içimde yaşarken alemleri anlatarak bana orda olanları da kelam sıfatı üzerine değerlendirme sonucunda kesrette vahdeti de yaşamış oluyorum. Ablam beni çağırmadan sancılar çekiyordum. Ah ediyordu içim, pişmanlık duygusu, özlem, hasret ve bir sürü duygu ileydim. Vahdet içinde kesrete bakıyordum ve bu duyguları ben zahir değil de batına geçirmeye çalışıyordum. Ablamın ismi Demet ile ''De'' harfine Delil deniliyor. Ben şöyle söyleyim (De) Deruni' den gelen yansıma ile içe yöneldiğimde içimin derininin De-met ismi ile

''''Ah'' edip durdun gönül gel de ''met'' kısmına geçelim vuslata er de ''Ahmet'' ismini gör''

Diye davet edermiş onu gördüm. Bunun üzerine Terzi baba (2) kitabına, Murat abimin 19-53 kitaplarına baktım ''Ahmet'' ismini aradım, terzibaba13 sitesine baktım. Terzibaba (1) kitabını daha önce indirmiştim ama bulamadım kendi dosyalarımda, siteye de baktım göremedim. Bu sefer ara vereyim, sanırım görsem de göremiyorum şu anda diye Zekiye hala' ya yazıp ona sordum. 2 gün sonra bana yazdı: ''Bu… kalbim duracaktı kitabı açar açmaz ''Ahmet'' ismini gördüm'' dedi, Watsapptan attı, bende Ahmet ismini oradan okudum. Ze… haladan almış olmamın da Terzi babamın dediği gibi ''Vardır bir hikmeti'' diye ismine bakmak istedim.

Henüz harfleri bilemiyorum. Ze harfi bende Kur'an da geçen Züleyha validemizin aşkını anımsattı. Öyle ah ediyordum ki, zahirim batını doğurmuştu tıpkı Züleyha validemizin Yusuf (as) ile karşılaşıp onu istememesi gibi Hak ile özdeştim ''sen yoksun o var'' konumunu gördüm ve Ze… hala ile eşi Fi… Enişteyi düşününce onların ismi ile Musa (as) ın duası geldi aklıma Harun (as) ı yardımcı olarak istedi. Terzi babamın anlatışıyla Harun (as) ın aklın yardımcısı, fikir veren olduğunu anlatır. Ze…. ismi ile sondaki ''ye'' harfi ile yakıyn durumuyla buradan da kelam sıfatı ile esma tecellisini kelimeleri ile görmemi sağladı diyebilirim.

(İrfan Mektebi kitabında Nefsi Merdiyye bölümünde:

''Sure 5,54. ayet: ''Yühübbuhüm ve yühibbunehü'' ''Allah onları sever onlar da onu sever.'' ayetinde belirtilen HUB yani muhabbet,(SEKR) yani İlahi serhoşluk AŞK hükmüne ulaşmıştır Bölümünün aşk halinin idrakine varıp yaşamış oldum.

Sıfat Mertebesi: Bunlarda bana verilen yeni Hayat ile Hay ismi ile hayatın içinde ilim ve kudret sıfatları ile ortaya çıkan kelamı ile yazıya döktüğüm ve kelimelerini anladığım ablamın o panik atak kalbinin atışını duyuyor olmam, beni çok fazla rahatsız ediyor olması. Semi ismi ile duyguları duyuyor, basar görüşü ile bakılıp, ne olduğunu idrak ediyorum buradan da;

Esma mertebesine tekrar baktığımda: ''Cemal ve Celal tecellisi ile'' ablamdan gelen duygu bozukluğunu yani Celal olarak bakılınca mertebeme göre de ateş diye geçiyor, Celal ismini sıfat mertebesine alıp onu Semi ile duyup, basar ile idrak edip ilk önce kendimdeki idrake kavuşunca ve ona ''iyi niyette bulunup'' kelam sıfatı ile dualar edince ''Ya Naru kuni berdan ve selamen'' ayeti ile ateşin gülüstana döndüğünü idrak etmiş oldum. Ateş olan Nar'ın serin olmasıyla Nur isminden, selametinde Selam isminden gelmesiyle Nur olan Murat abimin ve Selam olan Terzi babamın benimle olduğunda orada hiç nar kalır mı? Ve sonucunda bununda Terzi babamın Şifa ismi ile gerçekleştiğini anladım. (Bu yazılar yazıldıktan sonra Murat abimin sohbeti başladı, canlı yayın. (109) “Tasavvufi İzahlar” adlı kitabtan Dua bölümünü anlattı. Dua: kendi ayanı sabitesinden yani ilminden istemektir dedi ve iyi niyeti de ekledi).

Terzi babamın en son Cevizlibağ sohbetinde benimle ilgili bir konu üzerine ilk önce ''No Problem'' (Sorun yok) demesi, bunların sorun olmadığını sorun olarak görüneni yok edince hemen sonra Terzi babamın ''Vardır Bir Hikmeti'' sözünün de hikmetinin yokun var olana geçişini anlamış oldum. Buradan da Âdem, a’dem ve adam nasıl olunur? Çalışması olan Adem: yokluktan, karanlıkta kalan isimlerinin ve sıfatlarının, Âdem'e: varlığa geçişini anladım ve sonunda bunları idrak edip yaşama geçince Adam olmuş oluyor.

O duyguları bir diğer değerlendirme ile değerlendirince, ölü hükmünde gelen duygulara karşı bir şey yapamıyorum, sadece onları duyuyorum. Sıfat tecellisi olan iradeyi kullanamıyorum. Ölü hükmünde olduğumdan da o duyguların bana kabir azabı olduğunu düşünüyorum. Teslim kısmına geçemediğimden dolayı, diğer yandan safiye mertebesinin hali kısmında ''Sakın ha ölmeyin, ancak müslüman olarak ölün'' diyor, o zaman ne oluyor? Gülüstana dönen tarafım, Cemal ismi şerifi ile teslim olmuş olursam eğer gülüstana dönüyor.

İZleme konumuna geçince ''eslemtü li rabbil alemiyn ben alemlerin Rabbine teslim oldum'' ayeti ile ''ben yokum o var'' hükmünce davranınca ortaya çıkan onun isim ve sıfatları oluyor. Burdan da 6. mertebenin hali çıkıyor ''Beni zikredin bende sizi zikredeyim, şükredin nankörlük etmeyin.'' Yani kabir azabı da çekmemem için huzur bulan nefs için beşeriyet gözünün kalkıp teslim kısmının ortaya çıkmış olması gerekiyor ki ''Rabbine dön'' hitabı ile basar ismi ile göreyim.

Ve Safiye mertebesinin idrakine bakınca da '' Bu gün mülk kimindir? Vahid ve Kahhar olan Allah'ındır.'' Böyle olunca Murat Deruni Abimin 19-53 kitabında yazan, Terzi babamın sormuş olduğu soru üzerine ''biz ona şah damarından daha yakınız'' çalışması da ortaya çıkmış oluyor. Yani ilm’el yakıyn olarak isimlerinin ve sıfatlarının ortaya çıkmasından dolayı ''çık aradan kalsın yaradan'' sözü ile şah damarına ulaşılıyor.

Bunların hepsi nasıl oluyor? ''benim cennetime girin'' hitabı ile Terzi babamın ilim cennetinin nehrinden, aşk pınarından içip , ''benim kullarımın arasına'' Terzi babamın verdiği gömlek ile ''razı ve merzi olarak.''

Ve buradan da ilk sorduğum sorunun cevabı gelmiş oluyor. İbrahim (as) gömleği, benim mertebeme göre Terzi babamın terziliğinde dikilmiş, Murat Deruni abimin takibinde bana verilmiş oluyor.

Gülüstan haline geçince birde sulamak gerekli;

Geceleri Hacer (rh) validemiz misali bir o yana koşturuyorum bir bu yana zemzem suyunu arıyorum,

Gündüzleri Eyüp (as) oluyorum şifalı suyu arıyorum,

''Hasbünallahü ve nimel vekily'' ile,

Gecelerim zemzem suyu ile aydınlanıyor.

Gündüzlerim Eyüp(as) ın şifalı suyu ile şifalanıyor.

Şifa ismi gece ile gündüzümüze aydınlık(nur) olmuş oluyor.

Yukarıdaki yazıları yazdıktan sonraki zamanlarda, ablam ve ben hasta olduk. Ablamın Ateşi çıktı, beden ve boğaz ağrısı oldu. Hastalığın sürecini anlamadan önce beraber vakit geçirdiğimiz günün gecesinde ben de ateşlendim. Normal ateşlenme gibi değildi, sarsıyordu.

Daha sonra bende burun akıntısı ve halsizlik oldu, ateşlenmeyle beraber şiddetli baş ağrısı vardı. Ablamda da durum ciddileşince, kendimizi karantinaya aldık. Danışmak için 184'ü aradık ''evde tedavinizi yapın, bağışıklık sisteminizi güçlendirin, nefes konusunda çok zorluk çekerseniz ve ateş düşmezse gelin'' dediler. Bu süreçte odalarımızda durduk, suyu bol tüketmemizi ve alkali olarak içmemizi de söylemişlerdi. Nüket annemin ödem için verdiği detoks suyunu yaptım, içerisinde çubuk tarçın vardı dinçlik verdi bize, sıcak içildiğinde de boğaza iyi geldi.

Normal suyu da yanında içmeye devam ettik ve annemin de yaptığı bitkisel karışımlar iyi geldi. Ablam nefes alma da sorun yaşadı 3 kere, bu aşamada telefonlarımızla kameralı olarak konuştuk, ablamın sakinleşmesi ve nefes alması için. Nefesini düzenlediğinde, nefes egzersizleri ile nefesi geri geldi. 14 gün sonunda sadece kuru öksürüğü kaldı, o da bir hafta içinde geçti. Ben 3 gün içinde normale döndüm, ateşlenmeler 3 gece devam etti. Neden herkeste farklı şekilde ortaya çıktığını araştırdım. Kişideki kronik olan hastalığı ortaya çıkarıyormuş yani gribal olması gerekmiyor. Herhangi bi insanda normalin dışında ağrı olmasında durum

Corono'nun o bedende çıkmasıymış. Bazı insanlar farketmiyormuş corono olduklarını ve 3 farklı corono olarak ortaya çıkmış: A tipi: Hayvandan insana geçen, B tipi insandan insana bulaşan, C tipi ise Tip B den türeyen

Singapur gibi ülkelerde görülüyormuş, virüs bağışıklık sistemiyle savaşmak için sürekli mutasyona uğruyormuş.

Dijital dönüşümle ilgili İZlediğim Said Ercan(Yazar) ile

Bülent Gardiyanoğlu(Kişisel Gelişimci) sohbetlerinde Said

Ercan'ın şu sözleri dikkatimi çekti.

''Hz.Muhammed(sav)'e gelen ilk ayet Oku ile

başladık,

Mevlana Celaleddin Rumi ile dinlemeye geçildi, bu zaman da da İZlemeye geçiyoruz.''

Derinden gelenler: ''Ene, ente ve hu'''ya dair:

1) Şiir olup aksam,

Yazar mısın beni nehirlerinde?

Mısraların derinliğinde yüzsem,

Bulabilir misin beni o derya da?

Yıldız olup kaysam,

Dökülsem birer birer kelime diye kalemine

Aydınlatır mısın beni de o satırların güzelliğinde

Rüzgar olsam essem de geçsem

Silgi diye kullanır mısın beni?

Yağmur olsam gelsem

Mürekkebine su diye karıştırır mısın beni de?

Yeryüzünde dolaşsam renklerin içinde coşsam,

Alır mısın beni de renksizliğine? Beni ben eder misin senin içinde Sen de beni bulur muyum benin içinde Sende beni bulsam hu yapsam Ben sen olsa Hu olsak. 2)Olan herşey ''ene'' ve ''ente'' için, ''hu'''yu görmek için, Her bir kişi de görülen senden bir eser, Her bir olayda yaşanan senden bir fiil, Her bir sözde söylenen senden bir kelime, Her bir gözde gördüğüm senin gözlerinse, Her bir seste duyduğum senin sözlerinse, Her gönlüme aldığım senin sevginse, Seni bulmak, beni bulmak, Seni bilmek, beni bilmek, Seni görmek, beni görmek, Seni beni yok edip ''hu''' yu görmek için. Son olarak da ''Yunus Emre hazretlerinin sözü olan: ''Kahrında hoş lütfunda hoş'' der; Hoştur bana senden gelen, ya hil'ati yahud kefen; ya gonca gül, yahud diken. Terzi babamın ve Nüket annemin ellerinden hürmetle ve özlemle öpüyorum.

Sevgi ve Saygılarımla

Bu…. Öz

32) Akîk Vadisi Sahih-i Buhârî 1533

Er… At… /21.04.2020. Bursa

Hayırlı günler Murat Derûnî Abi,Tabiriniz için teşekkür ediyorum…

Hem koronavirüs hakkında hem de okuduğum hadislerde gördüğüm hususlar üzerinde tefekkürlerim oldu.

Koronavirüs hakkındaki düşüncem şu ki kendisinden büyük hiç bir güç görmeyen dünyadaki büyük devletler ve halklarına ne kadar güçsüz, çaresiz oldukları aşikar oldu, lakin pek ders almayacakları bellidir. Bizler içinse adeta bir halvet günleri başladı, bu vakitlerimizin bereketini Hak'tan niyaz ediyorum. Efendi Babamız, Nüket Annemiz, tüm büyüklerimiz başta olmak üzere tüm Ümmeti Muhammed'e sağlık sıhhat diliyorum. Cümle hastalara şifalar, vefat eden Müslümanlara Hak'tan rahmet diliyorum

Sahih-i Buhârî 1533-1534-1535 hadislerini okurken Efendimiz'in Medine'den Mekk'ye Umre, Hacc için yola çıktıklarında mikat olarak belirledikleri Akîk Vadisi ve bu Vadi için geçen mübarek vadi tabirleri bende bir tefekkür oluşturdu:

Akîk Vadisi Sahih-i Buhârî 1533

Abdullah ibnu Ömer'den -Allah ondan ve babasından razı olsun- O şöyle dedi:

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Medîne'den Şecere yolundan çıkar, dönüşte de Muarres yolundan girerdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'ye giderken Şecere Mescidi'nde namaz kılardı. Mekke'den dönüşünde ise Zul-Huleyfe'de vadinin ortasında namaz kılar ve orada gecelerdi.

Sahih-i Buhârî 1534

Ömer -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi:

Ben el-Akîk vadisinde Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemden işittim, şöyle buyurdu:

"Bu gece Cibril, Rabbimden bana vahiy getirdi ve şöyle dedi: "Bu mübarek vâdide namaz kıl ve de ki: Umreyle beraber hacca niyet ettim."

Sahih-i Buhârî 1535

Abdullah ibnu Ömer'den -Allah ondan razı olsun- O şöyle dedi:

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Akîk Vadisi'nin ortasındaki Zul-Huleyfe'de gecelemek üzere devesinden indi. Kendisine: "Sen mübarek bir vadide bulunuyorsun" denildi.

Mûsâ ibnu Ukbe -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi: Bir hac seferinde Salim ibnu Abdullah, babası Abullah ibnu Ömer'in vaktiyle devesini çökertir olduğu yeri arayarak, bizi oraya indirdi ve Abdullah ibnu Ömer'in "Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Vedâ Haccı'na giderken, bu vâdide devesinden inip gecelediği yerdir." diye buraya gelip indiğini Salim görmüştür. Burası vâdinin içindeki mescidin alt tarafında idi. Vâdi ile yol arasında tam ortalama bir yer idi.

"Zülhuleyfe. Günümüzde “âbâr-ı Alî” (ebyâr-ı Alî) diye bilinen bu yerin Mescid-i Nebevî’den uzaklığı yaklaşık 11 km. olup Medine’nin güneybatı sınırı buraya kadar ulaşmıştır. Medine yönünden gelenlerin ihrama gireceği Zülhuleyfe aynı zamanda Mekke’ye en uzak mîkāttır. Resûl-i Ekrem Vedâ haccı için burada ihrama girmiştir (bk. ZÜLHULEYFE).

https://islamansiklopedisi.org.tr/mikat"

Hadisleri okuduktan sonra neden bu nokta mîkat için seçilmiş ve ardından Akîk Vadisi için kullanılan mübarek vadi hitabı Mûsâ as için Eymen vadisi hitabı bağlantısını düşündürdü ki Hadîs'i rivayet edenlerden birinin adı da Mûsa ibnu Ukbe'dir. Allah kendilerinden razı olsun.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Medineden Hacc için çıktıklarında mîkat ettikleri yer ve içinde mübarak Akik Vadisi bulunan Zülhuleyfe'nin Mescid-i Nebevî'ye olan uzaklığı 6.53 km, bunu kuş uçuşu olarak ölçtüm.

Her şeyin bir hesap ve nizam içinde olduğu ve bu sayıların hakikatindeki manaları açmak için birer anahtar olduğunu gördükçe insan hayret ediyor.

6.53 km 6: İmanın 6 şartı; 53 Ahmed'in sayısal değeridir. 6 aynı zamanda 6 cihet ile tüm alemi kapsar. 53 ise tüm bu alemleri Hak "fe ahbebtü en u'rafe" hükmüyle Habibullah'ı Ahmed-i Mahmud Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için halk eylemiştir.

6 yön ve 53, 6x53'ten 318 eder. Sondaki 8=4x2'dir ki 4, Şeriat-Tarikat-Tarikat-Marifet; 2 ise Zahir-Batîn'ı. Tüm bu daire ise Şeriatı Muhammedîyyedir her mertebenin Zahir Batın Hak'kını vermektir. Baştaki 31 ise Ahad olan 13'ün Batınıdır. (53) diğer yönden de malûmdur.

Bir başka açıdan 318, 3 Âl-i İmrân Suresi 18. Ayet'e işarettir. Bu ayet Terzi Babamız'ın şerhiyle;

(18) (ŞehidAllahu enneHU la ilâhe illâ HUve, vel Melâiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* lâ ilâhe illâ HUvel Aziyz'ül Hakîm;)

“Allah Teâlâ, kendisinden başka bir ilâh bulunmadığına adâletle kâim olarak şahitlik etmiştir. Melekler de, ilim sâhipleri de - şahitlikte bulunmuşlardır.- O azîz, hakîmden başka asla bir İlâh yoktur.

Yukarıdan beri gelen Âyetlerin oluşturduğu, yani evvelâ imân eden, sonra dua eden, tövbe eden, ikilik üzere devam eden yaşantısında vahdeti amaçlıyor ise ve buna erişmek için gerekli her şeyi yaparak, kendi varlığını ortadan kaldırıyor ve ezelden ebede mevcut olan Allah teâlâ kalıyor ise, yani izâfi benlik kalkıyor İlâh-î benlik kalıyor ve imânı ikâna dönüşüyor ise, işte bu Âyet-i Kerîme orada tahakkuk ediyor demektir.

Hakk kendi varlığıyla sâkin kendi varlığı üzere kalmış oluyor ve Ben’den başka kimse yok diyerek kendi kendine şahit oluyordur. Ve bunun böyle olduğuna meleklerde şahit olarak tasdik ediyorlar ve ilim sahipleride aynı şekilde şahitlerdir. Hakîm ismiyle hakkıyla hükmeder.

Allah kendi kendine şahittirki ondan başka İlâh yoktur.

Zât-î olan bu Âyet-i Kerîme, tevhid yolunda çok önemli bir aşamadır, kişi bu halin bünyesindeki hakikatini idrak ettiği zaman kendisinde var zannettiği nefsi benliği ortadan kalkar ve Hakk onun ağzından kendi varlığını ortaya koymuş olur burası “ikân” yani teklik vadisidir. Hakikatini yaşayanlar bilir. (40 - Âli İmran Sûresi, sayfa 24-25)"

Akik Vadisi'nin Mescid-i Nebevîye olan 6.53 km uzaklığı bizi bu ayete getirmişti.. Ayet'in şerhinin sonunda Terzi Baba'mızın burası "ikân" yani teklik vadisidir. Hakikatini yaşayanlar bilir." Demesi beni hayret düşürdü.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme hadiste belirtidiği üzere Akik Vadisinde "Sen mübarek bir vadide bulunuyorsun" yine diğer bir hadiste "Bu mübarek vâdide namaz kıl ve de ki: Umreyle beraber hacca niyet ettim." hitabından bahsediliyor. Bu hitabın geldiği vadi Akîk Vadisi'dir. Hadiste geçtiği haliyle ebced hesabını incelersek:

اﻟْﻌَﻘِﻲ (El Akik) : Elif 1 + Lam 30 + Ayn 70 + Kaf 100 + Ye 10 + Kaf 100=311'dir. Ne muhteşem bir uyumdur. Zahiren 3, İlmel, Aynel, Hakkel Yakıyn ile hasıl olan İkân, 11 ise Hz. Muhammed Efendimiz aleyhisselam'ın şifre sayısıdır. Bâtından bakarsak 113'tür. 1 ve 13'tür.

Akik Vadisinin bulunduğu yer olan Zülhuleyfe'nin Mescid-i Nebevî'ye uzaklığı 6.53 km idi. 6x53=318 bağlantısı bizi 3/18 ayetine götürmüştü, şerhinde de Terzi Baba "burası “ikân” yani teklik vadisidir. Hakikatini yaşayanlar bilir." demişlerdir.

Aynı zamanda Akik taşının en bilinen rengi kırmızıdır. Terzi Babamız kırmızı renk için Bursa sohbetinde Zat-î Tecelli rengi demişlerdi.

Topkapı sarayında sergilenen Efendimiz as'ın kullandığı düşünülen Akîk taşı.

Zülhuleyfe: ذِي اﻟْﺣُﻠ َﯾْﻔَﺔ : Zel 700 + Ye 10 + Elif 1 + Lam 30 + Ha 8 + Lam 30 + Ye 10 + Fe 80 + Te 400=1269'dur. 12 Hakikat-i Muhammedî; 69: 6+9=15 Zahir Batın Nur-u Muhammedi

Bu tefekkürdeki "Sen mübarek bir vadide bulunuyorsun" hitabı üzerine Gülşen-i Râz kitabını inceleyecektim. Bir de ufak bir müzik veya güftar ile odadaki sessizliği bozmak için bir şeyler ararken ana sayfamda Mazhar Alanson vardı bir tıklayayım deyince “Yandım Yandım” şarkısını okuyordu şarkıya başlamadan "Medine hikayemize gelelim, ben Medine'ye ilk gittiğimde Yandım diye bir not düşmüşüm. Ondan sonra ikinci gün "Ah ki ne yandım" diyordu, şarkının diğer kısımlarını da ayrı ayrı yer ve zamanlarda yazdığından bahsedip Yandım Yandım şarkısını okumaya başladı. Hiç haberim olmadan açtığım bu şarkının Medine çalışmam ile bağlantısı bu bir tasdik olsa gerek diye düşündürdü

"123-Gülşen-i Raz 2 Terzi-Baba Şerhinin Tamamı" sayfa 20-21

"Eymen vadisine gel. Ağaç bile sana ‘Ben Tanrı’yım, Tanrı’desin.

‘Eymen vadisine gel!’ Bu nedir acaba? Eymen vadisi dediği yer neresidir? Eymen bilindiği gibi dağ manasına. Musa Aleyhisselama Turdağının Eymen cihetinden, sağ tarafından ses geldi. ‘İnniy Enellah’ diye ses geldi. Ordan bahsediyor. Kitabın orijinal şekliyle ifadesi şu: “Vera başet Enelhak Ez dirahi çira nebvet eznik bahti”…

İşte kendimizin beşeriyet aklı, kendimizin zannettiğimiz evvelce bildiğimiz beşeriyet aklını mutlak olarak terkettikten sonra kişinin gelmesi gerekli olan yer Eymen vadisidir. ‘Rabbimin kokusunu Yemen’den alıyorum.’ Yemen sağ taraf, Eymen en sağ taraf manasındadır. Yani biraz sağı solu değil, sağ tarafın tam özüdür. İşte Rabbimin kokusunu, yani Rububiyet hükümlerini idrak etme durumuna gelen Eymen vadisine ayak basmıştır. İlk adımları daha, dünyadan yani maddeden kopup miraca çıkış yolunda ilk merdivenler.

Musa aleyhisselam zamanında ve onlarda değerli olan taraf sol taraftı. Onların yaşantılarına göre sol daha mübarekti. Hazreti Peygamberde ise sağ taraf. Sağ el ile alınır, sağ el ile verilir, sağ ayakla çıkılır, sağ ayakla girilir. Sağ taraf öndeydi ve önderdir. Halen öyle devam ediyor. Aynı zamanda Eymen Muhammedi dinin başlangıcıdır.

Genelde vahdette sağ sol diye bir şey olmaz. Ama bazı izahlar için bu yönler kullanılıyor. Musevilik hükmü ile sol tarafı idrak eden insan, Muhammedilik hükmü ile sağ tarafı idrak ettiğinden, zaten solu sağı birleştirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bir başka ayetle de burası belirtiliyor. ‘Bivadil mukaddesi tuva.’ Yani ‘Övülmüş vadiye gel.’ Eymen vadisinin bir başka ismi de ‘övülmüş’ vadidir. Yine vadi dendiği zaman, ağaçlık, yeşillik, düzlük, güzel bir arazi olarak aklımıza geliyor.

Halbuki orda vadi demesi ef’al aleminin tamamen hükümsüz kalıp esma alemine geçmesi hükmü belirtilmek isteniyor. Yani alemdeki varlıkların gerçek varlığı olmadığı, bütün bu varlıkların esma aleminden kaynağını aldığı ve bunların kökeninin esma alemi olduğunu anlamak Eymen vadisine ayak basmak oluyor. İşte belirli, kısıtlı düşünceleri aştıktan sonra, sınırsız bir düşüneceye sahip olduktan sonra kişi hürlüğe adım atmış oluyor.

Hür olma yolunda çalışmalarına başlıyor. Her ne kadar Eymen vadisi geniş bir vadi ise de yine orda sınır vardır. Ama ilk hürlük olacak meydan Eymen vadisidir. Dünya cehenneminden kurtulmak ancak Eymen vadisini geçmekle olacaktır." (123-Gülşen-i Raz 2 Terzi-Baba Şerhinin Tamamı" sayfa 20-21

Eymen'e ebced hesabıyla bakarsak اﯾْﻣَنْ Elif 1 + Ye 10 + Mim 40+ Nun 50 = 101'dir.. 101 ders tespihat sayısı ile Tarikat-Museviyyet bağlantısıdır. 10-1=9'dan 9 Musaviyyet bağlantısıdır

Bir de Efendimiz sav'in kemikler ve sadaka ile alakalı hadisi üzerine bir araştırma yapınca hayret edici sayılara ulaştım.

"Yine Ebu Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir. Binaenaleyh her tesbih sadakadır, her hamd sadakadır, her tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır, iyiliği tavsiye etmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kulun kuşluk vakti kılacağı iki rek'at namaz bütün bunları karşılar."

[1] Müslim, Müsafirîn 84, Zekat 56. Aynca bk. Buhari Sulh 11, Cihad 72, 128; Ebü Davüd, Tatavvu' 12, Edeb 160"

İnsan beden vücudundaki kemik sayısı üzerine araştırma yapınca şöyle bir bilgiye rastladım:

"Vücudumuzda 206 tane kemik vardır. Aslında bu kemikler yeni doğan bebeklerde 350 tanedir. Bebek her doğma sürecine girdiğinde bu kemikler birleşerek kemik sayısını azaltırlar. Bu birleşen kemikler uzun kemikleri meydana getirirler."

(https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan_iskeleti)

Yeni doğan bir bebek 350 kemik ile bâtınen 53 ile Ahmed der iken ilerleyen yaşlar ile kemiklerin bir'leşmesi ile 206 ile 13x2=26 Zahir Batın 13'ün yani Ahad'in ve ortasındaki 0 ile de bir yönü hadis bir yönü kadîm Kabe Kavseyn Dairesi diyor.. Ne var âlemde, O var Adem'de derlerken ne güzel söylemişler.. Tüm bu âlem için Mahmud Şebüsterî Hazretleri ks'nin "Ahad, Ahmed'in Mim'inde görüldü" izdivacı ile zuhura geldiyse, Adem'in zahir vücudu da Ahmed-Ahad şifresini üzerinde bulunduruyor.. (53) ün ne olduğu bellidir.

Tefekkürlerim bunlardı Murat Derûnî Abi, Sizlere ve Ailenize sağlık sıhhatle hayırlı günler dilerim.

Er… At….

Not= Bu yazıda hernekadar korona virüs ile ilgili konu yok isede o günlerde yazıldığından, dolaylı da olsa buraya onu da aldım. “İ ”

33) Minarelerden ezanlar okundu

Ay… De… 22 Nisan 2020 hollanda

Es Selamun Aleykum Murat Hocam. İnseallah iyisiniz afiyetdesinizdir. Saglığınıza duacıyım.

Efendim bu salgın hastalıkla ilgili Şöyle düşünüyorum.

Bir yönden çok zorluklar yaşansa da bir yönden de acaba bir gün bu şekilde olabilir mi diye hayalde kalan bazı durumlarda yaşandı. Mesela neredeyse tüm avrupa ülkelerinde ilk kez minarelerden ezanlar okundu okunmasına izin verildi. Buradaki insanlar ilk kez ezanı dinlediler duydular. Namaza kurtuluşa davet edilmiş oldu.

Kiliselerde herkes bir oldu dua edildi ve oralarda da ezanlar okundu. Allah c.c gücünü kudretini gösterdi. Belki ölüm hiç aklına gelmeyen insanlar her an ölümü düşündü. Ölüme rabıta yapıldı. Marketlerde yiyecek azaldı raflar boşaldı yokluğun ne demek olduğunu anladık. Nimetlerin değerini ve daha fazla şükür etmemiz gerektiğinin farkına vardık.

Herkes birbirinden kaçıyor mahşer anı gibi. İnsanlar daha çok dua ediyorlar. Eve kapanıldı bir müddet dünya telaşesinden uzaklaşmış olduk. Aklıma bunlar geldi yazdım efendim. Bizden de Efendi babamıza, Nüket annemize selamlarımızı sevgilerimizi iletin lütfen. Ellerinden hürmetle öperiz.

Selamlar, Sevgiler

Hayırlı günler diliyorum efendim.

Ay… De

34) (covid-19) virüsü ve insanlık üzerine etkileri

Öm… Em… Er… /22.04.2020 istanbul

Allah C.C.’nun selamı her daim üzerinize olsun. Corana yazısı ekdedir, her daim, selam, muhabbet, hürmet ve dualarımızla...

Corana (covid-19) virüsü ve insanlık üzerine etkileri hakkında teffekür ve notlar:

Corona vakkası çıktığından bu yana bazı notlar almıştık, acizane aktarmaya gayret edeceğiz.

Bu yazıları hazırlarken ilk yaptığım çalışma bilgisayarımızdan silindi, aradık bulamadık sonra yeniden başladık ama ilkinin silinmesinde bir sebep olduğunu düşünerek orada ki notlarımızın bir kısmını yeniden düzenleyerek buraya aktardık.

Ayrıca belirtmek isterizki bu yazılanlardan kendisinden yine kendisinedir, en idrakli ve şuurlu zuhurunun isteği üzerine biz hayali ve zanni zuhurlardan kendisine dönük yine kendisinin anlatılmasıdır. Gönlümüze gelenle bu paragraf yazılmıştır.

Beşeriyet yönümüzlede belirtmek isteriz ki bütün bu yazdıklarımızın illaki doğrudur diye bir iddamız yoktur, mevcut halimize ve acizane bilgimize ve görüşümüze göre tefekkür notlarımızdır, varsa da bir hatamız özür dileriz.

Genel olarak bakıldığında düşüncemizde oluşan fikirler;

Corana vak’ası başladığından bu yana tüm sistem içe dönük bir hal aldı, bireyler mevcut pozisyonlarında kalmaya zorlanıldı, ve merkezi emirelere itaat ve bireyler arası ayırım başladı, yani kimse kimse ile temas yapmıyor, bu da bize dağınıklığın ve bireysel kararların merkezi bi emir tarafından toparlanması gibi bir düşünce oluşturdu.

Vahid hükümlerinin kararların sınırlandırılması ve Ahad olarak birlenmesi gibi, (çünkü herkes aynı şeyi yapar oldu, istisnalar vardır o ayrı) görünüş olarakta yüzler kapanıldı, yani herkes yüzlerinde çehrelerine maske takıyor beyaz yada siyah iki renk, siyah ve beyaz, siyah Ahadiyyet Zat mertebesi, beyaz ise Uluhiyyet rengi idi.

Herkezin kendi kabuğuna özüne çekilmesini gerektiren bir olay yaşanılıyor, herkes kendi hücrelerinde, çile hanesinde, bu konudada güçlü yaptırım uygulanıyor.

Cuma namazlarının iptali, Cuma namazı iptal olması sosyal ve hukuksal boyutta hürlüğün bitmesi diye yorumluyoruz, hür topraklarda Cuma namazı kılınır, O zıtlıkların Cem’i ile daha çok anlaşılır, hem cuma Cem olma hali demek ama Cuma iptal, ama bir yandan da tüm rüyanda bir Cem olma hali var benzer karar ve sistemler devreye giriyor.

Dünya seyrinde belkide ilk defa bu kadar idraksiz ve hayali halde kalınılmıştır, dünyaya gelmenin hakikatinin unutulduğu bir zamanlardayız tabiki bu değişecektir, zanni hayal ve vehim sistemler yıkılıp yerine Hakikati Muhammedinin sistemi zuhurda daha şiddetli kendini belli edecektir, zaten zuhurda olan o dur ama perdelenmemiş haline doğru gitmekteyiz gibi görünmektedir.

Kabenin kapanması tıpkı Musevviyet hakikatindeki gibi kuddsiyetin Mescidi Aksaya çevrilmesi gibi.

İnsanların kendi içlerine kapanıp izole edilmeside İsevviyet hali gibi görünmektedir.

Bunda sonra gelecek olan Fenafillahtan Bekabillaha Hakikati Muhammedinin perdesiz zuhura çıkması şeklinde olacaktır diye düşünmekteyiz.

Aynı zamanda tüm bu yaşanılanlar bize kabenin hakikatini gönlünüzde arayın artık demektedir diye görmekteyiz, Hakikatini O bilir.

Acizane konu ile ilgili bazı bilgileri aşağıda derleme ve mevcut halimizle ve aklımızla gördüklerimizi ifade etmeye çalıştık, çokta uzatmadan belirtmeye gayret edeceğiz çünkü bunlara dalınca insan deryanın dibi yok gibi daldıkça dalıyor, o yüzden elimizden geldiğince kısa kesmeye gayret edeceğiz. Ola ki bilmeden edepsizliklerimiz ve hatamız varsa affola.

1- Corana google translate olarak Arapça çıkan kelime: اﻻﻛﻠﻴﻞ (alakl)

(ardıç gibi iğne yapraklı taç yapraklı ağaç ve bitkiler) ال— ا+ ك+ ل+ ي+ ل >>> el >31

30+10+30+20+1=91 ve 31 tersten 19 ve 13

19 malum insanı kamil aynı zamanda besmelenin harf sayısı

19 aynı zamanda Vahid esması ebcedi, bu konuda Murat Deruni ağabeyin ‘126-14-1-Ben deki Terzi Babam’ kitabından:

Sayıların aslı bir yani ( ِﺪوَﺣ ) “Vahid” olan birin tekrarlarıdır.

Her birerlerimizin ma’nâsı bir, fakat görüntülerimiz birin tekrarı olduğu ve farklı kab ve şekillere girdiğimiz için sen, ben, o, biz, siz, onlar kesret âlemi içinde yaşıyoruz. Ne zaman bu ma’nâsal birlik olan tekliğe ulaşabilirsek aklımız ve kafamızda ki bütün sorular-sorunlar çözü̈lmüş olur…

19 aynı zamanda Alak suresi son ayetinde secde et ve yaklaş deniliyor, yani insanın en küçüldüğü ve içine dönük olduğu fiziksel halide belirtiyor. Malum Rabbinin ismi ile oku ile başlayan surede aynı zamanda hücresel formdan da bahsediliyor.

Ayrıca 19>>>1+9=10 bu da İseviyettir.

2) Corana Virüs bilimsel Arapçası: ﻓﻴﺮوس اﻛﻮرون (fayrüsü korona) ك و ر و ن ا

elif+nun+vav+re+vav+kef

1+50+6+200+6+20=283>>13 Korona 13 ebcedi vermektedir yanı zamanda 28 ve 3 ilmel, hakket ve aynen olarak Muhammedi mertebeler başlangıcıdır bu da 11-12-13 cü mertebelerdir zaten covid 19 olarak numaralandıran virüs 1+9=10 bu da İseviyettir.

ف ي ر و س

sin+vav+re+ye+fe

60+6+200+10+80=356>>>14 bu da Nuru Muhamedi demektir ki, tüm bunlar zaten alemleri kuşatmış Nuru Muhammedinin hakikat oluşumlarından başka bir şey değildir.

3) Covid19

Covid=Cavid cavid / câvid / ﺟﺎود

(Câvidân, câvidâne, câvidânî) Sermedî, sonu olmayan, sonsuz, dâimî, lâyemut. (Farsça)

Devam eden.

Kalıcı, sonsuz, ebedi. (Farsça)

ج ا و د

dal+vav+elif+cim

4+6+1+3=14 Cavid/Covid 14 sayı değeri vermektedir

Covid19 dersek bunu üssü olarak ele alırsak (Murat Deruni’nin eserlerinde ebcet ile uğraşırken sayıların üssü olarak da alınması gerektiğini belirtmişti)

14 = 5,97630395894891E+21>>> 5+9+7+6+3+0+3+9+5+8+9+4+8+9+1+E+21>>>86+1+ 21=108 arada ki sıfırı kaldırılan 18 bin alem, bir açıdanda 10 ve 8, 10 isevviyet mertebesi 8 ise tevhid mertebeleri ve hakikat başlangıcı olduğundan İsevviyet mertebelerinin hakikati diye düşünüyoruz.

Ayırca E=13 olarak da görürsek 86+13+21=120 >>>12 Hakikati Muhammedi ayrıca ilgiNÇtir 120-27(Hz.İsa Kuran daki bilgilere göre peygamlerlik sırası)=93 9+3=12 yine Hakikati Muhammedi çıkmaktadır.

Bu arada 21 Cennet'ül baki kapısı numarası 12 Hakikati Muhammediyenin gizli yazılışıdır.

4) Resmi bilgiler:

Günümüzdeki Corana Virüs Çinde ilk kez 27 Aralık 2019 tarihinde Wuhan'daki bir hastaneye ağır pnömoni tanısıyla üç hasta yatırılmıştır. İlk vaka, Wuhan'daki hayvan pazarında balık satıcısı olan 49 yaşında bir kadındır.

27.12.2019

27 Hz. İsa peygamberlik sırası, 12 Hakikati Muhammedi, 2019 kendi içinde toplarsak 3 ediyor ilmel, hakket ve aynen yakin mertebeleri olması yanı sıra Eba, Ebi ve Ruhulkuddüs olarak İseviyet olarak 3’lü anlayışı düşünebiliriz.

27+12+2019=2058>>>16 bu da 13+3>>>13’ün Hakikatül Ahadiuyetül Ahmediyyenin ilmel, hakket ve aynel olarak görülmesidir.

Wuhan>>> ووﻫﺎن nun+elif+he+vav+vav=50+1+5+6+6=68>>14 alemleri saran Nur-u Muhammedi.

68 aynı zamanda Kalem suresidir, bilgilere göre Nun suresi olarakda anılır, Nun ile başlamaktadır, ve Nun ile bitmektedir.

5) Türkiye ilk vaka 10 Mart, ilk Ölüm 17 Mart

10.03.2020>> 10+3=13, 20+20=40 >>>13+40=53 yolumuza mensuplar için zaten yeterince anlatıyor.,

10 İseviyyet, 3 ise teşbih ve 3 yakınlık dereceleri, 2020 toplamı 4 olarak alırsak islamiyet sayı değeri.

İlk vaka ile birlikte İsevviyet hakikatlerinin Türkiye üzerinde zuhura başladığı gibi düşündük.

İlk ölüm/kıyam’et 17.03.2020>> 17 İsra suresi, 111 ayettir 1+1+1=3 teşbih ve 3 yakınlık dereceleri, 2020 toplamı 4 olarak alırsak islamiyet sayı değeri.

İsrâ ve Mî’rac,

Ölüm Kıyam’et Terzi Baba’nın Ölüm Hakkında

Kıyam’et kitabı, 64’cü kitap, 6+4=10 İsevviyet.

6) EBA TV tek eğitim sistemi (en düşük seviyeye

göre)

Kuruluş: 20.03.2020 sayısal toplam 63>>6+3=9

Musevviyet/Rububiyyet/Rab’lık eğitici.

İlk yayın 23.03.2020 sayısal toplam 69>>6+9=15 zahir ve batın Hakikati Muhammedi.

3 kanal Eba ilkokul, Eba ortaokul, Eba lise

Eba, Eb, ata demek, İseviyyedeki teşbih sıralamasındaki ilk isim, yine üçleme.

7) Corona Virüsler hakkında genel bilgi:

Corona Virüsler 1960 larda keşfedildi 19+60=79 >>>16

=13-3

Bu bölümde aşağıdaki bilgileri sadece yazmakla geçeceğiz zira hepsini açıklamaya zaman ve bu dosyanın hacmi yetmeyecektir.

7 adet farklı insan koronavirüsü bulunmaktadır:

• İnsan koronavirüsü 229E (HCoV-229E) • İnsan koronavirüsü OC43 (HCoV-OC43)

• SARS-CoV • İnsan koronavirüsü NL63 (HCoV-NL63, Haven

koronavirüsü) • İnsan koronavirüsü HKU1 • MERS koronavirüsü (MERS-CoV) • Yeni koronavirüs (CoVID-19)

CoVID-19, MERS-CoV ve SARS-CoV bulaşmış

[19] hastaların gösterdiği karakteristik özellikler

CoVID-

MERS-CoV SARS-CoV

19* Tespit Aralık

Haziran 2012 Kasım 2002 tarihi 2019 Tespit Vuhan, Cidde, Suudi

Guangdong, Çin yeri Çin Arabistan Yaş ortalam 49 56 39.9 ası Yaş

0–76 14–94 1–91 aralığı Erkek:k adın 2.7:1 3.3:1 1:1.25 oranı Tespit edilmiş 2,265,408 2494 8096 vaka Vaka

154,903 ölüm 858 (%37) 744 (%9.7)

(?) oranı Sağlık çalışanl %16 %9.8 %23.1 arı

8) Sokağa çıkma yasakları: • 21.03.2020, 65 yaş ve üzeri için.

21 ve 65, 21 Cennet'ül baki kapısı numarası, aynı zamanda Enbiya suresi, 65 toplam 11 Hz.Muhammedi aynı zamanda 21 sure 65 ayette, Hz.İbrahimin halkıyla konuşmasından örnek verilmiştir, burada halkı gerçeği bilen ama inatla direnen bir roldedir.

Enbiya, 21/3

Lahiyeten kulubühüm ve eserrun necvellezıne zalemu hel haza illa beşerum mislüküm e fete’tunes sıhra ve entüm tübsırun

Kalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: «Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız?»

Enbiya, 21/65:

Sümme nükisu ala ruusihim lekad alimte ma haülai yentıkun

Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: «And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin.» dediler.

Verilen merkezi, tek kaynaklı emre itaatin bilincinde ama uymayan bir topluma verilmiş uyarı sahneleri.

27.03.2020 şehirler arası yolculuk yasağı ve uçuşların durması.

27 Hz.İsa Peygamberlik sırası aynı zamanda 27 nemi karınca suresi. Sureye ismini veren 18’ci ayet ise

Neml 27/18

Hatta iza etev ala vadin nemli kalet nemletüy ya eyyühen nemlüdhulu mesakineküm la yahtımenneküm süleymanü ve cünudühu ve hüm la yeş’urun

Elmalılı Hamdi Yazır:

Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: «Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!» dedi.

İlgiNÇtir karıncalar gibi karınca gibi işleyen tüm ulaşımın durması, evlerine (garaj/hangar vs..) mekanlarına geri çekilmesi • 03.04.2020, 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı.

3’cü sure Ali İmran suresi dir,

İmran. Arapça kökenli bir erkek ismidir. Anlamları: 1. Evine bağlı, ailesine bakan erkek. 2. Refah sahibi kimse. Kur'an'ın 3. suresi olan Al-i İmran, adını İmran'dan alır. Kur'an'a göre İmran, Hz. Meryem’in babasıdır. İmran, Hz. Muhammed’in amcası Ebu Talib'in diğer ismidir. (Vikipedi) • 09.04.2020 genel yasak ilan edildi, 10 ve 11 nisan sokağa çıkma yasağı. 9 bilindiği gibi Musevviyet, 10 İseviyyet, 11 Muhammediyet mertebelerinin başlangıcıdır Aynı zamanda 9+4=13 Hz.Muhammedin şifre sayısı olmakla birlikte Ahad esmasının da ebced değeridir. Nisan=İnsan aynı zamanda Nisan>>>Nun+İsa+Nun

9) Luppo ve Cola

Herkes tarafından görülen kimince eleştirilen, espri yapılan bazende haklı gerekçesi de yazılan yazılara rahman bizim gördüğümüz ise öncelikle 11’ci günde yani Muhammediyet mertebelerinden, Luppo>> Lübbül Lüp, Efendi Babacığımızın bu risale kitabı mevcuttur. İslam Ansiklopedisinden kısaca bilgi aktarırsak;

Sözlükte “öz” anlamına gelen lübb kelimesi, tasavvuf kaynaklarında “kuruntu ve hayal kabuğundan arınmış ve kutsal nurla aydınlanmış akıl”, “özün özü” anlamındaki lübbü’l-lüb ise “akla güç veren ilâhî ve kutsî nur” şeklinde tanımlanmış (et-Taʿrîfât, “lüb” md.; Kâşânî, s. 72), Kur’an’da birçok yerde geçen “selim akıl sahipleri” mânasına gelen ülü’l-elbâb ifadesi (meselâ bk. Sâd 38/29, 43) bu terimin kaynağı olarak görülmüştür. Kutsî nurla güçlenerek vehim ve hayal kabuğundan arınan selim aklın aşkın bilgileri algılayabileceği kaydedilmiştir..

TDV İslâm Ansiklopedisi

Cola>>>Kola>>>Alak, Alak suresi 19 ayet yukarıda bahsettik.

Yıkarıdaki paylaşım fotoğrafında yazıda;

Luppo ya da Kola

işte bütün mesele bu…

olarak yazmakta, ‘‘ya da’’, ‘’ye’' ve ‘’dal’’ ye=10+dal=4>> 10+4=14 Alemleri saran Nur’u Muhammedi.

‘‘Alemleri saran özününüz de özü olan hakikatleri Hakikati Muhammedi’nin aklı ile okuyun, işte bütün mesele bu…’’

Cümle sonunda 3 nokta, 3 yakınlık ve teşbih

10) Corona>>>Korana Kur’an a

ال ﻗﺮآن >>> ﻛﻮروﻧﺎ

ك +و +ر +و +ن+ ا elif+nun+vav+re+vav+kef 1+50+6+200+6+20=283=13 yukarıda açıkladık

ق+ ر+ آ+ ن + EL

nun+elif+re+kaf 50+1+200+100=351>>>135 Muhammed ismi şerifinin

sayısal değeri

Sayısal olarak da Korana ve Kur’an da benzerlik göstermektedirler tabi zahiri oluşumlar kamuflaja sahiptir,

Kur’ana yani sizin ikiz kardeşinize dönün, bulun, bunu içinde

İseviyyet hakikkatlerininden Muhammedi hakikatlere geçmek gerekir. Bütün bunlara uzunca yorumlar yazılabilir ancak ilerleyen saatlerde gönlümüze ve aklımıza Nusret

Efendimizin (R.a.) sesi duyuldu, önceden fakirin ses kaydını dinleyerek cümlesi cümlesine aldığı not vardı, bazı durumlarda açar okurduk, acizane sonuna ekliyorum;

hatalarımız olduysa affola, ve’s-selâm…

Ma'nâ alemi herkese aynı dersi öğretir.

Mevcûdâtın diliyle insanlara hitab eder ve der ki:

"Beni inceleyin.

Ben kör ve sağır değilim.

Ben şuursuz ve iz'ansız değilim.

Aklınızdan geçeni bile bilirim.

Benim için ölüm yoktur.

Beni tanır, bulursanız, severseniz, siz de benim

gibi olursunuz.

Kendi içinizde olan asıl benliğinizle temasa

geçmeyi öğrenin.

Ben size ancak o cevherden konuşabilirim.

SİZ BENİ KENDİNİZ, KENDİNİZİ BEN bilmedikçe buluşamayız ve anlaşamayız. Ben kendimi tohum olarak gönlünüze ektim. Fakat siz bana bakmıyorsunuz. Onun için tarlanız bomboş kalıyor. Bu idrâk tarlanızı çoraklıktan kurtarın. Aksi taktirde hasat zamanı mâhsul alamazsınız. Şurdan burdan rivayet rüzgârlarının tarlanıza bıraktığı tohumu da kibir, gurur, ukalalık azametlerinizle kuruttunuz, sararttınız. Hasat zamanı geldiğinde de ağlayıp yalvarıyorsunuz. Bana göre hava hoş; her yer benim tarlam, her nefesim bin tohumdur. Benim dilim ve sözüm tektir. Hep aynı sözü tekrar eder dururum. Benden başka her şey birer hâyaldir. Her zaman için sizinle tek dost olan benim. Siz "LÂ diye kendinizi inkâr ederseniz, "İLLÂ" olarak ben dostunuz kalırım. Ki asıl saltanat sahibi de zaten benim, "Kulhüvallah" ayetimi kendisine kendisine göndermiş olduğum Habibimin habibi olursunuz. Şerîkim, nazîrim, eşim yoktur." Bunu iyi anla Ve's-selâm M. Nusret Tura

22.04.2020

05:41

Ö.E.E

Yeşilköy

35) Corona virüs tefekkür çalışması

Ze… De… 22.04.2020 istanbul

Hayırlı akşamlar Murat Deruni Hocam,

Corona virüs tefekkür çalışması ektedir.

Baki saygılarımla

Selamlar

Bismillahirrrahmanirrahim,

İz’inden gidildiği takdirde bizi, bize bildiren, dolayısıyla Allah’ı bilmemizi, Tevhidi gerçek manasıyla idrak edip müşahedeye geçirmemizi öğretip yaşatan İz Efendi Babam, İz Efendi Babama giden yolları açan çok değerli nur yüzlü, gül kokulu Nüket Annem… öncelikle saygı ve muhabbetle ellerinizden öpüyorum.

CORONA VİRÜS (COVİD-19) VE İNSANLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Corona Virüs Nedir?

İlk olarak Çin’in Wuhan bölgesinde, 2019 yılı Aralık ayının başında görülüp corona virüs adıyla bilinen, solunum yolu enfeksiyonuna neden olan ve insandan insana geçebilen bulaşıcı bir virüstür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) virüsün neden olduğu hastalığı tanımlamak için COVID-19 terimini kullanmaktadır.

Çin, çok çeşitli besinlerin (hayvan, böcek vb.) yoğun tüketildiği, çok kalabalık bir ülke olduğu için, aslında hayvanların taşıdığı bazı mikroplar insana adapte olma imkânını sıklıkla orada buluyorlar. Bu mikroplar yepyeni ortaya çıktıkları için onlara karşı “bağışık” olma durumumuz “sıfır” oluyor; yani virüs, hastalanma potansiyeli olan herkesi hastalandırıyor. Burada, herhangi bir mikrobun herkesi hastalandırmadığını, sadece belli kişilerin hastalandığını ve sadece, yine belli kişilerin (kronik hastalığı olanlar, zayıf/düşkün/çok yaşlı kişiler) ağır hastalandığını da bilmek lazım.

Corona Virüs Belirtileri Nelerdir?

Ateş, öksürük ve nefes darlığı, başlıca sözü edilen belirtilerdir. Virüsle karşılaştıktan sonra genellikle 2 gün içinde belirtiler ortaya çıkıyor ancak bu süre 14 güne kadar uzayabiliyor.

Corona Virüs Tedavisi Nasıl Yapılır?

Spesifik, yani Corona Virüs’e özgü (Corona Virüs’ü “öldüren”) bir ilaç yoktur. Ağır hastalanan kişilerin yatırılarak, “destekleyici tedavi” görmeleri gerekir.

Corona Virüsten Nasıl Korunulur?

WHO virüsten korunmak için şu tavsiyelerde bulunuyor:

 Ellerinizi yıkayın -sabun veya el temizlik jelleri virüsü öldürebilir,

 Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu mendille kapatın ve sonrasında virüsün yayılmasına engel olmak için ellerinizi yıkayın,

 Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmaktan kaçının -elleriniz virüsün değdiği bir yere dokunursa virüs vücudunuza bulaşabilir,

 Öksüren, hapşıran veya ateşi yüksek kişilerden uzak durun

 1 metre uzak durmak havaya bulaşabilecek virüsten korunmanızı sağlar.

(İnternet bilgileri)

Cenab-ı Hak bu ef’al alemini, esmâ ve sıfatları ile zuhura çıkardıktan sonra, alemin düzeni için bir takım kurallar koymuştur.

“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (2/Bakara 11), “Allah’ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık, düzensizlik, taşkınlık çıkarmayın.” (2/Bakara 60), “Allah bozgunculuğu sevmez.” (2/Bakara 205) Bunlar gibi yeryüzünde düzeni bozmamak adına tavsiye edilen birçok ayet vardır. (Ayetlerin ef’al alemindeki zahir manaları olarak, batın manalarının farklı açıklamaları vardır.)

Yapılması ve yapılmaması gereken şeyler farz ve haramlar olarak tavsiye edilmiştir. Biz insanların yeryüzünde huzurlu, sağlıklı bir yaşam sürmemiz için yeme içmeden, yatıp kalkmaya kadar her halimiz ayetlerde, hadis ve sünnetlerde bildirilmiştir.

“Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise kendi nefsindendir.” (4/Nisâ 79)

Konumuz olan corona virüse sebep olarak Kur'an-ı Kerim’de (zat) yasak olan birtakım hayvanların yenmemesi bildirilmiştir. Bağışıklık sistemimizin düşük olması, temizliğe dikkat edilmemesi ve yenmemesi gereken şeylerin yenmesi bu hastalığın bulaşmasını ve ölüm hadisesini hızlandırmaktadır.

Bu hastalığa yakalanmamak için doktorların bize en önemli tavsiyesi; el, ağız, burun yıkanması ki bu, abdestin farzlarındandır.

Bu virüsün yaygın olduğu süreçte en çok tavsiye edilen korunma yollarından biri de tuzlu su ile gargara yapmak ve tuzlu suyu buruna çekmektir ki, 1400 yıl evvel Resulullah (sav) Hz. Aişe’den rivayetle demiştir ki; “Her kim yemekten önce ve sonra tuz yerse 360 çeşit hastalıktan emin olur. Bunların en hafifi cüzzâm ve alaca hastalığıdır.” Yine Gazzali’nin belirttiğine göre, Hz. Ali (ra), “Allah, yemeğe tuz ile başlayan kimseden yetmiş belayı / hastalığı defeder.” buyurmuştur. Ayrıca bu süreçte en önemli şeylerden birisi sosyal mesafe ve maske kullanmak. Hatta sağlık çalışanlarının tepeden tırnağa kapalı kıyafetler giymeleri gerekiyor. “2000’li yıllarda tesettüre, baş örtüsü kullanmaya ne gerek var!” diyenlere örtünmenin sadece saçları kapamakla ilgili bir olay olmadığına açık bir cevaptır.

Bazı doktorlar, bu virüsten aşırı KORKANLARIN, hastalığa çok daha kolay yakalanabileceklerini ifade etmektedir. Bu oldukça önemli bir bilgidir. Örneğin;

Prof. Dr. Nevzat TARHAN, “Corona virüs korkanı daha çok etkiliyor.”

Nöroloji Uzmanı Dr. Güçlü ILDIZ, “Korku gibi olumsuz duygusal enerjilerin kiracı olarak bulunduğu beyinler, farkında olmadan korkuyu besleyen olaylara dikkati yönlendirerek daha çok kiracı ile daha çok kazanç elde etmeyi isterler.”

Doktorların KORKU DUYGUSU ile ilgili söylemlerini, manevî terakki yolculuğumuzda öğrendiklerimizle karşılaştıracak olursak; “Şeriatte duygu yoktur. Tarikatta duygular vardır, kontrol edilemez. Hakikatte duygular vardır, kontrol edilir. Marifette ise duygulara yön verilir.”

Bizler kendi hayatımızı bu öğrendiklerimize göre yaşamaya çalışıyor olmamızdan kaynaklı zahir-batın, huzur ve sağlık için var gücümüzle hakikat mertebesine gelmeye çalışmalıyız.

CORONA VİRÜS TOPLUMLARI NASIL ETKİLEDİ?

Sosyal Mesafe: Halk birbirinden uzaklaştı, evlerine çekildi. Camilerde cemaate ve kabe ziyaretine yasak getirildi. Birçok işyerleri kapandı. Maddi kayıplar ve can kayıpları çoğaldı. Tüm dünya bir sessizliğe büründü. Sanki bir bekleme içerisine girdi. Neyin beklemesi?

Kış mevsiminde her şeyin ölüp, baharda tekrar HAYY ismi ile can bulması gibi… Yılda bir farz oruç tutup vücudumuzun organlarının dinlenmesi gibi dünya da dinlenmeye çekildi adeta. İnsanlar arasında yardımlaşma çoğaldı. Birbirine bağlılıklar arttı. Eş dost, evlat torun, anne baba görüşemedikleri için özlemler arttı, daha bir kıymet bilinmeye başlandı.

Geçmişin ve geleceğin ortasında bugün bir bağ oldu adeta. Ekmek yapmak, yoğurt yapmak gibi elzem ihtiyaçlar tıpkı geçmiş zamanlarda olduğu gibi evde yapılmaya başlandı. Eskilerde olduğu gibi zerzevatçılar sokaklarda dolaşmaya başladı. Bunların haricinde insanlar arasında online alışveriş yaygınlaştı. Online alışverişler gelecek zamanlarda daha fazla uygulanacak bir durum. Geçmiş ve gelecek nispeten aynı anda yaşandı. Dünyada yüzyılda bir bu tür salgınların olduğu söylenmektedir.

Kabe ziyaretleri ve camilerde cemaatle namaz kılmak bir süreliğine durduruldu. Cami, cemii yani toplanma yeri. Mescid, secde yeri. Tevratta “Evlerinizi mabetler haline getirin” ayeti geçmektedir. Evler, museviyet mertebesinin ibadet yeridir.

Mescid, secde yeri yani iseviyet mertebesi, fenafillah mertebesi ibadethanesidir. İslamın içerisinde camiler de Hakikat-i Muhammedinin ibadet yeridir. Esas islam orada meydana gelmiş oluyor. Dolayısıyla bunların hepsi islamın ibadet haneleri, müminlerin de ibadet ettiği yerlerdir. Mertebeleri itibariyle museviyet, iseviyet, muhammediyettir.

Ef’al mertebesinde zat tecelligâhı Beytü' l-Haramdır. Mescid-i Harâm bir bakıma insân-ı kâmil demektir. Beytü' lHaram’ın, camilerin boşalması ef’al alemindeki yapılan yorumlara göre insanlığın yaptığı büyük günahlardan dolayıdır. Açları doyurmamak, zina etmek, lutilik, haksız yere savaşlarla masum insanları öldürmek vb. bunların örneklerini çoğaltmak mümkündür. Ef’al alemindeki yaşantı da bu sebeplerden ve düşünemediğimiz başka birçok sebepten ibadethanelerden kovulmak doğrudur.

Bunların batıni manalarına bakacak olursak, insanlar museviyet mertebesine evlerine kovulmuştur. Hakiki manada değil de (bazı kişileri tenzih ederiz) sureta, taklidi olarak yapılan iseviyet ve muhammediyet mertebesi ibadethanelerinden kovularak adeta şu söylenmiştir “Evlerinize museviyet mertebesine dönünüz, kendinizi toparlayıp yenileyip hakiki manada iseviyet ve muhammediyeti yaşayınız.”

Hazreti Muhammed (sav) de muhtemelen 35 yaşlarındayken ramazan aylarında Hira’da ki mağaraya kapanmaya başladı. Özellikle nübüvvetin ilk müjdeleri olarak kabul edilen sadık rüyalar gördüğü altı ay içerisinde yalnız kalmak istiyor ve bu mağarada tefekküre dalıyordu. Nihayet 40 yaşına basıp olgunluk çağına ulaştığı 610 yılı ramazan ayının son 10 günü içerisindeki bir gece Cebrail (as) vasıtasıyla Alak suresinin “İkra” (oku) emriyle başlayan ilk beş ayeti indirildi. Bu virüs olayının da üç aylarda olması çok manidardır.

Uluhiyet: Tüm olarak bu varlığın gerçek yüzleri ile onları kendi mertebelerinde korumaya uluhiyet adı verilir. Gerçek yüzleri ile yani bizim gördüğümüz, bizim değerlendirdiğimiz yüzleriyle değil. Yani ef’al mertebesinde, esma mertebesinde, sıfat mertebesinde, zat mertebesinde, hangi mertebede ne varsa onların gerçek yüzleriyle kendi mertebelerinde korumaya uluhiyet adı verilir.

Bu Allah’ın ahlakıdır. Nedenini, niçinini ortadan kaldırıp o mertebenin, o fiilin gereği olduğunu anlayarak sükut etmek, zıtları da birleştirmiş olur. Uluhiyet zıtlarla meydana geliyor ve zıtları muhafaza ediyor.

Cenabı Hak esma-i ilahiyesinde mevcut olan isimlerin zahir alemde görünür halde faaliyette olmasının aldığı isim “Halk” veya basit anlamda “Yaratma” deniyor.

2019 Aralık ayında “maraz” isminin zuhur etmesi ile birçok celal ve cemal esmaları da şiddetle hissedildi.

“Elindeki mal mülk ne bereketlidir.” (Mülk Suresi) bu ayet genel olarak Allah’ın mülkünün geniş ve bereketli olduğunu, bizlere döndüğünde ise elindeki mülkün yani bu beden mülkü ne mübarektir, ne bereketlidir, bunun kıymetini bilin diye ifade ediyor.

Bu beden mülkünün kıymetini bilirsek zahirinin sağlığına dikkat edersek, zamanın kıymetini bilip an’ı değerlendirirsek ömrümüzün her anını değerlendirmiş oluruz. Hakk’ımızın örtüsü olan zahiri bu beden çok kıymetlidir.

ZÛ’L-CELALİ VE’L-İKRAM

Ze… De

36) Bu virüsün bendeki açılımı…

Ay… Çi… /22.04.2020 ankara

Bu virüsün bendeki açılımı…

Mevcut gelişmeleri ahlak gözlüğünü takarak değerlendirecek olursam, mevcudu hayr isminden bakacak olursam şöyle denilebilir.

Covid (Kod) 19 olan bu varlık gözle görülmeyen fakat varlığı kabul edilmiş inkar edilmeyen latif bir varlığın zuhur etmesi sonucu yeryüzündeki etkileri tabi ki malum olduğumuz olaydır. Şeriat ve tarikat düzeyinde bir cok yönden değerlendirilebilir. Ancak Efendi babamın izni ile bu imkanı bize vermesiyle birlikte kendi düzeyimden bendeki açılımları birlikte fazla uzatmadan kısa başlıklarla düşüncelerimi beyan ediyorum.

Şeriaten diyebiliriz ki, işte çok yoldan çıktık bu mevzular şer’an başımıza geldi ve ibret almamız ve uyarı niteliğinde gibi vs okumalar yapılabilir.

Covid osmanlıca yazılsa c-v-d okunsa c-d isimleri karşımıza çıkar. C-D cemali ilahiyenin delilidir. Celal yönüne bakan kısmıda olsa biz cemal aynasından bakıyorum. Cud demekse en yüksek zirve yer demektir. Nuh a.s gemisinin oturduğu noktadır. Bu kelime ekler vasıflar aldığında ise cud/vucud/mevcud/secde/mescid/sücud ve Necdet ve daha nice isim ve özellikler manalar ortaya çıkar.

Bu isimlerin ne anlamlar ve boyutları ifade ettiğini sultanım Necdet babam birçok sohbetlerinde geniş bir şekilde yıllardır hep yeni bir pencereden ifade etmiştir. Çok sözde söylesek azda söylesek sonuçta herkes istidadı ve kabiliyetince kabınca aldığından kısa öz noktalara değinip, vurgu yapmak istediğim yerleri karşıdakinin idrakine bırakıyorum.

Yolumuza devam edersek bu latif varlığın kodu 19. Ne hayret verici. 19 kemal bir rakamdır. İnsani kamilin rumuzudur. Cemali ilahiye 19 olan insani kamil diğer yönüyle kamil insanların rumuzudur. Bu latif varlığın yeryüzünde zuhura gelmesiyle meydana gelen oluşumlar nerdeyse bir devrim inkilab niteliğinde olup adeta her şeyi sil baştan ve ters yüz edip tüm bildiklerimizi bir kenara atma niteliğindedir. Tüm ezberleri bozan büyük değişimlere sebeb olmuştur. Tüm insanlığı ACZE düşürmüş tek bir noktada toplamıştır. Bu acziyet halinin neticesi bizleri yuksek bir tepeye oturtacaktır. Ehli sözlerimi anlamıştır.

C-v-d harflerini ebced hesabına vurusak 3+6+4 rakamları çıkar. Buda hakikatı ilahiyenin rumuzudur. Birde gizli elif vardır. Onunla birlikte 14 eder ki nuru Muhammediye rumuzudur. Çıkartırsak 13 eder. Buda Hakikati Muhammediyenin rumuzu dur. Ve 19 ile birlikte hep en kemalli isim ve rakamları görebiliriz. Çok hayret vericidir. Bu hakikatler ister beden yeryüzü olsun ister dünya yeryüzü olsun tecelli ettiğinde ne gibi etkileri yıkımları sonuçlarının olduğunu görebiliyoruz. Bu minvalden okursak olayları neticesinde birçok kapılar açılacağını düşünebiliriz.

Değerlendirmelerimize devam edersek tüm bu kemalatı gercek Muhammedi varislerde görürüz. Hani bu latif varlığın diğer ismi virus ya! Bu varislerin kimler olduğunu ehli bilir. Ne şaşılacak şeydir ki bu virus/varise ulaşan enfekte olan ölüyor. Müthiş bir sonuçtur. Hem ölüm hem diriliş.! İşte bu acıdan bakıldığında c-d hakikatlerini neCDet isminde de gizlenmiş bir şekilde görebiliriz. Ne tevafuktur hayret etmemek elde değil. Varis mevzusu birçok sohbette işlenmiştir.

Bir başka mevzuda bu latif varlığın bağlı oldugu üst kimlik ismi koronadır. Korona ailesindendir. Korona ismini analiz ettiğimizde ise neye işaret ettiği çok açık ortadadır. Kurana bağlıdır. Kuran ise zattır. Zat kuran dır. Tabi ki zata bağlı olacak gayrısı da düşünülemezdi zaten. Ancak zaten Zata sığınan tevvekkül eden koruna/bilir. Bu böyle oku na bilir.

Şimdi de bu varlığın getirmiş olduğu sonuçlardan biride karantinadır. Karantinayı incelersek gene orada kime sığındığımızı net görürüz. Şaşılacak gibi değil. Hem kuran hem de tin'e atıf var. Bu kelimelerde yatan öyle ince latif hakikatlar ve manalar var ki çoğu manayı zuhura getiremiyorum, çok zorlaşıyor. Ancak devrik cümlelerle bu kadar oluyor. Yanlış imla ve devrik cümlelerimden dolayı affınıza sığınıyorum. Duygularımı düşüncelerimi kağıda dökmeyi beceren biri değilim.

Bu yüzden eksikliklerimden dolayı anlayışınıza sığınıyorum. Yolumuza devam edecek olursak bu varlığı biraz daha yakından inceleyelim. Bu virüs elle tutulur gözle görülür bir şey değil. Latif bir varlık. Bu varlığı net bir şekilde aslı budur diyebilmemizde imkansızdır.

Eğer aksi olsaydı bu hakikatı sınırlandırmış olurduk. O mutlak budur demek bu hakikatı bir kalıba dökmek demek olur. Buda hakikate ters düşer. Zaten virüsten örnek verdik pararel gitmeli her şey. Bu virüs sürekli mutasyona uğramıyor mu zaten? Tam teşhis ederken bakmışsın mutasyona uğramış.

Başka bir tecellide zuhurda. Her an yeni bir şen/neşe de. O zaman şu sonuç çıkıyor. Biliyorum demek mutlak manada değildir. Bildim dediğin anda bilmediğindir. Bildiğin şeyden başka bir oluş iştedir. O c.c. zaten mutlak tevhidde yoktur. İbni Arabi Hz ninde dediği gibi. Ancak bu varlığın kendisi kendini kendi bile bilir. Akside düşünülemez zaten.

Virüsün başka bir etkisi ise herkesi, tüm insanlığı tek bir noktada birleştirmesidir. Ne mal ne mülk ne ekonomi vs. Şu an herkes kendi inine mağarasına çekilmiş hayatta kalma endişesi taşıyor. Nimetlerin ve rızıkların sağlığın önemi bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Adeta öze dönüş.!

Bir başka kavram daha ön plana çıktı. Aşı. Bu da hakikat sohbetlerin vermiş olduğu aşılardır. İnsanlara enfekte olma hali de bu yüzden oluyor. Daha birçok yönden incelendiğinde birçok hakikatler ortaya çıkıyor.

Bu covid 19 ne hikmetse 2019 sonu 2020 basında çıkmıştır. Buda bizlere birçok anlamlar vermektedir. Ehline bırakıp sözü fazla uzatmayacağım.

Sonuç olarak bu latif varlığı özetlersek Korona/covid/19/karantina/virus/ölüm/aşı gibi her gün yatıp kalktığımız işittiğimiz kelimeler hayatımızın gündemi olmuştur. Bu kalıpların arkasında yatan yansımalardan bir kısmını kağıda döktüm. Öyle bir hakikat ki herkes nasibini alıyor. Öyle bir rahmeti ilahiye ki her mertebeye hakkını veriyor. Rivayet o dur ki bir salgın geldiğinde o salgının haktan geldiğini bilerek sabr ve tevekkül ederek evinde oturana hastalık isabet etmeyip hayatta kalsa da şehid sevabı vardır buyurmuştur Efendimiz

Bu cihetten bakarsak ta bedavadan rahmete gark oluyor insanlar. Kafirler açısından ise onlarda bu virüs sayesinde gereği sorgulamaya Hakikate İslama yüzlerine dönmeye başladı.

Bir diğer husus varlığın diğer ismi hayr ise nasıl şer olarak okuyabiliriz. Zaten şerde hayr vardır. Aksi halde olan ve gelişenleri nasıl olumsuz değerlendirebilirim.

Şunu da belirtmek ister d ismi bir mim eklendiğinde (mevcud) mim ise 40 t d topla 53 eder.53 cu sure ise neyi remz ettiğini bilen bilir. Bir diger yönde ele alırsak 53 rakamı ölümün kemalatır. Tüm bu hakikatler Efendi babamızdan bizlere çok büyük bir lütuf olarak ihsan ediliyor. Tabi ki görene bu remzler.

Sultanımıza efendi babamıza ve validemize sonsuz sevgi saygılarımı selamlarımı sunuyor muhabbetlerimi arz ediyorum. Kendileri bana Cenabı Hakk'ın yeryüzündeki en büyük rahmeti ve ihsanıdır. Ellerinizden öper saygılarımı sunarım.

Bunun yanında Murat hocam size de çokça selamlar. Anlattığım tüm bu kemalli isimler mahaller rakamlar mertebeler hepsi efendi babamda suret bulmuş halidir işin özü. Vesselam

Ay… Çi

37) Covid19 ait Yazı

El… Ya… /22.04.2020 Amasya

Covid19 ait Yazı

Günlük yaşantımızın değişmesi ailece hepimizi etkiledi. Okula giden iki çocukla evde kalmak, kolay olmasa da dışarı çıkıp riske girmekten daha iyi. Eşim çalışmak zorunda. Bir çok insanın olduğu gibi, hepsi Allah’a emanet.

Etrafımda gözlemlediğim ve çok etkilendiğim olay; imkanları olupta virüs kaparım korkusuyla kendisini dünyaya getirmesine vesile olan yaşlı insanlara yardım etmek istememesi. Benimde ailem var deyip savunmaya geçmesi bana çok acı veren bir olay oldu. Ve çok geçmeden bu insanın ilerleyen günlerde ailesinin vaka şüphesiyle izalasyona girdiğini öğrendim.

Tedbir bizden takdir Allah’tan tabiki de tedbirimizi almalıyız. Ama insanlığımızdan vazgeçerek değil. Biz insanlar bu olaylarda evlerde zorunlu riyazata çekildik. Riyazata girdik. Yanlızlığa çekilip kendi kendimizi hesaba çekmeye itildik. Mülk O’nun tasarruf O’nundur…

Saygı ve hürmetlerimle hocam, Allah sizden razı olsun

38) Korona virüs hakkında

Gü… Zü… /22.04.2020 Sakarya

Muhterem Efendim;

Evvela hürmetle ellerinizden öperim.

Kıymetli Derûni rehberim;

Korona virüs hakkında yaşadığım ufak bir hadiseyi arzetmek isterim.

Dün gece internette bu hastalığa yakalanmış olan kişilerin, tedavi süreci içerisinde uğramış olduğu renk değişimine ilişkin görüntüler gördüm. Yüzleri adeta koyu renk bir hal almış idi. Bu değişimin sebebi doktorlar tarafından anlatılıyordu, fakat bu anlatımları dinlemedim. Ve sonra da bu hali unuttum.

Sabah namazından sonra dinlediğim mesnevi şerif sohbetinde konu Salih (a.s.)'ın kavmi ile yaşadığı hadiseler üzerine idi. Sohbeti dinlerken uykuya dalmışım. Ve uyandığımda Efendi Babam'ın anlatımıyla duyduğum kelimeler üzerine hayret içerisinde kaldım. Kavminin Salih Peygamber'e isyanı üzerine söylenen sözler şöyle idi.

"Salih (a.s.), deveyi öldürmeleri üzerine onlara; "3 gün size azap gelecek" dedi. İlahi azap kendilerine gelecekti. Bunu beklemeye başladılar.

1. gün yüzlerinin sarardığını görünce ümitsizlikle ah çektiler, anladılar ki azap geliyor, kurtuluş yok.

2. gün hepsinin yüzü kızardı, ümit ve tevbe nöbeti kayboldu.

3. gün hepsinin yüzü karardı, Salih (a.s.)ın hükmü cenksiz, itirazsız doğru çıktı. Hepsi de ümitsizlikle kuşlar gibi dizlerinin üstüne çöktüler. Bu diz çökmenin hükmü Kur'an'da 'casimin' kelimesi ile dile getirilmiştir."

Hürmet ve baki muhabbetler...

Ek… Ek

39) Konu; korona virüz; kovid19

Ya…. Ya… Se… /23.04.2020 Almanya

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdulillahi rabbil alemin, vessalatu vesselamu ala rasulina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Konu; korona virüz; kovid19

22 nisan 2020, Çarşamba

Haddimiz olmayarak bu konuyla ilgili, hayatın içinde bize düşen payını, karınca kararınca "oku" ya bildiğimiz kadarını arz edelim.

Bilindiği gibi tarihte birçok kavimlerin helakı, geçmiş nesillerin yaşadıkları hadiseler, musibetler, afetler, vs, biz şimdiki nesillerce az çok bilinmektedir. Yine bugünün insanlığının da gelmiş olduğu nokta vahim olmasıyla birlikte teknolojinin sunmuş olduğu nimetleri de düşününce akla " nerede yanlış yaptık" sorusu gelmiyor değil hani. Tabiatı hunharca kullanmak, iktisaddan nasip alamamak, heva ve heveslerimizin kurbanı olmak, birbirimizin adeta etini koparırcasına hırsa kapılmak, bu bolluğun içinde adeta içmeden sarhoş olmuşcasına etrafa çarparak zarar vermek, hep ben, ben demek vs, vs Evet bunlar ve daha başkaca şeyler, yaşayıp gidiyorduk güzelce... Değil mi?

Sonra birden bire ötelerden bir sesssss veeee mateme bürünmüş bir sessizlik...Neydi o ya Sanki sert bir rüzgar mı esti ne? Dur dur yoksa büyük bir deprem bir selmiydi bu? Yok yok olsa olsa kiyametin bir alameti olanlar oldu... Hey!! gözümüz aydın dünyamızın bir bebeği oldu, amma da ağırmış yahu, kimse kaldıramıyor yerden. Ha bu arada hayırlı olsun, adınıda corona virüsü koyduk. Şimdilerde adına kovid19 deniyor. Doğum tarihi 01 ocak 2020. Boşuna tarih tekerrürden ibarettir dememişler; Ayol huu!! artık bizimde bir tarihimiz var, tıpkı önceki nesillerin ki gibi... Gurur verici değil mi?..

Gelelim acınası espirimizin iç yüzüne; bilindiği gibi geçen birkaç ay zarfında dünyaca başımıza bir bela bir musibet geldi, bir musibet ki ne müslüman tanıyor ne gayri müslim, ne yaşlı diyor ne genç. Herkes panik içinde, bir kaplumbağa misali başımızı soktuk evlerimize çıkmaz çıkamaz olduk ve bu hadiseyi de topluca yaşıyoruz. İyide bu musibette neyin nesi? Gelin ilk önce bu kelimenin mahiyetini anlayalım; sözlükte, isabet eden, başa gelen demektir. Kelime manası; beklenmedik bir zamanda gelen kötülük, sıkıntı veren durum. Bazılarıda uğursuzluk manasını yüklemiştir. Acaba gerçektende uğursuzluk mu?. Gelin başımıza gelen musibet/ ler nerden, niçin, nasıl ve kimlere gelir, bir göz atalım.

Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:

Ey insan! Sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsânı olarak, nîmeti olarak gelmektedir. Her dert ve musîbet de kötülüklerine karşılık gelmektedir. Hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâdır. (Nisâ sûresi: 79)

Size gelen belâlar, musîbetler, kabahatlerinizin, günâhlarınızın cezâsıdır. Bununla berâber, Allahü teâlâ birçoğunu da affederek musîbete mârûz (karşı) bırakmaz. (Şûrâ sûresi: 30)

Sanırım musibet ile ilgili soruların cevabı topyekün bu ve daha başka ayetlerde açıklanır mahiyette. En azından musibetler kimlere nerden niçin gelir anlamış olduk. Musibetler ferde geldiği gibi toplumlara da gelebilir. Ferdi gelen musibetler, hastalık, kaza, fakirlik, iflas, yakınlarının kaybı, ölüm ve benzeri hadiseler sıralanabilir. Ferdi olarak, yapılabilecek en güzel davranış; metaneti elden bırakmayarak sabırla sebeblere sarılıp, iradenin dahilinde ki olan hadiselere çözüm yolları aramak, iradenin dışında gerçekleşen hadiselere ise tevekkül ederek Yüce yaratıcının takdirine bırakmak ve yine sabırla beklemek olacaktır.

Birde topluma gelen musibetler vardır ki geçmişte kavimlerin helak edilişinin büyük musibetlerin kalıntıları hala gözler önündedir. Azgın birçok kavimlerin kendi elleriyle işledikleri günahları ve aşırı sapıklıkları, peygamberlerine karşı direnmeleri gibi benzer şaşkınlıkları neticesinde ortaya çıkmaktadır. Allah Teâlâ, aynı zamanda bu musîbetleri diğer toplumlar için birer ibret vesilesi de kılmıştır.

Kur'an-ı Kerîm'de helâk edilişleri ve buna sebeb olan durumları tafsilatlı bir şekilde gözler önüne serilen, Nuh, Âd, Semûd, Lût kavimlerinin başlarına gelenler bu tür musibetlerdendir. Peki ya sadece eski kavimlerin başına mı geldi musibetler? Tabiki de değil, bu musibetler günümüze kadar gelmiş geçmiş birçok topluluğa isabet etmiştir. Bunlardan; çokta uzak bir tarihi olmayan Roma imparatorluğunun eline geçirdiği italyanın sınırları içerisinde bulunan Pompei şehrin halkının Lut kavmi gibi cinsel sapıklıktan dolayı başına gelen musibettir. Hz. Isa' dan yani ms. 79'da patlayan Vezüv yanardağı, bir kaç saat içinde kenti mezarlığa, orada yaşayan Romalıları da, tapındıkları putların benzeri "taş görüntülü insanlara" dönüştürmüştür. Günümüzde hala bu görüntüler müzelerde sergilenmektedir.

Yine Ashâbu’l-Cenneh (Bahçe Sahipleri): Kalem Suresi 68/17–32 ayetler arasında uzun uzadıya bahsedilen konu; kardeşlere babalarından miras kalan cennet timsali bir bahçenin kadir ve kıymetini bilmemeleri ve bu nimeti kendilerine ihsan eden Allah’a karşı nankörce bir tavır sergilemeleri sebebiyle, onun ellerinden alınarak nimetten mahrum bırakılmalarıyla ilgilidir.

Ashâbu’s-Sebt: Ashâbu’s-Sebt’in cezalandırılma konusu, ağırlıklı olarak A’râf Suresinde 438 olmak üzere ayrıca Bakara 439 ve Nisâ 440 Surelerinde de yer almıştır. Cumartesi gününün sahipleri (Ashâbu’s-Sebt) denilince ilk akla gelen kimseler Yahudilerdir. Ancak Kur’an’da Ashâbu’sSebt tabiri geçtiğinde akla tüm Yahudiler değil de, cumartesi gününün kutsiyetini ihlal ettikleri için Allah’a isyan etmiş olan ve bu nedenle de maymuna ve domuza dönüştürülen Yahudiler gelmektedir.

Ashâbu’l-Uhdûd: Ashâbu’l-Uhdûd ifadesi, Kur’an’da sadece Buruc 4. ayette geçmektedir. Ashâbu’l-Uhdûd, hendek (çukur) sahipleri anlamına gelmektedir. Bu kıssa, müminleri yakmak için kâfir bir zümrenin tutuşturduğu ateşi, müminlerin bu ateş çukurlarında canlı canlı yakılarak geçirdikleri imtihanı ve bunu yapan kâfirlerin helak oluşlarını konu edinmektedir.

Tübba’ Kavmi: Kur’an’da Duhân ve Kâf Surelerinde olmak üzere iki yerde geçmektedir. Bir görüşe göre de Tübba’, önceleri ateşe tapan bir kimse iken müslüman olmuş ve halkını da müslüman olmaya davet etmişti. Halkı ise peygamberlerini yalanlayıp, Allah’a karşı büyük suçlar işlediklerinden dolayı helak edilmiştir.

Ashâbu’l-Fîl: İslam’ın ortaya çıkışına az bir süre kala, Arap Yarımadasında müthiş bir olay meydana geldi. Ebrehe, San’a şehrinde “Kulleys” adında büyük bir kilise yaptırdı. Böylece, bütün Arapları, hacca gittikleri mabetlerini terk ettirip buraya çevirecekti. Bu maksatla Kabe’yi yıkmak isteyen ebrehe ve ordusu helak olmuştu. Bu konu hakkında nazil olan Fîl Suresinde geçer; "Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar), nihayet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.

Böylece kıssalar vasıtasıyla Kur’ân-ı Kerim’in her asırdaki muhataplarına “Allah’ın ayetlerini kabul etmedikleri takdirde kendilerinin de onlar gibi helak olacakları” mesajı, yaşanmış olaylardan alınan kesitlerin, unutulması zor sahneler halinde zihinde canlandırılmasıyla adeta insan idrakine kazınmaktadır.

Ve insanlık bugüne kadar deprem, kasırga, çığ, toprak kayması, sel baskını, yangın, salgın hastalık, çekirge istilası gibi birçok felâket yaşamıştır. Bu olayların büyük can ve mal kaybına sebebiyet verdiği, hatta dünya tarihinin akışında önemli etkiye sahip olduğu muhakkaktır. Can ve mal kaybında insanın ihmâli gibi etkenleri de unutmamak gerekir. Allah Elçisi’nin (sav) “Deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et” (Tirmizî, “Kıyame”, 60) sözü prensibimiz olsa bu kayıpların azalacağı aşikârdır. İhmalkârlığın dışında istismar ve güç sahiplerinin dünya hakimiyetini elinde tutma uğraşıları dünyaya ve tabiata verdiği zararlar, menfi politik, ekonomik savaşlar, haksız kazanç elde etmek için yapılan yanlışlar ise ayrı bir problem.

İşte kıyamete kadar yaşayacak tüm insanlar içerisinde “Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı gelen, küfür ve şirkte, zulüm ve azgınlıkta ısrar eden toplumların sonunun, önceki milletlerin akıbetinden farklı olmayacağı" aşikardir.

Musibetlerin yanısıra müminlerin bazen salgınlar, hastalıklar, doğal afetler ve sıkıntılarla imtihan edildiğinide hatırdan çıkarmamak gerekir. Yüce Allah, “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele” buyurur..

Yine yüce yaratıcı bakara 214. Ayetinde mealen buyuruyor ki;

Yoksa sizden öncekilerin örnek olan, ibret veren halleri, başınıza gelmeden cennete giriveririz mi sandınız? Onlar yoksulluklara uğradılar, zararlara düştüler, çetin sıkıntılara çattılar. Öylesine sürçtüler, öylesine kaydılar, sarsıldılar ki peygamber ve onunla beraber bulunan iman ehli bile, Allah yardımı ne vakit dediler. Bilin ki şüphe yok, Allah'ın yardımı

yakındır.

Sonuç

Evet, bugün insanlığın en önemli problemi… İmansızlık ve irfansızlık problemidir.

Evet bugün insanlığın asıl yaradılış gayesinden uzaklaştığı gündür, tıpkı geçmiş nesillerin tekrarıdır bugün.

Yaşananlardan vurdum duymazlığın neticesidir bugün....

Yüce yaratıcının sistemine uygun yaşanmayışın, sünnetullaha uymayışın neticesidir bugün…

Not;

1. Ayet ve tarihi kıssalar bölümü için netten faydalanıldı.

2. Esasen bu konuyu yazmaktan çekinmiştim. Bu yüzden geciktim. Konumumu bir şeye benzettim; daha dün geldin bugün söz istiyorsun, söz istemek kim sen kim; lakin yazma

sevdam galip geldi.

Kusurumuz af edile,

Vesselamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

Ya… Ya…

40) Covid 19 virüsü hakkında düşünceler

Se… Tu… /23.04.2020 istanbul

Covid 19 virüsü hakkında düşünceler 2020 senesine girmemizle beraber dünyanın dört bir yanından afet ve felaket haberleri gelmeye başladı.

Yangınlar, depremler, seller, çekirge istilaları ve covid 19

( corona virüs)...

2020'nin sayısal değerine bakacak olursak;

2+2= 4 sayı değerini vermektedir.

4; İslamın dört mertebesini gösterdiği gibi

Dört anasır -unsuru da göstermektedir.

Âdemoğlunun zahirinde bu dört unsur;

1. Toprak; hikmeti

2. Su; hayatı

3. Ateş; azimeti

4. Hava: kuvveti göstermekle beraber bu 4 unsur, en şiddetli şekilde esma-i ilahiyyelerini ortaya çıkarmışlardır.

covid 19 sayısal değerlerine bakacak olursak;

dal: 4 , vav: 6 , kaf : 100 , ye: 10

4+6+100=120 110+19= 139; 1+3+9=13 Hakikat-i

Muhammediyye'ye ulaşılmaktadır.

(139) Muhammed isminin okunuşu ile sayısal değerini

verir.

Bütün Dünyayı bir anda, görünürde durduran evlerine kapatan virüs sanki bir anda çıkmış ve buna, şu an dünya da yaşanılanlar sebep olmuş gibi bir görüş vardır.

Oysa ki, bütün varlıkların ezelde yapılmış olan ayan-ı sabitelerini, en son bu dünyada zuhura çıkarması için dört unsura ihtiyaçları vardır. Bütün varlıklarda olduğu gibi onunda bir programı, belirlenmiş bir yolu vardır. O da kendini gerçekleştirmeye çalışmaktadır, başkada bir şey

yapamaz.

Peki bakalım bu gözle görülmez elle tutulmaz virüs tüm dünya üzerinde insanlara nasıl tesir etti. Dünyanın dört bir yanında "evde kal" çağrısı yapılmakta. Evde kalarak, virüsten korunmak ve sağlıklı beslenerek bağışıklık sistemimizin kuvvetlenmesi öneriliyor zahirde.

Peki, Seyrü sülük yolunda olan nacizane, ne anlamalıyım diye 2020 senenin rakamlarına bir de Kuran-ı Kerim'den baktı.

20+53( Efendi Babamızın Şifre Sayısı)=73, 20(+53), 20;

Müzzemmil Suresi (73/20)

"(Resulüm!) Şüphesiz Rabbin biliyor ki sen, gecenin üçte ikisine yakınını (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçidiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğunda (böyle yaptığını) Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiden iyiye ) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı.

Artık Kuran'dan kolayınıza geleni (miktarı) okuyun . Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol kat edecek, diğer bir kısmınızda Allah yolunda çarpışacaklardır.

Namazı da hakkıyla kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel (gönül hoşluğu ile) bir borç verin. (Karşılığını Allah'tan almak üzere iyilik yapın.) Kendiniz içn önden ( dünyada iken) ne gönderirseniz Allah katında onu daha hayırlı ve mükafatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir."

Bu ayeti kerime'de geçtiği gibi, gece ibadetleri, namaz, oruç ve zekat bizi her açıdan korumaktadır.

Bizim evlerimiz beden mülklerimizdir. Ne zaman evde olursak, kendimizde olursak o zaman gelenin farkında oluruz.

Virus ilk olarak; 12.12.2019 tarihin de zuhura çıktı

12: Hazreti Muhammediye

12: yedi nefs+ beş Hz. hamse mertebeleridir.

Covid 19 = 13 Hakikati Muhammediyenin şifre sayısıdır.

Demek ki, devam etmekte olan Hazreti Muhammediyyenin teklifini, şimdiye kadar almamış olanlar için açık bir uyarı şeklinde tekliftir.

Daha önce teklifi almış olanlar içinde islamın dört mertebesinden (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) , beden mülklerimizde, içimize dönerek ve gelen ilhamların farkında olmaya çalışmak seyri süluğumuza çok değeli büyüklerimizin destek ve yardımlarıyla devam etmektir.

Nerdeyse 3 ayların başından beri ve Regaib kandili, Miraç Kandili, Berat Kandilini evimizde geçirdik.

Yarın Ramazanı Şerif'le buluşuyoruz İnşallah, bu vesile ile Büyüklerimin ve kardeşlerimin Ramazan Ayının verimli, hayırlı ve sağlıkla geçmesini niyaz ederim.

Se… Tu

41) PANDEMİ

Murat CAĞALOĞLU/25.04.2020 istanbul

PANDEMİ

(Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına verilen isimdir.)

İz-Efendi Babamın isteği olan bu çalışma hakkında zâhir âlemde tüm dünyayı altına alan bu salgın ve akabinde gelişen hadiseler karşısında düşüncelerimi toparlamaya çalışırken, kendilerini hem merak etmem, hem de Berat kandili tebriği neticesinde telefon ile arayıp seslerini duymak istedim. Corona hakkında bir tefekkür çalışması istediğini söyleyip 15-20 günlük bir süre olduğunu ve kardeşlere de bildirmemi istedi. Yaklaşık 1 haftalık düşüncelerimi, bilgileri derleyip Bismillahirrahmanirrahim diyerek yazmaya başladım.

Öncelikle Corona, protein temelli yarı canlı, yarı latif hayvan kaynaklı bir virüs türü olup, önce buruna daha sonra boğaza, oradan da akciğere yerleşip insanın ölümü tadışına sebep olacak kadar hasar vermektedir. Aslında açıklanan ele geçireceği hücre aramakta bu da kapısı olan akciğer, kalp damarları ve bağırsaklarda hücre kapısı yapısı olan hücrelere girip vücuda düşman haline getirmektedir. Tabii bu hâl virüsün kendisinin de ölümüne sebep olmaktadır. Virüs bulaşmış olan kişinin konuşması, hapşırması, öksürmesi ile solunum ve temas yolu ile çok çabuk bulaşabilmektedir.

Onun için hijyene dikkat etmeli, sık sık eller yıkanmalı, maske ve eldiven kullanılmalıdır. İzlediğim bir televizyon programında yorumcu, temizliği yeniden öğreniyoruz kelimesi hayli ilginç geldi. Gerekmedikçe dışarı çıkmamalıdır. Merkezi otorite de zaten 20 yaş altı ve 65 yaş üstünün sokağa çıkmasını yasaklamıştır. Genç nüfusta bu virüse yakalanma olsa bile semptomları gözükmeyebilirken yaşı ilerlemiş kişilerde ölüm oranı artmaktadır. Hatta 50 yaş üstü erkeklerde ölüm oranı en yüksek seviyededir (Sigara, içki, stresin vücuda vermiş olduğu zararın yüksek olması sebebiyle).

Ve son hafta sonları neredeyse herkesin dışarı çıkması toplum sağlığı ve salgının kırılması için yasaklanmıştır. Ülkemizde bu hastalığın tedavisi tamamen ücretsiz iken, Avrupa ve Amerika da ciddi ücretler istenmektedir. Hatta yaşlılara huzurlu ölüm protokolü imzalatılmakta, bakım evlerindeki yaşlılar ölüme terkedilmektedir. Tarihte de bunların atalarının yaşlılarını ölüme terkettikleri yerleşim yerleri olduğu bilinen bir gerçektir. (Örnek olarak; tarihte Likya krallığında Antalya Olimpos şehrinde yaşayanların, yaşlılarını ölmeleri için Fethiye, Pınara’ya göndermeleri)

Ve hayvan kaynaklı virüs bugün mutasyona uğramış ve (A,B,C) olmak üzere üzere şu an üç tiptir.

Cenâb-ı Hakkın Tevhid’in babası peygamberi zamanındaki Nemrud ile başından geçen hadiseler meşhurdur.

Adı geçmeksizin Hz. İbrahim (as) ile mücadele eden meşhur hükümdarın (Nemrud) kıssası ayette şöyle özetlenmiştir:

“Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrâhim ile tartışan kişinin haline bir baksana! İbrâhim ona: 'Benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır.' deyince O: 'Ben de yaşatır ve öldürürüm.' dedi. Bunun üzerine İbrâhim: 'İşte Allah Güneşi doğudan doğduruyor, haydi sen de batıdan doğdur bakalım!' der demez kâfir donakaldı. Zaten Allah zalimleri hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.” (Bakara, 2/258)

- Nemrudun ölümüyle ilgili bir bilgi ayet ve hadislerde söz konusu olmamıştır.

"Zeyd b. Eslem’in bildirdiğine göre, Hz. İbrahim’den sonra Allah Nemrud’a melek gönderdi. Dört defa onu Allah’a iman etmeye davet ettiyse de iman etmedi. Bunun üzerine Melek, üç güne kadar ne kadar adamların varsa bir araya topla (gelsinler savaşalım), der."

"Allah, o toplanan topluluklar üzerine sivrisinekleri saldı. Öyle kalabalık bir ordu idi ki, Güneş'in doğması bile o sineklerin o yoğun yığınlarından fark edilmiyordu."

"Nihayet sivrisinekler oradakilerin hepsini öldürüp yediler, sadece geriye kemikleri kalmıştı. Tek ayakta kalan Kralları Nemrut idi. Ona dokunmamışlardı. Allah ona özel olarak bir sivrisinek gönderdi. Bu sinek Nemrudun burnundan içeri girdi. Bu acıya dayanamayan Nemrut bir balyozla başına vuruyordu. Öyle ki ona acıyan bazı insanlar balyoz yerine ellerini bir araya toplayıp yumruklarıyla başına vururlardı. Nihayet bu haldeyken öldü bk. Taberi, Tarih, 1/287-288; İbn Esir, el-Kamil fi’t-Tarih, 1/104)

Îbrâhim (a.s.) zamanında yaşayan insanlar ve başlarında bulunan mudill zuhuru sinek ile imtihan edilmiştir. Bugün insanlık ise Corana denilen Virüs ile imtihan edilmekte ve uyarılmaktadır.

Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm(ibrahîme).

“Ey ateş! İbrâhîm (A.S)’a (karşı) soğuk ve selâmet (zararsız) ol.” dedik. ENBİYÂ-69…

Virüsün belirgin özelliği ateş olduğu gibi bizde bu duâyı sık sık tekrar edelim. İnşeallah…

Yahudi kutsal metinlerinde geçen Nimrod (Nemrud) isminin İbrânîce marad (isyan etmek) kökünden türediği ve “isyan edeceğiz” anlamına geldiği ileri sürülmüştür.

Bugünkü insanlığın Cenâb-ı Hakka karşı isyan etmiş bir halde olarak yaşadıkları da yadsınamaz bir gerçektir. İşte bu isyanın sonucu şu söz akla gelmektedir. "Kula bela gelmez hak yazmadıkça, hak bela yazmaz kul azmadıkça" ama işlerin sonucu Hakk’a raci ve “La faile illa Allah” Mutlak fail ile bu Hakk’tandır. Toplum bunu virüs eliyle olduğunu bilse de bu başımıza gelen Hakk’tandır. İşte insanlık her ne kadar ileri seviyeye gelse de Cenâb-ı Hakk’ın minnak bir virüsüne karşı aciz bir durumdadır. (Minnak; yazısını gece iş dönüşü Karacaahmet mezarlığında durmuş bir nakliye komyonunda müşahade etmek hayret vericiydi.)

"Bir yerde vebâ olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde vebâ ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız"

(İbni Avf radıyallahu anh rivayetle; Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98)

Avrupa da Ezânın sesli okunuşu serbest bırakılışı gibi Amerika (Abd-kul) bu hadisi şerifi reklam panolarına asmıştır

ABD’de koronavirüs ile mücadele kapsamında, Peygamber Efendimizin salgın hastalıklar hakkındaki hadisleri reklam panolarında yayınlandı. Panoda Hz. Muhammed’in "Bir yerde veba ve benzeri, herhangi bir bulaşıcı hastalık olduğunu işittiğiniz zaman, o yere girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde böyle bulaşıcı bir hastalık varsa, oradan da çıkıp kaçmayınız" hadisini yazdı.

Haber Merkezi 21 Nisan 2020, 06:38 Son Güncelleme: 21 Nisan 2020, 12:00 İHA

ABD’nin Chicago kentindeki bir reklam panosunda İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in sözleri yer aldı.

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının merkez üssü ABD’de Hz. Muhammed’in salgın hastalıklar ile ilgili olan hadisini yayınlandı.

ABD’nin Chicago kentinde bir reklam panosunda Hz. Muhammed’in salgın hastalıklar ile ilgili hadisine atıfta bulunarak, panoda Hz. Muhammed’in "Bir yerde veba ve benzeri, herhangi bir bulaşıcı hastalık olduğunu işittiğiniz zaman, o yere girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde böyle bulaşıcı bir hastalık varsa, oradan da çıkıp kaçmayınız" hadisi koronavirüs salgınına karşı kullanıldı.

 Reklam panosunda “Ellerinizi sık sık yıkayın. Salgın hastalık olan yerlere gitmeyin. Bulunduğunuz yerde salgın hastalık varsa ayrılmayın” ifadelerine yer verildi

Kısaca “VEBÂ” ya bakacak olursak “VE” Vehim ve “BÂ” kapıdır… Vehim kapılarının açıldığı şehirlere girmeyiniz ve bu vehim şehrinden vehim hastalığı ile çıkıp bunu başkalarına bulaştırıp VEBÂle girmeyiniz…

Mesnevî’de Hazret-i Mevlânâ; müşahhas şekilde ne güzel îzah eder:

Süleyman –aleyhisselâm– devriydi. Saf bir adam, bir kuşluk vakti, kudretli peygamberin sarayına telâşla girdi. Nöbetçilere, hayatî bir mesele için Hazret-i Süleyman’la görüşeceğini söyledi ve hemen huzûra alındı. Süleyman – aleyhisselâm-; benzi sararmış, korkudan titreyen adama sordu:

“–Hayrola neyin var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana!”

Adam korku ve heyecan içinde başladı anlatmaya:

“–Bu sabah karşıma Azrâil –aleyhisselâm– çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı!..”

Hazret-i Süleyman sordu:

“–Peki, ne yapmamı istiyorsunuz?”

Adam yalvarıp yakardı:

“–Ey canların koruyucusu, mazlumların sığınağı Süleyman –aleyhisselâm-!

Sen nelere muktedirsin. Kurt, kuş, dağ ve taş senin emrinde!..

Rüzgârına emrediver de beni buradan alsın tâ Hindistan’a götürsün. O zaman Azrâil –aleyhisselâm– belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!”

Süleyman –aleyhisselâm-; adamın, kaderin bir sırrından bir başka sırrına intikal edeceğinin idrâki içinde rüzgârı çağırdı ve;

“‒Bu adamı hemen al, Hindistan’a bırak!” emrini verdi.

Rüzgâr bu; bir esti, kükredi ve adamı aldığı gibi bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürdü.

Adamın arzusu yerine gelmişti.

Öğleye doğru Hazret-i Süleyman, dîvânını toplayarak, gelenlerle görüşmeye başladı. Topluluğun içinde Azrâil – aleyhisselâm-’ı da gördü. Hemen yanına çağırıp;

“–Ey Azrâil! Bugün kuşluk vakti bir adama hışımla bakmışsın? Neden o zavallıyı korkuttun?..” diye sordu.

Azrâil –aleyhisselâm– cevap verdi:

“–Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı.

Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah Teâlâ bana o adamın canını Hindistan’da almamı emretmişti. Ben onu burada Kudüs’te görünce;

«Bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz. Bu nasıl iştir?!.» diye hayretlere düştüm. İşte onun öfke sandığı farklı bakışımın sebebi bu idi.”

Hazret-i Mevlânâ bu kıssayı anlattıktan sonra sorar:

“Kimden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Bu hayalî bir şey…

Kimden kapıp kurtarıyoruz?.. Allah Teâlâ’dan mı? Ne boş hayal!..

Dünya, Allah’tan gafil olmaktır. Dünya; para-pul, kadın, giyim-kuşam, ticaret değildir. Bunu bil!..”

Efendimiz ( )’in hadisi şerifini ve hazreti Mevlânânın aktardığı bu kıssayı tefekkür ederken insanlar herhalde ölümden kaçamayacaklarını vehim, hayal ve zanları perdeliyor olmalıdır. Birçok kişi büyük şehirlerden memleketlerine köylerine giderek bu salgını oraya da taşıdılar ve vebale girdiler. Bugün haberleri seyrederken İslâmi bir kimliği olan bir siyaset adamının memleketinde hastanede Korana dan vefat ettiğini duyunca bunun bir müşahade ve tasdik olduğunu anladım.

Corona sayısal değeri, Cim:3, Ayı , , Ayı , Nun:50, Elif:1 dir. Toplarsak (3+70+200+70+50+1=394) (3+9+4=13+3=16)

(13) Hazret-i Muhammed’in şifre sayısı, (3) Yakîn mertebeleridir.

(16) Necdet sayısal değeri bilindiği gibi 457 dir. (4+5+7=16) dır. İçinde iki adet 8 bulunur, 8 yolumuzun şifresi ve diğer 8 açılımı 53 ile İz-Efendi Babamıza yolumuzdan verilen sıra sayısıdır.

Cim; Celal-i İlahiyye, Ayın; Zâhiri göz, Re: Rahmaniyyet, Rububiyyet, Ayın: Bâtini göz (müşahade) Ne: Nuru Muhammed-i Elif: Ahadiyyet (İnsan)

94. sûre İnşirâh sûresidir. 5 ve 6. Âyetlerinde Cenâb-ı Hakk, “Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Buyurmaktır. Bu inşirah olan zorluğun arkasından, kolaylığa ulaşırız. İnşeallah…

Türkçe okunuşu ile Korona, Kor-Ona, Kor (İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası) orjinal yazılışı ile Vir-Us (Akıl), Beşeri cüzü aklın hayal, vehim vır vırı ile kendi bedenini var zan edenin beden odununun ona pişmanlık ateşi ile kor olmasıdır.

Kor-O-Na olarak bakarsak Kor – O (Hu)– Na (Biz), “Hu” nun bize kor ateşi ile olan muamalesidir. Nefis ehline ateşin azab-ı ile irfan ehline ise Muhabbet ateşi ile muamele etmektedir.

Gülfem hatun Camiinde kıldığım son Cum’a namazında hutbede (74) Müddesir sûresi ilk 5 âyeti okunmuştu.

1 - Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!

2 - Kalk artık uyar.

3 - Sadece Rabbini yücelt.

4 - Elbiseni temizle.

5 - Pislikten sakın.

Bundan sonraki Cum’a namazına salgın dolayısı ile gitmemiştim. Ondan sonrakileri de diyanet yasakladı. Hatta vakit namazları da evde kılınmaya başlanıldı.

Aslında Müddesir sûresinde Efendimiz ile birlikte bunu duyan-okuyan bizlere de bu emirler verilmektedir. Aynı zamanda kendisi bâtında olduğundan Hakikat-i Muhammed-i yönünden bu hâl de şu an âlem üzerine saridir.

Müddesir sûresi 30. Âyette “Üzerinde on dokuz vardır.” Diye bildirilmiştir. Bunu meal bilmiyle uğraşanlar melek olarak telaffuz etmişlerdir. Ama (19) İnsân-ı Kâmil ve Kûr’ân-ı Kerim şifresidir. Bu virüs aynı zamanda Covid-19 olarak adlandırılmaktadır.

19 Mi’rac âyeti vardır (İsrâ 1. Âyet Ve Necm sûresi ilk 18 âyeti) 1+9= 10 dur. 1 Ahadiyyet mertebesidir. 0 ise bir yönü kadim bir yönü hadis olan yokluk aynasıdır.

Bu virüsten tam ma’nâsı ile korunulması evde kendini tecrit ederek izolasyon altına almaktır. Beden de bir evdir. Hayal ve vehim virüsünden İz -ol- -as- -yon- ile yani kendimizi “İz” mahlası ile Terzi Baba’nın “ol” (kün emri ile) “A.S” Resülullah Efendimiz İz’inden ayrılmadığı gibi İZEfendi Babamıza veçhimizi döndürürsek hayal, vehim ve zan Kor-Ona sından kendimizi tecrit etmiş oluruz.

Efendi Babam 2-12-2018 tarihinde fakire etmiş olduğu taltif neticesinde, Hazret-i Pirimize şükran ziyaretinde bulunmuştum. Bu esnada kapı girişinde “Elektirik İzole bantı” ile işaretleme yapılıyordu. İz-Efendi Babamda bu olaylar neticesinde Evde “İzole” olayını, zaten biliyorsun evden ihtiyaç dışında çıkmıyordum. Liste yapıyoruz Cem (Cemal Cem - Cem el Cem - Cem’ül Cem) getiriyor kapıdan bırakıyor gidiyor dedi… İz-Ol gönül (Derun) evinin ihtiyaç listesi Cem’ül Cem ile Necat babına (kapısına) getirilir. İhtiyaç sahiplerine de mutfakta olan Nüket Anne (İnce düşünüş) ma’nâ yiyeceklerini pişirir.

El temizliği; Efendimiz ( ) temizlik imandandır demiştir. “El” “Elif-Lâm” ile Ahadiyyet ve Uluhiyyettir. Sağ el, Ef’âl-i İlâhiyye ve Sol el ise Ef’âli infialiyyedir. Zâhirde yapılan su ve dezenfekte (alkol) ile temizlik Cemâl ve Celâl esmâlarını ilim-hayat ve hakk sarhoşluğu ile yaptım-ettim, kimlik ve sıfât kaydından kurtulmak yani üzerimizde bulunan bu mefhumların Hakk’a ait olduğunu anlamak ve iman dan ikâna (yakîn) hâline ulaşmaktır.

Maske; yüzde bıyık ve sakal bölgesini örtmekte ve insanın cemâlini gizlemektedir. Bıyık ve sakal Sıfât-ı İlâhiyyedir. Maske sayısal değeri, Mim:40, Elif:1, Sin:60, dir. Toplamı (40+1+60+20=121) 12 ve 1 toplamı 13 ve 12 zâhir ve 1 bâtın noktalı Elif’tir. O zaman sıfât-ı ilâhiyye bâtında kalmakta Elif-Ahadiyyet (mukayyed zât) zâhirde kendini göstermektedir. (Buraya döneceğiz)

Kızım elektronik-yazılım sektöründe çalışmaktadır. Ve maske yapımı için “Ultrosonic Genarator” siparişlerini yetiştirememektedirler. Bu alet elektirik enerjinin frekansını (hz) kullanarak ses (sonic) dalgasına dönüştürerek, üç katının moleküllerinin birbirine yapıştırmasını sağlamaktadır. O zaman bâtına nüfüz edersek, sohbet ile oluşan “ses” (Söz, mânâ, ruh, nur) dalgaları Ef’âl, Esmâ, Sıfât’ı bir edip Zât mertebesini oluşturmaktadır.

Hava ve temas yolu ile bulaşan eti yenmeyen (yar-asa dost-halil-efâl, asa-mûsâ-esmâ ve kuş-isâ-sıfât) (nefsi emmare) kaynaklı bu virüs, nefes-nefise hava-heva yolu ile temas yani vehime temas ederek nefsi benlik hastalığına bâtında neden olmaktadır.

“Evde kal, hayat var” sloganı ile Ev (Beden Evi) – Museviyyet-Tarikat mertebesidir. Bu hakikati idrak edene sıfât-ı subutiyyenin ilk sıfâtı olan hayat-ı idrak etme yolu açılır.

Fizik öğretmeni kardeşimiz Cor-ona’nın Latincede Cor olan kısmının güneş-taç olduğunu ve tüm dillerde Korona olarak telaffuz olduğunu ifade etmiş ve maddeden mânâya geçerek bunun Kûr’ân olduğunu çalışmasında ifade etmiş. Güzel tespitten devam edersek, İz-Terzi Baba (89) “Herşey Merkezinde mi?” adlı son tefekkür çalışması yolumuzun Fenâfillah/Hakikat mertebesinde olduğunu ve artık Bekâbillah/Marifet mertebesine doğru grubumuzu yola çıkarılacağını ifade etmişti. İlâhi sisteme işleyişinde ve seyrine uygun olduğu her çalışmasında ortaya çıkan ve bunun müşahadesi oluşan yolumuz şu an zâhir âlemde fiili Kûr’an-da içine girdiğimiz Zât ağı adeta bunun ispatı gibidir. Peki, bu nasıl oluyor? Nasıl anlarız?

Herkes hemen bu süreçte evinde namazını kılıyor ve Cum’a namazını kılamıyor. Cami de, Cem hâlinde kılınan namaz 27.dereceden (mertebeden) kılınan namazdır. Gerçi zâhir ehli bunu 27 kat sevap olarak anlar ve ifade ederler. Tek başına kılınan namaza da bir sevap hükmü verirler. Evet, gaflet halinde kılınan namaz böyledir. Ama kendi hakikatinin hakktan başka bir şey olmadığını idrak ederek kılınan namaz ise 28. derece olan Muhammediyyet-Zât mertebesinden kılınan namazdır.

Efendimiz ( ) e, “Ikra' bismi rabbikelleziy halak” “Rabbinin ismi ile oku” (96/1) emri ile Kûr’ân-Zât mertebesi, “Rabb” ifadesi ile unutulan Museviyyet ve İseviyyet mertebelerinin yeniden tahsili için ifade edilmiştir. Cum’a Cem-Sıfât mertebesi namazı da daha sonra Medine-Medeni yaşantısında farz olunmuştur.

Zâhir âlem (fiili Kûr’ân) 1850 lere kadar süren Ef’âl mertebesi, 1950 lere kadar Esmâ mertebesi ve 2019 a kadar bu oluşan hadisata kadar sıfât mertebesinin sürdüğü anlaşılmaktadır. Son gittiğim Cum’a namazının hutbesinde (“hu” “Tb”) okunan Müddesir suresinin ilk 5 âyeti ile sadece bana değil tüm er-recül olanlara “Ey örtüsüne bürünen, Kalk artık uyar, Sadece Rabbini yücelt, Elbiseni temizle, Pislikten sakın.” Diye ifade edilmişti.

Zâhir âlemde oluşan Nefsi benlik ve İlâhi benlik artık, Zât-i benlik olarak hüküm süreceğini ve zâhir âlemde Bekâbillah mertebesine geldiği ifade edilmektedir. Buradan şu düşünülebilir. Zaten bu oluşum sonucunda artık her şeyin eskisi gibi olamayacağı ifade edilmektedir. Zâhirde hayali olarak Yahudi ve Hristiyan kisvesi altında bulunanlar kıble olarak kabul edilmekte ve dünyaya önderlik yapmaktaydılar. Artık bunun değişeceği ve İslâm’ın ön plana çıkıp yönelimin artık dünyaya önder olma zamanı geldiğini düşünüyorum. Allah’u Âlem… En iyisini Cenâb-ı Hakk bilir. Daha değinilecek konu çok ama bize verilen sayfa süresini de fazlası ile aştığımız için kağıda, mürekkep ile yazan kalemimiz ile yazımıza nokta koyalım.

Bu süreçte Cenâb-ı Hakk bizleri iyilikten ayrımamasını, Hafız ismiyle muhafaza etmesini niyaz ederiz. Huu…

Hörmet ve Muhabbetle Nadide-Nüket Annemin ve İzTerzi Babamın ellerinden öperim.

Terzi Oğlu Mu… Derûni

19-4-2020

42) Korona virüs. Zâhirde “virüs” bâtında “vâris”

Ke… Er… /30 Nis 2020 İzmir

Hayırlı günler babacım uzun bir aradan sonra size ilk defa mail yazıyorum. Sanki ilk yazıyormuşum gibi heyecanlandım. Güncel konumuz olan Korona Virüs hakkında yazdığım yazımı ekte gönderiyorum. Yazmaya çok ara verdiğim için umarım yanlış bir şeyler yazmamışımdır. Allah sizlerden razı olsun iyiki varsınız. İnşallah bundan sonra başka yazılar da yazarım. Anneme de çok selam eder ellerinizden öperim.

Terzi kızınız Ke

Necdet Ardıç

Hayırlı günler hayırlı Ramazanlar Ke… kızım yazın güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık, dosyasına aktardım gelenler bittikten sonra son düzenlemelerini yapıp yazı gönderen herkese göndereceğim daha sonra da siteye konup herkesin okumasına açılacaktır.

Dünya ahiret bütün işlerin kolay gelsin Hüseyine sana ve herkese selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşka kal. "İz-T.B

ZÂHİRDE “VİRÜS” BÂTINDA “VÂRİS”

21. Yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına yaklaştığımız bu günlerde, insanlar artık neredeyse tamamen nefsiyle meşgul olur bir hale geldiler. Dünya meşguliyeti insanları sardıkça, kesret içinde boğulur olduk ve bunu da farketmedik bile. Farkına varmamız ancak, gözümüzün görmediği küçüklükte bir virüs ile buluşmamızla oldu. O zaman farkındalığımızın ortaya çıkması için, bizim bir “virüs” ya da hakîkatî farkındalık için bir “vâris” ile buluşmamız gerekiyordu. Aslında bu benim fikrim değil, Terzi babamın bir telefon sohbetinde bana verdiği bir ip ucuydu.

Virüs, kendisi bâtında ama bir “hastalık” olarak zâhire çıkıyor ve bir ses dalgası gibi hızla yayılıyor. Kimlikten kimliğe geçiyor, tabii buradaki kimlik yani varlık dünyaya ait olandır. Çünkü ses dalgaları varlıklara çarparak anlam kazanır. Virüs ile kazanılan anlam ise hastalık olarak karşımıza çıkıyor. O zaman bizler de bir “vâris” ile yani gerçek bir insan-ı kâmil ile birlikte olursak, onun sohbetlerini dinlersek, ondan gelen ses dalgaları da “Korona” değil “Kur’ân-a” ait olur. Bunlar da karşımıza bir hastalık olarak değil, Allah’ın sözleri, âyetleri olarak çıkar.

Evet güncel konumuz tabii ki “Korona Virüsü” ancak bu, dünyaya ait olan bir konudur. Oysaki bizi ilgilendiren kısmı bu değil, olayların gerisine bakarak ilmi olarak da idrak etmektir. O zaman konuyu yalnız virüs olarak ele almıyorum, vâris olarak da düşünüyorum. İki kelime arasındaki benzerlikler, yaşananların iki yönü ve aralarındaki sayısal değerleri de tefekkür ediyorum. Konu içinde yol alırken, hemen aklıma virüsün solunum yoluyla bulaşıp yayıldığı geliyor. Ben yine vârisi yani bir İnsân-ı Kâmil’i düşünüyorum. O zaman İnsân-ı Kâmil’den çıkan nefes-i rahmâni ile de mânâ yayılıyor. Virüsün ilk çıkış noktası ÇİN.

Çin aslında en uzak anlamında kullanılmıştır. O zaman Allah’tan en uzak yer neresi? Tabii ki Dünya! Yani vârisin olduğu yer. Farkındalık da burada ve cüz-i irâdemizle burada çıkıyor.

Virüsün ilk çıkış tarihinin 2019 olması da bana “19” rakamını düşündürüyor. İlk aklıma getirilen 1+9=10 bu da Mûseviyet Mertebesi idi. “19” sayısının İnsân-ı Kâmil olduğu ve Kur’ân-ı Kerîm sıralamasında 19. Sûreyi yani “Meryem Sûresi”ni aklıma getiriyor. Sûre genel olarak bakılınca, tevhîd inancının doğruluğunu ve peygamberlik müessesesinin gerçekliğini ispatlamayı hedeflemektedir. (Terzi Baba)

Hemen nüzûl sıralamasındaki 19. sûreye bakıyorum. Onun da “Fil Sûresi” olduğunu öğreniyorum. Fil Sûresi’nde, Kâbe’yi yıkmaya gelenlerin nasıl helâk edildiği konu edilmiştir. Rabbinin, fil sahiplerine neler yaptığı ve tuzaklarını boşa çıkardığından bahsetmektedir. Bugün Müslümanlara ve İslâmiyete karşı yapılan zulüm, haddini aşmıştı. Ancak virüsün başlaması ile birlikte herkes kendi derdine düşmüş ve zulümü unutmuştu. Tıbbın ve teknolojinin zirve yaptığı bu dönemde her yol çaresizliğe çıkmıştı.

O zaman bütün çaresizliklerimizde ve her türlü fakriyetimizle Allah’a yönelirsek, şüphesiz “O” da bizim yardımımıza yetişecektir. Eğer olaylar fiziki olarak yaşanmamış olsalardı gaybda kalır ve zuhûra çıkmamış olurlardı. O zaman kemâlâtın tamamlanması için bunların yaşanması gerekiyordu. Ayrıca Fil Sûresi’nin Kur’ân-ı Kerîm’deki sıralaması da 105. Sûredir. 1+5=6 bugün bakıyoruz virüs dünyada 7 kıtadan 6 sında yayılmış durumdadır. Hiçbir şey tesadüf değildir.

Evet olayların başlaması 2019 yılında meydana gelmiştir ancak yayılmaya başlaması 2020 yılında olmuştur. Şimdi bir de 2020 yılını inceleyeyim. Burada da Kur’ân-ı Kerîm’deki sıralamasında 20. Sûreye bakıyorum. “Tâ-Hâ” Sûresi

Tâ-Hâ Sûresi, Allah’ın kullarını imân etmeye ve doğru yolda olmayı nasihat ettiği bir sûredir. Ayrıca Hz. Mûsa’nın Firavun ve kendi kavmiyle verdiği mücadeleyi anlatmaktadır. Bu da sanki salgından önceki günleri anlatıyor ve Allah dilerse yeryüzündeki bütün insanların iman etmesi için bir sebeb (Virüs) zuhûra çıkarıyor. Hristiyanı, Yahûdisi, Müslümanı hepsi anlasın veya anlamasın Kur’ân-ı Kerîm dinlemeye, hadisleri araştırmaya yöneldiler. 1400 yıl önce benzer olarak yaşanan olaylar karşısında yapılan davranışlar, alınan tedbirler ve peygamberimizin (sav) olaylarla ilgili hadîsi şerifleri karşısında hayrete düştüler. Yıllarca ezan sesine hasret olan yerlerde ezan sesleri yükseldi ve gayri müslim olanlar bile ağlayarak dinlediler. Şimdi de nüzul sıralamasındaki 20. Sûreye bakalım. Bu da “Felâk Sûresi”dir. Kısaca onu da bakalım.

Felâk Sûresi, görünen ve görünmeyen her türlü kötülük ve musibetten yalnızca, Allah’ın sonsuz koruyuculuğuna ve rahmetine sığınmak için gönderilmiştir. Böyle bakınca Allah’a sığınmaktan başka çıkar yolumuz yoktur…

Demek ki virüsü sadece başımıza gelen bir musibet olarak düşünmemek gerek. Burada bize anlatılmak istenen bir şeyler var. Her an uyanık olup, anlatılmak istenen karşısında tefekkür etmeli ve idrâkımızı yükseltmeliyiz. Bu olaylar üzerinde bir yönden anlatılmak isteneni, diğer yönden de beşerî âlemde bir imtihan vesîlesi olduğunu düşünüyorum. Zulmün arttığı böyle bir zamanda, Allah’ın verdiği bir imtihanı kolay karşılayabilmem için yine Allah’ın imtihan âyeti karşıma çıkarılıyor.

(Başlarına gelen sıkıntılarda) Sadece şöyle söylemekle yetindiler:

“Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizde var olan aşırılıklarımızı bağışla! Ayaklarımızı sâbit kıl! Kâfirler topluluğuna karşı bize yardımcı ol.” (Âl-i İmran 147)

Yine bu olaylarla, bütün insanlar için temizliğin önemi ortaya çıkmış oldu. Müslümanların zaten günde 5 defa abdest alarak İslâm dininin temizliğe verdiği önemi biliyoruz. Ancak bu bütün insanlar için böyle değildi. Günde 5 defa el-ayak yıkamayanlar, şimdi günde 50 defa yıkar oldular. Bütün insanlık hayatta kalabilmek için durmadan temiz olmaya çalışıyor. Çünkü su “Âb-u Hayat”tır.

Peygamberimizin (sav) ümmetine konuşmasında Kur’ân-ı

Kerîm’i üflemesinden sonra gelen, İnsân-ı Kâmil sohbetlerinde Rûh’ul Kudüsün hakikatini muhâtap alan kulaklara, gönüllere üflemesidir. Eğer böyle bir üfleme olmazsa bizde îsa(as)’ın mânâsı doğmazdı. Ayrıca 2020 yılı 20+20=40 Seyr-i Sülûk tamamlandığı gösteriliyor.

2020 yılı ile birlikte yaşadığımız bu olaylar bize gösteriyor ki; Dünyanın seyr-i sülûkunda Mûseviyetten Îseviyete geçiş yaşıyoruz. Kimimiz farkında, kimimiz değil

ancak geçiş oluyor.

Allah yaşadığımız her türlü olayları farkında olarak yaşamayı, seyr-i sülûkumuzun idrâkına varmayı nasip etsin.

Terzi kızınız

Ke…. Er….

43) Korona ile neler öğrendik.

Se… Öğ… 1 May 2020 İzmir

Korona ile neler öğrendik.

-Amerika birleşik devleti’nin artık dünyanın önde gelen

ülkesi olmadığı.

-Çin bir füze atmadan 3. Dünya savaşını kazandığı.

-Avrupalılırın göründükleri kadar eğitimli olmadığı.

-Avrupa ülkelerinin sanıldığı kadar iyi olmadığı.

-Tüketimsiz bir toplumda petrolün değersiz olduğu.

-sağlık çalışanlarının futbolculardan daha değerleri

olduğu.

-Hayvanların hayvanat bahçesinde nasıl hissettiği.

-Dünya insanlar olmadan hızlı bir şekilde yenilendiği.

-Sağlığın ve zamanın en değerli varlığımız olduğu.

-Sadece kadınların değil, her kesin yemek yapmayı bilmesi gerektiği.

-İnsanların çoğunun evde çaşabileceği.

-Medyanın saçmalık olduğu.

“Pisikoloji Kitabi”

Odalarda bir yığın eşya Koltuklar, sandalyeler, masalar. Hiç birinin anlamı yokmuş. Dostların sesi olmayınca. Farkım yokmuş vitrinde bekleyen fincanlardan.

“Gel bi kahve içelim” sözü ne kadar da anlamlıymış. Gelmek ne güzelmiş. Gitmek ne kadar hor kullanılmış.

Uzaktan da olsa tüm dostlara bi kahve gelsin.

(Sevgi ile

44) Bir küçücük virüsle

Le… Ye… /4 Mayıs 2020 İzmir

Mevlâmıza sonsuz hamdi senalar olsun sav efendimize selamlar olsun babamızdan anamızdan allah c c hu razı olsun konumuz korona virüs 'ten neler anladık bizler nelerden ibret almalıyız, zat kavil kün fe yekün emrini kullandı bütün ülkelerle birlikte çok büyük bir lmtihanla büyük bir musibet geldi bizler bu imtihanı müslüman dini usullerine göre değerlendirirsek daha sahih olur.

Mübin ismiyle kainat kitabında ayetleriyle işaretleriyle zaten mevcut bütün ülkelerde ölümlerle hastalıklarla ve ibretlerle kendini gösterdi hemde aşikare bundan daha büyük bir ibret olabilirmi bizler ağırlığımızı hicligimizi anladık yanlız ona sığınmak yanlız ondan yardım istemek ondan başka kurtarıcının olmadığını hatırlattı şu anda zahiren bütün kapılar kapandı ama barınan açık bu arada sonsuz rahmetiyle rezzak ismiyle zahirdi batını gıdalarımız geliyor hemde vehhâb ismiyle safi ismiyle bütün sağlıkçılar seferber oldu mübarek ramazanımız geldi mümin kullar kulluguna devam etmeye çalışıyor allahım sonsuz merhameti yüzü suyu hurmetine hepimize merhamet etmesini niyaz ederiz inşaallah es-selam ismiyle hepimizi selamete çıkarır bu da geçer inşallah diyerek bu kadarla yetineyim efendi babacığım anneciğim ellerinizden öperim çok selamlar

Necdet Ardıç

Hayırlı akşamlar Le… hanım kızımız. Gönderdiğiniz yazınızı aldım yerine aktardım ellerinize gönlünüze sağlık güzel olmuş. Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin selâmlar

hoşça kalın. "İz--T-B

45) Yazı denemesi, esâret

Ke… Er… /14 May 2020 İzmir

Hayırlı günler babacım. Korona yazısından sonra yazmayı özlediğimi fark ettim. Ben de bu karantina günlerinde biraz yazı çalışması yapayım dedim. Bunu sizinle paylaşmak istedim. Allah sizlere iyilik sağlık versin, sağlıkla yine görüşelim inşallah. Anneme çok selam ederim. Annemin ve sizin ellerinizden hürmet ve muhabbetle öperim. Kı… Ke

Necdet Ardıç

Hayırlı günler hayırlı Ramazanlar Kerem kızım sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde iyisinizdir. yazın güzel olmuş eline gönlüne sağlık. Bu yazını da korona dosyasına aktardım diğer yazınla orada yerini aldı. Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder inşeallah herkese selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kal "İz--T-B

ESÂRET

Esâret altında olanın sorumluluğu yoktur.

Peki bu esâret neye göre söylenmişti?

Balığın karnında olan Yûnus (as), kuyuda olan Yûsuf (as) esâret altında mıydı? Onların Allah’a karşı sorumluluğu yok muydu?

Sevdiğim bir ablamın okuduğum yazısından sonra “HÜR” kelimesi günlerce aklımı, düşüncemi, gönlümü meşgul etmeye başladı. Her yaptığım işte ve her baktığım yönde “HÜR” kelimesini yakalamaya çalışıyordum.

Mevlâna derki: Maddeden, dünya hayatına ait değerlerden kurtulmaktır hürlük.”

Hürlük Allah’ın dışında kalan her varlık ve şeyle ilişkiyi kesmektir. O zaman ben de nefsimin tasallutundan kurtulmanın yollarını aramalıyım. Mahlukâtın köleliğinden geçip Allah’a gerçek kul olmalıyım. Çünkü gerçek hürler, Abdu-hu olanlardır.

Arapçada “kul” ْﺪﻋَﺒ “abd” diye yazılıyor. ْﺪﻋَﺒ “abd” kelimesinin ebced sayı değerlerine bir bakalım.

ع- ب- د

4 + 2 + 70 = 76 =13

Diğer taraftan mevzua “kul” yönü ile de baktığımızda, Kaf 100 lam 30 sayı değerindedir toplarsak (100+30=130) eder ki bu yönden de (13) olduğu açıktır.

Buradan da gördüğümüz gibi kul-abd olmak bize her iki yönden de 13’ün hakikatini açıyor. Bu da gerçek hürlük demek oluyor. Ancak İdrak ve irfâniyetimiz nisbetinde…

Kur’an-ı Kerim’de belirtilen hürlük ise irade ile başlıyor. Düşüncelerimiz irademizle olmazsa başıboş düşünceler olur. Hemen gönlüme Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde geçen “Ey akıl sahipleri! Akletmez misiniz?” diye Allah’ın bize seslenişi geliyor. Bu seslenişi duymam için Terzibaba’mın da dediği gibi evvela kendime oluşturduğum benlik çemberinin dışına çıkmam gerekiyor. Ama bunun dışına çıkmak da o kadar kolay değil. Rahman Sûresi 33.Ayetinde de belirtildiği üzere illa bir sultan güç lazım. Bu güç de ancak irfâniyet gücüdür.

Bu âlemde nefsime dokunan her şey benim benliğimi ve o şeyin esâretinde olduğumu gösterir. Bazen eş veya çocuk, bazen bir eşya, bazen de duygu, söz veya bir düşünce…

Bütün bunların gönlümü istilâ etmesine izin vermemeliyim. Acziyetim ve muhabbetimle kendi benliğimden geçip, ilâhi benliğe ulaşmak için çalışmalıyım. Ancak o zaman gerçek hürlerden olurum.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde karantina…

Evet birçok kişiye göre esâret, diğer adı ile karantina. Oysa bu Allah’ın bize ikramı ve gerçek hürlük oldu. Karantina başlamadan önce insanlar dünyaya o kadar çok sarılmışlardı ki, bunun dışında hiçbir şey yoktu sanki. Yemeiçme, gezme, eşya, araba, tatil vs. olmazsa olmazdı. Aslında o zaman bunların esîri olmuşlardı. Karantina başladığı zaman hürleştiler. Onlar olmadan da olabilirmiş anladılar, idrak ettiler. Herkes kendi evinde kendisiyle başbaşa kaldı, düşünmeye başladılar ve ilk önce düşünceleri hürleşti. Kur’an-ı Kerim’i okumaya ve Allah’ın sözlerini anlamaya çalıştılar. Bununla da inançları hürleşti.

Hz. İbrahim’in ateşi gibi, dışarıdan bakınca ateş ama içi gül bahçesi. Karantinada olan beden mülküm! Ancak düşüncelerim hür olduğu için, meşguliyetim ne olursa olsun düşüncemde istediğimi yapabiliyorum.

Allah’a ancak düşünce ile varılır, düşünce ise hürlüktür.

Terzi kızı

46) Korona virüs bela mı, rahmet mi?

İb… Ha… Ye… /16 mayıs 2020 çorlu

koronavirüs bela mı rahmet mi?

Bu yılın başında çin’de ortaya çıkıp tüm dünyaya yayılan bu yeni tip virüs, insanları dehşete düşürdü ve herkesin yaşamını alt üst etti. Görünmeyen bu küçücük virüsün görülen etkileri o kadar büyük oldu ki, bir zerrenin bütün kürreyi alt edebileceğini göstermiş oldu. genelde felaket ve bela olarak görülen bu durumun, dindar kesimler tarafından da bela olarak zikredilmesi garip bir durum değil mi?

ülkemizde din adamları, ilim sahipleri, hocalar, yöneticiler herkes ağız birliği etmişcesine bu virüsü –belaolarak görüp beddualar ediyor, savaş açıyorlar. tedavisi başarılı olan, allahın izniyle şifa bulan kişileri –virüsü yendi, yenilgiye uğrattı-ifadeleriyle ortada bir savaşın varlığı tescilleniyor. Bunun yanında karantinadaki yaşlı bir teyzenin tv sunucusuna evinin penceresinden söylediklerine bakınız:’’

Ne yapalım kızım, rabbimizin misafiri bu hastalık, ona gereği gibi davranırsak gönderen rabbim geri çağırır onu, mevla neylerse güzel eyler.’’ bu ifadeler samimi bir imanın, hakiki bir irfanın göstergesi değil de nedir? bu teyzemiz kadar dini, allahı tanıyamamışlar, ilim sahibi kimseler. bu virüse ve hastalığa bela denilirse, o zaman milyarlarca virüs, bakteri, mikrop var dünyamızda bunlara da mı bela diyecegiz. Bunların yol açtığı nezle, grip gibi yüzlerce hastalığı da bela olarak mı göreceğiz. Etrafımızı saran düşmanları yok etmeye çalışan savaşçılarmıyız bizler.

Eyüp peygamberin tüm vücudunu saran hastalığa yıllarca sabır göstermesi nihayetinde allahı zikredeceği dil ve kalbine sirayet ettiğinde ‘’yarabbim bana zarar dokundu ve sen merhametlilerin en merhametlisisin’’ diyerek rabbinden rahmet ve şifa dilemesi bize neyi anlatıyor? tüm peygamberler ve allah dostları başlarına gelen her sıkıntıyı sabırla ve imtihan olarak karşılamış ve ders çıkarmışlardır. allahın halk ettiği her varlığın bir vazifesi vardır ve o’nun hükmü dışına çıkamazlar. virüsler, mikroplar, hastalıklar hepsi varedilme hikmetine uygun davranırlar. eşrefi mahlukat olan insanoğlu yeryüzünde allahın halifesidir ve kainat onun hizmetine sunulmuştur. O halde bu varlıkların hepsi insan içindir ve insanın kemalatı için allah’ın bir rahmetidir. kendini tanımayan, varlık alemini bilmeyen insan görünürde ilim-ilahiyat sahibi de olsa allah’ı tanıyamaz, allah’tan gelenlerin hikmetini bilemez. Beden ve nefsinin korkularıyla sarsılır, hakkın mesajını anlayamaz, rahmeti bela gibi karşılar ve şirke düşer.

Akıllarıyla değil, nefsini ve bedenini koruma güdüsüyle hareket edenler, içgüdüleriyle aynı şekilde davranan hayvan derekesine düşer, insanlıktan ve hak’tan uzaklaşırlar. idrak ve irfan sahipleri ise ‘’o’ndan gelen herşey güzeldir’’ hükmüyle, gönderilen her varlığı ve hadiseyi anlamaya idrak etmeye çalışarak irfan mertebelerini yükseltir, hak’ka yakin olur. vesselam.

Korona virüs sebebi ile geçirdiğimiz kısıtlı Ramazan hakkında görüştüğüm bütün kardeşlerimle, sanki hepsi dil birliği yapmış gibi adeta kendi ifadelerine göre, şimdiye kadar geçirdikleri Ramazan süreclerinin en güzeli en huzurlusu ve en bereketlisi olduğunu söylediler.

Görüldüğü gibi genel müşahede ile Korona virüsün bela olmayıp! rahmet olduğu açıkça ifade edilmiş olunmaktadır.

İb…. Ha… Ye

47) Corona

At… Ba… /18 May 2020 Hanburg

 

Necdet Ardıç

Hayırlı günler At… Ba… Fi… kızım mail-ini yeni gördüm bu yüzden cevabım biraz gecikti yazın güzel olmuş ellerine gönlüne sağlık kitabın içindeki yerine aktardım sayfa düzenlemesini de yapınca sırasına geçmiş olacak. Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal. "İz-T.B

Corona Fi… Ça… 18 May 2020

İyi günler Efendi babacığım Nüket anneciğim,

Efendi babacığım sayfanız da bizlerden corona hakkında notlarımızı ve düsüncelerimizi bildirmemizi istemişsiniz.

Corona hastalığı geldiğinde ben fazla ciddiye alamıştım daha sonra yasaklar gelince daha farklı bakmaya başladım ve aklıma gelen ilk düşünce insanların gerçekten böyle bir imtihana ihtiyacı olduğunu düşündüm, cünkü o kadar insanlıktan çıkanlar varki ( bence ) ve ayrıca acaba kıyamet mi yaklaşıyor diye de bir korku düştü içime, çünkü ben buna ilmen hazır değildim.

İyiliğin, insanlığın, sünnetin unutuldugu, haramın, hilenin, kötülüğün gayet doğal bir davranış olduğuna inanır oldu insanlar. Erafimda takibe aldığım veya gördügüm hallere bakarak nazım geçenlere bunun yanlış olduğunu böyle olsa daha iyi olur derken içlerine o haller öyle bir işlemiş ki benim anlattığım onlara ters geliyor, veya dille tasdik ederken fiilde faaliyette tastik etmiyorlar. Ve bende bu insanlığa az bile bu hastalik diye düşündüm.

Efendi babacığım konuya gelirsek hastalığı önce temizlik ile yani elleri temizlemekle engelliyoruz sonra nefes ve temas hallerine dikkat ederek hastalıktan korunuyoruz (zahiren)

Temizlik konusu hakkında aldığım bir yazıyı buradan aktaracağım.

Ölüm dosyasının 8. dersinden söyle bir not almışım.

„ Onlardaki tertemiz oldukları halde melekler ruhlarını alıvarirler „

Burada temizlikten kasıt evvela bedeni temizlik ,irfani temizlik ise kendi varligina beşeriyet anlayışı karıştırmamış kimselerin temizliği yani evvela günahlardan temizlenmek sonrada nefsinden benlik ten temizlenmek.

Nefesden, nefesimizden hastalığın geçmesi yine nefesi Rahmanımıza ulaşamadığımız için bu kanuda hastalıklı olduğumuz için ilim sahibi olamadığımız için (Batıni manası ) olabilirmi.?

Corona nın geliş sebebi de rabbimizin bize silkeleyip kendimize gelmemizi ve “ey kulum bu sen değilsin sende benim varliğim var” demek istiyor.

Ve burada Peygamber efendimizin “ölmeden önce ölünüz“ hadisine çaprı var bence.

Şimdi Cü… kardeşimizin sorduğu soruyu ve sizin verdiğiniz cevabı eklemek istiyorum, belki bir başka kardeşim de yazmıştır. Cü… kardeşime teşekkür ediyorum bu soruyu sorduğu için bana da açıklık gelmiş oldu.

SORU = Ümre ziyaretinin ve tavafın durdurulmasının manevi hikmeti nedir ?

CEVAP= Zahiri sebebi belli (Corona) şimmdi bu hastalık vesillesi ile tavaf yok, tavaf var geniş alan da arka alanda var öz olarak Kabeyi muazzamanın merkezinde yok, üçüncü sahadan yapılıyor oda sadece kendi halki için. Zahiren bir hastalık vesilesi ile oradan tedbir olarak uzaklaştırılmış oluyor insanlar. Demek ki bizde de Nefs hastelığı varsa tedbiran ilahi kudret oradan uzaklastırıyor.

Efendi babacığım yukarıda vediğiniz cevap düşüncemi tasdiklemiş oluyor herhalde. Tavafın üçüncü sıradan yapılması mertebeler ile alakalı herhalde.

Evde kalmamız ise dışarı çıkma, evde kal, yani dışarlarda dolaşma kendi gönül evin de kal kendini tanı kendini bil hitabı var.

Burada 2/144 üncü ayette olduğu yüzümüzü mescidil haram a cevirmemiz yani gönül käbemize gönül älemimize dönmemiz isteniyor.

Ayrıca evde kalmamız (karantina) sosyalleşmekten uzak, kendimiz ile biraz daha fazla zaman geçirmemize inziva ya çekilmemize vesile oldu.

Dünyada hangi ülkelerde daha fazla ölüm olduğu, ve burada yaşlı insanların neden ölüme terk edildikleri araştırılırsa farklı bilgiler ortaya çıkacaktır.

Duruma birde doğa yönünden kakarsak insanların dışarı çıkma yasağı yüzünden doğanın temiz kalması ile “Hay “ esması nebatlarda daha ağırlıklı oldu hayat buldu.

İtalya ya ve ispanya ya gönderilen yardım paketlerinin üstünde Hz. Mevlananın “ Ümitsizliğin ardında nice ümitler karanlığın ardın da nice güneşler var “ sözüne bakarsak once “Kahhar” “esması” nin (Zaten yaşanıyor) ardında Rahman esmasının geleceğini bildiriyor.

Birde insanların ölümden korktuklarını düşünüyorum çünkü ölümü yok olup gitmek olarak biliyorlar.

Allah bundan sonrasını bizler için hayırlı ve güzel eylesin inşallah.

Efendi babacığım Nüket anneciğim saygı ve muhabbet ile ellerinizden öpüyorum.

Kızınız Fi…. Ça… (Hamburg

48)- Covid-19

Ha… Ko.. /31 Mayıs 2020 İzmir

Selamün Aleyküm Efendi Babacığım, hayırlı geceler. Karantina sürecinin ve koronavirüsün bize düşündürdüklerini yazmamızı tavsiye etmiştiniz.

Nacizane yazmaya çalıştım, ekte gönderiyorum.

Sizin ve Nükhet annemin ellerinden hürmetle ve hasretle öper, selam ve sevgilerimi iletirim

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm Ha…. hanım kızımız gönderdiğiniz yazıyı aldım indirdim tarih sırasına göre yerine aktardım daha sonra sayfa düzenlemesini de yapınca, kitaptaki yerine yerleşmiş olacak inşeallah. Yazınız güzel olmuş ellerinize gönlünüze sağlık epey yazı geldi, daha da gelmeye devam ediyor, gelen yazıların hepsi ile birlikte bu günlerden oldukça dikkat çekici bir hatıra kitap olacak inşeallah. Katkıları olan evlâtlarımıza teşekkür ederim. Sağ olsunlar var olsunlar. Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin, Ah…. bey kardeşimize size ve evlatlarınıza selâmlar Nüket Annenin de selâmları vardır hoşça kalın sağlıkla kalın inşeallah. "İz-T.B

Covid-19 salgını sürecinin düşündürdükleri. Salgından dolayı karantina sürecini evde değil, özel hastane ortamında eczanede çalışarak geçirenlerdenim. Ülkemizde tesbit edilip bütün özel hastanelerin pandemi hastanesi ilan edilmesinin ardından genel bir panik havası yaşandı. Çalışanlar olarak bizler neyle karşılaşacağımızı bilmiyor, kendimizi koruma konusunda endişeleniyorduk. İşveren tarafı ise sürecin hastaneye ne kadar zarar vereceği hesabındaydılar. Bu gergin ortam sonucu tüm hastanede bir kabz havası hakim oldu. Acil olmayan tüm ameliyatlar ertelendi, poliklinikler minimuma indirildi. Kilit noktada olmayan çalışanların tümü de uzun izinlere çıkarıldı.

Sonuç olarak hastanenin tüm makyajı aktı, asıl işlevini ifa eder duruma geldi.

Bu süreçte covid hastalarıyla bire bir ilgilenenler başta olmak üzere, tüm çalışanlar işinin iki katını stres içinde yapmak zorunda kaldı. Peki bu görünen zorlukla beraber kolaylıklar yok muydu? Görmek isteyen için vardı elbette. Etrafımızdaki insan fazlalığı, dedikodular, çekişmeler azaldı ve asıl bizi yoran şeyin bunlar olduğu ortaya çıktı. Terzi babamızın buyurduğu gibi bu virüs (varis) temizliğe gelmişti ve her açıdan temizlik yaptığı görünüyordu. Her gün farklı kıyafetle işe gitmek gayreti bile sona ermişti çünkü evlerimize virüs taşımamak için hepimiz aynı formalarla çalışıyorduk, böyle de pekala oluyordu hep birlikte sadeleştik. Ön planda işimiz ve hastalar vardı olması gerektiği gibi.

Hastane içinde covid şüpheli hastalar için alınan tedbirler haricinde personel de birbirinden kaçıyordu sanki. İnsandan kaçmak tecrübesini yaşamış olduk kıyamet misali, kendi derdine düşmüş bir şekilde. Belki de bazı kişiler hep virüs gibi bizlere zararlı etkenler taşıyor ve temkinli olmalıyız her daim, mesafeleri korumak lazım.

Hem hastalık sebeplerini görüp bulaşma riskinden kaçmak hem de Efendimiz ( )’in ‘Bulaşma yoktur, her hastalık tek tek gerçekleşir’ mealindeki hadisindeki inceliği anlamaya çalışmak paradoksunu bire bir yaşıyorduk. Zıtları birleyen idrakimiz gelişiyordu bu sayede. Tedbir-tevekkül, tahammül-sabır kavramlarını baştan idrak etmemiz gerekiyordu bu imtihan ortamında.

Karantinayı evde değil, halk içinde yaşamak da ayrıca zıtları birlemek gibiydi, halk içinde kendinle olmak. Farkındaysan eğer kendindeki Hakk’la olmak…Rabbinin sesini duymaya çalışmak dışardaki kaygılı insanların sesinin yerine.

Cenab-ı Hakk’ın’ isteyerek ya da istemeyerek gelin’ hitabına ‘İsteyerek geldim’ diyebilmek için bu sıkıntılı süreci rızayla geçirmek zamanıydı belki de. Bu da bir hal deyip geçmesini beklemek ve virüsün takdir edilen hayat süresini ibretle seyretmek gerekiyordu, cümle alemde… Bu sürecin sonunda covidin bizden uzaklaştırdıklarını seçerek geri çağırmak ise bizim için bir fırsat olsa gerek nefs mücadelesi yolunda. Fiziki cemaatlerin dahi yapılamadığı bu dönemde Rabbimiz bizi batınımızı cem etmeye mi zorluyor acaba? Aslolanın zahiri cemaat olmadığını, batıni yolculukla bedenimizi nefsimizi aklımızı ruhumuzu cem etmemiz gerektiğini mi söylüyor? Kendiliğimize (ferdiyyyetimize) kavuşmak yolunda ilerletmek mi gayesi? Yeni normalimize dönmeye çalıştığımız bu günlerde hastalıklı nefslere (nefeslere) karşı mesafeli olmak, korunmak için maskelenmek ve her daim Rabbimizle olup gayrdan temiz kalmak için ‘iki elimizi temiz tutmak’ vazgeçilmez kurallarımız olmalı vesselam

49) Korona virüs batıni anlamı

Ne… Uz… /3 Haz 2020 İstanbul

Merhaba, facebook sayfanızda ki sorunuza istinaden, kendi düşüncemi paylaşmak isterim..

Acaba diyorum ,,korona virüs bize,, yokluk bilincini mi hatırlatmaya çalışıyor.. Görünmeyen bir virus bize, aslında ne kadar Aciz olduğumuzu mu hatırlatıyor.. Para vermeden aldığımız bir NEFES vardi,, onu bile maske ile aldırıyor.. Aldığın her nefesin değerini bil. Dünya ya dalma, tamda Ramazan ayına denk gelmesi. Masiva Orucunu tut,, der gibi..

Bu Dünya yaşamımda, hakikat-i öğrenmek nasip olsun diye Dua ediyorum..

Hiç sohbetinizde bulunmadım, videolarınızı dinliyorum. İstifade etmek nasip olsun..

Saygılarımı sunar, ellerinizden öperim Babacığım

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Ne… hanım. Kısa bildiriye cevap verdiğiniz için sağ olasınız. sizin yazınızı da ilgili kitaba aktaracağım, kitap bittikten "yaklaşık bitmesi daha bir ay kadar sürer"sonra (wwwterzibaba13.com) sitesinden indirebilir bütün yazıları okuyabilirsiniz.

Dünya ahiret işleriniz kolay gelsin selamlar. "İz--T.B

50) COVİD 19 YAZISI

Üm…. Se…. /15 Haz 2020 Tekirdağ

Hayırlı geceler İz--Efendi Babacığım. Üm… arkadaşın yazısı aşağıdadır. Tekraren selam ve hürmetlerimle. Ç.H.U

Necdet Ardıç

Hayırlı günler Şe…. oğlum Üm…’in de yazısını indirdim okudum o da güzel olmuş yerine aktardım ellerine diline sağlık, benden de selâm söylersin. Dünya ahiret işlerin kolay gelsin herkese selâmlar hoşça kal.

"İz--T-B

Onların üzerinde ondokuz vardır (müddessir 30)

Es-Selamu aleyküm Efendi Babacığım

Facebook sayfanızdan koronovirüs COVİD-19 ile düşünce ve yazılarınızı gönderebileceğimiz paylaşımını okuduktan sonra, düşünmeye başlamıştım neler yazılabilir diye ..

Gün içerisinde gazete köşe yazarlarını okurken, Abdurrahman Dilipak adlı gazetecinin koronovirüs ve müddessir süresi ile ilgili yazısına denk geldim, onu okuduktan sonra sureyi incelemeye başladım

30. ayette geçen (onların üzerinde 19 vardır) ifadesi dikkatimi cekti ve yazmaya buradan başlamak gerektiğini düşünerek, Cenâb-ı Hakkın yardımı ve sizden gelen yansımalar ile, yazmaya gayret ettim.. Allah sizden razı olsun ...

Öncelikle bir başka 19 sayısının mucizesi olan besmele ile başlıyorum

Bismillâhirrahmânirrahîm

Cenâb-ı Hak insanı halk ederken iki yönlü halk etmiştir.. Birinci yönü bedeni yönü yani Zahir’i, ikinci yönü ise iç alemi; batınıdır.

Kişi Zahir’ini ve batını nı her türlü kirden pastan, virüsten, mikroptan korumalıdır kişi için bu farz hükmündedir..

Virüs kelimesine baktığımızda bir mikrop, hasta edici bir özelliği olan, kişinin bedenine girdiğinde onun sağlığını etkileyen ve hatta onu öldüren bir canlıdır..

Kişinin bundan yani bu virüsten korunması için doktorların tavsiyesi SU ile yapılacak olan temizliktir. yani virüsün yok olmasını sağlayan su dur ..

Su aynı zamanda ilmi ilahidir.. kişiyi manevi kirlerden temizler..

Kişi bedenini yani Zahir’ini koruduğu gibi iç alemini de batınını da virüsten korumalıdır.. Bu da ancak seyri sülukla mümkün olur

Kişinin bu seyri tam anlamı ile yapabilmesi için bir temizlenmiş olana, Tahir olana yönelmesi gerekir.. Yani bir mürşidi Kamile tabi olması gerekir ...

Ol mürşit ki ; “SU” yun kaynağı olan, ilmi ilahiyyeyi gönülden gönüle akıtan, (19) un taşıyıcısı, (Terzi Baba) dır..

Çünkü o (Kamil insan) temizdir, temizleyicidir, bu vasıfları en Kemalli şekilde ortaya çıkarandır ...

Yine sizden duyduğumuz şekli ile bu alemde tesadüf diye bir şeyin olmadığıdır.

Bu virüsün isminin covid-19 olması bu haliyle tesadüf değildir.

Bu isim bu virüse 2019 yılına atıfta bulunularak konulmuş ..

2019 u inceldiğimizde; 19 un 2 yönden batın zahir en kemalli şekilde ortaya çıktığıdır.. Yani Kamil insan-ın her yönüyle faaliyette olduğudur.

Yine yazıya başlık olan müddessir süresinin 30. Ayetinde geçen (onların üzerinde 19 vardır) penceresinden bakacak olursak;

Evvela müddessir suresinin ihtiva ettiği konulara göz atmamız fayda sağlayacaktır..

Süre müşriklerin peygambere karşı çıkması ve onların cehennemle uyarılmasını anlatır. Surede Kıyamet gününün sıkıntılarından söz edilmiş, Kur’an’a sihir ve beşer sözü diyerek, onu reddeden müşriklerin, yakıcı cehenneme sürüklenecekleri haber verilmiştir. Meleklerden ve kitap ehlinden, cehennemin görevlilerinden söz edilmiştir. Surede ayrıca inkârcıların cehenneme girmelerinin sebebi hakkında müminlerle aralarında geçen bir konuşmaya yer verilmiş ve inkârcıların haktan yüz çevirmelerinin sebepleri anlatılarak sure sona ermiştir.

“Kalk, uyar”! Resûlullah bu emri alınca insanları tevhide davete başladı.

İslâm’ın bu temel ilkesinin hemen ardından gelen “Elbiseni temiz tut” emrini Hz. Peygamber’in maddî olarak elbisesini necâset vb. pisliklerden temiz tutması, mânevî olarak da güzel ahlâkla bağdaşmayan davranışlardan ve günahlardan nefsini arındırması şeklinde yorum yapılabilir ..

Bu konu Resulullah’ın şahsında tüm Müslümanlara “Her türlü pislikten uzak dur”makla ilgili bir emirdir. Bu cümle de dış temizlikten sonra iç arınmaya batın alemine bir göndermedir.

Sûre örtüsüne bürünen, kalk uyar diye başlıyor.. Yani ey kendisinde bulunan ilahi hakikatleri, nefsi emmare Levvame, ve mülhimenin bir kısmı, virüsleri ile örtmüş olan, var zannettiğin birimsel varlığın ile şirke düşmüş olan, bunların, sana verilmiş olanların, hakikatlerini bir kâmil insan suyuyla gusül abdesti alarak iyice temizlenmiş olarak idrak et ve öyle yaşa..

Yine ayetlerin devamında elbiseni her türlü pislikten temiz tut deniyor

Esma-i ilahiyeler kişinin elbisesidir...

Nasıl ki zahir elbisemiz toza, toprağa, çamura girdiğimizde kirleniyorsa; batın elbiselerimiz olan esmalarda kendi hakikatlerince kullanılmadığı zaman virüs kapmış olur ...kirlenmiş olur.. Kirletmiş oluruz.. Bu da bizi manevi olarak hasta eder.. Ne zamanki bu esmaları gerçek hakikati yönünde kullanırsa bu elbiseyi en sağlıklı bir şekilde kullanmış olur..

Tefsirlere baktığımızda (onların üzerinde 19 vardır) ayetindeki 19 sayısı cehennemdeki görevli melekler olarak anlatılmıştır ...

Buradan yola çıkarak cehennem ve melek kelimelerine bakarsak;

Cehennem bir bakıma kişinin varlığında bulunan ilahi hakikatleri gerçek manada ortaya çıkarılmaması halidir..

Hakikatine uygun olarak kullanılmayan ,kişinin heva ve hevesine göre kullanılan bu isimler, sıfatlar kişiyi şirk ehli , müşrik , cehennem ehli yapar..

Melek ise ; bildiğimiz gibi güc , kuvvet manasına gelmektedir ...

19 melek diye tarif edilen şey ise; kendi hakikatının ne olduğunu idrak etmek isteyen, günahlar ile örtülmüş, var sandığı benliği ile şirke düşmüş, müşrik mesabesinde olan Salikin (terzi baba-19) sultan gücü, kuvveti ile iyice temizlenip virüslerden kurtulup SELAM’ET bulmasıdır diye düşünülebilir...

Cenâb-ı Hak maddi manevi virüslerden (19 Terzi Baba) hakikatini idrak ederek temizlenmeyi nasip etsin

Ellerinizden hürmetle öperim efendim saygılar Üm… Se… ( Malkara / yenice

51) COVİD 19 CORONA VİRÜS

Şe… Kı… /15 Haz 2020 Tekirdağ

Hayırlı geceler İZ efendi Babacığım .2 gündür internet sorunu var idi .Sorunu çözdüler.bağlantı sağlandı.Ben de size gönderiyorum.Ardından ümit'in kini de göndereceğim.Hürmetle ellerinizden öperim.El-fakir.ÇHU

Necdet Ardıç

Hayırlı günler şerif oğlum, sağlık olsun teknoloji de bazen böyle aksamalar oluyor, normaldir olsun bu dünya da biraz sabırla her şey yoluna girer. Yazını indirdim okudum güzel olmuş eline diline sağlık, kitaptaki yerine aktardım. Korona virüs kitabı bitince, hepinize bitmiş olarak göndereceğim inşeallah.

Dünya ahiret işlerin kolay gelsin selâmlar hoşça kal.

"İz--T-B

COVİD 19 CORONA VİRÜS

Görülüyor ki dünya toplu bir imtihandan geçmekte, 2020 yılının hemen öncesinde ve daha sonra da 2020 yılının şubat ve mart aylarından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan, başta sağlık olmak üzere ekonomik, sosyolojik, pskolojik ve daha bir çok hususta tüm insanlığı derinden etkileyen bir pandemi ile karşılaştık. Halen devam eden bu süreçte başta insanoğlu olmak üzere, tüm dünya çok derin bir sarsıntı yaşayarak etkilenmiş durumdadır. Öncelikle bu süreçte olanları kısaca özetlemek gerekirse, 1. Temizlik ve hijyen kurallarının ön plana çıkması. 2.Kimseye yaklaşmama uzak durma sosyal mesafe kuralı. 3. Maske kullanımı.

4. Evlerde kalın dışarı çıkmayın.

5. Camilerin kapatılması.

6. Kâbenin kapanması.

7. Karantina uygulaması.

8. Hiç bir şey’in eskisi gibi olmaması hali.

9. Her gece minarelerden okunan selah ve yapılan dualar.

10. Belli bir süre ulaşımın durması.

11. Yeni bir yaşam şeklinin ortaya çıkması.

Bu ve benzeri bazı hususlar, yaşanan ve halen de devam eden süreç içerisinde yakından tanık olduğumuz bazı

hususlardır.

Adeta hızlandırılmış bir film gibi geçen bir zaman diliminde yaşıyoruz. Çok değil 3 – 4 ay öncesine kadar dünyanın şu anki durumu bize anlatılsa idi kim inanırdı.

Corona virüs Covid 19 olarak bilinen bu salgın bugün insanoğluna ayna tutuyor. Corona, bizden sonraki kuşakların da geleceğini belirleyecek ve insanlık tarihinin önemli eşiklerinden biri kabul edilecek ve tüm dünyamızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Bu salgının dünyada büyük tesirler bırakacağını, bir dönüm noktası olacağını ve köklü değişikliklere yol açacağını tahmin edebiliyoruz.

Bu düşüncelerden hareketle; bugünlerde KORONAVİRÜS tehlikesi dolayısıyla "Millet olarak" hatta bütün dünyada insanlık olarak zorunlu inzivaya çekilmek suretiyle, sokağa çıkamadığımız bu süreci kendimiz, âilemiz, milletimiz ve devletimiz için, hatta bütün insanlık için bir muhasebe süreci olarak değerlendirmek çok doğru olacaktır.

Her meselede olduğu gibi corona virüs salgın hadisesine de farklı idrak ve değişik mertebelerden bakışların olacağı âşikardır. Her mertebeden ve anlayıştan bu hadiseye bakışta farklı farklı yorumlar geleceği de açıktır. Bu gibi hadiselerde takdir-i ilâhinin Allah’tan olduğunu unutarak kendi dayanma gücünü unutarak, ümitsizliğe düşmek de bir hata olmaktadır. Bu tedbirsiz olmak da değildir. Tedbirli olmayı isteyen de Allah’tır c.c ve onun ilmidir. Tedbirleri aldıktan sonra da yıkılmadan, üzüntüye kapılmadan, yapanın yaptıranın Allah c.c olduğunu, takdir-i ilâhinin Allah’tan olduğunu, bu hadisenin de onun bir âyeti olduğunu en başta düşünmemiz gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerîm de Nahl suresi âyet 13’te şöyle buyurulur. “İnne fî zâlike le âyâtin li kavmin yezzekkerûn” “Şüphesiz ki bunda düşünler(akledenler) için ibret vardır” 16 / 13 Yine Kur’ân-ı Kerîm de Kâf suresi ayet 37 de şöyle buyurulmaktadır.

“İnne fi zalike le zikra li men kane lehu kalbun ev elkas sem'a ve huve şehidun “ “Kuşkusuz bunda kalbi olan ve can kulağıyla dinleyen ve şahid (tanık) olan kimseler için kesinlikle alınacak öğüt vardır.” 50/37 Bu ve benzeri ayetler her şeyde olduğu gibi corona virüs covid 19 hakkında da öğütler ve ibretler almamızı bizlere bildirmektedir. Kendimizi bu konuda ne kadar çok düşünceye ve tefekküre zorlar ve akledersek, o derece mevzua nüfûz etmiş oluruz. Az yukarıda belirtilen sure ve ayet numaraları da bizlere bu konuda “Terzi Baba” irfan yolundaki anlayışı ve yaklaşımı bildirmektedir. Bu benzeri hadiseler karşısında isabetli düşünüp sağlıklı yorumlar yapabilmek ancak ehli irfan tezgahından geçen, Ârif-i Billah ile ünsiyet edebilen Hakk erlerine mahsustur. Bu yüzden de “Terzi Baba” müntesibi olarak olaya bakmak, düşünmek, yorumlamak bir lütuf’tur. “Şüphesiz ki bunda düşünenler için ibret vardır” 16/13…Bu iki sayı da 16 ebced’te Necdet” yazılışı olan 457 nin kendi içindeki toplamı idi.13 ise Hakikati Muhammedi’nin şifre rakamları olmakta idi. Bu da bizlere bu yolda olanların ve süluk edenler için irfâni bir anlayışla bu meseleye yaklaşıp çok farklı dersler ve hikmetler çıkarmamızı öğütlemektedir. “Şüphesiz ki bunda düşünen insanlar için ibretler var”

Diyebileceğimiz bir çok hadiseler yaşandı. Dünyanın süper devletlerinin tüm önlem ve tedbirleri yetersiz kaldı. Corona virüs, milyonlarca insana ulaştı yüz binlerce insan şu an için hayatını kaybetti. Milyarlarca insanın hayatı alt üst olup değişti. Tüm sosyal faaliyetler iptal oldu, sağlık sistemleri ya çöktü ya da yetersiz kaldı. Ekonomiler dibe vurdu. İşyerleri, fabrikalar okullar sanayi, parklar, bahçeler, sokaklar kapatıldı karantina uygulaması başladı. Öte yandan Corona virüs dünyanın tek gündemi haline geldiği günden beri “bu virüsün arkasında kim var?” nasıl ortaya çıktı?” mikrobik bir silah mı?” “yeni dünya düzeninin bir parçası mı?” yoksa ilahi bir uyarı mı? “şeklinde sorular soruldu ve bunlara halen cevaplar aranıyor. Meseleye zahiren ve en dıştan bakılarak bu yorumlarda bulunanlar için corona virüs, dünya insanlık ailesi için en büyük felaket olarak kabul edilir iken, akl-ı selim ve irfân gözüyle büyük pencereden gönül aynasından bakıldığında bir büyük “rahmet” olduğunu anlıyoruz. “Kuşkusuz bunda kalbi olanlar ve can kulağıyla dinleyen ve şahid olan kimseler için kesinlikle alınacak öğüt vardır” 50/37 ayetinde de açık olarak 53 ün varlığı görülüp bilinmekte olup, bu uğurda seyr eden, gönül ve can kulaklarınla yahut uyanık olarak dinleyip de bu hakikatlere ilmen şahid olanlara bu corona virüs salgınından da alınacak bir çok hikmet, rahmet ve öğüt vardır. Burada ayet ve sure numara dizilişinde 53’ten başka 50 3 ( 503) sayısı da âşikar olmaktadır ki bütün bu ibret ve öğüt alınabilecek her şeyde mevcud olan Allah Muhammed Rasül sayı değerleri toplamını vermektedir. Böylece bütün bu ilahi varidatlardaki oluşumların kaynağı olarak Uluhiyyet,

Risalet ve Abdiyyet mertebeleri eliyle gerçekleştiğini 503 sayı değeri ile bildirmektedir.

Meseleye derin bir düşünce ile bakıldığında covid 19 adlı virüsün arkasında bütün insanlığı aciz bırakan, tüm güçlerin güçsüzlüğünü ve hiçliğini ortaya çıkaran tek ve yegane güç sahibi olan alemlerin rabbi Allah c.c kudret sıfatını

görüyoruz.

Dünyada sağlık alanında önde gelen bilim insanlarının tespitiyle şu anda milyonlarca insana bulaştığı tespit edilen virüsün toplam ağırlığı 1 gram civarında imiş.

Bu kudret tecellisi zalimler ve cahiller için bir azab olsa da

Müslümanlar ve de özellikle hakk ehli, irfan ehli olanlar için bir mükafat ve hediyedir. Çünkü bir çok ilahi sırrı ve hikmeti de içinde barındırmaktadır.

Her ne kadar şu anda tam olarak bilinip anlaşılmasa da

Corona virüs, insanlık tarihinde hayrın ve güzelliğin başlangıcına da vesile olacaktır.

“Olur ki, sizin hoşlanmadığınız şeyde Allah bir çok hayır yaratmış (halketmiş) olabilir!" (Nisa, 4/19)

buyurmaktadır.

Kur’anda ki bu ayeti celilenin ışığında corona virüs ile bir çok hayır ve bereketler zaman içinde ortaya çıkacaktır.

Ancak burada kişiye düşen sorumluluk irfan sahibi gözüyle ve aklıyle daha şimdiden bunların tesbitini yapabilmektir,

Celâlin içinden Cemâle ulaşmaktır.

Acizâne bizler de yolunda sülûk ettiğimiz “Terzi Baba”

irfan mektebinin anlayışı doğrultusunda corona virüs ile tecelli olunan hikmet ve hakikatleri tevhid anlayışı içerisinde tespit etmeye çalışıyoruz.

Covid 19 ismiyle Allah’ın öyle muhteşem bir ayeti zuhur etti ki, onun kudreti ve iradesiyle dünyada hiçbir ayırım yapmadan zengini, fakiri kadını erkeği demeden tüm insanlığı aynı kefeye koydu. Herkesi istisnasız bir şekilde evlerine soktu. Tüm dünya insanını sosyal çevresinden, mücadelesinden, işinden gücünden tabii alışkanlıklarından uzaklaştırarak kendine, özüne ailesine döndürdü. Herkesi derin bir tefekkür ve düşünceye sevketti.

Corona virüs covid 19, ayrıca tüm dünya insanlarının beyinlerine şu düşünceyi de bıraktı. Aniden ansızın gelebilecek bir ölüm düşüncesi ve bazıları için de ölüm korkusu ve onun getirdiği evhamlar, panikler pskolojik

etkiler oluşturdu.

Bazıları için ise, ölmeden evvel ölme düşüncesini, nefis tezkiyesi ile birlikte kendini hesaba çekme ve muhasebe yapma dönemi başlattı. Bir zerre miktarı olan virüsün nasıl bir güç ve kudret taşıdığı inancıyla Allah’ın azamet ve şânının yüceliğini düşündürüp kendine döndürdü. Kendi acziyetini, hiçliğini yokluğunu muhtaçlığını tefekkür etmeye

sevketti.

Bu günlerde çevremizde ki Müslüman kardeşlerimiz zâhiren de olsa şu temenni de sürekli bulundular. ”İnşallah bu bir diriliş olur “ düşünce ve temennisi idi.

Evet corona kendi lisanından insanlara dirilmeyi, uykudan gafletten uyanmayı, benlikten şirkten kurtulmayı, cahillikten kurtulup ilme irfana sarılmayı gönül ehli gönül insanı olmayı vahdet ve tevhid bilgi ve yaşayışına ulaşmayı söylemektedir.

Hatta söylemekten öte ikaz edip uyarmaktadır.

“Biz Ademi mükerrem kıldık” ayetinde ifadesini bulan, hakk’ın zâti zuhuru ve halifesi olarak halkedilen, sonsuz nimetlerle donatılmış olan insan’ın, kendini arayıp bulması gerçek abd’iyyetine ulaşması için de bu salgın bir fırsat ve nimet olarak düşünülmelidir. İnsanın bu aleme neden ve niçin gönderildiğinin şuuruna varılmalıdır.

Corona virüs, bir azab değildir. Çünkü Allah c.c azab etmez. “İlahi benlik” ile bakışta bu hadise Yüce Allah’ın kullarını derin uykudan uyandırma ameliyesidir. Göreceli bir bakış ile değerlendirildiği için de, ”nefsi benlik” ile bakıldığı zaman azab sıkıntı gibi gözükmektedir. Rum suresi 41 ayetinde şöyle buyurulmaktadır.

“Zaharel fesâdü fi-l berr- vel bahri bimâ kesebet eydinnâsi liyüzîkahüm ba’de llezi amilû leallehüm yerciûne”

“Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi elleriyle kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakk’a dönerler”30/41 Corona virüs bizlere ayna tutuyor. Bir bakış açısına göre bu ayeti celile de, insan oğlu kendi akibetini kendi eliyle hazırlıyor. Azgınlığın, sapkınlığın, cahilliğin,ilahi nizama olan isyan ve düşmanlığının cezasını çekiyor. İnsanoğlu şeytani akılla işbirliği yaparak bu fesad’ın oluşmasında sorumlu oldu. Bu anlayış ve mertebe içerisinde yaşayanların, nefislerini azgınlaştırarak sapıtanların düşünüp gittikleri bu yoldan dönmeleri için aynı zamanda ilahi bir ikazdır. Gafletten uyanmak ve tevbe etmek için bir fırsattır bir şanstır. “Karada ve denizde” Zahir olarak bakıldığında dünya yerküresi üzerindeki kara ve deniz sahaları akla gelir iken, ”Kara ve deniz” Kişinin enfüsi yönünden bakıldığı zaman “kara” beden dir. Arz’dır. ”Deniz”ise, iç, semavat’tır. Bireysel olarak kişinin semavat ve arz’ında fesat çıktı. Karadayeryüzünde oluşan her bir fiil esma-i ilahiyyeler ile ortaya çıkıyor. Esmâ-i İlahiyyeler kişiye giydirilen elbiselerdir. Esma-i İlahiyyelerin, Esmâ-i nefsiyyelere çevrilmesi ile birlikte virüs dediğimiz nefis hastalıkları hem bireysel manada kişide, hem de insanın yaşam sahası olan karada kendisinin eliyle yayılıp ilahi nizam fesad’a uğramaktadır. Bulaşıcı bir virüs olan nefs hastalıkları da etkileşim gereği nefes, temas gibi yollarla kendisine uygun zemin bulduğu kişilere yerleşerek yayılımını sürdürmektedir. Yayılımı durdurmak için ve de korunmak için ise, esma-i nefsiyyelerin esma-i ilahiyyelere dönüştürülmesi gerekmektedir ki böylece ”umulur ki hakk’a dönerler” hükmü ilahisi de gerçekleşmiş olabilsin. Esma-i ilahiyyeleri, nefislerine döndüren ve bu yüzden de de nefislerine zulm eden kimseler hem iç bünyelerindeki esmaları hemde onların zuhurlarını fesad’a döndürdüler ve böylece de” kendilerini kendi elleriyle tehlikeye atmış oldular” ayeti de tahakkuk etmiş odu. Zât-ı İlâhi corona virüs covid 19 ismiyle isimlenerek zâhir olduğu andan itibaren, hem İnsan da hem de evi olan dünyamızda, önemli değişiklikler yaptı. Şimdi onlarla ilgili olarak şu tespitlerde bulunmak istiyorum. Temizlik: Corona, tüm dünya insanlarına temiz olunuz hitabıyla seslendi. Gayri Müslim ayrımı yapmadan zahiren de olsa islamın ilk şartlarından birisi olan bu kuralı dünyanın gündemine yerleştirerek adeta insan oğluna ezberletti. “O na ancak temiz olanlar dokunabilir” kelamı ilahisi hükmünce dıştan ve içten, zahir ve batın, beden ve gönül temizliğini ve bunun üzerinde düşünülüp tefekkür edilerek her idrak anlayış yaşayış mertebeye göre bunun vazgeçilemez olduğunu bu sayede hakk’a kurbiyyetle yaklaşılacağını beyan etmiş oldu. Kirli pis ve necis olan insan topluluklarına “sakın hâ hiçbir şeyi ellemeyin, dokunmayın, temas etmeyin “diyerek kendi kirlilikleriyle Hakk’a dokunulamayacağını dokunulduğunda ise, esmaların zuhurları hükmünde ki her şeyi de kirletileceğinin haberini veriyor. “El Kuddûs” ismi ile Allah c.c lühü temizdir temiz olanları sever.

Bir kul için ise sevmek ve sevilmenin ölçüsü bu esmayı anlayıp tatbikatını yapmakla mümkündür. Temizlik zahir anlamda olduğu gibi gözle görülmeyen manevi temizlik dediğimiz nefis ve gönül temizliği için de çok önemlidir. Nefis hastalıklarından virüslerden kurtulmanın en başlıca yolu ise bir Kâmil veli nezaretinde bu temizliği öğrenip yapmak ve temiz olarak kalmaktır. Çünkü Kâmil İnsan hem temizdir hem de temizleyicidir. Kur’ana, Zât-ı İlâhinin sırlarına açık bir kitap olan bu âlemlere ancak bu yolla temas kurulup dokunulabilir. Temizliği imanın bir nişanı sayan sevgili peygamberimiz ve de nasıl ki kişi bedenini ve üzerindekileri temiz tutup şahsi temizliğini yapıyor ise, Cenâb-ı Hakk’da rüzgarıyla, yağuruyla diğer tecellileriyle bu alemi temizlemektedir. Zahir ve Bâtın olan bu temizlik terk edilip, kirlilikmikroplar halinde bünyelere ve onlardan da çevrelerine yayıldığı için corona virüs ismiyle, durun yaklaşmayın hitabı ve ikazı duyuruldu. Zahir ehli hemen anladığı manada bedenine dönüp gereğini düşünür iken hakk ehli ise nefsine bakıp, gönlündeki temizliği bir kez daha gözden geçirmiş oldu. Kâbenin ve Camilerin kapanması ya da belirli süre kısıtlanması Kâbe, Zâtın zuhuru Câmiler de onun şubesi konumundadır. İslam müntesipleri olarak en fazla üzerinde durup düşünmemiz gereken bir konudur. İlk uygulama ile mart ayında tamamen kapatılan mescidi harem ve mescidi nebevi daha sonraki dönemlerde kısmen belirli sayıdaki ziyaretçiye dıştan olmak kaydıyle açıldı. Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû innemâ-l muşrikûne necesun felâ yakrabû-l mescide-l harâme ba’de ‘âmihim hâżâ ve-in hiftum ‘ayleten fesevfe yuġnîkumullâhu min fadlihi in şâe innallâhe ‘alîmun hakîmun 9/28

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir

Kâbe’nin kapatılması corona virüs hadisesinin en önemli etkilerinden birisini oluşturdu. Acaba tavafın durması, kâbeye giriş ve çıkışların belirli bir süre yasaklanması ne anlama gelmekte idi.

Covid 19, ismi ile Zat-ı İlahi beytullah’a girişleri, tavafı, belirli bir süre tamamen durdurduğunu ilan edip, daha sonra ise kısmen sadece kendi harem çalışanlarına olmak üzere dıştan tavafı ve ziyareti açtılar.

"İnnemâl müşrikûne necesün" Kesinlikle müşrikler necistir yani kirlidir. (pistir). Ayeti kerimede gerçek necisliğin, yani pis ve kirli olma halinin şirk olduğuna işaret ediliyor. Şirk düşüncesinde olanların da pis olduğu necis

olduğu anlatılıyor

Allah'a şirk koşma halinde olanlar necistir. Bu yüzden âlemin Kur’ânın kâmil insanın gönül aleminin sırlarını ve hakikatlerini görmelerine engel olur.

Şirk, Kendine ayrı vücut vermektir. İkilik üzere yaşam, tevhit anlayışından uzaklaşmaktır. Benlik ikilik necasetidir.

Yıllar önce bir sohbet esnasında Terzi Babam şirki şöyle izah ettiler "Bir vücudun diğerine ayrı gözükmesidir"

Şirkin zıddı, arınmışlık akıl ve gönül safiyeti anlamına

gelen ismet'tir.

Açık şirk: Kaba pislik necaset hükmünde fiildeki kirlilik iken, gizli şirk ise, görünmeyen fiilde olmayan kirliliktir.

Yukarıdaki sure ve ayet numaraları ise 9 / 28 9+2+8=19 sayısı çıkar ki bu sayı covid 19 un rumuzu olmakla birlikte hem besmelenin hem de İnsanı kâmilin rumuzu olmaktadır.

Bu ayeti celilenin ışığında Mescidi haremin yasaklandığını covid 19 isminden bu işlem olur iken, yine bunun yasaklanmasını da 19 sayısını ifade eden ayet ile belirtildiğini görmekteyiz.

Her ne kadar Kabe’ye giriş ve tavaf yasaklansa da gönül kâbe’sine olan yöneliş giriş ve ziyaret serbesttir. Gönül ehli olanlar için gönül Kâbe’sini ziyaret ve tavaf devam

etmektedir.

Cenab-ı Hakk kullarına hitaben siz bu halde iken haremime yaklaşamassınız giremessiniz demektedir. Şu anda kısıtlı olan tavaf ise kabenin iç alanından değil dışarıdan olmaktadır. Bu da zahir ehlinin tavafını

remzetmektedir.

Yine bu süreç’te mescidi harem ve camilerde belirli yasak kalktıktan sonra da cemaat anlayışının saf düzeninin değiştiğini görüyoruz. ”Safların sık tutulması yönünde ki hadis bu gün için adeta saflarınızı mesafeli açık olarak tutunuz hükmüne dönüşmüş durumdadır.

Peygamberimizin “safların sık ve düzenli tutulması” hadisi geçmiş uygulamalarda ne kadar bilinçsiz idraksiz bir anlamda düşünülüp uygulandığı da böylece ortaya çıkmış

olmaktadır.

Yine bu süreçte her akşam minarelerden okunan sela’lar, tekbirler, salavatlar ve dualar da var idi.

Bütün bunları birlikte ele alıp tevhid’i yönden bakıldığında okunan tekbirler ile, bu işlerin sadece covid 19’un görünen zahir yönü olduğunu, aslında Uluhiyyet mertebesinin iradesi ile bu sürecin yaşatılmakta olduğunu anlıyoruz.

Ardından okunan salavatlar ile de bu sürecin mana ve önemi hikmetleri rahmet yönü, makamı risalet aracığılıyle ile hakk’tan halka duyurulmaktadır.

Covid 19 süreciyle şu anlaşıldı ki artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır. Artık her konuda idrak ve anlayışlar görüşler ve bakışlar değişime doğru yol alacaktır. Bu işe en hazırlıklı olan milletler en az etkileneceği gibi bireysel olarak da ilim bilgi, idrak ve kavrayış yönünden de en hazır olan irfan ehli olanlardır.

Allah c.c kullarına zulmetmez rahmet kapısı hep açıktır bu yüzden tefekkürümüzle bu süreci değerlendirmeye

çalışmalıyız.

Allah c.c bu süreçte bizlere ailelerimize tüm İslam beldelerine istikamet üzere yaşayarak geçirmeyi nasib etsin

Bu olay göstermiştir ki,”Terzi Baba” yolu ve eğitim sistemi daha da önem kazanmıştır.

El-fakir. Ç.H.U.

Buraya kadar kaydedilenler kardeş ve evlatlarımızdan gelen, her biri gerçekten çok güzel düşünceleri ortaya koyan, (51) bülüm oluştu. Fakirde konu hakkın daki düşüncelerini üç bölüm halinde oluşan “İ ” nin yazısı ile de (54) e ulaşan. Bu güzel yazıları irfaniyetle oluşturan kardeş ve evlatlarımıza teşekkür eder hayat boyu dünya ahiret işlerinde başarılar dilerim sağ olsunlar var olsunlar. 

Bütün bunların üzerine “corona virüs 19” konusunda yazılacak pek bir şey kalmadığıdan, fakir bende küçük üç yazı ilâvesi ile kitabımızı bitirmiş olalım. Cenâb-ı Hakk bir daha böyle bir durumu bizlere yaşatmasın. “İz—T-B-”

52) “Korona virüs” Konusuna genel bir bakış.

Necdet Ardıç. Te… Ba... /20. Mayıs 2020 Tekirdağ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

“Korona virüs kovid 19” konusuna başlarken evvelâ ismi üzerinde benzer kelimeler ile zenginleştirip, küçük bir gezinti yapalım. Gerçi geçmiş sayfalarda bunların bazılarından sohbetlerimizde, alınan alıntılar ile kısmen bahselmiş isede tekrar toplu bir halde yeniden görelim. 

KORONAVİRÜS veya CORONAVIRUS: Corona (Korona) virüsü hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur. Coronavirus’lar yüzeylerinde çubuksu uzantılara sahiptir, büyük ve küre şeklindedirler. Bu çıkıntıların Latince’deki “corona”, yani “taç” anlamından yola çıkılarak bu virüslere Coronavirus (taçlı virüs) ismi verilmiştir. 

VİRÜS: Virüs kelimesi Latincede “ zehir ” anlamına gelmektedir. Fakat virüs yerine zehir kelimesini kullanamayız. KORONAVİRÜS veya CORONA- TAÇ-VIRUS:ZEHİR-: KUR’AN’O “TAÇ” VARiS : “ZEHİR” KOR’ ONA’ “TAÇ” VİRÜS: “ZEHİR” KOR’ ANA’ “TAÇ” VİRÜS: “ZEHİR” KORU’ NA’ “TAÇ” VİRÜS: “ZEHİR” KURAN’O “TAÇ” VARiS : “ZEHİR” 

KUR’AN’O “TAÇ” VARiS : “ZEHİR”

Bilindiği gibi değişik yönlerden bakıldığın da (Kur’an-ı Azimüşşanın dört hali vardır) Evvelâ özetle onlara bakalım.

Kur’an- Zattır, Furkan-Sıfattır, Kitabul mübin- Esma’dır, İmamül Mübin, ise Ef’al alemin de aldığı ismidir. Böylece alemler düzeyinde her mertebede ayrı bir ismi vardır. Genelde kullandığımız Zat-i ismi olan “Kur’an-ı Kerim” bütün alemleri ve mertebeleri kapsadığından daha çok bu ismi ile anılmaktadır

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) İlâhi Zatın insanlara gönderdiği tarifi mümkün olmayan en büyük Zati lütfudur.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) mana aleminin derinliklerinden Ulûhiyyet hakikatlerini bu alemlere aktaran muazzam bir şelâledir.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) Ezelden ebede geçmiş, hal ve gelecekte ne varsa bunların hepsini hiçbir eksiği kalmadan bildiren muazzam bir kütüphane kitabır.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) İlâhi sevgiyi yüklediği habibine gönderdiği nefesi Rahmani muhabbet kokularıdır.

(Kur’an-ı Azimüşşan) bütün alemlere İlahi rehberdir.

(Kur’an-ı Azimüşşan-zattır) İlâhi ve hakiki muhabbetin ta kendisidir.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) Her mertebden vaaz eden İlâhi bir vaizdir.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) Manası ile Hâlik, maddesi ile mahluktur.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) Mübeşşir/müjdeleyici ve Nezir/uyarıcıdır.

(Kur’an-ı Azimüşşan-Zattır) Bütün alemlerin cem’iyyeti İlâhiye olak cem’an baş TAC’ıdır. O’da Arşı A’zamdır

(Furkan-ı Kerîm/Sıfattır) (55/1-2) Errahmân allemel Kur’an halâkal insan/Rahman kur’an-ı talim etti.

Rahman’ın Kur’an-ı talim ettiği yerdir. Nefesi Rahmani bütün aleme buradan yayılmıştır.

(Furkan-ı Kerîm/Sıfattır) (55/1-2-3) Errahmân allemel Kur’an, halekal insan/Rahman kur’an-ı talim etti. İnsan-ı halketti.

Rahman’ın Kur’an-ı talim ettiği ve insanın projesinin ikinci aşamasının yeridir. Nefesi Rahmani ve hakikat-i İnsaniyye bütün aleme buradan yayılmıştır.

(Furkan-ı Kerîm/Sıfattır) Furkan, Zatın toplu olarak açıldığı ana kollarının bütün alemleri sardığı makamın adıdır. Kur’an bunların da baş TAC’ıdır

Halife İnsandan bütün alemlere ilk olarak, (İnsan suresi76/1) de bilgi olarak Zat aleminden haber verilmiştir. İnsanın projesinin birinci aşamasıdır. Furkan/Sıfat mertebesinden ise, (halekal insan-55/3-) ayeti ile ikinci aşaması bildirilmiştir

Kitabul mübin- Esma mertebesinden ise, (Bakara-2/30) O vakti hatırla ki, Rabb’in meleklere ben yeryüzünde bir halife halkedeceğim dedi) hükmü ile, üçüncü aşaması bildirilmiştir.

İmamül Mübin, Ef’al mertebesinden ise (2/36) “Birbirinize düşman olarak yer yüzüne ininiz” hükmü ile dördüncü aşaması gerçekleşmiştir. Bunlar İnsan-ı hakikinin baş TACıdır Kitabul mübin- Esma’dır. Esma-i İlahiyye bu mertebede her bir ismin kendi sahası içinde latif olarak açılımıdır. Kitabul mübin- Açık kitap demektirki, bu alemlerin tümü bir büyük kitaptır. Kur’an bu kitabın baş TAC’ıdır

İmamül Mübin, ise Ef’al alemin de aldığı ismidir.

İmamül Mübin, “önde olan açık” demektir. Yani önümüzde ve çevremizde ilk ve daha sonra gördüğümüz ne varsa, bunların hepsi Zatın yani “Kur’anın ef’al/fiiller aleminde aldığı ismidir. Genelde bunlar zahiren “eşya/şey’iyyet olarak değerlendirilir. Hakikatleri yönü ile ise her bir eşya bağlı olduğu ismin zuhurundan ibarettir.

Bu husuta bir irfan ehli bu hali şöyle demiştir.

“Hep kitabı Hakk’tır eşya sandığın,

Ol okur kim seyru evtan eylemiş.”

“Eşya sandığın her şey Hakk’ın bir kitabıdır,

Bu kitabı ancak vatanları seyreden/yani irfani eğitim görmüş kimseler okur. Demektir.

Bu ise ancak, arifi billah nezaretinde ciddi bir eğitim almakla mümkündür.

Kur’an-ı kerim, bu kitabın da baş TAC’ıdır. 

Kur’an-ı kerimin dört mertebesi. Zat, sıfat, esma ve ef’al’dir. Bunların diğer karşılığı ise, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet’tir.

Kur’an-ı kerim, bu kitabın da baş TAC’ıdır

Ayrıca dört mertebeyi insan da görmek istersek.

Hayvan-ı Natık.

Nefsi natıka.

İnsan-ı natık.

Kur’an-ı natık, olarak belirtilmiştir. İzahları uzun sürer sadece isimlerini vermekle yetinelim.

Kur’an-ı kerim, bu makamların da baş TAC’ıdır

VARiS : Bahsi geçen Kur’an-i konuların hepsi Hakk’tan gelmekte, tekrar gene geldiği yere Hakk’a dönmektedir. Mebde-i/çıkış yeri orası olmakla birlikte, Rücu edeceği/döneceği yerde orasıdır. O halde alemler de ne varsa hepsi ondan gelir ona gider, böylece tabii olarak bütün varlığın varisi kendisidir. Esmaül Hüsna sıralamasında varis ismi sondan üç’üncü’dür.

Ancak bu verese/varis’lik, Hakk’ın isimleri yönü ile olmaktadır. Bir kimse “Hâdi” ismi istikametinde hayatını sürdürmüş ise onun “Varis” ismi Cemal ve Nur ismi yönünden gelip zat-i bir lütfa uğrayacak, bu onun mükafatı ve baş TAC’ı olacaktır

Diğer yönden Bir kimse “Mudil” ismi istikametinde hayatını sürdürmüş ise onun “varis” ismi Celal ve müntakim ismi yönünden gelip zat-i bir cezaya uğrayacaktır.

Bu hal kendisi yönünden adeta bir “ZEHİR” hükmünde olacaktır. Allah muhafaza eylesin

19.40 - İnna nahnu nerisul arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn. Diyanet Meali:

19.40 - Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.

Bu ayet-i kerime ve diğer benzerleri durumu açıkça ifade etmektedirler

KOR’ ONA’ “TAÇ”

Bu alemler de latif ve kesif olan iki türlü ateş/kor vardır. Latif olan görünmeyen ancak şiddetle bulunduğu yeri yakan nefsin ateşi/kor’u, diğeri ise bildiğimiz kesif olan yani maddi yanıcı bir malzemenin ateşi ve kor’udur.

Bunların ikisi de hayatını nefsi mana da isyan içinde geçiren ONA/olsun ve onun başına da dikenli bir Tac olsun

KOR’ ANA’ “TAÇ” VİRÜS: “ZEHİR”

KOR, ateşin dumansız olduğu ve alev hareketinden sakin olduğu yere denir. İnsanda bulunan dört ana unsur/varlıktan biridir. İfadesi Celâl şiddet azamet ve kibirli’ya ahlaklıdır. Bilinen üç harfli varlıkların ANA malzemesidir.

Varlık alemin de bulunan dört ANA unsur/varlıktan biridir. Mutedil olduğu zaman ANA kucağı, coştuğu zaman uzaklık bucağı olur. Ahlâkı bitirip tüketmektir. İnsanın kontrolunda olduğu sürece onun en büyük yardımcısı baş TAC’ıdır.

Ancak iblisin elinde kötüye kullandığı bir aracı’dır, çünkü o “dumansız ateşten” yani KOR’dan meydana getirilmiştir. ANA malzemesi budur, işi insanları ZEHİR’lemektir. Bu yüzdende cehennemin VARİS’idir.

Üzerimizde bulunan nefsi emarenin de hükmü budur. 

KORU’ NA’ “TAÇ” VİRÜS: “ZEHİR”

Eğer nefsimizin ve iblisin hilelerinden, KORU’ NA’ bilir isek ve Peygamberimizin getirdiği dini mübini islâmı baş “TAC”1 eder de, hakikat-i Muhammedinin VARİS’leri olursak, o zaman hayatımız “ZEHİR” olmaz onun yerine irfaniyet marifetullah BAL’ına dönüşmüş olur

KURAN’O “TAÇ” VARiS : “ZEHİR”

Bütün bu sistemleri KURAN’O, bunları takib edenlerin başına “kerremnâ/mükerrem kıldık” (17/70) TAC’ı konur ve bu makamın VARiS’i olur. Bu hakikatler ile, “ZEHİR” yerine Hakikat-i İlahiyye üzere “ZAHİR” olur.

KOVİD 19 veya COVID 19: İlk defa Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan yeni bir Coronavirüs’ ün neden olduğu insanlardaki hastalığın ismidir. Özel isimdir, Türkçe karşılığı yoktur. ‘Yeni koronavirüs hastalığı’ denilmektedir. (CO: corona, VI: virus, D: disease (ingilizce) Türkçe’de hastalık demek 19: 2019.) 

KOVİD 19 veya COVID 19: ‘Yeni koronavirüs hastalığı’

YENİ-CAVİD 19:

CAVİD-Bilindiği gibi erkek ismidir. Lügat manası.

Sonrasız, sürekli kalacak olan, sonsuz, ebedî.

Er/Racul demektir ki o da 19 dur. (19) ise İnsan-ı Kâmil/ Kâmil İnsan’ın rumuz sayı değeridir. Varlıkta mevcut olan alemler (18) dir bunlarda.

1) Arş.

1) Kürsi.

1) Akl-ı küll.

1) Nefsi küll.

7) Kat sema.

4) Unsur, toprak, su, ateş, hava.

3) Mevalid/doğurgan, maden, bitki, hayvan.

Toplam. (1+1+1+1+7+4+3=18) dir bunların çokluğundan dolayı her mertebesi için (1,000) sayısı bildirilmiştir, bu yüzden alemlere (18) bin alem denmiştir, aslında alemler sayıya gelmez. Bütün bunları kendi bünyesinde bulunduran, Ahadiyyet mertebesinde batında olan İlâh-i hakikatler, Vahidiyet mertebesine kopyalanarak aktarıldığında bu mertebeye bir çok isimlerle birlikte, Hakikat-i Muhammediyye, Ceberut mertebesi, Hakikat-i İnsaniyye, ve benzeri birçok isimlerde verilmiştir, işte bu makam gerçek İnsan-ı Kâmillik mertebesidir ve sonsuzdur. Bu makam diğer yönden de aynı zaman da “Hubbiyyet/muhabbet/habib’lik” mertebesidir. Genel anlamda, alemlere rahmet Habibullah bu mertebedir. (18) sayısı bu alemleri ifade etmekte, ve (19) ise bu alemleri her mertebesi itibari ile seyretmektir.

Bu mertebenin mücmel/cem/toplu halde bilinmesi birey/nokta zuhur mahalli olan, beşer bireyin aldığı isim ise (Kâmil İnsandır) bunların birbirine karıştırılmaması lazımdır.

İnsan-ı Kâmil bir tanedir. O nun, Allah ve cami isimlerininde temsilcisi, nokta zuhur mahalli Efendimiz ( ) dir. Bunun ikincisi olmaz. Diğerleri kâmil insan’lar’dır.

Peygamber Efendimiz ise, bu iki halinde nokta zuhur mahallidir ve aynı zaman da kendisi Hubbiyyet/habibliğinde zuhur mahallidir. Kendisinden sonra gelen varisleri ise sadece Kâmil insanlardır.

YENİ-KOV’İT 19 veya COVID 19:

(1+9=10) dokuz Museviyyet, (10) ise İseviyyettir, Kur’an zattır ve (19) dur. Bütün mertebelerde buraya bağlıdır. Ancak insanlara belirli bir süre tanınmıştır, bu süre içinde kendisine yapması ve yapmaması lâzım gelen bütün hususlar bildirilmiş tatbikatı hakkın da kendisi serbest/hür bırakılmıştır. Daha sonraki hayatınde bu alemde yaptığı bütün işleri/fiilleri hesaba tabi tutulacak aldığı artı ve eksi puanlarına göre ahrette ebedi yaşayacağı mahalli/evi tesbit edilmiş olacaktır ve son pişmanlığın para etmediği ve dönüşü olmayan sürece girildiği görülecektir.

YENİ-DAVİD-DEYVİD-DAVUD- kurulmaya çalışılan yeni İsrail devletide, 19 veya COVID 19: bu (19) un hükmü altında’dır kendisine verilen geçeci sürede yaptıklarına bakılacak ve hesap gününde bütün haksız, keyfi, acımasız olarak mallarına el koyduğu canlarına kasdettiği o zavallı, şimdilik-korumasız gibi zannettiği insanların koruyuıcusu olan İlâh-i-yüce adalet sahibinin, (Müntakîm) isminden nasıl kurtulacaklardır, şimdiden düşünseler kendi lehlerine olurdu.

Ellerinde ki “Kahhar-Cebbar” kılıçları, topları tüfekleri kendilerine dönecek, kendi elleri ile kendilerini sonsuz olarak katledeceklerdir, çünkü orada ölüm yoktur. Bura da bir ölüme karşılk kendilerine sonsuz ölüm vardır.

Korona virüs karşısında kaldıkları acizliği belki idrak ederlerde, bunu kendileri yönünden düşünüp bir gün hesap verme günü kendilerine geldiğinde, bu acizliğin bin beterini yaşamayalım diyerek, belki insaf ve idrake gelirlerde kendilerine kendi menfeatleri için biraz çeki düzen verirler.

YENİ-KAVİ’ 19: Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerîm’in (19) uncu suresi “Meryem” suresi’dir genelde Meryem Ana dan bahsedilir. İçinde çok ilginç bilgiler vardır. Merak edenler (30-19-Meryem suresi) isimli kitabımıza bakabilirler.

Gelecek bölümlerde, Korona virüs ile Meryemi hakikatlerin ilgisini belirtmeye çalışacağım.

(2019) sonlarında meydana gelen bu olağan üstü hadiseye, kısaca şöyle bir hesap ile de bakabiliriz. (2+1+9=12) Bu sayı değeri ise Hakikat-i Muhammediyyeyi temsil etmektedir ve bu mertebe diğer bütün mertebelerin hükmünü Allah-ımızın en son, en yeni olarak gönderdiği İlâhi kelâmı, “Kur’an-ı Kerîm” ile bütün geçmiş ve ayrıca bozulmuş kitaplar “nesih” edilmiş mutlak kaldırılmıştır.

Hristiyanlıkta “Mesih” meshetmek sıvamak vardır. İslâmiyette ise “nesih” Mutlak kaldırma, vardır. Böylece Kur’an-ı kerîm ile bütün geçmiş ve bozulmuş her şey mutlak kaldırılmış nesih edilmiş, yerine hükmü kıyamete kadar devam edecek olan, “Kur’an-ı Kerîm”in hükmü baki kalacaktır. 

Replikasyon döngüsü

Virüsler hücre bölünmesi yoluyla artmamaktadır çünkü virüsler birer hücre değildirler. Bunun yerine, kendilerinin birden fazla kopyasını üretmek için bir konak hücrenin organellerini, moleküllerini ve metabolizmasını kullanırlar. Konağa kendi parçalarını kopyalattırıp bu parçaları yine konakta birleştirirler

53) Korona virüs’ün düşündürdüğü (59) küçük notlar.

Şimdi daha evvel korona virüs hakkın da aldığım küçük notların izahına geçelim.

1- Korona virüs şekli “gürz” silahı eski silahşörlerin düşmanlarına salladıkları, zincire bağlı yuvarlak küre şeklindeki demir kütlenin üzerinde sivri uçlarının olduğu düşmana sallayarak kullanılan hücüm silahlarına benzemektedir ve girdiği bedenin oturduğu uzvuna, bu gürzleri ile vurmakta, oralarda “İsrail misali-tahribatlar yaparak, yeni yerler açıp kendi “korona-İsrail” ırkına yer açmaktadırlar

2- Covid-davud-cavit-deyvit- davud-15 inci peygamberdir. Bilindiği gibi mesleği demirciliktir ve bu demirlerle zırh yapmıştır. İşte korona virüsün “gürz” görünümünde olan askerleri Davudi zırha çarptıkça geri dönüp kendini vurmaktadır. Davudun zırhları ise, korona virüsten korunma sistemleridir. Bunlarda başta temizlik olmak üzere, maske takmak düşmanın yanımıza yaklaşmaması için, yaklaşım mesafesini korumak, yediğimiz gıdalara dikkat etmek ve her an uyanık/dikkatli olmaktır

3-19-Yunus Peygamberin sıra sayısıdır, hikâyesini herkes azçok bilir. Bir hatası yüzünden, balığın karnında bir müddet hapis kalmış onu midesinde hazmademeyen yunus balığı bir sahile çıkarmıştır.

Bu hadise de ise, insan balığının içinde, virüs-zehir yunusu vardır, hava ile yaşamaktadır virüs ise ciğerlere yani hava dönüşümüne musallat olmaktadır ve daha ziyade hava yolu ile insan balığının hava depoları olan ciğerlerine girmektedir. İnsan aslında hava deryasının içinde dikey olarak yüzmektedir hava ise, suyun hafiflemiş buharlaşmış halidir. Hava-buhar yoğunlaşınca su damlası, damlalar da toplu halde suyu oluşturmaktadır.

Yunus balığı, içinden insan-ı dışarıya attığı gibi, insan da, virüs yunusunu dışarı atması lâzımdır. Yaşadığı tecrübelerle bunu büyük ölçüde de başarmıştır

4- korona virüsün, aslında cansız, insan vücuduna ulaşınca canlandığı ifade edilmektedir. Ancak bunun ne şekilde olduğu bildirilmemektedir.

Bunu anlayabilmek için kısaca alemleri tanımamız gerekmektedir bunlar da.

Zat, sıfat, esma ve ef’al, alemleridir diyebiliriz.

Bunların diğer tarifi ise, ahadiyyet, Vahidiyyet, rububiyyet ve melikiyyet alemleridir.

Diğer bir yönü ile ise, ahadiyyet, Zat alemi, Vahidiyyet, sıfat- ruhlar alemi, rububiyyet-esma, melekut-meleklerkuvvetler alemi. Melikiyyet ise ef’al-fiiller alemi denilen içinde yaşadığımız madde-mülk alemidir.

Zat alemi bütün alemleri bünyasinde bulunduran Uluhiyet alemidir. Burada bulunan bütün varlıkların programları bu alemden sıfat alemi olan ruhlar alemine aktarılır ve burada bütün varlıklar bir ilmi projeler olarak kimlik alırlar.

Daha sonra bu proje latif kimlikler. Latif suri belirgin kimlikler haline dönüşürler ve daha sonra bu latif kimlikler, Ef’al madde alemine aktarılarak kesif madde varlıklar olarak görüntüye gelirler ve ondan sonra bu alemin yaşantısına uygun olarak canlanırlar ve yeni bir hayata geçmiş-başlamış olurlar.

İşte bahsi geçen korona virüs’te bu evreden geçerek. Batında esma aleminde bu aleme göre cansız, ancak madde-ef’al alemine gelince canlanma kabiliyeti olduğundan insan bedeninde olan anasıra gelince-ulaşınca, orada canlanma kabiliyeti olduğu için canlanmakta ve yeni bir hayata başlamaktadır.

Ancak şimdilik kontrolsuz ve akılsız, hareket ettiğinden iştihasının kabarıklığından, hayatının devamını sağlayacak olan bedenin ciğerler bölümünü şiddetli nefsi bir iştiha ile yediğinden ve bitirdiğinden böylece o bedendeki virüsler mahalli olarak nefsi doyumsuz iştihaları yüzünden, kendi sonlarını da kendileri getirmektedirler.

Bunun farkına vardıkları zaman, evrelerini değiştirip bulundukları mahallin yok olmasına sebeb olmayacak kadar, kendilerini kontrol edip, bir yerde duracaklar, böylece gelecekte hem kendilerinin lehine bir tatbikata, hemde bulundukları yere hizmetleri olup birlikte yaşamı ortaya getirmiş olacaklardır.

Ve ya insan oğlu bu düşmanına karşı yaptığı savaşta, onları imha edici yeni silahlar bulacak, onları yaşasalarda etkisiz hale getireceklerdir

5- Bilindiği gibi yaşadığımız dünya ikliminde, “cemrelerin düşmesi” diye bir konu vardır, belirtildiği gibi bahar başlangıcında vakti geldiğinde, evvelâ toprağa sonra suya sonra da havaya düştüğü söylen bu oluşumun gerçeği nedir bir türlü onu ifade eden yoktur.

Sadece “CEM” re’lerin düşecek vakti geldiğinde düştü, derler. Bunlar nereden gelirler nereye düşerler şekilleri varlıkları nedir nasıldır, canlı mıdırlar cansızmıdırlar? kimsenin ne düştüğünü gördüğü yoktur. Ancak böyle bir hakikatinde varlığı sabittir, çünkü işaretleri açık olarak görülüp bilinmektedir.

Şimdi özetle bu sahada biraz tefekkür çalışması yapalım. Bilindiği ilk cemrenin toprağa düştüğü söylenir. Toprak hikmettir. Toprağa düşen- aslında düşmeyen inen-nüzül eden toprağın aslı olan “hikmetin” dış görüntüsü olan toprağa, toprağın her zerresine inen “alim” isminin ilmi-cem olarak o sene hangi toprak zerresi neyi nasıl hikmeti ile meydana getireceğini hay ismi ile ilminin “CEM” olarak o yeni sene için indirilmesi ve hep birlikte tohumların ve köklerin uyandırılmasıdır.

İkinci “CEM”renin de suya düşmesi. Bilindiği gibi su ”hayat ve ilimdir”. Hayatın ve ilmin onların zuhur mahalli olan suya, “hay ve ilahi ilmin” “CEM” olarak o yeni sene için indirilmesi-nüzül edilmesidir.

Üçüncü “Cem”re ninde havaya düşmesi. Bilindiği gibi hava “kuvvet ve azamet” demektir. Kuvvet ve azamet’in zuhur mahalli olan havaya. Kadir ve Rahman nefesi rahmani ilimleri ile “CEM” olarak o yeni sene için indirilmesi-nüzül edilmesidir.

Bütün bunların hepsinde mutlak tesiri olan “Rezzak” isminin de cem olarak hepsinde birlikte inmesi ile mana aleminden ilim suretleri olarak inen bu manalar, Ef’al-made alemindeki anasıra inince hayat bulmakta, o sene için hepsi birlikte Cem olarak uyandırılmakta ve zuhura çıkıp marifet ve hünerlerini türlü renk ve kokularla etraflarına saçmaktadırlar. Ayrıca, “CEM” RE’nin “R” si ise bütün bunları nefesi Rahmani kontrolunda olarak dünya ve beden arzına düşmesidir.

“CEMRE” kelimesi (Cim-Mim-R) harflerinden meydana gelmektedir.

“Cim” sözcüğünün içinde bir de “Mim” vardır (Cim-3-40)

“Mim” sözcüğünün içinde de iki vardır (MiM-40-40)

“R” sözcüğüde Rahman ve Rahim olarak (R-200-200) sayı değerindedir. Bunları toplarsak.

(3+40+40+40+200+200=523) çıkar ki, oldukça hayret vericidir. Bilindiği gibi Peygamber Efendimizin Risalet süresi (23) yıldır. (5) ise hazret mertebeleridir.

Hesabımızı sıfırları kaldırarak yaparsak.

(3+4+4+4+2+2=19) eder ki, Bu hadisenin (18) bin alemde de var olduğu bütün bunların (19) olan Hakikat-i insaniye tarafından kontrol edilip gözlemlendiği durumudur.

Bu hadisenin “korona virüs” ile ne ilgisi vardır denirse hakikat-i itibari ile korona virüste aynı yolları ve halleri takib ederek CEM olarak uyandırılmış yaşayacağı saha olan anasırın en kemalli sahası olan insan bedenlerine hep birlikte CEM olarak indirilerek uyandırılmış ve bedendeanasırda, “toprak, su, ateş, hava” üzerine yerleşip, hayat bularak ayni tarihlerde (Baharda) faaliyete geçmişlerdir.

Aslında bu virüs her zaman vardır. Ancak kendilerine Cem re düşmediği için uyandırılıp faaliyete geçememişlerdir.

Bu devrede ortaya çıkmaları ilahi bir hükmün gereğidir.

Gerçi kolaycı insanlar ve kendilerinde hiçbir suç görmeyen gözü kapalı benlikçi insanlar, bilhassa idareci insanlar hep başkalarını suçlamaktadırlar.

O Koca koca uçak gemileri, topları, tüfekleri, füzeleri ve bütün silahları atıl va batıl akıl almaz şekilde acz içinde kaldılar. Bu halden, bütün insan düşünürlerinin ibret alıp biz ne yapıyoruz diyerek, evvela kendilerini bir özel elştiriden geçirmeleri, bütün insanlık için hayırlara sebeb olacacağı açıktır.

Bu hadiseden sonra umulurki insanlık, evvelâ kendine döner, “Ben neyim-kimim” sorusunun cevabını acele olarak bulmaya çalışırlar.

Kendine özüne 15 santimlik içine ulaşamayan, fezaların fatihi olsa ne olacaktır, o dahi kısa bir süre sonra bütün azalarının üstüne CEM olarak düşecek olan azrailden nasıl kurtulacak, bir bilebilseydi ne olurdu, son pişmanlığın faydası olmadığını bilmek, gelecekten kendimizi korumayacaktır. Bunları bilipte gereğini yapmak ancak akıllı insanların işidir. Diğerleri ise gelecekte her şeylerini kaybetmiş zavallı aciz varlıklar durumuna düşeceklerdir. Allah muhafaza eylesin.

Evet korona virüs, bu hadisenin de günümüzde CEM olarak meydana çıkması, O’ nun Cem’resi ve uyandırılmasıdır

6-19 Meryam suresi 40 ayeti 2020 iseviyyet

Bulaşma: Hastalık esas olarak damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Ayrıca hasta bireylerin öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçtıkları damlacıklara diğer kişilerin elleri ile temas etmesi sonrasında ellerini ağız, burun veya göz mukozasına götürmesi ve temas etmesi ile bulaşmaktadır. Asemptomatik (Semptomu olmayan) kişilerin solunum yolu salgılarında virüs tespit edilebilmekte, ancak esas bulaşma hasta bireylerden olmaktadır

Korona virüs meryeme üflenen ruh gibi ma-i muhayyel hayal suyu nefesi rahmani erlik hormonu olarak aktarıldı. Meryemin kendisinde de bulunan ma-i muhakkak dişilik hormonu salındı böylece isa Mesih-in manası surete dönüşmeye başladı.

Hapşırık ve öksürükle-nefesle, geçende erlik hormonunu “testosteron”, gittiği yerde de, dişilik hormonu “östrojen” e ulaşınca orada canlanıyor, canlı yerde canlanıyor. Anasırı Erbaa ya ulaşınca esma aleminden af’al alemine geçmiş orada hayat bulmuş oluyor “İsa” oluyor.

Yani, “Cebrâil” “Meryeme” Erlik hormonu “testosteron” nefesiyle buhar şeklinde, Rahmaniyyet hakikati ile üflemiş, Meryemin de kendinde bulunan dişilik hormonu, “östrojen” Cebrâil-in erkek suretinde görmesi ile Meryemin Rahimiyyet rahminde, batnın da, batının da buluşunca faaliyete geçip, belirli bir süre sonra (İSA) gibi mucizevi muhteşem bir varlık canlanarak zuhura çıkmıştır.

Bu hadisenin hakikatini “Kur’an-ı kerîm” de, Rabb’ımız ilahi Kelamı ile (19) Meryem suresinde çok açık olarak (1,400) küsür sene evvel bildirmiştir. İslam alimleride yaklaşık (800) sene evvel, Meryemi hakikat-i, Meryem’in nasıl hamile kaldığını, izah etmişlerdir, zahiri ilim ehilleri ise bu hadisenin daha yeni yeni farkına varmaktadırlar. 

NOT= Bu hususta geniş bilgi (30-19-Meryem suresi) kitabımızda mevcuttur dileyen (wwwterzibaba13.com) sitesinden indirebilirler

Bahsi geçen kitabımızın (31) inci sayfasından itibaren ilgili konuyu okumaya başlayalım

Bismillâhirrahmânirrahîm.

(16) (Vezkur fil kitâbı meryeme, izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyen.)

“Kitâp'ta Meryem'i zikret. Ailesinden ayrılıp, şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti.”  

(17) (Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren sevîyyen.)

“Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona Rûhumuz'u (Rûh'ûl Kudüs) gönderdik. Ona normâl bir beşer sûretinde temessül etti (göründü).”

Cenâb-ı Hakk (c.c.) zâti mertebeden “Biz gönderdik” diyor. Seyri sülûk yolunda çok önemli olan bu mertebeleri tamamen tatbik edemesek dahi ilmen bunları bilmemiz dahi bize çok büyük yararlar sağlar. Îsâ (a.s.) fizîkî mânâda Meryem olarak isimlendirilen anaya mensuptur, Efendimiz ( ) ise ilâhî mânâda Ümmül kitâba bağlıdır ve ümmî oluşu bu yönledir. Cebrâil (a.s.) beşer sûretinde gözükmeyip başka bir mahlûk şeklinde gözükse idi Îsâ (a.s.) da bir başka şekilde doğacaktı. 

(18) (Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyen.)

(Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, eğer sen takva sâhibi isen (bana bir zararın dokunmaz). Senden Rahmân'a sığınırım.”

Bu âyeti kerîme Meryem ananın esmâ-i ilâhîyye konusunda belirli bir bilgi birikimine sâhip olduğunu göstermektedir ve Meryem ana Rahmân’ın bütün âlemlere rahmet olduğunu idrâk etmiştir ki, ilk olarak oraya yönelmiştir. Çünkü Rahmân ismi bütün âlemlere rahmet olan bir esmâ-i ilâhîyyedir.  

(19) (Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekîyyen.)

“Ben sâdece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.

Meleklerden de resûller olduğu bu Âyeti kerîmede de ifâde edilmektedir.  

(20) (Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyen.)

“Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna (göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın (iffetsiz) olmadım.”  

(21) Kâle kezâliki, kâle rabbuki huve aleyye heyyinun, ve li nec’alehû Âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyen.)

(Rûh'ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insânlara bir Âyet (mucize) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kazâ edilmiştir.”

Kazâ edilmiş olan bu hükmün zuhur zamanı geldiği için açığa çıkmaya başladığı belirtilmektedir.

Kazâ ve kader hükümlerini ne kadar iyi bilir isek bu Âyet-i kerîme’leri o derece bilmenin yolu bizlere açılmaktadır. Burada Hz. Meryem’in üzerinde gerçekleşen hâdise mutlak kazadır.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın Âdem (a.s.) a yüklemiş olduğu Sultanî rûh yâni “ve nefahtü” Mûsevîyyet mertebesine kadar olan seyir içerisinde faaliyettedir. Bunun yanı sıra insânda bu rûhtan başka mâdeni, bitkisel ve hayvani olmak üzere çeşitli rûhlar bulunmaktadır. Îsevîyyet mertebesiyle birlikte üflenen Rûh’ûl Kudüs bu mertebeye geçiş için gerekli olan yeni bir kudretin, gücün ifâdesidir.

Görüldüğü üzere Mûsevîyyet mertebesine kadar gelen yerden Îsevîyyet mertebesine geçebilmek için olağanüstü bir sistem gereklidir ki Îsevîyyet mertebesinin özelliği budur yâni Rûh’ûl Kudüs ile desteklenmektir.

Muhammedîyyet mertebesinde ise Rûh’ûl Âzam ile desteklenen açılımlar olmaktadır. Bu oluşumlar tâbî ki maddi olarak olan değişimler değil, bizim anlayış ve idrâkimizde olan değişimlerdir. Şartlanmış yaşantılarımızı, dünyâ yaşamına dönük yaşantılarımızı geriye atarak yukarıya mi’raca doğru bir çıkıştır ki, bizler bu hakîkâtleri idrâk ederek hakîkâti Muhammedîyye ‘ye ulaşmış olabilelim.

Ayrıca Rûh’ûl Kudüs ve Rûh’ûl Âzam’ın Allah’ın zâti rûhu olduğu da belirtilmiştir. Bu rûhların mahlûka dönük yüzü ise “ve nefahtü fîhi min rûhî” olarak ifâde edilmiştir. Kendisine bu “ve nefahtü fîhi min rûhî” (15/29) üflenmiş olan insân bütün bu mertebeleri geçtikten sonra meydana gelen İnsân-ı kâmil-kâmil İnsan olarak, zâhiri ile bâtını ile hem kendisine hem çevresine rahmet olmaktadır. 

(22) Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyen.)

“Böylece ona hâmile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir mekâna (yere) çekildi.”

Ayette görüldüğü gibi Meryen Ananın Kendisine yüklenen nefha sonun da halkın arasından uzaklaşması lazım geldiği açık olarak bu hastalık dolayısı ile karantinaya alınması lazım geldiği görülmekte, Meryem Ana bu karantina tatbikatını kendi kendine tatbik etmiştir

Bu Âyet-i kerîmeler hakkında Muhyiddîni Arabî hazretlerinin Fusûs-ül Hikem isimli eserinden ilgili kısımları aktaralım: Daha geniş bilgi isteyen aynı esere müracaat edebilir. *************

Şimdi ne zaman ki Cebrâil (a.s) dan ibâret olan rûhu’lemin, bir insân olarak cisimlendi, (Hz. Meryem) zannetti ki o insândır, kendisine cinsi münasebet arzu eder. Böyle olunca Allah Teâlâ’nın kendisini ondan kurtarması için, bütün konsantrasyonu ile, ondan Allah Teâla’ya sığındı. Çünkü kesinlikle bunun caiz olmayan şeylerden olduğunu bilir idi. Bundan dolayı, ona Allah ile tam bir huzur hâsıl oldu ki, o da mânevi rûh’tur. Eğer ona bu anda bu hâl üzere üflese idi, annesinin hâlinden dolayı, Îsâ, hilkatinin fenâlığından dolayı, hiçbir kimsenin ona tâkat getiremeyeceği bir vasıfta çıkar idi.

Şimdi ona “Ben ancak senin Rabbinin resûlüyüm; sana temiz ve pak bir erkek çocuk bağışlamak için geldim” (Meryem, 19/19) dediği zaman bu sıkıntıdan rahatladı ve gönlü ferahladı.

Bundan dolayı Îsâ (a.s)ı ona bu sırada üfledi. Şu halde Cebrâil Allah’ın kelimesi Meryem’e aktarılmış oldu. Nasıl ki Resûl, Allah’ın kelâmını ümmetine aktardı, o da Allah Teâlâ’nın (Nisa, 4/171) “ve KelimetuHU, elkaha ila Meryeme ve rûhun minHU,” yâni “ve O’nun kelimesidir. Onu Meryem’e ilkâ etmiştir ve kendisinden bir rûh’tur” sözüdür.

Şimdi Meryem’de şehvet yayıldı. Bundan dolayı, Îsâ’nın cismi, Meryem tarafından mutlak sudan(ma’-i muhakkak) ve Cebrâil tarafından da bu üflemenin rutubetinde yaygın olan sanal sudan (mâ’-i mütevvehhem) mahlûk oldu. Çünkü madde bedenden olan üfleme de, suyun esaslarından bazı şey mevcût olmasından dolayı rutubetlidir. Böyle olunca Îsâ’nın cismi mutlak su ve sanal su’dan vücuda geldi. Ve insân türünde vücuda getirmenin, ancak alışılageldiği üzere gerçekleşmesi için, annesinden ve Cebrâil’in insân sûretinde cisimlenmesinden, insân sûreti üzere çıktı. Böyle olunca Îsâ (a.s.) ölüyü diriltir çıktı. Çünkü o “ilâhi rûh’tur”. *************

İsa ile Ademin benzerliği.

Yeri gelmiş iken bu benzerliğin nasıl olduğunu Ayet-i kerime ile öğrenmeye çalışalım ve konu ile ilgisini idrak etmeye çalışalım. Bunun içinde, (60-6-Peygamber-5-Hz. İsa) Kitabımızdan ilgili bölümünü, sayfa (142) buraya da aktaralım

NOT= Konu hakkındaki daha geniş bilgi için. (60-6Peygamber-5-Hz. İsa) Kitabımızı (wwwterzibaba13.com) adresinden indirebilirsiniz 3/ÂLİ İMRÂN-59) “İnne mesele îsâ indallâhi ke meseli âdem, halakahu min turâbin summe kâle lehu kun fe yekûn.” “Muhakkak ki Allah'ın indinde Îsâ'nın misâli, Âdem'in misâli gibidir. Onu topraktan halketti. Sonra ona “ol” dedi ve o oldu.” *************

Âdem (a.s)’ın hem Annesi hem Babası yoktu. İşte bir derviş de öyle bir hâle gelmelidir ki fiziken ne annesi ne babası kalmamalıdır. Çünkü bu tür bağlantılar olduğu sürece kendimizi bulamayız. Ancak bu, onlar inkâr edilecek demek değildir, bu söz konusu değildir, değişim bizim bakış açımızda olacaktır. Bu seyir sırasında derviş Îsâ (a.s) mertebesine geldiğinde babası Rûh’ül Kuds olmaktadır.

Daha sonra Havva vâlidenin Âdem (a.s.)’dan ortaya çıkması gibi bizlerde yaptığımız çalışmalar sonucu kendi bedenimizden tekrar bir doğuş yaşayacağız, yani kendi özümüzdeki varlığı zuhura çıkartacağız. Ve artık onunla âşinâ olmaya başlıyoruz ki, bunun oluşması için gerekli olan sebepleri bizim hazırlamamız lâzım gelmektedir.

Bunun sonrasında artık Îseviyyet hukuku meydana gelmekte, Hakk’tan bir kelime olarak Îseviyyet mertebesine ulaşılmaktadır.

Bütün bunların herşeyi ile birlikte kemâle ermesi de Muhammediyyet mertebesi olmaktadır.

Cenâb-ı Hakk kendi varlığında kendi kendinde iken yeryüzü, bu âlemler dahi mevcud değilken, kendine bir ayna meydana getirmeyi diledi. Cenâb-ı Hakk kendi âleminde böyle yalnız başına vahdetinde -tabiri câizse- hayatını sürdüyor iken, kendine bir ayna diledi. Yani kendinde ki özelliklerini zuhura çıkarmayı diledi, kendinin bilinmesini istedi, bu âlemleri halketti. Neticede insan’ın var oluşu Cenâb-ı Hakk’ın hayalinden kaynaklandı. İnsan’ın varoluşu Allah’ın hayalinden kaynaklandı.

Buna hayal-i kebir deniyor, yani ma’nâ âlemi bizim gibi beşeri hayalimiz gibi hayal değildir. Bu bir İlâhî hayaldir. Aslında bütün âlem hayal âlemidir. Buna esmâ âlemi de deniyor. İşte Allah’ın hayalinden Âdem meydana geldi, Âdem’in hayalinden Havva meydana geldi, Havvanın hayalinden de çocukları meydana geldi. İşte bizim burada oluşumuzun sebebi bir hayale dayanıyor, ama o hayalde bizim zannettiğimiz gibi hayali bir hayal değil, gerçek hayaldir. İşte Cenâb-ı Hakk kendisine bir ayna bir ünsiyet arzu etti insanı meydana getirdi. İnsan bu sefer yalnız kaldı, o da bir ayna istedi. Hani sol eye kemiğinden halkedildi deniyor ya, onun arzusundan-hayalinden de Havva validemiz meydana geldi. Bu sefer Havva validemiz de hayalinde kendinden bir şey istedi, ondan da çocukları oldu, o da onlarla oyalandı.

Şimdi tekrar geri dönüşü oluşturmaya bakalım. Buraya kadar kesret oluştu, buradan sonra tekrar vahdeti oluşturmaya çalışmamız lâzım gelecektir. Şöyle ki bu sefer açılış süresinin tam tersi olan, kapanış, toplanış ve geriye (aslına) dönüş, süresini faaliyete geçirmemiz gerekecektir. Bu sefer havvanın çocukları, Havva’da fani olacak, Havva Âdem’de fani olacak, Âdem de tekrar Rabbında fani olacak böylece gene aslına dönmüş olacaktır, işte özetle seyrü sülûk bu asıl üzeredir.

Bu âlemde insan’ın hilkati, dört asıl üzeredir. Birincisi âdem (a.s.) dır ki, ne Anası ne Babası vardır. İkincisi Havva vâlidemizdir ki Babası vardır Anası yoktur. Üçüncüsü Îsâ (a.s.) dır ki, Anası vardır Babası yoktur. Dördüncüsü ise onların dışında herkestir ki, hem Anamız hem de Babamız vardır.

Şimdi bunlar işin suretleridir. Bir de gelelim işin dervişlik yönüne. Bunların dervişlikteki hâli nedir. Şimdi evvelâ kaynak olarak Âdem (a.s.)’a bakalım onun hâli ne idi? Hem Babası hem Anası yok idi. İşte bizim de öyle bir hâle gelmemiz lâzımdır ki, dervişlik seyrinde ne Anamız kalacak ne Babamız, bu demek değildir ki onları inkâr edeceğiz öyle bir şey yoktur, ancak dünyamız ve bakış açımız değişecek, dünya değişecek ama bu dünya değil kafamızdaki dünya değişecektir, yani dünyaya bakışımız değişecek. İdrakimiz, değer yargılarımız değişecektir.

Îsâ (a.s.) bahsine geldiği zaman kişi bir seyr takip ediyorsa, artık o kişinin Babası Rûhu’l kuds oluyor. Hasan, Ali, Mehmet, Kadir değil, onun Babası. Onun Babası bu et kemiğin Babası oluyor, ama biz sadece et kemik değiliz aynı zamanda rûh’uz, rûhumuzu faaliyete geçirecek Babası kim olacaktır? Eğer rûhumuzu doğurabilmiş yani faaliyete geçirip, dünyaya getirebilmiş isek, bir Babası olur çocuğun, eğer dünyaya gelmemiş ise, Babası yoktur, dolayısı ile veled-i kalb olan o kalbin oğlu gelmemiş olur, veled-i kalbi dünyaya gelmeyen kimselerinde, kalbi yok, yani ölü hükmündedir. Ne zamanki, veled-i kalb denen o varlık bir irfan ehlinin kâmil ilmi nefhası ile dünyaya gelecek, kişinin ebedi hayatını da kurtaran o çocuk olacaktır. İşte o çocuğun büyümesi lâzımdır.

Kişi birinci aşamada Anasız Babasız olacak, sonra yavaş, yavaş daha kemâle erdikçe bakacağız ki, Anasız Babasız olmuyor, yani ikinci bir doğuş gerekiyor, îsâ (a.s.) diyor ki “Anasından iki defa doğmayan melekutin semavatine ulaşamaz” İşte böylece iki doğuş olacak, birinci doğuş elimizde değil buraya geliyoruz, ama ikinci doğuş idrak halindeki doğuşumuzdur. Artık bizim gayretimize kalmış olan bir doğuş oluyor ki, o da cesedimizden doğuş kendi kendimizden, gönlümüzde rûhumuzdan doğuş. Ayrıca Âdem (a.s.) dan Havva Anamızın doğması, bu hakikati bize bildiriyor. Yani kendimizden doğuyoruz, kendi özümüzdeki varlığı zuhura çıkartıyoruz. Ve artık onunla aşinâ olmaya başlıyoruz. O bizden çıkıyor. İşte böylece sebeblerini hazırlamamız gerekiyor.

Daha sonra îseviyyet hukuku meydana geliyor ve Îseviyyette orada, yine Anadan meydana geliyor, fakat Baba rolünde îlâhî bir güç var, o da Rûhü’l kuds, O da Haktan bir kelâm ve kelimedir, beşerden değildir. Kimde bu kelâm ve kelime yoksa, o Mertebe-i Îseviyyeti meydana getiremez. Kimde bu hakikatler yaşanırsa o Îseviyyet mertebesine ulaşmış olmaktadır.

Âdemliğin doğması, bedensel kendini tanımak, Âdemî ma’nâ’nın doğması, Havva nın doğması, duygusallık esma âleminin doğması, Îsânın doğması, sıfat-kuds, âleminin doğması, Muhammed’in ( ) doğması zat âleminin doğmasıdır. Ve bununla tam bir kemâlat olmaktadır.

Tekrar Âyet-i KerÎme’ye dönelim. “Muhakkak ki Allah'ın indinde” daha henüz zuhur yok iken her ikisi de Rûh hükmünde olduğundan, Îsâ'nın misâli, Âdem'in misâli gibidir.” Zuhura doğru yol alındığında, Âdem'i, iki eliyle beden Babasız ve Annesiz, Zâtından, Îsâ' yı (a.s.) beden Anneli, Zâtının kuds-i rûhundan, Baba görevlisi olarak halketmiştir. Benzerlikleri ikisininde Babalık tesiratının, birinin Zat, diğerinin Sıfat Rûhaniyyetinden olmasıdır. Onu Âdem'in nefsî beşeriyyet yönünü “venefahtü”nün elbisesini, karışık topraktan zuhurhalketti. Tesfiyesi tamamlanınca, Sonra ona Rûh hakikatinin beden mülkünde fâiliyyete geçmesi için, “ol” dedi. Ve o, Âdem-i sûrî ve âdem-i ma’nevi, olarak bir bedende iki cüz olarak vâhid oldu.”

Bu durumda Âdem’in (a.s.) oluşması, Îsâ'nın (a.s.) oluşmasından daha zordur Çünkü o ilktir ki, zor olan ilki meydana getirmektir. Diğeri ise Anne sebebine dayanarak. Baba sebebsiz Rûh mertebesinden bir (ceal) dileme-irade ve tesiratla meydana gelmiştir. Birbirlerinin benzemeleri toprak kaynaklı değil, ikisinin de baba tesiratının, birinde zâtî diğerinde, sıfatî Rûh kaynaklı olmasıdır.

Birinde, Adem de (a.s.) “vene fahtü” (15-29) diğerinde ise, İsa da “ve eyyednahu biruhul kuds” (2-253) de onlara nefha-i ilahiyyenin tenfis-nefes ile üflenmesinin hakikati, günümüzün konusu olan “korona virüs” ile ilmen de açıklandığı aşikardır.

Burada bir gerçeği daha hatırlatmak isterim, O da Hızır (a.s) ın bir çocuğu öldürmesidir. Hızır (a.s.) ın öldürdüğü çocuk, “veled-i nefs- veled-i z…” olan çocuktur, işte bu çocuk, nefsi emmare’nin o bedene üflediği, nefs-i emmare “korona virüs-zehiri”nden dir. Bunu iyi bilen Hızır (a.s.) Batıni kahikat-i itibari ile ileride büyüdüğü zaman ilk yapacağı işin, ebebeyni olan Anne ve babasını öldüreceğini bildiği için iyice güçlenmeden, onu öldürmüştür. İşte bütün dünyanın bunu yapmaya çalıştığı, (korona virüs-zehir) ini öldürmeye çalışmaktır, hadise aynıdır. Kur’an-ı Kerîm, bu tür kıssalarla bu tehlikeleri daha (1400) küsur sene evvel bildirmiştir. Bu ilahi kitaba, çöl kanunu hükmü geçmiş ve diğer şekilde hakaret edenler, ancak korona virüs-cehalet zehirini iştaha ile içmiş, nefsi emare hayali aşıkları olanlar demektedirler.

Bu hastalığın genel şifası ise, bütün insanlığın, aklı selim ile bir araya gelip,”veled-i kalb-gönül” manevi ahlâklı evlatlarımızı nasıl meydana getirebiliriz? Sorunun cevabını bulmaya çalışmaları ile olacaktır. Ancak bu eğitimin bütün insanlık alemi tarafından uygulanması pek mümkün görülmemektedir. Çünkü islâm eğitimcilerinin dışındaki eğitim sistemleri “veled-nefs-veled-i z..” üretimi üzerine kurulmuştur. Ne acaibtir ki bu çocuklara her türlü nefsi hürriyyette tanınmaktadır.

Korona virüs’ün hüküm sürdüğü bu günlerde, ABD “abd” Amerika Birleşik Devletleri’inde ve oradan Avrupaya sıçrayan olayların aslında da, aynı durum söz konusu dur. veled-nefs-veled-i z.. nın çocukları olan kalabalık çoğunluk, garip olan azınlıkların üzerinde ki, kendilerinden olmayanlara acımasız davranmaları ve onlara hayat hakkı tanımayıp, boğazlarına basarak ölüme göndermeleri nasıl birer “nefs-i emmare” katilleri olduğu bütün televizyonlardan açık olarak gösterilmrektedir.

İşin acayibi bunlardan hiçbir şekilde ders almayıp, kendilerine “öz eleştiri” dahi yapmadan, hadiseler karşısında şaşkın kalmaktadırlar. Bu yüzden de yer yüzünde nefs-i emarenin kontrolunda olan ve ondan doğan velednefs-veled-i z.. nın çocukları nefsi emmare iştah ile hapşırık ve nefhaları daha da artmaktadır ve bu gidişle, artmaya da devam edecektir. Ve kıyamet bu tür varlıkmahlukların üzerine kopacaktır. Gelecek sayfalarda özetle izahları yapılacaktır.

Oldukça ağır olan bu konuları İnşeallah anlamaya çalışırız. 7-ABD “abd” Amerika Birleşik Devletleri, bir virüse kul olması.

NOT= 13 ve hakikat-i ilâhiyye, kitabımızdan küçük bir bölüm aktaralım Yukarıda bahsedildiği gibi (Îsâ) (a.s.) velâyet-i olan (abd) iyyet-i ne bir başka yönden yaklaşım sağlamaya çalışalım, şöyleki; Daha evvelce, Amerika birleşik devletleri ( ) (unkul-sam amca) diye ifade edilirken şimdilerde ise ( ) diye ifade edilmektedir ki! Çok açık (abd) dır, yani (kul) dur ve (13) e bağlıdır, yani on üç ün kuludur.

Kendisine belirli bir süre tanınarak geçici bir hürriyyet verilmiştir, bu sürenin sonunda mutlak olarak (13) tarafından yaptıklarından muhakeme edilecktir. Yer yüzünde hiçbir şeyin bakası olmadığı gibi onlarında olmayacaktır. Böylece İlâhi adalet yerini bulacaktır

NOT= Ayrıca gene konu ile ilgili olması dolayısı ile (60-6Peygamber-5-İsa a.s.) isimli kitabımızdan da küçük bir aktarma yapalım

“Abd” sayı değerleri (70+2+4 =76) dır. Toplarsak, (7+6=13) dür. Demek ki, abdîyyet mertebesinin de kaynağı (13) dür. Bütün bu mertebelere hayret etmemek mümkün değildir. O halde yapılan bütün ibâdetler, (13)’den (13)’e dir. (13) olan “abd” den (13) olan ilâhî hakîkatedir. “Abd” yâni “Kul” evvelâ bâtınında olan (13) ile beşeri abdîyyet anlayışı içerisinde kendine ayrı bir varlık vererek zâhiren ibâdetine devam eder. Daha sonraki eğitimleri ile kendinde, özünde var olan Hakîkât-i ilâhîyyeyi ortaya çıkarır ki; (13)’ün (13) ile bâtınen buluşmasıdır. Bu şekilde yapılan ibâdetin ismi “Ubudet” tir. İbadet kulluk mertebesinin ifâdesi. Ubudet ise Ulûhîyyet mertebesinin ifâdesidir. Kişinin yapmış olduğu hareket ve şekiller aynı, anlayış ve mânâlar farklıdır. Benlik ile yapılan kulluğun ismi ibâdet, benliğinden sıyrılarak yapılan kulluğun ismi (ifâdesi) ise ubudettir. İbadet kulun fiili, ubudet ise Hakk’ın fiilidir.

İşte belirtilen bu şekilde ibâdet eden, ibâdet ehline kitâp verilmektedir. Bu kitâp ayrı bir İncil veya Kur’ân şeklinde değil, onların içerisinde mevcût olan hakîkâtleri anlama kaabiliyeti açılmaktadır. Ve o kişiye nebîlik de verilecek ki, o kitâbı aktarabilsin yâni kişi öğrendiklerini yavaş yavaş çevresinde olup talep edenlere bildirmektedir

Korona virüs hastalığının ( ) Allah’ın isyan içinde olan “abd” kullarının kendilerini dünyanın sahibi olduklarını zanneden, gurur ve kibirlerinden geçilemeyen kimselerin gözle bile görülemeyen mini minicik bir varlık “korona virüs” karşısın da, ellerinde olan bütün teknik imkânlarının da, bir işe yaramadığını ve dünya da ne kadar aciz kaldıklarını herkeslerle birlikte kendileride görmüş oldular. O laki bundan hep birlikte kendilerine (ümit yoktur ama) olabilirya olumlu bir hisse çıkarırlar 8- Kabenin kapatılması tavafın durması kabenin çevresine üç kuşatma tavafın duvarların dışında kalması tavafla ilgili zuhurat.

Bu konunun izahının geçmiş sayfalarda kaydedilen yazılarını buraya aktararak yapmaya çalışalım. “İ ”

Necdet Ardıç (11 Mart çarşamba 2020)

Yukarıda bahsi geçen isteğin (11 Mart çarşamba 2020) gecesi yapılan Mesnevi şerif sohbetinin sonun da, ayrı bir sohbet ile verilen özet cevabın kayda alınmış halidir

Evet Cü… oğlum Amerikadan bir sorun vardı.

Umre ziyaretinin ve tavafın durdurulmasının Batıni manası nedir? Diye sormuştun ve yayından sonra cevaplanırsa daha iyi olur demiştin. Şu an herhalde izlemektedir, bilmiyoruz izlemekte ise zaten sorun yoktur duyuyordur.

Bir bakıma güzel bir sorudur. Tavaf ve say neye durduruldu sebebi belli de, maneviyatta bunun karşılığı nedir! Diye sorduğu odur. Mana aleminde tavafın durdurulması, eğer böyle giderse Haccı da durdururabilirler. O nu şimdilik bilmiyoruz, şu anda Umre ve tavaf durdurulmuş vaziyette. Eğer gördünüz ise televizyonlarda, Kâ’be-nin çevresinde iki barikat sarma var, birisi makam-ı İbrahîmi de içine alan birinci iç barikat sarma, birde ounun dışında bir barikat sarma daha var.

Bunların dışında çok az bir saha bırakılmış, orada tavaf yapılmakta, onlarda orada yerli kişilerin oranın mukimleri onlar, dışarıdan gelenler değil, ora da ikamet edenler yerli halk ve kendilerinde hastalık olmayanlar, belki görmüşsünüzdür, bu neden böyle diye.

Evvelâ Kâ’be ismini verdiğimiz, böyle tarif ettiğimiz o mübarek beytin/evin özetle tarihinden bahsetmemiz lâzım gelecektir. Cenâb-ı Hakk Adem (a.s.) halkettikten sonra cennette latif olarak onun varlığını oluşturduktan sonra “vene fahtü fihi min ruhi” (15-29) İle bedensel varlığı ile birleştirdikten sonra lâtif meleki ve ruhani halini kesif toprak bedenle birleştirdikten sonra, bilinen hadiseler içerisinde, yer yüzüne indirildiler.

NOT= Bu hususta daha geniş bildi isteyenler olursa, (6Peygamber-1-Adem (a.s.) kitabımızı okuyabilirler) orada daha geniş teferruatlı bilgileri bulabilirler.

Ve adem ile Havva yeryüzüne indirildiği zaman orada mahzun olmasınlar diye, temelini meleklerin attığı, beytullah beytül atik ismi olan/Allah-ın evi-eski ev, diye bildirilen yerin temelleri, bu günkü temellerin üzerine gök yüzünden de lâtif olarak indirilen fanus-cam şeklinde ve cennetten gelen ve cennet malzemesinden olan örtü ile, beytullah olmuş idi bunun sebebi, Adem ve Havva orada garip kalmasınlar diye indirilmiş, değişik yerlere indirilen Adem va Havva Arafatta buluşup daha sonra oradan yola çıkıp bahsi geçen yerde iskan etmeye başlamışlar.

Epey bir müddet orası böyle bir mekân olarak beytül atik/Beytullah, Allahın evi olarak faaliyet gösteriyor iken, zaman Nuh (a.s.) devrine geldiğinde bilindiği gibi büyük sellerle, bütün oraları suyun kaplaması neticesinde, o süre içerisinde Cenâb-ı Hakk cennetten gelen fanusu göğe kaldırıyor. Bunlar nerde yazıyor denilirse. Kâ’be tarihi diye bir kitap vardır orada rivayet olarak yazmaktadır.

Tabii Allah-u a’lem/Allah daha iyisini bilir. Ve fanus gök yüzüne kaldırıldığın da, esma melekût mertebesinde “beytül ma’mur” (52/4) ismi ile anılır

Müfessirler bu ayet-i kerîmede sözü geçen Beytü'lMa'mûru genellikle, yedinci kat semada, Kâbe'nin üst hizasında bulunan bir ev olarak tefsir etmişlerdir. Onu günde yetmiş bin melek namaz kılmak ve tavaf etmek için ziyaret eder ve kıyamete kadar da bir daha geriye dönmezler. Beytü'l-Ma'mûr Kâbe'nin üst hizasındadır. (Muhtasar'u Tefsiri İbn Kesîr 

Yani kendilerine sıra gelmez denmiştir. Ancak bizim bura da ise Kâ’be-i muazzamaya gittiğimiz zaman, ne kadar kalabalık ta olsa, sıkta olsa tavaf edebiliyoruz.

Nuh tufanının getirdiği biriktirdiği miller ile beyt-ül atik/beytullah-ın temelleri kayboluyor.

NOT=Nuh (a.s.) hakkında daha geniş bilgi (21-6peygamber Nuh neciyyullah) isimli kitabımızda mevcuttur oraya bakılabilir.

Ne zamanki, İbrahim (a.s.) hacer anne ve oğlu İsmail ile birlikte bir mevkie geliyorlar orada onları bırakan İbrahim (a.s.) geri dönüyor, orada zem zem suyunun da çıkması ile orası meskûn bir yer haline dönüşüyor. İbrahim (a.s.) bir gün onları görmeye geldiğinde gene büyük bir yağmur ve seller oluyor bu seller beytül atiğin temellerini ortaya çıkarıyor daha sonra İbrahim (a.s.) oğlu İsmail ile o temellerin üzerine yeniden beytül atik/beytullah-ı (2/127) inşa ediyorlar. Böylece insanlık tekrar eski ev/Allah-ın evine kavuşmuş oluyorlar.

NOT= Bu hususta daha geniş bilgi (24-6-Peygamber-3Hz. İbrahîm Halilullah) isimli kitabımızda mevcuttur oraya bakılabilir.

Gene aradan seneler geçiyor, Peygamberimiz daha henüz (30) yaşlarında iken beytullah-ın tamiri söz konusu oluyor. O zamanın oradaki söz sahibi insanlar, biz bu beyti aynı şekilde yapamayacağız, biraz küçültelim diyerek hicir kısmının dışarıda kalacak şekilde duvarlarını yükseltmeye başlıyorlar. Bu arada duvarlar Hacerul esved hizasına gelince aralarında hacerul evsedi yerine kim koyacak diye ihtilaf oluyor, bunun üzerine Muhammed (a.s.) daha o zamanlar peygamberlik gelmiş değil, ancak onu hakem tayin edip meseleyi çözmesini istiyorlar, bilindiği gibi kendisi bir örtü isteyip, Hacerul evsedi o örtünün üstüne koyduktan sonra orada hazır bulunan bütün kabilelerden bir temsilciye o örtüyü hep birlikte kaldırmalarını istiyor, onlarda Hacerul evsedi konulacak yere kadar kaldırdıktan sonra da peygamberimiz onu alıp yerine koyuyor.

Böylece ihtilâf ta ortadan kalkmış oluyor. Böylece Beytül atik/beytullah ismi ile anılan binanın şeklinin (Küp) şekline benzemesinden, bir ismi daha oluşmuş oluyor. Bu isim de devamlı kullandığımız (Kâ’be) (Kâ’be-i muazzama) ismi olmuştur. Yani Beytullah (Kâ’be) ismini bu tamirattan sonra almıştır, hikmeti çoktur gelecek satırlarda özetle bahsedilecektir.

Şimdi tekrar biraz geriye dönüp İbrahim (a.s.) devrine gelelim, Beytül atik-Beytullah yeniden inşa edildikten bir müddet sonra insanlar gene putlara tapar hale geldiler bu yüzden dünya maneviyat merkezi “Kudüse/kudsiyyet” olarak, “Mescid-il aksa”ya museviyet ve iseviyet mertebeleri olarak nakledildi. Bu arada “Kâ’be-i Muazzama” vardı fakat içi putlarla dolu olduğundan ilahi tecellisi yoktu.

Peygamberimize peygamberlik geldikten sonra bilindiği gibi Müslümanların kıbleleri de “Mescidil Aksa” idi, ancak Peygamberimiz gök yüzüne bakarak bizi kendi kıblemize döndür diye dualar ettikten sonra, (Fevellü vecheke şetral mesciddl haram” (2/144) “Yüzünüzü mescidel harama döndürünüz” ayeti geldiği zaman, zaten Kâ’be-i muazzama daha o zaman, manen fethedilmiş idi. Zaten daha sonra da fiziken de fethedilmiş oldu.

Bu konu da çok dikkat çeken bir durum vardır o da şudur. Ayeti kerimenin sayı değeri (2/144) tür “Mescidil aksa”nın da dönüm olarak sahası, (144) dönümdür. İşte bu ayeti kerime ile “mescidil aksa”da olan kudsiyyet, Museviyyet ve İseviyyet manevi mertebeleride, İslam hükmünün kapsamına alınmış ve gerçek halleri ile seyru sülûk çalışmalarında birer mertebe olarak yerini almıştır.

İşte Beytullahın küp şekline dönüştürülerek “Kâ’be” dört köşe haline getirilmesi bu sebebe bağlıdır. Böylece kuzey köşesi İbrahimiyyat, batı köşesi Museviyyet, güney köşesi İseviyyet, doğu köşesi Hacerul Esvet Muhammediyyet olarak faaliyete geçmiştir. Böylece bütün mertebeler burada temsil yeri bulmuştur. Ancak bütün bunlar İslâmiyet/ Muhammediyyet kurallarının içindedir kendilerine ait müstakil varlıkları yoktur.

Böylece Mekke feth edildikten sonra, Müslümanlar tarafından tavaf edilmeye başlayan Kâ’be-i Muazzamada, tavaf hiçbir zaman gece gündüz devam etmiş, hiç durmamıştır. Ama üç kişi ama beş kişi tavaf devam etmiştir. Hatta bir gün çok yağmur yağmış etraf su ile dolmuş, bazı kimseler yüzerek tavaf etmişler, bir seferinde de bir yılan orada yüzerek tavaf etmiştir. Bunun resmi de çekilmiş bende bir satıcı da bu resmi görmüştüm.

Hal böyle olduğu halde iken, korona virüs hastalığı yüzünden tavaflara evvelâ kısıtlama getirilmiş, sonra da tamamen kaldırılmıştır. Şöyleki, Kâ’be-i muazzamanın çevresinde Makam-ı İbrahimide içine alacak şekilde, çevresine bir barikat kurulmuştur. Bundan sonra daha arkalarda olmak üzere ikinci bir barikat kurulmuştur. Yani Ka’be-nin etrafında üç boşluk vardır. Tavaflar ancak üçüncü boşlukta yapılabilmektedir. Onlarda oranın kendi halkınadır umrelerde yasaklandığından, zaten dışarıdan gelen misafirlerde yoktur.

Dördüncü boşluk ise Kâ’benin duvarlarının dışıdır. İçeriye giremeyenler, dilerlerse duvarların dibinden çevresinde tavaf yapabilirler burasıda serbesttir.

Şimdi bu duruma bakalım, dış duvarların çevresinden tavaf yapmak şeriat mertebesi tavafıdır. Duvarlar içi üçüncü boşluktan yapılan tavaf tarikat mertebesi tavafıdır. İkinci boşluk hakikat mertebesi tavafıdır ancak yasaktır. Dördüncü boşluk ise Kâ’benin hemen önü olduğundan o boşluk marifet mertebesi tavafının yeridir, ancak burası da yasaktır.

Bu durumdan kısaca bahsedersek o günlerde sadece şeriat ve tarikat mertebeleri tavafına izin vardı, hakikat ve marifet mertebelerinin tavaflarına izin yok idi. Bu hususu çok iyi düşünüp tahlil etmemiz gerekmektedir.

Daha sonra da tavafın tamamı da yasaklanmıştır. Bu hadisede de çok büyük ibretler vardır, vakit elde iken kendimizi tahlil edip ne yapmak lazım geldiğini vakti ile tesbit edip, daha sonra ah vah etmeyelim.

İşte soru şu! batınen bu tavafın anlamı nedir.? Bir hastalık vesilesi ile oradan insanlar uzaklaştırılmış oluyor.

Demekki içimizde bizde de bir hastalık var. Peki bu ne hastalığıdır. El cevap, bu “NEFS” hastalığıdır, Bu hastalık kimde var ise o gönül Kâ’besine yaklaştırılmaz. Sadece zahiren görüntüde gönül Kâ’besinin dışından tavaf yapılır.

NOT= Bu hususta bir zuhuratımız vardır konunun sonuna onu da ilave ettim.

Kâ’bede bulunan makam-ı İbrâhimde, İbrahim (a.s.) ayak izi vardır kapıya doğrudur, oradaki iz zatın yoludur onu takib edin manasınadır. Zahirdeki beytullahta zaman zaman putlar ve hastalıklar sebebi ile tavaf kesintileri olmuştur, böyle olduğu gibi gönül Kâ’besindede böyle kesintiler olmaktadır. Ancak bu nefs hastalıklarının da tedavileri yapıldığı zaman gene oraya konan barikatlar-bölmeler vakti gelince kalkacaklardır.

Bu hadiseden bizlere nasib/ibret, kendimize gelmemizdir, bakalım bizdeki nefs hastalığı bizleri gönül Kâ’bemize yaklaştıracakmı, veya gönül Kâ’besinden haberimiz varmı, yokmu? Oradaki Kâ’be-i muazzama taştan yapılmış, ama insanın varlığında ki gönül Kâ’besi ise, Allah’ın zati lütfundan yapılmıştır. Mevlâna Hz. Bu husuta şöyle der.

Kâ’be kurulalıdan beri Allah içine girmedi.

Ama gönül Kâ’besi kurulduğundan beri içinden çıkmadı.

Tabii bu husus ferdi bir yaşantıdır dışarıda olan genel bir yaşantı değildir.

Beden varlığımızda nefs hastalığı varsa o kimseyi Kâ’beye sokmazlar, ancak o hastalığı iyileştirdiğimiz zaman, gönül Kâ’besinde bizlere tavafın ve sa’yın yolları açılır.

Cenâb-ı Hakk her birerlerimize ilâhi hakikatleri idrak edecek aklı, iz’anı tefekkürü inşeallah nasib eylesin bu dünyadan gerçek gönül hacıları olarak gitmemizi nasib eylesin.

Bu dünyanın tamamı Mscid-il aksadır, yani en uzak en uç demektir, “Aksa” en son ibadet makamı demektir. Burası da en son tecelli yeridir, bu alemin tamamı mescd-il Aksa, içerisinde bulunan Kâ’be-i Muazzama da gönül alemi olan ilahi tecellilerdir. Diğer yerlerde ise esma ve sıfat tecellileri vardır. Kâ’be-i Muazzama da ise zat tecellisi vardır. Zat tecellisine ulaşmak için de hastalığın geçmesi lâzımdır.

Buradaki hastalık nefs ve benlik hastalığıdır, kişiler bu hastalıktan kurtulmadığı sürece ne Kâ’be ehli olabilirler ne de Mescid-i Nebevi ehli olabilirler. Cenâb-ı Hakk bizim gönüllerimizi bu üç beytten mahrum bırakmasın. Birincisi Kâ’be-i muazzama, ikincisi mescid-i Nebezi, üçüncüsü de Mescid-i Aksa’dır. Bu üç makamı bizlere cenâb-ı Hakk hakikatleri itibari ile lütufta bulunsun, idrak ve anlayışlarımızı açsın inşeallah. Gün gelecek bu manialar kalkacaktır. Bize lâzım olan bizim beden manialarımız/duvarlarımızın kalkmasıdır. (İz-T.B

NOT= Geçmiş sayfalarda bahsettiğimiz zuhuratı burada kaydelim.

(29) Zuhurat-tecelli. (108-3- kitap-sayfa 113)

RÛ’YA : (1998)

“Hacca gitmişim, Kâ’be-i Şerifin içindeyim fakat başka hiç kimse yok. İçerisi yani bulunduğum yer bomboş. Bütün hacılar tavafı Kâ’be’nin dışından yapmaktalar ve tavafın tersi istikâmetinde yapmaktalar. Say yerindeki bazı camlar gibi süslemeli demir parmaklıklı gibi camların ortasında dışarıdan tavaf edenleri görüyorum.

Umre ile Fetih kapısı arasındayım. Burada özel yapılmış haremin gizli bir kapısı var. O kapı o kadar değişik yapılmış, ki demir oymalı şekillerin arasından açılabilen kapı kapanınca kapı olduğu anlaşılamıyor. Cam süslemeli gibi duruyor. Ben o kapının iç tarafında duruyorum. Tanıdık ve aşina birisi geçerse içeriye alayım diye orada bekliyorum. O kapı bize aitmiş, özel olarak verilmiş. Ancak dışarıda içerideki tavafın tersi yönünde tavaf yapılıyor ve harem duvarlarının dışında bu tavaf yapılıyor.” (İ ) 

(29) Zuhurat-tecelli’nin özet yorumu.

Görüldüğü gibi bu zuhurat, fiziki Kâ’be ile birlikte gönül Kâ’besi’nin de olduğunu ifade etmektedir. Gönül Kâ’be sinin ve hükümlerinin şahsa ait olduğunu, fiziki Kâ’be nin de genele ait olduğunu ifade etmektedir. Tavafın normalin dışında “soldan sağa” yapılması genel olarak insanların, “Halktan Hakka” doğru yönelmesidir.

“Sağdan sola” doğru yapılan genel tavaflar ise, “Hakk’tan halka” dır. Gizli kapı gönül Kâ’besi’nin kapısıdır ki herkese açılmaz, ehli dil ve ehli gönül olan irfan ve zat ehli muhabbet yolcusu olanlara açılır.

Gelecek satırlarda bu zuhuratın fiziken tesbiti ve yorumu da belirtilecektir. Keşfi mücerrede yakın bir zuhurattır. (İ ) 

NOT=(1998) senesinde görülen bu zuhurat adeta bu günlerin o zamandan habercisi imiş. (İz—T-B

9- Beytül atiğin nuh tufanı ile İbrahim ve ismailin (a.s.) tamiri ile yeniden faaliyete geçmesi sonra tekrar putlarla dolması.

Geçtiğimiz sayfalarda bu konun izahı yapılmış idi

10- 19- uncu isim alîm’dir..

Kur’an-ı kerimde araştırıcılara göre (152) defa geçmektedir. İki şekilde “alîm ve Âlim” olarak telâffuz edilir.

“alîm” şekli zati olup “Kur’nî”dir, bütün mevcudatın ilimlerini zahir batın cem olarak sadece kendinin bildiği manasınadır. İsmin bu şeklinden zahir-beşer kula hisse yoktur.

Âlim şekli ise sıfati olup, “Furkani”dir. Bu isimden kula hisse vardır. Hakk ile kul arasında bilgi bakımından berzah bu isim okunuşu yolundandır.

Âlim beşer kulun vasfı, sonradan öğrendiği sınırlı bilgi tarifidir. “alîm” ise Hakk’ın sonsuz ilminin ifadesidir. Ancak Allah dünyevi ve uhrevi bütün isimlerin sahibi olduğundan hem “alîm hemde Âlimdir.” “alîm” Hakk’ın vasfı-gönül, “Âlim” kulun gönülsüz vasfıdır.

Aradaki fark ise, bir kul gerçek “abd” halife kul “abdühu” “Huu” nun kulu olduğunu idrak ettiğinden sonra, kendisine sınırlı olarak “alîm” isminin tecellisi de açılır. Şartı, beşeriyetinden geçip, kendi hilâfetine ulaşması yoluyladır. Çünkü “Allah Âdeme bütün isimleri öğretmiştir” ancak genelde onlar unutulmuş batının da kalmıştır. İşte gerçek “abd-kul” olan kişi halife makamını idrak ederde, hayatını ona göre yönlendirirse, ilâh-i ilim varlığının tarifi olan “alîm” yönünden de faydalanmış böylece kendinde birçok zati açılımlar olmuş olur.

“İlim, Âlim, ma’lûm” “İlim-bilgi, Âlim-bilen, ma’lûm, ise bilinendir. Bunlar bilinince-birleşince ortaya gerçek yaşanmış bilgi çıkmış olur.

Zaman içinde zatın ilmi olan, “alîm” zat-i, sıfatının içinde gizli olan “korona virüs” ilmini bu konunun tıbb-i araştırıcı Âlimleri, bir gün alîm’in valığına Allah-ın izin verdiği zamanda ulaşacaklar, ondan sonra korona virüs ilmine onlar varis olup zuhura çıkaracaklar ve “Hakk’ın Şafi” ismi yönüyle hastalara şifa vermeye başlayacaklardır. Bu ise (19) İnsan-ı Kâmili-Kâmil İnsan’ın izni ile olacaktır.

Şimdi ise, alîm. Âlim, Allâme, kelimelerinin aralarındaki farklarına bakalım.

alîm, “ayn-lâm-ye-mim-mim” şekliyle yazılmaktadır.

Âlim, “ayn-lâm-mim-mim” şekliyle yazılmaktadır.

Allâm ise, “ayn-lâm-elif-mim-mim-he” şekliyle yazılmaktadır.

Bunların özetle sayı değerlerine bakalım

alîm, “ayn-70- lâm-30- ye-10- mim-40- mim-40-tır” toplarsak, (70+30+10+40-40=190) (19) kendi sayı değeri çıkarki müthiş bir ilâh-i kurgudur. Görüldüğü gibi Mimharfinde iki “mim” vardır.

Âlim, “ayn-70-lâm-30-mim-40-mim-40-”tır. Toplarsak.

Toplarsak. (70+30+40+40=180) (18) bin alemin zahiri yönden beşer idraki yönünden anlaşıldığı kadarını zuhura çıkarılmasıdır. Bu da gerçek bir tasdiktir.

Allâme ise, “ayn-70-lâm-30-elif-1-mim-40-mim-40-he5” tir. Toplarsak, (70+30+1+40+40-5=186)dır, görüldüğü gibi için de açık olarak (18) ve (6) vardır. Bilindiği gibi (18) bin alemin (6) cihetten temaşasıdır. Bu hal ise sadece mutlak bilgi sahibi olan (Allâme) “Allah’a” aittir. Bu isimde kulun kısmeti yoktur. “Allâm-allâme” çok bilen sonsuz bilen demektir ki, Hakk’ın vasfıdır. Kulun bu sahada hükmü yoktur.

Kur’an-ı kerim de araştırıcılara göre, “alîm” isminin (152) defa geçmesine, yakıştırma yönünden, bakarsak, (52+1=53) tür ki, sayı değeri bellidir. Ancak bu mutlak bir oluşum değil, zevki’dir

11- “Korona virüs” kurgu olabilir ABD abd beşer kul, kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesidir.

Haberlerde görüldüğü gibi “korona virüs” ün “ABD” de üretildiği oradan çine yönlendirildiği ve oradan sahneye çıktığı şekilde. Gaye Çin’in yükleşini durdurmaya yönelik bir taktik siyasi çalışma olduğu bildirilmektedir. Diğer yönden bakıldığunda Çin ise “ABD”yi suçlamaktadır. İki beşeri nefsi “ABD” kullar sanki dünyanın hakimi imişler gibi dünya üzerinde hakimiyet kurmağa çalışmaktadırlar, iki büyük gücünde Hakk’ın gözle görülmeyen bir minicik mahlûkunun karşısında elleri kolları bağlı, ne kadar aciz kaldıklarını hem kendileri, hemde cümle alem ibretle görmüş oldular.

En çok hastalık bu devletlerde ortaya çıktı, böylece eğer onlar yaptılar ise’ki, büyük bir ihtimalle doğruluk payı vardır. Kendilerini kendilerinin ürettikleri minicik bir aciz varlıkla vurmuş oldular, bundan büyük ibretlik bir yaşam olurmu. Ancak ibret alacak kim vardır. Düşünülür. Aradan bir müddet geçtikten, hastalık azaldıktan sonra, gene her şey eski gafletli ve dünya iştahlı, nefsi yaşama dönülecektir

12- Bütün ibadethanelerin kapatılması.

Da başka ibretlik bir konu dur. Yani ibadetler sadece belirli bir mekâna bağlı değildir. Her temiz zeminde ibadet yapılır hükmü ortaya çıkmış olmaktadır. Bu islâmın anlayışıdır. Bütün arz onlara ibadethanedir. Çünkü mülk aleminin her tarafı “Mescid-il aksa/en uzak mescid”dir.

Yani zat-ı ilâhinin en son tecelligâhı olan bu zahir-mülk aleminin diğer ismi “Mescid-el aksa/en uzak mescid”dir.

Kudüs-mekaddes-kudsiyyet, alemidir. Esma ve sıfat tecellilerinin en geniş mana da zuhur mahallidir. Bu alemin içinde olan “Kâ’be-i Muazzama” ise zat tecellisinin nokta zuhur mahallidir. Oranın da bir müddet kapatılması bütün bu mertebelerin ibadetlerinin taklidi yönlerinin sonlandırılması için, insanların uyandırılması, adetten kurtulup, gerçek ibadetlerin tekrar yapılması içindir. kapatılan ibadethanelerin açılmasıyla insanlar yeni bir şuur ve özlemle tekrar ibadetlerine başlamaları içindir.

Cumhuriyetin başlarında bütün dergâhların kapatılması ile birlikte birçok camininde sudan sebelerle kapatıldığı bazılarının, bakımsızlıktan yıkıldığı ve bazılarının çok değişik kullanım sahasına döndürüldüğü bilinen gerçeklerdendir. Bunlar kapandığında, buralarda faliyette olan her türlü manevi ve dünyevi eğitimlere de, çok büyük bir darbe vurulmuş, adeta insan gönlü ve ruhani hayatı istila edilmiş, bütün hakları elinden alınmış-diğer yönü ile çalınmış, hürriyet diye, manevi tutukluluk hemde silâh zoru ile, zorla tahakküm edilmiştir.

Bütün bu sıkıntılar içinde, ehlullahtan birisi, “dergâhlar kapandı ise ne gam bütün cihan dergâhtır” düşünce si ile bu zorlukların atlatılmasındaki süreleri bu düşünce ile kolaylaştırılmaya çalışılmıştır.

İşte bu günde çaresizlik yüzünden “ camiler kapandı ise ne gam bütün cihan ibadethanedir”

Daha evvel kapatılan bütün cami medrese zaviye dergah ve benzeri ibadet hane olarak neler var ise, bunların kapatılması, kasti ve siyasi idi. Bu gün ise ibadethanelerin sınırlı bir süre için kapatılması, kanuni insani ve vicdani olarak halkın sağlığı için yapılmıştır, arada çok büyük fark vardır

13- Virüsün yaşadığı yeri yani mekanını ve rızkını yeyip bitirmesi.

Bilindiği gibi korona virüs insan bedeninde girdiği organı yeyip bitirmekte, böylece de kendi sonunu da getirmiş olmaktadır. Eğer Korona virüs mikrobu kendi sununu da kendi getiriyor ise, bunun farkına varığın da, kendini kurtarması yönünde, en azından bulaştığı yerde kendi yaşmının temini için, bulunduğu mahallini-rızkını daha bilinçli kullanmalarının gereğini anladıkları anda, hem kendi hayatlarını, hemde misafir oldukları insan bedenlerini, ölüme götürmeyip hem onların hemde, kendilerinin hayatlarını küçük sıkıntılarla kurtarmış olacaklardır.

Burada bir şeye daha dikkat çekmemiz gerekecektir. O da şudur. (hastalık hasta ettiği yerde kendi şifasını bulur)

Hastalık sebebi olan varlık ta, bir hayat sahibidir, ancak her hayat sahibinin yaşayabilmesi için, onun bir ömrü ve rızkı olması lâzımdır, yaşaması içinde bir mekâna ihtiyacı vardır. Bu mekân hastalığın oluştuğu yerdir ve mikrobun rızkı da orasıdır. Bilindiği gibi her mikrobun insan bedeninde mekân tuttuğu ayrı bir sahası vardır, bunlar daha çok hassas yaşam organlarıdır.

Bir mikrop veya virüs kendi yaşamına uygun bir sahayı kendine mekân edinip, orada yaşamaya başlaması, sağlığına kavuşması ve orada kendi şifasını bularak, orada hayatını kazanmasıdır. Bu ise onun yaşam hakkıdır.

Ancak bu yaşam hakkı kendine haklılık kazandırmaz. Çünkü bulunduğu bedenin uzuvları, başka bir hayat sahibine ait olduğundan, haksız mekân istilâsı olduğundan, oradan hemen sağlıkçı görevlileri- orduları, onları oralardan ilim ve ilâç silâhları ile çıkartmakta ve gerçek sahiplerine o bölgeleri sağlıkla teslim etmektedirler. Anarşistler böylece istilâ ettikleri bölgeleden sökülüp atılmış olmaktadırlar

14- İbrahim (as) ateş içindeki huzuru.

İbrahim (a.s.) ateşe atıldığı zaman da ki hatıraların da bahsettiği gibi, “ateşte olduğum bir hafta da, haytımın en huzurlu günleri”ni yaşadığını bildirmesidir.

Genelde de belki herkes için geçerli olmayabilir ama, görüştüğüm bir çok kimsenin de evde yaşadığı sürelerin oldukça güzel ve huzurlu olduklarını bildirmeleri, güzel bir uyumun olduğunu göstermektedir.

Şahsen bende bu devrede belki hayatımda, kitaplar yönünden bu kadar verimli olan bir sürem olmamıştır. Rabbımıza şükrederiz

15- Ezanların okunmasının, Hakka davetin hep devam ettiğini, ancak gerçek iman oluşmadığı için ibadethanelerin kapandığı, ezan davetin özelliği sadece islamda olduğu için, bu halde bütün insanlar islama davettir.

İbadethaneler kapandığı halde ezanlar devam etmektedir. Bu açık davet ise sadece islamda vardır. Peygamber Efendimize ( ) peygamberlik geldiği andan itibaren, diğer sistemlerin hepsi nesih edilmiş-kaldırılmış oldu,,.

Ezan-ı muhammediyyeyi duyup uyanlar “ümmeti icabet” duyup uymayanlar ise, “ümmet-i davet” oldular. Bu davet kıyamete kadar sürecektir. Kabul eden Mü’min, kabul etmeyenler ise, münkir-inkâcılar olacaktır. Tabii herkes kararında serbettir çünkü insan hür bir varlık olarak halkedilmiş olduğundan, yaptıklarının mes’uliyeti de kendilerine aittir. Cenâb-ı Hakk kimseyi ne cennetine ne de cehennemine koymaz, kişiler kendi amelleri neticesinde buralara gireler

16- 14 tavsiye, covit Cavit 19 19 alîm ismi

covit Cavit 19 19 alîm ismi, hakkın da geçmiş sayfalarda bahsedilmiş idi.

Korona virüs riskine karşı 14 kurallla devam edelim.

1) ellerinizi sık sık su ve sabun ile en az 20 saniye boyunca ovarak yıkayın

2) soğuk algınlığı belirtileri gösteren kişilerle aranıza en az 3-4 adım mesafe koyun.

3) öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burnu tek kullanımlık mendille kapatın, mendil yoksa dirseğin iç kısmını kullanın.

4) tokalaşma, sarılma gibi yakın temaslardan kaçının.

5) Ellerinizle gözlerinize, ağzınıza ve burnunuza dokunmayın.

6) Yurt dışı seyehatlerinizi iptal edin ya da erteleyib.

7) Yurt dışından dönüşte ilk 14 günü evinizde geçirin.

8) Bulunduğunuz ortamları sık sık havalandırın.

9) Kıyafetlerinizi 60-90 derece de normal deterjanla yıkayın.

10) Kapı kolları, armatürler, lavabolar gibi sık sık kullandığınız yüzeyleri su ve deterjanla her gün temizleyin.

11) Soğuk algınlığı belirtileriniz varsa yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarla temas etmeyin, maske takmadan dışarı çıkmayın.

12) Havlu gibi kişisel eşyalarınızı ortak kullanmayın.

13) Bol sıvı tüketin, dengeli beslenin, uyku düzeninize sikkat edin.

14) Düşmeyen ateş, öksürük ve nefes darlığınız varsa, maske takarak bir sağlık kuruluşuna başvurun

Diğer yönden Nur-u ilâhi mertebesi vekâleten (14) olarak ifade edilir. Çünkü makamatı ilahiye seyrinde en üst mertebe (13) tür. Bilindiği gibi “elif” harfi (12) noktamertebe’den meydana gelmiştir. Bunlar, (7- nefis-beş hazret) mertebeleridir. Elifin görülen makamlarıdır. Birde elif’in üstünde görünmeyen batın bir nokta-makam, vardır ki, “Ahadiyyetül Ahmediyye”dir. Diğer ifade ile (Lâ taayyün) zuhuru olmayan mertebedir.

Kullandığımız (İ) harfi benzeridir. Nur-u ilâhi bütün mertebelerde faal olduğundan, aynı zamanda her mertebede var olduğundan, bu mertebelerin birine ait olarak sıra numarası alamamaktadır. Ancak varlığının bilinmesine sebeb olacağından, vekâleten izah ve bilinmesi bakımından, (14) nur-u ilâh-i olarak isimlendirilmiştir. Yoksa (13) ün üstünde başka bir makam yoktur.

Ayrıca, Kur’an-ı kerîm de, (14) adet secde ayeti vardır. Vaktim olsaydı onlarıda ayetleri ile birlikte, yazıp izahlarını yapmaya çalışrdım. Ancak sadece miktarlarını belirtmekle yetinelim

17- Hak kulundan kul ile intikamını alır,

ehli tevhid olmayan bunu kul etti sanır

18- kabenin etrafının çevrilmesi 5 hazret mertebesinin zahiri yatay görünüşü.

Bu konudan da geçmiş sayfalarda bahsedilmişti

19- Avrupa da 6 nisan 2020 13 camide dışarıda açık olarak ezan okundu.

Bu okunuşlar onları açık olarak dini mübini İslâma davetti umulurki içlerinden hiç olmaz ise bazıları bunlara itibar ederek, rahmetinden istifade edip Mülüman olurlar

20- Almanya da köln de 9 nisan 2020 de ilk defa dışarıda ezan okundu.

Bu okunuş’ta köln halkına bir lütuf olmuştur. Umulur ki, onlarda bu davetten istifade etmiş olsunlar

21- 21 mart cumartesi kuaförlerin iş yerleri kapandı

22- 19 mart 2020 65 yaş üstü dışarı çıkma yasağı geldi

23- Âdemin yer yüzünde görülmesi kıyamet alameti, Peygamberimize peygamberlik verilmesi, kıyamet sürecinin başlamasıdır.

Bu konuda kitabımızın sonlarında genel bilgi verilecektir

24- Esma aleminin ef’al aleminde zuhura çıkması gibi.

Korona virüs’ün a’yan-ı sabitesi-projesi Sıfat aleminde ilmi olarak hazırlanıp, esma-melekût alemine aktarılarak, lâtif ilmi varlık halinde, ölü olarak, ancak dirilme kabaliyeti olan varlık, anasıra insan bedenine, ulaşınca hayat buluyor. Kendinin hayat bulması bulunduğu yerin ölümüne sebeb olmaktadır. Böylece farkında olmadan kendi hayatını da sonlandırmış olmaktadır. Ne zaman ki, korona virüs, bu hali idrak edecek, “çünkü onun da kendine göre aklı vardır”

Yani öldürdüğü yerin ölmesi ile, kendinin de öldüğünün farkına vardığı zaman, bir evrim geçirerek, bulunduğu yeri öldürmeyecek kadar tesir edecek, böylece hem kendi hayatını kurtarmış, hem de hasta ettiği yeri de korumuş olacaktır.

Koronanın tesirinin azalması ve zararsız hale gelmesinin belki bir yönü bu olacaktır. Veya karşı silâh olan imha edici bir zehir bulunacak, bu zehir onun zehrini öldürecek ve artık zarar verme hali kalmayacaktır

25- Bunlar olacaktır, çünkü insan da bütün ilahi isim ve güçler olduğundan, bunlar zaman içinde daha gelişerek çıkmaktadır

26- Hakk’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz.

Malikel mülk olan Allah-u azimüşşan’dan habersiz bu alemde bir yaprak bile kıpırdayamaz. Çünkü yaprağı kıpırdatacak rüzgâr dahi onun gücü ve izni ile o yaprağı kıpırdatmaktadır. Korona virüs’ün zuhura çıkma vakti gelmiş ki, zuhura çıkmıştır. Ancak bunlar aslında insanlık aleminin topluca imtihanlarından’dır

27- Beşeri esma nefsi firavunluk.

Bu konu insanlık alemi ve eğitimi için çok mühim bir konudur.

Allah (c.c.) Âdem (a.s.) halk ettiği zaman ona “isimlerini” öğretti, yani onların kullanmasını da verdi. Hayatlarımız bu isimler üzerine kuruludur. Ancak bu isimleri nefsi istikametinde kullanırsa, bu isimler nefsileşmiş olur. Ancak o zaman bu kişi nefsin ve iblisin kulu olur. Bu da Hakk’ın kulluğundan çıkmaktır ki, mes’uliyetinin en yükseğidir.

İşte bu yüzden o kimselerin ürettikleride, “virüs-zehir” olur ve girdiği beden mülküne sonderece zarar vererek manevi ölümüne sebeb olur.

Bunlardan oluşan hadiselere “veled-i nefs-daha ilerisine ise veled-i z…” denir. Ve zuhurları da, Fir’avn’ luk makamıdır.

Eğer bir kimse Allah’ın verdiği bu isimleri, Hakk’ın istikametinde kullanılıyor ise, o zaman fiiileri ve ürettikleri “veled-i kâlb-veya veled-i can” olur ki istenen de budur. İşte bu durumda olanlar, Hakk’ın isimleri yönünden Hakk’ın “varis” leridir ki, en büyük zenginliktir

28) Farz namazlarının birlikte kılınma yasağı inkarcıların mudillerin çok hoşuna gitmiştir onların inkarlarının nefsi neşeleri olmuştur

29- Kâ’benin kapanması hacc zamanına kadar eğer açılmaz ise, bu sene insanlara lütuf olarak hacc farzının geçici olarak kaldırmasıdır. Yani bu sene Hacc’a gidemeyenlerin üzerine mes’uliyet yoktur

30- korono virus aklı cüz, kendini geliştirirse insanları kendi yaşamı için yaşatmasını öğrenmesi lâzımdır.

Bu konu hakkında geçmiş sayfalarda bilgi verilmiş idi

31- ilk defa 2019- ekim de amozanda yaşayan bir kabilede görülmüş.

Bu konu hakkında da çok konuşmalar olmuştur, onlara yapılan yardım malzemelerine, bahsi geçen virüsten bulaştırıldığı, o yüzden onlar kendi alemlerin de yaşıyor, dış dünya ile ilgileri olmadığı halde, orada görülmesini bu sebebe bağlamaktadırlar, tesirini test etmek için. Bu yola gidildiği hakkın da ciddi şüpheler olduğu belirtilmiştir

32- 11-04-2020-yaz boz A haber de ergun diler Bekir hazar emre şahin “iflas virüsü” dediler. Konu hakkın da oldukça geniş bilgiler verdiler.

Zenginlerin yaşadığı yerler ile virüsün çıktığı yerler aynı. Dediler. Gerçekten de dünyanın en çok zenginlerinin yaşadığı yerlerde, en çok virüs’ün görüldüğü açık bir gerçektir. Bu da bir bakıma onlara ceza hükmündedir. Çünkü en büyük zararı onlar görmüş, birçok kuvvetli şirketleri iflâs etmiştir

33- bütün insanlığı saran nefs kurdu virüsü bu virüs insanlığın sonunu getirecek insanlığı düzenlemeye kalkanlar da, bu nefs kurdu hastalığına yakalanmış, en hasta kimselerdir. Benlik ve para bu hastalığın en büyük ateşidir ve evvela kendilerini yakmaktadır. Fakat bunların kendilerinden haberleri olmadığından bu hastalık yangınlarından haberdar değillerdir.

Yer yüzünden onların firavn nemrud isimli ağababalarının türlüsü geçmiştir akıbetleri de bellidir.

Çaresi Efendimizin buyurduğu gibi “şeytanını/nefsini” Müslüman etmekle mümkündür.

Böylece ölüm berzahından geçip, onların aradığı ancak bulamadıkları ebedi hayata ulaşmaktır

34- Medine de Mekkede kabede 23 nisan 2020 kabede sadece kendi görevlileri ile namaz kılınmaya başladı

35- Avusturalyada 1 mayıs 2020 melbornda Cuma günleri Cuma ezanının dışarıda okunmasına izin verildi.

Günlük namazlarında ezanlarının dışarıya açık okunmasına izin verildi

36- Kanada da 02- 05-2020- de ilk kez ramazan boyu ikindi ve akşam ezanları hopörlerlerden okundu

37- hastalık hasta ettiği yerde kendi sıhhatini bulur.

Geçmiş sayfalarda bu konu hakkın da bilgi verilmiş idi

38- Nefs korona virüs’ü kendisini baş tacı eder nefisten nefse aktarır kendini yıldız olarak görür. 53- Necm suresi nefs yıldızından bahsetmektedir.

“vennecmü iza heva” (53-1) Bu ayeti kerime, Nefsanilere göre, “nefis yıldızının doğduğu zamana and olsun” hükmündedir. Nefs yıldızları doğanların ise, ne Ruhu ilâhi güneşinden, ne nur-u Muhammedi kamerinin nurundan nasibdar olmayanlardır

NOT= Bu hususta geniş bilgi. (37-53-Necm suresi) isimli kitabımızda vardır dileyen oraya bakabilir

Rahmanilere göre ise, “nefis yıldızının battığı zamana and olsun” hükmündedir. Nefs yıldızları batanlar ise, Ruhu ilâhi güneşinden, ve nur-u Muhammedi kamerinin nurundan nasibdar olanlardır.

Bu sahanın yıldızlığı ise, Peygamber efendimizin buyurduğu gibi, “benim sahabim gökteki yıldızlar gibidir hangisine baksanız yolunuzu bulursunuz” hitabına mazhar olanlardır.

Böylece Rahmanilerin hallerinde “yıldızlık, kamerlik ve güneşlik, ahlâkları ve gök yüzünde-gönül göğünde bu merteler yolunda idrak, ilim ve genişlikleri ile başlarında ilâh-i muhabbet taçları vardır.

Nefsanilere gelince ise, kendi nefs ve beşer- küçücük akıllarını kendi yıldızları olarak görüp, baş tacı ettikleri, kamer ve güneşin aydınlığını göremeyecek kadar, gözleri kapalı-perdeli, adeta yarasa gözleri ile aydınlık günün içinde, kapkara günlerini yaşadıkları halde, kendilerine “aydın” insanlar lâkabını şiddetle yakıştırmakta, ancak yaptıkları bütün işlerin, gece karanlığından daha da kara, olduklarının farkın da bile değillerdir.

Kırlık yerlerde yaşayanlar görüp bilirler, oralarda yaşayamayanlar ise belki ismen bilirler. “Ateş böceği” diye bilinen bir mahluk vardır. Karanlık gecenin içinde küçücük bir ışık halinde azacık görülürler. Bu ışık kendi cüssesi için çok büyük bir aydınlatmadır. İşte kendi cüsselerine göre bu böcek kadar bile “aydın” lıkları olmayan kimselerin hallerini bu hayvancık çok güzel hali ile anlatmaktadır. Gerçek aydın olmanın ilk şartı kişinin kendini ve nereden gelip nereye gittiğini, yakîn olarak kendini bilen ve bu yoldan da gideceği yer olan Rabb-nı bilmesidir. Bu yol ise zahir ve batın “sırat-ı müstakim ve sıratullah eğitiminden geçmektedir

39- Bütün insanları hasta eden virüsün ağırlık değeri, sadece, (1,79) gram imiş.

Şu azim ve müthiş hale bakın nasıl bir mucizedir. Aslında alemin tamamı ve her saniyesi mucizedir, ancak bunu idrak etmek için, “hayali yaşantımıza bir dakika dur bakalım” diyerek, beşeri kimliksiz ve hiçlik makamından, bu aleme bakmaya çalışalım. İşte ancak o zaman bu alemin her zerresinin birer mucize olduğunu, anlamamız mümkün olacaktır.

(1,79) gram varlığın milyonlarca insanı hasta etmesi nasıl muazzam bir mucize olduğunu anlamak için alim ve profesör olmaya gerek yoktur. Aklı başında sıradan bir vatandaşı dahi, dehşete düşürecek açık bir gerçektir.

Gerçekten “hayret” doğrusu. Yukarıda bahsi geçen Nefsaniler’den bu hususları anlamalarını beklemek zaten mümkün değildir

40- 10 mayıs 2020 Pazar günü saat 11-den 15- e kadar 65 yaş üstü kişilere şartlarına uyarak dışarı çıkma izni verildi yürüme mesafesinde bende çıktım ekmek aldım döndüm.

Daha sonra. (10 Haziran 2020 Çarşamba) günü de saat (10-20) arası devamlı dışarıya çıkma izni verildi

41- virüsü meryeme üflenen ruh ile kıyasla, Meryeme üflenen ruh insan meydana getirdi, nefsi insandan insana üflenen korona virüs hastalık getirdi.

Bu hususta geniş bilgi geçmiş sayfalarda verilmiş idi

Cum’a namazı 13 mart 12 haziran arası kılınmadı cumanın şartlarını düşünelim.

Bilindiği gibi Cum’anın şartlarından bir tanesi, o beldenin düşman istilâsında olmaması ve hür olmasıdır. Korona virüs bir bakıma bütün dünya yı sardığı istilâ ettiği ve korona virüs askerlerinin onları yakalamaması için evlerde oturup daha güvende olunmaları için, belirtilen tarihler arsında Cum’a namazı yasaklanmış-kılınmamış, bazı şartlar göz önünde tutulan tedbirlerle kısmen Cum’a namazlarının kılınmasına izin verilmiştir

42- Kâ’beye ve Mescid-i Nebeviye (5-3-2020) ziyaretler durduruldu

43- insan ve virüs nisbeti, insan vücuduna göre virüs dünya hacmına göre insanlar virüs. Nefsi emare.

İnsanın beden dünyasına göre, virüsün hacmı ne ise, Dünya hamcına göre de, insanın-insan vücüdunun hacmi yaklaşık aynı ölçüdedir. “İnsan-ı nakıs-noksan insan”ın hali Nefsi emaresi yonü ile virüs’tür, zehirdir. Ve diğer virüsten çok daha tehlikelidir. Corona virüs bedeni, nefsi emare virüsü bütün manevi ruhani hayatı bitirir, kişinin hem dünya hem ahiret haytının tamamını öldürür. Çok daha tehlikelidir.

Bunun sebebi ise kişinin nefsi emmare virüsü hastalığı içinde olduğunu bilmemesidir. Corona virüsün ortadan kaldırılması için bütün dünya seferber oldu. Ancak bu virüsten bin beter olan, nefsi emmare virüsünü tesbit edip onunla mücadele etmek insanlığı bu virüsten kurtarmak için hiçbir çalışma yapılmadığı gibi, işin hayret verici yanı daha çok yaşaması ve tesirini arttırması için elinden gelen bütün desteği vermeye ezelden günümüze kadar ve bu gidişle dünyanın sonuna kadar bu yardım ve desteğin verileceği görülmektedir.

Bahsi geçen “nefs-i emmare virüsü” ile zahiren İslam dini, şeriat-ı Muhammedi sınırları içinde mücadele etmekte, Batını ile ise, sadece irfan tasavvuf ehli mücadele edip Efendimizin buyurdukları gibi “nefsi emare şeytanı-virüsünü” ancak nur-u Muhammed-i nuru ile tesbit edip, ilahi aşkın ateşi ile yakıp kontrol altına alıp onu Müslüman etmektir.

İlâcı, muhabbet tenceresinde, salik tarafından aşk kaşığı ile karıştırılıp, irfaniyyet ile manevi tatlar verilmiş, olan bu terkibi en az günde beş defa alıp, hayatını ona göre düzenlemiş olan kişilerin, bu nefsi emmare virüsü-zehiri yerine kendisine irfaniyat balı sunulmuş olacaktır.

Başka da hiçbir sistem ve yollar bu virüsün ortadan kalkmasına gücü yetmemektedir

44- virüs varise ulaşınca öldürüyor.

Corona virüsün varisi, geçtiği bedenin mekan kıldığı yeridir, orasını kullanılmaz hale getirmesi, varisini öldürmesidir. Varisi yok olan bir kimsenin malı ortada kalacaktır. Halbuki nesillerin devam etmesi için veraset sisteminin yaşaması gereklidir.

İlâh-i isimlerin varisi olan arifler ile ilah-i veraset kıyamete kadar yaşayarak devam edecektir. İşte gerçek varis bunlardır ve ahirette de bu veraset ebedi olarak devam edecektir. Bu veraset öldürmez ebedi yaşamı kazandırır

45- 53 surede yıldıza necm yemin olsun ki.

Bu konu da geçmiş sayfalarda bilgi verilmiş idi

46- karzül hasen güzel borç, hakkın da.

(36-2-Bakara suresi sayfa 363) kısa bir bilgi aktaralım.

(245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad'afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;

* Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.

Şu kimseler ki, Allah’a borç verirler, hemde güzel bir borç vermek sûretiyle borç verirler, Allah’ta o borcu öderken onun için onu katlar, çoğaltır ve çoğaltarak ona iade eder, muhakkak ki Allah kabz eder yani sıkar veya bast eder yani genişletir, herşey neticede ona dönecektir.

“Menzelleziy” derken burada bir tahsis vardır, yani bazı kimseler var ki, bu kimselere Cenâb-ı Hakk Zâti ve şahsi varlık verdiğini belirtiyor evvela. Borç vermek için kişinin kendi öz varlığı olması lâzımdır, daha evvel Hakk’ın verdiği ama kendilerine tahsis edilmiş oluşumlar vardır, güzellikler vardır, o öldükten sonra yeni bir hayatla yeni bir mülk kendilerine verilmiş oluyor, o mülkünden o malzemesinden de yine Cenâb-ı Hakk borç alıyor, daha sonra da o borcu fazlasıyla ödüyor, daha üst mertebeleriyle.

Zahiri mânâ da Cenâb-ı Hakk bazı kimselere mal mülk vermiş onlarda maddi mânâ da infak ederek Allah’a borç vermiş oluyorlar, çünkü o verdikleri yerler Allah’ın kulları, dolayısıyla O’na râci oluyor, bir yandan onun verdiği maldan infak ederken bir bakıma da imtihan oluyoruz, yani verenler de imtihan edilmiş oluyor, bakalım verebilecek mi onun hakkını ayırabilecek mi diye.

Bâtın olarak, o kimseler ki Benim Kelâm’ıma sahiptirler, Ben onlara Kelâm’ımdan verdim, onlar ki Benim Hay’atıma sahiptirler, Hay’atımdan onlara verdim, hemde asli malları olarak verdim, Zâtımdan da onlara verdim, öyleyse Benim malımdan infak et, yani senin malından infak et çünkü sana ait artık o bizatihi, zat olarak senin zatının malı , ondan infak et, ama o neticede yine Bana dönecektir.

O’na dönecektir diyor, buradaki ifadeyede dikkat etmek lâzımdır, Allah’a veya Rahmân’a dönecektir demiyor, “ileyhi” O’na dönecektir, buradaki “O” işaret zamiri olduğundan burada ifade edilen Allah’ın Zâtıdır, çünkü herşey hakikati itibarıyla Allah’ın Zâtından meydana geldiğinden hangi hadise ve iş olursa olsun Allah’a dönecektir, yani Ulûhiyyet mertebesine dönecektir, aslında her an dönmektedir de, bizler farkında değiliz.

Bu halin korona virüs ile ilgisi iki yönlüdür, Birincisi rahmani yönü ikincisi ise nefsani yönüdür.

Rahmani yönü, Hakikat-i ilâhiye, irfaniyyet ilminin Nefes-i Rahmaniye ile taliplerine hiçbir karşılık beklemeden aktarılmasıdır. Bu hal ebedi hayatın kazanılmasına sebeb olur, çok değerli verilen borçtur. Karşılığı Allah-ın sonsuz lutfudur. Burada verilen kişinin en değerli olan zamanı yani hayatıdır, bir kul için de, zamanından daha değerli bir varlığı yoktur. Bu varlığı Hakkın kullarına Hakk yolunda karşılıksız, “karz-ı hasen/güzel borç” olarak verdiğinden kendisine de, en güzel karşılık ve ödeme olan zat-i tecelli verilecektir. Dünyaya gelmekten gaye de bu hale kavuşmak içindir.

Diğeri ise nefsi emmare/korona virüs, zehir, yönü ve anlayışı için verilen “karz-ı hasen” değil “karz-ı kerih ve haram” borçtur. Kendisine verilen ve Hakk yolunda kullanması lazım gelen ömrünü, nefsi emare yolunda ve onun taifesini arttırmak için, iman ehline karşı kullanmasına sebeb olduğundan, bu “karz-ı kerihin” karşılığı, alanları ile birlikte ateş sermayasi olacak o kazandıkları ateşlerde onları ebedi yakacaktır.

O halde hayatımız da, kime zamanımızı borç verdiğimizi çok iyi bilmemiz lâzımdır

47- kor o na, ateş o na olsun.

Yukarılarda bahsi geçen nefsi emmare virüs-zehirini aktaranlara, kor o nlara ateş o nlara olsun.

48- Zat mertebesine geçiş bilgisi dünyamızın da zat mertebesini yaşaması latif aleme geçiş hazırlık yaşantıları

Konusu hakkın da geçtiğimiz sayfalar da ve gelecek sayfalarda yeteri kadar bilgi verilmiştir. İhtiyaç olursa oralara tekrar bakılabilir.

Evde tek başına kılınan namaz 28 derecedir.

Korona virüs Yasaklı günlerinde camiler de kapalı olduğundan, cemaat namazlarına gitmek mümkün olmuyordu, bu durumda, cemaatle kılınan namazın (27) derece sevabından yararlanma imkanımız olmuyordu. Bunun yerine evlerimizde yalnız başımıza kıldığımız namazlarımızdan zahiri şeriat mertebesi itibari ile, sadece zahiren nefsi benliğimiz üzere, birer derece sevap kazanmış oluyorduk.

Ancak bu halin birde Batıni yönden yaşanması vardır.

Şöyle ki, Bir kimse hakikat-i itibari ile kendi Hakikatinin Hakk-ın hakikatinden başka bir şey olmadığını anladığında, o kişi kendi gerçek kimliğini bulmuş olur, bu durumda, kişinin irfani olarak nefsinden hürlüğüdür. Böyle olunca nefsi o kişinin hükmü altına girmiş olur. Böyle olunca kendisinde bulunan bütün esma-i ilâhiye dahi ona tabi ve onun esma cemaati olur.

İşte bu kimse arzın neresinde olursa olsun İmam, ve esma cemeatinin de önderidir. Namazını yalnız başına kıldığı halde arkasında esma cemaati ve kendine bağlı olan meleke-melekleri de arkasında sıraya girmişler onun görünmez cemeatleri olmuşlardır. İşte bu durum ise (28) derece sevabın halidir. Bu namazın ifadesi ise “Ubudet” tir.

Bu halin gerçek yaşamı ise ancak İbrahim (a.s.) ın yolundan-İz’inden giden Muhammedilere açıktır.

Çünkü onlar, “gaibde değil hâzır da olan Rabb-a yönelmişler/yönelmektedirler.”

Mescidde imam ile kılınan namazda hürriyet yoktur emre uyma vardır, Yani İseviyyet mertebesidir (27) Peygamber olan İseviyyet mertebesi bu yüzden (27) derece diye ifade edilmiştir. Çünkü cemeat emre uyma yönü ile “Fenafil imam”dır. Tek başına namaz kılan tevhid ehli ise “baka billah” mertebesinde olduğundan. İlâh-i İmam’ın aynı zamanda tek başına olduğu halde de, İmam-ı ilahi’nin de temsilcisidir.

Bir kimse nefsi ile, beşer mertebesinde olarak kıldığı namazın karşılığı (1) rek’atta (1) derecedir, bu namazın ismi ibadettir, yerli yerince çok güzeldir. Ubudetin yolu buradan geçmektedir. Ancak burada kalmak vakit kaybı olur. Tabî kişlerin bu hususta çalışması veya yerinin yeterli olduğunu düşünmesi kendi tercihleridir.

İşte korona virüs salgını günlerinde, kişiler evlerinde tek başına kıldıkları namazlarını eğer bu şekilde kılabildiler ise cemaat namazlarından daha fazla sevap kazanıldığı açıktır. Ancak her kes için bu konu bütün kişiler için geçerli değildir. Bu durumu düşünerek cemeatten geri kalmayalım.

Gerçek İsevilerin, bu dünya da mevcut olmadığı korona virüs günlerinde açık olarak görülmüştür

49- İbrahim as. Ateşte kaldığı sürece ömrünün en huzurlu günleri olduğunu bildirmiş, benimde bu süre içinde en güzel verimli günlerim oldu

50- 19 mayıs 2020 de Salı günü 19-19-da bütün türkiyede hep birlikte istiklal marşı okundu inşeallah koronanın sonu olurda bizlerde manevi istiklal marşımızı da söylemiş oluruz

51- Adem oğullarıyız, ancak İsaya (a.s.) Meryem oğlu İsa Mesih, demek sureti ile nefsi külle bağlanıyor. Adem oğlu aklı külle bağlıdır

52- Bu kitabın hali bir hikaye birçok yorum serisi kapsamındadır.

O kitaplarımızda, sırası ile Bir hikâye birçok yorum serisi. 1-25 -Köle ve incir dosyası: 2-27 -Genç ve elmas dosyası: 3-34 -Bakara dosyası: 4-61-Bir ressam hikâyesi: 5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi: 6-89-Her şey merkezinde hikâyesi. 7-176- Korona virüs’ün düşündürdükleri

53- “Hu” Göl demekmiş! “HUU” esma-i İlâhiyyeden, Nefesi Rahmani olarak aleme üflenen Ruh’tur.

Dünya feza genişliği içindeki okyanuslar küçük bir göl hükmündedir. Nefsin korkunç gölü ise insanlara çok güzel gösterilir. En güzel engin göl ise gönül gölüdür ki, hayatın ta kendisidir. Zem Zem ve Kevser nehirleri oraya akar

54- “WU” Cansız varlıkların taşıdığı “Ruh”. Bu tarifle ne denmek isteniyorsa! Aslında bu tarif tamamen yanlış bir tanımdır. Bütün alemde cansız hiçbir şey yoktur. Görülen bir şey varsa mutlaka o canlı ve ruhludur. Bu alemde cansız hiçbir şey yoktur. Zahir ilim ehli kimseler, Varlıkları canlı ve cansız olarak ikiye ayırırlar aslında alem bir bütündür hepsi canlıdır, ancak “şey’iyyet/eşya/varlık” hangi merteben görünmüş ise o mertebenin aldığı ruh makamından ifade edilir.

Madenler madeni ruh ile, bitkiler bitki ruhu ile, hayvanlar hayvani ruh ile, insanlar ise bütün bu ruhların tamamı ve ayrıca “venefahtü” (15-29) kendisine yüklenen insani ruh ile techiz edilmişlerdir.

Bunların hepsi bulundukları mertebe itibari ile hepsi hayat sahibidirler. Bu konuda Mevlâna Hz. “Ey tabiatçı toprak taş ve madenler cansız/ölü varlıklardır dersin, eğer onlar cansız/ölü ise! İnsan gibi bir hayat sahibini nasıl meydana getirmişlerdir.?” Der. Ve onlara en güzel cevabı vermiş olur.

Maden mertebesinde hayat vardır, ancak yerde sabittirler. Bitki mertebesinde de hayat vardır, ancak kökleri toprağa bağlı olduklarından yukarıya doğru ve sağa sola doğru genişlerler, ama yerlerinde sabittirler. Yer değiştirme kabiliyetleri yoktur.

Hayvanlar ise, tam bir hareket sahibi olduklarından herhangi bir mahalle bağlı olmayıp, hür olarak her türlü mahalde müstakil hareket ederek yaşayabilmektedirler. İşte bu yüzden onlar “Hay” esmasının muhteşem yaşayan hayvan görüntüleridir. Ancak biz onlara akla gelmeyen eziyetler ve tahkirlikler ile hakaret etmekteyiz.

Aslında onlar “hayvan” nesli (h ) dır. Yani an be an Hay esmasının yaşantıları olarak görünen zuhur mahalleridir.

Bizler insanlar da, beşeriyet ve suretlerimiz olarak bu sınıftanız. Bu mertebedeki isim tarifimiz, “hayvan-ı natık/konuşan hayvandır, Diğer haylarla farkımız daha kemalli konuşmamızdır, üzerimizde en geniş mana da sıfat-ı subutiyeden olan “kelâm” esmasının kemalli zuhuru vardır.

“Ne var alemde o var Ademde” hükmü ile insanda bütün mertebeler mevcuttur. Eğer kişi kendi hakikatini araştırmaya doğru çalışmalar yapmaya başlarsa görecektir ki, bu mertebeden sonra ismi aslisi, “nefsi natıka/konuşan nefs” e dönüşecektir. Daha ileriye doğru gitmeye gayret ederse, bir sonraki aşamada ise, aldığı isim “insan-ı natık/konuşan insan” olacaktır ki, işte bu mertebe onun insan ismi ile ifade edilen gerçek mertebesidir. Kişi en azından kendini tanıma ve “bilme/tesbit etme” yönünden bu idraka ulaşması lazımdır.

Aksi halde ömür boyu, “hayvan-ı natık” ismiyle bilselerde bilmeselerde bu mertebenin zuhur mahalleri olarak hayatlarını sürdürmüş olacaklardır. Bu netice ise gerçek insan vasfının kazanılamaış o muhteşem değerde olan dünya yaşantısı bir hiç olan dünyalık uğruna feda edilmiş olacaktır.

Daha sonraki irfani çalışmalar neticesinde ise, aldığı isim ulaştığı mertebe “Kur’an-ı natık/konuşan kur’an” olacaktırki, mertebelerin en yücesi, “Kûl/de ki,” kelâmi, kemalinin zuhur mahalli, Nefesi Rahmani ve risalet rayihaların ilâhi kokuların neşr olduğu yer olacaktır. 55- “karantina/garanti’na” olmasıdır. Kişilerin sağlıklarının garanti altına alınmasıdır

İnci kefali macerası.

Korona virüs günlerinin birinde Mayıs ayında idi, Van gölünde inci kefali balıklarını halinden bahsediliyor idi dikkat çekici bir konu olduğundan kısmen seyretmek istemiştim sunucunun anlattıklarına göre, vakit geldiğinde balıklar yumurtalarını tuzu daha az olan derelere bırakmak için dere ağızlarına doğru yola çıkarlar, ançak dere ağızlarından derelere girmek için akıntıya karşı savaş vermeleri lazım gelmektedir. Belgeselde bu savaşın ne kadar zor ve tehlikeli olduğu açık olarak görülüyor idi. Bir tarfatan insanların onları avlamaya çalışmaları diğer taraftan deniz kuşlarının şelalelerin üzerinden aşmak için yukarıya doğru havaya atladıklarında onları havada veya taşlara yakın yerlerde tutmaları oldukça ibret verici bir yaşam süreci olduğu görülüyor idi.

Bütün bu tehlikelerden kurtulup dereye ve oradan içerilere doğru akıntıya karşı yol alarak daha sakin yerlere ulaşıp ora da nesillerinin devamı yönünden yumurtalarını bırakmaları için verdikleri doğa savaşı gerçekten ibret verici bir yaşantı numunesi idi. Yumurtalarını bıraktıktan sonra tekrar geldikleri yoldan bu sefer akıntı istikametinde kolay ancak gene tehlikeli bir süreç ile göle geri dönme zamanın da yerlerine dönmüş olmaktaydılar.

Sunucu bu sürecin (800) bin seneden beri devam ettiğini bildiriyor idi. Bu nasıl bir sistemdir ki, devamlılığını (20) santim boyunda olan o su gezeri bu devamlı aktarım sistemini neresinde muhafaza edip kendi kendini aynen gene kendi olarak kopyalayarak/replikalarını/birbirinin aynılarını hangi fabrika ve hangi mühendisler ile varlıklarını devam ettiriyorler idi.

Bu aynı sistem Korona virüs içinde geçerlidir

56- Bütün bunları İZ’ lemek çok ibret vericidir. İZ’inde olmak iki türlüdür. Dinlenme manasında kişinin bulunduğu görevinden hak ettiği süre içerisinde İZ’inli olmasıdır.

Diğer yönden devamlılık üzere olması lâzım gelen sistemlerin, bozulmadan aktarılmasını sağlamak ta İZ’in de olmaktır. Genelde bu ana bölüm olarak Nefs ve ruh izlemesi olarak iki yönlüdür nefsin/iblisin İZ’lenmesi netice de cehenneme, ruhun/risaletin/pirliğin ve arifliğin İZ’lenmesi ise Zat-ı İlâhiyyeye ve cennete götürmektedir.

Bilindiği gibi eski devirlerden beri ve günümüzde de bir sürü beşeri sistemlerin, İZ’ indeyiz, naraları atılmakta ve onlar da İZ’ inde oldukları sahahın devamlılığını sağlamaktadırlar. Bu İZ’lemeler ahrette de devam edecek, dünya da kim kimi hangi sistemi, nasıl İZ’lemiş ise, bu İZ’lemelerin hakikati ortaya çıkınca, kişiler nasıl boş şeylerin peşinde koşup, neler İZ’lediklerini ibretle ve bin bir pişmanlıkla, bu sefer kendi peruşen hallerini İZ’leyeceklerdir. Bu hale düşmekten, Allahımıza (c.c.) sığınırız.

Hakka giden yolun İZ’leri Adem (a.s.) dan başlamakta, İbramim (a.s.) ayak İZ’i ile zata “Kâ’be’ye yönelmekte, Muhammed ( ) İZ’lenmesi ile bütün alemleri kapsayan merkeze ulaşılmaktadır.

Bilindiği gibi (korona virüs) de böylece bütün dünya tarfından İZ’lenmektedir. Ve gereken tedbirler alınmaya çalışılmaktadır.

Ancak bahsi geçen “korona virüs”ten çok daha tehlikeli ve insanlığın başından itibaren insanların büyük bir kısmını hükmü altına almış ve mutlak “manevi ölümcül dünya hastası” yapmış ilk temsilcisi “Kabil” olan “Nefsi emmare” virüsü hakkın da kimse bir tedbir almadığı gibi söz konusu bile edilmemektedir.

Bu virüsün ismini benzeterek ifade edersek, “kuran’oluşturan, o virüs”-zehir” üreten nefsi emmare, beşer bedenlerini kulanarak, bu virüs-zehiri bedenlerden bedenlere aktarmakta ancak insanların çok büyük bir bölümü bu virüs-zehirden hiç rahatsız olmamakta ve birlikte yaşamaya da ısrar etmektedir. O halde bu durumda yaşayanların onu fark etmeleri hayatlarından çıkarmaları da kendileri yönünden mümkün olmayacaktır.

Bu durumu “celladına aşık” olan kimselerin iç hallerine benzetebiliriz. Nasıl bir çelişkidir ve aldığı bu zehir ile her gün biraz daha öldüğünü bile bile, zehiri almaya devam etmesi gibidir. Kendi isteği ile bu duruma bilerek devam ettiğinden mes’uliyetin tamamı da kendine aittir.

Kendi kendine ettiğin Adem,

Bir araya gelse edemez alem. (Kelâmı kibarı.)

Bu mevzua da tam uymaktadır. Bu neticelerden Rabbımıza sığınırız 57- Bütün insanların zahiren temizlik yönünden Müslüman olması, evde kalınması dolayısı ile de, halveti olmalarıdır. Aslında çok büyük bir ibret levhasıdır.

“korona virüs” ün, insanlık camiasına zahiren verdiği zararın yanın da, batınen ibret alınırsa, verdiği faydaları zararından az değil, belki daha da fazla olduğu görülüyor.

İslâmın baş şartlarından biri olan temizlik, korona virüs vesile ile ne kadar mühim bir tatbikat olduğu Bütün sağlıkçılar ve dünya sağlık örgütü tarafından da tescil edilmiştir.

Kendileri, inanmadıkları islâmın namaz farzının şartı olan abdest faaliyetini, günde beş defa değil, belki (15-25) defa ellerini yüzünü yıkayarak ister istemez, tekrar tekrar yerine getiriyorlar idi. (1400) küsur sene evvel bu temizlik yaşam şartını ortaya amir bir hüküm olarak vaz etmiş olan, islâm dininin müntesiplerine, “gerici-çağ dışı kafa” gibi yakıştırmaları yapanların kendilerinin nasıl bir “çağ dışı” düşünce ve ne kadar basit kısır ön yargı sahipleri olduklarını, hiç aklı olmayan bir kimse bile kolayca tesbit edebilir

“Öksürürken sol elinizin dış kısmı ile ağzınızı kapatın,” fıkhi hükmünün de ne kadar yerinde bir uygulama olduğu maske kullanın hükmü, korona virüs salgını ile açık olarak ortaya çıkmıştır. İslâm dini bu konuyu da (1400) küsur sene evvel bildirmiş idi

ABD’nin Chicago kentinde bir reklam panosunda Hz. Muhammed’in salgın hastalıklar ile ilgili hadisine atıfta bulunarak, panoda Hz. Muhammed’in.

"Bir yerde veba ve benzeri, herhangi bir bulaşıcı hastalık olduğunu işittiğiniz zaman, o yere girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde böyle bulaşıcı bir hastalık varsa, oradan da çıkıp kaçmayınız."

Hadisi korona virüs salgınına karşı kullanıldı.

Geçmiş sayfalarda da belirtildiği gibi. İnkâr alay ve tahkir ettikleri Bütün insanlığın son Peygamberi olan Efendimiz ( ) sözlerini geçte olsa, kendileri tarafından nasıl tasdik edildiği, büyük pano da açık olarak görülmektedir. İnşeallah vakitlice kendilerinin ümmet-i davet olduklarını anlarlar da vaktiyle “ümmet-i icabet” olup geçmiş amellerine tevbe etmek, gelecekleri içinde “kelime-i tevhidi ve kelime-i risaleti okumak sureti ile, tasdik ederek inşeallah İslâm ile müşerref olup her iki dünyalarını da mamur etmiş olurlar

Karantina korumasına alınan insanların, evde kaldıklarında, tabiatın suların havanın ne kadar temizlendiği açık olarak görülmüştür.

İslâm dini bilindiği gibi çevre temizliğini korumaya verdiği önemi her hükmünde öncelikli olarak bildirmiştir. “kıyametin vakti gelmiş olsa dahi elinizdeki fidanı dikin” tavsiyesi ne kadar mühimdir. İnsanların karantinaya alınması kendileri için bir nefs muhasebesi hükmüne de yol açmıştır. Ben neyim-ben kimim-bu alem nedir- bu aleme ben nasıl geldim- nasıl gideceğim? Ve diğer bazı özel düşünceleri gün yüzüne çıkarmıştır. Aslında bu konu insanlığın kendine gelebilmesi için tefekküren en büyük kazançları olacaktır.

Ancak bir müddet sonra, her şey eski haline dönünce insanlık gene eski haline dönecek, belki nefsi emmare virüsü salgını İsrafil Meleğinin onlara üfleyeceği ölüm sûru ile ortadan kalkacak, bu salgın geçecek, ancak içlerinde bulunan “nefsi emmare virüsü” hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktır.

Ancak genel kıyamet ile her şeyin ortadan kaldırıldığı gibi, corona virüs hastalığıda yer yüzünden, bizden sonra gelecek yeni Ademlere kadar kaldırılacaktır.

Çünkü bu alemde bizler, yani ”Âdem oğulları” yegane nesil değiliz, bizden evvel de bu dünyanın üzerinde nice Âdem ve Muhamhed ümmetleri geçmiştir. Bizden sonrada, daha nice Âdem ve Muhammed nesilleri geçecektir. Bunların sayısını ancak Allah-u Teala Hz. Bilir.

Sistem aynı ancak zuhurlar başka olacaktır. Muvzu uzundur, özet bilgi kabilinden bu kadarla yetinmiş olalım. Konu hakkın da birçok sohbetlerimizde genel bilgiler vardır, dinleyebilenler duyup idrak edeceklerdir

Bu vesile ile “halvetin” insan hayatında ne kadar zaruri ve ne kadar yaşamsal bir tatbikat olduğu, bütün insanlık alemi olarak tesbit edilmiş olmaktadır. Peygamberimizin kendisine Peygamberlik gelmezden evvelki “Hira” dağında geçirdiği günlerininde ismi, “halvet-i Muhammed-i‘dir.

Daha evvelki Paygamberan hazaratının da benzer halvetleri vardır.

Yolumuzunda İslâm dinimiz ile başlayan “eshabı suffa” “halvet” tatbikatlı olması, çok önemlidir. Onlar da orada ilim tahsili halvetinde idiler, bu yüzden halkın arasına çok ihtiyaçları olan bir şeyi temin için çıkarlar, daha sonra “Mecid-i Nebevi”nin sahasında olan ilim tahsil yerlerine gelirler orada tahsil ve halvetlerine devam ederler idi.

Böylece hem halvet ve nefs mücadelesi yaptılar, hem de zahir batın, baş eğitimci olan, Muhammed ( ) efendimizin mübarek ilah-i ilminden ve ahlakından, ilim ve irfan eğitimi aldılar ve kâmil birer insan olarak, kendilerini islâmi ilim alimleri olarak ve bunları halklara aktatararak insanlığa armağan ettiler, onların aktardığı, Kur’an-i, İrfani, fıkhi, şer-i, aşk-i, Hadis ve tefsir, ilimlerini dünyanın diğer şehirlerine de ulaştırarak bu günlere kadar gelmelerine sebeb oldular.

Bu çalışmalar İslâmın ilk yerleşik eğitim Üniversitesi idi. Bu eğitim Mekke devrinde bir çok değişik mekanda, (13) Hicretten sonra da Medine de “ashab-ı suffa” denilen yerde (10) sene yerleşik olarak (23) sene devam etti.

Onlardan sonra kurulan bütün ilim mekanları, mevzuları itibari ile “Eshab-ı suffa”nın kıyamete kadar devam edecek şübeleridir.

Mülümanlar ilk fethettikleri yerlere bu muallimleri kadı olarak göndererk oraların gerçek bir adalet ile yönetilmelerini sağlamışlardır.

Bu hususta dikkat çekmeye çalışacağım bir husus vardır.

Hiçbir dinin böyle eğitilip zahir batın, ilimleri ile yetiştirilmiş-donatılmış, eğitici müntesipleri yoktur. İsa (a.s.) mın hayatına baktığımızda, bu halin hiç olmadığını görmekteyiz. Kendisinin zaten çok kısa olan (2,5-3) senelik Peygamberlik süresince kendisine uyan havarilerinin ilklerinden olanların yanın da bulunma süreleri en fazla (2,5) senedir.

Diğerlerinin ise süreleri çok kısadır, işte bu yüzden gerçek bir İsevi eğitimi “mertebe-i İseviyyet” hakikat-i itibari ile aktarılamamıştır, havari ismini alan bu kimseler kendi beşeri akılları ile, nasıl ve ne kadar anlamışlar ise o şekilde gittikleri yerler de, kendi anladıkları beşeri İseviyyeti anlatmışlardır, anlattıkları gerçek iseviyyet olan “mertebei kusiyyet”i kendi hayallerinde oluşturdukları şekli ile beşeri bir anlayışla aktarmışlardır.

Bu yüzden Havariler gittikleri yerlerdeki toplulukların eski kendi alışkanlıklarından ve havarilerin anlattıkları kendi hayallerinde hayalen kurguladıkları “İseviyyet” anlayışlarını orada eskiden kalan bazı inançlar ile yöre halkı birleştirip çok başka, güya İsa (a.s.) anlayışlı uydurma hayali düşünceler ortaya çıkmıştır.

Bu husus İncil ismini verdikleri, onlarca, en mukaddes olan bu beşer yazılımların isimleri dahi konunun ne kadar gerçekten uzak olduklarını açık olarak göstermektedir.

Şöyleki! Elde bulunan ve hiçbir ilâh-i değeri ve bağlantısı olmayan, yazanların hayalinden meydana gelmiş olan “mensubiyyet İncillerinin” isimleri dahi nasıl bir hayalin ve edep dışı isimlerin olduğunu açık olarak göstermektedir.

Allah-ın kitabı Allah-a göredir. Beşere göre “İlâh-i kitap” Olamaz bahsedilen kitaplara bakıldığı zaman açık olarak üstünde de yazıldığı gibi, “matta’ya göre İncil” “Luka’ya göre İncil” “Yuhanna’ya göre İncil” “Pavlos’a göre İncil” bütün bu isimler tamamen hayali ve ayrıca İlâh-i nezaket ve İlâh-i kurallara da tamamen zıttır. Bu isimler Allah-ın kabul edeceği isimler değildir. İçinde şirk vardır ve Allah-ın kitabına şirk koşmak manasına dır, ve cezası çok yüksektir.

“Matta’ya ve diğerlerine” göre İncil demek, kişinin isminin başa geçirilerek Allah-ın kelâmını adeta kula bağlayarak, ilâh-i bir kitapmış gibi Allaha mal etmek, Allahaa en büyük isyan ve edepsizliktir. Kendi hayali aslı olmayan düşüncelerini, Allah ismiyle perdeleyip, kendi isimlerini öne çıkararak, Allah-ı kendilerine siper yapmışlardır, nasıl bir istismar ve sahiplenme hükmüdür, bunun vebali nasıl ödenir bilinmez Allah muhafaza.

Bilindiği gibi İznik toplatılarında ortada bulunan (100) den fazla incilden (4) tanesi kabul edilmiş diğerleride ortadan kaldırılmıştır. Bu arada birde, “barnabas” İncilinden bahsedilir ki, onun içindekilerin gerçeklere daha yakın olduğu bildirilir ancak İznik konsülünde bunun kabul edilmediği bildirilir.

Aslında yer yüzüne İncil diye kayıtlı bir kitap indirilmemiştir. İncil bir kelime-i mana-iseviyyet kelimesinin manası olan İsanın kendisi idi. Diğerlerinin ismi olsa olsa, bizde de olduğu gibi, “İsanın hadisleri” olabilirdi, Yani İsanın sözleri olarak isimlendirilebilirdi.

İslâmiyette nasılki, Peygamberimizin sözlerinin toplandığı yerlere “Hadis-i Muhammed-i” “Muhammedin sözleri” ( ) denmektedir. İşte bu yüzden onlara da, “hadisi İsalar” (a.s.) deselerdi daha uygun olabilirdi. Tabi bunlar kendi sorunlarıdır. Onlar istedikleri kadar, bunlar dört ayrı İncil değil, dördü de dört yönlü bunların tek anlatımıdır, deselerde kendilerini avutup aldatmaktan öte bir netice vermez.

Onların hükümsüz olduğunun bir delili daha ise, “Peygamber efendimize Peygamberlik geldiği hira gecesindeki “İkra’ –oku” emri ile zaten bütün semavi kitaplar ve hukuk nesih edilmiş-kaldırılmış, yerine yeni din olan ve bütün zamanları kendi şemsiyesi altına almış olan İslâmiyet ve onun hiç şüphesiz ilâh-i kitabı- kelâmı olan “Kur’an-ı Kerim’in” hükmü baki olmaya o tarihte başlamıştır, inişi-nüzül, (23) sene eğitimi ile birlikte devam ederek, her yönü ile bütün insanlık aleminin hepsine çok sağlam ayaklar üzerinde duran, muazzam bir ilim ve muhabbet kalesi ortaya çıkmıştır. Bunun üzerinde hiçbir şekilde acabalara ve tereddütlere yer yoktur. Böyle düşünce ve zanda olanların akıl va kafa yapılarından şüphelenmek lazımdır. Aleyhte düşünenlerin akıllarında şüphelenmeleri ve mutlaka bir akil insan ile danışma yapmalıdırlar. Tabî onların sorunlarıdır.

İslâmiyet gelmezden evvel iyi niyetli İsevilerin de put perestlerden ne kadar eziyet çektikleri bilinen tarihi gerçeklerdendir. Hayatlarını devam ettirmeleri için yer altında şehirler kurarak, Yani “karantina”ya uzun seneler girerek o zamanlarda yaşanan “putperest-nefsi emmare virüslerin” den korunmaya çalışmışlardır.

Böylece “karantina” lar “garantina”ya dönüşmüş olmaktaydılar.

Böylece yolumuzun da ismi olan “Halveti” olmak ne kadar gerçekçi ve “garantina”lı bir yaşam olduğu, dünya sağlık örgütü dahil bütün dünyaca açık olarak tescillenmiştir

58- Peçe ve maske

Zavallı batının hayata bakış anlayışlarının ve insan haklarının, ne kadar çiğnendiği kendinden olmayana hayat hakk-ı tanımadığı, gıravatlı barbarlığın yaşandığı, zavallı nefsi emmara gururu ve benliğ içinde yaşayan toplumlar.

Korona virüs’in attığı tokat ile nasıl bütün hayali ve nefsi değerlerinin, tarümar olup dağılıp gittiğinin belki farkında olurlarda, bundan sonra İslâmın getirdiği ırk ayrımının olmadığ, giyim ve kıyafette herkesin hür olduğu, bir yaşam sürecine geçerlerse, işte o zaman belki katlettikleri bütün insani değerleri yeniden yeşertmeye çalışmış olurlar.

Müslüman olan, asaletli hanımların her mahalde asil peçelerine saldıranların bugün erkek ve kadın aynı olan “maske/peçe” ler yüzünden, birbirlerine girip gene hırsızlık ve barbarlıklarını göstererek, Türkiyenin gönderdiği “peçe/maske”lere devletçe el koyup çaldılar. Garip bir müslümanın kendini korumak için taktığı peçesi yüzünden, almadığı hakaretler görmediği eziyetler, elinden alınan çalışma hakk-ı ile rızkından ettikleri, yaşam hakk-ı tanımadıkları, bütün dünya tarafından bilinen gerçeklerdendir.

Şimdi ise hakaret sebebi yaptıkları, yerlere attıları, takanlarını tartakladıkları “Peçe/maske” leri kanun kararları ile takılmasını, takmayanlara ceza uygulanacağını açık olarak ilân ettiler. İşte böyle dünya döner devran değişir işlerde tersine döner, gerçekler ortaya çıkar gerçeği görmeyenlerin de, bu gerçekler ilâh-i adalet ile iyice görmeleri için, gözlerine kendi kanunları ile sokarlar.

Pek ümit var olunmaz ama, onlar o ”peçe/maskeleri, erkek kadın takarlar, ancak gene de gafletlerinden gerçeği görmesinler diye, maskeleri gözlerine kadar çekerlerde gene hakikatleri görmezlikten gelirler. Ancak bu sefer gözleri iyice kapandığından hiçbir şeyi görmezler. Allah islah etsin.

Dünya da bu günlerde çok ibretlik haller yaşanıyor.

Amerika başta olmak üzere ettiklerini buluyorlar.

59- Davul ve korona- Diriliş ve Ertuğrul.

Korona virüs karantina günlerinde, (65) yaş üstü olan, fakirde bu guruptan olduğumdan 19 mart 2020 65 yaş üstü kimselere dışarı çıkma yasağı geldi.

Davul ve korona’nın bu uygulama ile ne ilgisi var diye düşünüp merak edenler olursa, izah etmeye çalışayım.

Yasaklı günlerde bütün günümüz evde geçmekte idi, gerçi fakir, bu hale alışığımdır. Ancak yasaksız zamanlarda zaman, zaman dışarı çıkar, dışarıda olan işlerimi görür idim, ayrıca seyahatlere çıkar birçok zamanlarımız da seyehatlerle geçer idi, bu sebebten zamanlarımızın bir kısmı da dışarıda geçerdi.

Ancak yasak geldikten sonra, hastalık için tedbir olması ve oldukça da yüklü cezasının bulunması yönünden, dışarıya çıkma imkânımız olmadı. Bu arada ihtiyaçlarımızı sağ olsun, Cem oğlumuz alıp getiriyor idi.

İşte bu yüzden evde kalma süremiz fazlalaşmış oldu, gerçi fakirin dışarıyla internet yönü ile, gelen sorular ve zuhuratlar, ayrıca irfan eğitiminin devam etmesi ile hiçbir zaman ilgim kesilmedi, yaklaşık her gün (10-12) saat civarında bilgisayar başında mesaim vardır. Ancak bütün bu kadar çalışma içinde, biraz olsun başımı dinlendirmek ve daha başka konularla da, ilgilenmek için zaman, zaman belgesellere bakmaya başladım. Biraz başımı böylece dinlendirdikten sonra, tekrar kitap çalışmalarıma ve gelen mailleri cevaplamaya çalışıyor idim.

İşte gene böyle bir zihni dinlenme sırasında, televizyon da bazı kanallara bakarken bir kanalda, (Diriliş-Ertuğrul) dizisine rastladım, böyle bir dizinin varlığını biliyordum, ancak dizilerdeki kontrolsuz bazı sahne ve ihtirasların varlığından, bunları seyretmiyorduk zaten vaktim de pek yoktu.

İşte korona virüs sebebi ile evde kaldığımız süreler uzayınca, zihin dinlendirmesi, yönü ile baktığım bu dizi diğer dizilerden biraz daha farklı olduğunu görünce, izlemeye başladım, baktım diğer diziler gibi nefsi sitresleri olmadığı gibi ayrıca milli hisleri öz geçmişimizi ve gayreti bizlere açık olarak gösteriyor ve bu toprakların kazanılması için ne fedakârlıklar yapılmış olduğunu açık olarak gösteriyor idi. Rasladığım bölüm (40) civarında olan bir bölüm imiş.

Ertesi akşam diziyi gene izlemek için başlayacağı saatine kadar, diğer işlerimi yoluna koyup, diziyi vakti gelince izlemeye başladım. Gerçekten de sitres yaptırmadan seyrediliyor idi. Birkaç bölüm daha izledikten sonra yavaş, yavaş diziyi ve karakterleri tanımaya başlayınca, bir karakter çok dikkatimi çekti. İşte bu karakterin korona virüs ile ilgili olması dolayısı ile buraya aktarmayı uygun buldum.

Bahsi geçen karakter, Noyan’ın yakını (Şaman yüce bilge Bengütay) idi. Şimdi bunun ne ilgisi olabilir diye sorulabilir.

Bu karakterin temsil ettiği, bir bakıma,

cinnet geçirme, efsunlanma, ateşe cinlere tapma, medyumluk, halinin temsilcisi olduğu yönü iledir.

Noyan herhangi bir şekilde bir kimseden intikam almak için, içindeki bütün nefreti ortaya çıkarması ve kendinde olağan üstü bir gücün oluşması için, hadi bakalım bize ruhlar aleminden haber ver diye. Davulcu bengütaya işaret vermesi ile, davulcu bengütay sağ elindeki tokmağını sol elindeki davula vurarak, yavaş, yavaş ifritleri harekete geçirerek ve onlarda kendisini harekete geçirerek, hoplayıp zıplamaya ve ne olduğu anlaşılmaz kelimeler ile, çığlıklar atmaya başladığı zaman.

Noyanın da ayağa kalkarak yavaş, yavaş ondan etkilenerek, transa geçerek ondan sonra onu kontrollarına alıp ondan faaliyet göstermeye başlayan “cin” taifesinden ifritler, Noyanın ve davulcu bengütayın bedeninden kendi kandökücülüklerini hiçbir acıma hissi olmadan, ortaya koymaya hazır hale geliyorlar idi.

Ayrıca kendilerinde bulunan nefsi emmarelerininde birleşimi ile tam bir cani, ölüm makinesi haline gekmekteler ve böylecede bütün mel’anetlerini gözlerini bile kırpmadan ayrıca çok güyük bir zevk ve iştaha ile insanları öldürmek için hayvandan daha aşağı, bir istekle onları öldürmek için saldırmaktalar idi. Savaş sırasında hiçbir acıma hali göstermemekte ve işi son derece iştah ile yapmaktalardı.

İşte bu aktarım hali korona virüsün nefes ve hareket ile karşı tarafa geçtiği gibi iblis lâinde böylece kişilere kendi virüs/zehirlerini aktarmaktadır. Bu husus çok mühimdir. Korona virüs fizik bedeni hasta ettiği için dışarıdan görülüp tesbit edilip tedavi yoluna gidilmektedir. Ancak iblis ve taifesi kişinin lâtif nefs tarafına virüs/zehirini, aktardığında bunun zahiren ilaç tedavisi yoktur. Ancak çok kuvvetli bir irfaniyyet ve tevhid ilmi ile tedavisi mümkündür, ancak bu irfani eğitimi verecek kimseler, “gönül tabibleri” çok azdır

Noyan’ın ifadesi ile kan kokusundan daha güzel bir koku burnuma gelmemiştir demektedir. Bu yüzden davulcunun başı hep kan içindedir.

Bu ise! Âdem’in halkedildiği zamanlarda meleklerin “kan dökecek bozgunculuk yapacak, bir kimseyimi halkedeksin”? demelerini hatırlatmaktadır. Bilindiği gibi “Â-dem” kelimesinden baştaki Hakikat-i ilâhiyyeyi temsil eden (Elifi) kaldırırsak, geriye “dem” kalırki Arapça manası “kan” demektir. Ancak “dem” kelimesine Türkçe olarak bakarsak “demlenmek” kemale ermek huzur bulmak manasınadır. Ancak gene Türkçedeki olduğu gibi de, akşamcıların da kullandığı bir tabirdir. Yani her iki yönlü nefsi ve rahmani olarak kullanılır. Diriliş ve Ertuğrul. Bölümüne gelirsek. Davulcu öldürme cani/makinesi iken, Ertuğrul diriltme/hayat verme er yapma temsilcisidir.

Dirilmek güzel bir haslettir. Nice kimseler vardır ki, kendilerini yaşıyormuş zannederler, aslında onlar manen ölü hükmündedirler. İşte bunları diriltecek ancak, Racul/Er olan muhabbet ve irfan sahibi kimselerdir. Bunların yanın da uzun süren bir tevhid eğitimi ile dirilmeleri mümkün olacaktır.

Korona virüs ile, diriliş ertuğrulun bu yönden ibretli bir benzerliği vardır, biri hile ve ölümü, diğeri ise yaşatmayı ve ilâh-i Erliği temsil etmektedir. Belki dizinin birkaç bölümünü seyretmem bu hali ibretlik olarak ortaya koymak içinmiş. Birisi kan kokusunu, diğeri ise nefesi Rahmani kokusunu sevmektedirler.

Burada dikkat çekici bir konu daha vardır. Belki biraz yakıştırma da olabilir, ancak olsun burada da bir başka gerçek vardır. Ertğrul ve arkadaşları obalarını kurmak için yeni yerler aramaya çıktıklarında, o günlerde bizansın sınırlarına kadar gelirler, güzel bereketli topraklar olduğunu görünce oralarını fethederek yerleşmeye karar verirler. Ve aralarında, buralara bir isim bulalım diye düşünülüyorken içlerinden biri, lâtife yollu burası “İznük” olsun der, bunun üzerine Ertuğrulda o halde “İznik” oldsun diyerek gülüşürler.

Bunun ne ehemmiyeti var, aralarında lâtifeli olarak sıradan bir isim oluşturmuşlar, denilebilir haklı da olurlar ancak, fakirde bir şeyi hatırlatmak isterim. Onlar törelerini ve kendilerinden evvelkilerin düşüncelerini iz’leyerek, buralara kadar gelip buralarda İZ’lerini bırakmışlar. Arkalarından gelenlerde bu İZ’lerden giderek tehlikesiz yollarına devam etmişlerdir. (İznik) kelimesine iki hece olarak baktığımızda, (İz-ve-NİK) hecelerini görürüz. Bu içinde gizli mana olarak şu demektir. (NİK) hecesini tersinden okuduğumuzda açık olarak, (KİN) olduğunu görürüz, İşte mühim olan bu “İZ” leri (KİN) siz olarak takib etmektir.

Ancak batının, İznik ve Ayasofya, KİN’leri hiçbir zaman geçmeyecektir.

Fakir de işte böyle, bizlerden evvelki tasavvuf ve irfan ehli büyüklerimizin İZ’inden gitmeye, KİN’siz olarak, muhabbetle Hakk’ın İZ’ni ile devam etmeye, hep birlikte gayret etmekteyiz. Bu çalışmalardan biride, “İZ’mir yolculuklarımız’dır Rabb-ımız hepimize gayret kuvvet ve kolaylıklar nasib eylesin

Korona virüs sebebi ile bütün dünya adeta kıyamet benzeri bir hal yaşamakta. Bu yüzden kıyamet hakkın da da biraz malümat vermek yerinde olacaktır diye düşündüm ve “Ab…. Bey oğlumuzdan ilgili konu hakkın da ki hadisleri istemiş idim sağ olsun, onları toplayıp göndermiş bende bazı ilâvelerle buraya aktardım.

Nasreddin hocaya sormuşlar. Kıyamet ne zaman kopacak! Diye o da, cevaben. “Ben ölür isem büyük kıyamet hanım ölürse küçük kıyamet kopar. Olarak belirttiği durum gerçekten birey için en gerçek kıyamet tarifidir ve her an geçerlidir.

Genel kıyamet kopmadan dünyasını değiştiren kimseler için büyük kıyametin hiçbir tesiri ve değeri yoktur, çünkü dünyada değildir. Mesele bu halin gerçekçi ve ciddi olarak, ele alınması ve gereğinin bu günden hiç gaflete düşmeden, ebedi geleceğin hazırlıklarını yapmamız gerekmektedir

23- Ademin yer yüzünde görülmesi kıyamet alameti, Peygamberimize peygamberlik verilmesi, kıyamet sürecinin başlaması. Kıyamet insanın karşısında aciz kaldığı süreçlerdir. Korona da böyle bir kıyamettir.

Aslında kıyamet, “kıyam’et” şeklinde bir emir kelimesidir. Yani ayağa kalk demektir. İnsanı ayağa kaldıran her şey bir kıyamettir. Yani “diriliş, kendine geliş, gafletten silkiniş ve idrakle her an uyanık olmak demektir.” Bilindiği gibi Namaz fiilinin ilk hareketi “kıyam-gafletten ayağa kalkıştır.”

Gidenler ziyaret edip görmüşlerdir. Hristiyanların inancına göre Kudüste, İsa (a.s.) ın dirileceği bir kıyamet/diriliş kilisesi de vardır. Onlarca çok kutsaldır

Kıyametin, küçük, orta, ve büyük olmak üzere, üç tarifi vardır. Küçük kıyamet, kişilerin dünyadan gitmesi, orta kıyamet korona ve benzeri durumların oluşması, büyük kıyamet ise, dünya üzerinden bütün insanların yer yüzünden gitmesidir.

Ademin yer yüzünde görülmesi kıyamet alameti, Peygamberimize peygamberlik verilmesi, kıyamet sürecinin başlaması’dır.

Bu alemlerin Kur’an-ı kerîm de (6 gün –kün-tecelli) diye belirtilen sürede halkadildiği açık olarak bildirilmektedir. Yahudiler de “Allah bu alemleri altı günde halketti yedinci günde de dinlendi” diye beşer anlayışlı bir rabb hayali ortaya koymaktalar. Bu anlayışları ile de kendilerince, “sebt-şebatcumartesi” gününü tatil olarak kabul ederler ve bu yüzden ateş yakmadıkları gibi hiçbir işte yapmazlar.

Bu hususta meslek hayatımdan, küçük bir hatıramı da aktarmak isterim. Cumartesi günleri olduğunda terzihane atölyem, o günlerde şehrimizde oldukça çok olan, Musevi bayan vatandaşlarımızla dolardı, saat (2-3) vakitlerine kadar onlarla meşgul olur, varsa işlerini görür, veya bitmiş kıyafetlerini teslim eder idim. Onlarda daha sonra nerde günleri varsa o günlerine giderlerdi yani cumartesi günleri evlerinde hiç iş yapmazlardı.

Görüldüğü gibi gayri Müslimlerin anlayışlarında (6) gün vardır bu günler oluşum günleridir. Ancak bu alemin şartı, kevn ve fesat-olmak ve bozulmak yani sonlanmaktır.

İşte Peygamber Efendimize Hira dağında ikra’ ile peygamberlik geldiğinde aynı zaman da (7) nci gün olan dünyanın bozulma günü başlamıştır. O yüzden bizlere hafta izni yoktur çok çalışma vardır bu yüzdende Cum’a suresinde, “namazdan sonra yer yüzüne dağılınız yerde ve gökte rızıklarınızı arayınız” hükmü vardır. Bu durumda sadece namaz vaktine kadar bir zaman vardır, bu zaman da namaza hazırlık yapmakla geçmektedir.

Peygamberimiz kıyametin vaktini, işaret ve orta parmağını yan yana getirerek benimle kıyamet arasında bu kadar fark vardır, diye bir ölçü vermiştir. Bu ölçünün nisbi olarak ölçüsü bulunabilirse yaklaşık kıyamet vakti de bulunabilinmiş olur.

İnsanlık alemi İslam dininin gelmesi ile kıyamet sücine başlamış olmaktadır.

Şu an bizler dahi kıyamet sürecinin içinde yaşamaktayız. Kıyamet sahneleri her zaman dünya sahnesinde ibretlerle her an oynanmaktadır. Kıyamet diye belirtilen husus ise kayamet sahnesinin son perdelerinin kapanacağı gündür.

Bütün insanları o son perdelerin kapanacağı bildirilen günden ibretler alarak kendimizi, geldiğimiz fezanın, gene fezada olan başka bir gezegenine gideceğimizi bilmemiz lâzım gelecektir. Gerçek Ademilerin sıla-ı rahmi cennettir. Ariflerin ise sıla-i rahimleri Allah zati isminin zat cennetleri olacaktır.

Adem’in İZ’lerini takib edenler bahsedilen cennetlere, İblisin İZ’lerini takib edenler ise cennetten kovulan iblisin kendine vadolunan cehenneme gidecekleri açık olarak belirtilmiştir. Allah daha iyisini bilir

Bu hususta bir konuya daha dikkat çekmek yerinde olacaktır diye düşünüyorum. O da şudur. İnsanın hayat seyrinde yaşları itibari ile, değişik merhale ve geçişler olduğu gibi, dünyamızında üstünde insan oğlu görüldüğünden beri, belirli evreleri olmuş ve olmaktadır. Bu evreleri dörde ayırabiliriz. Bunlardan birincisi, insanlar üzerinde de geçerli olduğu gibi. Ef’al yaşantısı, esma yaşantısı, Sıfat yaşantısı ve zat-i yaşantısıdır.

İnsanlar Adem (a.s.) ile başlayan süreden Miladi (1850) senesine kadar çok uzun bir süre insan ve hayvan kas gücü ile hayatlarını sürdürdüler, bu sürede insanlığın en büyük keşfi tekerleğin bulunuşu idi, işte bu süre insanlığın (Ef’al” filer zamanı yaşadığı süresi idi.

(1850) de buhar gücünün bulunması ile insanlık aleminin önünde “Esma-isimler” mertebesinin faaliyeti görülmeye başlamıştır bu devrede ilahi isimlerin manaları mekaniğe aktarılmaya başlandığından insan oğlu büyük bir aşama kaydetmiş ve durağan yaşamdan daha hızlı mekanik bir ilerleme sürecine geçmiştir. Bu süreç (1950) ye kadar sürmüştür. Ve bu devrede geçmiş sürelerde ki bilgilerden belki insanlık daha çok bilgi üretmiştir.

(1950) senelerinden (2,000) senesine kadar ise “Sıfat” mertebesi yaşantısı başlamıştır. Bu sürenin özelliği ise elktroniğin çok geliştirilmiş bir süreç olmasıdır.

Bilindiği gibi insanlık alemi (2,000) senesine yaklaştığı zamanlar Milenyum, milenyum diye ifadeler kullanılıyor idi ve bu sürecin çok tehlikeli neticeleri olacağı teknelojinin kilitleneceği gibi bir çok endişelerde vardı nihayet o günlerde geçti (2020) bu günlere de geldik.

(2,000) senelerinde ise insanlık alemi Zat mertebesinin, ilk yaşantısı olan Ef’al düzeyini yaşamaya başlamıştır. Bu sürede ise zamanımızda da görüldüğü gibi gerçek ilmi ve lâtif buluşlar ortaya çıkmaktadır. Yapay beyin tel gibi maddi bağlantısı olmayan cihazlar ve bazı olağan üstü sistemlerdir. İnsanlık alemi bu sürecin belki “zat-i Esma” mertebesine de ulaşıp ilmi olarak bunları duyguları ile duyup ilmi mana da idrak edebileceklerdir, ancak fiziki olarak yaşanmaları mümkün değildir, çünkü içinde yaşadığımız bu toprak madde bedenimiz, bu alemin aracıdır esma mertebesinde yaşaması mümkün değildir, ağırlık kütlesi çok çok fazladır.

Geçmiş sayfalarda belirtildiği gibi, bütün dünya daki insanlarda bulunan korona virüs’ün ağırlığı (1,76) ağırlığı esma aleminin latif zuhuru olduğu görülmektedir.

Batın aleminin bizim alemimize en yakın olan yeri berzah-ara alemidir. Ehlullah bazı geçmiş göçmüş insanlarla veya bazı yaşayan insanlarla bu berzah aleminde görüşürler, bu görüşme ise madde beden ile olan yaşantı sürecinde değil, kişinin latif benliği ile olan görüşmelerdir. İnsanların ru’ya-da ki yaşantıları gibidir. Bunun oluşması için ise, Efendimizin bütün insanlık alemine haber verdiği, “ölmeden evvel ölünüz” halini ve hakikatini yaşayanlar ancak bu halleri idrakedbilirler, aksi halde kendilerini sadece toprak fizik bedenden ibaret olduklarını zannedenlerin, bu sahada faaliyet ve yaşantıları yoktur.

Şunu çok iyi bilmemiz lazımdır ki, ölmek yok olmak değil, kıyafet değiştirmektir. Ölüm sadece tadılarak geçilecek bir mekan aktarılımıdır, hayat hiçbir zaman kesilmeden devam edecektir. Çünkü kişi sadece bir düşünceden ibarettir ve bu düşüncenin hiçbir ağırlığı yoktur latiftir. İşte bu dünya da bütün bu hakikatleri irfani olarak idrak etmiş kimseler bunları, ölümü tadıştan sonra, aynîaynı, olarak görüp yaşayacaklardır.

Zamanımızın bazı hayali geniş olarak düşünüp dünyayı kendi nefsi ve benlik sahiplik anlayışlarına göre belki bazı madde üstü zat-i esma mertebesinden bazı bilgilere ulaşarak bazı gerçekten olağan üstü hallere ulaşılabilecek, belki diğer garip insan toplulukları üzerinde daha fazla tahakküm edeceklerdir, ancak bunların da hepsi bedenen olup bu dünyadan gideceklerdir. Gerçek mana da batın aleminin ihtiyacı olan malzemelerini dünyadan batın alemine amelleri ve ibadetleri ile aktarmadıklarından ölüm ötesi, içinde yaşayacakları bu zat-i esma alemi, onlara hiçbir şey vermeyecektir. Çünkü onlar daha dünya da iken buradaki haklarını almışlar ve diğerlerinin aleyhinde kullanıp bitirmişler, ahirete müflis olarak gitmiş olacaklardır, bu durumdan Rabb-mıza sığınırız.

Efendimizin bildirdiği kıyamet alemetlerinin bazıları bu kabilden oluşacak bilgilerdendir yeri geldikçe izahına çalışılacaktır.

Zat-i Yaşamın kemalli olarak Ef’al, Esma, Sıfat ve zat yaşantıları ahiret alemi denilen, zaman ve latif mekanlarda yaşanacaktır. Cennet ehli Nur ismi kapsamında Nurların yoğunlaşmasından meydana gelen ve ismine cennet denilen yerlerde Adem-i hakikatleri İZ’leyerek takib edenler ebedi olarak huzur içinde yaşayacaklardır.

İblis ve nefsi emmare İZ’leyicileri ise nar-ateşin yoğunlaşmasından meydana gelen cehennem denilen yere atılarak orada yaşayacaklardır. İmansızlar ebedi, iman ehli olupta, ameli eksik olanlar, ceza süreleri geçince oradan çıkarılacaklar onlarda cennetlerde kendilerine ayrılan yerlerine geçeceklerdir.

Zannediyorum, “varidat” isimli bir kitapta görmüştüm, kıyamet hakkın da şöyle bir tesbit yapılıyor idi.

(Kıyamet Zatın zuhuru Sıfat saltanatının sönüşüdür)

Şeklinde idi ve oldukça da isabetli bir tarif idi. Yeryüzünde bütün mertebeler zahiri olarak yaşandıktan sonra geçmiş sayfalarda bahsedildiği gibi zati mertebeden maddi olarak yaşanacak her türlü yaşam yaşanıp bütün zahiri sırlar meydana çıktıktan sonra artık bu dünyanın yaşam konusu açığa çıkmış olacağından daha fazla sürdürülmesine gerek kalmayacak bozgunculuk yapan ve kan dökenler daha çok artacağından bu dünyanın varlık sebebleri ortan kalkmış olacağından, son olaylarla dünyanın üzerinde yaşam imkânı kalmayacağından bu süreçte “İsrafil” (a.s.) alacağı emir ile surunu üfleyecek, üflenen bu nefesten çıkan ölüm zerre ve tanecikleri, bütün insanların beyinlerine girip ölüm mekanizmelerini kilitleyip bedensel yaşamlarını sona erdirecektir. Bu gün bu oluşumu (korona virüs) hastalığının yayılmasını örnek olarak aldığımızda, daha güzel anlamamız mümkün olmaktadır.

Bunun bir sonraki aşaması ise insanlar yer yüzünden kalktıktan ve yeryüzü insansız oldukça uzun bir zaman geçirdikten sonra, Allah-ın murad ettiği bir sürede Cenâb-ı Hakk tekrar “İsrafil” (a.s.) ma surunu üflemesiniöttürmesini emredecak, o da tekrar surunu üfleyecek bu sefer insanlar hep birlikte cem olarak kalkacaklardır.

Birinci üfleyişte cem olarak ölüm nefhası gönderilecek, ikinci üfleme de ise gene cem olarak Hayat-hay nefhası gönderilerek, bütün insanlar kıyam edip, ayağa kalkacaklar ve böylece hesap kitap mahşer hali de başlamış olacaktır. Bu hallerinde “CEM”re düşmeleri bunlardır.

Sur’u, boynuz şekli suretinde ağzı-üflendiği yer dar uç tarafına doğru genişlediği, bu günkü Hapörlörler şeklinde olduğu bilrilmiştir. Musevilerde boynuza üfleyerek ses çıkarıp etrafa haber verirlermiş.

Bilindiği gibi bu haberleşmeyi İseviler kilise çan sesleri ile duyururlar.

Müslümanlar ise bilindiği gibi namaz vakitlerini Ezan-ı Muhammed-i nefesten çıkan seslerle uzağa iletmekteler ve bu nefhalar insanların kulaklarından gönüllerine şifa aktarmaktadır.

Museviler ve İseviler, hayvan ve maden mertebesinden, ancak o manaları müntesiplerine aktarırken, Müslümanlar ise, İnsan-Zat mertebesi nefhalarını kulaklardan gönüllere aktarmaktadırlar. Dilin müşterisi ise kulaktır

Bu ön bilgileri verdikten sonra şimdi Efendimizin bildirdiği kıyametin, on büyük alametlerini özetle incelemye başlayalım.

54) KIYAMETİN ON BÜYÜK ALAMETİ

1. DECCAL’İN ÇIKMASI

Huzeyfe’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Hz Peygamber’in (s.a.v) yanında Deccal zikredildi. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle dedi: Dünya var olduğu sürece küçük ve büyük fitne, Deccal’in fitnesidir. (Ahmed b. Hanbel, Müsn 389)

Ebû Bekir es Sıddık’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.v), bize Deccâl’den bahsederek şöyle buyurdu: “Deccâl, doğudan Horasan denilen bölgeden çıkacaktır, yüzleri deri ile kaplanmış kalkanlara benzeyen insanlar ona uyacaklardır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 4.)

Ebû Hureyre’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah ( ): Deccal şuradan veya buradan, bilakis şuradan çıkacaktır, yani doğudan, buyurmuştur.”

Ebû Hureyre’den (r.a) rivâyet edildiğine göre: "Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Otuz kadar yalancı Deccaller çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235.)

Raşid b. Sa’d (r.a)’dan Allah Resûlu (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Deccal, halk ondan bahsi terk etmedikçe, imamlarda minberden onun hakkında söz söylemeyi bırakmadıkça çıkmayacaktır. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 72.)

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre: Resûlullah (s.a.v), insanlar arasında kalkıp Allah’a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra Deccâl’den bahsederek şöyle buyurdu: “Ben sizi ondan önemle sakındırıyorum her Peygamber de kavmini ondan sakındırmıştı. Fakat ben hiçbir Peygamberin kavmine söylemediği bir sözü söyleyeceğim; Onun tek gözlü olduğunu biliyorsunuz, Allah tek gözlü değildir. Zührî diyor ki: Bana Ömer b. Sabit el Ensârî bildirdi ona da Peygamberin ashabından biri bildirmiş: Resûlullah (s.a.v) o gün onları Deccâl fitnesinden sakındırırken şöyle buyurmuştu: Biliyorsunuz ki sizden hiçbiriniz ölmeden önce Rabbini asla göremeyecektir. O Deccâl’ın iki gözü arasında kâfir yazılıdır. Onun amelinden hoşlanmayanlar bu yazıyı okuyacaktır.” (Tirmizi, Fiten, 56)

Ubade b.es- Samit (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “şüphesiz ben size Deccal'den (çok) bahsettim, (ama yine de) anlayamamış olmanızdan korktum. Şüphesiz Mesih Deccal kısa boylu, eğri bacaklı, (yürürken bacaklarının arası açık) kıvırcık saçlı, tek gözlüdür. gözü siliktir, kabarık da çukur da değildir. Eğer durumu size karışık gelirse biliniz ki Rabbiniz tek gözlü değildir.

Huzeyfe (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre: "Resûlullah (s.a.v) buyurmuşlar: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur, halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur. (Buhari, Enbiya, 50)

"Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve: Ben şehadet ederim ki: "Sen Resûlullah (s.a.v)'in bize haber verdiği Deccal'sin!" der. Deccâl de (kendi adamlarına): “Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte şüpheye düşer misiniz?” der. Oradakiler: "Hayır!" derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Dirilttiği zaman adam: "Allah'a yemin olsun, senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi diye(rek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek.” (Buhari, Fedâilü’l-Medine, 9)

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlar: «Üzerlerinde taylasanlar olduğu halde Asbahan yahudilerinden yetmiş bin kişi Deccal'a tâbi olacaklardır. (Müslim, Fiten, 25)

Ümmü şüreyk, Resûlullah (s.a.v)’in bana şöyle buyurduğunu anlattı: “İnsanlar, Deccâl’in şerrinden kaçarak dağlara sığınacaklar. “ Ümmü şüreyk dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! O gün Araplar nerededir?” Resûlullah (s.a.v): “Onlar o gün çok az olacaklardır” buyurdu. (Müslim, Fiten, 25)

"Deccal'i işiten kişi ondan uzaklâşsın. Vallahi insan onu mü’min zannederek ona gelir ve içine düştüğü (ölüleri diriltmesi gibi) şüphelerden dolayı veya içine düştüğü şüpheler için ona tabi olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 441)

Resûlullah (s.a.v)'in teşehhüdden sonra şöyle duâ ettiği söylenmiştir: “Allahım, cehennem azabından, kabir azabından, Deccâl'in fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salat, 184)

"Bir kimse Kehf suresinin başından on âyet ezberlerse Deccal'in fitnesinden korunur.” (Müslim, Salat, 44)

Enes b. Mâlik (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre: Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:«Hiç bir belde yoktur ki oraya Deccal ayak basmasın. Yalnız Mekke ile Medine müstesna! Yollarından her biri üzerinde saf bağlamış melekler vardır ki onu korurlar. Deccal çorak yere iner ve Medine üç defa sarsılır. Deccal'ın yanına Medine'den bütün kâfir ve münâfıklar çıkar.” (Buhari, Fiten, 27)

Cabir b. Abdullah (r.a)’ dan rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Dindeki bir sarsıntı ve şer’i ilimlerden yüz çevrilmesi esnasında Deccal çıkacak. Onun 40 günü vardır ki O onda yeryüzünde seyahat eder gezer. 40 günden bir gün bir sene gibidir. Bir gün bir ay gibidir ve bir günde hafta gibidir. Ve diğer günleri artık geçirdiğiniz bu günler gibidir. Kendisinin bindiği bir eşek vardır ki iki kulağının arası 40 zira’dır. İnsanlara der ki ben sizin Rabbinizim hâlbuki onun bir gözü görmez. Hâlbuki sizin Rabbiniz kör değildir. İki gözünün arasında kâfir yazar. İster yazmayı bilsin ister bilmesin her mü’min onu okur. Her bir kaynak ve su üzerine gelir.

Mekke ve Medine’ye giremez Allah o iki yeri ona haram kılmıştır. Melekler, Mekke ve Medine’nin kapılarında nöbet tutarlar. Deccal ile beraber ekmekten bir dağ vardır. Çok yiyeceği vardır. Hâlbuki insanlar kıtlık içerisindedirler, fakat ona tabi olanlar müstesna. Kendisinin iki nehri vardır ki ben onları biliyorum kendisinin cennet dediği nehri vardır ve cehennem dediği bir nehri daha vardır. Deccal’in cennet dediği nehre kim sokulursa o ateşdedir. Deccal’in cehennem dediği nehre kim sokulursa o cennettedir. Hz. Peygamber (s.a.v) devamında dedi ki Allah-u Teâlâ Deccal ile birlikte şeytanlar gönderir ki insanlarla konuşurlar onların yanında da büyük bir fitne vardır. Göğe emreder ve gökte yağmur yağdırır. İnsanların gördüğü yerde bir kişiyi öldürür. Sonra insanların gözünde o ölüyü diriltir. İnsanlardan diğerleri üzerine musallat kılınmaz. .Ey insanlar bu yaptığı şeyi sadece Aziz ve Celil olan Rab yapar, der. Müslümanlar ki Şam’da Duhan ismi verilen bir dağa kaçarlar ve onlara gelir onları kuşatır. Kuşatması şiddetli olur ve onları şiddetli bir açlıkta bırakır. Meryem oğlu İsa iner ve seher vaktinde onlara seslenir. Ve der ki bu habis yalancı adama karşı durmanıza sizi men eden şey nedir? Derler ki: Bu cin taifesindendir. Namaz kılmak için kaldırılır. Ey Allah’ın ruhu ileri geç bize namaz kıldır derler ve Meryem oğlu İsa der ki imamınız geçsin ve size namaz kıldırsın. Sabah namazı kıldıktan sonra Deccal’e hücum ederler. Bu esnada Hz Peygamber dedi ki: Kezzab olan Deccal Meryem oğlu İsa’yı gördüğünde suda tuzun eridiği gibi erir. Ona doğru yürür. Onu öldürür hatta o kadar ki taş ağaç ne varsa şöyle seslenir. Ey Allah’ın ruhu bu bir yahudidir kendisine (Deccal’e) tabi olanlardan hiçbir kimseyi bırakmaz, öldürür.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 368

Geçmiş sayfalarda Peygamber Efendimizin “Deccal” hakkın da vermiş olduğu bilgilerden bazılarını aktararak buraya aldığımız bölümlerin özetle izahlarını yapmaya çalışalım.

Yeri gelmişken evvelâ “DECCAL” kelimesini harfleri yönü ile anlamaya çalışalım. دﺟّﺎل harfleri itibari ile baktığımızda, elif harfini (1 ve 13) değerinde baktığımızda. Biri (53) diğeri (41) sayı değerinde olmaktadır. Bunların ne olduğu da bellidir.

Harfleri itibari ile yorumlamaya çalışırsak. (Dal) “4” sayı değeririnde, dört mertebeden de (dalâlet) içinde olduğudur, diğer yönden ise “dalâletin delilidir.

(Cim) “3” sayı değerindedir, iki cim “6” sayı değerindedir. Bu da altı cihet yönüyle, zahir batın, şeddeli/şiddetli cehalet sahibi demektir.

(elif) (1-ve-13) tür. Bir olması temsilci olarak (1) olması ancak tabileri, replikalarının pek çok olduğudur. Diğer yönden (13) olması kendine ait bir varlığı olmayışı kendine, kendi imtihanı için verilen ömrünün (13) e bağlı olduğudur.

(Lâm) ise “30” dur. Bir bakıma hakikat-i itibari ile “deccal” hakkın da “Lâ” dır yani yoktur, hayali çokluğu yönünde ise sıfırlar dolusu kesret ve çokluktur.

Kur’an-ı kerîm de ve hadis-i şeriflerde gelecekteki ve geçmişteki bazı hadiseleri daha henüz o günlerde ilmi olarak yaşanamadıkları ve insanlığın o devrelerdeki ulaştığı zahiri bilgiler ile izahı mümkün olmayan yaşantıları kendi zamanlarında ellerinde olan bilgi ve görüntülere benzeterek sembollerle izah edilmişlerdir.

Bunlardan birisi, Mi’rac bahsindeki sembollerdir. Burak, Ref,Ref, Merdiven, İsra, gibi.

Konu olan “Deccal”de böyle bir anlatımdır. “Deccal” bir simgedir, kendi haline uygun her türlü kimlik ve varlığa bürünerek insanlık aleminin şimdiye kadar baş fitnesi olmuştur, kıyamete kadar da son fitnesi olacaktır. Bilhassa cin şeytan ve insan suretlerini kullanarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu halin dışarıda ki faaliyetleri olduğu gibi bütün insan bedenlerinde de kendine ait bulunan “mudil” esmasının mahalli vardır bu mahalli koruyamayanların o sahaları onun karagahı olur ve oradan o bedeni kendi kötü ahlakı yönünden kullanır. Bunu kullanması ise kendi benzeri bahsi geçen mahluklardan kendisine üflenen ve varlığına yayılan batıl ve isyancı hükümleri alıp, yeri geldiğinde kendisi kendine uygun gördüğü bahsi geçen insan-ı nakıs/noksan insanlar, cin, şeytan, iblis, ifrit, ortalkarına nefyeder kendine gizle müşrikler/ortaklar topluluğunu kurmuş olur. Böylece onların insanlık taraflarını öldürüp kendi askerleri haline sokar.

İşte bu yönü ile bakıldığında, “Deccal” görülmeyen amansız, manen öldürücü bir “virüs/zehir” dir. Ve yeryüzünden kaldırılması adeta bu yönü ile mümkün değildir. Çünkü tesbiti, korona virüsün tesbitinden daha zordur çünkü fiziki lâbaratuvarlarda tesbiti mümkün değildir ancak, İrfani ve nefs terbiyesi ile tesbiti ve tedavisi mümkündür.

İşte eski dergâhlarda, medreselerde, zaviyelerde, İrfani ve nefs eğitimi ile bu eğitimi yapanların Deccalleri yok ediliyor idi. Bu mekânlar “kasıtlı veya kasıtsız, onun hesabını yapacak değiliz ancak netice de meydandadır.” Kapatıldıktan sonra bu saha boş ve garip kalmıştır. Bu yüzden “beşeri benlikle kamufle edilmiş yaşayan, ancak zahirde kimliği gözükmeyen “deccal ahlaklı suretler çok artmıştır” Allah cümlemizi bunların şerlerinden muhafaza eylesin. Yaşamaya çalıştığımız, içinde bulunduğumuz cemiyetin içinde, aklı selim ile bakanların bunları tesbit etmeleri hiçte zor olmayacaktır

Dünya var olduğu sürece küçük ve büyük fitne, Deccal’in fitnesidir.

“Deccâl, doğudan Horasan denilen bölgeden çıkacaktır, yüzleri deri ile kaplanmış kalkanlara benzeyen insanlar ona uyacaklardır.”

Horasan kelimesini Hor’asan, olarak düşlünür isek, “hor-kötü-sopa” olarak düşünebiliriz, o gün geldiğinde belki o mübarek beldeden böyle biri suretlenmiş olarak çıkacaktır.

Bu konuda internetten alınan küçük bir gilgiyle yolumuza devam edelim Horasan kelimesi hor ve âsân olmak üzere iki kelimeden oluşan bir kavramdır. Bu kelimenin Farsçanın bir kolu olduğu belirtilen Dârî dilinde iki anlamı vardır. Birincisi güneş ve onun doğduğu yer yani doğu ; ikincisi ise ye ve afiyetle, yani afiyet olsun diye tercüme edebileceğimiz bir manaya gelmektedir Eski türk topluluklarını etkileyen bir diğer inanış da “Şamanizm” idi. “Şamanizm” bir din olmayıp daha çok büyü ve gizli güçlere inanma biçimleri idi. Şamnizm de, dünyanın iyi ve kötü ruhların etkisi altında olduğu kabul ediliyordu. Ruhlar ile insanlar arsında bağlantıyı sağlayan kişiye “Şaman (Kam)” deniliyordu Bu topraklar Müslümanların eline geçince, bilindiği gibi oralardan, “Horasan erleri” diye manevi bir ordu çıkmış balkanlara kadar gitmiş Osmanlı orduları oralara gelmeden oraların manevi Fatihleri olmuşlar. Ordu geldiği zaman halktan direnç görmediklerinden oralar kolayca feth edilmiştir.

Belki bu durum tekrar eski haline dönüp, oralardan, yüzleri deri ile kaplanmış, Hayvan suretlerine, benzeyen insanlar ona uyacaklardır.” Ve bunlar, “Horasan/doğu” dan doğacaklardır

: “Otuz kadar yalancı Deccaller çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder.” 

Gerçektende onların hepsi, “Mudil’in ve onun en şirret yüzü olan iblisin elçileridir

Deccâl’den bahsederek şöyle buyurdu: “Ben sizi ondan önemle sakındırıyorum her Peygamber de kavmini ondan sakındırmıştı. Fakat ben hiçbir Peygamberin kavmine söylemediği bir sözü söyleyeceğim; Onun tek gözlü olduğunu biliyorsunuz, Allah tek gözlü değildir.

Şüphesiz Mesih Deccal kısa boylu, eğri bacaklı, (yürürken bacaklarının arası açık) kıvırcık saçlı, tek gözlüdür.

Deccalin tek gözlü olması, hayata tek taraflı sadece “Mudil ahlâkı” yönünden bakmasıdır. Hadi zuhurlarına hayat hakkı tanımamasıdır.

Ayaklarının eğri olması zaten gidişinin doğru olmadığından’dır

"Resûlullah (s.a.v) buyurmuşlar: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur, halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur. (Buhari, Enbiya, 50)

İblis-deccalin en büyük marifeti. “Varı yok yoku var” göstermesidir. Burada da yapmaya çalıştığı gibi. “Su yu ateş, ateşi de su, olarak göstermesi gibidir

“İnsanlar, Deccâl’in şerrinden kaçarak dağlara sığınacaklar. “

Resûlullah (s.a.v)

“Allahım, cehennem azabından, kabir azabından, Deccâl'in fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.”

"Bir kimse Kehf suresinin başından on âyet ezberlerse Deccal'in fitnesinden korunur.

Kehf suresi (18) ci suredir ve bu husuta çok anlamlı suredir. Korona virüs, “karantina/garantina” günlerine çok uygun bir anlatış ve bakış açısıdır. Dışarıda fikir hastalıklarını yaymak için, sağlam beden arayan günün “putperestvirüs”lerine karşı korunmak için, ashab-ı Kehf’in girdikleri korunma-gönül haneleridir.

NOT= Eshab-ı Kehf hakkın da geniş bilgi. (31-18-Kehf suresi) isimli kitabımızda bulabilirsiniz

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:«Hiç bir belde yoktur ki oraya Deccal ayak basmasın.

Yani hidayetten sonra dalâlet İblisi düşünceler her yere girecektir. Delâletten kasıt Hakkan-i olmayan her şeydir

. Kendisinin iki nehri vardır ki ben onları biliyorum kendisinin cennet dediği nehri vardır ve cehennem dediği bir nehri daha vardır. Deccal’in cennet dediği nehre kim sokulursa o ateşdedir. Deccal’in cehennem dediği nehre kim sokulursa o cennettedir. Hz. Peygamber (s.a.v) devamında dedi ki Allah-u Teâlâ Deccal ile birlikte şeytanlar gönderir ki insanlarla konuşurlar onların yanında da büyük bir fitne vardır.

Derler ki: Bu cin taifesindendir

Bu esnada Hz Peygamber dedi ki: Kezzab olan Deccal Meryem oğlu İsa’yı gördüğünde suda tuzun eridiği gibi erir. Ona doğru yürür. Onu öldürür hatta o kadar ki taş ağaç ne varsa şöyle seslenir. Ey Allah’ın ruhu bu bir yahudidir kendisine (Deccal’e) tabi olanlardan hiçbir kimseyi bırakmaz, öldürür.”

Allah’ın iki nehri vardır. Biri “Kevser diğeri Zem zem “ pınaralarıdır. Ayrıca cennette de dört pınar vardır. Bunlar Kevser nehri, Bal nehri, şarap nehri ve süt nehirleridir bunların hepsi içenlere hayat verir

2. HZ. İSA’NIN NÜZULÜ

Ebû Hureyre (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre: "Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim! Meryem oğlu İsa'nın, aranıza adâletli bir Hâkim olarak ineceği, istavrozları kırıp hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap'tan) kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur.” (Buhari, Büyu, 102)

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Canım, Kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlunun adâletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O gelince haç’ı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o derece çoğalacak ki kimse onu kabul etmeyecektir.” (Buhari, Enbiya, 49

İsa (a.s.) hakkın da geniş bilgi. (60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah) isimli kitabımızda bulabilirsiniz.

3. MEHDİNİN GELMESİ

Ebû Saîd El Hudrî (r.a)'dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Mehdî ben (im neslim) dendir. O açık alınlı ve ince burunludur. Dünyayı zulümle dolduğu gibi adâletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.” (Hâkim, Müstedrek, IV, 556)

“Ümmetimin arasında Mehdî çıkacaktır, beş veya yedi veya dokuz (şüphe eden râvî: Zeyd’tir) yaşayacaktır. Ebû Saîd diyor ki: “Bu müddet nedir?” Diye sorduk. Resûlullah (s.a.v) “Senedir” buyurdu ve şöyle devam etti: “Bir kimse o Mehdi’ye gelecek ve Ey Mehdi bana ver! Bana ver! Diyecek. Mehdi’de onun elbisesinin eteğiyle taşıyabileceği kadar eteğini dolduracaktır.” (Tirmizi, Fiten, 53)

"Horasan tarafından siyah bayraklı orduyu gördüğünüz zaman onlara katılın. Çünkü Alah’ın halifesi Mehdi onların içindedir.” (Ahmed, Müsned, V, 277

Mehdi mevzuuna gelince bu halde, başlı başına bir mes’eledir.

İnsan gurupları eski çağlardan beri hep bir kurtarıcı beklemişlerdir. Tarihi kayıtlarda hepsi vardır, ne hikmetse insanlığın ömrü hep kurtarıcı birilerini beklemekle geçmiştir. Yahudilerde benzer bir kurtarıcıyı beklemekteler, Hristiyanlar ise göklerin kırallığını ilân edecek İsâ (a.s.) mı beklemektedirler.

Bizler ise Hadisi şeriflerde de bahsedilen, “Mehdi” hazretlerini beklemekteyiz. Bunlar birer umut verici hayata biraz daha sabretmeyi, yaşama ümidini veren hallerdir. Olur veya olmaz eğer gerçekten gelecekse o gün yeryüzünde yaşayanlar görecektirler. Ancak inkârcılar gene inkâr edeceklerdir. Şu an dünyada yaşayan bizler onun zamanına yetişemez isek, bizim için bu husus geçerli bir yaşantı olmayacaktır, o halde bizimle ilgisi de olmayacaktır, bizimle ilgisi olmayan bir şeyinde bize ne faydası olur ne zararı olur.

Ancak bire bir, bir zararı veya faydası olacak husus bizim bize ait bize verilmiş olan, beden mülkümüzün “mehdisi”nin gelip gelmediği meselesidir. Eğer biz kendi beden mülkümüzün mehdisini beden mülkümüze indiremezsek, işte biz bize ait mehdiyi kaçırmış olmaktayız. Bu durumda zahir âlemde gelecek mehdiyi dahi anlamamız mümkün olmayacaktır.

Bu husus Âdem (a.s.) dan bahseden ilk âyet-i kerimelerde ifade edilmektedir.

2.38 - Dedik: İnin oradan hepiniz, sonra benden size ne zaman bir hidayetci gelir de kim o hidayetcimin izince giderse onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir.

Aslında Mehdi yukarıda bahsi geçen “ehli rical”den açıklanarak genele gönderilmiş birinin halidir.

Bundan (15-20) sene kadar evveldi bu hale ait olduğunu düşündüğüm şöyle bir zuhuratım olmuştu

Büyük bir köşk gibi olan binanın alt kat salonunda bulunuyorum yukarıdan merdivenlerden aşağıya doğru kucağında beyazlar içinde yeni doğmuş bir çocuk ile aşağıya salona doğru vakurla büyük bir ihtimam ile birisi iniyor idi, salona inince bütün ev halkı ve görevliler ona hürmet secdesinde bulunuyorlar idi. Yeni doğan çocuktan bahsederlerken bu yeni seyyitlerimizdendir diyorlardı. Bende sadece sahneyi seyrediyordum

Daha sonra uyandığımda, hayırdır inşeallah deyip zâhiren olabilirlik düşüncesi ile, belki beklenen Mehdinin zuhur zamanı gelmiştir diye düşündüm. Diğer yönü ile ise, o günlerde benim düşündüğüm bir meselenin doğumu yani açılımı olduğunu veya olacağını düşünmüş idim.

Bilindiği gibi bu meselenin araştırıcıları tahmin yürütücüleri çoktur. zuhuratı gördüğüm zamandan (10) sene kadar sonra idi bazı kimselerle konuşurken kendi aralarında yaptıkları tahmini hesaplara göre Mehdi (a.s) ın geldiği ve çocukluk devresinde olabileceğini kendi aralarında görüşüyorlar idi, ben de bu hususta bir şey söylemedim sadece dinledim.

Bütün bunların dışında bir mutlak gerçek var ki oda şudur. Mehdi (a.s.) gelmezden evvel evvelâ onu kabul edecek ümmetin oluşması lâzımdır. O nun kabulü içinde yer yüzünde hadi isminin zuhurlarının çoğalması lâzımdır ki gerçek Mehdi geldiği zaman büyük bir çoğunluk o nu kabul etsin. Aksi halde bu çoğalma olmayınca kabul görmesi de olmaz. Ayrıca gerçek Mehdi geldiği zaman “ben Mehdiyim” demez, kendi halinde bu özellik olduğu için, O nun Mehdiliği dışarıdan tasdik görecektir.

Açık olarak bilindiği ve görüldüğü üzere, günümüzde bile birçok Mehdilik iddiasında olan kimseler vardır, bunlar kendilerine göre çok küçük sayılacak kadar kişiler tarafından Mehdi olarak kabul görmeleri, zaten onların mehdilikle hiç ilgileri olmadığını açık olarak göstermektedir. Ancak böyle bir iddiada bulundukları içinde, ne kadar büyük bir mes’uliyyet içinde olduklarının farkında bile değillerdir.

Bu tiplerle çok karşılaşıyoruz. Onlardan birisi ile de bir zamanlar görüşmüş idik, kendisini şimdi Amerika da bulunan Mehdisinin İstanbul temsilcisi olduğunu söyleyen bir zat İstanbul da sohbetimize gelmek istemiş idi bende buyursunlar demiştim.

Nihayet kararlaştırdığımız gün ve saatte bulunduğumuz yere geldi, sonradan diğer sohbete de gene geldi, yaklaşık kendisi ile (12-14) saat konuşma yaptık, konuşmalarının hepsinde söyledikleri hep birbirinin tekrarı, ve haddini aşan mahiyetinde bazı hususlar idi. Bunlardan biride bizim, kendilerinin Mehdi payesini verdikleri kimseye, hemen biat etmemizin lâzım geldiğini ısrarla ifade etmeye devam ediyordu.

Diğeri ise çok vahim bir sözdü, Güya Peygamber Efendimiz haşa onun arkasında namaz kılmış iddiasıydı. Sen ne diyorsun kardeşim kendine gel, bunlar nasıl sözler diye ikaz etmeye çalıştığımda. Neden olmasın sağlığında başkasının arkasında namaz kılmadımı diye, söz ve fikirlerini müdafaa etmeye çalışıyordu. Bahsettiğin husus başkadır bununla kıyas kabul edilemez dedim. Orada zaruret vardı ve Efendimiz Hz. Ebubekir Efendimizin imamete geçmesini kendi emir etmiş idi. Bu yüzden imamette Ebubekir sıdık Efendimiz gözükse bile, aslında gene imamet makamında olan Peygamber Efendimizdi.

O zaman bu hususta bir soru sorayım dedim, o da buyurun dedi. Bir an için bu muhal işin olduğunu düşünelim! Peki bu namaz ma’na âlemindemi oldu madde âlemindemi oldu? Eğer ma’na âleminde oldu ise senin efendin bu âlemde Peygamber Efendimiz ise ma’na âleminde namaz nasıl kılınmış olacak? Diğer yönden baktığımızda, bu namaz madde âleminde olmuş ise senin mehdin bu âlemde ama Peygamber Efendimiz ma’na âleminde gene bu iş nasıl olacak, dediğim zaman ben bu durumu bilmiyorum diye cevap verip acziyyetini itiraf edince, bende kardeşim, emin olmadığın ve mahiyetini bilmediğin böyle vahim mes’uliyetli işlere karışmasan daha iyi olur dedim.

Baktım ki, kendisine hiçbir söz para etmiyor. O halde size son bir soru sorayım dedim buyurun dedi, İrfan ehlinde İman bir ömür boyu sürermi dedim, cevap olarak, “evet sürer” dediğinde kardeşim senin ne irfaniyetten ne de mehdilikten nede İnsanlıktan bir haberin olmadığı açık olarak görülüyor, biz bu işi burada bırakalım da daha fazla bir birimizin vaktini boşa geçirtmiş olmayalım ve de kırmayalım, diyerek o gün konuşmalarımıza son vermiş idik. O günden sonra da ne ben kendilerini gördüm ne de onlar aradılar bu meselede böylece kapanmış oldu. Haklarında hayırlısı olsun. Bunların hepsi ibretlik yaşantı ve hallerdir.

Bu konuda mühim olan mesele, kişinin kendi özel mehdisi olan “Hadi” isminin beden konaklarına inmesi ve oraları kendi Salih askerleri ile koruma altına almasıdır. Kendi mehdisinin farkında olmayan kimseler, gelecek olan, genel Mehdiden ne anlayacaklar ki

4. DÂBBETÜ’L-ARZ

Ebû Hureyre (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cilâd ne kötü bir vadidir?" Bunu iki veya üç defa söyledi. “Neden ey Allah'ın Resulü?" diye sorduklarında, şöyle buyurdu: “Çünkü oradan Dâbbe çıkıp üç kere haykırdıktan sonra doğu ile batı arasında yaşayan insanların tümünü damgalayacaktır. (Taberânî, Mucem, IV, 319)

Allah Resûlu (s.a.v) beni Mekke yakınlarında çölde bir yere götürdü. Birde baktım çevresi kumluk kuru bir yerdeyiz. Allah Resûlu (s.a.v): İşte Dâbbetü’lArz şu yerden çıkacak, buyurdu. Baktım orası bir karışa göre başparmakla işaret parmağı arası kadar bir yerdi. İbn Büreyde der ki: Birkaç sene sonra hacca gittim. Bana kendisine ait bir asayı gösterdi. Baktım benim şu asama göre şu kadardı. (Ahmed, Müsned, V, 357)

“Dâbbe çıkıp herkesin alnını damgalayacak. Sonra (damgalılar) aranızda yaşayacak. Hatta deve satın alan birine başka biri: 'Bunu kimden satın aldın?' diye soracak da o: 'Alnı damgalı olanların birinden satın aldım, diyecek.” (Ahmed, Müsned, V, 268)

“Dâbbetü’l arz buradan çıkacak ve Safa daki bir yarığa âsası ile vuracak. Elbette üçte biri çıkacak (bir atın gidebileceği yol kadar) Dâbbetü’l-arz’dan insanlar mescidlere kaçacak. Dâbbe onlara siz zannediyor musunuz ki mescidler benden kurtaracak diyecek, onları mühürleyecek. İnsanlar şehirlerde dolaşacaklar. İnsanları ey kâfir ey Mümin diye ayırt edersin. (Ebu Ya’la, Müsned, X, 67)

“Dâbbenin zaman içinde (yani dünyada) üç çıkışı vardır: 1. Bâdiye'nin uzağında Yemen’in ucundan çıkar. Fakat onun zikri (onun çıktığına dâir haber) köye yani Mekke'ye varmaz. Sonra uzun zaman gizlenir. 2. Sonra bir kere daha çıkar ve bu kez onun zikri, yani çıkış haberi çöllerde yayılır ve Mekke'ye de ulaşır. Sonra uzun zaman gizlenir. 3. İnsanlar, Allah'a karşı en şerefli ve en büyük mescidin nezdinde iken (Allah'ın katında mescidlerin en ikramlısı Mescid-i Haram'dır), bu Dâbbe Rükn Esved ile Beni Mahzum arasından, yani (haremden çıkanın sağına doğru olan yerdir) çıkar. Başından toprağı silkerken bağırması muhakkak insanları çok korkutur ve paniğe uğratır. Bunun üzerine insanlar onun yanından çeşitli yönlere kaçışırlar. Fakat kendilerinin Allah'ı aciz bırakmayacaklarına inanan mü’minlerden bir topluluk koşmayıp Dâbbe'nin yanında sebat ederler. Bu Dâbbe de önce onlardan başlayarak yüzlerini parlatır.

Hatta onların yüzlerini en parlak yıldız gibi parlatır ve yanlarından ayrılır. Sonra bu Dâbbe dönüp yeryüzünde hareket eder. Artık ona ne takip eden yetişebilir ne de kaçan kurtulabilir. Hatta kişi ondan sığınarak namaza durur. O da bunun arka tarafından yanına gelir ve: Ey filanca! Şimdi mi namaz kılıyorsun? Der ve yönelip yüzünü damgalar. Sonra da çekip gider. (O zamanda) insanlar mallarda müşterek, şehirlerde barış halinde olurlar ve mü’minler kâfirlerden ayırdedilerek tanınırlar. Hatta mü’min kimse: Ey kâfir! Bana hakkımı edâ et, yani ver, diye hitap eder. Kâfir de: Ey mü’min! Sen de bana hakkımı ver, der.” (Hâkim, Müstedrek, IV, 483)

“Dâbbenin çıkışı güneşin batıdan doğmasından sonradır. Artık Güneş batıdan çıkınca İblis’e secdedeyken tokat atar. Bundan sonra yeryüzünde 40 sene mü’minler ferah içinde olurlar. Ne isterlerse Allah-u Teâlâ onlara verir. Kendilerine verilir ve istedikleri şeyi hazır bulurlar. Hiçbir zulüm hiçbir haksızlık yoktur. Artık her şey âlemlerin Rabbi olan Allah’a kendini teslim etmiştir. İsteyerek veya istemeyerek itaat etmiştir. Hatta o derece ki yırtıcı hayvanlar hiçbir hayvana hiçbir kuşa eziyet etmezler. Dâbbetü-l Arz’ın çıkısından sonra mümin 40 seneyi doldurmayana kadar ölmeyecek. Sonra kendilerine öyle bir ölüm gelecek ki Allahu Teâlâ’nın dilediği müddet beklerler mü’minler arasında ölüm yayılacak hiçbir Mümin kalmayacak kâfirler diyecek ki biz mü’minlerden korkuyorduk artık onlardan kimse kalmadı artık bizim tövbemiz kabul edilmeyecek ve onlara bir şaşkınlık gelecek, hayvanların şaşkınlığı gibi yollarda şaşkın kalacaklar. Onlardan bir tanesi annesiyle, kız kardeşiyle, yolun ortasında ilişkide bulunacak, kendisine nikâhlayacak onların çocuğu olacak ve başkası aynı kadınla ilişkide bulunacak. Artık bu durum çirkin görülmeyecek kimse kimseyi kıskanmayacak. Onların o durumda en düzgünü o kişidir ki bari yoldan çekilseniz daha güzel olur diyen olacak. İslâmiyet’e uygun hiçbir nikâh kalmaz onlardan hepsi zinakar çocuğu olduktan sonra bu şekilde Allah’ın dilediği gibi yaşarlar. Allah-u Teâlâ kadınların rahmine bir kısırlık verir 30 sene müddetçe hiçbir kadın çocuk doğuramaz ve yeryüzünde çocuk kalmaz. Hepsi zina çocuğu olunca, hemde insanların en şerlisi olunca, işte bunların üzerlerine kıyâmet kopar.” (Hakîm, Müstedrek, IV, 520

Görüldüğü gibi içinde bulunduğumuz, kıyamet sürecinin günleri azaldıkça alametlerde görülüyor ve vakti geldikçe de görülecektir. Onlardan biri de “dabbe” olarak bildirilmiştir. Bilindiği gibi dabbe, yer mahluku yanı dünyalıdır. Maddesi aynen insan maddesi ancak, ilâh-i olan “Venefahtü” (15-29) sü yoktur. Yani ayak üstü gezen hayvandan da aşağı olan bir mahlûk türüdür. Kendine ait oldukça geniş güçleri vardır. Şerrin den Allah muhafaza eylesin. O gün yaşayanlar onun suretinden bu gün yaşayanlar ise onun hayalinden hepimizi muhafaza eylesin

5. YECÜC VE MECÜC’ÜN ÇIKIŞI

Hz. Peygamber (s.a.v)'in zevcesi Zeyneb binti Cahş (r.an.) şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah (s.a.v) korkarak yüzü kızarmış olduğu halde dışarı çıktı: «Allah'dan başka İlâh yoktur! Yaklaşan şerden vay Arabın haline! Bugün Ye'cüc Me'cüc seddinden şunun kadarı açıldı. Diyordu. Râvî başparmağı ile ondan sonra gelen parmağı halka yapmıştır. Zeyneb demiş ki: Ben: Yâ Resûlallah! Aramızda salihler varken biz helak mi olacağız? Dedim. Evet! Fısku fücur çoğaldığı vakit buyurdular. (Buhari, Menâkıb, 25)

Ebû Saîd (r.a) den Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Ye’cüc ve Me’cüc çıkmasından sonrada kesinlikle Kâbe haccedilip umre yapılacaktır.” (Buhari, Hac, 47)

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur; Ye’cüc ve Me’cüc hergün o seddi delmeye çalışırlar delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: “Dönün yarın delersiniz.” Allah’ta ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir. Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; Başlarındaki yetkili dönün onu “İnşallah” yarın delersiniz diyerek inşallah kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar Onların bir ucu Şam'da, bir ucu Horasan'da olacaktır. Doğu nehirlerinin tümünü ve Taberiye Gölü'nü de içeceklerdir. İnsandan biraz farklıdırlar. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısadır. (İnternet bilgisi ُوجَﺄْﺟَ ﻣ جُوَﺄْﺟَ ﯾ “Ye’cüc Me’cüc” sayıları itibari ile toplu olarak, “Ye’cüc-23-Me’cüc53-” sayı değerindedir. Bir çok hesaplamalar yapılabilir, ancak bu kadarla bırakalım. Deccal ile aralarında ki benzerlik, kelimelerin hepsinde ikişer adet (Cim) harflerinin olmasıdır. Bu hususta iki cinsinde müşterek halleri zahir va batın İlâh-i hakikatlere göre, çok cahil olmalarıdır.

Bazı alimler Zülkarneyn seddinin “Çin Seddi” olduğunu da bildirmektedirler, bu ise aslında “Cin” seddidir.

Bütün suları içerler, İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik gökte olanları da mağlub ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler. Resûlullah (s.a.v) şöyle devam etti: Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki O kırılıp yok olan Ye’cüc ve Me’cüc’un leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır. (İbn Mace, Fiten, 33)

Görüldüğü gibi Bu taife de, Zülkarneyn tarafından, seddin arkasında bırakılarak karantinaya alınmıştır. Onların karantina süresi bitince bulundukları yerden çıkıp bahsedilen halleri yapacaklar ve sonun da gene bahsedildiği gibi sonları gelecektir.

Korona virüs ile bağlantısı yaşantıları itibari ile çok açıktır.

Ye’cüc ve Me’cüc hakkında daha geniş bilgi, (31-18- kehf suresi isimli kitabımızda bulabilirsiniz

6. FIRAT’TAN ALTIN ÇIKMASI

Ebû Hureyre (r.a)’dan Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Öyle bir zaman gelecekki Fırat’tan altın bir dağ meydana çıkacak. İnsanlar onun için harb edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek. Ravh, Süheyl'den, bu isnadla hadîsin benzerini rivâyet etti. O, şunu da ziyâde eyledi: Ey oğul! Onu görürsen sakın o savaşa katılanlardan olma, dedi. (ibn Hibban, XV, 85-86)

Ebû Hureyre (r.a) dan Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Fırat nehri suları çekilerek altından bir hazine ortaya çıkar. Kim orada bulunursa oradan bir şey almasın.” (Müslim, Fiten, 8)

Ebû Hureyre (r.a)’ dan Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Fırat nehrinden altın bîr dağ açılmadıkça kıyâmet kopmayacak. İnsanlar onun için harb edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek. Onlardan her adam, keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir. (Müslim, Fiten, 8

Fırattan altın çıkması bir bakıma, üzerine kurulan barajların topladığı sular ile çevresinin sulanması ile çevresinde altın sarısı buğdayların çıkması ile değeri artmış olacağından, insanların iştahları kabarıp buraları ele geçirmek için savaşa girebilirler. Bu yüzden de çok ölümlerde olacağı bildiriliyor.

7. GÜNEŞİN BATINDAN DOĞMASI

Resûlullah (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim. "Çıkış itibariyle, kıyâmet alâmetlerinin ilki Güneş’in battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara Dâbbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğeri de onun hemen peşindedir. (Müslim, Fiten, 23)

Ebû Hureyre (r.a.)’dan Resûlullah ( ): “İki büyük topluluk vuruşmadıkça kıyâmet kopmaz, bu iki topluluk arasında çok büyük savaşlar olur. Hâlbuki bu ikisinin davaları birdir. Yine hepsi de kendisinin Allah’ın Resûlu olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccallerin ortaya çıkmasına kadar kıyâmet kopmaz. Yine şunlar olana kadar kıyâmet kopmaz: İlim alınır, zelzeleler artar, zaman yaklaşır, fitneler ortaya çıkar, öldürme olayları çoğalır, içinizde mal öyle çoğalır ki sadaka verilecek kimse mal sahibini endişeye düşürecek derecede mal dolup taşar.

Hatta bu kimseye sadaka vermeyi teklif eder, o da : “Benim buna ihtiyacım yok” der. İnsanlar bina yapımı konusunda yarış yapacaklardır, bir adam birisinin kabrine uğrar da : “Keşke bunun yerinde ben olsaydım” der. Güneş battığı yerden doğar, Güneş böyle doğduğunda halkın tümü iman edecek ama bu, “Daha önce iman etmeyen veya imanıyla hayır kazanamayan kişiye bu imanı fayda vermeyecek. 365 bir zamanda olacaktır. (Buhari, Fiten, 22)

Ebû Zerr (r.a)’den rivâyet edildiğine göre: “Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Resûlullah (s.a.v), oturuyordu, Ey Ebû Zerr buyurdu: şu Güneş nereye gidiyor, biliyor musun? Ben de: Allah ve Resûlü en iyisini bilir dedim. Bunun üzerine buyurdular ki: Secde etmek için izin almaya gidiyor ve kendisine izin veriliyor, günlerden bir gün geldiğin yerden doğ denilecek bunun üzerine Güneş battığı yerden doğacaktır.” (Buhari, Tevhid, 22)

Huzeyfe bin Üseyd(r.a)’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Bir rüzgâr gelir bütün müminlerin ruhunu alır sonra güneş batıdan doğar. (Taberani, III, 175)

8. DUHAN

Huzeyfe b. Üseyd el-Ğıfari (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre: Biz aramızda kıyâmeti müzakere ederken Resûlullah (s.a.v) üst kattan bize baktı ve şöyle buyurdu: “On alâmet görülmeden kıyâmet kopmayacaktır; Duhan, Deccal, Dâbbe’nin çıkması, Güneş’in batıdan doğması, Meryem oğlu Hz. İsa’nın inmesi, Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkması, Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler, son olarak da Yemen’den çıkacak bir ateş ki insanları mahşer yerine sevk edecektir. (Müslim, Fiten, 13)

Ebû Hureyre (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v)'den şöyle buyurmuştur: Altı şeyden: Deccal'dan, Dumandan, Dâbbetü’l-arz’dan, Güneş’in battığı yerden doğmasından umumen gelecek fitneden, birinizin hassaten başına gelecek olaylardan önce amellere koşun. (Müslim, Fiten, 25)

9. ATEŞİN ÇIKMASI

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. Bu ateş Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır.” (Buhârî, Fiten, 24)

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Kıyâmetten önce, Hadramevt’ten -veya Hadramevt denizinden- bir ateş çıkacak, insanları toplayacak.” buyurmuşlardı.

(Orada bulunanlar:)

“–Ey Allâh’ın Resûlü! (O güne ulaşırsak) ne yapmamızı emredersiniz?” diye sordular.

“–Size Şam’ı (yani Suriye’ye gitmenizi) tavsiye ederim.” buyurdular. (Tirmizî, Fiten, 42)

10.KARA PARÇALARININ BATMASI

Resulullah şöyle buyurdu: “Biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler olmadan kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim, Fiten, 13

Bu kara parçalarının batması, dünyanın içinden çekilen, petrol gaz madenler ile, içinin boşalması neticesinde olacağı açıktır. Zaten küçük küçük çöküntülerin olduğu bilinen bir gerçektir. Hakk’tan hayırlısı

Ce…. Ze… /8 Haziran 2020 Ankara

Selâmlar Efendi Babacığım.

İyi olduğunuza sevindim. Dün gece zuhuratımda sizi Covid Bilim Kurulu Üyelerinden bir Profesör olarak gördüm, biraz sararmış gibiydiniz, ama az da olsa tebessüm ediyordunuz. Biraz tefekkür edince üzerinde çalıştığınız koronavirüs kitabının sizi biraz yormuş olabileceği, bu süreçte en az uzman bir profesör kadar da virüs hakkında bilgi sahibi olduğunuz şeklinde yorumladım. Allahu alem.

Akabinde yine aynı gece, hep birlikte Tekirdağ’da idik. Everest Dağı kadar büyük bir dağın eteğinde eviniz varmış, yukarı dağa bakınca dağın eteğinde 2-3 tane apartman var etrafı bembeyaz karla kaplanmış. Buraya bu apartmanlar nasıl yapılmış, oraya nasıl çıkacağız derken. Kendimi evin mutfağında buluyorum, kahvaltı için sizin beyaz buzdolabının buzluğundan ekmek çıkarıyordum. Mevla iyilikler lütfetsin Efendi Babacığım, kendinize lütfen dikkat ediniz

Necdet Ardıç

Aleyküm selâm Ce… oğlum. Hamdolsun şimdilik iyi sayılırız sizlerinde iyi olduğunuza sevindik Cenâb-ı Hakk iyilikten ayırmasın.

Bende koronavirüs kitabını bitirmeye çalışıyorum bitince (320) sayfaya yaklaşacağa benziyor .

Zuhuratlarında güzel adeta mana aleminden korona virüs kitabının tasdiki gibi olmuş, bu zuhuratınıda sonuna ilave edeceğim.

Diğer zuhuratına gelince o da güzel zaten bildiğiniz gibi bizimde isim olarak ta olsa bir Tekir’dağımız vardır.

Hepimizden hepinize selâmlar hoşça kalın. "İz--T-B

Nihayet bu kitabımızda oldukça uzun süren bir çalışmadan sonra böylece neticeye ermiş oldu, hizmeti geçen yazı gönderen bütün kardeş ve evlâtlarımıza teşekkürlerimizi sunar, kendilerine hayat boyu, Rabbı-mızın kudsiyyetinden nasibdar eylemesini niyaz ederim

Gerçek bir düşünür, İslam’a yakışır bir ilim sahibi, Peygamberimize yakışır bir ümmet, Rabbımıza yakışır idrakli ve ne yaptığını bilen bir kul ve insanlık alemine yardımcı olan bireyler olmamızı, Cenâb-ı Hakk’tan niyaz ederim.

Gayemiz bu ve benzeri kitaplarımızla, bir kişinin ilerlemesi değil, çevremizle birlikte hepimizin idrak ve anlayışlarımızın yükselmesi için, akıl ve idraklerimizi geliştirme yolunda yapılan çalışmalarımızdandır.

Bütün bu hakikat-i ilahiye ilimlerinin bizlere kadar ulaştırılmasında emeği geçen bütün hizmet ehli kadirşinas kimselere teşekkür ederiz.

Bizlerde, bizlerden sonra gelecek yeni nesillerimize bu ilahi emanetleri aktarmaya acizane çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Cenâb-ı Hakk evvela bu hakikatleri hepimize idrak ettirsin sonra da tahakkuklarını nasib etsin İnşeallah.

Allah Hak söyler Hakk-ı söyler.

Gayret bizden muvaffakıyet Hakk’tandır. “İ “ Terzi Baba kitapları. Terzi Baba Baskısı olan kitaplar. 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i. 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik: 24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 35. Fâtiha Sûresi: 39. Terzi Baba: (2) 41. İnci tezgâhı: 49. 36-Yâ’sîn, Sûresi: 59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 67. 067-Mülk Sûresi: 68. 1-namaz sureleri 69. 2-namaz sureleri 88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine. 91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi. 103-terzi Baba yüksek lisans tezi. 118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura. 129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.” (H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız: 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri. 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.) 88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine

Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif,

İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve

sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler) 1. Necdet Divanı: 2. Hacc Divanı: 3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri: 4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri): 5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri): 9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet: 10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle: 11. Vâhy ve Cebrâil: 12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi: 13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye: 14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve

şerhi 15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 16. Divân (3) 17. Kevkeb. Kayan yıldızlar. 18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek. 19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009) 21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 25. -1-Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 34. -3-Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2) 40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-TÂ HÂ Sûresi:

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: ( ) 62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler:

66. Risâle-i Gavsiyye:

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-Namaz Sûrereleri:

69. 2-Namaz Sûrereleri:

70. Yahova Şahitleri:

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:

72. Îman bahsi:

73. Celâl cemâl Celâl:

74. 2012 Umre dosyası:

75. Gülşen-i Râz şerhi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

77. Aşk ve muhabbet yolu:

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları:

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası.

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi.

90- İnsân-ı Kâmil Cild (1-kitap-1) şerhi.

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 92- İnsân-ı Kâmil Cild (2) şerhi.

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara.

95- Terzi Baba-(8) (19/53) 96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası.

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri.

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası.

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi) 103-Terzi Baba yüksek lisans tezi.

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

106-(2016) Umre dosyası.

107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca) 108-Ru’ya-Mana-alemi- Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar.

109-terzi Baba tasavvufi izahlar.

110-19-53-Şeker risalesi.

111-Lübb-ül lübb-Özün özü ve şerhi.

112-Bir kardeşin soruları ve cevapları 113- İnsân-ı Kâmil Cild (1-kitap-2) şerhi.

114- İnsân-ı Kâmil Cild (1-kitap-3) şerhi.

115- İnsân-ı Kâmil Cild (1-kitap-4) şerhi.

116- 2017-Kudüs seyahati dosyası.

117- İnsân-ı Kâmil Cild (1-kitap-5) şerhi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

119-Fu-Hi-01-Adem Fassı.

120-Fu-Hi-02-Şit Fassı.

121-Fu-Hi-03-Nuh-fassı.

122-Fu-Hi-04-İdris-05-İbrahim-fassı 123-Gülşen-i Raz-2-Terzi Baba şerhinin tamamı.

124-İbretlik bir değmez dosyası daha Satih ince.

125-2018 Umre dosyası 126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

128-İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka.

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.”

130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları.

131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi Baba132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha133-1-İzmir İrfan sohbetleri.

134-2-Sohbet arası sohbetler.

135-3-Sohbet arası sohbetler.

136-4-Sohbet arası sohbetler.

137-5-Sohbet arası sohbetler.

138-6-Sohbet arası sohbetler.

139-7-Sohbet arası sohbetler.

140-8-Sohbet arası sohbetler.

141-9-Sohbet arası sohbetler.

142-10-Sohbet arası sohbetler.

143-11-Sohbet arası sohbetler.

144-12-Sohbet arası sohbetler.

145-13-Sohbet arası sohbetler.

146-14-Sohbet arası sohbetler.

147-15-Sohbet arası sohbetler.

148-16-Sohbet arası sohbetler.

149-17-Sohbet arası sohbetler.

150-18-Sohbet arası sohbetler.

151-19-Sohbet arası sohbetler.

152-20-Sohbet arası sohbetler.

153-21-Sohbet arası sohbetler.

154-22-Sohbet arası sohbetler.

155-23-Sohbet arası sohbetler.

156-24-Sohbet arası sohbetler.

157-25-Sohbet arası sohbetler.

158-26-Sohbet arası sohbetler.

159-27-Sohbet arası sohbetler.

160-28-Sohbet arası sohbetler.

161-29-Sohbet arası sohbetler.

162-30-Sohbet arası sohbetler.

163-1-7-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura.

164-2-8-Esmâ’ül Hüsnâ-M.Nusret Tura.

165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

166- İnsan-ı Kam Cilt-1-Kitap-6-şerhi167- İnsan-ı Kam Cilt-1-Kitap-7-şerhi168- 31- Sohbet arası sohbetlerden seçmeler.

169- İbretlik bir hikâye daha-Usta dan çırağına tavsiyeler170-4- Ru’ya-Mana-Alemi-Terzi Babanın görüldüğü

zuhuratlar.

171-5- Ru’ya-Mana-Alemi-Yoruma açık eğitim zuhuratları.

172-6- Ru’ya-Mana-Alemi-Tuzak-mekr-Hileli zuhuratlar.

173- 2020 Umre dosyası.

174- 83-Kur’an-ı kerimde yolculuk Mutaffifin suresi.

175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi.

176- Korona virüs’ün düşündürdükleri.

177- Terzi Baba, “14-İrfan mektebi” tezi.

178-84-12-Ku-Ker-Yol-İnşikak suresi179-13-Terzi-Elif-Terazi-Teradi-İrfan mektebi..

180- A- Füsus’ül-Hikem- Mukaddime.

181- B- Füsus’ül-Hikem- Ayniyet ve Gayriyyet.

182-Fü-Hi-06-İSHAK FASSI183- Fü-Hi-07-İsmail-08-Yakup- fassı184-Fü-Hi-09-Yusuf Fassı185-Fü-Hi-10-Hud Fassı186-Fü-Hi-11-Salih-12-Şuayb Fassı187-Fü-Hi-13-Lut-14-Üzeyir Fassı188-Fü-Hi-15-İsa Fassı

Altı peygamber serisi:

1-15. 6 Pey-(1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.) 2-21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.) 3-24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.) 4-59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.) 5-60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.) 6-61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v

Terzi Baba kitapları serisi:

1-12- Terzi Baba-(1) 2-39- Terzi Baba-(2) 3-32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4-79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5-80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

6-86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

7-91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13) 8-95-Terzi Baba-(8) (19/53) 9-99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

10-103-Terzi baba yüksek lisans tezi.

11-108-Tezi Baba ile ilgili zuhuratlar.

12-109-terzi Baba tasavvufi izahlar.

13-110-19-53-Şeker risalesi.

14-126-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

15-127-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

16-87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

17-126-14-1-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

18-127-15-2-Ben’deki Terzi Babam. Murat Cağaloğlu.

19-129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.”

20-131-Kur’ân-ı-Kerîmde yolculuk-53-Ayetleri ve Terzi

Baba21-165-9- Ku-Ker-Yol-Kıyamet Sûresi.

Bir hikâye birçok yorum serisi.

1-25 -Köle ve incir dosyası:

2-27 -Genç ve elmas dosyası:

3-34 -Bakara dosyası:

4-61-Bir ressam hikâyesi:

5-76-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

6-89-Her şey merkezinde hikâyesi.

Dîvanlar serisi:

1-1-Necdet Divanı:

2-2-Hacc Divanı:

3-16-Divân (3) 4-87-Terzi Baba-İlâhiler derleme.

5-88-Nusret Tura-Divanı.

6-129-Terzi Baba divanı, tüm şiirlerim.

İbretlik dosyalar serisi.

1-17-kevkeb-kayan yıldızlar.

2-23-İbretlik değmez dosyası.

3-73-Celâl Cemâl Celâl “hayalî Kamer’in hayal vâdîsi”

4-81-Hayal vadisinin çıkmaz sokakları.

5-93-Mescid-i dırar/Kubbet-ul kara.

6-98-Solan bahçenin/kuruyan gülleri.

7-105-Cemo ve Farko.

8-112-Bir kardeşin soruları ve cevapları.

9-124-İbretlik bir değmez dosyası daha. Satih ince. 10-128- İbretlik bir hikâye daha. Kaf dağı ve Zümrüd-ü Anka. 11-130-İbretlik bir hikâye daha. Kilise çanları. 12-132-Kaner Yiğido-İbretlik bir hikâye daha13-169-İbretlik bir hikâye daha-Usta dan çırağına tavsiyeler Umre dosyaları serisi 1-2. Hacc Divanı: 2-20. Terzi Baba Umre (2009) 3-33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010) 4-74. 2012 Umre dosyası: 5-83- 2013 Umre dosyası. 6-97- 2015 Umre dosyası. 7-106-(2016) Umre dosyası. 8-104-Hacc Umre ve hakikatleri. 9-125-2018 Umre dosyası. 10-173-2020-Umre dosyası Diğer dillere çevrilen Terzi Baba kitapları serisi 1-5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı

hakikatler: “İngilizce, İspanyolca” 2- 6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve

Hakikatleri: (Fransızca) 3-46. İngilizce, Salât-Namaz: 4-47. İspanyolca, Salât-Namaz: 5-48. Fransızca İrfan mektebi: 6-71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits: 7-93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i): 8-100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca. 9-107-Vahy ve Cebrâîl- (Fransızca) 10-175- Mübarek geceler ve bayramlar. İspanyolca çevirisi Mektuplar ve zuhuratlar serisi: Terzi Baba İnternet dosyaları:

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

1-2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

11-12-13-14-15-16-17-18-19-20-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar .

21-22-23-24-25-26-27-28-29-30-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

31-32-33-34-35-36-37-38-39-40-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

41-42-43-44-45-46-47-48-49-50-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

51-52-53-54-55-56-57-58-59-60-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

61-62-63-64-65-66-67-68-69-70-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

71-72-73-74-75-76-77-78-79-80-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

81-82-83-84-85-86-87-88-89-90-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

91-92-93-94-95-96-97-98-99-100-

Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar.

101-102-103-104-105-106-107-108

Kitaplar devam ediyor şu an Yekün= (188+108=296)
