# Neml Sûresi, 3. Âyet (27:3)

> ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

*Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûn(e)*

**Meal (Diyanet):** (2-3) Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/27/3

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Neml Suresi'nin 3. ayeti, Kur'an'ın müminler için bir hidayet ve müjde olduğunu vurgularken, bu müminlerin temel vasıflarını namaz, zekat ve ahiret inancı üzerinden tanımlar. Ayet, bu kavramların derin anlamlarını ve müminlerin hayatındaki merkezi rollerini dilbilimsel bir hassasiyetle ortaya koyar.","keyConcepts":[{"word":"يُقِيمُونَ","root":"ق و م","rootLatin":"k-v-m","meaning":"Namazı dosdoğru kılmak, onu hakkıyla yerine getirmek ve devamlılığını sağlamak.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'ikâme' (إقامة) kelimesinin 'kıyâm' (قيام) kökünden geldiğini ve bir şeyi tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmek, onu ayakta tutmak anlamına geldiğini belirtir. Namaz bağlamında kullanıldığında, sadece eda etmek değil, aynı zamanda şartlarına riayet ederek, huşu içinde ve devamlı olarak kılmak demektir. Ayetteki 'yükîmûne' ifadesi, namazın sadece şeklen değil, ruhen de ikame edildiğini vurgular."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'ikâmetü's-salât'ı, namazı vaktinde ve tam olarak kılmak şeklinde açıklar. O, bu ifadenin mecazi olarak namazın hakkını vermek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin namaza gösterdikleri özeni ve onu hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmelerini ifade eder."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'salât'ın Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çekerken, 'ikâme' fiilinin bu ibadeti sadece yerine getirmekten öte, onu bir sistem olarak ayakta tutma ve sürdürme anlamını taşıdığını belirtir. Müminlerin 'yükîmûne' fiiliyle nitelenmesi, onların namazı kişisel bir görev olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir değer olarak da yaşattıklarını gösterir."}]},{"word":"ٱلصَّلَوٰةَ","root":"ص ل و","rootLatin":"s-l-v","meaning":"Allah'a yöneliş, dua, ibadet ve kulluğun en temel göstergesi olan namaz.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'salât' kelimesinin kökeninde 'dua' ve 'tazim' anlamlarının bulunduğunu, şer'i anlamda ise belirli fiil ve sözlerden oluşan, Allah'a yöneliş ve kulluk ifadesi olan ibadet olduğunu belirtir. Ayetteki 'es-salât' kelimesi, müminlerin Allah ile olan bağlarını güçlendiren ve onları arındıran bu özel ibadeti ifade eder."},{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'salât'ın lügat anlamının 'dua' olduğunu, ancak Kur'an'da genellikle bilinen ibadet şekli için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'es-salât'ın müminlerin temel vasıflarından biri olarak zikredilmesi, bu ibadetin İslam'daki önemini ve mümin kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'salât'ın Kur'an'daki anlam evrimini incelerken, başlangıçta 'dua' ve 'Allah'a yönelme' anlamlarından, daha sonra belirli ritüelleri içeren bir ibadet şekline dönüştüğünü belirtir. Ayetteki 'es-salât', müminlerin Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirme ve O'na şükranlarını sunma biçimini temsil eder."}]},{"word":"وَيُؤْتُونَ","root":"ء ت ي","rootLatin":"e-t-y","meaning":"Bir şeyi vermek, ulaştırmak, yerine getirmek; burada zekatı hakkıyla ödemek.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'îtâ'' (إيتاء) kelimesinin 'gelmek' (إتيان) kökünden türediğini ve bir şeyi birine ulaştırmak, vermek anlamına geldiğini belirtir. Zekat bağlamında kullanıldığında, onu hak sahiplerine eksiksiz bir şekilde ulaştırmak ve bu görevi yerine getirmek demektir. Ayetteki 'yü'tûne' ifadesi, müminlerin zekat verme eylemini bir lütuf olarak değil, bir görev ve sorumluluk bilinciyle yerine getirdiklerini vurgular."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'îtâ'' fiilinin 'vermek' anlamında kullanıldığını ve zekatın verilmesinin, Allah'ın emrini yerine getirmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'yü'tûne' kelimesi, müminlerin sadece namaz kılmakla kalmayıp, aynı zamanda sosyal sorumluluklarını da yerine getiren kişiler olduğunu gösterir."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'îtâ'' fiilinin Kur'an'da genellikle 'vermek' ve 'ulaştırmak' anlamlarında kullanıldığını, zekatla birlikte kullanıldığında ise bu ibadetin maddi yönünü ve toplumsal faydasını ifade ettiğini belirtir. Müminlerin 'yü'tûne' fiiliyle nitelenmesi, onların mal varlıklarından Allah yolunda harcama konusundaki cömertliklerini ve sorumluluklarını gösterir."}]},{"word":"ٱلزَّكَوٰةَ","root":"ز ك و","rootLatin":"z-k-v","meaning":"Malın arındırılması, bereketlenmesi ve toplumsal dayanışmayı sağlayan farz sadaka.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'zekât' kelimesinin kökeninde 'artma, bereketlenme, temizlenme ve arınma' anlamlarının bulunduğunu belirtir. Şer'i anlamda ise belirli bir maldan, belirli şartlarla fakirlere verilen paydır ki bu, malı arındırır ve bereketlendirir. Ayetteki 'ez-zekât' kelimesi, müminlerin hem maddi hem de manevi arınmalarını sağlayan bu ibadeti ifade eder."},{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sicistânî, 'zekât'ın lügat anlamının 'temizlenme' ve 'artma' olduğunu, şer'i anlamda ise maldan verilen belirli bir miktar olduğunu belirtir. Ayetteki 'ez-zekât'ın müminlerin vasfı olarak zikredilmesi, onların sadece bireysel ibadetlerle değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluklarla da yükümlü olduklarını gösterir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'zekât'ın Kur'an'daki anlamını 'arınma' ve 'büyüme' olarak açıklar. Bu kavramın sadece maddi bir yardım olmadığını, aynı zamanda veren kişinin ruhunu ve malını arındırdığını, toplumsal adaleti sağladığını vurgular. Ayetteki 'ez-zekât', müminlerin sosyal adalet ve dayanışma anlayışının bir göstergesidir."}]},{"word":"بِٱلْـَٔاخِرَةِ","root":"ء خ ر","rootLatin":"e-h-r","meaning":"Dünya hayatından sonraki ebedi hayat, ahiret.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'âhiret' kelimesinin 'sonra gelmek' anlamındaki 'ahhar' kökünden türediğini ve dünya hayatından sonra gelen ebedi hayatı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bil-âhireti' ifadesi, müminlerin dünya hayatının geçici olduğunu ve asıl yurdun ahiret olduğunu idrak ettiklerini gösterir."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'âhiret'in, dünya hayatının zıddı olarak, ölümden sonraki hayatın tüm aşamalarını kapsayan bir kavram olduğunu açıklar. Ayetteki 'bil-âhireti' ifadesi, müminlerin sadece dünya ile sınırlı bir yaşam görüşüne sahip olmadıklarını, aksine sonsuz bir hayata inandıklarını vurgular."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'âhiret' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve müminlerin dünya görüşünü nasıl şekillendirdiğini detaylıca inceler. Ahiret inancının, müminlerin ahlaki davranışlarını ve sorumluluklarını belirleyen temel bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtir. Ayetteki 'bil-âhireti', müminlerin tüm eylemlerini ahiret sorumluluğu bilinciyle gerçekleştirdiklerini ifade eder."}]},{"word":"يُوقِنُونَ","root":"ي ق ن","rootLatin":"y-k-n","meaning":"Kesin olarak inanmak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilmek ve tasdik etmek.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'yakîn' (يقين) kelimesinin 'şüphenin kalkması ve bilginin kesinleşmesi' anlamına geldiğini belirtir. 'Yûkinûne' fiili, müminlerin ahirete dair inançlarının sadece bir zan veya tahmin değil, tam bir kesinlik ve şüphesiz bir bilgiye dayandığını ifade eder. Bu, imanın en yüksek derecesidir."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn el-Halebî, 'yakîn'in, bilginin en üst seviyesi olduğunu ve 'ilmü'l-yakîn', 'aynü'l-yakîn' ve 'hakku'l-yakîn' olmak üzere dereceleri bulunduğunu açıklar. Ayetteki 'yûkinûne' ifadesi, müminlerin ahiret inancının bu derecelerden en azından 'ilmü'l-yakîn' seviyesinde, yani kesin bilgiye dayalı olduğunu gösterir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'yakîn' kavramının Kur'an'da 'iman'dan daha güçlü bir kesinlik ve şüphesizlik ifade ettiğini belirtir. Müminlerin ahirete 'yûkinûne' olarak inanmaları, onların bu inancı sadece akli bir kabul olarak değil, aynı zamanda kalbi bir tasdik ve yaşamlarına yön veren bir gerçeklik olarak benimsediklerini gösterir."}]}]}

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Neml Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/3*
- **Neml Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/3*
- **Kelime-i Muhammediyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/3*
- **Kelime-i Muhammediyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/3*
- **Kelime-i Muhammediyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/3*
- **Kelime-i Muhammediyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/3*
- **Zekât ve İnfâk** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/3*
- **Zekât ve İnfâk** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/3*
