# Neml Sûresi, 37. Âyet (27:37)

> ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةً وَهُمْ صَـٰغِرُونَ

*İrci' ileyhim felene/tiyennehum bicunûdin lâkibele lehum bihâ velenuḣricennehum minhâ eżilleten vehum sâġirûn(e)*

**Meal (Diyanet):** "Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız."

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/27/37

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Neml Suresi'nin 37. ayeti, Hz. Süleyman'ın Sebe melikesine gönderdiği tehdit mesajını içermektedir. Ayet, 'ordu', 'güç yetirme', 'çıkarma', 'alçaltma' ve 'küçük düşürme' gibi kavramlar üzerinden bir üstünlük ve yaptırım gücü beyanını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.","keyConcepts":[{"word":"جُنُودٍ","root":"ج ن د","rootLatin":"c-n-d","meaning":"Ayette, Hz. Süleyman'ın Sebe melikesine karşı kullanacağı, sayıca ve güççe üstün olan askeri birlikleri ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Cünd (جند) kelimesi, bir araya gelmiş, toplanmış topluluk anlamına gelir. Özellikle savaş için toplanan askerî birlikler için kullanılır. Ayetteki 'bî-cünûdin' ifadesi, Süleyman'ın sahip olduğu, karşı konulamaz büyüklükteki ordulara işaret eder ve bu, Sebe halkı üzerinde bir korku ve caydırıcılık unsuru olarak sunulur."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Cünûd (جنود), Allah'ın orduları veya bir hükümdarın askerleri anlamında kullanılır. Burada Süleyman'ın ordusu kastedilmektedir. Bu ordunun 'la kıbele lehum biha' (karşı koyamayacakları) vasfı, onun gücünü ve yenilmezliğini vurgular."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Cünd kelimesi Kur'an'da genellikle Allah'ın veya peygamberlerin orduları için kullanılır. Bu ayette, Süleyman'ın ilahi destekle güçlendirilmiş, insanüstü bir güce sahip ordusunu ifade eder. Bu, sadece asker sayısıyla değil, aynı zamanda manevi ve stratejik üstünlükle de ilişkilidir."}]},{"word":"قِبَلَ","root":"ق ب ل","rootLatin":"k-b-l","meaning":"Ayette, Sebe halkının Süleyman'ın ordusuna karşı koyma, dayanma veya mukavemet etme gücünün olmadığını ifade eder.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Kıbel (قبل), bir şeye karşı durma, mukabele etme veya gücü yetme anlamlarına gelir. 'Lâ kıbele lehum bihâ' (لا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا) ifadesi, onların Süleyman'ın ordusuna karşı koyacak, onu karşılayacak veya ona dayanacak güçlerinin olmadığını belirtir. Bu, tam bir acziyet ve teslimiyet durumunu ifade eder."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kıbel, bir şeyin önü, yönü veya gücü anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, 'onların o orduya karşı koyacak bir güçleri, bir dayanma noktaları yoktur' şeklindedir. Bu, sadece askeri bir yenilgiyi değil, aynı zamanda psikolojik bir çöküşü de ima eder."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Kıbel kelimesi, Kur'an'da bazen 'yüzleşme', 'karşılaşma' veya 'güç yetirme' anlamlarında kullanılır. Burada, Süleyman'ın ordusunun öyle bir güçte olduğu ki, Sebe halkının ona karşı koyma, onu karşılama veya onunla yüzleşme imkanının kalmadığı vurgulanır. Bu, mutlak bir üstünlük ve yenilmezlik durumunu ifade eder."}]},{"word":"لَنُخْرِجَنَّهُم","root":"خ ر ج","rootLatin":"h-r-c","meaning":"Ayette, Süleyman'ın Sebe halkını kendi yurtlarından zorla ve aşağılayıcı bir şekilde çıkaracağını ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Hurûc (خروج), bir yerden dışarı çıkmak veya çıkarılmak anlamına gelir. 'Lenuhricennehum' (لَنُخْرِجَنَّهُمْ) ifadesi, Süleyman'ın onları kendi topraklarından zorla ve kesin bir şekilde çıkaracağını gösteren te'kidli bir fiildir. Bu çıkarma eylemi, 'ezilleten ve hum sâğirûn' (alçalmış ve küçük düşmüş olarak) vasıflarıyla birlikte, bir cezalandırma ve aşağılama amacı taşır."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"İhrâc (إخراج), birini bir yerden çıkarmak demektir. Buradaki fiil, Süleyman'ın iradesiyle gerçekleşecek olan zorunlu bir sürgünü ifade eder. Bu sürgün, sadece fiziksel bir yer değiştirmeyi değil, aynı zamanda sosyal statü ve onur kaybını da beraberinde getirecektir."}]},{"word":"أَذِلَّةً","root":"ذ ل ل","rootLatin":"z-l-l","meaning":"Ayette, Sebe halkının Süleyman'ın ordusu karşısında uğrayacakları zilleti, aşağılanmayı ve hor görülmeyi ifade eder.","sources":[{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Zill (ذل), alçaklık, horluk ve zelillik anlamına gelir. 'Ezilleten' (أَذِلَّةً) kelimesi, onların çıkarılma anındaki durumlarını tasvir eder; yani onursuz, güçsüz ve aşağılanmış bir halde olacaklardır. Bu, sadece fiziksel bir yenilgi değil, aynı zamanda manevi bir çöküşü de ifade eder."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Zillet (ذلة), bir kişinin gücünü kaybetmesi, boyun eğmesi ve başkasına tabi olması durumudur. Ayetteki 'ezilleten' ifadesi, Sebe halkının Süleyman'ın gücü karşısında tamamen boyun eğmiş, onurlarını kaybetmiş ve aşağılanmış bir vaziyette yurtlarından çıkarılacaklarını vurgular."}]},{"word":"صَـٰغِرُونَ","root":"ص غ ر","rootLatin":"s-ğ-r","meaning":"Ayette, Sebe halkının Süleyman'ın gücü karşısında küçümsenmiş, önemsizleşmiş ve itibarını kaybetmiş bir durumda olacaklarını ifade eder.","sources":[{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sağîr (صغير), küçük, önemsiz ve değersiz anlamına gelir. 'Sâğirûn' (صاغرون) kelimesi, 'ezilleten' kelimesini pekiştirerek, onların sadece aşağılanmış değil, aynı zamanda küçümsenmiş ve itibarsızlaştırılmış bir halde olacaklarını belirtir. Bu, onların eski ihtişam ve güçlerinin tamamen yok olacağını gösterir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Sağîr kavramı, Kur'an'da genellikle bir kişinin veya grubun sosyal veya manevi statüsünün düşüşünü ifade eder. Burada, Sebe halkının Süleyman'ın gücü karşısında kendi değerlerini ve konumlarını yitirerek 'küçük' duruma düşecekleri, yani önemsizleşecekleri ve hor görülecekleri vurgulanır. Bu, onların siyasi ve toplumsal varlıklarının sona ereceği anlamına gelir."}]}]}

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7** — Ahmed Avni Konuk · *27/37*
- **Neml Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/37*
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7** — Ahmed Avni Konuk · *27/37*
- **TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/36-37*
- **Neml Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *27/37*
- **Kelime-i Süleymâniyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/36-37*
- **TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/36-37*
- **Kelime-i Süleymâniyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi · *27/36-37*
- **Mesnevî'den Hikâyeler** — Ahmet Avni Konuk · *27/37*
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6** — Ahmed Avni Konuk · *Neml, 27-62*
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6** — Ahmed Avni Konuk · *Neml, 27-62*
- **Neml Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *37. Âyet*
