# Sâffât Sûresi, 55. Âyet (37:55)

> فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

*Fettale'a feraâhu fî sevâ-i-lcahîm(i)*

**Meal (Diyanet):** Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/37/55

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, cennet ehlinin cehennemdeki bir kişiyi görmesini tasvir ederken, 'bakmak', 'görmek' ve 'cehennemin ortası' gibi kavramlarla olayın dehşetini ve kesinliğini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, fiillerin ve mekan bildiren ismin seçimi, bu karşılaşmanın şok edici doğasını pekiştirir.","keyConcepts":[{"word":"فَٱطَّلَعَ","root":"طلع","rootLatin":"t-l-a","meaning":"Yukarıdan veya uzaktan bakmak, bir şeyi görmek için çaba sarf etmek.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'tala' (طلع) kelimesinin bir şeyin üstüne çıkmak, bir şeyi görmek için yükselmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fettalea' (فَٱطَّلَعَ) ifadesi, cennet ehlinin cehennemdeki arkadaşını görmek için bir çaba sarf ettiğini, adeta bir yerden bakındığını ifade eder. Bu, sıradan bir görme eyleminden ziyade, merak ve araştırma içeren bir bakışı anlatır."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'tala' (طلع) fiilinin 'görmek' ve 'haberdar olmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, cennet ehlinin cehennemdeki kişiyi 'görmek' için bir eylemde bulunduğunu, adeta onu arayıp bulduğunu ifade eder. Bu, sadece gözle görmek değil, aynı zamanda onun durumundan haberdar olmak anlamını da taşır."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn el-Halebî, 'ittalaa' (اطّلع) fiilinin 'bir şeyi araştırmak, incelemek ve görmek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'fettalea' (فَٱطَّلَعَ) ifadesi, cennet ehlinin cehennemdeki arkadaşını görmek için özel bir dikkat ve yönelme ile baktığını, adeta onun durumunu gözlemlediğini vurgular."}]},{"word":"فَرَءَاهُ","root":"رأى","rootLatin":"r-'-y","meaning":"Gözle görmek, idrak etmek, farkına varmak.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'ra'y' (رأي) kelimesinin asıl anlamının gözle görmek olduğunu, ancak bazen kalp ile idrak etme anlamına da geldiğini belirtir. Ayetteki 'feraahu' (فَرَءَاهُ) ifadesi, cennet ehlinin cehennemdeki kişiyi doğrudan gözleriyle gördüğünü, bu görme eyleminin kesin ve net olduğunu ifade eder."},{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'ra'y' (رأي) fiilinin Kur'an'da genellikle 'görmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'feraahu' (فَرَءَاهُ) ifadesi, cennet ehlinin arkadaşını cehennemin ortasında açıkça ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde gördüğünü vurgular."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'ru'yet' (رؤية) kavramının Kur'an'da hem fiziksel hem de zihinsel görmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'feraahu' (فَرَءَاهُ) ifadesi, cennet ehlinin cehennemdeki kişiyi fiziksel olarak görmesiyle birlikte, onun içinde bulunduğu durumu da idrak ettiğini, bu görmenin bir farkındalık ve tecrübe içerdiğini gösterir."}]},{"word":"سَوَآءِ","root":"سوى","rootLatin":"s-w-y","meaning":"Bir şeyin ortası, merkezi, eşit ve düzgün kısmı.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'sevâ' (سواء) kelimesinin bir şeyin ortası, merkezi ve eşit kısmı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fî sevâi'l-cahîm' (فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, cehennemin tam ortasında, en şiddetli ve merkezi noktasında olduğunu vurgular. Bu, azabın en yoğun olduğu yeri ifade eder."},{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Fîrûzâbâdî, 'sevâ' (سواء) kelimesinin 'orta, merkez, eşitlik' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki 'fî sevâi'l-cahîm' (فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, cehennemin en derin ve en merkezi noktasında bulunmayı, dolayısıyla azabın en şiddetli olduğu yerde olmayı ifade eder."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî, 'sevâ' (سواء) kelimesinin 'bir şeyin ortası, merkezi ve dengeli kısmı' olduğunu belirtir. Ayetteki 'fî sevâi'l-cahîm' (فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, cehennemin tam kalbinde, en şiddetli azabın yaşandığı yerde bulunmayı tasvir eder. Bu, kişinin içinde bulunduğu durumun vahametini artırır."}]},{"word":"ٱلْجَحِيمِ","root":"جحم","rootLatin":"c-h-m","meaning":"Şiddetli ateşi olan, derin ve geniş cehennem çukuru.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'cahîm' (جحيم) kelimesinin 'şiddetli ateşi olan derin çukur' anlamına geldiğini belirtir. Bu kelime, Kur'an'da genellikle cehennemin en şiddetli ve yakıcı kısımlarını ifade etmek için kullanılır. Ayetteki 'el-cahîm' (ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, azabın büyüklüğünü ve yakıcılığını vurgular."},{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Ebû Bekir es-Sicistânî, 'cahîm' (جحيم) kelimesinin 'alevleri şiddetli olan ateş' olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-cahîm' (ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, cehennemin sadece bir ateş yığını olmadığını, aynı zamanda alevlerinin çok şiddetli ve yakıcı olduğunu, dolayısıyla orada bulunanların çekeceği azabın büyüklüğünü ifade eder."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'cahîm' (جحيم) kelimesinin Kur'an'da genellikle 'alevleri tutuşmuş, derin ve geniş cehennem çukuru' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-cahîm' (ٱلْجَحِيمِ) ifadesi, cehennemin dehşet verici büyüklüğünü ve yakıcılığını, orada bulunanların kaçış imkanının olmadığını vurgular."}]}]}

## Tefsir

{"topics":["cehennem","ahiret-mukafat"]}

## Tefsir

[{"position":1,"surface":"فَ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Atıf","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"فَ","form":"-","features":{},"irabReason":"","gloss":"ve/sonra"},{"position":1,"surface":"ٱطَّلَعَ","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"ط-ل-ع","rootLatin":"ṭ-l-ʿ","lemma":"اِطَّلَعَ","form":"İf'al","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"baktı"},{"position":2,"surface":"فَ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Atıf","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"فَ","form":"-","features":{},"irabReason":"","gloss":"ve/sonra"},{"position":2,"surface":"رَءَا","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"ر-أ-ي","rootLatin":"r-ʾ-y","lemma":"رَأَى","form":"-","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"gördü"},{"position":2,"surface":"هُ","pos":"isim","posDetail":"Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"هُوَ","form":"-","features":{"person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mef'ûlün bih olduğu için mahallen mansûb","gloss":"onu"},{"position":3,"surface":"فِى","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"فِي","form":"-","features":{},"irabReason":"","gloss":"içinde"},{"position":4,"surface":"سَوَآءِ","pos":"isim","posDetail":"Masdar","root":"س-و-ي","rootLatin":"s-w-y","lemma":"سَوَاء","form":"-","features":{"state":"Nekre","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Harf-i cerden sonra geldiği için mecrûr","gloss":"ortası"},{"position":5,"surface":"ٱلْجَحِيمِ","pos":"isim","posDetail":"İsim","root":"ج-ح-م","rootLatin":"j-ḥ-m","lemma":"جَحِيم","form":"-","features":{"state":"Marife","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Muzâfun ileyh olduğu için mecrûr","gloss":"cehennemin"}]

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Sâffât Sûresi** · *37/55*
- **Sâffât Sûresi** · *37/55*
- **Sâffât Sûresi** · *37/55*
- **Sâffât Sûresi** · *37/55*
