# Mü'min Sûresi, 21. Âyet (40:21)

> ۞ أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَانُوا۟ هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَءَاثَارًا فِى ٱلْأَرْضِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍ

*Eve lem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lleżîne kânû min kablihim(c) kânû hum eşedde minhum kuvveten ve âśâran fî-l-ardi feeḣażehumu(A)llâhu biżunûbihim vemâ kâne lehum mina(A)llâhi min vâk(in)*

**Meal (Diyanet):** Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/40/21

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, geçmiş ümmetlerin akıbetlerinden ibret alınması gerektiğini vurgulayarak, yeryüzünde dolaşmanın ve gözlem yapmanın önemini ortaya koymaktadır. Anahtar kavramlar, seyahat, akıbet, kuvvet ve eser gibi terimler üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve geçmişten ders çıkarma gerekliliğini işlemektedir.","keyConcepts":[{"word":"يَسِيرُوا۟","root":"س ي ر","rootLatin":"s-y-r","meaning":"Yeryüzünde dolaşmak, seyahat etmek ve gözlem yapmak anlamındadır.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'seyir' kelimesini bir yerden bir yere intikal etmek olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, sadece fiziksel bir hareketten ziyade, geçmiş kavimlerin akıbetlerini görmek ve onlardan ibret almak amacıyla yapılan bir yolculuğu ifade eder. Bu, Kur'an'ın insanları düşünmeye ve gözlemlemeye teşvik eden metodolojisinin bir parçasıdır."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, Kur'an'da 'seyir' kavramının genellikle geçmiş ümmetlerin helak olduğu yerleri ziyaret ederek Allah'ın kudretini ve adaletini idrak etme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu, sadece coğrafi bir hareket değil, aynı zamanda tarihsel ve ahlaki bir tefekkür eylemidir."}]},{"word":"عَـٰقِبَةُ","root":"ع ق ب","rootLatin":"a-k-b","meaning":"Bir şeyin sonu, neticesi veya akıbeti anlamına gelir; burada geçmiş kavimlerin kötü sonlarını ifade eder.","sources":[{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'âkıbe' kelimesini bir olayın veya fiilin ardından gelen sonuç olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, önceki kavimlerin isyanları ve günahları neticesinde uğradıkları helak ve azabı ifade eder."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'akıbet'i bir şeyin sonu ve neticesi olarak tanımlar. Özellikle Kur'an'da, genellikle kötü bir sonu, ilahi cezanın tecellisini ifade etmek için kullanılır. Bu ayette de geçmiş kavimlerin günahları sebebiyle karşılaştıkları acı sonu vurgular."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'akıbet' kelimesinin Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani günahkarların veya inkarcıların karşılaşacağı kötü sonu belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de, önceki kavimlerin isyanları sonucu yaşadıkları helak, bir ibret vesikası olarak sunulur."}]},{"word":"قُوَّةً","root":"ق و ي","rootLatin":"k-v-y","meaning":"Fiziksel veya maddi güç, kudret ve dayanıklılık anlamındadır.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'kuvvet' kelimesini bedensel güç ve kudret olarak açıklar. Ayette, önceki kavimlerin sahip olduğu fiziksel ve askeri üstünlüğe işaret eder, ancak bu gücün Allah'ın iradesi karşısında bir fayda sağlamadığını vurgular."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'kuvvet'i bir şeyin varlığını sürdürme ve etkileme yeteneği olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin sahip olduğu maddi ve beşeri gücün, ilahi takdir karşısında ne kadar zayıf kaldığını göstermek içindir."}]},{"word":"ءَاثَارًا","root":"أ ث ر","rootLatin":"e-s-r","meaning":"Geride bırakılan izler, eserler, yapılar veya kültürel miras anlamındadır.","sources":[{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sicistânî, 'eser' kelimesini bir şeyin geride bıraktığı iz veya alamet olarak açıklar. Ayette, önceki kavimlerin inşa ettikleri büyük yapılar, medeniyet kalıntıları ve bıraktıkları maddi miraslara işaret eder. Bu eserler, onların gücünün bir göstergesi olsa da, ilahi azaptan kurtulmalarına yetmemiştir."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn el-Halebî, 'eser'i bir şeyin geride bıraktığı iz, alamet veya inşa edilmiş yapı olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin yeryüzünde bıraktıkları büyük ve kalıcı eserlere rağmen, Allah'ın azabından kurtulamadıklarını ve bu eserlerin onlara fayda vermediğini belirtir."}]},{"word":"فَأَخَذَهُمُ","root":"أ خ ذ","rootLatin":"e-h-z","meaning":"Allah'ın onları yakalaması, cezalandırması veya helak etmesi anlamındadır.","sources":[{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Fîrûzâbâdî, 'ahz' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın bir kavmi günahları sebebiyle cezalandırması, helak etmesi veya yakalaması anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, Allah'ın önceki kavimleri işledikleri suçlar yüzünden cezalandırdığını ve onları helak ettiğini ifade eder."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'ahz' kelimesini bir şeyi ele geçirmek, almak veya yakalamak olarak açıklar. Kur'an'da bu fiil, Allah'ın günahkarları azapla yakalaması ve cezalandırması bağlamında sıkça geçer. Ayette, Allah'ın geçmiş kavimleri günahları sebebiyle cezalandırarak helak ettiğini vurgular."}]},{"word":"وَاقٍ","root":"و ق ي","rootLatin":"v-k-y","meaning":"Koruyucu, engelleyici veya kurtarıcı anlamındadır; Allah'ın azabından koruyacak kimsenin olmadığını ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'vâkî' kelimesini koruyan, muhafaza eden olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın azabı geldiğinde, hiçbir gücün veya kimsenin bu azabı engelleyemeyeceğini ve insanları ondan koruyamayacağını ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak kudretini ve adaletini vurgular."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'vâkî' kelimesini bir şeyi tehlikeden veya zarardan koruyan olarak açıklar. Ayette, Allah'ın azabına karşı hiçbir koruyucunun veya yardımcının bulunmadığını, dolayısıyla insanların sadece Allah'a sığınması gerektiğini belirtir."}]}]}

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Mü'min (Ğâfir) Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *40/21*
- **Mü'min (Ğâfir) Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *40/21*
- **Mü'min (Ğâfir) Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *40/21*
- **Mü'min (Ğâfir) Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *40/21*
