# Şûrâ Sûresi, 44. Âyet (42:44)

> وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِىٍّ مِّنۢ بَعْدِهِۦ ۗ وَتَرَى ٱلظَّـٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ إِلَىٰ مَرَدٍّ مِّن سَبِيلٍ

*Vemen yudlili(A)llâhu femâ lehu min veliyyin min ba'dih(i)(k) ve terâ-zzâlimîne lemmâ raevû-l'ażâbe yekûlûne hel ilâ meraddin min sebîl(in)*

**Meal (Diyanet):** Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin, "Dünyaya dönmek için bir yol var mı?" dediklerini görürsün.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/42/44

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, Allah'ın saptırdığı kimselerin akıbetini ve zalimlerin azapla karşılaştıklarında duyacakları pişmanlığı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle 'saptırma', 'veli' ve 'azap' kavramları, ilahi irade, insan sorumluluğu ve ahiret cezası arasındaki ilişkiyi vurgular.","keyConcepts":[{"word":"يُضْلِلِ","root":"ض ل ل","rootLatin":"d-l-l","meaning":"Allah'ın bir kimseyi doğru yoldan saptırması, şaşırtması ve hidayetten uzaklaştırmasıdır.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'dalâl' (ضلال) kelimesinin asıl anlamının 'doğru yoldan sapmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yudlil' (يُضْلِلِ) fiili, Allah'ın bir kimseyi kendi iradesiyle sapıklıkta bırakması veya sapmasına izin vermesi anlamında kullanılmıştır. Bu, kişinin kendi tercihleri sonucunda Allah'ın hidayetini hak etmemesiyle ilişkilidir."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'idlal' (إضلال) fiilinin Kur'an'da bazen 'şaşırtmak, yolunu kaybettirmek' anlamında geldiğini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın bir kimseyi hidayet yolundan uzaklaştırması ve ona doğru yolu göstermemesi şeklinde mecazi bir anlam taşır."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da hem 'yoldan sapma' hem de 'kaybolma' anlamlarını içerdiğini vurgular. 'Yudlil' fiili, ilahi iradenin bir sonucu olarak kişinin doğru yolu bulma yeteneğini kaybetmesi ve manevi olarak kaybolmuşluk içinde kalması durumunu ifade eder."}]},{"word":"وَلِيٍّ","root":"و ل ي","rootLatin":"v-l-y","meaning":"Allah'ın saptırdığı kimsenin, kendisini koruyacak, yardım edecek veya işlerini üstlenecek bir dostu, yardımcısı veya koruyucusu olmamasıdır.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'velî' (ولي) kelimesinin 'yakınlık, dostluk, yardım ve işleri üstlenme' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'min veliyyin' (مِن وَلِيٍّ) ifadesi, Allah'ın saptırdığı kimsenin, Allah'tan başka hiçbir koruyucu, yardımcı veya destekçiye sahip olamayacağını vurgular."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'velî'nin 'bir şeye yakın olan, onu idare eden ve ona yardım eden' kişi olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın saptırdığı kişinin, Allah'ın korumasından mahrum kalması ve bu durumda kendisine yardım edebilecek başka bir gücün bulunmaması anlamını pekiştirir."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn, 'velî' kelimesinin hem 'dost' hem de 'yardımcı' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın saptırdığı kimsenin, ilahi yardım ve dostluktan mahrum kalması nedeniyle hiçbir dünyevi veya uhrevi destekçiye sahip olamayacağı vurgulanır."}]},{"word":"ٱلظَّـٰلِمِينَ","root":"ظ ل م","rootLatin":"z-l-m","meaning":"Allah'ın emirlerine karşı gelerek, haddi aşan, haksızlık eden ve günah işleyen kimselerdir.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'zulm' (ظلم) kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'haddi aşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ez-zâlimîn' (الظالمين) ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, haksızlık eden ve bu nedenle azabı hak eden kimseleri ifade eder."},{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Fîrûzâbâdî, 'zulm'ün 'hakkı çiğnemek ve adaletten sapmak' olduğunu açıklar. Ayetteki zalimler, Allah'ın hidayetini reddederek ve günah işleyerek kendilerine zulmetmiş, böylece azabı hak etmişlerdir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'Allah'a karşı gelmek, şirk koşmak, insanlara haksızlık etmek' gibi eylemleri kapsadığını belirtir. Bu ayetteki zalimler, Allah'ın saptırdığı kimselerle ilişkilendirilerek, kendi iradeleriyle yanlış yolu seçen ve bu nedenle azaba müstahak olan kişiler olarak sunulur."}]},{"word":"ٱلْعَذَابَ","root":"ع ذ ب","rootLatin":"a-z-b","meaning":"Allah'ın, günahkâr kullarına ahirette tattıracağı şiddetli ve acı veren cezadır.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'azâb' (عذاب) kelimesinin 'bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak, acılaştırmak' anlamından geldiğini ve 'şiddetli ceza' için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-azâb' (العذاب) ifadesi, zalimlerin ahirette karşılaşacakları, acı veren ve kaçınılmaz olan ilahi cezayı ifade eder."},{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'azâb'ın 'şiddetli ve sürekli ceza' anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki bağlamda, zalimlerin azabı gördüklerinde duydukları pişmanlık, bu cezanın dehşetini ve geri dönüşü olmayan bir sona ulaştıklarını gösterir."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'azâb'ın Kur'an'da genellikle 'Allah'ın gazabının bir sonucu olarak gelen ceza' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, zalimlerin işledikleri günahlar ve Allah'ın saptırması sonucunda hak ettikleri nihai cezayı ifade eder."}]},{"word":"مَرَدٍّ","root":"ر د د","rootLatin":"r-d-d","meaning":"Azaptan kurtulmak için geri dönüş, dönüş yolu veya bir çıkış kapısıdır.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'redd' (رد) kelimesinin 'bir şeyi geri çevirmek, geri döndürmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'meradd' (مَرَدٍّ) kelimesi, zalimlerin azabı gördükten sonra dünyaya geri dönme veya azaptan kurtulma imkânı arayışını, yani bir 'geri dönüş yolu'nu ifade eder."},{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sicistânî, 'meradd'ın 'geri dönülecek yer veya zaman' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, zalimlerin azaptan kaçmak için bir 'geri dönüş' veya 'çıkış yolu' arayışını, ancak böyle bir imkanın olmadığını vurgular."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'redd' fiilinin 'bir şeyi önceki haline döndürmek' anlamını taşıdığını açıklar. 'Meradd' ise, azaptan kurtulmak için bir 'geri dönüş noktası' veya 'çözüm yolu' arayışını ifade eder ki, ayette bu imkanın olmadığına işaret edilir."}]}]}

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Şûrâ Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *42/44*
- **Şûrâ Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *42/44*
- **Şûrâ Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *42/44*
- **Şûrâ Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *42/44*
