# Ahkâf Sûresi, 3. Âyet (46:3)

> مَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَمَّآ أُنذِرُوا۟ مُعْرِضُونَ

*Mâ ḣaleknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ illâ bilhakki ve ecelin musemmâ(en)(c) velleżîne keferû ‘ammâ unżirû mu'ridûn(e)*

**Meal (Diyanet):** Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/46/3

---

## İşârî / Bâtınî Tefsir

{"generalIshari":"Bu ayet, âlemlerin yaratılışındaki ilahi hakikati ve hikmeti vurgular. Gökler, yer ve ikisi arasındaki her şey, 'Hak' isminin tecellisi olarak var edilmiş ve belirli bir ecel ile sınırlanmıştır. Bu, varlığın geçiciliğini ve her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğunu işaret eder. İşari olarak, bu sadece fiziksel âlemler için değil, aynı zamanda insanın iç âlemi, nefsin mertebeleri ve manevi haller için de geçerlidir. Her manevi makamın bir 'hak' üzere kuruluşu ve belirli bir 'ecel'i (süreç sonu veya kemale erişme noktası) vardır. İnkâr edenlerin yüz çevirmesi ise, zahiri gerçeklerin ötesindeki bu manevi hakikatlere kör kalmayı ve dolayısıyla ilahi uyarılardan gafil olmayı temsil eder.","terzibabaPerspective":"Terzibaba, bu ayeti 'göklerin ve yerin ve arasında olanları hikmete uygun olarak halkedilmesi' şeklinde yorumlar. Bu hikmetin 'İnsan nesline ve sülâlesine ait bir kavram ve düşünce hali' olduğunu belirtir. Bu, sadece dünyadaki insanlar için değil, 'göklerde de bu özellikleri taşıyan hikmet sahibi varlıkların olduğu' anlamına gelir. 'Belirli bir süre için halkettik' ifadesi, bu varlıkların da kendilerine göre bir programı ve ona bağlılıkları olduğunu gösterir. Terzibaba'nın vurgusu, 'Adem Muhammet paket programı'ndan evvel de aynı sistemin uygulandığı 'Adem Muhammet insan nesli-sülâlelerinin, gerek dünyamızdan gerek gökyüzü insan nesli sülâlelerinin ve cin sülâlelerinin de gelip geçmiş olduğu' yönündedir. [Kaynak: Gökyüzü İnsanları Araştırması 1, s.103] Ayrıca, 'Hakk' ve 'Halk' kelimeleri arasındaki farka dikkat çekerek, 'Hakk'ın batına, 'Halk'ın ise zahire ait olduğunu ifade eder. 'Gördüğün her şey aslı hakikati ve batını itibari ile 'HAK' zahiri itibari ile 'HALK'tır.' Bu, yaratılışın 'yoktan var etme' değil, var olanın 'zuhur ve tecelli' etmesi olduğunu gösterir. [Kaynak: Gökyüzü İnsanları Araştırması 1, s.95] İnkâr edenlerin yüz çevirmesi ise, bu manevi hakikatleri idrak edememeleri ve gaflet içinde olmalarıdır.","ibnArabiContext":"İbn Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsu'l-Hikem eserlerindeki vahdet-i vücud anlayışı bağlamında, 'mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı' ifadesi, varlığın tek bir Hakikat'ten, yani Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellisi olarak zuhur ettiğini gösterir. Her şey, Hakk'ın bir veçhesi, bir tezahürüdür. 'Hak' kelimesi, Allah'ın 'el-Hak' ismine işaret eder ki, bu isim varlığın mutlak ve değişmez hakikatini ifade eder. Gökler ve yer, Allah'ın ilahi isimlerinin (esma-i ilahiye) zahir âlemdeki tecellileridir. 'Ecelim musemmâ' ise, her tecellinin belirli bir süresi, bir nihayeti olduğunu, mutlak ve ebedi olanın yalnızca Hak olduğunu vurgular. Bu, varlıkların fenafillah mertebesine ulaşma potansiyelini ve Hakk'ta fani olma sürecini de işari olarak anlatır. İnkâr edenlerin yüz çevirmesi, Hakk'ın bu tecellilerini idrak edememeleri, O'nun varlığını ve birliğini görememeleri olarak yorumlanabilir.","mesneviContext":"Mevlânâ Celaleddin Rûmî'nin Mesnevî'sinde bu ayetle doğrudan bir atıf bulunmamakla birlikte, ayetin temel mesajı olan 'Hak' ile yaratılış ve 'ecel' kavramları Mesnevî'nin ruhuyla örtüşür. Mevlânâ, varlığın geçiciliğini, dünya hayatının bir rüya olduğunu ve asıl olanın ilahi hakikat olduğunu sıkça vurgular. 'Gökler ve yer' sembolleri, zahiri âlem ile bâtıni âlemin birliğini ve her ikisinin de ilahi bir düzen içinde var olduğunu anlatır. 'Ecelim musemmâ' ise, insanın bu dünyadaki yolculuğunun sınırlı olduğunu, her nefsin bir vuslat anına doğru ilerlediğini ve bu yolculuğun sonunda Hakk'a dönüşün kaçınılmaz olduğunu hatırlatır. İnkâr edenlerin yüz çevirmesi, Mevlânâ'nın 'gönül gözü kapalı olanlar' olarak tanımladığı, zahiri dünyaya takılıp kalmış, manevi hakikatleri idrak edemeyen kimselerin durumunu yansıtır.","seyrSuluk":"Seyr ü sülûk açısından bu ayet, salikin manevi yolculuğunun temelini oluşturur. 'Bil hakkı' ifadesi, salikin tüm amellerini, düşüncelerini ve hallerini hakikat üzere kurması gerektiğini gösterir. Bu, şeriata uygunluk, ihlas ve samimiyet demektir. 'Ecelim musemmâ' ise, salikin her makamda, her halvette ve her zikirde belirli bir süreye ve amaca tabi olduğunu, manevi yolculuğun kademeli ve planlı ilerlediğini anlatır. Salik, bu geçici âlemde, her şeyin bir sonu olduğunu idrak ederek dünyaya bağlanmaktan kurtulur ve asıl gayesi olan Hakk'a yönelir. İnkâr edenlerin yüz çevirmesi, seyr ü sülûka girmeyen, manevi uyarılara kulak asmayan ve dolayısıyla hakikatten uzak kalan nefsin halini temsil eder. Salik, bu ayeti tefekkür ederek, kendi varlığının da 'hak' üzere yaratıldığını ve belirli bir 'ecel'e doğru ilerlediğini idrak eder, böylece nefsini terbiye etme ve Hakk'a ulaşma azmini güçlendirir.","lifeLessons":"Günümüz mü'mini için bu ayet, hayatın anlamı ve amacı üzerine derin bir tefekkür kapısı açar. Her şeyin 'hak' üzere yaratıldığı bilinci, insanın hayatındaki her olayın bir hikmeti olduğunu anlamasına yardımcı olur. Karşılaşılan zorluklar, sevinçler, başarılar ve başarısızlıklar, ilahi bir düzenin parçasıdır ve hepsi bir amaca hizmet eder. 'Ecelim musemmâ' hatırlatması, dünya hayatının geçiciliğini ve her anın kıymetini idrak etmeyi sağlar. Bu, insanı boş işlerden uzaklaştırıp, ahiret için hazırlık yapmaya teşvik eder. İnkâr edenlerin yüz çevirmesi ise, gafletten sakınmanın, ilahi uyarılara kulak vermenin ve hakikati aramaktan vazgeçmemenin önemini vurgular. Modern dünyada materyalizme ve geçici zevklere kapılma eğilimine karşı, bu ayet mü'mine manevi bir pusula sunar: Her şeyin bir sonu vardır, asıl olan Hakk'a yönelmek ve O'nun rızasını kazanmaktır."}

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, göklerin ve yerin yaratılışının bir 'hak' ve belirli bir 'ecel-i müsemma' üzere olduğunu bildirirken, inkarcıların bu uyarıdan yüz çevirdiklerini beyan eder.","keyConcepts":[{"word":"خَلَقْنَا","root":"خ ل ق","rootLatin":"H-L-Q","meaning":"Yoktan var etmek, yaratmak; burada göklerin ve yerin yaratılmasını ifade eder.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Halk, 'takdir etmek' ve 'yoktan var etmek' anlamlarını taşır. Allah'a nispet edildiğinde mutlak yaratma (îcâd) kastedilir; kullar için ise 'biçimlendirmek' anlamında kullanılabilir."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât","detail":"Halk iki anlamda kullanılır: birincisi, yoktan ve önceki bir modeli olmaksızın îcâd etmek (bu yalnızca Allah'a mahsustur); ikincisi, bir şeyi takdir edip ölçülendirmek."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Ayetteki 'halaqnâ' ifadesinin 'bi'l-haqq' kaydıyla gelmesi, yaratılışın anlamsız ve tesadüfi olmadığını, bir hikmet ve hakikat üzere gerçekleştiğini vurgular."}]},{"word":"بِٱلْحَقِّ","root":"ح ق ق","rootLatin":"H-Q-Q","meaning":"Gerçek üzere, bir hikmet ve gaye ile; yaratılışın abes ve boşuna olmadığını ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât","detail":"Hak, bir şeyin kendisiyle sabit olduğu asıldır. 'Bi'l-hak' ifadesi, yaratılışın bâtıl, abes ve anlamsız olmayıp bir hakikate ve hikmete dayandığını bildirir."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'hak' kavramını 'bâtıl' karşısında konumlandırır. Kur'an'da yaratılışın 'bi'l-hak' olması, evrenin bir anlam ve amaç taşıdığı, nihilist bir bakışla değil teleolojik bir bakışla kavranması gerektiği anlamına gelir."}]},{"word":"أَجَلٍ مُّسَمًّى","root":"أ ج ل","rootLatin":"E-C-L","meaning":"Belirlenmiş süre, tayin edilmiş vade; kıyamete veya her şeyin sona ereceği zamana işaret eder.","sources":[{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ecel-i müsemmâ, önceden belirlenmiş ve ismlendirilmiş bir süre demektir. Burada göklerin ve yerin bir vadeye bağlı olarak yaratıldığı, yani ebedi olmadıkları ve bir gün sona erecekleri ifade edilir."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Ecel iki türlüdür: ecel-i müsemmâ (Allah katında bilinen kesin vade) ve ecel-i mu'allak (şartlara bağlı vade). Ayette kastedilen ecel-i müsemmâdır, yani kıyametin Allah'ın ilminde belirlenmiş vaktidir."}]},{"word":"مُعْرِضُونَ","root":"ع ر ض","rootLatin":"A-R-D","meaning":"Yüz çevirenler; uyarıyı duyduğu halde kasten ve inatla sırt dönenler.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât","detail":"'İ'râd', bir şeye yan tarafını (arz) dönmektir. İsm-i fâil olan 'mu'ridûn', hakikatten bilinçli olarak yüz çevirenleri ifade eder. Bu, basit bir cehalet değil, kasıtlı bir reddir."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'i'râd' kavramının Kur'an'da inkârın pasif boyutunu temsil ettiğine dikkat çeker. İnkarcılar sadece karşı çıkmakla kalmaz, uyarıyı duymak bile istemeyerek yüz çevirirler."}]}]}

## Tefsir

{"title":"Birleştirilmiş Tefsir — Ahkâf Suresi 3. Âyet","tefsir":"### ✦ Âyetin Zâhirî Tefsiri\n\nبِالْحَقِّ (bi'l-hakk — hak ile, hakikat üzere) — bu iki kelime, bütün bir kâinatın yaratılış fermanının mührüdür. Cenâb-ı Hakk, gökleri ve yeri ve aralarındaki her ne varsa, bâtıl üzere değil, hakikat üzere yarattığını beyân buyurur. Peki bu 'hak ile yaratma' ne demektir? Sadece bir yaratılış sebebi mi, yoksa varlığın bizzat kendisi mi?\n\nNitekim allâme Râgıb el-İsfehânî Hazretleri, el-Müfredât'ında bu kelimeyi incelerken ne güzel ifade buyurmuşlardır: Hak, bir şeyin kendisiyle sâbit ve kâim olduğu asıldır. Öyleyse bu kâinat, bir asıl üzere kâimdir — o asıl da Hakk Teâlâ'nın bizzat kendisidir. Yaratılış, ne bir oyun ne bir eğlencedir; o, hikmet-i ilâhiyye muktezâsınca, her zerresinde bir mânâ taşıyan, her hareketiyle bir hakikate işaret eden canlı bir kitaptır.\n\nوَأَجَلٍ مُّسَمًّى (ecelin müsemmâ — belirlenmiş vade) ifadesine gelince: Ebû Ubeyde Hazretleri Mecâzü'l-Kur'ân'ında bu terkibi 'önceden belirlenmiş ve isimlendirilmiş bir süre' olarak açıklar. Gökler ve yer ebedî değildir; onların da bir sonu, bir eceli vardır. Ebu'l-Bekâ el-Kefevî Hazretleri ise el-Külliyyât'ında ecelin iki türünü ayırt eder: ecel-i müsemmâ ki Allah katında bilinen kesin vadedir; ecel-i mu'allak ki şartlara bağlıdır. Burada murâd olunan birincisidir — kıyâmetin, kâinatın ve her bir nefsin ilâhî ilimde takdir buyurulmuş nihâî noktası.\n\nBüyük mütefekkir Toshihiko Izutsu, bu hakikatin Kur'ânî boyutunu tahlil ederken dikkat çekici bir tespitte bulunur: Kur'ân, 'hak' kavramını 'bâtıl' karşısında konumlandırarak, kâinatı nihilist bir bakışla — yani abesiyyât-ı bâtıla ile — değil, hikmet-i ilâhiyye muktezâsınca teleolojik bir bakışla kavranması gerektiğini öğretir.\n\n### ✦ Terzibaba Hazretleri'nin Nazarında\n\nTerzibaba Hazretleri'nin bu husustaki beyânları, meseleyi bambaşka bir derinliğe taşır. Hazret, 'Hakk' ve 'Halk' kelimelerinin ayrımına dikkat çekerek buyurur ki: *\"Gördüğün her şey, aslı hakikati ve bâtını itibarıyla HAK, zâhiri itibarıyla HALK'tır.\"* Bu söz, varlığın sırrına bir anahtar hükmündedir. Yaratılış, yoktan var etmekten ziyade, Hakk'ın isim ve sıfatlarının zuhûr ve tecellî etmesidir.\n\nYine Terzibaba Hazretleri, 'belirli bir süre için halkettik' ifadesini yorumlarken, göklerdeki ve yerdeki tüm varlıkların — insanlar, cinler ve gökyüzü nesilleri dâhil — kendilerine âit bir program ve ona bağlılıkları olduğunu ifade buyurur. Zira *'Âdem-Muhammed paket programı'ndan evvel de aynı sistem uygulanmış, gerek dünyamızdan gerek gökyüzü insan nesli sülâlelerinin ve cin sülâlelerinin de gelip geçmiş'* olduğunu beyân eder. Bu bakış, âyetin kapsamını genişleterek, yaratılışı sadece bildiğimiz dünyayla sınırlı olmaktan çıkarır.\n\n### ✦ Şeyh-i Ekber'in İşâreti\n\nFütûhât-ı Mekkiyye'nin engin deryasından bu âyete düşen bir damla sunarsak: Şeyh-i Ekber İbn Arabî Hazretleri'nin vahdet-i vücûd anlayışı ışığında 'mâ halakne's-semâvâti ve'l-arda ve mâ beynehumâ illâ bi'l-hakk' ifadesi, varlığın tek bir Hakikat'ten — yani Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellîsi olarak — zuhûr ettiğini gösterir. Her varlık, Hakk'ın bir veçhesi, bir tezâhürüdür; gökler ve yer, esmâ-i ilâhiyyenin zâhir âlemdeki aynalarıdır.\n\n'Hak' kelimesi, el-Hakk ism-i şerîfine işaret eder ki, bu isim vücûdun — yani varlığın — mutlak ve değişmez hakikatini ifade eder. Ecel-i müsemmâ ise her tecellînin belirli bir süresi olduğunu, fenâ ve zevâle tâbi olduğunu, mutlak ve ebedî olanın yalnızca Hakk olduğunu hatırlatır. Bu, aynı zamanda varlıkların fenâfillâh mertebesine ulaşma potansiyelini de işârî olarak anlatır — zira her tecellî, kaynağına dönmeye meyillidir.\n\n### ✦ Mesnevî'nin Nağmesinden\n\nHz. Mevlânâ'nın gönül dilinden ifade edersek: Bu âyet-i kerîme, varlığın geçiciliğini ve asıl olanın yalnızca ilâhî hakikat olduğunu fısıldar. Mesnevî'nin nağmelerinden bu âyete düşen akis şudur ki: 'Gökler ve yer' sembolleri, zâhirî âlem ile bâtınî âlemin birliğine işaret eder. İkisi de aynı Hakk'ın iki yüzüdür — biri görünen, diğeri görünmeyen.\n\nEcel-i müsemmâ ise, tıpkı ney'in kamışlıktan koparılışı gibi, her nefsin bir vuslat ânına doğru ilerlediğini ve bu yolculuğun sonunda Hakk'a dönüşün kaçınılmaz olduğunu hatırlatır. Dünya hayatı bir rüyadır; uyanış, o belirlenmiş vade geldiğinde gerçekleşir.\n\n### ✦ Seyr ü Sülûk Mertebesinden\n\nEy yolun yolcusu! Bu âyet-i celîle, senin mânevî yolculuğunun temelini kurar. بِالْحَقِّ (bi'l-hakk) ifadesi sana şunu öğretir: Tüm amellerini, düşüncelerini ve hâllerini hakikat üzere kur. Şerîata uygunluk, ihlâs ve samîmiyet — bunlar olmadan atılan her adım, kumdan bir kale gibi çöker.\n\nEcel-i müsemmâ ise sana şunu fısıldar: Her makamın bir zamanı, her hâlin bir olgunlaşma süreci vardır. Acele etme! Tıpkı meyvenin dalında olgunlaşması gibi, mânevî kemâl de zamana ve sabra muhtaçtır. Bu geçici âlemde her şeyin bir sonu olduğunu idrak et de, dünyaya bağlanmaktan kurtul; asıl gâyen olan Hakk'a yönel.\n\nÂyetin sonundaki 'inkâr ve i'râz edenler, uyarıldıkları hâlde yüz çevirenler' ifadesi ise, seyr ü sülûka girmeyen, mânevî uyarılara kulak asmayan nefsin hâlini temsil eder. Dikkat et ki — gaflet, cehâletten daha tehlikelidir; çünkü gâfil, hakikati duyduğu hâlde yan çizer.\n\n### ✦ Bu Asrın İnsanına\n\nBu asrın gaflet deryasında yüzen insanına, bu âyet-i celîleden düşen hisse şudur ki: Sen bu âleme başıboş gelmedin, tesâdüfen var edilmedin. Senin de bir ecel-i müsemmân var, bir hikmetin var, bir vazifen var. Karşılaştığın her zorluk, her sevinç, her kayıp — hepsi bi'l-hakk yaratılmış bir düzenin parçasıdır.\n\nMateryalizmin ve tüketim çılgınlığının girdabında, bu âyet sana bir pusula sunar: Her şeyin bir sonu vardır; asıl olan, Hakk'a yönelmek ve O'nun rızâsını kazanmaktır. Ey insanoğlu, hakikate kulak ver de 'uyarıldığı hâlde yüz çevirenler'den olma!\n\nRabbimiz, bizi hakkı işitip de i'râz edenlerden eylemesin. Gözlerimizi hak ile açsın, gönüllerimizi hakikat nûruna münevver kılsın, ayaklarımızı sırât-ı müstakîm üzere sâbit eylesin.","sources":["Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","Ebû Ubeyde, Mecâzü'l-Kur'ân","Ebu'l-Bekâ el-Kefevî, el-Külliyyât","Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","Terzibaba / Necdet Ardıç, Gökyüzü İnsanları Araştırması","Muhyiddin İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye","Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî-i Manevî","Mevlüt Güngör, Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi"]}

## Tefsir

{"topics":["yaratilis","tabiat-ayetleri","kufur-sirk","dunya-ahiret-dengesi"]}

## Tefsir

[{"position":1,"surface":"مَا","pos":"harf","posDetail":"Nefiy Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"مَا","form":"-","features":{},"irabReason":"Nefiy harfi olduğu için mebnî","gloss":"değil"},{"position":2,"surface":"خَلَقْنَا","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"خ-ل-ق","rootLatin":"ḫ-l-q","lemma":"خَلَقَ","form":"-","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Ma'lûm","person":"1.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"yarattık"},{"position":3,"surface":"ٱلسَّمَـٰوَٰتِ","pos":"isim","posDetail":"İsim","root":"س-م-و","rootLatin":"s-m-w","lemma":"سَمَاء","form":"-","features":{"gender":"Müennes","number":"Cemi","irab":"Mansûb","state":"Marife"},"irabReason":"Mef'ûlün bih olduğu için mansûb (kesra ile)","gloss":"gökleri"},{"position":4,"surface":"وَ","pos":"harf","posDetail":"Atıf Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{},"irabReason":"Atıf harfi olduğu için mebnî","gloss":"ve"},{"position":4,"surface":"ٱلْأَرْضَ","pos":"isim","posDetail":"İsim","root":"أ-ر-ض","rootLatin":"ʾ-r-ḍ","lemma":"أَرْض","form":"-","features":{"gender":"Müennes","number":"Müfred","irab":"Mansûb","state":"Marife"},"irabReason":"Önceki isme atfedildiği için mansûb","gloss":"yeri"},{"position":5,"surface":"وَ","pos":"harf","posDetail":"Atıf Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{},"irabReason":"Atıf harfi olduğu için mebnî","gloss":"ve"},{"position":5,"surface":"مَا","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Mevsûl","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"مَا","form":"-","features":{"irab":"Mebnî","state":"Marife"},"irabReason":"Mef'ûlün bih konumunda olduğu için mebnî","gloss":"şey"},{"position":6,"surface":"بَيْنَ","pos":"isim","posDetail":"Zarf-ı Mekan","root":"ب-ي-ن","rootLatin":"b-y-n","lemma":"بَيْنَ","form":"-","features":{"irab":"Mansûb","state":"Nekre"},"irabReason":"Zarf olduğu için mansûb","gloss":"arasında"},{"position":6,"surface":"هُمَا","pos":"harf","posDetail":"Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"هُوَ","form":"-","features":{"person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Tesniye","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Muzâfun ileyh olduğu için mebnî","gloss":"ikisinin"},{"position":7,"surface":"إِلَّا","pos":"harf","posDetail":"İstisna Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"إِلَّا","form":"-","features":{},"irabReason":"İstisna harfi olduğu için mebnî","gloss":"ancak"},{"position":8,"surface":"بِ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"بِ","form":"-","features":{},"irabReason":"Harf-i cer olduğu için mebnî","gloss":"ile"},{"position":8,"surface":"ٱلْحَقِّ","pos":"isim","posDetail":"İsim","root":"ح-ق-ق","rootLatin":"ḥ-q-q","lemma":"حَقّ","form":"-","features":{"gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mecrûr","state":"Marife"},"irabReason":"Harf-i cerden sonra geldiği için mecrûr","gloss":"gerçek"},{"position":9,"surface":"وَ","pos":"harf","posDetail":"Atıf Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{},"irabReason":"Atıf harfi olduğu için mebnî","gloss":"ve"},{"position":9,"surface":"أَجَلٍۢ","pos":"isim","posDetail":"İsim","root":"أ-ج-ل","rootLatin":"ʾ-j-l","lemma":"أَجَل","form":"-","features":{"gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mecrûr","state":"Nekre"},"irabReason":"Önceki isme atfedildiği için mecrûr","gloss":"süre"},{"position":10,"surface":"مُّسَمًّى","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Mef'ûl","root":"س-م-و","rootLatin":"s-m-w","lemma":"مُسَمًّى","form":"Tef'îl","features":{"gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mecrûr","state":"Nekre"},"irabReason":"Önceki ismin sıfatı olduğu için mecrûr","gloss":"belirli"},{"position":11,"surface":"وَ","pos":"harf","posDetail":"İstinaf Harfi","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{},"irabReason":"İstinaf harfi olduğu için mebnî","gloss":"ve"},{"position":11,"surface":"ٱلَّذِينَ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Mevsûl","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"ٱلَّذِينَ","form":"-","features":{"gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Merfû","state":"Marife"},"irabReason":"Mübteda olduğu için mebnî","gloss":"o kimseler ki"},{"position":12,"surface":"كَفَرُوا۟","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"ك-ف-ر","rootLatin":"k-f-r","lemma":"كَفَرَ","form":"-","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"inkar ettiler"},{"position":13,"surface":"عَمَّآ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"عَنْ","form":"-","features":{},"irabReason":"Harf-i cer olduğu için mebnî","gloss":"den"},{"position":13,"surface":"مَا","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Mevsûl","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"مَا","form":"-","features":{"irab":"Mecrûr","state":"Marife"},"irabReason":"Harf-i cerden sonra geldiği için mebnî","gloss":"şey"},{"position":14,"surface":"أُنذِرُوا۟","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"ن-ذ-ر","rootLatin":"n-dh-r","lemma":"أَنْذَرَ","form":"İf'âl","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Meçhul","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"uyarıldılar"},{"position":15,"surface":"مُعْرِضُونَ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Fâil","root":"ع-ر-ض","rootLatin":"ʿ-r-ḍ","lemma":"مُعْرِض","form":"İf'âl","features":{"gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Merfû","state":"Nekre"},"irabReason":"Haber olduğu için merfû","gloss":"yüz çevirenler"}]

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2)** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Vahiy ve Cebrâîl** · *46/3*
- **Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Enbiyâ Sûresi** · *46/3*
- **Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2)** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2)** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Vahiy ve Cebrâîl** · *46/3*
- **Enbiyâ Sûresi** · *46/3*
- **Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2)** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Mir'at-ül İrfân ve Şerhi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *46/3*
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2** — Ahmed Avni Konuk · *46/3*
