# Hucurât Sûresi, 6. Âyet (49:6)

> يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن جَآءَكُمْ فَاسِقٌۢ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوٓا۟ أَن تُصِيبُوا۟ قَوْمًۢا بِجَهَـٰلَةٍ فَتُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَـٰدِمِينَ

*Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in câekum fâsikun binebe-in fetebeyyenû en tusîbû kavmen bicehâletin fetusbihû ‘alâ mâ fe'altum nâdimîn(e)*

**Meal (Diyanet):** Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/49/6

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Hucurât Suresi 6. ayet, haberin doğruluğunu teyit etmenin önemini vurgulayarak, inananlara fasık bir kişiden gelen habere karşı dikkatli olmayı ve tebeyyün etmeyi emreder. Bu ayet, bilginin kaynağını sorgulama, aceleci hüküm vermekten kaçınma ve sonuçlarından pişman olmama gibi temel ahlaki ve sosyal prensipleri dilbilimsel bir derinlikle ele alır.","keyConcepts":[{"word":"ءَامَنُوا۟","root":"أ م ن","rootLatin":"e-m-n","meaning":"İman edenler, güvenenler anlamına gelir ve ayette hitap edilen topluluğu ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, Allah'a ve Resûlü'ne güvenip tasdik eden, dolayısıyla O'nun emirlerine uyması beklenen kimseleri işaret eder. Bu bağlamda, iman edenlerin haber karşısındaki sorumluluğunu vurgular."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"İzutu'ya göre 'iman' (أمن) kavramı, sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda bir güven ve emniyet ilişkisi kurmayı ifade eder. Ayetteki 'Ey iman edenler!' hitabı, bu güven ilişkisi içinde olanların, toplumsal düzeni bozabilecek yanlış haberlere karşı uyanık olmaları gerektiğini belirtir."}]},{"word":"فَاسِقٌۢ","root":"ف س ق","rootLatin":"f-s-k","meaning":"Allah'ın emirlerine itaatten çıkan, yoldan sapmış, günahkâr kişi anlamına gelir.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Fâsık (فَاسِقٌۢ), 'fısk' (فِسْق) kökünden gelir ve bir şeyin kabuğundan çıkması gibi, Allah'ın emrinden ve doğru yoldan çıkmayı ifade eder. Ayette, haberin kaynağının güvenilir olmadığını, dolayısıyla haberin doğruluğunun şüpheli olduğunu belirtmek için kullanılmıştır."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, fıskı (فِسْق) mecazi olarak 'haktan sapma' olarak açıklar. Fâsık (فَاسِقٌۢ) ise bu sapmayı gerçekleştiren kişidir. Ayetteki kullanımı, haberin taşıyıcısının ahlaki durumunun, haberin kabul edilebilirliği üzerindeki etkisine dikkat çeker."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, fıskı (فِسْق) 'şeriatın hududundan çıkmak' olarak tanımlar. Fâsık (فَاسِقٌۢ) ise bu hudutları aşan kişidir. Ayette, fâsıkın getirdiği haberin, bu kişinin ahlaki sapması nedeniyle ihtiyatla karşılanması gerektiğini vurgular."}]},{"word":"بِنَبَإٍ","root":"ن ب أ","rootLatin":"n-b-e","meaning":"Önemli, ciddi ve doğruluğu araştırılması gereken bir haber anlamına gelir.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Nebe' (نَبَأٌ), sadece bir haber değil, aynı zamanda büyük ve önemli bir haberdir. Ayetteki 'binaba'in' (بِنَبَإٍ) ifadesi, fâsıkın getirdiği haberin sıradan bir bilgi olmadığını, aksine toplumsal sonuçları olabilecek ciddi bir mesele olduğunu gösterir."},{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sicistânî, nebe'i (نَبَأٌ) 'önemli ve doğruluğu araştırılması gereken haber' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, fâsıkın getirdiği haberin, içeriği itibarıyla ciddiye alınması ancak kaynağı itibarıyla şüpheyle yaklaşılması gereken bir bilgi olduğunu belirtir."}]},{"word":"فَتَبَيَّنُوٓا۟","root":"ب ي ن","rootLatin":"b-y-n","meaning":"Haberin doğruluğunu araştırın, açıklığa kavuşturun, iç yüzünü anlayın anlamına gelir.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Tebeyyün (تَبَيُّن), bir şeyin açıklığa kavuşması, netleşmesi ve hakikatinin ortaya çıkmasıdır. Ayetteki 'fetebeyyenû' (فَتَبَيَّنُوٓا۟) emri, fâsıkın getirdiği haberin aceleyle kabul edilmemesi, aksine titizlikle araştırılması ve doğruluğunun teyit edilmesi gerektiğini ifade eder."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn el-Halebî, tebeyyünü (تَبَيُّن) 'bir şeyin hakikatini ve iç yüzünü ortaya çıkarmak için çaba sarf etmek' olarak açıklar. Bu ayette, müminlerin haber karşısında pasif kalmayıp aktif bir araştırma ve doğrulama sürecine girmeleri gerektiğini vurgular."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, tebeyyün (تَبَيُّن) kavramının Kur'an'daki kullanımının, sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda bilginin güvenilirliğini ve sonuçlarını değerlendirmeyi de içerdiğini belirtir. Ayette, yanlış bir kararın yol açabileceği pişmanlıktan kaçınmak için tebeyyünün zorunluluğuna işaret eder."}]},{"word":"بِجَهَـٰلَةٍ","root":"ج ه ل","rootLatin":"c-h-l","meaning":"Bilgisizlik, cahillik veya acelecilikle, düşüncesizce anlamına gelir.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Cehâlet (جَهَالَة), bilginin zıddı olup, bir şeyi bilmemek veya bilinenin aksine davranmaktır. Ayetteki 'bicehâletin' (بِجَهَـٰلَةٍ) ifadesi, haberin doğruluğunu araştırmadan, aceleci ve düşüncesizce hareket etmenin yol açacağı olumsuz sonuçları vurgular."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, cehâleti (جَهَالَة) 'bir şeyin hakikatini bilmemek veya bilinenin gereğini yapmamak' olarak tanımlar. Ayette, tebeyyün etmeden verilen kararların, bilgisizlikten kaynaklanan hatalara yol açacağını ve bu hataların toplumsal zararlara neden olabileceğini belirtir."}]},{"word":"نَـٰدِمِينَ","root":"ن د م","rootLatin":"n-d-m","meaning":"Yaptıklarından dolayı pişman olanlar, üzülenler anlamına gelir.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Nedâmet (نَدَامَة), yapılan bir işten dolayı duyulan üzüntü ve pişmanlıktır. Ayetteki 'nâdimîne' (نَـٰدِمِينَ) ifadesi, tebeyyün etmeden, bilgisizce hareket etmenin sonucunda ortaya çıkacak olan vicdani rahatsızlığı ve pişmanlığı vurgular. Bu, müminleri doğru davranmaya teşvik eden bir uyarıdır."},{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Fîrûzâbâdî, nedâmeti (نَدَامَة) 'yapılan bir işin kötü sonucunu gördükten sonra duyulan üzüntü' olarak açıklar. Ayette, yanlış bir haber üzerine verilen kararların, sonradan telafisi zor pişmanlıklara yol açabileceği uyarısı yapılır."}]}]}

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **Celâl Cemâl Celâl: İbretlik Bir Dosya Daha (3)** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *49/6*
- **Hucurât Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *49/6*
- **Hucurât Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *49/6*
- **Hucurât Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *49/6*
- **Hucurât Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *49/6*
