# Vâkıa Sûresi, 92. Âyet (56:92)

> وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

*Ve emmâ in kâne mine-lmukeżżibîne-ddâllîn(e)*

**Meal (Diyanet):** (92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/56/92

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, kıyamet gününde insanların akıbetlerini tasvir eden Vâkıa Suresi'nin bir parçasıdır. Özellikle 'yalancılar' ve 'sapıklar' olarak nitelendirilen bir grubun durumunu ele alarak, onların ahiretteki konumlarını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.","keyConcepts":[{"word":"ٱلْمُكَذِّبِينَ","root":"ك ذ ب","rootLatin":"k-z-b","meaning":"Gerçeği yalanlayan, inkâr eden, yalancı konumunda olan kimseler.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'kezeb' (كذب) kelimesinin asıl anlamının 'sözün gerçeğe aykırı olması' olduğunu belirtir. 'Tekzîb' (تكذيب) ise bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmektir. Ayetteki 'el-mükezzibîn' (المكذبين) ifadesi, özellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini ve ahiret gerçeğini yalanlayan, inkâr eden kimseleri ifade eder. Bu bağlamda, sadece yalan söyleyen değil, aynı zamanda hakikati reddeden bir zümreyi işaret eder."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'tekzîb' kullanımlarının genellikle 'inkâr' anlamında olduğunu vurgular. 'Mükezzibîn' ifadesi, Allah'ın vaatlerini ve tehditlerini yalan sayan, onlara inanmayan kişileri tanımlar. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde hesap verecek olan ve dünyada iken hakikatleri yalanlamış olanların durumunu betimler."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'küfr' (كفر) ve 'tekzîb' (تكذيب) kavramları arasındaki yakın ilişkiye dikkat çeker. 'Tekzîb', sadece bir sözü yalanlamak değil, aynı zamanda bir gerçeği, özellikle de ilahi vahyi ve onun getirdiği hakikatleri reddetmek anlamına gelir. Vâkıa Suresi'ndeki bu kullanım, ahiret inancını ve ilahi kudreti yalanlayanların akıbetini vurgular."}]},{"word":"ٱلضَّآلِّينَ","root":"ض ل ل","rootLatin":"d-l-l","meaning":"Doğru yoldan sapan, şaşıran, hakikatten uzaklaşan kimseler.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'dalâl' (ضلال) kelimesinin asıl anlamının 'doğru yoldan sapmak' olduğunu belirtir. Bu sapma bazen bilerek, bazen de bilmeyerek olabilir. Ayetteki 'ed-dâllîn' (الضالين) ifadesi, özellikle hakikatten, hidayet yolundan uzaklaşmış, şaşkınlık içinde olan ve bu sapıklıkları nedeniyle ahirette kötü bir akıbete uğrayacak olan kimseleri tanımlar. Bu, sadece yolunu kaybetmek değil, aynı zamanda inanç ve amel açısından doğru çizgiden ayrılmaktır."},{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesinin Kur'an'da 'hidayetin zıttı' olarak kullanıldığını ifade eder. 'Dâllîn', Allah'ın gönderdiği peygamberlere ve kitaplara uymayarak doğru yoldan ayrılan, şaşkınlık içinde kalanlardır. Vâkıa Suresi'ndeki bu kullanım, 'mükezzibîn' ile birlikte anılarak, hem hakikati yalanlayan hem de doğru yoldan sapanların ortak akıbetini vurgular."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'dalâl' kavramını 'hidayet'in karşıtı olarak ele alır ve Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma', 'şaşkınlık' ve 'kaybolma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu sapma, sadece fiziksel bir yolculukta değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki bir yolda da gerçekleşebilir. Ayetteki 'dâllîn', hakikati yalanlamanın bir sonucu olarak manevi bir sapıklık içinde olanları ifade eder."}]}]}

## Tefsir

{"topics":["musrikler","ahiret-mukafat","cehennem"]}

## Tefsir

[{"position":1,"surface":"وَ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Atıf","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{},"irabReason":"Mebnî","gloss":"ve"},{"position":1,"surface":"أَمَّا","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Şart","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"أَمَّا","form":"-","features":{},"irabReason":"Mebnî","gloss":"ise"},{"position":2,"surface":"إِن","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Şart","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"إِن","form":"-","features":{},"irabReason":"Mebnî","gloss":"eğer"},{"position":3,"surface":"كَانَ","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Mâzî","root":"ك-و-ن","rootLatin":"k-w-n","lemma":"كَانَ","form":"-","features":{"tense":"Mâzî","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mebnî"},"irabReason":"Mâzî fiil olduğu için mebnî","gloss":"oldu"},{"position":4,"surface":"مِنَ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"مِنْ","form":"-","features":{},"irabReason":"Mebnî","gloss":"-den"},{"position":5,"surface":"ٱلْمُكَذِّبِينَ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Fâil","root":"ك-ذ-ب","rootLatin":"k-dh-b","lemma":"مُكَذِّب","form":"Tef'îl","features":{"gender":"Müzekker","number":"Cemi","state":"Marife","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Harf-i cerden sonra geldiği için mecrûr","gloss":"yalanlayanlar"},{"position":6,"surface":"ٱلضَّآلِّينَ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Fâil","root":"ض-ل-ل","rootLatin":"ḍ-l-l","lemma":"ضَالّ","form":"-","features":{"gender":"Müzekker","number":"Cemi","state":"Marife","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Önceki ismin sıfatı olduğu için mecrûr","gloss":"sapıklar"}]

## Bu Âyetin İşârî/Tasavvufî Olarak Ele Alındığı Eserler

- **A'lâ ve Gâşiye Sûreleri** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *56/74-96*
- **Vâkı'a Sûresi** · *56/92*
- **Vâkı'a Sûresi** · *56/88-94*
- **Vâkı'a Sûresi** · *56/92*
- **Vâkı'a Sûresi** · *56/88-94*
- **A'lâ ve Gâşiye Sûreleri** — Terzibaba - Necdet Ardıç · *56/74-96*
