# A'râf Sûresi, 186. Âyet (7:186)

> مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ ۚ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

*Men yudlili(A)llâhu felâ hâdiye leh(u)(c) veyeżeruhum fî tuġyânihim ya'mehûn(e)*

**Meal (Diyanet):** Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/7/186

---

## Tefsir

{"topics":["hidayet-dalalet","kader","musrikler"]}

## Tefsir

[{"position":1,"surface":"مَن","pos":"harf","posDetail":"İsm-i Şart","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"مَن","form":"-","features":{"irab":"Mebnî"},"irabReason":"İsm-i şart olduğu için mebnî","gloss":"kim"},{"position":2,"surface":"يُضْلِلِ","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Muzâri","root":"ض-ل-ل","rootLatin":"d-l-l","lemma":"أَضَلَّ","form":"İf'âl","features":{"tense":"Muzâri","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Meczûm"},"irabReason":"Şart edatı 'men'in fiil-i şartı olduğu için meczûm","gloss":"saptırırsa"},{"position":3,"surface":"ٱللَّهُ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Celâl","root":"ا-ل-ه","rootLatin":"a-l-h","lemma":"ٱللَّهُ","form":"-","features":{"state":"Marife","irab":"Merfû"},"irabReason":"Fiil-i muzâri 'yudlil'in fâili olduğu için merfû","gloss":"Allah"},{"position":4,"surface":"فَلَا","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Atıf + Lâ-i Nefy-i Cins","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"فَلَا","form":"-","features":{"irab":"Mebnî"},"irabReason":"Harf olduğu için mebnî","gloss":"o zaman yoktur"},{"position":5,"surface":"هَادِىَ","pos":"isim","posDetail":"İsm-i Fâil","root":"ه-د-ي","rootLatin":"h-d-y","lemma":"هَادٍ","form":"Fâ'il","features":{"state":"Nekre","irab":"Mansûb"},"irabReason":"Lâ-i nefy-i cinsin ismi olduğu için mansûb","gloss":"yol gösteren"},{"position":6,"surface":"لَهُۥ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer + Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"لِ","form":"-","features":{"irab":"Mebnî"},"irabReason":"Harf olduğu için mebnî","gloss":"ona"},{"position":6,"surface":"هُۥ","pos":"isim","posDetail":"Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"هُوَ","form":"-","features":{"person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Harf-i cer 'li'den sonra geldiği için mecrûr","gloss":"o"},{"position":7,"surface":"وَيَذَرُهُمْ","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Atıf","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"وَ","form":"-","features":{"irab":"Mebnî"},"irabReason":"Harf olduğu için mebnî","gloss":"ve"},{"position":7,"surface":"يَذَرُ","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Muzâri","root":"و-ذ-ر","rootLatin":"w-dh-r","lemma":"وَذَرَ","form":"-","features":{"tense":"Muzâri","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Müfred","irab":"Merfû"},"irabReason":"Nasb veya cezm edatı olmadığı için merfû","gloss":"bırakır"},{"position":7,"surface":"هُمْ","pos":"isim","posDetail":"Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"هُمْ","form":"-","features":{"person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Mansûb"},"irabReason":"Fiil-i muzâri 'yezeru'nun mef'ûlün bihi olduğu için mansûb","gloss":"onları"},{"position":8,"surface":"فِى","pos":"harf","posDetail":"Harf-i Cer","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"فِي","form":"-","features":{"irab":"Mebnî"},"irabReason":"Harf olduğu için mebnî","gloss":"içinde"},{"position":9,"surface":"طُغْيَـٰنِ","pos":"isim","posDetail":"Masdar","root":"ط-غ-ي","rootLatin":"t-gh-y","lemma":"طُغْيَان","form":"Fu'lân","features":{"state":"Marife","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Harf-i cer 'fî'den sonra geldiği için mecrûr","gloss":"taşkınlıkları"},{"position":9,"surface":"هِمْ","pos":"isim","posDetail":"Muttasıl Zamir","root":"-","rootLatin":"-","lemma":"هُمْ","form":"-","features":{"person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Mecrûr"},"irabReason":"Muzâfun ileyh olduğu için mecrûr","gloss":"onların"},{"position":10,"surface":"يَعْمَهُونَ","pos":"fiil","posDetail":"Fiil-i Muzâri","root":"ع-م-ه","rootLatin":"'-m-h","lemma":"عَمِهَ","form":"-","features":{"tense":"Muzâri","voice":"Ma'lûm","person":"3.","gender":"Müzekker","number":"Cemi","irab":"Merfû"},"irabReason":"Nasb veya cezm edatı olmadığı için merfû (Hâl cümlesi)","gloss":"bocalayıp dururlar"}]

## Kelime Tahlili

{"summary":"A'râf Suresi 186. ayet, Allah'ın saptırdığı kimseler için bir hidayetçinin olmadığını ve bu kişilerin kendi taşkınlıkları içinde şaşkın bir şekilde bocalayıp durduklarını ifade etmektedir. Ayet, ilahi irade ve insan eylemi arasındaki ilişkiyi, özellikle sapma ve hidayet kavramları üzerinden ele almaktadır.","keyConcepts":[{"word":"يُضْلِلِ","root":"ض ل ل","rootLatin":"d-l-l","meaning":"Allah'ın bir kimseyi doğru yoldan saptırması, şaşırtması veya sapmasına izin vermesi.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'dalâl' (ضلال) kelimesini doğru yoldan sapmak, şaşırmak olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun bir kimseyi doğru yola iletmemesi veya sapmasına müsaade etmesi anlamındadır. Ayetteki 'yudlil' (يُضْلِلِ) fiili, Allah'ın iradesiyle bir kimsenin hidayetten uzaklaşmasını ifade eder."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Kefevî, 'dalâl' kelimesinin hem kasıtlı sapmayı hem de bilmeden şaşırmayı ifade edebileceğini belirtir. Allah'ın fiili olarak kullanıldığında, O'nun hikmeti gereği bazı kullarını hidayete erdirmemesi veya onların sapkınlıklarını artırması anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, ilahi bir takdirin sonucu olarak kişinin doğru yolu bulamamasıdır."},{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'hidayet'in zıttı olarak kullanıldığını ve doğru yoldan sapmayı, şaşkınlığı ifade ettiğini belirtir. Allah'ın 'saptırması' (idlal) ise, O'nun bir kimseyi kendi iradesiyle doğru yola iletmeyip, kendi sapkınlığı içinde bırakmasıdır. Bu, kişinin kendi seçimiyle başlayan bir sürecin ilahi bir onayı gibidir."}]},{"word":"هَادِىَ","root":"ه د ى","rootLatin":"h-d-y","meaning":"Doğru yolu gösteren, hidayet eden, rehberlik eden kimse.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'hâdî' (هَادِىَ) kelimesini 'yol gösteren, doğruya ileten' olarak açıklar. Ayetteki 'fela hâdiye leh' (فَلَا هَادِىَ لَهُۥ) ifadesi, Allah'ın saptırdığı kimse için artık dışarıdan bir yol göstericinin fayda vermeyeceğini, çünkü ilahi iradenin bu yönde tecelli ettiğini vurgular."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'hâdî' kelimesinin mecazi olarak 'delil' veya 'rehber' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımında, Allah'ın saptırdığı kimse için artık hiçbir delilin veya rehberin onu doğru yola döndüremeyeceği, çünkü kalbinin mühürlenmiş olduğu anlamını taşır."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'hidayet' (هدى) kelimesini 'lütuf ve incelikle doğru yola iletmek' olarak tanımlar. 'Hâdî' ise bu eylemi gerçekleştiren faildir. Ayette, Allah'ın saptırdığı kimse için, Allah'tan başka hiçbir 'hâdî'nin (yol göstericinin) olamayacağı, yani ilahi iradenin dışında bir hidayetin mümkün olmadığı ifade edilir."}]},{"word":"يَذَرُهُمْ","root":"و ذ ر","rootLatin":"v-z-r","meaning":"Onları bırakır, terk eder, kendi hallerine terk eder.","sources":[{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Semîn el-Halebî, 'yaziru' (يَذَرُ) fiilinin 'terk etmek, bırakmak' anlamına geldiğini ve genellikle 'v-z-r' kökünden türediğini belirtir. Ayetteki 'yazuruhum' (يَذَرُهُمْ) ifadesi, Allah'ın sapanları kendi sapkınlıkları ve taşkınlıkları içinde bırakmasını, onlara müdahale etmemesini ve böylece onların bu durumda devam etmelerini ifade eder."},{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Fîrûzâbâdî, 'vezera' (وذر) fiilinin 'terk etmek, vazgeçmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın sapanları kendi yanlış yollarında serbest bırakması, onlara zorla hidayet vermemesi ve böylece onların kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşamalarına izin vermesi anlamındadır."}]},{"word":"طُغْيَـٰنِهِمْ","root":"ط غ ى","rootLatin":"t-ğ-y","meaning":"Taşkınlıkları, haddi aşmaları, azgınlıkları.","sources":[{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Sicistânî, 'tuğyan' (طغيان) kelimesini 'haddi aşmak, sınırı geçmek, azgınlık' olarak açıklar. Ayetteki 'fî tuğyânihim' (فِى طُغْيَـٰنِهِمْ) ifadesi, sapanların içinde bulundukları aşırı sapkınlık ve azgınlık halini, yani doğru yoldan tamamen uzaklaşmış olmalarını vurgular."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'tuğyan' kelimesinin 'bir şeyin haddini aşması' anlamına geldiğini belirtir. Su için kullanıldığında taşması, insan için kullanıldığında ise haddi aşarak zulmetmesi veya azgınlık etmesidir. Ayetteki bağlamda, sapanların Allah'ın koyduğu sınırları aşarak günah ve isyanda ileri gitmeleri durumunu ifade eder."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Güngör, 'tuğyan' kavramının Kur'an'da genellikle 'azgınlık, haddi aşma, isyan' anlamlarında kullanıldığını ve bu durumun kişinin kendi iradesiyle Allah'ın emirlerine karşı gelmesiyle ortaya çıktığını belirtir. Ayetteki 'fî tuğyânihim' ifadesi, sapanların bu azgınlıkları içinde boğulduklarını ve bu durumdan çıkamadıklarını gösterir."}]},{"word":"يَعْمَهُونَ","root":"ع م ه","rootLatin":"a-m-h","meaning":"Şaşkınlık içinde bocalayıp durmak, körü körüne dolaşmak, ne yapacağını bilememek.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"İbn Kuteybe, 'ameh' (عمه) kelimesini 'şaşkınlık içinde kalmak, ne yapacağını bilememek, körü körüne dolaşmak' olarak açıklar. Ayetteki 'ya'mehûn' (يَعْمَهُونَ) fiili, sapanların kendi taşkınlıkları içinde bir çıkış yolu bulamadan, şaşkın ve bocalayan bir halde olduklarını ifade eder."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Ebû Ubeyde, 'ameh' kelimesinin 'kalp körlüğü' anlamına geldiğini ve kişinin doğruyu görememesi, şaşkınlık içinde kalması durumunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımında, sapanların manevi bir körlük içinde, doğru yolu bulamadan kendi sapkınlıkları içinde dönüp durduklarını vurgular."},{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Râgıb, 'ameh' kelimesini 'şaşkınlık ve tereddüt içinde kalmak, ne yapacağını bilememek' olarak tanımlar. Bu durum genellikle bir çıkış yolu bulamayan, doğruyu yanlıştan ayıramayan kimseler için kullanılır. Ayetteki 'ya'mehûn' fiili, sapanların kendi taşkınlıkları içinde bir amaçsızlık ve şaşkınlık içinde debelendiklerini gösterir."}]}]}
