# A'râf Sûresi, 188. Âyet (7:188)

> قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ ۚ وَلَوْ كُنتُ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ لَٱسْتَكْثَرْتُ مِنَ ٱلْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ ٱلسُّوٓءُ ۚ إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

*Kul lâ emliku linefsî nef'an velâ darran illâ mâ şâa(A)llâh(u)(c) velev kuntu a'lemu-lġaybe lestekśertu mine-lḣayri vemâ messeniye-ssû-/(u)(c) in enâ illâ neżîrun vebeşîrun likavmin yu/minûn(e)*

**Meal (Diyanet):** De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim."

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/tefsir/7/188

---

## Kelime Tahlili

{"summary":"Bu ayet, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kendi gücünün sınırlılığını, gaybı bilmediğini ve görevinin sadece uyarıcı ve müjdeleyici olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, fayda ve zarar verme yetkisinin Allah'a ait olduğunu, gayb bilgisinin sadece O'na mahsus olduğunu ve peygamberlik görevinin temel niteliklerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.","keyConcepts":[{"word":"أَمْلِكُ","root":"م ل ك","rootLatin":"m-l-k","meaning":"Sahip olmak, kudretli olmak, bir şeye hükmetmek anlamındadır ve ayette Hz. Peygamber'in kendi nefsine fayda veya zarar verme gücüne sahip olmadığını ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Mülk (ملك) kelimesinin kökünden türeyen 'emlike' (أملك), bir şeye sahip olmayı, üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in Allah'ın izni olmaksızın kendi nefsine dahi fayda veya zarar verme kudretine sahip olmadığını, bu yetkinin yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular."},{"author":"Ebû Ubeyde","work":"Mecâzü'l-Kur'ân","detail":"Bu kelime, mecazi olarak bir şeye hükmetme ve onu kontrol etme gücünü ifade eder. Ayetteki 'lâ emliku' (لا أملك) ifadesi, Hz. Peygamber'in kendi kaderi üzerinde bile mutlak bir kontrolünün olmadığını, her şeyin Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu gösterir."}]},{"word":"نَفْعًا","root":"ن ف ع","rootLatin":"n-f-'-","meaning":"Fayda, yarar, menfaat anlamına gelir ve ayette kişinin kendisine veya başkasına sağlayabileceği olumlu sonuçları ifade eder.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Nef' (نفع), bir şeyden elde edilen hayır ve menfaattir. Ayetteki 'nef'an' (نفعًا) kelimesi, Hz. Peygamber'in Allah'ın dilemesi dışında kendi nefsine dahi bir fayda celbedemeyeceğini, fayda ve zararın mutlak sahibinin Allah olduğunu belirtir."},{"author":"Fîrûzâbâdî","work":"Basâiru Zevi't-Temyîz","detail":"Nef' (نفع), bir şeyin iyi ve olumlu sonucudur. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in kendi iradesiyle kendine bir fayda sağlayamayacağını, bu tür bir gücün ancak Allah'ın izniyle mümkün olabileceğini ifade eder."}]},{"word":"ضَرًّا","root":"ض ر ر","rootLatin":"d-r-r","meaning":"Zarar, ziyan, kötülük anlamına gelir ve ayette kişinin kendisine veya başkasına gelebilecek olumsuz sonuçları ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Darr (ضر), bir şeye isabet eden kötülük ve zarardır. Ayetteki 'darran' (ضرًّا) kelimesi, Hz. Peygamber'in kendi nefsinden bir zararı defedemeyeceğini, bu gücün de yalnızca Allah'a ait olduğunu vurgular. Fayda ve zarar verme yetkisinin Allah'ın mutlak kudretinde olduğunu gösterir."},{"author":"Mevlüt Güngör","work":"Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi","detail":"Darr (ضر), genellikle olumsuz bir etkiyi, sıkıntıyı veya musibeti ifade eder. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in kendi iradesiyle kendinden bir zararı uzaklaştıramayacağını, bu durumun Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu açıkça ortaya koyar."}]},{"word":"ٱلْغَيْبَ","root":"غ ي ب","rootLatin":"ğ-y-b","meaning":"Gayb, görünmeyen, bilinmeyen, idrak ötesi olan her şeyi ifade eder ve ayette sadece Allah'ın bildiği sırları ve geleceği kasteder.","sources":[{"author":"Toshihiko Izutsu","work":"Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar","detail":"Gayb (غيب), Kur'an'da insan idrakinin ötesinde olan, duyularla algılanamayan ve sadece Allah'ın bilgisi dahilinde olan şeyleri ifade eder. Ayetteki 'a'lemu'l-ğayb' (أعلم الغيب) ifadesi, Hz. Peygamber'in gaybı bilmediğini, bu bilginin sadece Allah'a mahsus olduğunu ve bu durumun peygamberlik makamının sınırlılıklarını gösterdiğini belirtir."},{"author":"Ebu'l-Bekâ el-Kefevî","work":"el-Külliyyât","detail":"Gayb (غيب), gözden uzak olan, gizli kalan ve insan aklının doğrudan ulaşamadığı her şeydir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in gayb bilgisine sahip olmadığını, bu bilginin sadece Allah'a ait olduğunu ve eğer bilseydi daha fazla hayır elde edeceğini ve kötülükten korunacağını ifade ederek, gaybın mutlak bilgisinin Allah'a ait olduğunu vurgular."}]},{"word":"نَذِيرٌ","root":"ن ذ ر","rootLatin":"n-z-r","meaning":"Uyarıcı, korkutucu anlamına gelir ve ayette Hz. Peygamber'in insanları Allah'ın azabına karşı uyaran görevini ifade eder.","sources":[{"author":"Râgıb el-İsfehânî","work":"el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Nezîr (نذير), bir tehlikeye karşı önceden uyaran kişidir. Ayetteki 'nezîrun' (نذيرٌ) kelimesi, Hz. Peygamber'in görevinin, insanları Allah'ın azabına karşı uyarmak ve onları doğru yola çağırmak olduğunu, bu görevinin gaybı bilmek veya fayda-zarar vermek olmadığını açıklar."},{"author":"Semîn el-Halebî","work":"Umdetü'l-Huffâz","detail":"Nezîr (نذير), bir şeyi haber vererek korkutan ve sakındıran demektir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in temel vazifesinin, insanları Allah'ın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya davet ederek, aksi takdirde karşılaşacakları kötü sonuçlar hakkında uyarmak olduğunu belirtir."}]},{"word":"وَبَشِيرٌ","root":"ب ش ر","rootLatin":"b-ş-r","meaning":"Müjdeleyici, sevindirici haber veren anlamına gelir ve ayette Hz. Peygamber'in iman edenlere Allah'ın rahmetini ve cennetini müjdeleyen görevini ifade eder.","sources":[{"author":"İbn Kuteybe","work":"Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân","detail":"Beşîr (بشير), güzel haber veren, müjdeleyendir. Ayetteki 'beşîrun' (بشيرٌ) kelimesi, Hz. Peygamber'in görevinin sadece uyarmakla kalmayıp, aynı zamanda iman edenlere Allah'ın lütfunu, mağfiretini ve cennetini müjdelemek olduğunu, böylece insanlara hem korku hem de ümit verdiğini gösterir."},{"author":"Ebû Bekir es-Sicistânî","work":"Nüzhetü'l-Kulûb","detail":"Beşîr (بشير), sevindirici haber getiren kişidir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in risalet görevinin iki yönlü olduğunu; bir yandan uyarıcı (nezîr) iken, diğer yandan iman edenlere ve salih amel işleyenlere Allah'ın mükafatlarını müjdeleyici (beşîr) olduğunu vurgular."}]}]}
