# Rabb-ı Hâs

> Can dostum, yol arkadaşım. Gel, bu sohbetimizde seninle en mahrem sırrımıza, Cenâb-ı Hakk ile aramızdaki o en hususî, en kişisel bağa dair bir kapı aralayalım. Her birimiz bu âleme biricik bir mühürle geldik. Parmak izimiz gibi, kalp atışımız gibi, ruhumuzun da Hakk’a bakan eşsiz bir penceresi vardır. İşte o pencerenin adı, o bağın sırrı, o terbiyenin kaynağı Rabb-ı Hâs’tır. Bu, Hakk’ın bütün âlemlerin Rabbi olan ism-i âzamı `Allah`’ın, sadece sana, senin istidadına, senin kabiliyetine, senin yo

**Kaynak:** https://terzibabairfanmektebi.com/wiki/rabb-i-has

---

Can dostum, yol arkadaşım. Gel, bu sohbetimizde seninle en mahrem sırrımıza, Cenâb-ı Hakk ile aramızdaki o en hususî, en kişisel bağa dair bir kapı aralayalım. Her birimiz bu âleme biricik bir mühürle geldik. Parmak izimiz gibi, kalp atışımız gibi, ruhumuzun da Hakk’a bakan eşsiz bir penceresi vardır. İşte o pencerenin adı, o bağın sırrı, o terbiyenin kaynağı **Rabb-ı Hâs**’tır. Bu, Hakk’ın bütün âlemlerin Rabbi olan ism-i âzamı `Allah`’ın, sadece sana, senin istidadına, senin kabiliyetine, senin yolculuğuna özel olarak tecellî eden yüzüdür. O, senin varlık toprağını süren, istidat tohumunu sulayan, sana has terbiye edicidir. Terzibaba İrfan Mektebimizin temel taşlarından olan bu hikmeti anlamak, kendini bilmenin, dolayısıyla Rabbini bilmenin de anahtarını ele geçirmektir. Zira insan, kendi hususî Rabbinin aynasında kendini seyreden ve yine o aynadan Hakk’a vasıl olan bir yolcudur.


## Bu Kavramın Geçtiği Eserler

- **Kelime-i İsmâiliyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi (Kelime-i İsmâiliyye)
  > ) fiil, “ayn" için sâbit olmayıp, ancak “ayn"da mütecellî ve zâhir olan Rabb-i hâs için sâbit olduğuna ve o “ayn” dahi ancak kendi- sinden zâhir olan şeyi kābiliyet ve isti’dâdı ile Rabb’inden taleb eylediğine ıttılâı sebebiyle, Rabb'i indinde marzî ve beğenilmiş oldu; ve bunun gibi her bir mevcûd dahi Rabb-i hâssı indinde marzîdir ve beğenilmiştir.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5** — Ahmed Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5)
  > Cenâb-ı Pîr efendimizin beyân buyurdukları sır hakkında fakîre lâyih olan ma'nâ budur ki: Her bir mazharın bir Rabb-i hâssı vardır ki, o mazhardan gâliben zahir olan ahkâm, o Rabb-i hâs olan ismin hazînesinden vâki' olur; ve bu esmâ arasında tefâzul vardır ki, mazharlarının gayriyyetlerini îcâb eder.
- **Enfâl Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Enfâl Sûresi)
  > Örneğin "hâs Rabb"i "Mudill" ismi ise, bütün mevtınlarında onda gâlip olarak bu ismin hükümleri açığa çıkar ve " hâs Rabb"i "Hâdî" ismi ise, aynı şekilde onda gâ­lip olarak, bu ismin hükümleri ve eserleri açığa çıkar. Şimdi Tekvîn ya’ni (Var Edicilik) Kelâm'a ve Kelâm Kudret'e ve Kudret İrâde'ye ve İrâde İlim'e ve İlim, ma'lûma ya’ni bilinene tâ'bîdir ve ma’lûm "sâbit aynlar"dır.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7** — Ahmed Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7)
  > Bir vechi budur ki: Rabbü'l-erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temeyyüz ise zuhûr-ı ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-ı ahkâm ise, ba'de'l-imtihân mümkündür. Eğer bu imtihan olmasa, her ayn-ı sâbitenin isti'dâd ve kābiliyyet-i zâtiyyesinden ibaret olan hüccet-i hâliğa fiilen zâhir ve şuhûd ile tevessuk edememiş olur.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8** — Ahmet Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8)
  > "Buğdayları samandan ayırıp her birini başka başka yerlere koymak nasıl lâzım ise, dışarıları birbirine benzeyen ve fakat içleri başka başka olan bu efrâd-ı beşer arasında da temyiz ve iyisini ve fenâsını ayırmak lâzımdır.” Ma'lûm olsun ki, Rabbü'l-erbâb olan Hak Teâlâ her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temyîz ise, zuhûr-i ahkâmdan sonra olur; ve...
- **Muhammed Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Muhammed Sûresi)
  > Gözlüler görüp ona sanlırlar ve körler göremezler.” Ma’lûm olsun ki, Rabbü’l- erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanlann temyizini irâde buyurur. Bu temyiz ise zuhûr-i ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-i ahkâm ise ba’de’l-imtihân mümkindir.
- **TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi (TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye)
  > Çünkü herbir mazharın bir Rabb-i hâssı vardır; ve o Rabb-i hâs olan ism-i ilâhî onun ruhu ve müdebbiridir; ve o isim, o mazharı alnından tutup kendi sırât-ı müstakimi üzerinde götürür. O mazharın Rabb-ı hâssının tedbîrine muhalefete mecali yoktur. Ve esmanın tümü vücûd-ı vahidin emirleridir; ve bu emirler dahî zât-i mutlakın muktezâsıdır ve kendi zâtının aynıdır.
- **TB. Kelime-i Îseviyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi (TB. Kelime-i Îseviyye)
  > “Allah’ın halk edişinde değişiklik yoktur” 30/30 ayet-i kerimesi mucibince kalb-i hakayık mümkün değildir. Yani hakikatlerin değişmesi mümkün değildir. Binâenaleyh ism-i câmi'in mazharı olan insân-ı kâmil, kendi Rabb-i hâssının sırât-ı müstakimini terk mi ediyor? Bakın yukarıda anlatılanların yanında böyle bir soru akla gelebilir, bu soruyu da soran kendisidir.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6** — Ahmed Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6)
  > " Ma'lûm olsun ki, Rabbü'l-erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temyiz ise zuhûr-i ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-i ahkâm ise ba'de'l-imtihân mümkindir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: الَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيْكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًاً (Mülk, 67/2) ya'ni "O Allâhü Zü'l-Celâl ki, mevti ve hayâtı, hanginizin...
- **Kelime-i Lûtiyye** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi (Kelime-i Lûtiyye)
  > Şu hâlde münâzi'den zuhûr eden şeye “nizâ” tesmiyesi, nâsın gözlerindeki hicâbın peydâ ettiği arazî bir şeydir; yoksa hakîkatte nizâ' yoktur. Çünkü her bir mazharın bir Rabb-i hâssı vardır; ve o Rabb-i hâs olan ism-i ilâhî onun rûhu ve müdebbiridir; ve o isim, o mazharı nâsiyesinden tutup kendi sırât-ı müstakîmi üzerinde götürür. O mazharın Rabb-i hâssının tedbîrine muhalefete mecâli yoktur.
- **A'lâ ve Gâşiye Sûreleri** — Terzibaba - Necdet Ardıç (A'lâ ve Gâşiye Sûreleri)
  > ) fiil, "ayn" için sabit olmayıp, ancak aynda mütecelli ve zahir olan Rabb-i hâs için sabit olduğuna ve o ayn dahi ancak kendisinden zâhir olan şeyi kabiliyyet ve isti'dâdı ile Rabb'inden taleb eylediğine ıttılâı sebebiyle, Rabb'i hâs indinde merzi razı olunan ve beğenilmiştir. Burada İsmail (a.s) ın anlayışını belirtiyor.
- **Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk — 53. Âyetler ve Terzi Baba** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk — 53. Âyetler ve Terzi Baba)
  > Bundan dolayı kul zâhirdir, cisimdir; Rabb ise bâtındır, rûhdur. Böyle olunca, mahlûkların nefesleri sayısınca Hakk'a yol vardır. Ve her bir mahlûk tâbi' olduğu kendisine hâs ismin gerekleri üzerine hareket edip o ismin yolunda yürür.
- **TB. Fusûs Mukaddimesi (Cilt 180)** — Muhyiddin İbnü'l-Arabi (TB. Fusûs Mukaddimesi (Cilt 180))
  > ...kabiliyeti ve istidatı olduğu için onu zuhura getirdi. Rabb'inden taleb eylediğine ıttılâı sebebiyle, oraya ulaşması sebebiyle Rabb'i hâs indinde marzidir, razı olunan ve Rabbı tarafından beğenilmiştir. Zîrâ rabb-i hâssı o mevcudun üzerine rubûbiyyeti, devamlı kıldı , yani rablığı üzerine koydu ve onun isti'dâdı hasebiyle, ona tecellî edip efâlini onda izhâr eyledi .
- **Hadîd Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Hadîd Sûresi)
  > Fakat "hálk" dediğimiz izâfî vücûtlara baktığımız zaman, onların ilimlerde bir diğerinden farklı olduğunu görüyoruz. Hâs Rabb bizim bâtınımız olduğu için biz zımnen O'nunla berâberiz. Ve biz O'nun zâhiri olduğumuz için, O açıklık ile bizimle berâberdir.
- **Rûm Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Rûm Sûresi)
  > Yani bu kemalata ermezden evvel İnsan-ı kamilin de daha evvel gençlik çocukluğunda bir rabb-ı hassı vardı onun terbiyesi altında idi. Bu Rabb-i hâs ise onun hakikatidir; yani ayan-ı sabitesinde tesbit edilmiş onun hakikatidir rabb-ı hassı. ve ayn-ı sabitesi de o ismin suretidir.
- **TB. Fusûs Mukaddimesi** — Ahmet Avni Konuk (TB. Fusûs Mukaddimesi)
  > Fakat zuhûru iktizâ-yı zâtı olduğundan, terk-i izhârı kābil değildir. Bir vechi dahi budur ki, Rabbü’l-erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir Rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temeyyüz ise zuhûr-ı ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-ı ahkâm ise ba’de’l-imtihân mümkindir.
- **A'yân-ı Sâbite** — Terzibaba - Necdet Ardıç (A'yân-ı Sâbite)
  > A’yân-ı sâbite dediğimiz şeyde fiil yoktur, ayn için sâbit olmayıp yani fiil ayn için yani hakikati özü bir şey için sabit olamayıp ancak aynda mütecelli ve zâhir olan yani aynda mütecelli ve zâhir olan Rabb-ı Has için sabit olduğuna ve onun aynı dahi ancak kendisinden zâhir olan şeyi kabiliyet ve istidadı ile Rabbından talep ettiğine ıttılayı sebebiyle Yani İsmail (a.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12** — Ahmet Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12)
  > İmdi mâdemki zuhûr-ı ahkâm bu âlem-i kesâfet olan dünyâda vâki' oluyor, şu hâlde kulların bâtınları olan a'yân-ı sâbitelerine ve bu a'yân-ı sâbitelerinin isti'dâd ve kābiliyyet-i zâtiyyelerine göre onlardan zâhir olan ef'âl ve ahkâma şehâdet için, peygamberlerin zuhûru zarûrîdir.
- **Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13** — Ahmet Avni Konuk (Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13)
  > Binâenaleyh bu âlem-i sûrette o ismin îcâbı ve ahkâm ve âsârı ondan zâhir olur; ve bu hâkim olan rabb-i hâs ve ism-i gālib, her kimi isterse baştan çıkarır ve kendi sırât-ı müstakîmi üzerinde yürütür. Meselâ, ism-i Hâdî kendi mazharlarını îmâna ve zühd ve takvâya; ve Mudill ismi dahi, kendi mazharlarını küfre ve fisk u fücûra sevk eder.
- **En'âm Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (En'âm Sûresi)
  > Ma’lûm olsun ki, Rabbü’l-erbâb olan Hak Teâlâ her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temyîz ise zuhûr-ı ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-ı ahkâm ise, imtihândan sonra mümkindir. Nitekim Hak Teâlâ hazretleri sûre-i Muhammed’de (Muhammed, 47/31) “Biz sizden mücâhid ve sâbir olanları bilmemiz için sizi imtihân ederiz” buyurur.
- **Mü'minûn Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Mü'minûn Sûresi)
  > " Ma'lûm olsun ki, Rabbü'l-erbâb olan Hak Teâlâ her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından, marzî (Allâh'ın razı olduğu) ve mağzûb (gazaba uğramış) olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temyîz ise, zuhûr-ı ahkâmdan (hükümlerin ortaya çıkmasından) sonra olur; ve zuhûr-ı ahkâm ise ba'de'l-imtihân (imtihândan sonra) mümkündür. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Mülk, 67/2) " O öyle Allâh'dır ki, hanginizin ameli en...
- **Şûrâ Sûresi** — Terzibaba - Necdet Ardıç (Şûrâ Sûresi)
  > ” Ma’lûm olsun ki, Rabbü’l- erbâb olan Hak Teâlâ, her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyizini irâde buyurur. Bu temyiz ise zuhûr-i ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-i ahkâm ise ba’de’l-imtihân mümkindir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: (Mülk, 67/2) “O Allâhü Zü’l-Celâl ki, mevti ve hayâtı, hanginizin ameli daha güzeldir, sizi imtihan etmek için yarattı.

## İlgili Kavramlar

- [Hikmet](https://terzibabairfanmektebi.com/wiki/hikmet) — related
- [İsmail Fassı](https://terzibabairfanmektebi.com/wiki/ismail-fassi) — related
