İçeriğe atla
A’râf Sûresi kapak gorseli

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

171 sayfa~257 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiİslami İlimlerSûrelerNecdet ArdıçTerzibabaTasavvufDini EdebiyatArapçaTürkçeİslami Araştırmalar

Sıkça Sorulan Sorular

Bu kitap ne anlatıyor?

Bu kitap, Necdet Ardıç'ın "A'râf Sûresi" adlı eseri olup, Kur'ân-ı Kerîm'deki A'râf Sûresi'nin tasavvufî ve irfânî bir yorumunu sunmaktadır. Eser, okuyucuyu nefsânî heveslerden, zan ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya davet ederek, Kur'ân'ın sadece bir tarih kitabı olmadığını, aksine Allah'ın kelâmı ve zâtî zuhuru olduğunu vurgulars.2, s.71. Kitap, özellikle "insan kitabını okuyup bununla birlikte Kur'ân-ı Kerîm'i idrâk ve bu âlemlerde Cenâb-ı Hakk'ın varlığını müşâhede etme"nin önemini işler ve bu idrâkin "eşhedü en lâ ilâhe illâllah" hakikatine ulaştırdığını belirtirs.63. Ayrıca, Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" adlı eserinden Tevrat bölümünü şerh ederek, ilahi kitapların ve peygamberlerin hakikatlerine dair derinlemesine açıklamalar sunars.112.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 2, 63, 71, 112

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "A'râf Sûresi" adlı eseri, okuyucuyu tasavvufî bir idrâk seviyesine yükseltmeyi hedefleyen bir rehber niteliğindedir. Yazar, kitabın başında okuyucularını "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye eders.2. Bu yaklaşım, tasavvufta hakikate ulaşmanın ön koşulu olan kalbî arınmaya işaret eder. Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'i sadece lafzî bir metin olarak değil, "Allah’ın kelâmı, zât-î zuhuru" olarak ele alır ve onu bir tarih kitabı gibi sınırlandırmanın mümkün olmadığını belirtirs.71.

Eserin temel odak noktalarından biri, "insan kitabı" ile Kur'ân-ı Kerîm arasındaki ilişkiyi kurmaktır. Yazar, "insân kitâbını okuyup bununla birlikte Kûr’ân-ı Kerîm’i idrâk ve bu âlemlerde Cenâb-ı Hakk’ın varlığını müşâhede etme"nin önemini vurgulars.63. Bu, insanın kendi içindeki ilahî hakikatleri keşfetmesi ve bu keşif yoluyla Kur'ân'ın derin anlamlarını kavraması anlamına gelir. Bu idrâk, kişiyi "eşhedü en lâ ilâhe illâllah" hakikatine ulaştırır. Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'in "zâtî hakîkatlerin hepsini açıklayıp geriye daha başka açıklanacak bir şey kalmadığı için" son kitap olduğunu ifade eders.165. Bu bağlamda, insanın "hayâlî ben"den "gerçek ben"e dönüşüm süreci de ele alınırs.165.

Ayrıca, kitapta Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" adlı eserinden "Tevrat" bölümüne atıfta bulunularak, ilahî kitapların ve peygamberlerin hakikatleri üzerine şerhler sunulurs.112. Bu durum, eserin sadece Kur'ân'ın bir sûresini açıklamakla kalmayıp, tasavvufî geleneğin diğer önemli metinleriyle de diyalog içinde olduğunu gösterir. Kitap, okuyucuyu "Allah'ın azâbından sakınıp da rahmete nail olması için, içinden kendisini uyaracak bir adam vasıtasıyla kendisine bir zikir (kitap) gelmesine şaşırmaması" gerektiği konusunda uyarırs.69. Bu da, ilahî rehberliğin ve zikrin önemine vurgu yapar.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 2, 63, 69, 71, 112, 165

Tasavvufî idrak nedir?

Tasavvufî idrâk, Hakk'ın ve varlığın hakikatlerini zevkî ve müşâhedeye dayalı bir biçimde kavramaktır. Bu, sadece akıl ile elde edilen bilginin ötesinde, sülûk ve manevî tecrübelerle ulaşılan bir hâl ve makamdır. İdrâk, kişinin kendi nefsindeki ilâhî hakikatleris.11, 69, 166 ve kâinatın Cenâb-ı Hakk ile irtibatını görmesiyles.63 gerçekleşir. Bu süreç, şerîat, tarîkat ve hakîkat mertebelerini aşarak mârifet makamına ulaşmayıK1 ve Hakk'ın vekili olma seviyesine gelmeyis.149 ifade eder.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 11, 63, 69, 149, 166 · K1, s. 240

Ayrıntı

Tasavvufî idrâk, varlığın ve Hakk'ın hakikatlerini akıl yoluyla değil, irfaniyyet ve zevke dayalı bir anlayışla kavramaktırs.76. Bu idrâk, kişinin kendi nefsindeki ilâhî hakikatleri fark etmesiyle başlar. Nitekim, insanlar kendi rûhânî yapılarını ve Cenâb-ı Hakk'ın "ve nefahtü" (Hicr 29) tecellîsini idrâk edemediklerinde, hayvânlardan daha aşağı hâllere düşebilirlers.166. İdrâk, bedenin içinde mevcut olan rûhun gerçek varlığını muhafaza etmek için madde bedeni kullanma bilinciyle de ilişkilidirs.69.

Bu idrâk, sülûkî bir süreçle gelişir ve mârifet makamının kemâli olarak kabul edilirK1. Sâlik, şerîat ve tarîkat mertebelerini geçtikten sonra hakîkat mertebesinde Hakk'ı doğrudan müşâhede eder ve mârifet mertebesinde Hakk'ı bilfiil tanırK1. Bu, "hakk'el-yakîn" ile aynı kademede olup, kişinin artık sadece bilmekle kalmayıp, hakikati yaşaması anlamına gelirK1.

Tasavvufî idrâk, kâinatın ve dünyadaki hakikatlerin irfaniyyet ile kavranmasıyla da ilgilidir. Bu sayede kişi, kendi varlığında Hakk'ın varlığını hisseder ve "eşhedü en lâ ilâhe illâllah" diyebilirs.63, 163. Bu idrâk, aynı zamanda kişinin kendi nefsini tanıyarak Rabb'ini tanımasıK1 ve kendi kendinin halifesi olmasıs.114 gibi manevî gelişimleri de içerir. Necdet Ardıç, Şerif Kır ve Muharrem Avan gibi isimler, bu irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlayan müelliflerdir (Necdet Ardıç, Şerif Kır, Muharrem Avan wiki sayfaları).

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 63, 69, 76, 114, 163, 166 · K1, s. 240

A'râf Sûresi neden önemlidir?

A'râf Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in yedinci sûresi olup, tasavvufî açıdan derin hakikatleri barındırması sebebiyle önemlidir. Özellikle sûrenin ismini oluşturan "A'râf" kelimesinin harf analizleri üzerinden yapılan yorumlar, Hak'ı gören gözün (Ayn), Rahmâniyyet mertebesi itibarıyla Ahadiyyet'e doğru yükselişini ve ilahî emirlerin anında tecelli etmesini (fe yekûnü) ifade eder. Bu yorum, sûrenin ârif olmak, yani Hak'ı idrak etmek ve O'nun tecellilerine şahit olmak yolunda bir rehber niteliği taşıdığını gösterirs.4. Sûre, zâhir ve bâtın nurlarıyla bu dünyada yararlanılması gereken birçok konuyu ihtiva eder ve âriflerin makamlarına işaret eden "râziye" mertebesini idrak eden A'râf ehlinin durumunu ele alırs.1, s.61.

Kaynaklar: A’râf Sûresi — s. 1, 4, 61

Ayrıntı

A'râf Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 206 âyetten oluşan yedinci sûresidir ve Medine'de nâzil olmuşturs.3. Sûrenin önemi, tasavvufî irfan geleneğinde "ârif olmak" kavramıyla doğrudan ilişkilendirilmesinden gelir. "A'râf" kelimesinin harf analizi, bu ilişkiyi açıkça ortaya koyar: "Ayn" (ع) gören gözü, "R" (ر) Rahmâniyyet'i, uzatan "Elif" (ا) Ahadiyyet'i ve "F" (ف) ise "fe yekûnü" yani "Allah Ol! Der, o da hemen olur" hakikatini temsil eders.4. Bu harflerin bir araya gelmesi, Hak'ı gören gözün Rahmâniyyet mertebesi aracılığıyla Ahadiyyet'e doğru yükselmesini ve ilahî emirlerin anında gerçekleşmesini ifade eder ki bu, topluca ârif olmak demektirs.4.

Sûre, aynı zamanda A'râf ehlinin durumunu ele alarak, onların henüz karar verilmemiş olsalar dahi, gerçek "râziye" mertebesini idrak edip Rablerinin her kararına rıza gösterdiklerini belirtirs.61. Bu durum, sâlikin mârifet makamına ulaşmış hali olan ârifin sıfatlarından biri olan "rıza" ile örtüşür. Sûre, Hz. Âdem ve İblis kıssası gibi önemli mevzuları da içerirs.44. Ayrıca, Kur'ân-ı Kerîm'in birçok sûresinde olduğu gibi, A'râf Sûresi'nde de Şuayb aleyhisselâm, Medyen ve Eyke kavimleri hakkında âyet-i kerîmeler mevcutturs.94. Bu sûre, zâhir ve bâtın nurlarıyla bu dünyada iken yararlanılması gereken birçok hakikati barındırması sebebiyle tasavvufî eğitimde önemli bir yere sahiptirs.1.

Kaynaklar: A’râf Sûresi — s. 1, 3, 4, 44, 61, 94

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicretinin tasavvufî anlamı nedir?

Verilen kaynaklarda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicretinin tasavvufî anlamına dair doğrudan bir cevap bulunmuyor. Kaynaklar mîrâc, mu'cize ve mükâşefe gibi kavramları açıklamakta, ancak hicretin tasavvufî yorumuna değinmemektedir.

Kitabı okurken nelere dikkat edilmelidir?

Kitabı okurken dikkat edilmesi gereken temel husus, okunan metni sadece zâhirî bir bilgi yığını olarak değil, kendi iç dünyamızda yaşanan bir hakikat olarak idrak etmektir. Kur'ân-ı Kerîm özelinde, metnin her bir kişiye ayrı ayrı geldiği ve bizzat kendi üzerimizde yaşanan olaylar olarak okunması gerektiği belirtilirs.85. Bu, okuyucunun metinle kişisel bir bağ kurarak, onu kendi gönül âleminde tecelli eden bir rehber olarak görmesini gerektirir. Ayrıca, metindeki her kelimenin ve harfin derin ilâhî mânâlar taşıdığına, hatta hurûf-u mukatta'a gibi kesik harflerin bile esmâî tecellîlere veya manevî makamlara işaret ettiğine dikkat edilmelidir (Hurûf-u Mukatta'a, K1-85). Bu dikkat, metnin sadece akılla değil, aynı zamanda kalp gözüyle, yani basîretle okunmasını elzem kılar.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 85

Ayrıntı

Kitabı okurken dikkat edilmesi gerekenler, tasavvufî bir bakış açısıyla metinle kurulan ilişkinin derinliğini ve niteliğini belirler. Öncelikle, okunan metnin, özellikle Kur'ân-ı Kerîm'in, her bir okuyucuya bizzat kendi üzerinde yaşanan olaylar olarak geldiği idrak edilmelidirs.85. Bu yaklaşım, metni pasif bir bilgi kaynağı olmaktan çıkarıp, okuyucunun kendi iç dünyasında aktif bir dönüşüm aracı hâline getirir. Metin, okuyucunun kendi hakikatlerini idrak etmesine ve ne olduğunu anlamasına vesile olmalıdır; zira bu idrak, kişinin fiilen nerede olursa olsun mânen cennet hükmünde bir gönül hâline ulaşmasını sağlars.53.

İkinci olarak, okuma esnasında söylenen sözü çok iyi toplama kabiliyetine ulaşmak önemlidirs.115. Bu, sadece kulakla duyulanı değil, aynı zamanda onu müşâhede sahasına getirip gözle görülecek hâle sokmayı ve nihayet kalbe indirip mutmain olmayı ifade eder. Hz. Peygamber'in Mîrac gecesindeki "gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı" (Necm Sûresi, 53/11) sözü, bu derin idrakin bir örneğidirs.115. Bu durum, basîretin devreye girmesiyle mümkündür; zira basîret, zâhir gözünün göremediğini gören kalp gözüdür ve eşyanın hakikatini, ardındaki esmâî tecellîyi idrak etme melekesidir (Basîret, K1-231).

Üçüncü olarak, metindeki her bir kelimenin ve harfin ilâhî mânâlar taşıdığına dikkat edilmelidirs.33. Hurûf-u Mukatta'a gibi kesik harfler bile esmâî tecellîlerin veya manevî makamların rumuzları olarak kabul edilir (Hurûf-u Mukatta'a, K1-85). Bu, metnin sadece lafzî değil, aynı zamanda bâtınî ve ledünnî anlam katmanlarına sahip olduğunu gösterir. Okuyucu, bu derin mânâları keşfetmek için akl-ı cüz'den gelen geçici zevklere değil, akl-ı küll'den gelen bilgilere yönelmelidirs.165.

Son olarak, okuma sürecinde nefsi emmârenin ve şeytanın tuzaklarına karşı uyanık olmak gerekirs.53, s.165. Metin, bu hakikatler üzerlerine okunanların hayatları için tedbir almalarını ve sonrasında hayatlarının ne şekillere girebileceğine dikkat etmelerini öğütlers.165. Cenâb-ı Hakk'ın zâtî hakikatlerini bildirdiği kişinin Rabb'ından nefsine dönmesi ve şeytana tâbi olması, azgınlardan olmasına yol açar. Bu nedenle, metni okurken kalbin hastalıklardan (kibir, ucb, hased, riyâ) arındırılması ve niyetin Hak'ka yönelmesi esastır (Riyâ, K1-3).

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 33, 53, 85, 115, 165

Bu eser kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın A'râf Sûresi tefsiri, ilâhî hakikatleri idrak ederek Kur'ân-ı Kerîm'e uyarak hayatını sürdürenler, Allah'tan korkan ve kendini düzeltenler, ayrıca tasavvufî irfan geleneğini takip eden sâlikler için yazılmıştır. Eser, özellikle gönül âleminden gelen ilhâmî bilgileri idrak edebilen ve bu bilgileri dünya ve âhirette kendilerine mahsus kılınan inananlara hitap etmektedir. Bu bağlamda, eser, Allah'ın âyetlerini anlayan ve onlara tâbi olan kimselere yönelik bir rehber niteliğindedir.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın A'râf Sûresi tefsiri, öncelikle "ilâhî hakîkatleri idrâk ederek, Kur'ân-ı Kerîm'e uyarak hayâtını sürdürenler" için kaleme alınmıştırs.55. Bu kişiler, Allah'tan korkan ve kendilerini düzelten kimselerdir; onlar için korku ve üzüntü yokturs.55. Eser, aynı zamanda "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları" haram kılmayan, aksine bunları dünya ve âhirette inananlara mahsus bilen bir topluluğa hitap etmektedirs.54. Bu, gönül âleminden gelen ilhâmî bilgileri idrak edebilen ve bunları temiz zât bilgileri olarak kabul eden kimseleri kapsars.54, 12. Tefsir, "o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler" ifadesiyle, Hz. Peygamber'in öğretilerine tâbi olan ve onun getirdiği nuru izleyen kimseleri de hedeflemektedirs.153. Necdet Ardıç'ın genel olarak tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşid olması (Necdet Ardıç (Terzibaba)), bu eserin de tasavvuf yolunda ilerleyen sâliklere, yani Hakk yolunun yolcularına yönelik olduğunu göstermektedir (İrfan Mektebi (Hakk Yolu)). Eser, Hak'ın âyetlerini yalanlamayan ve Allah'a karşı yalan uydurmayan, aksine bu âyetleri müşâhede eden ve onlardan nasiplenen kimseler için bir rehber niteliğindedirs.56, 163.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 12, 54, 55, 56, 153, 163

Kitapta başka hangi konulara değinilmiştir?

Verilen kaynaklara göre, A'râf Sûresi kitabında tasavvufî hakikatlerin gerçekleşme biçimleri, ilâhî tecellîlerin mahalli olan latîfeler, Emânet Âyeti'nin tasavvufî yorumu gibi temel konulara değinilmiştir. Ayrıca tevekkül ve hased gibi tasavvuf ahlâkına dair kavramlar ile rûhun mahiyeti açıklanmıştır. Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'in anlaşılması ve Cenâb-ı Hakk'ın varlığının müşâhede edilmesi için insan kitabının okunmasının önemini vurgulamaktas.63 ve Kur'ân'ın bir tarih kitabı değil, Allah'ın kelâmı ve zâtî zuhuru olduğunu belirtmektedirs.71.

Kaynaklar: A'râf Sûresi — s. 63, 71

Ayrıntı

A'râf Sûresi kitabında ele alınan konular arasında, tasavvufî bir hakikatin "nasıl gerçekleştiği" sorusuna verilen üç boyutlu cevap öne çıkmaktadır. Bu gerçekleşme, Hak'tan gelen ilâhî tasarruf (vehbî yön), sâlikin amelî gayreti (kesbî yön) ve mürşidin terbiyesi ile ihvân sohbeti (vesîle yön) olmak üzere üç veçheye sahiptirK2. Ayrıca, tasavvufî hâl veya hakikatlerin sâlikin hangi latîfesinde tecellî ettiği de açıklanmıştır. Cemâl ve ünsiyet ifade eden hâller kalpte, nûr ve ilm-i ledün rûhta, vahdet ve hüvviyet ise sırda tecellî ederK2. Bu bağlamda, kalbin ilâhî tecellîlerin ilk kapısı olduğu ve rûhun ise nûr-u Muhammedî ile irtibatlı olduğu belirtilmiştirK2.

Kitapta, Ahzâb Sûresi 72. ayet olan "Emânet Âyeti"nin tasavvufî yorumuna geniş yer verilmiştir. Bu ayette geçen "emânet" kelimesi, insanın Hak ile özel ilişkisinin taşıyıcılığı, esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti ve halîfetullâh emâneti olarak açıklanmıştırK1. Bu emânetin, insanın Allah'ın bütün isimlerini taşıyacak câmî bir mahal olduğunu ifade ettiği vurgulanmıştırK1.

Tasavvuf ahlâkına dair kavramlardan tevekkül, "işi başkasına havale etmek" olarak tanımlanırken (WIKI Tevekkül), hased ise "başkasındaki nimetin yok olmasını istemek" şeklinde açıklanmış ve kalp hastalıklarından biri olduğu belirtilmiştir (WIKI Hased). Rûhun mahiyeti ise "Allah'ın insana üflediği latîf cevher" ve "emir âleminden olan" bir kavram olarak ele alınmıştır (WIKI Rûh).

Kitap, Kur'ân-ı Kerîm'in anlaşılması için insan kitabının okunmasının önemine dikkat çekmekte, böylece Cenâb-ı Hakk'ın varlığının âlemlerde müşâhede edilebileceğini ifade etmektedirs.63. Kur'ân'ın bir tarih kitabı gibi sınırlandırılamayacağı, aksine Allah'ın kelâmı ve zâtî zuhuru olduğu vurgulanmıştırs.71. Ayrıca, Kur'ân'ın zâtî hakikatlerin hepsini açıklayan son kitap olduğu ve insanın hayalî "ben"den gerçek "ben"e dönüşünün bu kitap aracılığıyla gerçekleştiği belirtilmiştirs.165. Okuyuculara, kitabı nefs'in hevasından, zan ve hayelden uzak, saf bir gönülle okumaları tavsiye edilmiştirs.2. Kitapta, daha geniş bilgi için yazarın diğer eserlerine de atıflar yapılmıştırs.35, s.16, s.23.

Kaynaklar: K2 · K1, s. 405 · A’râf Sûresi — s. 2, 16, 23, 35, 63, 71, 165

Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir. İrfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olup, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır. Kendisine bağlı müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi isimler bulunmaktadır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî irfan geleneğinin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak öne çıkar. Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşid olan Terzibaba, tasavvufî öğretileri modern çağın idrakine sunma gayretiyle tanınırvikipedi. Onun çalışmaları, tasavvufun sadece geçmişe ait bir miras olmadığını, aynı zamanda güncel hayatla da derin bağları olduğunu göstermektedir. Terzibaba'nın bu alandaki katkıları, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh ile belirginleşirvikipedi. Bu eserler, tasavvufun temel kavramlarını ve derinliklerini geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırmayı hedeflemiştir. Terzibaba'nın ekolünden yetişen müellifler de onun çizgisini takip ederek tasavvufî eserler kaleme almışlardır. Örneğin, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini yazarken, Abdürrezzak Tek ise Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerinin müellifidirvikipedi. Bu müellifler, Terzibaba'nın irfan mektebinin devamlılığını sağlamış ve onun öğretilerini farklı eserler aracılığıyla yaymışlardır.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Abdürrezzak Tek