İçeriğe atla
A'yân-ı Sâbite kapak gorseli

A'yân-ı Sâbite

Terzibaba - Necdet Ardıç

542 sayfa~813 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TasavvufVahdet-i Vücudİbn ArabiHakikat-i MuhammediyyeKelam İlmiİslam MetafiziğiSufi ÖğretileriMarifetullahİrfanMutasavvıflarDini Literatürİslami İlimler

Sıkça Sorulan Sorular

A'yân-ı Sâbite nedir?

A'yân-ı Sâbite, tasavvuf metafiziğinde eşyanın Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan, henüz dış âlemde varlık kazanmamış "asıl mahiyetleri" veya "ilâhî programları"dır. Kâinatın bir nevi taslağı veya planı hükmündedirK1. Bu kavram, vahdet-i vücud doktrininin anahtar unsurlarından olup, Hakk'ın ilminde sâbit olan ilâhî sûretler (suver-i ilâhiyye) olarak tanımlanırK1. A'yân-ı sâbite, Hakk'ın zâtıyla ve kendi zâtında ve ilminde olan programıdır; varlık kokusu almamış ve mahlûk değildirs.530, s.80. Her insanın fıtrî yapısının, fiziksel, ruhî ve ilmî tüm kayıtları ve programları Hakk'ın ilm-i ilâhîsinde toplu olarak mevcutturs.126.

Kaynaklar: K1, s. 156 · A'yân-ı Sâbite — s. 80, 126, 530

Ayrıntı

A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde ezelî ve sâbit olan, varlıkların dış âlemdeki zuhurundan önceki hakikatleridir. Bu hakikatler, "sâbit ayinler" veya "ezelî mahiyetler" olarak da ifade edilirK1. Tasavvufî hiyerarşide, Hazerât-ı Hamse sıralamasında vâhidiyyet mertebesinde yer alır ve taayyün-i sânî olarak adlandırılırK1. Yani, ahadiyyet mertebesinden sonra gelen, eşyanın ilâhî ilimde tecelli ettiği ikinci taayyün mertebesidir.

A'yân-ı sâbite, "mec'ul değildir" yani sonradan yaratılmamıştırs.126, s.23, s.32. Çünkü o mertebe, henüz zuhur mertebesi değil, Hakk'ın zâtıyla ve kendi zâtında ve ilminde olan programıdırs.530. Hakk'ın ilm-i ilâhîsinde sâbit olmayan bir şeyin oluşumunu irade etmez ve irade etmediği şeye de kudreti taalluk etmezs.84. Bu ilâhî programlar, her bir varlığın "özü, hakikati ve ilâhî kimliği"dir; ilâhî isimlerin birer terkibidirs.530.

A'yân-ı sâbite, kendi varlığını isteme dilini taşır; bu, "lisân-ı isti'dâd" (kabiliyet dili) ile ifade edilirK1. Hakk Teâlâ, bu isteğe binaen "kün" (ol) emrini verir ve eşya dış âlemde varlık kazanırK1. Bu durum, a'yân-ı sâbitenin Hakk üzerine bir hükmü olarak da yorumlanır; a'yân-ı sâbite hâkim, Hakk ise mahkûmun aleyhdir, yani o hükmün üzerine mahkûmdurs.164. Ancak bu hükümde cebir yoktur, zira bu hükmü a'yân-ı sâbite kendileri üzerine vermiştirs.32. Kaderin bir ismi de a'yân-ı sâbitedir; kişinin varlığı ile a'yân-ı sâbitesinin aynı olması, onun hayat programını ifade eders.457. Her kişinin ilm-i ilâhîde bir programı vardır ve bu programın ismi a'yân-ı sâbitedirs.352.

Kaynaklar: K1, s. 156 · A'yân-ı Sâbite — s. 23, 32, 84, 126, 164, 352, 457, 530

Kitapta kazâ ve kader nasıl açıklanıyor?

Tasavvufta kazâ ve kader, ilâhî hükmün ve bu hükmün açığa çıkışının mertebeli bir idrâkini ifade eder. Lugatte 'hüküm' anlamına gelen kazâ, Allah Teâlâ'nın ezelde var olan her şeyin toplu programını belirlemesidir. 'Miktar' anlamına gelen kader ise bu programın zaman içinde bölüm bölüm, miktar miktar açığa çıkmasıdırs.161, 8. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akîdesinde genellikle 'kader ve kazâ' sıralaması kullanılırken, tasavvufî tahkîkte 'kazâ ve kader' şeklinde, yani önce hükmün sonra açılımın geldiği vurgulanırs.108, 161. Bu idrâk, Hakk'ın ilim sıfatının inkârını gerektirmeyen, her şeyin Levh-i Mahfuz'da ezelden belirlendiği hakikatine dayanırs.99. Arifler, kazâ ve kader hükümlerini zâhiri ve bâtını ile birlikte yaşayarak bu hakikati en güzel şekilde izah ederlers.13.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 8, 13, 99, 108, 161

Ayrıntı

Kazâ ve kader kavramları tasavvufta, özellikle de bu eserde, ilâhî mertebelerle bağlantılı olarak derinlemesine ele alınır. Birinci mertebe, kazânın ilâhî hüküm olarak anlaşılmasıdır. Allah Teâlâ'nın eşyada hükmü, yani bütün mahlukatın ve olayların yaratılmadan önce ezelde Levh-i Mahfuz'da belirlenmiş toplu programıdırs.99, 161. Bu, âlemlerin uluhiyet mertebesinde kazâ edilmesi, yani hükümlerinin yapılmasıdırs.476.

İkinci mertebe, kaderin bu ilâhî programın açığa çıkışı olarak idrâkidir. Kader, kazâ edilmiş programın gün be gün, miktar miktar yayılması ve zuhura çıkmasıdırs.161, 8. Yani, zaman süresi içerisinde hükmün icra edilme süresi kaderdirs.476. Kitapta, genellikle 'kader ve kazâ' şeklinde kullanılan sıralamanın aksine, tasavvufî tahkîkte 'kazâ ve kader' şeklinde, yani önce hükmün (kazâ) sonra bu hükmün tafsili olan açılımın (kader) geldiği belirtilirs.108, 217.

Üçüncü mertebe, kazâ ve kaderin çeşitlenmesidir. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akîdesinde kazâ, 'kazâ-yı mübrem' (mutlak, kesin hüküm) ve 'kazâ-yı muallâk' (boşta olan, kesin olmayan hüküm) olarak ikiye ayrılır. Kesin olan hükümlerden sorumluluk olmadığı, ancak muallâk olan kader bölümlerinden sorumluluk olduğu ifade edilirs.8. Kazâ-yı muallâk'ın kader bölümünün bu âlemde kişiler tarafından düzenlenebildiği de belirtilirs.502.

Dördüncü mertebe, kazâ ve kaderin zâhiri ve bâtını ile birlikte idrâkidir. İlâhî mertebeler bilinmedikçe kazâ ve kader hükmünün tam olarak anlaşılamayacağı, ancak şerîat mertebesindeki zâhiri bilginin yetersiz kalacağı vurgulanırs.455. Arifler, bu zâhiri ve bâtını birlikte yaşayarak kazâ ve kader hakikatini ortaya koyarlars.13. Bu bütüncül idrâk, en dengeli ve mükemmel kader anlayışına ulaşmayı sağlars.109.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 8, 13, 99, 108, 109, 161, 217, 455, 476, 502

Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla derin bir etki bırakmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Onun öğretisi, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını idrak etmesi gibi temel prensiplere dayanır (Halîfe, K1-1).

Ayrıntı

Necdet Ardıç, bilinen adıyla Terzibaba, Uşşâkî tarikatının çağdaş dönemdeki önemli temsilcilerindendir (Necdet Ardıç, Wiki). Tasavvufî düşünceyi ve irfanı, yazdığı eserler ve verdiği sohbetler aracılığıyla geniş kitlelere aktarmıştır. Onun çalışmaları, tasavvufun günümüz insanı tarafından anlaşılmasına ve yaşanmasına önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî yetkinliğini ortaya koymaktadır (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba'nın ekolünde, halîfelik kavramı merkezi bir yer tutar. Bu anlayışa göre halîfelik, sâlikin kendi nefsinin hilâfet iddiâsından arınarak (tezkiye), Hak'ın hilâfet emanetini izhara mahal olması (tecellî) ve nihayetinde "halîfe" ile "müstahlif" arasında perdesiz bir hâle ulaşmasıyla tahakkuk eder (Halîfe, K1-1). Bu süreç, Âdemiyye Fassı'nın menşei olarak kabul edilir ve insanın Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfının bir ifadesidir (Halîfe, K1-1). Terzibaba'nın öğretileri, onun ekolünden gelen Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi müellifler tarafından da çeşitli sûre tefsirlerinde işlenerek devam ettirilmiştir (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki; Abdürrezzak Tek, Wiki).

Benlik kavramı kitapta nasıl işleniyor?

Tasavvufta benlik kavramı, insanın varoluşsal idrâkini ve mertebelerini ifade eden merkezi bir konudur. Kitapta benlik, üç temel aşamada ele alınır: nefsî benlik, izâfî benlik ve İlâhî benliks.10, 14. Bu benlikler, sâlikin sülûk yolculuğunda kendini tanıması ve Hakikat'e ulaşması için geçmesi gereken mertebeleri temsil eder. Nefsî benlik, gafletle yaşanan ve "ben" diye sahiplenilen varoluş hâliykens.15, izâfî benlik, nefsî zevklerin kesilmesiyle idrâk edilen ve isimlendirilmiş bir ara mertebedirs.16. Nihayetinde İlâhî benlik, kişinin Hak ile olan özel ilişkisini ve esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyetini idrâk etmesiyle kemâle ererK1.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 10, 14, 15, 16 · K1, s. 405

Ayrıntı

Benlik kavramı, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biridir ve insanın kendini bilme yolculuğunu mertebeli bir şekilde açıklar. Kitapta bu kavram, insanın varoluşunu üç ana aşamada ele alır:

1. Nefsî Benlik: Bu, insanın doğuşundan itibaren içinde yaşadığı ve gafletle "ben" diye sahiplendiği varoluş hâlidirs.15. Bu mertebede kişi, bedeni/aracını ben olarak kabul eder ve bu şartlanma içinde ızdırap çekers.179. Nefsî benlik, kişinin çocukluğundan gençliğine doğru geçerken nefsaniyetinin belirlenmesi ve kimlik bulmasıyla oluşurs.354. Bu aşama, genel olarak hayata beşerî benlik yönünden bakışı ifade eders.487.

2. İzâfî Benlik: Nefsî benlikten sonra gelen bu mertebe, bir ara benliktirs.16. Eğitim ve araştırmalar sonucunda, nefsî zevklerin yavaş yavaş kesilmesiyle birlikte, kişi artık "emmâre" yönüyle değil, isimlendirilmiş benlik yönüyle oluşumları idrâk etmeye başlars.16. Bu geçiş süreci, bir anda bıçakla kesilir gibi olmaz, yavaş yavaş ve zamanla gerçekleşir; insanların şartlanmış yaşam tarzlarından kurtulmaları kolay olmasa da imkânsız değildirs.16.

3. İlâhî Benlik: Bu, benlik mertebelerinin en kemâl noktasıdır. Kişinin nefsî ve izâfî benlik aşamalarını tamamlayarak Hakikat'e ulaşmasıyla idrâk edilir. Bu mertebede sâlik, kendi varlığında tevhid-i oluşturur ve eşyanın Hak'kın bir kitabı olduğunu okuyabilir; bu kitabı ancak bütün mertebeleri/vatanları seyr etmiş olan okurs.491. İlâhî benlik, insanın Hak ile özel ilişkisinin taşıyıcılığı, yani esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti ve halîfetullâh emânetidirK1. Bu, "Emânet Âyeti" olarak bilinen Ahzâb 72'deki emânetin insan tarafından yüklenilmesiyle ilişkilidirK1. Bu mertebe, sâlikin mârifet boyutunda bilgi ve idrâkinin geliştiği, niyet ile fiilin, hâl ile mârifetin tek bir noktada birleştiği "ihlâs" hâlini ifade ederK2.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 15, 16, 179, 354, 487, 491 · K1, s. 405 · K2

Mesnevi'den hangi bölümler yorumlanıyor?

Mesnevî-i Şerîf'ten doğrudan yorumlanan belirli bölümler, verilen kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir. Ancak, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve İrfan Mektebi gibi eserlerin yanı sıra, Fusûsu'l Hikem ve İnsân-ı Kâmil gibi tasavvufî metinlerle birlikte Mesnevî'nin de "muhtelif eserlerden, sohbetlerimizden müşahede ile toplanan ilim" kapsamında değerlendirildiği ifade edilmektedirs.544. Bu durum, Mesnevî'nin genel olarak tasavvufî ilimlerin ve müşahedelerin kaynağı olarak görüldüğünü, ancak özel bir bölümün yorumlandığına dair bilginin kaynaklarda yer almadığını göstermektedir.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 544

Ayrıntı

Verilen kaynaklarda, Mesnevî-i Şerîf'in belirli bir bölümünün yorumlandığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, "A'yân-ı Sâbite" adlı eserde, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve İrfan Mektebi gibi eserlerin yanı sıra, Fusûsu'l Hikem ve İnsân-ı Kâmil ile birlikte Mesnevî'nin de "muhtelif eserlerden, sohbetlerimizden müşahede ile toplanan ilim" kapsamında zikredildiği görülmektedirs.544. Bu ifade, Mesnevî'nin genel olarak tasavvufî ilimlerin ve müşahedelerin bir kaynağı olarak kabul edildiğini, ancak özel olarak hangi bölümlerinin yorumlandığına dair bir detayın kaynaklarda yer almadığını ortaya koymaktadır. Mesnevî'nin, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin 6 cilt ve yaklaşık 25 bin beyitten oluşan manzûm tasavvuf eseri olduğu ve "Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) olarak nitelendirildiği bilinmektedir (Mesnevî-i Şerîf, K1-68). Eserin hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvîrler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar içerdiği de belirtilmiştir (Mesnevî-i Şerîf, K1-68). Bu geniş kapsamlı yapısı göz önüne alındığında, Mesnevî'nin farklı tasavvufî konulara ışık tutan birçok bölümünün yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, mevcut kaynaklar bu yorumların spesifik olarak hangi Mesnevî bölümlerine odaklandığını belirtmemektedir.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 544

İstidad-ı gayr-ı mec’ul ne anlama geliyor?

İstidad-ı gayr-ı mec'ûl, tasavvufî terminolojide, varlıkların ezelde, Allah'ın ilminde, yaratılmamış ve sonradan meydana gelmemiş olan özsel kabiliyetlerini ifade eder. Bu, a'yân-ı sâbitelerin (sabit hakikatlerin) yokluk âleminde, yani bâtın âleminde veya ilm-i ilâhîde, kendi programları üzere sabit olmalarını sağlayan, halk edilmemiş, ilmi manada var olan istidatlarıdırs.242, 248. Cenâb-ı Hakk'ın vücûd-ı mutlakının ahadiyyet mertebesinde, Zat-ı Mutlak'ın hüviyeti ve inniyetiyle birlikte ortaya çıkan bu istidatlar, varlıkların zuhura gelmeden önceki ilahi ilimdeki programlarını teşkil eders.248.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 242, 248

Ayrıntı

İstidad-ı gayr-ı mec'ûl, Cenâb-ı Hakk'ın vücûd-ı mutlakının mertebe-i ahadiyyetinde, yani ilahi ilimde, varlıkların henüz yaratılmamış, yokluk (a'dem) hâlinde iken sahip oldukları özsel kabiliyetlerdirs.248. Bu istidatlar, sonradan meydana gelmiş veya halk edilmiş değildir; aksine, ezelîdirs.239. Her bir varlığın a'yân-ı sâbitesindeki programı, bu istidad-ı gayr-ı mec'ûl üzerine bina edilmiştirs.242. Varlıklar, nefes-i Rahmânî ile bu âleme tenezzül ettiğinde, a'yân-ı sâbitelerindeki bu ezelî istidatları miktarınca ve şeklinde zuhura gelirlers.223. Örneğin, bir böcek böcek olarak, bir kuş kuş olarak, a'yân-ı sâbitesindeki istidadına göre ortaya çıkars.223. Bu durum, kazâ-yı ilâhînin mübrem (mutlak) ve muallâk (şartlı) olmak üzere iki nevi olmasından da anlaşılır; kazâ-yı mübrem, bu değişmez ilahi programlara dayanırs.165. İstidat, bir şeyin özünü ifade ederken, kabiliyet o özün yayıldığı ve ortaya çıktığı sahadırs.229. Bu bağlamda, istidad-ı gayr-ı mec'ûl, varlıkların ilahi ilimdeki "ayn"larının ne hâl üzere sabit olduğunu belirleyen, onların zâtî isti'dâdâtına bağlı olan ve sonradan meydana gelmemiş olan temel programıdırs.248. Bu, aynı zamanda, Hakk'ın Zat'ının aynı olan ilm-i ilâhîde, henüz zuhura gelmeden önce eşya üzerine konulmuş olan hükümdürs.223.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 165, 223, 229, 239, 242, 248

Kitapta melekler ve İblis hakkında bilgi var mı?

Evet, verilen kaynaklarda melekler ve İblis hakkında bilgiler bulunmaktadır. Melekler, Cenâb-ı Hakk'ın kuvvetleri ve güçleri olarak tanımlanır; ruhânî varlıklar âlemi olan melekût mertebesinde bulunurlars.188; K1-73. İblis ise, hakikati itibarıyla ele alınmış, ancak kaynaklarda onun hakkında verilen bilgilerin özet niteliğinde olduğu ve kitapların genellikle onun sûri faaliyetlerini anlattığı belirtilmiştirs.205.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 1, 73, 188, 205

Ayrıntı

Kaynaklara göre melekler, Cenâb-ı Hakk'ın kuvvetleri ve güçleridirs.188. Onlar, hayallerde uçuşan kaçışan silüetler olarak düşünülmemelidir; ancak Allah'ın değişik tipte kuvvetleri arasında bu tür varlıklar da mevcutturs.188. Melekler, vücud mertebelerinden biri olan melekût âleminde yer alırlar ve bu mertebe ruhânî varlıkların mahallidirK1. Melekût, üst sınırı ceberût, alt sınırı ise misâl âlemi olan bir orta mertebedirK1.

Meleklerin sorumlulukları ve cennetleri yoktur; bu nedenle melek olmak, insan olmak kadar özenilecek bir durum değildirs.357. Onlar sadece bir kuvvettirs.357. Meleklerin farklı vazifeleri vardır; örneğin, Cebrail'in işini cebren yapması, ilmi manadaki faaliyetidirs.216. Dört büyük meleğin isimlerinin sonunda bulunan "il" takısı, Ahadiyetin ve Uluhiyetin faaliyeti anlamına gelir ve Allah'a yönelişi ifade eders.216.

Âdem'e secde emri, fezada mütekevvin olan yüksek ruhlar ve yüksek melekler için değil, unsuri melekler, yani madde âleminden meydana gelen yeryüzündeki melekler için geçerli olmuşturs.189. Ayrıca, her insanın yaratılış sürecinde, annesinin karnında belirli aşamalardan sonra ruh üflemek üzere bir melek gönderildiği de belirtilmiştirs.112.

İblis hakkında ise, kaynaklarda onun hakikatinin anlatıldığı, ancak bu bilgilerin özet niteliğinde olduğu ve genellikle kitapların İblis'in sûri faaliyetlerini ele aldığı ifade edilmiştirs.205. Bu özet bilgilerin, iblisin hakikatini anlamak için çok değerli olduğu vurgulanmıştırs.205.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 112, 188, 189, 205, 216, 357 · K1, s. 73

Bu eser kimler için faydalıdır?

Necdet Ardıç'ın "A'yân-ı Sâbite" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğine ilgi duyan, özellikle tevhid ilmini ve kazâ-kader hakikatlerini zâhirî ve bâtınî yönleriyle idrâk etmek isteyen arifler ve irfan ehli kimseler için faydalıdır. Eser, sâlikin kendi hakikatini anlamasına, içsel kargaşalarını gidermesine ve huzurlu bir hayat sürmesine yardımcı olmayı hedeflerkens.11, s.387, aynı zamanda Kur'an tefsirleri, Fusûsu'l-Hikem şerhleri ve Mesnevî gibi temel tasavvufî metinleri anlama çabasında olanlara da derinlemesine bir bakış açısı sunars.54. Yazar, eserin okuyucuların birçok sorusuna cevap bulabileceği bir bütünlük arz ettiğini ve karşılıksız olarak gönüllere sunulduğunu belirtirs.3.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 3, 11, 54, 387

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "A'yân-ı Sâbite" eseri, tasavvufî sülûk içinde olan veya bu yola girmek isteyen geniş bir kitleye hitap eder. Öncelikle, arifler ve irfan ehli kimseler için özel bir öneme sahiptir. Bu kişiler, eserde sunulan tevhid ilmini, kazâ ve kader hükümlerini zâhirî ve bâtınî boyutlarıyla birlikte yaşayarak mutlak mânâda kavramak ve izah etmek arayışındadırlars.13. Eser, onların bu hakikatleri en güzel şekilde ortaya koymalarına yardımcı olmayı amaçlar.

İkinci olarak, kendi hakikatini anlamak ve içsel huzura ulaşmak isteyenler için faydalıdır. Yazar, eserin okuyucuların içindeki kargaşaları, düşünceleri, düşmanlıkları ve "neden, niçin" sorularını ortadan kaldırarak huzurlu bir hayat sürmelerine katkı sağlayacağını belirtir. Bu sayede kişi, dışarıyla uğraşmanın değil, kendi hakikatiyle uğraşmanın mârifet olduğunu idrâk eders.387.

Üçüncü olarak, tasavvufî metinleri derinlemesine anlamak isteyenler için bir rehber niteliğindedir. Eser, Kur'an'ın bazı yönleri, Ahmed Avni Konuk'un Fusûsu'l-Hikem şerhi, Abdülkerim Cîlî'nin İnsan-ı Kâmil'i ve Mesnevî gibi temel eserlerdeki mânâlara ulaşma çabasında olanlara yardımcı olur. Yazar, bu metinlerdeki zorlu mânâların anlaşılabilir hale getirilmesi için eserin faydalı olacağını ifade eders.54.

Son olarak, eser, İlâhî sistemin sonsuz ufuklarını keşfetmek isteyenler için de bir kapı aralar. Bu ufuklara gidildikçe hem dünya hem de âhirette büyük faydalar elde edileceği vurgulanırs.73. Eserin genel amacı, okuyucuların birçok sorusuna cevap bulabileceği bir bütünlük sunarak, karşılıksız bir şekilde gönüllere faydalı olmaktırs.3.

Kaynaklar: A'yân-ı Sâbite — s. 3, 13, 54, 73, 387