
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bu kitapta ne anlatılır?⌄
Altı Peygamber (Cilt 4) isimli bu kitap, tasavvufî bir bakış açısıyla peygamberlerin hayatları ve temsil ettikleri manevî mertebeler üzerinden hakikatleri açıklamayı amaçlamaktadır. Kitap, okuyucuyu nefsânî engellerden arınarak saf bir gönülle okumaya davet eders.5. Eserde özellikle Hz. Musa'nın (a.s.) kelimullah oluşu ve kendisine vasıtasız olarak kitap verilmesi gibi konular ele alınır; bu durumun sâlikin kendi vücud ikliminde yaşayabileceği bir mertebe olduğu vurgulanırs.12. Kitap, ilâhî ilhamlar, hidâyet ve tevhid mertebeleri gibi tasavvufî kavramları peygamber kıssaları üzerinden açıklayarak okuyucuya manevî bir yol haritası sunar.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 5, 12
›Ayrıntı
Altı Peygamber (Cilt 4) adlı eser, tasavvufî bir perspektifle peygamberlerin manevî yaşantılarını ve temsil ettikleri hakikatleri ele alır. Kitabın temel amacı, okuyucuyu nefsânî arzulardan, zan ve hayalden, gafletten arınarak saf bir gönülle okumaya teşvik etmektir; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek manada bu tür kitaplardan yararlanmak mümkün değildirs.5. Eser, okuyucunun manevî gelişimine katkıda bulunmayı hedefler ve bu süreçte ilâhî feyz kapılarının açılmasını dilers.5.
Kitapta özellikle Hz. Musa'nın (a.s.) kelimullah oluşu ve kendisine doğrudan Hakk'tan kitap verilmesi üzerinde durulur. Bu durum, sâlikin kendi vücud ikliminde bu mertebeleri zuhura çıkarıp yaşayabileceği bir hakikat olarak sunulurs.12. Verilen kitabın, tarikat mertebesindeki bir kişiye gelen ilhamlar olduğu belirtilir; bu ilhamlar, Musa'nın (a.s.) nefs-i emmâre tarafından kesilmiş gibi görünen bilgilerin toplanıp kendisine bir kitap halinde verilmesiyle Tevrat olarak zuhur etmiştirs.200-201. Bu bağlamda, "Biz Musa'ya kitabı verdik ve Furkan'ı verdik, umulur ki siz bunlara bakmak suretiyle yolunuzu bulursunuz yani hidayete erersiniz" ayeti, ilâhî isimlerden olan "Hâdî" isminin bu yolla alınarak hidâyete erişileceğine işaret eders.200.
Eser, Hakk'ın rububiyyeti ve kudretini, O'nun güzel isimleri ve yüce sıfatları üzerinden, Nûr Levh'i adı verilen Levh'de anlatılan üstün ve tenzih yoluyla açıklamayı da içerirs.172. Kitap, ilham ve evham gibi konulara da değinir ve bu hususlarda daha geniş bilginin "Hayal Vadisi'nin Çıkmaz Sokakları" isimli başka bir eserde bulunduğunu belirtirs.52, 149. Ayrıca, seyr ve tevhid-i esmâ mertebeleri hakkında "İrfan Mektebi ve Şerhi" ile "Kelime-i Tevhid" kitaplarına atıfta bulunulurs.28, 241. Kitap, manevî eğitimde en verimli yolun sohbet olduğunu da vurgulars.241.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 5, 12, 28, 52, 149, 172, 200, 201, 241
Âl-i İmrân (3/33) ayetinin tefsiri nedir?⌄
Âl-i İmrân Sûresi'nin 33. ayeti, Allah Teâlâ'nın Âdem'i, Nûh'u, İbrâhim'in sülâlesini ve İmrân'ın hanedanını âlemler üzerine seçkin kıldığını bildiren bir beyandırs.7. Bu ayet, tasavvufî açıdan, ilâhî seçilmişliğin ve hilâfetin farklı mertebelerini işaret eder. Şerif Kır'ın tefsirinde belirtildiği üzere, bu seçilmişlik, her mertebede farklı bir izah ve yaşam hakikati taşır ve tefsirlerin genellikle ef'âl-şeriat mertebesindeki ikilik anlayışıyla sınırlı kalmaması, daha geniş bir irfaniyetle ele alınması gerektiğini vurgulars.13. Ayet, özellikle Mûsevîyyet mertebesindeki seçilmişliği ve bu mertebenin seyr ü sülûktaki yerini de açıklars.8.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 7, 8, 13
›Ayrıntı
Âl-i İmrân Sûresi'nin 33. ayeti ("Şüphe yok ki. Allah Teâlâ Âdem'i, Nûh'u, İbrâhim'in sülâlesini ve İmrân’ın hanedanını âlemler üzerine seçkin kıldı.")s.7, tasavvufî tefsirlerde çok katmanlı bir anlam taşır. Şerif Kır, bu ayetin sadece zâhirî tefsirlerle sınırlı kalmaması gerektiğini, çünkü ilâhî kelâmın her mertebede başka bir izah ve yaşam hakikati barındırdığını belirtirs.13. Bu durum, tefekkür ufkunu genişletmeyi ve şartlanmışlık sınırlarını kaldırmayı gerektirir ki, daha berrak ve geniş irfaniyet alanları açılabilsins.13.
Ayette geçen "seçkin kılma" ifadesi, tasavvufta hilâfet kavramıyla yakından ilişkilidir. Halîfe, Hak'tan aldığı emaneti taşıyan ve Esmâ-i İlâhiyye'nin zuhuruna ayna olan bir mahaldirK1. Âdem'in seçilmişliği, tüm Esmâ'yı kabule müsait câmi bir mahalle sahip olmasından kaynaklanır; bu, onun hilâfet vasfının tahakkukunu sağlarK1. Ayet, bu seçilmişliği Âdem'den Nûh'a, İbrâhim'in sülâlesine ve İmrân'ın hanedanına kadar genişleterek, farklı peygamberler ve onların nesillerindeki ilâhî tecellîlerin ve hilâfet mertebelerinin sürekliliğini vurgulars.7.
Özellikle İmrân'ın hanedanının seçilmişliği, Mûsevîyyet mertebesiyle ilişkilendirilir. Bu mertebe, seyr ü sülûkta hazarat-ı hamse'deki ikinci sıraya tekabül eders.8. Ayette bahsedilen İmrân, Hz. Mûsâ ve Hârun'un babası olan İmrân ibni Yashur ile Hz. Meryem'in babası olan İmrân ibni Matan olmak üzere iki farklı kişiye işaret edebilirs.8. Bu seçilmişlik, Allah'ın belirli kullarına bahşettiği özel bir muhabbet ve terbiye ile de açıklanır. Örneğin, Tâ Hâ Sûresi'nin 39. ayetinde Hz. Mûsâ'ya hitaben "gözümün önünde yetiştirilmen için üzerine kendimden bir muhabbet bırakmıştım" buyrulması, bu ilâhî seçimin ve terbiyenin bir göstergesidirs.31. Bu tür ayetler, Ulûhiyyet mertebesinden gelen bir hitapla, Mûsevîyyet mertebesindeki kişiyi terbiye etme amacını taşırs.86.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 7, 8, 13, 31, 86 · K1, s. 1
Meryem (19/51) ayeti Hz. Musa hakkında ne söyler?⌄
Meryem Sûresi'nin 51. ayeti, Hz. Mûsâ'yı "ihlâs ile vasıflanmış" ve "bir resûl, bir peygamber" olarak tanıtırs.1. Bu ayet, Hz. Mûsâ'nın nübüvvet makamını ve Allah ile olan özel ilişkisini vurgular. Tasavvufî açıdan bu durum, Hz. Mûsâ'nın Kelîmullâh lakabıyla anılmasına zemin hazırlar; zira o, Hak ile vasıtasız hitâbet ilişkisi kuran bir peygamberdirK1. Ayet, Hz. Mûsâ'nın şahsiyetindeki samimiyet ve Allah'ın elçisi olma vasfını açıkça ortaya koyarak, onun peygamberler arasındaki müstesna yerini belirtir.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 1 · K1, s. 62
›Ayrıntı
Meryem Sûresi'nin 51. ayeti, Hz. Mûsâ'nın peygamberlik vasfını ve ihlâs sahibi oluşunu öne çıkarır. Bu ayet, "Ve kitapta Mûsâ'yı da an. Şüphe yok ki, o ihlâs ile vasıflanmış idi ve bir resûl, bir peygamber olmuş idi" şeklinde ifade edilirs.1. Hz. Mûsâ'nın "ihlâs ile vasıflanmış" olması, onun Allah'a karşı samimi ve saf bir teslimiyet içinde olduğunu gösterir. Bu ihlâs, onun Allah ile olan doğrudan iletişiminin, yani Kelîmullâh makamının temelini oluştururK1.
Hz. Mûsâ'nın "resûl" ve "peygamber" olarak anılması, onun ilahî mesajı insanlara ulaştırma görevini ve bu görevi yerine getirirken sahip olduğu özel konumu belirtir. Tasavvufta, peygamberlere verilen üç temel makamdan biri olan Kelâm makamı, Hz. Mûsâ ile özdeşleşmiştirK1. Bu makam, Allah'ın Hz. Mûsâ ile doğrudan ve vasıtasız konuşmasını ifade eder. Nitekim Nisâ Sûresi 164. ayette "ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ" (Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu) buyrulmuşturK1.
Meryem Sûresi'ndeki bu ifade, Hz. Mûsâ'nın hayatının ve peygamberliğinin Kur'ân'da önemli bir yer tuttuğunu da gösterir. Kur'ân'da kendi adına sûre bulunan Hz. Meryem'in (Meryem 19) sûresinde Hz. Mûsâ'dan bahsedilmesi, onun peygamberler zincirindeki kilit rolünü pekiştirir. Hz. Mûsâ'nın hayatının önemli bölümleri, Tâ Hâ Sûresi gibi başka sûrelerde de detaylıca anlatılmaktadırs.30. Bu ayet, Hz. Mûsâ'nın Allah katındaki değerini ve onun nübüvvetinin hakikatini tasdik eden bir beyandır.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 1, 30 · K1, s. 62
Hz. Musa'nın Firavun'un sarayına alınışı nasıl gerçekleşti?⌄
Hz. Mûsâ'nın Firavun'un sarayına alınışı, ilâhî bir takdir ve eğitim sürecinin bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Firavun'un gördüğü bir rüya üzerine İsrailoğullarından doğacak erkek çocukları öldürtme emri vermesine rağmen, Hz. Mûsâ'nın annesine ilham yoluyla çocuğunu Nil Nehri'ne bırakması bildirilmiş (el-Kasas, 28/7). Bu ilâhî yönlendirme neticesinde, Hz. Mûsâ'yı taşıyan sandık dalgalarla sürüklenerek Firavun'un sarayına ulaşmış ve Firavun'un eşi tarafından bulunarak saraya alınmıştır. Bu durum, Hakk'ın Mûsâ'nın şahsında "Mûseviyye" mânâsını öldürmeye çalışan Firavun'u, onu kendi sarayında büyütmekle terbiye etmesinin bir tezâhürüdürs.28.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 28
›Ayrıntı
Hz. Mûsâ'nın Firavun'un sarayına alınışı, tasavvufî açıdan derin hikmetler barındıran bir olaydır. Firavun, gördüğü bir rüya üzerine (Kudüs tarafından gelen bir ateşin Mısır'a uzanıp Kıptîlere zarar vermesi, İsrailoğullarının ise kurtulması) korkuya kapılmış ve İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmesini emretmiştirs.36. Bu emir, "Mûseviyye" mânâsının yeryüzüne nüzûl etmesines.26 engel olma çabası olarak görülebilir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın eğitimi farklı tecellî etmiştir. Hz. Mûsâ'nın annesine, çocuğunu emzirip başına geleceklerden korktuğunda onu Nil Nehri'ne bırakması ilham edilmiş ve "Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" (el-Kasas, 28/7) vaadi verilmiştirs.17. Annesi bu ilhama uyarak yavrusunu bir muhafaza içinde suya bırakmış, ablasına da onu izlemesini söylemiştir. Hz. Mûsâ'yı taşıyan sandık, Allah'ın izniyle dalgalarla sürüklenerek Firavun'un sarayına ulaşmış ve yıkanmakta olan cariyeler tarafından bulunarak Firavun'un karısına teslim edilmiştirs.17. Bu olay, Hakk'ın, Mûsâ'nın şahsında "Mûseviyye" mânâsını yok etmeye çalışan Firavun'u, onu kendi sarayında büyüterek terbiye etmesinin bir göstergesidirs.28. Böylece, Kelîmullâh makâmına erişecek olan Hz. Mûsâ'nınK1, düşmanının himayesinde yetişmesi, ilâhî kudretin ve hikmetin bir tezâhürü olarak kabul edilir.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 17, 26, 28, 36 · K1, s. 62
Musa'nın kıptiyi öldürmesi olayı hangi surede geçer?⌄
Hz. Mûsâ'nın kıptiyi öldürmesi olayı Kur'ân-ı Kerîm'de Kasas Sûresi'nde geçmektedir. Bu hâdise, Mûsâ (a.s.)'ın hayatındaki önemli dönüm noktalarından biridir ve Firavun'un sarayından ayrılışına sebep olmuştur. Tasavvufî açıdan bakıldığında, Mûsâ'nın bu eylemi, onun manevî yolculuğunun ve Kelimullah makamına ulaşmasının başlangıç mertebelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Nitekim Mûsâ'nın hayatı, "Mûseviyyet" mertebesine ulaşan sâlikler için bir rehber niteliğindedirs.27.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 27
›Ayrıntı
Hz. Mûsâ'nın kıptiyi öldürmesi olayı, Kur'ân-ı Kerîm'in Kasas Sûresi'nin 15-20. âyetlerinde anlatılmaktadırs.1, 58. Bu olay, Mûsâ (a.s.)'ın hayatında bir dönüm noktası teşkil eder. Olayın ardından Mûsâ, Medyen'e doğru bir yolculuğa çıkmıştırs.1. Tasavvufî bağlamda, Mûsâ'nın bu yolculuğu, sâlikin manevî mertebeleri aşarak hakikate ulaşma çabasına benzetilir. Mûsâ'nın annesinin onu Firavun'un zulmünden korumak için Nil'e bırakması ve Firavun'un sarayına alınması da onun hayatındaki ilahî bir takdirin tezahürüdürs.1, 27. Mûsâ'nın babası İmran ve annesi aracılığıyla "Kelime-i Mûseviyye"nin gaybdan intikal ettirilmesi, onun manevî şahsiyetinin temelini oluştururs.26. Bu süreç, sâlikin de manevî bir rehber (mürşid) vasıtasıyla hakikat yoluna girmesine benzer. Mûsâ'nın Tur Dağı'na çıkışı ve Allah ile konuşması (Kelimullah makamı), onun manevî kemalâtının zirvesini temsil eders.145; Kelimullah. Bu mertebeler, sâlikin de kendi iç yolculuğunda ulaşmayı hedeflediği makamlardır. Her tarikatın kendine özgü bir yolu olduğu gibi, Mûsâ'nın yolu da hakikate ulaşmak için bir örnektirs.197.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 1, 26, 27, 58, 145, 197
Firavun'un boğuluşu hakkında Yûnus Suresi'nde ne belirtilir?⌄
Firavun'un boğuluşu, Yûnus Sûresi'nin 90-92. âyetlerinde ele alınır ve İsrailoğulları'nın denizden geçişi sonrası Firavun ile ordusunun zulüm ve düşmanlıkları sebebiyle boğulmalarını anlatır. Bu âyetler, Firavun'un son nefesinde iman ettiğini ancak bu imanın kabul edilmediğini, zira boğulma anında gerçekleştiğini belirtir. Tasavvufî açıdan bu olay, Cenâb-ı Hakk'ın hikmetinin bir tecellisi olarak görülür; zira ölü hükmünde olan Firavun'dan diri hükmünde olan Mûsâ'nın kurtuluşu gibi zıtlıklar üzerinden ilahî kudretin işleyişi vurgulanırs.54.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 54
›Ayrıntı
Yûnus Sûresi'nin 90-92. âyetleri, Firavun'un ve ordusunun İsrailoğulları'nı takip ederken denizde boğuluşunu detaylandırır. Bu âyetlerde, İsrailoğulları'nın denizden geçirilmesinin ardından Firavun ve askerlerinin zulüm ve düşmanlık amacıyla onları takip ettiği ifade edilir. Firavun, boğulma anında "İsrailoğulları'nın inandığı ilâhtan başka ilâh olmadığına inandım, ben de Müslümanlardanım" diyerek imanını dile getirirs.137. Ancak bu iman, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalındığı ve artık geri dönüşün mümkün olmadığı bir anda gerçekleştiği için kabul edilmez. Âyetler, Firavun'a "Şimdi mi inandın? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculuk yapanlardan olmuştun" şeklinde bir cevap verildiğini belirtir. Bu durum, ilahî adaletin ve tövbenin kabul şartlarının bir göstergesidir. Tasavvufî bakış açısıyla, bu olay Cenâb-ı Hakk'ın hikmetinin bir tezahürüdür; zira "ölü hükmünde olan Firavun'dan diri hükmünde olan Mûsâ (a.s.)"nın kurtuluşu, ilahî kudretin ve takdirin anlaşılmazlığını ortaya koyars.54. Bu kıssa, aynı zamanda Nûh (a.s.)'un diri hükmünde olmasına rağmen oğlunun ölü hükmünde çıkması gibi, ilahî hikmetin insan idrakini aşan yönlerini de vurgulars.54.
Kaynaklar: Altı Peygamber, Cilt 4 — s. 54, 137
Hz. Musa ve Hızır kıssası hangi surede yer alır?⌄
Hz. Mûsâ ve Hızır kıssası, Kur'ân-ı Kerîm'in Kehf Sûresi'nde yer almaktadır. Bu kıssa, Mûsâ (a.s.)'ın Hızır (a.s.) ile ilim tahsil etmek üzere çıktığı yolculuğu ve bu yolculukta şahit olduğu olayları anlatır. Kıssa, Mûsâ (a.s.)'ın Hızır'dan ilim öğrenmek istemesiyle başlar ve Hızır'ın "Sen benimle elbette sabra kaadir olamazsın"s.276 demesine rağmen Mûsâ'nın ısrarı üzerine gerçekleşen üç olayı (geminin delinmesi, çocuğun öldürülmesi, yıkık duvarın onarılması) içerir. Bu olaylar, zahirde şeriata aykırı gibi görünse de, Hızır (a.s.) tarafından bâtınî hikmetleri açıklanır ve ledün ilminin bir tezahürü olarak sunulur.
Kaynaklar: Altı Peygamber — s. 276
›Ayrıntı
Hz. Mûsâ ve Hızır kıssası, Kehf Sûresi'nde detaylı bir şekilde anlatılmaktadırs.272. Kıssa, Mûsâ (a.s.)'ın Hızır (a.s.) ile karşılaşması ve ondan ilim öğrenme talebiyle başlar. Mûsâ (a.s.), Hızır'a "Senin savap ve doğru olarak ta'-lîm olunduğun ilimden bana ta'lîm etmek üzere ben sana ittibâ edeyim mi?"s.276 diyerek Hızır'ın sohbetinde bulunmak istediğini belirtir. Hızır (a.s.) ise Mûsâ'ya, kendisi hakikatini beyan edinceye kadar hiçbir şeyden suâl etmemesi şartını koşars.277.
Bu yolculukta üç temel olay yaşanır:
- Geminin delinmesi: Hızır (a.s.), bindikleri gemiyi delers.278. Mûsâ (a.s.) bu duruma itiraz ederek "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın"s.295 der. Hızır (a.s.)'ın bu eylemi, zahirde şeriata muhalif gibi görünse de, geminin ileride zalim bir kral tarafından gasp edilmesini engellemek gibi bâtınî bir hikmete dayanırs.278. Tefsir-i Hâzin'de belirtildiğine göre, gemi delinse de harikulade bir şekilde su girmemiş veya Mûsâ (a.s.)'ın hırkasıyla delik tıkanmıştırs.279.
- Çocuğun öldürülmesi: Kıssanın devamında Hızır (a.s.) bir çocuğu öldürür. Bu olay da Mûsâ (a.s.)'ın şiddetli itirazına neden olur.
- Yıkık duvarın onarılması: Son olarak, Hızır (a.s.) bir karşılık almadan yıkık bir duvarı onarırs.66.
Bu kıssa, Mûsâ (a.s.)'ın temsil ettiği zahirî ilim ve şeriat ile Hızır (a.s.)'ın temsil ettiği ledün ilmi ve bâtınî hakikatler arasındaki farkı ortaya koyar. Hızır (a.s.)'ın yaptığı eylemler, Allah'ın kendi indinden verdiği ilimle (ledün ilmi) gerçekleşir ve bu ilim, Muhammediyyet mertebesi ile ilgili değil, Mûseviyyet mertebesi ile ilgili bir kemaldir; bu ilmin zahiri Mûsâ (a.s.)'da, bâtını ise Hızır (a.s.)'dadırs.289. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hadise hakkında, "Mûsâ kardeşim Hızır ile biraz daha dayansaydı bize daha çok ilmi miras kalacaktı"s.301 buyurmuştur.
Kaynaklar: Altı Peygamber — s. 66, 272, 276, 277, 278, 279, 289, 295, 301
Bu eserde 'Bakara inek hikâyesi' hangi ayetlerde işlenir?⌄
Bu eserde 'Bakara inek hikâyesi', Kur'ân-ı Kerîm'in Bakara Sûresi'nin 67. ve 74. ayetleri arasında işlenmektedir. Bu ayetler, Hz. Musa'nın kavmine Allah'ın bir inek kesmelerini emrettiği olayı anlatır ve tasavvufî açıdan sâlikin nefs-i levvâme mertebesindeki nefsini kesmesi, yani ahlâkından kaldırması gerektiği şeklinde yorumlanırs.218, 230, 236, 242. Hikâye, Ben-î İsrâîl'in Mısır'dan çıktıktan uzun seneler sonra yerleşik düzene geçtiği devirlerde vuku bulmuştur ve sûreye ismini verecek kadar mühim görülmüştürs.218, 235.
Kaynaklar: Altı Peygamber — s. 218, 230, 235, 236, 242
›Ayrıntı
Bakara Sûresi'ne adını veren bu hikâye, Hz. Musa'nın kavmine Allah'ın bir inek boğazlamalarını emretmesiyle başlars.218, 236. Kavim başlangıçta bu emri alaya alır gibi bir tavır sergilers.236. Eserde, bu hikâyenin sadece geçmişte yaşanmış bir olayı tekrar etmekten ziyade, içerisinden alınması gereken dersler olduğu vurgulanırs.218. Tasavvufî yorumda, "bakara" kelimesi genel olarak **"tabiat-dünya"**yı, özelde ise sâlikin nefs-i levvâme mertebesinde olan nefsini temsil eders.242. Bu bağlamda, ineği kesmek, sâlikin nefs-i levvâme anlayışını ve onunla ilgili ahlâkını üzerinden kaldırması gerektiği anlamına gelirs.242. Hikâyede geçen inek, aynı zamanda Ben-î İsrâîl'in Mısır'daki "bakara" kültüründen ne kadar etkilendiğini de göstermektedir; zira uzun süre Mısırlıların etkisi altında kalmışlardırs.258. Bu durum, insanların şartlanmışlık ve alışkanlıklarından kurtulmasının zorluğunu da ortaya koyars.258. Hikâyedeki inek, izâfî-teşbihî mânâda Cemâlî etken olarak **"dünya tabiat âlemi"**ne benzetilmiştirs.243.
Kaynaklar: Altı Peygamber — s. 218, 236, 242, 243, 258 · Altı Peytamber — s. 258