
Altı Peygamber — Hz. Âdem
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bu kitap ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Altı Peygamber — Hz. Âdem" adlı eseri, tasavvufî bir bakış açısıyla Hz. Âdem kıssasını ele alan ve okuyucuyu nefsin hevasından arınarak saf bir gönülle okumaya davet eden bir kitaptır1. Kitap, semâvî bilgilerin Kur'ân-ı Kerîm ile tamamlandığı ve diğer kitaplardaki bilgilerin yenilendiği düşüncesiyle, Hz. Âdem'in yaratılışını, cennetten inişini ve insanlığın halifelik makamını tasavvufî mertebeler ve ilâhî isimler bağlamında açıklamaktadır1. Eser, okuyucuyu manevî hasılat elde etmeye teşvik ederken, yazarın diğer eserlerine (İrfan Mektebi, Vahiy ve Cebrail, Rahman, Salât, Terzi Baba) atıflar yaparak konuları derinleştirmektedir1.
›Ayrıntı
"Altı Peygamber — Hz. Âdem" kitabı, Necdet Ardıç tarafından kaleme alınmış olup, Hz. Âdem'in hayatını ve kıssasını tasavvufî bir perspektiften incelemektedir. Yazar, okuyucuyu kitaba başlamadan önce nefsin hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya davet eder. Zira vehim ve hayalin tesiri altında iken bu tür kitaplardan gerçek mânâda yararlanmanın mümkün olmadığını belirtir1. Kitabın temel amacı, Hz. Âdem kıssası üzerinden tasavvufî hakikatleri ve insanın kâinattaki özel konumunu açıklamaktır.
Eser, semâvî kitaplardaki bilgilerin Kur'ân-ı Kerîm ile tamamlandığını ve yenilendiğini vurgular1. Hz. Âdem'in yaratılışını "Halife İnsan" olarak ele alır ve onun "Zât'ul emr'de tahakkuk eden bu muhteşem oluşumların nihayet faaliyete geçeceği ve geçirileceği zât'ın, zâti tecelli mahalli" olduğunu ifade eder1. Bu bağlamda, "Vâhidiyyet nefsi"nin Âdem'e kaynaklık ettiğini belirtir1. Kitapta, Tevrat'ta da Âdem'in cennette var edilip çorak araziye indirildiğine dair bilgilere yer verilir ve cennetin tasavvufî anlamı olan "sık ağaçlık, yeşillik" olarak tanımlanır1. Ayrıca, hesap kitaptan sonra ehl-i ibadetin cennetlere gireceği ve orada herhangi bir şeyden men edilmeyeceği ifade edilir1. Yazar, konuları derinleştirmek için okuyucuyu kendi diğer eserlerine, örneğin "İrfan Mektebi"1, "Vahiy ve Cebrail"1, "Rahman"1, "Salât"1 ve "Terzi Baba"1 isimli kitaplarına yönlendirir. Kitabın sonunda yazarın üzerinde çalıştığı diğer eserler de listelenmiştir1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — Hz. Âdem — s. 3, 5, 7, 13, 16, 23, 39, 64, 69, 82, 90
Âdemiyyet mertebesi nedir?⌄
Âdemiyyet mertebesi, tasavvufta Hak Teâlâ'nın yeryüzünde, âlem-i şehâdetteki ilk zuhur noktasıdır ve insanın ilâhî hakikatlere ayna olma potansiyelini ifade eder. Bu mertebe, Cenâb-ı Hakk'ın esmâ-i ilâhiyyesinin câmî mahalliyeti olan insanın, halîfetullâh emânetini yüklenmesiyle başlar1. Âdemiyyet, on üç mertebeli seyr-i urûcun (yükselişin) ilk basamağı olup2, aynı zamanda tenezzülâtın (inişlerin) de bir parçasıdır. İnsanın gerçek Âdem hüviyetine ermesi, bu mertebenin hakikatlerini idrak etmesi ve yaşamasıyla mümkündür2.
›Ayrıntı
Âdemiyyet mertebesi, tasavvufî vücud bahsinde önemli bir yer tutar ve âlemlerde başlı başına bir inkılâbı temsil eder2. Bu mertebe, Hazret-i Ahadiyyet'in "yeryüzü" Hazret-i Şehadet'te "Hazret-i Âdem" ismiyle zuhur etmesidir2. Âdemiyyet, insanın Hak ile ünsiyetinin başlaması, zâtî tecelliye mahal ve zuhur yeri olması bakımından mühimdir2.
Âdemiyyet mertebesi, beşerî Âdemiyyet olarak urûcun (yükselişin) başlangıcıdır2. Bu mertebede, Hak Teâlâ'nın esmâ-i ilâhiyyesinin câmî mahalliyeti olan insan, "Emânet Âyeti" olarak bilinen Ahzâb 72'de belirtildiği üzere, emâneti yüklenmiştir1. Bu emânet, insanın Hak'ın bütün isimlerini taşıyacak câmî bir mahal olmasıdır1.
Âdemiyyet, tenezzülât (inişler) sürecinde, Ulûhiyyet mertebelerinden sonraki ilk mahlûkiyyet mertebesidir. Bu mertebede, Âdem-i mânâ, esmâ âlemi şartlarına uyum sağlayacak hale getirilerek, rûh ve nûr hakikatleri ile esmâ yani "melekût" âleminde ve misâl âleminde lâtif varlıklar olan melekler ve iblis ile münasebetleri başlamıştır2. Hz. Âdem'in ilk bireysel bilinç ve şuurlanması lâtif olarak bu mertebede faaliyete geçmeye başlamıştır2.
Âdemiyyet mertebesi, şeriat, tarikat, hakikat ve ma'rifet mertebelerinden izahları olan bir yapıdır2. Bu mertebede henüz tenezzül kemâli ortaya gelmediğinden, emmâre ve levvâme özellikleri oluşmamıştır; ancak "ağaca yaklaşmayın" emriyle bu özellikler uyandırılarak faaliyete geçirilmeye başlanmıştır2. Âdemiyyet, Nûhiyyet'i, Nûhiyyet İbrâhimiyyet'i, İbrâhimiyyet Mûseviyyet'i, Mûseviyyet İseviyyet'i müjdelemiş ve haber vermiştir2. Gerçek Âdem hüviyetine ermek, bu mertebenin hakikatlerini idrak etmek ve yaşamaktan geçer2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 405
- 2.Altı Peygamber — Hz. Âdem — s. 2, 5, 7, 10, 27, 41, 82, 83
Kitapta hangi peygamberlerden bahsediliyor?⌄
"Altı Peygamber" adlı eserde, "azamet sahibi" (Ulül azm) olarak nitelendirilen altı peygamberden bahsedilmektedir. Bu peygamberler sırasıyla Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir1. Kitabın amacı, bu peygamberlerin hayat tecrübelerinden ilham alarak okuyucuların kendi manevi yollarını kısaltmalarına yardımcı olmaktır1. Eser, bu peygamberlerin yaşamlarından örnekler sunarak manevi faydalar sağlamayı hedeflemektedir1.
›Ayrıntı
"Altı Peygamber" isimli eser, adından da anlaşılacağı üzere, altı büyük peygamberin hayatını konu edinmektedir. Kitabın girişinde belirtildiği üzere, bu peygamberler Hz. Âdem (a.s.), Hz. Nûh (a.s.), Hz. İbrâhim (a.s.), Hz. Mûsâ (a.s.), Hz. İsâ (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir1. Bu zevat, "Ulül azm" yani "azamet sahibi" peygamberler olarak tanımlanmaktadır1. Eserin temel gayesi, peygamberler tarihi yazmak değil, onların yaşam tecrübelerinden dersler çıkararak okuyucuların manevi yolculuklarını kısaltmalarına ve bu örnek şahsiyetlerden ilham almalarına vesile olmaktır1. Kitap, bu peygamberlerin hayat hikâyelerinin bilinmesinden büyük faydalar sağlanacağını vurgulamaktadır1. Ayrıca, eserde Kur'ân-ı Kerîm'in diğer semavi kitaplardaki bilgileri tamamladığı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hadislerinin baki kaldığı belirtilmektedir1. Kitapta, bazı konular hakkında daha geniş bilginin "Vâh'y ve Cebrâil" isimli başka bir eserde bulunduğu da ifade edilmiştir1. Okuyuculara, bu tür kitapları nefsani heveslerden, zan ve hayalden uzak, saf bir gönülle ve Besmele ile okumaları tavsiye edilmektedir1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — Hz. Âdem — s. 1, 2, 5, 10, 13, 23, 34
Tasavvufî makamlar nasıl açıklanıyor?⌄
Tasavvufta makâm, sâlikin sülûk esnasında amel ve tahkîk ile ulaştığı, istikrarlı ve sürekli bir manevî mertebedir. Hâlden farklı olarak makâm, sâlikin gayretiyle elde edilen ve onun yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelen bir mevkiyi ifade eder. Tövbe, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet ve fenâ gibi mertebeler makâmlara örnek teşkil eder. Makâm, aynı zamanda ilâhî isimlerin (esmâ-i ilâhiyye) sâlikin günlük yaşamında tecellî ettiği bir mahaldir; örneğin, tövbe makâmında olan sâlik, Hakk'ın 'et-Tevvâb' isminin tecellîsine ayna olur1. Makâmlar, sâlikin kalbinin dönüşümü (tahavvül) ile birbirini takip eder ve her makâm bir öncekinin tahkîkiyle açılır1.
›Ayrıntı
Makâm kavramı, tasavvufî sistematiğin temel taşlarından biridir ve sâlikin manevî yolculuğundaki durakları ifade eder. Lugat anlamı itibarıyla 'duruş yeri' veya 'mevki' demektir1. Tasavvufta ise, sâlikin kendi gayreti (kesb) ve tahkîk ile ulaştığı, kalıcı bir manevî haldir. Bu yönüyle, Hakk'ın bir lütfu olarak aniden gelip geçen "hâl"den ayrılır1. Hâl, mevhibe-i ilâhiyye iken, makâm sâlikin amel ve mücâhedesiyle elde ettiği bir mertebedir.
Makâmlar genellikle mertebeli bir sıra takip eder. Klasik tasniflerde tövbe, vera', zühd, fakr, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi makâmlar bulunur1. Bu sıralama önemlidir; zira sâlik bir makâmı tam olarak yaşamadan bir sonrakine geçemez. Örneğin, tövbeyi tahkîk etmeden vera' makâmına ulaşmak mümkün değildir1.
İrfânî bakış açısıyla makâm, sadece psikolojik bir istikrar veya ahlâkî bir kemâlât tablosu değildir; aynı zamanda esmâî bir mertebedir. Sâlik bir makâmda iken, o makâmla ilgili ilâhî ismin tecellîsine mahal olur. Örneğin, rızâ makâmında olan sâlik, Hakk'ın 'er-Razî' isminin tezâhürüdür1. Bu durum, sâlikin kalbinin dönüşümü (tahavvül) ile yakından ilişkilidir; kalp tahavvül ettikçe yeni makâmlar açılır1.
Makâmların gerçekleşmesi üç temel boyutta ele alınır: (1) Hakk'tan gelen ilâhî tasarruf (vehbî yön), (2) sâlikin amelî gayreti (kesbî yön) ve (3) mürşidin terbiyesi ile ihvân ile sohbet (vesîle yön)2. Sâlikin gayreti, ilâhî lütfun tecellî etmesi için bir zemin hazırlar; ancak asıl fâil Hakk'tır. Bu süreç, sâlikin nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanması ve Hakk'ın hilâfet emanetini izhâra mahal olmasıyla derinleşir1. Hz. Âdem'in "inme" (ihbitû) emriyle batından zahire inip, kendini tanıyarak asli makâmına "çıkması" (es'adi) emri, makâmların bu iniş ve yükseliş sürecini, yani mi'râc-ı hakîkîyi ifade eder3.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 1, 162
- 2.K2
- 3.Altı Peygamber — s. 44
Hz. Âdem'in cennetten çıkarılması olayı nasıl yorumlanıyor?⌄
Hz. Âdem'in cennetten çıkarılması olayı, tasavvufî ve tefsirî yorumlarda farklı katmanlarda ele alınır. Bu olay, Âdem'in (a.s.) bireysel bilincinin ve şuurunun faaliyete geçmesi, esmâ mertebesindeki lâtif varlığının zuhura çıkması ve Hak ile özel ilişkisinin başlangıcı olarak görülür. Cennetten çıkış, bir ceza olmaktan ziyade, Âdem'in yeryüzünde halifelik görevini üstlenmesi ve kendi hakikatini idrak etmesi için bir mertebe değişimi ve faaliyete geçiş olarak yorumlanır1. Bu durum, insanın emâneti yüklenmesiyle (Ahzâb 72) ve esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyetiyle ilişkilendirilir2.
›Ayrıntı
Hz. Âdem'in cennetten çıkarılması, tasavvufta çok boyutlu bir hadise olarak değerlendirilir. Öncelikle, bu olay Âdem'in (a.s.) cennetteki "lâtif yaşamından"1 sonra, kendi iç bünyesindeki diğer özelliklerinin ortaya çıkması için bir evre olarak kabul edilir. Âdem'in cennetteki ilk bireysel bilinç ve şuurlanması, esmâ mertebesinde, melekût âleminde ve misâl âleminde lâtif olarak faaliyete geçmeye başlamıştır1.
Cennetten çıkarılma, bir ceza değil, Âdem'in (a.s.) yeryüzünde halifelik görevini üstlenmesi ve kendi hakikatini idrak etmesi için bir "faaliyete geçiş" olarak yorumlanır. "Cennetten çık" hükmü, aslında "yeryüzüne inerek ortaya çık, faaliyete geç" anlamına gelir1. Bu durum, daha evvel Hakk'ın varlığında, esmâ mertebesinde, bâtında iken bir şahsiyet kazanarak ortaya çıkarılmasıdır1.
Âdem'in ve Havvâ'nın iskân edildiği cennetin, Hakk'ın indinde bir mahal yeri olduğu gibi, her bir insanın içinde bulunduğu mertebesi itibarıyla da pek çok özellikler ifade ettiği belirtilir1. Bu cennet, bazı âlimlere göre dünya dışında bir yer iken, bazılarına göre yeryüzünde yüksek ve verimli bir bahçedir1.
İblis'in Âdem'e secde etmemesi ve cennetten çıkarılması da bu sürecin bir parçasıdır. İblis'in hilkati, Âdem'in gerçek kimliğinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur1. Âdem'in cennetten çıkarılması, aynı zamanda insanın "emâneti" (Ahzâb 72) yüklenmesiyle de ilişkilendirilir. Bu emânet, tasavvufta "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" olarak açıklanır; yani insanın Allah'ın bütün isimlerini taşıyacak kapsamlı bir mahal olmasıdır2. Bu hadise, Âdem'in (a.s.) ilâhî nefha ile "Allah" isminin câmi'i olarak techiz edilerek cennette iskân edilmesinin ardından gerçekleşen bir mertebe değişimidir1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — Hz. Âdem — s. 9, 35, 39, 56, 61, 67, 83
- 2.K1, s. 405
Bu kitap kimler için faydalıdır?⌄
"Altı Peygamber" adlı kitap, nefsaniyetten, zan ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya gayret edenler için faydalıdır1. Kitap, özellikle Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Muhammed'in hadisleri ile yenilenmiş ve tamamlanmış İslâmî bilgileri idrak etmek isteyenlere hitap eder1. Ayrıca, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt hazaratı ile altı peygamberin ruhlarına ve onların vârislerine manevi hasıla hediye etmek amacıyla yazılmış olup, bu şahsiyetlere hayır dua etmek isteyen okuyucular için de bir vesiledir1. Kitap, Hak'tan hidayet bekleyen ve bu hidayete tabi olan, korku ve mahzuniyetten uzak durmak isteyen kişilere yol gösterici olmayı amaçlar1.
›Ayrıntı
"Altı Peygamber" kitabı, öncelikle okuyucunun nefsaniyetten, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamasını tavsiye eder; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek manada yararlanmanın mümkün olamayacağı belirtilir1. Bu durum, kitabın manevi derinliğini idrak etmek isteyenler için bir ön şart olarak sunulur. Kitap, semavi kitaplarda yer alan ve Kur'ân-ı Kerîm ile tamama erdirilmiş İslâmî bilgileri ele alır. Daha evvel gelen bilgilerin ve kitapların nesih edilerek, hepsini bünyesinde toplayan Kur'ân-ı Azimüşşan ve onu getiren Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hadislerinin baki kaldığı ve faaliyet sahasına açıldığı ifade edilir1. Bu bağlamda, bu yenilenmiş ve tamamlanmış bilgilere ulaşmak isteyenler için faydalıdır. Kitabın yazılış amacı arasında, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt hazaratı ile altı peygamberin ruhlarına ve onların vârislerinin ruhlarına manevi hasıla hediye etmek de yer alır1. Bu nedenle, bu şahsiyetlere saygı duyan ve onların manevi mirasına dua etmek isteyen okuyucular için de bir fayda sağlar. Ayrıca, kitapta "Her kim hidayetime tabi olursa artık onlar için bir korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmayacaktır"1 ayetine atıfta bulunularak, Hak'tan gelen hidayete tabi olmak isteyen ve bu sayede korku ve mahzuniyetten uzak durmayı arzulayan kişilere hitap ettiği anlaşılır. Kitap, nefsini koruyan, gafletten sakınan ve her mertebenin kendine has özelliklerini idrak ederek "halâkaküm min nefsin vahidetin" sırrını yaşamak isteyenler için de bir rehber niteliğindedir1.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber — Hz. Âdem — s. 3, 4, 5, 22, 45
Kitapta 'İblis'in rolü nasıl ele alınıyor?⌄
"Altı Peygamber - Hz. Âdem" adlı eserde İblis'in rolü, Âdem'e secde etmeyerek kendi bireysel kıstaslarına göre değerlendirme yapması ve bu hakikatlerin farkında olmamasıyla açıklanır1. İblis, Âdemoğulları'nın dünyada çoğalıp ölüp tekrar dirileceklerini, mahşer ve hesap gününün geleceğini bildiği için, dirilecekleri güne kadar ölümsüzlük istemiştir; bu talebinde dahi gizli bir hile barındırmaktadır1. Kitapta İblis'in ilk isminin Azâzil olduğu belirtilir ve bu konuya "Vahy ve Cebrâil" adlı eserde geniş yer verildiği ifade edilir1.
›Ayrıntı
"Altı Peygamber - Hz. Âdem" kitabında İblis'in rolü, Âdem'in yaratılışı ve ona secde emri bağlamında ele alınır. Melekler kısa bir tereddütten sonra secde ederken, İblis bu hakikatlerin idrakinde olmaması sebebiyle kendi bireysel ölçütleriyle değerlendirme yoluna gitmiş ve Âdem'in secde edilecek bir varlık olmadığı kanaatine vararak secde etmemiştir1. Bu durum, İblis'in Hak'ın emrindeki hikmeti kavrayamamasının bir tezahürü olarak sunulur.
İblis'in bir diğer önemli rolü, Âdemoğulları'nın geleceğine dair bilgisiyle ilişkilidir. O, Âdemoğulları'nın dünyada çoğalıp belirli bir süre yaşadıktan sonra öleceklerini, ardından tekrar dirileceklerini ve mahşer ile hesap gününün geleceğini bilmektedir1. Bu bilgiyi kullanarak, "dirilecekleri güne kadar" ölümsüzlük talep etmiştir. Bu talebinde dahi gizli bir hile olduğu vurgulanır1. Bu durum, İblis'in sadece itaatsizliğini değil, aynı zamanda geleceğe yönelik planlarını ve hilekâr doğasını da ortaya koyar.
Kitapta İblis'in ilk isminin Azâzil olduğu bilgisi verilir1. Bu konunun daha geniş bir şekilde "Vahy ve Cebrâil" isimli eserde ele alındığı belirtilerek, ilgili ayetlerin yorumlarının bu eserde 223. sayfadan 228. sayfaya kadar devam ettiği ifade edilir1. Bu referans, İblis'in tasavvufi literatürdeki kökenine ve detaylı incelemesine işaret eder. Kitap, okuyucuyu nefs'in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya davet eder; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek manada bu ve benzeri kitaplardan yararlanmanın mümkün olamayacağını vurgular1. Bu tavsiye, İblis'in temsil ettiği yanıltıcı ve hakikatten uzak duruşa karşı bir duruş sergilemenin önemini de dolaylı olarak belirtir.
- Kaynaklar
- 1.Altı Peygamber - Hz. Âdem — s. 5, 34, 50, 57
Yazarın tasavvufî yaklaşımı nedir?⌄
Yazarın tasavvufî yaklaşımı, Necdet Ardıç (Terzibaba) riyasetindeki Uşşâkî geleneğine dayanır ve tasavvufî kavramları "lugat, akâid, mârifet" olmak üzere üç katmanlı bir dille ele alır. Bu yaklaşım, her tasavvufî hakîkatin gerçekleşmesini ilâhî tasarruf (vehbî), sâlikin gayreti (kesbî) ve mürşidin terbiyesi (vesîle) olmak üzere üç boyutta inceler. Özellikle "halîfe" kavramı üzerinden, insanın Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfını ve Esmâ-i İlâhiyye'nin Âdem'de tecellîsini vurgular1. Bu irfan geleneği, Kur'ân-ı Kerîm'i irfanî bir bakışla yorumlama çabasıyla öne çıkar (Muharrem Avan, Şerif Kır).
›Ayrıntı
Yazarın tasavvufî yaklaşımı, Necdet Ardıç (Terzibaba) tarafından temsil edilen Uşşâkî tarikatının irfan geleneğine sıkı sıkıya bağlıdır (Necdet Ardıç, Şerif Kır, Muharrem Avan). Bu yaklaşımın temelinde, tasavvufî kavramların ve hakîkatlerin çok katmanlı bir şekilde idrâk edilmesi yatar. Her tasavvufî kavram, üç farklı dil veya açılım seviyesinde ele alınır: lugat, akâid ve mârifet2. Lugat dili, kelimenin sözlük anlamını ve etimolojik kökenini ifade ederken; akâid dili, kavramın fıkıh ve kelâm ilmindeki tanımını, ehl-i sünnet itikâdındaki yerini belirtir. Mârifet dili ise, irfan ve tasavvuftaki bâtınî hakîkati, ehl-i Hakk'ın zevkle bildiği derin mânâyı temsil eder. Bu üç dilin bilinmesi, sâlik için zarûrîdir, zira mârifet dili akâidi nakzetmez, aksine onu aşarak tahkîk eder2.
Tasavvufî hakîkatlerin "nasıl gerçekleştiği" sorusu da bu yaklaşım içinde üç boyutlu bir cevaba sahiptir: Hak'tan ilâhî tasarruf (vehbî yön), sâlikin amelî gayreti (kesbî yön) ve mürşidin terbiyesi ile ihvân sohbeti (vesîle yön)2. İlâhî yön, her gerçekleşmenin asıl fâilinin Hak olduğunu, hidâyet, fenâ ve mârifet gibi hallerin vehbî olarak indiğini vurgular. Beşerî yön, kulun tevbe, riyâzat ve mücâhede gibi gayretlerini ifade ederken, vesîle yönü mürşidin rehberliğini ve sohbetin önemini ortaya koyar. Bu üç yönün birleşimiyle her hakîkat tahakkuk eder2. Örneğin, "halîfe" kavramı bu yaklaşım içinde, insanın Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfı olarak ele alınır ve Bakara 30'daki ayetle ilişkilendirilerek Esmâ-i İlâhiyye'nin Âdem'de tecellîsi olarak açıklanır. Halîfe, kendi başına müstakil bir vücud sahibi değil, Halîk'ın zuhûruna ayna olan bir mahaldir1. Terzibaba çizgisinde halîfelik, nefsin hilâfet iddiâsından soyutlanması ve Hak'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olmasıyla tahakkuk eder1. Bu irfan geleneği, Kur'ân-ı Kerîm'i irfanî bir bakış açısıyla yorumlama çabasıyla da öne çıkar (Muharrem Avan, Şerif Kır).
- Kaynaklar
- 1.K1
- 2.K2