
Bendeki Terzi Babam (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) kitabı ne anlatıyor?⌄
"Bendeki Terzi Babam (Cilt 2)" kitabı, Necdet Ardıç'ın mürşidi olan Terzi Baba'nın irfanî mirasını, yazarın kendi müşâhede ve tecrübeleriyle harmanlayarak aktaran bir eserdir. Kitap, yazarın Terzi Baba'dan aldığı zâhir ve bâtın ilmiyle, onun çırak ve kalfası olarak bu sırlı ilmeği çözme çabasını (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.202) ve Efendi Babası'nın sohbetlerinden, kitaplarından özümsediği bilgileri kaleme dökme sürecini anlatır (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.210). Eser, Terzi Baba'nın tasavvufî öğretilerini, yazarın kişisel sülûk tecrübeleri ve zuhûrâtları üzerinden derinleştirerek okuyucuya sunar; bu yönüyle bir nevi mürşid-mürid ilişkisi ve irfanî yolculuğun kaydıdır.
›Ayrıntı
"Bendeki Terzi Babam (Cilt 2)" eseri, müellifin kendi ifadesiyle, başlangıçta tek bölüm olarak planlanmışken, oluşan müşâhede ve bağlantılar neticesinde hacminin genişlemesiyle ikinci bölüm olarak ortaya çıkmıştır (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.3). Kitabın temel amacı, yazarın "zâhir ve bâtın Terzi Babam-dan aldığım zâhir ve bâtın ilmi ile ve onun çırak ve kalfası olarak fakîre yaptırmışlar diye düşünüyorum" (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.202) ifadesiyle belirttiği gibi, Terzi Baba'nın irfanî öğretilerini kendi idrâki ve tecrübesiyle aktarmaktır.
Eser, Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) sohbet ve kitaplarından yaklaşık 13-14 yıldır dinlenilip okunması ve 8-9 yıldır da bunlardan özümsenenlerin kaleme aktarılması sonucu oluşan çalışmaların, yeni zuhûrât, müşâhade ve ilmî çalışmaların harmanlanmasıyla meydana gelmiştir (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.210). Bu bağlamda kitap, Terzi Baba'nın tasavvufî düşüncelerini ve yolunu, müridinin gözünden ve tecrübesinden yansıtan bir ayna görevi görür. Örneğin, Efendi Babası'nın "bütün âlemler benim tenim" olarak düşünülebileceği yönündeki ifadesi (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.168) gibi derin tasavvufî konulara değinilir.
Kitapta ayrıca, yazarın Terzi Baba ile olan ilişkisine dair kişisel anekdotlar da yer alır; örneğin, Terzi Baba'nın bir müride ders vermesi ve bu durumun yazar ile Efendi Babası arasındaki yazışmalara konu olması gibi (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.9). Eser, Terzi Baba'nın "sırrına" işaret eden (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.145) ve onun tasavvufî mirasını günümüze taşıyan bir çalışma olarak öne çıkar. Yazar, bu eseri "Câhil cesâretiyle kalkıştığımız bu işi ondan gelen yansıma ve himmetleri olmasa bitirmeye muvaffak olamayacağımız âşikârdır" (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.211) diyerek, mürşidinin manevî desteğinin önemini vurgular. Kitap, Terzi Baba'nın öğretilerini ve yazarın bu yoldaki kişisel keşiflerini bir araya getiren, irfanî bir yolculuğun kaydıdır.
Kitabın yazarı Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Kendisi, mürşidi Nusret Tura'dan aldığı ilimle beslenmiş, onun rehberliğinde manevi yolculuğunu sürdürmüş ve bu birikimi talebelerine aktarmıştırs.3, 40. Necdet isminin Arapça kökeninden gelen "açık işlek yol" ve "kahraman, bahadır" anlamları, onun tasavvuf yolunu açık ve işlek hale getiren ilmi kahramanlığını ve yiğitliğini ifade eders.6.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · Bendeki Terzi Babam Cilt 2 — s. 3, 6, 40
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf yolunda "İnsân-ı Kâmil - Kâmil İnsân Efendi Babam" olarak anılan bir rehberdirs.3. O, müridi olan yazarı ilim deryası, ilim sütü, ilim şarabı ve marifet balı ile beslemiş, zuhûrât, müşâhade, yaşantı ve tecellilerle yol göstermiştirs.3. Necdet Ardıç'ın manevi rehberliğinin temelinde, mürşidi Nusret Tura'dan aldığı feyz bulunmaktadır. Nusret Tura, Necdet Ardıç'a "Daha ne kadar bu dedikodular ile uğraşacaksın, Rabb-in sana ne söyledi, onu söyle" diyerek, kendi içindeki hakikate yönelmesini sağlamıştırs.40. Bu yönlendirme, Necdet Ardıç'ın tasavvufî anlayışının ve öğretisinin şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. O, Nusret Tura ile birlikte birçok seyahat yapmış ve onun divanını "He" yayınlarınca kendi imzasıyla yayımlamıştırs.222, 227. Necdet Ardıç'ın ismi, Arapça kökenli olup "açık işlek yol" ve "kahraman, bahadır" gibi anlamlara gelir. Bu anlamlar, onun tasavvuf yolunu açık ve işlek hale getiren ilmi kahramanlığını ve yiğitliğini yansıtırs.6. Onun öğretileri, "Akl-ı Selim, Kâlb-i Selim üssü Terzi Baba Necdet Ardıç" olarak tanımlanan bir hikmet ve irfan kaynağıdırs.156. Necdet Ardıç, aynı zamanda "Vahdet Gayriyette Necât ile Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye" kavramını, kendisi ve Nusret Tura'nın birliği üzerinden açıklamıştırs.191. Onun eserleri ve öğretileri, "Terzi Baba kitapları" olarak anılmakta ve "İnsân'ın Hakîkatinin" anlaşılmasına hizmet etmektedirs.69.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam Cilt 2 — s. 3, 6, 40, 69, 156, 191, 222, 227
Kitapta geçen 'Seyr-i Sülûk' nedir?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve Hak'a ulaşma gayesiyle yapılan bir seferdir. Bu yolculuk, klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) olmak üzere iki ana hatta ayrılırK1. Seyr-i sülûk, ilmelyakîn, aynelyakîn ve hakkelyakîn mertebelerinden oluşan bir süreçtir; bu mertebeler ilim, müşâhade ve yaşantı ile gerçekleşirs.53. Sâlikin nefsinden ve mâsivâdan Hak'a yönelmesini, esmâ ve sıfatlarda ilerlemesini ve nihayetinde Hak'la kâim olarak halka dönmesini ifade ederK1.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 53
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın temelini oluşturan, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar katettiği yolun tamamıdırK1. Bu yolculukta sâlik, nefsi benliğini kaldırmayı hedefler; ilk seyir "ente" (sen) olmak üzere ikilik üzerinedir ve kişinin senliğini ortadan kaldırmayı amaçlars.53. İkinci seyir ise "be" harfi ile ifade edilen birliktelik, yani "risâlet" seyrini temsil eders.53. Seyr-i sülûk, Muhyiddin-i Arabî'nin Şatranc-ı Urefa eserinde de sûfilerin yolda ilerleyişlerini sistematize etmek için kullanılmıştır; burada yukarıyı gösteren oklar sıçrama noktalarını, aşağıyı gösteren oklar ise düşüş yaşanabilecek noktaları simgelers.41. Bu yolculukta İnsân-ı Kâmil, zâtî mertebeden aldığı manaları aktararak çevresindekileri Hak'tan Halk'a sefer ettirirs.73, 132. Seyr-i sülûk, aynı zamanda kâinat kitabını okuma ve anlatma yeteneği kazandırırs.73. Bu manevî yolculukta, Hakîkat-i Muhammediyye'den yansıyan ışık ve ilham sâlik için rehber olurs.177. Seyr-i sülûk, Ef'âl, Esmâ ve Sıfât âlemlerinde hareket etme, muhabbetle iş yapma ve manaların hakikatlerini idrak etme süreçlerini de içerirs.132.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 41, 53, 73, 132, 177
Kitapta 'Kırkıncı Mertebe' ne anlama geliyor?⌄
Kırkıncı Mertebe, tasavvufta İnsan-ı Kâmil'in ulaştığı, Hakikat-i Muhammediyye ve zuhur-u Muhammediyye'nin cem'ini ifade eden yüksek bir makamdır. Bu mertebe, Hz. Muhammed'in şifre sayısı olan "13" ve İslam'ın şifre sayısı olan "4" ile ilişkilendirilir ve ebced değeri 310 olan "Ömer" ismiyle tamamlandığı belirtilirs.27, 29. Zât mertebesinde Hakikat-i İlahi'nin zuhur edip Nefs-i İlahi'nin sona erdiği bir idrak seviyesini temsil eder.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 27, 29
›Ayrıntı
Kırkıncı Mertebe, "Bendeki Terzi Babam" adlı eserde İnsan-ı Kâmil'in eriştiği özel bir makam olarak açıklanırs.29. Bu mertebe, Hakikat-i Muhammediyye ve zuhur-u Muhammediyye'nin birleştiği, yani Hz. Muhammed'in hakikatinin ve onun tecellilerinin tam olarak idrak edildiği bir noktayı işaret eders.29. Kitapta bu mertebenin, ebced değeri 310 olan "Ömer" ismiyle tamamlandığı ifade edilir. Bu sayısal değer, "13" (Hz. Muhammed'in şifre sayısı) ve "4" (İslam'ın şifre sayısı) ile ilişkilendirilirs.27. Kırkıncı Mertebe'ye ulaşan sâlik, Zât mertebesinde Hakikat-i İlahi'nin geldiğini ve Nefs-i İlahi'nin sona erdiğini müşâhede eders.29. Bu, sâlikin kendi nefsî varlığından sıyrılarak ilahi hakikatle bütünleştiği, Hakk'ın tasarrufunun tam olarak tecelli ettiği bir hâli ifade eder. Eserin içindekiler bölümünde de "Kırkıncı Mertebe" başlığı altında bu konuya değinildiği görülmektedirs.1.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 1, 27, 29
'Kün Feyekün' kavramı kitapta nasıl ele alınıyor?⌄
Tasavvufî literatürde "Kün Feyekün" (Ol! O da olur) emri, Cenâb-ı Hakk'ın yaratma kudretini ve iradesini ifade eden temel bir kavramdır. Yâsîn Sûresi'nin 82. ayetinde geçen bu ifade, tasavvufta Hak'ın icadî sözü ve yaratmanın hakikati olarak kabul edilirK1. "Bendeki Terzi Babam" adlı eserde ise bu kavram, Allah'ın "Ol" demesiyle her şeyin vücut bulması hakikatinin zuhuratı ve müşahadesi olarak ele alınırs.36. Kitapta "Kün Feyekün"ün hem Cemâl yönlü Ef'âl-i İlâhiyye hem de Celâl yönlü Ef'âl-i İnfiâliyye olarak tecelli ettiği belirtilirs.66. Ayrıca, Kamil insanın sözünün ve duasının "Kün" haline geldiği, yani Hakikat-i İlahi Deryası'nın kendi hakikatindeki bir katre olduğunu idrak ettiği vurgulanırs.196.
Kaynaklar: K1, s. 34 · Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 36, 66, 196
›Ayrıntı
"Kün Feyekün" kavramı, tasavvufta Allah Teâlâ'nın yaratma emrinin bir ifadesi olarak merkezi bir yere sahiptirK1. "Bendeki Terzi Babam" kitabında bu kavram, "Ol der ve Oluverir" hakikatinin zuhuratı ve müşahadesi olarak tanımlanırs.36. Bu emir, sıradan bir söz olmayıp, Hak'ın emr-i tekvînîsidir ve ezelîdir; yani bir vakitten gelmez, vakit içinde değildirK1. Kitapta "Kün Feyekün"ün iki yönlü tecellisine dikkat çekilir: Cemâl yönlü kullanımda Ef'âl-i İlâhiyye, Celâl yönlü kullanımda ise Ef'âl-i İnfiâliyye olarak ortaya çıkars.66. Bu durum, Allah'ın fiillerinin hem güzellik ve lütuf hem de celâl ve kahır yönlerini kapsadığını gösterir.
Eserde "Kün" kelimesinin "Kelâm-ı İlâhiyye" ve "Sen" anlamlarına geldiği, sayısal değerinin ise 20 olduğu belirtilirs.66. Bu, "Kün" emrinin sadece bir yaratma buyruğu değil, aynı zamanda ilahi kelamın ve varlığın özünün bir ifadesi olduğunu düşündürür. Kitapta, Kamil insanın "Kün" hakikatlerini kendinde bulduğu ve sözünün, duasının "Kün" haline geldiği ifade edilirs.196. Bu mertebeye ulaşan kişi, kendi hakikatindeki bir katrenin Hakikat-i İlahi Deryası'ndan başka bir şey olmadığını, ancak bu deryanın tamamı da olmadığını idrak eders.196. Bu durum, sâlikin Fenâfillah mertebesine ulaşarak kendi varlığının Allah'ın emriyle "kün"den ibaret olduğunu anlamasıyla ilişkilendirilirs.209. Kitapta ayrıca, Bursa Ulu Cami'deki hatlarda "Kün Feyekün" ekolünün bulunduğu ve yazarın bu konuda müşahadeler yaşadığı belirtilirs.32, 35. Bu müşahadeler, kavramın sadece teorik bir bilgi olmaktan öte, yaşantısal bir idrak ve tecrübe alanı olduğunu gösterir.
Kaynaklar: K1, s. 34 · Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 32, 35, 36, 66, 196, 209
Kitapta 'Gözümün Nûru Namaz' ifadesi neyi vurgular?⌄
Kitapta "Gözümün Nûru Namaz" ifadesi, namazın sadece bir ibadet olmanın ötesinde, sâlikin kalbinde Hakikat-i Muhammediyye'yi müşâhede ettiği, mânevî bir yükseliş ve idrak vasıtası olduğunu vurgular. Bu ifade, namazın kulun Allah ile olan derin bağını, kalbin Hak'la karar kıldığı bir müşâhede makamını ve ilâhî nurlarla aydınlanma hâlini işaret eder. Özellikle Hz. Peygamber'in "Benim gözümün nûru namazda kılındı" hadisi üzerinden açıklanan bu kavram, namazın Evliyâ ve Enbiyâ tarafından Hakikat-i Muhammediyye'de görülen bir nur olduğunus.38 ve kulun hamdinin Cenâb-ı Hakk'a mi'rac etmesini sağlayan bir sistem olduğunus.147 belirtir.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 38, 147
›Ayrıntı
"Gözümün Nûru Namaz" ifadesi, tasavvufî bir derinlikle ele alınarak namazın zâhirî şeklinin ötesindeki bâtınî hakikatlerine işaret eder. Bu ifade, namazın sâlik için bir kalp gözü açma ve basîret kazanma aracı olduğunu vurgular. Namazda okunan "Hamd"in, sinirler aracılığıyla beyne ulaşarak düşünceye tesir etmesi ve göz nuru olarak Cenâb-ı Hakk'a mi'rac etmesis.147, namazın bedensel ve ruhsal bir bütünlük içinde idrak edilmesini sağlar. Bu mi'rac hâli, kalbin Hak'la sürekli bir bağ içinde olması olan zikr-i kesîr ile ilişkilendirilebilir.
Hz. Peygamber'in "Benim gözümün nûru namazda kılındı" hadisi, bu kavramın temel dayanağıdır. Kitap, Fusûs'ül Hikem'deki Hikmet-i Ferdiye Fassı'na atıfla, namazın kılmayı kendi nefsine bağlamadığını, çünkü Hakk'ın namaz kılana olan tecellîsinin namaz kılana değil, ancak O'na dönük olduğunu belirtirs.85. Bu durum, namazın bir müşâhede makamı olduğunu, muhabbet edenin gözünün mahbûbun müşâhedesiyle "karâr" ettiğini gösterir. Namaz, aynı zamanda Hakikat-i Muhammediyye'nin nur mertebesindeki adıdır ve Evliyâ ile Enbiyâ'nın bu nuru namazda gördüğü ifade edilirs.38.
Namazın "gönül namazı" olarak nitelendirilmesis.45, onun kalbin Kâbe'sine girilerek kılınan bir farz olduğunu, mâsivânın arkaya atıldığı ve muhabbetin aşılandığı bir hâl olduğunu gösterir. Bu, kalbin kötü huylardan arınması olan tezkiye ile de bağlantılıdır. "Gözümün Nûru Namaz" ifadesi, aynı zamanda Kur'an'daki bazı harflerin ve sayıların mânevî anlamlarıyla da ilişkilendirilir. Örneğin, (ق) "Kaf" harfinin Kurret'ul ayn olan göz nuru olduğu ve namazda 94 selâm ile 5 vakit namazın toplamının 99 esmânın selâmı ve nuru olduğu belirtilirs.91, 81. Bu, namazın ilâhî isimlerin tecellî ettiği bir ibadet olduğunu ve sâlikin Sıbgatullah ile renklenmesini sağladığını gösterir. Sonuç olarak, "Gözümün Nûru Namaz" ifadesi, namazın kulun Allah ile olan en derin ve nurlu bağını, mânevî yükselişini ve Hak'la müşâhede hâlini temsil eden kapsamlı bir tasavvufî kavramdır.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 — s. 38, 45, 81, 85, 91, 147
Bu kitap kimler için uygundur?⌄
Necdet Ardıç'ın "Bendeki Terzi Babam" adlı eseri, tasavvufî derinlik arayan, mânevî yolculuğunda ilerlemek isteyen ve İslâmî ilimlere vukufiyeti olan okuyucular için uygundur. Kitap, Kur'ân-ı Kerim'in bir açılımı olarak görülen ve İnsan-ı Kâmil mertebesine ulaşma gayesi taşıyan bir irfan mektebi niteliğindedirs.210, s.211. Eser, tasavvufî derslerin hakikatini ve bu derslerin sâlike aktarılma biçimini şerh eden, aynı zamanda Terzi Baba'nın sohbetlerinden ve kendi tecrübelerinden beslenen kesbî ve vehbî bilgileri içeren bir rehberdirs.176, s.224. Bu nedenle, tasavvufî terminolojiye ve kavramlara aşina, mânevî gelişimine önem veren kişiler için kıymetli bir kaynak teşkil etmektedir.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam Cilt 2 — s. 176, 210, 211, 224
›Ayrıntı
"Bendeki Terzi Babam" kitabı, mânevî bir yolculuğa çıkmış veya bu yolda ilerlemek isteyen sâlikler için kaleme alınmıştır. Eser, "Ümm’ül Kitâb" olan Kur'ân-ı Kerim'in bir açılımı olarak sunulur ve bu yönüyle İslâmî ilimlere vakıf okuyuculara hitap eders.210. Kitabın temel amacı, nâkıs olan insanları "kıymetli mâden" yapan İnsan-ı Kâmil ve Kâmil İnsan mertebesine ulaştırma gayesini taşırs.211. Bu bağlamda, Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" eseri gibi klasik tasavvuf metinlerine aşina olanlar için kitabın içeriği daha kolay idrak edilebilir olacaktır.
Kitap, tasavvufî derslerin hakikatini ve bu derslerin "yolumuzun büyüğü tarafından her bir dersin 'efsûn'u hilâfet verdiği kişiye aktarılması" gibi özel işleyişlerini açıklars.176. Bu durum, tasavvufî bir terbiye ve silsile içinde olan, ders alan veya almayı düşünen kişiler için eseri önemli kılar. Ayrıca, eserdeki bilgiler Terzi Baba'nın kitap ve sohbetlerinden elde edilen "kesbi ve vehbi bilgiyle" oluşturulmuşturs.224. Bu da, tasavvufî tecrübeye ve irfana ilgi duyan, mânevî idrakini geliştirmek isteyen okuyucular için kitabı cazip hale getirirs.131. Kitap, "İrfan Mektebi, 'Hakk yolu'nun seyr defteri" gibi diğer eserlere de atıflar yaparak, mânevî bir eğitim ve gelişim sürecini takip edenler için bir bütünlük sunars.217, s.227. Dolayısıyla, tasavvufî terminolojiye ve kavramlara aşina olan, mânevî gelişimine önem veren ve Terzi Baba'nın irfan yolunu anlamak isteyen okuyucular için uygundur.
Kaynaklar: Bendeki Terzi Babam Cilt 2 — s. 131, 176, 210, 211, 217, 224, 227
Kitapta 'Harfler Ne İfade Etmektedir' bölümü neyi açıklar?⌄
Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) adlı eserdeki "Harfler Ne İfade Etmektedir" bölümü, harflerin tasavvufî ve ledünnî anlamlarını, onların ilâhî hakikatlerle olan bağlantılarını ve bu bağlantıların nasıl keşfedilebileceğini açıklar. Bu bölüm, Kur'ân-ı Kerîm'deki harflerin sadece zâhirî birer sembol olmadığını, aksine esmâ-i ilâhiyyeye, manevî makamlara ve vücud mertebelerine işaret eden sırlı kelimeler olduğunu vurgular. Özellikle hurûf-u mukatta'a gibi Kur'ânî harflerin çok katmanlı te'vîl geleneği içinde nasıl yorumlandığına değinilir ve harflerin sayısal değerleri (ebced) ile olan ilişkileri de ele alınır (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.64, s.67).
›Ayrıntı
"Harfler Ne İfade Etmektedir" bölümü, tasavvufî bir bakış açısıyla harflerin derin mânâlarını ele alır. Bu bağlamda, Kur'ân-ı Kerîm'in harflerden müteşekkil olduğu ve tüm harflerin aslı olan "Elif" harfinden, onun da bir noktadan türediği belirtilir (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.51). Bu, harflerin kökenindeki birlik ve ilâhî menşei ifade eder. Bölüm, harflerin sadece yazılı semboller olmadığını, aynı zamanda Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeler olduğunu vurgular; her harf bir veya birkaç esmâ-i ilâhiyye'ye, mertebe-i vücudiyyeye veya manevî makâma işaret ederK1.
Bu bölüm, harflerin ledünnî mânâsını açıklarken, onların sayısal değerlerine de dikkat çeker. Örneğin, bir harfin sayısal değerinin "10" olması gibi örneklerle, harflerin cifrî yorumlarına kapı aralanır (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.67). Ancak bu tür yorumların ihtiyatla yapılması gerektiği de ima edilirK1. Ayrıca, harflerin farklı dillerdeki etkileşimleri ve farklı anlamlara gelebilmeleri de ele alınır (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.74).
Bölüm, harflerin grafiksel bağlantılarına ve bu bağlantıların hakikatleri nasıl göz önüne serdiğine de değinir. Örneğin, "Nun" harfinin "Nûr"u ifade etmesi ve isimlerdeki harflerin birbiriyle olan ilişkileri üzerinden manevî bağlantıların keşfedilmesi gibi konular işlenir (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.173, s.170). Bu, harflerin sadece fonetik veya yazılı unsurlar değil, aynı zamanda ilâhî hakikatlerin taşıyıcıları olduğu fikrini pekiştirir. Bölüm, bu konular hakkında daha geniş bilgi için Muhyiddin Arabî'nin "Harflerin İlmi" gibi eserlere müracaat edilebileceğini de belirtir (Bendeki Terzi Babam (Cilt 2), s.224).
Kaynaklar: K1, s. 5, 85
'Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyet Mertebesi' nedir?⌄
Tasavvufta 'Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyet Mertebesi' üçlüsü, sâlikin seyr ü sülûkunda ulaştığı önemli bir hakikat kademesini ifade eder. Bu mertebe, Hakk'ın 'er-Rabb' isminin tezahürü olan terbiye edicilik vechesiyle (Rubûbiyet) ve ilâhî isimlerin (esmâ) tevhidiyle (Tevhid-i Esmâ) ilişkilidir. Mûsevîyet ise bu mertebenin Hz. Musa'nın tecrübesiyle özdeşleşen yönünü belirtir ve genellikle Târîkat mertebesi içinde yer alır. Bu mertebede sâlik, Hakk'ın âlemleri terbiye eden ve her şeye muhtaç olmayan (samediyyet) yönünü idrak ederken, kendi özel Rabb'i olan 'Rabb-ı Hâs'ın tecellilerini de müşâhede ederK1.
Kaynaklar: K1
›Ayrıntı
'Rubûbiyet, Tevhid-i Esmâ, Mûsevîyet Mertebesi' tasavvufî sülûkun önemli duraklarından biridir. Rubûbiyet, Hakk'ın 'er-Rabb' isminin tezahürü olup, kâinatı terbiye eden, yetiştiren ve ihtiyaçları gideren vechesini ifade ederK1. Bu, Fâtiha Sûresi'ndeki 'el-hamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn' (hamd âlemlerin Rabb'i Allah'ındır) ayetinde geçen 'Rabb' kelimesinin taşıdığı anlamla doğrudan ilişkilidirK1. Tevhid-i Esmâ ise, Hakk'ın tüm isimlerinin (esmâ) birliğini idrak etme mertebesidir. Bu mertebede sâlik, Hakk'ın her bir isminin ayrı ayrı tecellilerini değil, tüm isimlerin tek bir kaynaktan geldiğini ve birbirini tamamladığını anlarK1. Mûsevîyet ise, bu mertebenin Hz. Musa'nın tecrübesiyle özdeşleşen yönünü ifade eder. Hz. Musa'nın Allah ile doğrudan kelam etmesi ve ilâhî isimlerin tecellilerine şahit olması, bu mertebenin karakteristik özelliklerindendirK1. Bu üçlü mertebe, genellikle Tevhid-i Ef'âl'den sonra gelen ve Târîkat mertebesi içinde yer alan bir aşamadırK1. Sâlik bu mertebede, Hakk'ın 'Rabb-ı Hâs' olarak kendi özel terbiyesini üstlendiğini ve âlemlerin Rabb'i olan 'Rabb'ul Erbâb'ın tecellilerinin kendi varlığında yansıdığını idrak ederK1. Bu idrak, sâlikin 'İsrâ' (gece yolculuğu) ile dervişlik hakikatlerini ve 'Sırâtullâh' (Mi'rac) yolunu tecrübe etmesine olanak tanırK1. Bu mertebe, aynı zamanda 'Vâhidiyyet' ile de ilişkilendirilebilir, zira vâhidiyyet, Hakk'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği teklik mertebesidir ve kesretin menşeidirK1.
Kaynaklar: K1, s. 54, 168