İçeriğe atla
Bi'smi Has, Selâm (13) kapak gorseli

Bi'smi Has, Selâm (13)

Terzibaba - Necdet Ardıç

73 sayfa~110 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Tasavvufİslami EdebiyatManeviyatSufizmNecdet Ardıç EserleriTerzibaba EserleriDini YayınlarDijital Kütüphane Koleksiyonu

Sıkça Sorulan Sorular

Bi'smi Has, Selâm (13) kitabı ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Bi'smi Has, Selâm (13)" adlı eseri, tasavvufî bir bakış açısıyla "Selâm" isminin derin anlamlarını ve tezahürlerini ele alan bir kitaptır. Eser, Terzi Baba'nın kendi "ismi has"ı olarak belirlediği "Selâm" isminin bâtından zâhire çıkışını konu edinir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.4). Kitap, "Selâm" ismini Kur'ân-ı Kerîm ayetleri, hadis-i şerifler ve tasavvufî yorumlar ışığında incelerken, bu ismin İnsan-ı Kâmil mertebesiyle olan ilişkisini, salât ve selâm kavramlarının Efendimiz (s.a.v.) ile bütünleşen manalarını ve kâinatın dengesindeki yerini açıklamaktadır. Ayrıca, eserde "Selâm" isminin ebced değeri ve harflerinin tasavvufî sırları gibi konulara da değinilmektedir.

Ayrıntı

"Bi'smi Has, Selâm (13)" kitabı, Necdet Ardıç'ın Terzi Baba'nın tasavvufî tecrübelerini ve keşiflerini aktardığı bir eserdir. Kitabın ana eksenini, Terzi Baba'nın uzun seneler süren tecrübeler neticesinde tespit ettiği ve dışarıdan gelen tasdiklerle açığa çıkardığı "ismi has"ı olan "Selâm" ismi oluşturur (Bi'smi Has, Selâm (13), s.4). Bu eser, "Selâm" ismini sadece bir esma olarak değil, aynı zamanda tasavvufî sülûkun ve mârifetin önemli bir merhalesi olarak ele alır.

Kitapta "Selâm" isminin çeşitli veçheleri incelenir. Örneğin, "Selâm" isminin sayısal değeri olan 131'in İnsan-ı Kâmil ve insanın esmalarıyla ilişkisi açıklanır. Nefsanî sıfatların yok olup Hakkanî sıfatlara dönüşen bu mertebelerin, Câmi olan Allah esmasının Selâm esması olan İnsan-ı Kâmil'in aynası olduğu belirtilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.54). Ayrıca, "Selâm" isminin harflerinin tasavvufî sırlarına da değinilir; "Elif"in Ahadiyyet'i, "Sin"in ise Selâm isminin zuhuru olan İnsan-ı Kâmil'in gölgesini temsil ettiği ifade edilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.11).

Eserde, Kur'ân-ı Kerîm'den ayetlerle "Selâm" kavramının önemi vurgulanır. İbrahim (a.s.)'a elçilerin müjde ile gelip "selâm" demesi ve onun da "selâm" demesi (Hûd 11:69), sabredenlere ahiret yurdunda "selâm" ile hitap edilmesi (Ra'd 13:24) ve cennet ehlinin dirlik temennilerinin "selâm" olması (Yûnus 10:10) gibi ayetler bu bağlamda zikredilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.69).

Kitap, "salât-u selâm" kavramının Efendimiz (s.a.v.) ile bütünleşen manasına da geniş yer verir. Salât'ın Mi'rac, Hakk'ın huzuru; Selâm'ın ise bu huzura giriş olduğu belirtilir. Bu sebeple "salât-u selâm"ın Efendimiz hakkında birlikte söylenen bir mana cem'iyyeti olduğu, gerçek salât'a ulaşmanın selâmdan geçtiği ifade edilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.64). Efendimiz (s.a.v.) ile bütünleşen ve en çok anılan esma-i ilahiyyenin "Selâm" olduğu vurgulanır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.64).

Son olarak, kitapta selâmlaşmanın faziletlerine dair hadis-i şeriflere de yer verilir. Selâmlaşmayı yaymanın cennete giriş vesilesi olduğu, amellerin en iyisi olduğu ve selâmette kalmaya vesile olduğu belirtilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.61). Kâbe'deki tavaf selâmları ve rükn-ü yemânî köşesindeki "Bismillâhi Allahu Ekber" diyerek ruhu'l-kudüs mertebesine Allah ismiyle selâm verilerek Zât'ı tavaf etmeye başlanması gibi pratik uygulamalar da eserde yer almaktadır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.72).

Kitabın yazarı kimdir?

"Bi'smi Has, Selâm" adlı kitabın yazarı Necdet Ardıç'tır. Yazar, Terzi Baba mahlasıyla da tanınmaktadır ve eserleri arasında "Necdet Divanı", "Hacc Divanı" ve "İrfan Mektebi" gibi kitaplar bulunmaktadırs.72. Kitabın oluşum sürecinde ilâhî tecellilerin kaydedilmesi ve gelecek nesillere bir ölçü sunma amacı güdülmüştürs.71.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 71, 72

Ayrıntı

"Bi'smi Has, Selâm" kitabının yazarı, eserlerinde Terzi Baba mahlasını kullanan Necdet Ardıç'tırs.2, s.72. Yazar, bu kitabın diğer eserlerinden farklı olarak, kendisi hakkında daha özel bir nitelik taşıdığını belirtmektedirs.3. Kitabın yazılış amacı, oluşan tecellileri unutulmaması için kayda almak ve böylece bizden sonra gelenlere bir kıyas ve ölçü olabilmektirs.71. Yazar, okuyucularına kitabı saf bir gönül ve besmele ile okumalarını tavsiye eder; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâda yararlanmanın mümkün olamayacağını ifade eders.5. Eserin oluşumunda emeği geçenlere dua edilmesi gerektiğini vurgulayan Necdet Ardıç, manevi hasılayı başta Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt olmak üzere, ailesinin ruhlarına ve "selâm" isminin hakikatine hediye ettiğini belirtirs.5. Yazarın diğer eserleri arasında "Necdet Divanı", "Hacc Divanı", "İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri" ve "Lübb’ül Lübb Özün Özü" gibi çalışmalar bulunmaktadırs.72. Kitabın sonunda yer alan "Heze min fazlı rabb’î" (Bu Rabbimin lütfundandır) ifadesi, yazarın her türlü muvaffakiyeti Hakk'tan bildiğini gösterirs.72.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 2, 3, 5, 71, 72

Selâm isminin tasavvuftaki önemi nedir?

Tasavvufta Selâm ismi, Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-i Hüsnâ'sından olup, ayıplardan, âfetlerden sâlim olmayı, selâmeti, emniyeti ve sulhu ifâde eder (Bi'smi Has, Selâm (13), s.10). Bu isim, müminlerin kalplerine indirilerek onların her türlü şüphe, tereddüt, endişe ve tasadan kurtulmalarını sağlar, kalpleri Selâm isminin meskeni hâline getirir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.27). Özellikle Hz. Peygamber (s.a.v.) ile bütünleşmiş bir mânâ taşır ve salât ile birlikte anıldığında doğrudan O'nu akla getirir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.64). Selâm isminin tecellisi, sâlikin nefsî, izâfî ve ilâhî benliklerinin birleşmesi, abdiyyet ve risâletin ulûhiyyete tâbi olmasıyla gerçekleşen bir tevhid mertebesidir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.8).

Ayrıntı

Selâm ismi, tasavvufî sülûkta önemli bir yer tutar. Esmâ-i Hüsnâ sıralamasında Câmi isminden sonra beşinci sırada yer alır ve Hazarât-ı Hamse'de bulunur (Bi'smi Has, Selâm (13), s.10). Bu ismin tecellisi, kulun kalbine Hakk'ın oturması, sâkin olması anlamına gelir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.26). Müminlerin kalplerine indirilen "sekîne" (huzur ve güven), aslında zâta bağlı olan Selâm isminin bir tecellisidir ve bu sayede kalpler Selâm isminin meskeni olur (Bi'smi Has, Selâm (13), s.27). Kalbin inkılâb etme, dönme kabiliyetine sahip olması sebebiyle, Selâm isminin tesiriyle her türlü endişe ve tasadan kurtulur, yakîn (ikân) hâline dönüşen bir imân gücüne ulaşır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.27). Selâm isminin harfleri olan "sin", "lâm", "elif", "mim" de tasavvufî mânâlar taşır. Örneğin "sin" harfi, İnsân-ı Kâmil'in, Hakikat-i İnsâniyye'nin ve her insanın "sin"idir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.10). "Elif" harfi Ahadiyyet'i, "sin" ise İnsân-ı Kâmil'in gölgesini temsil eder; bu da Hakikat-i Muhammediyye'ye işaret eder (Bi'smi Has, Selâm (13), s.11). Selâm isminin tecellisi, abdiyyet, risâlet ve ulûhiyyet mertebelerinin birleşmesiyle, yani nefsin ilâhî benliğe biat etmesiyle gerçekleşen bir tevhid hâlidir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.8). Bu, sâlikin kesretten vahdete ulaşması, bütün esmâî tecellîleri tek bir merkezde toplaması olan "cem" makâmına benzer bir durumu ifade ederK1. Namazın sonlarında okunan 99 Selâm ismi, başta oluşan 99 Esmâ-i İlâhiyye'ye birer selâmet geçidi olur (Bi'smi Has, Selâm (13), s.52). Cenâb-ı Hakk'ın Selâm isminin hakikati, müminlerin üzerinde tecelli etmesi dilenir ve bu ismin zikri tavsiye edilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.71).

Kaynaklar: K1, s. 136

Dârisselâm ne anlama geliyor?

Dârisselâm, kelime anlamı olarak 'selâm yurdu' demektir ve tasavvufta hem maddî hem de manevî birçok mertebeyi ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de Yûnus Sûresi'nin 25. ayetinde geçen ve Allah'ın kullarını davet ettiği yer olarak zikredilen Dârisselâm, Cennet'in isimlerinden biridirs.18. Ayrıca, Medine-i Münevvere'de Peygamber Efendimiz'in kabr-i şeriflerine girilen kapılardan birinin de Dârisselâm Kapısı olduğu belirtilirs.17. Bu kavram, sülûkun kemâl mertebesi olan mârifet ile ilişkilendirilebilir; zira mârifet, sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma ve O'nun selâm yurduna davetine icabet etme hâlidirK1.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 17, 18 · K1, s. 240

Ayrıntı

Dârisselâm, tasavvufî metinlerde geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Öncelikle, Kur'ân-ı Kerîm'de Yûnus Sûresi'nin 25. ayetinde "vallahu yed’u ilâ darisselâm, ve yehdî men yeşau ilâ sıratin mütakîm" (Ve Allah, (sizleri) selâm yurduna (Cennete) da‘vet eder. Ve dilediğini (hikmetine binâen, kendi lütfundan) dosdoğru bir yola hidâyet eder) şeklinde geçmektedirs.18. Bu ayet, Dârisselâm'ın Allah'ın kullarını davet ettiği bir yer olduğunu ve bu davetin doğru yola hidayet ile ilişkili olduğunu gösterir. Bu bağlamda Dârisselâm, yedinci Cennet'in ismi olarak da zikredilirs.23.

Maddî planda ise Dârisselâm, Medine-i Münevvere'de Peygamber Efendimiz'in kabr-i şeriflerine girilen bir kapının adıdırs.17. Bu durum, kavramın hem uhrevî hem de dünyevî bir karşılığı olduğunu ortaya koyar. Tasavvufî sülûkta Dârisselâm'a ulaşmak, sâlikin mârifet mertebesine erişmesiyle ilişkilendirilebilir. Mârifet, sülûkun dört kademeli sıralamasının (şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet) kemâli olup, sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma hâlidirK1. Bu tanıma, Allah'ın selâm yurduna davetine icabet etme ve O'nunla bir nevi selâmet ve huzur içinde olma hâlini ifade eder.

Dârisselâm kavramı, "Selim, Sâlim, Selâm" gibi kelimelerle de bağlantılıdırs.12. Bu kelimeler, selâmet ve huzur anlamlarını taşır. Dolayısıyla Dârisselâm, sadece bir mekan değil, aynı zamanda bir hâl ve makam olarak da anlaşılabilir; Allah'ın esmâsından olan "Selâm" isminin tecellî ettiği, huzur ve güvenin hakim olduğu bir mertebedirs.13. Bu mertebeye ulaşan sâlik, Hak'ın davetine icabet ederek gerçek selâmete ermiş olur.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 12, 13, 17, 18, 23 · K1, s. 240

İsmi Â'zam nedir ve kitapta nasıl ele alınıyor?

İsm-i A'zâm, Allah Teâlâ'nın en büyük ismi olup, onunla yapılan duaların kabul edildiği rivayet edilen, tasavvufta farklı mertebelerde farklı tecellileri olan bir hakikattir. Kitapta, İsm-i A'zâm'ın tek bir isim olmadığı, aksine farklı âlemlerde ve farklı kişilere göre değişebilen bir kavram olduğu vurgulanır. Örneğin, bâtın âleminde "Hu" esmâsı, genel zuhur âleminde "Allah" ismi, şehâdet âleminde ise "Muhammed" isminin İsm-i A'zâm olduğu belirtilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.38, 31). Ayrıca, her bireyin kendi vücut mülkünün İsm-i A'zâm'ının kendi ismi olduğu ve zâhirdeki isimlerin de a'zâm isimler olduğu ifade edilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.38).

Ayrıntı

İsm-i A'zâm, Allah'ın doksan dokuz güzel isminden (Esma'ül Hüsna) biri olarak kabul edilmekle birlikte, kaynaklarda tek bir isim olarak tanımlanmaz. Aksine, farklı âlimlerin ve farklı tecellî mertebelerinin İsm-i A'zâm'ı farklı şekillerde idrak ettiği belirtilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.28). Örneğin, Ali Efendi'ye göre İsm-i A'zâm altı isimden (Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs) oluşurken, İmam-ı A'zam'a göre Hakem ve Adl'dir. Gavs-ı A'zam'ın İsm-i A'zâm'ı Hayy, İmam-ı Rabbânî'nin ise Kayyûm'dur (Bi'smi Has, Selâm (13), s.28). Bu farklılık, her âlime göre İsm-i A'zâm'ın değişik olmasının bir sebebi olarak açıklanır; bazen bir ismin a'zamî mertebesi, İsm-i A'zâm ile karıştırılabilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.29).

Kitapta İsm-i A'zâm'ın üç ana tecellî mertebesi üzerinde durulur:

  1. Bâtın Âlemi'nde İsm-i A'zâm: Zuhurun henüz oluşmadığı, soyut mânâların ve hakikatlerin bulunduğu âlem-i mânâda İsm-i A'zâm "Hu" esmâsıdır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.31).
  2. Genel Zuhur Âlemi'nde İsm-i A'zâm: Yeryüzünde, âfâkî ve ilâhî olarak İsm-i A'zâm "Allah" ismidir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.31).
  3. Şehâdet Âlemi'nde İsm-i A'zâm: Tecellîye dönük zuhur mahallinde, yani görünen âlemde ve bireye dönüştüğü zaman İsm-i A'zâm "Muhammed" ismidir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.38, 31). Bu mertebede, Efendimiz (s.a.v)'e salavât getirmenin, İsm-i A'zâm'ı söylemek anlamına geldiği ve bu salavâtın şefaat ve rahmet getirdiği belirtilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.30, 31).

Ayrıca, her bireyin kendi vücut mülkünün İsm-i A'zâm'ının kendi ismi olduğu ve zâhirdeki isimlerin de bireyin a'zâm isimleri olduğu ifade edilir. Bu isimler, kişinin yaşantısı boyunca değişmez ve onu belirten temel isimlerdir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.38). İsm-i A'zâm'ın belli olsaydı insanların sadece onunla dua edip diğer isimleri terk edeceği, oysa Allah'ın isimlerinin sonsuz olduğu da vurgulanır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.28, 29).

Namazda 'tahiyyat' ve 'selâm'ın anlamı nedir?

Namazda "tahiyyat" ve "selâm", kulun Cenâb-ı Hakk ile ilâhî huzurda mükâleme (konuşma) mertebesini ve namazdan çıkışını ifade eden önemli unsurlardır. Tahiyyat, namazın sekinet, sükûnet ve huzur mertebesi olup, kulun bütün azaları ve idrakiyle sakinleştiği, Hak ile doğrudan bir bağ kurduğu bir oturuşturs.48. Selâm ise, namazın sonunda başın sağa ve sola çevrilerek verilen, güven ve selâmet dileğini içeren bir bitiriş eylemidir; bu, aynı zamanda Allah'ın "Selâm" isminin bir tezahürüdürs.51, 62. Tahiyyat ve selâm, sâlikin namaz boyunca Hak ile kurduğu ilişkinin zirvesini ve bu ilişkiden ayrılışını sembolize eder.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 48, 51, 62

Ayrıntı

Namazda tahiyyat, Cenâb-ı Hakk ile ilâhî huzurda bir mükâleme, yani konuşma mertebesidirs.48. Bu oturuş, namazın diğer hareketlerinden farklı olarak bir sekinet, sükûnet, selâmet ve huzur mertebesidirs.48. Namaz kılan kişi, tahiyyat esnasında edebli bir şekilde diz üstü oturur ve bütün azalarıyla birlikte idraki de sakinleşirs.48. Tahiyyat, namazın belirli rekâtlarında okunur; örneğin, üç veya dört rekâtlı namazlarda ilk tahiyyat okunduktan sonra tekrar ayağa kalkılıp namaza devam edilirken, son tahiyyat oturuşunda selâm verilmeden önce salavât-ı şerîfeler ve Rabbena duaları okunurs.50, 7. Namazda toplamda yirmi bir adet tahiyyat oturuşu bulunmaktadırs.47. Tahiyyatta oturan kişi, o anki mertebesine ve yaşam idrakine göre bu ilâhî hitabı alır ve değerlendirirs.49.

Selâm ise, namazın sonunu işaret eden ve namazdan çıkmak için yapılan son eylemdirs.51. "Esselâmü aleyküm ve rahmetüllah" diyerek başın önce sağa, sonra sola çevrilmesiyle namazın o bölümü bitirilmiş olurs.51. Bu selâm, Kur'ân'da "salât" olarak geçen namazın sonunda, güvenilir olduğunu ve kendisinden karşısındakine zarar gelmeyeceğini belirten bir sözdürs.62. Ayrıca "Selâm", Allah'ın sıfatlarından olup, selâmete çıkaran anlamını taşırs.62. Namazın başında Allah'ın doksan dokuz esmâ-i ilâhiyesiyle başlandığı gibi, sonunda da doksan dokuz selâm ile nihayete erdirilirs.52. Sağa verilen selâm ile, Zat tecellisindeki kişi o istikamette ne kadar varlık varsa hepsine selâmet dilemiş olurs.52. Yalnız kılınan namazda kişi kendi kendine selâm verirken, cemaatle kılınan namazda müezzin, imamın selâmına cevap vererek namazı bitirirs.51. Tahiyyat esnasında Hakk'ın huzurundan ayrılırken kişiye bir sonraki namaz hediye edilirs.46.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 7, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 62

Bu kitap kimler için faydalıdır?

Bu kitap, tasavvufî bir bakış açısıyla manevi arayış içinde olan, gönül ve idrakini Hakikat-i İlâhiyyenin hakikatinde genişletmek isteyen okuyucular için faydalıdır. Özellikle nefsaniyetten, zan ve hayalden arınarak saf bir gönülle okumaya gayret edenler, bu eserde kendi yaşantılarından kesitler bulabilecek ve manevi feyz kapılarının açılmasına vesile olabilecektir. Kitap, yazarın kendi tecellilerini kayda aldığı, benlik arzusundan uzak bir eser olup, okuyuculara bir kıyas ve ölçü sunmayı amaçlamaktadırs.5, 71.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 5, 71

Ayrıntı

Bu kitap, öncelikle manevi bir arayış içinde olan ve tasavvufî idrakini derinleştirmek isteyen okuyuculara hitap etmektedir. Yazar, okuyucularına kitabı okumaya başlarken "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye etmektedirs.5. Bu, kitabın içeriğinden tam anlamıyla istifade edebilmek için belirli bir manevi hazırlık ve açıklık gerektirdiğini göstermektedir. Kitap, "gerçek mânâda bu ve benzeri kitaplardan yararlanmanın" ancak bu şekilde mümkün olacağını belirtirs.5.

Kitap, yazarın kendi "tecellileri"ni unutulmaması için kayda aldığı, "herhangi bir dava konusu ve benlik arzusu" taşımayan bir eserdirs.71. Bu özelliğiyle, okuyuculara "bizden sonra gelenlere de bir kıyas ve ölçü" sunma potansiyeline sahiptirs.71. Yazar, kitabın "nasıl bir safiyet ve idrakle yazıldığını" okuyucuların göreceğini ve "belki sizlerin de, onlarda yaşantınızdan bazı kesitler bulabileceğini" ifade etmektedirs.6. Bu durum, kitabın kişisel manevi deneyimler üzerinden evrensel hakikatlere ulaşmayı hedefleyen bir yapıda olduğunu gösterir. Ayrıca, yazar, kitabın manevi hasılasını "efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın ruhlarına" hediye ettiğini belirterek, Ehl-i Beyt'in manevi mirasına bağlı bir okuyucu kitlesine de hitap ettiğini ima etmektedirs.5. Kitabın "İnsân-ı Kâmil" kavramına atıfta bulunmasıs.56, kamil insan mertebelerini anlamak isteyenler için de faydalı olabileceğini düşündürmektedir.

Kaynaklar: Bi'smi Has, Selâm — s. 5, 6, 56, 71

Musafaha nedir ve nasıl yapılır?

Musâfaha, sözlükte "tokalaşmak" anlamına gelen, karşılaşan iki insanın selâmlaştıktan sonra ellerini birleştirmesiyle gerçekleşen ahlâkî bir davranıştır. Bu eylem, İslâmî kardeşliğin bir gereği olup, erkeklerin kendi aralarında ve kadınların kendi aralarında yapmaları sünnet ve müstehaptır. Musâfaha, bir kimsenin elinin içini başkasının elinin içiyle birleştirmesi ve bu vaziyette tutması şeklinde yapılır; bu esnada günahların bağışlanacağına dair rivayetler bulunmaktadır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.65, 66, 68).

Ayrıntı

Musâfaha, karşılaşan iki insanın selâmlaştıktan sonra tokalaşması olarak tanımlanır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.65). Bu davranış, İslâmî kardeşliğin bir icabı olup, hem erkeklerin birbiriyle hem de kadınların birbiriyle karşılaştıklarında selâmlaşmaları, hal-hatır sormaları, musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları ve güleryüz göstermeleri tavsiye edilir. Bu eylemlerin tamamı sadaka ve ibadet olarak kabul edilir (Bi'smi Has, Selâm (13), s.65).

Musâfaha, çok eski bir sünnettir ve ilk ortaya çıkaranların Yemenliler olduğu kabul edilir. İlk karşılaşma sırasında musâfaha yapmak sünnet iken, her karşılaşmada musâfaha yapmak müstehaptır. Karşılaşma esnasında önce selâmlaşılır, sonra el tutuşulur. Elini uzatandan yüz çevirmek ve mukabelede bulunmamak doğru bir davranış tarzı kabul edilmez ve edebe aykırıdır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.65).

Musâfahanın şekli, "bir kimsenin elinin içini başkasının elinin içiyle birleştirmesi, birbirlerinin ellerini bu vaziyette tutmaları tarzında olur" (Bi'smi Has, Selâm (13), s.66). Hadis-i şeriflerde musâfahanın önemi vurgulanmıştır: "İki müslüman karşılaştıklarında el sıkışırlarsa, birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanır" (Ebû Dâvûd, Edeb 143; Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15). Bu ifade, selâmlaşarak musâfaha edilmesinin gerçek anlamını ve ehemmiyetini ortaya koymaktadır (Bi'smi Has, Selâm (13), s.68).