İçeriğe atla
Bir Hikâye, Birçok Yorum kapak gorseli

Bir Hikâye, Birçok Yorum

Terzibaba - Necdet Ardıç

136 sayfa~204 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtefekkür dosyasıdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Necdet Ardıç (Yazar)Tefekkür (Kategori)Tasavvuf (İlgi Alanı)İslami Edebiyat (Genel Kategori)Maneviyat (İlgi Alanı)Hikemî Eserler (Benzer Tür)Yorumlama Sanatı (İçerik Teması)Kıssa (İçerik Formu)

Sıkça Sorulan Sorular

Bir Hikâye, Birçok Yorum kitabı ne anlatıyor?

"Bir Hikâye, Birçok Yorum" kitabı, Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden yetişmiş Muharrem Avan tarafından kaleme alınan ve bir incir hikâyesi etrafında toplanan yorumları içeren bir eserdir1. Kitabın temel amacı, okuyucuların tefekkür ufkunu genişletmek ve okunan her şeyi mutlak doğru kabul etmeden bir şuur süzgecinden geçirmenin gerekliliğini ortaya koymaktır1. Eser, bir mail cevabıyla başlayan ve ilgi görmesi üzerine diğer evlat ve kardeşlere de gönderilen bir hikâyeye gelen farklı yorumları bir araya getirerek oluşmuştur1. Bu yorumlar, hikâyenin farklı yönlerini ve kişilerin o anki mertebelerini yansıtırken1, aynı zamanda tasavvufî bir çalışmanın ve nefsin terbiye edilmesinin önemini de vurgulamaktadır1.

Ayrıntı

"Bir Hikâye, Birçok Yorum" adlı eser, Muharrem Avan'ın daha önce okuduğu bir kitaptan hatırında kalan bir incir hikâyesini, bir mail cevabı olarak yazmasıyla ortaya çıkmıştır1. Bu hikâye, ilgi görmesi üzerine farklı kişilere de gönderilmiş ve gelen çeşitli yorumlar toplanarak kitap haline getirilmiştir1. Kitabın öncelikli gayesi, okuyucuları imtihan etmek değil, tefekkür ufkunda bir gezinti yaptırmak ve okunan her şeyi mutlak doğru kabul etmeden, bir şuur süzgecinden geçirmenin gerekliliğini vurgulamaktır1.

Eserde yer alan incir hikâyesi, Abdullah bin Dinar'ın bir kölenin azatlığı karşısında incirleri alıp almayacağı ve yemeyip yemeyeceği üzerine bir sorgulama içerir1. Bu hikâye, ibretlerle dolu olarak nitelendirilmekle birlikte, gerçek mi kurgu mu olduğu bilinmemektedir1. Kitap, bu hikâye üzerinden gelen cevapların her birinin ayrı ayrı güzel olduğunu ve bu tecrübelerden faydalanmanın önemini belirtir1. Gelen yorumlar, hikâye sahibinin o anki mertebesi gibi farklı bakış açılarını ortaya koyar1. Ayrıca, hikâye ile Abdullah bin Dinar'ın şahsında, tarik mertebesinden güzel bir çalışma örneği sunulduğu ve kişinin nefsinin en çok meyil ettiği şeyden feragat etmesi gerektiği vurgulanır1. Kitap, nefsin oyunları gibi görünen durumların aslında nefsin nasıl kurtulduğunu anlattığını da belirtir1. Eserin ismi "Bir Hikâye Bir Çok Cevap '1' Köle ve İncir Hikâyesi" olarak da geçmektedir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 1, 8, 10, 20, 22, 36, 40, 126, 127
Kitaptaki ana hikâye nedir?

"Bir Hikâye, Birçok Yorum" adlı kitabın ana hikâyesi, yedi yıl boyunca incir yemeyi arzulayan ancak nefsinden feragat ederek bu arzusunu erteleyen Abdullah bin Dinar'ın yaşadığı olaydır. Bu hikâye, bir kölenin azat edilmesi karşılığında incir teklif edilmesi ve Abdullah bin Dinar'ın bu teklifi kabul edip etmeyeceği ikilemi üzerine kuruludur. Kitap, bu hikâyenin farklı kişiler tarafından yapılan yorumlarını bir araya getirerek, okuyucuların tefekkür ufkunu genişletmeyi ve okunanları şuur süzgecinden geçirme gereğini vurgulamayı amaçlar1. Hikâye, nefs terbiyesi, feragat ve manevi mertebeler gibi tasavvufî konulara ışık tutan ibretlik bir anlatı olarak sunulur1.

Ayrıntı

Kitabın temelini oluşturan ana hikâye, yazarın daha önce okuduğu bir kitaptan hatırında kalan ve "incir hikâyesi" olarak adlandırılan bir bölümdür1. Bu hikâye, Abdullah bin Dinar isimli bir zatın yedi yıl boyunca incir yeme isteğini ertelemesiyle başlar1. Hikâyenin dönüm noktası, bir kölenin azat edilmesi karşılığında kendisine incir teklif edilmesiyle yaşanır. Abdullah bin Dinar'ın bu durumda incirleri alıp almayacağı ve hangi gerekçelerle hareket edeceği, hikâyenin merkezî sorusunu oluşturur1.

Yazar, bu hikâyeyi ilk olarak bir mail cevabında kullanmış, ardından gördüğü ilgi üzerine farklı kişilere göndermiştir1. Gelen çeşitli cevaplar ve yorumlar, kitabın oluşmasına vesile olmuştur1. Kitabın amacı, okuyucuları bu hikâye üzerinden tefekkür etmeye davet etmek, okunan her şeyi mutlak doğru kabul etmeden bir şuur süzgecinden geçirmenin önemini vurgulamaktır1. Hikâye, Abdullah bin Dinar'ın şahsında "tarik mertebesinden gayet güzel bir çalışma örneği" sunmakta ve kişinin nefsinin en çok meyl ettiği şeyden feragat etmesi gerektiğini işaret etmektedir1. Ayrıca, hikâyenin "yedi sene ve incir" detayları, yedi nefis mertebesiyle ilişkilendirilebilecek manevi zuhuratlara kapı aralamaktadır1. Kitap, bu hikâyenin bir kurgu değil, "her harfinde Allah-ü Teâlâ’nın imzâsı olan" ibretlik bir olay olduğunu belirtir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 1, 9, 20, 40, 59, 126, 127
Abdullah bin Dinar kimdir?

Abdullah bin Dinar, Tabiîn devri evliyâsından, Ebû Abdurrahmân künyeli, 744 (H.127) tarihinde vefat etmiş bir zattır. Abdullah ibn-i Ömer'in azadlı kölesi olup, ilim ve edep üzere yetişmiştir1. Tasavvufî hikâyelerde nefis terbiyesi ve mânevî yolculuğun sembolü olarak öne çıkar; özellikle incir hikâyesiyle nefsin irfan olma yolculuğunu ve Hak'ın muradını temsil eder1. Bu hikâyede, yedi yıl boyunca nefsini incirden mahrum bırakarak nefis terbiyesiyle meşgul olmuş, sonunda ise incirin Hak'tan bir ikram olduğunu idrak etmiştir1.

Ayrıntı

Abdullah bin Dinar, tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip olan, Tabiîn devrinin evliyâsından bir şahsiyettir. Tam adı Abdullah bin Dinar olup, künyesi Ebû Abdurrahmân'dır ve 744 (H.127) yılında vefat etmiştir1. Abdullah ibn-i Ömer'in azadlı kölesi olarak ilim ve edep üzere yetişmiştir1.

Tasavvufî anlatılarda, özellikle "Köle ve İncir Sepeti" hikâyesiyle tanınır. Bu hikâyede, nefsinin incir yeme isteğini yedi yıl boyunca ertelemiş, bu süre zarfında nefsine incir vermeyerek onu terbiye etmeye çalışmıştır1. Yedi yılın sonunda pazarda incirci önünden geçerken nefsi ona fısıldamış ve incir yemesini istemiştir1. Abdullah bin Dinar, başlangıçta "param yok ki nasıl alayım" diyerek nefsini başından savmaya çalışmış1, hatta nefsi ona ayakkabılarını satıp incir almasını telkin etmiştir1.

Bu hikâye, tasavvufî açıdan Vahdette Kesret ve Kesrette Vahdet yaşantısını temsil eder1. Abdullah bin Dinar'ın nefsinin incir isteği, aslında nefsin irfan olma yolculuğunun bir parçasıdır; Hak'ın muradı irfan olmaktır1. Hikâyenin sonunda, incir sepetiyle gelen köle, zahirde nefse bir tuzak gibi görünse de, hakikatte Hak'tan bir ikram olarak yorumlanır. Bu durum, Abdullah bin Dinar'ın pişmanlık ateşiyle kendi hakikatine dönmesini ve nefsin Hak'ın yardımıyla arzusundan korunmasını ifade eder1. Bazı yorumlara göre, Abdullah bin Dinar'ın inciri yemesi, gayriyet aleminde ayniyete ulaşmak ve çoklukta tekliği yaşamak isteğinin bir tezahürüdür1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 1, 7, 24, 36, 47, 62, 91, 113, 118
Kitapta 'kesret' ve 'vahdet' kavramları nasıl açıklanıyor?

Tasavvufta kesret ve vahdet kavramları, Hakk'ın tecellîlerinin farklı mertebelerini ve varoluşun çokluk ile birlik arasındaki ilişkisini ifade eder. Kesret, çokluk ve çeşitliliği; vahdet ise birliği ve tekliği temsil eder. Kaynaklara göre kesret, vahdetin açılmış hâli olup1, vâhidiyyet mertebesinde esmâ ve sıfatların tafsîliyle ortaya çıkar2. İnsan bedenindeki yüz trilyon hücrenin bir araya gelerek bir insanı oluşturması gibi örneklerle kesrette vahdetin zevk edilmesi vurgulanır1. Özellikle incir meyvesi, vahdette kesretin ve kesrette vahdetin müşâhede edildiği bir sembol olarak kullanılır1.

Ayrıntı

Tasavvufî anlayışta kesret ve vahdet, varlığın iki temel boyutunu teşkil eder. Vahdet, Hakk'ın birliğini ve tekliğini ifade ederken, kesret bu birliğin farklı tecellîlerle çokluk hâlinde görünmesidir. Kaynaklar, kesretin vahdetin açılmış hâli olduğunu belirtir1. Bu durum, vâhidiyyet mertebesiyle ilişkilendirilir; zira vâhidiyyet, ahadiyyetten sonra gelen ve ilâhî esmâ ile sıfatların tafsîl bulduğu teklik mertebesidir, kesretin zemini burada başlar2.

Kesrette vahdet, çokluk içinde birliği idrâk etme hâlidir. Örneğin, beş parmağın bir araya gelerek bir el oluşturması veya yüz trilyon hücrenin bir insan bedeninde birlikte görev yapması, kesretten vahdete varmanın somut örnekleridir1. Bu, zaman sınırları içinde zamansızlığı yaşamak, yani vahdette kesreti tecrübe etmektir1. Kelime-i tevhid, kesreti gösterip vahdete yol açan bir hakikattir1.

Vahdette kesret ise, birliğin içinde çokluğun tezahür etmesidir. İncir meyvesi bu kavramı açıklamak için sıkça kullanılır; incir, vahdette kesret âlemi olarak tabir edilir1. İncir satıcısının nalınlarını fırlatması gibi hikâyelerle vahdette kesretin görünür hâli anlatılır1. Fenâfillâh mertebesinde âlemleri kendinde gören sâlik, bekâbillâh mertebesinde kendini âlemlerde görmeye başladığında incirin hem vahdette kesret hem de kesrette vahdet olduğunu zevk eder1. Yazılar dahi sırf kesret veya sırf vahdet olmaktan ziyade, vahdetle kesret arası bir nitelik taşır; bunlar vahdetin kesretleri, yani tekliği izah babında kullanılan kesret gibi görünen, aslında bulunduğu mertebenin vahdetini bildiren sohbet ve yazılardır1. Bu idrâk, sâlikin kendi bünyesinde kesrette vahdet yapmasını ve tevhide sağlam adımlar atmasını sağlar1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 5, 9, 10, 24, 44, 60, 80, 94
  3. 2.K1, s. 168
Tasavvufta 'mertebe' ne anlama gelir?

Tasavvufta mertebe, sâlikin manevî yolculuğunda (seyr-i sülûk) ulaştığı, istikrarlı ve sürekli bir manevî hâl veya duruş yeridir. Hâlden farklı olarak mertebe, sâlikin amel ve tahkîk ile elde ettiği, yerleşmiş bir mevkiyi ifade eder ve bir üst mertebeye geçiş için alt mertebenin zulmetinin aşılması zorunludur1. Mertebeler, nefs mertebeleri (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Mardiyye, Sâfiye/Kâmile) ve makâmlar (tevbe, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet, fenâ) gibi farklı tasniflerle ele alınır1. Her mertebe, sâlikin Hakikat-i Muhammedî içinde kendi kemâlâtını idrâk ettiği bir irfânî duraktır2.

Ayrıntı

Tasavvufta mertebe, sâlikin manevî yolculuğunda (seyr-i sülûk) katettiği ve üzerinde istikrarlı bir şekilde durduğu manevî seviyeyi ifade eder3. Bu kavram, geçici olan "hâl"den farklıdır; hâl gelir geçerken, mertebe sâlikin gayreti (kesb) ile elde ettiği ve kişiliğine yerleşen bir özelliktir3. Mertebeler, sâlikin kalbinin tahavvülüyle açılan esmâî duraklardır; örneğin, tövbe makâmında sâlik Hakk'ın "et-Tevvâb" isminin tecellîsine mazhar olur3.

Mertebeler, genellikle nefs mertebeleri ve makâmlar olarak iki ana başlık altında incelenir. Nefs mertebeleri yedi tanedir: Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Mardiyye ve Sâfiye/Kâmile1. Bu mertebeler Kur'ân âyetlerinden istinbât edilmiş olup, her birinde sâlikin yaşayabileceği hâller farklılaşır1. Örneğin, Nefs-i Emmâre'de şehvet, gazap gibi kötü huylar hâkimken, Nefs-i Levvâme'de vicdan uyanır ve sâlik kendini levmeder1. Nefs-i Mülhime'de ise ilhamın ilk kez açılmaya başladığı bir seviyeye ulaşılır (Nefs-i Mülhime). Nefs-i Mutmainne, "incir" (tıyn) ile sembolize edilen "vahdette kesret" mertebesidir2. Nefs-i Sâfiye'ye kadar süren seyr, "Sırat-ı Müstakîm" olarak adlandırılır2.

Makâmlar ise tevbe, vera', zühd, fakr, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi sıralanır3. Her makâm bir öncekinin tahkîkiyle açılır ve sâlikin bu makâmları sırasıyla aşması gerekir3. Örneğin, sabır makâmı, ilâhî ilme giden irfân yolunun temelidir ve kesrete sabır, vahdeti getirir2. Bu mertebeler, şeriat, tarikat, hakikat ve ma'rifetullah gibi farklı kemâlât okullarına karşılık gelir2. Sâlik, bu mertebelerde yükseldikçe "tenzih"ten "teşbih"e ulaşır2. Nihayetinde, her mertebe ve makâm, Hakikat-i Muhammedî içinde kendi kemâlâtının idrâk edildiği bir irfânî seyri temsil eder2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K2
  3. 2.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 5, 82, 85, 93, 101, 138
  4. 3.K1, s. 162
Bu kitap kimler için faydalıdır?

"Bir Hikâye, Birçok Yorum" adlı eser, bir mail cevabıyla başlayıp ilgi görmesi üzerine kitap haline getirilen, okuyuculardan gelen yorumları ve yazarın düzenlemelerini içeren bir çalışmadır1. Bu kitap, özellikle tasavvufî tecrübelerden faydalanmak isteyen, muhabbet birliğini idrak etmeye çalışan ve manevi gelişimine katkı arayan kimseler için faydalıdır1. Eser, ortaokul seviyesinden başlayarak manevi dersler sunan ve okuyucuların yaşantılarına geçmesini hedefleyen bir içeriğe sahiptir1. Ayrıca, Füsûs-ül Hikem gibi klasik eserlere ilgi duyan ve bu tür metinlerin yorumlanmasıyla ilgili derinlemesine bilgi edinmek isteyen okuyucular için de bir kapı aralamaktadır1.

Ayrıntı

"Bir Hikâye, Birçok Yorum" adlı eser, başlangıçta bir mail cevabı olarak ortaya çıkmış, gördüğü ilgi üzerine yazar tarafından derlenerek kitaplaştırılmıştır1. Bu derleme süreci, gelen yazıları harf harf, satır satır düzenleyerek uzun süreli bir çalışma gerektirmiştir1. Kitabın temel amacı, Cenâb-ı Hakk'ın her bir kulunu yaşanmış tecrübelerden faydalandırmaktır1. Bu bağlamda, eser özellikle manevi tecrübelerden ders çıkarmak ve kendi yaşantılarına uygulamak isteyenler için faydalıdır. Kitabın muhabbet yönünden geniş olması, içindeki muhabbet birliğinden kaynaklanmaktadır ve bu birliği anlamak isteyen okuyuculara hitap eder1. Yazar, eserin ortaokul seviyesinden başlayan bir çalışma olduğunu belirtmekle birlikte, okuyucuların bu derslerden ne kadarını idrak ettiklerini ve yaşantılarına geçirdiklerini sorgulamaktadır1. Bu durum, kitabın sadece bilgi vermekle kalmayıp, okuyucunun manevi gelişimini ve tecrübe edinmesini hedeflediğini gösterir1. Ayrıca, eserde Füsûs-ül Hikem gibi tasavvuf klasiklerine atıfta bulunulması1 ve "altı peygamber isimli kitabımızın Mûsâ (a.s.) bölümü" ile "Kelime-i Tevhid kitabımızın, Tevhid-i Esmâ, bölümü" gibi diğer eserlere yönlendirmeler yapılması1, tasavvufî ilimlere ve derinlemesine bilgilere ilgi duyan okuyucular için de bir kaynak teşkil ettiğini ortaya koymaktadır. Kitap, "İrfan mektebi" isimli başka bir kitaptan Tenzîh mertebesiyle ilgili bölümlerin ilave edilmesiyle de1 irfanî bilgilere ulaşmak isteyenlere kapı aralamaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 1, 20, 96, 108, 116, 126, 127, 136, 139, 140
Kitaptaki hikâyelerden nasıl faydalanabiliriz?

Kitaptaki hikâyelerden faydalanmanın temel yolu, onların sunduğu ibretleri ve nefsi terbiye edici noktaları idrak etmek, böylece kendi iç dünyamızda bir muhasebe ve gelişim sağlamaktır. Bu hikâyeler, okuyucunun kendi nefsini tanımasına, zaaflarını görmesine ve Hak'tan ikram edilen hikmetleri keşfetmesine vesile olur1. Özellikle "Köle ve İncir Sepeti" gibi anlatılar, nefsin sınırsız arzu ve isteklerini, dünya malına düşkünlüğünü ve bu durumdan kurtulma yollarını göstermesi açısından önemlidir1. Hikâyelerdeki karakterlerin halleri incelenerek azami derecede istifade etmek, onların nefsî imtihanlarını kendi hayatımıza tatbik etmekle mümkündür2.

Ayrıntı

Kitaptaki hikâyelerden faydalanma, tasavvufî bir sülûk ve idrak süreci olarak ele alınır. Bu süreçte hikâyeler, sâlikin kendi iç âlemine dönerek nefsini terbiye etmesi ve hakikatleri keşfetmesi için birer vesile görevi görür.

Öncelikle, hikâyelerdeki olaylar ve karakterler üzerinden nefsin zaafları ve terbiye edici noktalar müşahade edilir1. Örneğin, "Köle ve İncir Sepeti" hikâyesinde Abdullah bin Dinar'ın incirleri alıp almaması üzerine yapılan yorumlar, nefsin sınırsız arzu ve isteklerini, dünya malına meylini ve bu meylden kurtulma mücadelesini ortaya koyar1. Okuyucu, bu hikâyelerdeki nefsî imtihanları kendi hayatına uyarlayarak, kendi nefsinin hangi mertebede olduğunu anlamaya çalışır1.

İkinci olarak, hikâyelerdeki ibretli haller incelenerek azami derecede faydalanma yoluna gidilir1. Bu, sadece hikâyenin yüzeydeki anlamını kavramakla kalmayıp, onun derinliklerindeki hikmetleri ve manevi dersleri çıkarmayı gerektirir1. Hikâyeler, okuyucuya kendi nefsini köleliğinden kurtarması için birer yardımcı araç olarak sunulur1.

Üçüncü olarak, hikâyelerdeki karakterlerin tarik mertebesindeki çalışmaları ve nefsin en çok meyil ettiği şeylerden feragat etme örnekleri, sâlik için bir yol gösterici olur1. Abdullah bin Dinar'ın hikâyesindeki gibi, başkalarına yardım etme isteği ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atma hali, nefsin bencillikten arınması ve diğerkâmlık mertebesine ulaşması için bir örnek teşkil eder1.

Son olarak, bu hikâyeler, muhabbet birliğini pekiştirerek okuyucunun içindeki Hakk'ın (Rabb-i Rahîm) mertebesi itibarıyla sevinmesine vesile olur1. Kitabın oluşum sürecinde olduğu gibi, hikâyeler üzerine yapılan yorumlar ve paylaşımlar, manevi bir sohbet ortamı yaratarak okuyucuların birbirlerinden ve hikâyelerden karşılıklı olarak istifade etmesini sağlar1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 1, 12, 15, 40, 43, 58, 68, 126, 140
  3. 2.Bir Hikâye, Birço Yorum — s. 1, 43
Yazarın diğer eserleri nelerdir?

Yazarın diğer eserleri, Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve geniş kitlelere ulaştıran çalışmalarını kapsar. Bu eserler arasında özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi temel yapıtlar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Ayrıca, yazarın Necdet Divanı ve Hacc Divanı isimli divanları ile çeşitli Kur'an surelerinin tasavvufî tefsirlerini içeren eserleri de mevcuttur12. Bu çalışmalar, yazarın tasavvufî hakikatleri farklı mertebelerde (tarikat, hakikat, marifet) izah etme gayretini yansıtır1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın eserleri, tasavvufî irfanı günümüze taşıma ve geniş kitlelere ulaştırma amacı güder (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Bu eserler arasında öne çıkanlardan biri, yazarın tasavvufî yolculuğun temel prensiplerini ve işleyişini anlattığı İrfan Mektebi (Hakk Yolu)'dur (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Bir diğer önemli eseri ise İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerhtir; bu şerh, tasavvufun derinlikli meselelerini anlaşılır kılma çabasını gösterir (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Yazarın kaleminden çıkan diğer eserler arasında Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi şiirsel anlatımların yer aldığı divanlar da bulunmaktadır1. Ayrıca, Necdet Ardıç'ın Kur'an surelerinin tasavvufî tefsirlerini içeren çalışmaları da mevcuttur; bu tefsirler, Kur'an ayetlerinin bâtınî anlamlarını irfanî bir bakış açısıyla yorumlar (Kur'an Sure Tefsirleri, Wiki; Muharrem Avan, Wiki). Bu eserler, yazarın "tarikat mertebesinin kesreti", "hakikat mertebesinin kesreti" ve "marifet mertebesinin kesreti" gibi farklı mertebelerdeki vahdeti izah etme gayretinin birer tezahürüdür1. Yazar, bu eserlerinde kendi birikimlerini, ilhamlarını ve müşahedelerini kullanarak tasavvufî hakikatleri okuyucuya sunar1. Bu çalışmalar, aynı zamanda sâlikin tefekkürünü geliştirmesine, nefsin ve kendi hakikatinin idrakine varmasına yardımcı olmayı hedefler1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bir Hikâye, Birçok Yorum — s. 9, 29, 108, 140
  3. 2.Kur'an Sure Tefsirleri, Wiki