İçeriğe atla
Enbiyâ Sûresi kapak gorseli

Enbiyâ Sûresi

279 sayfa~419 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiİslam DiniPeygamberler TarihiVahiyİslami İlimlerSûrelerMekke Dönemi SûreleriKur'an Sûresiİslami EserDini MetinKitap

Sıkça Sorulan Sorular

Bu eser Enbiyâ Suresi'ni nasıl bir yaklaşımla tefsir eder?

Bu eser, Enbiyâ Sûresi'ni tasavvufî bir idrak ve irfanî bir bakış açısıyla tefsir etmektedir. Necdet Ardıç'ın "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisinin bir parçası olan bu tefsir, sûrenin zâhirî anlamlarının ötesinde bâtınî hikmetlerini ve tasavvufî inceliklerini açığa çıkarmayı hedefler. Özellikle "halîfe" kavramının insanın Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfıK1 ve "emânet âyeti"nin (Ahzâb 72) esmâ-i ilâhiyyenin câmî mahalliyeti olarak yorumlanmasıK1 gibi temel tasavvufî konulara vurgu yapılır. Eser, okuyuculara sûrenin ayetlerinden azami istifade etmeleri ve tasavvufî idraklerini geliştirmeleri için bir rehber niteliğindedirs.2.

Kaynaklar: K1, s. 1, 405 · Enbiyâ Sûresi — s. 2

Ayrıntı

Eser, Enbiyâ Sûresi'ni tefsir ederken, sûrenin zâhirî manalarının yanı sıra bâtınî ve irfanî boyutlarına odaklanır. Bu yaklaşım, sûrenin ayetlerini sadece lafzî olarak değil, aynı zamanda tasavvufî hakikatler ve manevî tecrübeler ışığında anlamlandırmayı amaçlars.2. Örneğin, Enbiyâ Sûresi'nin 21/16-18. ayetleri, semâvât ve arzın abes yaratılmadığı, aksine Hakk'ın bâtıl üzerine taslit edilmesi ve zuhûr-ı Hakk ile bâtılın zâil olması hikmetiyle halk edildiği şeklinde yorumlanırs.50, 52. Bu, kâinatın yaratılışındaki ilahî maksadı tasavvufî bir derinlikle ele alır.

Tefsirde, insanın kâinattaki özel konumu ve halîfelik vasfı önemli bir yer tutar. Bakara 30'daki "yeryüzünde bir halîfe yaratacağım" ayeti, esmâ-i ilâhiyyenin câmi bir mahalde izhârının Âdem'de tecellî ettiğini belirtirK1. Bu bağlamda, halîfe kendi başına müstakil bir vücut sahibi değil, Halık'ın zuhûruna ayna olan bir mahal olarak tanımlanırK1. Eser, Enbiyâ Sûresi'nin 21/22. ayetini, "Eğer yerde ve gökte, Allah'tan başka ilâhlar olsa idi zemin ve âsumân fesada varırdı" şeklinde açıklayarak, halîfenin adalet etmesi durumunda Resûlullah'ın halîfesi olacağını ve aslın hükmünden iki ilahın vücudunun tahayyül edilemeyeceğini vurgulars.57.

Ayrıca, eserde "Hazret-i İnsan"ın Kur'an nazil olan, yani Zatî tecelliye mazhar olan varlık olduğu ifade edilirs.274. Bu "Câmi ismiyle toplayıcı" insan, "Mârifetullah"ı her mertebede idrak eder ve bütün varlığa faydalı ve merhametlidirs.231. Enbiyâ Sûresi'nin 21/107. ayetindeki "Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil'âlemîn" (Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) ifadesi, tefsirde olumlu ve olumsuz iki bölüm olarak incelenir; "biz seni göndermedik" ifadesinin bâtınî anlamlarına dikkat çekilir ve bu bölümün hükümsüz bırakılamayacağı belirtilirs.11, 221. Eser, okuyucuların bu irfanî bakış açısıyla sûreden azami istifade etmelerini ve tasavvufî idraklerini geliştirmelerini temenni eders.2, 274.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 2, 11, 50, 52, 57, 221, 231, 274 · K1, s. 1

Enbiyâ Suresi genel olarak ne anlatır?

Enbiyâ Sûresi, adından da anlaşılacağı üzere temel olarak peygamberlerden ve onların tevhid davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahseden bir Kur'an sûresidirs.3. Sûre, on sekiz peygamberin tebliğ hayatını ve özelliklerini ele alarak, peygamberlerin hak dini yayma hususunda karşılaştıkları zorluklara rağmen nasıl başarıya ulaştıklarını gösterir. Bu bağlamda, hakkın bâtıl karşısındaki zaferini haber verir ve peygamberlerin manevi mertebelerini, özellikle de Hz. Muhammed'in (s.a.v.) "âlemlere rahmet" olarak gönderilişini vurgulars.4, 227. Sûre, zâhir ve bâtın nurlarıyla dolu olup, okuyucuların kendi varlıklarına rahmet olmalarını sağlamayı hedeflers.2.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 2, 3, 4, 227

Ayrıntı

Enbiyâ Sûresi, Kur'an'ın kalbi olarak bilinen Yasin Suresi ve açılış suresi olan Fatiha Suresi gibi önemli sûreler arasında yer alır ve "peygamberler" anlamına gelen adıyla, onların hayatlarını ve mücadelelerini merkezine alırs.3. Sûrenin ana konusu, peygamberlerin tevhid inancını yayma çabaları ve bu yolda karşılaştıkları her türlü engellemeye rağmen elde ettikleri zaferlerdir. Bu, hakkın bâtıl karşısında üstün geldiğini gösteren bir hakikattirs.4. Sûre, Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrâhîm gibi altı peygamber serisini de içerirs.280. Özellikle Hz. Muhammed'in (s.a.v.) risâlet mertebesine değinilir; Enbiyâ Sûresi'nin 21/107. âyetinde "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyrularak, onun evrensel rahmet oluşu vurgulanırs.227, 228. Bu âyet, risâletin tasavvufî yapısında tebliğ, tebyîn ve tezkiye vazifelerini de içeren bir mertebe olduğunu gösterirK1. Sûre, aynı zamanda "Hazret-i İnsan"ın Kur'an'ın nazil olduğu, yani Zâtî tecelliye mazhar olan varlık olduğunu belirtirs.274. Bu, insanın "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" olarak emâneti yüklenmesiyle ilişkilendirilebilirK1. Sûre, okuyucuların zâhir ve bâtın nurlarından istifade etmelerini, idrak ve feyiz kapılarının açılmasını ve kendi varlıklarına rahmet olmalarını kolaylaştırmayı amaçlars.2, 274. Bu derinlikli anlatım, "Gökyüzü İnsanları hakikatlerini anlamak" için mertebelerin idrak edilmesinin önemini ortaya koyars.264.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 2, 3, 4, 227, 228, 264, 274, 280 · K1, s. 191, 405

Eserde öne çıkan Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Kendisi, tasavvuf serisi adı altında birçok eser kaleme almış, bu eserlerde Kur'ân sûrelerinin tasavvufî tefsirini yapmış ve tasavvufî kavramları açıklamıştırs.283, 284, 285, 287, 288.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 283, 284, 285, 287, 288

Ayrıntı

Necdet Ardıç, "Terzibaba" lakabıyla da bilinen, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Onun irfan geleneği, Şerif Kır ve Muharrem Avan gibi müellifler tarafından da sürdürülmüştür; bu isimler, Terzibaba'nın tasavvuf serisi içinde Kur'ân sûrelerinin irfanî tefsirine katkıda bulunmuşlardır (Şerif Kır - WIKI, Muharrem Avan - WIKI).

Ardıç'ın eserleri, tasavvufî irfanı modern döneme taşıma gayesi güder ve geniş kitlelere hitap eder. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Tasavvuf serisi adı altında yayımladığı eserler arasında Rahmân Sûresi, Yasin Sûresi, Bakara Sûresi, Tûr Sûresi, İsrâ Sûresi, Necm Sûresi, Yusuf Sûresi ve Dervişlik Hakikatleri, Tarık Sûresi ve Salat ve hakikatleri gibi başlıklar bulunurs.283, 284, 285, 287, 288, 10. Ayrıca, Gönülden Esintiler – Gökyüzü İnsanları araştırması ve Ru'ya Ma’nâ Âlemi-TERZİBABAnın görüldüğü ZUHURATLar gibi eserleriyle de tasavvufî tecrübeleri ve irfanî bakış açısını paylaşmıştırs.283, 6. Eserlerinde Ahmed Avni Konuk'un Mesnevi-i Şerif ve Fusûs’ül Hikem şerhlerine atıflarda bulunarak tasavvuf geleneğiyle bağını güçlendirmiştirs.283, 284, 287.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 6, 10, 283, 284, 285, 287, 288

Enbiyâ Suresi 30. ayetin tefsiri nedir?

Enbiyâ Suresi 30. ayet, tasavvufî açıdan kâinatın yaratılışındaki birliği ve suyun temel rolünü vurgular. Ayet, göklerin ve yerin başlangıçta bitişik bir madde halinde olduğunu, daha sonra birbirinden ayrıldığını ve tüm cisimlerin sudan meydana geldiğini ifade eders.96, s.103. Bu tefsir, ilahi arşın su üzerinde olduğu bilgisiyle desteklenerek, yaratılışın temelinde yatan ilahi hikmeti ve birliği gözler önüne serer. Tasavvufî yorumlarda, bu ayet aynı zamanda yaratılışın bâtınî manalarına ve varlığın özündeki ilahi tecellilere işaret eder.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 96, 103

Ayrıntı

Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti, "gökler ve yeryüzü hálk edilişin başlangıcında bir madde hâlinde olarak bitişik idi. Daha sonra birbirinden ayrıldılar. Ve cisimlerin meydana gelmesi de sudandır. Çünkü ilâhî arş su üzerindedir" şeklinde açıklanırs.96. Bu açıklama, yaratılışın başlangıcındaki birlik ve ardından gelen ayrışma sürecini ortaya koyar. Ayetin devamında cisimlerin sudan meydana geldiği belirtilir ki bu, suyun yaratılıştaki temel ve hayat verici rolünü vurgular. İlahi arşın su üzerinde olması da bu yaratılış sürecinin ilahi bir düzen ve hikmetle gerçekleştiğini gösterirs.103. Bu ayet, kâinatın yaratılışındaki fiziksel gerçekliklerin yanı sıra, tasavvufî açıdan varlığın özündeki ilahi tecellilere ve birliğe de işaret eder. Çalışmanın odak noktası, ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî manaları olduğundans.10, bu ayet de sadece zahirî bir yaratılış hikayesi olarak değil, aynı zamanda varoluşun derin sırlarını barındıran bir metin olarak ele alınır.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 10, 96, 103

Hz. İbrahim'in putları kırması (Enbiyâ, 21/58) nasıl yorumlanır?

Hz. İbrahim'in putları kırması, tasavvufta dışsal putların ötesinde, kalpteki mânevî putları kırma ve Hakk'a yönelme eylemi olarak yorumlanır. Bu eylem, Hz. İbrahim'in "halîlullâh" (Allah'ın dostu) makamına ulaşmasının ve hullet mertebesinin bir tezahürüdür. Enbiyâ Suresi 21/58'deki bu olay, sâlikin kendi içindeki bâtıl inançları ve Hakk'tan uzaklaştıran her şeyi terk ederek, kalbini yalnızca Allah'a tahsis etmesinin sembolik bir ifadesidir. Bu, aynı zamanda Kâbe'nin iç boyutu olan "kalp Kâbesi"ni şirkten arındırma çabasıyla da ilişkilidir.

Ayrıntı

Hz. İbrahim'in putları kırması, tasavvufî açıdan derin bir anlam taşır. Bu eylem, sadece fizikî putları yok etmekle kalmaz, aynı zamanda insanın kalbindeki mânevî putları da kırmayı temsil eder. Hz. İbrahim, yıldızları, ayı ve güneşi denedikten sonra "lâ uhibbu'l-âfilîn" (batanları sevmem – En'âm 76) diyerek fânî olan her şeyden yüz çevirmiş ve "innî veccehtu vechiye lillezî fataras-semâvâti ve'l-ard" (yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a çevirdim) demiştirK1. Bu, Hakk'tan başka her şeyi terk etme ve kalbi yalnızca O'na tahsis etme hâlidir.

Bu hâl, Hz. İbrahim'in hullet makamına ulaşmasının bir göstergesidir. Hullet, Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağıdır; kalbin bütün gözeneklerine kadar dostluğun nüfuz ettiği bir mertebedirK1. Putları kırma eylemi, bu dostluğun önündeki engelleri kaldırma, yani kalbi şirkten ve Hakk'tan uzaklaştıran her türlü bağdan arındırma çabasıdır. Bu, aynı zamanda sâlikin kendi içindeki **"kalp Kâbesi"**ni temizlemesi anlamına gelir. Hadis-i kudsideki "yer ve gök beni içine sığdıramaz, ama mü'min kulumun kalbi sığdırır" ifadesiK1, kalbin Hakk'ın tecelli mahalli olduğunu ve bu mahalli putlardan arındırmanın önemini vurgular.

Hz. İbrahim'in bu eylemi, sâlikler için bir ideal teşkil eder. Nasıl ki Hz. İbrahim dışsal putları kırmışsa, sâlik de kendi iç dünyasındaki benlik, dünya sevgisi, makam hırsı gibi mânevî putları kırmalıdır. Bu, tasavvufî sülûkun önemli bir aşamasıdır ve Hakk'a tam bir yönelişin, yani tevhidin bir gereğidir. Bu bağlamda, Hz. İbrahim'in "halîlullâh" (Allah'ın dostu) lakabını alması, onun bu içsel arınma ve tam teslimiyet hâlinin bir sonucudurK1.

Kaynaklar: K1, s. 59, 398

Hz. Yunus'un balığın karnındaki duası (Enbiyâ, 21/87) ne ifade eder?

Hz. Yunus'un balığın karnındaki duası olan "Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü mine'z-zâlimîn" (Enbiyâ 21/87), tasavvufta nefs mertebesinin karanlığından kurtulma ve Hak'ka yönelişin bir ifadesidir. Bu dua, Yunus (a.s.)'ın balığın karnında karanlıklar içinde kalıp oradan çıkma çabasını simgelerken, sâlikin de kendi nefsindeki karanlıklardan zikir ve sohbetin feyziyle aydınlanma gayretini temsil eder. Vücud varlığımız bir yunus balığına benzetilirken, aklımız olan gerçek kimliğimiz bu balığın karnında, yani bâtınî âlemde bulunur ve bu dua ile nefs-i levvâme'nin pişmanlıklarından kurtulma yolu aranır (Enbiyâ Sûresi, s.180, 182; Hz. Yûnus (a.s.) Wiki).

Ayrıntı

Hz. Yunus'un balığın karnındaki duası, tasavvufî açıdan derin anlamlar taşır. Bu dua, "Hikmet-i Nefesiyye" (نَفَسِيّة) ile ilişkilendirilir ve nefes/diriliş hikmetini ifade eder (Hz. Yûnus (a.s.) Wiki). Yunus (a.s.)'ın balığın karnında karanlıklar içinde kalışı ve oradan çıkma çabası, sâlikin kendi nefs mertebesinin karanlıklarından kurtulma arayışına benzetilir. Bu karanlıklardan kurtuluş, zikrin nuru ve sohbetin feyzi ile aydınlanmağa çalışmakla mümkündürs.180. Vücud varlığımız bir yunus balığına benzetilirken, aklımız olan gerçek kimliğimiz bu balığın karnında, yani bâtınî âlemde bulunur. Bedenlerimizin yaşadığı hayatlar ise bu üç karanlığın hükmündedirs.182. Cenâb-ı Hakk'ın kıyâmet günü ile nefs-i levvâme'yi birlikte zikretmesi, pişmanlık çeken nefsin durumuna dikkat çeker ve bu duanın nefs-i levvâme'nin karanlıklarından kurtulma çabasıyla olan bağlantısını vurgulars.180. Bu bağlamda dua, sâlikin kendi iç âlemindeki zulmetten kurtulup Hak'ka yönelme ve O'nun rahmetine sığınma niyazını temsil eder.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 180, 182

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiyâ, 21/107) ayetinin hikmeti nedir?

Enbiyâ Sûresi'nin 107. âyeti olan "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" ifadesi, tasavvufî açıdan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) kâinattaki merkezi ve kapsayıcı konumunu, Hakikat-i Muhammediyye'nin evrensel rahmet tecellisini ve bütün varlığın O'nun varlığına bağlılığını beyan eder. Bu âyet, Hz. Peygamber'in sadece insanlığa değil, tüm âlemlere bir rahmet olarak gönderildiğini, O'nun varlığının Cenâb-ı Hakk'ın ilk rahmeti ve rahmaniyet hakikatinin zuhur mahalli olduğunu vurgular. Âyetin "Biz seni göndermedik" şeklindeki olumsuz başlangıcı, O'nun gönderilişinin sıradan bir elçilikten öte, âlemlerin varlık sebebi olan özel bir makama işaret ettiğini gösterir; zira O, Hakikat-i Muhammediyye olarak âlemlerin ruhu ve küllün hakikatidirs.220, 222, 224, 227.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 220, 222, 224, 227

Ayrıntı

Enbiyâ Sûresi'nin 107. âyeti, tasavvufî düşüncede Hz. Muhammed'in (s.a.v.) risâletinin evrensel boyutunu ve Hakikat-i Muhammediyye'nin kâinatı kuşatan rahmetini açıklar. Âyetin "Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil'âlemîn(e)" şeklindeki lafzı, "Biz seni göndermedik; ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" anlamına gelirs.220. Buradaki "göndermedik" ifadesi, Hz. Peygamber'in gönderilişinin sıradan bir elçilikten ziyade, özel bir makam ve hikmet taşıdığını belirtirs.222, 231. O, sadece fiziki manada bir peygamber değil, aynı zamanda Hakikat-i Muhammediyye olarak tüm âlemlerin varlık sebebi ve rahmet kaynağıdırs.224.

Bu rahmet, Cenâb-ı Hakk'ın âlemlere olan ilk rahmetidir ve Rahmaniyet hakikatinin Hz. Muhammed'in varlığında tecelli etmesidirs.227. Tasavvufta risâlet, Hak'tan insanlığa şer'î ahkâm ve kitap getirme makamı olmasının yanı sıra, Hak'ın kâinata mesaj iletme kanalı ve vücudî bir mertebedirK1. Hz. Muhammed'in risâleti ise bu mertebenin zirvesidir; O, âlemlere rahmet olarak gönderilmekle, bütün varlığa faydalı ve merhametli kılınmıştırs.231. Bu durum, "Levlâke levlâke lemâ halaktü'l-eflâk" (Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) hadis-i kudsîsiyle de desteklenir; bu, O'nun âlemlerin yaratılış gayesi olduğunu gösterirs.227. Dolayısıyla, Enbiyâ 107. âyet, Hz. Muhammed'in sadece bir tebliğci değil, aynı zamanda âlemlerin varoluşsal rahmet kaynağı ve Hakikat-i Muhammediyye'nin zuhur mahalli olduğunu ifade eders.222.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 220, 222, 224, 227, 231 · K1, s. 191

Bu tefsir sadece tasavvuf ehli için midir?

Necdet Ardıç'ın tasavvufî tefsirleri, zâhirî anlamların ötesine geçerek âyetlerin iç, derûnî ve bâtınî mânâlarını ele alması sebebiyle öncelikli olarak tasavvuf ehli için kaleme alınmıştırs.2. Müellif, mevcut zâhirî tefsirlerin çokluğunu göz önünde bulundurarak, çalışmasının odak noktasını bu bâtınî idrâke yöneltmiştirs.2. Ancak bu durum, tefsirlerin sadece tasavvuf ehli tarafından anlaşılabileceği anlamına gelmez; zira Kur'ân'ın gerçek tercümesi olan "tevil"in, yani âyetlerin evveline ve kadîm mânâsına ulaşmanın, her insanda var olan "kadîm"e yönelmekle mümkün olduğu belirtilirs.26. Bu tefsirler, Kur'ân'ın beşer süzgecinden geçerek tortu haline gelmiş mânâlarından ziyade, hakikatin evveline ulaşmayı hedefleyen bir okuma sunars.26.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 2, 26

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın tefsirleri, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerine tasavvufî bir bakış açısıyla yaklaşır. Müellif, çalışmasının temel gayesini, âyetlerin "iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını" ortaya koymak olarak belirtirs.2. Bu yaklaşım, zâhirî tefsirlerin zaten bolca mevcut olduğu gerçeğinden hareketle, farklı bir idrâk seviyesine hitap etme amacını taşırs.2. Tasavvuf ehli, Kur'ân'ın bu derin katmanlarını "lâ taayyün" ve "vücûd-i mutlak" gibi kavramlarla ifade edilen hakikatlere işaret etmek için kullanırs.104. Bu da tefsirlerin, tasavvufî terminolojiye ve düşünce yapısına aşina olanlar için daha doğrudan bir hitap taşıdığını gösterir.

Ancak, tefsirlerin sadece tasavvuf ehli için olduğu çıkarımı tam doğru değildir. Zira müellif, Kur'ân'ın gerçek tercümesi olan "tevil" kavramına vurgu yapar. "Tevil", âyetlerin "evveline", yani "kadîm" mânâsına ulaşmak demektirs.26. Bu kadîm mânâya ulaşmanın yolu ise, "bütün Âlemde ne varsa insanda vardır" ilkesinden hareketle, insanın kendi içindeki kadîm olana yönelmesidirs.26. Bu durum, tefsirlerin sadece belirli bir zümreye değil, hakikatin evveline ulaşma gayesi taşıyan herkese açık bir kapı araladığını gösterir. Zâhirî tefsirlerin bazen âyetlerin derinliğini göz ardı edebileceği, hatta "beşer süzgecinden geçerken manaların takılarak sadece tortusunun bize ulaştığı kelamlar" haline gelebileceği ifade edilirs.26. Bu nedenle, Necdet Ardıç'ın tefsirleri, Kur'ân'ın bu "tortu"dan arınmış, evveline ve bâtınî hakikatine ulaşmak isteyen her okuyucuya hitap etme potansiyeline sahiptir. Müellif, bazen Elmalılı Hamdi Yazır gibi muteber zâhirî tefsirlerden de alıntılar yaparak konuyu daha iyi anlaşılır kılmayı hedeflers.265.

Kaynaklar: Enbiyâ Sûresi — s. 2, 26, 104, 265