
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
“Er-Rahmân” kitabı nedir?⌄
"Er-Rahmân" kitabı, Necdet Ardıç tarafından kaleme alınmış, Kur'ân-ı Kerîm'in 55. sûresi olan "Er-Rahmân" sûresini tasavvufî bir bakış açısıyla yorumlayan bir eserdir. Kitap, sûrenin adını aldığı "Er-Rahmân" ism-i şerîfinin derin manalarını, Cenâb-ı Hakk'ın bu ismini neden başlı başına bir sûreye konu ettiğini ve bu ismin kâinatın yaratılışındaki rolünü açıklamayı hedefler1. Eser, sûrenin her bir ayetini şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebeleri açısından ele alarak okuyucuya yeni ufuklar açmayı amaçlar1.
›Ayrıntı
"Er-Rahmân" kitabı, Kur'ân-ı Kerîm'in 55. sûresi olan ve 78 ayetten oluşan "Er-Rahmân" sûresinin tasavvufî tefsirini sunar1. Necdet Ardıç'ın kaleme aldığı bu eser, sûrenin adını Cenâb-ı Hakk'ın "Er-Rahmân" ism-i şerîfinden aldığını belirtir1. Kitabın temel amacı, "Rahmân" kelimesinin gerçek haliyle rahmet olmakla birlikte, geniş manada özel haliyle neler ifade ettiğini anlamaya çalışmaktır1.
Eser, Cenâb-ı Hakk'ın "Esma'ül Hüsna"dan biri olan "Er-Rahmân" ismine başlı başına bir sûre düzenlemesinin ve bu ismin ifade ettiği manayı en geniş şekilde açıklamasının önemine vurgu yapar1. Kitap, sûrenin özünü ve hakikatlerini anlamak için "Rahmân" isminin ne olduğunu kavramanın zaruri olduğunu ifade eder. Her sûrenin şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinden izah ve yaşantıları olduğu gibi, "Er-Rahmân" sûresinin de bu mertebelerde ele alındığını belirtir1.
Kitapta, "Er-Rahmân" isminin harfleri üzerinden tasavvufî yorumlar yapılır; "rı/ra"nın Rahmâniyet'i, "ha"nın hayatı, "mim"in "Hakikat-i Muhammedi"yi ve "nun"un "kudret nuru"nu ifade ettiği belirtilir. Bu bağlamda "Rahmân", "Nefes-i Rahmânî"yi hayata çevirip, "Hakikat-i Muhammediyye"yi kudret nuru ile ortaya çıkarıp faaliyete geçirmesi olarak açıklanır1. Ayrıca, "Er-Rahmân" sûresinin ilk ayetleri olan "Er-Rahmân (1) Kur'ân'ı öğretti (2) insanı halketti (3)" ayetleri, insanın var edilişinin ve abdiyet deryasının başlangıcı olarak yorumlanır1. Kitap, "Rahmân" isminin "Zat-ı İlahi" olan Kur'ân'ı talim ettiğini ve bu özellikle insanı halk ettiğini vurgular1. Besmeledeki "Allah, Rahmân, Rahîm" isimlerinin sırasıyla zat, sıfat ve esmayı temsil ettiği ve bunların zuhura çıktığı yerin "beden-i insan" yani "ef'al mertebesi" olduğu, böylece insanın bütün mertebeleri kendinde topladığı da eserde yer alır1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 1, 2, 3, 9, 12, 15, 42, 105
Rahmân Suresi'nde ne anlatılır?⌄
Rahmân Suresi, Cenâb-ı Hakk'ın "er-Rahmân" ismiyle başlamasıyla, O'nun geniş rahmetini ve bu rahmetin kâinat üzerindeki tecellilerini anlatır. Sûre, "Rahmân" isminin hakikatini ve bu ismin Kur'an'ı talim etmesiyle başlayan yaratılış sürecini vurgular. Tasavvufî açıdan, Rahmân ismi bütün mevcudata şâmil olan bir rahmeti ifade eder ve bu rahmetin tezahürü olarak Kur'an'ın öğretilmesi, insanın yaratılması ve kâinatın düzeni ele alınır. Sûre, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinden izah ve yaşantıları barındırır; özellikle "Nefes-i Rahmânî"nin hayata çevrilmesi ve "Hakikat-i Muhammediyye"nin kudret nuru ile ortaya çıkışı gibi derin anlamlar taşır1.
›Ayrıntı
Rahmân Suresi, Kur'an-ı Kerîm'in 55. suresi olup, 78 ayettir ve Mekke döneminde nazil olmuştur1. Sûre, adını birinci ayetini oluşturan Allah Teâlâ'nın "er-Rahmân" isminden alır1. "Rahmân" kelimesi lügat manasıyla "dünyada her canlıya (mümin, kâfir ayırt etmeksizin), herkese merhamet eden, rızkını veren Allah" anlamına gelir ve Esmaü'l-Hüsnâ sıralamasında başlardadır1. Sûrenin özünü ve hakikatlerini anlamak için "Rahmân" isminin ne olduğunun idrak edilmesi önemlidir1.
Tasavvufî açıdan, "Rahmân" ismi, "Nefes-i Rahmânî"yi hayata çevirip, "Hakikat-i Muhammediyye"yi kudret nuru ile ortaya çıkarıp faaliyete geçirmesidir1. Bu bağlamda, "er-Rahmân alleme'l-Kur'ân" (Rahmân Kur'an'ı talim etti) ayeti büyük önem taşır. Bu ayet, "Rahmân"ın kendi varlığından "Kur'an"ı meydana getirdiğini ve "Rahmân"a kendi hakikatlerini öğrettiğini ifade eder. Zira "Kur'an" zat, "Furkan" ise sıfattır1. Elmalılı Hamdi Yazır'ın izahatına göre, "alleme" fiilinin yer alması, Kur'an'ın öğretimine işaret eder1.
Rahmân Suresi, "Rahmân"ın bütün âlemi kendi sureti üzere halk ettiğini ve bu özellikle insanı yarattığını belirtir1. Bu durum, "Rahmân" isminin bütün mevcudata şamil olan bir rahmet olduğunu gösterir1. Sûre, "Rahmân"ı kendi hayal ve vehimlerine göre vasıflandıranlara karşı, "er-Rahmân alleme'l-Kur'ân" ilminden onun hakikatini anlamak için başvurulması gerektiğini vurgular1. Besmeledeki "Allah, Rahmân, Rahîm" isimleri de bu bağlamda ele alınır; Allah zat, Rahmân sıfat, Rahîm esma olarak açıklanır ve bunların zuhura çıktığı yerin "beden-i insan" yani "ef'al mertebesi" olduğu belirtilir, böylece bütün mertebelerin insanda toplandığı ifade edilir1. Meryem (a.s.)'ın "senden Rahmân'a sığınırım" demesiyle gösterdiği irfaniyet de, kendisine üflenenin sığındığı "Rahmân"ın nefesi olduğunu bilmesinden kaynaklanır1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 1, 3, 7, 8, 9, 11, 13, 15, 106, 107
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak tanınır ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, Allah'ın Hak söylediğini ve Hakk'a yönelttiğini ifade eden bir anlayışa sahiptir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî kimliğiyle "Terzibaba" lakabıyla anılmaktadır1. Uşşâkî tarikatına mensup olup, bu tarikatın günümüzdeki önemli mürşidleri arasında yer almaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Tasavvufî irfan geleneğini çağdaş döneme taşıyan ve bu alanda müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilen Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufî bilgiyi geniş kitlelere ulaştırma gayretindedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).
Çalışmaları arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli eserler bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca, Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi divanları da mevcuttur1. Kendisinin riyasetinde, Abdürrezzak Tek tarafından Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri; Terzi Oğlu Cem Cemâlî tarafından ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri kaleme alınmıştır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Necdet Ardıç, Allah'ın Hak söylediğini ve insanları Hakk'a yönelttiğini vurgulayan bir anlayışa sahiptir1. Eserlerinde vefat tarihi gibi kişisel bilgilere de yer vermiştir1. İletişim bilgileri ve internet adresleri de kaynaklarda bulunmaktadır1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 1, 3, 105, 137, 138, 140, 141
Rahmân Suresi'ne neden “Kur’an’ın Gelini” denilmiştir?⌄
Rahmân Suresi'ne "Kur'an'ın Gelini" denilmesi, onun güzelliği, zenginliği ve ihtişamından kaynaklanır. Bu ifade, Beyhekî'nin Hz. Ali'ye dayandırdığı bir hadiste geçmekte olup, surenin Kur'an içindeki özel konumunu ve değerini vurgular1. Gelin benzetmesi, surenin içerdiği ilahî rahmetin genişliğini, varlık âlemindeki tecellilerini ve özellikle de "Rahmân" isminin kâinatı kuşatan hükümranlığını1 idrak edenler için sunduğu manevî güzellikleri işaret eder. Surenin bu ismi almasında, "Rahmân" isminin bütün isim ve sıfatların gerçek yüzleriyle meydana gelişini ifade etmesi1 ve Allah'ın Kur'an'ı öğretme vasfının bu isimle ilişkilendirilmesi1 gibi hususlar etkili olmuştur.
›Ayrıntı
Rahmân Suresi'nin "Kur'an'ın Gelini" olarak anılması, tasavvufî ve irfanî bir bakış açısıyla surenin taşıdığı derin anlamlara işaret eder. Bu benzetme, surenin manevî güzelliklerini, ihtişamını ve Allah'ın rahmetinin tecellilerini vurgular. Beyhekî'nin Hz. Ali'ye dayandırdığı bir hadiste geçen bu ifade1, surenin Kur'an içindeki müstesna yerini belirtir. Gelin, genellikle güzelliği, zarafeti ve özel bir konumu temsil eder; Rahmân Suresi de bu özellikleriyle Kur'an'ın diğer sureleri arasında öne çıkar.
Surenin bu ismi almasında, "Rahmân" isminin evrensel ve kuşatıcı rahmetinin merkezî bir tema olması büyük rol oynar. "Rahmân" ismi, bütün isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleriyle meydana gelişini ifade eder1. Bu, kâinatın yaratılışından insanın varoluşuna kadar her şeyin Rahmân isminin tecellisi olduğunu gösterir. Nitekim, "Rahmân"ın ilk zuhura getirdiği "arş"tır ve Rahmân arşın üstünde, onu düzenleyen ve ona mutlak hâkim olandır1. Bu durum, Rahmân isminin kâinatın varoluşundaki merkeziyetini ve hükümranlığını gözler önüne serer.
Ayrıca, "Rahmân" isminin Kur'an'ın öğretilmesiyle doğrudan ilişkilendirilmesi de surenin önemini artırır. "Rahmân Kur'an'ı talim etti"1 ayeti, ilahî kelâmın kaynağının Rahmân olduğunu ve bu kelâmın insanlığa bir rahmet olarak indirildiğini gösterir. Bu bağlamda, Rahmân Suresi, ilahî rahmetin hem yaratılıştaki hem de vahiydeki tecellilerini en güzel şekilde sunan bir sure olarak "Kur'an'ın Gelini" unvanını hak etmektedir. Surenin bu unvanı almasında, "Rahmân'ın kokusu (Nefes-i Rahmân) bana Yemen yönünden gelmektedir" hadisi şerifinde geçen "Nefes-i Rahmân" kavramının da etkisi vardır1. Bu kavram, ilahî nefesin ve rahmetin varlık âlemine yayılışını ifade eder ki, Rahmân Suresi de bu yayılışın bir tezahürüdür.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 2, 5, 15, 113
“Rahmân Kur’an’ı öğretti.” ayetinin tefsiri nedir?⌄
"Rahmân Kur'an'ı öğretti" ayeti (Rahmân Sûresi, 55/2) tasavvufî açıdan derin bir mânâ taşır. Zahirde "Rahmân olan Allah Kur'an'ı öğretti" şeklinde anlaşılsa da, bâtınî tefsirlerde Kur'an'ın "Zât-ı İlâhî" olduğu ve "Rahmân" ismine "Rahmâniyetini" öğrettiği belirtilir. Bu, Kur'an'ın bütün ilâhî isim ve sıfatları cem eden Zât olması hasebiyle, Rahmân isminin zuhurundan önce var olan hakikati ifade eder. Dolayısıyla, Rahmân isminin âlemi ve insanı halk etmesi, Kur'an'ın Zât mertebesinden aldığı bu öğretişle gerçekleşir; insan da bu sayede beyanı öğrenir ve kendi özünü başkasına öğretme kabiliyetine sahip olur1.
›Ayrıntı
Rahmân Sûresi'nin ilk ayetleri olan "er-Rahmânu (1) allemel Kur'âne (2) halekal insâne (3) allemel beyâne (4)" (Rahmân Kur'an'ı öğretti, insanı halk etti, ona beyanı öğretti) ifadeleri, tasavvufî tefsirlerde özel bir yere sahiptir1. Ayetin zahirî mânâsı "Rahmân olan Allah Kur'an'ı öğretti" şeklinde olsa da, bâtınî mânâsı daha engindir1. Bu bâtınî mânâya göre, "Kur'an Rahmân'a öğretti" şeklindedir1. Bunun sebebi, Kur'an'ın "Zât-ı İlâhî" olması, yani bütün ilâhî isim ve sıfatları cem eden bir Zât olmasıdır1. Rahmâniyet mertebesi zuhura gelmezden evvel sadece "Zât-ı İlâhî" mevcuttu ve Kur'an bu Zât'ın kendisidir1. Dolayısıyla, Kur'an, Rahmân'a kendi hakikatlerini, yani "Rahmâniyetini" talim ettirmiştir1. Bu öğretişle Rahmân, bütün âlemi kendi sureti üzere halk etmiş, ardından da "Zât tecellisinin zuhur mahalli" olan insanı meydana getirmiştir1. İnsanın halk edilişi, "abdiyyet deryası"nın başlangıcıdır1. Rahmân'ın insana beyanı öğretmesi ise, insanın kendi özünü ve öğrendiği şeyleri başkasına öğretme kabiliyetini kazanması anlamına gelir1. Elmalılı Hamdi Yazır da bu ayeti "Allah, Kur'an'ı öğretmek üzere insanı yarattı ve ona beyanı öğretti" şeklinde yorumlamıştır1. Bu durum, Allah'ın geniş rahmetinin bir alameti olarak görülür; zira Kur'an'ın öğretilmesi, Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed'e, ondan da ümmetine ulaşan bir nimettir1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 3, 7, 8, 9, 10, 14, 15, 18, 20, 21, 42
“Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder.” ayeti nasıl yorumlanır?⌄
"Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder" ayeti (Rahman Suresi, 55/5), tasavvufî açıdan hem kâinatın düzenini hem de insanın iç dünyasındaki hakikatleri ifade eden çok katmanlı bir hikmet taşır. Bu ayet, dış âlemdeki kozmik düzenin (güneş ve ayın belirli bir hesapla hareket etmesi) Allah'ın kudret ve nimetini gösterdiğini beyan ederken1, aynı zamanda bâtınî olarak ilahî hakikatlerin ve beşerî varoluşun işleyişine işaret eder. Güneş, ilahî hakikati; ay, Hakikat-i Muhammediyye'yi; yıldızlar ise Hakikat-i Beşeriyye'yi temsil eder1. Bu sembolik yorum, kâinatın devranını ve sâlikin kendi içsel sülûkünü bir hesap ve düzen içinde gerçekleşen bir süreç olarak görmeyi sağlar. Ayrıca, bu ayet insanlara bir hesap gününün geleceğini ve ona göre hazırlanmaları gerektiğini hatırlatır1.
›Ayrıntı
"Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder" ayeti, tasavvufî tefsirde birden fazla boyutta ele alınır. Birinci katman, kâinatın fiziksel düzenidir. Güneş ve ayın doğuş ve batışları, yaz ve kış mevsimlerinde günlerin uzayıp kısalması gibi hareketleri belirli bir hesap ve düzen içindedir1. Bu kozmik düzen, Allah'ın var olan ve olmayan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğunu, kudretini ve hikmetini gösterir1. Bu düzen, "sehab-ı muzî" (parlak bulut) olarak başlayan varoluşun, parçalara bölünerek ve dönüşümlerle ebedi rakslar şeklinde devam ettiğini gösterir1.
İkinci katman, ayetin sembolik ve bâtınî yorumudur. Vahdet yaşantısında "Güneş", "Hakikat-i İlahiyeyi"; "Ay", "Hakikat-i Muhammediyye"yi; "yıldızlar" ise "Hakikat-i Beşeriyyeti" ifade eder1. Bu yorum, ilahî hakikatlerin, peygamberlik nurunun ve insanî varoluşun da belirli bir ilahî hesap ve düzen içinde olduğunu gösterir. Akıl ve şuur gibi görünmeyen ışıkların doğuş ve batış noktalarına işaret eden bu yorum, insanın iç dünyasındaki idrak ve bilincin de ilahî bir hesaba tabi olduğunu vurgular1.
Üçüncü katman, ayetin insanlara yönelik bir uyarı ve hatırlatma niteliğidir. Elmalılı Hamdi Yazır'ın belirttiği gibi, bu ayet insanlara bir hesap gününün geleceğini ve ona göre hazırlanmaları gerektiğini hatırlatır1. Dünya işlerinin geçici olduğu, dünya hayatının ve nimetlerinin yok olacağı, mühletlerin tükeneceği ve ahirette sorumluluk, hesap ve ceza için Allah'ın huzuruna gelineceği ifade edilir1. Bu, insanın kendi nefsini hesaba çekmesi, yani kıyâmet-i nefsîsini yaşaması gerektiği anlamına gelir2. Rahman yolunda hareket etmeyen veya nefsine uyarak Rahman'ı zikirden yüz çevirenler, kalplerinin üzerine dünya ihtirası, perdelenme ve kargaşa gönderilmesiyle karşılaşabilirler1. Bu durum, ilahî bir yardım (sultan) olmadan savunulması zor bir haldir1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 21, 22, 39, 40, 62, 67, 130
- 2.K1, s. 43
“Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayeti neden tekrarlanır?⌄
"Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" ayetinin Kur'ân-ı Kerîm'de tekrarlanmasının temel sebebi, Cenâb-ı Hakk'ın kullarına bahşettiği sayısız nimeti hatırlatmak ve bu nimetleri inkâr etmenin veya yalanlamanın yanlışlığını vurgulamaktır. Bu tekrar, muhatapların dikkatini çekerek, Allah'ın lütufları üzerindeki tefekkürü derinleştirmeyi ve şükran duygusunu pekiştirmeyi amaçlar. Ayet, Er-Rahmân Sûresi'nde defalarca zikredilerek1, her seferinde farklı bir nimetin ardından gelerek, o nimetin kıymetini ve Allah'ın rahmetinin genişliğini idrak ettirir. Bu tekrarlar, aynı zamanda, nimetleri yalanlamanın ne denli büyük bir gaflet olduğunu da açıkça ortaya koyar.
›Ayrıntı
"Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" ayetinin Er-Rahmân Sûresi'nde sıkça tekrarlanması, sûrenin genel yapısı ve mesajı içinde önemli bir yer tutar. Bu tekrarlar, sûrenin akışında zikredilen her bir ilâhî nimetin ardından gelerek, o nimetin ehemmiyetini ve Allah'ın kudretini vurgular. Örneğin, ayet, "Ey inanlar ve cinler! Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini! yalanlarsınız?" şeklinde bir uyarı ile başlar1. Bu, hem insanlara hem de cinlere yönelik genel bir hitaptır ve tüm varlıkların Allah'ın nimetlerine muhatap olduğunu gösterir.
Sûre boyunca farklı nimetler sıralanır ve her birinin ardından bu ayet tekrar edilir. Bu tekrarlar, bazen altıncı defa1, bazen sekizinci defa1 gibi belirli sayılarla belirtilir ve her tekrarın farklı bir uyarı veya tefekkür boyutu taşıdığına işaret edilir. Bu durum, Allah'ın nimetlerinin çeşitliliğini ve her bir nimetin ayrı bir şükür vesilesi olduğunu hatırlatır. Ayetin bu denli sık tekrarı, muhatapların kalplerine işleyerek, gafletten uyanmalarını ve nimetlerin kadrini bilmelerini sağlamayı hedefler. Tasavvufî açıdan bakıldığında, bu tekrarlar sâlikin Hak ile olan ilişkisinde şükür makâmını derinleştirmesi için bir vesiledir. Her bir nimetin ardından gelen bu soru, sâlikin kendi iç dünyasında bir murâkabe yapmasına, yani "bu nimeti kim için kullanıyorum, şükrünü eda ediyor muyum?" sorusunu sormasına imkân tanır. Bu sayede, riyâ gibi kalbin hastalıklarından uzaklaşarak ihlâsa yönelmesi teşvik edilir.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 37, 49, 60, 66, 68, 69, 74, 75, 79, 89, 95
Bu eser kimler içindir?⌄
Necdet Ardıç'ın "Er-Rahmân" isimli eseri, tasavvuf yolunda ilerleyen, hakikati idrak etmeye çalışan ve mânevî mertebeleri tahsil ederek Hakk'a ulaşmayı hedefleyen sâlikler içindir. Eser, insanın gafletten kurtulup kendi hakikatini anlaması, eşyanın ardındaki Hakk vechini müşâhede etmesi ve ilâhî isimlerin tecellîlerini idrak etmesi gerektiğini vurgular. Özellikle "cem'ül cem" makamına ulaşarak ilâhî isimlerin eser ve ahkâmının kendisinden zâhir olmasını arzulayanlar için bir rehber niteliğindedir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Er-Rahmân" eseri, tasavvufî sülûkun belirli aşamalarını hedefleyen kişilere hitap etmektedir. Öncelikle, eserin muhatabı, Cenâb-ı Hakk'ı unutup gaflette kalan ve tam bir hayal ve vehim içinde yaşayan insanoğludur. Bu eser, bu gafletten kurtulup hakikati ve gerçeği anlamak isteyenler için bir yol göstericidir; zira bu idrak, "esfel-i sâfilîn"den "ahsen-i takvîm"e yükselişin başlangıcıdır1. Eser, aynı zamanda, semâvât ve arzın kutrundan çıkamayıp kendi "siccin"inde (hapishanesinde) kalan, gerçek hakikatlerini idrak edemeyen ve gurbette yaşayan kimselere de seslenir. Onları bu durumdan kurtulmaya ve ilâhî bir kuvvetle bu engelleri aşmaya davet eder1. Kitap, eşyayı sadece maddî bir varlık olarak görmekten öte, "Hakk'ın kitabı" ve "vechi" olarak idrak edebilen, yani ilâhî mertebeleri tahsil ederek yaşayan sâlikler içindir1. Bu idrak, eşyanın kimliklerini, isimlerini ve esmâlarını aşarak daha üst mertebelere geçmeyi gerektirir1. Nihayetinde, eser, "makam-ı cem'ül cem"e gelerek bütün "esmâ-i ilâhiye"nin eser ve ahkâmının kendisinden zâhir olmasını arzulayan sâliklere hitap eder1. Bu makamda, varlığını Hakk'a veren kişinin Hakk olması gibi derin mânevî hakikatler açıklanır1. Eser, aynı zamanda, "nefes-i Rahmânî"nin yayılmasıyla varlıkların zuhura çıkış gayelerini ve istihkaklarını anlamak isteyenlere de yöneliktir1.
- Kaynaklar
- 1.Er-Rahmân — s. 12, 23, 50, 51, 66, 104, 133