İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1) kapak gorseli

Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1)

Terzibaba - Necdet Ardıç

241 sayfa~362 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Esmâü'l-HüsnâAllah'ın İsimleriTasavvufİslamDini EdebiyatManeviyatTerzibabaNecdet ArdıçCiltli Eserlerİslami İlimler

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın 'Esmâü'l-Hüsnâ' eseri ne anlatıyor?

Terzibaba'nın 'Esmâü'l-Hüsnâ' eseri, Nusret Tura'nın kaleme aldığı ve Terzibaba'nın işaretleri ile bazı ilavelerle meydana gelen bir çalışmadırs.11. Bu eser, tasavvuf ve beş hazret mertebeleri içinde önemli bir saha olan Esmâü'l-Hüsnâ konusunu ele alırs.3. Kitap, Allah'ın güzel isimlerinin (Esmâü'l-Hüsnâ) zıt manalardan meydana geldiğini ve kul ile Hakk arasında müşterek olduğunu vurgular; bazen Hakk'ın bu isimlerle kulda zuhur ettiğini, bazen de kulun bu isimlerle Hakk'ta zuhur ettiğini belirtirs.76, 141. Eserde, Esmâü'l-Hüsnâ'nın harflerin manasal ifadeleri ve sayı değerleri de okuyucunun istifadesine sunulmuşturs.9.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ — s. 3, 9, 11, 76, 141

Ayrıntı

Terzibaba'nın 'Esmâü'l-Hüsnâ' eseri, M. Nusret Tura'nın 1975'li yıllarda kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve daha sonra yeni harflere aktarılan bir çalışmadırs.2, 8. Eser, Terzibaba'nın işaretleri ve bazı ilavelerle gün yüzüne çıkmıştırs.3, 11. Kitap, tasavvufî ekollerde bazen göz ardı edilen Esmâü'l-Hüsnâ sahasının önemini vurgulars.3.

Eserde, Esmâü'l-Hüsnâ'nın "en güzel isimler" anlamına geldiği ve A'râf 180'deki "velillâhi'l-esmâ'ü'l-hüsnâ fed'ûhu bihâ" ayetinin temel dayanağı olduğu belirtilirK1. Hadis-i şerifte 99 isim olarak bilinse de, Hakk'ın isimlerinin sayıyla sınırlı olmadığı, 99 sayısının idrak edilebilir olanları ifade ettiği açıklanırK1. Muhyiddin İbn Arabî'nin ifadesiyle, biz Allah'ın zahirdeki suretleriyiz ve O'nun hüviyeti bu zahiri suretlerin özüdürs.164.

Kitapta, Esmâü'l-Hüsnâ'dan üç isimden bahsedilir: Zâtî olan "Allah" ismi ki Zât'ına aittir ve kulun hissesi yoktur. Diğerleri ise Esmâ-i İlâhiyedendir ve Hakk ile kul arasında müşterektir; bu isimler aracılığıyla Hakk bazen kulda zuhur eder, bazen de kul Hakk'ta zuhur eders.76. Esmâü'l-Hüsnâ'nın birbirine zıt manalardan meydana geldiği de ifade edilirs.141. Örneğin, Celâl ve Cemâl esmaları ve zuhur mahallerinden bahsedilirs.72. Eser, Esmâü'l-Hüsnâ'nın harflerin manasal olarak neyi ifade edebileceği ve sayı değerleri gibi konuları da içerirs.9.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ — s. 2, 3, 8, 9, 11, 72, 76, 141, 164 · K1, s. 23

Esmâü'l-Hüsnâ zikretmenin faydaları nelerdir?

Esmâ'ül Hüsnâ zikretmenin faydaları, tasavvufî anlayışa göre sâlikin hem zâhirî hem de bâtınî tekâmülüne hizmet eder. Bu zikir, Allah'ın isimlerinin kalbe yerleşmesini sağlayarakK1, sâlikin ahlâkî güzelliklerle donanmasına vesile olur. Örneğin, "er-Rahmân" isminin tecellîsiyle merhametli, "el-Halîm" isminin tecellîsiyle yumuşak huylu olunurK1. Ayrıca, Esmâ'ül Hüsnâ'nın harflerinin mânevî anlamları ve sayı değerleri de okuyucunun istifadesine sunulmuşturs.4. Bu zikirler, sâlikin kâinattaki ve kendi kalbindeki ilâhî tecellîleri müşâhede etmesine, böylece Hak ile kul arasında bir köprü kurmasına yardımcı olurK1. Nihayetinde, zikir, sâlikin esmâdan zâta urûc etmesini, yani her ismin tek bir Hak'ka ait olduğunu idrâk etmesini sağlarK1.

Kaynaklar: K1, s. 23 · Esmâü'l-Hüsnâ — s. 4

Ayrıntı

Esmâ'ül Hüsnâ'nın zikredilmesi, tasavvufta sâlikin mânevî yolculuğunda çeşitli faydalar sunar ve dört kademede ele alınırK1. Birinci kademe olan zikrî esmâ, 99 ismin tek tek tilâvet edilmesi ve virdlerde okunmasıyla ilgilidir. Bu uygulama, her ismin sâlikin kalbine yerleşmesini sağlarK1. Bu sayede, isimlerin mânevî enerjisi ve anlamı kulun iç dünyasına nüfuz eder. İkinci kademe ise ahlâkî esmâdır. "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanın" hadîsi doğrultusunda, sâlik zikrettiği isimlerin ahlâkî karşılıklarını kendi nefsinde yaşar. Örneğin, "er-Rahmân" ismini zikreden kişi merhametli, "el-Halîm" ismini zikreden kişi yumuşak huylu, "el-Latîf" ismini zikreden kişi ise latîf bir karaktere bürünürK1. Bu durum, kulun kötü huylardan arınarak iyi huylarla donanmasına vesile olur; "İyi hu-y-lu şikâyet etmez" ifadesiyle bu durum vurgulanırs.72. Üçüncü kademe mârifet kademesidir. Bu mertebede sâlik, isimleri sadece tilâvet etmekle kalmaz, aynı zamanda her ismin tecellîsini kâinatta ve kendi kalbinde müşâhede ederK1. Esmâ, bu aşamada Hak ile kul arasında bir köprü vazifesi görür, kulun ilâhî hakikatleri idrâk etmesine yardımcı olurK1. Dördüncü kademe ise zâtî esmâdır. Bu son mertebede sâlik, esmâdan zâta urûc eder; yani her ismin sahibinin tek bir Hak olduğunu idrâk eder. Esmâlar bu noktada, sâlikin gözünde "tek Hak'ın çoklu vechelerine" dönüşür, kesretten vahdete bir bakış açısı kazanılırK1. Ayrıca, Esmâ'ül Hüsnâ'nın harflerinin mânevî anlamları ve sayı değerleri de okuyucunun istifadesine sunulmuşturs.4. Bu derinlemesine çalışma, sâlikin mânevî yolculuğunu zenginleştirir ve ilâhî hakikatlere ulaşmasında önemli bir araç olur.

Kaynaklar: K1, s. 23 · Esmâü'l-Hüsnâ — s. 4, 72

Eserdeki 'Mü'min Aynası' kavramı ne demektir?

Eserdeki 'Mü'min Aynası' kavramı, Cenâb-ı Hakk'ın Mü'min isminin tecellîsiyle, kulun Hakk'a, Hakk'ın da kula ayna olmasını ifâde eder. Bu, hem Hakk'ın kulda zuhûru hem de kulun Hakk'ta zuhûru şeklinde tezâhür eden karşılıklı bir aynalama hâlidir. Özellikle "Mü'min Mü'minin aynasıdır" hadîs-i kudsîsi bu kavramın temelini oluşturur ve velâyetin (zuhûr hâlini kadîm hâline dönüştürmek) açılımı olarak görülürs.76. Bu aynalama, ariflerin kalplerinin temizlenmesiyle Hakk'ın cemâlini seyretmelerine imkân tanırs.63, 91.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 63, 76, 91

Ayrıntı

'Mü'min Aynası' kavramı, tasavvufta önemli bir idrâk mertebesini temsil eder. Bu kavram, Allah'ın Mü'min isminin tecellîsiyle doğrudan ilişkilidir; zira Mü'min ismiyle imana erişen sâlik, sonsuz bir tevhide girişerek gerçek varlığına dönüşürs.77. Bu dönüşüm, Hakk ile kul arasında bir aynalama ilişkisi doğurur. Bazen Hakk, kulun aynası olur ve kulda zuhûr eder; bazen de kul, Hakk'ın aynası olur ve Hakk'ın kulda zuhûrunu sağlars.77. Bu karşılıklı aynalama, "Mü'min Mü'minin aynasıdır" hadîs-i kudsîsinin faaliyeti olarak açıklanır ve velâyet hâlinin özeti olarak kabul edilirs.76. Arifler, tasarruftan geçip kalplerini temizlediklerinde, bu aynanın tertemiz hâle geldiğini ve Hakk'ın cemâlini seyrettiklerini belirtirlers.63, 91. Bu seyir hâli, "Ayinedir bu âlem her şey Hakk ile kâim / Mir'at-ı Muhammed'den Allah görünür dâim" beytiyle de ifâde edilir; bu, her şeyde Hakk'ın eserini ve nihayetinde kâmil insan aynasında kendi cemâlini seyretmesi olarak açıklanırs.97, 91. Bu aynalama, aynı zamanda peygamberlerin, özellikle de Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bir ayna oluşunu da kapsar; zira "Beni gören Hakk'ı gördü" (Men reani fekad real Hak) hadîsi, Muhammedi Mi'rac'ın ve Necm sûresinin aynası olarak zikredilirs.77, 210. Bu bağlamda, İnsân-ı Kâmil olan Hz. Muhammed (s.a.v.) de Hakk'ın aynasıdırs.77.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 63, 76, 77, 91, 97, 210

Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla derin bir etki bırakmıştır. Onun öğretileri, sâlikin nefsini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını idrak etmesi gibi temel tasavvufî prensiplere odaklanırK1.

Kaynaklar: K1, s. 1

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridirvikipedi. Onun irfan geleneğini modern döneme taşıyan çalışmaları, tasavvufun anlaşılması ve yaşanması noktasında büyük bir önem taşır. Terzibaba'nın öğretileri, özellikle sâlikin kendi nefsini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka bir varlık olmadığını ayân etmesi prensibine dayanırK1. Bu anlayış, halîfelik kavramının Terzibaba çizgisindeki yorumuyla yakından ilişkilidir; halîfelik, nefsin hilâfet iddiâsından soyutlanması (tezkiye) ve Hak'ın tecellîlerine mahal olması (tecellî) süreçlerini içerirK1. Terzibaba'nın ekolünden gelen müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi isimler bulunur; bu müellifler, onun riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde çeşitli sûre tefsirleri kaleme almışlardırvikipedi. Bu durum, Terzibaba'nın sadece kendi eserleriyle değil, aynı zamanda yetiştirdiği talebeleri aracılığıyla da tasavvufî mirası sürdürdüğünü gösterir.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Abdürrezzak Tek · K1, s. 1

Kitapta harflerin sayısal değerlerinden bahsedilmesi ne anlama geliyor?

Kitapta harflerin sayısal değerlerinden bahsedilmesi, tasavvufî bir yorum geleneği olan ebced hesabına dayanır ve bu sayede harflerin bâtınî mânâlarını, ilahî isimlerle (esmâ-i ilâhiyye) ve varlık mertebeleriyle olan ilişkilerini ortaya koymayı amaçlar. Bu sayısal değerler, harflerin sadece fonetik karşılıkları olmadığını, aynı zamanda gizli kodlar, şifreler ve manevî mertebelerin remizleri olduğunu gösterirs.4. Özellikle Hurûf-u Mukatta'a gibi Kur'ânî metinlerde harflerin sayısal değerleri üzerinden yapılan yorumlar, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimelerin derinliklerine inme çabasıdırK1.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 4 · K1, s. 5

Ayrıntı

Harflerin sayısal değerleri, tasavvufta cifrî yorum olarak bilinen bir geleneğin parçasıdırK1. Bu yorum, her harfin belirli bir sayısal karşılığı (ebced) olduğuna inanır ve bu sayılar üzerinden çeşitli manevî anlamlar ve ilişkiler keşfetmeyi hedefler (Ebced Hesabı). Örneğin, "Haliym" isminin harflerinin sayısal değerleri (Ha: 8, Lâm: 30, Ye: 10, Mim: 40) toplamı 88 eder ve bu sayıdan hareketle Hz. Muhammed'in şifre rakamı olan 13 ve yakîn mertebeleri olan 3'e ulaşılırs.220. Benzer şekilde, "Elif" harfinin sayı değeri 1 veya 13 olarak belirtilir ve bu harfin bütün manaların kaynağı olduğu ifade edilirs.74.

Bu sayısal değerler, esmâ-i ilâhiyyenin derinliklerini anlamak için bir anahtar görevi görür. "Hâlık" isminin harflerinin sayısal değerleri (Hı: 600, Elif: 1, Lam: 30, Kaf: 100) toplamı 731 olup, bu sayı 11'e indirgenerek "Tevhid-i Zât ve Hazreti Muhammed mertebesi" ile ilişkilendirilir. Ayrıca her harf, "Halkıyet", "Ahadiyet", "Ulûhiyet" ve "Kün emrinin kudret sıfatıyla zuhur olması" gibi farklı ilahî mertebeleri temsil eders.193. "Rahmân" isminin sayısal değeri olan 298'in toplamı 19'a ulaşır ve bu da "İnsân-ı Kâmil'in şifre rakamı" olarak yorumlanırs.206. Bu tür yorumlar, harflerin ve kelimelerin sadece dışsal anlamlarını değil, aynı zamanda içsel ve gizli hakikatlerini de barındırdığına olan inancı yansıtır. Bu, tasavvufun bâtınî yorum geleneğinin bir parçasıdır ve harflerin ledünnî mânâlarını keşfetme çabasıdırK1.

Kaynaklar: K1, s. 85 · Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 74, 193, 206, 220

Esmâü'l-Hüsnâ'yı anlamak manevi yolculukta nasıl bir basamaktır?

Esmâü'l-Hüsnâ'yı anlamak, manevi yolculukta sâlikin Hak'la olan bağını derinleştiren ve O'na teveccüh kapılarını açan temel bir basamaktır. Bu isimler, Allah'ın zâtının bilinme yolları ve her biri bir tecellî mertebesi olarak işlev görürK1. Sâlik, esmânın zikriyle başlayıp ahlâkî tezahürleriyle devam eden ve nihayetinde Hak'ın isimlerinin kâinattaki ve kalbindeki müşâhedesine ulaşan dört kademeli bir idrâk sürecinden geçer. Bu süreçte esmâ, kul ile Hak arasında bir köprü vazifesi görerek sâlikin kesretten vahdete, yani tek Hak'ın çoklu vechelerine bakışını sağlarK1.

Kaynaklar: K1, s. 23

Ayrıntı

Esmâü'l-Hüsnâ'yı anlamak, tasavvufta dört kademeli bir manevi yolculuğu ifade eder. Birinci kademe, zikrî esmâdır. Bu aşamada sâlik, Allah'ın 99 ismini tek tek tilâvet eder, virdlerinde okur ve her ismin kalbine yerleşmesini hedeflerK1. Bu, ismin lafzıyla ve tekrarıyla kalbi arındırma ve Hak'a yönelme çabasıdır. İkinci kademe, ahlâkî esmâdır. Bu mertebede sâlik, "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanın" (tehallaku bi-ahlâkillâh) hadîsinin amelî karşılığını yaşar. Örneğin, "er-Rahmân" isminin tecellîsiyle merhametli, "el-Halîm" isminin tecellîsiyle yumuşak huylu, "el-Latîf" isminin tecellîsiyle latîf bir karaktere bürünürK1. Bu, ismin manasını kendi nefsinde tezahür ettirme çabasıdır. Üçüncü kademe, mârifet kademesidir. Bu aşamada sâlik, isimleri sadece tilâvet etmekle kalmaz, aynı zamanda onları müşâhede eder. Her ismin tecellîsini kâinatta ve kendi kalbinde gözlemler. Bu mertebede esmâ, Hak ile kul arasında bir 'köprü' hâline gelir ve sâlikin Hak'la olan bağını derinleştirirK1. Dördüncü kademe ise zâtî esmâdır. Bu son mertebede sâlik, esmâdan zâta urûc eder; yani her ismin sahibinin tek bir Hak olduğu idrâkine ulaşır. Bu aşamada esmâlar hâlâ isimdir, ancak sâlikin gözünde 'tek Hak'ın çoklu vechelerine' dönüşür, bu da kesretten vahdete bir bakışı temsil ederK1. Bu yolculuk, sâlikin manevi idrâkini genişleterek Hak'ın isimleri aracılığıyla O'nun zâtına yaklaşmasını sağlar.

Kaynaklar: K1, s. 23

Bu eser sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?

Necdet Ardıç'ın Esmâü'l-Hüsnâ adlı eseri, tasavvufî bir içeriğe sahip olmakla birlikte, sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik değildir. Eser, tasavvuf ehlinin Hakk'a havale etme, aldanmayı tercih etme ve fenalık edenlere dahi iyilik yapma gibi ahlakî prensiplerinis.149 ve ilm-i ledün olarak tanımlanan tasavvuf ilminis.12 ele almaktadır. Ancak, eserdeki bazı oluşumların "özel" ve "genel değil" olduğu belirtilereks.67, tasavvufî hakikatlerin herkes tarafından aynı seviyede idrak edilemeyebileceği ima edilmektedir. Bu durum, eserin tasavvufî derinliği olan konuları içerdiğini, fakat genel okuyucuya da hitap eden ahlakî ve manevî boyutları olduğunu göstermektedir.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 12, 67, 149

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın Esmâü'l-Hüsnâ eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşidin kaleminden çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Eserin içeriği, tasavvufun temel kavramlarını ve ahlakî prensiplerini ele almaktadır. Örneğin, tasavvuf ehlinin bütün işlerini Hakk'a havale etmesi, aldatmaktan ziyade aldanmayı tercih etmesi ve kendilerine fenalık edenlere dahi iyilik yapması gibi özellikler vurgulanırs.149. Bu tür ahlakî öğretiler, sadece tasavvuf ehli için değil, genel olarak manevî gelişim arayan herkes için geçerli ve faydalı olabilir.

Eserde "ilm-i ledün ve tasavvuf" olarak adlandırılan bir ilimden bahsedilir ve akl-ı cüz'înin dünyevî meşguliyetlerine karşılık, bu ilmin daha derin bir idrak seviyesini temsil ettiği belirtilirs.12. Bu, eserin tasavvufî derinliklere sahip olduğunu ve bu alanda bilgi edinmek isteyenlere hitap ettiğini gösterir. Ancak, eserdeki bazı "oluşumların özel" ve "genel değil" olduğu ifadesis.67, tasavvufî hakikatlerin herkes tarafından aynı seviyede idrak edilemeyebileceğini, bazı bilgilerin belirli bir manevî olgunluk gerektirdiğini ima eder. Bu durum, eserin tasavvufî sülûk içinde olanlar için özel bir rehber niteliği taşıdığını, ancak genel okuyucunun da bu eserden ahlakî ve manevî dersler çıkarabileceğini düşündürmektedir. Eser, tasavvufun "beş hazret mertebeleri içinde önemli bir sahayı teşkil" eden Esmâü'l-Hüsnâ konusunu işleyereks.3, bu alandaki bilgi eksikliğini gidermeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, eser hem tasavvufî derinlik arayanlara hem de genel manevî bilgi edinmek isteyenlere hitap etmektedir.

Kaynaklar: Esmâü'l-Hüsnâ, Cilt 1 — s. 3, 12, 67, 149

Kitapta geçen 'el-Kuddûs' ismi günlük hayatta nasıl tecellî eder?

Verilen kaynaklarda "el-Kuddûs" isminin günlük hayatta nasıl tecelli ettiğine dair doğrudan bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, Esmâü'l-Hüsnâ kitabında Allah'ın diğer isimlerinin günlük hayattaki tecellileri ve sâlikin bu isimlerle olan ilişkisi genel bir çerçevede ele alınmıştır. Bu çerçeveden hareketle, her ismin sâlikin niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde bir işleyişe sahip olduğu ve bu isimlerin tecellilerinin kişinin hayatında farklı şekillerde zuhur ettiği anlaşılmaktadır. Özellikle, "KABZ", "BÂSIT", "MUZİL", "HAFİYZ" gibi isimlerin tecellileri üzerinden örnekler verilerek, ilahî isimlerin kişinin yaşadığı olaylar, hissettiği haller ve elde ettiği idrakler üzerindeki etkisi vurgulanmıştır.

Ayrıntı

Tasavvufî bir kavramın sâlikin günlük hayatındaki işleyişi dört eksende değerlendirilir: niyet, fiil, hâl ve mârifetK2. Her ne kadar "el-Kuddûs" ismine özel bir açıklama olmasa da, diğer ilahî isimlerin tecellileri bu genel çerçevede anlaşılabilir. Örneğin, "KABZ" isminin tecellisi, kişinin nefsini alt etmesi ve zorluklar karşısında sabretmesiyle ilişkilendirilirken, "BÂSIT" isminin tecellisi ruhlara ferahlık vermesi, rızıkları arttırması ve uzun bir gecenin ardından sabahın gelmesi gibi durumlarla açıklanırs.81. Bu durumlar, sâlikin hayatında karşılaştığı sıkıntıların bir terbiye metodu olarak görülmesi ve ardından gelen ferahlığın ilahî bir lütuf olarak idrak edilmesiyle "hâl" ve "mârifet" eksenlerinde tecelli eder.

Benzer şekilde, "MUZİL" isminin tecellisi, kişinin benliğini terk etmesi ve nefsini zelil etmesiyle ortaya çıkars.89. Bu, sâlikin "niyet" ekseninde tevazuya yönelmesi ve "fiil" ekseninde gururdan kaçınmasıyla gerçekleşir. "HAFİYZ" isminin tecellisi ise, kişinin küçük görülmekten korunması ve asaletini muhafaza etmesiyle açıklanırs.102. Bu, sâlikin "hâl" ekseninde izzet ve şeref hissetmesi, "mârifet" ekseninde ise ilahî korumanın farkına varmasıyla ilişkilidir.

Ayrıca, "el-Mü'mit" isminin tecellisi, ölümü bir diriliş olarak telakki etmek ve ebedî hayata intikali anlamakla açıklanırs.124. Bu, sâlikin "mârifet" ekseninde ölümün hakikatini idrak etmesi ve "hâl" ekseninde ölüm korkusundan arınmasıyla ilgilidir. Genel olarak, ilahî isimlerin günlük hayattaki tecellileri, sâlikin yaşadığı olaylar karşısında kalbinin yönelimi (niyet), uzuvlarının ameli (fiil), kalbinin keyfiyeti (hâl) ve bilgi ile idrakinin gelişimi (mârifet) üzerinden gerçekleşirK2. Bu tecelliler, kişinin Allah'a olan sevgisini arttırması ve O'nun emirlerine uymasıyla daha belirgin hale gelirs.112.

Kaynaklar: K2 · Esmâü'l-Hüsnâ — s. 81, 89, 102, 112, 124