İçeriğe atla
Fâtır Sûresi kapak gorseli

Fâtır Sûresi

120 sayfa~180 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiİslam DiniVahiyAyetSûrelerin Faziletleriİslam HukukuAkaidTasavvufAhlakİslam TarihiArap Dili ve Edebiyatı

Sıkça Sorulan Sorular

Bu eser Fâtır Sûresi'ni nasıl ele alıyor?

Necdet Ardıç'ın "Fâtır Sûresi" adlı eseri, sûreyi hem zâhirî hem de bâtınî anlamlarıyla ele alarak tasavvufî bir tefsir sunar. Eser, Fâtır isminin "yoktan var eden, benzersiz bir şekilde yaratan ve hakikatleri açığa çıkaran" anlamlarına odaklanır ve Allah'ın her an Fâtır sıfatıyla âlemleri yeniden var ettiğini vurgulars.10. Sûrenin ana temaları arasında Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden kâinat olayları, öldükten sonra dirilme, Allah'ın nimetleri ve mü'min ile kâfir arasındaki farklar yer alırs.3. Eser, Terzibaba'nın feyiz pınarından gelen ilhamlarla yazılmış olup, okuyucuların idrak ve feyiz kapılarının açılmasına, müşâhede ehli olmalarına vesile olmayı amaçlars.2, 111.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 2, 3, 10, 111

Ayrıntı

Eser, Fâtır Sûresi'ni "zuhur ve tecelli sûresi" olarak tanımlar ve insanın yeryüzünde görünmesinin Âdem a.s. ile başladığını belirtirs.7. Fâtır kelimesinin lugat anlamı olan "yarmak"tan hareketle, daha önce örneği geçmeksizin ilk olarak yaratmak mânâsına geldiği ifade edilirs.11. Muhyiddin İbn-i Arabî'nin yorumuna göre Fâtır ismi, "varlıkları benzersiz bir şekilde yoktan var eden ve hakikatlerini açığa çıkaran" anlamını taşır ve Allah'ın her an bu sıfatıyla âlemleri yeniden var ettiği vurgulanırs.10. Sûre, Allah'ın rahmet dizisinden açtığı şeyi kimsenin imsâk edemeyeceğini, imsâk ettiğini de kimsenin irsal edemeyeceğini beyan eden âyetle (Fâtır, 35/2) Allah'ın mutlak kudretini ortaya koyars.25. Ayrıca, sûrede kulların mertebeleri ele alınır: nefsine zâlim olan taklitçiler, iyilik ile kötülük arasında ortada olanlar ve hayırlar ile ileriye giden vâsıl olmuş olanlars.82. Eser, Fâtır 35:15 ayetine atıfla, insanın Allah'a karşı tam bir fakr ve acziyet içinde olduğunu, Allah'ın ise Ganî olduğunu belirtirs.55. Bu çalışma, Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan eserlerinden biri olarak, okuyucuların sûrenin derin anlamlarından azami istifade etmelerini ve müşâhede ehli olmalarını niyaz eders.111. Eser, Terzibaba'nın feyiz pınarından gönle akan ilhamlarla hazırlanmış olup, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterilmiştirs.2.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 2, 7, 10, 11, 25, 55, 111 · Fâtır, 35/32; Fâtır Sûresi — s. 82

Eserin yazarı Terzi Baba Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Kendisi "Terzi Baba" mahlasıyla tanınır ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi ve çeşitli divanları (Necdet Divanı, Hacc Divanı) gibi çalışmalarıyla öne çıkmaktadırs.112, s.118, s.123. Tasavvufî anlayışında namaz kavramı üzerine yüksek lisans tezi dahi hazırlanmıştırs.119.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 112, 118, 119, 123

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzi Baba" olarak bilinen ve Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşiddir. Tasavvufî irfanı modern döneme taşıyan önemli isimlerden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayretinde olmuştur. Kendisinin kaleme aldığı veya derlediği birçok eser bulunmaktadır. Bunlar arasında İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri, Lübb’ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler gibi kitaplar yer almaktadırs.112. Ayrıca Necdet Divanı, Hacc Divanı ve "Tüm şiirlerim" başlığı altında toplanan Terzi Baba divanı gibi divanları da mevcutturs.118, s.129. Fusûsu’l-Hikem üzerine şerh çalışmaları da bulunmaktadırs.123. Necdet Ardıç'ın tasavvuf anlayışında namaz kavramı üzerine Canan Çalışkan tarafından yüksek lisans tezi hazırlanmıştırs.119. Eserleri arasında Gönülden Esintiler serisi de yer almakta olup, bu seride Rahmân Sûresi ve Vahiy ve Cebrail gibi konuları ele almıştırs.123. Mektuplar ve zuhuratlar serisi ile istişare dosyaları da Terzi Baba'nın çalışmalarının bir parçasıdırs.114, s.119. Kendisi Tekirdağ'da ikamet etmektedirs.1.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 1, 112, 114, 118, 119, 123, 129

İ'şârî tefsir nedir?

İ'şârî tefsir, Kur'an ayetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî ve derûnî mânâlarına işaret eden bir tefsir yöntemidir. Bu yaklaşım, ayetlerin lafzî manalarını inkâr etmeyip, onlara ek olarak tasavvufî ve irfânî hakikatleri keşfetmeyi hedefler. Necdet Ardıç ekolünde ve İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsirinde görüldüğü üzere, ayetlerin içsel boyutlarına odaklanarak, sâlikin mânevî yolculuğuna rehberlik eden hikmetleri ortaya koyar. Bu tefsir, "yaratma" kelimesini dahi "zuhur ve tecelli" ifadeleriyle yorumlayaraks.15, varlığın Hak'tan tenezzülünü ve tecellisini vurgular.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 15

Ayrıntı

İ'şârî tefsir, Kur'an ayetlerinin sadece görünen, dışsal anlamlarıyla yetinmeyip, onların ardındaki gizli, içsel ve mânevî boyutları açığa çıkarmayı amaçlayan bir tefsir türüdürs.8. Bu yöntem, ayetlerin lafzî manalarını reddetmez; aksine, bu manaların ötesindeki tasavvufî ve irfânî hakikatlere işaret eder. Necdet Ardıç'ın eserlerinde ve Abdürrezzak Tek gibi müelliflerin çalışmalarında bu yaklaşım belirgin bir şekilde görülürvikipedi. Örneğin, Fâtır Sûresi'nin tefsirinde "Haleka" (yaratma) kelimesi, irfan ehli tarafından "zuhur ve tecelli" ifadeleriyle açıklanırs.15. Bu, varlığın Hak'tan tedrîcî bir şekilde ortaya çıkışı, yani Hazarât-ı Hamse'deki tenezzülât mertebeleriyle ilişkilendirilebilirK1.

İ'şârî tefsirde, ayetlerdeki kelimeler ve kavramlar, Hakk'ın varlıktaki tecellilerini ve bu tecellilerin farklı mertebelerini anlamak için birer anahtar olarak kullanılır. Örneğin, Fâtır Sûresi'ndeki "Fatara" kelimesinin "yarmak" mânâsından "ilk olarak yaratmak" mânâsına geçişi, yaratılışın başlangıcındaki ilahî fiili ve ahiret yaratılışını dahi kapsayan geniş bir perspektifi sunars.11. Bu tefsir, aynı zamanda, vehim veren kuvvetin "Allah ötelerdedir" diyerek var olanı yokmuş gibi göstermesine karşı, Hakk'ın bütün âlemlerde sâri ve câri olduğunu vurgulars.34. İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri de bu işârî tefsir geleneğinin önemli bir temsilcisidirvikipedi. Bu tefsir anlayışı, tıpkı farklı renklerdeki camların güneşi farklı şekillerde göstermesi gibi, her bir varlığın veya olayın Hakk'ın tecellisine farklı bir istidatla ayna olduğunu ifade eders.57.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 8, 11, 15, 34, 57 · Vikipedi: Necdet Ardıç, Abdürrezzak Tek, İsmail Hakkı Bursevî · K1, s. 297

Eserde geçen 'kör ile görenin bir olmaması' ne anlama geliyor?

Eserde geçen "kör ile görenin bir olmaması" ifadesi, tasavvufî mânâda zâhirî körlük ile bâtınî görüş arasındaki farkı, yani basîret sahibi olmakla ondan mahrum kalmak arasındaki ayrımı vurgular. Bu ifade, Fâtır Sûresi'nin 19. ayetine dayanır: "Vemâ yestevî-l-a’mâ velbasîr(u)"K1. Tasavvufta "gören", eşyanın hakikatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hak'la olan bağını idrâk eden kalp gözü (basîret) sahibidirK1. "Kör" ise, his gözüyle bakan, Hak'ın zıddı olarak görülen ve hakikatleri göremeyen kişiyi temsil ederK1. Bu ayrım, karanlık ile aydınlığın, gölge ile sıcaklığın, diriler ile ölülerin bir olmaması gibi temel zıtlıklarla pekiştirilirK1.

Kaynaklar: K1, s. 8, 65

Ayrıntı

"Kör ile görenin bir olmaması" ilkesi, tasavvufta basîret kavramının merkezî önemini ortaya koyar. Basîret, zâhir gözünün göremediğini gören kalp gözünün adıdır; eşyanın hakikatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hak'la olan bağını idrâk etme melekesidirK1. Fâtır Sûresi'ndeki "kör ile gören eşit olamaz"K1 ayeti, bu hakikatin Kur'ânî dayanağını oluşturur. Eser, his gözüyle bakanı "kör" olarak niteler ve onu "putperest" olarak tanımlar, hatta "Bizim zıddımız" tabirini kullanırK1. Bu, zâhirî görüşe takılıp kalanların, Hak'ın ayetlerindeki derin mânâları idrâk edemediği anlamına gelir. Kalp gözü ise, fizikî gözün sınırlarının ötesindeki hakikatleri — Hak'ı, esmâî tecellîleri, gayb âlemini — gören melekedirK1.

Bu ayrım, sadece bir görme farklılığı değil, aynı zamanda bir idrâk ve hakikat mertebesi farkıdır. Kör olanlar, dalâlet içinde olup Hak'ın ayetlerine inanıp teslimiyette olanlar gibi Kur'ân'ı dinleyemezlerK1. Görenler ise, basîretleri sayesinde Hak'ın tedbîrini sezer, ilhâmî işâretler hisseder ve nefs perdeleri inceldiğinde gaybî hakikatleri, kâinattaki esmâî tecellîleri görmeye başlarlarK1. Bu, ilm-i ledünnî ile bağlantılı bir keşif halidirK1. Eser, bu durumu karanlıklar ile aydınlığın, gölge ile sıcaklığın, diriler ile ölülerin bir olmaması gibi temel zıtlıklarla açıklarK1. Dolayısıyla, "kör ile görenin bir olmaması", tasavvufî sülûkta basîretin kazanılmasıyla elde edilen bâtınî idrâk ile zâhirî görüşe takılıp kalmanın getirdiği hakikat körlüğü arasındaki derin farkı ifade eder.

Kaynaklar: K1, s. 5, 8, 46, 65, 231

Bu kitap sadece tasavvuf yolunda olanlar için mi?

Hayır, verilen kaynaklara göre bu kitap sadece tasavvuf yolunda olanlar için değildir. Kitap, Hak'ın varlığını anlamak için kişinin iç âlemini aydınlatan vahyi bilgiler olan "Kitâbi-l munir"is.77 ve Kur'an'ın öğretilerini hayatın her alanında uygulamak suretiyle içsel bir dönüşüm yaşanmasınıs.80 hedeflemektedir. Bu bağlamda, Fâtır Sûresi'nin 32. ayetinde belirtildiği üzere, "o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras olarak verdik" ifadesiyle, kitabın hitap ettiği kitlenin sadece tasavvuf ehliyle sınırlı olmadığı, bilakis Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler de dahil olmak üzere geniş bir kitleyi kapsadığı anlaşılmaktadırs.9, s.82.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 9, 77, 80, 82

Ayrıntı

Verilen kaynaklar, kitabın tasavvuf yolunda olanlardan daha geniş bir kitleye hitap ettiğini göstermektedir. Kitap, "Kitâbi-l munir" olarak tanımlanan, Hak'ın varlığını anlamak için kişinin iç âlemini aydınlatan vahyi bilgileri içermektedirs.77. Bu tür bilgiler, sadece tasavvuf ehli için değil, genel olarak Hakikat arayışında olan herkes için geçerlidir. Ayrıca, Kur'an'ın tilavetinin sadece metni okumakla kalmayıp, öğretilerini hayatın her alanında uygulamak ve bu yolla içsel bir dönüşüm yaşamak olduğu belirtilmiştirs.80. Bu içsel dönüşüm, tasavvufî bir pratik olmakla birlikte, her müminin ulaşmaya çalıştığı bir hedefi ifade eder.

Fâtır Sûresi'nin 32. ayeti, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır" şeklinde ifade edilmiştirs.9, s.82. Bu ayet, kitabın hitap ettiği kitlenin üç farklı gruba ayrıldığını açıkça ortaya koymaktadır: kendine zulmedenler, ortada olanlar ve hayırlı işlerde öne geçenler. Bu gruplar arasında sadece "hayırlı işlerde öne geçenler" tasavvuf yolundaki sâliklere işaret edebilirken, diğer iki grup tasavvuf yolunda olmayan ancak yine de kitaptan istifade edebilecek geniş bir kitleyi temsil etmektedir. Dolayısıyla, kitap sadece tasavvuf yolunda olanlara değil, tüm müminlere ve Hakikat arayışında olanlara yöneliktir. İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen kişilere yapılan teşekkürler des.2, kitabın geniş bir okuyucu kitlesine ulaşma arzusunu yansıtmaktadır.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 2, 9, 77, 80, 82

Sûreye ismini veren 'Fâtır' kelimesinin tasavvufî anlamı nedir?

Fâtır kelimesi, tasavvufta Cenâb-ı Hakk'ın varlıkları benzersiz bir şekilde yoktan var etmesini ve hakikatlerini açığa çıkarmasını ifade eden bir isimdir. Bu kelime, Fâtır Sûresi'ne adını vermiş olup, Allah'ın her an âlemleri yeniden var etme ve zuhur ettirme faaliyetini vurgulars.12. İrfan ehli, yaratma kelimesi yerine "zuhur ve tecelli" ifadelerini kullanarak, Fâtır isminin Allah'ın sürekli ve kesintisiz yaratma eylemini, yani varlıkların yoktan var edilip açığa çıkarılmasını işaret ettiğini belirtirlers.15. Bu bağlamda Fâtır, Allah'ın Uluhiyyet mertebesindeki tüm isim ve sıfatlarının zuhurunun kaynağı olarak da anlaşılır (Uluhiyyet).

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 12, 15

Ayrıntı

Fâtır kelimesi, lügatte "yarmak, kabuğunu yarıp ortaya çıkmak, yaratıp ortaya çıkarmak" anlamındaki "fatr" kökünden türemiştirs.11. Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde de belirtildiği üzere, "fatara" aslında yarmak mânâsına gelir ve daha önce örneği geçmeksizin ilk olarak yaratmak mânâsına meşhur olmuşturs.9. Tasavvufî idrakte ise bu kelime, Allah'ın "varlıkları benzersiz bir şekilde yoktan var eden ve hakikatlerini açığa çıkaran" sıfatını temsil eders.12.

Fâtır Sûresi, adını bu kelimeden almıştır ve "zuhur ve tecelli sûresi" olarak kabul edilirs.4. Bu sûre, Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden kâinat olaylarını, öldükten sonra dirilmeyi, Allah'ın nimetlerini ve mü'minle kâfir arasındaki farkı konu edinirs.3. İbn-i Arabî'ye göre Allah, her an Fâtır sıfatıyla âlemleri yeniden var etmektedirs.12. Bu, Allah'ın Rububiyet esmasının tahakkuku, Ahadiyet mertebesinden ifaza edilerek ef'al âleminde faaliyete geçmesi olarak açıklanırs.16.

İrfan ehli, "halaka" kelimesiyle ifade edilen yaratma yerine "zuhur ve tecelli" ifadelerini tercih ederek, Fâtır isminin derin mânâsını vurgulars.15. Bu, sadece bir yaratma eylemi değil, aynı zamanda varlıkların Allah'ın isim ve sıfatlarının birer tecellisi olarak ortaya çıkmasıdır. Fâtır Sûresi'nin ilk âyetinde "halaka" yerine "fatır" kelimesinin kullanılması, bu farklı ve özel yaratma biçimine işaret eders.2. Bu bağlamda Fâtır, Allah'ın rahmet dizisinden açtığı şeyleri kimsenin imsâk edemeyeceği, imsâk ettiği şeyleri de kimsenin irsal edemeyeceği hakikatini de içerirs.25.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 2, 3, 4, 9, 11, 12, 15, 16, 25

Kitabı okurken nelere dikkat etmeliyim?

Bir kitabı okurken dikkat edilmesi gereken temel husus, okuyucunun kendi hakikatini idrak etme ve mânevî sülûkunda ilerleme gayesidir. Bu süreçte, metinlerdeki esmâî tecellîleri ve manevî makamları anlamaya çalışmak, zâhirî bilginin ötesindeki bâtınî mânâlara nüfûz etmek önemlidir. Özellikle Kur'ân-ı Kerîm gibi kutsal metinlerin "konuşan Kur'ân"s.81 olan İnsân-ı Kâmil'in mirası olduğu bilinciyle yaklaşılmalı, harflerin ve kelimelerin ardındaki ledünnî mânâlar keşfedilmeye çalışılmalıdır (Hurûf-u Mukatta'a, K1-85). Okuma esnasında riyâ gibi kalbî hastalıklardan sakınarak niyetin yalnızca Hakk'a yönelmesi, mâsivâya meyletmemek ve keşif, ilham gibi hâlleri dahi birer mâsivâ olarak görüp bunlara takılıp kalmamak gereklidirs.29.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 81 · Riyâ, K1-3; Fâtır Sûresi — s. 29

Ayrıntı

Bir kitabı okurken dikkat edilmesi gerekenler, sâlikin mânevî yolculuğunda ilerlemesine hizmet etmelidir. Öncelikle, okuyucu metinlere basîret ile yaklaşmalıdır. Basîret, kalbin gözü olup, zâhirî gözün göremediği eşyanın hakikatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hakk ile olan bağını idrak etme melekesidir (Basîret, K1-231). Bu, metinlerdeki her bir kelimenin, hatta hurûf-u mukatta'a gibi kesik harflerin dahi birer esmâî tecellî veya manevî makam rumuzu olduğunu anlamaya çalışmakla mümkündür (Hurûf-u Mukatta'a, K1-85). Örneğin, Elif-Lâm-Mîm gibi harflerin esmâî veya mertebevî yorumları, okuyucuyu derin mânâlara yönlendirebilir (Hurûf-u Mukatta'a, K1-85).

Okuma sürecinde niyetin murâkabesi büyük önem taşır. Okuyucu, kitabı kim için okuduğunu, neyi hedeflediğini sürekli sorgulamalıdır. Riyâdan, yani amelin ihlâstan sapmasından ve niyetin Hak yerine halka yönelmesinden kaçınmak esastır (Riyâ, K1-3). Sûfîler, keşif, ilham ve keramet gibi hususları dahi birer mâsivâ olarak görmüşler ve bunlara takılıp kalmanın tehlikesine dikkat çekmişlerdirs.29. Dolayısıyla, okuma esnasında elde edilen mânevî açılımlar veya idrakler dahi birer imtihan olarak görülmeli, bunlara bağlanıp kalmaktan sakınılmalıdır.

Ayrıca, okuyucu kendi varlığının Azrâîl'i olmamak adına, kendi hakikatini ve rûhâniyetini faaliyete geçirmeye odaklanmalıdırs.23. Kitap, sadece bilgi edinme aracı değil, aynı zamanda kişinin kendi iç dünyasına dönerek hakikatini yaşamaya çalıştığı bir rehber olmalıdır. Bu bağlamda, "konuşan Kur'ân" olan İnsân-ı Kâmil'ins.81 rehberliği ve Kur'ân'ın miras olarak alınmasıs.83 okuma eylemine derin bir boyut kazandırır. Her şeyin Hakk'ın hükmüyle olduğu bilinciyle, ne kötüye üzülmeli ne de iyiyi kendinden bilmelidirs.37.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 23, 29, 37, 81, 83

Bu eserde hangi kaynaklardan faydalanılmıştır?

Bu eserde, tasavvufî ve İslâmî ilimlerin temel metinleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan faydalanılmıştır. Özellikle Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf metinleri ana referans noktalarıdırs.113. Bunun yanı sıra, tasavvuf edebiyatının önemli eserlerinden Mesnevî-i Şerîf (Ahmed Avni Konuk Şerhi ile birlikte), İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi metinler de kaynak olarak kullanılmıştırs.113. Ayrıca, Terzibaba'nın kendi eserlerinden "Hayal Vadisinin Çıkmaz Sokakları" gibi çalışmalarına da atıfta bulunulmuşturs.120. Bu kaynaklar, eserdeki tasavvufî kavramların ve tevhid anlayışının derinlemesine işlenmesine zemin hazırlamıştır.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 113, 120

Ayrıntı

Eserdeki kaynakça bölümü ve metin içi atıflar incelendiğinde, temel olarak üç ana kategoride kaynaklardan istifade edildiği görülmektedir. Birincisi, İslâm'ın ana metinleri olan Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf'tirs.113. Bu metinler, eserdeki pek çok tasavvufî kavramın ve yorumun dayanağını oluşturur. Örneğin, Fâtır Sûresi'nin 52. sayfasında Rûm Sûresi'nin 30/50. ayeti ile Fâtır Sûresi'nin 35/13. ayetine işaret edilerek ilahî rahmetin eserleri ve gece ile gündüzün değişimi gibi konular açıklanmıştır. İkinci kategori, tasavvuf edebiyatının klasik eserleridir. Bu kapsamda, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'i, Ahmed Avni Konuk Şerhi ile birlikte referans gösterilmiştirs.113, s.120. Ayrıca, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i ve Abdülkerîm el-Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil'i gibi tasavvuf felsefesinin temel taşları da kaynaklar arasında yer almaktadırs.113. Bu eserler, halîfelik, esmâ-i ilâhiyye'nin zuhuru, mükâşefe ve tevhid gibi konuların tasavvufî derinliğini sağlamıştır. Üçüncü olarak, eserin yazarı Terzibaba'nın kendi eserlerine de atıflar bulunmaktadır. Örneğin, "Hayal Vadisinin Çıkmaz Sokakları" adlı eseri, belirli konuların daha geniş anlaşılması için bir referans olarak belirtilmiştirs.120. Bu durum, eserin Terzibaba'nın kendi tasavvufî çizgisini ve yorumunu yansıttığını göstermektedir. Ayrıca, eserde "vehb" (Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim) ve "kesb" (çalışılarak kazanılan ilim) gibi ilim türlerine yapılan vurgu das.113, tasavvufî bilgi edinme yollarının çeşitliliğini ve kaynakların bu bağlamda nasıl kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Kaynaklar: Fâtır Sûresi — s. 113, 120