
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın Fussilet Sûresi tefsiri ne anlatıyor?⌄
Terzibaba'nın Fussilet Sûresi tefsiri, Kur'ân-ı Kerîm'in 41. sûresi olan Fussilet Sûresi'nin irfanî bir bakış açısıyla yorumlanmasıdır. Bu tefsir, Terzibaba Necdet Ardıç'ın tasavvufî geleneği içinde, sûrenin zâhir ve bâtın nûrlarından bu dünyada iken yararlanma gayesini taşır. Özellikle sûrenin 3. âyetinde geçen "Fussılet" kelimesinden adını alan bu eser, Allah'ın âyetlerinin âfâk ve enfüste tecellî ettiğine işaret eden (Fussilet Sûresi, 41/53) gibi derin mevzuları ele alarak sâlikin Hakikat-i İlâhiyye'ye ulaşmasına rehberlik etmeyi amaçlars.1, 3.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 1, 3
›Ayrıntı
Terzibaba'nın Fussilet Sûresi tefsiri, Necdet Ardıç İrfan Sofrası ve Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi kapsamında vücuda getirilmiş bir çalışmadırs.1. Bu tefsir, Kur'ân-ı Kerîm'de yolculuk adlı sohbetler ve kitaplar serisinin bir parçası olup, sûrenin zâhir ve bâtın nûrlarından istifade etme gayesiyle kaleme alınmıştırs.3. Eser, adını sûrenin 3. âyetinde geçen "Fussılet" kelimesinden almaktadırs.3. Terzibaba, bu tefsiri yazma fikrini uzun zamandır taşıdığını ve dokuzuncu Umresi sırasında (10/07/2010) bu çalışmaya başladığını belirtirs.2, 6. Daha sonraki Umrelerinde de notlarını yanına alarak yazmaya devam etmiştirs.2, 5. Tefsirin içeriğinde, sûrenin giriş âyetleri, kelime ve harf sayıları gibi yapısal bilgiler yer alırkens.3, asıl odak noktası sûrenin irfanî ve tasavvufî derinlikleridir. Özellikle Fussilet Sûresi'nin 53. âyetinde geçen "Senürihim Âyatina fil âfaki vefi enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehül Hakk'u" (Âyetü'l-Nûr) ifadesi, Allah'ın âyetlerinin hem dış dünyada (âfâk) hem de insanın kendi nefsinde (enfüs) tecellî ettiğine işaret ederek, sâlikin Hakikat'i idrâk etmesi yolunda önemli bir mevzuya dikkat çekers.83. Bu tefsir, Terzibaba geleneğinin Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlama çabasının somut bir örneğidir (Muharrem Avan, WIKI).
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 1, 2, 3, 5, 6, 83
Bu eser kimin için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın Fussilet Sûresi tefsiri, tasavvufî irfan yolunda ilerleyen, Hakk hakikat ve irfaniyet üzere hayatlarını sürdüren, Hakk'ın esmâsını kendi benliğinde taşıyan ve bu esmâyı Hakk için kullanarak rızasını kazanan kimseler için yazılmıştır. Eser, özellikle "kâmil insan" mertebesine ulaşmış veya bu yolda gayret gösteren, Hak ile kendi arasındaki perdeleri kaldırarak gerçek dostluğa (velâyete) ermek isteyen sâliklere hitap eder. Bu tefsir, zâhirî gafletten uzaklaşıp, esmâ-i ilâhiyyenin zuhurunu idrak edebilen, nefsinin hizmetinde olmayan ve Hak'tan gelen ilim yükünü gönüllere aktarabilen kimselere yönelik derin bir rehber niteliğindedirs.76, s.57, s.33.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 33, 57, 76
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın Fussilet Sûresi tefsiri, tasavvufî bir bakış açısıyla kaleme alınmış olup, belirli bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Eser, öncelikle "Hakk hakikat ve irfaniyyet üzere hayatlarını sürdürürken" sabreden kimselere yöneliktirs.57. Bu kişiler, zâhirî kötülüğe karşı iyilik yapmanın ve bu hususu irfan yoluyla anlamanın derinliğini idrak edebilenlerdir. Tefsir, aynı zamanda "kendilerine emâneten verilen esmâ-i İlâhiyye ve sıfat-ı zâtiyyeleri, Hakk için kullanarak, onları razı eden kimseler" için yazılmıştırs.33. Bu kimseler, merziyye (razı olunmuş) kimselerden olup, ahirette dahi yardıma mazhar olacaklardır; bu durum, dünyada muhacirlere ensarın yardım etmesine benzetilirs.33.
Eser, "kâmil insandan başka kimsenin gönüllere aktaramayacağı" ilim yükünü taşıyan ve bu ilmi idrak edebilen okuyuculara seslenirs.76. Zira, "ehli zâhirde gafletle seyreder durur" ve nefislerinin hizmetinde olan "perdeli gözleri ile göremezler"s.76. Dolayısıyla, tefsir, bu perdelerden kurtulup, kendi "hayal ve vehmi ile hayatı değerlendirmeye kalkmayan" ve "neyi niçin yaptığını bilmeyen" şaşkınlardan olmayan, yani Hakikat'i arayan kimseler içindirs.81. Son olarak, tefsir, kendi içindeki "ayrılıkçı güç, nefsi emmâre ve avanesini ber taraf ederek" Allah ile dostluk (velâyet) kurmak isteyenlere yol gösterir; bu kişiler, Allah'ın veli ismiyle kendilerinin velisi, kendileri de Allah'ın velisi olurlars.55. Bu bağlamda, eser, tasavvufî sülûk ehli için bir rehber niteliğindedir.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 33, 55, 57, 76, 81
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup, günümüzün önemli mürşidlerinden biridir. "Terzibaba" mahlasıyla tanınan Ardıç, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) [Wiki]). Kendi ifadesiyle "el fakir Necdet Ardıç Uşşaki, Terzi Baba" olarak anılmaktadırs.88. Necdet isminin hem Türkçe hem de Arapça alfabe sıralamasına göre 61 ve 41 sayılarını vermesi gibi kişisel detaylara da eserlerinde yer vermiştirs.82.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 82, 88
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Tasavvufî irfan geleneğini modern çağa taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak tanımlanır (Necdet Ardıç (Terzibaba) [Wiki]). Kendisi, eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî bilgiyi geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir (Necdet Ardıç (Terzibaba) [Wiki]).
Eserleri arasında özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalar dikkat çekmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) [Wiki]). Ayrıca Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi divanları da bulunmaktadırs.89, s.91. Necdet Ardıç, "Terzibaba" mahlasını kullanmakta ve eserlerinde kendisini "el fakir Necdet Ardıç Uşşaki, Terzi Baba" olarak tanıtmaktadırs.88.
Müellif, Fussilet Sûresi tefsirinde kendi ismiyle ilgili ilginç bir detaya yer vermiştir: Sûrenin nüzul sırasının 61 olduğunu ve kendi isminin Türkçe alfabe harf sıralamasına göre 61 sayısını verdiğini belirtir. Benzer şekilde, sûrenin düzenlenme sırasının 41 olduğunu ve isminin Arapça alfabe harf sıralamasına göre de 41 sayısını verdiğini ifade eders.82.
Necdet Ardıç'ın eserleri, Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde yer almakta olup, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de bu ekolden gelerek çeşitli sûre tefsirleri yazmışlardır (Abdürrezzak Tek [Wiki], Terzi Oğlu Cem Cemâlî [Wiki]). İletişim bilgileri arasında Tekirdağ'da bir büro adresi ve çeşitli web sayfaları da bulunmaktadırs.91, s.92.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 82, 88, 89, 91, 92
Eserde geçen 'tevhid-i ef'âl' ne demektir?⌄
Tevhid-i ef'âl, tasavvufta fiillerin birliği anlamına gelir ve sâlikin tüm fiillerin Hak'tan geldiğini idrak etmesi makamıdır. Bu makam, âlem-i şehâdet ile ilişkilidir ve zikri "Ya FETTAH"tırs.83. Tevhid-i ef'âl, Hak'ın vâhidiyyet mertebesinde esmâ-i ilâhiyyeye hamil olan ilminin, ef'âl âlemi olan şehâdet âlemine yüklenmesiyle zuhur eden fiillerin birliğini ifade eders.76. Bu idrak, kişinin kendi nefsine hayranlık duyarak kendini büyük görmesi anlamına gelen ucüb hastalığından kurtulmasına yardımcı olur.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 76, 83
›Ayrıntı
Tevhid-i ef'âl, tasavvufî sülûkün önemli bir mertebesidir ve fiillerin tek bir kaynaktan, yani Hak'tan sudur ettiğini anlamayı ifade eders.83. Bu mertebe, beş ilâhî hazret (hazerât-ı hamse) sıralamasında âlem-i şehâdet ile ilişkilidir. Âlem-i şehâdet, madde âlemi olup, tevhid-i ef'âl makamının tecelli ettiği yerdirs.83. Hak, âlemler halkedilmezden evvel, ilm-i ilâhîsinde mevcut olan tüm âlemlerin meydana gelme ilmini, ahadiyyetinden vâhidiyyetine intikal ettirmiştir. Bu intikalde ilim fâil, vâhidiyyet ise mef'ul konumundadır; yani esmâ-i ilâhiyye bu ilme hamil olmuştur. Daha sonra esmâ-i ilâhiyye, hamil olduğu bu ilmi, fâil olarak mef'ulü olan ef'âl âlemi olan şehâdet âlemine yükleyerek fiillerin zuhur etmesini sağlamıştırs.76. Bu durum, esmânın kaplarından/kabuklarından türlü cins meyvelerin çıkmasına benzetilir; her bir isim Hak'ın hazinelerinden bir kaptırs.74. Tevhid-i ef'âl makamında sâlik, tüm fiillerin Hak'tan geldiğini idrak ederek, kendi fiillerine hayranlık duyma ve kendini büyük görme hastalığı olan ucübdan kurtulur. Bu idrak, irfanî tevhid mertebesinden bakıldığında zâtî hakikatleri bünyesinde barındırırs.79. Kişi, "innâ lillâhi" (biz Allah'tanız) hakikatini bu makamda daha derinden kavrar.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 74, 76, 79, 83
Fussilet Sûresi'nin tasavvufî yorumu nasıl bir fayda sağlar?⌄
Fussilet Sûresi'nin tasavvufî yorumu, sâlike bu dünyada iken âlem-i şehâdeti gerçek mânâda müşâhede etme ve kendini tanıma imkânı sunarak mânevî bir idrâk kazandırır. Bu yorum, sûrenin zâhir ve bâtın nûrundan istifade etmeyi sağlayarak, kişinin Hak ile olan bağını derinleştirmesine ve eşyanın hakîkatini basîretle kavramasına yardımcı olur. Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden gelen bu tür çalışmalar, tasavvufî idrâki geniş kitlelere ulaştırmayı hedefler ve sâlikin kendi sırrını açmasına, yani mükâşefe-i sırra ulaşmasına zemin hazırlars.3; K1-50.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 1, 3, 50
›Ayrıntı
Fussilet Sûresi'nin tasavvufî yorumu, okuyucuya "gerçek mânâda tasavvufî idrakler" niyaz ederek başlar ve bu idraklerin en büyük kazancının "bu âlemi şehâdeti, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek" olduğunu belirtirs.3. Bu, tasavvufî sülûkün temel hedeflerinden biri olan basîret ile yakından ilişkilidir. Basîret, zâhir gözünün göremediğini gören kalp gözünün adıdır; eşyanın hakîkatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hak'la olan bağını idrâk etme melekesidirK1. Fussilet Sûresi'nin tasavvufî tefsiri, sâlikin bu basîretini geliştirmesine, yani günlük olaylarda Hak'ın tedbîrini sezmesine ve kalbinde ilhâmî işâretler hissetmesine olanak tanır. Ayrıca, nefs perdesi inceldiğinde gaybî hakîkatleri ve kâinattaki esmâî tecellîleri görmeye başlaması anlamına gelen keşfî basîretin de kapılarını aralarK1.
Bu yorum aynı zamanda mükâşefeye de zemin hazırlar. Mükâşefe, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklere verilen isimdir ve mücâhedenin meyvesidirK1. Fussilet Sûresi gibi eserlerin tasavvufî yorumu, sâlikin sûrî mükâşefelerle âlem-i misâle ait bazı sûretleri müşâhede etmesine veya mânevî mükâşefelerle bir hakîkati kalbine inmiş gibi anlamasına yardımcı olabilir. Nihayetinde, bu tür bir çalışma sâlikin kendi sırrını açması, yani ezelî hakîkatini, a'yân-ı sâbitedeki yerini ve Hak'la ilişkisinin ezelî mahiyetini idrâk etmesi anlamına gelen mükâşefe-i sırra ulaşmasına katkıda bulunurK1. Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden gelen bu eserler, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyarak, Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlama çabasının bir parçasıdır (Necdet Ardıç; Şerif Kır; Muharrem Avan). Bu sayede, sûrenin "zâhir bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret etme" imkânı sunulurs.3.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 3 · K1, s. 50, 231
Eserde neden 'Hâ-Mîm' harflerine özel bir önem veriliyor?⌄
Eserde, Kur'ân-ı Kerîm'in bazı sûrelerinin başında yer alan "Hâ-Mîm" harflerine özel bir önem verilmektedir; zira bu harfler tasavvufî açıdan Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeler, esmâî tecellîlerin ve manevî makamların rumuzları olarak görülürK1. Özellikle yedi sûrenin "Hâ-Mîm" ile başlaması dikkat çekici bulunmuş, bu durum Kur'ân'ın özü, dibası ve Cennet bahçelerinden birer bahçe olarak nitelendirilmiştirs.5, s.7. "Hâ-Mîm" harfleri, Hakikat-i Muhammediyye'yi ve Allah'ın tenzih ve teşbihini tevhid eden birer sembol olarak açıklanırs.10. Bu harfler, sâlikin mi'râc yolculuğunda Ulûhiyet'e ulaşma hedefinde Hakikat-i Muhammediyye'nin ilmiyle yol almasını sağlayan birer rehber olarak da ele alınırs.9.
Kaynaklar: K1 · Fussilet Sûresi — s. 5, 7, 9, 10
›Ayrıntı
Eserde "Hâ-Mîm" harflerine verilen özel önem, öncelikle bu harflerin Kur'ân-ı Kerîm'de yedi farklı sûrenin başında yer almasından kaynaklanırs.7. Bu durum, hurûf-u mukatta'alar içinde başka yedi adet aynı olanın bulunmaması sebebiyle "çok dikkat çekici" olarak vurgulanırs.2. İbn-i Abbas'tan nakledildiğine göre, her şeyin bir özü olduğu gibi Kur'ân'ın özü de "Hâ-Mîm"lerdir. İbn-i Mes'ud ise "Hâ-Mîm"leri Kur'ân'ın "dibası" (renkli dokuma, motiflerle süslü ipek kumaş) olarak tanımlar. Deylemî'nin Enes'ten nakline göre ise "Hâ-Mîm"ler, Cennet bahçelerinden birer bahçedirs.5. Tasavvufî açıdan "Hâ-Mîm" harfleri, Hakikat-i Muhammediyye'nin birer sembolü olarak yorumlanır. "Hâ" harfi Hak'ın hakikatiyle tenzihi, "Mîm" harfi ise Muhammedî teşbihi ifade eder ve her ikisiyle de tevhid gerçekleşirs.10. "Hâ" (), "Mîm" () ve "Dal" () harflerinden oluşan "Ahmed" kelimesi üzerinden yapılan yorumda, "Hâ" Hakikat-i Ahad'ı, "Mîm" Hakikat-i Muhammediyye'yi, "Dal" ise bütün bunlara İlâhî delili ifade eders.8. Bu bağlamda, "Hâ-Mîm" Hakikat-i Muhammediyye'nin özünü, yani "Hakk olan Muhammed"i temsil eders.10. Eserde, "Hâ-Mîm" harfleri, sâlikin mi'râc yolculuğunda Ulûhiyet'e ulaşma hedefinde, Hakikat-i Muhammediyye'nin ilmiyle yol almasını sağlayan birer rehber olarak da ele alınır. Bu yolculukta "ilmi İlâhî deryası" ve "sefine-i Muhammedî olan beden teknesi" metaforları kullanılırs.9. Ayrıca, peygamberlerin vahiy alma süreçleri ve beşeriyetin perdeleriyle perdelenmiş olması bağlamında da "Hâ-Mîm" harflerine atıf yapılırs.6. Bu harfler, tasavvufî yorum geleneğinde esmâî tecellîlerin ve manevî makamların rumuzları olarak kabul edilirK1.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 2, 5, 6, 7, 8, 9, 10 · K1, s. 85
Fussilet Sûresi 30. ayetteki 'Rabbimiz Allah'tır deyip dosdoğru olanlar' nasıl yorumlanıyor?⌄
Fussilet Sûresi'nin 30. ayetinde geçen "Rabbimiz Allah'tır deyip de sonra dosdoğru olanlar" ifadesi, tasavvufî açıdan, sadece ulûhiyet tevhîdini değil, aynı zamanda rubûbiyyet tevhîdini de tahkik eden ve bu hakikate uygun bir istikamet üzere yaşayan sâlikleri işaret eder. Bu kişiler, Allah'ın hem tek ilah olduğunu kabul etmekle kalmaz, aynı zamanda O'nun kendilerini terbiye eden, yetiştiren ve tüm ihtiyaçlarını gideren yegâne Rabb olduğunu idrak ederler. Bu idrak ve istikamet üzere yaşayışları sayesinde, dünyada korku ve üzüntüden emin kılınırlar ve ahirette vaat edilen cennetle müjdelenirler; zira bu hâl, Hakk'ın rubûbiyyetine tam teslimiyetin bir neticesidir.
›Ayrıntı
Fussilet Sûresi'nin 30. ayeti ("İnnellezîne kâlû rabbunallâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûn.") tasavvufî yorumda derin anlamlar taşırs.49. Ayette geçen "Rabbimiz Allah'tır" ifadesi, sadece "Allah birdir" şeklindeki tevhid-i ulûhiyyeti değil, aynı zamanda "Allah benim Rabb'imdir, beni terbiye eden yegâne varlıktır" şeklindeki tevhid-i rubûbiyyeti de kapsarK1. Zira "Rabb" kelimesi, "terbiye eden, yetiştiren, ihtiyaç görücü" vechesini ifade ederken, "Allah" ulûhiyyet ismini, yani ilah oluşu ifade ederK1. Bir kimse, bir ilahın varlığını kabul etse dahi, o ilahın bizzat kendisinin Rabbi olduğunu kabul etmeyebilirK1. Bu nedenle, ayetteki "Rabbimiz Allah'tır" beyanı, Hakk'ın hem ulûhiyyetini hem de rubûbiyyetini ikrar etmeyi gerektirir.
Bu ikrarın ardından gelen "sonra dosdoğru olanlar" (summestekâmû) ifadesi ise, bu tevhidin sadece dilde kalmayıp, kişinin tüm hâl ve hareketlerine yansıması, yani tevhid-i ubûdiyyet mertebesine ulaşması anlamına gelirK1. Bu istikamet üzere yaşayış, sâlikin nefsinin hilafet iddia etmesinden soyutlanması ve Hakk'ın hilafet emanetini izhara mahal olması gibi merhaleleri içerirK1. Böyle bir teslimiyet ve istikamet neticesinde, bu kişilerin üzerine melekler iner ve onlara "Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilmekte olan cennetle sevinin!" derlers.49. Bu durum, Hakk'ın rubûbiyyetine tam bir teslimiyetle yaşayanların dünyada manevi bir emniyet ve huzur içinde olduklarını, ahirette ise ebedi saadete ereceklerini müjdeler. Rubûbiyyetin "âlemlerin Rabbi" olarak tüm vücud mertebelerine uzanmasıK1, bu istikametin kâinatın her zerresinde Hakk'ın terbiye ediciliğini idrak etmeyi de içerdiğini gösterir.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 49 · K1, s. 1, 54
Fussilet Sûresi'nin 53. ayetindeki 'Onlara ayetlerimizi göstereceğiz' vaadi eserde nasıl ele alınıyor?⌄
Fussilet Sûresi'nin 53. ayetindeki "Onlara ayetlerimizi göstereceğiz" vaadi, tasavvufî bir irfaniyet çalışması olarak ele alınır. Bu vaat, Hakk'ın ulûhiyet işaretlerini hem âfakta (dış dünyada) hem de enfüste (insanın kendi nefsinde) göstereceğini ifade eder. Bu gösteriş, basar (göz) ile görülenin zâhirinden öte, basiret ile görülenin bâtınını ve hakikatini idrak etmeyi gerektiren bir eğitim sürecidir. Ayet, Hakk'ın insana olan yakınlığını ve bu yakınlığın farkına varmanın ancak nefs terbiyesi ve irfaniyetle mümkün olacağını vurgulars.83, 84, 86.
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 83, 84, 86
›Ayrıntı
Fussilet Sûresi'nin 53. ayeti olan "Senürihim Âyatina fil âfaki vefi enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm ennehül Hakk’u" (Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefslerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, tâ ki, onlar için O'nun Hakk olduğu ortaya çıksın) ifadesi, tasavvufî açıdan derin anlamlar taşırs.83. Bu ayet, Cenâb-ı Hakk'ın insanlara ulûhiyet işaretlerini hem dış âlemde hem de kendi iç dünyalarında açığa çıkaracağını vaat eder. Bu vaadin gerçekleşmesi, bir irfaniyet çalışması ve nefs terbiyesi gerektirir; zira bu idrak hemen olmazs.84.
"Göstereceğiz" ifadesi, görecek bir varlığın da olduğunu ima eder; aksi takdirde bu sözün bir anlamı olmazdıs.86. Bu görme eylemi, sadece gözle (basar) görülenin zâhirini değil, aynı zamanda basiret ile görülenin bâtınını ve hakikatini idrak etmeyi kapsar. Bu idrak, bir eğitim sürecinin sonucudurs.86. Ayet, Hakk'ın insana olan yakınlığını açıkça belirtmesine rağmen, beşerî tenzih anlayışı nedeniyle bu yakınlığın ve yakînliğin farkına varılamadığına dikkat çekers.86. Kur'an ayetleri, zâtı işaret eden ve anlatan, kadir-i mutlak hakkında tanıtıcı bilgi ve açıklayıcı konuları gözlere, idraklere ve gönüllere aktarır; ancak bunlardan gerçek manada idrak ve irfan ehilleri faydalanabilirs.59. Bu bağlamda, "Allah de, gerisini bırak" (Kulillâhi sümme zerhüm) ilkesi, tevhidin özünü ve fenâfillah makamının sırrını işaret ederek, sâlikin Hakk'a yönelmesini ve O'nun ayetlerini idrak etmesini kolaylaştırır (Kulillâhi Sümme Zerhüm).
Kaynaklar: Fussilet Sûresi — s. 59, 83, 84, 86