
Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın 'Gökyüzü İnsanları Araştırması' kitabı ne anlatıyor?⌄
Terzibaba'nın "Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı eseri, Kur'an ve hadislerde geçen, ancak klasik "yaratma" kelimesiyle ifade edildiğinde yanlış anlaşılan konuları, varlığın hakikatini farklı bir bakış açısıyla ele alarak "Gökyüzü İnsanları" kavramını açıklamayı amaçlar. Kitap, bu kavramın anlaşılabilmesi için okuyucunun klasik dünya anlayışından sıyrılarak daha geniş bir bakış açısı ve feza ile zaman anlayışının gerçek oluşumunu idrak etmesi gerektiğini vurgulars.48-49. Eser, geçmiş irfan ehlinin kitaplarındaki ve salt düşüncenin mantık kuralları içerisindeki yaşantıların olabileceğine dair açık bilgiler ve deliller sunarak bu konuyu derinlemesine incelers.1.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması, Cilt 2 — s. 1, 48, 49
›Ayrıntı
Terzibaba'nın "Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı kitabı, isminden de anlaşılacağı üzere "Gökyüzü İnsanları" kavramını merkezine alır. Yazar, bu konuya girmeden önce, Kur'an ve hadislerde geçen bazı kavramların "yaratma" kelimesiyle açıklanmasının, varlığın hakikatini başka manalara çektiğini ve ilahi kelamın gerçek halinin tam olarak anlaşılamamasına neden olduğunu belirtirs.48. Bu nedenle, kitabın ana mevzuu olan "Gökyüzü İnsanları" hakikatlerini anlayabilmek için öncelikle bu yanlış izah şeklinden uzaklaşmak gerektiğini ifade eders.48.
Kitap, okuyucunun "Gökyüzü İnsanları"nı gerçek haliyle idrak edebilmesi için klasik dünya anlayışından ve bakış açısından sıyrılıp, oldukça geniş bir bakış ve ihata ufkuna, feza ve zaman anlayışının gerçek oluşumuna sahip olması gerektiğini vurgulars.49. Eser, bu tür yaşantıların olabileceğine dair Kur'an ve hadis bilgilerinde, geçmiş irfan ehlinin kitaplarında ve salt düşüncenin mantık kuralları içerisinde açık bilgiler ve deliller bulunduğunu belirtirs.1. Kitabın içeriği, "Vahy ve Cebrail" gibi konuları da kapsayan daha geniş bir araştırmanın parçası olarak sunulurs.48. Bu bağlamda, "Gökyüzü İnsanları Araştırması", varlığın ve ilahi kelamın derinliklerini, alışılagelmişin dışında bir perspektifle ele alarak okuyucuya sunmayı hedefler.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması, Cilt 2 — s. 1, 48, 49
Yazar Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, bilinen adıyla Terzibaba, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak tanınır. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Tekirdağ'da ikamet eden Terzibaba, "İz-T-B" veya "İz-Terzi Baba" rumuzunu kullanır ve eserlerinde "Es Selâm En Necat" ifadesine yer verirs.1, s.284. Yazılarında "Hak" kelimesini "Hakk" şeklinde iki "k" ile yazarak, Hakk'ın zahir olup halka çıkmasını ve halkıyyete dönüşmesini vurgulayan özel bir üslup benimsemiştirs.96.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 1, 96, 284
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde Terzibaba olarak anılan, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini günümüze taşıyan ve eserleriyle geniş kitlelere ulaşan bir müelliftir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Tekirdağ'da ikamet etmekte olup, adres bilgileri Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 31/3 Servet Apt. 59 ve 100. Yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi olarak belirtilmiştirs.1. Yazılarında ve imzalarında "İz-T-B" veya "İz-Terzi Baba" rumuzunu kullanır ve "Es Selâm En Necat" ifadesini benimsemiştirs.1, s.284.
Terzibaba'nın eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri ve Lübb’ül Lübb Özün Özü gibi önemli çalışmalar bulunmaktadırs.284, s.285. Ayrıca, Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı Hakikatler ile İslâm’da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri gibi eserleri farklı dillere çevrilmiştirs.285. Kendisi, Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi derinlikli tasavvufî metinler üzerinde de çalışmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)).
Terzibaba'nın yazım üslubunda dikkat çeken bir özellik, "Hak" kelimesini "Hakk" şeklinde iki "k" ile yazmasıdır. Bu tercihin sebebi, Hakk'ın zahir olup halka çıkmasını ve birinci "k"nin makamının "L" makamına bırakılarak, "H"nın üzerine bir bireysellik noktası eklenerek "halkıyyet"e dönüşmesini sağlamak içindirs.96. Bu durum, onun tasavvufî kavramlara getirdiği özgün yorumları ve derinlikli bakış açısını göstermektedir. Terzibaba ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimler de bulunmaktadırvikipedi.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 1, 96, 284, 285 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Kitapta bahsedilen 'Vücûd Mertebeleri' ne demektir?⌄
Tasavvufta "Vücûd Mertebeleri", Mutlak Vücûd olan Hakk'ın kendi zâtından başlayarak âlemlerin ve varlıkların ortaya çıkışını, yani tecellî ve zuhûr edişini açıklayan hiyerarşik bir sistemdir. Bu mertebeler, Hakk'ın ilâhî zâtından (lâhût) başlayıp, akıl ve ruh âlemlerinden (ceberût ve melekût) geçerek maddî âleme (nâsût) kadar uzanan bir iniş silsilesini ifade eder. Her bir mertebe, Mutlak Vücûd'un farklı bir tecellî ve zuhûr yönünü gösterir ve âlemlerin anlaşılması için temel bir çerçeve sunars.46. Bu mertebeler, Hakk'ın kendi zâtını en mükemmel şekilde müşahede ettiği İnsan-ı Kâmil'de toplanırs.32.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 32, 46
›Ayrıntı
Vücûd mertebeleri, Mutlak Vücûd'un (Hakk'ın) kendi zâtından başlayarak varlık âlemlerini nasıl ortaya çıkardığını açıklayan bir tasavvufî kavramdır. Bu mertebeler, Hakk'ın tecellî ve zuhûr edişinin aşamalarını gösterir ve âlemlerin anlaşılması için bir anahtar niteliğindedirs.46.
Bu mertebeler genel olarak beş ana başlık altında ele alınır:
-
Lâhût (Zât Mertebesi): Vücûd mertebelerinin en üstü olup, Hakk'ın kendi zâtının mertebesidir. Tenezzülün başlangıç noktası ve urûcun zirvesidir. Bu mertebe idrâk edilemez ve sınırlandırılamaz, sadece nefiy yoluyla bilinebilirK1. "Mutlak Vücûd" olarak ifade edilen bu mertebe, Hakk'ın tecellilerinden evvel zûlmette, ilmi ilâhîde, bâtında bütün mertebeleri kuşatırs.46. Bu mertebenin en iç katmanı olan A'mâiyyet, hakikatlerin öz hakikatidir; sırf zâttan ibaret olup hiçbir mertebeye izafe edilemezs.105, 8.
-
Ceberût (Akl-ı Evvel ve Rûh-ı A'zam Mertebesi): Lâhûttan sonra gelen bu mertebe, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zamın mahallidir. Hakk'ın kendi zâtında mevcut olan özellikleri belirginleştirmeye başladığı, "nûr" özelliğinin ortaya çıktığı yerdirs.22. Bu mertebede soyut akıllar (kerubiyyîn) ve hakîkat-i muhammediyye bulunurK1. Hakk'ın "Rahmâniyyet" mertebesine intikal ederek ilimsel varlıkları faaliyete geçirdiği ve "Rûh-ül Kudüs" aracılığıyla onlara lâtif ruhlar giydirerek âleme "nefh" ettiği mertebedirs.39.
-
Melekût (Ruhânî Mertebe): Ceberûttan sonra gelen ve ruhânî varlıkların (melâike, soyut akıllar) mahallidirK1. Bu mertebeye "Âlem-i melekût" da denir ve Mutlak Vücûd'un kendinde bulunan (a'maiyyet, a'demiyyet, zûlmiyyet, ilmiyyet, rûhiyyat ve nûriyyet) özelliklerinin hepsini barındırırs.23.
-
Misâl (Sûretler Berzahı): Bazı tasniflerde Ceberût ile birleşse de, ruhânî âlem ile maddî âlem arasında bir köprü görevi gören, sûretlerin ve hayallerin âlemidirK1.
-
Nâsût (Cismânî Kâinat): Beşeriyyetin ve cismânî kâinatın mertebesidirK1.
Bu mertebeler, Mutlak Vücûd'un dışında değildir; her bir mertebede tecellî ve zuhûr eden yine bu Vücûd'durs.32. Âlemin hülasası olan ve kendinden önceki mertebeleri kendinde toplayan "Âdem"de (İnsan-ı Kâmil), Hakk kendi sûretini, yani sıfat ve isimlerini en mükemmel şekilde müşahede eders.32. Bu mertebelerin yaşanması, gerçek mi'râc hakikatinin ortaya çıkmasını sağlars.126.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 8, 22, 23, 32, 39, 46, 105, 126 · K1, s. 73, 163, 187
A'yân-ı Sâbite kavramı nedir?⌄
A'yân-ı Sâbite, tasavvuf metafiziğinin temel kavramlarından olup, eşyanın Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan "asıl mahiyetleri"dir; kâinatın "taslağı" ve "planı" hükmündedirK1. Henüz haricî varlığa gelmemiş, ancak "ne olacaksa o" olarak belirlenmiş bu hakikatler, ilâhî ilimde mevcut sıfat ve esmaların ilmî sûretleridirs.17. Vâhidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde sâbit olan bu ilâhî sûretler, yaratılmış (mahlûk) sınıfından değildirler ve varlık kokusu almamışlardırs.17. Her varlığın kendi programı, yani a'yân-ı sâbitesi doğrultusunda dünyadaki seyrini sürdürmesi, cebir-ihtiyâr meselesinde kulun kendi a'yân-ı sâbitesinden kaynaklanan bir durum olarak açıklanırs.196.
Kaynaklar: K1, s. 156 · Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 17 · K1-156, Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2, s. 17 · WIKI Cebir ve İhtiyâr, Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 196
›Ayrıntı
A'yân-ı Sâbite, vahdet-i vücud doktrininin anahtar kavramlarından biridir ve Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan, henüz haricî vücuda gelmemiş eşyanın hakikatlerini ifade ederK1. Klasik tabirle "a'yân-ı sâbite vâhidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde sâbit olan suver-i ilâhiyye'dir" (ilâhî sûretler)K1. Hazerât-ı Hamse sıralamasında, ahadiyyet (taayyün-i evvel) sonrası vâhidiyyet (taayyün-i sânî) mertebesinde yer alırK1. Bu hakikatler, mutlak latif vücutta, Zât'ın "ilm-i ilâhî"sinde mevcut sıfat ve esmaların ilmî sûretleri olup, haricî bir vücutları yokturs.17. Onlar yaratılmış (mahlûk) sınıfından değildirler ve "varlık kokusu almamışlardır"s.17.
A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde zuhura gelen "isimler"in sûretleridir; ruhlar âlemi ise a'yân-ı sâbitenin sûretleri ve gölgeleridirs.31. Her varlığın nasıl bir program, yani a'yân-ı sâbite ile kurgulandığı ve hangi manalarını bir sonraki "ef'al" melikiyyet mertebesinde zuhura çıkaracağı, bâtınlarından Rablerine verdikleri söz gibidirs.23. Ruhların "âlem-i ervah"taki bu sözlerin üzerine "ef'al âlemi"ne geldiklerinde yaptıkları işler, a'yân-ı sâbiteleri üzere olmuştur ve olmaya devam etmektedirs.23. Bu ilâhî program, her varlığın kendi seyrini sürdürmesini sağlar ve a'yân-ı sâbiteler, belirli isimlerin terkiplerinden meydana gelmiş olup, hiçbiri birbirine benzemezs.196. Bu durum, cebir-ihtiyâr meselesinde kulun kendi a'yân-ı sâbitesinden kaynaklanan bir "emr-i irâdî" olarak açıklanırs.196.
Kaynaklar: K1, s. 156 · Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 17, 23, 31, 196 · WIKI Cebir ve İhtiyâr, Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 196
Kitapta Âdem'in halk edilişi nasıl anlatılıyor?⌄
Âdem'in halk edilişi, tasavvufî metinlerde Cenâb-ı Hakk'ın iki eliyle, yani Cemâl ve Celâl isimlerinin tecellileriyle, mertebe mertebe esmâ âlemine tenezzül ettirilmesiyle gerçekleşen lâtif bir oluşum olarak anlatılır. Bu süreçte Âdem, hem "halk etme" (halâk) hem de "kılma/dileme" (ceal) fiillerinin mazharı olmuş, Rahmân sûreti üzere halk edilmiş ve Allah'ın halifesi vasfını kazanmıştır. Âdem'in varlığında başlangıçta hem erkek (racul) hem de dişi (nisâ) özellikler bir arada bulunmuş, Havvâ'nın ayrılmasıyla bu iki mertebe lâtif kimliklerini bulmuşturs.221-222.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 221, 222
›Ayrıntı
Âdem'in halk edilişi, Kur'ân-ı Kerîm'deki Hicr Sûresi'nde beşer sûretiyle "halkiyyet"i, Bakara Sûresi'nde ise halife vasfıyla "ceal'iyyeti" (kılınmaklığı) ifade edilir. "Halâk" (halk etme, meydana gelme, zuhur, tecelli) ile "ceal" (kılma, dileme) arasında önemli bir fark vardır; zira ceal, bir şeyi belirli bir vasıfla kılmayı ifade ederken, halâk daha çok bir şeyin varlık sahasına çıkışını belirtirs.212.
Âdem'in lâtif varlığı, mânâ âleminde Allah'ın iki eliyle, yani Cemâl ve Celâl isimlerinin tecellileriyle mertebe mertebe esmâ âlemine tenezzül ettirilmiştir. Bu iki el, tasavvufî terminolojide Akl-ı Kül (sağ el) ve Nefs-i Kül (sol el) olarak da ifade edilir. Âdem'in varlığında başlangıçta bu iki mertebe birlikte bulunmaktaydı. Daha sonra, Âdem'in sol eğe kemiğinden Havvâ'nın var edilmesiyle, Nefs-i Kül'ün ayrılması neticesinde Âdem sadece sağ ve Akl-ı Kül olarak kalmış, böylece Âdem'in iki ayrı mertebesi lâtif kimliklerini bulmuştur. Allah, Âdem'i kendi sûreti üzere halk etmiş, Havvâ da Âdem'in sûreti üzere halk edilmiştirs.221-222.
Âdem, "Rahmân sûreti üzere halk edilen Allah'ın halifesi"dir ve yeryüzünün idaresi ona verilmiştir. Bedeni topraktan, ruhu ise Allah'ın zâtındandırs.48. Âdem'in halk edilmesinden önce varlıkların içinde en akıllı varlık olan Azazil (İblis), Âdem'in bu iç özelliklerinden habersizdi; çünkü mutlak tevhid ilmini bilmiyordu. Âdem'e ilâhî isimler talim ettirilmiş, "Allah" ismi câmi-i hediye edilmiş ve Rahmân sûreti üzere techiz edilerek cennette iskân edilmiştirs.173. Cenâb-ı Hakk, Âdem'i cennette halk ettikten sonra onu orada bir müddet iskân etmiş, melekler ve İblis ile olan münasebetlerinin ardından yeryüzüne indirilmişlerdirs.161.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 48, 161, 173, 212, 221, 222
İnsân-ı Kâmil kimdir?⌄
İnsân-ı Kâmil, mutlak vücudun en son tecellisi ve mazharlarda zuhuru bakımından en son libasıdır. Bütün âlemlerin özeti olup, Allah'ın zâtî tecellisiyle birlikte sıfat, isim ve fiillerinin tecellilerini kendinde toplayan, ilâhî emaneti taşımaya ehil kılınmış varlıktırs.31-32. O, bütün ilâhî isimlerden ibaret olan "ilâhî sûret"i kabule müsait bir taayyüne sahiptir ve kendisinde ilâhî sıfatların hükümleri fiilen zâhir olurs.32. Bu mertebe, "Hakikat-i Muhammedi" ile ilişkilendirilir ve Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz bu mertebenin öncüsüdürs.109.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması, C.2 — s. 31, 32, 109
›Ayrıntı
İnsân-ı Kâmil, tasavvufî anlayışta varlığın en yüksek mertebesini temsil eder. O, "şehâdet âlemi"nden ibaret olan cismanî, "misâl" ve "melekler âlemi"nden ibaret olan nuranî âlemleri, "ruhlar âlemi"nden ibaret olan ruhanî, "ilim âlemi"nden ibaret olan "ilm-i ilâhî", "a'yân-ı sabite" ve "vahdet" mertebelerini, hatta "a'dem" ve "zulmet" mertebelerini dahi kendinde toplayan bir mertebedirs.31. Bu sebeple "Ne var âlemde o var Âdem'de" denilmiştirs.48. İnsân-ı Kâmil, Allah'ın halifesidir ve yeryüzünün idaresi ona verilmiştir; bedeni topraktan, ruhu ise Allah'ın zâtındandırs.48. Allah'ın nuru, kendi cemal ve celalini İnsân-ı Kâmil'de görmüştürs.33. Bu kemalâtın zuhur ismi "Kâmil İnsân"dır ve bütün âlemlerin gayesi Kâmil İnsân'ı yetiştirmektirs.138. İnsân-ı Kâmil'e "zıll-i ilâh" (ilâhın gölgesi), "zıll-i memdud" (yayılmış gölge) ve "zıllullah" (Allah'ın gölgesi) gibi isimler de verilmiştirs.33. "Küll-i İnsân-ı Kâmil"de ne varsa, "cüz-i İnsân"da da o vardır; aralarındaki fark istidat ve kabiliyetlerinin zuhurları kadardırs.137. Nefs-i vâhidden, asl-ı vâhid olan Âdem, bütün ahkâm-ı İlâhiyye'yi, esmâ-i İlâhiyye'yi, sıfat-ı İlâhiyye'yi, zât-ı İlâhiyye'yi ve ef'âli İlâhiyye'yi kendi bünyesinde cem etmiş olarak Âdem ismi şifresi ile birey olarak zuhur etmiştir. Ayrıca bütün âlemlerde de "İnsân-ı Kâmil" ismi ile bir bütün olarak zuhur etmiştirs.159.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması, C.2 — s. 31, 33, 48, 137, 138, 159
Bu kitap kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı eseri, özellikle a'yân-ı sâbite, kazâ ve kader gibi derin tasavvufî konuları idrak etmek isteyen, nefsin hevasından, zan ve hayalden arınarak saf bir gönülle okumaya çalışan okuyucular için yazılmıştır. Yazar, kitabın bu konuları ana hatlarıyla da olsa idrak edemeyenlerin "Gökyüzü İnsanları" hakikatlerini anlamasının mümkün olmayacağını belirtirs.48. Eser, ilmi yazışmalar neticesinde ortaya çıkmış olups.49, okuyucuların manevi fayda sağlaması ve Ehl-i Beyt ile diğer peygamberlerin ruhlarına dua etmesi niyetiyle kaleme alınmıştırs.127.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 48, 49, 127
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı eseri, belirli bir okuyucu kitlesini hedef alarak kaleme alınmıştır. Kitabın yazılış amacı, "a'yân-ı sâbite, kazâ ve kader mevzuu hakkında" derinlemesine bir araştırma sunmaktırs.120. Bu nedenle, yazar, okuyucularından kitabı "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye eders.127. Zira, "kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır"s.127. Kitap, özellikle "Gökyüzü İnsanları hakikatlerini" anlamak isteyenler için yazılmıştır; yazar, bu hakikatleri idrak edebilmek için eserde bahsedilen mertebelerin ana hatlarıyla da olsa anlaşılması gerektiğini vurgulars.48. Eserin ortaya çıkışı, yazarın "İ.D." rumuzlu bir kardeşle yaptığı ilmi yazışmaların bir neticesidirs.49. Yazar, bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı başta Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt hazaratı olmak üzere, altı peygamberin ve onların varislerinin ruhlarına, kendi ve eşinin anne babalarının ruhlarına hediye etme niyetiyle yazmıştırs.127. Bu durum, kitabın manevi bir fayda ve dua vesilesi olması amacını taşıdığını gösterir.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 48, 49, 120, 127
Kitap, uzaylılar veya bilim kurgu mu anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı eserinde, "gökyüzü insanları" ifadesi uzaylılar veya bilim kurgu anlatımları gibi hayalî ve asılsız safsatalar olarak anlaşılmamalıdır. Kitap, bu ifadeyi tasavvufî bir bağlamda, kâinatın manevî düzenini deruhde eden ve Hak tarafından yeryüzünde gizli kılınan velîler olan "Ricâlü'l-Gayb" kavramına işaret etmek için kullanmaktadır. Eserde geçen "Terzi Baba Mektupları ve Zuhuratlar" gibi bölümler ve namazdaki sembolik hareketlerin "Ben Âdemim" hükmünü mühürlemesi gibi ifadeler, eserin tasavvufî ve irfânî bir içeriğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, eserin bilim kurgu veya uzaylılar gibi konularla değil, tasavvufî hakikatlerle ilgili olduğunu açıkça ortaya koymaktadırs.291, s.130.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 130, 291
›Ayrıntı
"Gökyüzü İnsanları Araştırması" adlı eserde geçen "gökyüzü insanları" tabiri, okuyucunun zihninde uzaylılar veya paralel evrenler gibi bilim kurgu temalı konuları çağrıştırmamalıdır. Yazar Necdet Ardıç, bu ifadenin "hayali ve vehimi aslı olmayan safsatalar gibi anlaşılmaması" gerektiğini açıkça belirtmektedirs.291. Bunun yerine, eserin tasavvufî bir çerçevede "Ricâlü'l-Gayb" kavramına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Ricâlü'l-Gayb, tasavvufta Hak Teâlâ'nın yeryüzünde gizli kıldığı, kâinatın manevî düzenini üstlenen velîlere verilen isimdirK1. Bu velîler, Kutbu'l-Aktâb, İmâmeyn, Evtâd, Abdâl, Nücebâ ve Nükabâ gibi mertebelerde bulunarak kâinatın manevî hiyerarşisini oluştururlarK1. Eserde, Terzi Baba'nın mektupları ve zuhuratları gibi bölümlerin yer almasıs.291, eserin tasavvufî bir velînin hayatı ve irfânî tecrübeleri üzerine odaklandığını göstermektedir. Ayrıca, namazdaki kıyamda elif, rükûda dal, secdede mim gibi sembolik harflerin bedende yaşanarak "Ben Âdemim" hükmünün mühürlenmesi gibi ifadelers.130, eserin insanın manevî konumu ve Hak ile olan özel ilişkisi gibi tasavvufî konuları işlediğini pekiştirmektedir. Bu bağlamda, "gökyüzü insanları" ifadesi, Hak'ın esmâî tecellîlerinin yeryüzündeki mahalleri olan ve kâinatın manevî işleyişinde rol oynayan bu gizli velîler topluluğuna işaret etmektedirK1. Dolayısıyla kitap, bilim kurgu veya uzaylılar gibi konuları değil, tasavvufî hakikatleri ve velâyet sırrını ele almaktadır.
Kaynaklar: Gökyüzü İnsanları Araştırması Cilt 2 — s. 130, 291 · K1, s. 30