
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bu eser Hac Suresi'ni nasıl yorumlar?⌄
Necdet Ardıç'ın "Hac Sûresi" adlı eseri, Hac Sûresi'ni hem zâhirî hem de bâtınî yönleriyle ele alarak tasavvufî bir yorum sunar. Eser, sûrenin sadece Mekke'ye gidip Kâbe'yi ziyaret etme ibadetinden bahsetmekle kalmadığını, aynı zamanda kıyamet gününün dehşetinden, cihattan, helâk edilmiş toplumlardan ve Allah'ın varlık birliğini gösteren delillerden de söz ettiğini belirtirs.4. Tasavvufî açıdan ise haccı, Hakikat-i İlâhiye'de Cemalullah'ı seyretmek olarak tanımlar ve okuyucuları sûrenin zâhir ve bâtın nurlarından yararlanmaya teşvik eders.3, s.7. Bu yorum, haccın sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda mânevî bir sülûk ve Hak'ka yöneliş olduğunu vurgular.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 3, 4, 7
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Hac Sûresi" adlı eseri, sûrenin ismini hac ibadetinden almasına rağmen, içeriğinin çok daha geniş bir yelpazeyi kapsadığını ifade eder. Sûre, kıyamet gününün dehşetinden, yaşanacak sahnelerden, cihattan ve helâk edilmiş eski toplumlardan bahsederken, aynı zamanda müslümanları güçlü bir birlik oluşturmaya ve hicret sonrasında devlet kurmaya hazırlars.4, s.5. Eser, sûrenin bu çok yönlülüğünü, Kurtubî ve Gaznevî'den naklen, kısmen gece kısmen gündüz, kısmen seferde kısmen hazarda, bir kısmı Mekke'de bir kısmı Medine'de, bir kısmı savaş sırasında, bir kısmı barış döneminde indiği ve hem nâsih hem mensuh, hem muhkem hem müteşâbih âyetler içerdiği tespitiyle açıklars.7.
Tasavvufî boyutta ise eser, haccı sadece Mekke-i Mükerreme'ye gidip Beyt-i Şerif'i ziyaret etmek olarak görmez, bu zâhirî ibadetin ötesinde bâtınî bir anlam taşıdığını vurgulars.133. Haccın bâtınî manası, "Hakikat-i İlâhiye'de Cemalullah'ı seyir" olarak açıklanırs.7. Bu bağlamda, eser okuyucuları sûrenin zâhir ve bâtın nurlarından bu dünyada iken yararlanmaya gayret etmeye davet eders.3. Yazar, kendi hac yolculuklarında tefekkür hâlinde olduğunu ve "Hac Divanı" adlı eserini bu süreçte oluşturduğunu belirterek, haccın mânevî derinliğine kişisel bir örnek sunars.142. Eserin sonunda ise okuyucuların azami istifade etmeleri, idrak ve feyiz kapılarının açılarak zâhir ve bâtın haclarını yapmaları niyaz edilirs.223. Bu yaklaşım, haccın tasavvuftaki iki katmanlı ele alınışına paraleldir: hac-ı zâhir (Kâbe ziyareti) ve hac-ı bâtın (kalbin Hak'a tavafı)K1.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 3, 4, 5, 7, 133, 142, 223 · K1, s. 171
Terzi Baba Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmaktadır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi, "Terzi Baba" mahlasıyla da anılmakta ve bu isimle anılan birçok eseri bulunmaktadırs.223, 233, 234. Necdet Ardıç, tasavvufî tefsirler, divanlar ve sohbetler aracılığıyla İslâmî ilimleri ve tasavvufî hakikatleri güncel bir dille aktarmıştır.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 223, 233, 234
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup, çağdaş bir mürşid ve müelliftir. Tasavvufî irfanı geniş kitlelere ulaştırma gayretiyle öne çıkmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh önemli yer tutar (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Ayrıca, "Terzi Baba" adıyla bilinen biyografik ve irfanî eserlerin de konusu olmuştur (Wiki: Terzi Baba (Kitap)).
Necdet Ardıç'ın kaleminden çıkan veya onun sohbetlerinden derlenen birçok eser bulunmaktadır. Bunlar arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi çalışmalar sayılabilirs.223. Ayrıca, Gönülden Esintiler serisi altında Bakara Sûresi, Namaz Sûreleri, Fâtiha Sûresi ve çeşitli sohbetler üzerine tefsir ve yorumları mevcutturs.231, 233, 234. Kur'ân-ı Kerîm'deki yolculukları anlatan tefsirleri de "Terzi Baba Necdet Ardıç İ'şari Te'vil ve Tefsiri" başlığı altında toplanmıştırs.1.
Necdet Ardıç, tasavvufî konuları ele alırken Ahmed Avni Konuk'un Mesnevi-i Şerif ve Fusûsu'l-Hikem şerhlerine atıflarda bulunmuş, bu eserleri kendi irfanî bakış açısıyla yorumlamıştırs.231, 235, 236. Abdülkerim Ceyli'nin İnsan-ı Kâmil eserine de şerh yazmıştırs.236. Onun eserleri ve sohbetleri, tasavvufî hakikatleri günümüz insanının anlayabileceği bir dille sunmayı hedeflemiştir. Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun ekolünden gelerek Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri yazmışlardırvikipedi.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 1, 223, 231, 233, 234, 235, 236 · Vikipedi: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Hac Suresi 27. ayetinin tefsiri nedir?⌄
Hac Suresi'nin 27. ayeti, Hz. İbrahim'e insanları hacca çağırmasını emreden ve haccın evrensel bir davet olduğunu bildiren temel bir ayettir. Bu ayet, haccın zâhirî boyutunu, yani Mekke'ye giderek Kâbe'yi ziyaret etmeyi ifade ederken, tasavvufî açıdan gönül haccının ve Tevhîd-i Ef’âl'in başlangıcı olarak da yorumlanır. Ayet, "İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş develer üstünde (uzak yollardan) her derin vadiyi aşarak sana gelsinler"s.1, s.5 şeklinde ifade edilerek, haccın hem fiziksel bir yolculuk hem de bâtınî bir yöneliş olduğunu vurgular. Bu çağrı, aynı zamanda Hakikat-i İlâhiye'de Cemalullah'ı seyretme yolculuğunun da bir başlangıcıdırs.9.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 1, 5, 9
›Ayrıntı
Hac Suresi'nin 27. ayeti, Kur'ân-ı Kerîm'de yolculuk teması altında ele alınır ve Hz. İbrahim'e verilen bir emirle haccın genel olarak başlatıldığını belirtirs.1, s.118. Bu ayet, haccın zâhirî yönünü, yani insanların uzak diyarlardan yaya veya bineklerle Kâbe'ye gelmelerini ifade ederken, tasavvufî tefsirlerde daha derin anlamlar taşır. Murat Derûni ve Necdet Ardıç'ın eserlerinde belirtildiği üzere, bu ayet aynı zamanda gönül haccının başlangıcı ve Tevhîd-i Ef’âl'in gereğidirs.118. Gönül haccı, sâlikin kalbinin Hak'a yönelmesi, O'nun etrafında zikrî dönüşü ve mâsivâdan tecerrüd etmesidirK1.
Ayetin bâtınî yorumunda, "Hac" kelimesi "Ha" ve "Cim" harflerinden meydana gelir ve bu harflerin tasavvufî anlamları üzerinde durulurs.133. Hac, Hakikat-i İlâhiye'de Cemalullah'ı seyretmek olarak tanımlanırken, umre Hakikat-i Muhammediye'de Cemalullah'ı seyretmek olarak açıklanırs.9, s.11. Bu bağlamda, ayetin çağrısı sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda ruhsal bir arayış ve Hak'ka doğru bir yöneliştir. Bir kimse bâtınen bu hale gelmedikçe gönül haccının davetine muhatap olamaz; ancak zâhiren yapılan hac, kişinin mertebesi itibarıyla geçerlidirs.118. Ayetlerin her birinin ef’al, esmâ, sıfat ve zât mertebelerinden izahları olduğu belirtilir ve bazı tefsirlerin bu derinliklere inmekte zorlandığı ifade edilirs.73.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 1, 9, 11, 73, 118, 133 · K1, s. 171
Hac Suresi'nin ilk ayetleri ne hakkında bilgi verir?⌄
Hac Sûresi'nin ilk ayetleri, kıyamet gününün dehşetinden ve o gün yaşanacak sahnelerden bahseder. Sûre, adını hac ibadetinden alsa da, ilk bölümlerinde özellikle kıyamet ve helâk edilmiş eski toplumlara dair uyarılar içerir. Bu durum, sûrenin Mekke döneminde inen ayetlerinin ağırlıklı olmasıyla ilişkilidir ve Allah'ın birliğine, kudretine ve ahiret inancına vurgu yapars.4, s.56.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 4, 56
›Ayrıntı
Hac Sûresi, adını hac ibadetinden almasına rağmen, ilk ayetlerinde kıyamet gününün dehşetini ve o gün yaşanacak sahneleri konu edinirs.4. Bu ayetler, genellikle Mekke döneminde inmiş olup, nüzûl sırası itibarıyla 103. sûre olarak kabul edilirs.8. Sûrenin bu erken ayetlerinde cihattan ve helâk edilmiş eski toplumlardan da söz edilmektedirs.4. Özellikle sûre-i Hac'ın 22/11. ayetinde, "Dünyada ve ahirette hasir oldular; işte bu apaçık ziyandır" ifadesiyle, kıyamet günündeki kayıplara ve ziyanlara dikkat çekilirs.56. Bu durum, sûrenin başlangıcında Allah'ın birliğini (ahadiyyet) ve kimseye muhtaç olmama (samediyyet) sıfatlarını hatırlatarak, insanların Allah'a yönelmesi (hac-ı bâtın) gerektiği mesajını pekiştirirK1. Sûrenin bu yapısı, hem nâsih hem mensuh, hem muhkem hem müteşâbih ayetleri içermesiyle de dikkat çekicidirs.5. Bu çeşitlilik, sûrenin farklı dönemlerde ve farklı koşullarda inen ayetleri barındırmasından kaynaklanır; kısmen gece kısmen gündüz, kısmen seferde kısmen hazarda, bir kısmı Mekke'de bir kısmı Medine'de, bir kısmı savaş sırasında, bir kısmı barış döneminde inmiştirs.5.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 4, 5, 8, 56 · K1
Eserde 'ölüm' nasıl açıklanır?⌄
Tasavvufta ölüm, yok oluş değil, bir hâlden başka bir hâle geçiş, bir mertebeden diğerine nakil ve Hakikat'e vuslat olarak açıklanır. Bu anlayış, hem fiziksel ölümü hem de sâlikin nefsini terbiye ederek mânevî mertebeler kat etmesini kapsar. Hac Sûresi'nde belirtildiği üzere, "Bütün nefsler ölümü tadacaktır"s.31 ifadesi, ölümün bir yok oluş değil, bir tatma eylemi olduğunu vurgular. Ölüm, Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı bir hâl olups.28, âşıklar için maşuklarına kavuşma bayramıdırs.89. Hadis-i şerifteki "Ölmeden evvel ölünüz"s.50 emri, tasavvufî ölümün temelini oluşturur ve sâlikin nefsini öldürerek mânevî dirilişe ulaşmasını ifade eder.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 28, 31, 50, 89
›Ayrıntı
Tasavvufta ölüm kavramı çok katmanlı bir şekilde ele alınır. Birinci katman, fiziksel ölüm olup, bu durum yok olmak değil, bir hâlden diğerine geçiştir. "Bütün nefsler ölümü tadacaktır"s.31 ayeti, ölümün bir yok oluş değil, bir tecrübe olduğunu belirtir. Yaşamayan kimsenin tad alamayacağı gibi, ölüm de bir tatma eylemidir ve bu tatma, yaşamın ta kendisidirs.31. Ölüm, Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı bir şeydirs.28 ve Allah'ın varlığında ölüm diye bir şey yoktur; ölüm, sonradan olan, halk edilmiş bir durumdurs.28.
İkinci katman, mânevî ölümdür ki bu, sâlikin nefsi emmare ve levvame ahlaklarından arınarak mânevî mertebelere ulaşmasıdır. "Ölmeden evvel ölünüz"s.50 hadis-i şerifi bu katmanın temelini oluşturur. Bu, kişinin kendi iradesiyle nefsini terbiye etmesi, nefsanî arzularını öldürmesi ve böylece mânevî bir diriliş yaşaması anlamına gelirs.50. Nefsini öldüremeyen kimse, ölümü acı olarak tadacaktırs.31.
Üçüncü katman, ölümün bir vuslat ve bayram olarak idrak edilmesidir. Âşıklar için ölüm, maşuklarına kavuşma bayramıdırs.89. Ölümün vukuunu haber veren sesler, bayram davulu mesabesindedirs.89. Evliyaullah ölmezler, bilakis bir diyardan başka bir diyara nakil ederlers.47. Bu, ölümün bir son değil, yeni bir başlangıç, Hakk'a yakınlaşma ve O'nunla buluşma anı olduğunu gösterir.
Dördüncü katman, cehaletten ilme geçiş olarak ölümdür. "Ölü idi biz onu dirilttik"s.34 ayeti, cehaletle ölü olan bir kişinin ilimle diriltilmesini ifade eder. Kişi kendini tanıyamaz ve bilemezse, fiziken hayatta olsa bile manen ölü hükmündedirs.32, s.34. Bu durum, kişinin içindeki nuru ortaya çıkarmak için belirli çalışmalar yapması gerektiğini vurgulars.34. Cennet ve cehennem ehlinin ölümün ne olduğunu bilmesi, hepsinin başından bir ölüm geçmesiyle açıklanırs.29. Kıyamet sonrası cennet ve cehennem ehli için ölümün artık olmayacağı belirtilir; zira ölüm, cennetle cehennem arasında boğazlanmıştırs.30.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 28, 29, 30, 31, 32, 34, 47, 50, 89
Hac Suresi 18. ayetinde geçen 'secde' nasıl yorumlanır?⌄
Hac Suresi'nin 18. ayetinde geçen "secde" kavramı, Allah'a karşı mutlak bir teslimiyet ve boyun eğmeyi ifade eder. Bu ayet, göklerde ve yerde bulunan tüm varlıkların –güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu dâhil– Allah'a secde ettiğini belirtirs.71. Tasavvufî açıdan bu secde, sadece fiziksel bir eğilme olmayıp, aynı zamanda varoluşun her zerresinin Allah'ın iradesine ve kudretine boyun eğmesi, O'na muhtaç olması ve O'nun azameti karşısında acziyetini idrak etmesi şeklinde yorumlanır. Ayet, Allah'ın dilediğini yapma gücünü vurgulayaraks.71, O'na secde etmeyenlerin ise azabı hak ettiğini ifade eder.
Kaynaklar: Hac Suresi — s. 71
›Ayrıntı
Hac Suresi'nin 18. ayeti, "Elem tera ennallâhe yescudu lehû men fis semâvâti ve men fil ardı veş şemsu vel gameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devâbbu ve kesîrum minen nâs, ve kesîrun hakka aleyhil azâb, ve mey yuhinillâhu femâ lehû mim mukrim, innallâhe yef'alu mâ yeşâ'" şeklinde olup, Türkçe mealiyle "Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ederler. İnsanlardan birçoğu da secde ederler. Birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah kimi alçaltırsa, onu yüceltecek yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar" şeklindedirs.71, s.72. Bu ayet, Allah'ın mutlak egemenliğini ve tüm varlıkların O'na olan bağımlılığını gözler önüne serer. Secde, burada sadece namazdaki fiziksel bir eylemden öte, kozmik bir teslimiyet halini ifade eder. Güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve hayvanların secde etmesi, onların kendi varoluşsal işlevlerini Allah'ın koyduğu yasalara uygun olarak yerine getirmeleri, yani kudretine boyun eğmeleri anlamındadır. İnsanlar için ise bu secde, hem iradî bir teslimiyet hem de varoluşsal bir bağımlılıktır. Ayet, insanların bir kısmının bu teslimiyeti bilinçli olarak gerçekleştirdiğini, bir kısmının ise Allah'ın azabını hak ettiğini belirtirs.71, s.72. Bu durum, samediyyet kavramıyla da ilişkilendirilebilir; zira samediyyet, Allah'ın kimseye muhtaç olmaması, her şeyin O'na muhtaç olması ve O'na yönelmesi halidirK1. Dolayısıyla, Hac Suresi'ndeki secde, varlıkların Allah'a olan ihtiyaçlarını idrak etmeleri ve O'nun azameti karşısında acziyetlerini kabul etmelerinin bir tezahürüdür. Bu ayet, aynı zamanda Hac Suresi'nin genel teması olan kıyamet gününün dehşetinden, cihattan ve helak edilmiş eski toplumlardan bahseden konularla da bağlantılıdır, zira tüm bu olaylar Allah'ın mutlak kudretinin ve iradesinin bir göstergesidirs.4.
Kaynaklar: Hac Suresi — s. 4, 71, 72 · K1, s. 211
Bu tefsir sadece hac ibadetini mi anlatır?⌄
Hac Sûresi, adını hac ibadetinden alsa da, içeriği sadece bu ibadetle sınırlı değildir. Sûre, kıyamet gününün dehşetinden, cihattan, helâk edilmiş eski toplumlardan, Allah'ın varlık ve birliğini gösteren delillerden bahseders.4-5. Tasavvufî açıdan bakıldığında, sûre ibadetlerin zahirî ve bâtınî mertebelerini, özellikle de Allah'ın adının çokça anılmasının önemini vurgular. Bu bağlamda, namaz ve diğer ibadetlerin temelinde Allah'ı yüceltme (tekbir) emri yer alır ve bu emir tevhid inancının bir parçasıdırs.157. Sûre, iman, şirk, ibadet ve cihad gibi konuları hicret, savaş ve hac çerçevesinde ele alarak, müslümanları güçlü bir birlik oluşturmaya ve kader birliği yapmaya teşvik eders.5.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 4, 5, 157
›Ayrıntı
Hac Sûresi, ismini hac ibadetinden almasına rağmen, içeriği itibarıyla çok daha geniş bir yelpazeyi kapsar. Sûre, kıyamet gününün dehşet verici sahnelerini, cihadın önemini ve geçmişte helâk olmuş toplumların ibretlik kıssalarını ele alırs.4. Ayrıca, Allah'ın evrendeki varlık ve birliğini gösteren deliller üzerinde düşünme fırsatları sunars.5. Tasavvufî tefsirlerde, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerin sadece fiiller mertebesiyle sınırlı kalmayıp, esmâ, sıfat ve zât mertebelerinden de izahları olduğu belirtilirs.73. Bu durum, Hac Sûresi'nin de sadece zahirî bir ibadeti anlatmakla kalmayıp, daha derin mânevî anlamlar taşıdığını gösterir.
Sûre, iman, şirk, ibadet ve cihad gibi temel İslâmî konuları üç ana çerçevede inceler: hicret, savaş ve hac. Bu üç kavramın ortak noktası, insanın yerini yurdunu terk etmesi, çeşitli zorluklara katlanması ve aynı inancı paylaşanlarla kader birliği yapmasıdırs.5. Bu kader birliği, millet ve ümmet olmanın, güçlü bir toplum haline gelmenin temel şartı olarak vurgulanır. Sûre, hicret öncesinde inmeye başlamış olup, müslümanları güçlü bir birlik oluşturmaya ve hicret sonrasında kurulacak devlete hazırlama amacı taşırs.5. İbadetlerin temelinde ise Allah'ın adını yüceltme (tekbir) emri yer alır. Bu emir, peygamberliğin ilk günlerinde nâzil olan ayetlerde de geçer ve tevhid inancının ayrılmaz bir parçasıdırs.157. Mescidlerin "Allah'ın adının çok anıldığı yer" olarak nitelendirilmesi, İslâm'ın emrettiği ibadetlerden asıl maksadın Allah'ın adının çokça anılması olduğunu vurgulars.171. Bu bağlamda, Hac Sûresi sadece bir ibadetin detaylarını değil, aynı zamanda İslâm toplumunun oluşumu, mânevî derinliği ve Allah ile olan ilişkinin tüm boyutlarını ele alan kapsamlı bir sûredir.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 4, 5, 73, 157, 171
Hac Suresi 46. ayetindeki 'kör gözler' ifadesi ne anlama gelir?⌄
Hac Suresi 46. ayetindeki "kör gözler" ifadesi, tasavvufî bağlamda fizikî gözlerin değil, sînelerdeki kalplerin körlüğünü ifade eder. Bu ayet, "fe-innehâ lâ ta'me'l-ebsâr velâkin ta'me'l-kulûbu'l-letî fî's-sudûr" (gözler değil, sînelerdeki kalpler kör olur) şeklinde geçmekte olup, tasavvufta kalp gözü (basîret) kavramının temel dayanaklarından biridirK1. Ayet, dışsal görmenin ötesinde, hakikatleri idrak etme yeteneğinden mahrum kalmayı, yani mânevî körlüğü vurgular. Molla Câmi örneğinde olduğu gibi, fizikî gözleri kapalı olan bir çocuğun bile Ayet-el Kürsî ile şifa bulması, asıl görme yeteneğinin kalpte olduğuna işaret eders.45.
Kaynaklar: K1, s. 46 · Hac Sûresi — s. 45
›Ayrıntı
Hac Suresi 46. ayetinde geçen "kör gözler" ifadesi, tasavvufî anlayışta, dış dünyayı algılayan fizikî gözlerin körlüğünden ziyade, kalbin hakikatleri idrak edememesini, yani basîret körlüğünü anlatırs.175. Bu durum, Kur'an'ın başka ayetlerinde de "onların gözleri kördür kulakları sağırdır onların akılları da yoktur" (Bakara, 2/171) ve "Ne var ki, yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalpler de körelir" (Hac, 22/46) şeklinde vurgulanırs.177. Tasavvufta kalp gözü veya basîret, sâlikin görünmeyeni gören iç görüş melekesidirK1. Bu meleke, fizikî gözün sınırlarının ötesindeki hakikatleri — Hakk'ı, esmâî tecellîleri, gayb âlemini — görme yeteneğidirK1.
Ayet, insanın yüzünü ve başını elbiselerle sarıp sarmalaması durumunda, gözü olduğu halde görme halini devre dışı bırakıp görmekten kastedileni görmez bir hale gelmesine benzetilirs.175. Bu benzetme, insanın kendi iradesiyle veya gafletiyle kalbini hakikatlere kapatmasını ifade eder. Kalp gözünün açılması için tezkiye (kalbin kötü huylardan arınması) ve zikr-i kesîr (kalbin Hakk'la sürekli bağ halinde olması) gibi şartlar bulunurK1. Kalp gözü, sâlikin nefsinin perdelerinin incelmesiyle başlayan bir uyanış kademesinden, hakikatleri doğrudan idrak ettiği keşf kademesine, ardından Hakk'ı esmâ ve sıfatlarıyla kalbinde gözlemlediği müşâhede kademesine ve nihayetinde kendi görüşünden fânî olduğu fenâ kademesine kadar mertebeli bir şekilde açılırK1. Dolayısıyla, Hac Suresi 46. ayetindeki "kör gözler" ifadesi, mânevî idrakten yoksun kalmayı, yani kalp gözünün kapalı olmasını anlatır.
Kaynaklar: Hac Sûresi — s. 175, 177 · K1, s. 46