
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın Hicr Sûresi tefsiri nasıl bir eserdir?⌄
Terzibaba'nın Hicr Sûresi tefsiri, Terzibaba Necdet Ardıç'ın "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisinin bir parçası olan, i'şârî bir tefsir eseridir. Muharrem Avan'ın da katkılarıyla, Terzibaba'nın sohbetleri ve eserleri ana kaynak olarak kullanılarak kaleme alınmıştırs.3. Bu tefsir, Kur'ân'ın 15. sûresi olan Hicr Sûresi'nin 99 ayetini, özellikle Mekke döneminde Hz. Peygamber'e ve Müslümanlara yapılan baskıların şiddetlendiği bir dönemde nazil oluş hikmetini ve sûrenin temel konularını irfanî bir bakış açısıyla ele alırs.4, 8. Eser, Kur'ân'ın ilahi muhafaza altında olduğunu vurgulayarak, Hakk'ın galip geleceği müjdesini verir ve önceki peygamberlerin kıssaları üzerinden Hakk ile batıl mücadelesini gözler önüne serers.8.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 3, 4, 8
›Ayrıntı
Terzibaba'nın Hicr Sûresi tefsiri, Terzibaba Necdet Ardıç'ın başlattığı ve mânevî evlatlarına tevdi ettiği "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisinin 15. sûresini oluşturan bir çalışmadırs.2. Bu seri, Terzibaba'nın 50'yi aşkın sûrenin i'şârî tefsirini kaleme alarak oluşturduğu eşsiz bir hazinenin devamı niteliğindedirs.2. Eserin yazımında, Terzibaba'nın kitapları ve sohbetleri ana kaynak olarak kullanılmış, Muharrem Avan gibi isimler de bu geleneğin devamında önemli rol oynamıştırs.3, Muharrem Avan. Hicr Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 15. sûresi olup 99 ayetten oluşur ve Mekke döneminde, Hz. Peygamber'e ve Müslümanlara yönelik baskıların yoğunlaştığı bir zamanda nazil olmuşturs.4. Sûre, ismini 80. ayetinde geçen "hicr" kelimesinden alır ve bu kelime "engellemek", "yasaklamak", "ayırmak" ve "korumak" gibi lügat anlamlarına sahiptirs.4, 7. Tefsir, sûrenin nüzul sebebini ve konularını ele alırken, müşrikleri ikaz etmekle başlar, önceki peygamberlere de benzer tavırların sergilendiğini haber vererek Hz. Peygamber'i teselli eders.8. Kur'ân'ın ve onu tebliğ edenin ilahi muhafaza altında olduğunu, neticede Hakk'ın galip geleceğini müjdelers.8. Ayrıca, Lût (a.s.), Eyke ve Hicr halkı kıssalarını özetleyerek Hakk ile batıl arasındaki mücadeleyi gözler önüne serers.8. Eser, Kur'ân'ın ehemmiyetine, Resûlullah'ın vazife ve mesuliyetine dikkat çekerek, son nefese kadar kulluk telkiniyle tamamlanırs.8. Tefsirde, Âdem'e ruh üflenmesi ve meleklere secde emri gibi konular da işlenirs.47. İbrahim (a.s.)'a gelen misafirlerin kıssası da detaylı bir şekilde yorumlanır, "dayfi ibrâhîm" terkibinin "Zât tarafından İbrahim'e gönderilen elçiler" anlamına geldiği belirtilirs.109, 110.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 2, 3, 4, 7, 8, 47, 109, 110
Hicr Sûresi genel olarak ne anlatır?⌄
Hicr Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 15. sûresi olup, Mekke döneminde Hz. Peygamber'e ve Müslümanlara yönelik baskıların yoğunlaştığı bir süreçte nâzil olmuştur. Sûre, Allah Teâlâ'nın birliğini, Kur'ân'ın ilâhî kaynağını ve peygamberlik müessesesini vurgulayarak, inkârcıları uyarmayı ve müminleri teselli etmeyi amaçlar. Temel olarak, önceki kavimlerin kıssaları aracılığıyla Hakk ile bâtıl arasındaki mücadeleyi gözler önüne serer ve son nefese kadar kulluk bilincini telkin eders.5. Ayrıca, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve günahları bağışlayıcılığını belirtirken, günah ve azgınlıkta ısrar edenlere dünyada ve ahirette azap edeceğini de bildirirs.119.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 5, 119
›Ayrıntı
Hicr Sûresi, 99 âyetten oluşur ve adını 80. âyette geçen "hicr" kelimesinden alırs.4. Sûrenin ana temaları arasında, Resûlullah (s.a.v.)'in davetini kabul etmeyen, onu inkâr eden ve alay eden Mekkeli müşrikleri ikaz etmek bulunur. Sûre, önceki peygamberlere de benzer tavırların sergilendiğini haber vererek Hz. Peygamber'i teselli eder ve Kur'ân'ın ilâhî koruma altında olduğunu, neticede Hakk'ın galip geleceğini müjdelers.5.
Sûre, Allah Teâlâ'nın çamurdan insan yaratmasını, Âdem'e ruhundan üflemesini ve meleklere secde etmelerini emretmesini anlatır; İblis'in secde etmekten kaçınması da bu bağlamda yer alırs.47. Ayrıca, Lût (a.s.), Eyke ve Hicr halkı gibi helak olan kavimlerin kıssalarını özet biçimde sunarak, haddi aşanların Cenâb-ı Hakk'ın gazabına uğradığını gösterirs.5, 119. Örneğin, "Ashâbü'l-Hicr" olarak zikredilen Hicr halkı, Semûd kavmidir ve "Hicr" yaşadıkları yerin adıdırs.134. Bu kıssalar, ehl-i imanın ödüllendirileceği ve ehl-i küfrün cezalandırılacağı temasını işlers.110. Sûre, Kur'ân'ın ehemmiyetine ve Resûlullah'ın vazife ve mesuliyetine dikkat çekerek, son nefese kadar kulluk telkiniyle tamamlanırs.5. "Hicr" kelimesi lügatte "engellemek", "yasaklamak", "ayırmak" ve "korumak" anlamlarına gelir ve Kur'ân'da farklı bağlamlarda kullanılmıştır; örneğin, Furkan Sûresi'nde cennetin müşriklere yasak olduğunu vurgulamak için "hicran mahcûrâ" şeklinde geçers.4, 7.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 4, 5, 7, 47, 110, 119, 134
Hicr Sûresi 9. ayetinin tefsiri nedir?⌄
Hicr Sûresi'nin 9. âyeti, Kur'ân-ı Kerîm'in ilâhî koruma altında olduğunu ve bu korumanın Hakk tarafından bizzat üstlenildiğini beyân eder. Bu âyet, Hz. Peygamber'e ve Müslümanlara yapılan baskıların şiddetlendiği Mekke döneminde nâzil olmuş, Kur'ân'ın ilâhî menşeini ve muhâfazasını vurgulayarak onları tesellî etmiştir. Âyet, Kur'ân'ın hem hikmetli hem de muhkem kılınmış bir kitap olduğunu, yani âyetlerinin ilâhî bir kaynaktan geldiğini ve insânî idrâk seviyesine indirilerek açıklandığını da ifâde eders.12.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 12
›Ayrıntı
Hicr Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 15. sûresi olup 99 âyetten müteşekkildir. Mekke döneminde, Hz. Peygamber'e ve Müslümanlara yönelik baskıların arttığı bir zamanda nâzil olmuşturs.4. Sûre, Resûlullâh'ın dâvetini kabul etmeyen, onu inkâr eden ve alay eden Mekkeli müşrikleri îkâz etmekle başlar. Önceki peygamberlere de benzer tavırların sergilendiğini haber vererek Hz. Peygamber'i tesellî eders.5. Bu bağlamda, 9. âyet, Kur'ân'ın ve onu teblîğ edenin ilâhî muhâfaza altında olduğunu, netîce itibâriyle Hakk'ın gâlip geleceğini müjdelers.5. Yûnus Sûresi'nin 10. âyetinde de belirtildiği gibi, Kur'ân "hikmetli kitâbın" âyetleridir, bu da âyetlerin hem hikmetli oluşuna hem de muhkem kılınmış oluşuna işârettir. Bakara Sûresi 2/269'da "kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir" buyrulması, hikmetin önemini vurgular. Hûd Sûresi'nin 11. âyeti ise, Kur'ân'ın "Hakîm ve Habîr olan tarafından, âyetleri muhkem kılınmış, sonra ayrıntılandırılmış (açıklanmış) bir kitap" olduğunu belirtir. Bu durum, âyetlerin muhkem olmasının kaynağının ilâhî oluşuna, tafsîl edilmiş olmasının ise insânî idrâk seviyesine indirilmiş olmasına delâlet eders.12. Dolayısıyla, Hicr Sûresi'nin 9. âyeti, Kur'ân'ın ilâhî kökenini, korunmuşluğunu ve insan idrâkine uygun bir şekilde açıklanmış olmasını vurgulayarak, müminlere güven ve tesellî verir.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 4, 5, 12
Hicr Sûresi'nin başındaki 'Elif, Lâm, Râ' harflerinin anlamı nedir?⌄
Hicr Sûresi'nin başındaki 'Elif, Lâm, Râ' harfleri, tasavvufî açıdan Kur'ân-ı Kerîm'in sırrî kelimelerinden olup, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimelerdir. Bu harfler, Ahadiyyet mertebesinden başlayıp Ulûhiyyet, Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet hakikatlerine uzanan ilâhî nüzûl seyrini temsil eder. Elif, Ahadiyyet mertebesinin sembolü ikens.9, Lâm, Lâhut-Ulûhiyyet mertebesini ve ilâhî hakikatlerin tenezzülünü, aynı zamanda kulun Allah'a yükselişini (urûc-mi'râc) ifade eders.10. Râ ise Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet hakikatlerini anlatır, gayriyyet'in başlangıcını ve rahmetin tezahürünü simgelers.10. Bu harfler, âlemlerin kaynağının neresi olduğunu ve nasıl bir seyir üzere oluştuğunu gösteren bir anahtar olarak kabul edilirs.10.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 9, 10
›Ayrıntı
Hurûf-u Mukatta'a olarak bilinen bu harfler, tasavvufta Kur'ân'ın özünü, ruhunu ve tüm mânâsını içeren Zâtî ve ilâhî harflerdirs.8. Klasik akâid ve fıkıh âlimleri bu harfleri "Allah'ın sırrı, mânâsı bilinmez" diyerek te'vîlden kaçınırken, tasavvuf bu harflere çok katmanlı bâtınî yorumlar getirirK1. Elif harfi, vahyin ilk harfi olmasının yanı sıra "Ahad", "Allah", "Âdem", "İnsan", "İman", "İkan", "İlim" gibi önemli kelimelerin de ilk harfidir ve şekliyle ilâhî daveti çağrıştıran cami minaresine benzetilirs.10. Lâm harfi, ilâhî hakikatlerin tenezzülü ile kulun Allah'a yükselişi arasında bir köprü vazifesi görür; Elif-Lâm olarak okunduğunda ilâhî hakikatlerin inişini, Lâm-Elif olarak okunduğunda ise kulun Allah'a doğru seyrini temsil eders.7. Râ harfi, Rahmâniyyet ve Rubûbiyyet hakikatlerini ifade ederken, gayriyyet'in (ben ve sen anlayışının) ilk başlangıcını ve rahmet ile terbiye ediciliğin tezahürünü simgelers.10. Bu üç harfin birleşimi olan "Elif Lâm Râ", Ahadiyyet'ten başlayan ilâhî nüzûl seyrinin Ulûhiyyet'e, oradan Rahmâniyyet'e, Rubûbiyyet'e ve nihayetinde âlem-i şehâdete ulaşarak "mübîn" yani "apaçık" olmasını gösteren bir anahtardırs.10. Bu harflerin ebced değeri toplamı olan 231'in tekraren toplanmasıyla elde edilen 6 sayısı, "Elif Lâm Râ"nın her cihette zuhurlarını ifade ederken, 231'in başındaki 2'nin zahir ve bâtın olarak ayrılmasıyla kalan 31'in tersi olan 13, Hakîkat-i Ahadiyyet'ül Ahmediyye mertebesine işaret eders.11. Ayrıca, "Elif Lâm Râ" ile başlayan altı surenin sıra numaralarının toplamı olan 75'in rakamları toplamı olan 12, Hakîkat-i Muhammedî ve İnsan-ı Kâmil mertebesinin rumuzudurs.12. Bu harfler, ilâhî kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in maddî ve mânevî varlığını muhafaza eden ilâhî nur sütunlarıdır ve aslının bozulması mümkün değildirs.8.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 7, 8, 10, 11, 12 · K1, s. 5
Hicr Sûresi 29. ayetindeki 'ona ruhumdan üfledim' ifadesi nasıl yorumlanır?⌄
Hicr Sûresi 29. ayetindeki "ona ruhumdan üfledim" ifadesi, tasavvufî açıdan insanın aslî ruhânî yapısının ilâhî kaynaklı olduğunu ve bu üflemenin maddî bir fiil değil, Hakk'ın Rubûbiyyet mertebesinden bir tecellî olduğunu gösterir. Bu ifade, Âdem'e üflenen Rûh-u Sultânî'ye işaret eder ve her insanın "rûhullâh" bir ciheti olduğunu, yani Allah'ın ruhundan bir parça taşıdığını belirtir. Cüzz'de küll'ün tecellî etmesi anlamında kullanılan bu kinaye, rûhun Hakk'ın gayrı olmadığını ve insanın ilâhî bir akrabalığa sahip olduğunu vurgulars.50, s.53; K1-131.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 1, 50, 53, 131
›Ayrıntı
Hicr Sûresi 29. ayetindeki "ona ruhumdan üfledim" ifadesi, tasavvufta insanın yaratılışındaki ilâhî sırrı ve rûhun mâhiyetini açıklayan temel referanslardan biridir. Bu ayet, Allah Teâlâ'nın Âdem'i çamurdan halk ettikten sonra ona kendi ruhundan üflemesini anlatırs.47, s.50. Bu üfleme, maddî bir fiil olarak değil, kinaye yoluyla açıklanır; zira Allah Teâlâ'nın dışında bir mahal olmadığı için maddî anlamda bir üfleme söz konusu olamaz. Buradaki üfleme, "cüzz'de küll'ün tecellî etmesi" manasına gelir; yani rûh Hakk'ın gayrı olmadığından, cüzz de küll'den ayrı olmazs.53. Bu durum, insanın aslî ruhânî yapısının ilâhî kaynaklı olduğunu ve "Rûh-u Sultânî" olarak adlandırılan bu rûhun Rubûbiyyet mertebesinden bir tecellî olduğunu gösterirs.50. Tasavvufta bu ifade, her insanın "rûhullâh" bir ciheti olduğunu, yani Allah'ın ruhundan bir parça taşıdığını belirtirK1. İsrâ Sûresi 17/70'te geçen "ve andolsun ki Âdemoğlunu kerem sahibi kıldık" ayeti de bu hakikati destekler niteliktedirs.42. Rûh, insanın aslî hakikati olarak ele alınır ve İsrâ 85'teki "rûh Rabbimin emrindendir" ayetiyle mâhiyetinin akıl ile çözülemeyecek sırrî bir yönü olduğu vurgulanırK1. Bu üfleme, Âdem'in ilmî ve ruhânî programının faaliyet sahasına gelişi olarak da yorumlanırs.10.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 10, 42, 47, 50, 53 · K1, s. 48, 131
Hicr Sûresi 87. ayette geçen 'Seb'u'l-Mesânî' nedir?⌄
Hicr Sûresi'nin 87. âyetinde geçen "Seb'u'l-Mesânî" ifadesi, lügat anlamıyla "tekrarlanan yedi" demektir ve Fâtiha Sûresi'ni işaret eder. Bu yedi, Fâtiha'nın yedi âyetini ifade ederken, "tekrarlanan" denmesinin sebebi ise namazın her rekâtında okunmasıdır. Bazı müfessirler bu ifadeyi "iki defa tekrarlanan yedi" olarak da yorumlamışlardırs.140. Bu, Kur'ân-ı Kerîm'in ve Fâtiha'nın ehemmiyetini vurgulayan bir ilâhî beyandır.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 140
›Ayrıntı
"Seb'u'l-Mesânî" kavramı, Hicr Sûresi'nin 87. âyetinde "Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel kur’ânel azîm" şeklinde geçmektedirs.139. Bu âyet, Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Peygamber'e Fâtiha Sûresi'ni ve Kur'ân-ı Azîm'i verdiğini bildirmektedir. Tasavvufî bir bakış açısıyla, Fâtiha'nın bu şekilde özel olarak zikredilmesi, onun Kur'ân'ın özeti ve bütün ilâhî kelâmın açılışı olmasıyla ilişkilendirilebilir. Tıpkı besmelenin "bütün ilâhî kelâmın özeti" sayılması gibiK1, Fâtiha da Kur'ân'ın özeti olarak kabul edilir. "Tekrarlanan" vasfı, Fâtiha'nın namazda sürekli okunmasıyla birlikte, aynı zamanda ilâhî hakikatlerin tekrar tekrar tecellî etmesine de bir işaret olabilir. Bu durum, sâlikin zikrî esmâları tekrar etmesiK1 gibi, hakikatlere vuslat yolunda tekrarın önemini de düşündürebilir. Fâtiha'nın yedi âyeti, aynı zamanda kâinatın ve insanın yaratılışındaki yedi mertebe veya yedi hakikatle de ilişkilendirilebilir, ancak verilen kaynaklarda bu yönde bir açıklama bulunmamaktadır.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 139 · K1, s. 23, 223
Eserde hangi kaynaklardan faydalanılmıştır?⌄
Eser, Terzi Baba'nın kendi kitapları ve sohbetleri temel alınarak oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra, tasavvuf literatürünün önde gelen eserleri olan Mesnevî-i Şerîf, Fusûsu'l-Hikem, İnsân-ı Kâmil ve Tedbirât-ı İlâhiyye'nin Ahmed Avni Konuk (r.a.) tarafından yapılmış şerhlerinden faydalanılmıştır. Ayrıca, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, AcikKuran.com sitesindeki yirmi iki meâl ve Hasenât programındaki tefsirler de eserin kaynakları arasında yer almaktadır. Kur'ân ve Hadîs metinleri de eserin ana kaynakları arasında zikredilmektedir.
›Ayrıntı
Eserin teşekkülünde Terzi Baba'nın kendi eserleri ve sohbetleri ana kaynaklar olarak kullanılmıştırs.3. Bu temel kaynakların yanı sıra, tasavvuf ilminin derinliklerine inmek ve meseleleri tahkik etmek amacıyla çeşitli önemli eserlerden istifade edilmiştir. Bu eserler arasında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'i, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i ve Tedbirât-ı İlâhiyye'si ile Abdülkerîm el-Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil'i bulunmaktadır. Bu eserlerin Ahmed Avni Konuk (r.a.) tarafından yapılan şerhleri, eserin ilmî derinliğine katkı sağlamıştırs.3.
Ayrıca, genel İslâmî bilgi ve tefsir alanında Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nden yararlanılmıştırs.3. Kur'ân-ı Kerîm'in farklı yorumlarını sunmak amacıyla AcikKuran.com isimli internet sitesinde bulunan yirmi iki meâl ve Hasenât programının içinde yer alan tefsirlerden de istifade edilmiştirs.3. Eserin genel çerçevesini oluşturan ve tasavvufî yorumların temelini teşkil eden Kur'ân ve Hadîs metinleri de kaynaklar arasında zikredilmiştirs.162. Özellikle Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'ân Dili" adlı eseri, sûrelerin kelime ve harf sayıları gibi konularda esas alınmıştırs.6. Eserde ilim, vehb (Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim), kesb (çalışılarak kazanılan ilim) ve nakil (muhtelif eserlerden, Mesnevî-i Şerîf, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlerden müşâhede ile toplanan ilim) olarak üç ana kategoriye ayrılmıştırs.162. Bu da eserin farklı bilgi edinme yollarını bir araya getirme çabasını göstermektedir.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 3, 6, 162
Bu i'şârî tefsir kimler içindir?⌄
İ'şârî tefsir, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirî anlamlarının ötesindeki bâtınî ve mânevî derinliklere nüfuz edebilen, ilâhî işaret ve tecellîleri kendi nefsinde idrâk ve müşâhede edebilen, böylece Kur'ân'dan ve Cenâb-ı Hakk'ın kâinattaki tüm işaretlerinden azamî derecede faydalanmaya çalışan "mutevessimîn" olarak adlandırılan ârif kullar içindirs.131. Bu kişiler, halk içinde yalnız kalmış, anlaşılamamış "garip"lerdir ve gerçek "zikir" sahibi kimselerdir; onlarda zikir, zâkir ve mezkûr tevhîd olunmuşturs.21. İ'şârî tefsirler, mânevî bir zevk işi olup, herkesin kendi gönül penceresinden bakışını ve anlayışını yansıtır; Kur'ân'ın sonsuz mana derinliklerini belirli bir yorumla sınırlamak mümkün değildirs.3.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 3, 21, 131
›Ayrıntı
İ'şârî tefsir, Kur'ân-ı Kerîm'in sonsuz mana derinliklerine açılan bir kapı olup, özellikle "mutevessimîn" olarak nitelendirilen özel bir zümreye hitap eders.3, 131. "Mutevessimîn" kelimesi, "vesm" kökünden türemiş olup, bir şeyi tanımlayan işaret, iz veya alâmet anlamına gelir; dolayısıyla "mutevessim", işaretlerden ve izlerden anlayan, alâmetleri okuyan kişidirs.130. Bu kimseler, Hakk'ın ârif kullarıdır ve âyetlerin zâhir ve bâtın manalarına nüfuz edebilme kabiliyetine sahiptirler. İlâhî işaret ve tecellîleri kendi nefislerinde idrâk ve müşâhede ederek, Kur'ân'dan ve kâinattaki tüm ilâhî işaretlerden azamî derecede faydalanmaya çalışırlars.131. Bu ârif kullar, sahip oldukları bu ilmi, istidat sahibi kişilere karşılık beklemeden aktarırlars.131. Onlar, halk içinde yalnız kalmış, anlaşılamamış "garip"lerdir ve gerçek "zikir" sahibi kimselerdir; zikir, zâkir ve mezkûr onlarda tevhîd olunmuşturs.21. İ'şârî tefsirler, mânevî bir zevk işi olarak kabul edilir ve her kişinin kendi gönül penceresinden bakışını ve anlayışını yansıtır; bu nedenle Kur'ân'ın manalarını belirli bir anlayışla sınırlamak mümkün değildirs.3. Bu tür tefsirler, Necdet Ardıç'ın "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisi gibi eserlerde Terzi Baba ekolü tarafından kaleme alınmıştırs.2, 5.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 2, 3, 5, 21, 130, 131
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşitlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba), K1-306). Kendisi, tasavvuf serisi içinde yazılan Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerinin yazarı Abdürrezzak Tek ile Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerinin yazarı Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müelliflerin de riyasetinde bulunduğu bir ekolün kurucusudur (Abdürrezzak Tek, K1-306; Terzi Oğlu Cem Cemâlî, K1-306).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşittir (Necdet Ardıç (Terzibaba), K1-306). Onun irfan geleneğini modern döneme taşıyan çalışmaları, tasavvufun anlaşılması ve yaygınlaşmasında kilit rol oynamıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba), K1-306). Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli yapıtlar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba), K1-306). Ayrıca, Necm (Yıldız) Sûresi üzerine de bir çalışması mevcutturs.161, 162, 168.
Necdet Ardıç, sadece kendi eserleriyle değil, aynı zamanda etrafında oluşturduğu bir ekolle de tanınır. Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler, onun riyasetinde tasavvuf serisi içinde çeşitli sûre tefsirleri kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek, K1-306; Terzi Oğlu Cem Cemâlî, K1-306). Bu durum, Necdet Ardıç'ın tasavvufî düşüncesinin geniş bir alana yayıldığını ve yeni eserlerin üretilmesine ilham kaynağı olduğunu göstermektedir. Kendisinin divanları da bulunmaktadır; Necdet Divanı ve Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim) bu divanlar arasındadırs.161, 162, 169. Necdet Ardıç'ın tasavvuf anlayışı ve seyr-ü sülûk mertebeleri üzerine ilahiyat tezleri de yazılmıştırs.161.
Kaynaklar: Hicr Sûresi — s. 161, 162, 168, 169