İçeriğe atla
Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü kapak gorseli

Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü

Terzibaba - Necdet Ardıç

117 sayfa~176 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcetasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba - Necdet Ardıç (Yazar)Tasavvuf (Kategori)İslami Eserler (Genel Kategori)Dini Edebiyat (İlgili Alan)Ahlaki Öğütler (İçerik Teması)Halk Bilgeliği (İçerik Teması)Sufi Hikâyeleri (İlgili Tür)Vecize (İçerik Formu)Atasözü (İçerik Formu)Türk Edebiyatı (İlgili Alan)

Sıkça Sorulan Sorular

Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü kitabı ne anlatıyor?

Nusret Tura Uşşakî'nin "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı eseri, özlü sözler, nasihatler ve hikâyeler aracılığıyla okuyucuya tasavvufî ve ahlakî hakikatleri sunmayı amaçlayan bir derlemedir. Kitap, sözlerin özlüsüne "vecize" dendiğini belirtir ve Kur'ân-ı Kerîm'i "en büyük vecizeler kitabı" olarak tanımlar1. Eser, okuyucuların ruhunda iz bırakan kısımları toplayarak, insanı sonsuzluğa götüren ve hayreti artıran zevkleri paylaşmayı hedefler1.

Ayrıntı

"Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü", M. Nusret Tura Uşşakî tarafından kaleme alınmış ve 1964 yılında İstanbul'da Garanti Matbaası ile Yeni Savaş Matbaası tarafından basılmıştır1. Kitap, yazarın diğer eserleri arasında "Karagün Dostuyum" serisinin bir parçası olarak yer alır1. Eserin temel amacı, "vecizeler, nasihatlar, hikâyeler, ata sözleri" aracılığıyla okuyuculara yol göstermektir1.

Yazar, vecizelerin "az kelime ile çok mâna ifade eden" sözler olduğunu belirtir ve Latince'deki "lakonik" ile Arapça'daki "sehli mümteni" kavramlarına atıfta bulunur1. Bu bağlamda, Kur'ân-ı Kerîm'i "en büyük vecizeler kitabı" olarak gösterir; onun kolay görünmesine rağmen eşinin yazılamayacağını ve akıl ile zekâ işi olmadığını vurgular1. Kitap, okuyucuların ruhunda iz bırakan, insanı sonsuzluğa götüren ve hayreti artıran sözleri bir araya getirerek müşterek zevkleri paylaşmayı amaçlar1. Ayrıca, Kur'ân-ı Kerîm'in peygamberlerin hayat hikâyeleriyle anlatmak istediği hakikatlere değinerek, olgunluk yolunda yürüyen bir insanın da bu mertebelerden geçerek son Peygamber'in huzuruna yükselebileceğini ve kâinatın yaratılış hikmetinin olgun bir insan yetiştirmek olduğunu ifade eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 1, 2, 4, 115, 119
Kitabın yazarı Terzibaba mı, Nusret Tura mı?

"Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı kitabın yazarı Nusret Tura'dır. Kitabın ön sözünde ve iç sayfalarında açıkça belirtildiği üzere, eser Uşşâkî geleneğinin önemli isimlerinden Nusret Tura'ya aittir ve Necdet Ardıç (Terzibaba) tarafından hazırlanan "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" kapsamında yayımlanmıştır1. Necdet Ardıç, bu eseri "Efendi Babamızın eserlerinin daha çok kimseler tarafından istifade edilmesini sağlamak için" hazırladığını ifade etmektedir1. Dolayısıyla Terzibaba, kitabın yazarı değil, Nusret Tura'nın eserlerini derleyip yayımlayan kişidir.

Ayrıntı

Kitabın künye bilgilerinde ve ön sözünde yer alan ifadeler, eserin müellifinin kim olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kitabın başlığının hemen altında "Yazan: Nusret Tura UŞŞAKÎ" ibaresi bulunmaktadır1. Ayrıca, eserin "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" içinde yer aldığı belirtilmiştir1. Bu durum, Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) serinin editörü veya hazırlayıcısı olduğunu göstermektedir. Kitabın ön sözünde Necdet Ardıç, "Muhterem okuyucularımız. M. Nusret Tura Uşşaki Hz. Efendi Babamızın eserlerinin daha çok kimseler tarafından istifade edilmesini sağlamak için çalışmalar yapmaktayız" diyerek, kendisinin Nusret Tura'nın eserlerini yayına hazırlayan kişi olduğunu açıkça ifade etmiştir1. Kitabın çeşitli yerlerinde "Nusret babamızın uzun emekleri neticesinde, oluşturduğu bu eserini, kardeş ve evlâtlarımıza tanıtıp, istifadelerine sunmak, bizim için bir vazife idi" gibi ifadeler de Nusret Tura'nın müellifliğini pekiştirmektedir1. Necdet Ardıç'ın Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olduğu ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıdığı bilgisi de, onun bu tür derleme ve yayın çalışmalarını üstlenmesinin doğal olduğunu göstermektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Dolayısıyla, Nusret Tura eserin yazarı iken, Necdet Ardıç (Terzibaba) bu eserin gün yüzüne çıkarılmasında ve okuyucuya ulaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 1, 117
Vecize nedir?

Vecize, az kelimeyle derin ve yoğun anlamlar ifade eden, özlü sözdür. Arapça'da "sehli mümteni" olarak da adlandırılan bu tür ifadeler, kolay gibi görünse de benzerini yazmak oldukça güçtür. En büyük vecizeler kitabı Kur'ân-ı Kerim'dir; zira o da kolay görünmesine rağmen eşi yazılamaz bir eserdir1.

Ayrıntı

Vecize kavramı, "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı eserde açıklanmıştır. Bu esere göre, vecize "sözlerin özlüsü" olarak tanımlanır1. Latince'de "lakonik" olarak bilinen bu tür ifadeler, az kelime kullanarak çok mana ifade etme özelliğine sahiptir. Arapça'da ise vecizeler için "sehli mümteni" tabiri kullanılır. Bu tabir, vecizelerin görünüşte kolay anlaşılır olduğunu, ancak benzerini yazmanın veya oluşturmanın çok zor olduğunu belirtir1. Kaynak, Kur'ân-ı Kerim'i en büyük vecizeler kitabı olarak gösterir. Bunun nedeni, Kur'ân'ın da kolay gibi görünmesine rağmen, benzerinin yazılamayacak kadar eşsiz ve derin anlamlar taşıyan bir metin olmasıdır1. Bu durum, vecizelerin sadece kısa ve öz olmaktan öte, aynı zamanda derin bir hikmet ve anlam katmanına sahip olduğunu vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 2
Kitapta geçen 'sehli mümteni' ne anlama geliyor?

Kitapta geçen 'sehli mümteni' ifadesi, Arapça kökenli olup, kolay gibi görünen ancak benzerini yazmanın çok güç olduğu eserleri tanımlamak için kullanılır. Bu kavram, özellikle Kur'ân-ı Kerim'in eşsizliğini vurgulamak amacıyla kullanılmıştır; zira Kur'ân, kolay anlaşılır gibi görünse de, benzerinin yazılamaz olduğu belirtilmiştir1. Bu durum, tasavvuftaki bazı makamların veya Hak ile kul arasındaki özel ilişkilerin, dışarıdan basit gibi algılansa da, derinlik ve hakikat açısından erişilmez oluşuna benzer bir anlam taşır.

Ayrıntı

'Sehli mümteni' kavramı, "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı eserde, Arapça'da kolay gibi görünüp benzeri yazılması çok güç olan yazıları ifade etmek için kullanılır1. Eser, bu tanımın en büyük örneği olarak Kur'ân-ı Kerim'i gösterir. Kur'ân'ın kolay görünmesine rağmen eşinin yazılamaz olduğu, hatta ilk zamanlarda Arapların Kâbe duvarlarına asılan şiirleriyle mukayese etmeye kalkıştıkları ancak muvaffak olamadıkları belirtilir1. Bu durum, tasavvuftaki bazı özel makamların veya Hak ile kul arasındaki ilişkilerin dışarıdan basit gibi algılanmasına rağmen, aslında derin bir hakikate ve erişilmez bir kemale sahip oluşuna benzetilebilir. Örneğin, Kelîmullâh makamı, Hz. Mûsâ'nın Allah ile vasıtasız hitâbet ilişkisini remzeder; bu, dışarıdan bir konuşma gibi görünse de, nübüvvetin özel bir vechesi ve vahy-i mübâşirin özel bir hâlidir2. Benzer şekilde, hullet makamı da (Hz. İbrâhîm'in halîlullâh oluşu), dostluğun en samimi ve içli hâli olup, muhabbetten daha içli, mârifetten daha samimî bir bağdır2. Bu makamlar, sehli mümteni'nin tasavvufî bir yansıması olarak görülebilir; zira kolay gibi görünen bir dostluk veya konuşma eyleminin ardında, ilahî bir seçkinlik ve derin bir mânevî mertebe yatar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 2
  3. 2.K1, s. 62, 398
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklarda, "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı kitabın tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ancak, kitabın içeriğine dair verilen alıntılar, eserin tasavvufî hakikatleri "bal" gibi tatmaya ve mânevî anlamları idrak etmeye yönelik bir üslup taşıdığını göstermektedir. Özellikle "Tasavvuf kitapları da bal kovanı gibidir. Balı ye, şükret. Arının cinsi üzerinde durma..."1 ifadesi, okuyucuyu derin teorik tartışmalardan ziyade, doğrudan mânevî faydaya odaklanmaya teşvik eden bir yaklaşımı işaret etmektedir. Bu durum, eserin tasavvufun özünü tecrübe etmeye yönelik bir başlangıç noktası olabileceğini düşündürebilir.

Ayrıntı

Verilen kaynaklarda "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" adlı kitabın tasavvufa yeni başlayanlar için özel bir uygunluk değerlendirmesi yer almamaktadır. Ancak, kitabın içeriğine dair sunulan alıntılar, eserin tasavvufî öğretileri sunuş biçimi hakkında ipuçları vermektedir. Kitap, mânevî hakikatleri "tatmak" kavramı üzerinden ele almaktadır. "Yemeğin tadını tadar gibi bize söylenen sözler, kitaplardaki yazıların anlatmak istedikleri mânalar, hayat suyu mudur? İlim sütü müdür? Tasavvuf balı mıdır? Aşk şarabı mıdır? Bunlar da mânevi tadışlardır. İç âleme mahsustur."1 ifadesi, eserin tasavvufu kuru bir bilgi yığını olarak değil, bizzat yaşanması ve hissedilmesi gereken bir tecrübe olarak sunduğunu göstermektedir.

Özellikle, "Tasavvuf kitapları da bal kovanı gibidir. Balı ye, şükret. Arının cinsi üzerinde durma, arının hangi çiçeklere konduğunu takip etme. Hattâ balı yedikten sonra sana ne arı, ne kovan, ne de mum lâzım değildir."1 vecizesi, kitabın tasavvufî bilgiyi teorik detaylara boğulmadan, doğrudan faydaya ve mânevî zevke odaklanarak sunma eğiliminde olduğunu düşündürmektedir. Bu yaklaşım, tasavvufun karmaşık terminolojisi ve derin felsefî tartışmalarıyla henüz tanışmamış bir başlangıç seviyesindeki okuyucu için daha erişilebilir ve teşvik edici olabilir. Kitabın "Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü" başlığı da, içeriğin didaktik ve özlü anlatımlarla dolu olduğunu, bu sayede tasavvufun temel prensiplerini anlaşılır bir dille sunabileceğini ima etmektedir. Bu tür bir sunum, yeni başlayanların tasavvufa ısınması ve mânevî tatları alması için uygun bir zemin hazırlayabilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 93, 102
Kitabı okurken nelere dikkat etmeliyim?

Bir kitabı okurken dikkat edilmesi gereken temel husus, metinde gizli olan manevî hakikatleri idrak etmeye çalışmaktır. Tıpkı bir danede dalların, yaprakların, çiçeklerin ve meyvelerin gizlenmesi gibi, kitapta da kemâl mertebeleri saklıdır1. Bu hakikatleri kavramak için okuyucu, sadece zâhirî anlamlara takılıp kalmamalı, aynı zamanda metnin bâtınî ve esmâî tecellîlere işaret eden yönlerini de keşfetmeye gayret etmelidir. Özellikle tasavvufî metinlerde, her harfin bir esmâî tecellî veya manevî makamın rumuzu olabileceği (Hurûf-u Mukatta'a) gibi, anlatılan kıssaların ve hikâyelerin de derin manalar taşıdığı unutulmamalıdır. Okuma esnasında kalbin Hak'tan gafil olmaması ve niyetin sadece Hak'ka yönelmesi, riyâdan uzak durulması da önemlidir (Riyâ).

Ayrıntı

Bir kitabı okurken dikkat edilmesi gerekenler, tasavvufî bir sülûk ve idrak sürecinin parçası olarak ele alınmalıdır. Öncelikle, okuyucu metindeki "gizli hakikatleri"1 keşfetmeye niyet etmelidir. Bu, sadece kelimelerin yüzeydeki anlamlarını değil, onların ardındaki manevî derinlikleri kavramayı gerektirir. Tasavvufî metinlerde geçen kavramlar, çoğu zaman zâhirî anlamlarının ötesinde, esmâî tecellîlere veya manevî makamlara işaret eder. Örneğin, Hurûf-u Mukatta'a gibi "kesik harfler" bile, tasavvufta her birinin bir esmâ-i ilâhiyyeye veya vücud mertebelerine remzettiği kabul edilir (Hurûf-u Mukatta'a). Bu nedenle, okuyucu metni okurken "tâ'vîl-i bâtın" (Hurûf-u Mukatta'a) yapmaya, yani metnin içsel ve gizli anlamlarını araştırmaya açık olmalıdır.

Okuma sürecinde, okuyucunun kalbî durumu da büyük önem taşır. "Asıl marifet halk ile beraber olmalı, onlarla yemeli, içmeli, arkadaşlık etmeli, fakat Haktan gafil olmamalı"1 düsturu, okuma esnasında da geçerlidir. Okuyucu, metni okurken niyetini sadece Hak'ka yöneltmeli, "riyâ"dan, yani gösterişten ve halkın beğenisini kazanma arzusundan uzak durmalıdır (Riyâ). Niyetin Hak'tan halka dönmesi, amelin hakikatini bozduğu gibi, okumanın da manevî faydasını azaltır. Bu nedenle, her okuma eyleminden önce "bu ameli kim için yapıyorum?" sorusuyla niyet murâkabesi yapmak faydalıdır (Riyâ). Ayrıca, metinde geçen hikâyeler ve kıssalar, sadece birer olay örgüsü olarak değil, "gelmiş geçmiş Peygamberin hayat hikâyeleri ile anlatmak istediği hakikatler"1 olarak değerlendirilmelidir. Bu hikâyeler, okuyucuya manevî dersler ve ibretler sunar. Okuyucu, bu metinleri okurken "basîret" gözüyle, yani kalbin derin görüşüyle (Basîret) yaklaşmalı, eşyanın hakikatini ve ardındaki esmâî tecellîyi idrak etmeye çalışmalıdır. Bu, zâhir gözünün göremediğini gören kalp gözünün adıdır ve mârifetin ön kapısıdır (Basîret). Son olarak, okuma sürecinde sabırla devam etmek, gönül kapılarının açılmasına vesile olacaktır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 6, 9, 24, 115
Kitapta Hz. Adem kıssası nasıl yorumlanıyor?

Hz. Âdem kıssası, tasavvufî bir bakış açısıyla, insanlığın maddî ve mânevî hayatının başlangıcı ve tekâmül sürecinin bir temsili olarak yorumlanır. Âdem (a.s.), Hak'ın tecellisine ayna olan gönlü temsil eder ve mahlûkatın en sonu olarak yaratılmıştır1. Kıssa, Âdem ile Havva'nın, yani akl-ı küll ile nefs-i küllün birleşmesinden bütün mahlûkatın çoğalmasını1 ve insan neslinin tekâmülünü ifade eder1. Âdem'in "ben çekerim, kaldırırım, yüklenirim" demesi1, onun halifetullah yönünü ve ilâhî emaneti üstlenmesini gösterir. Kıssa, aynı zamanda insanın vehim ve hayalden arınarak hakikate ulaşma yolculuğunu ve mihnetlerin bâtını tasfiye ederek zât ile aradaki perdeleri kaldırmasını anlatır1.

Ayrıntı

Hz. Âdem kıssası, tasavvufî metinlerde sadece tarihî bir olay olarak değil, aynı zamanda insanlığın varoluşsal ve mânevî yolculuğunun sembolik bir anlatımı olarak ele alınır. Âdem (a.s.), "Safiyullah" unvanıyla anılır ve "Ademiyyet mertebesi"nin temsilcisidir (Hz. Adem (a.s.) wiki). O, mahlûkatın en son halkası olup, Hak'ın tecellisine ayna olan gönlü temsil eder1. Bu gönül, milyonlarca Âdem'den birinin gönlüdür ve ilâhî sırları barındırır. Kıssa, Âdem ile Havva'nın, yani akl-ı küll ile nefs-i küllün birleşmesinden bütün mahlûkatın çoğalmasını ifade eder1. Bu birleşme, aynı zamanda insan neslinin tekâmülünü ve dünya hayatının başlamasını simgeler1. Âdem'in kalbindeki kadın arzusu ve sol kaburgadan yaratılma nüktesi, bu birleşme arzusunun ve memnu ağacın sembolik karşılıklarıdır1. Kıssa, insanın maddî ve mânevî hayatta geçirdiği devreyi anlatır1. Âdem'in "Ben çekerim, kaldırırım, yüklenirim, onun yükü benim canımdır" sözü1, onun halifetullah yönünü ve ilâhî emaneti üstlenmesini vurgular (Halife wiki). Bu emanet, insanın bâtınını tasfiye eden mihnet ve elemlerle zât ile aralarındaki perdeleri yırtma sürecini içerir. Her âşıkın maksudu, latife-i müdrike-i rabbaniyesiyle birlikte olmaktır1. Cenâb-ı Allah'ın Rahmân sıfatıyla âlemleri izhar etmesi ve Rahîm sıfatıyla Âdem'e gayb ilmini bahşetmesi, kıssanın ilâhî tecellilerle olan bağlantısını gösterir1. Bu yorum, insanın kendi içindeki hakikati keşfetme ve ilâhî sırları idrak etme yolculuğunu vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü — s. 3, 15, 29, 44, 52, 74, 100
Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Onun ekolünden gelen müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi isimler bulunmaktadır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki, Abdürrezzak Tek Wiki).

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" lakabıyla anılan, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Onun irfan geleneği, tasavvufun derinliklerini çağdaş dönemin idrakine sunma gayesi taşır. Terzibaba, eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufî hakikatleri geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri, onun tasavvufî yaklaşımının temelini oluşturur. Ayrıca, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh, onun tasavvufî ilimdeki derinliğini ve bu zorlu metni açıklama yeteneğini ortaya koyar (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Terzibaba'nın öğretileri, onun ekolünden gelen müellifler tarafından da sürdürülmüştür. Örneğin, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki). Benzer şekilde, Abdürrezzak Tek de aynı seride Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerinin yazarıdır (Abdürrezzak Tek Wiki). Bu müellifler, Terzibaba'nın tasavvufî çizgisini takip ederek onun irfan mektebinin devamlılığını sağlamışlardır.