İçeriğe atla
İsrâ Sûresi kapak gorseli

İsrâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

90 sayfa~135 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Necdet Ardıç (Yazar)Kur'an-ı Kerim (Kaynak Metin)Tefsir İlmi (İlgili Disiplin)İslam İlimleri (Genel Alan)Sûre (Kur'an Bölümü)Ayet (Kur'an Birimi)Tasavvuf (İlgili Yaklaşım)İslami Edebiyat (Genel Kategori)Dinî Araştırmalar (Çalışma Alanı)

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın İsrâ Sûresi eseri ne anlatıyor?

Terzibaba'nın "İsrâ Sûresi" adlı eseri, Kur'ân-ı Kerîm'in 17. sûresi olan İsrâ Sûresi'nin zâhirî ve bâtınî mânâlarını irfanî bir bakış açısıyla ele alan bir tasavvufî tefsirdir. Eser, sûrenin temel mevzusu olan Mi'râc hadisesinin birinci bölümünü (İsrâ Sûresi 17/1) açıklamakla birlikte, sûrenin içerdiği diğer hikmetleri de Terzibaba geleneğinin sohbet mertebesi itibarıyla ve bazı ilâvelerle düzenleyerek sunars.1, s.19. Bu eser, sâlikin Kur'ân'ın nûrundan bu dünyada iken yararlanma gayretine rehberlik etmeyi amaçlars.1.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 1, 19

Ayrıntı

Terzibaba'nın "İsrâ Sûresi" eseri, Kur'ân-ı Kerîm'in 17. sûresi olan İsrâ Sûresi'nin derinlikli bir yorumunu sunar. Eserin ana odak noktası, sûrenin ilk âyetinde bildirilen Mi'râc hadisesinin birinci bölümüdürs.19. Bu, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gece yolculuğunu ifade eden İsrâ kısmıdır. Eserde, Mi'râc hadisesinin ikinci kısmının ise Necm Sûresi'nde (53/1-18) belirtildiği ve bu konunun ayrı bir kitapta da mevcut olduğu ifade edilirs.11.

Terzibaba, bu eseriyle İsrâ Sûresi'nin zâhir ve bâtın nûrundan istifade etme gayretini vurgulars.1. Bu durum, Terzibaba geleneğinin Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlama çabasının bir parçasıdır. Eser, sûrenin sadece lafzî anlamlarını değil, aynı zamanda tasavvufî hikmetlerini ve sâlikin mânevî yolculuğuna rehberlik edecek işaretlerini de açığa çıkarmayı hedefler.

Kitapta, İsrâ Sûresi'nin yanı sıra, Kur'ân'ın zat, Furkan'ın ise sıfat mertebesi olduğu gibi temel tasavvufî kavramlara da değinilirs.87. Ayrıca, "Biz insanı en güzel sûrette halk ettik" ifadesiyle insanın kemâlâtına ve "ve nefahtü fiyhi min ruhiy" (Hicr Sûresi 15/29) âyetiyle de insanın ilâhî ruhla olan bağlantısına dikkat çekilirs.22. Eser, Terzibaba'nın sohbetleri temel alınarak, o günlerde yapılan sohbet mertebesi itibarıyla ve bazı ilâvelerle düzenlenmiştirs.1. Bu da eserin, Terzibaba'nın irfan mektebindeki öğretilerin bir yansıması olduğunu gösterir.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 1, 11, 19, 22, 87

Eserin yazarı Terzibaba kimdir?

Terzibaba, Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Halîfe kavramını açıklarken, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını ayân etmesi gerektiğini belirtirK1. Mîzân kavramında ise, sâlikin her amelinde ve her hâlinde kendisini Hak'ın hükmü mîzânına çekme idrâkini vurgularK1. Terzibaba ekolünden Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun riyâsetinde eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek, Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki).

Kaynaklar: K1, s. 1, 101

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî irfan geleneğini günümüze taşıyan müstesna bir şahsiyettir ve Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç, Wiki). Onun öğretileri, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi eserleri aracılığıyla geniş kitlelere ulaşmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba'nın tasavvuf anlayışında, halîfelik, sâlikin nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanarak Hak'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olması ve nihayetinde 'halîfe' ile 'müstahlif' arasında perdesizliğe ulaşması şeklinde üç merhalede yaşanırK1. Mîzân kavramında ise, sâlikin kalbinin Hak'la perdesizleştiğinde, her hâlin ve her zuhûrun Hak'ın bir 'tartı' tecellîsi olduğunu görmesi mârifet mîzânı olarak ifade edilirK1. Terzibaba'nın riyâsetinde, Abdürrezzak Tek Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini yazmış (Abdürrezzak Tek, Wiki), Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki). Bu eserler, Terzibaba ekolünün tasavvufî ilim ve müşahedeye dayalı birikimini yansıtırs.90. Örneğin, İsrâ Sûresi tefsiri, Mesnevî-i Şerîf, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi eserlerden ve Terzibaba'nın sohbetlerinden elde edilen müşahedeye dayalı ilimle oluşturulmuşturs.90. Bu tefsirlerden birinin 2011 yılının Ramazan ayının ilk günü tamamlanması gibi detaylar, Terzibaba ekolünün eserlerinin yazım sürecine dair bilgiler sunars.90.

Kaynaklar: K1, s. 1, 101 · İsrâ Sûresi — s. 90

İsrâ Sûresi'nin tasavvuftaki önemi nedir?

İsrâ Sûresi, tasavvufta sâlikin mânevî yolculuğunu ve hakikat idrâkini açıklayan temel metinlerden biridir. Sûre, Mi'râc hadisesinin başlangıcı olan Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yolculuğu anlataraks.23, sâlikin Hakk'a doğru seyr ü sülûkünü sembolize eder. Tasavvufî açıdan bâtılın insanın kendi hayalinden icat ettiği bir durum olduğunu ve Hakk'ın bâtında kalıp bâtılın zâhire çıktığını ifade edereks.75, hakikat ile bâtıl arasındaki farkı idrâk etmenin önemini vurgular. Ayrıca, öğle ve ikindi namazlarının "bakâbillâh" hallerine karşılık geldiğini belirterek, kişinin Hakk ile zât mertebesinde bâki olduğu zaman sesin dışarıya çıkmasına gerek olmadığını, yani zâtî idrâkin derinliğini işaret eders.88.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 23, 75, 88

Ayrıntı

İsrâ Sûresi, tasavvufî anlamda sâlikin mânevî terakkîsinin ve hakikat bilgisinin anahtarlarını sunar. Sûrenin ilk âyeti, Hz. Peygamber'in Mi'râc yolculuğunun ilk aşaması olan Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gidişi anlatırs.23. Bu yolculuk, tasavvufta sâlikin nefsinden arınarak kalbî bir yükselişle Hakk'a yönelişinin sembolik bir ifadesidir. Sûre, bâtılın aslında var olmadığını, insanın kendi hayalinden icat ettiğini ve Hakk'ın bâtında kalıp bâtılın zâhire çıktığını belirtirs.75. Bu durum, sâlikin hakikat ile vehim arasındaki farkı idrâk etmesinin, kendi benliğinden kaynaklanan yanılsamalardan kurtulmasının gerekliliğini ortaya koyar. "Malzemenin hakikatini bilerek mevzuları değerlendirmek gereğinin önemi" ifadesis.59, sâlikin her şeyi özüne, hakikatine göre değerlendirmesi gerektiğini vurgular. Sûre aynı zamanda, öğle ve ikindi namazlarının tasavvuftaki karşılığının "bakâbillâh" halleri olduğunu açıklars.88. Bu hallerde kişi, Hakk ile zât mertebesinde bâki olur ve artık sesin dışarıya çıkmasına gerek kalmaz; bu, sâlikin Hakk ile tam bir bütünleşme ve zâtî idrâk mertebesine ulaştığını gösterir. Bu derin idrâk, sâlikin dışsal gösterişten (riyâ) uzaklaşarak, Hakk'a yönelme (murâkabe) ve O'nun takdîrine tam bir hoşnutlukla teslim olma (rızâ) hallerini pekiştirir.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 23, 59, 75, 88

Eserde geçen 'zâhir ve bâtın' ne demektir?

Tasavvufta "zâhir ve bâtın", Cenâb-ı Hakk'ın iki temel veçhesini ve varlığın iki boyutunu ifade eden bir kavram çiftidir. Zâhir, görünür olanı, dış âlemi, eşyanın şeklini ve şeriat mertebesindeki hükümleri temsil ederken; bâtın, gizli olanı, iç âlemi, eşyanın ardındaki hakikati ve ilahî sırları ifade eder. Bu kavram, Hadîd Sûresi 3. ayetindeki "O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır" ifadesinden neşet eder ve Hak'ın hem görünen hem de görünmeyen yönlerini kuşattığını gösterirK1. Eserde, bâtın, eşyanın iç hakikati ve âlemlerin esas varoluş ismi olarak açıklanırkens.45, zâhir ise halkın ve görünenin ismi olarak belirtilirs.45. Bu ikisi birbirinden ayrı düşünülemez; zira bâtın, zâhirde tecelli eder ve zâhir, bâtının bir yansımasıdır.

Kaynaklar: K1, s. 362 · İsrâ Sûresi — s. 45

Ayrıntı

Zâhir ve bâtın kavramı, tasavvufta varlığın ve ilahî hakikatin çok katmanlı yapısını anlamak için merkezi bir öneme sahiptir. Bâtın, lugatte "iç, gizli, görünmeyen" anlamına gelirken, tasavvufta Cenâb-ı Hakk'ın eşyanın ötesinde, fıtrî olarak gizli olan veçhesini (esmâ-i ilâhiyye'den el-Bâtın) ve eşyanın iç hakikatini ifade ederK1. Bu, aynı zamanda "âlem-i bâtın" olarak da adlandırılır ki, yaratılmış varlığın görünmeyen ruhânî yapısıdırK1. Eserde belirtildiği üzere, âlemlerin bâtını, yani esas varoluş ismi Hakk iken, zâhir ismi ise halktırs.45. Örneğin, buğday tohumu toprağa ekildiğinde, tohum bâtına çekilirken, içindeki başaklar zâhire, yani faaliyet sahasına çıkars.45.

Zâhir ise, görünür olanı, dışsal tezahürleri ve şeriatın açık hükümlerini kapsars.6. İnsanlar genellikle olayları zâhirî yönleriyle değerlendirirler; ancak tevhid ehli için bu zâhirî olayların ardında büyük sırlar ve hakikatler bulunurs.6. Kur'ân-ı Kerîm'in de bir zâhiri ve bâtını vardır; zâhirinde İlâhî hakikatin bâtını gizlidir ve Âdem'in zâhiri ile bu bâtın ortaya çıkars.35. Basar, dış görüşe ve zâhirî şekle bakmak iken, basîr iç görüşe, yani bâtına ve her şeyin hakikatine bakmaktırs.5. Cenâb-ı Hakk'ın "el-Basîr" ismi, bütün âlemi zâhir ve bâtın hakikatiyle görmesini ifade eders.5. Tasavvufun temel dengesi, zâhir ve bâtının birbirinden ayrı tutulmamasıdırK1. Bâtılın aslında var olmadığını, insanların kendi hayallerinden icat ettiklerini ve Hakk'ı bâtında bırakıp bâtılı zâhire çıkardıklarını ifade eden bir görüş de mevcutturs.75.

Kaynaklar: K1, s. 362 · İsrâ Sûresi — s. 5, 6, 35, 45, 75

Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?

Bu kitap, tasavvufla ilgilenenlerin yanı sıra, nefsini arındırmak, gönül gözünü açmak ve kendi ömür çizgisini idrak etmek isteyen herkes için yazılmıştır. Yazar, okuyucularına kitabı saf bir gönül ve Besmele ile okumalarını tavsiye ederek, vehim ve hayalden soyunmanın önemini vurgulars.2. Kitabın amacı, kişinin kendi "gönül kitabını" okuyarak kendini tanımasını ve manevi gelişimini sağlamaktır; bu da sadece tasavvuf ehli için değil, her insan için geçerli bir gayedirs.34. Dolayısıyla, eser geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 2, 34

Ayrıntı

Kitabın hitap ettiği kitle, sadece tasavvuf erbabıyla sınırlı değildir; aksine, yazarın ifadesiyle "muhterem okuyucularım" diye başlayan bir çağrıyla, genel bir okuyucu kitlesine yöneliktirs.2. Yazar, okuyuculardan "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" istemektedirs.2. Bu çağrı, tasavvufî bir edep ve hazırlık olsa da, hedefi tasavvufî bir terim olan "gerçek mânâda yararlanma"dır ki bu, her insanın manevi arayışına karşılık gelir.

Kitabın temel gayelerinden biri, kişinin kendi "ömür çizgisini" ve "gönül kitabını" okuyabilmesidir. Yazar, "Artık başka birisi sana bir şey demese dahi senin ömür çizginin nasıl olduğunu bu kitap sana söyler ve bu da senin için kâfidir" diyerek, eserin kişisel bir rehberlik sunduğunu belirtirs.34. Bu, tasavvufî sülûkun bir parçası olan nefs muhasebesi ve kendini bilme sürecini ifade eder, ancak bu süreç sadece tasavvuf ehli için değil, "bütün insanlar" için geçerlidirs.33. Zira "Her insân’ın amel defterini (kuşunu) boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız" ayeti, iman ve inkar ehli ayrımı yapmaksızın herkesin kendi kitabıyla yüzleşeceğini vurgulars.33.

Ayrıca, yazarın "Gayemiz bu çok değerli atıl kapasiteyi daha geniş ufuklara 'akl-ı kül'e yöneltip arttırmak olmalıdır" ifadesis.16, kitabın sadece tasavvufî bir zümreye değil, aklî ve manevi kapasitesini geliştirmek isteyen geniş bir kitleye hitap ettiğini gösterir. Bu bağlamda, kitap, kişinin kendi içsel yolculuğunu anlamasına ve manevi gelişimini sağlamasına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 2, 16, 33, 34

Terzibaba, eseri nasıl okumamızı tavsiye ediyor?

Terzibaba Necdet Ardıç, eserlerinin saf bir gönül ve Besmele ile okunmasını tavsiye eder. Okuyucunun nefsânî heveslerden, zan ve hayalden, gafletten arınarak okumaya başlaması gerektiğini belirtir. Bu arınma, vehim ve hayalin tesiri altında kalmadan, eserlerdeki gerçek mânâdan istifade edebilmek için zaruridirs.2. Zira Terzibaba'ya göre, bu tür tasavvufî metinler ancak kalbin Hak ile halk arasındaki dengesini kuran bâtınî mîzânK1 ve nefsin hilâfetini Hak'a teslim etme idrâkiK1 ile idrak edilebilir.

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 2 · K1, s. 1, 101

Ayrıntı

Terzibaba, eserlerini okurken okuyucunun öncelikle nefsânî arınma sürecine girmesini öğütler. Bu, "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak" okumakla mümkündürs.2. Bu tavsiye, tasavvuftaki riyazat kavramıyla örtüşür; riyazat, nefsi terbiye etme ve dünyevî alışkanlıklardan arındırma yöntemlerinin tümüdürK1. Okuyucunun bu şekilde bir hazırlık yapması, vehim ve hayalin tesirinden kurtularak metinlerdeki gerçek mânâları idrak etmesine olanak tanırs.2.

Terzibaba'nın bu yaklaşımı, sâlikin kendi "gönül kitabını" okuması gerektiği fikriyle de bağlantılıdır. Kendi iç dünyasını okuyabilen kişi, eksiklerini görüp değiştirme imkânı bulur; aksi takdirde bu hesaplaşma âhirete kalacaktırs.34. Bu durum, tasavvuftaki ahlâkî mîzânın bir tezahürüdür; yani insanın kendi nefsini muhâsebeye çekmesi ve yarın için ne hazırladığına bakmasıK1. Eserlerin okunması sırasında Besmele çekilmesi ve "saf bir gönül" ile başlanması, Hakk'tan muvaffakiyet dilemenin ve O'nun yardımıyla hakikatlere nüfuz etme arzusunun bir ifadesidirs.2. Bu, aynı zamanda sâlikin her amelinde kendisini Hak'ın hükmü mîzânına çekme idrâkini de yansıtırK1. Terzibaba ekolünden müellifler de bu irfan geleneğini sürdürürler (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Abdürrezzak Tek).

Kaynaklar: İsrâ Sûresi — s. 2, 34 · K1, s. 57, 101

Kitapta neden sayıların ve harflerin anlamına vurgu yapılıyor?

Verilen kaynaklarda, sayıların ve harflerin anlamına yapılan vurgu, tasavvufî geleneğin Kur'ân-ı Kerîm'in bâtınî ve ledünnî sırlarını keşfetme çabasından kaynaklanmaktadır. Özellikle Hurûf-u Mukatta'a gibi kesik harflerin yorumlanmasında bu yaklaşım öne çıkarK1. Harflerin sayısal değerleri (ebced hesabı) ve bu değerlerin toplamları, ilahî isimlere (esmâ-i ilâhiyye), vücud mertebelerine ve manevî makamlara işaret eden gizli kodlar olarak görülür. Bu sayede, Kur'ân metninin zahirî anlamının ötesinde, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimelerin ve âlem-i gaybın mesajlarının idrak edilmesi hedeflenirK1.

Kaynaklar: K1, s. 5

Ayrıntı

Kitapta sayıların ve harflerin anlamına yapılan vurgu, tasavvufî anlayışın Kur'ân-ı Kerîm'e çok katmanlı bir yaklaşımla bakmasından ileri gelir. Bu yaklaşım, özellikle Hurûf-u Mukatta'a'nın yorumlanmasında belirginleşir; zira bu harfler tasavvufta "Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeler" olarak kabul edilirK1. Her harf, bir veya birkaç esmâ-i ilâhiyyeye, mertebe-i vücudiyyeye veya manevî makâma işaret ederK1.

Bu bağlamda, harflerin sayısal değerleri olan ebced hesabı önemli bir yöntem olarak kullanılır (Ebced Hesabı). Bu hesaplama, harflerin ve kelimelerin ardındaki gizli kodları ve ilahî mesajları ortaya çıkarmayı amaçlarK1. Örneğin, "Sübhân" kelimesinin Arapça harfleriyle ebced sayı değeri 133 olarak belirtilir ve bu sayının (13 ve 3) manidar olduğu ifade edilirs.3. Yine aynı kelimenin Latin harfleriyle ebced değeri 120 olarak verilip, bunun (1+2+0=12) on iki kemâlât mertebesini ifade ettiği, Elif harfinin de on iki noktadan meydana geldiği ve on üçüncü gaybî bir noktasının olduğu belirtilirs.3. Bu on iki mertebenin yedisi nefs mertebeleri, beşi ise hazerât-ı hamse olarak açıklanırs.3.

"Mi'rac" kelimesinin Latin harfleriyle ebced değeri 244 (2+4+4=10) olarak verilip, ariflerin bu sayıyı "aşere-i kâmile" yani kâmil on sayısı olarak nitelendirdiği, içinde hem kesretin hem de vahdetin bulunduğuna dikkat çekilirs.3. Arapça harfleriyle "Mi'rac" kelimesinin ebced değeri ise 326 (3+2+6=11) olup, bunun zâhir-bâtın tevhidini ve Hazret-i Muhammed mertebesini ifade ettiği belirtilirs.4. Sûre ve cüz sayılarının toplamının (17+15=14) bütün mertebelerin nuru olan Nûr-u Muhammedî'ye işaret etmesi de bu yaklaşımın bir parçasıdırs.4.

Bu tür yorumlar, klasik akâid ve fıkıh geleneğinin "Allah'ın sırrıdır, mânâsı bilinmez" şeklindeki yaklaşımından farklı olarak, tasavvufun bâtınî yorum geleneğinin bir göstergesidirK1. Tasavvuf, Kur'ân metninin zahirinin ötesinde, âlem-i gaybdan inen sırlı kelimelerin ve ilahî hakikatlerin harfler ve sayılar aracılığıyla idrak edilebileceğine inanırK1.

Kaynaklar: K1, s. 5, 85 · İsrâ Sûresi — s. 3, 4