İçeriğe atla
Kâf Sûresi kapak gorseli

Kâf Sûresi

176 sayfa~264 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kâf Sûresi (Kitap) RELATED-TO HadisKâf Sûresi (Kitap) RELATED-TO FıkıhKâf Sûresi (Kitap) RELATED-TO AkaidKâf Sûresi (Kitap) IS-A Tefsir EseriKâf Sûresi (Kitap) IS-A İslami EserKâf Sûresi (Kitap) IS-A Yazılı Eser

Sıkça Sorulan Sorular

Kâf Suresi'nde genel olarak ne anlatılır?

Kâf Sûresi, adını başındaki "Kâf" harfinden alan ve Mekke döneminde inmiş 45 âyetlik bir sûredir. Sûre, İslâm inancının temel esasları çerçevesinde Allah'ın birliğinin delillerini, peygamberliği, öldükten sonra dirilmeyi ve geçmiş inkârcı milletlerin başına gelen felaketleri konu edinirs.16. Tasavvufî açıdan, sûrenin başındaki "Kâf" harfi, Hakikatü'l-Ahadiyyeti'l-Ahmediyye ve Hazret-i Muhammed mertebesi gibi derin anlamlara işaret ederkens.22, sûre genel olarak Hakk'ın insana olan yakınlığını ("Biz insana şah damarından daha yakınız" - Kâf 50/16) ve sâlikin nefs mertebelerini aşarak hakikate ulaşmasını vurgulars.96. Ayrıca, sûredeki "Halk-ı cedîd" (yeni yaratılış) kavramı, her an yenilenen varoluşu ve teceddüd-i emsâli ifade eders.56, 58.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 16, 22, 56, 58, 96

Ayrıntı

Kâf Sûresi, İslâm inancının temel direklerini ele alırken, özellikle Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını göklerin inşası gibi somut örneklerle ortaya koyars.41. Sûre, öldükten sonra dirilme ve haşr u neşri inkâr edenlere karşı "Halk-ı evvel ile bize acz ve yorgunluk mu geldi; belki onlar halk-ı cedîdden lebs içindedirler" (Kâf 50/15) âyetiyle cevap verir. Bu âyet, tasavvufî açıdan teceddüd-i emsâl kavramına işaret eder; yani varlığın her an yenilenen bir yaratılış içinde olduğunu belirtirs.56, 58.

Sûredeki "Biz insana şah damarından daha yakınız" (Kâf 50/16) âyeti, Hakk'ın insana olan mutlak yakınlığını vurgular ve bu yakınlığın itaat eden veya cürüm işleyen herkesi kapsadığını ifade eders.81. Ancak bu yakınlığın idrâki için sâlikin nefs mertebelerini aşması gerekir. Nefs-i Emmâre ve Nefs-i Levvâme'nin oluşturduğu hayal ve vehim kozasını delip çıkamayanlar için bu yakınlık perdelenirs.96. Bu perdelerin kalkması, ilm'el, ayn'el, hakk'el yakîn mertebeleriyle ilişkilendirilirs.96.

Kâf Sûresi, aynı zamanda kıyamet gününde her nefsin kendisiyle beraber bir sâik ve şahit ile geleceğini ve o gün perdelerin kalkarak basiretin keskinleşeceğini bildirirs.107. Bu durum, tasavvuftaki mükâşefe kavramıyla örtüşür; zira mükâşefe, perdelerin açılması ve gayb âleminden kalbe inen doğrudan idrâklerdirK1. Sûre, kalb sahibi olanların, kalbin eşkâlde taklibi sebebiyle suretlerde Hakk'ın taklibini bildiğini ifade ederek, ma'rifet ehlinin dünyada da ahirette de Hakk'ı tanıyanlar olduğunu belirtirs.138.

Kaynaklar: Kâf 50/6; Kâf Sûresi — s. 41 · Kâf Sûresi — s. 56, 58, 81, 96 · Kâf 50/21-22; Kâf Sûresi — s. 107 · K1, s. 50 · Kâf 50/37; Kâf Sûresi — s. 138

Necdet Ardıç (Terzi Baba) kimdir ve Kâf Suresi'ni nasıl yorumlar?

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüz mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Kâf Sûresi'ni ise "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisi kapsamında, işârî te'vil ve tefsir metoduyla yorumlamıştırs.1. Bu yorumlarında, sûrenin ayetlerini sâlikin mânevî yolculuğuna ve idrak seviyesine göre açarak, Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim olan vehbî ilmi esas almıştırs.173.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · Kâf Sûresi — s. 1, 173

Ayrıntı

Necdet Ardıç, "Terzi Baba" mahlasıyla tanınan bir mürşiddir ve tasavvufî öğretileri güncel bir dille aktarmayı hedeflemiştirvikipedi. Kâf Sûresi'ne dair yorumları, "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" başlıklı serisinin bir parçasıdır ve bu yorumlar, Murat Derûni tarafından kaleme alınmıştırs.1. Ardıç'ın tefsir anlayışı, ayetlerin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî ve işârî mânalarını keşfetmeye dayanır. Bu yaklaşım, tasavvufî geleneğin temel taşlarından biri olan "vehbî ilim" kavramıyla örtüşür; zira vehbî ilim, Hakk'ın hibe yoluyla verdiği, çalışılarak kazanılmayan ilimdirs.173. Bu sayede, Kâf Sûresi'nin ayetleri, sâlikin mânevî hâllerine ve idrak seviyesine göre farklı katmanlarda anlaşılır. Ardıç'ın eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri gibi çalışmalar bulunmaktadırs.172. Ayrıca, Fusûsu'l Hikem ve Mesnevi-i Şerif gibi klasik tasavvuf eserlerine şerhler de yazmıştırs.181, s.180. Kâf Sûresi'nin 35. ayeti olan "Lehum mâ yeşâûne fîhâ ve ledeynâ mezîd" (Onlar için orada diledikleri her şey vardır ve katımızda daha fazlası da vardır) ayetini yorumlarken, bu ayetlerin okuyan ve inanan herkesin idrak ve anlayışı ölçüsünde hissesi olduğunu belirtirs.135. Bu durum, Necdet Ardıç'ın tasavvufî yorumlarının kişisel mânevî tecrübeye ve Hakk'ın lütfuna dayalı olduğunu göstermektedir.

Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · Kâf Sûresi — s. 1, 135, 172, 173, 180, 181

Bu eserde Kâf Suresi ile Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri arasında nasıl bir bağ kurulur?

Murat Derûnî'nin "Kâf Sûresi" adlı eserinde, Kâf Sûresi ile Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri arasında derin ve sembolik bir bağ kurulmaktadır. Bu bağ, özellikle ebced hesabı ve silsile-i mübarekedeki sıra numaraları üzerinden açıklanır. Eserde, Kâf Sûresi'nin Kur'ân-ı Kerîm'deki 50. sûre olması ile Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri'nin silsile-i mübarekedeki 50. sıra numarası arasında bir ilâhî muhabbet ve seçilmişlik ilişkisi olduğu belirtilirs.2. Ayrıca, Kâf harfinin büyük ebced hesabındaki sayısal değeri olan 181'in (1+8+1=10) sıfat mertebesini ifade ettiği ve bu değerin Mustafa Hilmi Sâfî'nin "Sâfî" isminin ebced değeri olan 181 (90+1+80+10=181) ile aynı olduğu vurgulanır; bu da yine 10 sayısına ve sıfat-hakikat mertebesine işaret eders.22. Bu benzerlikler, tesadüfî değil, ezelî bir seçilmişliğin göstergesi olarak sunulurs.16.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 2, 16, 22

Ayrıntı

Murat Derûnî'nin "Kâf Sûresi" adlı çalışması, Kâf Sûresi ile Kasımpaşa Uşşâkî Dergâhı'nın son şeyhi Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri arasında çeşitli bağlantılar kurars.1, s.2. Bu bağlantıların temelinde, hem Kur'ân-ı Kerîm'deki Kâf Sûresi'nin hem de Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri'nin silsile-i mübarekedeki sıra numaralarının "50" olması yatars.2. Bu durum, eserde "İlâhî muhabbet"in bir tezahürü olarak yorumlanır ve bu iki "50" arasındaki ilişkinin ilerleyen sayfalarda inceleneceği belirtilirs.2.

Bağlantıların bir diğer önemli boyutu ise ebced hesabıdır. Kâf harfinin büyük ebced hesabındaki sayısal değeri 181'dir ve bu sayının rakamları toplamı (1+8+1) 10'u verir ki bu da "sıfat mertebesi" olarak açıklanırs.22. Aynı şekilde, Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri'nin "Sâfî" isminin ebced değeri de 181'dir (Sad: 90, Elif: 1, Fe: 80, Ye: 10). Bu sayının rakamları toplamı da yine 10'u verir ve "Sıfat-Hakikat mertebesi" olarak ifade edilirs.22. Bu sayısal örtüşmeler, eserde tesadüfî olmaktan ziyade, ezelî bir seçilmişliğin ve ilâhî bir düzenin işareti olarak kabul edilirs.16.

Eser, bu bağlantılar üzerinden Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri'nin manevi konumunu ve Kâf Sûresi'nin derin hakikatlerini bir araya getirmeyi amaçlar. Çalışmanın sonunda, "Kudret-i İlâhî" hakikatlerinin gönüllerde yer bulması niyazıyla, bu çalışmanın Mustafa Hilmi Sâfî Hazretleri'ni memnun etmesi temenni edilirs.172. Mustafa Hilmi Sâfî'nin eser te'lif etmediği, ancak yetiştirdiği kıymetli insanların onun eserleri olduğu da belirtilirs.7.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 1, 2, 7, 16, 22, 172

Kâf Suresi 1. ayetindeki 'Kâf' harfinin anlamı nedir?

Kâf Suresi'nin ilk ayetindeki 'Kâf' harfi, tasavvufî ve bâtınî yorumlarda derin anlamlar taşır. Bu harf, sûrenin başında yer alan mukattaa harflerden olup, Cenâb-ı Hakk'ın küllî kudretine ve Ahadiyyetine işaret eder. Aynı zamanda, Kur'ân'ın zât mertebesini temsil eden bir sembol olarak kabul edilir. Kâf harfi, ebced hesabında "100" sayısal değerini alarak kesretin başlangıcını ifade eder ve açılımında 'Kâf', 'Elif', 'Fe' harfleriyle İlâhî kudretin, Ahadiyyetin ve Ef'âl-i İlâhiyyenin birleşimini gösterirs.22. Bu harf, aynı zamanda 28. mertebe olan Hazret-i Muhammed mertebesiyle de ilişkilendirilirs.22.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 22

Ayrıntı

Kâf Suresi'nin ilk ayetinde geçen 'Kâf' harfi, Kur'ân-ı Kerîm'de yirmi dokuz sûrenin başında yer alan 'Hurûf-i mukattaa' veya 'Mukatta’ât' olarak bilinen harflerden biridirs.21. Bu harfler, tasavvuf ehli tarafından çeşitli bâtınî manalarla yorumlanmıştır. 'Kâf' harfi, özellikle Cenâb-ı Hakk'ın Kudret-i İlâhiyyesi ile ilişkilendirilir. Kâf harfinin üzerinde bulunan iki nokta, küllî kudrete ve cüz'î kudrete işaret eders.22. Harfin açılımı olan 'Kâf', 'Elif' ve 'Fe' harfleri de bu anlamı pekiştirir: 'Kâf' küllî ve beşerî kuvvetin cem'i olan İlâhî kudreti, 'Elif' Ahadiyyeti, 'Fe' ise Ef'âl-i İlâhiyye ve Ef'âl-i İnfialiyyeyi temsil eders.22. Bu bağlamda, 'Kâf' harfi, Allah'ın birliğini ve kudretini ifade eden temel bir sembol haline gelir. Ayrıca, 'Kâf' harfi, Kur'ân'ın zât mertebesi âyetlerinden biri olarak kabul edilir; zira Kur'ân zâttır, Furkân ise sıfattırs.21. Ebced hesabında "100" sayısal değerine sahip olması, kesretin başlangıcını simgelerkens.22, aynı zamanda 28. mertebe olan Hazret-i Muhammed mertebesiyle de bağlantı kurulurs.22. Bu harf, 'Kâf velkur-âni-lmecîd(i)' (Kâf. Şerefli Kur’ân’a andolsun) ayetinde şanlı Kur'ân'a yemin edilerek, onun yüceliğini ve kutsiyetini vurgulars.21, 23.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 21, 22, 23

Kâf Suresi 16. ayetinin tefsiri nedir?

Kâf Suresi 16. ayeti, tasavvufî açıdan Hakk'ın insana şah damarından daha yakın olduğunu ifade eder ve bu yakınlığın idrak edilmesinin önemine işaret eder. Bu ayet, Allah'ın her an ve her yerde hazır ve nazır olduğunu, insanla arasındaki mesafesizliği vurgular. Bu hakikati kavramak, Bakara Suresi 156. ayetinde belirtilen "Biz Allah'tan geldik ve dönüşümüz O'nadır" ifadesinin bugünden anlaşılmasına zemin hazırlars.169. Ayet, aynı zamanda Vâkıa Suresi 85. ayetindeki "Biz ona sizden daha yakınız, velakin görmezsiniz" ifadesiyle de bağlantılıdır, bu da ilahi yakınlığın beşerî idrakin ötesinde bir sır olduğunu gösterirs.64.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 64, 169

Ayrıntı

Kâf Suresi 16. ayetinde geçen "Biz ona şah damarından daha yakınız" ifadesi, tasavvufta ilahi yakınlığın en güçlü anlatımlarından biridirs.64. Bu yakınlık, Hakk'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olan ahadiyyet mertebesiyle ilişkilendirilebilir; zira ahadiyyet, Hak'ın henüz sıfat ve esmâdan tafsil edilmemiş, sırf 'tek' olma kademesidir ve bu teklik hiçbir nispet kabul etmez (Ahadiyyet, K1-220). Dolayısıyla, şah damarından daha yakın olma hali, Allah'ın varlığının her şeyden önce ve her şeyin içinde olduğunu, insanla arasındaki mesafenin tâ'rîf edilemez olduğunu belirtir. Bu durum, Hz. Peygamber'in mîrâcta Hak'a en yakın olduğu Kâb-ı Kavseyn mertebesindeki "ev ednâ" (veya daha yakın) ifadesiyle de benzer bir mesafesizliği işaret eder (Kâb-ı Kavseyn, K1-184). Kâf Suresi 16. ayetinin tefsiri, sâlikin kendi sırrını açması olan keşf-i sırr ile de bağlantılıdır; zira bu ayet, insanın kendi varlığında Allah'ın tecellisini idrak etmesine bir davettir (Keşf, K1-181). Bu idrak, "Sen evvelce bundan gaflette idin; imdi senden perdeyi açtık; binâenaleyh bugün basarın keskindir" (Kâf, 50/22) ayetinde belirtilen perdenin açılması ve basiretin keskinleşmesiyle gerçekleşirs.110. Bu sayede kişi, Allah'ın kudretini gönlünde hisseder ve "Rabbimin fazlındandır" diyerek bu hakikati tasdik eders.172.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 64, 110, 172

Kâf Suresi'nin 22. ayetindeki 'perdenin kaldırılması' ne anlama gelir?

Kâf Suresi'nin 22. ayetinde geçen "perdenin kaldırılması" ifadesi, kıyamet gününde insanın gaflet halinden uyanarak hakikatleri keskin bir görüşle idrak etmesini ifade eder. Bu durum, kişinin dünya hayatında gaflette olduğu, ancak âhirette Allah tarafından perdelerin açılmasıyla her şeyin apaçık hale gelmesi ve amellerinin karşılığını görmesi anlamına gelirs.107, 114, 116. Tasavvufî açıdan bu, bir tecellî ile gerçekleşen, kişinin kendi sırrını ve ezelî hakikatini idrak etmesine yol açan bir mükâşefe haliyle de ilişkilendirilebilir.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 107, 114, 116

Ayrıntı

Kâf Suresi'nin 21. ve 22. ayetleri, kıyamet günündeki bir sahneyi tasvir eder: "Her bir nefis kendisi ile beraber sâik ve şâhid olduğu halde gelir ve ona denir ki: 'Sen bundan gaflette idin, biz senden perdeyi kaldırdık, bu günde senin basarın keskindir'"s.107, 116. Bu ayet, dünya hayatında insanın hakikatlerden uzak, bir nevi gaflet perdesi altında yaşadığını belirtir. Ancak âhirette bu perde kaldırılır ve kişi, daha önce fark edemediği gerçekleri net bir şekilde görmeye başlar. Bu durum, kişinin amellerinin ve dünya hayatındaki tutumunun tüm açıklığıyla önüne serilmesi demektirs.108. Ayetteki "basarın keskinleşmesi" ifadesi, kişinin idrak gücünün artması ve hakikatleri tam anlamıyla kavraması anlamına gelirs.114. Bu perdenin kaldırılması, Allah'ın bir tecellîsi ile gerçekleşir ve herkesin soru ve cevabının ortaya çıkmasına vesile olur; zira Allah hesabı çabuk görendirs.117. Dünya hayatındaki hamd ve senaların dahi, bu perde kalktığında zannedildiği gibi olmadığını idrak etme durumu da bu bağlamda ele alınırs.110. Tasavvufta bu durum, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrakler olan mükâşefe ile ilişkilendirilebilir. Mükâşefe, sâlikin tezkiyeyi kemâle erdirmesiyle Hak'ın perdeleri kaldırması sonucu ortaya çıkar ve kişinin kendi sırrını, ezelî hakikatini idrak etmesi olan mükâşefe-i sırra kadar varabilirK1. Bu, aynı zamanda Zümer Suresi'ndeki "Onlara Allah Teâlâ tarafından zanneder olmadıkları şey zâhir olur" ayetiyle de bağlantılıdırs.110.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 107, 108, 110, 114, 116, 117 · K1, s. 50

Kâf Suresi'nin 37. ayetinde bahsedilen 'kalp' kimler içindir?

Kâf Suresi'nin 37. ayetinde geçen "kalp sahibi" ifadesi, tasavvufî mânâda Hakikatleri idrâk edebilen, akıl ile sınırlı idrâkin ötesine geçebilen ve ilâhî tecellîleri müşâhede edebilen kimseler içindir. Bu kalp, sûretlerin ve sıfatların çeşitliliğinde dönücü olup, Hakk'ı bir nitelikle sınırlamayan, mutlakiyeti kavrayabilen bir melekedir. Ayette aklın değil, kalbin vurgulanması, aklın bağlayıcı ve sınırlayıcı yapısına karşılık, kalbin mutlakiyet ve genişlik vasfına işaret eders.135, 137. Bu kalp, aynı zamanda ilâhî sıfatlar arasında bir berzah görevi görerek, zâhirî varlıklar ile hakikat arasındaki bağlantıyı kurars.136.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 135, 136, 137

Ayrıntı

Kâf Suresi'nin 37. ayeti olan "Muhakkak bunda kalb sâhibi olan kimse için öğüt ve nasîhat vardır" (Kâf, 50/37) ifadesi, tasavvufî açıdan derin bir mânâ taşır. Bu ayet, öğüt ve nasîhatin, akıl sahipleri için değil, "kalp sahibi" olanlar için olduğunu belirtirs.135. Bunun sebebi, aklın işi bir nitelikte sınırlandırması, yani takyîd etmesidir. Oysa hakikat, sınırlamaya mânîdirs.135. Kalp ise, sûretlerin ve sıfatların çeşitliliğinde dönücü olup, Hakk'ı bir na't ve sıfat ile takyîd etmez; genişliği hasebiyle mutlakiyeti idrâk eders.137.

İnsân-ı kâmilin kalbi, bütün esmâ sûretlerinin zuhur yeri ve parladığı yer olduğundan, vücûd-ı Hakk'ın kalbi olarak kabul edilirs.137. Bu kalp, ilâhî sıfatlar arasında bir berzah vazifesi görür; yani görünen sûri varlıklar ile hakikat arasında bir köprüdürs.136. Kalpleri faaliyette olmayan ve meseleye hasredilmiş bir akılla bakan kimseler, hakikati kayıtlı görürken, ulemâ-ı billah (Allah'ı bilen âlimler) kayıtsız baktıklarından bütün âlemi mutlak olarak müşâhede ederlers.138. Bu nedenle, Hak Teâlâ "Kalp sahibi olan için" buyurmuştur; zira bu kimse, kalbin eşkâlde taklibi sebebiyle, sûretlerde Hakk'ın taklibini bilmiştirs.138. Kalp gözü (basîret), fizikî gözün sınırlarının ötesindeki hakikatleri, Hak'ı, esmâî tecellîleri ve gayb âlemini gören iç görüş melekesidirK1. Bu kalp, aynı zamanda "O'na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir"s.127, 20 ifadesiyle de bağlantılıdır.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 20, 127, 135, 136, 137, 138 · K1, s. 46

İşârî tefsir nedir?

İşârî tefsir, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî, derûnî ve enfüsî mânâlarını keşfetmeyi hedefleyen bir tefsir yöntemidir. Bu tefsir türü, sâlikin mânevî yolculuğunda âyetlerin işaret ettiği hakikatleri idrâk etmesine odaklanır ve genellikle tasavvuf ehli tarafından benimsenir. Necdet Ardıç'ın Kâf Sûresi tefsiri gibi eserler, bu yaklaşımın güncel örneklerini sunar; zira bu tefsirlerde âyetlerin içsel anlamları ön planda tutulur ve zâhirî tefsirlerin ötesine geçilirs.2. İşârî tefsir, İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri gibi klasik eserlerde de zirveye ulaşmış bir yöntemdir.

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 2

Ayrıntı

İşârî tefsir, Kur'ân âyetlerinin sadece lafzî ve yüzeysel anlamlarıyla yetinmeyip, onların ardındaki gizli, sembolik ve mânevî işaretleri ortaya çıkarmayı amaçlars.2. Bu tefsir anlayışı, özellikle tasavvufî ekoller tarafından benimsenmiş olup, âyetlerin sâlikin kendi iç dünyasında ve mânevî yolculuğunda nasıl tecelli ettiğini anlamaya çalışır. Necdet Ardıç'ın Kâf Sûresi tefsirinde de belirtildiği gibi, zâhirî tefsirler zaten mevcut olduğundan, çalışmanın odak noktası âyetlerin "iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları" olmuşturs.2. Bu durum, işârî tefsirin temel karakteristiğini yansıtır.

İşârî tefsirde, âyetlerdeki kelimeler ve ifadeler, sadece somut gerçekliklere değil, aynı zamanda mânevî hallere, makamlara ve hakikatlere de işaret eder. Örneğin, Kâf Sûresi'nde geçen "baharlar" ve "hazân" gibi ifadeler, sadece mevsimsel değişiklikleri değil, aynı zamanda can vilâyetindeki mânevî halleri, terbiye süreçlerini ve ruhsal iniş-çıkışları sembolize edebilirs.57. Hakîm Senâî'nin beytinde geçen "Can vilâyetinde gökler" ve "Rûh yolunda aşağılar ve yukarılar" ifadeleri de bu türden bâtınî yorumlara örnek teşkil eder; burada gökler ve dağlar gibi unsurlar, mânevî mertebeleri ve ruhsal deneyimleri temsil eders.55.

Bu tefsir yöntemi, Kur'ân'ın çok katmanlı anlam yapısını kabul eder ve her bir âyetin farklı idrâk seviyelerine göre farklı mânâlar taşıdığını öne sürer. İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri, işârî tefsirin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir ve âyetlerin tasavvufî derinliklerini keşfetme konusunda bir zirve noktasıdır (İsmail Hakkı Bursevî). İşârî tefsir, sâlikin kendi nefsini tanıması ve Rabb'ini idrâk etmesi yolunda bir rehber işlevi görür, zira mârifet ehli için Kur'ân, sadece bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bir müşâhede ve zevk kaynağıdır (Ârif).

Kaynaklar: Kâf Sûresi — s. 2, 55, 57