İçeriğe atla
Karagün Dostuyum (Cilt 2) kapak gorseli

Karagün Dostuyum (Cilt 2)

Terzibaba - Necdet Ardıç

183 sayfa~275 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcetasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslami EdebiyatManeviyatDini EserlerKaragün Dostuyum (Cilt 1)Dijital KütüphaneTürk EdebiyatıKaragün Dostuyum (Cilt 2) IS-A KitapKaragün Dostuyum (Cilt 2) IS-A Eser

Sıkça Sorulan Sorular

Karagün Dostuyum (Cilt 2) ne anlatıyor?

Nusret Tura Uşşâkî'nin "Karagün Dostuyum (Cilt 2)" adlı eseri, tasavvufî aşk ve gönül konularını ele alan, yazarın kendi manevî yolculuğunu ve Allah sevgisini merkeze alan bir kitaptır. Eser, yazarın "hamdım, piştim yanıyorum" diyerek ifade ettiği manevî hâllerini, münâcatlarını ve vecizelerini içerir (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.82). Kitapta, okuyuculara maddi ve manevî yükseliş tavsiye edilirken, gönül yolunun önemi vurgulanır ve Cenâb-ı Hakk'a ulaşma arzusu işlenir (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.15, s.143). Yazar, aşkın insanı nasıl dönüştürdüğünü ve ilahî aşka ulaşmanın yollarını kendi tecrübeleri üzerinden aktarır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.91, s.16).

Ayrıntı

"Karagün Dostuyum (Cilt 2)", Nusret Tura Uşşâkî'nin tasavvufî eserler serisinin bir parçasıdır ve "Tasavvufda Aşk ve Gönül" başlığını taşır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.1). Kitap, yazarın kendi manevî tecrübelerini ve Hak sevgisini okuyucuya aktarma çabasını yansıtır. Yazar, eserinde sürekli olarak sözlerini Allah sevgisine getirdiğini belirtir ve bu durumu "Bu nedendir bilemiyorum" diyerek kendi içsel yönelimini ifade eder (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.82).

Eserin temel amacı, okuyucuları maddi ve manevî yükselişe teşvik etmektir. Bu bağlamda, gönül yolunun önemi vurgulanır ve "Gel! Durma gönül râh’ına erkânı Alidir Ey cân gözün aç sıdkile bürhanı Alidir Pâk eyle gönül kâbesini durma tavâf et" gibi beyitlerle manevî arayışa davet edilir (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.15). Yazar, aşkın dönüştürücü gücünü "Aşk mahvetti beni yoktur nişânı kabrimin" ifadesiyle dile getirir ve ölümden önce ölme (fenâ) hâlini anlatır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.91).

Kitapta ayrıca, ilahî aşka ulaşma çabası ve bu yolda karşılaşılan zorluklar da işlenir. Yazar, sevgilisinin (Hakk'ın) hissiz davranması ve âşıkını inletmesi metaforuyla ilahî aşkın çetinliğini ve sabır gerektiren yönünü anlatır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.16). Eser, "Benim gibi olun da Cenâb-ı Hakk size de habibim desin" diyerek okuyucuyu manevî kemalata ulaşmaya çağırır ve gafletten uzak durmanın önemini vurgular (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.143). Bu yönleriyle kitap, tasavvufî bir rehber niteliği taşır ve okuyucuyu Hakikat yolculuğuna davet eder.

Kitabın yazarı kimdir?

Karagün Dostuyum adlı eserin yazarı, eserin kendisinde "M. Nusret Tura (Karagün dostuyum)" olarak belirtilmiştirs.1, s.124, s.173. Yazar, bu kitabın kendi kaleminden çıktığını ve bir devrin kapanışı, bir yaprağın kuruması gibi bir metaforla eserlerinin sonuncusu olabileceğini ifade etmektedirs.101. Eser, okuyuculara nefsaniyetten arınarak, saf bir gönülle okunması tavsiye edilen, tasavvufî ve hikmet dolu bir içeriğe sahiptirs.2.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum Cilt 2 — s. 1, 2, 101, 124, 173

Ayrıntı

Karagün Dostuyum adlı eserin müellifi, kitabın çeşitli yerlerinde açıkça zikredilmektedir. Eserin giriş kısmında, bu çalışmanın "M. Nusret Tura (Karagün dostuyum)" tarafından yapıldığı ve kitaplar arasında yerini aldığı belirtilirs.1. Yazar, kitabın ilerleyen sayfalarında da kendi eserlerinden bahsederken "Şu kitapları yazdım" ifadesini kullanırs.173. Bu ifadeler, eserin M. Nusret Tura'ya ait olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Yazar, eserinin tasavvufî bir derinliğe sahip olduğunu ve okuyucuların bu kitaptan gerçek anlamda faydalanabilmeleri için nefsaniyetten, zan ve hayalden arınarak, saf bir gönülle ve Besmele ile okumaya başlamalarını tavsiye etmektedirs.2. Bu durum, eserin sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda manevi bir rehberlik amacı taşıdığını göstermektedir. Yazar, bu kitabın kendisi için "son nur" olabileceğini, beyninin sulanacağı, gözlüğünün kâfi gelmeyeceği ve nihayetinde "ALLAH diyüp göçeceği" bir dönemin habercisi olduğunu dile getirerek, eserine kişisel bir anlam yüklemektedirs.101. Bu ifadeler, yazarın eserleriyle olan derin bağını ve tasavvufî yolculuğundaki yerini de gözler önüne sermektedir.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum Cilt 2 — s. 1, 2, 101, 173

Tasavvufta 'gönül' neden bu kadar önemlidir?

Tasavvufta gönül, Cenâb-ı Hakk'ın tecellîgâhı olması, mânevî ilimlerin ve rahmetin kaynağı olması sebebiyle büyük bir öneme sahiptir. Gönül, sâlikin Hak ile vuslatına vesile olan, mânevî yolculuğunun (seyr-i sülûk) merkezinde yer alan bir varlıktır. Kalbin mâsivâdan temizlenmesiyle Hakk'ın tecellîlerine ayna olan gönül, kişiyi Hak'tan gâfil olmaktan kurtarır ve rızâ makâmına ulaştırır. Nitekim "Zâhidâ Hakkı ararsan Hakka Burhandır gönül / Ara bul Hakkı gönülde beyt-i Rahmândır gönül" sözüs.85 gönlün bu merkeziyetini vurgular.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 85

Ayrıntı

Tasavvufta gönül, insanın mânevî varlığının özü ve Hak ile irtibat kurduğu yegâne mekândır. "Vücûdumuzda bir gönül âlemi vardır, sonsuzdur. Oraya herkes giremez"s.156 ifadesi, gönlün derinliğini ve hususiyetini belirtir. Gönül, "Cenâb-ı Hakkın habibi" olan Fahr-i Âlem Efendimiz'in dahi "gönül kâbesine uruç" ettiğis.9 bir makamdır. Bu uruç, yani mânevî yükseliş, sâlikin Hak ile vuslatına işaret eder.

Gönül, aynı zamanda mânevî ilimlerin, feyzin ve hikmetin indiği bir semâ gibidir. "İnsanların bir de gönüllerinde semâ, yâni gökyüzü vardır. Oradan da varlığımızın mânevi kısmına rahmet yağar, feyz, ilim ve hikmet yağar"s.127. Bu rahmetten istifade edebilmek için gönlün temizlenmesi şarttır. "Gönül toprağını kurtlardan, taşlardan, yabâni otlardan temizlemek de bizdendir"s.127. Bu temizlik, "beşeriyet ve ihtirâs kirlerinden gönülleri temizlemek için namaz, oruç, riyâzet, teşbih"s.148 gibi ibadet ve çabalarla sağlanır.

Temizlenmiş bir gönül, Hakk'ın tecellîlerine ayna olur. "Rabbin tecellîsi gönüledir. Aynası gönüldür"s.158. Gönül aynasının "kesâfet"ten arınması, yani "hayalimize gelen şeylerin bile iyiliği ve kötülüğü gönül aynasını bulandırır"s.8 ifadesinde belirtildiği gibi, mâsivâdan uzaklaşması gerekir. Bu temizlik, sâlikin gafletten kurtulmasını sağlar; zira gaflet, "kalbin mâsivâ ile dolması hâlidir"K1. Gönül temizliği, sûret temizliğinden ve sûret ilminden daha üstündürs.143.

Gönül, aynı zamanda rızâ makâmına ulaşmanın da anahtarıdır. Kulun Hak'tan râzı olması, gönlün takdîre teslimiyetiyle mümkündürK1. "Sen çık aradan, kalsın Yaradan"s.158 sözü, gönlün tamamen Hakk'a yönelmesini, benliğin ortadan kalkmasını ifade eder. Bu hâl, sâlikin "zevkten zevke, tecellîden tecellîye mazhar" olmasına ve gönlünde "aşk çerağı alev alev" yanmasına vesile olurs.126.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 8, 9, 126, 127, 143, 148, 156, 158 · K1, s. 55, 119

Eserde geçen 'aşk' kavramı ne anlama geliyor?

Tasavvufta aşk, sâlikin Hakk'a duyduğu mahvedici ve fânî kılan bir sevgidir; muhabbetten daha şiddetli ve yakıcıdırK1. Bu aşk, kulun gönlünde mekân bulur ve Hakk'ın sevgisinin bir yansıması olarak fışkırırs.38. Aşk, sülûkun en yüksek itici gücü olup, mücâhedeyi tahammül edilebilir kılar ve sahibini gafletten uzaklaştırırs.93. Aşkın kaynağı Hakk'tır ve kuldaki her türlü sevgi O'ndan gelmektedir; bu sevgi, akıl ve iradenin geri çekildiği, ilâhî bir delilik hâlidirs.101; K1-19.

Kaynaklar: K1, s. 19 · Karagün Dostuyum, C.2 — s. 1, 19, 38, 101 · K1-19; Karagün Dostuyum, C.2, s. 93

Ayrıntı

Tasavvufta aşk, lügat anlamıyla "aşırı sevgi, hasretin son haddi, mahvedici muhabbet" olarak tanımlanırK1. Bu, sâlikin Hakk'a karşı duyduğu, onu fânî kılan ve muhabbetten daha şiddetli bir sevgidirK1. Aşk, kulun gönlünde yer bulur ve Hakk'ın sevgisinin bir tecellisi olarak dışarıya taşar; ağızdan, gözden ve kalemden dökülürs.38. Bu hâl, sâlikin bildiklerini unutma ve yok etme arzusunu beraberinde getirir; gafletle geçen bir dakikasına bile acı duyar ve istiğfar eders.93.

Aşk, sülûkun en yüksek itici gücüdür ve mücâhedeyi katlanılabilir kılarK1. Aşkın gönül âlemi, bir nûr âlemidir ve bu hâle giren kişi, dünya zevklerine kıymet vermezs.28, 71. Aşkın mahiyeti, akıl ve iradenin geri çekildiği, kontrolün kaybedildiği bir "ilâhî delilik" olarak nitelendirilirK1. Âşık, cefalara tahammül eder ve bu tahammül, aşkının derecesiyle doğru orantılıdırs.95. Aşkın kaynağı Hakk'tır; kuldaki her türlü aşk, ister beşerî (hormon aşkı) ister gönül aşkı olsun, O'ndan gelmektedirs.101. Bu aşk, âşığı sarhoş eder ve kendinden geçirir; hatta "garip" olarak nitelendirilmekten dahi mest olurs.168. Aşk ve hikmet sırlarından gafil olanlar ise basiret gözleri görmeyen hakikat körleridirs.111.

Kaynaklar: K1, s. 19 · Karagün Dostuyum, C.2 — s. 28, 38, 71, 93, 95, 101, 111, 168

Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için mi?

Verilen kaynaklara göre, Necdet Ardıç'ın "Karagün Dostuyum" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan yazılmış bir başlangıç kitabı değildir. Aksine, okuyucunun belirli bir manevi hazırlık ve idrak seviyesine sahip olmasını bekleyen, tasavvufun derinliklerine inen bir eserdir. Kitabın "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlanması" tavsiyesis.2 ve "uykudan uyandırmak için yazıldığı"s.2 ifadesi, eserin tasavvufî bir uyanış ve derinleşme hedeflediğini gösterir. Ayrıca, "iyi ve muktedir bir hocanın elinden tutmak lâzımdır"s.16 ifadesi, bu tür eserlerin ancak mürşid rehberliğinde tam olarak anlaşılabileceğine işaret eder.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 2, 16

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Karagün Dostuyum" adlı eseri, tasavvufî hakikatleri idrak etmek için okuyucudan belirli bir manevi olgunluk bekler. Yazar, kitabı okumaya başlamadan önce "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlanmasını" tavsiye eders.2. Bu durum, eserin yüzeysel bir okumadan ziyade, kalbî bir yönelişle ele alınması gerektiğini gösterir. Zira "kafa ve gönül, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâda bu ve benzeri kitaplardan yararlanmak mümkün olamayacaktır"s.2.

Kitabın amacı, "ömrü boyunca uyuyanları uykudan uyandırmak" olarak belirtilirs.2. Bu ifade, eserin tasavvufî bir uyanışa ve derinleşmeye hizmet ettiğini, dolayısıyla tasavvuf yolunda belirli bir aşamaya gelmiş veya bu yola ciddi bir niyetle girmiş kişilere hitap ettiğini düşündürür. Yazar, kitabı "tok karnına da okumayın" diyerek, onu "aşk denizi" olarak nitelendirirs.2, bu da tasavvufun aşk ve gönül boyutuna vurgu yapars.121.

Ayrıca, tasavvufî kitapların anlaşılması için "iyi ve muktedir bir hocanın elinden tutmak lâzımdır"s.16 ifadesi, bu tür eserlerin mürşid rehberliğinde okunmasının önemini ortaya koyar. Zira "tahsili noksan bir hoca sizi nihayet kendi mertebesine çıkarır. Halbuki daha ileride çok uzun yollar vardır"s.16. Bu durum, kitabın tasavvufî sülûkun inceliklerini barındırdığını ve bu inceliklerin ancak ehil bir rehber eşliğinde tam olarak idrak edilebileceğini gösterir. Kitap, "gönül kitabı"s.170 ve "ruh âlemi"s.121 gibi kavramlara odaklanarak, okuyucuyu kendi iç dünyasına yönlendirmeyi hedefler. Bu derinlik, tasavvufa yeni başlayan birinin tek başına kavramakta zorlanabileceği bir seviyeyi işaret eder.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 2, 16, 121, 170

Kitabı nasıl bir ruh haliyle okumak gerekir?

Karagün Dostuyum kitabını okurken, okuyucunun ruhunu ihtiras ve ibtilâ elbiselerinden soyarak hafifletmesi, böylece mânâ âleminde hakikat güneşine ulaşması ve zaman kaydından kurtulması hedeflenirs.161. Bu, kitabın ruhundan ve nurundan faydalanma niyetiyle, manevi hasılayı Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ehl-i beytin ruhlarına hediye ederek, Nusret Baba ve Rahmiye Anne gibi büyüklerin ruhlarından istifade etme bilinciyle gerçekleşirs.2. Kitabı okumak, sadece bilgiyi almak değil, aynı zamanda ruhun ilahi kaynaklı yapısınıK1 idrak ederek, kalbin gözü olan basîretleK1 eşyanın hakikatini görmeye çalışmak anlamına gelir.

Kaynaklar: K2-T3, s. 161 · K2-T1, s. 2 · K1, s. 48, 231

Ayrıntı

Kitabı okurken benimsenmesi gereken ruh hali, öncelikle ihtiras ve ibtilâ elbiselerinden soyunarak ruhu hafifletme çabasıdırs.161. Bu sayede okuyucu, ruhunun mânâ âleminde uçabilmesini temin eder ve hakikat güneşine vararak zaman kaydından kurtulurs.161. Bu durum, ruhun bedensel ve dünyevi bağlardan arınarak kendi aslî hakikatine yönelmesiyle mümkündürK1. Kitabın ruhundan ve nurundan faydalanma niyetiyle okumak, manevi bir hazırlık gerektirirs.2. Bu hazırlık, okuma eylemini sadece zihinsel bir faaliyet olmaktan çıkarıp, ruhsal bir sülûk haline getirir.

Okuma sürecinde, kalbin gözü olan basîretin açılması hedeflenirK1. Basîret, zâhir gözünün göremediği eşyanın hakikatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hak'la olan bağını idrâk etme melekesidirK1. Bu, sâlikin nefs perdesi inceldiğinde gaybî hakikatleri görmeye başlamasıyla gerçekleşen keşfî basîret kademesine denk düşerK1. Kitap, okuyucuyu sadece bilgiyle değil, aynı zamanda aşk ile beslemeyi amaçlar; zira aşkı kitapta okumak ile âşık olmak farklıdırs.102. Bu nedenle, okuyucunun ruhunu besleyecek, aşina olduğu hakikatleri tefrik ve intihab edecek bir ruh hali içinde olması beklenirs.48. Ruhun vücuttaki can olduğu ve Cenâb-ı Hakk'a doğru sevk ettiği bilinciyle, ibadet ve güzel ahlak peşinde koşarak ruhun tasfiyesi için çalışmak, bu okuma halini desteklers.124; K2-T8, s.65. Nihayetinde, okuyucu kendi ruh deryasından bir katre olduğunu idrak ederek, varlıkların kesafetinden sıyrılıp ruhları tecrid etme mertebesine ulaşmayı hedeflers.143.

Kaynaklar: K2-T3, s. 161 · K1, s. 48, 231 · K2-T1, s. 2 · K2-T2, s. 102 · K2-T6, s. 48 · K2-T7, s. 2, 8, 65, 124 · K2-T12, s. 143

Terzibaba - Necdet Ardıç'ın bu eserdeki rolü nedir?

Necdet Ardıç (Terzibaba), "Karagün Dostuyum (Cilt 2)" adlı eserin doğrudan yazarı değildir; ancak bu eserin yayımlanmasında ve tasavvufî seriler içinde okuyucuya ulaştırılmasında merkezi bir rol oynamıştır. Eser, M. Nusret Tura Uşşâkî tarafından 1964 yılında yazılmış olup, Necdet Ardıç'ın "İrfan Sofrası" ve "Tasavvuf Serisi" kapsamında, okuyucuların istifadesine sunulmuştur (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.1). Bu durum, Terzibaba'nın kendi irfan mektebinden yetişenlerin eserlerini destekleyerek tasavvufî geleneği yayma çabasının bir göstergesidir.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). "Karagün Dostuyum (Cilt 2)" adlı eser, M. Nusret Tura Uşşâkî tarafından kaleme alınmış ve 1964 yılında yayımlanmıştır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.1). Necdet Ardıç'ın bu eserdeki rolü, eserin kendi "İrfan Sofrası" ve "Tasavvuf Serisi" (85. kitap) kapsamında, daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktır (Karagün Dostuyum (Cilt 2), s.1). Bu durum, Terzibaba'nın sadece kendi eserleriyle değil, aynı zamanda irfan mektebinden yetişen veya bu geleneğe ait olan diğer önemli şahsiyetlerin eserlerini de destekleyerek tasavvufî bilginin yayılmasına hizmet ettiğini göstermektedir. Onun bu tür eserleri kendi serisi içinde yayımlaması, tasavvufî metinlerin okunurluğunu ve anlaşılırlığını artırma çabasının bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Terzibaba'nın tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma misyonuyla örtüşmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Muharrem Avan gibi isimlerin de Terzibaba geleneğinin tasavvuf serisi içinde eserler kaleme alması, bu irfan mektebinin kolektif bir çaba ile tasavvufî mirası yaşatma gayretini ortaya koymaktadır (Muharrem Avan Wiki). Dolayısıyla, Necdet Ardıç'ın rolü, eserin yazarlığından ziyade, onun yayımlanma sürecindeki hamiliği ve tasavvufî geleneğin devamlılığını sağlama yönündeki mürşidlik vazifesidir.

Kitapta neden 'lep demeden leblebiyi anlayan idrâkinize güveniyorum' deniyor?

"Lep demeden leblebiyi anlayan idrâkinize güveniyorum" ifadesi, yazarın okuyucunun konuyu hızlı ve derinlemesine kavrayacak bir anlayışa sahip olduğuna duyduğu inancı belirtir. Bu ifade, tasavvufî metinlerde sıkça rastlanan, okuyucunun sadece zahirî anlamı değil, aynı zamanda bâtınî ve hikmetli manaları da idrak edebilme yeteneğine vurgu yapar. Yazar, bu güveni, Allah'ın ismiyle başlayarak O'ndan hem kendisine söz söyleme ve maksadını anlatma ilmi, hem de okuyucuya anlama kabiliyeti vermesini temenni etmesiyle pekiştirirs.2. Bu durum, tasavvufî sülûkun başlangıç seviyesi olan ilme'l-yakîn'in ötesinde, daha derin bir idrak seviyesine işaret eder.

Kaynaklar: Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 2

Ayrıntı

Yazarın "lep demeden leblebiyi anlayan idrâkinize güveniyorum" demesi, okuyucunun sadece kelimelerin yüzeyindeki anlamı değil, aynı zamanda o kelimelerin ardındaki hikmeti ve derin manayı da kavrayabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu düşündüğünü gösterir. Bu, tasavvufta bilginin sadece akıl ve mantıkla elde edilen "ilme'l-yakîn" seviyesinden öteye geçtiğini ima ederK1. Yazar, okuyucunun anlatılanları bir başkasının "ateş var" demesiyle yetinmeyip, o ateşin varlığını uzaktan gören "ayne'l-yakîn" veya hatta sıcaklığını bizzat hisseden "hakk'el-yakîn" seviyesinde idrak edebileceğine inanmaktadırK1.

Bu güven, yazarın Allah'ın ismiyle başlamasıyla da desteklenir. Yazar, Rahman ve Rahiym olan Allah'ın isminin kendisine söz söyleme ve maksadını anlatma ilmi verdiğini belirtirken, aynı ismin okuyucuya da anlama kabiliyeti verecek tek eşsiz varlık olduğunu ifade eders.2. Bu durum, idrakin sadece kişisel bir çaba değil, aynı zamanda ilahî bir lütuf ve temenni meselesi olduğunu ortaya koyar. Tasavvufî metinlerde bu tür ifadeler, okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, metnin derinliklerine nüfuz etmeye ve manevî bir keşfe davet etme amacı taşır. Bu, aynı zamanda tasavvufî sülûkun bir parçası olarak, bilginin sadece öğrenmekle kalmayıp, onu yaşayarak ve hissederek tahkik etme sürecine de bir göndermedirK1.

Kaynaklar: K1, s. 371 · Karagün Dostuyum, Cilt 2 — s. 2