İçeriğe atla
Kehf-Mağara Sûresi kapak gorseli

Kehf-Mağara Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

94 sayfa~141 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kehf-Mağara Sûresi → Kur'an-ı KerimKehf-Mağara Sûresi → SûreKehf-Mağara Sûresi → Tefsir İlmiKehf-Mağara Sûresi → İslami İlimlerKehf-Mağara Sûresi → TasavvufKehf-Mağara Sûresi → Zülkarneyn KıssasıKehf-Mağara Sûresi → Terzibaba (Yazar)Kehf-Mağara Sûresi → Dijital KütüphaneKehf-Mağara Sûresi → İslami Araştırmalar

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın Kehf Sûresi tefsiri ne anlatıyor?

Terzibaba geleneğinde Kehf Sûresi, sâlikin Hakk'a giden yolda geçmesi gereken mertebeleri ve bu yolculukta karşılaşacağı hâlleri anlatan irfanî bir rehberdir. Sûre, sadece geçmişte yaşanmış bir hadise olarak değil, tevhid yolunda olan her insanın hayat seyrinde deneyimleyeceği bir seyir olarak ele alınırs.13. Muharrem Avan'ın Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden yetişerek kaleme aldığı Secde Sûresi tefsiri gibi, Kehf Sûresi tefsiri de bu geleneğin Kur'ân'ı irfanî bir bakışla yorumlama çabasının bir parçasıdır (Muharrem Avan, Wiki). Sûre'nin zâhir ve bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edilmesi gerektiği vurgulanırs.1.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 13

Ayrıntı

Terzibaba geleneğinde Kehf Sûresi, sâlikin bireysel yaşamının geliştirilmesi ve Hakk'a giden yolunun açılması için bilgiler sunars.13. Bu sûre, sadece tarihsel bir anlatı olmanın ötesinde, tevhid yolunda ilerleyen her bireyin kendi seyr-i sülûkünde Ashâb-ı Kehf mertebesinden geçmesinin gerekliliğini işaret eden bir kılavuzdurs.13. Sûre'nin Mekke'de nazil olmaya başladığı belirtilirs.13.

Tefsir, Besmele-i Şerif'in özelliklerini tefekkür ederek başlar ve Besmele'de geçen Allah Esmâsı'nın zâtî zuhur mahallinin, "sıfat" mertebesi olan Hakikat-i Muhammedî olduğunu ifade eders.1. Kehf Sûresi'nin içinde birçok konuyu barındırdığı ve bu şerefli sûrenin zâhir ve bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edilmesi gerektiği vurgulanırs.1.

Sûrede geçen Ashâb-ı Kehf kıssası, onların mağarada üç yüz dokuz yıl eğleştiklerini ve bu uzun uykudan sonra uyandıklarında henüz yattıkları günde bulunduklarını sandıklarını anlatırs.26. Kıssanın devamında, Ashâb-ı Kehf'ten Yemlîhâ'nın şehre gidip yiyecek getirmesi ve bu esnada şehrin çok değişmiş bir başka âlem bulması, dönemin insanlarının cesetlerin haşrını inkâr etmesi gibi detaylar, sûrenin irfanî ve ibretlik yönlerini ortaya koyars.26. Bu anlatılar, sâlikin kendi içsel yolculuğunda karşılaşacağı değişimleri ve hakikatleri idrak etmesi için birer işaret olarak sunulur.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 13, 26

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Kendisi, "Necdet Ardıç İrfan Sofrası" ve "Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" gibi eserlerin müellifidirs.1. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç'ın büro ve ev adresleri ile iletişim bilgileri de mevcutturs.95.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 95

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma misyonunu üstlenmiş önemli bir mürşittir. Uşşâkî tarikatına mensup olan Ardıç, eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun derinliklerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Müellifliğini yaptığı "Necdet Ardıç İrfan Sofrası" ve "Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" gibi çalışmalar, onun tasavvufî düşüncelerini ve irfanını yansıtan önemli kaynaklardırs.1. Bu serinin 31. kitabı olan Kehf-Mağara Sûresi, onun Kur'ân-ı Kerîm'deki yolculuğunu ve tasavvufî idraklerini okuyucularına sunars.1.

Necdet Ardıç'ın tasavvufî ekolü, "Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi" olarak anılmakta olup, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de bu ekolden yetişmiş ve onun rehberliğinde eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki). Kendisinin "Necdet Divanı" ve "Hacc Divanı" gibi divanları da bulunmaktadırs.94. İletişim bilgileri arasında cep telefonu, web sayfaları (necdetardic.org, necdetardic.info, terzibaba.com) ve e-posta adresi ([email protected]) yer almaktadırs.96. Ayrıca Tekirdağ'da bir bürosu ve ikametgahı bulunmaktadırs.95.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 94, 95, 96

Eserde Besmele'nin hakikati nasıl açıklanıyor?

Eserde Besmele'nin hakikati, Allah'ın isimlerinin zuhur mahalli ve kâinatın açılış kelimesi olarak açıklanır. Besmele, "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla" anlamına gelir ve Tevbe Sûresi dışındaki tüm sûrelerin başında yer alırK1. Tasavvufta Besmele, bütün amellerin kapısı ve vücudun kendisi olarak görülür. Özellikle "B" harfi, "ile, vasıtasıyla" anlamıyla, Besmele'nin hakikatler ve zuhur anlayışıyla başlama mânâsını taşırs.2. Besmele'deki "Allah" ismi Ahadiyyet ve Ahmediyyet'in zuhuru, "Rahmân" ismi Hakikat-i Muhammedî'nin zuhuru, "Rahîm" ismi ise Hz. Muhammed'in birimsel varlığıyla zuhurudurs.2, 11. Bu, Besmele'nin ilâhî hakikatlerin bir kanalı olarak işlev gördüğünü gösterir.

Kaynaklar: K1, s. 223 · Kehf-Mağara Sûresi — s. 2, 11

Ayrıntı

Besmele, tasavvufî anlayışta muhteşem bir kapı olarak kabul edilir ve Kur'ân'ın açılışı olduğu için tüm ilâhî kelâmın özeti sayılırK1. Hz. Ali'ye atfedilen sözde ifade edildiği gibi, tüm Kur'ân Fâtiha'da, Fâtiha Besmele'de, Besmele "b" harfinde ve "b" altındaki noktada toplanmıştır; bu, Besmele'nin tasavvufî vüsatini gösterirK1. Besmele'nin yapısı üç temel ismi içerir: Allah, bütün esmâyı toplayan ism-i câmîdir; Er-Rahmân, mü'min-kâfir ayırt etmeden tüm kâinatı kuşatan genel rahmet sahibidir; Er-Rahîm ise mü'minleri âhirette husûsî rahmetiyle kuşatan özel rahmet sahibidirK1. Bu üç isim, rahmet-üstüne-rahmet silsilesini oluşturur; ulûhiyyet rahmette, rahmet hakîkatte zuhur ederK1.

Eserde, Besmele-i Şerif'te geçen Allah Esmâsı'nın zâtî zuhur mahallinin, "sıfat" mertebesi olan Hakikat-i Muhammedî olduğu belirtilirs.1. Hakikat-i Muhammedî'nin Rahmân ve Rahîm olarak dışa dönük zuhur mahalli ise Hz. Muhammed'dirs.1. Abdülkerim Cîlî'nin "El Kehfi ve'r rakîm fi şerhi bismillâhirrahmânirrahîm" adlı risâlesine bu hakikatler dolayısıyla bu ismi vermesi, Besmele'nin derin mânâlarını vurgulars.2. Besmele'nin başındaki "B" harfi, "ile, vasıtasıyla" anlamıyla, bu isimler, bu hakikatler ve bu zuhur anlayışıyla başlama mânâsına gelirs.2. "Rahmân'ın Rahminden doğmayan BismillâhirRahmânirRahîm olamaz" hakikati, Meryem Sûresi'nde belirtilen Yahya (a.s) ve İsâ (a.s)'nın doğumu ile Âmine'den doğan yetim Muhammed'e bağlanır. Bu, Ahadiyyet ve Ahmediyyet (Allah) isminin zuhuru, Hakikat-i Muhammedî'nin Rahmân isminin zuhuru ve Hz. Muhammed'in birimsel varlığıyla Rahîm isminin zuhurunu ifade eders.11. Dolayısıyla, Besmele çekildiğinde, Efendimizden (s.a.v) intikal eden bu İlâhî Hakikat'in o kanal ile zuhura geldiği belirtilirs.11.

Kaynaklar: K1, s. 223 · Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 2, 11

Ashab-ı Kehf kıssasından hangi ibret alınmalıdır?

Ashab-ı Kehf kıssasından alınması gereken temel ibret, bu hadisenin sadece geçmişte yaşanmış bir olay olmayıp, tevhid yolunda ilerleyen her sâlikin hayat seyrinde geçmesi gereken bir mertebeyi temsil etmesidirs.13. Bu kıssa, Hakk'a giden yolda karşılaşılan mertebelerin bilinmesi ve bireysel yaşamın manevi olarak geliştirilmesi için bilgiler sunars.13. Özellikle gönül âlemine yönelerek "gönül mağarasına girip Ashab-ı Kehf olmak" ve fenâfillâh mertebesini idrak etmek, kıssanın tasavvufî derinliğini oluştururs.28. Kıssa, aynı zamanda, dışsal hadiselerden ziyade kişinin kendi içindeki "acaiplikleri" görmesi gerektiği ikazını barındırırs.28.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 13, 28

Ayrıntı

Ashab-ı Kehf kıssası, Kur'ân-ı Kerîm'de Kehf Sûresi'nde uzunca anlatılan, dinlerini korumak için hicret eden yedi genç ile köpekleri Kıtmîr'in mağarada uyuması hadisesidirs.23. Bu kıssadan alınacak ibretler katmanlı bir yapıya sahiptir.

1. Seyr-i Sülûk Mertebesi Olarak Ashab-ı Kehf: Kıssa, sadece tarihî bir olay değil, tevhid yolunda ilerleyen her insanın hayat seyrinde geçmesi gereken bir mertebe olarak sunulurs.13. Bu, Hakk'a giden yoldaki mertebelerin bilinmesi ve bireysel yaşamın manevi gelişimi için bir rehberdirs.13.

2. İçsel Yolculuk ve Gönül Mağarası: Kıssanın tasavvufî yorumunda, "Kehf" iç âlemi, "Rakîm" ise dış sûreti temsil eder. Bu bağlamda, her Muhammedi sâlikin seyr-i sülûk yolunda kendi gönül mağarasına girip Ashab-ı Kehf olması gerektiği vurgulanırs.28. Bu, fenâfillâh mertebesinin idrak edilmesi ve Hakk'ta fâni olma halidirs.28.

3. İseviyet ve Muhammediyet Mertebeleri: Ashab-ı Kehf, İseviyet mertebesinin hakikatini yaşayan ve fenâfillâh makamında olan kişiler olarak açıklanırs.28, s.31. Onlar, mağarada ölmedikleri gibi, bu mertebede olanlar da ölmezler. Ancak bu, yolun sonu değildir; gerçek Muhammediyete ulaşmak için uyandırıldıktan sonra halkın arasına karışıp içte ve dışta hep Hakk ile olmak gerekirs.28. Ashab-ı Kehf'in Hz. İsa (a.s.) ile birlikte inip Muhammedi olacakları ve bakabillâh şerefine erecekleri belirtilirs.29.

4. Nefs Terbiyesi ve Kıtmîr: Kıssadaki köpek Kıtmîr, tasavvufun başlangıç kısımlarında nefs-i emmâreyi ifade eders.29. Bu, sâlikin nefsini terbiye etmesi gerektiğine işaret eder.

5. Fiilî Kur'ân ve İbret Alma: Ayetlerle belirtilenlerin yazılı Kur'ân olduğu gibi, Ashab-ı Kehf ile anlatılan da fiilî Kur'ân olarak görülürs.34. Bu, kıssanın sadece bir hikaye olmaktan öte, yaşanmış ve yaşanabilir bir hakikati temsil ettiğini gösterir. Cenâb-ı Hakk'ın, Ashab-ı Kehf hadisesinden daha büyük olaylar olduğuna dikkat çekmesi, ibretin sadece bu kıssayla sınırlı kalmaması, kişinin kendi içindeki "acaiplikleri" görmesi gerektiği ikazını güçlendirirs.28, s.29.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 13, 23, 28, 29, 31, 34

Hz. Musa ve Hızır kıssasının tasavvufî anlamı nedir?

Hz. Musa ve Hızır kıssası, tasavvufta şeriat ilmi ile ledün ilmi arasındaki farkı, zahir ile bâtın arasındaki ilişkiyi ve Hakikat-i Muhammediyye'nin bu iki mertebeyi cem etme vasfını idrak etmeye yarayan önemli bir temsildir. Hz. Musa, tenzih mertebesinin ve zahirî şeriat ilminin temsilcisi iken, Hızır (a.s.) ledün ilminin ve bâtınî hakikatlerin zuhur mahallidirs.74, 86. Bu kıssa, sâlikin seyr-i sülûkunda, akıl ve şeriatle sınırlı bilginin ötesinde, doğrudan Hakk'tan ilham alarak faaliyete geçme mertebesine ulaşmasının gerekliliğini vurgulars.73, 74. Hızır'ın yaptığı eylemlerin zahiren hikmetsiz görünmesi, ancak bâtınî bir teville açıklanabilmesi, ledün ilminin mahiyetini gösterirs.57, 60.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 57, 60, 73, 74, 86

Ayrıntı

Hz. Musa ve Hızır kıssası, tasavvufî irfanda ilmin farklı mertebelerini ve bu mertebelerin birbiriyle olan münasebetini açıklayan sembolik bir anlatımdır. Kıssada Hz. Musa (a.s.), "Kelimullah" vasfıyla Allah ile konuşan, tenzih mertebesinin ve zahirî şeriat ilminin temsilcisi olarak zuhur edervikipedi. O, ilmini melek vasıtasıyla, yani vasıtalı bir şekilde alırs.74. Buna karşılık Hızır (a.s.), "Hakkani vasıflarla hazır olan" ve "kendi bünyesinden vasıtasız ilim zuhura getiren" bir şahsiyettirs.70, 74. Hızır'a verilen bu ilim, "Rahmet ve İlmi Ledün" olarak ifade edilir ve doğrudan Cenâb-ı Hakk'tan gelirs.86.

Kıssanın ana teması, Hz. Musa'nın Hızır'dan ledün ilmini öğrenme talebi ve bu süreçte yaşadığı olaylardırs.52, 70. Hızır'ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi ve yıkılmak üzere olan duvarı onarması gibi zahiren hikmetsiz görünen fiiller, Hz. Musa'nın şeriat ve akıl süzgecinden geçirdiği sorulara yol açars.55, 57. Ancak Hızır, bu fiillerin bâtınî hikmetlerini ve "esbab-ı hafiyyesini" açıklayarak, ledün ilminin zahirî hükümlerin ötesinde bir hakikate sahip olduğunu gösterirs.57, 60. Bu durum, sâlikin seyr-i sülûkunda, akıl ve şeriatle sınırlı bilginin ötesinde, doğrudan Hakk'tan ilham alarak faaliyete geçmesi gerektiğini, yani "Ledün ilmi kapılarının açılması"nı temsil eders.73, 74.

Tasavvufî açıdan, "Mûseviyyet mertebesinde Hızır ayrı Mûsâ ayrıdır"s.86. Bu, zahirî ilim ile bâtınî ilmin farklı mertebeler olduğunu ve her birinin kendi kemalinde bulunduğunu ifade eders.65. Ancak "Hakikat-i Muhammediyye ise ikisini kendi bünyesinde birleştirdi, Hakikat-i Muhammedi hem tenzihi hem teşbihi tevhid etme olduğundan bünyesinde hem Hızır’lığı yaşadı hem Mûsâ’lığı cem etti, yaşadı"s.86. Bu ifade, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hem zahirî hem de bâtınî ilimleri, hem tenzihi hem de teşbihi kendinde cem eden kâmil insan mertebesini temsil ettiğini gösterir. Kıssa, aynı zamanda insanın kendi iç âleminde, gönlün Hızır hükmünde, bedenin ise Musa hükmünde olduğu bir tecelliyi de anlatırs.73.

Kaynaklar: Vikipedi: Hz. Musa, Kelimullah; Kehf-Mağara Sûresi, s.86 · Kehf-Mağara Sûresi — s. 52, 55, 57, 60, 65, 70, 73, 74, 86

Zülkarneyn kıssası manevi yolculukla nasıl ilişkilendirilir?

Verilen kaynaklarda Zülkarneyn kıssasının manevi yolculukla ilişkisine dair doğrudan bir cevap bulunmuyor.

Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Bu kitap, nefsaniyetten arınarak, saf bir gönülle ve Besmele ile okumaya çalışan, vehim ve hayalin tesirinden uzaklaşmayı arzulayan tüm okuyucular için yazılmıştırs.1. Eser, Kur'ân hakikatlerini idrak etme ve ahirete hazırlanma gayesi taşıyan, abdiyetini geliştirerek kendi manevi kitabını oluşturan kişilere hitap eders.21-22. Yazar, kitabın manevi hasılasını Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'in ruhlarına ithaf ederek, okuyucuların gönüllerinde feyz kapılarının açılmasını temenni etmektedirs.1.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 21, 22

Ayrıntı

Kitabın yazılış amacı, okuyucuların Kur'ân-ı Kerîm'in ve genel anlamda "kitap" kavramının derin hakikatlerini idrak etmelerine yardımcı olmaktır. Yazar, okuyuculara kitabı okumaya başlarken "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile" başlamalarını tavsiye eders.1. Bu yaklaşım, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek manadan yararlanmanın mümkün olmadığını vurgular. Kitap, insanların dünyaya getiriliş gayesinin Kur'ân hakikatlerini idrak etmek ve ahirete hazırlanmak olduğunu belirtirs.22. Dolayısıyla, bu gayeyi taşıyan herkes kitabın hedef kitlesidir. Okuyucunun "abdiyyetini ne kadar geliştirmişse" kitaptan o kadar nasip alacağı ifade edilir; yani kişinin kendi kapasitesi ve manevi gelişimi oranında kitaptan faydalanacağı belirtilirs.21. Kitap, "gönül kitabını oku" ifadesiyle kişinin kendi iç dünyasında oluşturduğu, öğrendiği ve ayetlerin hakikatlerini yaşantısına aktardığı özel kitabına işaret eder. Ahirette kişinin kendi kitabına aktarabildikleri kadar bir karşılık bulacağı düşüncesi, okuyucuyu bu yönde bir çabaya teşvik eders.21. Yazar, kitabın manevi hasılasını başta Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt olmak üzere, geçmişlerine hayır dua edenlerin ruhlarına hediye ettiğini belirterek, okuyucuların gönüllerinde feyz kapılarının açılmasını dilers.1. Bu durum, kitabın manevi bir mirasın devamı niteliğinde olduğunu ve bu mirasa talip olanlara yönelik olduğunu gösterir.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 1, 21, 22

Kitabı okurken nelere dikkat etmek gerekir?

Kitabı okurken dikkat edilmesi gerekenler, tasavvufî bir okuma adabını ve derinlikli bir idrâki gerektirir. Öncelikle, Kur'ân-ı Kerîm'i okurken adabına riâyet etmek, kemâle ulaşmanın anahtarıdırs.8. Bu, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınarak ve mânâların açılması için "Bismillâh'ir-Rahmân'ir-Rahîm" ile başlamakla olurs.9. Ayrıca, zâhirde iyi görünmeyen bir şeye hemen itiraz etmemek, onda birçok menfaat ve gizli sırların olabileceğini düşünmek önemlidirs.62. Bu yaklaşım, basîretinK1 ve ilm-i ledünnîninK1 kapılarını aralar; zira Hak'tan gelen her işte bir hikmet ve rahmet bulunduğunu idrâk etmeyi sağlars.81.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 8, 9, 62, 81 · K1, s. 231

Ayrıntı

Kitabı okurken dikkat edilmesi gerekenler, tasavvufî bir sülûkun parçası olarak ele alınmalıdır. İlk olarak, Kur'ân-ı Kerîm'i okuma adabını bilmek ve ona riâyet etmek esastır. Zira bir şeyin adabı ne kadar iyi bilinirse, kemâli de o derece yüksek olurs.8. Bu adab, "Euzü Billâhi mineş şeytânirracîm" diyerek kovulmuş şeytandan Allah'a sığınmak ve mânâların açılması için anahtar olarak "Bismillâh'ir-Rahmân'ir-Rahîm" ile başlamayı içerirs.9. Bu başlangıç, okuyucuyu zât-ı ilâhiyyenin kelâmını okuduğu bilinciyle donatır; zira Kur'ân-ı Kerîm Zât'tır ve onu okuyan aslında Zât-ı İlâhiyye'dirs.12.

İkinci olarak, okuma esnasında karşılaşılan ve zâhirde iyi görünmeyen, akla aykırı gelen durumlara hemen itiraz etmemek gerekir. Bu tür olaylarda birçok menfaat ve esrâr-ı hafiyye (gizli sırlar) olabileceğini düşünmek, tasavvufî idrâkin bir gereğidirs.62. Hızır kıssasında olduğu gibi, zahir gözünün hata sandığı şeyleri basîret hakikat olarak görürK1. Örneğin, yıkılmak üzere olan bir duvarın düzeltilmesi gibi olağanüstü olaylar, Allah'tan bir rahmet olarak yapılmakta ve arkasında gizli bir hikmet barındırmaktadırs.79, 81. Bu durum, sâlikin ferâsetiniK1 ve ilm-i ledünnîyeK1 açık olmasını gerektirir.

Üçüncü olarak, okuyucu, kendi ilmine teaccüp etmemeli, yani ucüb (kendi ameline hayranlık duyup kendini büyük görme) hastalığından uzak durmalıdırs.62; Ucüb. Bu, riyâ (gösteriş) gibi kalbin hastalıklarından korunmak için önemlidirK1. Kitabı okurken tevazu göstermek ve muallimin huzurunda sözüne dikkat etmek, ilim tahsilinde meşakkate tahammül etmek de bu adabın bir parçasıdırs.62. Bu sayede, okuyucu, Hak'tan gelen her bilginin bir rahmet olduğunu ve kendiliğinden değil, ilahî bir takdirle gerçekleştiğini idrâk eders.81.

Kaynaklar: Kehf-Mağara Sûresi — s. 8, 9, 12, 62, 79, 81 · K1, s. 3, 231