İçeriğe atla
Kelime-i Eyyûbiyye kapak gorseli

Kelime-i Eyyûbiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

34 sayfa~51 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kelime-i Eyyûbiyye IS-A İslami EserKelime-i Eyyûbiyye IS-A Şerh EseriKelime-i Eyyûbiyye IS-A Tasavvuf EseriKelime-i Eyyûbiyye IS-A Hikemî Eser

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Eyyûbiyye nedir?

Kelime-i Eyyûbiyye, Hz. Eyyûb'un (a.s.) şahsında tecelli eden "gaybî hikmet"i ifade eden bir tasavvuf terimidir. Bu terim, belanın başlangıçta gayb âleminden gelmesi ve sabır ile mücadele sonucunda yine gayb âleminden gelen bir kurtuluşla neticelenmesi hakikatini kapsar1. Hz. Eyyûb'un vücudu, bu gaybî hikmetin zuhur ettiği bir kitap gibidir; onun yaşadığı ibtilalar ve gösterdiği sabır, bu hikmetin yazılarıdır1. Bu hikmet, özellikle Muhammed ümmetine ibret olması için Hak Teâlâ'nın bir peygamberini belaya uğratmasıyla tecelli eder ve sabır ile rızanın neticesinde kurtuluş ve makam yükselişi vaat eder1.

Ayrıntı

Kelime-i Eyyûbiyye, Hz. Eyyûb'un (a.s.) hayatında gözlemlenen, "gaybî hikmet" olarak adlandırılan ilahî bir işleyişi temsil eder1. Bu hikmetin temelinde, belaların başlangıçta gayb âleminden gelmesi ve kulun sabır ve mücadelesine karşılık yine gayb âleminden gelen bir rahmetle (soğuk suyun ortaya çıkması gibi) ortadan kalkması yatar1. Hz. Eyyûb'un kelime-i vücûdunda bu ahkâm-ı gaybiyyenin özel bir surette zuhur etmesi sebebiyle, "hikmet-i gaybiyye" ona tahsis edilmiştir1.

Hz. Eyyûb'un vücudu, yaşadığı ibtilaların ve gösterdiği sabır ile tahammülün ahkâmını içeren bir "kitâb-ı mastûr-ı hâlî" olarak kabul edilir1. Bu kitap, Muhammed ümmetinin onu hâlen okuması, yani Hz. Eyyûb gibi belalara dûçâr olup sabretmesi ve bu sabır mukabilinde kurtuluşa ermesi için bir ibret vesilesidir1. Hz. Eyyûb, ilahî hikmetin gereği olarak bela vaktinde sabretmiş ve belirlenmiş vakti gelince hastalığının giderilmesi için dua etmiştir1. Bu durum, Hak Teâlâ'nın bir peygamberini belaya uğratmasının, Muhammed ümmetini teşrif ve tekrim etmek amacını taşıdığını gösterir1.

Kelime-i Eyyûbiyye, aynı zamanda sabrın ne demek olduğunu ve bir belaya yakalanıldığında zararın giderilmesi için nasıl hareket edilmesi gerektiğini de beyan eder1. Ariflere, zararın giderilmesi için ilahî vech-i hüviyetin hicapları olan sebeplere meyletmeyip, tüm ilahî vecihleri kapsayan Allah Sübhânehû ve Teâlâ'dan istemeleri nasihat edilir1. Bu, abdiyetin gereği olarak acz ve iftikarın sabit olmasıyla sonuçlanır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 2, 3, 4, 10, 203, 235, 304
Eserin yazarı kimdir?

Verilen kaynaklarda "Kelime-i Eyyûbiyye" adlı eserin yazarının kim olduğuna dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, eserde İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine atıflar yapıldığı ve onun marifet anlayışından bahsedildiği görülmektedir1. Bu durum, eserin İbn Arabî'nin düşünce dünyasına yakın bir müellif tarafından kaleme alınmış olabileceğini düşündürmektedir.

Ayrıntı

Kelime-i Eyyûbiyye adlı eserde, tasavvufî marifet ve kazâya rıza gibi konular işlenirken, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine referanslar verilmektedir. Örneğin, eserde "Fusûsu'l-Hikem'de beyan buyurulan marifette zevk sahibi olmayan bir kimse o ârife çıkışarak: 'Niçin'"1 ifadesi geçmektedir. Yine, "fass-ı münîfde (İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki 'Münif' başlıklı bölümünde) açıklanan marifette (ilahi bilgide) zevk sahibi olmayan bir kimse o ârife çıkışıp: 'Niçin Hakk'ın imtihanına karşı sabretmiyorsun?' dedi. O ârif de ona cevap olarak:"1 şeklinde bir alıntı da bulunmaktadır. Bu alıntılar, Kelime-i Eyyûbiyye yazarının İbn Arabî'nin eserlerine ve düşüncelerine vâkıf olduğunu ve ondan alıntılar yaptığını göstermektedir. Ancak, bu durum eserin yazarının kim olduğunu doğrudan belirtmemektedir. Verilen kaynaklarda İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsirinin yazarı olduğu, Abdulkerim Cili'nin İnsan-ı Kamil kitabının yazarı olduğu ve Mevlana Celaleddin Rumi'nin Mesnevi yazarı olduğu bilgileri mevcutken, Kelime-i Eyyûbiyye'nin müellifi hakkında spesifik bir bilgiye rastlanmamıştır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 274, 275
Kelime-i Eyyûbiyye ne anlatıyor?

Kelime-i Eyyûbiyye, Hz. Eyyûb'un (a.s.) yaşadığı belalar, sabrı ve bu sabrın neticesinde ulaştığı makamı anlatan, "gaybî hikmet"in tecellî ettiği bir ilâhî kelimedir. Bu kelime, Hak Teâlâ'nın rubûbiyyet sıfatının1 ve sıfât-ı subûtiyyesinin1 Hz. Eyyûb'un hayatında nasıl zuhur ettiğini gösterir. Hz. Eyyûb'un vücûdu, belaların ahvâlini ve sabrın ahkâmını yazan bir "kitâb-ı mastûr-ı hâlî"2 olarak kabul edilir ve bu, Muhammed ümmetine ibret olması için bir teşrif ve tekrîmdir.

Ayrıntı

Kelime-i Eyyûbiyye, Hz. Eyyûb'un (a.s.) şahsında tecellî eden "gaybî hikmet"i açıklar2. Bu hikmet, belanın başlangıçta gayb tarafından inmesi ve Hz. Eyyûb'un sabır ve mücadelesine karşılık, yine gayb tarafından soğuk suyun ortaya çıkmasıyla kendini gösterir2. Hak Teâlâ'nın "kâffenin gaybü’l-guyûbu" olması ve hüviyetinin ulvî ve süflî tüm eşyaya sârî olması sebebiyle, tüm ilâhî kelimelerin bu "hikmet-i gaybiyye" ile alâkası vardır. Ancak bu ahkâm-ı gaybiyyenin zuhur ediş biçimi, Hz. Eyyûb'un kelime-i vücûdunda hususî bir sûrette vuku bulduğu için "hikmet-i gaybiyye" ona tahsis edilmiştir2.

Hz. Eyyûb'un vücûdu, yaşadığı ibtilâların ahvâlini ve sabır ile tahammülünün ahkâmını barındıran bir "kitâb-ı mastûr-ı hâlî" olmuştur2. Bu kitap, Muhammed ümmetinin hâlen okuyarak ibret alması içindir; zira onlar da Hz. Eyyûb gibi belalara dûçâr olup sabrederlerse necât bulur ve neticede sabır, rızâ ve mükâfatta Hz. Eyyûb'un makamına ulaşırlar2. Hz. Eyyûb'un belaya giriftâr olması, ilâhî hikmetin gereği olarak, ümmet-i Muhammediyye'ye ibret olması ve onları teşrif ve tekrîm etmesi içindir2. O, belâ vaktinde sabretmiş ve vakti gelince hastalığının giderilmesi için dua etmiştir2. Hak Teâlâ, Hz. Eyyûb'un vücûdundaki elemin aşırı hararetini, emr-i ilâhî mucibince hareket etmesi üzerine soğuk su ile teskin etmiş, böylece mizacı itidal mertebesine gelmiştir2. Bu durum, Hak'tan gelen belaya karşı sabretmeyi ve zararın giderilmesi için yine O'na yönelmeyi öğütler2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 54, 158
  3. 2.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 2, 3, 4, 5, 8, 10, 11, 12, 76, 203, 235, 304
Eserdeki 'gaybî hikmet' ne demektir?

Eserdeki "gaybî hikmet", Yüce Allah'ın bütün varlıkların gaybının gaybı ve hüviyetinin yüce ve alçak tüm eşyaya yayılmış olması sebebiyle, ilahi kelimelerin hepsine ilgili olan ve özellikle Eyyûb (a.s.)'ın varlık kelimesinde özel bir şekilde ortaya çıkan hikmettir. Bu hikmet, belaların gayb tarafından inmesi ve sabır ile mücâhede sonucunda yine gayb tarafından gelen kurtuluşla tecelli eder. Eyyûb (a.s.)'ın yaşadığı belalar ve sonrasında soğuk su ile şifa bulması, bu gaybî hikmetin somut bir tezahürüdür ve Muhammed ümmetinden belaya müptela olup sabır ve münacaatla kurtulan her ferdin bu hikmetin zevkiyle tatlanacağı belirtilir1.

Ayrıntı

"Gaybî hikmet", tasavvufî anlamda, Allah'ın "el-Hakîm" isminin tezahürü olarak eşyanın yerli yerine konulması ve sâlikin bu sıfata ayna olması mertebesi olan hikmetin, gayb âlemiyle ilişkili özel bir boyutudur2. Bu hikmet, Allah'ın varlıkların gaybının gaybı olması ve hüviyetinin tüm eşyaya yayılması nedeniyle, bütün ilahi kelimelerle ilişkilidir1. Ancak, bu gaybî hükümlerin ortaya çıkış şekli, özellikle Eyyûb (a.s.)'ın varlık kelimesinde evvelce ve sonradan özel bir biçimde gerçekleştiği için "gaybî hikmet" ona tahsis edilmiştir1.

Eyyûb (a.s.)'ın yaşadığı olaylar, bu gaybî hikmetin işleyişini açıklar. Belanın başlangıçta gayb tarafından inmesi ve ardından Eyyûb (a.s.)'ın sabır ve mücâhedesine karşılık, yine gayb tarafından soğuk suyun ortaya çıkması, bu hikmetin bir tecellisidir1. Bu soğuk su vasıtasıyla Eyyûb (a.s.)'ın vücudundaki aşırı hararet azalarak mizacı denge mertebesine gelmiştir1. Bu durum, hikmetin ilmî kademesiyle de ilişkilidir; eşyanın ardındaki gâye ve illeti bilme, yani "lima" (niçin) sorusuna cevap bulma çabasıdır2. Muhammed ümmetinden Eyyûb (a.s.)'ın kitabını hâlen okuyan, yani belaya müptela olup sabır ve mücâhededen sonraki münacaatı üzerine bu beladan kurtulan her fert, bu "hikmet-i gaybiyye"nin zevkiyle tatlanmıştır1. Bu, hikmetin ilm-i marifet ile ilm-i hâl arasındaki köprüyü kuran yönünü de gösterir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 1, 3, 4, 6
  3. 2.K1, s. 197
Hz. Eyyûb'un imtihanı nasıl yorumlanıyor?

Hz. Eyyûb'un imtihanı, tasavvufî idrâkte harflerle yazılmış bir kitap değil, hâl ile yazılmış bir kitap olarak yorumlanır. Cenâb-ı Hakk'ın Eyyûb'u (a.s.) önce belaya uğratması ve ardından sabrına karşılık kurtuluş vermesi, Muhammed ümmetine ibret olması içindir. Bu hâl kitabı, Eyyûb'un (a.s.) varlığının kendisi olup, imtihanının hallerini ve sabır ile tahammülünün hükümlerini içerir; bu içeriğe vâkıf olmak için sâlikler onu hâl ile okurlar1.

Ayrıntı

Hz. Eyyûb'un (a.s.) imtihanı, tasavvuf ehli için derin hikmetler barındıran bir müşâhede ve idrâk mevzûudur. Bu imtihanın sırrı, Cenâb-ı Hakk'ın Eyyûb'u (a.s.) önce belaya dûçar etmesi ve ardından onun bu belaya gösterdiği sabır ve tahammül neticesinde kurtuluş bahşetmesidir1. Bu süreç, bizlere ibret olması ve harflerle yahut zarflarla yazılmış bir metin olmaktan ziyade, hâl ile yazılmış bir kitap olarak ortaya çıkması içindir1. Eyyûb'un (a.s.) mübarek varlığı, bu hâl kitabının ta kendisidir; onun yazıları, yaşadığı imtihanın halleri ve sabrının hükümleridir1. Bu haller, sâliklerin mânevî yolculuklarında kendilerine rehber edinecekleri, doğrudan yaşanmış tecrübelerden ibarettir. Dolayısıyla, Hz. Eyyûb'un varlığı, hâl ile yazılmış bir kitap hükmündedir ve Muhammed ümmeti, bu kitabın içeriğine vâkıf olmak için onu hâl ile okur, yani kendi hâllerinde tefekkür ve tatbik eder1. Bu okuma, kuru bir bilgi edinme değil, bizzat yaşayarak, sabır ve tahammülün hakikatini idrâk etme çabasıdır. Şeyh'in buyurduğu üzere, Cenâb-ı Hakk'ın Eyyûb'a (a.s.) "Ayağını yere vur, işte sana yıkanacak ve içilecek soğuk su!" demesi1, bu imtihanın sonunda gelen ilahî rahmet ve kurtuluşun bir tecellîsidir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 67, 203, 204, 205, 206
Eserde geçen 'ayağınla yere vur' emrinin hikmeti nedir?

Eyyûb (a.s.)'a verilen "ayağınla yere vur" emri, onun vücudundaki aşırı hararet ve acıyı gidermek için ilâhî bir hikmet taşır. Bu emir, hastalığın sebep olduğu eksikliği giderme maksadıyla soğuk su ile yıkanma ve içme yoluyla şifa bulmasını sağlamıştır. Tasavvufî açıdan bu emir, Hak Teâlâ'nın kulunun hâline merhametle tecellî etmesi ve onun sıkıntısını gidermesi anlamını taşır; zira Eyyûb (a.s.)'ın vücudundaki elem harareti ifrâta varmış, Allah da bu harareti suyun soğukluğuyla teskîn etmiştir1. Bu durum, Hak'tan gelen bir emrin, kulun hâlini düzeltmeye yönelik doğrudan bir müdahalesi olarak tezahür eder.

Ayrıntı

Eyyûb (a.s.)'a hitaben gelen "ayağınla yere vur" emri (Sâd, 38/42), onun yaşadığı şiddetli hastalığın giderilmesi için Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfudur. Eyyûb (a.s.)'ın vücudu çıban ve yaralarla malûl olmuş, bu durum aşırı bir hararet ve acıya yol açmıştı1. Allah Teâlâ, bu emriyle Eyyûb (a.s.)'a yerden çıkan soğuk su ile yıkanmasını ve içmesini buyurmuştur1. Bu emrin hikmeti, Eyyûb (a.s.)'ın vücudundaki "elem hararetinin derece-i ifrâta varmış" olmasıdır1. Hak Teâlâ, bu harareti suyun soğukluğuyla teskîn etmiştir1. Yani, ilâhî emir, hastalığın sebep olduğu eksikliği gidermek ve Eyyûb (a.s.)'ın acısını dindirmek içindir1. Tıbbî açıdan da bu durum, "fazlalıkta eksiklik ve eksiklikte fazlalık" prensibiyle açıklanır; yani aşırı hararetin soğuk su ile dengelenmesi1. Eyyûb (a.s.) da ilâhî emre uygun olarak hareket etmiş ve şifa bulmuştur1. Bu olay, Hak Teâlâ'nın kullarına olan merhametini ve onların sıkıntılarını gidermedeki kudretini gösteren bir tecellîdir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 66, 69, 73, 74, 75, 76
Bu bölüm tasavvufa yeni başlayanlar için mi?

Verilen kaynaklarda bu soruya doğrudan bir cevap bulunmuyor.

Eserin sonunda neden şükürden aciz olmaktan bahsediliyor?

Eserin sonunda "Senin şükürden aciz olman, tam şükür olarak geldi" ifadesiyle, kulun Allah'a karşı şükür vazifesini tam anlamıyla yerine getiremeyeceğinin idrak edilmesinin, aslında şükrün en yüksek mertebesi olduğu vurgulanır. Bu durum, kulun kendi acziyetini ve Allah'ın nimetlerinin sonsuzluğunu kavramasıyla ortaya çıkan bir teslimiyet hâlidir. Bu idrak, şükrün sadece dil ile değil, aynı zamanda kalbî bir teslimiyet ve acziyetin kabullenilmesiyle tamamlandığını gösterir. Bu hakikati anlamak için "akıllı ol, iyi anla" denilerek derin bir idrake davet edilir1.

Ayrıntı

Eserin sonundaki bu ifade, tasavvufî bir hikmeti dile getirir. Şükür, genel anlamda Allah'ın nimetlerine karşı minnettarlığı ifade etmekle birlikte, tasavvufta daha derin bir anlam kazanır. Kulun, Allah'ın kendisine bahşettiği sayısız nimeti tam olarak idrak edip şükrünü eda etmesinin mümkün olmadığını anlaması, yani kendi acziyetini kabul etmesi, şükrün en kâmil hâli olarak sunulur1. Bu, bir nevi "aczin idraki, idrakin ta kendisidir" anlayışına benzer. İnsan, ne kadar şükretse de Allah'ın lütuflarının büyüklüğü karşısında yetersiz kalacağını fark ettiğinde, bu acziyet hâli bizzat bir şükür hâline dönüşür. Bu durum, kulun kendi iradesi ve gücüyle değil, tamamen Allah'ın lütfuyla var olduğunu ve her şeyin O'ndan geldiğini tam anlamıyla kavramasıyla ilişkilidir. Bu idrak, aynı zamanda kulun Allah'a karşı tam bir teslimiyet içinde olmasını ve O'nun takdirine razı olmasını da içerir. Zira "kazâya razı olmak mutlaka farz değildir; aksine küfür ve diğer günahlar gibi, kazânın eserlerinin kendisinden ortaya çıkmasından dolayı, mükellefin razı olmayıp şikâyet etmesi zorunlu ve vâciptir" ifadesiyle, kulun kendi iradesi dışındaki olumsuzluklara karşı şikâyet etmesinin caiz olduğu belirtilirken, "Hak'tan şikâyet etmek haramdır" denilerek, nihai olarak her şeyin Allah'tan geldiği bilinciyle O'na karşı bir şikâyet hâlinin kabul edilemez olduğu vurgulanır1. Bu, kulun kendi acziyetini ve Allah'ın mutlak kudretini idrak etmesiyle ulaştığı bir mertebedir ki, bu mertebede şükür, acziyetin kabulüyle kemale erer.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Eyyûbiyye — s. 244, 245, 306, 307