İçeriğe atla
Kelime-i Îseviyye kapak gorseli

Kelime-i Îseviyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

98 sayfa~147 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Muhyiddin İbnü'l-ArabiFusûsu'l-HikemTasavvufVahdet-i Vücudİslam HikmetiŞerh GeleneğiDijital Kütüphane

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Îseviyye nedir?

Kelime-i Îseviyye, Hz. Îsâ'nın (a.s.) şahsında tecellî eden ilâhî hakikati ifâde eden bir tasavvuf terimidir. Bu kelime, özellikle Hz. Îsâ'nın doğumundaki olağanüstülük (bâkireden tekevvün) ve gösterdiği mu'cizeler (ölüyü diriltme, körü iyileştirme) sebebiyle, ulûhiyet isnâdına mâruz kalmasıyla bir "imtihan ve ihtibâr makâmı" olarak öne çıkars.350, 354. Tasavvufta bu durum, Hak Teâlâ'nın "Tâ ki biz bilelim ve o bilsin" (Hattâ na'leme ve ya'lem) makâmında, yani ilâhî ilimle birlikte bir sorgulama ve açıklığa kavuşturma hâli olarak ele alınırs.345. Kelime-i Îseviyye, aynı zamanda "hikmet-i nebviyye"nin bir veçhesi olup, Hz. Îsâ'nın fıtrî nübüvvetinin gâlip olması sebebiyle bu kelimeye tahsis edilmiştirs.2.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 2, 345, 350, 354

Ayrıntı

Kelime-i Îseviyye, Hz. Îsâ'nın (a.s.) zuhûru ve hayatıyla ilgili ilâhî hakikatleri barındırır. Bu kelime, Hz. Îsâ'nın bir bâkireden doğmasıyla başlayan ve insanlık tarafından ulûhiyet isnâdına yol açan hârikulâde hâlleri kapsars.350. Bu durum, Hak Teâlâ'nın ilm-i zâtîsiyle bilmesine rağmen, kullarından bazılarının Hz. Îsâ'ya isnâd ettiği ulûhiyeti bir imtihan ve sınama makâmında sorgulamasıyla açıklanırs.354. Hz. Îsâ'nın ölüyü diriltmesi, anadan doğma körlerin gözünü açması gibi mu'cizeleri, bu ulûhiyet isnâdının temelini oluşturmuşturs.350. Ancak tasavvufî bakış açısı, bu tür isnâdların yanlışlığını vurgular; zira ilâhî hüviyetin Hz. Îsâ'nın beşerî sûretinde hasredilmesi (hulûl inancı) küfür olarak kabul edilirs.150, 153. Kelime-i Îseviyye'nin özünde, ilâhî bir "nefh" (üfleme) ile meydana gelen bir "sûret" olduğu, ancak bu sûretin ilâhî hüviyetin zâtından olmadığı belirtilirs.155. Hz. Îsâ'nın gösterdiği mu'cizeler, "Allah'ın izniyle" gerçekleşen ve hem tahakkuk (gerçekleşme) hem de tevehhüm (zanna yol açma) veçhelerini barındıran ilâhî emirlerdirs.110, 112. Bu kelime, aynı zamanda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mîrâcında zikrettiği kelimeler arasında yer alarak, hem Îsevî hem de Muhammedî bir veçheye sahip olduğu ifâde edilirs.414, 419. Hz. Îsâ'nın "Onların üzerine şehîd idim" (Küntü aleyhim şehîden) kavlindeki şehâdet, Îsevî maddede, yani cism-i Îsevî'de zâhir olan Hakk'ın şehâdeti olarak yorumlanır; bu durum, Hak'ın kulunun lisânı, sem'i ve basarı olması hadîs-i kudsîsiyle desteklenirs.411.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 110, 112, 150, 153, 155, 350, 354, 411, 414, 419

Eserin ana konusu olan 'nebevî hikmet' ne anlama gelir?

"Nebevî hikmet", Fusûsu'l-Hikem'de her ne kadar tüm peygamberlere atfedilen bir kavram olsa da, özellikle Îsevî kelimesinde (Hz. İsa'nın fassında) fıtrî peygamberliğin üstün gelmesi sebebiyle özel bir anlam kazanırs.1. Bu hikmet, "nebî" kelimesinin "haber vermek" anlamındaki "nebe'e" kökünden türemesiyle ilişkilendirilirken, aynı zamanda "yücelik" anlamına gelen "nebâ" kelimesiyle de bağlantılıdır; bu durumda "yücelik hikmeti" (hikmet-i ref'iyye) olarak da ifade edilirs.2-3. Hz. İsa'nın makamındaki yücelik, Allah'ın onu kendisine yükseltmesi (Nisâ, 4/158) ayetiyle desteklenir ve onun ölüleri diriltmesi gibi ilâhî eserlerle bürünmüş beşerî suretinde tecelli eden hayret verici durumları bu hikmetin tezahürleridirs.126-127.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 1, 2, 3, 126, 127

Ayrıntı

"Nebevî hikmet", Fusûsu'l-Hikem'in temel kavramlarından biri olup, her peygamberin kendine özgü bir hikmeti temsil ettiğini ifade eder. Ancak "Kelime-i Îseviyye" adlı eserde, bu hikmetin özellikle Hz. İsa'nın kelimesindeki tezahürü üzerinde durulur. Şarihler, "nebevî hikmet"in Îsevî kelimesine özgü kılınmasını iki vecihle açıklarlars.1.

Birinci vecih, "nebî" kelimesinin "haber vermek" anlamına gelen "nebe'e" kökünden türemesidir. Bu bağlamda, Fusûsu'l-Hikem'de açıklanan tüm hikmetler "nebevî" niteliktedir. Ancak Hz. İsa'nın fassında bu hikmetin özel olarak vurgulanması, onun hâline fıtrî peygamberliğin üstün gelmesi sebebiyledirs.1. Bu, Hz. İsa'nın doğuştan gelen ve ilâhî bir lütufla donatılmış peygamberlik vasfına işaret eder.

İkinci vecih, "nebâ" kelimesinin "yücelik" anlamına gelmesidir. Bu durumda, Îsevî kelimesindeki nebevî hikmet, "yücelik hikmeti" (hikmet-i ref'iyye) olarak da adlandırılırs.2-3. Hz. İsa'nın makamındaki bu yücelik, Kur'ân-ı Kerîm'deki "Bilakis Allah onu kendisine yükseltti." (Nisâ, 4/158) ayetiyle temellendirilirs.2-3. Bu yücelik, onun ölüleri diriltmesi gibi ilâhî eserlerle bürünmüş beşerî suretinde tecelli eden mucizelerinde açıkça görülür. Bu tür olaylar karşısında bakanlarda hayret meydana gelir; zira beşerî bir şahsın ilâhî bir eserle bürünmüş olması akılda şaşkınlık uyandırırs.126-127. Şeyh-i Ekber'in manevi evladı Sadreddîn-i Konevî de Fükûk adlı eserinde, bu hikmetin peygamberliğinin, Allah'ın kendisinden razı olduğu Şeyh'in murad ettiği anlamda olmadığını, aksine tüm peygamberlerin bu konuda ortak olduğunu belirtirs.3. Bu durum, nebevî hikmetin evrensel bir ilke olduğunu, ancak her peygamberde farklı bir vecihle tezahür ettiğini gösterir.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 1, 2, 3, 126, 127

Meryem Suresi 30. ayetin bu eserdeki tefsiri nedir?

Meryem Suresi'nin 30. ayeti olan "Dedi ki: Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı" ifadesi, Kelime-i Îseviyye eserinde doğrudan tefsir edilmemiştir. Ancak eserde Hz. Meryem'e Cebrail (a.s.) tarafından üflenen "kelime"nin, yani Hz. İsa'nın (a.s.) doğumu ve onun ilahi bir müjde oluşu detaylıca açıklanır. Özellikle Meryem Suresi 19. ayetindeki "Sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlayacağım"s.70-71 ve Âl-i İmrân Suresi 45. ayetindeki "Şüphesiz Allah Teâlâ sana taraf-ı ilâhîsinden bir kelime ile müjde veriyor ki, adı Mesîh, Meryem oğlu Îsâ’dır"s.86 ifadeleri, Hz. İsa'nın Allah'ın kelimesi olarak dünyaya gelişini vurgular. Bu bağlamda, 30. ayetteki Hz. İsa'nın "Allah'ın kulu" ve "peygamber" oluşu, onun ilahi bir kelime olarak zuhurunun doğal bir neticesi olarak anlaşılabilir.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 70, 71, 86

Ayrıntı

Kelime-i Îseviyye eserinde Meryem Suresi 30. ayetine doğrudan bir tefsir bulunmamaktadır. Ancak eserde Hz. İsa'nın (a.s.) dünyaya gelişi ve onun ilahi mahiyeti, ilgili ayetler üzerinden açıklanır. Hz. Meryem'e Cebrail (a.s.) tarafından "Sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlayacağım" (Meryem Suresi, 19:19) müjdesi verilmiş ve bu durum, Allah'ın Meryem'e (a.s.) söylediği bir kelime olarak ifade edilmiştirs.70-71. Nisa Suresi 4:171'deki "Ve O'nun kelimesi ki onu Meryem'e ilka etti" ayeti de bu ilahi kelimenin Hz. İsa olduğunu teyit eders.70-71.

Âl-i İmrân Suresi 3:45'te ise meleklerin Hz. Meryem'e "Ey Meryem! Şübhesiz Allah Teâlâ sana taraf-ı ilâhîsinden bir kelime ile müjde veriyor ki, adı Mesîh, Meryem oğlu Îsâ’dır. Dünyâda da âhirette de vecîh ve mukarreb olanlardandır" şeklinde müjde verdikleri belirtilirs.86. Bu müjde, Hz. Meryem'in kalbinde bir ferahlık ve genişleme meydana getirmiş, Cebrail (a.s.) da bu inbisât ve inşirâh anında Hz. İsa'yı ona nefhetmiştirs.87. Bu bağlamda, Hz. İsa'nın Allah'ın bir kelimesi olarak dünyaya gelişi, onun daha sonra kendisini "Allah'ın kulu" ve "peygamber" olarak tanıtmasının temelini oluşturur. Eser, Hz. İsa'nın bu ilahi kelime vasfını ve onun doğuşundaki mucizevi durumu vurgulayarak, 30. ayetteki beyanının arka planını dolaylı olarak aydınlatmaktadır.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 70, 71, 86, 87

Hz. Îsâ'nın 'yücelik hikmeti' ile bağlantısı nasıl kurulur?

Hz. Îsâ'nın "yücelik hikmeti" ile bağlantısı, onun makamındaki yücelik ve Allah tarafından kendisine yükseltilmesiyle kurulur. Bu yücelik, onun babasız doğumu, ölüleri diriltmesi gibi mucizevî halleri ve Allah'ın "Bilakis Allah onu kendisine yükseltti." (Nisâ, 4/158) ayetinde belirtilen ilahî tasarrufla açıklanır. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde, Hz. Îsâ'ya atfedilen hikmet "Nübüvviyye" olarak geçse de, Sadreddin Konevî gibi müfessirler bu hikmetin "haber verme" anlamından ziyade, Hz. Îsâ'nın makamındaki "yücelik" ile ilgili olduğunu belirtirlers.2, 3, 4. Bu durum, Hz. Îsâ'nın rûhullâh vechesinin kemâl mertebesinde tezahür etmesiyle de ilişkilidirK1.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 2, 3, 4 · K1, s. 131

Ayrıntı

Hz. Îsâ'nın "yücelik hikmeti" ile bağlantısı, onun özel yaratılışı ve makamının üstünlüğü üzerinden kurulur. "Nebâ" kelimesi "yücelik" anlamına gelir ve bu nedenle Hz. Îsâ'nın hikmeti "yücelik hikmeti" olarak adlandırılırs.2. Bu yücelik, Kur'ân-ı Kerîm'de "Bilakis Allah onu kendisine yükseltti." (Nisâ, 4/158) ayetiyle de tasdik edilirs.2, 3. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde Hz. Îsâ'ya atfedilen hikmet "Îsâiyye (Nübüvviyye)" olarak geçerK1. Ancak, İbn Arabî'nin manevi evladı Sadreddin Konevî, bu hikmetin "haber verme" anlamında olmadığını, zira bu özelliğin tüm peygamberlerde ortak olduğunu, asıl maksadın Hz. Îsâ'nın makamındaki "yücelik" olduğunu ifade eders.4, 7. Hz. Îsâ'nın bu yüceliği, onun babasız doğumu, ölüleri diriltmesi gibi mucizeleriyle de pekişirK1. O, Allah'ın bir kelimesi ve O'ndan bir rûhtur (Nisâ 171), bu da onun "Rûhullâh" lakabıyla anılmasının temelini oluştururK1. Hz. Îsâ'nın bedeni, terkip ve hızlı çözülmeyi gerektiren tabiat hükmünden arınmış olarak, tasvir edilmiş ruhtan ibaret bir cisimde uzun süre ikamet etmiştir; bu durum onun yüceliğinin bir başka göstergesidirs.18, 19. Ayrıca, Allah'ın Hz. Îsâ'ya tefrika makamında ve soru sorma şeklinde tecelli etmesi, "Sen" hitabıyla onu ayn-ı cem'de ayırması, onun makamının özel bir yüceliğe sahip olduğunu gösterirs.353, 354, 355.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 2, 3, 4, 7, 18, 19, 353, 354, 355 · K1, s. 26, 131

Meryem Suresi 24. ayet neden önemlidir?

Meryem Suresi 24. ayet, Hz. Meryem'in doğum sancıları sırasında yaşadığı sıkıntıya ilahi bir teselli ve müjdeyi ifade etmesi açısından önemlidir. Bu ayet, "Sakın mahzun olma, Rabbin senin altında bir akarsu vücuda getirdi" (Meryem, 19/24) ifadesiyle, Hz. Meryem'e hem maddi bir rahatlama (akarsu) hem de manevi bir huzur ve destek sunar. Tasavvufî açıdan bu ayet, Hz. İsa'nın nübüvvet-i fıtriyyesinin annesinin karnında iken dahi haber verildiğini gösterir ve ilahi lütfun zor zamanlarda tecelli ettiğine işaret eders.2. Ayet, aynı zamanda, Hz. Meryem'in yaşadığı zorluğa rağmen Allah'ın onu yalnız bırakmadığını ve ona özel bir ikramda bulunduğunu vurgular.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 2

Ayrıntı

Meryem Suresi'nin 24. ayeti, Hz. Meryem'in doğum sancılarıyla hurma ağacının altına sığındığı ve "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!" dediği zorlu anlarda, kendisine gelen ilahi bir sesle teselli bulduğunu anlatır. Bu ses, "Sakın mahzun olma, Rabbin senin altında bir akarsu vücuda getirdi" (Meryem, 19/24) diyerek Hz. Meryem'e hem fiziksel bir rahatlama (akarsu) hem de ruhsal bir güç verir. Bu ifade, tasavvufî yorumlarda Hz. İsa'nın nübüvvetinin daha anne karnındayken dahi ilahi olarak bilindiği ve müjdelendiği şeklinde anlaşılırs.2. Ayet, Hz. Meryem'in içinde bulunduğu çaresizlik ve korku anında, Allah'ın ona olan özel lütfunu ve desteğini gösterir. Bu durum, ilahi iradenin tecellisi ve Hz. Meryem'in Allah katındaki yüce makamının bir göstergesidir. Ayrıca, bu ayet, Hz. İsa'nın beşikte iken "Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı" (Meryem, 19/30) demesiyle de bağlantılı olarak, onun peygamberliğinin doğuştan gelen bir özellik olduğunu pekiştirirs.2. Dolayısıyla, Meryem Suresi 24. ayet, Hz. Meryem'in zorlu imtihanında ilahi rahmetin tecellisini ve Hz. İsa'nın peygamberliğinin erken dönemdeki işaretlerini barındırması açısından büyük bir öneme sahiptir.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 2

Fusûsu'l-Hikem'in yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?

Muhyiddîn İbn Arabî, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan müstesna bir âriftir. En kıymetli eseri olan Fusûsu'l-Hikem'i, Hz. Peygamber'in rüyâ ile kendisine yazdırdığını belirtmiş, bu eseri vahy-i ilhâmînin bir tezâhürü olarak görmüştürK1. İbn Arabî'nin diğer büyük eseri Fütûhât-ı Mekkiyye ise 560 bâbdan oluşan, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağıdır ve manevî açılımlar (fetihler) neticesinde kaleme alınmıştırK1. Bu eserler, onun şahsî müşâhedeleriyle birlikte Kur'ân ve sünneti dayanak alarak tasavvufî bilginin tüm dallarını işler.

Kaynaklar: K1, s. 26, 296

Ayrıntı

Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf ve irfân külliyatının en yoğun ve derin metinlerini kaleme almış, tasavvuf metafiziğinin şâhikası kabul edilen bir zattırK1. Onun en meşhur eseri olan Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve 27 Fass'tan (bölümden) oluşur. Her bir Fass, Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî), Şîsiyye (Hikmet-i Nefthiyye) gibi bir peygambere ait bir hikmeti temsil ederK1. İbn Arabî, bu eseri Hz. Peygamber'in rüyâsında kendisine yazdırdığını ifade ederek, onun sıradan bir kitap değil, ilâhî ilhamın bir tecellisi olduğunu vurgulamıştırK1. Fusûsu'l-Hikem'in yazılış tarihi Hicrî 627 (Miladî 1230) senesidirs.18, 19.

İbn Arabî'nin bir diğer büyük eseri ise Fütûhât-ı Mekkiyyedir. "Mekkî Fetihler" anlamına gelen bu eser, 560 bâbdan oluşan ve tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı niteliğindeki kapsamlı bir çalışmadırK1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde yazdığını belirtmiştir. Eserin asıl mesnedi onun şahsî müşâhedeleri olmakla birlikte, dayanağı Kur'ân ve sünnettirK1. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibâdet, ahlâk, kâinatın yapısı (kozmoloji), velâyet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ, mîrâc, Kur'ân tefsîri, tasavvuf âdâbı, ricâlü'l-gayb ve kıyâmet ahvâli gibi tasavvufî bilginin tüm dallarını işlerK1. Bu eser, 1202'de Mekke'de başlayıp 1238'de Şam'da tamamlanmış, 36 yıl süren bir telif çalışmasının ürünüdürK1. İbn Arabî'nin eserleri, vahdet-i vücud gibi pek çok tartışmalı konuyu ele alması sebebiyle zâhirî kelâmcılar tarafından da incelenmiştirK1.

Kaynaklar: K1, s. 26, 296 · Kelime-i Îseviyye — s. 18, 19

Bu eser sadece mutasavvıflar için mi yazılmıştır?

Verilen kaynaklarda, eserin sadece mutasavvıflar için yazıldığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Aksine, Kur'an'ın yüce anlamlarını öğrenme ve anlama merakında bulunmamanın büyük bir ahmaklık olduğu belirtilerek, tefsir kitaplarına başvurmaktan kaçınmanın doğru olmadığı vurgulanırs.476-477. Bu durum, eserin geniş bir okuyucu kitlesine hitap etme amacını düşündürmektedir. Ayrıca, Necdet Ardıç gibi günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden birinin eserlerinin tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayesi taşıdığı bilgisi de bu çıkarımı destekler.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 476, 477

Ayrıntı

Eserin hitap ettiği kitleye dair doğrudan bir sınırlama olmamakla birlikte, metinlerdeki bazı ifadeler, eserin genel olarak tasavvufî irfan geleneğine ilgi duyan herkes için faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Örneğin, "Kur'an'ın maânî-i mücmelesini olsun anlamaktan mahrûm kalmak revâ değildir"s.477 ifadesi, Kur'an'ın genel anlamlarını dahi anlamanın önemine vurgu yapar. Bu, eserin sadece derin tasavvufî bilgiye sahip olanlara değil, aynı zamanda Kur'an'ı daha iyi anlamak isteyen geniş bir kitleye hitap ettiğini gösterir.

Ayrıca, Necdet Ardıç'ın "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerden" biri olduğu ve eserleri ile sohbetlerinin "tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı" bilgisivikipedi, onun eserlerinin sadece mutasavvıflara değil, tasavvufa ilgi duyan herkese açık olduğunu ima eder. Eserin içeriğinde geçen "mükâşefe"K1, "mu'cize"K1 ve "Levh-i Mahfûz"K1 gibi kavramlar tasavvufî terminolojiye ait olsa da, bu kavramların açıklanma biçimi, tasavvufî bilgiye yeni başlayanlar için de anlaşılır kılınmaya çalışıldığını düşündürebilir.

Sonuç olarak, eserin dili ve içeriği tasavvufî olsa da, "dilimizin şivesine uygun bir Türkçe ile yazılmamıştır, eski Türkçedir gibi birtakım zayıf bahanelerle, onlara başvurmaktan kaçınmak ve Kur'an'ın en azından genel anlamlarını anlamaktan mahrum kalmak doğru değildir"s.477 şeklindeki uyarı, eserin geniş bir okuyucu kitlesine ulaşma arzusunu yansıtmaktadır.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 477 · Vikipedi: Necdet Ardıç · K1, s. 8, 14, 50

Hz. Îsâ'nın diğer peygamberlerden farkı bu esere göre nedir?

Hz. Îsâ'nın diğer peygamberlerden temel farkı, onların aksine "Siccîn" adı verilen tabiat âleminden münezzeh olarak, yani Bâtın isminin hükmü altında zuhur etmesidir. Diğer peygamberler ve kâmil velîler ilâhlığın zâhirinden, yani tabiatta oluşurken, Hz. Îsâ'nın oluşumu Rahmanî nefesden ibaret ruhanî bir hakikate dayanır ve Hakikat-i Muhammediyye'nin ruhanîliği mesabesindedirs.46, 47, 48. Bu durum, onun babasız doğumu, ölüleri diriltme gibi mu'cizeleri ve rûhullâh lakabıyla anılmasıyla tezahür eder; zira o, Allah'ın rûhundan üflenen rûhun kemâl mertebesinde tecellî ettiği bir peygamberdirK1.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 46, 47, 48 · K1, s. 131

Ayrıntı

Hz. Îsâ'nın diğer peygamberlerden ayrılan en önemli yönü, onun varlığının "Siccîn" denilen tabiat âleminden arınmış bir şekilde, Bâtın isminin hükmü altında ortaya çıkmasıdırs.47, 48. Diğer peygamberler ve kâmil velîler, görünen varlıkları itibarıyla ilâhlığın zâhirinden, yani tabiatta oluşmuşlardırs.46. Hz. Îsâ ise Rahmanî nefesden ibaret ruhanî bir hakikate sahiptir ve Hakikat-i Muhammediyye'nin ruhanîliği mesabesindedirs.48. Bu durum, onun "Rûhullâh" lakabıyla anılmasının da temelini oluşturur; zira Nisâ 171'de belirtildiği üzere o, Allah'ın bir kelimesi ve O'ndan bir rûhturK1.

Hz. Îsâ'nın bu özel yaratılış biçimi, onun mu'cizelerinde de kendini gösterir. Örneğin, ölüleri diriltmesi gibi harikulâde olaylar, onun beşerî suretiyle "Odur" denilirken, Cibrîl tarafından kazanılan nuranî ve tabiî suretiyle "O değildir" denilmesine yol açmıştırs.132, 134. Bu, onun hem beşerî hem de ruhanî vechelerinin bir arada bulunmasından kaynaklanır. Hz. Îsâ'nın cismi, bu âlemde görünen Yüce Allah'ın kelimelerinden bir "kelime"dir ve Cebrail (a.s.) tarafından Hz. Meryem'e nakledilmiştirs.87. Onun bu tabiat hükmünden arınmış oluşu, bedende ikametinin bin yıldan fazla sürmesine de imkân tanımıştırs.19. Ayrıca, Hak'kın Hz. Îsâ'nın diliyle konuşması, ilmin onun kimliğinden nefyedilmesiyle açıklanır; bu nefy-i ilim, Hak'kın Îsâ'nın hüviyeti olması haysiyetinden vâki olmuştur, Îsâ'nın kāil ve zû-eser olması haysiyetinden değils.360. Bu da onun diğer peygamberlerden farklı bir makamda olduğunu gösterir.

Kaynaklar: Kelime-i Îseviyye — s. 19, 46, 47, 48, 87, 132, 134, 360 · K1, s. 131