
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i İshâkiyye nedir?⌄
Kelime-i İshâkiyye, Hz. İshak (a.s.) ile ilişkilendirilen ve tasavvufta "hikmet-i hakkıyye" olarak bilinen ilâhî bir hakikati ifade eden kavramdırs.5. Bu kelime, Hz. İbrahim'in rüyasında oğlunu kurban etme emrinin teviliyle ortaya çıkan derin anlamları barındırır. Özellikle "keşf-i mücerred" ve "keşf-i muhayyel" ayrımı üzerinden, Hak Teâlâ'nın ilminin hazinesi olan âlem-i misâlden inen suretlerin his âlemindeki zuhurunu ve bu zuhurların nasıl idrak edilmesi gerektiğini açıklars.2, 4. Kelime-i İshâkiyye, sâlikin Hak'kı her surette müşâhede etme yeteneği ve ilâhî tecellilerin isti'dada göre zuhur etmesi gibi konuları da kapsars.106.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 4, 5, 106
›Ayrıntı
Kelime-i İshâkiyye, Hz. İshak (a.s.)'ın hikayesi üzerinden "hikmet-i hakkıyye"nin açıklanmasıyla ilgili bir fasıldırs.2. Bu hikmet, küllî ilmî anlamın "ümmü'l-kitâb"dan "levh-i mahfûz"a, oradan "âlem-i misâl"e ve nihayet his âlemine tenezzül edip cisimlenmesiyle ilgilidirs.2. Hz. İbrahim'in rüyasında oğlu İshak'ı kurban etme teşebbüsü, bu kelimenin temelini oluşturur. İbrahim (a.s.), rüyasını "keşf-i mücerred" olarak kabul etmiş ve âlem-i histe de aynıyla İshak'ı kurban etmeye teşebbüs etmiştirs.4. Ancak Hak Teâlâ, rüyayı âlem-i misâlde görülen "gulâm-ı halîm" olan Hz. İshak'ın suretini, ona münasebeti bulunan "koç" ile tevil etmiştirs.4.
Bu durum, "keşf-i mücerred" ile "keşf-i muhayyel" arasındaki farkı ortaya koyar. "Keşf-i mücerred", âlem-i misâlden inen suretlerin tabire muhtaç olmayıp his âleminde aynen zuhur etmesidirs.2. "Keşf-i muhayyel" ise, rüyada görülen şeylerde vehmin büyük bir rol oynaması ve bu suretlerin tabire muhtaç olmasıdırs.52. Hz. İbrahim, rüyayı zâhiri üzere alıp âlem-i hayâlde görülen suretin İshak (a.s.) olduğunu zannetmiş, oysa Allah katında bu, "zibh-i azîm" yani büyük bir kurbanlık koç idis.52.
Kelime-i İshâkiyye, aynı zamanda insân-ı kâmilin mertebesini de açıklar. İnsân-ı kâmil, vücûd-ı mutlakın tenezzülât mertebelerinin altıncısıdır ve kendi nefsinde tüm hazarâtı (ilâhî mertebeleri) cem etmiştirs.179. Makam-ı ubudiyette sâbit-kadem olan insân-ı kâmil, sıfât-ı ilâhiyyenin ve niseb-i rubûbiyyenin tamamına mazhar olmakla âlemler üzerinde hilafet yoluyla rububiyet icra eders.186. Bu bağlamda, ârifin Hak'kı her surette müşâhede etmesi ve O'nu hiçbir suretten tenzih etmemesi vurgulanır, çünkü tecellî, tecellî olunan kimsenin isti'dâdının sureti üzerinedirs.106.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 4, 52, 106, 179, 186
Kelime-i İshâkiyye ne anlatıyor?⌄
Kelime-i İshâkiyye, Hz. İshak (a.s.)'ın kurban edilme kıssası üzerinden, Hakikat'in farklı tecellî mertebelerini ve insanın bu tecellîleri idrâk ediş biçimlerini ele alan bir tasavvufî metindir. Özellikle Hz. İbrahim (a.s.)'ın rüyasında oğlunu kurban etme emrini nasıl yorumladığı ve bu yorumun "keşf-i mücerred" ile "keşf-i muhayyel" arasındaki farkı ortaya koyduğu üzerinde durulur. Metin, Hakikat'in âlem-i misâl, âlem-i şehâdet gibi mertebelerde nasıl zuhur ettiğini ve insân-ı kâmilin bu mertebeleri cem eden bir mazhar olduğunu açıklars.2, 179. Bu bağlamda, İbrahim (a.s.)'ın rüyasının zâhiri üzerine alınması ve İshak (a.s.) yerine koçun kurban edilmesinin hikmeti, ilâhî iradenin ve hakikatin derinliğini gösterirs.5, 50.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 5, 50, 179
›Ayrıntı
Kelime-i İshâkiyye, Hz. İbrahim (a.s.)'ın rüyasında oğlu İshak'ı kurban etme emrini ele alarak, tasavvufî keşif ve idrâk mertebelerini açıklar. Metin, küllî ilmî anlamın "ümmü'l-kitâb"dan "levh-i mahfûz"a, oradan "âlem-i misâl"e ve nihayet "âlem-i şehâdet"e nasıl tenezzül ettiğini belirtirs.2. Bu tenezzül mertebeleri, Hakikat'in farklı zuhur şekillerini ifade eder. Hz. İbrahim'in rüyası, "hazret-i hayâl" olan menâmda gerçekleşir ve bu rüya, "âlem-i misâl"den inen bir sûret olarak değerlendirilirs.49.
Metin, "keşf-i mücerred" ve "keşf-i muhayyel" kavramlarını ayrıştırır. "Keşf-i mücerred", âlem-i misâlden inen sûretlerin his âleminde aynen zuhur etmesi, yani ta'bire muhtaç olmamasıdır. Hz. İbrahim, rüyasını "keşf-i mücerred" zannederek İshak'ı kurban etmeye teşebbüs etmiştirs.4, 52. Ancak rüyada görülen her şeyde vehmin büyük bir etkisi olduğu belirtilir; vehim, cüz'î mânâların idrâkinde sultandırs.52. Bu durumda, İbrahim (a.s.)'ın rüyasında İshak sûretinde görülen şeyin aslında Allah katında "zibh-i azîm" (büyük kurbanlık) olan koç olduğu, ancak İbrahim'in vehminin etkisiyle bunu İshak olarak algıladığı ifade edilirs.52.
Kur'an-ı Kerim'de kurban edilenin açıkça belirtilmemesi, bu kıssanın tasavvufî yorumlara açık olduğunu gösterirs.12. Sonuç olarak, İshak (a.s.)'ın kurban edilme kıssası, "hikmet-i hakkıyye"ye tahsis edilmiş olup, Hakikat'in tecellîlerini ve insanın bu tecellîleri idrâkindeki farklı mertebeleri, özellikle de insân-ı kâmilin tüm ilâhî sıfatlara mazhar oluşunu vurgulars.5, 186. İnsân-ı kâmil, vücûd-ı mutlakın tenezzülât mertebelerinin altıncısı olarak tüm hazarâtı kendinde cem eders.179.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 4, 5, 12, 49, 52, 179, 186
Eserde geçen âlem-i misâl kavramı nedir?⌄
Âlem-i misâl, tasavvufî vücud mertebeleri içinde soyut mânâlarla somut sûretler arasındaki geçişi sağlayan berzâhî bir âlemdir. Mutlak varlığın tenezzül mertebelerinin dördüncüsü olup, yüce âlemden aşağı âleme, bâtından zâhire ve ilimden oluş âlemine inen bir konumdadırs.1, 3, 5. Bu âlem, Hak'ın ilminin hazinesi olarak kabul edilir ve onda hata mümkün değildir; rüyalar, mükâşefeler ve vehimler bu âlemde gerçekleşirK1. İki türü vardır: mutlak hayâl âlemi olarak âlem-i misâl ve insanın vücudundaki mukayyed hayâl âlemis.2, 3, 4, 5.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 2, 3, 4, 5 · K1, s. 215
›Ayrıntı
Âlem-i misâl, tasavvufî vücud bahsinde önemli bir mertebedir. Klasik beş mertebeli sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) dördüncü sırada yer alırK1. "Kelime-i İshâkiyye" eserinde de bu sıralama, mutlak varlığın tenezzül mertebeleri içinde âlem-i ervâh ile âlem-i şehâdet arasında zikredilirs.178, 179, 180. Bu âlem, "ümmü'l-kitâb"dan "levh-i mahfûz" âlemine inen küllî ilmî mânânın, duyular âleminde cisimleşmeden önceki durağıdırs.1, 3, 5.
Âlem-i misâl, "mutlak hayâl âlemi" olarak da adlandırılırken, insanın vücudunda bulunan hayâle ise "mukayyed hayâl âlemi" denirs.2, 3, 4, 5. İnsanî hayâlin bir tarafı âlem-i misâle, diğer tarafı ise insanın nefsine ve bedenine bağlıdırs.2, 3, 4, 5. Âlem-i misâlden inen sûretler, ister uyanıklıkta ister uykuda olsun, hak ve sabittir; çünkü bu âlem Hakk'ın ilminin hazinesidir ve onda hata imkânsızdırs.1, 2, 3, 4. Eğer bu sûretler tabire muhtaç olmayıp duyular âleminde aynen zuhûr ederse buna "keşf-i mücerred" denirs.1, 2, 3, 4.
Ârif bir kişinin himmetiyle âlem-i şehâdette varlık verdiği bir kuşun, ârifin âlem-i misâle yönelmesiyle şehâdet âleminde yok olup misâl âlemine intikal etmesi, bu âlemin varlıklar için bir geçiş ve muhafaza mahalli olduğunu gösterirs.152, 153, 154. Bu kuşun sûreti, âlem-i misâlde korunduğu gibi, ondan önceki âlemlerde, yani âlem-i ervâh ve a'yân-ı sâbite âleminde de mahfûz kalırs.152, 153, 154. Âlem-i misâl, soyut mânâlarla somut sûretler arasındaki geçiş mertebesi olarak, rüyalar ve mükâşefeler gibi manevî tecrübelerin gerçekleştiği bir mahaldirK1.
Kaynaklar: K1, s. 215 · Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 2, 3, 4, 5, 152, 153, 154, 178, 179, 180
Bu bölüm kimin hikmetini konu alır?⌄
Bu bölüm, İshak Peygamber'in hikmetini konu alır ve bu hikmet, "Hikmet-i Hakkıyye" olarak adlandırılır. Fusûsu'l-Hikem'in 27 Fass'ından biri olan bu bölüm, İshak kelimesinde bulunan Hakk'a ait hikmetin açıklanmasıyla ilgilidirs.1, s.2, s.10. İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin ana metni olan Fusûsu'l-Hikem'de her Fass bir peygambere ait bir hikmeti taşır ve İshak Peygamber'in Fass'ı da bu bağlamda "Hikmet-i Hakkıyye"yi temsil ederK1.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 2, 10 · K1, s. 26
›Ayrıntı
Fusûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin en kıymetli ve derin metinlerinden biridirK1. Eser, her biri bir peygamberin temsil ettiği belirli bir hikmeti içeren 27 bölümden, yani Fass'tan oluşurK1. Bu bağlamda, soruda bahsedilen bölüm, İshak Peygamber'in hikmetini ele alır ve bu hikmet "Hikmet-i Hakkıyye" olarak isimlendirilirs.1, s.2, s.10.
"Kelime-i İshâkiyye" başlığı altında yer alan bu bölüm, İshak Peygamber'in kelimesinde mündemiç olan Hakk'a ait hikmetin beyanını amaçlars.2. Tasavvufta hikmet, Allah'ın "el-Hakîm" isminin bir tezahürü olarak eşyanın yerli yerine konulması sıfatı ve sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesidirK1. İshak Peygamber'in hikmeti olan "Hikmet-i Hakkıyye" de bu genel hikmet anlayışı içinde, Hakk'ın varlık mertebelerindeki tecellilerini ve küllî ilmî anlamın "ümmü'l-kitâb"dan "levh-i mahfûz"a, oradan "âlem-i misâl"e ve nihayet duyular âlemine inişini açıklars.1, s.8. Bu iniş, bâtından zâhire ve ilimden oluş âlemine doğru gerçekleşen varlığın dördüncü mertebesi olan "âlem-i misâl"de cisimlenir ve duyusal gözle görülür hale gelirs.1, s.8. Bu durum, İshak Peygamber'in temsil ettiği hikmetin, ilahî hakikatlerin somutlaşma ve görünür hale gelme süreçleriyle ilgili olduğunu gösterir.
Kaynaklar: K1, s. 26, 197 · Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 2, 8, 10
Eser rüyaların hakikatini nasıl açıklıyor?⌄
Eser, rüyaların hakikatini, hayal âleminin bir tezahürü olarak açıklamakla birlikte, bazı rüyaların vehimden arınmış saf keşifler olabileceğini ve özellikle Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) rüyada görmenin uyanıkken görmekle eşdeğer olduğunu belirtir. Rüyalar, cüz'î anlamların idrakinde vehmin büyük bir etkisi olduğu bir hazine olarak görülürkens.53, 49, Peygamber'i (s.a.v.) rüyada görüp ondan emir, yasak veya haber almanın, uyanık âlemde alınmış gibi kabul edildiği vurgulanırs.93. Bu durum, rüyaların manevî bir bilgi ve tecrübe kaynağı olabileceğine işaret eder.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 49, 53, 93
›Ayrıntı
Eser, rüyaların hakikatini açıklarken, öncelikle rüyanın bir hayal hazinesi olduğunu belirtirs.49. Bu hayal âleminde, vehmin (gerçek olmayan tahayyülün) cüz'î anlamların idrakinde büyük bir etkisi vardırs.53. Bu sebeple, rüyada görülen her şeyin doğrudan zahiri üzerine alınmaması gerektiği, bazen yorumlanmaya muhtaç olduğu ifade edilir. Örneğin, İbrahim (a.s.)'ın rüyasında oğlunu kurban etmesi, aslında koçun kurban edilmesiyle yorumlanmıştırs.49, 81.
Ancak, eser rüyaların tamamının vehimden ibaret olmadığını, bazı rüyaların saf keşif niteliği taşıdığını da vurgulars.53. Özellikle Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) rüyada görme durumu, özel bir yere sahiptir. "Beni rüyada gören uyanıkken görür" hadisine dayanarak, bir kimsenin Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) rüyasında zahirdeki cesedinin suretinde görüp, ondan bir emir, yasak veya haber alması durumunda, bunların uyanık âlemde alınmış gibi kabul edildiği belirtilirs.93. Bu durum, peygamberî hayatta şeriat hükümlerinin nasıl alınıyorsa, rüyada da aynı şekilde alınabileceği anlamına gelirs.93.
Aynı prensip, nebevî vâris olan kâmil bir mürşidin vefatından sonra rüyada görülmesi ve ondan öğütler alınması durumunda da geçerlidir. Bu tür rüyalar, mürşidin hayattayken verdiği şeriat, tarikat, marifet ve hakikat hükümlerini almakla eşdeğer kabul edilirs.95. Dolayısıyla, rüyalar tasavvufta sadece hayalî birer görüntü değil, aynı zamanda manevî rehberlik ve bilgi edinme yolları olarak da değerlendirilir, özellikle de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) veya kâmil mürşitler aracılığıyla gerçekleştiğinde.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 49, 53, 81, 93, 95
Kelime-i İshâkiyye'nin ana teması nedir?⌄
Kelime-i İshâkiyye'nin ana teması, İshak Peygamber'in kelimesinde mündemiç olan "hikmet-i hakkıyye"nin açıklanmasıdır. Bu eser, küllî ilmî anlamın "ümmü'l-kitâb"dan başlayarak "levh-i mahfûz" ve "âlem-i misâl" üzerinden his âleminde cisimlenişini ele alırs.2. Eser, İshak (a.s.) hakkındaki rüyanın "hikmet-i hakkıyye"ye tahsis şeklinde te'vil edilmesiyle bu hikmetin hak kılındığını belirtirs.5. Bu bağlamda, "âlem-i misâl"in Hakk'ın ilminin hazinesi olduğu ve buradan inen suretlerin hak ve sabit olduğu vurgulanırs.2.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 5
›Ayrıntı
Kelime-i İshâkiyye, adından da anlaşılacağı üzere, İshak Peygamber'in kelimesinde gizli olan "hikmet-i hakkıyye"yi beyan etmeyi amaçlars.2. Bu hikmet, ilâhî bilginin farklı âlemlerdeki zuhurunu ve tecellisini konu edinir. Eser, küllî ilmî anlamın, yani "ümmü'l-kitâb"dan kaynaklanan bilginin, önce "âlemin kalbi" olarak nitelenen "levh-i mahfûz" âlemine indiğini ifade eder. Buradan da "âlem-i misâl"e geçiş yapar ve nihayetinde his âleminde cisimlenerek duyusal olarak idrak edilebilir hale gelirs.2.
İshak (a.s.) ile ilgili bir rüyanın bu "hikmet-i hakkıyye"ye tahsis şeklinde te'vil edilmesi, eserin temel argümanlarından biridir. Bu te'vil, söz konusu hikmetin gerçekliğini ve geçerliliğini tasdik eders.5. Eser, özellikle "âlem-i misâl" kavramına büyük önem verir. "Âlem-i misâl", Hakk'ın ilminin hazinesi olarak tanımlanır ve bu âlemden inen suretlerin, gerek uyanıklıkta gerekse uykuda olsun, hak ve sabit olduğu belirtilir. Çünkü bu âlemde hata imkânsızdır. Eğer "âlem-i misâl"den inen suretler, tabire ihtiyaç duymadan his âleminde aynen zuhur ederse, buna "mücerred keşif" denirs.2. Bu durum, ilâhî hakikatlerin sâlikin idrakine nasıl ulaştığını ve bu idrakin güvenilirliğini açıklar. Eser, bu hikmetin idrakinin, an be an meydana gelen kazanılmış yatkınlığın gelişimiyle zuhur ettiğini de eklers.109.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 5, 109
Bu bölüm kimler için yazılmıştır?⌄
Kelime-i İshâkiyye'nin, yani İshak Peygamber'in kelimesinde bulunan Hakkî hikmetin açıklandığı bölüm, Hak ile özel bir ilişki kurmuş, ilâhî ilme vâkıf ve fenâ fillâh hâlini tecrübe etmiş kimseler için yazılmıştır. Bu metin, Hak'tan gelen sırrî hitapları idrak edebilen, mutlak misâl âleminden inen suretleri yorumlayabilen ve Hak'ın iradesiyle konuşan velîlerin hâllerini anlamaya yönelik bir içeriğe sahiptir. Özellikle Risâle-i Gavsiyye'de ifade edildiği gibi, fenâ fillâh ehli kendi kendilerinden değil, Hak'ın aracılığıyla konuşurlar; bu bölüm de bu tür bir mânevî mertebeye ulaşmış kişilerin idrakine hitap eder (Risâle-i Gavsiyye, K1-12).
›Ayrıntı
Kelime-i İshâkiyye'nin hitap ettiği kesim, mânevî bir derinliğe ve özel bir idrak seviyesine sahip olanlardır. Bu metin, "mutlak misâl âlemi"nden inen suretlerin yorumlanması gibi konuları ele alır ki bu, ancak "ilâhî taraftan verilmiş bir yorum ilmi"ne sahip olanlar için mümkündür; zira bu ilim öğrenimle elde edilemezs.96-97. Bu durum, metnin sıradan bir okuyucuya değil, Hak'tan özel bir lütuf ve ilham almış kişilere yönelik olduğunu gösterir. Nitekim, yılanı büyüleyerek kontrol altına alan kimseler örneğis.91-92 gibi, zâhirî âlemde dahi olağanüstü hâllere vakıf olanların varlığına işaret edilmesi, metnin hitap ettiği kitlenin de benzer şekilde bâtınî âlemde özel kudretlere sahip olabileceğini düşündürür. Ayrıca, Risâle-i Gavsiyye'nin "fenâ fillâh ehlinin nasıl konuştuğunu" gösteren bir metin olarak tanımlanması (Risâle-i Gavsiyye, K1-12), Kelime-i İshâkiyye'nin de benzer bir mânevî mertebedeki kişilerin tecrübelerini ve idraklerini konu aldığını ima eder. Bu kişiler, Hak ile aralarında geçen "mükâleme" (söyleşme) hâlinde ilâhî sırları alabilen, Hak'ın kendileri aracılığıyla konuştuğu velîlerdir (Risâle-i Gavsiyye, K1-12). Dolayısıyla, bu bölüm, Hak'ın isimlerinin câmî mahalliyeti olan insan-ı kâmil mertebesine ulaşmış, velâyet sırrına vâkıf ve ilâhî emâneti yüklenmiş kimselerin mânevî hâllerini anlamak isteyenlere yöneliktir (Emânet Âyeti, K1-405).
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 91, 92, 96, 97
Eserde geçen 'tatmayan bilmez' sözü ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta "tatmayan bilmez" ifadesi, mânevî hâllerin ve hakikatlerin ancak yaşanarak, bizzat tecrübe edilerek idrak edilebileceğini vurgular. Bu söz, kuru bilginin veya akıl yürütmenin ötesinde, kalbî ve ruhânî bir deneyimin gerekliliğini işaret eders.212, 213. Özellikle tasavvufî makâmlar ve hâller gibi derûnî meseleler, dışarıdan bakarak veya sadece akılla kavranamaz; sâlikin bizzat o hâli yaşaması, "tatması" gerekir. Bu durum, nâkıs insanın aklı ve fikriyle sınırlı kalıp ilâhî bilgide hata etmesine karşılık, kâmil insanın tecrübe yoluyla hakikate ulaşmasını ifade eders.33, 34.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 33, 34, 212, 213
›Ayrıntı
"Tatmayan bilmez" sözü, tasavvufî bilginin ve idrakin mahiyetini açıklayan temel bir ilkedir. Bu ilke, mânevî hâllerin ve hakikatlerin, sadece zihnî bir çabayla veya dışarıdan edinilen bilgilerle anlaşılamayacağını belirtirs.212. Örneğin, kabz hâli gibi sâlikin kalbinin Hak'tan dolayı sıkıştığı bir durumuK1, bu hâli yaşamamış birinin tam anlamıyla kavraması mümkün değildir. Aynı şekilde, sabır gibi sülûk makâmlarından biri olan ve Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammülü ifade eden bir hâlinK1 derinliği de ancak tecrübe ile idrak edilebilir. Bu tür mânevî durumlar, "hâl bahsi" olarak adlandırılır ve "tatmayan bilmez" ifadesiyle bu hâllerin kişisel ve derûnî tecrübesine vurgu yapılırs.213.
Bu durum, nâkıs insanın sınırlı idrakine bir göndermedir. Nâkıs insan, Rabb'ini bilmez, O'na başkasını ortak koşar ve özellikle ilâhî bilgide aklı ve fikri ile sınırlı kalırs.33, 34. Akıl ve fikirle sınırlı olan bu tür insanlar, evvelce hakikat diye kabul edip bilahare yanlışlığı ortaya çıkan birçok şeyin müsebbibi olmuşlardır. Oysa tasavvufî hakikatler, "ümmü'l-kitâb"dan başlayarak "âlem-i misâl"e ve oradan duyular âlemine inen varlığın mertebeleri gibis.1, ancak bu mertebeleri aşarak ve bizzat yaşayarak kavranabilir. Bu nedenle, "tatmayan bilmez" sözü, mânevî yolculukta tecrübenin ve yaşantının, kuru bilgiden çok daha üstün ve hakikate ulaştıran yegâne yol olduğunu ifade eder.
Kaynaklar: Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 33, 34, 212, 213 · K1, s. 18, 342