
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i İsmâiliyye nedir?⌄
Kelime-i İsmâiliyye, Hz. İsmâil'e atfedilen ve "hikmet-i aliyye" (yüce hikmet) ile ilişkilendirilen tasavvufî bir kavramdır. Bu kelime, Hz. İsmâil'in Cenâb-ı Hakk'ın "Aliyy" ismine mazhar olmasıyla açıklanır; bu mazhariyet sayesinde onun himmeti yüce olmuş ve Allah'a verdiği ahitlerde sadakatini göstermiştirs.1, s.3. Tasavvufî anlayışta, Hz. İsmâil'in bu kelime ile anılması, onun zât-ı câmianın mazharı olan ve ulüvv-i zât sahibi Nebî Efendimiz'in rûhâniyetini hâmil olmasından kaynaklanırs.3. Bu kelime, aynı zamanda Hz. İsmâil'in insân-ı kâmil olarak mutlak rububiyetin tüm veçhelerine mazhar olmasını ve ubûdiyyet-i mahza ile vasıflanmasını ifade eders.63.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 1, 3, 63
›Ayrıntı
Kelime-i İsmâiliyye, tasavvufî metinlerde Hz. İsmâil'in şahsiyetinde tecelli eden özel bir hikmeti ve mertebeyi ifade eder. Bu kelimenin temelinde, Cenâb-ı Hakk'ın "Aliyy" ismine mazhariyet yatars.1. Hz. İsmâil, bu ismin tecellisiyle yüce bir himmete sahip olmuş ve Allah'a verdiği sözlerde tam bir sadakat göstermiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de Meryem Sûresi'ndeki "Onlar için dillerde yüksek, doğru bir senâ nasîb kıldık" (Meryem, 19/50) ayeti, onun bu yüce mertebesine işaret eders.1.
Bu kelime, Hz. İsmâil'in zât-ı câmianın mazharı olan ve ulüvv-i zât sahibi Nebî Efendimiz'in rûhâniyetini taşımasıyla da ilişkilendirilirs.3. "Aliyy" ismi, esmâ-i zâttan bir isim olup, Cenâb-ı Şeyh'in beyanına göre, bu ismin ahadiyetini zât hasebiyle, külliyetini ise esmâ ve sıfât hasebiyle açıklars.3. Her mevcûdun kendi Rabb-i hâssı olan bir isim vasıtasıyla Allah'a irtibatı vardır; bu isim o mevcûdun bâtını ve hakikatidirs.7. Ancak insân-ı kâmil, tüm ilâhî isimleri kapsayan "Allah" ismine mazhardırs.7.
Hz. İsmâil, insân-ı kâmil olarak mutlak rububiyeti içeren tüm rububiyetlerin mazharıdır ve mutlak rububiyet onunla gerçekleşmiştirs.63. Onun ubûdiyyet-i mahza ile vasıflanması, ondan zuhur eden tüm fiillerin, Hakk'ın rızasına uygun fiiller olmasını sağlars.63. Bu durum, sâlikin kendi vücudunun Hakk'ın gayrı olmadığını idrak etmesiyle, kendisine fâiz olan ilhâmın kendisinden kendisine olduğunu anlamasına benzers.128. Her bir kul, ayrı bir ismin terbiyesi altındadır ve bu isimlerin hepsi müsemmâ itibarıyla müttehiddirs.128.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 1, 3, 7, 63, 128
Eserin yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?⌄
Muhyiddin İbnü'l-Arabî, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni olarak kabul edilen, Fusûsu'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye gibi temel eserlerin müellifidir. Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan İbnü'l-Arabî (1165-1240), eserlerini ilhamî ve manevî açılımlar neticesinde kaleme almıştır; örneğin Fusûsu'l-Hikem'in Hz. Peygamber'in rüyasında kendisine yazdırdığı, Fütûhât-ı Mekkiyye'nin ise Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî fetihler sonucunda ortaya çıktığı belirtilirK1. Onun külliyatı, tasavvufî bilginin en yoğun ve kapsamlı kaynakları arasında yer alır.
Kaynaklar: K1
›Ayrıntı
Muhyiddin İbnü'l-Arabî, tasavvuf ve irfan geleneğinde "Şeyh-i Ekber" olarak tanınan büyük bir ârif ve mütefekkirdir (Muhyiddin İbn Arabi, wiki). Onun en kıymetli eseri olan Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf metafiziğinin ana metni olup, 27 bölümden (Fass) oluşur ve her bir Fass bir peygambere ait bir hikmeti barındırırK1. Bu eser, İbnü'l-Arabî'nin ifadesiyle, Hz. Peygamber'in rüyasında kendisine yazdırdığı, ilhamî bir tezahürdürK1. Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf-irfan külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden biri olarak kabul edilir; öyle ki "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkik etmiş demektir" tabiri yaygındırK1. İbnü'l-Arabî'nin diğer büyük eseri ise Fütûhât-ı Mekkiyye'dir. Bu eser, "Mekkî Fetihler" anlamına gelir ve 560 bölümden (bâb) oluşan, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağıdırK1. İbnü'l-Arabî, Fütûhât'ı Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde yazdığını belirtir; bu da eserin sadece coğrafi değil, aynı zamanda manevi bir kökene sahip olduğunu gösterirK1. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibadetten ahlaka, kozmolojiden velayet hiyerarşisine kadar tasavvufî bilginin tüm dallarını kapsayan, 36 yıl süren kapsamlı bir telif çalışmasının ürünüdürK1. İbnü'l-Arabî'nin eserleri, vahdet-i vücud gibi pek çok tartışmalı konuyu ele alması nedeniyle zâhirî kelamcılar tarafından şüpheli bulunmuşturK1.
Kaynaklar: K1, s. 26, 296
Bu bölüm neden 'Yüce Hikmet' ile ilişkilendiriliyor?⌄
İsmail Fassı'nın "Yüce Hikmet" (Hikmet-i Aliyye) ile ilişkilendirilmesinin temel sebebi, Hz. İsmail'in Cenâb-ı Hakk'ın "Aliyy" ismine mazhar olmasıdır. Bu mazhariyet, onun himmetinin yüce olmasını ve Hakk'a karşı ahitlerinde sadakatini ortaya koymasını sağlamıştırs.1. Ayrıca, Hz. İsmail'in tüm hakikatleri kendinde toplayan ve yüce zât sahibi olan Hz. Peygamber'in ruhanî tesirlerini taşıması da bu hikmetin İsmail kelimesine yakın kılınmasında etkili olmuşturs.2. Bu bağlamda "yüce hikmet", sâlikin Rabb-ı hâs'ını bilmesi, teslimiyet ve rıza makamına ulaşması gibi mârifet-i Rabbâniyye'nin en üst mertebelerini ifade eder (İsmail Fassı).
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 1, 2
›Ayrıntı
İsmail Fassı, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. İsmail'e tahsis edilmiş bir bölümdür ve "Yüce Hikmet" (Hikmet-i Aliyye) adını taşırs.1. Bu isimlendirmenin ardında birden fazla sebep bulunmaktadır. Öncelikle, Yüce Allah'ın Hz. İsmail'i "Aliyy" ismine mazhar kılması, bu hikmetin yüceliğini açıklar. "Aliyy" isminin tecellisiyle Hz. İsmail'in himmeti yücelmiş, Hakk'a verdiği sözlerde sadakatini ve vefasını göstermiştirs.1, 6. Nitekim Kur'an'da onun hakkında "Onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık" (Meryem, 19/50) buyrulması, bu yüce mertebesine işaret eders.1. İkinci olarak, Hz. İsmail'in, tüm hakikatleri kendinde toplayan (zât-ı câmia) ve yüce zât sahibi olan Hz. Peygamber'in ruhanî tesirlerini taşıması, "yüce hikmet"in bu kelimeye eşlik etmesinin bir diğer nedenidirs.2, 10. "Aliyy" isminin zâta ait isimlerden biri olması, bu hikmetin zât itibarıyla birliğini ve isimler ile sıfatlar itibarıyla külliyetini açıklamaya vesile olmuşturs.2, 11. İsmail Fassı'nda işlenen bu "yüce hikmet", sâlikin kendi Rabb-ı hâs'ını (her kulun özel Rabbi) bilmesi, ondan razı olması ve teslimiyet-rıza ekseninde mârifet-i Rabbâniyye'ye ulaşması gibi konuları içerirs.2. Mutmain nefsin Rabb'ine dönmesi ve O'nu tam olarak bilmesi, bu yüce makamın bir sonucudurs.64. Bu durum, Allah'ın "Cennetime gir!" buyurarak cenneti en yüce Zât'ına nispet etmesiyle de ilişkilendirilirs.67. Varlıkların kendi özel Rablerinin doğru yolu üzerinde nasıl yürüdükleri ise Hûd Fassı'nda açıklanırs.15, 12.
Kaynaklar: İsmail Fassı, Kelime-i İsmâiliyye — s. 1, 2 · Kelime-i İsmâiliyye — s. 1, 2, 6, 10, 11, 12, 15, 64, 67
Hz. İsmail'in bu bölümdeki önemi nedir?⌄
Hz. İsmâîl'in tasavvufî önemi, özellikle hullet makâmının kemâle erişmesinde ve ehl-i beyt kavramının takvâ vârisliği boyutunda belirginleşir. Hz. İbrâhîm'in, oğlu Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürmesi, hulletin yani Hak ile dostluğun en yüksek mertebesi olarak kabul edilirK1. Bu olay, Hak'ka tam teslimiyetin ve dostluğun her gözeneğe nüfûz etmesinin somut bir göstergesidir. Ayrıca, ehl-i beyt kavramının fizikî soy bağından öte, mânevî bir takvâ vârisliği olduğunu vurgulayan Bakara 124'teki Hz. İbrâhîm-İsmâîl kıssası, Hz. İsmâîl'in bu mânevî mirasın önemli bir parçası olduğunu ortaya koyarK1. Bu bağlamda, Hz. İsmâîl, Hak yolunda tam bir teslimiyetin ve mânevî mirasın sembolüdür.
Kaynaklar: K1, s. 45, 102
›Ayrıntı
Hz. İsmâîl, tasavvufî metinlerde iki temel kavramın derinleşmesinde merkezi bir rol oynar: hullet makâmı ve ehl-i beytin mânevî vârisliği. Hz. İbrâhîm'e verilen "Halîlullâh" lakabı, yani "Allah'ın halîli, dostu" makâmı, Hak ile arasındaki dostluğun her gözeneğe nüfûz ettiği bir hâli ifade ederK1. Bu hulletin kemâle eriştiği nokta, Sâffât Sûresi'nde geçen Hz. İbrâhîm'in oğlu Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürmesi kıssasıdırK1. Bu olay, bir peygamberin Hak'ka olan mutlak teslimiyetini ve dostluğunun en yüce derecesini gösterir; zira en sevdiği varlığı dahi Hak yolunda feda etmeye hazır olması, hulletin zirvesidir.
Diğer yandan, Hz. İsmâîl, ehl-i beyt kavramının soy bağından öte, takvâ vârisliği boyutunu açıklayan önemli bir örnektir. Bakara Sûresi 124. ayette geçen Hz. İbrâhîm'in "imâm" olduğunda Hak'ın ona "ahdim zâlimleri kapsamaz" demesi, ehl-i beytin fizikî soy değil, mânevî bir miras olduğunu vurgularK1. Bu bağlamda, Hz. İsmâîl, babası Hz. İbrâhîm'in Hak yolundaki teslimiyetine ortak olarak, mânevî bir ehl-i beyt üyesi ve takvâ vârisi olarak öne çıkar. "Kasabu's-sebk" ifadesiyles.123 sembolize edilen zafer ve yüce mertebelere ulaşma, Hz. İsmâîl'in bu teslimiyet ve takvâ yolculuğundaki başarısını çağrıştırır. Bu, sâlikin cem' ve fark makamlarından birisiyle yetinmeyip hepsini kapsayarak öne geçme çabasına benzers.123. Dolayısıyla, Hz. İsmâîl, Hak'ka tam teslimiyetin ve mânevî mirasın sembolü olarak tasavvufta önemli bir yer tutar.
Kaynaklar: K1, s. 45, 102 · Kelime-i İsmâiliyye — s. 123
Bölümde Peygamber Efendimiz'den (sallallahu aleyhi ve sellem) nasıl bahsediliyor?⌄
Verilen kaynaklarda Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) bahsedilirken, O'nun "tüm isimleri kendinde toplayan zâtın mazharı" olduğu ve "yüce hikmet"in O'nun ruhaniyetini taşıdığı belirtilirs.2. Bu durum, tasavvufî açıdan Emânet Âyeti'nde (Ahzâb 72) geçen "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" kavramıyla ilişkilendirilebilir; zira insan, Hak'ın bütün isimlerini taşıyacak câmî bir mahal olarak tanımlanır ve Peygamber Efendimiz bu câmîliğin en kâmil mazharıdırK1. Ayrıca, Peygamber Efendimiz'in "Habîbullâh" (sevilenlik) makâmına sahip olduğu, bu makâmın Hz. İbrâhîm'in "Hullet" ve Hz. Mûsâ'nın "Kelâm" makâmlarıyla birlikte üç büyük makâmdan biri olduğu ifade edilirK1.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 2 · K1, s. 62, 405
›Ayrıntı
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kaynaklarda "tüm isimleri kendinde toplayan zâtın mazharı" olarak tanımlanırs.2. Bu ifade, O'nun ilâhî isimlerin ve sıfatların en kâmil tecellîgâhı olduğunu gösterir. Tasavvufî terminolojide bu durum, insanın "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" olmasıyla açıklanır; yani insanın Allah'ın tüm isimlerini taşıyacak kapsamlı bir mahal olmasıdırK1. Peygamber Efendimiz, bu câmîliğin zirvesinde yer alır.
O'nun ruhaniyetinin "yüce hikmet"i taşıdığı belirtilirs.2. Bu, O'nun sadece zahirî değil, bâtınî ve manevî âlemde de yüksek bir mertebeye sahip olduğunu vurgular. Ayrıca, Peygamber Efendimiz'in özel bir makâmı olan "Habîbullâh" (sevilenlik) makâmına sahip olduğu ifade edilirK1. Bu makâm, Hz. İbrâhîm'in "Hullet" (dostluk) ve Hz. Mûsâ'nın "Kelâm" (hitâb edilenlik) makâmlarıyla birlikte peygamberlere verilen üç temel makâmdan biridir. Bu üç makâm, her peygamberde farklı veçhelerle yansısa da, bu üç peygamberde özel bir kemâle ulaşmıştırK1. Bu bağlamda, Peygamber Efendimiz'in Allah katındaki özel sevgililiği ve seçkin konumu öne çıkarılır.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 2 · K1, s. 62, 405
Eserde geçen 'özel Rab' kavramı ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta 'özel Rab' kavramı, Cenâb-ı Hakk'ın 'er-Rabb' isminin her bir varlık üzerindeki hususi tecellisini ve o varlığı kendi yatkınlığına göre terbiye edişini ifade eder. Her varlık, kendi fıtratına uygun düşen ilahi isimlerden biri veya birkaçı aracılığıyla terbiye edilir ve bu isimler o varlığın 'özel Rabbi' olur. Bu özel Rab, varlığın alnından tutarak onu doğru yolu üzerinde yürütür ve varlık, ancak kendi özel Rabbi katında rızaya mazhar olurs.17, 53. Bu durum, rubûbiyyetin genel ve mutlak tecellisinin yanı sıra, her bir mevcudun kendine mahsus bir terbiye ediciye sahip olduğunu gösterir.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 17, 53
›Ayrıntı
'Özel Rab' kavramı, tasavvufta Cenâb-ı Hakk'ın rubûbiyyet sıfatının tecellîlerindeki inceliği ve çeşitliliği vurgular. Her bir varlık, kendi özüne ve yatkınlığına göre, Allah'ın isimlerinden birinin veya bir kısmının terbiyesi altındadırs.53. Bu özel isim, o varlığın alnından tutar ve onu kendi doğru yolu üzerinde yürütür; varlığın bu yolda yürümesi zorunludurs.17. Bu sebeple, Rab olan o özel isim, bağlı olduğu kişiden razıdır ve varlıklar kendi özel Rableri katında rızaya mazhar olurlars.18. Bu özel Rab, bağlı olduğu varlığın üzerinde sürekli olarak rubûbiyetiyle (terbiye ediciliğiyle) ayakta duran ve kalıcı olandırs.17.
Bu özel Rablık, varlığın üzerine rubûbiyetini devam ettirir ve onun yatkınlığına göre tecellî edip fiillerini onda ortaya çıkarırs.35. Mutmain nefsin razı olunmuş olması da, kendi özel Rabbi katında razı olunmuş olmasıdırs.62. Örneğin, İsmail (a.s.) dahi, kendi özel Rabbi katında razı olunmuş olmakla bir yönden kayıtlı olarak razı olunmuşturs.62, 7. Bu, her varlığın kendi tekil hakikatinde tecellî eden ve görünen özel Rabbinin olduğunu gösterirs.35. Şeyh (r.a.) kul ile özel Rab arasındaki bağıntıyı açıklarken, bu özel Rabbin varlığın zâhirini terbiye etmesinin, zâhir üzerinde esmânın hükümlerini izhâr etmesiyle gerçekleştiğini belirtirs.84, 9. Bu bağlamda, ârif kul, kendi özel Rabbi olan ismin cennetinin kendi nefsi olduğunu ve kendisinin o Rabbin tecellî yeri olduğunu idrak eders.74.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 7, 9, 17, 18, 35, 53, 62, 74, 84
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Kelime-i İsmâiliyye adlı eser, tasavvufî ma'rifet yolunda ilerleyen sâlikler için yazılmıştır. Bu eser, insanın hem kul hem de Rab olma mertebelerini idrâk etmesini hedefleyerek, vehmî nefsini bilip Hakk'ı tanıyan ve kendi hakikatini keşfeden kişilere hitap eder. Özellikle, her varlığın Allah'ın isimlerinin bir tecellisi olduğunu ve bu isimler aracılığıyla Hakk ile irtibat kurduğunu anlayan, bâtınî hakikatleri arayan kimseler için bir rehber niteliğindedirs.81, s.6. Eser, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) külliyatının bir parçasıdır ve onun diğer eserleri gibi (İrfan Mektebi, Kur'an Sure Tefsirleri) Hakk yolunu ve nefs mertebelerini anlatan temel bir metin olarak öne çıkar (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki).
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 6, 81
›Ayrıntı
Kelime-i İsmâiliyye, tasavvufî bir metin olarak, öncelikle ma'rifetullah yolunda ilerleyen sâliklere yöneliktir. Eser, insanın iki temel ma'rifet yönünü ele alır: Birinci ma'rifet yönünden insan "kul"dur; zira bu ma'rifetle vehmî nefsini bilip, ardından muhakkak olan Rabb'ini anlar, eseri bilip müessiri tanırs.81. Bu, sâlikin kendi acziyetini ve yaratılmışlığını idrâk etmesiyle başlayan bir süreçtir. İkinci ma'rifet yönünden ise insan "Rab"dir; çünkü bu ma'rifet sayesinde nefsinin hakikatini bilir, kendi üzerindeki Kayyûm'u tanır ve Hakk'ı anlars.81. Bu mertebe, insanın rüsûmuyla (izleriyle, zahirî varlığıyla) kul iken, rüsûmsuz (izsiz, bâtınî hakikatiyle) Rab olma hâlini ifade eder. Eser, bu derin idrâki arayan ve kendi varlığının Allah'ın isimlerinin bir tecellisi olduğunu kavramak isteyenler için yazılmıştırs.6. Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyet olması, eserlerinin genel olarak Hakk yolunu ve nefs mertebelerini anlatan temel eserler kategorisinde yer almasını sağlar (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Dolayısıyla Kelime-i İsmâiliyye de, tasavvufî derinleşme arayışında olan, Allah'ın isimlerinin varlıklardaki tecellilerini anlamaya çalışan ve kendi hakikatini keşfetme gayretinde olan kişiler için kaleme alınmıştır. Eser, akıl kavramının eserlerde tecelli etmesine gerek kalmadan zâtında akıl oluşunu ve sonsuz halleri özünde toplamasını açıklayarak, bu tür bâtınî idrâklere açık olanlara hitap eders.5.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 5, 6, 81
Bu eser Fusûsu'l-Hikem'in bir şerhi midir?⌄
Evet, "Kelime-i İsmâiliyye" adlı eser, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin ana metni olan Fusûsu'l-Hikem'in bir şerhidir. Eserin içeriğindeki atıflar ve kullanılan terminoloji, Fusûsu'l-Hikem'in yapısına ve kavramlarına doğrudan göndermeler içermektedir. Özellikle Hûd Fassı'na yapılan atıfs.15 ve eserin genel tasavvufî üslubu, bu ilişkinin temel göstergeleridir. Necdet Ardıç'ın Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarının varlığı da bu tür eserlerin tasavvuf geleneğindeki yerini pekiştirmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba), WIKI).
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 15
›Ayrıntı
Kelime-i İsmâiliyye adlı eserin Fusûsu'l-Hikem'in bir şerhi olduğu, metin içinde yer alan doğrudan atıflar ve kavramsal örtüşmelerle açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, eserde "Hûd Fassı'nda (Fusûsu'l-Hikem'in Hûd Peygamber'e ayrılan bölümü) açıklanır" ifadesi geçmektedirs.15. Bu ifade, Fusûsu'l-Hikem'in 27 Fass'tan oluşan yapısına ve her Fass'ın bir peygambere ait bir hikmeti taşıdığı bilgisine doğrudan gönderme yapar (Fusûsu'l-Hikem, K1-26). Fusûsu'l-Hikem'in Hûd Fassı'nın "Hikmet-i Ahadiyye"yi temsil ettiği bilinmektedir (Fusûsu'l-Hikem, K1-26). Kelime-i İsmâiliyye'nin, varlıkların kendi özel Rablerinin doğru yolu üzerinde nasıl yürüdüklerini Hûd Fassı'nda açıkladığını belirtmesi, bu Fass'ın içeriğine dair bir yorum veya açıklama getirdiğini gösterir. Ayrıca, eserde "birinci ma’rifetin cihetinden sen abdsin; zîrâ o ma’rifet sebebiyle nefs-i vehmîni bilip, ba’dehû Rabb-i muhakkakını anladın; ve eseri bildin, müessiri tanıdın"s.81 gibi ifadeler, tasavvufî bilginin katmanlarını ve kul ile Rab arasındaki ilişkiyi ele almasıyla Fusûsu'l-Hikem'in derinlikli konularıyla paralellik arz etmektedir. Necdet Ardıç gibi günümüz tasavvuf mürşidlerinin Fusûsu'l-Hikem şerhleri yazması (Necdet Ardıç (Terzibaba), WIKI), bu eserin tasavvuf geleneğinde şerh edilmeye devam eden temel bir metin olduğunu teyit etmektedir. Bu durum, Kelime-i İsmâiliyye'nin de bu şerh geleneği içinde yer aldığını göstermektedir.
Kaynaklar: Kelime-i İsmâiliyye — s. 15, 81